İMAN VE İSLAM HAKKINDA|İman ve İslam'ın Fazileti|buharimüslimtirmizi|Ubade İbnus-Samit el-Ensari|Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdular: "Kim Allah'tan başka ilah olmadığına Allah'ın bir ve şeriksiz olduğuna ve Muhammed'in onun kulu ve Resulü (elçisi) olduğuna, keza Hz. İsa'nın da Allah'ın kulu ve elçisi olup, Hz. Meryem'e attığı bir kelimesi ve kendinden bir ruh olduğuna, keza cennet ve cehennemin hak olduğuna şehadet ederse, her ne amel üzere olursa olsun Allah onu cennetine koyacaktır." |Buhari, Enbiya 47; Müslim, İman 46, (28); Tirmizi, İman 17, (2640)|1
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|İman ve İslam'ın Fazileti|tirmizi|Ebu Sa'id İbnu Malik|Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdular: "Kalbinde zerre miktarı iman bulunan kimse ateşten çıkacaktır." Ebu Said der ki: "Kim (bu ihbarın ifade ettiği hakikatten) şüpheye düşerse şu ayeti okusun: "Allah şüphesiz zerre kadar haksızlık yapmaz..." (Nisa, 40). |Tirmizi, Sıfatu Cehennem 10, (2601)|2
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|İman ve İslam'ın Fazileti|ebu davud|Ebu Sa'id ibnu Malik|Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdular: "Kim: 'Rab olarak Allah'ı, din olarak İslam'ı, Resul olarak Hz. Muhammed'i seçtim (ve onlardan memnun kaldım)' derse cennet ona vacib olur". |Ebu Davud, Salat 361, (1529)|3
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|İman ve İslam'ın Fazileti|buharinesai|Ebu Sa'id ibnu Malik|Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdular: "Bir kul İslam'a girer ve bunda samimi olursa, daha önce yaptığı bütün hayırları Allah, lehine yazar, işlemiş olduğu bütün (erleri de affeder. Müslüman olduktan sonra yaptıkları da şu şekilde muamele görür: Yaptığı her hayır için en az on misli olmak üzere yediyüz misline kadar sevap yazılır. İşlediği her bir şer için de, -Allah affetmediği takdirde- bir günah yazılır." |Buhari, (hadisi talik olarak kaydeder), İman 31; Nesai, İman 10, (8, 105)|4
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|İman ve İslam'ın Fazileti|buharimüslim|Ebu Hüreyre|Hz. Peygamber (sav) buyurdular ki: "Sizden biri içiyle dışıyla Müslüman olursa, yaptığı herbir hayır en az on mislinden, yedi yüz misline kadar sevabıyla yazılır. İşlediği her bir günah da sadece misliyle yazılır. Bu hal, Allah'a kavuşuncaya kadar böyle devam eder." |Buhari, İman 31; Müslim, İman 205, (129)|5
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|İman ve İslam'ın Fazileti|ebu davud|Muaz ibnu Cebel el-Ensari|Hz. Peygamber (sav) buyurdular ki: "Kimin (hayatta söylediği) en son sözü La ilahe illallah olursa cennete gider" |Ebu Davud, Cenaiz 20, (3116)|6
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|İman ve İslam'ın Fazileti|buharimüslimtirmizi|Ebu Zerr (Cündeb ibnu Cünade el-Gıfari)|Hz. Peygamber (sav) buyurdular ki: "Bana Cebrail aleyhisselam gelerek "Ümmetinden kim Allah'a herhangi bir şeyi ortak kılmadan (şirk koşmadan) ölürse cennete girer" müjdesini verdi" dedi. Ben (hayretle) "zina ve hırsızlık yapsa da mı?" diye sordum. "Hırsızlık da etse, zina da yapsa" cevabını verdi. Ben tekrar: "Yani hırsızlık ve zina yapsa da ha!" dedim. "Evet", dedi, "hırsızlık da etse, zina da yapsa!" Hz. Peygamber (sav) dördüncü kerresinde ilave etti :"Ebu Zerr patlasa da cennete girecektir." |Buhari, Tevhid 33; Müslim, İman 153, (94); Tirmizi, İman 18, (2646)|7
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|İman ve İslam'ın Fazileti|müslim|Cabir İbnu Abdullah el-Ensari|Hz.Peygamber (sav) buyurdular ki: "İki şey vardır gerekli kılıcıdır!" Bir zat: Ey Allah'ın Rasulü! Gerekli kılan bu iki şeyden maksad nedir? diye sordu: Hz. Peygamber (sav): "Kim Allah'a herhangi bir şeyi ortak kılmış olarak ölürse bu kimse ateşe girecektir. Kim de Allah'a hiçbir şeyi ortak kılmadan ölürse o da cennete girecektir" cevabını verdi" |Müslim, İman 151, (93)|8
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|İman ve İslam'ın Fazileti|buhari|Ebu Hüreyre|Hz. Peygamber (sav) "Ey Allah'ın Resulü, kıyamet günü senin şefaatinle en ziyade saadete erecek olan kimdir?" diye sormuştum. Bana: "Hadis'e karşı sende olan aşkı görünce, bu hususta senden önce bana bir başkasının sualde bulunmayacağını tahmin etmiştim" açıklamasını yaptıktan sonra şu cevabı verdi: "Kıyamet günü benim şefaatimle en ziyade saadete erecek olan kimse, samimi olarak ve içinden gelerek "La ilahe illallah" diyen kimsedir" |Buhari, İlm 34, Rikak 50|9
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|İman ve İslam'ın Fazileti|müslim|Süheyb İbnu Sinan|Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdular: "Mü'min kişinin durumu ne kadar şaşırtıcıdır! Zira her işi onun için bir hayırdır. Bu durum, sadece mü'mine hastır, başkasına değil: Ona memnun olacağı birşey gelse şükreder, bu ise hayırdır; bir zarar gelse sabreder, bu da hayırdır". |Müslim, Zühd 64, (2999)|10
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|İman ve İslam'ın Fazileti|müslim|Ebu Hüreyre|Hz. Peygamber (sav) buyurdular ki: "Muhammed'in nefsini kudret eliyle tutan zata yemin ederim ki, bu ümmetten her kim -Yahudi olsun, Hristiyan olsun - beni işitir, sonra da bana gönderilenlere inanmadan ölecek olursa mutlaka cehennem ehlinden olacaktır" |Müslim, İman 240, (153)|11
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|İman ve İslam'ın Fazileti|buhari|Vehb İbnu Münebbih|Hz. Peygamber (sav)'a "La ilahe illallah cennetin anahtarı değil mi?" dendi de: "Evet, öyledir ama dişsiz anahtar olur mu? Dişleri olan anahtarın varsa kapın açılır, yoksa kapalı kalır, açılmaz" cevabını verdi. |Buhari, Cenaiz 1|12
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|İmanın Hakikati|buharimüslimnesaitirmizi|Abdullah İbnu Ömer İbni'l-Hattab|Bir adam kendisine: Gazveye çıkmıyor musun?" diye sorar. Abdullah şu cevabı verir: "Ben Hz. Peygamber (sav)'i işittim, şöyle buyurmuştu: "İslam beş esas üzerine bina edilmiştir: Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in O'nun kulu ve elçisi olduguna şehadet etmek, namaz kılmak, zekat vermek, Kabe'ye haccetmek, Ramazan orucu tutmak" |Buhari, İman 1; Müslim, İman 22 (...); Nesai, İman 13, (9, 107-108); Tirmizi, İman 3, (2612)|14
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|İmanın Hakikati|müslimnesaiebu davudtirmizi|Yahya İbnu Yağmur|"Basra'da kader üzerine ilk söz eden kimse Mabed el-Cüheni idi. Ben ve Humeyd ibnu Abdirrahman el-Himyeri, hac veya umre vesilesiyle beraberce yola çıktık. Aramızda konuşarak, Ashab'tan biriyle karşılaşmayı temenni ettik. Maksadımız, ondan kader hakkında şu heriflerin ettikleri laflar hususunda soru sormaktı. Cenab-ı Hakk, bizzat Mescid-i Nebevi'nin içinde Abdullah İbnu Ömer (ra)'la karşılaşmayı nasib etti. Birimiz sağ, obürümüz sol tarafından olmak üzere ikimiz de Abdullah (ra)'a sokuldu. Arkadaşımın sözü bana bıraktığını tahmin ederek, konuşmaya başladım: "Ey Ebu Abdirrahman, bizim taraflarda bazı kimseler zuhur etti. Bunlar Kur'an-ı Kerim'i okuyorlar. Ve çok ince meseleler bulup çıkarmaya çalışıyorlar," Onların durumlarını beyan sadedinde şunu da ilave ettim: "Bunlar, "kader yoktur, herşey hadistir ve Allah önceden bunları bilmek iddiasındalar." Abdullah (radıyallahu anh): Onlarla tekrar karşılaşırsan, haber ver ki ben onlardan beriyim, onlar da benden beridirler" Abdullah İbnu Ömer sozünü yeminle de te'kid ederek şöyle tamamladı: "Allah'a kasem olsun, onlardan birinin Uhud dağı kadar altını olsa ve hepsini de hayır yolunda harcasa kadere inanmadıkça, Allah onun hayrını kabul etmez! Sonra Abdullah dedi ki: Babam Ömer İbnul-Hattab (ra) bana şunu anlattı: "Ben Hz. Peygamber (sav) yanında oturuyordum. Derken elbisesi bembeyaz, saçları simsiyah bir adam yanımıza çıkageldi. Üzerinde, yolculuğa delalet eder hiçbir belirti yoktu. Üstelik içimizden kimse onu tanımıyordu da. Gelip Hz. Peygamber (sav)'in önüne oturup dizlerini dizlerine dayadı. Ellerini bacaklarının üstüne hürmetle koyduktan sonra sormaya başladı: Ey Muhammed! Bana İslam hakkında bilgi ver! Hz. Peygamber (sav) açıkladı: "İslam, Allah'tan başka ilah olmadığına, Muhammed'in O'nun kulu ve elçisi olduğuna şehadet etmen, namaz kılman, zekat vermen, Ramazan orucu tutman, gücün yettiği takdirde Beytullah'a haccetmendir." Yabancı:"Doğru söyledin" diye tasdik etti. Biz hem sorup hem de söyleneni tasdik etmesine hayret ettik. Sonra tekrar sordu: "Bana iman hakkında bilgi ver?" Hz. Peygamber (sav) açıkladı. "Allah'a, meleklerine, kitablarına, peygamberlerine, ahiret gününe inanmandır. Kadere yani hayır ve şerrin Allah'tan olduğuna da inanmandır." Yabancı yine: "Doğru söyledin!" diye tasdik etti? Sonra tekrar sordu: "Bana ihsan hakkında bilgi ver?" Hz. Peygamber (sav) açıkladı: "İhsan Allah'ı sanki gözlerinle görüyormuşsun gibi Allah'a ibadet etmendir. Sen O'nu görmesen de O seni görüyor." Adam tekrar sordu: "Bana kıyamet(in ne zaman kopacağı) hakkında bilgi ver?" Hz. Peygamber (sav) bu sefer: "Kıyamet hakkında kendisinden sorulan, sorandan daha fazla birşey bilmiyor!" karşılığını verdi. Yabancı: "Öyleyse kıyametin alametinden haber ver!" dedi. Hz. Peygamber (sav) şu açıklamayı yaptı: "Köle kadınların efendilerini doğurmaları, yalın ayak, üstü çıplak, fakir (Müslim'in rivayetinde fakir kelimesi yoktur) davar çobanlarının yüksek binalar yapmada yarıştıklarını görmendir." Bu söz üzerine yabancı çıktı gitti. Ben epeyce bir müddet kaldım. (Bu ifade Müslim'deki rivayete uygundur. Diğer kitaplarda "Ben üç gece sonra Hz. Peygamber (sav)'la karşılaştım" şeklindedir) Hz. Peygamber (sav) Ey Ömer, sual soran bu zatın kim olduğunu biliyor musun? dedi. Ben: "Allah ve Resulü daha iyi bilir" deyince şu açıklamayı yaptı: "Bu, Cebrail aleyhisselamdı. Size dininizi öğretmeye geldi." |Müslim, İman 1, (8); Nesai, İman 6, (8, 101); Ebu Davud, Sünnet 17 (4695); Tirmizi, İman 4, (2613)|15
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|İmanın Hakikati|buharimüslimtirmizinesaiebu davud|Enes İbnu Malik|Biz mescidde Hz. Peygamber (sav)'le birlikte otururken, devesine binmiş olarak bir adam girdi ve mescidin avlusuna devesini ıhıp bağladıktan sonra: "Muhammed hanginizdir?" diye sordu. Biz; "Dayanmakta olan şu beyaz kimse" diye gösterdik. (Nesdi'deki Ebu Hüreyre (ra) rivayetinde: "Şu dayanmakta olan hafif kırmızıya çalan renkteki kimse" diye tasvir mevcuttur) Adam: "Ey Abdulmuttalib'in oğlu!" diye seslendi. Resulullah (sav): "Buyur seni dinliyorum" dedi. Adam: "Sana birşeyler soracağım. Sorularımda aşırı gidebilirim, sakın bana darılmayasın" dedi. Hz. Peygamber (sav): "Haydi istediğini sor!" Adam: "Rabbin ve senden öncekilerin Rabbi adına soruyorum: Seni bütün insanlara peygamber olarak Allah mı gönderdi?" Hz. Peygamber (sav): "Kasem olsun evet!" Adam: "Allahu Teala adına soruyorum: Gece ve gündüz beş vakit namaz kılmanı sana Allah mı emretti?" Hz. Peygamber (sav): "Allah'a kasem olsun evet!" Adam: "Allah adına soruyorum, senenin şu ayında oruç tutmanı sana Allah mı emretti? Hz. Peygamber (sav): "Allah'a kasem olsun evet!" Adam: "Allahu Teala adına soruyorum: Bu sadakayı zenginlerimizden alıp fakirlerimize dağıtmanı Allah mı sana emretti?" Hz. Peygamber (sav): "Allah'a kasem olsun evet!" Bu soru-cevaptan sonra adam şunu söyledi: "Getirdiklerine inandım. Ben geride kalan kabilemin elçisiyim. Adım: Dımam İbnu Sa'lebe'dir, Benu Sa'd İbni Bekr'in kardeşiyim." (Bunu Beş Kitap rivayet etmiştir. Metin Buhari'den alınmıştır). Müslim'in rivayetinde şöyle denir: "Bir adam geldi ve şöyle dedi: "Bize senin gönderdiğin elçi geldi ve iddia etti ki sen Allah tarafından gönderildiğine inanmaktasın." Hz. Peygamber (sav): "Doğru söylemiş" dedi. Adam tekrar: "Öyleyse semayı kim yarattı?" Hz. Peygamber (sav): "Allah" dedi. Adam: "Peki bu dağları kim dikti ve içindekileri kim koydu?" dedi. Hz. Peygamber (sav): "Allah!" dedi. Adam: "Peki semayı yaratan, arzı yaratan ve dağları diken zat adına söyler misin, seni peygamber olarak gönderen Allah mıdır? Hz. Peygamber (sav): "Evet!" dedi. Adam: "Elçin iddia ediyor ki biz gece ve gündüz beş vakit namaz kılmalıyız, bu doğru mudur?" Hz. Peygamber (sav): "Doğru söylemiştir!" Adam: "Seni gönderen adına doğru söyle. Bunu sana Allah mı emretti?" Hz. Peygamber (sav): "Evet!" dedi. Adam sonra zekatı, arkasından orucu, daha sonra da haccı zikretti ve bu şekilde sordu. Ravi der ki: Hz. Peygamber (sav) de her sualde "Doğru söylemiş" diye cevap veriyordu. Adam (son olarak) sordu: "Seni gönderen adına doğru söyle. Bunu sana Allah mı emretti?" Hz. Peygamber (sav): "Evet" dedi. Adam sonra geri döndü ve ayrılırken şunu söyledi: "Seni hakla gönderen Zat'a kasem olsun, bunlar üzerine hiç bir şey ilave etmem, bunları eksiltmem de." Hz. Peygamber (sav): "Bu kimse sözünde durursa cennetliktir!" buyurdu. |Buhari, İlm 6; Müslim, İman 10, (12); Tirmizi, Zekat 2, (619); Nesai, Siyam 1, (4, 120); Ebu Davud, Salat 23, (486)|16
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|İmanın Hakikati|buharimüslimnesaiebu davudmuvatta|Talha İbnu Ubeydillah|Hz. Peygamber (sav)'a Necid ahalisinden bir adam geldi. Saçları karışıktı. Kulağımıza sesinin mırıltısı geliyordu, ancak ne dediğini anlayamıyorduk. Hz. Peygamber (sav)'e iyice yaklaşınca gördük ki, İslam'dan soruyormuş. Hz. Peygamber (sav): "Gece ve gündüzde beş vakit namaz" demişti ki adam tekrar sordu: "Bu beş dışında bir borcum var mı?" Hz. Peygamber (sav): "Hayır ancak istersen nafile kılarsın" dedi. Hz. Peygamber (sav): "Ramazan orucu da var" deyince adam: Bunun dışında oruç var mı? diye sordu. Hz. Peygamber (sav): "Hayır! Ancak dilersen nafile tutarsın" dedi. Hz. Peygamber (sav) ona zekatı hatırlattı. Adam: "Zekat dışında borcum var mı?" dedi. Hz. Peygamber (sav): "Hayır, ama nafile verirsen o başka!" dedi. Adam geri döndü ve gider ayak: "Bunlara ilave yapmayacağım gibi noksan da tutmayacağım" dedi. Hz. Peygamber (sav) da: "Sözünde durursa kurtuluşa ermiştir" buyurdu. Veya "Sözünde durursa cennetliktir" buyurdu. Ebu Davud'da. "Kasem olsun kurtuluşa erer, yeter ki sözünde dursun" şeklinde te'kidli olarak gelmiştir. |Buhari, İman 34; Müslim, İman 8, (11); Nesai, Sıyam, 1, (4, 120); Ebu Davud, Salat 1, (391); Muvatta, Kasru's-Salat fi's Sefer 94, (1, 175)|17
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|İmanın Hakikati|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Abdullah İbnu Abbas|Bir kadın, kendisine küpte yapılan şıra (nebiz) hakkında sordu. Kadına şu cevabı verdi: "Abdulkays kabilesinin heyeti Hz. Peygamber (sav)'e geldiği vakit: "Bu gelenler kimdir?" diye sordu. "Rebialılar" diye kendilerini tanıttılar. Hz. Peygamber (sav): "Merhaba, hoş geldiniz, inşaallah bu ziyaretten memnun kalır, pişman olmazsınız" buyurdu. Misafirler: "Biz uzak bir yerden geliyoruz. Sizinle bizim aramızda şu kafir Mudarlılar var. Bu sebeple, size ancak haram ayında uğrayabiliyoruz. Öyle ise, bize kesin, açık bir amel emret, onu geride bıraktıklarımıza da öğretelim. Ve bizi cennete götürsün" dediler. Hz. Peygamber (sav) de onlara dört emir ve dört yasakta bulundu: Önce tek olan Allah Teala'ya imanı emretti ve sordu: "İman nedir biliyor musunuz?" "Allah ve Resulü daha iyi bilir!" dediler. Açıkladı: Allah'tan başka ilah olmadığına, Muhammed'in Allah'ın kulu ve elçisi olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekat vermek. Ramazan orucu tutmak, harpte elde edilen ganimetten beşte birini ödemenizdir." Resulullah (sav) onlara şu kapları (şıra yapmada) kullanmalarını yasakladı: Hantem (topraktan mamul küp), dübba (su kabağından yapılmış testiler), nakir hurma kökünden ayrılan çanak, müzeffet - veya mukayyer - (içi ziftle - katranla - cilalanmış kap). |Buhari, İman 40, İlm 25, Mevakitu's-Salat 2, Zekat 1, Farzu'l-Hums 2, Mevakıb 4, Meğazi 69, Edeb 98, Haberi'l-Vahid 5, Tevhid 56; Müslim, İman 23, 24, 25 (17); Ebu Davud, Eşribe 7, (3692); Tirmizi, İman 5, (2614); Nesai, İman, 25, (8, 120)|18
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|İmanın Hakikati|tirmizi|Ali|Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdu: "Kişi dört şeye inanmadıkça mü'min olmuş sayılmaz: Allah'tan başka ilah olmadığına ve benim Allah'ın kulu ve elçisi Muhammed olduğuma, beni (bütün insanlara) hakla göndermiş bulunduğuna şehadet etmek, ölüme inanmak, tekrar dirilmeye inanmak, kadere inanmak" |Tirmizi, Kader 10, (2146)|19
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|İmanın Hakikati|ebu davudnesai|eş-Şerrid İbnu's-Süueyd es-Sakafi|"Ey Allah'ın Resulü", dedim, "annem bana, kendisi adına mü'mine bir cariye azad etmenü vasiyet etti. Benim yanımda, Sudanlı (nübi) siyah bir cariye var, onu azad edeyim mi?" Hz. Peygamber (sav): "Çağır, onu (göreyim)" dedi. Çağırdım ve geldi. Cariyeye sordu: "Rabbin kim?" Cariye: "Allah!" dedi, tekrar sordu: "Ben kimim?" Cariye: "Allah'ın elçisisin!" cevabını verince Hz. Peygamber (sav): "Bunu azad et, zira mü'minedir" buyurdu. |Ebu Davud, Eyman 19 (3283); Nesai, Vesaya 8, (6, 251)|20
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|İmanın Hakikati|müslimmuvattanesaiebu davud|Muaviye İbnul-Hakem es-Sülemi|Hz. Peygamber (sav)'e gelip: "Bir cariyem var, çoban olarak çalıştırıyor, koyunlarımı otlatıyordum. Yakınlarda bir koyunumu yitirdi. Ne oldu? diye sorunca, kurt kaptı dedi. Koyunun kaybolmasına üzüldüm. İnsanlığım icabı cariyenin suratına bir tokat vurdum. Bu davranışımın kefareti olarak bir köle azad etmeyi adadım. Onu azad edebilir miyim?" diye sordum. Hz. Peygamber (sav) cariyeye: "Allah nerede?" diye sordu O: "Göktedir" deyince, "Pekala ben kimim? dedi. Cariye: "Sen Allah'ın Resulüsün" cevabını verince, Hz. Peygamber (sav) bana yönelerek: "Bunu azad et, zira mü'minedir" buyurdu. |Müslim, Mesacid 33, (537); Muvatta, Itk 8, (2, 776); Nesai, Sehv 20 (3, 18); Ebu Davud, Eyman, 19 (3282)|21
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|İmanın Hakikati|müslimtirmizi|Abbas İbnu Abdilmuttalib|Hz. Peygamber (sav)'in şöyle söylediğim işittim: "İmanın tadını, Rabb olarak Allah'ı, din olarak İslam'ı, peygamber olarak Muhammed'i seçip razı olanlar duyar" |Müslim, İman 56, (34); Tirmizi, İman 10, (2625)|22
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|İmanın Hakikati|ebu davud|Abdullah İbnu Muaviye el'Gaziri|Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdu: "Üç şey vardır. Kim onları yaparsa imanın tadını alır: Sadece Allah'a kulluk eden, Allah'tan başka ilah olmadığını bilen, her yıl gönül hoşluğuyla zekatını veren! Zekatını da yaşlı, uyuzlu, hasta, değersiz, küçük hayvanlardan vermez, aksine mallarının orta hallilerinden verir. Zira Cenab-ı Hakk ne en iyisinden vermenizi emretmiştir, ne de en adisinden olana razı olmuştur." |Ebu Davud, Zekat 4, (1582)|23
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|İmanın Hakikati|nesai|Behz İbnu Hakim İbni Muaviye İbni Hayde el-Kuşeyri|Babası tarikiyle dedesinden şunu rivayet ediyor: "Dedim ki: Ey Allah'ın Resulü, ben sana gelirken, seni ve dinini benimsemiyeceğim diye şunların (ellerinin parmaklarım göstererek) adedinden fazla yemin ettim. Meğerse, Allah ve Resulünün öğrettiği dışında hiçbir şey anlamayan bir kimseymişim. Şimdi Allah rızası için senden soruyorum. Allah seninle bizlere ne gönderdi?" Hz. Peygamber (sav): "İslam'ı" dedi. "Pekala, dedim, İslam'ın alametleri nedir?" Şu cevabı verdi: "Kendimi Allah'a teslim ettim, başka şeyleri terkettim" demen, namaz kılman, zekat vermendir. Her Müslüman bir başka Müslümana haramdır. İki Müslüman birbiriyle kardeştir ve birbirlerine yardımcıdırlar. Bir kimse Müslüman olduktan sonra müşrikleri terkedip, Müslümanlara karışmadıkça hiçbir ameli (Allah katında) makbul değildir." |Nesai, Zekat 72, (5, 82)|24
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|İmanın Hakikati|müslim|Süfyan İbnu Abdillah es-Sakafi|"Ey Allah'ın Resulü, bana İslam hakkında öyle bir bilgi ver ki, bana yetsin ve sizden başka kimseye İslam'dan sormaya hacet bırakmasın" dedim. Şu cevabı verdi: "Allah'a inandım de, sonra da doğru ol" buyurdu. |Müslim, İman 62, (38)|25
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|İmanın Hakikati|nesaibuhari|Enes|Hz. Peygamber (sav) buyurdu ki: "Kim bizim namazımızı kılar, bizim kıblemize yönelir, bizim kestiğimizi yerse işte o, Müslümandır". (Hadisi Nesai tahric etmiştir. Ancak, Buhari, Ebu Davud ve Tirmizi tarafından da rivayet edilmiş olan uzunca bir hadisin bir parçasıdır. Bak: Tirmizi, İman 2, (2611); Ebu Davud, Cihad 104, (2641)) |Nesai, İman 9, (8, 105); Buhari, Salat 28|26
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Mecaz Hakkında|buharimüslimebu davudtirmizinesaiibnu mace|Ebu Hüreyre|Hz. Peygamber (sav) buyurdu ki: "İman, yetmiş küsur - bir rivayette de altmış küsur - şubedir. Haya imandan bir şubedir." Bir rivayette şu ziyade vardır: "Bu şubelerden en üstünü "La ilfihe illallah" sözüdür, en aşağı mertebede olanı da yolda bulunan rahatsız edici bir şeyi kenara çıkarmaktır." |Buhari, İman 3; Müslim, İman 57-38, (35-36); Ebu Davud, Sünnet 15, (4676); Tirmizi, İman 6, (2617); Nesai, İman 16, (8,110); İbnu Mace, Mukaddime 9, (57)|27
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Mecaz Hakkında|buharimüslimtirmizinesaiibnu mace|Enes|Resulullah (sav)'ın şöyle buyurduğunu anlatıyor: "Üç haslet vardır. Bunlar kimde varsa imanın tadım duyar: Allah ve Resulünü bu ikisi dışında kalan herşeyden ve herkesten daha çok sevmek, bir kulu sırf Allah rızası için sevmek, Allah, imansızlıktan kurtarıp İslam'ı nasib ettikten sonra tekrar küfre, inançsızlığa düşmekten, ateşe atılmaktan korktuğu gibi korkmak." (Nesai'nin kaydettiği bir diğer rivayette "bu ikisi dışında kalan" tabirinden sonra şu ziyade vardır: "Allah için sevmek, Allah için buğzetmek.") |Buhari, İman 9, 14, İkrah 1; Müslim, İman 67, (43); Tirmizi, İman 10, (2626); Nesai, İman 3, (8, 96); İbnu Mace, Fiten 23, (4033)|28
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Mecaz Hakkında|buharimüslimnesai|Enes|Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: "Sizden biri, beni, babasından, evladından ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe iman etmiş sayılmaz." (Nesai'nin bir rivayetinde "... malından ve ailesinden daha sevgili..." denmektedir.) |Buhari, İman 8; Müslim, İman70, (44); Nesai, İman 19, (8,114, 115)|29
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Mecaz Hakkında|buharimüslimnesaitirmiziibnu mace|Enes|Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: "Sizden biri, kendi için sevdiğini kardeşi için de sevmedikçe gerçek imana eremez." (Nesai'nin rivayetinde "...hayır şeylerden" ziyadesi mevcuttur.) |Buhari, İman 6; Müslim, İman 71, (45); Nesai, İman 19, (3, 115); Tirmizi, Sıfatu'l-Kıyamet 60, (3517); İbnu Mace, Mukaddime 9, (66)|30
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Mecaz Hakkında|ebu davud|Ebu Ümame|Hz. Peygamber (sav)'in şöyle dediğim rivayet ediyor: "Kim Allah için sever, Allah için buğzeder, Allah için verir, Allah için vermezse imanım kemale erdirmiştir" |Ebu Davud, Sünnet 16, (4681)|31
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Mecaz Hakkında|tirmizinesai|Ebu Hüreyre|Hz. Peygamber (sav)'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Müslüman, diğer Müslümanların elinden ve dilinden zarar görmediği kimsedir. Mü'min de, halkın, can ve mallarını kendisine karşı emniyette bildikleri kimsedir." |Tirmizi, İman 12, (2629); Nesai, İman 8, (8,104, 105)|32
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Mecaz Hakkında|buharimüslimebu davudnesai|Abdullah İbnu Amr İbni'l-As|Resulullah (sav)'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Müslüman, diğer Müslümanların elinden ve dilinden zarar görmedikleri kimsedir. Muhacir de Allah'ın yasakladığı şeyi terkedendir." |Buhari, İman 4; Müslim, İman 64, (40); Ebu Davud, Cihad 2, (2481); Nesai, İman 9, (8,105)|33
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Mecaz Hakkında|tirmizi|Ebu Saidi'l-Hudri|Hz. Peygamber (sav)'in şöyle dediğini rivayet etti: "Bir kimsenin mescide alakasını görürseniz, onun mü'min olduğuna şehadet edin, zira Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor: "Allah'ın mescidlerini ancak Allah'a ve ahiret gününe inananlar imar ederler" (Tevbe 18) |Tirmizi, Tefsir, Süre 2, (3092)|34
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Mecaz Hakkında|ebu davud|Enes|Resulullah (sav) dedi ki: "Üç şey vardır ki imanın aslındandır: 1. Lailahe illallah diyene saldırmamak: İşlediği herhangi bir günahı sebebiyle bu kimseyi tekfir etme, herhangi bir ameli sebebiyle de İslam'dan dışarı atma. 2. Cihad, bu Allah'ın beni peygamber olarak gönderdiği günden, bu ümmetin Deccal'e karşı savaşacak en son ferdine kadar cereyan edecektir, onu, ne imamın zalim olması, ne de adil olması ortadan kaldıramayacaktır. 3. "Kadere iman". |Ebu Davud, Cihad 35, (2532)|35
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Mecaz Hakkında|müslimebu davud|Ebu Hüreyre|Hz. Peygamber (sav)'ın ashabından bir kısmı ona sordular: "Bazılarımızın aklından bir kısım vesveseler geçiyor, normalde bunu söylemenin günah olacağına kaniyiz." Hz. Peygamber (sav): "Gerçekten böyle bir korku duyuyor musunuz?" diye sordu. Oradakiler Evet! deyince: "İşte bu (korku) imandan gelir (vesvese zarar vermez) dedi." Diğer bir rivayette: "(Şeytanın) hilesini vesveseye dönüştüren Allah'a hamdolsun" demiştir. (Müslim'in İbnu Mes'ud (ra)'dan kaydettiği bir rivayet şöyledir: "Dediler ki: "Ey Allah'ın Resulü, bazılarımız içinden öyle sesler işitiyor ki, onu (bilerek) söylemektense kömür kesilinceye kadar yanmayı veya gökten yere atılmayı tercih eder. (Bu vesveseler bize zarar verir mi?)". Hz. Peygamber (sav): "Hayır bu (korkunuz) gerçek imanın ifadesidir" cevabını verdi.") |Müslim, İman 209 (132); Ebu Davud, Edeb 118 (5110)|36
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Kelime-i Şehadet Ve Onun Dil İle İkrarının Hükmü|buharimüslim|İbn-i Ömer|Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: "Ben, insanlar Allah'tan başka ilahın olmadığına, Muhammed'in de Allah'ın elçisi olduğuna şehadet edinceye, namaz kılıncaya, zekat verinceye kadar onlarla savaş etmekle emrolundum. Bunları yaptılar mı, kanlarını, mallarını bana karşı korumuş (emniyet altına almış) olurlar. İslam'ın hakkı hariç. Artık (samimi olup olmadıklarına dair) durumları Allah'a kalmıştır" (Müslim'deki rivayette "İslam'ın hakkı hariç" ibaresi mevcut değildir.) |Buhari, İman 17; Müslim, İman 36, (22)|37
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Kelime-i Şehadet Ve Onun Dil İle İkrarının Hükmü|muvatta|Ubeydullah İbnu Adiy İbnu'l-Hıyar|Hz. Peygamber (sav) ashabıyla otururken bir adam gelerek gizlice bir şeyler fısıldadı. Ne gibi bir sır tevdi etmişti bilmiyorduk. Nihayet Hz. Peygamber (sav) onu açıkladı. Meğerse o zat, münafıklardan birini öldürmek için izin istiyormuş. Adama: "Peki o Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın elçisi bulunduğuna şehadet etmiyor mu?" diye sordu. Adam: "Hayır o şehddeti ikrar etmiyor" dedi. Hz. Peygamber (sav): "Namaz kılıyor mu2" diye sordu. Adam: "Hayır namaz da kılmıyor" deyince, Hz. Peygamber (sav): "Allah'ın öldürmekten beni men ettiği kimseler işte böyleler!" buyurdu. |Muvatta,Kasru's-Salat 84, (1, 171)|38
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Kelime-i Şehadet Ve Onun Dil İle İkrarının Hükmü|müslim|Tarik el-Eşca'i|Resulullah (sav)'ın şöyle söylediğini haber verdi: "Kim Lailahe illallah der ve Allah'tan başka mabudları reddederse, Allah onun malını ve kanını haram kılar. (Samimi olup olmadığı) meselesi Allah'a aittir." (Yine Müslim'in bir başka rivayeti "Kim Allah'ı birlerse" diye başlar ve yukarıdaki şekilde devam eder (38. hadis).) |Müslim, İman, 37, (23)|39
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Biat Ahkamı|buharimüslimnesaitirmizi|Ubadetu'bnu's-Samit|Biz, bir seferinde Hz. Peygamber (sav) ile aynı cemaatte beraber oturuyorduk ki: "Allah'a hiçbir şey ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina fazihasını işlememek, Allah'ın haram ettiği cana meşru bir sebep olmaksızın kıymamak şartları üzerine bana biat edin" buyurdu. Bir diğer rivayette "...Çocuklarınızı öldürmemek, halde ve istikbalde iftirada bulunmamak, meşru dairedeki emirlerde - ne bana ne de vazifelilere - isyan etmemek üzere biat edin. Kim vereceği bu sözlere sadık kalır, ahdine vefa gösterirse karşılığını Allah'tan alacaktır. Kim de bu yasaklardan birini işleyecek olursa artık işi Allah'a kalmıştır, dilerse affeder, dilerse azab verir, ceza - landırır" buyurdu. Biz de bu şartlarla biat ettik." Nesai, bir başka rivayette "karşılığını Allah'tan alacaktır" ifadesinden sonra şu ziyadeyi kaydeder: "Kim bunlardan birini işler, sonra da dünyada cezalandırılırsa, çektiği bu ceza onun için kefaret ve o günahtan temizlenme olur." Buhari, Müslim, Muvatta ve Nesai'de gelen bir diğer rivayette şu ifade mevcuttur: "Hz. Peygamber (sav)'e zor durumlarda olsun, kolay durumlarda olsun, hoş şartlarda olsun nahoş şartlarda olsun, aleyhimize kayırmaların yapılıp, hakkımızın çiğnendiği hallerde olsun itaat etmek, idareyi elinde tutanlara karşı iktidar kavgası yapmamak, nerede olursak olalım hakkı söylemek, Allah'ın emrini yerine getirmede kınayanların kınamalarından korkmamak üzere biat ettim." Bir başka rivayette şu ifadeye rastlanmaktadır: "...İktidar sahibine karşı onda, Allah'ın kitabında gelmiş bulunan bir delil sebebiyle te'vil götürmeyen açık bir küfür görülmedikçe iktidar kavgası yapmamak..." |Buhari, İman 11; Müslim, Hudud 41, (1709); Nesai, Bey'a 17, (7, 148); Tirmizi, Hudud 12, (1439)|40
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Biat Ahkamı|müslimebu davudnesaiibnu mace|Avf İbnu Malik el-Eşca'i|Biz Hz. Peygamber (sav)'in huzurunda 7 veya 8 veyahut da 9 kişiydik. "Allah Resulü'ne biat etmiyor musunuz?" dedi. Ellerimizi uzatarak: "Hangi şartlara uymak üzere biat edeceğiz ey Allah'ın Resulü?" dedik. Şu cevabı verdi: "Allah'a ibadet etmek ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmamak, beş vakit namazı kılmak (verilen emirlere) kulak verip itaat etmek - ve bu sırada gizli bir kelime fısıldayarak devamla - "Halktan hiçbir şey istemeyin" buyurdu. Avf İbnu Malik ilaveten der ki, Hz. Peygamber (sav)'i benimle dinleyen o cemaatten öylelerini biliyorum ki, bineğinin üzerinde iken kazara kamçısı düşse kimseye "Şunu bana verir misin?" diye talebde bulunmaz (iner kendisi alır)dı" |Müslim, Zekat 108, (1043); Ebu Davud, Zekat 27, (1642); Nesai, Salat, 5, (1, 229); İbnu Mace, Cihad 41, (2867)|41
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Biat Ahkamı|buharimüslimnesaitirmizimuvattaibnu mace|İbnu Ömer|Biz Hz. Peygamber (sav)'e kulak vermek ve itaat etmek şartıyla biat ederken "Gücünüzün yettiği şeylerde" diyordu. |Buhari, Ahkam 42; Müslim, İmaret 90, (1867); Nesai, Bey'at 18, (7, 148); Tirmizi, Siyer 37, (1597); Muvatta, Bey'at 1, (2, 982); İbnu Mace, Cihad 43, (2874)|42
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Biat Ahkamı|muvattatirmizi|Ümeyme bintu Rukayka|Ensar'dan bir grup kadınla Hz. Peygamber (sav)'e gelip kendisine: "Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, çalmamak, zina etmemek, çocuklarımızı öldürmemek, halde ve istikbalde iftira atmamak, sana meşru emirlerinde isyan etmemek şartları üzerine biat ediyoruz" dedik. Hemen ilave etti: "Gücünüzün yettiği ve takatınızın kafi geldiği şeylerde." Biz: "Allah ve Resulü bize karşı bizden daha merhametlidir, haydi biat edelim" dedik. Süfyan merhum der ki: Kadınlar, biati (erkekler gibi) musafaha ederek yapmayı kastedmişlerdi. Hz. Peygamber (sav): "Ben kadınlarla musafaha etmem, benim yüz kadına toptan söylediğim söz her kadın için ayrı ayrı söylenmiş yerine geçer" buyurdu. |Muvatta, Bey'a 2, (2, 982); Tirmizi, Siyer 37, (1597)|43
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|İman Ve İslama Dair Muhtelif Ahkamlar|tirmizimüslim|Amr İbnu Ebi'l-Ahvas|Hz. Peygamber (sav)'le birlikte Veda haccı'nda bulundum. Orada Hz. Peygamber (sav) irad ettiği hutbede önce Allah Teala'ya hamd-ü sena, hatırlatma ve tavsiyelerden sonra şöyle devam etti: "Hangi gün (bu günden) daha (mukaddes ve) haramdır? Bu soruyu üç kere tekrarladı. Cemaat: "el-Haccu'l-Ekber günü" diye cevap verdi. Resulullah (sav) devam etti: "öyle ise bilin ki, kanlarınız, mallarınız, ırzlarınız, birbirinize, bu ayınızda, bu beldenizde şu gününüz nasıl haramsa öylece haramdır, mukaddestir. Bilin ki herkesin cinayetinden kendisi sorumludur. Hiçbir babanın cinayetinden oğlu sorumlu tutulmaz. Haberiniz olsun ki, Müslüman, Müslümanın kardeşidir. Bu sebeple, bir Müslümana, bizzat kendisi helal kılmadıkça kardeşinin hiçbir şeyi helal değildir. Bilin ki cahiliye devrinden kalan bütün faizler mülgadır, terkedilecek ve alınmayacak. Faize verilen paranın sadece sermaye kısmını yani aslını alacaksınız, - böylece ne zulüm ve haksızlık etmiş ne de zulme ve haksızlığa uğramış olacaksınız - Abbas İbnu Abdi'l-Muttalib'in faizi hariç. Zira onun tamamı mülgadır, terkedilmiştir. Haberiniz olsun ki, cahiliye devrinden kalan bütün kanlar da terkedilmiştir (intikam peşine düşülmeyecek). İlga ettiğim ilk cahiliye kanı da el-Haris İbnu Abdi'l-Muttalib'in kanıdır. Haris, Benu Leys'ten tuttuğu bir süt anneye bebeğini emzirtiyordu. Çocuğu Hüzeyl adında birisi (bir kavga sırasında attığı bir taşla kazaen) öldürmüştü. Sakın ha, kadınlara da iyi muamele yapın. Çünkü onlar yanınızda esir durumundadır. Onlara iyi muamelenin dışında (terketmek dövmek gibi) bir başka şey yapmak hakkına sahip değilsiniz. Ancak açık bir çirkinlikte bulunulursa o hariç. Çirkin iş yapmaları halinde, önce yataklarını ayırın, (yine de devam edecek olurlarsa) yaralamıyacak şekilde dövün. Bundan sonra itaat ederlerse, (onların yaptığına ayırma-dövme gibi muamelelere) zulmen devam etmek için bir yol (bir bahane) aramayın. Bilin ki, sizin kadınlarınız üzerinde bazı haklarınız var. Kadınlarınızın da sizler üzerinde bazı hakları vardır. Kadınlarınız üzerindeki haklarınız istemediğiniz kimselere yatağınızı çiğnetmemeleri, evlerinize  hoşlanmadıklarınızın girmesine izin vermemeleridir. (Onların sizdeki hakları ise) yiyecek ve giyeceklerinde iyi davranmanızdır. Haberiniz olsun, şeytan şu beldenizde kendisine ebediyen tapılmayacağını idrak etmiştir. Fakat, sizin önemsemediğiniz şeylerde ona itaat devam edecek, bunlar da onu memnun kılacak (menfi neticeler hasıl edecek)tir. |Tirmizi, Fiten 2, (2610), Tefsir 2, (3087); Müslim, Hacc, 194, (1218)|45
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|İman Ve İslama Dair Muhtelif Ahkamlar|buharimüslimebu davud|İbnu Ömer|Hz. Peygamber(sav) Veda Haccı'nda şunu söylediler: "(Ey ahali) hangi ayın hürmetçe daha ileri olduğunu biliyor musunuz?" Halk: "Şu içinde bulunduğumuz ay değil mi?" dedi. Resulullah (sav): "Peki, hangi bölgenin hürmetçe daha önde olduğunu biliyor musunuz?" diye sordu. Halk: "Şu yerler değil mi?" cevabını verdi. Resulullah (sav) tekrar: "Pekala hangi günün hürmetçe daha üstün olduğunu biliyor musunuz? dedi. Halk: "Şu içinde bulunduğumuz gün değil mi?" diye cevap verdi. Bunun üzerine Resulullah (sav) sözlerine şöyle devam etti: "Öyleyse bilin ki Allah Teala, sizlere, meşru sebep dışında kanlarınızı, mallarınızı, ırzlarınızı haram kılmıştır, tıpkı şu beldede, şu ayda şu günümüzü haram kıldığı gibi." Hz. Peygamber (sav) bundan sonra üç sefer tekrar ederek sordu: "Duydunuz mu, tebliğ ettim mi?" Halk her defasında "Evet" cevabını verdi. Resulullah (sav) sözlerini şöyle tamamladı: "Sakın ha! Benden sonra tekrar küfre dönüp birbirinizin boyunlarını vurmaya kalkmayın!" |Buhari, Hudud 9, Riyat 2, Hacc 132, Meğazi 77 ,Fiten 8, Edeb 43; Müslim, İman 120 (66); Ebu Davud, Sünne 16, (4686)|46
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|İman Ve İslama Dair Muhtelif Ahkamlar|buharimüslimebu davud|Ebu Bekre Nufey'u'bnu'l-Haris es-Sakafi|Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdu: "Zaman, döne döne Allah'ın arz ve semavatı yarattığı gündeki düzenini tekrar buldu. Sene on iki aydır. Bunlardan dördü haram aydır. Haram aylar da üç tanesi peş peşe gelir: "Zül-kade, Zü'l-hicce ve Muharrem. Bir de Cumadi ve Şaban ayları arasında yer alan Mudarlılar'ın Receb'i." Resulullah (sav) sordu: "Bu ay hangi aydır?" Biz: "Allah ve Resulü daha iyi bilir" dedik. Bir müddet sustu. Biz ayın ismini değiştirecek zannettik. Ancak şunu söylediler: "Bu Zi'l-hicce değil mi?" "Evet!" karşılığını verdik. Devam etti: "Peki burası neresidir?" Biz: "Allah ve Resulü daha iyi bilir" cevabını verdik. Yine sustu ve bu bölgenin ismini değiştirecek vehmine kapıldık. "Burası haram bölge değil mi?" dedi. "Evet" dedik. "İçinde bulunduğunuz gün nedir?" diye tekrar sordu, biz yine: "Allah ve Resulü daha iyi bilir" dedik. Tekrar sustu ve biz yine günün ismini değiştirecek zannına düşmüştük ki: "Kurban günü değil mi?" dedi. "Evet" cevabımız üzerine sözüne devam etti: "Bilin ki, kanlarınız, mallarınız ve ırzlarınız birbirinize kesinlikle haramdır, tıpkı bu yerde, bu ayda şu gününüzün haram olması gibi. Rabbinize kavuştuğunuz zaman sizi yaptıklarınızdan hesaba çekecek. Sakın benden sonra birbirinizin boyunlarını vuran kafirler olmayın. Bu söylediklerimi duyanlar, duymayanlara ulaştırsunlar. Bazan söz kendisine ulaştırılan kimse, ulaştırılan sözü bizzat dinleyenden daha iyi beller." Resulullah (sav) sonra şunu ekledi: "Tebliğ ettim mi, tebliğ ettim mi?" Üç defa tekrarladı. "Evet" cevabımız üzerine: "Ya Rabbi şahid ol!" dedi. Müslim'in rivayetinde şu ziyade var: "Sonra Hz. Peygamber (sav) beyazı galebe çalan alaca iki koyuna yöneldi ve onları kesti. Sonra da koyunun bir parçasını alıp aramızda taksim etti." Rezin, rivayetin arasına şunu ilave eder: "Üç şey vardır, bir mü'minin kalbi onlara karşı ebediyen ihanet etmez; ameli sırf Allah için yapmak, idareyi elinde tutana karşı hayırhah olmak, Müslümanların cemaatine katılmak, çünkü onların duaları cemaate dahil olanların hepsini içine alır." İbnu'l-Esir: "Bu ziyadeyi ana kitaplarda  (Kütüb-i Sitte) görmedim" der. |Buhari, Hacc 132, Edahi 5, Tefsir, Berae 8, Bed'i'l-Halk 2, Fiten 8, İlm 9; Müslim, Kasame 29, (1679); Ebu Davud, Hac 63, (1947)|47
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|İman Ve İslama Dair Muhtelif Ahkamlar|buharimüslimmuvattatirmiziebu davud|Ebu Hüreyre|Hz. Peygamber (sav): "Her çocuk fıtrat üzerine doğar" buyurdu ve sonra da "Şu ayeti okuyun" dedi: "Allah'ın yaratılışta verdiği fıtrat..." (Rum; 30). Sonra Resulullah (sav) sözünü şöyle tamamladı: "Çocuğu anne ve babası Yahudileştirir veya Hıristiyanlaştırır veya Mecusileştirir. Tıpkı hayvanın doğurunca, azaları tam olarak yavru doğurması gibi. Siz kesmezden önce, kulağı kesik olarak doğmuş hayvana rastlar mısınız?" Dinleyenler: "Ey Allah'ın Resulü, küçükken ölenler hakkında ne dersiniz (cennetlik mi, cehennemlik mi?) diye sordular. Hz. Peygamber (sav) şu cevabı verdi: "(Yaşasalardı) nasıl bir amel işleyeceklerdi Allah daha iyi bilir." Bir başka rivayette: "Doğan hiçbir çocuk yoktur ki, konuşmaya başlayıncaya kadar şu din üzere olmasın" buyurulmuştur. |Buhari, Cengiz 80, 93; Müslim, Kader 22, (2658); Muvatta, Cenaiz, 52, (1, 241); Tirmizi, Kader 5, (2139); Ebu Davud, Sünnet 18, (4714)|48
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|İman Ve İslama Giren Müteferrik Hadisler|buharitirmizimüslim|Ebu Hüreyre|Hz. Peygamber (sav) buyurdu ki: "Mü'min, mütemadiyen rüzgarın eğici tesirine maruz bir bitkiye benzer. Mü'min, devamlı belalarla başbaşadır. Münafığın misali de çam ağacıdır. Kesilip kaldırılıncaya kadar hiç ırgalanmaz." |Buhari, Marda 1; Tirmizi, Emsal 4, (2870); Müslim, Sıfatu'l-Münafıkün 86, (2809)|49
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|İman Ve İslama Giren Müteferrik Hadisler|buharimüslim|İbnu Ömer|Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştu: "Mü'min, yaprağını hiç dökmeyen yeşil bir ağaca benzer." Halk falanca ağaç, fişmekanca ağaç diye taliminde bulundular, (fakat isabet ettiremediler). Ben, "Bu, hurma ağacıdır" demek istedim, ancak (yaşım küçük olduğu için) utandım. Sonra Hz. Peygamber (sav): Bu hurma ağacıdır" diye açıkladı. |Buhari, İlm 4, Edeb 79; Müslim, Sıfatu'l-Münafıkün 64, (2811)|50
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|İman Ve İslama Giren Müteferrik Hadisler|tirmizi|Nevvas İbnu Sem'an|Hz. Peygamber (sav) buyurdular ki: "Allah, bize iki tarafında iki ev bulunan bir doğru yolu misal veriyor. - Bir rivayette iki ev değil "iki sur" denmiştir. - Bu evlerin açık olan kapıları vardır. Kapıların üzerine de perdeler çekilmiştir. Biri yolun başında, biri de onun yukarısında durmuş iki davetçi (gelip geçenlere) şu daveti okuyorlar: "Allah cennete çağırır, dilediğini doğru yola eriştirir" (Yunus, 25). Yolun iki yakasındaki kapılar ise Allah'ın hududu (yani yasakları) dur. Hiç kimse perdeyi açmadan bu yasaklara düşmez. Kişinin yukarısındaki davetçi, Rabbisinin vaiz'idir." |Tirmizi, Emsal 1, (2863)|51
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|İman Ve İslama Giren Müteferrik Hadisler|müslimtirmizi|Ebu Hüreyre|Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdu: "İslam garib olarak başladı, tekrar başladığı gibi garib hale dönecektir. Gariblere ne mutlu!" |Müslim, İman 232, (145); Tirmizi, İman 13 (2631)|52
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Kur'an Ve Hadise Uymaya Dair|muvatta|İmam Malik|İmam Malik'e ulaştığına göre, Hz. Peygamber (sav) şunu söylemiştir: "Size iki şey bırakıyorum. Bunlara uyduğunuz müddetçe asla sapıtmayacaksınız: Allah'ın Kitab'ı ve Resulünün Sünneti." |Muvatta, Kader 3, (2, 899)|53
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Kur'an Ve Hadise Uymaya Dair|tirmizi|Yezid İbnu Erkam|Hz. Peygamber (sav) buyurdular ki: "Size, uyduğunuz takdirde benden sonra asla sapıtmayacağınız iki şey bırakıyorum. Bunlardan biri diğerinden daha büyüktür. Bu, Allah'ın Kitabı'dır. Semadan arza uzatılmış bir ip durumundadır. (Diğeri de) kendi neslim, Ehl-i Beytim'dir. Bu iki şey, cennette Kevser havuzunun basında bana gelip (hakkınızda bilgi verinceye kadar) birbirlerinden ayrılmayacaklardır. Öyleyse bunlar hakkında, ardımdan bana nasıl bir halef olacağınızı siz düşünün." |Tirmizi, Menakıb 77, (3790)|54
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Kur'an Ve Hadise Uymaya Dair|tirmiziebu davud|İrbaz İbnu Sariye|Bir gün Resulullah (sav) bize namaz kıldırdı. Sonra yüzünü cemaate çevirerek çok beliğ, çok manidar bir vaazda bulundu. Öyle ki dinleyenlerin gözleri yaşla, kalpleri de heyecanla doldu. Cemaatten biri: "Ey Allah'ın Resulü, sanki bu, bir veda konuşmasıdır, bize ne tavsiye ediyorsunuz?" dedi. "Size, buyurdu, Allah'a karşı takvada bulunmanızı, başınızda Habeşli bir köle olsa bile emirlerini dinleyip itaat etmenizi tavsiye ederim. Zira, sizden hayatta kalanlar benden sonra nice ihtilaflar görecek. Öyle ise size sünnetimi ve hidayet üzere olan Hülefa-i Raşidin'in sünnetini hatırlatırım, bunlara uyun ve dört elle sarılın. Sonradan çıkarılan şeylere karşı da son derece dikkatli ve uyanık olun. Zira (sünnette bulunana zıt olarak) her yeni çıkarılan şey bir bid'attır, her bid'at de dalalettir, sapıklıktır." |Tirmizi, İlim 16, (2678); Ebu Davud, Sünne 6, (4607)|55
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Kur'an Ve Hadise Uymaya Dair|ebu davudtirmiziibnu mace|Mikdam İbnu Ma'dikerib|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Haberiniz olsun, rahat koltuğunda otururken kendisine benim bir hadisim ulaştığı zaman kişinin: "Bizimle sizin aranızda Allah'ın kitabı vardır. Onda nelere helal denmişse onları helal biliriz. Nelere de haram denmişse onları haram addederiz" diyeceği zaman yakındır. Bilin ki, Resulullah (sav)'ın haram kıldıkları da tıpkı Allah'ın haram ettikleri gibidir." (Ebu Davud'un rivayetinin baş kısmında şu ziyade vardır: "Haberiniz olsun, bana Kitap ve bir o kadar da (sünnet) verildi." Ebu Davud'un rivayetinin sonunda şu ziyade de mevcuttur: "Haberiniz olsun (Kur'an'da zikri geçmiyen) ehli eşeğin eti de size helal değildir, vahşi hayvanlardan parçalayıcı dişi (köpek dişi) olanlar, keza muahedeli olanların yitikleri de haramdır. Ancak eşya sahibi, ihtiyacı olmadığı için, kasden terketmişse o müstesna. Bir kimse bir kavme uğradığı zaman, ona ikram etmek, o kavme vazife olur. Şayet ikram etmezlerse, o kimse, hakettiği ikramın mislince onları cezalandırır.") |Ebu Davud, Sünne, 6, (4604); Tirmizi, İlm 60, (2666); İbnu Mace, Mukaddime 2, (12)|56
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Kur'an Ve Hadise Uymaya Dair|buharimüslim|Ebu Musa Abdullah İbnu Kays el-Eş'ari|Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdular: "Allah'ın benimle gönderdiği ilim ve hidayetin misali, bir araziye düşen yağmur gibidir. (Bilindiği üzere), bazı araziler var, tabiatı güzeldir, suyu kabul eder, bol bitki ve ot yetiştirir. Bir kısım arazi var, münbit değildir, ot bitirmez, ama suyu tutar. Onun tuttuğu su ile Cenab-ı Hakk insanları yararlandırır: Bu sudan kendileri içerler, hayvanlarım sularlar ve ziraat yaparlar. Diğer bir araziye daha isabet eder ki, bu ne su tutar ne ot bitirir. Bu temsilin biri Allah'ın dininde ilim sahibi kılınana delalet eder, böylesini Allah benimle göndermiş olduğu hidayetten yararlandırır; yani hem öğrenir, hem öğretir. Temsilden biri de, buna iltifat etmeyen Allah'ın benimle gönderdiği hidayeti hiç kabul etmeyen kimseye delalet eder." |Buhari, İlm 20; Müslim, Fedail 15, (2282)|57
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Kur'an Ve Hadise Uymaya Dair|buharimüslim|Ebu Musa Abdullah İbnu Kays el-Eş'ari|Hz. Peygamber (sav) buyurdu ki: "Benim misalimle Cenab-ı Hakk'ın benimle göndermiş bulunduğu şeyin misali şu adamın misali gibidir: "Bir adam kendi kavmine gelip: "Ben gözlerimle düşman ordusunu gördüm, tehlikeyi haber veriyorum, tedbir alın!" der. Kavminden bir kısmı tavsiyesine uyup, geceleyin, telaşa düşmeden oradan uzaklaşır. Bir kısmı da bu haberciyi yalanlar ve yerinden ayrılmaz. Ancak sabahleyin ordu onları yakalar ve imha eder. İşte bu temsil bana itaat edip getirdiklerime uyanlarla, bana isyan edip Cenab-ı Hakk'tan getirdiklerimi tekzip edip yalanlayanları göstermektedir." |Buhari, Rikak 26; Müslim, Fezail 15, (2283)|58
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Kur'an Ve Hadise Uymaya Dair|buharimüslimtirmizi|Ebu Hüreyre|Hz. Peygamber (sav) buyurdular ki: "Benim misalimle sizin misaliniz, şu temsile benzer: Bir adam var ateş yakmış. Ateş etrafı aydınlatınca, pervaneler (gece kelebekleri) ve aydınlığı seven bir kısım hayvanlar bu ateşe kendilerini atmaya başlarlar. Adamcağız onları kurtarmaya (mani olmaya) çalışır. Ancak hayvanlar galebe çalarak çoklukla ateşe atılırlar. Ben (tıpkı o adam gibi) ateşe düşmememiz için belinizden yakalıyorum, ancak siz ateşe ateşe koşuyorsunuz." |Buhari, Rikak 26, Enbiya 40; Müslim, Fezfiil 17, (2284); Tirmizi, Emsal 7, (2877)|59
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Kur'an Ve Hadise Uymaya Dair|buhari|İbnu Mes'ud|Şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Muhakkak ki, en güzel söz Allah'ın kitabıdır. En güzel yol da Muhammed (sav)'in yoludur. İşlerin en kötüsü de dine aykırı olarak sonradan çıkarılanıdır. Size vade dilen mutlaka yerine gelecektir. Siz Allah'ı aciz bırakamazsınız." |Buhari, İ'tisam 2, Edeb 70|60
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Kur'an Ve Hadise Uymaya Dair|buharimüslimebu davud|Aişe|Hz. Peygamber (sav) buyurdu ki: "Kim şu dine uymayan bir şey uyduracak olursa, bu, merduddur kabul edilemez." (Bir rivayette de şöyle denmektedir: "Bizim sünnetimize uymayan bir amel işleyenin yaptığı amel de merduddur.") |Buhari, İ'tisam 5, Büyu 60, Sulh 5; Müslim, Akdiye 18 (1718); Ebu Davud, Sünnet 6, (4606)|61
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Kur'an Ve Hadise Uymaya Dair|ebu davudtirmizi|Ebu Zerr|Resulullah (sav) şöyle buyurdular: "Kim cemaati(imiz)den bir karış uzaklaşırsa (kendini dine bağlayan) İslam bağını boynundan çıkarıp atmış olur." |Ebu Davud, Sünne 30, (4758); Tirmizi, Emsal 3, (2867)|62
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Kur'an Ve Hadise Uymaya Dair|buhari|Ali|Şöyle demiştir: "Daha önce hükmettiğiniz şekilde hükmedin. Zira ben (kargaşaya, nizaya götürecek) muhalefeti sevmem, ta ki halk tek bir cemaat teşkil etsinler veya arkadaşlarımın öldüğü gibi ben de öleyim." İbnu Şirin merhum, Hz. Ali (ra)'den yapılan rivayetlerin çoğunun uydurma ve yalan olduğu görüşünde idi. |Buhari, Fedailu'l-Ashab 9|63
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Kur'an Ve Hadise Uymaya Dair|buharitirmizi|Enes|Şöyle demiştir: Hz. Peygamber (sav) devrinde mevcut olan şeylerden (kelime-i şehadet dışında) hiçbirini artık göremiyorum." Kendisine "namazı da mı?" diye itiraz edilince: "Namaza da ne yaptığınızı bilmiyor musunuz, (öğleyi akşama yakın kılmadınız mı)? cevabını verir. |Buhari, Mevakit 7; Tirmizi, Kıyamet 17, (2449)|64
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Kur'an Ve Hadise Uymaya Dair|rezin|Ebu Hüreyre|Rivayet edildiğine göre bir gün kendisi çarşıya uğrar ve: "Mescidde Resulullah (sav)'ın mirası taksim edilirken ben sizleri burada görüyorum (Bu ne biçim iş, siz de koşun)" buyurur. Herkes mescide koşuşur, bir şey göremeyince: "Taksim edilen bir şey göremedik, sadece bazdan Kur'an okuyordu" derler. O cevabı yapıştırır, "iyi ya, Resulullah (sav)'ın mirası zaten bu değil mi?" Heysemi, Mecma'u'z-Zevaid'de, Taberani'nin el-Mu'ce'mu'l-Evsat'ından nakleder (1, 123, 124) |Rezin merhum tahric etmiştir|65
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Kur'an Ve Hadise Uymaya Dair|rezin|İbnu Mes'ud|Rivayet edildiğine göre, şöyle buyurmuştur: "Bir yol takip etmek isteyen, bu yolu, ölmüş olanların yolundan seçsin. Zira hayatta onların fitnesinden emin olunamaz, ölmüş olanlar ise Hz. Peygamber (sav)'ın Ashabıdırlar. Onlar bu ümmetin en efdalidir. Kalpçe en temizleri, ilimce en derinleri, amelce en ihlaslıları yine onlardır. Allah, Hz. Peygamber (sav)'ın sohbeti ve dininin yerleşmesi için onları seçmiştir, öyleyse sizler onların üstünlüğünü idrak edin, onların yolundan gidin, elinizden geldikçe onların ahlakını ve yaşayış tarzlarını kendinize örnek kılın. Zira onlar en doğru yolda idiler." İbnu Abdilberr, Cami'ul-Beyani'l-ilm ve Fadlihi'de kaydetmiştir 2, 9 |Rezin merhum tahric etmiştir|66
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Kur'an Ve Hadise Uymaya Dair|rezin|İbnu Abbas|Rivayet edildiğine göre şöyle buyurmuştur: "Kim Allah'ın Kitabını öğrenir ve sonra da onda bulunanlara uyarsa, Allah onu, dünyada dalaletten çıkarıp doğru    yola sevkeder, ahirette de kötü hesabtan korur." |Rezin merhum tahric etmiştir|67
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Kur'an Ve Hadise Uymaya Dair|rezin|Ömer İbnu'l-Hattab|Rivayet edilir ki, şöyle buyurmuştur: "Gecesi gündüz gibi olan çok aydınlık bir şeriat üzere terkedildiniz. Çöldeki bedevilerin ve mahalle mekteplerindeki çocukların dini üzere olun. (Ayet ve hadisten öğretilenleri olduğu gibi takib edin, kendinizden katıp karıştırmadan taklid edin.) Bunun benzerini merfu olarak Ahmed İbnu Hanbel (Müsned 4, 126) ve İbnu Mace (Sünen, Mukaddime 6, (43)) rivayet etmişlerdir. |Rezin merhum tahric etmiştir|68
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Kur'an Ve Hadise Uymaya Dair|rezin|Ali|Şöyle buyurmuştur: "Sizler geniş bir caddeye bırakıldınız. Bu, üzerinde Ümmü'l-Kitap olan (yani Allah'ın kesin hükümlü ayetleriyle istikameti teshil edilmiş) bir yoldur." |Rezin merhum tahric etmiştir|69
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Amelde İtidal|buharimüslimnesai|Enes|Hz. Peygamber (sav)'ın zevce-i paklerinin hane-i saadetlerine bir gurub erkek gelerek Resulullah (sav)'ın (evdeki) ibadetinden sordular. Kendilerine sordukları husus açıklanınca sanki bunu az bularak: "Resulullah (sav) kim, biz kimiz? Allah O'nun geçmiş ve gelecek bütün günahlarım affetmiştir (bu sebeple O'na az ibadet de yeter) dediler, içlerinden biri: "Ben artık hayatım boyunca her gece namaz kılacağım" dedi. İkincisi: "Ben de hayatımca hep oruç tutacağım, hiç bir gün terketmeyeceğim" dedi. Üçüncüsü de: "Kadınları ebediyen terkedip, onlara hiç temas etmeyeceğim" dedi. (Bilahere durumdan haberdar olan) Hz. Peygamber (sav) onları bularak: "Sizler böyle böyle söylemişsiniz. Halbuki Allah'a yemin olsun Allah'tan en çok korkanınız ve yasaklarından en ziyade kaçınanınız benim. Fakat buna rağmen, bazan oruç tutar, bazan yerim; namaz kılarım, uyurum da; kadınlarla beraber de olurum (Benim sünnetim budur), kim sünnetimi beğenmezse benden değildir" buyurdu. |Buhari, Nikah 1; Müslim, Nikah 5, (1401); Nesai, Nikah 4, (6, 60)|70
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Amelde İtidal|buharimüslim|Aişe|Hz. Peygamber (sav), ruhsat ifade eden bir amelde bulunmuştu. Bazılarının bundan kaçındıklarını işitti. Bunun üzerine Resulullah (sav) bir hutbe okudu: Adeti veçhile Cenab-ı Hakk'a hamd ve senada bulunduktan sonra şöyle buyurdu: "Allah için söyleyin, bazıları benim yaptığım şeyi beğenmeyip kaçınıyorlarmış, doğru mudur bu? Allah'a yeminle söylüyorum, ben Allah'ı onlardan çok daha iyi biliyorum. Allah'tan duyduğum korku da onların duyduklarından çok daha fazladır." |Buhari, İ'tisam 5, Edeb 72; Müslim, Fedfiil|71
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Amelde İtidal|ebu davud|Aişe|Resulullah (sav) Osman İbnu Maz'ün'u çağırtarak "Sen sünnetimi beğenmiyor musun?" diye sordu. "Hayır, ey Allah'ın Resulü dedi, kasem olsun hayır! Aksine, aradığım şey senin sünnetindir!" Resulullah (sav) bunun üzerine şöyle buyurdu: "Bil ki, ben, hem uyurum, hem namaz kılarım; oruç da tutarım, kadınlarla evlenirim de, Ey Osman, Allah'tan kork, zira ehlinin senin üzerinde hakkı var, misafirin senin üzerinde hakkı var, nefsinin senin üzerinde hakkı var. Öyle ise bazan oruç tut, bazan ye. Namaz da kil, uykunu da al." |Ebu Davud, Salat 317 (1369)|72
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Amelde İtidal|buharimüslimebu davudnesaitirmizi|Abdullah İbnu Amr İbni'l-As|Hz. Peygamber (sav)'e benim "Hayatta kaldığım müddetçe vallahi gündüzleri oruç tutacağım geceleri de namaz kılacağım" dediğim haber verilmiş. Beni çağırtarak,: "Sen böyle böyle söylemişsin doğru mu?" dedi. "Annem babam sana feda olsun, evet böyle söyledim ey Allah'ın Resulü" dedim. "İyi ama, dedi, sen buna güç yetiremezsin, bazan oruç tut, bazan ye; gece kalk, uyu da. Ayda üç gün tut (bu yeter), zira hayırlı işleri Allah on misliyle kabul ederek ücret veriyor. Bu üç gün, aynen yıl orucu yerine geçer" buyurdu. Ben: "Söylediğinizden daha fazlasına güç yetiririm" dedim. "Öyleyse," dedi, "bir gün oruç tut, iki gün ye" Ben tekrar "Bundan başkasına da güç yetiririm" dedim. "Öyleyse," dedi, "bir gün tut, bir gün ye. Bu Hz. Davud aleyhisselam'ın orucudur. Bu en kıymetli oruçtur - veya en efdal oruçtur.-" Ben yine: "Ben bundan daha fazlasına güç yetiririm" dedim. Resulullah (sav): "Bundan efdali yoktur" buyurdu. |Buhari, Savm 54, 55. 56, 57, 58, 59, Teheccüt 7, 19, Enbiya 37, Fed'ilul-kur'an 34, Nikah 89, Edeb 84, İstfzan 38; Müslim, Sıyam 181-194, (1159); Ebu Davud, Sıyam 53, (2425); Nesai, Sıyam 76, (4, 209-210); Tirmizi, Savm 57, (770)|73
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Amelde İtidal|buharimüslimmuvattanesaiebu davud|Aişe|Hz. Peygamber (sav)'ın bir hasırı vardı, geceleri perde yapıp gerisinde namaz kılardı, gündüzleri de yayıp üzerine otururdu. Halk da Resulullah (sav)'ın yanına dönüp (gelip) aynen onun gibi namaz kılmaya başladılar. Sayı gittikçe arttı. Bunun üzerine Resulullah (sav) onlara yönelerek şunu söyledi: "Ey insanlar, takat getireceğiniz işleri yapın. Zira siz (dua etmekten) usanmadıkça Allah da sevap yazmaktan usanmaz. Allah'a en hoş gelen amel, az da olsa devamlı olanıdır." Ravi der ki: Muhammed (sav)'ın ailesi bir iş yapınca onu sabit kılardı (artık terketmez devamlı yapardı). Buhari'nin Ebu Hüreyre (ra)'den yaptığı bir rivayette: "Orta yolu tutun, güzele yakın olanı arayın, sabah vaktinde, akşam vaktinde, bir miktar da gecenin son kısmında yürüyün (ibadet edin), ağır ağır hedefe varabilirsiniz. Unutmayın ki sizden hiç kimseye, yaptığı amel, cenneti kazandırmayacaktır" buyurdu. "Sen de mi (amelinle cennete gidemiyeceksin) ey Allah'ın Resulü?" dediler "Evet, ben de", dedi, "Allah affı ve rahmeti ile muamele etmezse ben de!" Buhari ve Nesai'de gelen bir başka rivayette: "Bu din kolaylıktır. Kimse (aşırı gayretle) dini geçmeye çalışmasın, (başa çıkamaz, yine de yapamadığı eksiklikleri kalır ve) galibiyet dinde kalır" buyrulmuştur. |Buhari, İman 16-29, Ezan 81, Rikak 18; Müslim, Salat 283, (782); Muvatta, Salatu'l-Leyl 4, (1, 118); Nesai, Kıyamu'l-Leyl 1, (3, 218); Ebu Davud, Salat 317, (1368)|74
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Amelde İtidal|buharimüslim|Enes|Resulullah (sav) şöyle buyurdu: "Kolaylaştırın, zorlaştırmayın ve müjdeleyin." Bir rivayette de: "...Isındırın, nefret ettirmeyin..." buyrulmuştur. |Buhari, İlm 12, Edeb 80; Müslim, Cihad 6, 7, (1732-1733)|75
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Amelde İtidal|ebu davud|Sehl İbnu Ebi Ümame|Sehl ve babası beraberce Hz. Enes (ra)'in yanına girerler. Enes'i yolcu namazı kılıyormuşcasına çok hafif bir namaz kılıyor bulurlar. Selam verip namazdan çıkınca: "Allah sana mağfiret buyursun bu kıldığın namaz farz mı yoksa nafile miydi? dedik. "Farz namazdı. Bu (eksiksiz) Hz. Peygamber (sav)'ın namaz tarzıdır. Bilerek hiç bir değişiklik de yapmadım" dedi ve ilave etti: Resulullah (sav) buyurdu ki: "(Yıl orucu, her gece teheccüt, kadınları terk gibi kararlarla) kendinize zorluk çıkarmayın, zorluğa uğrarsınız. Zira (geçmişte) bir kavim (bir kısım zahmetli işlere azmederek) kendisini zora attı. Allah da zorluklarını artırdı. Manastır ve kiliselerdekiler bunların bekayasıdır." "Onlar, üzerlerine, bizim farz kılmadığımız, fakat, güya Allah'ın rızasını kazanmak için kendilerinin koydukları ruhbaniyete bile gereği gibi riayet etmediler" (Hadid, 27). |Ebu Davud, Edeb 52, (4904)|76
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Amelde İtidal|buharimüslimebu davudnesai|Enes|Hz. Peygamber (sav) mescide girmişti ki, iki direk arasına gerilmiş bir ip gördü. "Bu da ne?" diye sordu. Bu, Zeyneb (ra)'in ipidir. Namaz kılarken uykusu gelince buna takılıyor (ip onun düşmesini önlüyor)" dediler. Hz. Peygamber (sav): "Hayır (olmaz öyle şey) çözün ipi. Şevkiniz varken namaz kılın, uykunuz gelince de yatın" emretti. |Buhari, Teheccüd 18; Müslim, Müsafirin 219, (784); Ebu Davud, Salat, 308, (1312); Nesai, Kıyamu'l-Leyl 17, (3, 218).|77
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Amelde İtidal|buharimüslimmuvattanesai|Aişe|Yanımda Beni Esed kabilesinden bir kadın vardı. Bu sırada Hz. Peygamber (sav) içeri girdi ve: "Bu kimdir?" buyurdu. "Falancadır, geceleri hiç uyumaz, (ibadet yapar)" dedim. Resulullah (sav): "Sus, yeter! Size, takat getirebileceğiniz amel yaraşır. Siz (ibadet yapmaktan) usanmadıkça, Allah da (sevab vermekten) usanmaz. Allah'a en hoş gelen dini amel, kişinin devamlı olarak yaptığı ameldir" buyurdu. |Buhari, İman 32, Teheccüd 18; Müslim, Salatu'l-Musafirin 220-221 (785); Muvatta, Salatu'l-Leyl 4, (1, 118); Nesai, Salatu'l-Leyl 17 (3, 218)|78
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Amelde İtidal|tirmizi|Ebu Hüreyre|Hz. Peygamber (sav) buyurdu ki: "Her şeyin bir şevki vardır. Her şevkin de bittiği bir zaman vardır. (Yapacağı işe karşı bu şevki) duyan kişi işini yaparken mutedil hareket eder ve bu itidali devam ettirirse, muvaffak olacağını ümid edin, (çünkü bu şekilde takibine devam edebilir). Şayet (aşırılığa düşerek dikkat çekmiş ve) parmakla gösterilecek hale gelmişse, ona itibar edip (salihlerden) saymayın." |Tirmizi, Kıyamet 21, (2455)|79
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Amelde İtidal|buharitirmizi|Ebu Cuheyfe|Resulullah (sav) Selman'la Ebu'd-Derda (ra)'yı kardeşlemişti. Selman bir defasında Ebu'd-Derda'yı ziyaret etti. Evde, Ebu'd'Derda'nın hanımını düşük bir kıyafet içinde buldu. "Bu halin ne?" diye sordu, kadın: "Kardeşiniz, Ebu'd-Derda'nın dünya ile alakası kalmadı" diye açıkladı. Ebu'd-Derda geldi ve Selman (ra)'a yemek getirerek: "Buyur, ye!" dedi ve ilave etti: "Ben orucum!" Selman: "Hayır sen yemezsen ben de yemem" dedi. Beraber yediler. Akşam olunca Ebu'd-Derda (Selman'dan gece namazı için müsaade istediyse de, Selman: "Uyu" dedi. Beraber uyudular. Bir müddet sonra Ebu'd-Derda namaza kalkmak istedi. Selman tekrar: "Uyu!" dedi. Uyudular. Gecenin sonuna doğru Selman "Şimdi kalk!" dedi. Kalkıp beraber namaz kıldılar. Sonra Selman şu nasihatta bulundu: "Senin üzerinde Rabbinin hakkı var, nefsinin hakkı var, ehlinin de hakkı var. Her hak sahibine hakkını ver." Ertesi gün Ebu'd Derda, durumu Hz. Peygamber (sav)'e anlattı. Resulullah (sav) "Selman doğru söylemiş" buyurdu. |Buhari, Edeb 86, Savm 51, Teheccüd 15; Tirmizi, Zühd 64 (2415)|80
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Amelde İtidal|müslimtirmizi|Hanzala İbnu'r-Rebi el-Esedi|Birgün Hz. Ebu Bekir (ra)'la karşılaştık. Bana: "Nasılsın?" diye sordu. "Hanzala münafık oldu" dedim. "Sübhanallah, sen neler söylüyorsun?" diye şaşırdı. Ben açıkladım: "Hz. Peygamber (sav)'in huzurunda olduğumuz sırada bize cennet ve cehennemden söz edilir, sanki gözlerimizle görmüş gibi oluruz. Oradan ayrılıp çoluk çocuğumuza, bağ bahçemize karışınca çoklukla unutup gidiyoruz". Hz. Ebu Bekir (ra) de: "Allah'a yemin olsun ben de aynı şeyi hissediyorum" dedi. Beraberce Hz. Peygamber (sav)'e gittik ve bu durumu açtık. Bize: "Nefsimi kudret elinde tutan Zat-ı Zülcelal'e kasem olsun siz, benim yanımdaki hali dışarda da devam ettirip (cennet ve cehennemi) hatırlama işini koruyabilseniz melekler sizinle yataklarınızda, yollarda müsafaha ederdi. Fakat ey Hanzala, bazan öyle bazan böyle olması normaldir (münafıklık değildir)" dedi ve (son cümleyi üç kere tekrarladı." |Müslim, Tevbe 12, (2750); Tirmizi, Kıyamet 60, (2516)|81
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Amelde İtidal|muvatta|İmam Malik|İmam Malik'in kaydettiğine göre Hz. Aişe (ra) yatsıdan sonra ailesine birini yollayarak: "(Boş sözleri keserek) yazıcı melekleri rahatlatmak istemez misiniz?" diye haber gönderdi." |Muvatta, Kelam 9, (2, 987)|82
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Amelde İtidal|rezin|İbnu Abbas|Hz. Peygamber (sav)'e azadlı bir cariyenin geceleri namaz, gündüzleri de oruçla geçirdiği haber verilince şöyle buyurur: "Her çalışanda bir şevk mevcuttur, her şevkin de bir sonu vardır. Kimin şevkinin sonu sünnetimde kalırsa doğru yoldadır. Kim de hata eder (sünnetimin haricinde kalır) ise o da sapıtmıştır." |Rezin merhum tahric etmiştir|83
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Amelde İtidal|rezin|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) şöyle buyurdu: "İşlerin en hayırlısı orta ve itidal üzere olanıdır." (el-Makasıdu'l-Hasene bu rivayeti İbnu's-Sem'ani'nin Zeylü Tarihi'l-Bağdad'da kaydettiğini, senedinde meçhul ravinin yer aldığını belirtir) |Rezin merhum tahric etmiştir|84
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Kitabu'ul Emanet|buharimüslimtirmiziibnu mace|Huzeyfetu'bnu'l-Yeman|Hz. Peygamber (sav), bize iki hadis irad buyurmuştu. Ben bunlardan birini gördüm, diğerini de bekliyorum. Buyurmuştu ki: Emanet (din, adalet duyguları) insanların kalplerinin derinliklerine (yaratılışlarında, fıtri meyiller olarak) konmuştur. Sonradan Kur'an-ı Kerim indi, (İnsanlar kalplerine konmuş olan bu fitri temayüllerin) Kur'an ve hadiste te'yidini buldular. Resulullah (sav) bize bu emanetin kalplerden kalkmasından da bahsetti ve buyurdu ki: "Kişi uykuda imiş gibi farkında olmadan kalbinden emanet alınır. Geride, benek izi gibi bir iz kalır. Sonra ikinci sefer, yine uykuda imişcesine, kişi farkında olmadan kalbindeki emanet duygusundan bir miktar daha alınır. Bunun da, kalpte bir kabarcık izi gibi bir izi kalır, yani şöyle ki, ayağın üzerinden bir kor parçasını yuvarlayacak olsan değdiği yerleri kabarmış görürsün. Ne var ki, içinde işe yarar bir şey yoktur. Sonra Hz. Peygamber (sav) bir çakıl tanesi aldı, onu ayağnıın üzerinde yuvarladı. (Ve sözüne davam etti:) "(Emanet bu şekilde peyder pey azalmaya devam eder, o hale gelinir ki artık) alış verişe giden insanlarda (itimad, güven, doğruluk ve) emanet tamamen kaybolur. Hatta dürüstler 'Falanca kabilede dürüst insanlar varmış' diye parmakla gösterirler. Bazan da, kalbinde zerre miktar iman olmayan bir kimsenin "ne civanmerd, ne kibar, ne akıllı kişi" diye övüldüğü olur." (Huzeyfe devam etti:) "Ben öyle günler gördüm ki, hanginizle alış veriş yaptığıma aldırmazdım. Muhatabım Müslüman idiyse, bana karşı hile yapmasına dindarlığı mani olurdu. Muhatabım Yahudi veya Hıristiyan idiyse, onu da, amiri(nden validen gelen korku ve disiplin) bana hile yapmaktan alıkoyardı. Fakat bugün sizden sadece falanca falanca ile (gönül huzuruyla) alış veriş yapabilirim." |Buhari, Rikak 35, Fiten 13; Müslim, İman 230, (143); Tirmizi, Fiten 17, (2180); İbnu Mace, Fiten 27, (4053)|85
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Kitabu'ul Emanet|buhari|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdu ki: "Emanet kaybedilince kıyameti bekleyin." "Emanet nasıl kaybolur?" diye sordular. "İşler ehil olmayanlara teslim edilince" diye cevapladı. |Buhari, Rikak 35, İlm 2|86
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Kitabu'ul Emanet|ebu davudtirmizi|Ebu Hüreyre|Hz. Peygamber (sav)'in şu sözünü rivayet etmiştir: "Sana emanet bırakanın emanetini geri ver. Sana ihanet edene ihanet etme." |Ebu Davud, Büyu 81, (3534); Tirmizi, Büyu 38, (1264)|87
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Kitabu'ul Emanet|buharimüslimebu davudnesai|Ebu Musa|Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: "Emin bir Müslüman mal muhafızı olsa ve vazifesini dürüstlükle yapsa, şöyle ki, kendisine (sadaka vs. nevinden) emredileni gönül hoşluğuyla eksiksiz ve tam olarak yerine verse, sadakayı veren iki kişiden biri olur." (Nesai, hadisin başında şu ziyadeyi kaydetti: "Mü'min kişi, diğer mü'mine karşı duvar gibidir, birbirlerini takviye ederler") |Buhari, Zekat 25, Vekalet 16, İcare 1; Müslim, Zekat 79 (1023); Ebu Davud, Zekat 43, (1684); Nesai, Zekat 66, (5, 79-80)|88
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Emr-i Bi'l Ma'ruf Ve Nehy-i Ani'l-Münker Bölümü|müslimebu davudtirmizinesaiibnu mace|Tarık İbnu Şihab|Bayram hutbesini okuma işini namazdan öne alanın ilki Mervan'dır. O, bu işe tevessül edince cemaatten birisi ayağa kalkarak: "Yanlış iş yapıyorsun, namazın hutbeden önce kılınması gerekir" dedi. Mervan: "Artık o usul terkedildi" diyerek devam etmek istedi. Ebu Saidu'l-Hudri ortaya atılarak: "Bu adam, üzerine düşen uyarma vazifesini yaptı. Zira ben Hz. Peygamber (sav)'in şöyle söylediğim işittim: "Sizden kim (sünnetimize uymayan) bir münker görürse (seyirci kalmayıp) onu eliyle düzeltsin. Buna gücü yetmezse lisanıyla düzeltsin. Buna da gücü yetmezse kalbiyle buğzetsin. Bu kadarı imanın en zayıf mertebesidir." (Tirmizi'nin rivayetinde şöyle denir: "Bir adam kalkarak ey Mervan sünnete muhalefet ettin..." dedi. Ebu Davud şu ziyadeyi kaydeder: "Sen bayram gününde minberi (musallaya) çıkardın. Halbuki daha önce bayramda minber çıkarılmazdı. Bir de hutbeyi namazda öne aldın." |Müslim, İman 78 (49); Ebu Davud, Salatu'l-İydeyn 248 (1140), Melahim 17, (4340); Tirmizi, Fiten 11 (2173); Nesai, 17 (8, 111); İbnu Mace, Fiten 20, (4013)|89
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Emr-i Bi'l Ma'ruf Ve Nehy-i Ani'l-Münker Bölümü|müslim|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) şöyle buyurdu: "Benden önce Allah'ın gönderdiği her peygamberin mutlaka ümmetinden havarileri ve arkadaşları olmuştur. Bunlar onun sünnetiyle amel ederler emirlerini de yerine getirirlerdi. Sonra, bu peygamberlerin ardından öylesi kötüler zuhur etmişti ki, yapmadıklarını söyleyip, kendilerine emredilmeyeni de yapmışlardır. Kim bu güruhla eliyle mücahede ederse mü'mindir. Kim onunla diliyle mücahede ederse o da mü'mindir. Kim de onlarla kalbiyle mücahede ederse o da mü'mindir. Bunun gerisine, artık zerre miktar iman yoktur. |Müslim, İman 80, (50)|90
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Emr-i Bi'l Ma'ruf Ve Nehy-i Ani'l-Münker Bölümü|ebu davudtirmiziibnu mace|İbnu Mes'ud|Hz. Peygamber (sav) buyurdu ki: "İsrailoğulları bir kısım günahlar işlemeye başlayınca alimleri onları bu işlerden menettiler. Ancak onlar dinlemediler, vazgeçmediler. Zamanla alimler de onlarla oturmaya, dayanışmaya ve beraber içmeye başladılar. Allah da bunun üzerine, berikinin dalaletini öbürüne katarak, biriyle diğerinin küfrünü artırdı.  "Davud'un ve Meryem oğlu İsa'nın diliyle onları lanetledi..." (Maide, 78) Sonra, ayakta bulunan Resulullah (sav) oturarak sözünü tamamladı: "Hayır, nefsimi kudret elinde tutan Zat'a yemin ederim, onları hak adına kötülüklerden men etmezseniz (siz de rızaya eremezsiniz)". |Ebu Davud, Melahim 17, (4336); Tirmizi, Tefsir, Maide (8050); İbnu Mace, Fiten 20, (4006)|91
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Emr-i Bi'l Ma'ruf Ve Nehy-i Ani'l-Münker Bölümü|ebu davudtirmiziibnu mace|Kays İbnu Ebi Hazım|Hz. Ebu Bekir (ra) Cenab-ı Hakk'a hamd ve senadan sonra buyurdu ki: "Ey insanlar! Sizler şu ayeti okuyor ve fakat yanlış anlıyorsunuz: "Ey iman edenler, siz kendinize bakın. Doğru yolda iseniz sapıtan kimse size zarar veremez" (Maide, 105). Biz Hz. Peygamber (sav)'in: "İnsanlar, zalimi görüp elinden tutmazlarsa, Allah'ın, hepsine ulaşacak umumi bir bela göndermesi yakındır" dediğini işittik." Keza ben, Resulullah (sav)'ın: "İçlerinde kötülükler işlenen bir cemiyet, bu kötülükleri bertaraf edecek güçte olduğu halde, seyirci kalır, müdahale etmezse, Allah'ın hepsini saran umumi bir bela göndermesi yakındır" dediğini işittim. |Ebu Davud, Melahim 17, (4338); Tirmizi, Tefsir, Maide (3059), Fiten 8 (2169); İbnu Mace, Fiten 20 (4005)|92
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Emr-i Bi'l Ma'ruf Ve Nehy-i Ani'l-Münker Bölümü|tirmizi|Huzeyfe|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Nefsimi kudret elinde tutan Zat'a kasem olsun, ya ma'rufu emreder ve münkerden de yasaklarsınız veya Allah'ın katından umumi bir bela göndermesi yakındır. O zaman yalvar yakar olursunuz da duanız kabul edilmez." |Tirmizi, Fiten 9, (2170)|93
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Emr-i Bi'l Ma'ruf Ve Nehy-i Ani'l-Münker Bölümü|tirmizi|İbnu Mes'ud|Hz. Peygamber (sav) buyurdular ki: "Sizler yardım görecek, ganimetler elde edecek ve birçok memleketleri fethedeceksiniz. Sizden kim bu vakte ererse, Allah'tan çekinsin, ma'rufu emredip, münkerden de nehyetsin. Kim de bile bile bana yalan nisbet ederse, ateşteki yerini hazırlasın." |Tirmizi, Fiten 70, (2258)|94
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Emr-i Bi'l Ma'ruf Ve Nehy-i Ani'l-Münker Bölümü|ebu davud|Urs İbnu Amire el-Kindi|Hz. Peygamber (sav) buyurdular ki: "Yeryüzünde bir kötülük işlendiği vakit, ona şahid olan bunu takbih ederse (kötü olduğunu te'yid ederse), o kötülüğü görmemiş gibi zararından kurtulur. O kötülüğe şahid olmadığı halde, işittiği zaman memnun kalan kimse, sanki şahid olmuş gibi manen zarar görür." |Ebu Davud, Melahim 17, (4345)|95
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|Emr-i Bi'l Ma'ruf Ve Nehy-i Ani'l-Münker Bölümü|ebu davud|Ebu Said|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Zalim sultanın yanında gerçeği söylemek en büyük cihaddandır." |Ebu Davud, Melahim 17, (4344); Tirmizi 13, (2175); İbnu Mace, Fiten 20, (4011)|96
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|İ'tikaf|buharimüslimmuvattatirmizinesaiebu davudibnu mace|Aişe|Resulullah (sav) vefat edinceye kadar Ramazanın son on gününde i'tikafa girer ve derdi ki: "Kadir gecesini Ramazanın son on gününde arayın". Resulullah (sav)'dan sonra, zevceleri de i'tikafa girdiler. |Buhari, Fadlu Leyletü'l-Kadr 3, İ'tikaf 1, 14; Müslim, İ'tikaf 5, (1172); Muvatta, İ'tikaf 7, (1, 316); Tirmizi, Savm 71, (790); Nesai, Mesacid 18, (2, 44); Ebu Davud, Sıyam 77, (2462, 2464); İbnu Mace, Sıyam 59; (1771)|97
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|İ'tikaf|buharimüslim|Ebu Said|Biz Hz. Peygamber (sav)'le birlikte Ramazanın orta on gününde i'tikafa girdik, yirminci günün sabahı olanca eşyalarımızı (evlerimize) taşıdık. Resulullah (sav) (bir hutbe irad etti ve) sonra şunu söyledi: "İ'tikafa girmiş olanlar, i'tikaf mahallerine dönsünler. Zira bu gece bana Kadir gecesinin hangi gece olduğu gösterilmişti, sonra unutturuldu. Siz, son onda ve tek gecelerde arayın. Ayrıca bu gece kendimi su ve çamur içinde secde eder gördüm," Resulullah (sav) i'tikaf mahalline dönünce, o günün sonuna doğru hava bozdu. Mescid o sıralarda (üzeri dallarla örtülmüş) çardak şeklindeydi. Hz. Peygamber (sav)'in burnu ve burun yumuşağı üzerinde su ve çamur bulaşığını gördüm. Bu gece 21. gece idi. |Buhari, Fadlu Leyleti'l-Kadr 2, 3, İ'tikaf 1, 9, 13; Müslim, Sıyam 213, (1167)|98
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|İ'tikaf|buhariebu davudibnu mace|Ebu Hüreyre|Hz. Peygamber (sav) her Ramazanda on gün i'tikafa girerdi. Vefat ettiği yılda ise yirmi gün i'tikafa girdi." |Buhari, İ'tikaf 17; Ebu Davud, Savm 78, (2466); İbnu Mace, Sıyam 58 (1769)|99
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|İ'tikaf|ebu davudtirmiziibnu mace|Enes ve Übey İbnu Ka'b|Hz. Peygamber (sav) Ramazanın son on gününde i'tikafa girerlerdi. Fakat bir sene (seferde olduğu için) i'tikafa girmedi, müteakip yıl yirmi gün i'tikat yaptı. |Ebu Davud, Savm 77, (2463); Tirmizi, Savm 79, (803); İbnu Mace, Sıyam 58, (1770)|100
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|İ'tikaf|buharimüslimmuvattatirmiziebu davudnesai|Aişe|Hz. Peygamber (sav) mescitte i'tikafda olduğu sırada, kendisi de hayızken, Resulullah (sav)'ın saçlarını taramıştır. Bu hizmeti yaparken kendisi odasında ayrılmamış; Resulullah (sav) başını ona uzatmıştır. Hz. Peygamber (sav) i'tikafda iken, (büyük veya küçük abdest bozmak gibi) zaruri bir ihtiyaç olmadıkça odaya girmezdi. Ebu Davud'da şu ziyade var: Resulullah (sav) itikafda iken hastaya uğrar, oyalanmadan halini sorar geçerdi. Hz. Aişe buyurdu ki: "Aslında, mütekif için sünnet olanı, hasta ziyaretine gitmemesi, cenaze merasimine katılmaması, kadına temas etmemesi, kadının tenine tenini değdirmemesi, zaruri ihtiyaç dışında çıkmamasıdır. Oruçsuz itikaf yoktur. Keza cuma kılınan mescid dışında da itikaf yoktur. |Buhari, Hayz 2, İ'tikaf 2, 3, 4, 19, Libas 76; Müslim, Hayz 6-7 (297); Muvatta, İ'tikaf 3 (1, 312); Tirmizi, Savm 80, (804); Ebu Davud, Sıyam 79 (2467, 2468, 2469), Savm 80, (2473); Nesai, Hayz 20, (1, 193)|101
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|İ'tikaf|buhariebu davud|Aişe|Hz. Peygamber (sav)'ın zevcelerinden biri, müstehaza (hayzlı olmadığı halde hastalık sebebiyle kanı akan kadının durumu) haliyle Resulullah (sav)'la birlikte itikafa girdi. Öyle ki, kadın, kanı ve elbisesinde sarı lekeyi de görüyor bu halde de namaz kılıyordu. Kanın şiddetli akması halinde (kirletmeyi önlemek için) altına leğen koyduğu oluyordu." |Buhari, Hayz 10, İ'tikaf 10; Ebu Davud, Savm 81, (2476)|102
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|İ'tikaf|buharimüslimebu davud|Ali İbnu'l-Hüseyn|Safiyye (ra) buyurdu ki: "Hz. Peygamber (sav) i'tikafta iken ziyaret maksadıyla geceleyin yanına uğradım. Bir müddet konuştuk. Sonra geri dönmek üzere kalktım. Uğurlamak üzere de o kalktı. Kapıya kadar gelmişti ki, Ensar'dan iki kişi oradan geçiyordu. Hz. Peygamber (sav)'i görünce hızlandılar. Resulullah (sav): "Ağır olun dedi, şu yanımdaki Huyey'in kızı Safiyye'dir." Onlar "Subhanallah, dediler bu da ne demek ey Allah'ın Resulü" Hz. Peygamber (sav): "Şeytan, insana, damarlardaki kan gibi nüfuz eder. Ben, onun kalplerinize bir kötülük atmasından korkarım" buyurdu." |Buhari, İ'tikaf 8, 11, 18 Farzu'l-Humus 4, Bed'u'l-Halk 11, Edeb 121, Ahkam 21; Müslim, Selam 23-25 (2174, 2175); Ebu Davud, Sıyam 79, (2470)|103
İMAN VE İSLAM HAKKINDA|İ'tikaf|buharimüslimtirmiziibnu mace|İbnu Ömer|Babam Ömer (ra) cahiliye devrinde iken geceleyin i'tikafa girmek üzere nezretmişti (adamıştı). (Hatta Mescid-i Haram'da bir gün i'tikaf yapmayı adamıştı diye de rivayet edilir). Durumu Hz. Peygamber (sav)'den sordu. Resulullah (sav) "Nezrini yerine getir" buyurdu." |Buhari, İ'tikaf 5, 15, 16, Humus 19, Megazi 54, Eyman 29; Müslim, Eyman 27, (1656); Tirmizi, Nüzur 12, 12, (1539); İbnu Mace, Keffarat 18, (2129)|104
İHYA'UL MEVAT BÖLÜMÜ|İhya'ul Mevat|buhari|Aişe|Resulullah (sav) buyurdular ki; "Sahibi olmayan bir araziyi kim ihya ederse, bu araziyi herkesten ziyade o hak kazanır." Urvetu'bnu Zübeyr "Hz. Ömer (ra) halife iken bu hadisin hükmünü tatbik etti" dedi. |Buhari, Hars 15|105
İHYA'UL MEVAT BÖLÜMÜ|İhya'ul Mevat|muvattatirmiziebu davud|Urvetu'bnu Zübeyr|Hz. Peygamber (sav) buyurdular ki: "Kim ölü bir araziyi ihya ederse, burası onun olur. Başkasının arazisine izinsiz ağaç dikene hiçbir hak tanınmaz. Ebu Davud'da şu ziyade var: Urve (ra) dedi ki: "Şehadet ederim ki, Hz. Peygamber (sav) şuna hükmetti; Arz, Allah'ın arzıdır, insanlar da Allah'ın kullarıdır. Kim bir ölü araziyi (mevat) ihya ederse, bu yere, o, herkesten ziyade hak sahibi olur. Bu hükmü Resulullah (sav)'dan bize, ondan namazı getirenler getirdi." |Muvatta, Akdiye 26, (2, 743); Tirmizi, Ahkam 38, (1379); Ebu Davud, Haraç 37, (3073)|106
İHYA'UL MEVAT BÖLÜMÜ|İhya'ul Mevat|ebu davud|Urve|Bana bu hadisi rivayet eden kimse şunu da anlattı: İki kişi Hz. Peygamber (sav)'a müracaat ederek aralarındaki ihtilafı arzettiler: Bunlardan biri, diğerinin arazisine hurma ağacı dikmişti. Resulullah (sav): "Tarla, eski sahibine aittir, ağaç diken de diktiklerini tarlada söksun" diye hükmetti. Ben ağaçların köklerine baltalarla vurulduğunu gördüm. Ağaçlar boylu boslu tam haldeydiler, hepsi de tarladan söküldüler. |Ebu Davud, Haraç 37, (3074)|107
İHYA'UL MEVAT BÖLÜMÜ|İhya'ul Mevat|ebu davud|Semuratu'bnu Cündüb|Resulullah (sav) dedi ki: "Mevat (ölü) bir araziyi kim bir duvarla çevrelerse, burası onun olur." Rezin, Said İbnu Zeyd (ra)'den şu ziyadeyi kaydetti: Resulullah (sav) dedi ki: "Sahibi bir arazinin bakımından aciz kalarak helak olmaya terkedince biri gelip bu araziyi ihya öderse, arazi kendinin olur." |Ebu Davud, Haraç 37, (3077)|108
İLA BÖLÜMÜ|İla|buharitirmizinesai|Enes|Hz. Peygamber (sav)'i bir at yere atmıştı. Resulullah (sav)'ın (sağ) tarafı veya (sağ) omuzu ezildi. Bu O'na ayakta duramayacak kadar izdırab verdi. O sıralarda hanımlarını da bir ay müddetle terketti. Bu esnada, hurma kütüğünden yapılmış bir merdivenle çıkılan tenezzüh odasına (meşrübe) çekildi. Ashab (ra) kendisine "geçmiş olsun" ziyaretine geliyorlardı. Resulullah (sav) oturarak namaz kılardı, onlar ise ayakta durarak namaza uymuşlardı. Selamı verince şöyle dedi: "İmam, kendisine uyulmak için vardır, öyle ise ayakta namaz kıldırıyorsa siz de ayakta kılın, şayet oturarak kıldırıyorsa siz de oturarak kılın, imam rükuya varmadan rükuya gitmeyin, o başını kaldırmadan siz de kaldırmayın." Ravi der ki: "Hz. Peygamber (sav) ayın 29'unda meşrübeden indi. Ashab: "Ey Allah'ın Resulü, sen bir aylık bir müddet için ila'ya (ayrı kalmaya) karar vermiştin" dediler. Onlara: "Bu ay yirmi dokuz gündür" cevabını verdi." (Buhari ve Müslim'de Ümmü Seleme'den gelen bir rivayette: "Bu ay yirmi dokuz çekiyor" buyurmuştur. Müslim'de Cabir (ra)'den kaydedilen bir rivayette: "Sonra iki elini üç sefer uzattı, ikisinde her iki elinin bütün parmaklarıyla, sonuncu kerede sadece dokuz parmağıyla işaret etmişti" diye yirmi dokuzu gösterdiği açıklanır. (Sıyam 24)) |Buhari, Salat 18, Ezan 51, 82, 128, Sıfatu's-Salat 83,128, Savm 11, Mezalim 25, Nikah 91, Talak 21, Eyman 20; Tirmizi, Savm 6, (690); Nesai, Talak 32 (6, 166)|109
İLA BÖLÜMÜ|İla|buharimuvatta|İbnu Ömer|Kadınlarına yaklaşmamaya yemin edenler için dört ay beklemek vardır. Eğer erkekler (o müddet içinde kefaret yaparak zevcelerine) dönerlerse şüphe yok ki Allah cidden gafur ve rahimdir..." (Bakara, 226) ayetinin açıklaması ile alakalı olarak) şöyle demiştir: " Ayette zikretilen dört ay geçtikten sonra ya rücu etmek veya boşamak üzere zevç tevkif olunur, ila yapan fiilen boşamayınca (bu müddetin dolmasıyla) boşanma husule gelmez." (Bu görüş, Hz. Osman, Hz. Ali, Hz. Ebu'd-Derda ve Hz. Aişe (ra)'den ve Ashab'tan on iki kişiden de rivayet edilmiştir. Buhari'nin bir başka rivayetinde İbnu Ömer demiştir ki: "Cenab-ı Hakk'ın ayette zikrettiği ila, dört aylık müddet dışında hiç kimseye helal olmaz. Bu müdded dolunca ya tatlılıkla hanımını tutar veya, Allah'ın emrettiği şekilde boşamaya karar verir, (ila müddetini uzatarak kocanın ayrıca birde boşanmasını beklemek gibi üçüncü bir yola sülük edilemez.)") |Buhari, Talak 21; Muvatta, Talak 19, (2, 557)|110
İLA BÖLÜMÜ|İla|muvatta|Ali|Bir kimse hanımına yaklaşmamaya yemin ederse (ila'ya karar verirse), bundan boşanma hasıl olmaz. Dört aylık müddet geçince, ila yapan koca tevkif olunur, ya boşar ya da kefaret ödeyerek rücu eder." İmam Malik der ki: "Bir kimse, çocuğu sütten kesilinceye kadar hanımına yaklaşmamaya yemin edecek olsa, bu ila yemini sayılmaz. Bana Hz. Aişe'den ulaşan bir rivayete göre, bu durumdan kendisine sorulduğu vakit bunun ila olmadığını belirtmiştir." |Muvatta, Talak 17, (2,556)|111
İLA BÖLÜMÜ|İla|tirmizi|Aişe|Hz. Peygamber (sav) hanımlarına yaklaşmamaya yemin etti (ila kararı verdi) ve (bal yemeyi de kendi kendine) haram etti. Böylece helal olan bir şeyi kendisine haram kılmıştı. Sonra kefaret karşılığında yeminini bozdu |Tirmizi, Talak 21, (1201)|112
İSİM VE KÜNYE BÖLÜMÜ|Makbul Ve Mekruh İsimler|ebu davud|Ebu'd-Derda|Resulullah (sav) buyurdu ki: "Sizler kıyamet günü isimlerinizle ve babalarınızın isimleriyle çağırılacaksınız öyleyse isimlerinizi güzel yapın" |Ebu Davud, Edeb 69, (4948)|113
İSİM VE KÜNYE BÖLÜMÜ|Makbul Ve Mekruh İsimler|müslimebu davudtirmizi|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah'ın en ziyade sevdiği isimler Abdullah ve Abdurrahman'dır." |Müslim, Adab, 2, (2132); Ebu Davud, Edeb 69, (4949); Tirmizi, Edeb 64, (2835)|114
İSİM VE KÜNYE BÖLÜMÜ|Makbul Ve Mekruh İsimler|ebu davud|Ebu Vehb el-Cüşemi|Resullullah (sav) buyurdular ki: "Peygamberlerin isimleriyle isimlenin. Allah'ın çok sevdiği isimler Abdullah, Abdurrahman'dır. En sadık olanları da Haris ve Hemmam isimleridir. En çirkinleri de Harb ve Mürre isimleridir." (Metin Ebu Davud'a aittir, Nesai'de muhtasar olarak kaydedilmiştir [Hayl 3 (6, 218, 219)]) |Ebu Davud, Edeb 69, (4950)|115
İSİM VE KÜNYE BÖLÜMÜ|Makbul Ve Mekruh İsimler|buharimüslimebu davudtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah katında en düşük (ahna') isim Melikü'l-emlak (mülklerin maliki) ismidir. Allah'tan başka Malik yoktur." Süfyan merhum dedi ki: Şahan Şah bunun örneğidir. Ahmed İbnu Hanbel merhum dedi ki: "Ebu Amr merhum'a, ahna' ne demek diye sordum, bana "en düşük" diye cevap verdi." Müslim'in bir diğer rivayetinde şöyle buyrulmuştur: "Kıyamet günü, Allah'ın en ziyade kızacağı en kötü kimse, adı Melikü'l-emlak (Şehinşah) olan kimsedir. Allah'tan başka Malik yoktur." (Adab 21) |Buhari, Edeb 114; Müslim, Edeb 20, (2143); Ebu Davud, Edeb 70, (4961); Tirmizi, Edeb 65, (2839)|116
İSİM VE KÜNYE BÖLÜMÜ|Makbul Ve Mekruh İsimler|müslimebu davud|Cabir|Hz. Peygamber (sav) Ya'la, Bereket, Eflah, Yesar, Nafi' ve benzeri isimlerin kullanılmasını yasaklamayı arzu etmişti. Sonra onun bu mevzuda sükut ettiğini gördüm. Sonra da yasaklamadan vefat etti." Ebu Davud'un rivayetinde şu ziyade mevcuttur: "...Zira kişi "Bereket burada mı?" diye sorar da "hayır yok!" diye cevap verirler. (Hadisin metni Müslim'e aittir) |Müslim, Adab 13, (2138); Ebu Davud, Edeb, 70, (4960)|118
İSİM VE KÜNYE BÖLÜMÜ|Makbul Ve Mekruh İsimler|ebu davud|Eşlem (Ömer (ra)'in azadlı kölesi)|Hz. Ömer (ra), bir oğlunu Ebu İsa künyesini kullandığı için dövdü. Öte yandan Muğire İbnu Şu'be (ra), Ebu İsa künyesini kullanıyordu. Hz. Ömer (ra) ona "Ebu Abdillah künyesini kullanman sana yetmez mi?" dedi. Muğire: "Bana Ebu İsa künyesini takan Hz. Peygamber (sav)'dir" cevabını verilice, Hz. Ömer: "Hz. Peygamer (sav)'in geçmiş gelecek bütün günahları affedilmiştir. Biz ise bundan böyle sıkıntıdayız" dedi. Ölünceye kadar Muğire'yi "Ebu Abdillah" diye künyeledi. |Ebu Davud, Edeb 72, (4963)|119
İSİM VE KÜNYE BÖLÜMÜ|Makbul Ve Mekruh İsimler|muvatta|Yahya İbnu Sa'id|Hz. Peygamber (sav) bol sütlü bir deve hakkında: "Bunu kim sağacak?" diye sordu. Bir adam ayağa kalkmıştı ki Hz. Peygamber (sav) "İsmin ne?" dedi. Adam: "Mürre (acı)!" deyince, ona; "Otur!" dedi. Hz. Peygamber (sav) tekrar "Bunu kim sağıverecek?" diye sordu. Bir başkası ayağa kalktı, ben sağacağım diyecekti. Hz. Peygamber (sav) ona da: "ismin nedir?" diye sordu. Adam: "Harb" diye cevap verdi. Ona da "Otur" dedi. Resulullah (sav): "Bu deveyi kim bize sağıverecek?" diye sormaya devam etti. Bir adam daha kalktı. Ona da ismini sordu. "Ya'iş (yaşıyor!)" cevabını alınca ona: "Sen sağ" diyerek müsaade etti." |Muvatta, İsti'zan 24 (2, 973)|120
İSİM VE KÜNYE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın İsim Koyduğu Kimseler|buharimüslim|Sehl İbnu Sa'd es-Saidi|Hz. Peygamber (sav) Fatıma (ra) annemizin evine uğramıştı. Hz. Ali (ra)'yi evde bulamayına: "Amca oğlun nerede?" diye sordu. Fatıma (ra): "Aramızda bir şekerlenme oldu. Bunun üzerine bana kızdı ve çekip gitti" dedi. Resulullah (sav) birine: "Hele bir arayıver nereye gitmiş" diye emretti. "Mescidde yatıyor!" diye haber verince, Resulullah (a.s.) yanına gitti. Hz. Ali (ra) gerçekten yatıyordu ve üzerinden ridası düşmüş, (bu sebeple) toprağa bulanmıştı, Resulullah (sav), kalk ey Ebu Turab, kalk ev Ebu Turab (yani Toprak babası) diye seslendi. Sehl der ki: Hz. Ali (ra)'nin en çok sevdiği ismi bu isimdi. |Buhari, Salat 58, Fadaili'l,Ashab 9, Edeb 113, İsti'zan 40; Müslim, Fedailu's-Sahabe 38, (2409)|121
İSİM VE KÜNYE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın İsim Koyduğu Kimseler|buharimüslim|Esma Bintu Ebi Bekr|Mekke'de Abdullah İbnu Zübeyr (ra)'e hamile kalmıştım. Doğum yaklaşmıştı ki, Mekke'yi terkettim ve Medine'ye geldim, Kuba'ya indim. Abdullah'ı orada dünyaya getirdim. Doğunca, bebeği alıp Resulullah (sav)'a götürdüm, kucağına bıraktım. Resulullah (sav) bir hurma istedi, ağzında çiğneyerek ezdikten sonra, tükrüğünden çocuğun ağzına bıraktı. Abdullah'ın midesine ilk inen şey Resulullah (sav)'ın mübarek tükrükleri idi. Sonra (yumuşattığı o) hurma ile çocuğun damağım oğdu, hakkında bereketle dua etti ve Abdullah ismini verdi. Müslüman aileden ilk doğan çocuk bu idi. (Medine'de bütün Müslümanlar) onun doğumuna çok sevindiler. Çünkü "Yahudiler size sihir yaptılar, asla doğum yapamayacaksınız" diye bir şayia çıkarılmıştı." |Buhari, Menakibu'l-Ensar 45, Akika 1; Müslim, Adab 26, (2146)|122
İSİM VE KÜNYE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın İsim Koyduğu Kimseler|buharimüslim|Ebu Musa|Bir oğlum doğmuştu. Hemen Resulullah (sav)'a getirdim, İbrahim ismini verip bir hurma ile tahnikde bulundu. Sonra da "Mübarek olsun" diye dua buyurdu ve çocuğu bana geri verdi. Bu çocuk, Ebu Musa'nın en büyük evladı idi. |Buhari, Akika 1; Müslim, Adab 24, (2145)|123
İSİM VE KÜNYE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın İsim Koyduğu Kimseler|buharimüslimebu davud|Enes|Abdullah İbnu Ebi Talha'yı doğduğu zaman Resulullah (sav)'a götürdüm. Bebek bir bez içerisinde idi. Vardığımızda Resulullah (sav) devesine katran sürüyordu. "Beraberinde hurma da getirdin mi?" diye sordu, "Evet" dedim ve birkaç tane hurma verdim. Onları ağzında çiğnedi, sonra çocuğun ağzını açtı. Ağzına tükrüğü püskürttü. Bebek, yalamaya başladı. Bunun üzerine Resulullah (sav) "Ensar'ın hurma sevgisine bakın (doğar doğmaz başlıyor)" diye latife etti ve çocuğu Abdullah diye isimledi. (Hadisin metni; Müslim'deki metindir.) |Buhari, Cenaiz 42, Akika 1; Müslim, Adab 22, (2144); Ebu Davud, Edeb 69, (4951)|124
İSİM VE KÜNYE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın İsim Koyduğu Kimseler|ebu davud|Aişe|Ey Allah'ın Rasülü, dedim, arkadaşlarımdan her birisinin bir künyesi var, (benim yok). Dedi ki: "Oğlum Abdullah İbnu Zübeyr ile künyelen." (Aişe, "Ümmü Abdillah (Abdullah'ın annesi)" diye künye almıştı) (Rezin merhum: "Teyze anne gibidir" ilavesini kaydetmiştir) |Ebu Davud, Edeb 78, (4970)|125
İSİM VE KÜNYE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Değiştirdiği İsimler|tirmizi|Hz. Aişe|Resulullah (sav) çirkin isimleri değiştirirdi" buyurmuştur. |Tirmizi, Edeb 66, (2841)|126
İSİM VE KÜNYE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Değiştirdiği İsimler|buharimüslim|Ebu Hüreyre|Zeyneb Bintu Ebi Seleme'nin ismi Berre idi. "Nefsini tezkiye ediyor" denildi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (sav) onu Zeyneb diye isimleridirdi." |Buhari, Edeb 108; Müslim, Edeb 17, (2141)|127
İSİM VE KÜNYE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Değiştirdiği İsimler|müslim|İbnu Abbas|Cüveyriye Bintu'l-Haris'in ismi Berre idi, Resulullah (sav) onun ismini Cüveyriye diye değiştirdi. Zira, Resulullah (sav) "Berre'nin yanından çıktı" denmesini sevmiyordu. |Müslim, Edeb 16, (2140)|128
İSİM VE KÜNYE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Değiştirdiği İsimler|ebu davudnesai|Şureyh İbnu Hani|(Babasından naklediyor:) Hz. Peygamber (sav), kavmimin beni Ebu'l-Hakem diye künyelediklerini işitmişti. Beni çağırtarak: "Hakem olan Allah'tır, hüküm de O'nadır, öyle ise, sen nasıl Ebu'l-Hakem künyesini taşırsın?" dedi. Ben açıkladım: "Kavmim bir meselede anlaşmazlığa düşünce bana gelirler, ben hükme bağlarım. Her iki taraf da verdiğim hükme razı olurlar." Resulullah (sav): "Bu ne güzel şey?" buyurdu ve "Çocuklarından neler var?" diye sordu. Ben: "Şüreyh, Müslim, Abdullah var" dedim. Resulullah (sav): "En büyüğü hangisi?" dedi. "Şureyh" dedim. "Öyleyse", buyurdu, "sen Ebu Şüreyh'sin" |Ebu Davud, Edeb 70, (4955); Nesai, Kada 7, (8, 226-227)|129
İSİM VE KÜNYE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Değiştirdiği İsimler|ebu davud|Beşir İbnu Meymun|(Amcası Üsame İbnu Ahdari'den rivayet ediyor:) Ahdari diyor ki: "İsmi Asram olan bir adam vardı. Resulullah (sav) ona: "İsmin nedir?" diye sordu. Adam "Asram" diye cevap verdi. Resulullah (sav): "Hayır sen Zür'a'sın" buyurdu. |Ebu Davud, Edeb 70, (4954)|130
İSİM VE KÜNYE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Değiştirdiği İsimler|buhariebu davud|Said İbnu'l-Müseyyeb|(Babası vasıtasıyla dedesinden naklediyor:) Dedem, Resulullah (sav)'a uğramıştı. "İsmin ne?" diye sordu. "Hazn (sert yer)" diye cevap verdi. Resulullah (sav): "Hayır sen Sehl'sin" dedi. Müseyyeb: "Olamaz, babamın verdiği bir ismi değiştiremem" dedi. İbnu'l-Müseyyeb ilave ediyor: "O günden sonra aramızda kabalık devam etti gitti." Ebu Davud'un rivayetinde şöyle demiştir: ".... Hayır sehl ezilir ve hakir tutulur." Ebu Davud merhum der ki: "Resulullah (sav) Asi, Aziz, Atele (şiddet, sertlik), Şeytan, Hakem, Gurab (karga), Habbab, Şihab isimlerini değiştirdL Şihab'ı Hişam, Harb'i Silm (sulh), Muzdaci'l (yatan) Münbais (kalkan) yaptı. Afire (çorak) adını taşıyan bir araziyi de Hadire (yeşillik) diye, Şi'bu'd Dalalet'i (sapıklık geçidi) Şi'bu'l-Hüda diye isimledi. Benu'z-Zinye'yi Benu'r-Rüşd olarak değiştirdi." |Buhari, Edeb 107-108; Ebu Davud, Edeb 70, (4956)|131
İSİM VE KÜNYE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Değiştirdiği İsimler|müslimtirmiziebu davud|İbnu Ömer|Hz. Peygamber (sav) Asiye (isyankar, itaatsiz kadın) ismini değiştirip, Cemile (güzel kadın) yaptı. |Müslim, Edeb 14, (2139); Tirmizi, Edeb 66, (2840); Ebu Davud, Edeb 70, (4952)|132
İSİM VE KÜNYE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Değiştirdiği İsimler|ebu davud|Mesruk|Hz. Ömer'le karşılaştım. Bana "Sen kimsin?" diye sordu. "Mesruk İbnu'l-Ecda" dedim. Dedi ki: "Ben Resulullah (sav)'ın ecda şeytandır" dediğini işittim." |Ebu Davud, Edeb 70, (4957)|133
İSİM VE KÜNYE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Değiştirdiği İsimler|buharimüslim|Sehl İbnu Sa'd|el-Münzir İbnu Ebi Üseyd doğduğu zaman Resulullah (sav)'a getirilmişti. Çocuğu kucağına aldı ve: "İsmi nedir?" diye sordu, "İsmi falandır" diye ne konmuşsa söylendi. Resulullah (sav): "Hayır! Bunun ismi Münzir olacak" dedi ve o gün çocuğa Münzir ismini koydu. |Buhari, Edeb 108; Müslim, Edeb 29, (2149)|134
İSİM VE KÜNYE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın İsim Ve Künyesini Alma Hakkında|buharimüslimtirmizi|Enes|Bir gün Resulullah (sav) Baki'de idi. Kulağına bir ses geldi: "Ey Ebu'l Kasım!" diyordu. Başını sese doğru çevirdi. Seslenen adam: "Ey Allah'ın Resulü seni kastedmedim, ben falancayı çağırdım" dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (sav): "İsmimi isim olarak koyun, fakat künyemi kendinize künye yapmayın!" buyurdu. |Buhari, Menakıb 20, Edeb 106; Müslim, Adab 1 (2131); Tirmizi, Edeb 68, (2844)|135
İSİM VE KÜNYE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın İsim Ve Künyesini Alma Hakkında|buharimüslimebu davudtirmizi|Cabir|Bizden birinin bir oğlu oldu. İsmini Kasım koydu. Kendisine: "Sana Ebu'l Kasım künyesini vermeyiz. Bu künye ile seni şereflendirip memnun etmeyiz" dedik. Hz. Peygamber (sav)'a gelerek durumu arzetti. Resulullah (sav) bunun üzerine: "Oğlunun adı Abdurrahmandır" dedi. Bir rivayette şu ziyade var: "İsmimi isim olarak koyun, fakat künyemi künye yapmayın. Zira ben Kasım (taksim edici) kılındım. Aranızda taksim ederim." Ebu Davud'un bir rivayetinde şöyle buyrulmuştur: "Kim benim ismimi almışsa, künyem ile künyelenmesin. Kim de künyem ile künyelenmişse, ismimle isimlenmesin." |Buhari, Edeb 105, 106, 109, Menakıb 20; Müslim, Adab 2, (2133); Ebu Davud, Edeb 74 (4965); Tirmizi, Edeb 68, (2845)|136
İSİM VE KÜNYE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın İsim Ve Künyesini Alma Hakkında|ebu davud|Aişe|Bir kadın gelerek "Ey Allah'ın Resulü, ben bir oğlan dünyaya getirdim. Muhammed diye isim, Ebu'l-Kasım diye de künye verdim. Bana, sizin bu durumda  hoşlanmadığınız söylendi,doğru mu?" diye sordu. Resulullah (sav): "İsmimi helal, künyemi haram kılan şey de ne?" veya "Künyemi haram kılıp ismimi helal kılan şey de ne?" diyerek reddetti. |Ebu Davud, Edeb 76, (4968)|137
İSİM VE KÜNYE BÖLÜMÜ|İsim Ve Künye Hakkında Müteferrik Hadisler|ebu davudtirmizinesaiibnu mace|İbnu Ömer|Hz. Peygamber (sav) çocuğa, doğumunun yedinci gününde isim konmasını, yıkanarak pisliklerin temizlenmesini ve akika kurbanı kesilmesini emir buyurdu." (Tirmizi'de hadis İbnu Ömer'den değil, Amr İbnu Şu'ayb (an ebihi an ceddihi) tarikindendir. Burada bir sehiv söz konuşu) |Ebu Davud, Edahi, 21, (2837); Tirmizi, Edahi 23, (1522), Edeb 63, (2834); Nesai, Akika 5, (7, 166); İbnu Mace, Zebai 1,(3165)|139
İSİM VE KÜNYE BÖLÜMÜ|İsim Ve Künye Hakkında Müteferrik Hadisler|müslimebu davud|Aişe|Yeni doğan çocuklar Hz. Peygamber (sav)'a getirilirdi. O da bunlara mübarek olmaları için dua eder, tahnikde bulunurdu." |Müslim, Edeb, 27 (2147); Ebu Davud, Edeb 116, (5106)|140
İSİM VE KÜNYE BÖLÜMÜ|İsim Ve Künye Hakkında Müteferrik Hadisler|ebu davudtirmizi|Ebu Rafi|Hz. Fatıma (ra) oğlu Hasan (ra)'ı doğurduğu zaman, Resulullah (sav)'ı kulağına ezan okurken gördüm" (Tirmizi hadisin sahih olduğunu söylemiştir. Rezin şu ziyadeyi kaydeder: "Kulağına ihlas süresini okudu, hurma ile tahnik etti ve ismini koydu.") |Ebu Davud, Edeb 116, (5105); Tirmizi, Edahi 17, (1514)|141
İSİM VE KÜNYE BÖLÜMÜ|İsim Ve Künye Hakkında Müteferrik Hadisler|muvatta|Yahya İbnu Said|Hz. Ömer bir adama: "İsmin nedir?" diye sordu. Adam "Cemre (kor)" dedi. "Kimin oğlusun?" diye tekrar sordu. Adam: "İbnu Şihab (alev) deyince "Kimlerden?" dedi. Adam: "Humkalardan." "Eviniz nerede?" diye sordu. "Harretu'n-Nar'da" cevabını alınca, "hangisinde?" dedi. "Zatı Leza'da" cevabını alınca; Hz. Ömer (ra) "Ailene yetiş, yanıyorlar!" dedi. Gerçekten durum aynen Hz. Ömer'in dediği gibiydi" |Muvatta, İsti'zan 25 (2,973)|142
KAPLARLA İLGİLİ BÖLÜM|Kaplar|buharimüslimtirmiziebu davudnesaiibnu mace|Huzeyfe|Resulullah (sav)'ın şöyle dediğim işittim: "İpek ve ibrişim elbise giymeyin. Altın ve gümüş kaplardan su içmeyin, onlarda yemek yemeyin. Zira bu iki şey dünyada onlar (kafirler), ahirette de sizin içindir." |Buhari, Et'ime 28, Eşribe 28, Libas 25; Müslim, Libas 4, (2067); Tirmizi, Eşribe 10 (1879); Ebu Davud, Eşribe 17 (3723); Nesai, Zinet 87, (8, 198, 199); İbnu Mace, Eşribe 17, (3414)|143
KAPLARLA İLGİLİ BÖLÜM|Kaplar|buharimüslimmuvattaibnu mace|Ümmü Seleme|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Gümüş kaptan su içen, karnına cehennem ateşi dolduruyor demektir." Müslim'in bir diğer rivayetinde şöyle denir: "Kim altın veya gümüş bir kaptan içerse..." |Buhari, Eşribe 28; Müslim, Libas 1, (2065); Muvatta, Sıfatu'n-Nebi 11 (2, 924-925); İbnu Mace, Eşribe 17 (3413)|144
KAPLARLA İLGİLİ BÖLÜM|Kaplar|ebu davud|Cabir|Biz Hz. Peygamber (sav)'le birlikte gazveye çıkmıştık. Savaş sonunda elde ettiğimiz ganimetler arasında müşriklerin kap-kacak ve su kapları da vardı. Biz bunları kullanıyorduk. Resulullah (sav) hiç bir zaman niye kullanıyorsunuz diye ayıplamadı." |Ebu Davud, Et'ime 46, (3838)|145
KAPLARLA İLGİLİ BÖLÜM|Kaplar|ebu davudtirmizi|Ebu Sa'lebe el-Huşeni|Ben Hz. Peygamber (sav)'e "Ey Allah'ın Resulü, biz Ehli Kitab'ın yaşadığı bir yerdeyiz. Onların kap kacaklarından yiyip içebilir miyiz? diye sordum. Dedi ki: "Onlarınkinden başka kap-kacak bulabilirseniz onlarınkinden yemeyin. Başka birşey bulamazsanız onları yıkadıktan sonra kullanın." (Tirmizi hadisin sahih olduğunu söyledi. Metin Tirmizi'deki metindir) |Ebu Davud, Et'ime 46 (3839); Tirmizi, Siyer 11, (1560)|146
KAPLARLA İLGİLİ BÖLÜM|Kaplar|buhari|İbnu Ömer|Hz. Ömer (sav) sıcak su ile ve bir Hıristiyan kadının evinde onun su kabıyla abdest aldı. (Bu rivayeti Rezin tahric etti. Derim ki: Bunu Buhari bab başlığı olarak kaydetmiştir. Doğrusunu Allah bilir.) |Buhari, Vudu 43|147
EMEL VE ECEL BÖLÜMÜ|Ecel Ve Emel|buharitirmiziibnu mace|İbnu Mes'ud|Hz. Peygamber (sav) birgün yere çubukla, kare biçiminde bir şekil çizdi. Sonra, bunun ortasına bir hat çekti, onun dışında da bir hat çizdi. Sonra bu hattın ortasından itibaren bu ortadaki hatta istinad eden bir kısım küçük çizgiler attı. Resulullah (sav) bu çizdiklerini şöyle açıkladı: Şu çizgi insandır. Şu onu saran kare çizgisi de eceldir. Şu dışarı uzanan çizgi de onun emelidir. (Bu emel çizgisini kesen) şu küçük çizgiler de musibetlerdir. Bu musibet oku yolunu şaşırarak insana değmese bile, diğer biri değer. Bu da değmezse ecel oku değer. |Buhari, Rikak 3; Tirmizi, Kıyamet 23, (2456); İbnu Mace, Zühd 27, (4231)|148
EMEL VE ECEL BÖLÜMÜ|Ecel Ve Emel|buharitirmiziibnu mace|Enes|Resulullah (sav) yere bir çizgi çizdi ve: "Bu insanı temsil eder" buyurdu. Sonra bunun yanına ikinci bir çizgi daha çizerek: "Bu da ecelini temsil eder" buyurdu. Ondan daha uzağa bir çizgi daha çizdikten sonra "Bu da emeldir" dedi ve ilave etti: "İşte insan daha böyle iken (yani emeline kavuşmadan) ona daha yakın olan (eceli) ansızın geliverir." |Buhari, Rikak 4; Tirmizi, Zühd 25, (2335); İbnu Mace, Zühd 27, (4232)|149
EMEL VE ECEL BÖLÜMÜ|Ecel Ve Emel|buharitirmizi|İbnu Ömer|Resulullah (sav) omuzumdan tuttu ve: "Sen dünyada bir garib veya bir yolcu gibi ol" buyurdu. İbnu Ömer (radıyallahu anh) hazretleri şöyle diyordu: "Akşama erdinmi, sabahı bekleme, sabaha erdinmi akşamı bekleme. Sağlıklı olduğun sırada hastalık halin için hazırlık yap. Hayatta iken de ölüm için hazırlık yap." (Tirmizi'nin rivayetinde, "yolcu gibi ol sözünden sonra şu ziyade var: "Kendini kabir ehlinden added.") |Buhari, Rikak 2; Tirmizi, Zühd 25, (2334)|150
EMEL VE ECEL BÖLÜMÜ|Ecel Ve Emel|tirmizi|Büreyde|Resulullah (sav) elindeki iki çakıl(dan birini yakına, diğerini uzağa) atarak: "Şu ve şu neye delalet ediyor biliyor musunuz?" dedi. Cemaat: "Allah ve Resulü daha iyi bilir" dediler. Buyurdu ki: "Şu (uzağa düşen) emeldir, bu (yakına düşen) de eceldir. (Kişi emeline ulaşmak için gayret ederken ulaşmadan oluverir)". |Tirmizi, Emsal 7, (2874)|151
EMEL VE ECEL BÖLÜMÜ|Ecel Ve Emel|buharitirmiziibnu mace|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ecelini altmış yaşına kadar uzattığı kimselerden Cenab-ı Hakk, her çeşit özür ve bahaneyi kaldırmıştır." (Metin Buhari'den alınmıştır. Tirmizi'nin metni şu şekildedir: "Ümmetimin vasati ömrü 60-70 yıldır. Bunu aşabilenler azınlıkta kalacaklardır." Rezin der ki: "Çoklukla ölümün cereyan ettiği dönem 60-70 yaş arasıdır. Allah, kime ömründe 40'ına kadar mühlet verdi ise, ondan özrü kaldırmıştır.") |Buhari, Rikak 4; Tirmizi, Da'vat 113, (3545), Zühd 23 (2332); İbnu Mace, Zühd 27, (4236)|152
BİRR (EBEVEYNE İYİLİK) BÖLÜMÜ|Ebeveyne İyilik|buharimüslim|Ebu Hüreyre|Bir adam gelerek: "Ey Allah'ın Resulü iyi davranıp hoş sohbette bulunmama en ziyaade kim hak sahibidir?" diye sordu. Hz. Peygamber (sav): "Annen!" diye cevap verdi. Adam: "Sonra kim?" dedi, Resulullah (sav) "Annen!" diye cevap verdi. Adam tekrar: "Sonra kim?" dedi Resulullah (sav) yine: "Annen!" diye cevap verdi. Adam tekrar sordu: "Sonra kim?" Resulullah (sav) bu dördüncüyü: "Baban!" diye cevapladı." |Buhari, Edeb 2; Müslim, Birr 1, (2548)|153
BİRR (EBEVEYNE İYİLİK) BÖLÜMÜ|Ebeveyne İyilik|ebu davud|Küleyb İbnu Menfa'a|Ceddi bulunan Küleyb el-Hanefi (ra)'den anlattığına göre, kendisi Resulullah (sav)'a gelerek sormuştur: "Ey Allah'ın Resulü kime karşı iyilik yapayım?" Hz. Peygamber (sav) şu cevabı vermiştir: "Annene, babana, kızkardeşine, oğlan kardeşine, bunu takip eden azadlına. Bu iyiliği de, üzerine vacib olan bir hakkın ödenmesi, yani, sıla-ı rahmin yerine getirilmesi olarak yapacaksın. (Nafile, ihtiyari, hasbi bir davranış tatavvu grubuna giren bir amel olarak değil)". |Ebu Davud, Edeb 129, (5140)|154
BİRR (EBEVEYNE İYİLİK) BÖLÜMÜ|Ebeveyne İyilik|ebu davudtirmizi|Behz İbnu Hakim|Babası tarikiyle dedesi Mu'aviye İbnu Hayde el-Kuşeyri (ra)'den naklediyor. Hz. Peygamber (sav)'e : "Ey Allah'ın Resulü, kime iyilik yapayım? diye sordum. Bana: "Annene" diye cevap verdi. "Sonra kime?" diye tekrar ettim. "Annene" dedi. "Sonra kime?" dedim. "Annene" dedi. "Sonra kime?" dedim, bu dördüncüde "Babana, sonra da tedrici yakınlarına" diye cevap verdi. (Ebu Davud bir rivayette şu ziyadeyi kaydeder: "Haberiniz olsun, kişi azatlısından bir fazlasını istese, azadlı (mevla) bu (ihtiyaç fazlası)na sahib olduğu halde yerine getirmese kıyamet günü vermemiş olduğu bu fazlalık bir engerek yılanı olarak kendisine getirilir.") |Ebu Davud, Edeb 129, (5141); Tirmizi, Birr 1, (1898)|155
BİRR (EBEVEYNE İYİLİK) BÖLÜMÜ|Ebeveyne İyilik|ebu davudibnu mace|Abdullah İbnu Amr İbnu'l-As|Bir adam: "Ey Allah'ın Resulü, benim malım ve bir de çocuğum var. Babam malımı almak istiyor" (ne yapayım?) diye sordu. Resululluh (sav), "Sen ve malın babana aitsiniz. Şunu bilin ki, evladlarınız kazançlarınızın en temizlerindendir. Öyle ise evladlarınızın kazançlarından yiyin" buyurdu. |Ebu Davud, Büyu 79, (3530); İbnu Mace, Ticarat 64, (2291-2292)|156
BİRR (EBEVEYNE İYİLİK) BÖLÜMÜ|Ebeveyne İyilik|müslimtirmizi|Ebu Hüreyre|Peygamberimiz (sav) bir gün: "Burnu sürtülsün, burnu sürtülsün, burnu sürtülsün" dedi. "Kimin burnu sürtülsün ey Allah'ın Resulü?" diye sorulunca şu açıklamada bulundu: "Ebeveyninden her ikisinin veya sadece birinin yaşlılığına ulaştığı halde cennete giremeyenin." (Müslim'deki metindir) |Müslim, Birr 9, (251); Tirmizi, Daavat 110 (3539)|157
BİRR (EBEVEYNE İYİLİK) BÖLÜMÜ|Ebeveyne İyilik|müslimebu davudtirmiziibnu mace|Ebu Hüreyre|Hiçbir evlad, babasının hakkını, bir istisna durumu dışında ödeyemez. O durum da şudur: Babasını köle olarak bulur, satın alır ve azad eder." |Müslim, Itk 25, (1510); Ebu Davud, Edeb 129, (5137); Tirmizi, Birr 8, (1907); İbnu Mace, Edeb 1, (3659)|158
BİRR (EBEVEYNE İYİLİK) BÖLÜMÜ|Ebeveyne İyilik|tirmizi|Abdullah İbnu Amr İbni'l-As|Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdu: "Allah'ın rızası babanın rızasından geçer. Allah'ın memnuniyetsizliği de babanın memnuniyetsizliğinden geçer." (Tirmizi bu hadisi hem Hz. Peygamber (sav)'in sözü (merfu) olarak, hem de sahabi sözü (mevkuf) olarak rivayet eder. Ayrıca mevkuf olarak rivayet eden tarikin sahih olduğunu söyler.) |Tirmizi, Birr 3 (l900)|159
BİRR (EBEVEYNE İYİLİK) BÖLÜMÜ|Ebeveyne İyilik|buharimüslimebu davudnesaitirmizi|Abdullah İbnu Amr İbnu'l-As|Bir adam, cihada iştirak etmek için Hz. Peygamber (sav)'den izin istedi. Resulullah (sav): "Annen baban sağlar mı?" diye sordu. Adam: "Evet" deyince: "Onlara (hizmet de cihad sayılır), sen onlara hizmet ederek cihad yap" buyurdu. (Müslim'in bir diğer rivayetinde adam: "...Sana, hicret ve cihad etmek ecrini de Allah'tan istemek şartı üzerine biat ediyorum" der. Resulullah (sav): "Anne ve babandan sağ olan var mı?" diye sorar. Adam: "Evet, her ikisi de sağ" deyince: "Yani sen Allah'tan ecir istiyorsun?" der. Adamın "evet"i üzerine: "Öyleyse valideyn'in yanına dön. Onlara iyi bak, (Allah'ın rızası ondadır)" emreder. Ebu Davud ve Nesai'de gelen bir diğer rivayette adam: "Ağlamakta olan ebeveynimi de geride bıraktım" der. Resulullah (sav): "Öyleyse onların yanına dön. Onları nasıl ağlattı isen öyle güldür, (Allah'ın rızası bundadır)" buyurur. Ebu Davud'un, Ebu Said (ra)'den yaptığı bir başka rivayetinde şöyle denir: Yemen ahalisinden bir adam, Hz Peygamber (sav)'e hicret ederek geldi. Resulullah (sav) ona: "Yemen'de bir kimsen var mı?" diye sordu. Adam: "Ebeveynim var" deyince, "Peki, onlar sana izin verdiler mi?" diye tekrar sordu. "Hayır" cevabı üzerine: "Öyleyse onlara geri don, onlardan izin iste. Şayet izin verirlerse cihada katıl, vermezlerse onlara hizmet et!" emretti.) |Buhari, Cihad 138, Edeb 3; Müslim, Birr 5, (2539); Ebu Davud, Cihad, 33, (2529); Nesai, Cihad 5; Tirmizi, Cihad 2, (1671)|160
BİRR (EBEVEYNE İYİLİK) BÖLÜMÜ|Ebeveyne İyilik|nesai|Muaviye İbnu Cahime|Cahime (ra) Hz. Peygamber (sav)'e gelir ve: "Ey Allah'ın Resulü, ben gazveye (cihad) katılmak istiyorum, bu konuda sizinle istişare etmeye geldim" der. Resulullah (sav): "Annen var mı?" diye sorar. "Evet" deyince, "öyleyse ondan ayrılma, zira cennet onun ayağının altındadır." buyurur. |Nesai, Cihad 6, (6,11)|161
BİRR (EBEVEYNE İYİLİK) BÖLÜMÜ|Ebeveyne İyilik|ebu davudtirmizi|İbnu Ömer|Nikahım altında bir kadın vardı ve onu, seviyordum da. Babam Ömer ise, onu sevmiyordu. Bana: "Boşa onu" dedi. Ben itiraz ettim ve boşamadım. Babam Ömer (ra) Hz. Peygamber (sav)'e gelerek durumu arzetti. Resulullah (sav) bana: "Boşa onu" dedi. (Tirmizi hadisin sahih olduğunu da belirtti.) |Ebu Davud, Edeb 129, (5138); Tirmizi, Talak 13, (1189)|162
BİRR (EBEVEYNE İYİLİK) BÖLÜMÜ|Ebeveyne İyilik|tirmizi|Ebu'd-Derda|Resulullah (sav): "Baba cennetin orta kapısıdır. Dilersen bu kapıyı terket, dilersen muhafaza et" dediğini işittim. (Tirmizi, hadise "sahih" dedi) |Tirmizi, Birr, 3, (1901)|163
BİRR (EBEVEYNE İYİLİK) BÖLÜMÜ|Ebeveyne İyilik|müslimtirmiziebu davud|Büreyde|Bir kadın: "Ey Allah'ın Resulü, ben anneme bir cariye tasadduk etmiştim. Şimdi annem öldü" dedi. Resulullah (sav): "(Sadaka yapmış olmanın) ecrini mutlaka alacaksın. Miras yoluyla cariye sana geri gelecek (tekrar senin olacak)" buyurdu. Kadın: "Ey Allah'ın Resulü annemin bir aylık oruç borcu vardı, onun yerine tutabilir miyim?" diye sordu. "Annene bedel tut!" dedi. Kadın: "Ey Allah'ın Resulü, annem hiç haccetmedi. Onun yerine hac yapabilir miyim?" diye sordu Resulullah (sav): "Evet, ona bedel haccet" buyurdu." |Müslim, Sıyam 157, (1149); Tirmizi, Zekat 31 (667); Ebu Davud, Vesaya 12, (2877), Zekat 31, (1656)|164
BİRR (EBEVEYNE İYİLİK) BÖLÜMÜ|Ebeveyne İyilik|buharimüslimebu davud|Esma Bintu Ebi Bekr|Henüz müşrik olan annem yanıma geldi. (Nasıl davranmam gerekeceği hususunda) Hz. Peygamber (aleyhissaldtu vesselam/den sorarak: "Annem yanım geldi, benimle (görüşüp konuşmak) arzu ediyor, anneme iyi davranayım mı?" dedim. "Evet" dedi, ona gereken hürmeti göster" |Buhari, Hibe 28, Edeb 8; Müslim, Zekat 50 (1003); Ebu Davud, Zekat, 34, (1668)|165
BİRR (EBEVEYNE İYİLİK) BÖLÜMÜ|Ebeveyne İyilik|tirmizi|İbnu Ömer|Bir adam Resulullah (sav)'a gelerek: "Ben büyük bir günah işledim, buna tevbe imkanım var mı?" dedi. Hz. Peygamber (sav): "Annen var mı?" diye sordu. Adam: "Hayır yok" dedi. "Peki teyzen de mi yok?" dedi. Adam: "Hayır, var" deyince Resulullah (sav): "Öyle ise ona iyilik yap!" diye emretti." (Tirmizi el-Bera'dan kaydettiği diğer bir hadiste şu ziyadeye yer verir: "Teyze anne makamındadır.") |Tirmizi, Birr 6, (1905)|166
BİRR (EBEVEYNE İYİLİK) BÖLÜMÜ|Ebeveyne İyilik|ebu davudibnu mace|Ebu Üseyd Malik İbnu Rebi'a es-Saidi|Bir adam: "Ey Allah'ın Resulü, anne ve babamın vefatlarından sonra da onlara iyilik yapma imkanı var mı, ne ile onlara iyilik yapabilirim?" diye sordu. Resulullah (sav). "Evet vardır" dedi ve açıkladı: "Onlara dua, onlar için Allah'tan istiğfar (günahlarının affedilmesini) taleb etmek, onlardan sonra vasiyetlerini yerine getirmek, anne ve babasının akrabalarına karşı da sıla-i rahmi ifa etmek, anne ve babanın dostlarına ikramda bulunmak." |Ebu Davud, Edeb 129, (5142); İbnu Mace, Edeb 2, (3664)|167
BİRR (EBEVEYNE İYİLİK) BÖLÜMÜ|Ebeveyne İyilik|müslimtirmiziebu davud|İbnu Ömer|Resulullah (sav)'ı işittim, şöyle diyordu: "Kişinin yapacağı en üstün iyiliklerden biri, ölümünden sonra babasının dostlarına sıla-i rahimde bulunmasıdır" |Müslim, Birr, 11-13 (2552); Tirmizi, Birr, 8 (1904); Ebu Davud, Edeb 129, (5143)|168
BİRR (EBEVEYNE İYİLİK) BÖLÜMÜ|Ebeveyne İyilik|ebu davud|Ömer İbnu's-Saib|Şu haber kendisine ulaşmıştır: "Peygamberimiz (sav) bir gün otururken süt babası çıkagelir. Resulullah (sav) hürmeten, onun için, giydiği şeylerden birini serer ve üzerine oturtur. Az sonra süt annesi gelir. Peygamberimiz (sav) bunun için de elbisenin diğer tarafını serer, kadın üzerine oturur. Biraz sonra süt-oğlan kardeşi gelir. Resulullah (sav) kalkarak onu önüne oturtur." |Ebu Davud, Edeb 129, (5145)|169
BİRR (EBEVEYNE İYİLİK) BÖLÜMÜ|Ebeveyne İyilik|rezin|Zeyd İbnu Erkam|Hz. Peygamber (sav) buyurdu ki: "Kim ebeveyninden birine bedel haccederse, bu hacda onun borcunu ödemiş olur. Bu durum semadaki ruhuna müjdelenir. Kişi, anne ve babasına karşı isyankar (akk) bile olsa (bu iyiliği sebebiyle) Allah'ın nezdinde (iyi kullar meyanında) yazılır." (Diğer bir rivayette ise: "Babası için bir hacc, kendisi için yedi hacc yazılır" denmiştir.) (Bu rivayet Heysemi'nin Mecmau'z- Zevaid'inde, Taberani'nin Mu'cemu'l-Kebir'inden kaydedilmiştir (3,282)) |Rezin|170
BİRR (EBEVEYNE İYİLİK) BÖLÜMÜ|Evlad Ve Akrabalara İyilik|buharimüslimtirmizi|Aişe|Yanıma bir kadın girdi. Beraberinde iki kız çocuğu da vardı. Bir şeyler istedi. Aksi gibi yanımda bir hurmadan başka bir şey yoktu. Onu verdim. Kadın aldı ve ikiye bölerek kızlarına taksim etti. Kendine pay ayırmadı. Çıkıp gittiler. Arkadan Resulullah (sav) girdi. Durumu ona anlattım. Dedi ki: "Kim bu şekilde kızlarla imtihan edilir o da onlara iyi davranırsa, kızlar, onun için, ateşe karşı perde olurlar." |Buhari, Zekfit 10, Edeb 19; Müslim, Bin-147, (2629); Tirmizi, Birr 13, (1916)|171
BİRR (EBEVEYNE İYİLİK) BÖLÜMÜ|Evlad Ve Akrabalara İyilik|müslimtirmizi|Enes|Resulullah (sav) buyurdu ki: "Buluğa erinceye kadar kim iki kız evladı yetiştirirse - parmaklarını birleştirerek - kıyamet günü o ve ben şöyle beraber oluruz." (Tirmizi'de: "O ve ben cennete şu iki şey gibi beraber gireriz dedi ve iki parmağıyla işaret etti" şeklinde gelmiştir.") |Müslim, Birr 149, (2631); Tirmizi, Bin-13, (1917)|172
BİRR (EBEVEYNE İYİLİK) BÖLÜMÜ|Evlad Ve Akrabalara İyilik|ebu davudtirmizi|Ebu Said|Resulullah (sav) buyurdu ki: "Kim "üç kız" veya "üç kızkardeş" veya "iki kızkardeş" veya "iki kız" yetiştirir, terbiye ve te'diblerini eksik etmez, onlara iyi davranır ve evlendirirse cenneti hak etmiştir." (Ebu Davud'da İbnu Abbas (ra)'dan şu rivayet de kaydedilmiştir: Resulullah (sav) buyurdu ki: "Kimin iki kızı olur da öldürmez, alçaltmaz, oğlan çocuklarını bunlara tercih etmezse, Allah onu cennete koyar") |Ebu Davud, Edeb 130, (5147); Tirmizi, Birr, 13 (1913)|173
BİRR (EBEVEYNE İYİLİK) BÖLÜMÜ|Evlad Ve Akrabalara İyilik|ebu davud|Avf İbnu Malik el-Eşcal|Hz. Peygamber (sav): "Ben ve yanakları kararmış kadın kıyamet günü şu iki şey gibi yan yanayız. - Hadisi rivayet eden Yezid İbnu Zürey, baş ve orta parmaklarıyla işaret yaptı - O kadın ki, mevkii, makamı bulunan kocasından dul kalmıştır, (maddi imkanlarından başka) neseb ve güzelliği yerindedir. Bütün bunlara rağmen (evlenmez) ve yetimler büyüyünceye veya ölünceye kadar kendini onlara hasreder." (Hadiste geçen "yanakları kararmış kadın" tabiriyle Hz. Peygamber (sav) yetimlerim büyütmek gayesiyle süslenmeyi ve rahat yaşamayı terkeden, çektiği sıkıntılar sebebiyle cildi kararan dul kadını ifade buyurmuştur) |Ebu Davud, Edeb 130, (5149)|174
BİRR (EBEVEYNE İYİLİK) BÖLÜMÜ|Evlad Ve Akrabalara İyilik|tirmiziibnu mace|Havle bintu Hakim|Bir gün, Resulullah (sav) kızı Fatıma (ra)'nın iki oğlundan birini kucaklamış olduğu halde evden çıktı ve şöyle diyordu: "Siz var ya, sizin yüzünüzden (ebeveyniniz) cimriliğe, korkaklığa ve cehalete düşüyorlar. Ve siz Allah'ın reyhanındansınız." |Tirmizi, Birr, 11 (1911); İbnu Mace, Edeb 3, (3666).|175
BİRR (EBEVEYNE İYİLİK) BÖLÜMÜ|Evlad Ve Akrabalara İyilik|ebu davudbuhari|Bera|Hz. Ebu Bekir (ra), Hz. Aişe (ra)'ye uğradı. Aişe hummaya yakalanmış, hasta idi. "Kızım, nasılsın?" diye hatırını sordu ve yanağından öptü. |Ebu Davud, Edeb 158 (5222); Buhari, Menakıbu'l-Ensar 45|176
BİRR (EBEVEYNE İYİLİK) BÖLÜMÜ|Evlad Ve Akrabalara İyilik|tirmizi|Said İbnu'l-As|Hz. Peygamber (sav) buyurdu ki: "Bir baba çocuğuna güzel ahlaktan daha üstün bir miras bırakamaz" |Tirmizi, Birr 33, (1953)|177
BİRR (EBEVEYNE İYİLİK) BÖLÜMÜ|Yetimlere İyilik|buharitirmiziebu davud|Sehl İbnu Sa'd|Resulullah (sav) buyurdu ki: "Ben ve yetime bakan kimse cennette şöyleyiz" Orta parmağı ile baş parmağım yan yana getirip aralarını açıp kapayarak işaret eti. |Buhari, Talak 14, Edeb 24; Tirmizi, Birr 14, (1919); Ebu Davud, Edeb 131, (5150)|179
BİRR (EBEVEYNE İYİLİK) BÖLÜMÜ|Yetimlere İyilik|tirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdu ki: "Kim Müslümanlar arasından bir yetim alarak yiyecek ve içeceğine dahil ederse, affedilmez bir günah (şirk) işlememişse, Allah onu mutlaka cennete koyacaktır." |Tirmizi, Birr 14, (1918)|180
BİRR (EBEVEYNE İYİLİK) BÖLÜMÜ|Yoldan Rahatsız Edici Şey Temizlemeye Dair|buharimüslimmuvattatirmiziebu davud|Ebu Hüreyre|Hz. Peygamber (sav) buyurdu ki: "Bir adam yolda yürürken, yol üzerinde bir diken dalına rastladı. Onu alıp dışarı attı. Cenab-ı Hakk bu davranışından memnun kalarak, ona mağfiret etti." (Bu metin, Ebu Davud hariç beş kitabın beşinde aynen mevcuttur. Ebu Davud (az bir farklılıkla) şöyle kaydeder: "Hiçbir hayır yapmamış olan bir adam, yoldan bir diken dalını kaldırdı. Bu ya (yola uzanmış) bir ağaç dalıydı kesip attı ya da yola bırakılmış bir şeyi kaldırıp attı..." gerisi yukarıdaki gibi.) |Buhari, Mezalim 28, Cemaat 32; Müslim, Birr 128, (1914), İmaret 163, (1914); Muvatta, Salatu'l-Cemaat 6, (1, 131); Tirmizi, Birr 38 (1958); Ebu Davud, Edeb 172, (5245)|181
BİRR (EBEVEYNE İYİLİK) BÖLÜMÜ|Yoldan Rahatsız Edici Şey Temizlemeye Dair|müslim|Ebu Zerr|Resulullah (sav) buyurmuştur ki: "Bana ümmetimin, hayır ve şer, bütün amelleri arzedildi. İyi amelleri arasında, rahatsızlık veren bir şeyin yoldan atılması da vardı. Kötü amelleri arasında yere gömülmeden mescide bırakılmış tükrük de vardı." |Müslim, Mesacid 58, (553)|182
BİRR (EBEVEYNE İYİLİK) BÖLÜMÜ|Yoldan Rahatsız Edici Şey Temizlemeye Dair|müslim|Ebu Berze|"Ey Allah'ın Resulü, bana faydalı olacak birşey öğret", dedim de şu tavsiyede bulundu: "Müslümanların yolundan rahatsızlık veren şeyleri kaldır" |Müslim, Birr 131, (2618)|183
BİRR (EBEVEYNE İYİLİK) BÖLÜMÜ|İyilik Üzerine Müteferrik Hadisler|buharinesaimüslimtirmizi|Safvan İbnu Süleym|Hz. Peygamber (sav) buyurdu ki: "Dul ve kimsesizler için çalışan, Allah yolunda cihad eden veya gündüzleri oruç tutup geceleri de ibadet eden kimse gibidir" |Buhari, Nafaka 1, Edeb 25, 26; Nesai, Zekat 78, (5, 86, 87); Müslim, Züd 41, (2982); Tirmizi, Birr 44, (1970)|184
BİRR (EBEVEYNE İYİLİK) BÖLÜMÜ|İyilik Üzerine Müteferrik Hadisler|buhariebu davud|Amr İbnu'l-As|Resulullah (sav) buyurdu ki: "Kırk iyilik vardır. En üstünü sağmal keçi bağışlamaktır. Bu iyiliklerden birini, sevab ümid ederek ve vadedilen mükafatı tasdik ederek yapan kimseyi Allah mutlaka, bu ameli sebebiyle, cennete koyar." Ravilerden biri (Hassan) diyor ki: "Keçi bağışı dışındaki amelleri saydık: Verilen selamı almak, hapşırana yerhamukallah demek, yoldan rahatsızlık veren şeyi temizlemek vs. gibi, fakat on beşe bile ulaşamadık" |Buhari, Hibe 35; Ebu Davud, Zekat 42, (1683)|185
BİRR (EBEVEYNE İYİLİK) BÖLÜMÜ|İyilik Üzerine Müteferrik Hadisler|buharimüslim|Ebu Musa|Resulullah (sav) "Her Müslümanın sadaka vermesi gerekir" buyurdu. Kendisine: "Ya bulamayan olursa?" diye soruldu. "Eliyle, çalışır, hem şahsı için harcar hem de tasadduk eder" cevabını verdi. "Ya çalışacak gücü yoksa?" diye soruldu "Bu durumda, sıkışmış bir ihtiyaç sahibine yardım eder" dedi. "Buna da gücü yetmezse?" dendi. "Ma'rufu veya hayrı emreder" dedi. "Bunu da yapmazsa?" diye tekrar sorulunca: "Kendini başkasına kötülük yapmaktan alıkor. Zira bu da bir sadakadır" buyurdu. |Buhari, Zekat 30, Edeb 33; Müslim, Zekat 55, (1008)|186
BİRR (EBEVEYNE İYİLİK) BÖLÜMÜ|İyilik Üzerine Müteferrik Hadisler|buharimüslim|Ebu Hüreyre|Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: "Güneşin doğduğu her yeni günde kişiye, her bir mafsalı için bir sadaka vermesi gerekir. İki kişi arasında adalet yapman bir sadakadır. Kişiye hayvanım yüklerken yardım etmen bir sadakadır. Güzel söz sadakadır, namaza gitmek üzere attığın her adım sadakadır. Yoldan rahatsız edici bir şeyi kaldınp atman sadakadır. |Buhari, Cihad 72, 128, Sulh 33; Müslim, Müsafirin 84, (720), Zekat 56, (1009)|187
BİRR (EBEVEYNE İYİLİK) BÖLÜMÜ|İyilik Üzerine Müteferrik Hadisler|buharimüslim|Hakim ibnu Hizam|"Ey Allah'ın Rasulü", dedim, "cahiliye devrinde yaptığım hayırlar var: Dua, köle azad etme, sadaka vermek gibi, bana bunlardan bir sevab gelecek mi?" "Sen" dedi, "zaten,daha önce yaptığın bu iyiliklerin hayrına Müslüman olmuşsun." |Buhari, Zekat 24, Büyu 100, Itk 12, Edeb 16; Müslim, İman 194-196, (123)|188
BİRR (EBEVEYNE İYİLİK) BÖLÜMÜ|İyilik Üzerine Müteferrik Hadisler|müslim|Aişe|Dedim ki "Ey Allah'ın Resulü, İbnu Cüd'an cahiliye devrinde sıla-i rahimde bulunur, fakirlere yedirirdi, o bundan fayda görecek mi?" Resulullah (sav) şu cevabı verdi: "(Hayır) iyiliklerin ona bir faydası olmayacaktır. Çünkü o bir gün bile "Ya Rabbi kıyamet günü günahlarımı bağışla" dememiştir." |Müslim, İman 365, (214)|189
BİRR (EBEVEYNE İYİLİK) BÖLÜMÜ|İyilik Üzerine Müteferrik Hadisler|müslim|Ebu Zerr|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Yapılan hayırdan (ma'ruf) hiçbir şeyi küçük bulup hakir görme, kardeşini güler yüzle karşılaman bile olsa (bunu ehemmiyetsiz görüp ihmal etme)" |Müslim, Birr 144, (2626)|190
BİRR (EBEVEYNE İYİLİK) BÖLÜMÜ|İyilik Üzerine Müteferrik Hadisler|buharimüslimebu davudtirmizi|Huzeyfe|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Her bir ma'ruf sadakadır" (Bu hadisi Tirmizi, Hz. Cabir (ra)'den şu ziyade ile rivayet etti: "Kardeşini güler yüzle karşılaman, kendi kovandan kardeşinin kabına su vermen de birer ma'rufdur") |Buhari, Edeb 33; Müslim, Zekat 52, (1005); Ebu Davud, Edeb 68, (4947); Tirmizi, Birr 45, (1971)|191
BİRR (EBEVEYNE İYİLİK) BÖLÜMÜ|İyilik Üzerine Müteferrik Hadisler|buharimüslimtirmizi|Adiy İbnu Hatim|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizden herkese Rabbi, aralarında bir tercüman olmaksızın, doğrudan doğruya hitab edecektir. Kişi o zaman (ateşe karşı bir kurtuluş yolu bulmak üzere sağına bakar, hayatta iken gönderdiği (hayır) amellerden başka birşey göremez. Soluna bakar, orada da hayatta iken işlediği (kötü) amellerden başka birşey göremez. Ön cihetine bakar, Karşısında (kendini beklemekte olan) ateşi görür, (Ey bu dehşetli güne inanan mü'minler!) yarım hurma ile de olsa kendinizi ateşten koruyun. Bunu da bulamazsanız güzel bir sözle koruyun" |Buhari, Rikak 49, 51, Tevhid 36, 24, Zekat 9, Menakıb 25, Edeb 34; Müslim, Zekat 67, (1016); Tirmizi, Kıyamet 1, (2427)|192
BİRR (EBEVEYNE İYİLİK) BÖLÜMÜ|İyilik Üzerine Müteferrik Hadisler|müslim|Ebu Hüreyre|Bilin ki, bir ev halkına, sütünden ve yününden istifade etmeleri için, akşam ve sabah bol süt veren devesini geçici olarak bağışlayan kimsenin ecri cidden büyüktür." |Müslim, Zekat 73, (1019)|193
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Sıdk Ve Emanet|tirmiziibnu mace|Ebu Sa'id el-Hudri|Resulullah (sav) şöyle buyurdu: "Emin ve doğruluktan ayrılmayan ticaret ehli (ayette sırat-ı müstakim ashabı olarak zikredilen) peygamberler, sıddikler, şehidler ve salihlerle beraberdir." |Tirmizi, Büyu 4, (1209); İbnu Mace, Ticarat 1, (2139)|194
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Sıdk Ve Emanet|tirmiziibnu mace|Rifa'a İbnu Rafi|Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: "Kıyamet günü tüccarlar facirler (günahkarlar) olarak diriltilecekler. Ancak Allah'tan korkanlar, iyilik yapanlar ve doğruluktan ayrılmayanlar müstesna" |Tirmizi, Büyu 4, (1210); İbnu Mace, Ticaret 3, (2146)|195
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Sıdk Ve Emanet|ebu davudtirmizinesai|Kays İbnu Ebi Gareze el-Gıfari|Biz hicret etmezden önce simsarlar olarak isimlendiriliyorduk. Bir gün, Medine'de, bize Hz. Peygamber (sav) uğradı. Bize ondan daha iyi bir isim verdi. Buyurdu ki: "Ey tüccarlar, satış işine, yemin ve boş söz karışır..." (Bir başka rivayette şöyle denmiştir: "Satış işine yemin ve yalan bulaşmaktadır, siz (Rabbin gadabını söndüren) sadaka karıştırın") |Ebu Davud, Büyu 1, (3326, 3327); Tirmizi, Büyu 4, (1208); Nesai, Eyman 7, (7, 15)|196
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Sıdk Ve Emanet|buharimüslimebu davudnesai|Ebu Hüreyre|Hz. Peygamber (sav)'ı işittim, diyordu ki: "(Ticarette yalan) yemin,(tüccarın zannınca) mala rağbeti artırır. (Halbuki gerçekte) kazancı giderir." |Buhari, Büyu 26; Müslim, Müsakat 13 (1607); Ebu Davud, Büyu 6, (3335); Nesai, Büyu 5. (7, 246)|197
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Sıdk Ve Emanet|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Hakim İbnu Hizam|Hz. Peygamber (sav) buyurdu ki: "Alıp-satanlar" birbirlerinden ayrılmadıkça (vazgeçmekte) muhayyerdirler. Alıp-satanlar alış-verişi sıdk ve doğruluk üzere yapar (kusuru) beyan ederlerse alış-verişleri her ikisi hakkında da mübarek kılınır. Yalan söylerler (kusurları) gizlerlerse, belli bir kar sağlasalar bile, alış-verişlerinin bereketini kaybederler." Bir rivayet şöyledir: "Alış-verişlerinin bereketi yok edilir: Yalan yemin malı rağbetli, kazancı bereketsiz kılar." |Buhari, Büyu 19, 22, 44, 46; Müslim, Büyu 47, (532); Ebu Davud, Büyu 53, (3459); Tirmizi, Büyu 26, (1246); Nesai, Büyu 3, (7, 244-245)|198
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Alış-Verişte Ve İkalede Kolaylık|buharitirmizi|Cabir|Hz. Peygamber (sav) buyurdular ki: "Satışında, satın alışında, borcunu ödeyişinde cömert ve kolaylaştırıcı davranan kimseye Allah rahmetini bol kılsın." (Tirmizi'nin rivayeti şöyledir: "Allah, sizden önce yaşamış olan bir kimseye rahmetiyle muamele etti. Çünkü bu adam satınca kolaylık gösterir, satın alınca kolaylık gösterir, alacağını isteyince (kabalık ve sertlik değil, anlayış ve) kolaylık gösterirdir") |Buhari, Büyu 16; Tirmizi, Büyu 75, (1320)|199
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Alış-Verişte Ve İkalede Kolaylık|tirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) şöyle buyurur: "Allah, satıştaki müsamahayı, satın alıştaki müsamahayı, ödemedeki müsamahayı sever" |Tirmizi, Büyu 75 (1319)|201
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Alış-Verişte Ve İkalede Kolaylık|buharimüslim|Huzeyfe ve Ebu Mes'ud el-Bedri|Resulullah (sav)'ın şöyle söyediğini işittiklerini anlatırlar; "Sizden önce yaşamış olan birisine, ruhunu kabzetmek üzere melek gelmiş idi, sordu: "Bir hayır işledin mi?" Adam: "Bilmiyorum" diye cevapladı. Kendisine tekrar: "Hele bir düşün (belki hatırlarsın) dendi. Adam: "Bir şey hatırlamıyorum, ancak dünyada iken, insanlarla alış-veriş yapardım. Bu muamelelerimde zengine ödeme müddetini uzatır, fakire de (ödeme işlerinde müsamaha ve bazı eksikliklerini bağışlamak suretiyle) kolaylık gösterirdim" dedi. Allah onu (bu kadarcık iyiliği sebebiyle affedip) cennetine koyduk. |Buhari, Büyu 17-18, Enbiya 50, İstikraz 5; Müslim, Müsakat 26-31, (1560)|202
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Alış-Verişte Ve İkalede Kolaylık|muvattabuharimüslim|Amra Bintu Abdirrahman|Bir adam bir meyve bahçesinin meyvelerini toptan satın aldı. Meyveyi toplayıp miktarını tayin edince, tahmin edilenden noksan buldu. Bahçe sahibini görerek eksik çıkan kısmı hesaptan düşmesini veya alım-satım akdinden dönmesini taleb etti. Fakat adam teklif edilenleri kabul etmemeye yemin etti. Bunun üzerine müşterinin annesi, Hz. Peygamber (sav)'e müracaat ederek durumu arzetti. Resulullah (sav): "O adam, hayır yapmamaya yemin etmiştir" buyurdu. Bu sözü işiten bahçe sahibi Hz. Peygamber (sav)'e gelerek: "Ey Allah'ın Resulü, talebini kabul ettim" dedi. |Muvatta, Büyu 15, (2, 621); Buhari, Sulh 10; Müslim, Müsakat 19, (1557)|203
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Alış-Verişte Ve İkalede Kolaylık|ebu davudibnu mace|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdu ki: "Kim bir Müslümanm ikalesini (yani alım-satım akdini feshetmesini) kabul ederse, Allah da onu düşmekten kurtarır" |Ebu Davud, Büyu 54, (3460); İbnu Mace, Ticarat 26, (2199)|204
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Ölçüler Ve Tartılar Hakkında|ebu davudnesai|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "(Şer'i hukuku ödemek için) vezin'de Mekke halkının vezn'i esastır, keyl'de de Medine halkının keyl'i esastır." |Ebu Davud, Büyu 8, (3340); Nesai, Büyu 54, (7, 284)|205
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Ölçüler Ve Tartılar Hakkında|buhari|Mikdam İbnu Ma'dikerb|Resulullah (sav)'ın şu sözünü nakletti: "Yiyeceklerinizi kile ile ölçün, sizin için mübarek kılınsın." |Buhari, Büyu 52|206
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Ölçüler Ve Tartılar Hakkında|tirmizi|İbnu Abbas|Hz. Peygamber (sav) mikyal (ölçek) ve mizan (terazi) kullananlara şöyle hitab etti: "Sizler bizden önce gelip geçen kavimleri helak eden iki işi uzerinize almış bulunmaktasınız" |Tirmizi, Büyu 9, (1217)|207
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Ölçüler Ve Tartılar Hakkında|ebu davud|İbnu Harmele|Ümmü Habib Bintü Züeyb İbnu Kays el-Müzenniyye, bize (ölçüm işlerinde kullanılan) bir sa' bağışladı. Ümmü Habib bize rivayet etti ki, kendisine, İbnu Ahi Safiyye'den geldiğine göre, Resulullah (sav)'ın zevce-i pakleri Safiyye validemiz (ra) bağışlanan bu sa'in, Hz.Peygamber (sav)'nın kullandığı sa' olduğunu söylemiştir. Ravilerden Enes İbnu İyaz der ki: "Ben bu sa'ı denedim, (kontrol ettim) gördüm ki bu sa', Emevi Halifesi Hişam İbnu Abdi'l-Melik'in kullandığı müdd'le iki buçuk müdd miktarında idi" |Ebu Davud, Eyman 18, (3279)|208
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Ölçüler Ve Tartılar Hakkında|buharinesai|es-Saib İbnu Yezid|Hz. Peygamber (sav) devrinde bir sa' bugün sizlerin kullanmakta olduğunuz müdd'le, bir müdden üçte bir müdd miktarında fazla idi. Ancak bu miktara Ömer İbnu Abdilaziz merhum zamanında ilave bulunuldu. |Buhari, İ'tisam 16, Kefarat 5; Nesai, Zekat 44, (5, 54)|209
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Ölçüler Ve Tartılar Hakkında|buhari|Osman|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sattığın zaman tart, satın alınca tarttır." |Buhari, Büyu 51|210
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Alım-Satımın Adabına Dair Müteferrik Hadisler|müslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular: "Allah'ın en çok sevdiği yerler mescidlerdir. Allah'ın en ziyade nefret ettiği yerler de çarşı ve pazarlardır." |Müslim, Mescid 288, (671)|211
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Alım-Satımın Adabına Dair Müteferrik Hadisler|müslim|Selman|Elinden geliyorsa, çarsıya ilk giren olma. Oradan son çıkan da olma. Çünkü çarşı, şeytanın, (insanları şaşırtmak için kıyasıya) savaş verdiği yerdir, bayrağı da orada dalgalanır." |Müslim, Fedailu's-Sahabe 100, (2451)|212
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Alım-Satımın Adabına Dair Müteferrik Hadisler|tirmizi|Ömer|"Bizim çarşımızda dini bilen kimseler satıcılık yapsın" buyurmuştur. |Tirmizi, Vitr 21, (487)|213
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Alım-Satımın Adabına Dair Müteferrik Hadisler|rezin|Ebu'd-Derda|Ben, Şam'daki Ümeyye Camii'nin merdivenlerinde bir dükkan sahibi olup, her gün elli dinar kazanıp Allah yolunda harcamak ve bu esnada namazlarımı da hep cemaatle kılmak, Allah'ın helal kıldıklarını da haram etmemek şartlarını arzulamaktan ziyade, Allahu Tealanın, haklarında: "...o kimseler ki ne bir ticaret ne de bir alış veriş onları Allah'ı zikretmekten alıkoymaz" (Nur, 36) övgüsünü kullandığı kimselerden olmamaktan korkarım." |Rezin|214
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Necasetler|buharimüslimebu davudtirmizinesaiibnu mace|Cabir|Mekke'nin fethedildiği sene Hz. Peygamber (sav)'i Mekke'de işittim, şöyle buyuruyordu: "Cenab-ı Allah içki, ölmüş hayvan, domuz ve putun alım-satımını yasakladı." Bunun üzerine: "Ey Allah'ın Resulü "ölmüş hayvanların iç yağı hakkında ne buyurursunuz, zira onunla gemiler yağlanır, derilere sürülür, kandiller aydınlatılır" dendi. Cevaben: "O (nun satışı) haramdır" buyurdu ve ilave etti: "Allah Yahudilerin canını alsın. Allah onlara ölmüş hayvanların iç yağını haram kıldığı vakit bu yağı erittiler, sonra satıp parasını yediler." |Buhari, Büyu 112, Meğazi 50; Müslim, Müsakat 71, (1581); Ebu Davud, Büyu 66, (3486); Tirmizi, Büyu 61, (1297); Nesai, Büyu' 93, (7, 309-310); İbnu Mace, Ticarat 11, (2167)|215
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Necasetler|müslimmuvattanesai|Abdurrahman İbnu Va'le'nin|bnu Abbas (ra)'dan üzüm şırası hakkında sorunca ondan şu cevabı almıştır: "Adamın biri Resulullah (sav)'a bir şarap dağarcığı hediye etmişti, kendisine "Allah'ın bunu haram kıldığını bilmiyor musun?" dedi. Adam: "Hayır bilmiyorum" cevabını verdi ve yanında bulunan birisine birşeyler fısıldadı. Resulullah (sav) adama "Ona ne fısıldadın?" diye sorunca adam: "Onu satmasını emrettim" dedi. Resulullah (sav), "içilmesi haram olanın satılması da haramdır" buyurdu ve iki şarap dağarcığının ağızlarını açarak içlerini boşalttı." |Müslim, Musakat 68, (1579); Muvatta, Eşribe 12, (2, 846); Nesai, Büyu 90, (7, 307-308)|216
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Necasetler|ebu davud|İbnu Abbas|Hz. Peygamber (sav)'ı Kabe'nin yanında otururken gördüm. Bir ara başını semaya kaldırarak güldü ve şunu söyledi: "Allah Yahudilere lanet etsin, Allah Yahudilere lanet etsin, Allah Yahudilere lanet etsin! Allah onlara (ölmüş hayvanların) iç yağını yasaklamıştı tutup bunu sattılar ve parasını yediler. Halbuki Allah bir millete bir şeyin yenmesini haram etti mi, onun parasını da haram etti demektir." |Ebu Davud, Büyu 66 (3488)|217
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Necasetler|ebu davud|el-Muğire|Resulullah (sav) buyurdu ki: "Kim içki satarsa, hınzır kasaplığı da yapsın." |Ebu Davud, Büyu 66, (3489)|218
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Necasetler|ebu davudtirmizi|Ebu Talha|Resulullah (sav)'dan "içkiye varis olan yetimler" hakkında sormuştur. Resulullah (sav): "Dök onu!" emretmiştir. Ebu Talha: "Sirke yapsam olmaz mı?" deyince de "Hayır!" diye cevap vermiştir. (Tirmizi'nin rivayetinde: "Şarabı dök, küplerini de kır" buyurmuştur) |Ebu Davud, Eşribe 3 (3675); Tirmizi, Büyu 58, (1293)|219
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Kabzedilmeyen Satışa Dair|buharimüslimnesaiebu davudtirmizimuvattaibnu mace|İbnu Ömer|Hz. Peygamber (sav) şöyle demiştir: "Bir yiyecek satın alan kimse, onu kabzetmeden önce satamaz." |Buhari, Büyu 49, 51, 54, 55, Hudud 42; Müslim, Büyu 29, 35, 40, 41, (1525-1526-1528-1529); Nesai, Büyu 55, (7, 286-287); Ebu Davud, Büyu 67 (3492); Tirmizi, Büyu 56, (1291); Muvatta, Büyu 40, (2, 640-641); İbnu Mace, Ticarat 37, (2226)|220
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Kabzedilmeyen Satışa Dair|müslim|İbnu Ömer|Biz hayvanla gelenlerden tartmadan göz kararıyla yiyecek satın alırdık. Sonra Hz. Peygamber (sav) satın aldığımız bu şeyleri başka yere naklederek yerini değiştirmeden satmamızı yasakladı." |Müslim, (1527)|221
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Kabzedilmeyen Satışa Dair|nesaitirmiziibnu mace|Hakim İbnu Hizam|"Ey Allah'ın Resulü" dedim, "bana gelip, birşeyler almak isteyenler oluyor. Halbuki istenen şey bende yoktur. Bu durumda bilahere çarşıdan satın alarak teslim etmek üzere istenen şeyi satayım mı?" "Hayır" dedi, yanında mevcut olmayan şeyi satma." |Nesai, Büyu 60, (7, 289), Ebu Davud, Büyu 70 (3503); Tirmizi, Büyu 19, (1232); İbnu Mace, Ticarat 20, (2187)|222
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Kabzedilmeyen Satışa Dair|buharimüslimnesaiebu davudtirmizimuvattaibnu mace|İbnu Abbas|Resulullah (sav) bir kimsenin, yiyecek maddesini tam olarak kabzetmiş olmadan satmasını yasakladı. Tavus derki: "İbnu Abbas'a "Bu nasıl olur?" diye sordum da bana şu cevabı verdi: "Bu dirhemlerin dirhemlerle alınıp satılmasıdır, yiyecek maddesi ise tehir edilmiştir." |Buhari, Büyu 49, 51, 54, 55, Hudud 42; Müslim, Büyu 29, 35, 40, 41, (1525-1526-1528-1529); Nesai, Büyu 55, (7, 286-287); Ebu Davud, Büyu 67 (3492); Tirmizi, Büyu 56, (1291); Muvatta, Büyu 40, (2, 640-641); İbnu Mace, Ticarat 37, (2226)|223
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Kabzedilmeyen Satışa Dair|müslim|Süleyman İbnu Yesar|Ebu Hüreyre (ra) Mervain İbnu'l-Hakem'e: "Sen faiz ticaretini helal kıldın" dedi. Mervan: "Ne yapmışım?" diye sordu. Ebu Hüreyre tekrar: "Sen sened satışını helal addetmişsin. Halbuki Resulullah (sav), tam olarak kabzedilmezden önce yiyecek satışım yasakladı", dedi. Ravi der ki: "Bu konuşma üzerine Mervan halka hitab ederek sened satışını yasakladı." Süleyman ilave etti: "Ben muhafızların bu senedleri, halkın elinden topladıklarını gördüm |Müslim, Büyu 40 (1528)|224
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Kabzedilmeyen Satışa Dair|buhari|İbnu Ömer|Bir sefer sırasında Hz. Peygamber (sav)'le beraber bulunuyorduk. Ben Hz. Ömer'e ait, yüke yeni alıştırılan henüz zabtı zor bir devenin üzerindeydim. Deve dik başlılık edip cemaatin önüne önüne giderdi. Babam Ömer (ra) devenin bu davranışından üzülür, onu tekrar geriye atardı. Bana da: "Devene sahib ol, Resulullah (sav)'ın önüne geçmesin" derdi. Sonunda Resulullah (sav): "Ey Ömer, onu bana sat" dedi. "Pekala o senin olsun ey Allah'ın Resulü" dedi. Böylece deveyi Hz. Peygamber (sav) ondan satın almış oldu. Sonra da Resulullah (sav) bana dönerek: "Ey Abdullah, deveyi sana bağışladım, artık o senindir, onu istediğin gibi kullan" dedi. |Buhari, Büyu 47, Hibe 25|225
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Meyvelerin Ve Ekinlerin Satışına Dair|buharimüslimebu davudnesaiİbnu macemuvatta|İbnu Ömer|Hz. Peygamber (sav) şöyle emretti: "Ağaçların üzerinde o yılın meyve" leri (olgunlaşmaya) salih olduğu (kızarmak, sararmak suretiyle) zahir olana kadar, meyveleri satmayın. Yaş hurmayı kuru hurma karşılığında da satmayın." Yüce Abdullah İbnu Ömer, Zeyd İbnu Sabit'in şöyle dediğim rivayet etmiştir: Resulullah (sav) yaş hurmayı kurusu ile değiştirmeyi yasakladıktan sonra, ariyyenin (muayyen bir ağacın başındaki yaş hurmayı) yerdeki yaş veya kuru hurma ile tebdiline müsaade buyurdu. Bu çeşit bir değiş tokuşa başka alım-satımlarda müsaade buyurmadı." İbnu Ömer'e meyvenin salih olarak ortaya çıkması nedir? diye sorulunca şu cevabı verirdi: "Meyvenin afete uğrayarak zarar görme tehlikesini atlatmasidir." |Buhari, Büyu 82-87, Müsakat 17, Selem 4; Müslim, Büyu 51, 59, 79, (1534-1535-1539); Ebu Davud, Büyu 20, (3361); Nesai, Büyu 28 (7, 262-263), 40 (7, 270-271), Eyman 45 (7, 33); İbnu Mace, Ticarat 32, (2214-2215); Muvatta, Büyu 10, (2.618)|226
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Meyvelerin Ve Ekinlerin Satışına Dair|buharimüslimmuvattaebu davudibnu mace|Enes|Hz. Peygamber (sav) olgunlaşmazdan önce meyvenin ağacın basında iken satılmasını yasakladı. Kendisine (sav) meyvenin olgunlaşması ile ne kastediliyor? diye sorulunca: "Onun kızarması ve sararmasıdır" diye açıkladı ve ilave etti: "Cenab-ı Hakk bir afet vererek meyveye mani olacak olsa, kardeşinden aldığın parayı nasıl helal addedeceksin?" |Buhari, Büyu 83, Selem 4; Müslim, Müsakat 15-17 (1555), Büyu 49, 50 (1534-1554); Muvatta, Büyu 11 (2, 618); Ebu Davud, Büyu 23, (3367); İbnu Mace, Ticaret 61, (2284)|228
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Meyvelerin Ve Ekinlerin Satışına Dair|buharimüslimebu davudnesai|Cabir|Hz. Peygamber (sav) alacalanmazdan önce meyvenin satılmasını yasakladı. "Meyvenin alacalanması nedir?" diye sorulanca: "Kızarması, sararması ve yenir hale gelmesidir" diye açıkladı. |Buhari, Büyu 83, Zekat 58; Müslim, Büyu 53 (1536); Ebu Davud, Büyu 23, (3370-3373); Nesai, Büyu 28, (7, 264)|229
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Meyvelerin Ve Ekinlerin Satışına Dair|ebu davudtirmiziibnu mace|Enes|Resulullah (sav) siyahlanmazdan önce üzümün, sertleşmezden önce hububatın satılmasını yasakladı." |Ebu Davud, Büyu 23, (3371); Tirmizi, Büyu 15 (1228); İbnu Mace, Ticarat 32, (2217)|230
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Meyvelerin Ve Ekinlerin Satışına Dair|muvatta|Harice İbnu Zeyd|Anlattığına göre ravinin babası, Süreyya yıldızı doğmadıkça meyve satmazdı. |Muvatta, Büyu 13, (2,619)|231
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Meyvelerin Ve Ekinlerin Satışına Dair|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Sehl İbnu Ebi Hasme|Hz. Peygamber (sav) yaş hurmayı kuru hurma ile değiştirmeyi yasakladı ve "Bu riba'dır, buna müzabene denir" buyurdu. Ancak ariyye satışını bundan istisna etti. Ariyye bahçe sahibinin ayırdığı bir veya iki hurma ağacıdır. Onların başındaki meyvenin kuruyunca ne kadar olacağını göz kararıyla tahmin eder. Bunun bedelince yaş hurma (satın alıp) yer" (Tirmizi bir başka rivayette şu ilaveyi kaydeder: "Resulullah (sav) yaş üzümü kuru üzümle her meyveyi, meyve cinsinden tahmini karşılığıyla satmayı yasakladı." Yahya İbnu Said ariyye'yi şöyle açıkladı: "Kişinin ailesine yedirmek maksadıyla birkaç hurma ağacının yaş meyvesini, - miktarını tahmin yoluyla takdir edip - kuru hurma karşılığında satın almasıdır.") |Buhari, Büyu 83, Şürb 17; Müslim, Büyu 64, (1540); Ebu Davud, Büyu 20, (3363); Tirmizi, Büyu 64, (1303); Nesai, Büyu' 35, (7, 268)|232
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Meyvelerin Ve Ekinlerin Satışına Dair|buharimüslimebu davudnesaitirmizimuvatta|Ebu Hüreyre|Hz. Peygamber (sav), kuru hurma vererek, tahmin yoluyla ariyyelerin satın alınmasına, beş vask veya beş vasktan az miktar için izin verdi." Ravilerden biri, "beş vask" mı dedi, yoksa "beş vasktan az" mı dedi diye şüphe etmiştir. |Buhari, Büyu, 83 (Şürb 17); Müslim, Büyu 71, (1541); Ebu Davud, Büyu 21, (8364); Nesai, Büyu 35, (7, 268); Tirmizi, Büyu 63, (1301); Muvatta, Büyu 14, (2, 620)|233
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Meyvelerin Ve Ekinlerin Satışına Dair|buharimüslimmuvattanesai|Ebu Sa'id|Hz. Peygamber (sav) müzabene ve muhakala'yı yasakladı. Müzabene, yeni meyvenin daha hurma, ağacının başında iken satın alınmasıdır. İmam Malik "... kuru hurma vererek" ziyadesini kaydetti. Muhakala da buğday karşılığında tarlanın kiralanmasıdır. |Buhari, Büyu 82; Müslim, Büyu 105, (1546); Muvatta, Büyu 23-25 (2, 625); Nesai, Müzara'a 45, (7, 39)|234
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Meyvelerin Ve Ekinlerin Satışına Dair|buharimüslimebu davudnesaitirmizimuvatta|İbnu Ömer|Resulullah (sav) müzabene'yi yasakladı. Müzabene, yaş hurmayı, ölçeğe vurarak kuru hurma mukabili satmaktır, keza taze üzümü ölçeğe vurarak kuru üzüm karşılığmda satmaktır. |Buhari, Büyu 75, 82; Müslim, Büyu 74 (1542); Ebu Davud, Büyu 18, (3361); Nesai, Büyu 33, (7, 266); Tirmizi, Büyu 63, (1300); Muvatta, Büyu 23, (2, 624)|235
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Meyvelerin Ve Ekinlerin Satışına Dair|ebu davud|İbnu Ömer|Resulullah (sav) ekini, ölçekli olarak buğdayla satmaktan yasakladı." |Ebu Davud, Büyu 19, (3361)|236
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Meyvelerin Ve Ekinlerin Satışına Dair|buharimüslimtirmiziebu davudnesai|Cabir|Resulullah (sav) muhabere ve muhakale'yi yasakladı. Ata der ki: Cabir bize şu açıklamayı yaptı: Muhabere: Boş araziyi, sahibi bir başkasına verir. Alan adam bütün masrafları karşılayarak tarlayı eker. Tarla sahibi mahsulden hisse alır, Müzabene'ye gelince, bunun "daha ağaçta iken yaş hurmayı, kuru hurma ile ölçekle satmak" olduğunu söyledi. Muhakale ise, ekinden cari bir alış-veriş, müzabene'ye benzer, ekinin ölçekle buğday mukabili satılmasıdır. |Buhari, Şürb 17; Müslim, Büyu 53, (1536); Tirmizi, Büyu 55, (1290), 72, (1313); Ebu Davud, Büyu 24, (3374-3375); Nesai, Büyu 39, (7, 270)|237
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Meyvelerin Ve Ekinlerin Satışına Dair|müslim|Cabir|Hz. Peygamber (sav) muhakale, müzabene, muaveme ve muhabere suretiyle yapılan ahş-verişleri yasakladı. - Ravi der ki: Muaveme, birkaç yılı içine alan bir satıştır.- Keza, sünya'yı da yasakladı" Sünen müellifleri şu ziyadeyi kaydederler, "...bilinme durumu hariç" |Müslim, Büyu 85, (1536)|238
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Alım-Satımı Caiz Olmayan Eşyalar Hakkında|muvatta|İbnu Ömer|Hz. Ömer (ra) buyurdu ki: "Efendisinden çocuk doğuran cariyeyi efendisi artık satamaz, hibe edemez, miras olarak da bırakamaz. Hayatta kaldığı müddetçe ondan istifade eder. Ölecek olursa cariye hür olur." |Muvatta, Itk 6, (2, 776)|240
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Alım-Satımı Caiz Olmayan Eşyalar Hakkında|ebu davudibnu mace|Cabir|Biz Hz. Peygamber (sav) ve Hz. Ebu Bekir (sav) zamanında ümmü veled'i satardık. Hz. Ömer bu alış-verişten bizi yasaklayınca terk ettik." İbnu'l-Esir: "Bu rivayeti ana kaynaklarda (Usul) göremedim" der. |Ebu Davud, Itk 8, (3953); İbnu Mace, Itk 2, (2517)|241
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Alım-Satımı Caiz Olmayan Eşyalar Hakkında|buharimüslimebu davudtirmizimuvattaİbnu macenesai|İbnu Ömer|Resulullah (sav) vela'nın alım-satımını ve hibe edilmesini yasakladı." (Bazı alimler, hadisteki "... hibe edilmesini..." kısmının, Hz. Peygamber (sav)'ın sözü olamayacağnı iddia etmişlerdir.) |Buhari, Itk 10, Feraiz 21; Müslim, Itk 16, (1506); Ebu Davud, Feraiz 14, (2919); Tirmizi, Büyu 20 (1236); Muvatta, Itk, 10 (2, 782); İbnu Mace, Feraiz 15, (2747); Nesai, Büyu 87, (7,306)|242
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Alım-Satımı Caiz Olmayan Eşyalar Hakkında|ebu davudtirmizinesaiibnu mace|İlyas İbnu Abdillah|"Hz. Peygamber (sav)'nın suyun satılmasını yasakladığını" rivayet etmiştir. |Ebu Davud, Büyu 63, (3478); Tirmizi, Büyu 44, (1271); Nesai, Büyu 88, (7, 307); İbnu Mace, Ruhun 18, (2477)|243
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Alım-Satımı Caiz Olmayan Eşyalar Hakkında|müslim|Cabir|Resulullah (sav) suyun fazlasını satmayı yasaklamıştır. |Müslim, Musakat, 34 (1565); Nesai, Büyu 89, (307); İbnu Maice, Ruhun 18, (2477)|244
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Alım-Satımı Caiz Olmayan Eşyalar Hakkında|buharimüslimibnu mace|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav)'in: "Ot satmak maksadıyla suyun fazlası satılmaz" dediğini rivayet etmiştir. |Buhari, Şürb 2, Hiyel 5; Müslim, Musakat 38, (1566); İbnu Mace, Ruhun 19, (2478)|245
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Alım-Satımı Caiz Olmayan Eşyalar Hakkında|buharimüslimmuvattaebu davudtirmiziibnu mace||Ota mani olmak maksadıyla suyun fazlasına mani olmayın. |Buhari, Müsakat 2, Hiyel 5; Müslim, Musakat 37, (1566); Muvatta, Akdiye 29, (2, 744); Ebu Davud, Büyu 62, 3473); Tirmizi, Büyu 24 (1272); İbnu Mace, Ruhun, 19, (2478)|246
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Alım-Satımı Caiz Olmayan Eşyalar Hakkında|muvattaibnu mace|Amra Bintu Abdirrahman|Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: "Kuyu suyunun fazlası yasaklanamaz" |Muvatta, Akdiye 30, (2, 745); İbnu Mace, Ruhun 19, (2479)|247
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Alım-Satımı Caiz Olmayan Eşyalar Hakkında|ebu davudibnu mace||Muhacirlerden bir kişi şunu anlatmıştır: Hz. Peygamber (sav)'le birlikte üç defa gazveye katıldım. Onun şöyle söylediğini işittim: "Müslümanlar üç şeyde ortaktırlar: Suda, otda ve ateşte." |Ebu Davud, Büyu 62, (3477); İbnu Mace, Ruhun 16, (2473)|248
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Alım-Satımı Caiz Olmayan Eşyalar Hakkında|ebu davud|Büheysetu'l-Fezariyye|Babam, Resulullah (sav)'dan izin isteyerek kendisi ile kamisi arasına girdi. Resulullah (sav)'ı öpüyor ve kucaklıyordu. Sonra: "Ey Allah'ın Rasülü yasaklanması yasak olan şey nedir? bana söyle" dedi. Resulullah (sav): "Tuz!" dedi. Babam tekrar sordu: "Başka ne var?" Resulullah (sav): "Ateş!" dedi. Sonra tekrar sordu: "Ey Allah'ın Resulü yasaklanması, helal olmayan şey nedir?" Resulullah (sav): "Hayır yapman kendine hayırdır" cevabını verdi. |Ebu Davud, Büyu 62, (3476)|249
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Alım-Satımı Caiz Olmayan Eşyalar Hakkında|tirmiziibnu mace|Ebu Ümame|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Şarkıcı cariyeleri satmayın, satın da almayın. Onlara (musiki) de ögretmeyin. Onları alıp satmak şartıyla yaptığınız ticarette hayır yoktur, onlar için ödenen para haramdır" Resulullah (sav) ilave etti: "Şu ayet bu gibiler hakkında nazil olmuştur: "İnsanlardan bazıları, bir bilgisi olmadığı halde, Allah yolundan saptırmak için boş sözlere müşteri çıkarlar. Allah yolunu alaya alırlar, işte bunlara alçaltıcı bir azab vardır." (Lokman 6) |Tirmizi, Büyu 51, (1282), Tefsiri-Kur'an, Lokman, (3193); İbnu Mace, Ticarat 11, (2168)|250
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Alım-Satımı Caiz Olmayan Eşyalar Hakkında|tirmizi|Ebu Said|Resulullah (sav) taksimden önce ganimetin satılmasını yasakladı. |Tirmizi, Siyer 14, (1563)|251
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Alım-Satımı Caiz Olmayan Eşyalar Hakkında|buharimüslimtirmiziebu davudnesaiİbnu macemuvatta|İbnu Ömer|Cahiliye insanları, devenin etini, karnındakinin hamileliği vaktine satarlarda "karnındakinin hamileliği" devenin karnındakini doğurması, doğanın da büyüyüp hamile kalmasıdır. Resulullah (sav) bu alış-verişi yasakladı." Buharfnin bir rivayetinde "...sonra karnındaki de doğar" denir. |Buhari, Büyu 61, Menakıbu'l-Ensar 26, Selem 8; Müslim, Büyu 6-6, (1514); Tirmizi, Büyu 16, (1229); Ebu Davud, Büyu 24, (3370); Nesai, Büyu 67, 68 (7, 293-294); İbnu Mace, Ticarat 24, (2197); Muvatta, Büyu 62, (2, 653-654)|252
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Alım-Satımı Caiz Olmayan Eşyalar Hakkında|nesai|İbnu Abbas|Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: "Ödemenin, karnındakinin doğumuna tehiri riba (faiz)dır." |Nesai, Büyu 67, (7.293)|253
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Alım-Satımı Caiz Olmayan Eşyalar Hakkında|müslimnesai|Cabir|Resulullah (sav) erkek deveye (parayla) çekmeyi yasakladı." |Müslim, Müsakat 35, (1565); Nesai, Büyu 94, (7, 310)|254
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Alım-Satımı Caiz Olmayan Eşyalar Hakkında|buhari|Enes|Hassan (ra), Ebu Talha (ra)'nın tasadduk ettiği Beyruha adlı bahçeden hissesine düşen kısmı (Hz. Muaviye'ye yüzbin dirheme) satmıştı. Kendisine: "Ebu Talha'nın sadakasını satıyor musun?" dediler. Şu cevabı verdi: "Yani bir sa' hurmayı, bir sa' para mukabilinde satmayayım mı?" |Buhari, Vesaya 17|255
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Aldatmaya Dair|buharimüslimebu davudtirmizinesaimuvatta|İbnu Ömer|Bir adam, Resulullah (sav)'a gelerek alış-verişte aldatıldığını söyledi. Resulullah (sav) kendisine: "Alış-veriş yaptığın kimseye; Aldatmaca yok! de" buyurdu. |Buhari, Büyu 48, İstikraz 19, Husümat 3, Hiyel 7; Müslim, Büyu 48, (1533); Ebu Davud, Büyu 68, (3500); Tirmizi, Büyu 28 (1250); Nesai, Büyu 51; Muvatta, Büyu 98|257
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Aldatmaya Dair|tirmizibuhariibnu mace|Abdülmecid İbnu Vehb|Bana, el-Adda İbnu Halid (ra): "Resulullah (sav)'nın bana yazdığı bir mektubu sana okuyayım mı?" dedi. Ben: "Memnuniyetle!" deyince bir mektup çıkardı. Mektupta şunlar yazılı idi: "Bu, el-Adda İbnu Halid İbni Zehve'nin Muhammed (sav)'den satın aldığı şeyi tevsik eder, el-Adda ondan bir köle veya cariye satın aldı. Kölede, ne herhangi bir hastalık, ne (zina, hırsızlık, kaçma gibi) bir düşkünlük ne de (satışını gayr-ı meşru kılan hürr asıllı bulunmak, emanet ve rehin olarak verilmiş olmak gibi) haramlık yoktur. Bu Müslümanın Müslümana satışıdır." |Tirmizi, Büyu 8, (1216); Buhari, (senetsiz olarak kaydetmiştir) Büyu, 19; İbnu Mace, Ticarat 47, (2251)|258
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Aldatmaya Dair|buhari|İbnu Ebi Evfa|Bir adam çarşıya satmak üzere mal koydu. Müslümanlardan biri alıcı çıkınca, onu ikna için, "senin vermediğin parayı ödedim" diye Allah'a kasem etmişti. Bunun üzerine şu ayet nazil oldu: "Allah'ın ahdini ve yeminlerini az bir değere değişenler var ya, işte onların ahirette bir payları yoktur. Allah, kıyamet günü, onlara hitab etmeyecek, onlara bakmayacak, onları temize çıkarmayacaktır. Elem verici azab onlar içindir" (Al-i İmran, 77) |Buhari, Büyu 27, Tefsir 3, 3|259
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Aldatmaya Dair|buhari|Amr İbnu Dinar|Nevvas adında biri vardı. Yanında su içme hastası bir deve vardı, İbnu Ömer (ra) bu deveyi ortağından satın aldı. Ortağı kendisine uğrayınca: "Şu devemiz var ya onu sattık" dedi: Ortağı "kime" deyince "şu şu evsafta bir yaşlıya" diye tarif etti. Ortağı: "Öylemi, amma da yaptın, vallahi o zat İbnu Ömer'dir" dedi: "Sonra İbnu Ömer (ra)'e gelerek: "Ortağım sana su içme hastası bir deve satmış, durumunu da sana söylememiş" dedi. İbnu Ömer: "öyleyse götür onu" dedi. Adam götürmek üzere tutunca: "Bırak deveyi, Resulullah (sav)'ın hükmüne razıyız, sirayet yoktur" buyurdu. |Buhari, Büyu 36|260
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Aldatmaya Dair|müslimtirmiziebu davudibnu mace|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) çarşıda bir yiyecek yığınına rastlayınca elini yığına daldırıp çıkardı. Parmaklarına rutubet bulaştı. Adama: "Ey satıcı nedir bu?" diye çıkıştı. Adam: "Ey Allah'ın Resulü, yağmur ıslattı,deyince: "Bu yaşlığı üste getirip, herkesin görmesini sağlıyamaz miydin? Kim bizi aldatırsa o bizden değildir" buyurdu. |Müslim, İman 164, (102); Tirmizi, Büyu 74, (1315); Ebu Davud, Büyu, 52, (3452); İbnu Mace, Ticarat, 36, (2224)|261
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Aldatmaya Dair|ebu davudtirmizi|Ebu Hüreyre|Ebu Davud ve Tirmizi'nin rivayetlerinde şu ziyade mevcuttur: "Resulullah (sav)'a "elini yığına daldır" diye vahyedildi, o da elini daldırdı. Yığın ıslaktı. "Aldatan bizden değildir" buyurdu." |Ebu Davud, Büyu, 52, (3452); Tirmizi, Büyu 74, (1315)|262
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Aldatmaya Dair|buhari|Ukbe İbnu Amir|Müslüman bir kimsenin, bir malda kusur olduğunu bildiği halde, müşteriye haber vermeden satması haramdır. (Buhari, bunu bir babın başlığında kaydetmiştir.) |Buhari, Büyu 19|263
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Sütü Hayvanın Memesinde Bekletmeye Dair|buharimüslimebu davudnesaimuvattatirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) şöyle buyurdular: "Deve ve koyunun memelerinde süt bekletmeyin. Kim böyle sütü bekletilmiş bir sağmal hayvan satın almışsa sağdıktan sonra muhayyerdir, dilerse kabul eder, dilerse bir sa' miktarında kuru hurma da vererek iade eder." |Buhari, Büyu 64; Müslim, Büyu 11, (1524); Ebu Davud, Büyu 48, (3443), (3444), (3446); Nesai, Büyu 14, (7, 253-254); Muvatta, Büyu 6, (2, 683); Tirmizi, 29, (1251-1252)|264
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Sütü Hayvanın Memesinde Bekletmeye Dair|buhari||Buhari'nin bir başka rivayetinde "...Memnun kalırsa hayvanı tutar, memnun kalmazsa iade eder. İade ettiği takdirde sağdığı süt için bir sa' kuru hurma verir" denmektedir. |Buhari, Büyu 69|265
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Sütü Hayvanın Memesinde Bekletmeye Dair|müslim||Müslim'in bir rivayetinde "Müşteri satın aldığı, sütü bekletilmiş sağmal hayvan hakkında üç gün muhayyerdir. İade edecek olursa beraberinde bir sa' miktarında yiyecek verir, buğday değil" denmektedir. (Müslim'in bir başka rivayetinde: "...bir sa' kuru hurma verir, buğday değil" denir. Buhari ve Müslim'in rivayetlerinde: "Deve ve koyunun sütü (satış sırasında) memede bekletilmez" buyurular.) |Müslim, Büyu, 25|266
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Sütü Hayvanın Memesinde Bekletmeye Dair|||Nesai'nin bir rivayetinde: "Kim sütü bekletilmiş bir deve veya davar satın alırsa.." denir. ||267
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Sütü Hayvanın Memesinde Bekletmeye Dair|ebu davudibnu mace|İbnu Ömer|Hz. Peygamber (sav) buyurdular ki: "Kim sütü memesinde bekletilmiş bir deve satın alırsa o üç gün muhayyerdir. Şayed iade edecek olursa, hayvanla birlikte, sütü mislince veya sütunun iki mislince buğday da verir." |Ebu Davud, 48, (3446); İbnu Mace, 42, (2240)|268
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Fiyat Kızıştırmaya Dair|buharimüslimebu davudtirmizinesaiibnu mace|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) efendimiz buyurdular ki: "(Alıcı olmadığınız halde, fiyatları kızıştırmak için) müşteri ile satıcının aralarına girmeyin." |Buhari, Büyu 58; Müslim, Büyu 11, (1515), Nikah 52 (1413); Ebu Davud, Büyu 46, (3438); Tirmizi, Büyu 65, (1304); Nesai, Büyu 21 (7, 1259); İbnu Mace, Ticarat 14, (2174)|269
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Fiyat Kızıştırmaya Dair|buharimüslimmuvattaİbnu macenesai|İbnu Ömer|Hz. Peygamber (sav) müşteri kızıştırmayı yasakladı. (İmam Malik şu ilavede bulunur: "Kızıştırma (necş): Aslında alıcı olmadığın halde, (araya girerek) mala değerinden fazla fiyat vermendir. Böylece (gerçekten almak isteyen) bir başkası, seni takiben mala daha fazla fiyat vererek aldanır.") |Buhari, Büyu 60; Müslim, Büyu 13, (1216); Muvatta, Büyu 97, (2, 684); İbnu Mace, Ticarat 14 (2173); Nesai, Büyu 16, 17, 21, (7, 258)|270
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Fiyat Kızıştırmaya Dair|buhari|İbnu Ebi Evfa|Müşteri kızıştıran, riba yemiş haindir. Bu iş, batıl bir aldatmadır, helal değildir." (Buhari bunu senetsiz olarak ve sahabe sözü şeklinde rivayet etmiştir.) |Buhari, Büyu 60|271
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Şartlar Ve İstisna Hakkında|muvatta|İbnu Mes'ud|Ravi, hanımından bir cariye satın alır. Ancak karışı bir şart koşarak der ki: "Şayet cariyeyi satacak olursan, satın aldığın fiyatla ben alacağım". Bu hususta Hz. Ömer (ra)'e sordum. Bana: "Cariyeye yaklaşma. Onda başka birisi için şart var" dedi. |Muvatta, Büyu 5, (2, 616)|272
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Şartlar Ve İstisna Hakkında|ebu davudmuvattaibnu mace|Amr İbnu Şuayb|Amr İbnu Şuayb İbni Muhammed İbni Abdillah İbni Amr İbn'il-As babası tarikiyle ceddi Abdullah'tan rivayet ettiğine göre, "Hz. Peygamber (sav), bey'u'l-urban'ı yasaklamıştır." (İmam Malik bey'ul-urban'ı şöyle tarifeder: "Kişinin bir köle veya cariyeyi satın alıp veya bir hayvanı kiralayıp, sonra satan veya kiralayan kimseye: "Sana şu kadar dirhem veya dinar veriyorum,şu şartla ki, ben bu malı satın alır veya senden kiraladığım hayvana binersem sana vermiş olduğum para, malın bedelinden veya hayvanın kirasından sayılacaktır. Şayet malı almaktan, veya hayvanı kiralamaktan vazgeçersem, sana önceden vermiş olduğum para senin olsun" der.) |Ebu Davud, Büyu 69, (3502); Muvatta, Büyu 1, (2, 609); İbnu Mace, Ticarat 22, (2192)|273
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Şartlar Ve İstisna Hakkında|muvatta|Abdullah İbnu Ebi Bekr|Dedesi Muhammed İbnu Amr, el-Efrak adındaki bağının meyvesini dört bin dirheme sattı. Bundan sekiz yüz dirheme (tekabül eden) hurmayı müstesna kıldı. |Muvatta, Büyu 18, (2, 622)|274
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Şartlar Ve İstisna Hakkında|muvatta||İmam Malik (ra)'e ulaştığına göre, Hz. Peygamber (sav) satışı ve selefi yasaklamıştır. İmam Malik bunu şöyle açıklar: "Bu, bir kimsenin diğerine şöyle demesidir: "Senin malını şu şu fiyata alıyorum ancak bir şartla sen de benden şunu ve şunu selef suretiyle satın alacaksın". Bu çeşit bir muamele caiz değildir." |Muvatta, Büyu 69, (2, 657)|275
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Şartlar Ve İstisna Hakkında|buharimüslimtirmizinesaiebu davudibnu mace|Cabir|Hz. Peygamber (sav)'la birlikte gazveye katıldım. Ben su taşımada kullandığımız devemizin üzerinde giderken Resulullah (sav) bana kavuştu. Devem yorgundu ve bu yüzden gerilerden yürüyordu. Durumu görünce Hz. Peygamber (sav) de geride kalarak deveyi sürdü ve ona dua buyurdu. Bunun üzerine bütün develerin önünden gitmeye başladı. Bana: "Deveni nasıl görüyorsun?" diye sordu. "Çok iyi görüyorum, bereketiniz değdi" dedim. "Onu bana satar mısın?" buyurdu. Ben utandım, bundan başka su taşıyan devemiz yoktu. Yine de "evet" dedim ve Medine'ye varıncaya kadar sırtı benim olmak şartıyla deveyi kendilerine sattım. Ona: "Ey Allah'ın Rasülü yeni evliyim" diyerek izin istedim. Bana izin verdiler. Bunun üzerine, Medine'ye gelince beni dayım karşıladı. Deveden sordu. Deve ile ilgili yaptıklarımı anlatınca beni ayıpladı. İzin istediğim sırada Hz. Peygamber (sav): "Bakire ile mi, dulla mı evlendin?" diye sormuştu. Ben "dul biriyle" dedim. "Niye bakire ile değil, o seninle sen de onunla şakalaşırdınız" buyurdu. Ben: "Ey Allah'ın Resulü, babam vefat etti. Bir çok kız kardeşim var, hepsi de küçük. Onlarla aynı yaşta, onların terbiyeleriyle meşgul olamayacak, onlara bakamıyacak çok genç biriyle evlenmeyi uygun bulmadım. Bu sebeple onlara bakıp terbiyelerini yapacak bir dulla evlendim" dedim. Resulullah (sav) Medine'ye gelince deveyi vermek üzere yanlarına gittim. Bana parasını verdi ve deveyi de iade etti. |Buhari, Cihad 49, 113, Vekalet 8, Mesacid 59, Büyu 34, İstikraz 1, 7, Mezalim 26, Hibe 23, Şürut 4, Nikah 10, 121, Nafakat 12, Daavat 53; Müslim, Müsakat 109, (710), Salatu'l-Müsafirin 69, (710), Rida 54, (710); Tirmizi, Nikah 13, (1100), Büyu 30, (1253); Nesai, Büyu 77, (7, 297-300); Ebu Davud, Ticarat 71, (3505); İbnu Mace, Ticarat 29, (2205)|276
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Şartlar Ve İstisna Hakkında||Cabir|Bir diğer rivayette şöyle gelmiştir: "Resulullah (sav): "Deveyi bana bir okiyye'ye sat" dedi. Ben; "Hayır" dedim. Resulullah (sav) ısrar ederek: 'Onu bana bir okiyye'ye sat" dedi, ben de sattım fakat evime kavuşuncaya kadar binme şartını koştum. Medine'ye gelince, teslim etmek üzere deveyi Resulullah (sav)'a getirdim. Bana parasını hemen ödedi. Ben oradan ayrıldım. Arkamdan birini göndererek: "Esasen senin devene müşteri değilim, sen deveni geri al artık, o yine senin olsun" dedi. Bir diğer rivayette: "Resulullah (sav) hayvanın sırtını Medine'ye kadar bana iade etti" denir. Bir diğer rivayette: "Medineye kadar sırtı senin" denir. Bir diğer rivayette: "...Medine'ye kadar sırtını şart kıldı" ifadesi vardır. Buhari der ki: "Şart kılma ifadesi rivayetlerin çoğunda yer alır. Sahih olan da budur." Bir diğer rivayette: "Deveyi, dört dinara (sattım)" denir. Bu, dinarın on dirhem hesabından bir okiyye yapar. Diğer bir rivayette "Bir okiyye altın'a" denir. Diğer bir rivayette "ikiyüz dirheme" denir. Bir diğer rivayette "Dört okiyye'ye" denir. Bir diğer rivayette "Yirmi dinara" denir. Bir diğer rivayette: "Medine'ye geldiğin zaman dikkatli ol hanımın hayızlı olabilir" buyurdu. Bu rivayette "Akşam vakti Medine'ye geldim. Mescide uğradım. Resulullah (sav) orada mescidin kapısında buldum. Bana "Şimdi mi geldin?" diye sordu. "Evet!" dedim. Bana: "Deveni bırak, içeri gir, iki rek'at namaz kıl!" buyurdu. Ben hemen girdim, namaz kıldım ve döndüm. Hz. Bilal'e emrederek bana bir okiyye tartmasını söyledi. Bilal derhal tarttı ve biraz da fazla koydu" denir. Bir diğer rivayette Cabir (ra) der ki: "(Evimize) girmek için gittiğim zaman, Resulullah (sav) şöyle uyardı: "Biraz ağır olun, evlere geceleyin girelim. Böylece, saçı başı dağınık olanlar taranır, gurbette kocası olanlar etek traşı olurlar." ||277
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Şartlar Ve İstisna Hakkında||Cabir|Müslim'in bir diğer rivayetinde şöyle gelmiştir. Resulullah (sav): "Bana şu deveyi sat" buyurdu. Ben: "Hayır satmam, size bağışlıyorum, deve sizin olsun ey Allah'ın Resulü" dedim. "Olmaz, bağış kabul etmem, sat onu bana" buyurdu. Ben: (öyleyse, dedim, bir adama bir okiyye miktarında altın borcum var, ona mukabil deveyi size sattım" dedim. Resulullah (sav): "Aldım onu, ancak sen yükünü Medine'ye kadar onun üzerinde götür" dedi. Medine'ye gelince, Hz. Bilal (ra)'e: "Cabir'e bir okiyye altın ver, biraz da fazla olsun" emretti. Bilal bu söz üzerine bir kirat fazla tarttı. Kendi kendime: "Resulullah (sav)'ın bana verdiği fazla miktarı yanımdan hiç ayırmayacağım" dedim. Harra harbinde, Şamlılar tarafından yağma edilinceye kadar, kesemin dibinde duruyordu. ||278
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Şartlar Ve İstisna Hakkında||Cabir|Yine Müslim'den gelen bir başka rivayet şöyledir: Resulullah (sav) "Bana, deveyi şu, şu bedele sat, Allah da seni mağfiret buyursun, olmaz mı?" dedi. Ben cevaben: "Elbette, o sizin olsun" dedim. Resulullah (sav) bir taraftan miktarı artırmaya devam ediyor bir taraftan da: "Allah Teala sana mağfiret buyursun" diyordu. Bu sözü üç kere tekrar etti. ||279
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Şartlar Ve İstisna Hakkında||Cabir|Bir diğer rivayette şöyle denir: Resulullah (sav) bana: "Allah'ın adıyla bin" dedi. Medine'ye geldiğimiz zaman Resulullah (sav)'ın ashabından bazı gruplarla birlikte mescide girdi. Ben de mescide girip, devemi kapının yanındaki taş döşeli kısma bağladım. Resulullah (sav)'a "işte deveniz" diye haber verdim. Mescidden çıktı. Deveye yaklaştı ve "Deve, devemizdir" buyurdu. Sonra birkaç okiyye altın gönderip: "Bunu Cabir'e verin" dedi. Sonra bana: "Parayı aldın mı?" diye sordu. "Evet" dedim. Bunun üzerine: "Para da, deve de senindir" buyurdu (ve deveyi de geri verdi.) ||280
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Şartlar Ve İstisna Hakkında|buharimüslimmuvattaebu davudnesaitirmiziibnu mace|Aişe|Berire, mukatebe borcunu ödeme hususunda yardımcı olması için kendisine (Hz. Aişe'ye) uğramıştı. O ana kadar borcundan herhangi bir şey ödememiş bulunuyordu. Hz. Aişe, Berire'ye "Ailene dön, senin mukatebe borcunu ödememi istiyorlarsa bir şartla yaparım: Senin üzerindeki vela hakkı bana geçmeli" dedi. Berire dönüp, ailesine durumu anlattı. Onlar kabul etmediler ve: "Sana bir iyiik yapmak isterse yapsın, karışmayız, ancak vela'n bize aittir" dediler. Hz. Aişe (ra) bunun üzerine, durumu Hz. Peygamber (sav)'e arzetti. Resulullah (sav) ona: "Sen satın al, sonra da azad et. Vela hakkı, azad edene aittir" buyurdu. Bunu söyledikten sonra Resulullah (sav) ayağa kalkarak şu hitabede bulundu: "İnsanlara ne oluyor ki, alış-verişlerinde Kitabullah'ta bulunmayan şartları koşuyorlar? Kitabullah'ta olmayan bir şart koşana bu helal olmaz. Böyle biri yüz şart da koşacak olsa, Allah'ın şartı daha doğru,daha sağlamdır." |Buhari, Mesacid 70, Zekat 61, Büyu 67, 73, Itk 10, Mekatib 2, 3, 4, 5, Hibe 7, Şurut 3, 10, 13, 17, Talak 16, Kefaratü'l-iman 8, Feraiz 19, 20, 22, 23; Müslim, Itk 5, (1504); Muvatta, Itk 17, (2, 780); Ebu Davud, Itk 2, (3929-3930); Nesai, 85, 86 (7, 300); Tirmizi, Büyu 33, (1256), Vesaya 7, (2125); İbnu Mace, Itk 3, (2521)|281
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Şartlar Ve İstisna Hakkında|buhari|Aişe|Resulullah (sav) şöyle söylemiştir: "(Berire'yi) önce satın al sonra da azad et. (Onu satan efendilerini de bırak, bir işe yaramıyacak olan) istedikleri şartı koşsunlar". Aişe Berire'yi satın alıp, azad etti. Berire'nin ailesi, vela hakkının kendilerine ait olması şartını koştu. Bunun üzerine Resulullah (sav), şu açıklamayı yaptı: "(Olmaz öyle şey!) Vela hakkı azad edene aittir. Satanlar yüz şartta koşsalar (batıldır!)." |Buhari, Şurut 10|282
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Şartlar Ve İstisna Hakkında|buharimüslimebu davudnesaiibnu mace|Ebu Said el-Hudri|Resulullah (sav) iki giyim ve iki de alış-veriş tarzını yasakladı. Yasaklanan satış tarzları: Mülamese ve münübezedir. Mülamese, diğerinin elbisesine gündüz veya gece, eliyle sadece değmesi, elbiseyi altüst ederek iyice görmemesi (ve bu kadarla satış akdininin tamamlanmasıdır). Münabeze ise, kişinin elbisesini öbürüne atması, öbürünün de kendi elbisesini ona atması ve bu atışmanın da, elbiseye bakıp razı olmadan satış sayılmasıdır. Yasaklanan iki giyinmeden biri, iştimalu's-samma'dır; bu da kişinin elbisesini omuzlarıdnan biri üzerine koyup, sarınması, diğer giyinme omuzunu açıkta elbisesiz bırakmasıdır. Yasaklanan diğer giyinme tarzı ihtiba'dır. Bu da oturmakta olan bir kimsenin elbisesine sarınması, bu esnada fercini örten başka bir şey olmamasıdır." |Buhari, Libas 20, 21, Salat 10, Savm 66, Büyu 62, 63, İsti'zan 42; Müslim, Büyu 3, (1512); Ebu Davud, Büyu 25, (3377- 3378); Nesai, Büyu 25, (7, 260-261); İbnu Mace, Ticarat 12, (2170)|283
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Şartlar Ve İstisna Hakkında|||Nesai'nin bir rivayetinde şu açıklama yapılır: "Münabeze; satıcının; "Bu elbiseyi sana atarsam satış tamam olmuştur" demesidir. Mülamese de elbiseyi açıp, evirip çevirmeden elini değmesi ve değince de satış muamelesinin tamam olmasıdır," Nesai'de İbnu Ömer (ra)'den: "Bu, cahiliye ehlinin, alış-verişte başvurdukları bir tarzdı" açıklaması yer alır. ||284
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Bey'u'l-Garar Ve Diğerleri Hakkında|müslimebu davudtirmizinesaiibnu mace|Ebu Hüreyre|Hz. Peygamber (sav) bey'u'l-garar ve bey'u'l-hasatı yasakladı." |Müslim, Büyu 4, (513); Ebu Davud, Büyu 25, (3376); Tirmizi, Büyu 17, (1230); Nesai, Büyu 27 (7, 262); İbnu Mace, Ticarat 23, (2194)|285
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Bey'u'l-Garar Ve Diğerleri Hakkında|ebu davud|Ali|Halk öyle çetin devirler yaşayacak ki, o zaman zenginler, kendilerine emredilmediği halde, cimriliklerinden, ellerindekileri çok sıkı tutacaklar. Cenab-ı Hakk: "Aranızdaki fazileti unutmayın" buyurmaktadır (Bakara 237). Resulullah (sav) da şunları yasaklamıştır: Bey'u'l-muzdar'ı, bey'u'l-garar'ı, (meçhulün satışı) ve salahı ortaya çıkmadan meyve satışını." |Ebu Davud, Büyu 26 (3382)|286
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Bey'u'l-Garar Ve Diğerleri Hakkında|buharimüslimebu davudtirmizinesaiİbnu macemuvatta|Cabir|Hz. Peygamber (sav): "Köylü adına şehirli satış yapmasın" dedi ve ilave etti: "Bırakın insanları, Allah birinin sebebiyle diğerini rızıklandırsın" buyurdu. |Buhari, Büyu 58, 64, 67, 69, 70, 71, İcare 14, Şurüt 8; Müslim, Büyu 11, 12, 18-21, (1515, 1520-1523), Nikah 51, 52 (1413); Ebu Davud, Büyu 47, (3442); Tirmizi, Büyu 13, (1223); Nesai, Büyu 17, (7, 256); İbnu Mace, Ticarat 15, (2176); Muvatta, Büyu 96, (2, 683)|287
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Bey'u'l-Garar Ve Diğerleri Hakkında|buharinesaiibnu mace|Enes|Resulullah (sav) ana baba bir kardeş bile olsa şehirlinin köylü adına satış yapmasını menetti." |Buhari, Büyu 68, Müslim, Büyu 19, (1521); Nesai, Büyu 18, (7, 256); İbnu Mace, Ticarat 16, (2177)|288
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Bey'u'l-Garar Ve Diğerleri Hakkında||Enes|Ebu Davud ve Nesai'den gelen bir başka rivayette şöyle buyurulur; "Şehirlinin köylü adına satış yapması yasaktır, şehirli köylünün kardeşi veya babası bile olsa." Ebu Davud'un Hz. Enes (ra) yaptığı bir başka rivayet şu ziyadeyi ihtiva eder: Şöyle denirdi: "Şehirli köylü yerine satmasın." Bu özlü, cami bir sözdür "Şehirli köylü için hiçbir şey satmasın, köylü adına safın da almasın" demektir. ||289
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Bey'u'l-Garar Ve Diğerleri Hakkında||İbnu Ömer|Hz. Peygamber (sav) şöyle emrettiler: "Satıcılar mallarını çarşıya indirmezden önce yolda karşılayıp alış-veriş yapmayın." (Tirmizi ve Muvatta dışındakilerde tahric edilmiştir.) Ebu Davud hadisin baş kısmında şu ziyadeye yer verir: Birbirinizin alış-verişine karşı alış-veriş yapmayın. (Pazara giden) malı yolda karşılamayın. ||290
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Bey'u'l-Garar Ve Diğerleri Hakkında|buharimüslimebu davudnesaiibnu mace|İbnu Ömer|Hz. Peygamber (sav) satıcının malını övmesini ve daha pazara varmadan malın yolda satın alınmasını veya şehirlinin köylü adına satış yapmasını yasakladı" buyrulur. (Bir başka rivayette de sadece "malın daha pazara varmadan satın alınmasını yasakladı" denmektedir.) |Buhari, Büyu 71; Müslim, Büyu 15, (1518); Ebu Davud, İcare 45 (3436); Nesai, Büyu 18, (7, 257); İbnu Mace, Ticaret 16, (2179)|291
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Bey'u'l-Garar Ve Diğerleri Hakkında|ebu davud|İbnu Abba|Hz. Peygamber (sav) buyurdu ki: "Pazara binerek (uzaktan) gelenleri yolda karşılamayın. Şehirli, köylü adına alım-satım yapmasın." Tavus, İbnu Abbas (ra)'tan sordu: "Şehirli köylü adına alım-satım yapmasın" sözünden maksat nedir? İbnu Abbas: "Onun adına simsarlık yapmasın (yani ücret mukabili alım-satım işlemini yapmasın)." |Ebu Davud, İcare 47, (3439)|292
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Bey'u'l-Garar Ve Diğerleri Hakkında|buharimüslimtirmizinesaiebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav), celeb malın pazara gelmeden önce karşılanmasını yasakladı. Kim onu yolda karşılar ve satın alırsa, malın sahibi pazara gelince muhayyerdir (satıştan vazgeçebilir). |Buhari, Büyu 71; Müslim, Büyu 17, (1619); Tirmizi, Büyu 12, (1221); Nesai, Büyu 18, (7, 257); Ebu Davud, Büyu 45, (3437)|293
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Bey'u'l-Garar Ve Diğerleri Hakkında||Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) bir satışta iki satışı yasakladı. ||294
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Bey'u'l-Garar Ve Diğerleri Hakkında|ebu davudmuvattanesaitirmizi||Ebu Davud'da gelen rivayet şöyledir: "Bir satışta iki satış yapan kimseye en düşük olanı (helal)dır. Aksi halde ribadır." |Ebu Davud, İcare 55, (3461); Muvatta, Büyu 72, (2, 663); Nesai, Büyu 73 (7, 395-396); Tirmizi, Büyu 18, (1231)|295
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Bey'u'l-Garar Ve Diğerleri Hakkında|muvatta||İmam Malik (ra)'ten anlatıldığına göre ona şu durum ulaşmıştır: "Adamın biri diğer birisine: "Bana şu deveyi peşin parayla sat, ben de sana vade ile satayım" der. Adam bu tarz alış-veriş hakkında İbnu Ömer'e sorar, İbnu Ömer hoşlanmaz ve adamı bu işten nehyeder." |Muvatta, Büyu 73, (2,663)|296
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Bey'u'l-Garar Ve Diğerleri Hakkında|buharimüslimebu davudtirmizinesaiİbnu macemuvatta|İbnu Ömer|Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: "Birinizin satışı üzerine başkanız satış yapmasın." |Buhari, Büyu 58, 64, 70, 71, Şurüt 8, Nikah 46; Müslim, Nikah 49, (1412), Büyu 7, 8, 11, (1412), Birr 29, (2563), 32 (2564); Ebu Davud, Nikah 17, (2080), Büyu 45, (3436), 48 (3443); Tirmizi, Nikah 38 (1134), Büyu 57, (1292); Nesai, Nikah 20, 21 (6, 72-73-74), Büyu 17, 20, 21, (7, 258); İbnu Mace, Ticarat 13, (2171); Muvatta, Büyu 95, 96, (2, 683)|297
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Bey'u'l-Garar Ve Diğerleri Hakkında|||Nesai'den gelen bir rivayette de şöyle buyurulmuştur: "Kişi, kardeşi, satın alma işini kesinliğe kavuşturuncaya veya, tamamen vazgeçinceye kadar araya girip alış-verişte bulunmasın." ||298
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Bey'u'l-Garar Ve Diğerleri Hakkında|buharimüslimtirmizinesaiebu davudmuvatta|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) şehirlinin köylü adına alış-veriş yapmasını, alıcı olmadığı halde alıcı imiş gibi görünüp yüksek fiyat vererek fiyat artırmayı, iki kimsenin başlattığı alış-veriş muamelesi kesinlik kazanıp tamamlanmadan bir başkasının aynı mal üzerinde alış-verişe girişmesini, bir kız istetilmiş iken ona talib olmayı, bir kadının, -kız kardeşinin kabındakini almak için- kocasına onu boşamasını taleb etmesini yasakladı." |Buhari, Büyu 58, 70, 71, Şurut 8, 11; Müslim, Nikah 38, 39, 51, 52, (1408-1413), Büyu 12, (1515); Tirmizi, Talak 14, (1190); Nesai, Nikah 20, (6,71), Büyu 19, 21, (7, 258-269); Ebu Davud, Nikah 2, (2176), 18, (2080); Muvatta, Büyu 45, (2, 683)|299
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Bey'u'l-Garar Ve Diğerleri Hakkında|ebu davud||Ebu Davud'dan gelen bir başka rivayette şöye denmiştir: "Deve ve davarın sütunu memesinde bekletmeyin. Kim böyle (memede sütü bekletilmiş) bir hayvanı satın alırsa, sağdıktan sonra muhayyerdir: Memnun kalırsa hayvanı alıkor, memnun kalmazsa hayvanı iade eder ve (sağdığı süte karşılık olmak üzere) bir sa' hurma verir." |Ebu Davud, Büyu 48 (3493)|300
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Bey'u'l-Garar Ve Diğerleri Hakkında|tirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Pazara gitmekte olan malı önceden karşılamayın. Hayvanların sütunu memelerinde (günlerce bekleterek) biriktirmeyin. Bir birinize karşı (müşteriyi kızıştırmak için alıcı olmadığınız halde, yüksek fiyat vererek) malın değerini artırmayın." |Tirmizi, Büyu 41 (1268)|301
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Bey'u'l-Garar Ve Diğerleri Hakkında|ebu davudtirmizinesaiibnu mace|Abdullah İbnu Amri'bni'l-As|Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdular: "Hem veresiye hem satış helal olmaz. Bir satışta iki şart da helal değildir. Zimmette olmayanın karı yoktur. Yanında bulunmayan malın satışı yoktur." (Tirmizi, hadisin sahih olduğunu söyledi) |Ebu Davud, Büyu 70, (3503); Tirmizi, Büyu 19, (1234); Nesai, Büyu 60, 71, 72 (7, 288, 295); İbnu Mace, Ticarat 20, (2188)|302
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Bey'u'l-Garar Ve Diğerleri Hakkında|müslimnesai|Cabir|Resulullah (sav) miktarı bilinmeyen kuru hurma yığınını, miktarı belli kuru hurma ile satmayı yasakladı. |Müslim, Büyu 42, (1530); Nesai, Büyu 37, 38, (2, 269, 270)|303
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Bey'u'l-Garar Ve Diğerleri Hakkında|||Nesai'nin bir diğer rivayetinde şöyle denmiştir: "Yiyecek yığını, yiyecek yığını mukabilinde satılmaz. Yiyecek yığını, miktarı belli yiyecek mukabilinde satılmaz." ||304
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Bey'u'l-Garar Ve Diğerleri Hakkında|tirmizi|Ebu Eyyüb|Resulullah (sav)'ı dinledim, diyordu ki: "Kim çocuğuyla annesi arasını ayırırsa kıyamet günü Allah (celle celaluhu) sevdikleriyle onun arasını ayırır." |Tirmizi, Büyu 52, (1283), Siyer 17, (1566)|305
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Bey'u'l-Garar Ve Diğerleri Hakkında|ebu davudibnu mace|Ali|(Satş sebebiyle cariye bir) anne ile çocuğunun arası ayırmıştı. Resulullah (sav) bunu yasakladı ve satışı bozdu. |Ebu Davud, Büyu, Cihad 133, (2696); İbnu Mace, Ticarat 46, (2249)|306
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Bey'u'l-Garar Ve Diğerleri Hakkında|tirmiziibnu mace|Ali|Hz. Peygamber (sav) bana, kardeş iki köle hediye etti. Bunlardan birini sattım. Resulullah (sav) bir ara sordu: "Köleler ne yapıyorlar?" Ben durumu söyledim. Bunun üzerine bana: "Satışı boz, satışı boz" buyurdu. |Tirmizi, Büyu 52, (1284); İbnu Mace, 46, (2249)|307
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Riba'nın Zemmine Dair|müslimebu davudtirmiziibnu mace|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) ribayı (faizi) yiyene de, yedirene de lanet etti." (Ebu Davud ve Tirmizi'nin rivayetlerinde şu ziyade vardır: "(Faiz muamelesine) şahitlik edenlere de bu muameleyi yazana da...") |Müslim, Müsakat 25, (1579); Ebu Davud, Büyu 4, (3333); Tirmizi, Büyu 2, (1206); İbnu Mace, Ticarat 58, (2277)|308
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Riba'nın Zemmine Dair|ebu davudnesaiibnu mace|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İnsanlar öyle bir devre ulaşacak ki, o zamanda riba yemeyen kalmayacak. Öyle ki, (doğrudan) yemeyene buharı ulaşacak." Bir rivayette "...tozu ulaşacak" denir. |Ebu Davud, Büyu 3, (3331); Nesai, Büyu 2, (7, 243); İbnu Mace, Ticarat 58, (2278)|309
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Riba'nın Zemmine Dair|ebu davud|Amr İbnu'l-Ahvas|Hz. Peygamber (sav)'i Veda Haccı sırasında dinledim, şöyle diyordu: "Haberiniz olsun, cahiliye devrindeki bütün ribalar kaldırılmıştır, ödenmeyecektir. Sadece verdiğiniz ana parayı alacaksınız. Böylece ne zulmetmiş olacaksınız ne de zulme uğramış olacaksınız. Haberiniz olsun cahiliye devrindeki bütün kan davaları kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası da el-Haris İbnu Abdilmuttalib'in kan davasıdır. Bu kimse, Benü Leys'te süt anadaydı. Hüzeyl onu öldürmüştü. Resulullah (sav): Yarabbi tebliğ ettim mi? dedi. Cemaat: Evet tebliğ ettin dediler ve üç kere tekrarladılar. Resulullah (sav): Ya Rabbi şahid ol! dedi ve üç kere tekrar etti." (Hattabi der ki: "Ebu Davud, hadisi şu şekilde, yani "Haris İbnu Abdilmuttalib'in kan davası..." diye rivayet etmiştir. Halbuki diğer kitaplarda: Rebi'a İbnu'l-Haris İbni Abdilmuttalib'in kan davası şeklinde rivayet edilmiştir.) |Ebu Davud, Büyu 5, (3334)|310
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Riba İle İlgili Hükümler|buharimüslimebu davudİbnu macemuvattatirmizinesai|Ömer İbnu'l-Hattab|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Altın altınla peşin olmazsa ribadır. Buğday buğdayla peşin satılmazsa ribadır. Arpa arpayla peşin satılmazsa ribadır. Kuru hurma kuru hurmayla peşin satılmazsa ribadir." (Metin, Sahiheyn'in metnidir. Buhari'nin bir rivayetinde, "verik (yani basılmış dirhem) verikle, altın altınla.." şeklinde gelmiştir.) |Buhari, Büyu 54, 74, 76; Müslim, Musakat 79, (1586); Ebu Davud, Büyu 12, (3348); İbnu Mace, Ticarat 50, (2160), (2259); Muvatta, Büyu 38, (2, 636-637); Tirmizi, Büyu 24 (1243); Nesai, Büyu 41, (7, 273)|311
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Riba İle İlgili Hükümler|buharimüslimtirmizinesaimuvatta|Ebu Said|Resulullah (sav) zamanında bize bayağı hurma veriliyordu. Bu muhtelif cins kuru hurmanın bir karışımı idi. Bu bayağı hurmanın iki ölçeğini bir ölçek iyi hurma mukabilinde satıyorduk. Bu tarz Hz. Peygamber (sav)'in kulağına ulaşınca şöyle buyurdu: "İki ölçek hurmaya bir ölçek hurma, iki ölçek buğdaya bir ölçek buğday iki dirheme bir dirhem olmaz." |Buhari, Büyu 21; Müslim, Müsakat 98, (1594, 1595, 1596); Tirmizi, Büyu 23, (1241); Nesai, Büyu 41, 50, (17, 271-272-273); Muvatta, 32, (2,632)|312
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Riba İle İlgili Hükümler|buharimüslimnesai||Bir rivayette de şöyle gelmiştir: Hz. Bilal (ra), Resulullah (sav)'a, (iyi cins bir hurma olan) berni hurması getirmişti. "Bu nereden?" diye sordu. Bilal (ra): "Bizde adi hurma vardı. Resulullah (sav)'ın yemesi için ondan iki ölçek vererek bundan bir ölçek satın aldık" dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (sav): "Eyvah! Bu ribanın ta kendisi, eyvah bu ribanın ta kendisi, sakın öyle yapma. Şayet iyi hurma satın almak istersen elindekini ayrıca sat. Sonra onun parasıyla iyi hurmayı satın al" dedi. |Buhari, Vekalet 11; Müslim, Müsakat 96, (1594); Nesai, Büyu 41, (7, 271-272)|313
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Riba İle İlgili Hükümler|müslim||Sahiheyn'de yer alan bir rivayette şöyle gelmiştir: Dinar dinarla, dirhem dirhemle başa baş misliyle değiştirilmelidir. Kim fazla verir veya fazla alırsa ribaya girmiş olur. Hadisi rivayet eden ravi der ki: "Ben dedim ki; İbnu Abbas (ra) bunu söylemez. Ebu Said der ki: İbnu Abbas (ra)'a sordum: Sen bunu Resulullah (sav)'dan mı işittin, Kitabullah'ta mı gördün? Bana şu cevabı verdi: Bunun ikisini de söylemiyorum. Siz, Resulullah (sav)'ı benden daha iyi tanırsınız. Ancak bana Üsame İbnu Zeyd (ra) haber verdi ki, Resulullah (sav): "Sadece veresiye satışta riba vardır" buyurmuştur. |Müslim, Müsakat 101, (1596)|314
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Riba İle İlgili Hükümler|müslim||Müslim'in bir diğer rivayeti şöyledir: "Altın altınla, gümüş gümüşle, buğday buğdayla, arpa arpayla, hurma hurma ile, tuz tuzla başbaşa misliyle, peşin olarak satılır. Kim artırır veya artırılmasını taleb ederse ribaya girmiştir. Bu işte alan da veren de birdir." Yine Müslim'de Ebu Hüreyre'nin bir rivayetinde "cinsleri farklı ise müstesna" denir. |Müslim, Müsakat 82, (1584)|315
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Riba İle İlgili Hükümler|müslimebu davudtirmizinesaiibnu mace|Ubadetu'bnu Samit|Rivayetinde (şu ziyade) ifade edilmiştir: "...Bu çeşitler farklı olduğu takdirde peşin ise dilediğiniz gibi satın." Bu hadisi, Buhari hariç, Beş Kitap rivayet etmiştir. |Müslim, Müsakat 81, (1587); Ebu Davud, Büyu 12, (3349-3350); Tirmizi, Büyu 23, (1240); Nesai, Büyu 43, 44, (7, 274, 275, 276, 277, 278); İbnu Mace, Ticarat 48, (2254)|316
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Riba İle İlgili Hükümler|buharimüslimnesai|Ebu'l-Minhal|Zeyd İbnu Erkam ve el-Berd İbnu Azib (ra)'e sarftan (yani altınla gümüşü cinsi cinsine satmaktan) sordum, ikisi de şu cevabı verdi: "Resulullah (sav) altının gümüş mukabilinde veresiye satılmasını yasakladı." |Buhari, Büyu 80, 8, Şirket 10, Menakıbu'l-Ensar 50; Müslim, Müsakat 87, (1589); Nesai, Büyu 49, (7, 280)|317
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Riba İle İlgili Hükümler|müslimtirmiziebu davudnesai|Fadale İbnu Ubeyd|Resulullah (sav)'a Hayber'de bulunduğu sırada altın ve boncuklarla yapılmış bir gerdanlık getirildi. Bu satılık ganimet mallardandı. Resulullah (sav) altınların boncuklardan ayrılmasını emretti. Derhal gerdanlığın altın kısmı ile boncuk kısmı birbirinden ayrıldı. Sonra Hz. Peygamber (sav): "Altın, altına mukabil, tartısı tartısına satılsın" buyurdular. (Buhari hariç Beş Kitap tahric etti.) |Müslim, Müsakat 89, (1591); Tirmizi, Büyu 32, (1255); Ebu Davud, Büyu 13, (3351-3353); Nesai, Büyu 48, (7-279)|318
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Riba İle İlgili Hükümler|müslim||Müslim'de gelen diğer bir rivayette Haneş es-San'ani der ki: "Biz Fadale ile bir gazvede beraberdik. Derken bana ve arkadaşlarıma ganimetten bir gerdanlık isabet etti. Gerdanlık altın, gümüş ve kıymetli taşlardan yapılmıştı. Ben bunu satın almak isteyerek, Fadale'ye sordum. Bana şöyle cevap verdi: Bunun altınını ayır, bir kefeye koy. Kendi altınını da bir kefeye koy. Sonra sakın misli mislinden fazla birşey alma! Zira ben Resulullah (sav)'ın şöyle buyurduğunu işittim: "Kim Allah'a ve ahiret gününe iman ederse sakın misli mislinden fazla bir şey almasın." |Müslim, Büyu 91, (1591)|319
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Riba İle İlgili Hükümler|buharimüslimnesai|Ebu Bekre|Resulullah (sav), gümüşün gümüşe başa baş olmayan satışını yasakladı. Bize altın mukabilinde dilediğimiz şekilde gümüş ve gümüş mukabilinde dilediğimiz şekilde altın satın almayı emretti." Müslim'in ziyadesinde "..Bir adam "peşin mi?" diye sordu. Ebu Bekre: "Ben böyle işittim" cevabını verdi. Sahiheyn ve Nesai rivayet etmiştir. |Buhari, Büyu 81, 77; Müslim, Müsakat, 88, (1590); Nesai, Büyu, 50 (7, 280-281)|320
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Riba İle İlgili Hükümler|muvatta|Yahya İbnu Sala|Resulullah (sav) Hayber'in fethi sırasında iki Sa'd'a (Sa'd İbnu Ebi Vakkas ve Sa'd İbnu Ubade), ganimet malından altın veya gümüş bir kabı satmalarını emretti. Onlar, her üç (birim)'i aynı dört (birim) mukabilinde, veya her dört (birim)'i üç (birim) aynı mukabilinde sattılar. Resulullah (sav) onlara: "Siz riba yaptınız, geri verin" emretti." |Muvatta, Büyu 28 (2, 632)|321
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Riba İle İlgili Hükümler|muvattanesai|Mücahid|Ben İbnu Ömer (ra)'la beraberdim.Ona bir kuyumcu gelerek: "Ey Ebu Abdirrahman! Ben altın işliyor ve bunu kendi ağırlığından fazla altınla satıyorum. Böylece ona harcayacağım el emeği miktarında fiyatını artırıyorum" dedi. İbnu Ömer (ra) onu bu işten yasakladı. Kuyumcu aynı meseleyi tekrar tekrar söyledi. Her seferinde İbnu Ömer (ra) onu bu işten yasakladı ve son olarak da şunu söyledi: "Dinar dinarla, dirhem dirhemle satılır. Aralarında fazlalık olamaz. Bu, Peygamberimizin bize vasiyetidir, biz de size vasiyet ediyoruz (tebliğ edip duruyoruz)." Bu rivayet Muvatta'da tam olarak gelmiştir. Nesai ise sadece Hz. Peygamber (sav)'in sözünü kaydeder. |Muvatta, Büyu 31, (2, 633); Nesai, Büyu 46, (7, 278)|322
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Riba İle İlgili Hükümler|muvattanesai|Ata İbnu Yesar|Hz. Muaviye (ra) altın veya gümüşten mamul bir su kabını, ağırlığından daha fazla bir fiyatla satmıştı. Kendisine Ebu'd-Derda (ra): "Ben Hz. Peygamber (sav)'in bu çeşit alış-verişi yasakladığını işittim. Resulullah (sav) bunların satışı misline misil olmalı diye emretti" diye itiraz etti. Hz. Muaviye (ra): "Ben bunda bir beis görmüyorum" diye cevap verdi. Ebu'd-Derda (ra) öfkelendi ve: "Muaviye'yi kınamada bana yardım edecek biri yok mu? Ben ona Hz. Peygamber (sav)'den haber veriyorum, o bana şahsi reyinden söz ediyor. Senin bulunduğun diyarda yaşamak bana haram olsun!" diye söylendi. Ebu'd-Derda bunun üzerine orayı terkederek Hz. Ömer (ra)'in yanına geldi. Durumu olduğu gibi ona anlattı. Hz. Ömer (ra) Hz. Muaviye (ra)'ye bir mektup yazarak bu çeşit satışı (altının altınla satılması), misli misline ve ağırlığına denk olarak yapmasını emretti. |Muvatta, Büyu 33 (2, 634); Nesai, Büyu 47, (7, 279)|323
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Riba İle İlgili Hükümler|buharimüslimnesai|Üsame İbnu Zeyd|Resulullah (sav): "Riba veresiyededir" buyurdu.(Diğer bir rivayette: "Peşin alış-verişlerde (cinsler farklı ise fazlalık sebebiyle) riba olmaz" buyurulmuştur.) |Buhari, Büyu 40; Müslim, Büyu 102, (1596); Nesai, Büyu 50, (7, 281)|324
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Riba İle İlgili Hükümler|tirmiziebu davudnesaiibnu mace|İbnu Ömer|Ben dinarla deve satıyor, dinar yerine gümüş alıyordum. Bazanda gümüşle satıyor, onun yerine dinar alıyordum. Bu durumu Resulullah (sav)'e arzederek hükmünü sordum. "O andaki (aynı meclisteki) kıymetiyle olunca bunda bir beis yok" buyurdu." |Tirmizi, Büyu 24, (1242); Ebu Davud, Büyu 14 (3354-3355); Nesai, Büyu 50, (7, 281-282); İbnu Mace, Ticaret 51, (2262)|325
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Riba İle İlgili Hükümler|ebu davud||Ebu Davud'un bir rivayetinde şöyle gelmiştir: "...o günün fiyatıyla almanda bir beis yoktur, yeter ki aranızda (henüz ödenmeyen) bir miktar olduğu halde birbirinizden ayrılmış olmayasınız." |Ebu Davud, Büyu 14, (3354, 3355)|326
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Riba İle İlgili Hükümler|müslim|Ma'mer İbnu Abdillah İbni Nafi|Anlattığına göre, kölesine, bir sa' buğday vererek pazara yollar ve: "Bunu sat, parasıyla arpa satın al der. Köle gider. Onu vererek bir sa'dan bir miktar fazla arpa satın alır. Köle dönünce, Ma'mer (ra) ona "Niye böyle yaptın? Çabuk git ve geri ver. Misli misline denk al. Zira ben, Resulullah (sav)'ı işittim, şöyle diyordu: "Yiyecek yiyecekle misli misline denk olmalıdır." O zaman yiyeceğimiz arpa idi. Kendisine "Ama bu arpa onun misli değildir" dendi ise de: "Ben arpanın buğdaya benzemesinden korkarım" cevabını verdi. |Müslim, Müsakat 93, (1592)|327
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Riba İle İlgili Hükümler|muvatta||İmam Malik'e ulaştığına göre, Süleyman İbnu Yesar demiştir ki; "Sa'd İbnu Ebi Vakkas'ın merkebinin yemi bitmiştL Kölesine: "Ailene ait buğdaydan bir miktar götür, ona mukabil arpa satın al, sakın mislinden fazla almayasın" dedi. |Muvatta, Büyu 50,52, (2,645)|328
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Riba İle İlgili Hükümler|tirmiziebu davudmuvattanesaiibnu mace|Ebu Ayyaşın|Ebu Ayyaşın - ki ismi Zeyd'dir - anlattığına göre: "Sa'd İbnu Ebi Vakkas (ra)'a, beyaz buğday mukabilinde kabuksuz arpa satın almanın hükmünü sorar. Sa'd (ra) kendisine: "Hangisi daha kıymetli? diye sorar. Zeyd: "Beyaz buğday" der. Sa'd onu bu işten men eder ve der ki: "Ben Resulullah (sav)'ı kuru hurmayı taze hurma mukabilinde satın alma hakkında sorulduğu zaman işitmiştim. Resulullah (sav) bunu sorana: "Taze hurma kuruyanca ağırlığını kaybeder mi?" dedi. Adam "evet" cevabını verince, Resulullah (sav) onu bu işten men etmişti." |Tirmizi, Büyu 14, (1225); Ebu Davud, Büyu 18, (3359); Muvatta, Büyu 22, (2, 624); Nesai, Büyu 36, (7, 269); İbnu Mace, Ticarat 53, (2264)|329
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Riba İle İlgili Hükümler|ebu davud||Ebu Davud'un diğer bir rivayetinde: "Hz. Peygamber (sav), taze hurmayı kuru hurma ile veresiye satmayı yasakladı" denir." |Ebu Davud, Büyu 18, (3360)|330
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Hayvan Vs. İle İlgili Teferruat|müslimtirmiziebu davudnesaiibnu mace|Cabir|Bir köle gelerek Hz. Peygamber (sav)'a hicret etmek üzere biat etti, Resulullah (sav) onun köle olduğunu sezemedi. Arkadan efendisi onu aramaya geldi. Resulullah (sav) ona: "Onu bana sat" buyurdu ve köleyi iki siyah köle mukabilinde satın aldı." |Müslim, Musakat 123, (1602); Tirmizi, Siyer 36, (1596); Ebu Davud, Büyu 17, (3358); Nesai, Bey'a 66, (7, 292-293); İbnu Mace, Cihad 41|331
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Hayvan Vs. İle İlgili Teferruat|ebu davud|Abdullah İbnu Amr İbni'l-As|Hz. Peygamber (sav) raviye, kendisine bir ordu hazırlamasını emretmiştir. Mevcut develer (askerlere) yetmedi. Bunun üzerine Resulullah (sav) (devesi olmayanlar için, bilhere) hazine develerinden ödenmek üzere deve te'min etmesini emretti. (Böylece Abdullah) zekat yoluyla hazineye gelecek develerden iki adedi karşılığında bir deve temin ediyordu." |Ebu Davud, Büyu 16, (3357)|332
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Hayvan Vs. İle İlgili Teferruat|muvatta|Ali İbnu Ebi Talib|Anlattığına göre, "devesini yirmi küçük deve mukabilinde veresiye olarak satmıştır" |Muvatta, Büyu 59, (2, 652)|333
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Hayvan Vs. İle İlgili Teferruat|buharimuvatta|İbnu Ömer|İbnu Ömer, satıcının zimmetinde bulunan bir binek devesini, Rebeze'de bulunan dört küçük deve mukabilinde satın almıştır." (Buhari, bu hadisi bab başlığında senetsiz olarak kaydetmiştir) |Buhari, Büyu 108; Muvatta, Büyu 60, (2, 652)|334
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Hayvan Vs. İle İlgili Teferruat|tirmiziibnu mace|Cabir|Resulullah (sav) şöyle buyurdular: "İki hayvan, veresiye olarak bir hayvana mukabil satılamaz. Peşin satılırsa bunda bir beis yok." |Tirmizi, Büyu 21, (1238); İbnu Mace, Ticarat 56|335
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Hayvan Vs. İle İlgili Teferruat|tirmiziebu davudnesaiibnu mace|Semüre İbnu Cündeb|Hz. Peygamber (sav) hayvanın hayvanla veresiye satışını yasaklamıştır." (Tirmizi, hadisin sahih olduğunu belirtmiştir.) |Tirmizi, Büyu 21, (1237); Ebu Davud, Büyu 15; Nesai, Büyu, 65, (7, 292); İbnu Mace, Ticarat 56, (2271)|336
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Hayvan Vs. İle İlgili Teferruat|muvatta|İbnu Şihab|Said İbnu'l-Müseyyeb derdi ki: "Hayvanda riba yoktur. Hz. Peygamber (sav) hayvan satışını üç hususta yasakladı: el-Mezamin, el-Melakih ve Habelu'l-habele. Mezamin: Dişi devenin karnındaki yavru demektir. Melakih: Erkek devenin belinde bulunan (ve dişiyi dölleyen) şey demektir. Habelu'l-habele: "Hamile develerin hamile kalması) yani, dişi develerin karnındaki ceninin doğuracağı yavrunun satımı. (İmam Malik, bu tabirleri, yukarıdaki gibi açıklamıştır. Ancak garib kelimeleri açıklayan lugatci ve fakihler nezdinde, mezamin ve melakih kelimeleri aksi manaları ifade etmektedir.) |Muvatta, Büyu 63, (2,654)|337
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Hayvan Vs. İle İlgili Teferruat|muvatta||İmam Malik'e ulaştığına göre, bir adam İbnu Ömer (ra)'e gelerek: "Ben birisine bir borç verdim. Bana, bunu daha üstün bir şekilde iadesini şart koştum" dedi ve hükmünü sordu, İbnu Ömer (ra): "Bu ribadır" diye cevap verdi ve şu açıklamada bulundu: "Borç verme işi üç şekilde cereyan eder. 1- Borç vardır, bunu vermekle sadece Allah'ın rızasını düşünürsün. Karşılığında sana rıza-yı ilahi vardır. 2- Borç vardır, bununla arkadaşını memnun etmek istersin. 3- Borç vardır, temiz bir malla pis bir şey almak için bu borcu verirsin. İşte bu ribadır." Adam: "Öyleyse bana ne emredersiniz, ey Ebu Abdirrahman?" diye sordu. İbnu Ömer şu açıklamada bulundu: "Akdi yırtmanı tavsiye ederim. Borçlu, verdiğin miktarı aynen iade öderse alırsın, Verdiğinden daha az iade eder, sen de alırsan sevap kazanırsın. Eğer sana, daha iyi birşeyi gönül hoşluğu ile verirse, bu sana bir teşekkürdür, böylece teşekkürünü ifade ediyor demektir. Sana ayrıca, ona vade tanıdığın için sevap vardır." |Muvatta, Büyu 92, (2, 681-682)|338
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Hayvan Vs. İle İlgili Teferruat|muvatta|Mücahid|İbnu Ömer (ra) bir miktar borç para aldı. Bunu sahibine daha iyi bir şekilde ödedi. Borç veren adam: "Bu verdiğimden efdaldir (fazladır) diyerek almak istemedi. İbnu Ömer adama: "Biliyorum, ancak için bu şekilde rahat edecek" dedi. |Muvatta, Büyu 90, (2, 681)|339
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Hayvan Vs. İle İlgili Teferruat|muvatta|Salim|İbnu Ömer (ra)'e, "belli bir vade ile bir başkasında alacağı bulunan adam, parasını daha çabuk alabilmek için bir kısmından vaz geçecek olsa?" diye sordular. İbnu Ömer bunu hoş görmedi ve bu davranışı yasakladı." |Muvatta, Büyu 82, (2, 672)|340
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Hayvan Vs. İle İlgili Teferruat|muvatta|Ubeyd İbnu Ebi Salih|Ben, bilahere ödenmek üzere Dar-ı Nahle ehline bez sattım. Bir müddet sonra Küfe'ye gitmek istedim. Borçlular bana gelerek fiyattan biraz inmem halinde peşin ödeyeceklerini söylediler. Bunu Zeyd İbnu Sabit'e sordum. Bana: "Hayır, bu işi yapmana cevaz veremem, bunu (ribayı) ne senin yemeni, ne de (satın alanlara) yedirmeni emredemem" dedi. |Muvatta, Büyu 81, (2,671)|341
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Hayvan Vs. İle İlgili Teferruat|rezin|Ümmü Yunus|Zeyd İbnu Erkam (ra)'ın Ümmü Veled'i (çocuk doğurmuş cariyesi), Hz. Aişe (ra)'ye uğradı ve dedi ki: "Zeyd'in bir cariyesini el-Ata'ya sekiz yüz dirheme sattım. Sonra aynı cariyeyi ondan, ödeme zamanı dolmazdan önce altı yüz dirheme satın aldım. Ayrıca ben kendisine, bunu satacak olursan senden ben satın alacağım diye şart koşmuştum." Hz. Aişe (ra): "Şart koşman da uygunsuz, satın alman da uygunsuz olmuş. Zeyd İbnu Erkam'a söyle ki, bu iş sebebiyle tevbe etmezse, Resulullah (sav)'la birlikte yaptığı cihadı iptal etmiştir" dedi. Kadın: "Zeyd ne yaptı ki (böyle hükmediyorsun?)" diye sorunca Hz. Aişe cevap olarak şu ayeti okudu: "Kime Rabb'inden bir öğüt gelir de faizcilikten geri durursa, geçmişi kendisinedir, onun işi Allah'a aittir..." (Bakara, 275). Ashab'tan pek çoğu hayatta olduğu halde, kimse bu hükümden dolayı Hz. Aişe'yi reddetmedi. |Rezin|342
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Hayvan Vs. İle İlgili Teferruat|rezin|Zeyd İbnu Eslem|Cenab-ı Hakk'ın terketmeyenler için harb etmeye izin verdiği riba, cahiliye devrinde iki şekilde cereyan ederdi: 1- Bir kimsenin diğer bir kimsede, vadeli bir alacağı bulunurdu. Vade dolunca alacaklı: "Ödeyecek misin yoksa faizlesin mi?" derdi. Borçlu öderse öbürü alırdı. Ödemezse, ölçeklenen, tartılan, ekilen veya sayılan çeşitten ise alacak katlanırdı. 2- Yaşla ölçülen bir mal ise, daha üst mertebeye kaydırılır, vade de uzatılırdı. İslam gelince Cenab-ı Hakk şu ayeti indirdi: "Ey iman edenler! Allah'tan sakının, inanmışsanız faizden arta kalan hesaptan vazgeçin. Böyle yapmazsanız, bunun Allah'a ve Peygamberine karşı açılmış bir savaş olduğunu bilin. Eğer tevbe ederseniz sermayeniz sizindir. Böylece haksızlık etmemiş ve haksızlığa uğramamış olursunuz" (Bakara 278-279). |Rezin|343
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Muhayyerlik Hakkında|buharimüslimtirmiziebu davudnesaimuvattaibnu mace|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Alış-veriş yapanlar, birbirlerinden ayrılmadıkça (akdi bozmakta) muhayyerdirler. Veya alış-veriş yapanlardan biri diğerine "muhayyersin" demişse yine muhayyerdir." Ravi, Resulullah (sav)'ın belki de "Alış-veriş yapanlardan biri "muhayyerlik şartı üzere olsun demişse" şeklinde buyurmuş olacağından şüphe etmektedir. |Buhari, Büyu, 42, 43, 44, 46; Müslim, Büyu 45, 47, (1531); Tirmizi, Büyu 26, (1246); Ebu Davud, Büyu 53, (3454); Nesai, Büyu 9, (7, 248); Muvatta, Büyu 79, (2, 671); İbnu Mace, Ticarat 17, (2181)|344
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Muhayyerlik Hakkında|buharimüslim||Sahiheyn'de gelen bir rivayette şöyle buyurulmuştur: "İki kişi alış-verişte bulununca, onlar ayrılmadıkça, veya biri diğerini muhayyer bırakmadıkça her ikisi de muhayyerdir. Biri diğerini muhayyer bırakır da bu şartla alış-veriş yaparlarsa artık akit kesinleşmiştir. Alış-verişi yaptıktan sona ayrılırlar da ikisinden biri satıştan vazgeçmezse yine satış kesinleşmiştir." |Buhari, Büyu 45; Müslim, Büyu 44, (1531)|345
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Muhayyerlik Hakkında|müslim||Müslim'in bir diğer rivayetinde şöyle buyurulmuştur: "Alış-veriş yapan herhangi iki kişi arasında, birbirlerinden ayrılmadıkça akit kesinleşmiş olmaz. Ancak muhayyerlik şartıyla yapılan satış müstesna." |Müslim, Büyu 46, (1531)|346
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Muhayyerlik Hakkında|müslim||Müslim'in bir diğer rivayetinde Nafi' der ki: "İbnu Ömer (ra) bir kimse ile alış-veriş yapınca bu satışın bozulmasını istemedi mi kalkar biraz yürür, sonra geri dönerdi." |Müslim, Büyu 45, (1531)|347
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Muhayyerlik Hakkında|tirmizi||Tirmizi'nin bir rivayetinde şöyle gelmiştir: "İbnu Ömer, bir alış-verişi oturarak yapmış ise, akdin kesinleşmesi için ayağa kalkardı. |Tirmizi, Büyu 26, (1245)|348
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Muhayyerlik Hakkında|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Hakim İbnu Hizam|Hz. Peygamber (sav) buyurdular ki: "Alış-veriş yapanlar birbirlerinden ayrılıncaya kadar muhayyerdirler. Eğer doğru söyler ve (her şeyi) beyan ederlerse bu alış-verişleri her ikisi hakkında da mübarek kılınır. Gerçeği gizlerler ve yalan söylerlerse, alış-verişlerinin bereketi kalmaz." |Buhari, Büyu 19, 22, 42, 44, 46; Müslim, Büyu 47, (1532); Ebu Davud, Büyu 53, (3459); Tirmizi, Büyu 26, (1246); Nesai, Büyu 8, 57, 244)|349
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Muhayyerlik Hakkında|tirmiziebu davudnesai|Abdullah İbnu Amr İbni'l'As|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Alış-veriş yapan iki taraf, birbirlerinden ayrılmadıkça muhayyerdirler. Ancak, aralarında muhayyerlik anlaşması varsa bu müstesna. Bu durumda, "karşı taraf pişman olur da akdi bozar" korkusuyla birinin oradan ayrılması helal olmaz." |Tirmizi, Büyu 26, (1247); Ebu Davud, Büyu 53, (3954); Nesai, Büyu 11, (7, 251-252)|350
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Muhayyerlik Hakkında|ebu davudtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Alış veriş yapan her iki taraf da akitden memnun kalmadıkça ayrılmasınlar." |Ebu Davud, Büyu 53, (3458); Tirmizi, Büyu 27, (1248)|351
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Muhayyerlik Hakkında|tirmizi|Cabir|Resulullah (sav) bir bedeviyi, satıştan sona muhayyer kıldı. (Tirmizi hadisin sahih olduğunu söylemiştir.) |Tirmizi, Büyu 27, (1249)|352
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Muhayyerlik Hakkında|muvattatirmizi|İbnu Mes'ud|Hz. Peygamber (sav) buyurdular ki: "Alış-veriş yapanlar ihtilafa düşerlerse satanın sözü esas alınır. Müşteri muhayyer bırakılır." |Muvatta, Büyu 80, (2, 671); Tirmizi, Büyu 43, (1270)|353
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Muhayyerlik Hakkında|ebu davud|Ebu'l-Vadi'|Bir gazvede bulunduk. Bir yere indik. Bir arkadaşımız, bir köle karşılığında bir at sattı. O günün geri kalan kısmında ve geceleyin beraber kaldılar. Sabah olunca göç hazırlığı yapıldı. Adam kalkarak atını eğerlemeye gitti. Bu satıştan pişman olmuştu. Öbürüne gidip akdi bozmak istedi. Fakat diğeri kabul etmedi, atı vermeyi reddetti ve "Aramızda Resulullah (sav)'ın ashabından Ebu Berze hakem olsun" dedi. Ona gelip, durumu anlattılar. Ebu Berze: "Aranızda Resulullah (sav)'ın hükmüyle hükmetmeme razı mısınız? Hz. Peygamber (sav) buyurmuştu ki: "Alım-satım yapanlar, birbirlerinden ayrılmadıkça muhayyerdirler." Ben sizi ayrılmış göremiyorum." |Ebu Davud, Büyu 53, (3457)|354
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Şuf'ay'a Dair Hadisler|buharimüslimnesaiebu davudtirmizi|Cabir|Resulullah (sav) taksim edilmedikçe her (akar) malda şufa hakkı bulunduğuna hükmetti. Araya sınırlar konup, yollar tayin edilince şufa hakkı kalkar. (Bu hadisi Beş Kitap da tahric etmiştir. Müslim'deki metin şöyledir: "Henüz taksim edilmemiş arazi, mesken, bahçe gibi (akar nevinden) her ortaklıkta şufa hakkı vardır. (Ortaklarından birinin) ortağına haber vermeden satması helal olmaz. Satmadan önce haber verir, ortağı satın alır veya terkeder. Ortağına haber vermeden satarsa, ortağı bu mala (aynı fiyat karşılığında) hak sahibi olur.") |Buhari, Şufa 1, Büyu 96, 97, Hiyel 14, Şirket 8-9; Müslim, Müsakat 134 (1608); Nesai, Büyu 108, 109 (7, 301); Ebu Davud, Büyu 73, (3513, 3514); Tirmizi, Ahkam 33, (1370)|355
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Şuf'ay'a Dair Hadisler|ebu davudtirmiziİbnu macenesai||Ebu Davud ve Tirmizi'de gelen bir diğer rivayet şöyledir: "Komşu, komşusuna karşı şufa hakkına sahiptir. Aynı yoldan işliyorlarsa, komşu bulunmadığı takdirde, gıyabında satış yapmaz, bekler." |Ebu Davud, Büyu 75, (3518); Tirmizi, Ahkam 33, (1369); İbnu Mace, Şufa 2, (2494); Nesai, Büyu 80, (7, 301)|356
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Şuf'ay'a Dair Hadisler|tirmizi||Tirmizi'nin bir diğer rivayetinde: "Evin komşusu eve bir başkasından daha çok hak sahibidir" buyrulmuştur. |Tirmizi, Ahkam 31, (1368), 33, (1370)|357
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Şuf'ay'a Dair Hadisler|tirmiziebu davud||Tirmizi'nin ve Ebu Davud'un Semure'den yaptıkları bir rivayete göre, Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: "Evin komşusu komşunun evine veya tarlaya daha ziyade hak sahibidir." |Tirmizi, Ahkam 31, (1368); Ebu Davud, Büyu 75, (3518)|358
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Şuf'ay'a Dair Hadisler|buhariebu davudnesai|Amr İbnu'ş-Şerid|Ebu Rafi (ra)'nin şöyle söylediğini işitmiştir: "Komşu, yakın komşusuna karşı daha çok hak sahibidir." |Buhari, Şufa 2, Hiyel 14,15; Ebu Davud, Büyu 75, (3516); Nesai, Büyu 109, (7, 320)|359
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Şuf'ay'a Dair Hadisler|nesai|Amr İbnu'ş-Şerid|Bir adam, Hz. Peygamber (sav)'e: "Ey Allah'ın Resulü, tarlam var, kimsenin bunda ne ortaklığı ne de hissesi var, ancak komşum var" dedi. Hz. Peygamber (sav): "Komşu, yakın olan eve daha ziyade hak sahibidir" buyurdu. |Nesai, Büyu 109, (7,320)|360
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Şuf'ay'a Dair Hadisler|muvatta|Osman|Buyurdular ki: "Bir araziye sınırlar konacak olursa artık onda şufa hakkı kalmaz, ne kuyunun suyunda şufa hakkı ne de hurma ağaçlarını telkih de (döllemede) şufa hakkı kalmaz." |Muvatta, Şufa 4, (7, 320)|361
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Selem (Önceden Satma) Hakkında|buharimüslimebu davudtirmizinesaiibnu mace|İbnu Abbas|Hz. Peygamber (sav) Medine'ye geldiginde Medineliler, bir yıllık, iki yıllık hurma mahsulünü peşinen satarlardI. Resulullah (sav) onlara: "Hurmayı kim önceden satarsa ölçüsünü, tartısını belirterek, vadesini tayin ederek satsın" buyurdu. (Bunu Beş Kitap tahric etmiştir. Buhari ve Ebu Davud'da gelen diğer rivayetlerde aynısı ifade edilmiş ve şöyle bir farklılığa yer verilmiştir: "...iki ve üç yıllık...") |Buhari, Selem 1, 2, 7; Müslim, Müsakat 127, 128, (1604); Ebu Davud, Büyu 57, (3463); Tirmizi, Büyu 68, (1311); Nesai, Büyu 6, 3 (7, 290); İbnu Mace, Ticarat 59, (2280)|362
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Selem (Önceden Satma) Hakkında|buhariebu davudnesai|Muhammed İbnu Ebi'l-Mücalid|Abdullah İbnu Şeddad İbni'l-Had ve Ebu Bürde selef mevzuunda ihtilafa düştüler. Beni, İbnu Ebi Evfa (ra)'a gönderdiler. Ben kendisine bu hususta sordum. Şu cevabı verdi: "Biz Resulullah (sav), Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer (ra) devirlerinde buğday, arpa, kuru üzüm ve kuru hurma hususlarında selefte bulunurduk. Ben, İbnu Ebza'ya da sordum. O da buna benzer bir cevap verdi." |Buhari, Selem 2, 3, 7; Ebu Davud, Büyu 57, (3464); Nesai, Büyu 62, (7, 290)|363
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Selem (Önceden Satma) Hakkında|buhariebu davud|Muhammed İbnu Ebi'l-Mücalid|Bir diğer rivayette şöyle gelmiştir: "...Dedim ki: (siz selem adini) yanında alacağınız malın aslını bulunduran kimse ile mi yapardınız?" Şu cevabı verdi: Biz selem yaptığımız kimseye o hususu sormazdık." (Ebu Davud'un rivayetinde şu ziyade var: "(Selem akdini) alacağımız mal elinde bulunmayan kimselerle yapardık.") |Buhari, Selem 3; Ebu Davud, Büyu 57, (3464)|364
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Selem (Önceden Satma) Hakkında|ebu davud|Ebu Said el-Hudri|Hz. Peygamber (sav) dedi ki: "Kim bir yiyecek veya bir başka şeyde selem akdi yapmışsa, bu malı fiilen kabzetmedikçe başkasına satmasın." |Ebu Davud, Büyu 59, (3468)|365
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Selem (Önceden Satma) Hakkında|buhari|Ebu'l-Bahteri|İbnu Ömer (ra)'e "hurmada selem yapılır mı?" diye sordum. Bana: "Resulullah (sav), meyvesi (yenmeye) salih oluncaya kadar hurmanın satılmasını yasakladı" cevabını verdi. |Buhari, Selem 3,4.|366
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Selem (Önceden Satma) Hakkında|buharimüslim|İbnu Abbas|Rivayetinde der ki: "...Ondan yeninceye, tartılıncaya kadar..." Ben "Tartılması da ne dir?" diye sordum. Yanında bulunan bir zat: "Miktarı göz kararı ile kabaca takdir edilebilinceye kadar" diye açıkladı. |Buhari, Selem 3, 4; Müslim, Büyu 55, (1537)|367
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Selem (Önceden Satma) Hakkında|ebu davudİbnu macemuvattabuhari|İbnu Ömer|Bir adam selem yoluyla (yani parasını peşin alarak, çıkacak mahsulden verilmek üzere) bir ağacın hurmasını sattı. Fakat o yıl o ağaç hiç mahsul vermedi. Satıcı ile müşteri ihtilafa düşerek davalarını Hz. Peygamber (sav)'e getirdiler. Resulullah (sav) satıcıya: "Onun parasını nasıl helal addedersin, parayı geri ver" dedi. Sonra şunu söyledi; "Hurma (yenmeye) salih oluncaya kadar onu selem yoluyla satmayın." |Ebu Davud, Büyu 58, (3467); İbnu Mace, Ticarat 61, (2284); Muvatta, Büyu 21, (2, 644); Buhari, Selem 2|368
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Selem (Önceden Satma) Hakkında|muvattabuhari|İbnu Ömer|İmam Malik, İbnu Ömer'in sözü olarak şunu tahric etmiştir: "Kişinin, bir başkasına selem yoluyla yiyecek satmasında bir beis yoktur, yeter ki, yiyecek maddesinin fiyatı belirlenmiş, ödemenin zamanı tayin edilmiş olsun. Ancak (hasada) salahı ortaya çıkmayan ekinde veya (yenmeye) salahı ortaya çıkmayan hurmada selem olmaz." (İbnu Ömer'in bu sözünü Buhari, bab başlığında senedsiz olarak kaydetmiştir.) |Muvatta, Büyu 94, (2,682); Buhari, Selem, 7|369
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Selem (Önceden Satma) Hakkında|muvatta||İmam Malik'e ulaştığına göre, bir adam, Hz. Ömer (ra)'e gelip başka bir memlekette ödemek şartıyla kendisiyle selem akdi yapan bir adamdan haber vererek bu akid hakkında sormuştur da, Hz. Ömer (ra) hoşnutsuzluk izhar etmiş ve: "Pekala, devenin kirası nerede?" demiştir. |Muvatta, Büyu 91, (2, 681)|370
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Selem (Önceden Satma) Hakkında|muvatta|İbnu Mes'ud|İmam Malik'e ulaştığına göre, İbnu Mes'ud (ra) şöyle demiştir: "Kim selem akdi yaparsa, sakın fazla alma şartı koşmasın. Bir avuç saman bile olsa bu fazlalık ribadır." |Muvatta, Büyu 94, (2,682)|371
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|İhtikar Ve Pahalandırmaya Dair Hadisler|müslimebu davudtirmizi|İbnu'l-Müseyyeb|Ma'mer İbnu Ebi Ma'mer - ki İbnu Abdillah da denir ve Benu Adiyy İbnu Ka'b'dan biridir - dedi ki: "Resulullah (sav) şöyle buyurdular: "İhtikar yapan hatakar olmuştur." Said İbnu'l-Müseyyeb'e: "Ama sen de ihtikar yapıyorsun" dendi de: "Bu hadisi rivayet eden Ma'mer de ihtikar yapıyordu" diye cevap verdi." |Müslim, Müsakat 129, (1605); Ebu Davud, Büyu 49, (3447); Tirmizi, Büyu 40 (1267)|372
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|İhtikar Ve Pahalandırmaya Dair Hadisler|muvatta|Ömer|İmam Malik diyor ki: "Bana ulaştığına göre Hz. Ömer (ra) şöyle demiştir: "Bizim çarşımızda ihtikar olamaz. Yanlarında fazla yiyecek maddesi bulunan bir kısım insanlar, bizim sahamıza Allah'ın rızkından inmiş olan bir rızka yönelip, onu bize karşı saklayamazlar. Ancak kim, yaz, kış demeden zahmetlere katlanarak mal getirmiş ise o Ömer'in misafiridir. Allah'ın istediği şekilde malını satsın, istediği şekilde de saklasın." |Muvatta, Büyu 56, (2,651)|373
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|İhtikar Ve Pahalandırmaya Dair Hadisler|muvatta||İmam Malik'e ulaştığına göre, Hz. Osman (ra) da ihtikar yapmayı yasaklamıştır. |Muvatta, Büyu 56, (2, 651)|374
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|İhtikar Ve Pahalandırmaya Dair Hadisler|muvatta|İbnu'l-Müseyyeb|Hz. Ömer (ra), pazara uğramıştı. Orada Hatib İbnu Ebi Belte'a'ya uğradı. Hatib'in (ucuz fiyatla) kuru üzüm sattığını görünce: "Ya fiyatı (diğerlerinin seviyesine yükseltirsin yahut pazarımızdan çeker gidersin" diye ihtar etti." |Muvatta, Büyu 57, (2, 651)|375
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|İhtikar Ve Pahalandırmaya Dair Hadisler|ebu davud|Ebu Hüreyre|Bir adam gelerek: "Ey Allah'ın Resulü, bizler için eşyalara fiyat tesbit ediver" diye müracaatta bulundu. Hz. Peygamber (sav): "Hayır, fiyat koymayayım (rızka bolluk vermesi için) Allah'ıma dua edeyim" cevabını verdi. Arkadan bir başkası gelerek: (Ortaklık pahalandı, eşyaların) fiyatını bize siz tesbit ediverin" diye talebde bulununca, bu sefer: "Hayır rızkı bollaştırıp, darlaştıran Allah'tır. Ben hiçbir kimseye zulmetmemiş olarak Allah'a kavuşmak istiyorum" cevabını verdi. |Ebu Davud, Büyu 51, (3450)|376
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|İhtikar Ve Pahalandırmaya Dair Hadisler|ebu davudtirmizi|Enes|Halk Hz. Peygamber (sav)'e müracaatla: "Ey Allah'ın Resulü, fiyatlar yükseldi, bizim için fiyatları siz tesbit edin" dediler. Resulullah (sav) onlara şu cevabı verdi: "Fiyatları koyan Allah'tır. Rızkı veren, artırıp eksilten de O'dur. Ben ise, hiç kimse benden ne kan ne de mal hususunda hak talebinde bulunmaz olduğu halde Allah'a kavuşmamı diliyorum." (Tirmizi hadisin sahih olduğunu söylemiştir) |Ebu Davud, Büyu 51, (3451); Tirmizi, Büyu 73, (1314)|377
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|İhtikar Ve Pahalandırmaya Dair Hadisler||İbnu Ömer|Hz. Peygamber (sav) buyurdular ki: "Pahalanması için, kim bir yiyecek maddesini kırk gün saklarsa, o, Allah'tan yüz çevirmiştir, Allah da ondan yüz çevirmiştir." Bu hadisi Ahmed İbnu Hanbel Mesned'inde (2, 33) zikretmiştir. Mecmau'z-Zevaid'de bunun ayrıca Ebü Ya'lfi el-Mevsıli'nin ve Bezzar'ın Müsned'lerinde, Taberani'nin el-Mu'cemu'l- Evsat'ında tahric edildikleri belirtilir. ||378
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|İhtikar Ve Pahalandırmaya Dair Hadisler|rezin|Muaz|Hz. Peygamber (sav)'ın şöyle söylediğini işittim: "İhtikar yapan kişi ne kötüdür. Allah fiyatları ucuzlatsa üzülür, pahalandırırsa sevinir." Bu rivayet mişkatu'l-Mesabih'de 2897 numarada Rezin'den olarak kaydedilmiş, Beyhaki'nin Şu'abu'l-İman'ından alındığı belirtilmiştir. |Rezin|379
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|İhtikar Ve Pahalandırmaya Dair Hadisler|rezin|Ebu Ümame|Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdu: "Şehirlerde yaşayanlar, Allah yolunda hapsedilmiş kimselerdir. Gıdalarında onlara ihtikar yapmayın, onlara fiyatları yükseltmeyin, zira kim onlara bir gıda maddesini kırk gün hapsetse, sonra da tamamını tasadduk etse yine de işlediği günahı affettiremez." Rezin'in ilavesidir. Münziri'nin et-Tergib ve't-Terhib'inde kaydedilmiştir (3, 27). |Rezin|380
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|İhtikar Ve Pahalandırmaya Dair Hadisler|rezin|Ebu Hüreyre ve Hz. Ma'kıl İbnu Yesar|Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuşlardır: "Muhtekirler ve cana kıyanlar aynı derecede haşrolacaklar. Kim Müslümanların herhangi bir şeydeki fiyatına müdahale ederek pahalandırırsa, kıyamet gününde ateşin büyüğünde cezalandırılması Allah'a vacib olmuştur." Rezin'in ilavesidir. Münziri'nin et-Tergib ve't-Terhib'inde kaydedilmiştir (3, 27). |Rezin|381
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|İhtikar Ve Pahalandırmaya Dair Hadisler|ibnu mace|İbnu Ömer|Buyurdu ki: "Pazara mal celbeden rızklanır, muhtekir mahrum bırakılır. Kim mü'minlerin bir gıdasını onlara karşı saklar, ihtikar yaparsa, Allah onu iflasa ve cüzzam hastalığına duçar eder" |İbnu Mace, Ticarat 6, (2153)|382
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Ayıp Sebebiyle Malı Geri Vermeye Dair|ebu davudtirmizinesaiibnu mace|Aişe|Bir adam bir köle satın aldı. Köle, Allah'ın dilediği kadar (bir müddet) adamın yanında ikamet etti. Sonra adam kölede bir kusur tesbit etti. Bunun üzerine Hz. Peygamber (sav)'e gelerek şikayette bulundu ve eski sahibine iade etti. Eski sahibi: "Ey Allah'ın Resulü, (yanında kaldığı müddetçe) kölemi kullandı, ondan istifade etti" dedi. Resulullah (sav): "Harac (menfaat), zamin (kefil) olana aittir" buyurdu. |Ebu Davud, Büyu 71, (3508, 3509, 3510); Tirmizi, Büyu 53 (1285); Nesai, Büyu 16, (8,254-255); İbnu Mace, Ticarat 43, (2242-2243)|383
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Ayıp Sebebiyle Malı Geri Vermeye Dair|||Nesai'nin bir rivayeti şöyledir: Resulullah (sav) menfaatin, zamin olana aid olduğuna hükmetti ve zamin olmayan kimsenin menfaat talebini yasakladı. Tirmizi hazretleri, "Menfaat, zamin olana aittir" sözünü şöyle açıkladı: "Burada zamin o kimsedir ki, bir köle satın alır, bir müddet onu hizmetlenir, sonra onda bir kusur tesbit eder ve bu sebeple köleyi satıcısına iade eder. Bu durumda, köleden hasıl olan menfaat müşteriye aittir. Zira köle, şayet helak olsaydı, müşterinin malı olarak helak olacaktı. Buna benzeyen bütün meselelerde menfaat, zamin olana aittir." ||384
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Ayıp Sebebiyle Malı Geri Vermeye Dair|ebu davud|Ukbe İbnu Amir|Resulullah (sav) buyurdu ki: "Kölenin müddeti üç gündür. Şayet müşteri, bir hastalığa rastlarsa, herhangi bir delil ibraz etmeden köleyi satana geri verir. Üç günden sonra hastalığa rastlarsa, bu hastalığın, satın aldığı zamana ait olduğu hususunda delil ibraz etmesi gerekir." |Ebu Davud, Büyu 72, (3506)|385
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Ayıp Sebebiyle Malı Geri Vermeye Dair|muvatta|Ebu Seleme İbnu Abdirrahman İbni Avf|Abdurrahman İbnu Avf (ra), Asım İbnu Adiy'den bir cariye almıştı. Cariyenin evli olduğunu anladı ve derhal geri verdi." |Muvatta, Büyu 8 (2,617)|386
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Ayıp Sebebiyle Malı Geri Vermeye Dair|muvatta|İbnu Ömer|Anlattığına göre, kendisi, sekizyüz dirheme bir köle satar ve satarken "kusursuz" olduğunu söyler. Ancak, satın alan kimse bilahere: "Kölede bir hastalık var bana söylemedin" der. İhtilaf Hz. Osman (ra)'a götürülür. Adam: "Kölede hastalık olduğu halde, haber vermeksizin bana sattı" der. Abdullah (ra): "Ben onu kusursuz olarak sattım" der. Hz. Osman (ra) sattığı zaman kölede kusur olduğunu bilmediğine dair yemin etmesine hükmetti. Abdullah yemin etmekten imtina ederek, köleyi geri aldı. Köle yanında sıhhatine kavuştu. Sonra onu yeniden sattı ve bu sefer binbeşyüz dirhem aldı. |Muvatta, Büyu 4, (2, 613)|387
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Ağacı Ve Köleyi Satmak|buharimüslimmuvattatirmiziebu davudnesai|İbnu Ömer|Hz. Peygamber (sav)'ın şöyle sölediğini işittim: "Kim döllemesi yapılmış bir hurmalık satarsa (bir başka rivayette satın alırsa) bunun meyvesi satana aittir. Satın alan kendisinin olacak diye şart koşmuşsa o hariç (bu durumda meyve müşterinindir). Kim de bir köle satarsa, kölenin malı satanındır, burada da satın alan "benim olacak" diye şart koşmuşsa o hariç, bu takdirde kölenin malı varsa müşterinin olur." |Buhari, Büyu 90, 92, Şürb 17, Şürüt 2; Müslim, Büyu 77, (1543); Muvatta, Büyu 9 (2, 617); Tirmizi, Büyu 25, (1244); Ebu Davud, İcare 44, (3433, 4434); Nesai, Büyu 75, (7, 296)|388
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Ağacı Ve Köleyi Satmak|müslimebu davud|Cabir|Hz. Peygamber (sav) buyurdular ki: "Bir din kardeşine yemiş satsan sonra da buna bir afet gelse, ondan bir şey alman sana helal olmaz. Kardeşinin malını hakkın olmadığı halde nasıl alırsın?" (Bir başka rivayette: "Resulullah (sav), afetle gelen zararın hesaptan düşülmesini emretti" demiştir.) |Müslim, Müsakat 17, 14, (1554); Ebu Davud, İcare 24, (3574), 60, (3470)|389
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Cimrilikle İlgili Bölüm|buharimüslim|Ahnef İbnu Kays|Ben Kureyş'ten bir grubla oturuyordum. Oradan Ebu Zerr (ra) geçti. Şöyle diyordu: "Mal biriktirenleri, cehennem ateşinde kızdınlan taşlarla müjdele. Bu kızgın taşlar onların her birinin memelerinin uçlarına konacak, ta kürek kemiklerinden çıkacak; kürek kemiklerine konacak, ta meme uçlarından çıkacak. (Böylece) çalkalanıp duracaklar" dedi. Bu konuşmayı dinleyenler başlarını indirdiler. Onlardan hiçbirinin bu adama cevap verdiğini görmedim. Bunun üzerine adam dönüp gitti. Ben de peşinden onu takip ettim. Nihayet bir direğin dibine oturdu. "Bu adamların, senin kendisine söylediklerinden hoşlanmadıklarını görüyorum" dedim. Şu cevabı verdi: "Bunların hakikaten hiçbir şeye aklı ermiyor. Dostum Ebu'l-Kasım (sav) bir keresinde beni çağırdı. Yanına varınca bana: "Uhud'u görüyormusun?" dedi. "Evet görüyorum" dedim. Bunun üzerine: "Bunun kadar altınım olmasını istemem, (olsaydı) üç dinar müstesna hepsini infak ederdim" buyurdu. Ebu Zerr (ra) önceki sözünü te'kiden: "Bu (Kureyşliler var ya) dünyayı topluyorlar hiçbir şeye akılları ermiyor" dedi. Ben: "Seninle bu Kureyşli kardeşlerinin arasında ne var ki, onların yanına uğramıyor, onlardan birşey almıyorsun?" dedim. Ebu Zerr: "Hayır! Rabbine yemin ederim, taa Allah ve Resulüne kavuşuncaya kadar ben onlardan ne dünyalık isterim ne de kendilerine din namına bir şey sorarım" dedi. Ben tekrar: "Şu ihsan meselesi hakkında ne dersin?" dedim. "Sen onu al. Çünkü, bugün onda bir nafaka var. Ancak, bu ihsan dinin karşılığında yapılırsa, bırak alma" dedi. |Buhari, Zekat 4; Müslim, Zekat 34, (992)|390
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Cimrilikle İlgili Bölüm|buharimüslim|Ahnef İbnu Kays|Bir başka rivayette şöyle denmiştir: (Ebu Zerr (ra)'den naklen) Ben Resulullah (sav)'la beraber yürüyordum. O, Uhud dağına bakıyordu. Bir ara: "Evimde üç gece kalacak altınım olsun istemem. Ancak üzerimdeki bir borç sebebiyle tek dinarı koruyabilir, geri kalanın da Allah'ın kullarına şöyle şöyle dağıtılmasını emrederdim" dedi ve elleriyle önüne, sağma soluna dağıtma işareti yaptı. |Buhari, Zekat 4, İstikraz 3, Bed'u'l-Halk 6, İst'izan 30, Rikak 13, 14; Müslim, Zekat 34 (992)|391
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Cimrilikle İlgili Bölüm|müslimbuharitirmizinesai|Ebu Zerr|Hz. Peygamber (sav) Kabe'nin gölgesinde otururken yanına geldim. Beni görünce: "Kabe'nin Rabbine kasem olsun onlar zararda" buyurdu. Ben: "Ey Allah'ın Resulü, annem babam sana feda olsun, onlar kimlerdir?" dedim. Buyurdu ki: "Onlar malca çok olanlardır. Ancak -eliyle ön, arka, sağ ve sol taraflarını göstererek- şöyle şöyle bol bol vermelerini emredenler müstesna" dedi ve hemen ilave etti: "Böyleleri ne kadar az! Şunu bilin ki, devesi, sığırı, davarı olup da zekatını vermeyen her insan kıyamet günü, o malları, mümkün olan en iri ve en semiz şekilde karşısına çıkıp, sırayla boynuzlarıyla toslayacak, ayaklarıyla çiğneyecek. Sonuncusu da bu muameleyi yapınca birinci tekrar başlayacak. Bu hal, insanlar arasındaki hüküm bitinceye kadar devam edecek" |Müslim, Zekat, 301, (590); Buhari, Eyman 3, Zekat 43; Tirmizi, Zekat 1, (617); Nesai, Zekat 2, (5,10-11)|392
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Cimrilikle İlgili Bölüm|ebu davud|İbnu Ömer|Bir gün Resulullah (sav) bize hitab ederek şöyle buyurdular: "Sıkılık huyundan kaçının. Zira sizden önce gelip geçenler bu huy yüzünden helak oldular. Şöyle ki: Bu huy onlara cimrilik emretti, onlar hemen cimrileşiverdiler, sıla-ı rahmi kesmelerini emretti, hemen sıla-ı rahmi kestiler, doğru yoldan çıkmayı (fücur) emretti, hemen doğru yoldan çıktılar." |Ebu Davud, Zekat 46, (1698)|393
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Cimrilikle İlgili Bölüm|tirmizi|Ebu Said el-Hudri|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İki haslet vardır ki bir mü'minde asla beraber bulunmazlar: Cimrilik ve kötü ahlak." |Tirmizi, Bir 41, (1963)|394
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Cimrilikle İlgili Bölüm|tirmizi|Ka'b İbnu İyaz|Resulullah (sav)'ı şöyle derken işittim: "Her ümmet için bir fitne vardır, benim ümmetimin fitnesi de maldır." |Tirmizi, Zühd 26, (2337)|395
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Cimrilikle İlgili Bölüm|tirmizi|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) şöyle buyurdular: "Çiftlik edinmeyin, dünyaya bağlanır kalırsınız." |Tirmizi, Zühd 20, (2329)|396
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Cimrilikle İlgili Bölüm|müslimnesaitirmizi|Abdullah İbnu'ş-Şihhir|Resulullah (sav) Elhakümü't-tekasür suresini okurken yanına geldim. Bana: "İnsanoğlu malım malım der. Halbuki ademoğlunun yiyip tükettiği, giyip eskittiği ve sağlığında tasadduk edip gönderdiğinden başka kendisinin olan neyi var? Gerisini ölümle terkeder ve insanlara bırakır." |Müslim, Zühd 3, 4, (2958); Nesai, Vesaya 1, (6, 238); Tirmizi, Tefsir, Tekasür, (3351)|397
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Cimrilikle İlgili Bölüm|tirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) şöyle söyledi: "Altına tapanlar mel'undur, gümüşe tapanlar melundur." |Tirmizi, Zühd 42, (2376)|398
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Cimrilikle İlgili Bölüm|buharinesai|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) bir keresinde, "Hanginiz, varisinin malını kendi malından daha çok sever?" diye sordu. Cemaat: "Ey Allah'ın Resul, içimizde, herkes kendi malını varisinin malından daha çok sever" dediler. Bunun üzerine: "Öyleyse şunu bilin: Kişinin gerçek malı hayatında gönderdiğidir. Geriye koyduğu da varislerinin malıdır." |Buhari, Rikak 12; Nesai, Vesaya 1, (6, 237-238)|399
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Cimrilikle İlgili Bölüm|tirmizinesaiibnu mace|Ebu Vail|Hz. Muaviye (ra) bir gün Ebu Haşim İbnu Utbe'ye uğradı. Maksadı geçmiş olsun ziyaretinde bulunmaktı, çünkü Ebu Haşim hastaydı. Yanma varınca ağlar buldu. "Ey dayıcığım niye ağlıyorsun? Dayanamadığın bir ağrı veya dünyaya karşı bir hırs mı seni böyle ağlatıyor?" diye sordu. Ebu Vail: "Hayır, asla bu sebeplerle ağlamıyorum. Ne var ki, Resulullah (sav) bizden bir söz almıştı, onu tutamadım (bu sebeple ağlıyorum)" dedi. Hz. Muaviye: "Neydi o?" diye sordu. "Ben," dedi, "Resulullah (sav)'ı şöyle söylerken dinlemiştim: "Sizden birine, dünyalık olarak bir hizmetçi ve Allah yolunda cihadda kullanacağı bir binek edinecek kadar mal toplaması yeterlidir." Halbuki bugün ben kendimi bundan daha çok mal toplamış görüyorum." (Rezin merhum şu ilavede bulundu: "Ebu Haşim rahmet-i Rahman'a kavuştuğu zaman, geride bıraktığı serveti hesaplandı, hepsi otuz dirhem kadardır. - Bu ziyadenin kaynağı bulunamamıştır - ) |Tirmizi, Zühd 19, (2328); Nesai, Zinet 119, (8, 218-219); İbnu Mace, Zühd 1, (4103)|400
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Bina Bölümü|buhariibnu mace|İbnu Ömer|Ben Resulullah (sav)'la beraber iken kendi elimle bir ev yapmıştım. Bu ev beni yağmura karşı korumaya, güneşe karşı da gölgelemeye yetiyordu. Bunun inşasında Cenab-ı Hakk'ın mahlukatından hiçbirinin yardımını da görmemiştim. |Buhari, İstizan, 53; İbnu Mace, Zühd 13, (4162)|401
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Bina Bölümü|buhariibnu mace|İbnu Ömer|Bir başka rivayette: "Resulullah (sav)'ın vefatından beri tuğla üzerine tuğla da koymuş değilim" der. |Buhari, İstizan, 53; İbnu Mace, Zühd 13, (4162)|402
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Bina Bölümü|buharimüslimnesai|Kays İbnu Ebi Hazım|Habbab İbnu'l-Eret (ra)'e geçmiş olsun ziyaretine geldik. Karnına tam yedi yerden dağ vurmuştu. Bize: "Bizden önce gelip geçen arkadaşlarımız var ya, dünya onların sevaplarından hiçbir şey noksanlaştırmadı. Biz ise onlardan sonra öyle dünyalığa erdik ki, koruyacak yer bulamayarak toprağa (bina inşaatına) yatırdık. Halbuki sıkıntılı dönemde, (öyle anlar oldu ki) eğer Resulullah (sav) yasaklamasaydı, ölmeyi temenni edecektik" dedi. Bir başka gelişlerimizde Habbab'ı kendine ait bir duvarı inşa ederken görmüştük de şöyle buyurmuştu: "Müslüman harcadığı her şey için sevaba erer, ancak şu inşaat işi hariç." |Buhari, Marda 19, Da'avat 30, Rikak 7, Temenni 6; Müslim, Zikr 12, (2681); Nesai, Cenaiz 2, (4, 3-4)|403
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Bina Bölümü|tirmizi|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Nafaka için harcananın hepsi Allah yolunda harcanmış gibidir, bina için harcanan müstesna, bunda hayır yoktur." |Tirmizi, Kıyamet 41, (2484)|404
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Bina Bölümü|ebu davud|Enes|Bir gün Resulullah (sav) yanında biz olduğumuz halde (gezintiye) çıktı. Derken, etrafındaki binalara rağmen (daha yüksek olduğu için) sivrilen bir kubbe görmüştür "Bu da ne?" diye sordu. "Ensardan falancaya ait dendi. Resulullah (sav) sükut buyurdu, ancak binaya karşı içinden hoşnutsuz olmuştu. Bir müddet sonra, sahibi geldi. Hz. Peygamber (sav)'e cemaatin içinde selam verdi. Resulullah (sav) yüzünü çevirdi ve selamını almadı. Tekrar tekrar selam verdi ise de aynı şekilde davranarak selamını almadı. Adam anladı ki Resulullah (sav) kendisine kızgındır ve yüz çevirmektedir. Durumu arkadaşlarına açarak: "Allah'a kasem olsun, Resulullah (sav)'ın bakışını iyi bulmuyorum. Hakkımda ne olup bitti, bilemiyorum da" dedi. Kendisine: Gezinirken kubbeni gördü. "Bu kimin?" dedi. Sana ait olduğunu haber verdik" dediler. Adam hemen dönüp, kubbesini yıktı, öyle ki yerle bir etti. Resulullah (sav) bir başka gün yine gezintiye çıktı. Kubbeyi göremeyince: "Kubbeye ne oldu?" diye sordu. Kubbe sahibiyle olup biten gelişmeler haber verildi. Bunun üzerine Resulullah (sav) "Bilin ki, zaruri olmayan her bina, sahibine bir vebaldir" buyurdu. |Ebu Davud, Edeb 169, (5237)|405
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Bina Bölümü|ebu davudtirmiziibnu mace|Abdullah İbnu Amr İbni'l'As|Ben, ahşab evimi tamir için çamurlamakla meşguldüm. Resulullah (sav) bana uğradı ve: "Bu da ne Ey Abdullah?" buyurdu. Ben: "Evin tamiriyle meşgulüm" dedim. "Ölüm(ün gelmesi) ve bu ev(in yıkılmasın)dan daha çabuktur" buyurdu. (Bir rivayette: "Ben emr-i Hakk'ın gelmesini bun(un yıkılmasın)dan daha çabuk görüyorum" buyurmuştur) |Ebu Davud, Edeb 169, (5235), (5236); Tirmizi, Zühd, 25, (2336); İbnu Mace, Zühd 13 (4160)|406
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Bina Bölümü|ebu davud|Dükeyn İbnu Said el-Müzeni|Yiyecek istemek üzere Resulullah (sav)'a uğradık. Hz. Ömer (ra)'e seslenerek: "Ey Ömer git, istediklerini ver" emretti, Hz. Ömer bizi bir odaya çıkardı. Hücresinden anahtarı çıkardı ve kapıyı açtı. |Ebu Davud, Edeb 170, (5238)|407
BEY (ALIM-SATIM) BÖLÜMÜ|Bina Bölümü|buharimüslimtirmiziebu davudibnu mace|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Yol hususunda ihtilaf ederseniz genişliğini yedi zira yapın." |Buhari, Mezalim 29; Müslim, Müsakat 243, (1613); Tirmizi, Ahkam 20, (1355); Ebu Davud, Akdiye 31, (3633); İbnu Mace, Ahkam 16, (2338)|408
TEFSİR BÖLÜMÜ - TEFSİRİN HÜKMÜ HAKKINDA|Tefsirden Sakınmaya Dair|ebu davudtirmizi|Cündeb|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim Kitabullah hakkında şahsi re'yi ile söz ederse, isabet bile etse hatadadır." (Rezin şu ilavede bulunmuştur: "Kim re'yi ile söz eder de hata ederse küfre düşer.") |Ebu Davud, İlm, 5 (3652); Tirmizi, Tefsir 1, (2953)|409
TEFSİR BÖLÜMÜ - TEFSİRİN HÜKMÜ HAKKINDA|Tefsirden Sakınmaya Dair|tirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim Kur'an hakkında ilme dayanmadan söz ederse ateşteki yerini hazırlasın." |Tirmizi, Tefsir 1, (2951)|410
TEFSİR BÖLÜMÜ - TEFSİRİN HÜKMÜ HAKKINDA|Tefsirden Sakınmaya Dair|tirmizi||Yine Tirmizi'nin bir rivayetinde şöyle buyrulmuştur: "Benim hakkımda da bildiğiniz dışında sözden kaçının. Kim bana bile bile yalan nisbet ederse ateşteki yerini hazırlasın. Kim de Kur'an hakkında re'yi ile söz ederse ateşteki yerini hazırlasın." |Tirmizi, Tefsir 1, (2952)|411
TEFSİR BÖLÜMÜ - TEFSİRİN HÜKMÜ HAKKINDA|Kur'an'ın Faziletine Dair|tirmizi|Haris el-A'ver|Mescide uğramıştım, gördüm ki halk, zikri terkedip malayani konulara dalmış, konuşuyor. Hz. Ali (ra)'ye çıkıp durumdan haberdar ettim. Bana: "Doğru mu söylüyorsun, öyle mi yapıyorlar?" dedi, Ben: "Ben Resulullah (sav)'ın şöyle   söylediğini işittim: "Haberiniz olsun bir fitne çıkacak!" Ben hemen sordum: "Bundan kurtuluş yolu nedir Ey Allah'ın Resulü?" Buyurdu ki: "Allah'ın Kitabı (na uymak)dır. O'nda sizden önceki (milletlerin ahvaliyle ilgili) haber, sizden sonra (kıyamete kadar) gelecek fitneler ve kıyamet ahvali ile ilgili haberler mevcut. Ayrıca sizin aranızda (iman-küfür, itaat-isyan, haram-helal vs. nevinden) cereyan edecek ahvalin de hükmü var. O, hak ile batılı ayırdeden ölçüdür. O'nda herşey ciddidir, gayesiz bir kelam yoktur. Kim akılsızlık edip, O'na inanmaz ve O'nunla amel etmezse, Allah onu helak eder. Kim O'nun dışında hidayet ararsa Allah onu saptırır.O Allah'ın sağlam ipidir. O, hikmetli olan zikirdir, O dosdoğru yoldur. O, kendine uyan hevaları koymaktan, kendisini (kıraat eden) delilleri iltibastan korur. Alimler ona doyamazlar. Onun çokça tekrarı usanç vermez, tadım eksiltmez. İnsanı hayretlere düşüren mümtaz yönleri son bulmaz, tükenmez, O öyle bir kitaptır ki, cinler işittikleri zaman şöyle demekten kendilerini alamadılar: "Biz, hiç duyulmadık bir tilavet dinledik. Bu doğruya götürmektedir, biz onun (Allah kelamı olduğuna) inandık" (Cin, 1). Kim ondan haber getirirse doğru söyler. Kim onunla amel ederse ücrete mazhar olur. Kim onunla hüküm verirse adaletle hükmeder. Kim ona çağrılırsa, doğru yola çağrılmış olur. Ey A'ver, bu güzel kelimeleri öğren." |Tirmizi, Sevabu'l-Kur'an 14, 2908|412
TEFSİR BÖLÜMÜ - TEFSİRİN HÜKMÜ HAKKINDA|Kur'an'ın Faziletine Dair|ebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir grup, Kitabullah'ı okuyup ondan ders almak üzere Allah'ın evlerinden birinde bir araya gelecek olsalar, mutlaka üzerlerine sekinet iner ve onları Allah'ın rahmeti bürür. Melekler de kanatlarıyla sararlar. Allah, onları, yanında bulunan yüce cemaatte anar." |Ebu Davud, Salat 349, 1455|413
TEFSİR BÖLÜMÜ - TEFSİRİN HÜKMÜ HAKKINDA|Kur'an'ın Faziletine Dair|müslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav): "Sizden kim evine döndüğü zaman üç adet gebe, iri, semiz deve bulmayı istemez?" diye sordu. "Hepimiz isteriz" diye cevap verdik, "öyle ise, buyurdu, kim namazda üç ayet okusa bu ona, üç iri ve semiz deveden daha hayırlıdır" |Müslim, Salatu'l-Müsafirin, 250 (802)|414
TEFSİR BÖLÜMÜ - TEFSİRİN HÜKMÜ HAKKINDA|Kur'an'ın Faziletine Dair|müslimebu davud|Ukbetu'bnu Amir|Biz Suffa'da iken Resulullah (sav) (dışarı) çıkarak: "Hanginiz hergün hiç günah işlemeden ve akrabalık bağlarını da bozmadan Buthan'a veya Akik'e gidip oradan (zahmete ve masrafa girmeden) iki adet iri hörgüçlü dişi deve tutup getirmeyi ister?" diye sordu. Biz: "Ey Allah'ın Resulü bunu hepimiz isteriz" dedik. Hz. Peygamber (sav): "O halde birinizin mescide gidip orada Allah'ın kitabından iki ayeti öğrenmesi veya okuması, kendisi için iki deveden daha hayırlıdır. Üç ayet onun için üç deveden, dört ayet onun için dört deveden ve okunacak ayetler kendi sayılarınca deveden daha hayırlıdır" buyurdular. |Müslim, Salatu'l-Müsafirin 251; Ebu Davud, Salat 349,1456|415
TEFSİR BÖLÜMÜ - TEFSİRİN HÜKMÜ HAKKINDA|Kur'an'ın Faziletine Dair|tirmizi|İbnu Mes'ud|Hz. Peygamber (sav)'i dinledim, şöyle diyordu: "Kur'an-ı Kerim'den tek harf okuyana bile bir sevab vardır. Her hasene on misliyle (kayde geçer). Elif-Lam-Mim bir harftir demiyorum, Aksine elif bir harf, lam bir harf ve mim de bir harftir." |Tirmizi, Sevabul-Kur'an 16, 2912|416
TEFSİR BÖLÜMÜ - TEFSİRİN HÜKMÜ HAKKINDA|Kur'an'ın Faziletine Dair|buharimüslimebu davudtirmizinesaiibnu mace|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cenab-ı Hakk, Kur'an-ı Kerim'i (güzel bir sesle açıktan okuyan bir peygamere kulak ver(ip sevabı bol kıl)diği kadar hiçbir şeye kulak ver(ip mükafaat ihsan et)memiştir" |Buhari, Tevhid 32, 52, Fedailul-Kur'an 19; Müslim, Müsafirin 232, 233, 234; Ebu Davud, Vitr 20; Tirmizi, Sevabu'l Kur'an 17; Nesai, İftitah 83; İbnu Mace, İkamet 176, (1340)|417
TEFSİR BÖLÜMÜ - TEFSİRİN HÜKMÜ HAKKINDA|Kur'an'ın Faziletine Dair|buhari||Buhari'nin bir rivayetinde Resulullah (sav) şöyle buyurmaktadır: "Kur'an'ı teganni etmeyen bizden değildir." (Sahabeden biri, bununla) açıktan okumayı kastediyor demiştir. |Buhari, Tevhid, 32, 44|418
TEFSİR BÖLÜMÜ - TEFSİRİN HÜKMÜ HAKKINDA|Kur'an'ın Faziletine Dair|tirmizi|Ebu Umame|Hz. Peygamber (sav)'ın şöyle söylediğini işittim: "Allah, geceleyin Kur'an okuyan bir kula kulak verdiği kadar hiçbir şeye kulak verip dinlemez. Allah'ın rahmeti namazda olduğu müddetçe kulun başı üstüne saçılır. Kullar, ondan çıktığı andaki kadar hiçbir zaman Allah'a yaklaşmış olmaz." (Ebu'n Nadr der ki: "Ondan" tabiriyle "Kur'an'dan" denmek istenmiştir) |Tirmizi, Sevabul-Kur'an, 17, 2913 (13)|419
TEFSİR BÖLÜMÜ - TEFSİRİN HÜKMÜ HAKKINDA|Kur'an'ın Faziletine Dair|tirmiziebu davudnesai|Ukbe İbnu Amir|Resulullah (sav)'ı dinledim şöyle diyordu: "Kur'an'ı cebren (açıktan) okuyan, sadakayı açıktan veren gibidir. Kur'an'ı gizlice okuyan, sadakayı gizlice veren gibidir." |Tirmizi, Sevabu'l-Kur'an 20, 2920; Ebu Davud, Salat 315, 1333; Nesai, Zekat 68|420
TEFSİR BÖLÜMÜ - TEFSİRİN HÜKMÜ HAKKINDA|Kur'an'ın Faziletine Dair|tirmizi|İbnu Abbas|Bir adam: "Ey Allah'ın resulü, Allah'a hangi amel daha sevimlidir?" diye sordu. Resulullah (sav): "Yolculuğu bitirince tekrar yola başlıyan" cevabını verdi. "Yolculuğa bitirip tekrar başlamak nedir?" diye ikinci sefer sorunca: "Kur'an'ı başından sonuna okur, bitirdikçe yeniden başlar" cevabını verdi. |Tirmizi, Kıraat 4,2949|421
TEFSİR BÖLÜMÜ - TEFSİRİN HÜKMÜ HAKKINDA|Kur'an'ın Faziletine Dair|tirmizi|Ebu Said|Resulullah (sav), buyurdular ki: "Aziz ve celil olan Allah diyor ki: Kim, Kur'an-ı Kerim'i okuma meşguliyeti sebebiyle benden istemekten geri kalırsa, ben ona, isteyenlere verdiğinden fazlasını veririm." |Tirmizi, Sevabul-Kur'an 25, 2927|422
TEFSİR BÖLÜMÜ - TEFSİRİN HÜKMÜ HAKKINDA|Kur'an'ın Faziletine Dair|ebu davud|Sehl İbnu Muaz el-Cuheni|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim Kur'an'ı okur ve onunla amel ederse, kıyamet günü babasına bir taç giydirilir. Bu tacın ışığı, güneş dünyadaki herhangi bir evde bulunduğu takdirde onun vereceği ışıktan daha güzeldir, öyleyse, Kur'an'la bizzat amel edenin ışığı nasıl olacak, düşünebiliyor musunuz?" |Ebu Davud, Salat, 349,1453|423
TEFSİR BÖLÜMÜ - TEFSİRİN HÜKMÜ HAKKINDA|Kur'an'ın Faziletine Dair|tirmizi|Ali|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim Kur'an'ı okur, ezberler, helal kıldığı şeyi helal kabul eder, haram kıldığı şeyi de haram kabul ederse Allah, o kimseyi cennete koyar. Ayrıca hepsine cehennem şart olmuş bulunan aliesinden on kişiye şefaatçi kılınır." |Tirmizi, Sevabul-Kur'an 13,2907|424
TEFSİR BÖLÜMÜ - TEFSİRİN HÜKMÜ HAKKINDA|Kur'an'ın Faziletine Dair|ebu davudtirmiziibnu mace|Abdullah İbnu Amr İbni'l-As|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kur'an'ı okuyup ona sahip çıkan kimseye (ahirette): "Oku ve (cennetin derecelerine) yüksel, dünyada nasıl ağır ağır okuyor idiysen öyle oku. Zira senin makamın, okuduğun en son ayetin seviyesindedir" denir." |Ebu Davud, Vitr, 20, 1464; Tirmizi, Sevabu'l-Kur'an 18, 2915; İbnu Mace, Edeb 52, 3780|425
TEFSİR BÖLÜMÜ - TEFSİRİN HÜKMÜ HAKKINDA|Kur'an'ın Faziletine Dair|buharimüslimebu davudtirmiziibnu mace|Aişe|Resulullah (sav) şöyle buyurdu: "Kur'an'da mahir olan (hıfzını ve okuyuşunu güzel yapan), Sefere denilen kerim ve muti meleklerle beraber olacaktır. Kur'an'ı kekeleyerek zorlukla okuyana iki sevap vardır." |Buhari, Tevhid 52; Müslim, Müsafirin 244; Ebu Davud, Vitr 14, (1454); Tirmizi, Sevabu'l-Kur'an 13, (2906); İbnu Mace, Edeb 52, (2779)|426
TEFSİR BÖLÜMÜ - TEFSİRİN HÜKMÜ HAKKINDA|Kur'an'ın Faziletine Dair|buharimüslim|Üseyd İbnu Hudayr|Anlattığına göre, geceleyin, (hurma harmanında iken) Kur'an'dan Bakara suresini okuyordu. Hemen yakınında da atı bağlı idi. Birden bire atı şahlandı. Bunun üzerine sükut ederek okumayı bıraktı. At da sükünete geldi. Üseyd tekrar okumaya başlayınca at yine şahlandı. Üseyd yine sükut edince at da sükünete erdi. Az sona yine okumaya başlayınca at da şahlanmaya başladı. Oğlu Yahya, ata yakındı. Ona bir zarar vermesin diye attan uzaklaştırmak için yanına gitti. Bir ara başını göğe kaldırınca bir de ne görsün! Gökte şemsiye gibi bir şey ve içerisinde kandilimsi nesneler var. Sabah olunca koşup gördüklerini Resulullah (sav)'a anlattı. Hz Peygamber (sav) kendisine: "O gördüklerin neydi bilir misin?" diye sordu. "Hayır!" cevabı üzerine açıkladı: "Onlar melaike idi. Senin sesine gelmişlerdi. Sen okumaya devam etseydin onlar seni sabaha kadar dinleyeceklerdi. Öyle ki, sabahleyin herkes onları seyredebilecekti çünkü halktan gizlenmiyeceklerdi." |Buhari, Fedailul-Kur'an 15; Müslim, Müsafirin 242, (796)|427
TEFSİR BÖLÜMÜ - TEFSİRİN HÜKMÜ HAKKINDA|Kur'an'ın Faziletine Dair|buharimüslimtirmizi|el-Bera|Bir zat Kehf suresini okuyordu. Yanında da iki uzun iple bağlı olan atı duruyordu. Derken etrafını bir bulut kapladı. Ve bu bulut ona yaklaşmaya başladı. At da bu durumdan huysuzlanmaya, ürkmeye koyuldu. Sabah olunca adam Resulullah (sav)'a gelip vak'ayı anlattı. Hz. Peygamber (sav) ona şu açıklamada bulundu: "Bu sekinet idi, Kur'an için inmişti" |Buhari, Fedailu'l-Kur'an 11; Müslim, Müsafirin 240, 241, (795); Tirmizi, Sevabu'l-Kur'an 6, 2887|428
TEFSİR BÖLÜMÜ - TEFSİRİN HÜKMÜ HAKKINDA|Kur'an'ın Faziletine Dair|buharimüslimebu davudtirmizinesaiibnu mace|Ebu Musa|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kur'an okuyan mü'minin misali portakal gibidir. Kokusu güzel tadı hoştur. Kur'an okumayan mü'minin misali hurma gibidir. Tadı hoştur fakat kokusu yoktur. Kur'an'ı okuyan facir misali reyhan otu gibidir. Kokusu güzeldir, tadı acıdır. Kur'an okumayan facirin misali Ebu Cehil karpuzu gibidir, tadı acıdır, kokusu da yoktur." |Buhari, Et'ime 30, Fedailu'l-Kur'an 17, 36, Tevhid 57; Müslim, Müsafirin 243; Ebu Davud, Edeb 19, 4329; Tirmizi, Edeb 79; Nesai, İman 32; İbnu Mace, Mukaddime 16, 214|429
TEFSİR BÖLÜMÜ - TEFSİRİN HÜKMÜ HAKKINDA|Kur'an'ın Faziletine Dair|buharitirmiziebu davudibnu mace|Osman|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizin en hayırlınız Kur'n'ı Kerim'i öğrenen ve öğretendir." |Buhari, Fedailu'l-Kur'an 21; Tirmizi, Fedailu'l-Kur'an 15, 2909; Ebu Davud, Salat 349, 1452; İbnu Mace, Mukaddime 16, 211|430
TEFSİR BÖLÜMÜ - TEFSİRİN HÜKMÜ HAKKINDA|Kur'an'ın Faziletine Dair|tirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Hafızasında Kur'an'dan hiçbir ezber bulunmayan kişi harab olmuş bir ev gibidir." (Tirmizi hadisin sahih olduğunu söylemiştir) |Tirmizi, Sevatbu'l-Kur'an 18, 2914|431
TEFSİR BÖLÜMÜ - TEFSİRİN HÜKMÜ HAKKINDA|Kur'an'ın Faziletine Dair|ebu davud|Sa'd İbnu Ubade|Resulullah buyurdular ki: "Kur'an-ı Kerim okuyan bir kimse sonradan (terkeder ve okumayı) unutursa kıyamet günü cüzzamlı olarak Allah'a kavuşur." |Ebu Davud, Vitr 21,1474|432
TEFSİR BÖLÜMÜ - TEFSİRİN HÜKMÜ HAKKINDA|Kur'an'ın Faziletine Dair|ebu davudtirmizi|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ümmetime verilen ücretler bana arzedildi. Bunlar arasında bir kimsenin mescidden kaldırıp attığı bir çöp için verilmiş olanı da vardı. Keza ümmetimin işlediği günahlar da bana arzedildi. Bunlar arasında, bir kimsenin lütf-i İlahi olarak öğrenip de sonradan unuttuğu bir sure veya ayet sebebiyle kazandığından daha büyüğünü görmedim" |Ebu Davud, Salat 16, 461; Tirmizi, Sevabu'l-Kur'an 19, 2917|433
TEFSİR BÖLÜMÜ - TEFSİRİN HÜKMÜ HAKKINDA|Kur'an'ın Faziletine Dair|tirmizi|İmran İbnu Husayn|Anlattığına göre, İmran, Kur'an okuyan, arkasından da buna mukabil halktan dünyalık taleb eden birisine rastlamıştı. "İnna lillahi ve inna ileyhi raci'un", deyip arkasından şu açıklamayı yaptı: "Hz. Peygamber (sav)'ın şöyle söylediğini işittim: "Kim Kur'an okursa (isteyeceğini) Allah'tan istesin. Zira bir takım insanlar zuhur edecek, onlar Kur'an okuyup, okudukları mukabilinde halktan (dünyalık) isteyecekler." |Tirmizi, Sevabu'l-Kur'an 20, 2918|434
TEFSİR BÖLÜMÜ - TEFSİRİN HÜKMÜ HAKKINDA|Kur'an'ın Faziletine Dair|tirmizi|Süheyb|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kur'an'ın haram kıldığı şeyleri helal addeden kimse Kur'an'a inanmamıştır." |Tirmizi, Sevabul-Kur'an 20, 2919|435
TEFSİR BÖLÜMÜ - TEFSİRİN HÜKMÜ HAKKINDA|Kur'an'ın Faziletine Dair|buharimüslimebu davudİbnu macemuvatta|İbnu Ömer|Resulullah (sav) düşman arazisine Kur'an-ı Kerim'le birlikte askeri seferi yasakladı." |Buhari, Cihad 129; Müslim, İmamet 92, 93, 94, (1869); Ebu Davud, Cihad 88, (2610); İbnu Mace, Cihad 45, (2879); Muvatta, Cihad 7, (2, 446)|436
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Fatiha Suresi|buharinesaiebu davud|Ebu Said İbnu'l-Mualla|Ben Mescid-i Nebevi'de namaz kılıyordum. Resulullah (sav) beni çağırdı. Fakat (namazda olduğum için) icabet edemedim. Sonra yanına gelerek: "Ey Allah'ın Resulü namaz kılıyordum (bu sebeple cevap veremedim diye özür beyan ettim). Bana: "Allahu Teala Kitabında: "Ey iman edenler, Allah ve Resulü sizi çağırdıkları zaman hemen icabet edin" buyurmuyor mu?" (Enfal, 24) dedi ve arkasından ilave etti: "Sen mescidden çıkmazdan önce, sana Kur'an-ı Kerim'in (sevabca) en büyük süresini öğreteyim mi?" dedi ve elimden tuttu. Mescidden çıkacağı sırada ben: "Sana en büyük sureyi öğreteceğim" dememiş miydiniz? dedim. Bana: "O sure Elhamdü lillahi Rabbi'l Alemin'dir (ki namazlarda tekrar tekrar okunan) yedi ayet (es-Seb'u'l-Mesani) ve bana verilen yüce Kur'an'dır" buyurdu. |Buhari, Tefsir 1; Nesai, İftitah 26; Ebu Davud, Vitr 15|437
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Fatiha Suresi|tirmizi|Ebu Hüreyre|Hz. Peygamber (sav), Ubey İbnu Ka'b (ra)'a uğradı. O namaz kılıyordu... devamını yukandaki gibi aynen kaydetti. Ancak şu ziyade var: "Nefsimi kudret elinde tutan Zat-ı Zü'l-Celal'e yemin ederim ki, Allah, Fatihanın bir mislini ne Tevrat'ta, ne İncil'de, ne Zebur'da, ne de Furkan'da indirmemiştir. O (namazlarda) tekrarla okunan yedi ayet ve bana ihsan edilen yüce Kur'an'dır." (Tirmizi hadisin sahih olduğunu söylemiştir. Nesai'nin yine Ebu Hüreyre'den yaptığı bir rivayette: "O (Fatiha süresi) benimle kulum arasında taksim edilmiştir. Kuluma istediği verilmiştir" ziyadesi vardır) |Tirmizi, Sevabu'l-Kur'an 1, (2878)|438
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Fatiha Suresi|müslimnesai|İbnu Abbas|Cibril (a.s.), Hz. Peygamber (sav)'in yanında otururken yukarıda kapı sesine benzer bir ses işitti. Başını göğe doğru kaldırdı. Cibril(a.s) dedi ki: "İşte gökten bir kapı açıldı, bugüne kadar böyle bir kapı asla açılmamıştır Derken oradan bir melek indi. Cibril (a.s.) tekrar konuştu: "İşte arza bir melek indi, şimdiye kadar bu melek hiç inmemiştir. Melek selam verdi ve Hz. Peygamber (sav)'e: "Sana verilen iki nuru müjdeliyorum. Bunlar, senden önce başka hiçbir peygambere verilmemişlerdi: Onların biri Fatiha Süresi, diğeri de Bakara Süresi'nin son kısmı. Onlardan okuduğun her harfe mukabil sana mutlaka büyük sevap verilecektir" dedi. |Müslim, Müsafirin 254; Nesai, İftihah 25.|439
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Fatiha Suresi|tirmizi|Adiyy İbnu Hatim|Hz. Peygamber (sav) buyurdular ki: (Fatiha'da geçen) el-mağdub aleyhim (Allah'ın gazabına uğrayanlar) Yahudilerdir, ed-dallin (sapıtanlar) da Hıristiyanlar'dır" |Tirmizi, Tefsir 2, (2957)|440
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|müslim|Ebu Ümame|Hz. Peygamber (sav)'i işittim, diyordu ki: "Kur'an-ı Kerim'i okuyun. Zira Kur'an, kendini okuyanlara kıyamet günü şefaatçi olarak gelecektir." Zehraveyn'i yani Bakara ve Al-i İmran surelerini okuyun! Çünkü onlar kıyamet günü, iki bulut veya iki gölge veya saf tutmuş iki grup kuş gibi gelecek, okuyucularını müdafaa edeceklerdir. Bakara suresini okuyun! Zira onu okumak berekettir. Terki ise pişmanlıktır. Onu tahsil etmeye sihirbazlar muktedir olamazlar." (Bir rivayette şu ziyade mevcuttur: Bir rekatta, secdeden önce, bir kul onu okur, sonra da Allah'tan birşey isterse Allah istediğini mutlaka verir.") |Müslim, Müsafirin, 252, (804)|441
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|tirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) kalabalık bir askerin katıldığı orduyu sefere çıkardı. Askerlere Kur'an okumalarını tenbihledi. Ayrıca teker teker görerek herbirine Kur'an'dan bildikleri yerleri okumalarını tenbihliyordu. Derken sıra yaşça en genç birisine gelmişti. Ona: "Kur'an'dan sen ne biliyorsun ey falanca?" diye sordu. Genç: "Ben," dedi, "falan falan sureleri ve bir de Bakara suresini biliyorum." Resulullah (sav): Yani sen Bakara'yı biliyor musun?" diye sordu. "Evet!" cevabı üzerine: "Haydi yürü, seni askerlere komutan tayin ettim" dedi. Askerlerin ileri gelenlerinden biri atılıp: "Yemin olsun, Bakara'yı ezberlememe mani olan şey, hükümleriyle amel edememek korkusundan başka birşey değildir" dedi. Resulullah (sav) şu tenbihte bulundu: "Kur'an'ı öğrenin ve onu okuyun. Kur'an-ı Kerim'in onu öğrenip okuyan ve onunla amel eden kimse için durumunu, içi ağzına kadar misk dolu bir kutuya benzetebiliriz. Bu her tarata koku neşreder. Kur'an'ı öğrendiği halde, ezberinde olmasına rağmen okumayıp yatan kimse de ağzı sıkıca bağlanmış, hiç koku neşretmeyen misk kabı gibidir." |Tirmizi, Sevabu'l-Kur'an 2, 2879|442
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|müslim|Nevvas İbnu Sem'an|Resulullah (sav)'ın şöyle söylediğini işittim: "Kıyamet günü Kur'an-ı Kerim ve ona dünyada iken sahip çıkıp onunla amel edenler getirilirler. Bu gelişte. Bakara ve Al-i İmran süreleri Kur'an-ı Kerim'in önünde yer alırlar." Resulullah (sav) bir iki sure için üç teşbihte bulundu ki, bir daha onları unutmadım. Şöyle demişti: "Onlar sanki iki bulut veya aralarında nur ve aydınlık olan iki siyah gölgelik veya sahiplerini müdafaa vaziyeti almış saflar halinde iki kuş sürüsü gibidirler." |Müslim, Müsafirin 253, (305); Tirmizi. Sevabu'l-Kur'an 5, (2886)|443
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|müslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Evlerinizi kabirlere çevirmeyin, içerisinde Bakara suresi okunan evden şeytan kaçar." |Müslim, Müsafirin, 212, (780); Tirmizi, Sevabu'l-Kur'an 2, (2780)|444
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|müslim|Nevvas İbnu Sem'an|Müslim'in bir rivayetinde yukandaki hadise şu ziyade yapılmıştır: "Resulullah (sav) buyurdu ki: "Sizden biri mescidde namazı bitirdi mi, namazından evine de bir pay ayırsın. Zira Cenab-ı Hakk, namazlarından evine de hayır yaratacaktır" |Müslim, Misafirin 210, (778)|445
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|buharimüslimebu davudİbnu macetirmizi|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) şöyle buyurdular: "Bakara Suresinin sonundaki iki ayeti geceleyin kim okursa o iki ayet ona kafi gelir." |Buhari, Megazi 12, Fedailu'l-Kur'an 10, 17, 37; Müslim, Müsafirin 255, 256, (807-808); Ebu Davud, Salat 326, (1397); İbnu Mace, 183, (1369); Tirmizi, Sevabu'l-Kur'an 4, (2884)|446
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|tirmizi|Nu'man İbnu Beşir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah, arz ve semavatı yaratmazdan iki bin yıl önce bir kitap yazdı. O kitaptan iki ayet indirip onlarla Bakara suresini sona erdirdi. Bu iki ayet bir evde üç gece okundu mu artık şeytan ona yaklaşamaz." |Tirmizi, Sevabu'l Kur'an 4, 2885.|447
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|müslimbuharitirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Beni İsrail'e: "Kapıdan secde ederek girin ve (dileğimiz günahlarımızın) dökülmesidir deyin, ta ki hatalarınız bağıştansın" (Bakara 58) denildi. Ama onlar (emri değiştirdiler  de kapıdan kıçları üzerine sürünerek girdiler ve "kılın içinde bir tane" dediler." |Müslim, Tefsir 1, (3015); Buhari, Enbiya 28, Tefsir, Sure 2, 5, 4, 7; Tirmizi, Tefsir, Bakara (2959)|448
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|tirmizi|Amir İbnu Rebi'a|Biz karanlık bir gecede Resulullah (sav) ile birlikte bir seferde idik. Kıble istikametini bilemedik. Herkes kendi istikametine yönelerek namazını kıldı. Sabah olunca durumu Resulullah (sav)'a açtık. Bunun üzerine şu ayet indi. "...Nereye yönelirseniz Allah'ın yönü orasıdır (Bakara, 115)." |Tirmizi, Tefsir, Bakara (2960), Salat 354, (345)|449
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|buharimüslimtirmizi|Enes|Ömer İbnu'l-Hattab (ra) Hz. Peygamber (sav)'e hitab ederek: "Ey Allah'ın Resulü (tavaftan sonra kılınan iki rek'atı) Makam'ın gerisinde kılsak (daha iyi olmaz mı?)" diye bir temennide bulunmuştu, hemen şu ayet nazil oldu: "İbrahim'in makamını namazgah yapın..." (Bakara, 125). |Buhari, Tefsir, Bakara 9, Ahzab 8; Müslim, Fezailu's-Sahabe 2, (2399); Tirmizi, Tefsir, Bakara (2963)|450
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|buharimüslimtirmizinesai|el-Berd İbnu'l-Azib|Resulullah (sav) Medine'ye gelince, önce Ensar'dan olan ecdadının -veya dayılarının- yanına indi: O zaman namazlarını on altı veya on yedi ay boyunca Beytu'l-Makdis'e doğru kıldı. Ancak kıblenin Kabe'ye doğru olmasını arzuluyordu. (Kabe'ye doğru) kıldığı ilk namaz da ikindi namazı idi. Bu namazı Resulullah (sav)'la birlikte ashabtan bir grup kimse kılmıştı. Bu namazı kılanlardan biri, oradan ayrılınca bir mescide rastladı. Cemaati namaz kılıyordu ve tam rükü halinde idiler. Adam onlara: "Şehadet ederim ki Hz. Peygamber (sav)'le Kabe'ye doğru namaz kıldık" dedi. Cemaat oldukları yerde Kabe'ye yöneldiler. Müslümanların Beytu'l-Makdis'e doğru namaz kılmaları Yahudilere memnun ediyordu. Yüzler Kabeye doğru yönelince Yahudiler bundan hiç memnun kalmadılar. Arkadan hemen şu mealdeki ayet nazil oldu: "Yüzünü göğe çevirip durduğunu görüyoruz..." (Bakara, 144). Beyinsiz Yahudiler dedikoduya başladılar: "Uyageldikleri kıbleyi niye değiştirdiler?" De ki: "Doğu da batı da Allah'ındır. Allah dilediğini doğru yola hidayet eder" (Bakara, 144). |Buhari, İman 30, Tefsir, Bakara 12, 18, Salat 31; Müslim, Mesacid 11, (525); Tirmizi, Bakara (2966), Salat 252, 339; Nesai, Kıble 1 (2, 60) Salat 22, (1, 242)|451
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|müslimebu davud|Enes|Müslim ve Ebu Davud'un Enes (radıyallahu anh)'ten rivayet ettikleri bir diğer hadis şöyledir: "Onlar Beytu'l-Makdis'e doğru yönelmiş halde, sabah namazının rüküunda iken, Beni Seleme'den bir adam kendilerine uğradı ve: "Kıble istikameti Kabe'ye çevrildi" dedi. Bu sözünü iki kere tekrar etti. Cemaat rüküda iken Kabe'ye yöneldiler." |Müslim, Mesacid 15, (527); Ebu Davud, Salat 206, (1045)|452
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|ebu davudtirmizi|İbnu Abbas|Ayet-i kerimenin emriyle Hz. Peygamber (sav) kıbleyi Kabe'ye yöneltince Müslümanlar sordular: "Ey Allah'ın Resulü, Beytü'l-Makdis'e yönelerek namaz kılmış ve şimdi ölmüş olan kardeşlerimizin namazları ne olacak?" Bunun üzerine Cenab-ı Hakk şu ayeti indirdi: "Senin yöneldiğin istikameti, peygambere uyanları, cayanlardan ayırd etmek için kıble yaptık. Doğrusu Allah'ın yola koyduğu kimselerden başkasına bu ağır bir şeydir. Allah imanlarınızı (ibadetlerinizi) boşa çıkaracak değildir" (Bakara, 143). |Ebu Davud, Salat 16 (4680); Tirmizi, Tefsir, Bakara (2968)|453
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|buharitirmiziibnu mace|Ebu Said|Hz. Peygamber (sav) buyurdular ki: "(Kıyamet günü) Hz. Nuh (a.s.) ve ümmeti gelir. Cenab-ı Hakk ona: "Tebliğ ettin, dinimi duyurdun mu?" diye sorar. Nuh (a.s.): "Evet, ey Rabbim" diye cevap verir. Rabb Teala bu sefer ümmetine sorar: "Nuh (a.s.) size tebliğ etmiş miydi?" "Hayır!" bize peygamber gelmedi" derler. Rabb Teala Hz. Nuh (a.s.)'a yönelerek: "Söylediğin şey hususunda sana kim sahicilik edecek?" diye sorar. Nuh (a.s.): "Muhammed (sav) ve ümmeti!" der ve Muhammed (sav)'nın ümmeti: "Nuh tebligatta bulundu" diye şehadette bulunur. Bu duruma şu ayet işaret eder: "Biz böylece sizleri vasat bir ümmet kıldık, ta ki insanlara karşı şahidler olasınız" (Bakara, 143). |Buhari, Tefsir, Bakara 13, Enbiya 3, İ'tisam 19; Tirmizi, Tefsir, Bakara (2965); İbnu Mace, Zühd 34, (4284)|454
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|tirmizi|Ebu Said|Tirmizi'nin rivayetinde şu ziyade vardır: "(...Nuh kavmi): "Bize ne bir korkutucu, ne de başka biri, hiç kimse gelmedi" derler. |Tirmizi, Tefsir, Bakara (2965)|455
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|buharimüslimebu davudtirmizinesaimuvatta|Urve İbnu'z-Zübeyr|Hz. Aişe (ra)'ye şu (mealdeki) ayet hakkında sordum: "Şüphesiz ki Safa ile Merve Allah'ın şeairlerindendir. Kim Kabe'yi hacceder veya ümre yaparsa, bu ikisini de tavaf etmesinde bir beis yoktur." (Bakara, 158). Dedim ki: "Kasem olsun (ayetten) Safa ve Merve'yi tavaf etmeyenlere de bir günah yoktur (manası çıkmaktadır). "Bana dedi ki: Ey kızkardeşimoğlu söylediğin ne kadar çirkin! Ayetin, senin te'vil ettiğin manada olması için, "onları tavaf etmeyene herhangi bir günah terettüp etmez" şeklinde olmalıydı. Halbuki ayet Ensar hakkında inmiştir. Bunlar Müslüman olmazdan önce, Müşellel'deki azgın Menat'a tapınıyorlar, ona telbiye getiriyorlardı. Menat'a telbiye getirenler, Safa ile Merve arasında tavaf etmekten çekiniyorlardı. Bunun üzerine Cenab-ı Hakk: "Safa ve Merve Allah'ın şeairindendir..." ayetini indirdi. Aişe (ra) şunu da söyledi: "Resulullah (sav) Safa ile Merve arasında tavafta bulunmayı sünnet kıldı. Bunu terketmek kimseye caiz olmaz." Zühri der ki: Ebu Bekr İbnu Abdi'r-Rahman'a bu hadisi haber verdim. Bana şunu söyledi: "Ben bu bilgiyi (hadisi) duymamıştım. Ben alimlerden bazılarını dinledim şöyle diyorlardı: "Hz. Aişe'nin Menat için telbiye getirenlerden haber verdikleri dışında kalan halkın tamamı Safa ve Merve'yi tavaf ediyorlardı. Ne zaman ki Cenab-ı Hakk Kur'an-ı Kerim'de tavafından bahsedip Safa ve Merve'den söz etmeyince: "Ey Allah'ın Resulü! Biz Safa ve Merve'yi tavaf ediyorduk. Halbuki Cenab-ı Hakk Kabe'nin tavafını emrediyor, Safa ve Merve'den bahsetmiyor, Safa ve Merve'yi tavaf etmemizde bize bir mahzur var mı?" dediler. Bunun üzerine Cenab-ı Hakk: "Safa ve Merve Allah'ın şeairindendir. Öyle ise kim Beytullah'a hac yapar veya ümre ziyaretinde bulunursa Safa ve Merve'yi de tavaf etmesinde bir günah yoktur" ayetini indirdi. Ebu Bekr İbnu Abdirrahman der ki: "Ben bu ayetin, (yukarda zikredilen) her iki grub hakkında da inmiş olduğunu görüyorum. Yani, hem cahiliye devrinde Safa ve Merve'yi tavaftan çekinenler hakkında inmiştir, hem de öncekileri tavaf ettikleri halde. İslam'dan sonra -Allah'ın Kabe'yi tavaf etmeyi emretmiş olmasına rağmen Safa ve Merve'yi zikretmemiş olması sebebiyle- bunları tavaftan çekinenler hakkında inmiştir. Safa ve Merve'nin de (Kur'an'da) zikri Kabe'yi tavaf emrinden sonra gelmiştir. |Buhari, Hacc 79, Umre 10, Tefsir, Bakara 21; Müslim, Hac, 260-263 (1277); Ebu Davud, Menasik 56, (3901); Tirmizi, Tefsir, Bakara (2969); Nesai, Menasik 168, (5, 238-239); Muvatta, Hacc 129, (1, 373)|456
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi||Urve İbnu'z-Zübeyr|Buhari ve Müslim'den gelen bir rivayette şöyle denir: "Ancak, Müslüman olmazdan önce Ensar ve bunlarla birlikte Gassan, Menat için telbiyede bulunurlar, Safa ile Merve arasında tavaftan çekinirlerdi. Bu davranış onlara ecdad yadigarı bir adet idi. Menat için ihrama giren Sofa ile Merve arasında tavaf yapmazdı. Müslüman olunca bu hususta Hz. Peygamber (sav)'e sordular. Bunun üzerine Cenab-ı Hakk "Safa ve Merve Allah'ın şeairindendir..." ayetini indirdi. ||457
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|buharinesai|İbnu Abbas|Mücahid, İbnu Abbas (ra)'tan rivayet ettiğine göre şunu anlatmıştır: "Benİ İsrail'de kısas vardı, fakat diyet yoktu. Cenab-ı Hakk Muhammed ümmetine şöyle buyurdu: "Öldürülenler hususunda size kısas farz kılınmıştır. Hür hür ile, köle köle ile, kadın kadın ile kısas edilir. Öldüren, ölenin kardeşi tarafından affedilmişse, kendisine örfe uymak ve affedene güzellikle (diyet) Ödemek gerekir" (Bakara, 178). Buradaki "afv'dan maksad, amden öldürmelerde kişinin diyet almayı kabul etmesidir. "Örfe uygun ve affedene güzellikle ödemek"e gelince, bundan maksad (mağdur tarafın) örfe uygun miktarda bir diyet istemesi, öbürünün de bunu güzellikle ödemesidir. Ayetin devamındaki: "Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve bir rahmettir" ibaresi de, "sizden öncekilere farz kılınanlarda olmayan bir hafifletme" demektir, (çünkü onlara diyet imkanı tanınmamıştı). Ayetin son kısmı olan "Bundan sonra tecavüzde bulunana elim azab vardır" ibaresinden diyet almayı kabul etmesine rağmen (kan davası güderek) katili öldüren kimse kastedilmektedir." |Buhari, Tefsir, Bakara 2, 23, Diyat 8; Nesai, Kasame 27, (8, 36,37)|458
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|buharinesaiebu davud|İbnu Abbas|Ata'nın anlattığına göre, İbnu Abbas (ra) şu ayeti okurken dinlemiştir: "Oruca dayanamayanlar, bir düşkünü doyuracak kadar fidye verir" (Bakara, 184). İbnu Abbas (ra) ayeti okuduktan sonra ilave etti: "Bu ayet, oruç tutmaya tahammül edemeyen yaşlı erkek ve yaşlı kadın hakkında mensuh değildir. Onlar da her bir günün orucu yerine bir fakir doyururlar." |Buhari, Tefsir, Bakara 25; Nesai, Siyam 63 (4, 190-191); Ebu Davud, Savm 3, (2318), Sıyam 2, (2316)|459
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|ebu davud|İbnu Abbas|Ebu Davud merhumun bir rivayetinde şu ziyade var: "İbnu Abbas dedi ki: "Oruca dayanamayanlar, bir düşkünü doyuracak kadar fidye verir" (Bakara, 184) ayeti şu demektir: "Onlardan kim orucuna mukabil bir fakiri doyuracak kadar fidye vermek isterse fidye verir ve böylece orucunu tutmuş sayılır." Cenab-ı Hak buyurmuştur: "Kim (vacib miktardan) daha fazla fidye verirse bu kendisi için daha hayırlı olur. Orucu (yiyip de fidye vermek yerine) bizzat tutmanız daha hayırlıdır" (Bakara, 184). Sonra Cenab-ı Hakk şöyle buyurdu: "Sizden kim Ramazan ayına ulaşırsa orucu tutsun. Kim de hasta olur veya yolcu bulunursa yediği miktarda başka günlerde oruç tutar." |Ebu Davud, Savm 2 (2316)|460
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|nesai||Yine Ebu Davud'un bir başka rivayetinde şöyle denmektedir: "(Ramazan'da orucu yiyip, fidye ödemeye ruhsat veren ayet) hamile ve emzikli kadınlar için sabittir, mensuh değildir." Nesai'de rivayet şöyledir: "Orucu tutmaya dayanamayanlar orucu kendilerine (tahammül edilmez) bir meşakkat addedenler için bir yoksula yetecek kadar fidye gerekir. Ayetin "Kim de hayır düşünerek (bir fakire yetecek miktardan fazlasını) verirse" hükmü mensuh değildir, bu onun için daha hayırlıdır. (Fidye vermektense) oruç tutmanız daha hayırlıdır. Ayetteki ruhsat, oruca takat getiremeyen veya şifasız hastalığa yakalananlar içindir." |Nesai, Sıyam 63, (4,190-191)|461
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Selemetu'bnu'l-Ekva|"Oruca takat getiremeyenler, bir fakire yetecek kadar fidye vermesi gerekir" ayeti indiği zaman orucu yiyip fidye verenler vardı. Bu hal müteakip ayetin inmesine kadar devam etti. Bu ayet öncekini neshetti. Yani asıl hüküm şudur: "Kim Ramazan ayında hazır bulunursa orucunu tutsun" |Buhari, Tefsir, Bakara 2, 26; Müslim, Sıyam 149 (1145); Ebu Davud, Savm 2 (2315); Tirmizi, Savm 75, (798); Nesai, Sıyam 63, (4, 190)|462
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|buhari|İbnu Ömer|Rivayetine göre oruca gücü yetmeyenin fidye vermesi gereğini beyan eden ayeti "fidyetün taamu mesakine" şeklinde (yani fakirlerin yiyeceği kadar fidye) okudu ve bu ayetin mensüh olduğunu söyledi." |Buhari, Tefsir, Bakara 2, 26|463
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|ebu davudtirmiziibnu mace|Nu'man İbnu Beşir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Dua, ibadettir", sonra şu ayeti okudu: "Rabbiniz: Bana dua edin ki size icabet edeyim. Bana ibadet etmeyi büyüklüklerine yediremeyenler var ya, alçalmış ve hakir olarak cehenneme gireceklerdir" buyurmuşlardır" (Mü'min, 60) |Ebu Davud, Salat 358, (1479); Tirmizi, Tefsir 2, (2973, 3244), Daavat 2, (3369); İbnu Mace, Dua 1, (3828)|464
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|rezin||Rezin şu ilave rivayeti kaydetti: "Resulullah (sav)'a Ashabı (ra) sordular: Rabbimiz yakın mıdır, biz ona hafif sesle hitab edelim, uzaksa yüksek sesle taleblerimizi söyleyelim?" Bunun üzerine şu ayet indi: "Kullarım sana benden sorarlarsa, (söyle ki) ben yakınım. Dua edenin duasına, bana dua ettiği takdirde icabet ederim" (Bakara, 186) |Rezin|465
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|buhari|Berd İbnu Azib|Ramazan orucu farz kılındığı vakit, Müslümanlar ay boyu kadınlara temas etmezler. Bazı kimseler bu meselede nefislerine itimad edemiyorlardı. Bunun üzerine şu mealdeki ayet nazil oldu: "...Allah nefsinize güvenmiyeceğinizi biliyordu. Bu sebeple tevbenizi kabul edip sizi affetti."(Bakara 187) |Buhari, Tefsir, Bakara 2, 27|466
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|buharitirmiziebu davudnesai||Buhari, Ebu Davud ve Tirmizi'nin bir rivayetinde de şöyle gelmiştir: "Ashab-ı Muhammed (a.s.)'in (başlangıçta) durumu şöyleydi: Bir kimse oruçlu iken, iftar vakti gelince, iftarını açmadan uyuyacak olsa, artık o gece yemediği gibi ertesi günü de yiyemez, o günün akşamına kadar beklerdi. Kays İbnu Sırma el-Ensari (ra) oruçlu olduğu bir günde iftar vakti girince hanımına gelerek yiyecek birşey olup olmadığını sordu. Kadın: "Hayır, yok!" ancak bekle, sana yiyecek arıyayım" dedi. Kays, gün boyu çalışan birisiydi, beklerken uyuyakaldı. Hanımı gelince baktı ki uyuyor: "Eyvah mahrum kaldın, yiyemiyeceksin" diye eseflendi. Ertesi gün, öğleye doğru Kays (ra) açlıktan baygın düştü. Durumu Resulullah (sav)'a anlattılar. Bunun üzerine şu ayet nazil oldu: "Oruç tuttuğunuz günlerin gecesi kadınlarınıza yaklaşmanız size helal kılındı" (Bakara, 187). Buna Müslümanlar fevkalede sevindiler. Arkadan, "Tanyerinde beyaz iplik, siyah iplikten sizce ayırd edilinceye kadar yiyin için.." ayeti nazil oldu." Ayetin nüzülüne sebep olan zatın ismi Ebu Davud'da Sırma İbnu Kays (ra)'dır. Nesai'de ise rivayet şöyledir: "Ashab'tan biri akşam yemeğinden önce uyursa, artık o gece ve ertesi gün güneş batıncaya kadar bir şey yiyip içmesi ona helal olmazdı. Bu durum şu ayet nazil oluncaya kadar devam etti: "Tan yerinde beyaz iplik siyah iplikten, sizce ayırd edilinceye kadar yiyin, için." Ravi der ki: "Bu ayet, Kays İbnu Amr hakkında nazil olmuştur." |Buhari, Savm 15; Tirmizi, Tefsir 2, (2972); Ebu Davud, Savm 1, (2314); Nesai, Sıyam 29, (4, 147-148)|467
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|buharimüslim|Sehl İbnu Sa'd|Beyaz iplik siyah iplikten, sizce ayrılıncaya kadar yiyin için" ayeti indiği zaman "tan yerinde" kelimeleri henüz nazil olmamıştı. Bir kısım insanlar, oruç tutacakları zaman ayaklarına siyah ve beyaz (iplik) bağlar, bunlar görülünceye kadar yiyip içmeye devam ederlerdi. Bunun üzerine Cenab-ı Hakk "Tan yerinde" kelimelerini inzal buyurdu. O zaman herkes anladı ki burada beyaz ve siyah ipliklerden maksad gündüz ve gece imiş." |Buhari, Savm 16, Tefsir, Bakara 2, 28; Müslim, Sıyam 35, (1091)|468
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Adiy İbnu Hatim|Adiy İbnu Hatim (ra) biri siyah, biri beyaz iki köstek bağı aldı. Bir gece bunlara baktı fakat biri diğerinden ayrılmıyordu. Sabah olunca durumu Resulullah (sav)'a şöyle bildirdi: "Yastığımın altına biri siyah biri beyaz iki iplik koydum." Resulullah (sav) ona takıldı: "Beyaz iplikle siyah iplik senin yastığının altında iseler yastığın çok geniş olmalı" |Buhari, Tefsir, Bakara 2, 28, Savm 16; Müslim, Sıyam 33, (1090); Ebu Davud, Savm 17, (2349); Tirmizi, Tefsir, 2 (2974-2975); Nesai, Sıyam 29, (4, 148)|469
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|buhari|Adiy İbnu Hatim|Resulullah (sav)'a: "Ey Allah'ın Resulü! Ayette geçen "beyaz ipliğin siyah iplikten ayrılması" nedir, bunlar iki iplik değil mi?" diye sordum da bana: "İki ipliğe baktı isen sen gerçekten kalın enselisin" dedi ve şu açıklamayı yaptı: "Hayır iki iplik değil, onun biri gecenin karanlığı, diğeri de gündüzün beyazlığıdır." |Buhari, Tefsir, Bakara 2, 28|470
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|buharimüslim|Bera|Ensar hac yapıp da döndükleri zaman evlerine kapılarından girmezlerdi. Onlardan biri hac dönüşü kapıdan evine girdi. Fakat hemşehrileri onu bu davranışı sebebiyle kınadılar. Bunun üzerine şu ayet nazil oldu: "İyilik, evlere arkasından girmeniz değildir. Kötülükten sakınan kimse(nin ameli) iyidir. Evlere kapılarından girin" (Bakara, 189) |Buhari, Tefsir, Bakara 2, 29, Umre 18; Müslim, Tefsir, Nisa, (3026)|471
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|buhari|Huzeyfe|"Allah yolunda infak edin, kendinizi ellerinizle tehlikeye atmayın. İhsanda bulunun. Allah ihsan edenleri sever" (Bakara, 195) mealindeki ayetle ilgili olarak demiştir ki: "Bu ayet infak ile alakalı olarak nazil oldu." |Buhari, Tefsir, Bakara 2,31|472
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|tirmiziebu davud|Eslem İbnu İmran|Medine'den gazve için yola çıktık. Niyetimiz İstanbul'du. Cemaatin başında Abdurrahman İbnu Halid İbnil-Velid vardı. Rum askerleri sırtlarını şehrin surlarına yaslamış müdafaada idiler. Bizden biri tek başına düşmana saldırıya geçti. Halk: "Dur, dur! Lailale illallah, eliyle kendini tehlikeye atıyor!" diye bağrıştılar. Ebu Eyyub el-Ensari hazretleri (ra) atılarak "Ey Ensar topluluğu, bu ayet bizim hakkımızda indi. Cenab-ı Hakk, Resulullah (sav)'a yardım edip, İslam galebe çalınca biz: "Artık işlerimizin başında kalıp, onları yoluna koyalım" dedik. Bunun üzerine Allah-u Teala bu ayeti indirdi. Yani "Ellerimizle kendimizi tehlikeye atmak" demek malın-mülkün başında kalıp onları düzene koymak için cihadı terketmektir." |Tirmizi, Tefsir, Bakara 2, (2976); Ebu Davud, Cihad 23, (2512)|473
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|buharimüslimtirmiziebu davudİbnu macemuvattanesai|Abdullah İbnu Ma'kıl|Ka'b İbnu Ucre (ra)'ye "Oruçtan yahut sadakadan yahut kurbandan bir fidye lazımdır" (Bakara, 196) mealindeki ayetten sordum. Dedi ki: "Başımda bitler kaynaştığı halde Resulullah (sav)'a götürüldüm. Beni görünce: "Meşakkatin, bu gördüğüm dereceye ulaşacağını zannetmezdim. Bir koyun bulabilecek misin dedi. "Hayır" cevabını verdim. [Bunun üzerine şu ayet nazil oldu: "...İçinizde hasta olan veya başından rahatsız varsa fidye olarak ya oruç tutması, ya sadaka vermesi ya da kurban kesmesi gerekir..." (Bakara, 196) Resulullah (sav): "Üç gün oruç tut veya her fakire yarım sa' yiyecek vermek suretiyle altı fakiri doyur, başını traş et" dedi. Bu ayet hassaten benim hakkımda nazil oldu, ancak umumen hepimize şamildir." |Buhari, Tefsir, Bakara 2, 32, Meğazi 35, Tıbb 16; Müslim, Hacc 80, 85 (1201); Tirmizi, Tefsir, Bakara 2, (2977); Ebu Davud, Menasik, 43, (1856); İbnu Mace, Menasik 8, 6, (3079); Muvatta, Hacc, 239 (1-117); Nesai, Menasik 96, (5,194-195)|474
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|ebu davud|Ebu Ümame et'Temimi|Ben hac sırasında, ücret mukabili hizmet veren birisi idim. Bana: "Senin haccın hacc sayılmaz" dediler. Bilahere İbnu Ömer (ra)'e rastladım. O'na: "Ben hacc sırasında, ücretle hizmet veren birisiyim, halk bana: "Senin haccın hacc sayılmaz diyorlar" dedim, İbnu Ömer (ra) "İhrama girmiyor, telbiye okumuyor, tavafta bulunmuyor musun?" dedi: "Hepsini yapıyorum" diye cevap verdim. Cevabım üzerine şu açıklamayı yaptı: "Senin haccın hacc sayılır. Nitekim Resulullah (sav)'a bir adam gelmiş, senin bana sorduğuna yakın şeyler sormuştu. Resulullah (sav) sükut buyurdu ve adama cevap vermedi, Derken şu ayet nazil oldu: "(Hacc mevsiminde, ticaret yaparak) Rabbinizden rızık istemenizde bir günah yoktur... (Bakara, 198). Bunun üzerine Resulullah (sav) o adamı çağırtarak, ayeti okudu ve: "Haccın hacc sayılır" buyurdu." |Ebu Davud, Menasik 7, (1733)|475
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|buhariebu davud|İbnu Abbas|Ukaz, Mecenne ve Zülmecaz cahiliye devrinin panayırları idi. İslam geldiği zaman halk, hac mevsiminde ticaret yapmayı günah addeder oldular. Bunun üzerine şu ayet nazil oldu: "Hac mevsiminde Rabbinizden rızık taleb etmenizde sizin için bir günah yoktur." Ayeti İbnu Abbas şu şekilde okudu. |Buhari, Tefsir, Bakara 2, 34, Hacc 150, Büyu 1; Ebu Davud, Menasik 5, (1732), 7, (1734)|476
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|buhariebu davud|İbnu Abbas|Yemen ahalisi, hacca geliyorlar fakat beraberlerinde azık almıyorlardı. "Biz mütevekkil kimseleriz" diyorlardı. Mekke'ye gelince bu davranışlarını halka sordular. Bunun üzerine Cenab-ı Hakk şu ayeti inzal buyurdu: "Azıklanın, ancak bilin ki, en hayırlı azık takvadır" (Bakara, 197). |Buhari, Hacc 6; Ebu Davud, Menasik 4, (1730)|477
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|buhari|İbnu Abbas|Kişi ihramsız olarak (yani Mekke'de ikamet edenler veya ümre için gelip, ümreden sonra ihramı çıkaranlar) Beytullah'ı ziyaret eder. Bu imkan, hacc niyetiyle ihram giymeye kadar devam eder. Arafat'a çıkınca, kime deve, sığır veya davardan kurban müyesser olmuşsa, dilediğini kurban eder. Bunlardan biri olmazsa, ona hacdaki, üç günün orucu terettüp eder. Bu günler, arefe gününden evvele ait olmalıdır. Bu üç günün sonuncu günü arefe gününe tesadüf ederse, bunda bir günah yoktur. Sonra Arafat'da vakfe'ye gider ikindi namazından akşam karanlığının gelmesine kadar vakfe'de kalır. İbnu Abbas anlatmaya üslubu biraz değiştirerek devam ediyor. Sonra Arafat'tan insanlar sökün edince, orayı terketsinler. Topluca geceyi geçirecekleri yere (Müzdelife'ye) gelsinler. Orada Allah'ı çokça zikretsinler, sabah vakti girmezden önce bilhassa tekbir ve tehlili çok yapsınlar sonra buradan da topluca hareket etsinler. Çünkü (eskiden beri) herkes buradan hareket ederdi. Cenab-ı Hakk: "İnsanların toplu olarak sökün ettiği yerden siz de sökün edin, (eski yaptıklarınızdan) Allah'a af dileyin. Allah bağışlar ve merhamet eder" (Bakara, 199). Şeytan taşlayıncaya kadar akmaya (ve çok zikretmeye) devam edin. |Buhari, Tefsir, Bakara 2, 35|478
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|rezin|İbnu Müseyyeb|Süheyb (ra) muhacir olarak Mekke'den yola çıktı. Kureyş'ten bazıları onu takibe başladılar. Bunun üzerine o da devesinden inerek sadağında ne kadar ok varsa hepsini çıkardı. Takipçilere: "Allah'a kasem olsun oklarımın hepsini alıncaya kadar bana yetişemezsiniz. Sonra elimde durdukça kılıcımı kullanacağım. Eğer dilerseniz, size Mekke'de toprağa gömdüğüm malın yerini söyleyeyim, mukabilinde siz de beni serbest bırakın, yoluma devam edeyim" dedi. Takipçiler teklifini kabul ettiler. (O da sağ salim yoluna devam etti). Resulullah (sav)'ın yanına varınca şu ayet nazil oldu: "İnsanlardan öyle kimse de vardır ki, Allah'ın rızasını isteyerek nefsini satın alır..." (Bakara, 207). Hz. Peygamber (sav): "Ebu Yahya'nin alış-verişi karlı oldu" der ve ayeti tilavet buyurur". (Rezin'in ilavesidir. Bagavi ve İbnu Kesir tefsirlerinde senedsiz olarak kaydederler) |Rezin|479
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|ebu davudnesai|İbnu Abbas|Cenab-ı Hakk'ın şu sözleri nazil olduğu zaman: "Yetim rüşdüne erinceye kadar, onun malına o en güzel olanından başka bir suretle yaklaşmayın"; keza "Yetimlerin mallarını haksız (ve haram) olarak yiyenler karınlarına ancak bir ateş yemiş olurlar. Onlar çılgın bir ateşe gireceklerdir" (Nisa, 10) yanında yetim bulunanlar hemen gidip yetimlerin yiyeceğini ve içeceğini kendilerinin yiyip içeceklerinden ayırdılar. Yetime ait yiyecek ve içeceklerden bir şey artsa ona dokunulmuyor, yiyinceye veya kokuşup bozuluncaya kadar saklanıyordu. Bu hal, bir kısım müşkilatlara sebep oldu. Durum Resulullah (sav)'a arzedildi. Bunun üzerine şu ayet nazil oldu: "Sana yetimleri sorarlar. De ki; "Onları faydalı ve iyi bir hale getirmek hayırlıdır. Şayet kendileriyle bir arada yaşarsanız onlar sizin kardeşlerinizdir" (Bakara, 220). Bu ayet üzerine yetimlerin yiyeceklerini ve içeceklerini kendi yiyecek ve içeceklerine karıştırdılar." |Ebu Davud, Vesaya 7, (2871); Nesai, Vesaya 11, (6, 256-257)|480
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|buhari|Nafi|İbnu Ömer (ra) Kur'an okuduğu zaman, okuma işinden çıkıncaya kadar hiç konuşmazdı. Bir gün ben (Mushafı, yüzünden takip ediverdim, o da ezberden) Bakara süresini okudu. Bir ayete gelince bana: "Bu ayet ne hakkında indi biliyor musun?" diye sordu. Ben "Hayır" deyince: "Şu, şu mesele için" diye açıkladı, sonra (okumaya) devam etti. |Buhari, Tefsir, Bakara 2, 39|481
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|buharimüslimebu davudtirmizi|Cabir|Yahudiler: "Kadına arka istikametinden temas edilirse çocuk şaşı doğar" derlerdi. Bunun üzerine: "Kadınlarınız sizin (evlad yetiştiren) tarlanızdır. O halde tarlanıza dilediğiniz gibi gelin" ayeti nazil oldu" (Bakara 223). |Buhari, Tefsir, Bakara 2, 39; Müslim, Nikah 117 (1435); Ebu Davud, Nikah 46, (2163); Tirmizi, Tefsir, Bakara 2, (2982)|482
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|tirmizi|İbnu Abbas|Hz. Ömer (ra), Resulullah (sav)'a gelerek: "Ey Allah'ın Resulü mahvoldum" buyurdu. Hz. Peygamber (sav): "Niye mahvoldun ne var?" diye sorunca açıkladı: "Bu gece bineğimi ters çevirdim (arka canibinden yanaştım). "Resulullah (sav) hiçbir cevap vermedi. Cenab-ı Hakk peygamberine şu ayeti vahyetti: "Kadınlarınız sizin tarlalarınızdır. Tarlanıza istediğiniz gibi gelin." Dübüründen ve hayız halinde temastan kaçınmak şartıyla önden, arkadan, nasıl istersen öyle gel. |Tirmizi, Tefsir, Bakara 2, (2984)|483
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|ebu davud|İbnu Abbas|Allah, İbnu Ömer (ra)'i mağfiret buyursun, bir hususta yanılmıştı. Şu Ensariler putperestti ve ehl-i kitaptan Yahudilerle birlikte idiler. Ensar (İslam'dan önce) ilim yönüyle Yahudilerin kendilerinden üstün olduklarına inanırlardı. Bu sebeple onların birçok davranışlarını aynen taklid ediyorlardı. Ehl-i kitaba has adetlerden biri de kadınlarına tek istikametten (yani ön cihetten) yanaşırlardı. Bu, kadın için de en uygun tarzdı. Ensar topluluğu, bu adeti de Yahudilerden aynen almıştı. Kureyşliler ise, kadınları hoş olmayan şekilde açarlar, onlara arka cihetlerinden, ön cihetlerinden, sırt üstü yatmış vaziyette yanaşırlardı. Medine'ye muhacir olarak Mekkeliler gelince onlardan bir erkek Medineli bir kızla evlendi. Erkek, kadına Kureyş usulünce temas etmek istedi. Kadın buna müsaade etmedi. "Bizde kadına tek istikametten temas edilir, sen de öyle yap, aksi halde bana dokunma" dedi. Onların bu ihtilafı büyüdü ve herkes duydu. Öyle ki Resulullah (sav)'a da intikal etti. Bunun üzerine Cenab-ı Hakk şu ayeti inzal buyurdu: "Kadınlarınız (çocuk yetiştirdiğiniz) tarlanızdır. Tarlaya dilediğiniz gibi gelin" (Bakara 223). "Dilediği gibi" den maksad (istikamet olarak) önlerinden, arkalarından, sırt üstü yatmış olarak. Ancak bu geliş çocuk mahalline olacak." |Ebu Davud, Nikah 46, (2164)|484
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|tirmizi|Ümmü Seleme|Resulullah (sav): "Kadınlarınız (çocuk yetiştirdiğiniz) tarlalarınızdır, tarlanıza dilediğiniz gibi gelin" ayetiyle ilgili olarak şöyle buyurdu: "Tek yoldan (ki o da çocuk yoludur) olmak kaydıyla dilediğiniz şekilde temas kurun" |Tirmizi, Tefsir, Bakara, (2983)|485
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|buhariebu davudmuvatta|Aişe|Kur'an'daki: "Allah sizi (dil alışkanlığı olarak maksadsız yapılan) lağv yeminleriniz için muaheze etmez" ayeti kişinin sözünde sıkça kullandığı, "vallahi evet", "billahi hayır" gibi yeminleri için nazil oldu." (Yukandaki metin Buhari'den alınmadır. Hadisi, Ebu Davud hem Hz. Peygamber (sav)'in sözü olarak hem de Hz. Aişe (ra)'nin sözü olarak iki şekilde rivayet etmiştir. İmam Malik Muvatta'da bu hadisle ilgili olarak şunu söyler: "Bu mevzuda işittiğimin en güzeli şudur: "Ayette geçen "Lağv", bir kimsenin öyle bildiği için bir şey hakkında yaptığı yemindir, ancak sonradan, o şeyin, bildiği gibi olmadığını anlar. Bu durumda yaptığı yemin için kefaret gerekmez. Ancak bir kimse de çıkıp, günahkar ve yalancı olduğunu bile bile, birilerini memnun etmek veya bir malı ede etmek için yemin ederse bu öylesine büyük bir günahtır ki, bunun kefareti yoktur.") |Buhari, Eyman 14, Tefsir, Maide 8; Ebu Davud, Eyman 7, (3254); Muvatta, Eyman 9, (2, 477)|486
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|ebu davudnesai|İbnu Abbas|Kur'an-ı Kerim'deki "Kocaları, bekleme müddeti içinde barışmak isterlerse onları geri almaya (herkesten) çok layıktırlar" (Bakara 228) ayeti hakkında şunu söyledi: "Erkek hanımını üç talakla da boşasa hanımını geri almaya herkesten daha çok hak sahibi idi. Ancak bu hüküm, Cenab-ı Hakk'ın şu sözü ile neshedildi: "Boşanma iki defadır. Ya iyilikle tutma ya da iyilik yaparak bırakmadır..." (Bakara, 229). |Ebu Davud, Talak 10, (2195); Nesai, Talak 74, (6, 212)|487
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|tirmizimuvatta|Urvetu'bnu'z-Zübeyr|Cahiliye devrinde kişi hanımım boşar, iddeti sona ermeden geri almak isterse, alma hakkına sahipti. Bu şekilde bin kere boşayıp geri dönebilirdi. (Bu hal bir adamın şu hadisesine kadar devam etti.) Bir gün adam hanımını boşadı ve iddeti dolmak üzere iken hanımını geri aldı, sonra tekrar boşadı ve hanımına: "Allah'a kasem olsun seni evime almıyorum ve ebediyen başkasına da helal olmayacaksın" dedi. Kadın: "Bu nasıl olur?" deyince, adam: "Seni boşuyorum, iddetin dolmadan tekrar geri alacağım ve bu böylece devam edip gidecek" dedi. Kadın Hz. Aişe (ra)'ye gitti, durumu anlattı. Hz. Aişe cevap vermedi. Resulullah (sav)'ı bekledi. Gelince vak'ayı anlattı. Resulullah (sav) da cevap vermedi (vahiy bekledi). Cenab-ı Hakk şu ayeti inzal buyurdu: "Boşama iki defadır ya iyilikle tutma ya da iyilik yaparak bırakmadır" (Bakara, 229). O günden itibaren insanlar bu yeni talaka yöneldiler, boşayan da boşamayan da. (Parantez içindeki açıklayıcı kısımlar Tirmizi'deki ziyadeden alınmıştır) |Tirmizi, Talak 16, (1192); Muvatta, Talak 80, (2, 588)|488
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|buhariebu davudtirmizi|Ma'kıl İbnu Yesar|Benim bir kızkardeşim vardı. Evlenmek için buna müracaat edenler oldu. Fakat kimseye müsbet cevap vermiyordum. Derken amcamın oğlu istedi. Kızkardeşimi ona nikahladım. Allah'ın dilediği kadar bir müddet beraber yaşadılar. Sonra amcam oğlu onu talak-ı ric'i ile boşadı. Ancak tekrar almadan terketti. İddeti tamamlandı. Kız kardeşimle evlenmek isteyenler bana müracaat edince amcam oğlu da, müracaat ederek tekrar almak istedi. Kendisine: "Daha önce de çok isteyenler oldu, kimseye vermedim, seni hepsine tercih ederek sana verdim, seninle evlendirdim. Sen onu talak-ı ric'i ile boşadın. (Geri alma hakkın olduğu halde terkettin ve iddeti doldu. Başkaları istemeye gelince, sen de talib odun, taleble almak istiyorsun. Allah'ıma kasem olsun onu asla sana vermeyeceğim" dedim. Ma'kıl der ki: Bunun üzerine benim hakkımda şu ayet nazil oldu: "Kadınları boşadığınız zaman iddetlerini bitirdiler mi, aralarında meşru bir surette anlaştıkları takdirde, artık kendilerini kocalarına nikah etmelerine engel olmayın" (Bakara, 232). Yine Ma'kıl ilave ediyor: "Ayet üzerine, yeminim için kefarette bulundum ve kız kardeşimi, eski kocasına nikahladım." Buhari'nin bir rivayetinde şöyle denir: "Resulullah (sav) Ma'kıl'ı çağırdı, ayeti kendisine tilavet buyurdu. Bunun üzerine o, müşkülpesendliği bıraktı ve Allah'ın emrine boyun eğdi" (Buhari, Talak 44) |Buhari, Tefsir, Bakara 2, 40, Talak 44; Ebu Davud, Nikah 21, (2087); Tirmizi, Tefsir, Bakara 2, (298)|489
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|buhari|İbnu Abbas|Kur'an'ın: "(Vefat iddeti bekleyen) kadınları nikahla isteyeceğinizi çıtlatmanızda... üzerinize bir vebal yoktur" (Bakara 235) ayetinden maksadı, "Evlenmeyi arzu eden kişinin: "Ben nikahlanmak istiyorum, kadına ihtiyacım var, saliha bir kadına kavuşmak istiyorum" demesidir" diye açıklamıştır. |Buhari, Nikah, 34|490
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|buharimüslimebu davudtirmizinesaiibnu mace|Ali|Resulullah (sav) Hendek Savaşı sırasında "Allah onların evlerini ve kabirlerini ateşle doldursun, bizim orta namazımıza mani oldvlar, güneş batıncaya kadar kılamadık" buyurdu. Bir rivayette: "Bizi, salat-ı vusta olan ikindi namazından ahkoydular" denir. Bir diğer rivayette: "Sonra ikindiyi akşamla yatsı arasında kıldık" denir. |Buhari, Tefsir, Bakara 2, 42, Cihad 98, Meğazi 29, Daavat 58; Müslim, Mesacid 202-206, (627); Ebu Davud, 5, (409); Tirmizi, Tefsir, Bakara 2, (2987); Nesai, Salat 14 (1, 236); İbnu Mace, Salat 6, (684)|491
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|müslimebu davudtirmizinesaimuvatta|Ebu Yunus|Aişe'nin azadlısı Ebu Yunus anlatıyor: "Hz. Aişe (ra), kendisine bir mushaf yazmamı emretti ve dedi ki: "Şu ayete gelince bana haber ver: "Namazlara ve bilhassa orta namazına devam edin" (Bakara, 238). Yazarken bu ayete gelince ona haber verdim. Bana şunu imla ettirdi: "Namazlara ve orta namazına ve ikindi namazına devam edin ve Allah için yalvaranlar olarak eda edin" (Bakara, 238). Hz. Aişe (ra): "Ben bunu Resulullah'dan işittim" dedi. |Müslim, Mesacid 207, (629); Ebu Davud, Salat 5, (410); Tirmizi, Tefsir, Bakara 2, (2986); Nesai, Salat 6, (1, 236); Muvatta, Salat 25, (1,138-139)|492
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|muvatta|Amr İbnu Rafi|Anlattığına göre, "Hz. Hafsa (ra)'ya bir mushaf yazıyormuş. Hz. Hafsa (ra) kendisinden, önceki hadiste "(Ebu Yunus'tan) Hz. Aişe'nin taleb ettiği hususu aynen taleb ettiğini anlatmıştır." |Muvatta, Cema'a 25, (1, 139)|493
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|müslim|Şakik İbnu Utbe|Bera İbnu'l-Azib (ra)'ten naklettiğine göre, demiştir ki: "Önce şu ayet nazil oldu: "Namazlara ve bilhassa ikindi namazına devam edin." Resulullah (sav) bunu bize Allah'ın dilediği müddetçe okudu. Sonra Allah bunu nashetti ve şu ayeti indirdi: "Namazlara ve bilhassa orta namazına devam edin." Şakik'in yanında oturmakta olan bir zat kendisine: "öyle ise bu ikindi namazıdır." Bera dedi ki: "Ben bu ayetin nasıl nazil olduğunu, Allah'ın nasıl neshettiğini sana haber verdim." |Müslim, Mesacid 208, (630)|494
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|muvattatirmizi||İmam Malik (ra)'e ulaştığına göre, Ali İbnu Ebi Talib (ra)'e İbnu Abbas (ra), Ku'an'da zikri geçen "orta namaz"a, (salatu'l-vusta) sabah namazı demişlerdir. (Tirmizi, bu hadisi İbnu Abbas ve İbnu Ömer'den muallak (senetsiz) olarak zikretmiştir.) |Muvatta, Cema'a 28, (1, 137); Tirmizi, Salat 133, (182)|495
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|muvattatirmiziebu davud||Zeyd İbnu Sabit ve Hz. Aişe (ra) "Orta namazı, öğlen namazıdır" derlerdi. |Muvatta, Cema'a 27, (1, 139); Tirmizi, Salat 133, (182); Ebu Davud, Salat 5, (411)|496
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|ebu davud|Zeyd|Ebu Davud'un Zeyd (ra)'den kaydettiğine göre, Hz. Resulullah (sav) öğle namazını zevalden sonra sıcağın en şiddetli olduğu saatte kılardı. Resulullah (sav)'ın kıldığı namazlar içinde ashabına en zor geleni bu namaz idi. Bunun üzerine şu ayet nazil oldu: "Namazlara ve orta namazına devam edin." Zeyd devamla dedi ki: "(Orta namazı, öğlen namazıdır, zira) bundan önce iki namaz var (birisi geceden -yatsı-, diğeri gündüzden -sabah-), ondan sonra da iki namaz var (biri gündüzden -ikindi- diğeri geceden -akşam-)". |Ebu Davud, Salat 5, (411)|497
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|buhari|Abdullah İbnu'z-Zübeyr|Hz. Osman (ra)'a, Bakara suresinde geçen: "Sizden zevceler (ini geride) bırakıp ölecek olanlar eşlerinin (kendi evlerinden) çıkarılmayarak yılına kadar faidelenmesini (bakılmasını) vasiyyet etsinler" (Bakara 240), ayeti diğer bir ayetle (Bakara, 234) neshedildiği halde niçin bu mensuh ayeti de Kur'an-ı Kerim'e yazıyorsunuz?" diye sordum. Bana şu cevabı verdi: "Ey kardeşim oğlu bu ayeti terk mi edelim, (bunu mu söylüyorsun)? Hayır, ben hiçbir şeyi yerinden oynatmam. |Buhari, Tefsir, Bakara, 2, 45|498
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|tirmizi|Ebu Hüreyre|Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdular: "Her şeyin bir şerefesi var. Kur'an-ı Kerim'in şerefesi de Bakara süresidir. Bu surede bir ayet vardır ki, Kur'an ayetlerinin efendisidir: Ayetü'l-Kürsi |Tirmizi, Sevabul-Kur'an 2, (2881)|499
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|müslimebu davud|Übey İbnu Ka'b|Resulullah (sav) bana: "Ey Ebu'l-Münzir, Allah'ın Kitabından ezberinde bulunan hangi ayetin daha büyük olduğunu biliyor musun?" diye sordu. Ben: "O Allah ki, O'ndan başka ilah yoktur, O, Hayy'dır, Kayyum'dur (yani diridir her şeye kıyam sağlayandır) (Bakara, 225) -ki buna Ayet'ü'l-Kürsi denir- dedim. Göğsüme vurdu ve: "İlim sana mübarek olsun ey Ebu'l-Münzir! dedi." |Müslim, Müsafirin 258, (810); Ebu Davud, Vitr, 17, Salat 325, (1460)|500
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|buhari|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) beni Ramazan zekatını muhafazaya tayin etmişti. Derken kara bir adam gelerek zahireden avuç avuç almaya başladı. Ben derhal kendisini yakaladım ve: "Seni Resulullah (sav)'a çıkaracağım" dedim. Bana: "Ben fakir ve muhtaç bir kimseyim, üstelik üzerimde bakmak zorunda olduğum çoluk-çocuk var, ihtiyaçlarım cidden çoktur, şiddetlidir" dedi. Ben de onu salıverdim. Sabah olunca, Hz. Peygamber (sav): "Ey Ebu Hüreyre! Dün akşamki esirini ne yaptın?" diye sordu. Ben: "Ey Allah'ın Resulü, bana şiddetli ihtiyacından ve çoluk-çocuktan dert yandı. Bunun üzerine ona acıyarak salıverdim" dedim. Resulullah (sav): "Ama o sana muhakkak yalan söyledi. Haberin olsun, o tekrar gelecek!" buyurdu. Bu sözünden anladım ki, herif tekrar gelecek. Binaenaleyh onu beklemeye başladım. Derken yine geldi ve zahireden avuçlamaya başladı. Ben de derhal yakaladım ve: "Seni mutlaka Resulullah (sav)'a çıkaracağım" dedim. Yine yalvararak: "Beni bırak, gerçekten çok muhtacım, üzerimde çoluk-çocuk var, bir daha yapmam" dedi. Ben yine acıdım ve salıverdim. Ertesi gün Resulullah (sav): "Ey Ebu Hüreyre, dün geceki esirini ne yaptın?" diye sordu. Ben: "Ey Allah'ın Resulü, bana ihtiyacından çoluk-çocuğundan dert yandı. Ben de acıdım ve salıverdim" dedim. "Ama" dedi, Resulullah: "O yalan söyledi fakat yine gelecek." Üçüncü sefer yine gözetledim. Yine geldi ve zahireden avuç avuç almaya başladı. Onu yine yakalayıp: "Seni mutlaka Hz. Peygamber (sav)'e götüreceğim. Bu üçüncü gelişin, üstelik sıkılmadan başka gelmeyeceğim deyip yine de geliyorsun" dedim. Yine bana rica ederek şöyle söyledi: "Bırak beni, sana birkaç kelime öğreteyim de Allah onlarla sana fayda ulaştırsın". Ben: "Nedir bu kelimeler söyle!" dedim. Bana dedi ki: "Yatağa girdin mi Ayetü'l-Kürsi'yi sonuna kadar oku. Bunu yaparsan Allah senin üzerine muhafız bir melek diker, sabah oluncaya kadar sana şeytan yaklaşamaz". Ben yine acıdım ve serbest bıraktım. Sabah oldu, Resulullah (sav): "Dün akşamki esirini ne yaptın?" diye sordu. Ben: "Ey Allah'ın Resulü, bana birkaç kelime öğreteceğini, bunlarla Allah'ın bana faide ihsan buyuracağını söyledi, ben de kendisini yine serbest bıraktım" dedim. Resul-i Ekrem (sav): "Neymiş onlar?" dedi. Ben: "Efendim, döşeğine uzandığın vakit Ayetü'l-Kürsi'yi başından sonuna kadar oku. (Bunu okursan) Allah'ın koyacağı bir muhafız üzerinden eksik olmaz ve ta sabaha kadar şeytan sana yaklaşmaz!" dedi, cevabını verdim. Resulullah (sav) bunun üzerine: "(Bak hele!) o koyu bir yalancı olduğu halde, bu sefer doğru söylemiş. Ey Ebu Hüreyre! Üç gecedir kiminle konuştuğunu biliyor musun?" dedi. Ben: "Hayır!" cevabını verdim. "O bir şeytandı" buyurdular. |Buhari, Vekale 10|501
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|tirmizi|Ebu Eyyüb|Ravinin bir hücresi vardı ve içinde hurma bulunuyordu. Buraya bir gulyabani (cin) dadanmış gelip hurmadan alıyordu. Bu durumu Resulullah (sav)'a, açtı. Resulullah (sav) kendisine: "Git, tekrar görecek olursan "Allah'ın adıyla, Resulullah (sav)'a icabet et" dersin" buyurdu. Ebu Eyyub der ki: (Bekledim, tekrar gelince) yakaladım. Ancak, bir daha gelmeyeceğine dair yemin etti, ben de salıverdim.Sonra Resulullah (sav)'la karşılaştığımda Resulullah (sav): "Esirin ne oldu?" diye sordu. Ben: "Bir daha gelmeyeceğine dair yemin etti (ben de bıraktım)" dedim. Resulullah (sav): "O yalan söylemiş, o yalana alışkındır" buyurdu. Ebu Eyyüb, bir başka sefer yine geldiğini, yakalayınca gelmeyeceğine dair yine yemin ettiğini, yemini üzerine salıverdiğini anlatır. Resulullah (sav) tekrar: "Esirin ne oldu?" diye sorar. "Gelmeyeceğine dair yemin edince bıraktım" der. Resulullah (sav): "Yalan söylemiş, o zaten yalana alışkındır" buyurur. Ebu Eyyub (ra) üçüncü sefer yine yakalar ve: "Bu sefer seni bırakmayacağım, mutlaka Resulullah (sav)'a kadar götüreceğim" der. Bunun üzerine cin: "(Dinle beni) sana mühim bir şey hatırlatacağım: Ayet'ü'l-Kürsi var ya, onu evinde oku. O takdirde sana hiç ne şeytan ne başkası yaklaşamaz" der. (Ebu Eyyub yine salar) ve Hz. Peygamber (sav)'e gelir. Resulullah (sav): "Esirin ne oldu?" diye sorar. Olup biteni haber verince: "(Hayret), yalancı olduğu halde bu sefer doğruyu söylemiş" buyurur." |Tirmizi, Sevabu'l-Kur'an 3, (2883)|502
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|ebu davud|İbnu Abbas|"Dinde zorlama yoktur" (Bakara 256) ayeti Ensar hakkında inmiştir. Şöyle ki: Medine'de çocuğu yaşamayıp ölen kadınlar, "çocuğum yaşarsa Yahudi dini üzerine yetiştireceğim" diye adakta bulunurdu. Benu Nadir Yahudileri Medine'den sürüldükleri vakit, bunlar arasında Yahudileştirilmiş çok sayıda Ensar çocuğu vardı. Ensariler: "Çocuklarımızı onlara terketmeyiz" dediler. Bunun üzerine Cenab-ı Hakk: "Dinde zorlama yoktur, artık iman ile küfür apaçık meydana çıkmıştır..." (Bakara) ayetini inzal buyurdu. |Ebu Davud, Cihad 126, (2682)|503
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|buharimüslimtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Hz. İbrahim (a.s.)'in şu sözleriyle ifade ettiği şüpheyi yaşamaya biz ondan daha layıkız: "Ey Rabbim ölüleri nasıl dirilteceğini bana göster" demiş, (Allah: "Buna) inanmadın mı yoksa" demiş, o da: "İnandım, fakat kalbimin, (gözümle görerek) yatışması için (istedim, diye) söylemiştir (Bakara, 260). Allah, Lut (a.s.)'a rahmetini bol kılsın, aslında o çok muhkem bir kaleye sığınmıştı. Eğer, Hz. Yusuf (a.s.)'un kaldığı müddetçe hapiste ben kalsaydım, davete icabet ederdim." |Buhari, Enbiya 11, 15, 19, Tefsir, Yusuf 5, Tazir 9; Müslim, İman 238, (151), Fedail 152, (151); Tirmizi, Tefsir, Yusuf 12, (3115)|504
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|tirmizi||Tirmizi'nin bir rivayetinde Hz. Yusuf'la ilgili olarak Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: "Kerim oğlu Kerim oğlu Kerim oğlu Kerim; İbrahimoğlu İshakoğlu Yakuboğlu Yusuftur. Ve ilave etti: "Şayet, hapiste onun yerine ben yatmış olsaydım da, sonunda bana elçi gelseydi, çıkma hususunda hemen cevap verirdim." Resulullah (sav) arkadan şu ayeti okudu: "Kendisine elçi gelince, "Efendine dön de ellerini kesen o kadınların zoru neydi kendisine sor" dedi. Resulullah (sav) devamla şunu söyledi: "Allah Teala'nın rahmeti Lut'a olsun, o aslında çok sağlam bir kaleye sığınmışta Allah ondan sonra, her peygamberi kavminden kalabalık bir cemaat içinde gönderdi." |Tirmizi, Tefsir, Yusuf, (3115)|505
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|buhari|Ubeyd İbnu Umayr|Ömer İbnu'l-Hattab (ra) Resulullah (sav)'ın ashabına sordu: "Şu ayet kimin hakkında nazil olmuştur? "Sizden herhangi biri arzu eder mi ki, hurmalardan, üzümlerden kendisinin bir bahçesi olsun, altında ırmaklar aksın, orada kendisinin her çeşit meyveleri bulunsun. Fakat ona ihtiyarlık çöksün, aciz ve küçük çocukları da olsun, derken o bahçeye içinde bir ateş bulunan bir bora isabet etsin de o, yanıversin?" (Bakara, 266). Cemaat: "Allah ve Resulü daha iyi bilir" cevabını verdi. Hz. Ömer (ra) bu cevaba kızdı ve: "Biliyoruz veya bilmiyoruz" deyin dedi.Bunun üzerine İbnu Abbas (sav): "Bu hususta içimden bir şeyler geçiyor ey müminlerin emiri" dedi. Hz. Ömer (ra) ona: "Ey kardeşimin oğlu söyle onu, kendini küçük görme" dedi. İbnu Abbas: "Bu, bir iş için misal olarak verilmiştir" deyince Hz. Ömer: "Hangi iş için?" diye tekrar etti. İbnu Abbas da: "Zengin bir kimsenin işi için, öyle ki bu zengin Allah'a da kulluk ve itaatini yerine getiriyordu. Sonra Allah ona şeytanı gönderdi. (Zengin onun iğvasına kapılarak günahlar işledi ve sonunda bütün (salih) amellerini batırdı." |Buhari, Tefsir,Bakara 47|506
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|tirmiziibnu mace|Bera|"İğrenmeden alamayacağınız pis şeyleri vermeye kalkmayın.. (Bakara, 267) mealindeki ayet biz ensar hakkında indi" dedi ve anlattı: "Biz hurma yetiştiren kimselerdik. Herkes, hurmasından az veya çok oluşuna göre tasadduk ederdi. Bu cümleden olarak, kişi bir iki hurma salkımı getirir onu mescide asardı. Mescidde kalan Ehl-i Suffa'nın yiyeceği yoktu. Bunlardan biri acıktığı zaman, salkıma gelir, sopasıyla vurur, ondan bir miktar hurma düşürür ve yeredi. Hayrı düşünmeyenlerden bazıları, içerisinde kalitesiz hurmaların çokça bulunduğu salkımlardan, bazıları kırık adi salkımlardan getirip asıyordu. Bunun üzerine Cenab-ı Hakk şu ayeti indirdi: "Ey iman edenler: Kazandıklarınızın temizlerinden ve size yerden çıkardıklarımızdan sarfedin; iğrenmeden alamıyacağınız pis şeyleri vermeye kalkmayın. Allah'ın müstağni ve övülmeye layık olduğunu bilin." Resulullah (sav) ayeti şöyle açıkladılar: "Sizden biri, sadaka olarak verdiği şeyin benzeri, kendisine verildiği takdirde onu istemeye istemeye, utanarak alacağı şeyden almamasına dikkat etsin." İbnu Abbas der ki: "Bundan sonra hepimiz, sahib olduğumuz şeylerin iyilerinden verir olduk." Hadisi, Tirmizi rivayet eder ve sahih olduğunu belirtir (Tefsir, (2990). Hadisi ibnu Mace, Zekat'ın 19, (1822)babında kaydeder. |Tirmizi, Tefsir, 2990; İbnu Mace, Zekat 19, (1822)|507
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|tirmizi|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Şeytan da, melek de insanoğluna sokularak onun kalbine birtakım şeyler atarlar. Şeytanın işi kötülüğe çağırmak, sonu fena ve zararlı olan şeylere teşvik etmek ve hakkı yalanlamak, haktan uzaklaştırmaktır. Meleğin işi hak ve hayra, iyiliğe çağırmak ve kötülükten uzaklaştırmaktır. Kim içinde hakka, hayıra, iyiliğe çağıran bir ses duyarsa bilsin ki bu Allah'tandır ve hemen Allahu Teala'ya hamdetsin. Kim de içinde şerr ve inkara çağıran bir fısıltı duyarsa ondan uzaklaşsın ve hemen şeytandan Allah'a sığınsın." Resulullah (sav) bu sözlerine şu mealdeki ayeti ekledi: "Şeytan sizi fakir olacaksınız diye korkutur, size cimriliği emreder.." (Bakara 268). |Tirmizi, Tefsir, (2991)|508
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|buhari|Mervan el-Esfar|Abdullah İbnu Ömer (ra): "İçinizdekini açıklasanız da gizleseniz de Allah sizi onunla hesaba çeker ve dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder, Allah her şeye kadirdir." (Bakara 284) ayetinin müteakip ayet tarafından neshedildiğini söylemiştir." |Buhari, Tefsir, Bakara 54, 55|509
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|müslim|Ebu Hüreyre|Cenab-ı Hakk'ın şu mealdeki sözü nazil olunca: "İçinizdekini açıklasanız da gizleseniz de Allah sizi onunla hesaba çeker ve dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder..." (Bakara, 284) bu ihbar Sahabe (ra)'ye çok ağır geldi. Resulullah (sav)'a geldiler, diz çöküp oturdular ve dediler ki: "Ey Allah'ın elçisi, bize yapabileceğimiz işler emredildi: Namaz, oruç, cihad ve sadaka, bunları yapıyoruz. Ama Cenab-ı Hakk sana şu ayeti inzal buyurdu. Onu yerine getirmemiz mümkün değil." Resulullah (sav) onlara: "Yani sizler de sizden önceki Yahudi ve Hıristiyanlar gibi "dinledik ama itaat etmiyoruz" mu demek istiyorsunuz? Hayır öyle değil şöyle deyin: "İşittik itaat ettik. Ey Rabbimiz affını dileriz, dönüş sanadır." Ce-maat bunu okuyup, dilleri ona alışınca, bir müddet sonra Cenab-ı Hakk şu vahyi inzal buyurdu: "Peygamber ve inananlar, O'na Rabbi'nden indirilene inandı. Hepsi Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine inandı. Peygamberleri arasında hiçbirini ayırdetmeyiz, işittik, itaat ettik, Rabbimiz! Affını dileriz, dönüş sanadır" dediler (Bakara 285). Ashab bunu yapınca Allah, önceki ayeti neshetti ve şu ayeti inzal buyurdu: "Allah kişiye ancak gücünün yeteceği kadar yükler; kazandığı iyilik lehine, ettiği kötülük de aleyhinedir. Rabbimiz! Eğer unutacak veya yanılacak olursak bizi sorumlu tutma. (Resululah bu duayı yapınca Allah Teala hazretleri: Pekala, yaptım buyurmuştur). Rabbimiz bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır yük yükleme! (Allah Teala  hazretleri: Pekiyi, buyurmuştur). Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmiyeceği şeyi taşıtma (Rabb Teala hazretleri: Pekiyi, dedi). Bizi affet, bizi bağışla, bize acı. Sen Mevlamızsın, kafirlere karşı bize yardım et (Rabb Teala buna da Pekiyi demiştir). |Müslim, İman 199, (125)|510
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Bakara Suresi|buharimüslimebu davudnesaitirmiziibnu mace|Ebu Hüreyre|Hz. Peygamber (sav) buyurdular ki: "Allah Teala, ümmetim, içinden geçen fena şeylerle amel etmedikçe veya onu konuşmadıkça o şey yüzünden ümmetimi hesaba çekmeyecektir." |Buhari, Eyman Ve'n-Nüzür 15, Itk 6, Talak 11; Müslim, İman 201, (127); Ebu Davud, Talak 15, (2209); Nesai, Talak 22 (6, 156); Tirmizi, Talak 8, (1183); İbnu Mace, Talak 14, (2540)|511
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Al-i İmran Suresi|buharimüslimtirmiziebu davud|Aişe|Resulullah (sav) şu mealdeki ayeti okudu: "(Habibim) Sana Kitab'ı indiren O'dur. Ondan bir kısım ayetler muhkemdir ki bunlar Kitab'ın anası (temeli)dir. Diğer bir kısmı da müteşabihlerdir. İşte kalblerinde eğrilik bulunanlar sırf fitne aramak (ötekini berikini saptırmak) ve (kendi arzularına göre) onun te'viline yeltenmek için onun müteşabih olanına tabi olurlar. Halbuki onun te'vilini Allah'dan başkası bilmez, ilimde yüksek gayeye erenler ise; "Biz ona inandık, hepsi Rabbimiz katındadır" derler. (Bunları) salim akıllılardan başkası iyice düşünmez." Resulullah (sav) ayetin okunmasını tamamlayınca bana şunu söyledi: "Kur'an'ın müteşabih ayetlerine tabi olanları gördüğünüz vakit bilin ki onlar Allah'ın ayette haber verdiği kimselerdir, onlardan sakının." |Buhari, Tefsir, Al-i İmran 1; Müslim, İlim 1, (2665); Tirmizi, Tefsir, Al-i İmran (2996); Ebu Davud, Sünne 2, (4598)|512
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Al-i İmran Suresi|buhari|Said İbnu Cübeyr|Bir adam gelerek, İbnu Abbas (ra)'a "Ben Kur'an'da bazı ayetler görüyorum onlar bana aralarında ihtilaflı geliyor" dedi. İbnu Abbas (ra): "Nelermiş onlar?" diye sorunca adam şu ayetleri okudu: "Sur'a üflendiği zaman, aralarında o gün (böbürlenecekleri) soyları sopları olmadığı gibi, (birbirlerinin halini) de soramazlar" (Mü'minun, 101). Halbuki şu ayet de var: "Birbirlerine dönüp soruşurlar" (Saffat, 27). Bir ayette şöyle denir: "O gün inkar edip peygambere baş kaldırmış olanlar, yerle bir olmayı ne kadar isterler ve Allah'tan bir söz gizleyemezler" (Nisa, 42). Halbuki şu ayet var: "Sonra, Rabbimiz Allah'a and olsun ki bizler puta tapanlar değildik, demekten başka çare bulamazlar" (En'am, 23). Naziat suresinde: "Ey inkarcılar! Sizi yaratmak mı daha zordur, yoksa göğü yaratmak mı? Ki onu Allah bina edip yükseltmiş ve ona şekil vermiştir. Gecesini karanlık yapmış, gündüzümü aydınlatmıştır. Ardından yeri düzenlemiştir" (27-30) buyuruyor. Burada göğün yaratılışı yerin yaratılışından öncedir. Halbuki şu ayette yerin yaratılışı göğün yaratılışından öncedir: "Ey Muhammed onlara de ki: "Siz yeri iki günde yaratanı mı inkar ediyor ve O'na eşler koşuyorsunuz! O alemlerin Habbedir. O yeryüzüne sabit dağlar yerleştirdi, onu bereketli kıldı. Arayanlar için yeryüzünde gıdalarım normal olarak dört gün (dört mevsim) içinde yetiştirmesi kanununu koydu. Sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi. Ona ve yeryüzüne "İsteyerek veya istemeyerek buyruğuma gelin"dedi, ikisi de: "İsteyerek geldik" dediler (Fussilet, 9-11). Kur'an'da: "Allah affedici, merhametli oldu", "Allah aziz ve hakim oldu", "Allah işitici ve görücü oldu" denmektedir. Sanki, Allah eskiden böyle olmuş bitmiş gibi ifade edilmektedir." İbnu Abbas (ra) şu cevabı verdi: "Sur'a ilk üflemede onların aralarında hiçbir bağ olamaz, Allah'ın diledikleri dışında herkes gökte olsun yerde olsun bu ilk üflemede baygın düşer, işte bu baygınlık anında bağ da yok, hal hatır sorma da yok. Sonra ikinci üfleme var. Bu üflemede birbirlerine gelip soruşurlar." İbnu Abbas devam etti: ".,,Rabbimiz Allah'a and olsun ki biz puta tapanlar değildik" ayeti ile; "..Allah'tan bir şey gizleyemezler" ayetine gelince: "Allah Teala ihlas sahiplerinin günahlarını affeder. Bunun üzerine müşrikler: "Gelin biz de: "Müşrik değildik" diyelim" derler. Allah da onların ağızlarını mühürler. Vücudlarındaki her bir uzuv yaptığı işleri söyler. O sırada, Allah'ın hiçbir sözü gizlemediği bilinir. O'nun yanında: "İnkar edenler: "Keşke Müslüman olsaydık" temennisinde bulunacaklardır" (Hicr, 2). Diğer soruna gelince: Allah yeri iki günde yarattı. Sonra göğe yöneldi, başka iki günde de onu yedi kat olarak tanzim etti, sonra diğer iki günde arzı düzenledi yani yaydı, arzdan su ve otlak çıkardı. Arzda dağlar, ağaçlar, tepeler ve arzla sema arasında bulunan şeyleri yarattı. Bunu Cenab-ı Hakk: "Ardından yeri düzenlemiştir" (Naziat, 30) kelam-ı şerifleriyle ifade buyurmaktadır. Böylece arz ve içindekiler dört günde yaratılmış olmaktadır. Semavat da iki günde yaratılmış olmaktadır. "Allah affedici, merhametli oldu" kelamına gelince, Allah kendisini bu şekilde isimlemiştir, yani O hep böyle olmuştur ve böyle olacaktır. Allah her ne irade buyurdu ise irade buyurduğu şey mutlaka olmuştur. Yazık sana, Kur'an (ayetleri) sana ihtilaflı gelmemeli. Çünkü onun tamamı Aziz ve Celil olan Allah'tandır." |Buhari, Tefsir, Ha-Mim, Secde (Fussilet) 1|513
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Al-i İmran Suresi|ebu davud|İbnu Abbas|Resulullah (sav), Bedir savaşında Kureyş'i yendikten sonra Medine'ye döndüğü zaman Yahudileri toplayarak onlara: "Kureyş'in başına gelen musibet size de gelmeden Müslüman olun" dedi. Onlar cevaben: "Ey Muhammed, Kureyş'ten savaşmasını bilmeyen toy bir grubu mağlub etmen sakın seni aldatmasın. Şayet bizimle savaşacak olursan bizim kimler olduğumuzu öğrenecek ve bizim gibisiyle hiç karşılaşmadığını anlayacaksın!" dediler. Bunun üzerine Cenab-ı Hakk şu ayeti indirdi: "(Habibim), O (Yahudi) kafirlerine de ki: Yakında mağlub olacaksınız ve (toptan) cehenneme sürüleceksiniz. O, ne kötü yataktır, (Bedir muharebesinde) karşılaşan iki grub hakkında sizin için muhakkak bir ibret vardı. (Onlardan) bir grub Allah yolunda dövüşüyordu, diğeri ise kafirdi" (Al-i İmran, 12-13). |Ebu Davud, Harac 22 (3001)|514
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Al-i İmran Suresi|tirmizi|İbnu Mesud|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Her peygamberin peygamberlerden dostları vardır. Benim dostum, ceddim ve Rabbimin halili olan İbrahim'dir." Resulullah (sav) sonra şu ayeti tilavet buyurdular: "Gerçekten, insanlardan İbrahim'e en yakın olanı her halde (zamanında) ona tabi olanlarla şu peygamber ve (şu) iman edenlerdir. Allah da o iman edenlerin yaridir" (Al-i İmran, 68). |Tirmizi, Tefsir, Al-i İmran (2998)|515
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Al-i İmran Suresi||İbnu Abbas|"...İbrahim'in ailesi ve İmran'ın ailesi..." (Al-i İmran, 33) ayeti hakkında: "Onlar, İbrahim'in neslinden, İmran'ın neslinden, Yasin'in neslinden ve Muhammed'in neslinden iman eden kimselerdir." Allah Teala hazretleri şöyle buyuruyor: "Gerçekten, insanlardan İbrahim'e en yakın olanı her halde (zamanında) ona tabi olanlarla şu peygamber ve (şu) iman edenlerdir. Allah da o iman edenlerin yaridir" (Al-i İmran, 68) demiştir. Bu hadisi Buhari, muallak (senetsiz) olarak tahric etmiştir (Enbiya, 44). ||516
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Al-i İmran Suresi|buhari|İbnu Abbas|Yine İbnu Abbas, saliha kadının: "Rabbim, karnımdakini azadlı bir kul olarak sana adadım" (Al-i İmran, 35) sözünü tefsir sadedinde şöyle der :"Yani sırf mescide hizmet etmesi için." Buhari bu rivayeti bab başlığı olarak tahric etmiştir (Salat, 74) |Buhari, Salat, 74|517
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Al-i İmran Suresi|buharimüslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular: "Yeni doğan her insan yavrusuna, doğduğu anda şeytan mutlaka bir dürter. Yavru, onun dürtmesi (nin verdiği rahatsızlık) sebebiyle bağırarak ağlar. Hazret-i Meryem ve onun oğlu İsa bundan hariçtir." Ebu Hüreyre sözüne devamla: "İsterseniz şu ayeti de okuyun dedi: Meryem: "...Ben onu da soyunu da kovulmuş şeytandan sana sığındırırım" dedi (Al-i İmran, 36). |Buhari, Tefsir, Al-i İmran 2; Müslim, Fedail, 146, 2366|518
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Al-i İmran Suresi|buhari|İbnu Abbas|Meryem'i hangisi himayesine alacak diye (kura çekmek üzere) kalemlerini atarken sen yanlarında değildin" (Al-i İmran, 44) ayetiyle ilgili olarak buyurdu ki: "Kur'a çekmek üzere kalemlerini (suya) attılar. Kalemler akıntıyla beraber gitti. Sadece Zekeriya'nın kalemi suyun üstüne çıktı. Hadisi Buhari, bab başlığında tahric etti. (Şehadet, 30). |Buhari, Şehadet, 30|519
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Al-i İmran Suresi|buhari|İbnu Abbas|"Ey isa, şüphesiz ki seni vefat ettirecek olan (onlar değil) benim" ayetindeki (Al-i İmran, 55) seni vefat ettirecek olan (müteveffike) ibaresini "seni öldürecek olan" diye açıklanmıştır. Bu rivayeti Buhari, bab başlığında kaydetmiştir. (Tefsir, Suretu'l-Maide 13). |Buhari, Tefsir, Suretu'l-Maide 13|520
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Al-i İmran Suresi|nesai|İbnu Abbas|Ensar'dan bir zat Müslüman olmuştu, sonra tekrar irtidat edip müşriklerin yanına gitti. Bilahere yaptığından pişman olup, kabilesine: "Resulullah (sav)'a sorun, benim için tevbe imkanı var mı?" diye haber saldı. Kavmi de Resulullah (sav)'a gelerek: Onun için tevbe etme şansı var mı?" diye sordular. Bunun üzerine şu ayet indi: "İnandıktan, Peygamberin hak olduğuna şehadet ettikten, kendilerine belgeler geldikten sonra inkar eden bir milleti Allah nasıl doğru yola eriştirir? Allah zalimleri doğru yola eriştirmez. İşte bunların cezası, Allah'ın, meleklerin, insanların hepsinin lanetine uğramalarıdır. Orada temellidirler; onlardan azab hafifletilmez; oların azabı geciktirilmez. Ancak bunun ardından tevbe edip düzelenler müstesnadır. Doğrusu Allah bağışlar ve merhamet eder" (Al-i İmran 86-89). Ayeti ona gönderdi, O da Müslüman oldu. |Nesai, Tahrimü'd-Dem 15, (7, 107)|521
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Al-i İmran Suresi|tirmiziibnu mace|Behz İbnu Hakim|Ravinin babası ve ceddi tarikiyle anlattığına göre, Resulullah (sav)'ın "Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz" (Al-i İmran, 110) ayeti hakkında şunu söylediğini işitti: "Siz yetmiş ümmeti yetmişe tamamlayan sonuncu ümmetsiniz. Siz onların en hayırlısı ve Allah yanında en değerli olanısınız." |Tirmizi, Tefsir, Al-i İmran (3004); İbnu Mace, Zühd 34, (4288)|522
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Al-i İmran Suresi|buhari|İbnu Abbas|"Rabb'e kul olun (kunu Rabbaniyyin)" (Al-i İmran, 79) ayetiyle "Hakimler, fakihler olun" denmek istenmiştir" buyurmuştur. Buhari, bu hadisi bab başlığında kaydetmiştir (İlm 10) |Buhari, İlm 10|523
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Al-i İmran Suresi|buhari|Cabir|Şu ayet bizim hakkımızda indi: "O zaman içinizden iki zümre za'f göster(mek iste)mişdi. Halbuki onların yardımcısı Allah'tı. Mü'minler ancak Allah'a güvenip dayanmalılar." (Al-i İmran, 122). Hz. Cabir devamla şu açıklamayı yaptı: "Biz iki zümreydik: Bir zümre Benü Harise, diğeri Benü Seleme. Ayette: "Allah onların yardımcısıdır" dendiği için bu ayet hakkımızda inmemiş olsaydı sevinmezdim," |Buhari, Megazi 18, Tefsir, Al-i İmran 8; Müslim, Fedailu's-Sahabe 171, (2505)|524
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Al-i İmran Suresi|buhari|İbnu Ömer|Resulullah (sav) Safvan İbnu Umeyye, Süheyl İbnu Amr ve el-Haris İbnu Hişam'a beddua ediyordu. Bunun üzerine şu ayet indi: "Allah'ın, onların tövbelerini kabul veya onlara azab etmesi işiyle senin bir ilişiğin yoktur; çünkü onlar zalimlerdir" (Al-i İmran, 128). |Buhari, Megazi 21, Tefsir, Al-i İmran 9; Tirmizi, Tefsir, Al-i İmran (3007, 3008); Nesai, Salat 121, (2, 203)|525
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Al-i İmran Suresi|tirmizi||Tirmizi'de geldiği üzere Resulullah (sav) Uhud günü şöyle demiştir: "Ey Allahım, Ebü Süfyan'a lanet et! Ey Allahım, el-Haris İbnu Hişam'a lanet et! Ey Allahım, Saffan İbnu Umeyye'ye lanet eti" Bunun üzerine: "Allah'ın onların tevbelerini kabul veya onlara azab etmesi işiyle senin bir ilişiğin yoktur, çünkü onlar zalimlerdir" (Al-i İmran, 128) mealindeki ayet indi. |Tirmizi, Tefsir, Al-i İmran (3007)|526
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Al-i İmran Suresi|nesai|İbnu Ömer|Hz. Peygamber (sav)'in sabah namazında başını sonuncu rekatta kaldırdığı sırada "Ey Rabbim ... lanet" diye aynen yukandaki hadiste muhtevayı işittiğini söylemiştir. |Nesai, Salat 121 (2, 203)|527
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Al-i İmran Suresi|ebu davudtirmizi|İbnu Abbas|Hiçbir peygambere ganimete ve millet malına hıyanet yaraşmaz" (Al-i İmran, 161) ayeti, Bedir savaşı sırasında kaybolan kırmızı renkli bir kadife parçası hakkında nazil olmuştu. Cemaatten bazısı "Belki de Hz. Peygamber almıştır" demişti ki bunun üzerine yukandaki ayet nazil oldu." |Ebu Davud, el-Huruf ve'l-Kıraat 1, (3971); Tirmizi, Tefsir, Al-i İmran (3012)|528
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Al-i İmran Suresi|ebu davud|İbnu Abbas|Resulullah (sav) ashabına şöyle dedi: "Uhut'da şehid olan kardeşleriniz var ya! Allah, onların ruhlarını yeşil kuşların içine koydu. Bunlar cennetin nehirlerine giden, cennet meyvelerinden yiyen ve Arşın gölgesine asılmış altından kandillere girip istirahat eden kuşlardır. Şehidler böylece güzel güzel yiyip içip dinlenince şöyle dediler: Kardeşlerimize bizden kim haber götürecek ve bildirecek ki bizler cennette dirileriz, rızıklanıyoruz? Bu haber gitmeli ki onlar cennete karşı isteksiz olmasınlar ve harpte korkak davranmasınlar!" Allah Teala onlara cevaben: "Sizin haberinizi ben duyuracağım" buyurdu ve şu ayeti indirdi: "Allah yolunda öldürülenleri ölü saymayın bilakis onlar Rabbleri katında diridirler. Allah'ın bol nimetinden onlara verdiği şeylerle sevinç içinde rızıklanırlar. Arkalarından kendilerine ulaşmayan kimselere, kendilerine korku olmadığını ve kendilerinin üzülmeyeceklerini müjde etmek isterler" (Al-i İmran, 169). |Ebu Davud, Cihad 27, (2520)|529
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Al-i İmran Suresi|buhari|İbnu Abbas|Halk onlara: "Düşmanınız olan insanlar size karşı bir ordu topladılar, onlardan korkun" dediler. Bu, onların imanını artırdı da: "Allah bize yeter, o ne güzel vekildir" dediler" (Al-i İmran, 173) ayeti hakkında şu açıklamayı yaptı: "Bunu İbrahim (sav) ateşe atıldığı esnada söyledi, keza aynı şeyi Hz. Peygamber (sav), halk kendisine: "insanlar size karşı toplandılar" dediği zaman söyledi. |Buhari, Tefsir, Al-i İmran, 13|530
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Al-i İmran Suresi|buharimüslim|Ebu Said|Hz. Peygamber (sav) zamanında bir kısım münafıklar, Resulullah (sav) bir gazveye çıktığı vakit ondan ayrılıp geri kalırlar ve Resulullah (sav)'a muhalefet edip kaldıkları için rahatlarlar, sevinirlerdi. Resulullah (sav) Medine'ye dönünce de gelip andlar, yeminler içerek özürler beyan ederlerdi. Bir de isterlerdi ki, yapmadıkları şeylere övgüye, medh-u senaya mazhar olsunlar. Onların bu hali ile ilgili olarak şu ayet nazil oldu: "Ettiklerine sevinen ve yapmadıklarıyla övülmekten hoşlananların, sakın sakın onların azabtan kurtulacaklarını sanma, elem verici azab onlaradır" (Al-i İmran, 188). |Buhari, Tefsir, Al-i İmran 16, (6, 51); Müslim, Sıfatu'l-Münafıkin, 7 (2777)|531
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Al-i İmran Suresi|buharimüslimtirmizi|Humeyd İbnu Abdirrahman İbni Avf|Emevi halifesi Mervan kapıcısına: "Ey Rafi! İbnu Abbas (ra)'a git ve de ki: "Eğer bizden herkes, ettiği ile sevinmesinden ve yapmadığı şeyle de övülmekten hoşlanmasından dolayı azab görecekse, toptan hep azaba maruz kalacağız demektir." İbnu Abbas (ra) kendisine bu söylenince şöyle dedi: "O ayetten size ne? O ayet, Ehl-i Kitap hakkında inmiştir." Sonra şu ayeti okudu: "Allah kitap verilenlerden, onu insanlara açıklayacaksınız ve gizlemeyeceksiniz diye ahid almıştı. Onlar ise, onu arkalarına atıp, az bir değere değiştiler. Alış-verişleri ne kötüdür. Ettiklerine sevinen ve yapmadıklarıyla övülmekten hoşlananların, sakın sakın onların azabtan kurtulacaklarını sanma, elem verici azab onlaradır." (Al-i İmran, 187-188). İbnu Abbas (ra) sözüne devam ederek şu açıklamayı yaptı: "Resulullah (sav) onlara bir husus sordu, gerçeği gizleyip, değişik şekilde yanlış cevap verdiler. Üstelik kendilerine sorduğu hususa verdikleri cevap sebebiyle medhedilmeyi beklediklerini de iş'ar ettiler. Ayrıca sorulan şeyi ona gizlemiş olmalarına da sevindiler." |Buhari, Tefsir, Al-i İmran 16 (6, 51); Müslim, Sıfatu'l-Münafıkin 8, (2778); Tirmizi, Tefsir, Al-i İmran (3018)|532
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Al-i İmran Suresi|rezin|İbnu Abbas|"İster, amelce iyi, müttaki, isterse amelce kötü, facir kişi olsun, ölüm herkes hakkında hayırlıdır" buyurduktan sonra şu ayeti okudu: "İnkar edenler, kendilerine vermiş olduğumuz mühletin sakın kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Biz onlara ancak, günahları çoğalsın diye mühlet veriyoruz. Alçaltıcı azab onlaradır" (Al-i İmran, 178). Sonra da şu ayeti okudu: "Fakat Rablerinden sakınanlara, Allah katından ziyafetler bulunan, içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları cennetler vardır. Allah katındaki şeyler iyi olanlar için daha hayırlıdır" (Al-i İmran, 198). (Rezin kaydetmiş fakat, kaynak vermemiştir. Ancak bunu Hakim, el-Müstedrek'te (2, 298) tahric eder.) |Rezin|533
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Al-i İmran Suresi|tirmizi|Ümmü Seleme|"Ey Allah'ın Resulü, Allahu Teala'nın kadınları hicretle ilgili olarak zikrettiğini hiç işitmiyorum, niçin?" diye sordum. Bu sorum üzerine şu ayet indi: "Rableri dualarını kabul etti: Birbirinizden meydana gelen sizlerden, erkek olsun, kadın olsun iş yapanın işini boşa çıkarmam. Hicret edenlerin, memleketlerinden çıkanların, yolumda ezaya uğratılanların, savaşan ve öldürülenlerin günahlarını elbette örteceğim. And olsun ki, Allah katında bir nimet olarak, onları içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Nimetin güzeli Allah katındadır." (Al-i İmran, 195). |Tirmizi, Nisa, (3026)|534
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nisa Suresi|buharimüslimebu davudnesai|Aişe|Bir adamın yanında yetime bir kız vardı. Onu kendisine nikahladı. Kızın meyve veren bir hurma ağacı vardı. Kız, o hurma ağacında olsun, adamın başka malında olsun ona ortaktı. Adam kızı kendisi için tutuyor, kıza kendisinden (mehir olarak) bir şey vermiyordu. Bunun üzerine şu ayet indi: "Eğer velisi olduğunuz mal sahibi yetim kızlarla evlenmekle onlara haksızlık yapmaktan korkarsanız, onlarla değil, hoşunuza giden başka kadınlarla iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz..." (Nisa, 3) |Buhari, Vesaya 21, Tefsir, Nisa 1, 23, Nikah 1, 16, 19, 37, Hiyel 8; Müslim, Tefsir 6, 3018; Ebu Davud, Nikah 13, 2068; Nesai, Nikah 66 (6, 115, 116)|535
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nisa Suresi||Aişe|Bir rivayette hadis şöyledir: "Yetime kız velisinin terbiyesindedir. Velisi, kızın güzelliğine ve malına tamah etmekte (evlenmek istemekte)dir. Ancak mehrini tam değil, eksik vermeyi düşünmektedir. Böyle veliler, yetimlere, mehri hususunda adaletli davranmadıkça, yetimle evlenmeleri yasaklanmış, başka kadınlarla evlenmeleri emredilmiştir." ||536
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nisa Suresi||Aişe|Cenab-ı Hakk'ın şu ayette: "Ey Muhammed! Kadınlar hakkında senden fetva isterler, de ki: "Onlar hakkında fetvayı size Allah veriyor: Bu fetva kendilerine yazılan şeyi vermediğiniz ve kendileriyle evlenmeyi arzuladığınız yetim kadınlara ve bir de zavallı çocuklara ve yetimlere doğrulukla bakmanız hususunda Kitab'ta size okunandır..." (Nisa, 127) ayetinde atıfta bulunan bahis. Önceki ayettir ki orada şöyle denmektedir: "Eğer velisi olduğunuz mal sahibi yetim kızlarla evlenmekle onlara haksızlık yapmaktan korkarsanız, onlarla değil, hoşunuza giden başka kadınlarla iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz." Hz. Aişe (ra) devamla şunu söyledi: "Sonraki ayette yani, "... kendileriyle evlenmeyi arzuladığınız yetim kadınlara..." (Nisa, 127) ifadesinin geçtiği ayette, Cenab-ı Hakk'ın mevzubahis ettiği arzu, kişinin terbiyesi altında bulunan yetimenin malı ve güzelliği az olması halindeki arzudur. Bu durumda onunla evlenmek istememektedir. ||537
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nisa Suresi||Aişe|Bir başka rivayette "Ey Muhammed! Kadınlar hakkında senden fetva isterler" (Nisa 127) ayeti ile ilgili Hz. Aişe şu açıklamayı yapar: "Burada sözkonusu edilen, kişinin terbiyesi altında bulunan ve malından kendisine ortak olan yetime kızdır. Adam bu yetime ile evlenmeyi düşünmediği gibi, başkasıyla evlendirip, yabancıyı malına ortak kılmak da istememekte, yetimeyi ortada tutmaktadır. Cenab'ı Hakk, mezkur ayetle bu durumu yasaklamaktadır." Ebu Davud merhum şu ilavede bulunur: Rebi'a, Cenab-ı Hakk'ın "Eğer velisi olduğunuz mal sahibi yetim kızlarla evlenmekte onlara haksızlık yapmaktan korkarsanız..." sözü hakkında şu açıklamayı yaptı: "Burada Allah Teala şunu söylüyor: "Korkuyorsanız bu yetimeleri serbest bırakın, (arada tutmayın), ben size dört tanesini helal kıldım." ||538
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nisa Suresi|buharimüslim|Aişe|"Yetimleri, evlenme çağına gelene kadar deneyin, onlarda olgunlaşma görürseniz mallarını kendilerine verin, büyüyecekler de geri alacaklar diye onları israf ederek ve tez elden yemeyin. Zengin olan iffetli olmağa çalışsın, yoksul olan uygun bir şekilde yesin..." (Nisa, 6), ayeti hakkında şu açıklamayı yaptı: "Bu ayet, yetime bakan velinin fakir olması halinde, bakım hizmetine mukabil, yetimin malından uygun şekilde yiyebileceğini beyan için nazil olmuştur." Bir başka rivayette şöyle denir: '"Veli, muhtaçsa, çocuğun malından, malın miktarına göre uygun şekilde alır" |Buhari, Büyu 95, Vesaya 23, Tefsir, Nisa 2; Müslim, Tefsir 10, 3019|539
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nisa Suresi|buhari|İbnu Abbas|Taksimde yakınlar yetimler ve düşkünler bulunursa, ondan onlara da verin, güzel sözler söyeyin" (Nisa, 8) ayeti hakkında şu açıklamayı yaptı: "Bu ayet muhkemdir ve mensuh da değildir. Bazıları bunun mensuh olduğunu zanneder. Hayır, Allah'a kasem olsun mensuh değildir. Ancak, bu ayet, halkın hükmüyle amel etmemek suretiyle kadrini idrak edemediği ayetlerdendir. Terekede tasarrufta bulunan ve tereke ile ilgili işleri üzerine alan veli iki kısımdır: 1- Mala varis olan mutasarrıf veli, (mesela asabe gibi), işte bu veli (taksim sırasında hazır bulunan yakınlara, yetimlere ve düşkünlere onların gönüllerini hoş edecek bir şeyler) verir. 2- Mala varis olmayan veli (yetimin velisi gibi ki taksimde hayır bulunanlara maldan bağışta bulunmak gibi tasarrufta bulunamaz. Onlara) tatlı sözü bu veli söyler. Mesela şöyle der: Benim, sizlere birşeyler verme vetkim yok" |Buhari, Vesava 18, Tefsir, Nisa 3|540
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nisa Suresi|buharimüslimtirmiziebu davud|Cabir|Hastalanmıştım. Geçmiş olsun demek üzere, Resulullah (sav) ve Hz. Ebu Bekir (ra) yaya olarak bana uğradılar. Bize geldiklerinde baygınmışım. Resulullah (sav) abdest aldılar. Abdest suyundan üzerime serptiler. Bunun üzerine ayıldım. Karşımda Resulullah (sav)'ı görmez miyim! Hemen sordum: "Ya Resulullah, (görüyorsunuz ölmek üzereyim) malımı ne yapayım?" Bana cevap vermede acele etmedi. Derken miras ayeti geldi. "(Ey Muhammed!) Senden fetva isterler, de ki: "Allah size ikinci dereceden mirasçılar hakkında fetva veriyor: Şayet çocuğu olmayıp bir kız kardeşi bulunan kimse ölürse, bıraktığının yarısı kız kardeşe kalır. Fakat kız kardeşinin çocuğu yoksa, kendisi ona tamamen varis olur. Eğer kız kardeşi kalmışsa, bıraktığının üçte ikisi onlaradır. Eğer mirasçılar erkek ve kadın kardeşlerse, erkeğe, iki kadının hissesi kadar vardır. Doğru yoldan saparsınız diye Allah size açıklıyor. Allah her şeyi bilir" (Nisa, 176) (Bir rivayette şöyle denmektedir: "..(Sorum üzerine) feraiz ayeti indi." Bir başka rivayette de: "Allah çocuklarınız hakkında erkeğe, iki kızın hissesi kadar tavsiye eder..." (Nisa 11) ayeti indi" denir. Tirmizi'nin rivayetinde Cabir hazretleri (ra) şöyle der: "Benim yedi tane kızkardeşim vardı..." Ebu Davud'un rivayetinde şu ayetin nazil olduğu belirtilir: "Senden fetva isterler, de ki: Allah size ikinci derece mirasçılar hakkında fetva veriyor..." ikinci derece mirasçılar: Kendisinin çocuğu olmayıp kız kardeşleri olan kimse.) |Buhari, Vudu 44, Tefsir Nisa 4, Marda 5, 15, 21, Feraiz, giriş kısmı, 13, İ'tisam 8; Müslim, Feraiz 5, 1616; Tirmizi, Feraiz 7, 2098, Tefsir, Nisa 3019; Ebu Davud, Feraiz 2, 2886, 3, 2887|541
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nisa Suresi||Cabir|Yukarıdaki hadis, bir rivayette şöyle gelmiştir: Rahatsızlanmıştım. Tam o sırada yedi kızkardeşim vardı, benim yanımda idiler. Resulullah (sav) yanıma girdiler. Girince ilk iş yüzüme (okuyup) üfledi. Hemen ayıldım. Ayılır ayılmaz: "Ey Allah'ın Resulü, kızkardeşlerim için malımın üçte ikisini vasiyet edeyim mi?" dedim. Bana: "İhsanda bulun!" dedi. Ben: "Öyleyse yarısını?" dedim. Resulullah: "İhsanda bulun" dedi. Sonra beni bıraktı ve çıkarken şöyle dedi: "Bu ağrıdan ölmeyeceksin. Allah Teala kızkardeşlerine vermen gereken miktar hususunda açıklayıcı ayet indirdi. Onları hissesini üçte iki kıldık." Cabir (ra) şu ayet benim hakkımda indi derdi: "Senden fetva isterler, de ki Allah size ikinci dereceden mirasçılar hakında fetva veriyor..." (Nisa 176) ||542
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nisa Suresi|ebu davudtirmizi|Cabir|Bir kadın iki kızıyla gelerek: "Ey Allah'ın Resulü, bu iki kız Sabit İbnu Kays'ın kızlarıdır. Babaları Uhud'da seninle beraber cihad ederken şehid oldu. Kızların amcası, babalarından kalan mallarının ve miraslarının tamamını aldı ve kızlara hiçbir şey bırakmadı. Bu hususta ne dersiniz ey Allah'ın Resulü. Allah'a yemin ederim bunlar malları olmadıkça asla evlenemezler de!" dedi. Resulullah (sav) "Bunlar hakkında Allah hükmeder" cevabını verdi. Arkadan Nisa suresi nazil oldu: "Allah çocuklarınız hakkında erkeğe, iki kızın hissesi kadar tavsiye eder" (Nisa 11). Resulullah (sav) "Bana kadını ve sahibini çağırın!" emretti. Çocukların amcasına: Babalarından kalan malın üçte ikisini kızlara, sekizde birini kızların annesine ver, geriye kalan da senindir" dedi. (Metin Ebu Davud'a aittir) |Ebu Davud, Feraiz 4, 2891; Tirmizi, Feraiz, 3, (2093)|543
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nisa Suresi|müslimebu davudtirmizi|Ubadetu'bnu's-Samit|Resulullah (sav)'a bir vahiy geldiği zaman, vahiy sebebiyle onu bir gam ve keder alır, yüzünün rengi uçardı. Bir gün Cenab-ı Hakk yine vahiy indirmişti ki aynı hal onu sardı. Keder hali açılınca: "(Zina haddiyle ilgili hükmü) benden alın. Allah onlar hakkında yol kıldı (yani çok açık şekilde had beyan etti): Bekar bekarla zina yapmışsa cezası yüz sopa ve bir yıl sürgündür. Dul dulla zina yaparsa yüz sopa ve recm'dir." |Müslim, Hudud 13, 1690; Ebu Davud, Hudud 23, 4415; Tirmizi, Hudud 8,1434|544
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nisa Suresi|buhariebu davud|İbnu Abbas|"Ey iman edenler! Kadınlara zorla mirasçı olmaya kalkmanız size helal değildir. Apaçık hayasızlık etmedikçe onlara verdiğinizin bir kısmım alıp götürmeniz için onları sıkıştırmayın..." (Nisa 19) ayeti hakkında şu açıklamayı yaptı: "Cahiliye devrinde bir erkek ölünce, karısı üzerinden en ziyade onun yakınları hak sahibi idiler: Onlardan biri dilerse onunla evlenir, dilerse kadını bir başkasıyla evlendirirlerdi, dilemedikleri takdirde de evlenmesine mani olurlardı. Erkeğin yakınları bu hususta, kadının akrabalarından da çok hak sahibi idiler. Yukandaki ayet bu durumla ilgili olarak indi" |Buhari, Tefsir, Nisa 6, İkrah 5; Ebu Davud, Nikah 23, 2089|545
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nisa Suresi|ebu davud||Ebu Davud'da gelen bir diğer rivayetle şöyle denir: "Erkek, akrabasının hanımına varis olur, kadın ölünceye veya mehrini kendisine iade edinceye kadar müşkülat çıkarırdı. Cenab-ı Hakk buna mani oldu ve kadına uygulanan engeli yasakladı." |Ebu Davud, Nikah 23 (2090)|546
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nisa Suresi|ebu davud|İbnu Abbas|"Ey iman edenler, birbirinizin mallarını haram sebeplerle yemeyin. Meğer ki, (o mallar) sizden karşılıklı bir rızadan (doğan) bir ticaret (malı) ola..." (Nisa 29) ayetiyle ilgili olarak şu açıklamayı yaptı: "Bu ayet indiği zaman kişi, bir başkasının yanında yemeyi nefsine haram etti. Sonra Cenab-ı Hakk bu ayeti Nur suresinde yer alan şu ayetle neshetti: "... Evlerinizde veya babalarınızın evlerinde veya annelerinizin evlerinde veya erkek kardeşlerinizin evlerinde veya kızkardeşlerinizin evlerinde veya amcalarınızın evlerinde veya halalarınızın evlerinde veya dayılarınızın evlerinde, veya teyzelerinizin evlerinde veya kahyası olup anahtarlar elinde olan evlerde, ya da dostlarınızın evlerinde izinsiz yemek yemenizde bir sorumluluk yoktur. Bir ara veya ayrı ayrı yemenizde bir sorumluluk yoktur" (Nur 61). Bundan önce zengin kişi, ehlinden olan kimseyi yemeğe davet ederdi de çağrılan kimse: (Nisa süresindeki ayeti gözönüne alarak): Benim bundan yemem günahtır, zira fakirin bundan yeme hakkı benden fazladır" derdi. (Nur süresindeki) bu ayetle, Müslümanlara (ayette sayılan kimselere ait olmak üzere) üzerine Allah'ın ismi zikredilen yemeklerinden yemeleri helal kılındığı gibi, ehl-i kitabın yiyecekleri de helal kılındı. |Ebu Davud, Et'ime 6, (3753)|547
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nisa Suresi|rezin|İbnu Mesud|Beş ayet vardı ki onları bütün dünya ve içindekilerle değişmem. Bunlar şunlardır: 1- "Size yasak edilen büyük günahlardan kaçınırsanız, kusurlarınızı örter ve sizi şerefli bir yere yerleştiririz" (Nisa 31). 2- "Allah şüphesiz zerre kadar haksızlık yapmaz, zerre kadar iyilik olsa onu kat kat artırır ve yapana büyük ecir verir" (Nisa 4). 3- "Biz her peygamberi ancak, Allah'ın izniyle, itaat olunması için gönderdik. Onlar, kendilerine yazık ettiklerinde, sana gelip Allah'tan mağfiret dileseler ve Peygamber de onlara mağfiret dileseydi, Allah'ın tövbeleri daima kabul ve merhamet eden olduğunu görürlerdi" (Nisa 64). 4- "Allah kendisine ortak koşmayı elbette bağışlamaz, bundan başkasını dilediğine bağışlar. Allah'a ortak koşan kimse, şüphesiz büyük bir günahla iftira etmiş olur" (Nisa 18). 6- "Kim kötülük işler veya kendine yazık eder de, sonra Allah'tan bağışlama dilerse, Allah'ı mağfiret ve merhamet sahibi olarak bulur" (Nisa 110). Rezin tahric etmiştir. |Rezin|548
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nisa Suresi|tirmizi|Ümmü Seleme|"Ey Allah'ın Resulü", dedim, "erkekler cihada çıkıyorlar, kadınlar cihad yapmıyor, biz kadınlara mirasdan da yarım veriliyor." Bunun üzerine Rabb Teala şu ayeti inzal buyurdu: "Allah'ın sizi birbirinizden üstün kıldığı şeyleri özlemeyin. Erkeklere kazandıklarından bir pay, kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır. Allah'tan bol nimet isteyin. Doğrusu Allah herşeyi bilir" (Nisa 32). Mücahid der ki: "Cenab-ı Hakk şu ayeti de Ümmü Seleme hakkında inzal buyurdu: "Doğrusu erkek ve kadın Müslümanlar, erkek ve kadın mü'minler, boyun eğen erkekler ve kadınlar; doğru sözlü erkekler ve kadınlar, sadaka veren erkekler ve kadınlar, oruç tutan erkekler ve kadınlar, iffetlerini koruyan erkekler ve kadınlar, Allah'ı çok anan erkekler ve kadınlar, işte Allah bunların hepsine mağfiret ve büyük ecir hazırlamıştır" (Ahzab 35). (Ümmü Seleme Medine'ye hicretle gelen ilk kadındır) |Tirmizi, Tefsir, Nisa (3025)|549
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nisa Suresi|buhariebu davud|İbnu Abbas|"Ana-babanın ve yakınların bıraktıklarından herbirini mevaliye kıldık..." (Nisa, 33) ayetindeki mevaliye tabirini varisler olarak tefsir etmiştir. Keza ayetin devamında geçen "yeminlerinizin bağladığı kimselere haklarını verin" ibaresindeki "yeminlerinizin bağladığı kimseler" tabiriyle ilgili olarak da şu açıklamayı yapmıştır: "Mekkeli muhacirler Medine'ye geldikleri vakit, muhacir bir kimse Medineli bir ensariye -Resulullah (sav)'ın aralarında tesis ettiği kardeşlik sebebiyle- kendi kan yakınlarından önce varis olurdu. Ancak: "Ana babanın ve yakınların bıraktıklarından, her birine varisler kıldık" (Nisa 33) ayetiyle bu muamele neshedildi. Kelam-ı ilahide geçen "yeminlerinizin bağladığı" tabiriyle ifade edilen "muahattan gelen kardeşlik hukuku" birbirinize yardım, rifade (hacılara toplanan yardım, destek), bir de nasihat ve hayırhahlığa münhasırdır. Artık hukuki olan tevarüs kalkmıştır. Ancak kişi ihtiyari olarak vasiyette bulunabilir. |Buhari, Tefsir, Nisa 7, Kefalet 2, Feraiz 16; Ebu Davud, Feraiz 16, (2921, 2922)|550
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nisa Suresi|ebu davud||Ebu Davud'un bir başka rivayetinde şu açıklama vardır: "Yeminlerinizin bağladığı kimseler" (tabirine gelince bununla şu kastediyor: İslam'ın bidayetinde) kişi, aralarında hiçbir neseb bağı bulunmayan bir başkası ile anlaşma yoluyla hukuki bir bağ kurup biri diğerine varis olabiliyordu. Bu müessese, Enfal suresinde gelen şu ayetle neshedildi:"...Ve zevil erham (birbirine mirasçı olan akraba), Allah'ın Kitabı'na göre birbirine daha yakındır..." (Enfal 75). |Ebu Davud, Feraiz 16 (2921)|551
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nisa Suresi|ebu davud|Davud İbnu'l-Husayn|Ümü Sa'd Binti Rebi'ye Kur'an'dan okuyordum. Bu kadın Hz. Ebu Bekir es-Sıddık (ra)'in terbiyesinde yetişen bir yetime idi. Ben Nisa suresinin 33. ayetini "vellezine akadet eymanukum" diye okuyunca müdahele ederek: "Öyle okuma fakat "vellezine akadet eymanukum" diye oku. Bu ayet Hz. Ebu Bekir ve oğlu Abdurrahman hakkında nazil oldu. Oğlu, İslam'ı kabul etmeyince Hz. Ebu Bekir, ona miras bırakmayacağım diye yemin etmişti. Bilahare Abdurrahman Müslüman olunca, Cenab-ı Hakk, mirasdan nasibini ayırması için Hz.Ebu Bekir'e bu ayetle emir buyurdu" dedi. Bir rivayette şu ilave açıklama yapılmıştır: "Abdurrahman'ın İslam'a girişi Müslümanların maddi galebesine kadar gecikti." |Ebu Davud, Feraiz 16, (2923)|552
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nisa Suresi|müslim|Enes|"Allah, şüphesiz zerre kadar haksızlık etmez, zerre kadar iyilik olsa onu kat kat artırır ve yapana büyük ecir verir" ayeti ile ilgili olarak Resulullah (sav)'ın şöyle dediğini rivayet etti: "Allah hiçbir mü'mine, yaptığı tek hayrın bile karşılığını ihmal etmek suretiyle zulümde bulunmaz. Yaptığı her hasenenin karşılığı hem dünyada hem de ahirette kendisine verilir. Kafir ise, yaptığı hayır sebebiyle dünyada öylesine yedirilir ki, ahirete varınca, karşılığı verilecek tek hayrı kalmaz." |Müslim, Sıfatu'l-Münafıkin 56, (2808)|553
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nisa Suresi|muvatta||İmam Mdlik'e ulaştığına göre, Hz. Ali (ra): "Karı-kocanın arasının açılmasından endişelenirseniz, erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin, bunlar düzeltmek isterlerse, Allah onların aralarım buldurur" (Nisa 35) ayetinde temas edilen iki hakem hakkında "karı-kocanın ayrılma veya birleşme kararları bu iki hakemin vereceği hükme kalmıştır" diye beyanda bulunmuştur. |Muvatta, Talak 72 (2,584)|554
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nisa Suresi|ebu davud|Ebu Hürre er-Rakkaşi|Amcasından (ra) naklen Hz. Peygamber (sav): "Şerlerinden, serkeşliklerinden yıldığınız kadınlara gelince: Onlara (evvela) öğüt verin, (vazgeçmezlerse) kendilerini yataklarında yalnız bırakın..." (Nisa, 34) ayeti hakkında şunu söylemiştir: "Kadınların serkeşlik etmelerinden yılarsanız yatakta onları yalnız bırakın." Hammad merhum, yatakta yalnız bırakmayı "cinsi teması terketmek" olarak anlamıştır. |Ebu Davud, Nikah 43 (2145)|555
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nisa Suresi|ebu davudtirmizi|Ali|İbnu Avf (ra) bizim için yemek hazırlayarak bizi davet etti, gittik, yemeği yedik. Arkadan şarap ikram etti, içtik. Bu ziyafet şarabın haram edilmesinden önce idi. Şarab beni sarhoş etmişti. Namaz vakti gelince imam olmamı istediler. Namazda Kafirun suresini okudum. Ancak "sizin taptığınıza ben tapmam" diyecek yerde "biz, sizin taptığınıza taparız" şeklinde yanlış okudum. Bunun üzerine: "Ey iman edenler! Sarhoşken, ne dediğinizi bilene kadar, cünubken -yolcu olan müstesna- gusledene kadar namaza yaklaşmayın..."  ayeti nazil oldu." (Tirmizi hadisin sahih olduğunu belirtir) |Ebu Davud, Eşribel, (3671); Tirmizi, Tefsir, Nisa (3029)|556
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nisa Suresi|ebu davud||Ebu Davud'da şu rivayet de var: Ensardan bir zat kendisine (Hz. Ali'yi) ve Abdurrahman İbnu Avf'ı yemeğe çağırdı. Rivayet, Hz. Ali'nin icabet ettiğini, akşam namazında cemaate imamlık yaptığını belirtir ve hadisi(n devamını yukarıdaki gibi) zikreder. |Ebu Davud, Eşribe 1, (3671)|557
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nisa Suresi|tirmizi|Ali|Kur'an-ı Kerim'de en çok sevdiğim ayet şudur: "Allah, kendisine ortak koşmayı elbette bağışlamaz, bundan başkasını dilediğine bağışlar..." (Nisa, 48). |Tirmizi, Tefsir, Nisa, (3040)|558
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nisa Suresi|buharimüslimebu davudtirmizinesai|İbnu Abbas|"Ey iman edenler, Allah'a itaat edin, Peygambere ve sizden buyruk sahibi olanlara itaat edin" (Nisa 59) ayeti, Abdullah İbnu Huzafe İbni Kays İbni Adiy es-Sehmi hakkında, Resulullah (sav) onu bir seriyyeye gönderdiği esnada nazil oldu. |Buhari, Tefsir, Nisa 11; Müslim, İmaret 31, (1834); Ebu Davud, Cihad 96, (2624); Tirmizi, Cihad 3, (1672); Nesai, Bey'at 28 (7, 154, 155)|559
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nisa Suresi|buhari|İbnu Abbas|"Size ne oluyor da, "Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan bu şehirden çıkar, katından bize bir sahip çıkan gönder, katından bize bir yardımcı lutfet" diyen zavallı çocuklar, erkekler ve kadınlar uğrunda ve Allah yolunda savaşmıyorsunuz?" (Nisa 75) ayetiyle ilgili olarak şunu söyledi: "Annem ve ben burada ifade edilen "zavallılar" arasında idik. |Buhari, Tefsir, Nisa 14, 20, Cenaiz 80|560
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nisa Suresi|buhari|İbnu Abbas|Buhari'nin bir rivayetinde şöyle denmiştir: İbnu Abbas (ra): "Çaresiz kalan, yol bulamayan zavallı erkek, kadın ve çocuklar müstesna" (Nisa, 98), ayetini tilavet buyurduktan sonra: "Ben ve annem Allahu Teala'nın mazur addettiklerindendik, ben çocuklardan, annem kadınlardan mazurdu" dedi. |Buhari, Tefsir, Nisa 14, 20|561
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nisa Suresi|nesai|İbnu Abbas|Abdurrahman İbnu Avf ve bir kısım arkadaşlar, Mekke'de Hz. Peygamber (sav)'e gelerek şöyle dediler: "Biz müşrik iken izzet ve itibarı olan kimselerdik. Müslüman olduktan sonra zelil duruma düştük. (Müsaade edin müşriklere karşı koyalım). Hz. Peygamber (sav) onlara: "Ben affetmekle emrolundum. Sakın müşriklerle mücadeleye kalkmayın" dedi. Ancak, Medine'ye hicretten sonra Cenab-ı Hakk cihad emretti. Bu sefer onlar durakladılar. Bunun üzerine şu ayet nazil oldu: "Kendilerine: "Elinizi savaştan çekin, namaz kılın, zekat verin" denenleri görmedin mi? Onlara savaş farz kılındığında, içlerinden bir takımı hemen, insanlardan, Allah'tan korkar gibi hatta daha çok korkarlar ve "Rabbimiz! bize savaşı niçin farz kıldın, bizi yakın bir zamana kadar te'hir edemez miydin?" derler. Ey Muhammed de ki; "Dünya geçimliği azdır, ahiret, Allah'a karşı gelmekten sakınan için hayırlıdır, size zerre kadar zulmedilmez" (Nisa, 77). |Nesai, Cihad 1, (6, 3)|562
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nisa Suresi|ebu davudnesai|Harice İbnu Zeyd|Zeyd İbnu Sabit (ra)'i şöyle derken dinledim: "Kim bir mü'mini kasden öldürürse cezası, içinde temelli kalacağı cehennemdir. Allah ona gazab etmiş, lanetlemiş ve büyük azab hazırlamıştır" (Nisa, 93) ayeti, Furkan süresindeki "Onlar, Allah'ın yanında başka tanrı tutup ona yalvarmazlar. Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar..." (Furkan 68) ayetinden altı ay kadar sonra nazil oldu." Nesai merhumun bir rivayetinde şu ziyade mevcuttur: "Kim bir mü'mini kasden öldürürse cezası, içinde ebedi kalacağı cehennemdir" ayeti indiği zaman (ayette ifade edilen şiddet sebebiyle) çok korktuk. Bunun üzerine (bize rahatlık getiren) Furkan süresindeki "Onlar, Allah'ın yanında başka tanrı tutup ona yalvarmazlar, Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar..." ayeti nazil oldu." |Ebu Davud, Fiten 6, (4272); Nesai, Tahrimu'd-Dem 2, (7, 87, 88)|563
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nisa Suresi|buharimüslimebu davudnesai|Sa'id İbnu Cübeyr|İbnu Abbas (ra)'a: "Bir mü'mini kasden öldürenin tevbesi makbul olur mu?" diye sordum da bana "Hayır!" diye cevap verdi. Ben de kendisine, Furkan süresindeki : "Onlar ki Allah'ın yanında başka tanrı tutup ona yalvarmazlar, Allah'ın haram kıldığı cana kıymazlar... Ancak tevbe eden, inanıp, yararlı iş işleyenlerin, işte Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah bağışlar ve merhamet eder" (Furkan, 68-70) ayetini okudum. Bana şu cevabı verdi. "Senin okuduğun ayet Mekke'de nazil olmuştur. Onu Medine'de nazil olan: "Kim bir mü'mini kasden öldürürse, cezası, içinde ebedi kalacağı cehennemdir..." (Nisa, 93) ayeti neshetmiştir." |Buhari, Menakıbu'l-Ensar 29, Tefsir, Nisa 16, Tefsir, Furkan 2, 3, 4; Müslim, Tefsir 16, (3023); Ebu Davud, Fiten 6, (4273, 4274, 4275); Nesai, Tahrimü'd-Dem 2, (7, 85, 86)|564
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nisa Suresi||İbnu Abbas|Şu ayet; "Onlar Allah'ın yanında başka tanrı tutup ona yalvarmazlar, Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar, zina etmezler. Bunları yapan, günaha girmiş olur. Kıyamet günü azabı kat kat olur, orada alçaltılarak ebedi kalır" (Furkan 68-69) ayeti Mekke'de nazil olduğu zaman müşrikler şöyle dediler: "İslamiyet bize ne bahsediyor? (Hep azab vaad etmekte. Zira) biz Allah'a şirk günahını işledik. Allah'ın haram ettiği cana kıydık,diğer bir çok kötülüklere bulaştık." Bunun üzerine Cenab-ı Hakk şu ayeti indirdi: "Ancak tevbe eden, inanıp yararlı iş işleyenler var ya, işte Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah bağışlar ve merhamet eder" (Furkan 70). Bir rivayette şu ziyade var. "Kim İslam'a girer ve onu idrak eder, sonra da katil olursa onun tevbesi kabul olmaz" ||565
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nisa Suresi|ebu davud||Ebu Davud'dan gelen bir rivayette de şöyle denmektedir: "Kim kasıtlı olarak bir mü'mini öldürürse, onun günahını hiçbir şey ortadan kaldırmaz." |Ebu Davud, Fiten 6, 4275|566
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nisa Suresi|nesai||Nesai ve Tirmizi'den gelen bir rivayette şöyle denir: "İbnu Abbas (ra)'a, bir mü'mini kasıtlı olarak öldürüp sonra tevbe edip, imana giren, güzel ameller işleyen ve hidayete eren bir kimse hakkında soruldu. Şu cevabı verdi: "Buna nasıl tevbe olur? Ben Hz. Peygamber (sav)'i şöyle söylerken işittim: "Maktul, avurtları kana bulanmış olan katile asılı olarak getirilir. Katili şöyle şikayet eder: "Ey Rabbim, buna sor bakalım beni niçin öldürdü, suçum ne idi?" İbnu Abbas (ra) ilave etti: "Allah'a kasem olsun, Allah bu hükmü indirdi, fakat neshetmedi." Bu Nesai'nin rivayetidir. |Nesai, Tahrimu'd-Dem 2, (85-87)|567
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nisa Suresi|ebu davud|Ebu Miclez|"Kim bir müzmini kasden öldürürse cezası içinde ebedi kalacağı cehennemdir" ayeti hakkında şöyle söylemiştir: "Evet, bu cürmün cezası budur. Ancak, Allah dilerse onun bu cezasını affeder." |Ebu Davud, Fiten 6, (4276)|568
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nisa Suresi|buharimüslimebu davud|İbnu Abbas|Müslümanlardan bir grup, (gazve sırasında) sürüsünü otlatan bir kimseye rastladılar. Adam, onlara es-selamu aleyküm diyerek (İslami adaba uygun) selam verdi. Ama onlar adamı yakalayıp öldürdüler ve sürüsüne elkoydular. Bunun üzerine şu ayet indi: "Ey iman edenler: Allah yolunda cihada çıktığınız zaman (meselelerin) tam bir açıklanmasını bekleyin. Size (Müslümanca) selam verene, dünya hayatının (geçici) menfaatini arayarak, "sen mü'min değilsin" demeyin. İşte Allah'ın katında birçok ganimetler vardır. Evvelce siz de böyle iken Allah size lütfetti..." (Nisa, 94). İbnu Abbas ayeti okudu ve ayette geçen ve Nafi' kıraatına göre es-selem olan kelimeyi es-selam olarak kıraat buyurdu. |Buhari, Tefsir Nisa 17; Müslim, Tefsir 22, (3025); Ebu Davud, Huruf ve'l-Kıraat 1 (3974)|569
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nisa Suresi|||Tirmizi'den gelen rivayette şöyle denir: "Benu Süleym'den bir kimse, Resulullah (sav)'ın ashabından bir gruba uğradı. Adamın beraberinde sürüsü vardı. Gruba selam verdi. Ancak onlar: "Bu adam kendisini size karşı emniyete almak için böyle (İslamca) selam verdi. (Bu Müslüman değildir) dediler ve kalkıp adamı öldürüp sürüsüne el koydular. Sürüyle birlikte Resulullah (sav)'a geldiler. Ancak haklarında Cenab-ı Hakk vahiy inzal buyurdu." ||570
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nisa Suresi|buhari|İbnu Abbas|Resulullah (sav) Hz. Mikdad (ra)'a: "Bir kimse içinde yaşadığı kafirlere karşı imanını gizler, (sen karşılaştığın zaman) imanını açığa vurursa (sakın öldürme. Bu hayatını kurtarmak için mü'minim dedi, diyerek onu) öldürecek olursan (cinayet işlemiş olursun). Nitekim, Mekke'de iken, bir zamanlar sen de imanım gizlemiştin" |Buhari, Diyat 1|571
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nisa Suresi|buharitirmizi|İbnu Abbas|"Mü'minlerden özür sahibi olmaksızın (evlerinde) oturanlarla Allah yolunda mallarıyla canlarıyla savaşanlar bir olmaz" (Nisa, 95) ayetini Bedir savaşına katılanlara uygulayarak şöyle demiştir: "Bedir savaşına gitmeyip (evlerinde) oturanlarla ona katılanlar bir olmaz" (Bu rivayet Buhari'ye aittir). Tirmizi'nin rivayetinde şu ziyade var: Bedir Gazvesi olduğu zaman Abdullah İbnu Cahş ve İbnu Ümmi Mektum: "Ey Allah'ın Resulü, biz amayız, bize bir ruhsat var mı?" dediler. Bunun üzerine şu ayet indi: "İnsanlardan özürsüz olarak yerlerinde oturanlar ile, mal ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenler birbirine eşit değildir. Allah, mal ve canlarıyla cihad edenleri, mertebece, oturanlardan üstün kılmıştır. Allah hepsine de cenneti vaadetmiştir, ama Allah, cihad edenleri oturanlara, büyük ecirler, dereceler, mağfiret ve rahmetle üstün kılmıştır. Allah bağışlar ve merhamet eder." (Nisa, 95-96). |Buhari, Meğazi 4, Tefsir, Nisa 18; Tirmizi, Tefsir, Nisa, (3035)|572
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nisa Suresi|buharitirmizinesai|el-Bera|"Mü'zminlerden oturanlarla Allah yolunda mallarıyla canlarıyla savaşanlar bir olmaz" (Nisa, 95) ayeti nazil olduğu zaman Hz. Peygamber (sav) Zeyd (ra)'i çağırdı. Zeyd bir kürek kemiği ile, ayeti yazmaya geldi. Bu sırada İbnu Mektum gözlerinin ama oluşundan yakınıyordu. Bunun üzerine ayetin devamında özür sahipleri istisna edildi: "Mü'minlerden, özür sahibi olmaksızın (evlerinde) oturanlarla Allah yolunda mallarıyla canlarıyla savaşanlar bir olmaz." |Buhari, Cihad 31, Tefsir, Nisa 18, Fezailu'l-Kur'an 4; Tirmizi, Cihad 1, (1670), Tefsir, Nisa (3034); Nesai, Cihad 4, (6, 10)|573
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nisa Suresi|buhari|Muhammed İbnu Abdirrahman|Etbauttabiin'den Muhammed İbnu Abdirrahman anlatıyor: Abdullah İbnu Zübeyr'in hilafeti sırasında Şamlılara karşı gönderilmek üzere) Medine halkından askeri bir birlik teşkili kararlaştırıldı. Birliğe de yazıldım. Bu esnada İbnu Abbas (ra)'ın azadlısı İkrüne ile karşılaştım, durumu ona anlatmıştım. Bu sefere katılmayı bana şiddetle yasakladı. Sonra da şunu anlattı: "İbnu Abbas (ra) bana haber verdi ki: "Müslümanlardan bir grup (Resulullah (sav) devrinde) müşriklerle beraberdi ve onların sayılarını artırıyorlardı. Müşriklere atılan ok, bazan gelip onlardan birine isabet edip öldürdüğü oluyordu. Kılıç darbeleriyle hayatlarını kaybedenler de vardı. Bunun üzerine Cenab-ı Hakk şu ayeti indirdi: "Kendilerine yazık edenlerin canlarını melekler aldıkları zaman onlara: "Ne yaptınız bakalım?" deyince, "Biz yeryüzünde zavallı kimselerdik" diyecekler" melekler de: "Allah'ın arzı geniş değil miydi? Hicret etseydiniz ya!" cevabını verecekler, onların varacakları yer cehennemdir. Orası ne kötü dönülecek yerdir" (Nisa, 97). |Buhari, Tefsir, Nisa 19, Fiten 12|574
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nisa Suresi|buhari|İbnu Abbas|"...Yağmurdan zarar görecekseniz veya hasta olursanız, silahlarınızı bırakmanıza engel yoktur. Fakat bütün ihtiyat tedbirlerini alın..." (Nisa, 102) ayeti "Abdurrahman İbnu Avf (ra) hakkında, o yaralı iken nazil oldu" demiştir. |Buhari, Tefsir, Nisa 22|575
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nisa Suresi|müslimtirmiziebu davudnesai|Ya'la İbnu Ümeyye|Ömer İbnu'l-Hattab (ra)'a: Ayet-i kerime'de: "Yeryüzünde sefere çıktığınız zaman, kafirlerin size fenalık yapacağından endişe ederseniz, namazdan kısaltmanızda üzerinize bir vebal yoktur" (Nisa, 101) buyuruluyor. Şimdi ise halk emniyet içerisinde, buna rağmen, sefer halinde niye namaz kasrediliyor (kısaltılıyor)" diye sordum. Bana şu cevabı verdi:"Senin gibi, ben de aynı şekilde merak ederek bu meselede Resulullah (sav)' sormuştum. Bana şu açıklamayı yapmıştı: "Namazın kısaltılması, Allah'ın sizlere yaptığı bir sadakadır. Rabbinizin sadakasını kabul edin." |Müslim, Salatu'l-Müsafirin 4, (686); Tirmizi, Tefsir, Nisa (3037); Ebu Davud, Salat 270, (199); Nesai, Taksiru's-Salat 1 (3,116)|576
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nisa Suresi|nesai|Ümeyye İbnu Abdillah İbnu Halid|Abdullah İbnu Ömer (ra)'e şöyle demiştir: " Cenab-ı Hakk ayet'i kerimede: "Kafirlerin size fenalık yapacağından endişe ederseniz, namazdan kısaltmanızda üzerinize bir vebal yoktur" (Nisa, 101) diyerek (savaş ve korku halinde) kısaltmaya izin verdiği halde, seferde namaz neye dayanılarak kısaltılır?" İbnu Ömer (ra) şu cevabı verdi: Ey kardeşimoğlu! Bizler hep dalalette iken Reshulullah (sav) bize geldi ve dinimizi öğretti. Bize öğrettikleri arasında namazı sefer sırasında iki rekat kılmak da var" Nesai'de yer alan rivayet [Taksiru's-Salat Fi's-Sefer 1 (3, 117)] bu manadadır. Hadisin lafzen bu şekli Nesai'nin es-Sünenü'l-Kübra'da yer almış olabilir. |Nesai, Taksiru's-Salat Fi's-Sefer 1 (3, 117)|577
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nisa Suresi|tirmizi|Katade İbnu'n-Nu'man|Kendilerine Benu Übeyrik denen bizden bir aile halkı vardı. Ferdlerinin isimleri Bişr, Büşeyr ve Mübeşşir idi. Büşeyr münafık bir kimseydi. Şiir düzer, Resulullah (sav)'in ashabını (ra) hicveder, sonra da bu şiiri bir Arab'a nisbet edip: Falanca şöyle dedi, fişmekanca böyle dedi (diye onlardan naklederek kendi yazdığı hicviyeleri okurdu). Resulullah (sav)'ın ashabı bu şiirleri duyunca tanırlar ve: "Allah'a kasem olsun bu şiiri şu habis heriften başkası söylemez -ravi şüphe ediyor: "şu habis herif" mi derlerdi, yoksa "şu herif mi derlerdi diye- " onu mutlaka İbnu'l-Übeyrik söyledi" derlerdi. Bu aile, cahiliye devrinde de İslam döneminde de hep fakir ve ihtiyaç içinde kaldı. O zaman Medine'de halkın gıdasını hurma ve arpa teşkil ediyordu. Kişi zenginse, beyaz un tüccarı geldiği vakit, o undan satın alır, böylece zenginliğini izhar ederdi. Fakirlerin yiyecekleri ise hurma ve arpa idi. Bir seferinde Şam'dan bir tüccar geldi. Amcam Rifa'a İbnu Zeyd bir yük beyaz un aldı. Onu meşrübe denen tenezzüh odasına koydu. Meşrübesinde silah, zırh ve kılınç vardı. Bir gece evine giren hırsızlar meşrübeyi yarıp yiyecek, silah orada ne varsa alıp götürdüler. Sabah olunca amcam Rifa'a bana uğradı ve: "Ey yeğenim, geceleyin evime hırsız girmiş, meşrübemizi yardılar, silah, yiyecek ne varsa götürdüler" dedi. Biz de mahallede bir araştırma yaptık, soruşturduk. Bize: "Bu gece Benu Ubeyrik'leri gördük, ateş yakıyorlardı. Gördüklerimizin bir kısmı mutlaka sizin yiyecekleriniz idi" dediler. Biz mahallede soruşturma yaparken, Benu Übeyrik de: "Allah'a kasem olsun, biz (bu işin faili olarak) dostunuz Lebid İbnu Sehl'i görüyoruz" dediler. Lebid İbnu Sehl bizden birisiydi, salih ve Müslüman bir kimseydi. Lebid onların sözünü işitince kılıncını çekti: "Yani ben mi çaldım? Allah'a yemin olsun ya bu hırsızlığı açıklayacaksınız ya da bu kılınçla sizi deşeliyeceğim" dedi. Onlar: "Be adam senden bize ne, sen kim, hırsızlık kim" diye lafi çevirdiler. Mahallede iyice soruşturuyorduk. Sonunda hırsızlığı bunların yaptığı hususunda şüphemiz kalmadı. Amcam bana: "Ey yeğenim, Resulullah (sav)'a kadar gidip, durumu anlatmaz mısın?" dedi. Ben de O'na gelip: "Bizden bir aile zalimlik yaptı, amcam Rifaa'yı hedef kılıp meşrübesini yardılar, içinde silah, yiyecek ne varsa aşırdılar. Hiç olmazsa silahımızı iade etsinler, yiyeceğe ihtiyacımız yok, onu istemiyoruz" dedim. Resulullah (sav) "Ben bunu emredeceğim" dedi. Benü Übeyrik bunu duyunca, Esir İbnu Urve adındaki adamlarına gelip bu hususta kendisiyle konuştular. Mahalle halkından bir grup bu meselede ittifak edip: "Ey Allah'ın Resulü, Katade ve amcası bizden salih ve Müslüman bir aile halkını hedef alıp hiçbir delil ve hüccete dayanmadan iftira atıp hırsız diyor" dediler. Katade: "Ben de Resulullah (sav)'a gidip kendisiyle konuştum. Bana: "Müslüman ve salih oldukları söylenen bir aileyi hedef yapıp delil ve hüccet olmadan hırsızlıkla mı itham ediyorsun?" dedi. Ben de oradan ayrılıp eve döndüm. "Keşke bir çok malım gitseydi de bu hususta Resulullah (sav)'a söylememiş olsaydım" diye içten temenni ettim. Derken amcam geldi ve "Yeğenim ne yaptın?" diye sordu. Resulullah (sav)'a bana söylediklerini anlattım. Amcam bana: "Allah yardımcımızdır" dedi. Aradan çok geçmeden şu ayet indi: "(Ey Muhammed!) Doğrusu insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiği gibi hükmedesin diye Kitab'ı sana hak olarak indirdik; hakkı gözet, hainlerden taraf (yani Benü Übeyrik tarafında) olma. (Katade'ye söylediğin söz için) Allah'tan mağfiret dile. Allah bağışlar ve mağfiret eder. Kendilerine hainlik edenlerden yana uğraşmaya kalkma. Allah hainlikte direnen suçluyu sevmez. Allah'ın razı olmadığı sözü gece kurarlarken onu insanlardan gizliyorlar da kendileriyle beraber olan Allah'tan gizlemiyorlar. Allah işlediklerinin hepsini bilmektedir. İşte siz, dünya hayatında onları müdafaa ediyorsunuz, ama kıyamet günü onları Allah'a karşı kim müdafaa edecek? Veya onların vekaletini kim üzerine alacak? Kim kötülük işler, kendine yazık eder de sonra da Allah'tan bağışlanma dilerse Allah'ı mağfiret ve merhamet sahibi olarak bulur" (yani "Eğer onlar tevbe ederse Allah onları bağışlayacaktır"). "Kim günah işlerse bunu ancak kendi aleyhine yapmış olur. Allah bilendir, Hakimdir. Kim yanılır veya suç işler de sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa, şüphesiz iftira etmiş, apaçık bir günah yüklenmiş olur" (Lebid'e söyledikleri söz). "Ey Muhammed! (Eğer sana Allah'ın bol nimeti ve rahmeti olmasaydı onlardan birtakımı seni sapıtmaya çalışırdı. Halbuki onlar kendilerinden başkasını saptıramazlar. Sana da bir zarar veremezler. Allah sana Kitap ve hikmet indirmiş, sana bilmediğini öğretmiştir. Allah'ın sana olan nimeti ne büyüktür. Ancak sadaka vermeyi yahut iyilik yapmayı ve insanların arasını düzeltmeyi gözeten kimseler müstesna, onların gizli toplantılarının çoğunda hayır yoktur. Bunları Allah'ın rızasını kazanmak için yapana büyük ecir vereceğiz" (Nisa, 104-114). Bu ayetler nazil olunca Resulullah (sav)'a silahlar getirildi. Resulullah (sav) onları Rifaa'ya geri verdi. Katade devamla dedi ki: "Ben silahı amcama getirip verdim. Amcam cahiliye devrinde yaşlanmış veya (ravilerden Ebü İsa'nın tereddüdüne göre) gözleri çok zayıf gören bir ihtiyardı. Bu sebeple ben onun Müslümanlığını biraz karışık görüyordum. Ne var ki silahı kendisine teslim ettiğim zaman bana: "Ey yeğenim, bunu Allah için bağışladım" dedi. O zaman anladım ki, imanı sağlammış. Yukandaki ayetler inince Büşeyr, müşriklere iltihak etti. Gidip Sülafe Bintu Sa'd İbni Sümeyye'ye misafir oldu. Bunun üzerine Cenab-ı Hakk şu ayeti indirdi: "Doğru yol kendisine apaçık belli olduktan sonra, Peygamberden ayrılıp, inananların yolundan başkasına uyan kimseyi, döndüğü yöne döndürür ve onu cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir dönüş yeridir. Allah kendisine ortak koşulmasını elbette bağışlamaz, bundan başkasını dilediğine bağışlar. Allah'a ortak koşan derin bir sapıklığa sapmış olur." (Nisa, 115-116). Büşeyr, Sülafe'nin yanına misafir olarak inince, Resulullah (sav)'ın şairi Hassan İbnu Sabit (ra) kadını taşlayıcı şiirler yazdı. Bunlar kulağına gelince, Sülafe, Büşeyr'in havıdını başının üzerine koyup götürdü ve sel yatağına fırlattı. Sonra kendisine şunu söyledi: "Defol! Bana Hassanın şiirini hediyeden başka bir hayır getirmedin" |Tirmizi, Tefsir, Nisa, (3039)|578
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nisa Suresi|müslimtirmizi|Ebu Hüreyre|"Kim fenalık yaparsa cezasını görür. Kendisine Allah'tan başka ne dost ne de yardımcı bulur" (Nisa 123) mealindeki ayet nazil olduğu zaman, Müslümanları çok ciddi bir kedere sevketti. Bunun üzerine Hz. Peygamber (sav) şöyle tavsiye etti: "Amellerinizde orta yolu ve doğruyu bulmaya çalışın. Mü'mine musibet nevinden her ne ulaşır ise günahlarına bir kefaret olur. Musibet, beklenmedik bir hadise olmuş, ayağına batan bir diken olmuş farketmez" (Bu metin Müslim'in metnidir. Tirmizi'nin rivayetinde şu ziyade var: "Ayet(in hükmü) Müslümanları çok üzdü. Resulullah (sav)'a şikayet ettiler. Resulullah (sav) şunu söyledi...") |Müslim, Birr (2574); Tirmizi, Tefsir, Nisa (3041)|579
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nisa Suresi|tirmizi|Ebu Bekir es-Sıddık|Ben Resulullah (sav)'ın yanında oturuyor idim. O'na şu ayet indirildi: "Kim fenalık yaparsa cezasını görür. Kendisine Allah'tan başka ne dost ne de yardımcı bulur" (Nisa, 123). Resulullah (sav): "Bana inen bir ayeti sana okutayım mı?"dedi. Ben: "Pek tabii" dedim. Bana onu okuttu. Sanki belimin ayrıldığını hissettim ve o yüzden gerindim. Resulullah (sav) "Neyin var, ne oldu Ey Ebu Bekr?" diye sordu. "Annem babam sana feda olsun Ey Allah'ın Resulü" dedim, "hangimiz kötü amelde bulunmaz ki, demek hepimiz işlediklerimiz yüzünden cezalandırılacağız ha?" diye üzüntümü ifade ettim. Resulullah (sav) şu açıklamayı yaptı: "Ey Ebu Bekr, sen ve mü'minler, bunlar sebebiyle dünyada cezalandırılıyorsunuz. Öyle ki Allah'a kavuştuğunuz zaman sizde günah kalmaz. Diğerlerine gelince onlarınkiler biriktirilir, kıyamet günü cezaları toptan verilir." |Tirmizi, Tefsir, Nisa (3042)|580
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nisa Suresi|tirmizi|Ali İbnu Zeyd|Annesinden anlatıyor: Annesi Hz. Aişe (ra)'e Cenab-ı Hakk'ın şu ayetinden: "...İçinizdekini açıklasanız da gizleseniz de Allah sizi onunla hesaba çeker ve dilediğini bağışlar" (Bakara, 284) ve keza: "Kim fenalık yaparsa cezasını görür" (Nisa 123) ayetinden sordu. Hz. Aişe şu cevabı verdi: "Benim Resulullah (sav)'tan bu hususta sorduğum günden bu yana kimse meseleyi bana sormadı. Resulullah (sav) şöyle cevap vermişti: "Bu, Allah'ın hastalık ve kazadan tut, cebine koyduğu basit bir eşyanın kaybıyla duyduğu üzüntüye varıncaya kadar maruz kaldığı musibetlerle kulunu (dünyada) cezalandırmasıdır. Böylece kul, peyderpey günahlarından arınmış olarak çıkar, tıpkı ham altının körükten saf kızıl çıktığı gibi" |Tirmizi, Tefsir, Bakara, (2993)|581
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nisa Suresi|tirmizi|İbnu Abbas|Şevde validemiz (ra) Resulullah (sav)'nın kendisini boşayacağından korkarak: "Beni boşama, nikahın altında tut, benim sıramı Aişe alsın" dedi. Resulullah (sav) da öyle yaptı. Bunun üzerine şu ayet nazil oldu: "Eğer kadın, kocasının serkeşliğinden veya aldırışsızlığından endişe ederse, aralarında anlaşmaya çalışmalarında kendilerine bir engel yoktur. Anlaşmak daha hayırlıdır..." (Nisa, 128). "Her ne üzerine anlaşılırsa o caizdir" |Tirmizi, Tefsir, Nisa, (3043)|582
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Maide Suresi|buharimüslimtirmizinesai|Tarık İbnu Şihab|Yahudiler, Hz. Ömer (ra)'e şöyle dediler: "Siz bir ayet okuyorsunuz ki o, şayet bize inseydi o günü bayram ittihaz eder (her yıl kutlardık)." Hz. Ömer (ra) diyor ki: "Ben onun indiği anı ve yeri, indiği sırada Resulullah (sav)'ın bulunduğu noktayı biliyorum: Arafe günü inmişti. O zaman ben de Arafat'ta idim ve bir cuma günüydü. Kasteddikleri ayet de: "Size bugün dininizi tamamladık" (Maide, 3) ayeti idi." |Buhari, İman, 33, Meğazi, 77, Tefsir, Maide 2, İ'tisam giriş; Müslim, Tefsir 3, (3017); Tirmizi, Tefsir Maide (3046); Nesai, İman 18, (8, 114), Hac 194, (5, 251)|583
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Maide Suresi|ebu davudnesai|İbnu Abbas|"Allah ve Peygamberiyle savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuğa uğraşanların cezası öldürülmek veya asılmak yahut çapraz olarak el ve ayakları kesilmek ya da yerlerinden sürülmektir. Onlara ahirette büyük azab vardır. Şu kadar ki, siz kendileri üzerine kadir olmazdan (kendilerini ele geçirmezden evvel) tevbe eden (muhariblerle yol kesen)ler müstesnadırlar. Bilin ki Allah, çok affedici ve çok merhamet sahibidir" (Maide 33-34) ayeti müşrikler hakkında indi. Kendileri mağlub edilmezden önce, kim gelip teslim olursa bu, ona işlediği suç sebebiyle had cezası uygulamaya mani değildir. |Ebu Davud, Hudud 3, (4372); Nesai, Tahrimü'd-Dem 9, (7, 101)|584
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Maide Suresi|müslimebu davud|Bera|Hz. Peygamber (sav)'in yanına yürür kömürle karartılmış ve dayak atılmış bir Yahudi getirdiler. Bunun üzerine Resulullah (sav) Yahudileri çağırarak: "Kitabınızda zina haddini (cezasını) böyle mi buluyorsunuz? diye sordu. "Evet" dediler. Sonra Hz. Peygamber (sav) onların alimlerinden birini çağırdı ve "Musa'ya, Tevrat'ı indiren Allah aşkına soruyorum, zina edenin haddini kitabınızda böyle mi buluyorsunuz?" dedi. Alim: "Hayır! Eğer bana böyle yemin vererek sormasa idin sana haber vermezdim. Kitapta recm buluyoruz. Fakat, zina vakıaları eşrafımız arasında çoğaldı. Artık şerefli birini bu suçla yakalarsak onu bırakır olduk. Ancak biçare birisini yakalarsak ona haddi tatbik ediyoruz. Kendi aramızda şöyle dedik: "Gelin aramızda öyle bir ceza şeklinde anlaşalım ki o, eşraftan olsun, halktan olsun herkese tatbik edilsin. Sonunda recm yerine suratın kömürle boyanıp dayak atılmasında ittifak ettik." Bunun üzerine Resulullah (sav), "Allahım, onların öldürdüğü emr-i şerifini ilk ihya edip dirilten ben olayım" dedi ve had cezasının tatbikini emretti, zani hemen recmedildi. Bunun üzerine şu ayet indi: "Ey Peygamber! Kalbleri inanmışken ağızlarıyla "inandık" diyenler, Yahudilerden yalana kulak verenler ve başka bir topluluk hesabına casusluk edenlerden inkara koşanlar seni üzmesin. Sözleri asıl yerlerinden değiştirirler de "Böyle bir (fetva) size verilirse alın, verilmezse kaçının" derler..." (Maide 41). Az sonra Allah Teala şu ayeti indirdi: "Allah'ınidirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar kafirlerdir..." "Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler işte onlar zalimlerdir..." "..Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar fasıklardır!" (Maide 44, 45, 47). Bu ayetlerin hepsi kafirler hakkında nazil olmuştur. |Müslim, Hudud 28, (1700); Ebu Davud, Hudud, 26 (4448)|585
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Maide Suresi|ebu davud|İbnu Abbas|Ebu Davud'un İbnu Abbas (ra)'dan kaydettiği bir başka rivayette şöyle demiştir: "Bu üç ayet hassaten Kureyza ve en-Nadir Yahudileri hakkında nazil oldu." |Ebu Davud, Diyat 2, (356)|586
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Maide Suresi|ebu davudnesai|İbnu Abbas|Kureyza ve en-Nadir, Medine'de yaşayan Yahudilerden iki kabile idi. Bunlardan en-Nadir kabilesi Kureyza kabilesinden daha şerefli kabul ediliyordu. Sözgelimi, Kureyza kabilesine mensup birisi, en-Nadir'den birini öldürecek olsa kısas olarak katil öldürülürdü, ama en-Nadir'den bir kimse Kureyza'dan birisini öldürecek olsa, yüz vask hurma ile fidye ödenirdi (katil öldürülmezdi). Resulullah (sav)'ın peygamberliğinden sonra en-Nadir'den birisi Kureyza'dan bir adam öldürdü. Kureyzalılar: "Katili bize teslim edin, onu öldüreceğiz" dediler. Öbür taraf "Sizinle bizim aramızda Muhammed hakem olsun" dediler ve Resulullah (sav)'a geldiler. Bunun üzerine şu ayet indi: "... Eğer hükmedersen, aralarında adaletle hüküm ver, Allah adil olanları sever" (Maide 43). Adaletle hükümden maksat "cana mukabil can"dı. Daha sonra şu ayet indi: "Cahiliye devri hükmünü mü istiyorlar? Yakinen bilen bir millet için Allah'tan daha iyi hüküm veren kim vardır?" (Maide, 50) |Ebu Davud, Diyat 1, (4494), Akdiye 10, (3591); Nesai, Kasame 7, (8,18)|587
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Maide Suresi|ebu davudnesai|İbnu Abbas|Ebu Davud'un kaydettiği bir diğer rivayette şu açıklamayı yapar: "Eğer sana gelirlerse aralarında hükmet yahut onlardan yüz çevir, yüz çevirirsen sana bir zarar vermezler" (Maide 42) ayeti neshedildi ve şu emir geldi: "...Allah'ın indirdiği ile aralarına hükmet!..." (Maide 48). Yine Ebu Davud ve Nesai'de gelmiş olan bir diğer rivayette şöyle denir: "Benu'n-Nadirliler Kureyza'dan birini öldürecek olsalar diyet olarak normal bedelin yarısını öderlerdi. Buna mukabil Benu Kureyzalılar Benu'n-Nadir'den birisini öldürecek olsalar kan bedeli olarak tam diyet öderlerdi. Resulullah (sav) bu farklılığı kaldırdı ve aralarını eşitledi." |Ebu Davud, Diyat 1, (4494), Akdiye 10, (3591, 3591); Nesai, Kasame 7, (8,18)|588
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Maide Suresi|tirmizi|Aişe|Resulullah (sav) geceleyin beklenerek korunuyordu. Ancak: "..Allah seni insanlardan korur" (Maide 67), ayeti inince Resulullah (sav) başını çadırdan çıkarıp: "Ey insanlar dağılın, artık beni Allah koruyor" diye seslendi. |Tirmizi, Tefsir, Maide, (3049)|589
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Maide Suresi|tirmizi|İbnu Abbas|Bir adam Resulullah (sav)'a gelerek: "Ben et yediğim zaman kadınlara karşı zaafım artıyor ve bende şehvet galebe çalıyor. Bu sebeple et yemeyi nefsime haram ettim" dedi. Bunun üzerine şu ayet indi: "Ey iman edenler! Allah'ın size helal ettiği temiz şeyleri haram kılmayın, hududu da aşmayın. Doğrusu Allah, aşırı gidenleri sevmez. Allah'ın size verdiği rızıktan temiz ve helal olarak yiyin. İnandığınız Allah'tan sakının" (Maide 87-88). |Tirmizi, Tefsir, Maide, (3052)|590
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Maide Suresi|müslimtirmizi|İbnu Mes'ud|"İnananlara ve faydalı iş işleyenlere, -sakınırlar, inanırlar, faydalı işler işlerler, sonra haramdan sakınıp inanırlar ve sonra isyandan sakınıp iyilik yaparlarsa- daha önceleri tatmış olduklarından dolayı bir sorumluluk yoktur..." (Maide 93) ayeti indiği zaman Hz. Peygamber (sav) bana dedi ki: "Bana senin onlardan olduğun söylendi." |Müslim, Fedailü's-Sahabe 109, (2459); Tirmizi, Tefsir, Maide, (3056)|591
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Maide Suresi|tirmizi|Bera|Yine Müslim'in bir başka rivayetinde Bera (ra) şunu anlatıyor: "Şarap haram edilmezden önce, Ashab (ra)'dan bazıları vefat etmişti. Şarap haram edilince birçok kimse: "Arkadaşlarımız şarap içerek öldüler, onların hali ne olacak?" dediler. Bunun üzerine ayet indi: "İnananlara, ve faydalı iş yapanlara daha önceleri tatmış olduklarından dolayı bir sorumluluk yoktur" (Maide 93) ayeti indi. Tirmizi hadisin sahih olduğunu söyledi. |Tirmizi, Tefsir Maide, (3054)|592
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Maide Suresi|tirmiziebu davudnesai|Ömer İbnul-Hattab|Ömer: "Allah'ım, şarap hakkında bize tatminkar bir açıklamada bulun" diye dua etmişti ki Bakara suresinde bulunan şu ayet indi: "Sana içki ve kumarı sorarlar, de ki: "ikisinde hem büyük günah ve hem insanlara bazı faydalar vardır. Günahları faydasından daha büyüktür" (Bakara 219). Bunun üzerine Ömer (ra) çağırıldı ve ayet kendisine okundu. Ömer yine: "Allah'ım şarap hakkında bize tatminkar bir açıklamada bulun" dedi. Bir müddet sonra Nisa süresindeki: "Ey iman edenler! Sarhoşken ne dediğinizi bilene kadar, cünubken, -yolcu olan müstesna- gusledene kadar namaza yaklaşmayın..." (Nisa, 43) ayeti nazil oldu. Ömer (ra) çağırıldı ve ayet kendine okundu. Ömer yine: "Allah'ım şarap hakkında bize tatminkar bir açıklamada bulun" dedi. Bir müddet sonra, Maide süresindeki ayet indi: "Ey iman edenler! İçki, kumar, putlar ve fal okları şüphesiz şeytan işi pisliklerdir. Bunlardan kaçının ki saadete eresiniz. Şeytan şüphesiz içki ve kumar yüzünden aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi Allah'ı anmaktan alıkoymak ister. Artık bunlardan vazgeçersiniz değil mi?" (Maide 90-91). Ömer yine çağırılıp ayet kendisine okundu. Bu sefer "Evet Rabbimiz vazgeçtik, vazgeçtik" dedi. Tirmizi hadisin sahih olduğunu söyledi. |Tirmizi, Tefsir, Maide (3053); Ebu Davud, Eşribe 1, (3670); Nesai, Eşribe 1, (8, 286, 287)|593
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Maide Suresi|buharimüslimtirmizi|Enes|Hz. Peygamber (sav)'e sorular sordular. Soruda öylesine aşırı gittiler ki, birgün minbere çıkıp (öfkeyle): "Sorun, her sorunuza cevap vereceğim!" dedi. Cemaat bu sözü işitince, korkuyla başlarını öne eğdiler. Başlarına mühim bir hadise gelmekte olmasından korktular. Enes (ra) devamla dedi ki: "Ben sağıma soluma bakmaya başladım. Bir de ne göreyim, herkes elbisesini başına sarmış ağlıyordu. (Kimseden ses çıkmıyordu). Derken, münakaşa falan ettiği zaman, babasından başka birisine nisbet edilen bir kimse ilk konuşan oldu: "Ey Allah'ın Resulü! Babam kimdir?" dedi. Resulullah (sav): "Baban Hüzafedir" buyurdu. Hz. Ömer (ra) de: "Rabb olarak Allah'tan, din olarak islam'dan, peygamber olarak da Muhammed'den razıyız. Fitnelerden Allah'a sığınırız" dedi. Hz. Peygamber (sav) de: "Hayır ve şer her ikisinin de bugünkü kadar bol indiğini hiç mi hiç görmedim, Bana cennet ve cehennem gözle görülecek hale getirildi ve onları şu duvarın önünde gördüm" dedi. (Bir rivayette şu ziyade var: "... Bunun üzerine şu ayet indi: "Ey iman edenler! Size açıklanınca hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın. Kur'an indirilirken onları sorarsanız size açıklanır, (ama üzülürsünüz). Allah sorduğunuz şeyleri affetmiştir, Allah bağışlayandır, halimdir. Sizden önce bir millet onları sormuştu. Sonra da onları inkar etmişlerdi" (Maide 101-102)) |Buhari, Tefsir, Maide 12, Rikak 27, İ'tisam 3; Müslim, Fedail 134-138, (2359); Tirmizi, Tefsir, Maide (3058)|594
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Maide Suresi|buharimüslim|İbnu'l-Müseyyeb|Tabiin'den İbnu'l-Müseyyeb anlatıyor: "el-Bahira, cahiliye Araplarınca, sütü putlara bağışlanan, bu sebeple hiç kimse tarafından sağılmayan deveye denirdi. Es-Saibe; ilahları için salıverilen, üzerine hiçbir yük vurulmayan deveye denir. El-Vasile; ilk doğumunu dişi yapıp sonra ikinci doğumunu da dişi yapan ve araya erkek doğum girmeyen devedir, bu da putlar için salıverilir, hiçbir şekilde istifade edilmezdi. El-Ham; dölünden muayyen batın yavruya ulaşılan erkek devedir, bu da putlara adanır, yükte kullanılmazdı." İbnu'l-müseyyib, Ebu Hüreyre'den şu sözü nakleder: Resulullah (sav) buyurdu ki: "Amr İbnu Amir el-Huza'i'yi, cehennemde barsaklarını sürürken gördüm. Bu adam, hayvanları putlara adak olsun diye ilk salıveren (şaibe bırakan) kimse idi." |Buhari, Menakib 9, Tefsir, Maide 13; Müslim, Cennet 51, (2856)|595
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Maide Suresi|buharitirmiziebu davud|İbnu Abbas|Benu Sehm'den bir kişi, Tecimüd'-Dari ve Adiy İbnu Bedda ile birlikte yola çıktı. Es-Sehmi, hiç Müslüman bulunmayan bir yerde vefat etti. Terikesini Temin ve Adiyy getirdiler. Ancak (Sehmi'nin yakınları vasiyette adı geçen) gümüş işlemeli bir kabı (teslim edilen mallar arasında) bulamadılar. (Şikayet üzerine) Resulullah (sav) bu hususta ikisine (Temin ve Adiyy'e) yemin ettirdi. Sonra kap Mekke'de bulundu. Kabın yanlarında bulunduğu kişiler: "Biz bunu Temin ve Adiyy'den aldık" diye yemin ettiler. Sehmi'nin yakınlarından iki kişi de kalkıp Allah'a yemin ederek: "Bizim şahitliğimiz o ikisinin şehadetinden daha doğrudur, kap da arkadaşımıza aittir" dediler. İbnu Abbas der ki şu ayet bunlar hakkında nazil oldu: "Ey iman edenler! Ölüm birinize geldiği zaman vasiyet ederken içinizden iki adil kimseyi, şayet yoklukta olup başınıza da ölüm musibeti gelmişse, namazdan sonra alıkoyacağınız, -şüpheleniyorsanız, "Akraba bile olsa yeminle hiçbir değeri değiştirmeyeceğiz, Allah'ın şahidliğini gizlemiyeceğiz, yoksa şüphesiz günahkarlardan oluruz" diye yemin eden- sizden olmayan iki kişiyi şahid tutun. Eğer bu şahidlerin günah işlemiş oldukları ortaya çıkarsa ölene kadar yakın hak sahibi diğer kişi bunların yerine geçer ve "bizim şahidliğimiz ikisininkinden de daha doğrudur, biz aşırı gitmedik, yoksa şüphesiz zulmedenlerden oluruz" diye Allah'a yemin ederler. Bu, şahitliği gerektiği gibi yapmalarını veya yeminlerinden sonra yeminlerin kabul edilmesinden korkmalarını daha iyi sağlar. Allah'tan sakının, dinleyin, Allah fasık kimselere yol göstermez" (Maide, 106-108) |Buhari, Vesaya 35; Tirmizi, Tefsir, Maide (3062); Ebu Davud, Akdiye 19, (3606)|596
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Maide Suresi|tirmizi|Ammar İbnu Yasir|Resulullah (sav) buyurdular ki: (Kur'an'ı Kerimede zikri geçen) sofra gökten ekmek ve et olarak indirildi. Bu mucizeye mazhar olanlara, ihanet etmemeleri ve ertesi gün için, o yiyeceklerden ayırmamaları emredildi. Ancak onlar bunu dinlemediler, hem ihanet ettiler hem de yemeklerinden ayırıp ertesi gün için sakladılar. Bunun üzerine ceza olarak maymun ve hınzır suretine çevrildiler." |Tirmizi, Tefsir, Maide (3063)|597
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|En'am Suresi|tirmizi|Ali|Ebu Cehil mel'un, Hz. Peygamber (sav)'e: "Biz seni yalanlamıyoruz, biz senin getirdiğin şeriatı tekzib ediyoruz" dedi. Bunun üzerine Cenab-ı Hakk şu ayeti inzal buyurdu: "(Ey Muhammed!) Onların söylediklerinin seni üzeceğini elbette biliyoruz, doğrusu onlar, seni yalancı saymıyorlar, fakaz zalimler Allah'ın ayetlerini bile bile inkar ediyorlar. Senden önce nice peygamberler yalanlandı ve kendilerine yardımcımız gelene kadar yalanlamalarına ve sıkıştırılmalarına katlandılar..." (En'am 32-34). |Tirmizi, Tefsir, En'am (3066)|598
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|En'am Suresi|müslimibnu mace|Sa'd İbnu Ebi Vakkas|Biz altı kişi Hz. Peygamber (sav) ile birlikte oturuyorduk. Müşrikler ona: "Şunları huzurundan kov, bizimle sohbete cür'et etmesinler" dediler.Sa'd devamla diyor ki, orada ben vardım, İbnu Mes'ud, Hüzeyl kabilesinden bir kişi, Bilal ve ismini hatırlayamadığım iki kişi daha varlardı.Resulullah (sav)'ın içine Allah'ın dilediği birşeyler düşmüştü. Kendi kendine içinden mırıldandı. Bunun üzerine Cenab-ı Hakk şu ayeti inzal buyurdu: "Sabah akşam Rabblerinin rızasını isteyerek O'na yalvaranları kovma. Onların hesabından sana bir sorumluluk yoktur, senin hesabından da onlara bir sorumluluk yoktur ki onları kovarak zulmedenlerden olasın" (En'am 52) |Müslim, Fedailu's-Sahabe, 45 (2413); İbnu Mace, Zühd 7, (4128)|599
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|En'am Suresi|tirmizi|Sa'd İbnu Ebi Vakkas|"(Ey Muhammed! De ki: "Üstünüzden ve altınızdan size azab göndermeye, sizi fırka fırka yapıp kiminize kiminizin hıncını tattırmaya kadir olan O'dur. Anlasınlar diye ayetleri nasıl yerli yerince açıkladığımıza bak" (En'am 65) ayeti hakkında Resulullah (sav)'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Haber verilen bu durum ilerde olacaktır, henüz olmuş değildir." |Tirmizi, Tefsir, En'am (3068)|600
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|En'am Suresi|buharitirmizi|Cabir|"(Ey Muhammed!) De ki: üstünüzden ve altınızdan size azab göndermeye kadir olan O'dur..." ayeti indiği esnada Resulullah (sav): "...üstünüzden" ibaresinden sonra: "Ya Rabbi sana sığınırım" dedi. Ne zaman ayetin devamı olan: "... Sizi fırka fırka yapıp kiminize kiminizin hıncını tattırmaya kadir olan O'dur" kısmı nazil olunca: "Bu iki azab daha hafif, (telafisi) daha kolay" buyurdu." |Buhari, Tefsir, En'am 2, İ'tisam 11, Tevhid 16; Tirmizi, Tefsir, En'am (3067)|601
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|En'am Suresi|buharimüslimtirmizi|İbnu Mes'ud|"İman edenler, bununla beraber imanlarına zulüm bulaştırmayanlar var ya, işte (ancak) onlardır ki korkudan emin olmak hakkı kendilerinindir. Onlar doğru yolu bulmuş kimselerdir" (En'am, 82) ayeti indiği zaman, bu ayet Müslümanlara çok ağır geldi ve: "Hangimiz nefsine zulmetmiyor? (mahvolduk)" dediler. Resulullah (sav): "Hayır, burada kastedilen o değil, şirktir. Lokmanın oğluna olan şu sözünü işitmediniz mi?: "Oğulcuğum, Allah'a şirk koşma, zira şirk büyük zulümdür" (Lokman, 13). |Buhari, İman 23, Enbiya 8, 41, Tefsir, En'am 3, Tefsir, Lokman 1, İstitabe 1, 9; Müslim, İman 197, (124); Tirmizi, Tefsir, En'am, (3029)|602
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|En'am Suresi|tirmiziebu davudnesai|İbnu Abbas|Bir grup insan Resulullah (sav)'a gelerek: "Ey Allah'ın Resulü biz kendi öldürdüğümüzü yiyor, fakat Allah'ın öldürdüğünü yemiyoruz (bu nasıl iş?)" dediler. Bunun üzerine Cenab-ı Hakk şu ayeti indirdi: "Allah'ın ayetlerine inanıyorsanız, üzerine Allah'ın adı anılmış olan şeyden yiyin. Size ne oluyor ki, Allah size darda kalmanızın dışında, haram olanları genişçe anlatmışken adının üzerine anıldığı şeyden yemiyorsunuz? Doğrusu çoğunluk, heva ve heveslerine uyarak bilmeden sapıtıyorlar. Aşırı gidenleri en iyi bilen Rabbindir. Günahın açığını da gizlisini de bırakın. Günah kazananlar, kazandıklarına karşılık şüphesiz ceza göreceklerdir. Üzerine Allah'ın adının anılmadığı kesilmiş hayvanları yemeyin. Bunu yapmak Allah'ın yolundan çıkmaktır. Doğrusu şeytanlar sizinle tartışmaları için dostlarına fısıldarlar. Eğer onlara itaat ederseniz, şüphesiz siz müşrik olursunuz" (En'am, 118-122). |Tirmizi, Tefsir, En'am, (3071); Ebu Davud, Edahi, 13, (2817, 2818, 2819); Nesai, Edahi 40, (7, 237)|603
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|En'am Suresi|ebu davud||Ebu Davud'un bir rivayetinde "...Doğrusu şeytanlar, sizinle tartışmaları için dostlarına fısıldarlar..." (En'am, 121) ayetiyle ilgili olarak, İbnu Abbas şu açıklamayı yapar: Yani "Allah'ın öldürdüğü" diyerek meyteyi (kesilmeksizin, kendiliğinden ölen hayvanı) kastederek: "Onu niye yemiyorsunuz? derler." İşte bunun üzerine Cenab-ı Hakk: "Eğer onlara itaat ederseniz, şüphesiz siz müşrik olursunuz" ayetim indirdi. Bundan sonra da: "Üzerine Allah'ın adının anılmadığı kesilmiş hayvanları yemeyin..." ayeti indi." |Ebu Davud, Edahi 13, (2818)|604
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|En'am Suresi|ebu davud|İbnu Abbas|Bir diğer rivayetinde şöyle buyrulur: "Üzerine Allah'ın ismi zikredilen (hayvan etinden) yiyin" (En'am, 118). "Üzerine Allah'ın ismi zikredilmeyenden yemeyin" (En'am 121) emri neshedilip, ehl-i kitabın kestiği, yasaktan istisna edilerek şöyle dendi: "...Kitap verilenlerin yemeği size helal, sizin yemeğiniz de onlara helaldir..." (Maide, 5) |Ebu Davud, Edahi, 13, (2817)|605
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|En'am Suresi|nesai|İbnu Abbas|Cenab-ı Hakk'ın "Üzerine Allah'ın isminin zikredilmediği (kesilmiş hayvan eti)nden yemeyin" ayeti ile ilgili olarak şu açıklamayı yapmaktadır: "Müşrikler, bu meselede müminlerle ihtilaf ederek (alayvari) şöyle dediler: "Allah'ın kestiğini yemiyorsunuz, fakat kendi kestiğinizi yiyorsunuz." |Nesai, Zebaih 40, (7. 237)|606
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|En'am Suresi|buhari|İbnu Abbas|Arab'ın (cahiliye devrindeki) cehaletini öğrenmek seni memnun ederse En'am suresinin 130. ayetten sonra gelen şu ayetini oku: "Beyinsizlikleri yüzünden, körü körüne çocuklarını öldürenler ve Allah'ın kendilerine verdiği nimetleri -Allah'a iftira ederek- haram sayanlar mahvolmuşlardır; onlar sapıtmışlardır, zaten doğru yolda da değillerdi" (En'am 140). |Buhari, Menakıb 11|607
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|En'am Suresi|tirmizi|İbnu Mes'ud|Kim üzerinde Muhammed (sav)'ın mührü bulunan sahifeyi görmek isterse şu ayetleri okusun: "De ki: "Gelin size Rabbinizin haram kıldığı şeyleri söyleyeyim, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, anaya babaya iyilik yapın. Yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin -sizin ve onların rızkını veren biziz- Gizli ve açık kötülüklere yaklaşmayın, Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymayın. Allah bunları size düşünesiniz diye buyurmaktadır. Yetim malına, erginlik çağına erişene kadar en iyi şeklin dışında yaklaşmayın; ölçüyü ve tartıyı doğru yapın. Biz kimseye ancak gücünün yeteceği kadar yükleriz. Konuştuğunuz vakit -akraba bile olsa- sözünüzde adil olun. Allah'ın ahdini yerine getirin. Allah size bunları öğüt alınanız için buyurmaktadır" (En'am 151-153) |Tirmizi, Tefsir, En'am, (3072)|608
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|En'am Suresi|müslimtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kıyametin üç alameti vardır, onlar zuhur edince, "daha önce inanmamış olanların artık inanmaları da onlara fayda vermez" (En'am, 158) Güneşin battığı yerden doğmasi, Deccal, Dabbetu'l-arz" |Müslim, İman 249, (158); Tirmizi, Tefsir, En'am (3074)|609
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|En'am Suresi|tirmizi|Ebu Sa'id|"Onlar kendilerine... Rable rinden birtakım delillerin gelmesini mi bekliyorlar. Rabbinin birtakım mucizeleri geldiği gün, bir kimse daha önce inanmamışsa veya imanıyla bir iyilik kazanmamışsa imanı ona fayda vermez." (En'am 158) ayetinde geçen "Rabblerinden birtakım deliller" ile "güneşin battığı yerden doğması" kastedilmiştir. |Tirmizi, Tefsir, En'am (3073)|610
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|A'raf Suresi|müslimnesai|İbnu Abbas|(Cahiliye devrinde) kadın, Kabe-i Muazzama'yı çıplak olarak tavaf eder ve şöyle derdi: "Bana kim ödünç bir tavaf elbisesi verecek?" Elbiseyi fercinin üzerine kor: "Bugün bir kısmı veya tamamı görülür ama, ondan açılanı helal etmem" derdi. Bu tatbikatla ilgili olarak şu ayet indi: "Ey Ademoğulları! Her mescide güzel elbiselerinizi giyerek gidin, yiyin, için fakat israf etmeyin. Çünkü Allah müsrifleri sevmez" (A'raf, 31). |Müslim, Tefsir 25, (3028); Nesai, Hacc 131, (5,233, 234)|611
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|A'raf Suresi|tirmizi|Enes|Resulullah (sav) şu ayeti okudu: "Rabbi dağa tecelli edince onu yerle bir etti" (A'raf 143) -hadisi rivayet eden Hammad şöyle der: Hammad'dan rivayeti yapan Süleyman b. Harb merhum- (tecellinin hafifliğini göstermek için) baş parmağının yanıyla sağ parmağının ucuna değdirerek gösterir. (Ve ayetin kıraati bitince Resulullah) ilave eder: "Dağ, çığlık attı ve Musa baygın düştü" |Tirmizi, Tefsir, A'raf (3076)|612
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|A'raf Suresi|muvattatirmiziebu davud|Müslim İbnu Yesar el-Cüheni|Hz. Ömer (ra)'den: "Rabbim Beni Ademden, bellerinden zürriyetlerini alıp da onları nefislerine karşı şahid tutarak: "Rabbiniz değil miyim?" diye işhad ettiği vakit bela (evet)  dediler: Şahidiz. "Kıyamet günü bizim bundan haberimiz yoktu" demeyesiniz. Yahud: "Ancak önceden atalarımız şirk koştular, biz ise onlardan sonra bir zürriyet idik, şimdi o batılı te'sis edenlerin yaptıklarıyla bizi helak mı edeceksin?" demeyesiniz" (A'raf 172-173) ayetinden soruldu. Hz. Ömer (ra) şu cevabı verdi: "Bu ayetten Resulullah (sav)'a da sorulmuştu. O şöyle açıkladı: "Allah Teala hazretleri, Hz. Adem'i yarattı sonra sağ eliyle meshedip ondan bir zürriyet çıkardı ve: "Bunlar cennet içindir, bunlar cennet ehlinin ameliyle amel ederler" dedi. Rabb Teala, ikinci defa sırtını okşadı, ondan bir nesil daha çıkardı ve: "Bunları da cehennem için yarattım, bunlar da cehennem ehlinin amelini işleyecekler" dedi. Cemaatten bir adam: "Ey Alla'ın Resulü! (kaderimiz ezelden yazılmış ise) niye amel ediyoruz? diye sordu. Resulullah (sav) şu açıklamayı yaptı: "Allah bir kişiyi cennet ehli olarak yaratmışsa onu cennet ehlinin amelinde çalıştırır. Öyle ki cennetliklerin bir ameli üzere ölür ve Allah da onu cennetine kor. Aksine bir kulu da cehennem ehli olarak yaratmışsa, onu da cehennemliklerin amelinde istimal eder. Öyle ki bu da cehennemliklerin bir ameli üzere ölür, Allah da onu cehenneme koyar." |Muvatta, Kader 2, (2, 898, 899); Tirmizi, Tefsir, A'raf, (3077); Ebu Davud, Sünnet 17, (4703)|613
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|A'raf Suresi|tirmizi|Ebu Hüreyre|Resulüllah (sav) buyurdular ki: "Allahu Zül-Celal hazretleri Adem (a.s.)'ı yarattığı zaman sırtını meshetti. Bunun üzerine kıyamete kadar onun neslinden yaratacağı insanlardan herbirinin iki gözü arasına nurdan bir parlaklık koydu. Sonra hepsini Adem (a.s.)'e arzetti. Adem (a.s.): "Ey Rabbim bunlar da kim?" diye sordu. "Bunlar senin zürriyetindir" dedi. Onlardan bir tanesi dikkatini çekti, gözlerinin arasındaki parlaklık çok hoşuna gitmişti. "Ey Rabbim şu da kim?" diye sordu. "Davud" deyince. "Pekala ne kadar ömür verdin?" diye sordu. "Altmış yıl" dedi. Adem: "Ey Rabbim, ona benim ömrümden kırk yıl ilave et!" dedi. Resulullah (sav) buyurdular ki: Hz. Adem'in yaşı kırk yıl eksik olarak kesinleşince hemen ölüm meleği geldi. Adem (a.s.) ona: "Yani benim ömrümden kırk yıl daha geride kalmadı mı?" dedi. Melek: "İyi ama", dedi, sen onu oğlun Davud'a vermedin mi?" Adem inkar etti, zürriyeti de inkar etti. Adem unuttu ve meyveden yedi. Zürriyeti de unuttu. Adem hata işledi, zürriyeti de hata işledi." (Tirmizi hadisin sahih olduğunu söyledi) |Tirmizi, Tefsir, A'raf, (3078)|614
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|A'raf Suresi|tirmizi|Semüre İbnu Cündeb|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Havva (a.s.) hamile kaldığı zaman iblis Havva'nın yanına geldi. (Bu sırada) Havva'nın çocuğu yaşamıyor hep ölüyordu. İblis: "Çocuğa Abdü'l-Haris adını ver, çünkü o yaşıyor" dedi. Havva bu ismi verdi, çocuk da yaşadı. Ancak bu durum şeytanın bir telkini ve emri idi." |Tirmizi, Tefsir, A'raf, (3079)|615
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|A'raf Suresi|buhariebu davud|İbnu'z-Zübeyr|"Sen afyolunu tut, bağışla, uygun olanı emret, bilgisizlere aldırış etme" (A'raf, 199) ayeti, ancak ve ancak halkın ahlakı hususunda nazil oldu. |Buhari, Tefsir, A'raf 5; Ebu Davud, Edeb 5, (4787)|616
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|A'raf Suresi|buhariebu davud||Buhari ve Ebu Davud'un diğer bir rivayetinde şöyle denir: "Allah, Peygamberine (sav) halkın ahlakından, affetmeyi, benimseyip almasını emretti." (Açıklaması için önceki hadise bakılabilir) |Buhari, Tefsir, A'raf 5; Ebu Davud, Edep 5, (4787)|617
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Enfal Suresi|buharimüslim|İbnu Cübeyr|İbnu Abbas (ra)'a "Enfal süresi (ne hususta indi?)" diye sordum, bana: "Bedir Savaşı uzerine indi" cevabını verdi. |Buhari, Tefsir, Enfal 1; Müslim, Tefsir, 31, (3031)|618
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Enfal Suresi|müslimtirmiziebu davud|Mus'ab İbnu Sa'd|Babasından (ra) naklettiğine göre, babası şöyle demiştir: "Bedir Savaşı sırasında bir kılıçla geldim ve: Ey Allah'ın Resulü, Allah kalbimi müşriklerden kurtardı, bu kılıcı bana bağışla" dedim. Bana: "Bu mal ne senin, ne de benim" diye cevap verdi. Ben (içimden): ""Bu kılıç, savaş sırasında benim kadar ciddi hizmette bulunmayan birine verilebilir" diyerek ayrıldım. Sonra Resulullah (sav) benim yanıma geldi ve: "Sen, kılıç benim değilken onu benden istemiştin. Şimdi ise artık benim oldu, al, bu senin olsun!" dedi." Şu ayet inmişti: "Ey Muhammed! Sana ganimetlere dair soru sorarlar, de ki: "Ganimetler Allah'ın ve Peygamberindir, inanıyorsanız Allah'tan sakının..." (Enfal, 1) |Müslim, Cihad 33, (1748); Tirmizi, Tefsir, Enfal (3080); Ebu Davud, Cihad 156, (2740)|619
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Enfal Suresi|ebu davud|Ebu Said|"Tekrar savaşmak için bir tarafa çekilmek veya bir başka topluluğa katılmak maksadı dışında, savaş günü arkasını düşmana dönen kimse Allah'tan bir gazaba uğramış olur. Onun varacağı yer cehennemdir. Ne kötü bir dönüştür!" (Enfal, 16) ayeti Bedir günü indi. |Ebu Davud, Cihad 106, (2648)|620
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Enfal Suresi|buhari|İbnu Abbas|"Allah katında yeryüzündeki canlıların en kötüsü gerçeği akletmeyen sağırlar ve dilsizledir" (Enfal, 22) ayetinde kastedilmiş olanlar Abdü'd-Daroğullarından bir gruptur. |Buhari, Tefsir, Enfal 1|621
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Enfal Suresi|buharimüslim|Enes|Ebu Cehl (birgün) şöye dedi: "Allah'ımız, eğer bu Kitap, gerçekten senin katından ise, bize gökten taş yağdır veya can yakıcı bir azab ver" (Enfal, 32) diye dua etmişti. Şu ayet indi: "Sen içlerinde iken Allah onlara azab etmez. Onlar bağışlanma dilerken de elbette Allah azab edecek değildir" (Enfal, 33) Müşrikler mü'minleri Mekke'den çıkardıkları zaman da şu ayet indi: "Yoksa Mecsid-i Haram'a girmekten men ederlerken Allah onlara niçin azab etmesin?" (Enfal, 34). |Buhari, Tefsir, Enfal 3, 4; Müslim, Sıfatu'l-Münafıkin 37, (2796)|622
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Enfal Suresi|müslimtirmiziebu davud|Ukbe İbni Amir|Resulullah (sav) minberde iken dinledim, şu ayeti okudu: "Ey iman edenler! Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar -Allah'ın düşmanı ve sizin düşmanlarınızı ve bunların dışında Allah'ın bilip sizin bilmediklerinizi yıldırmak üzere kuvvet ve savaş atları hazırlayın..." (Enfal, 60). Ayette geçen "kuvvet"i "Bilesiniz, kuvvet "atmak"tır" diye açıkladı ve bunu üç kere tekrar etti." |Müslim, İmaret 167, (1917); Tirmizi, Tefsir, Enfal (3083); Ebu Davud, Cihad 24, (2514)|623
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Enfal Suresi|müslim|Ukbe İbni Amir|Müslim ve Tirmizi'de şu ziyade vardır: "... Haberiniz olsun! Allah, arzı fethetmenizi müyesser kılacak, ihtiyaçlarınız (Allah tarafından) karşılanacaktır. Sizden kimse oklarıyla oynamaktan sakın geri kalmasın." |Müslim, İmaret 168, (1918)|624
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Enfal Suresi|buhariebu davud|İbnu Abbas|"Ey Peygamber! Mü'minleri savaşa teşvik et. Sizin sabırlı yirmi kişiniz onlardan iki yüz kişiyi yener. Sizin yüz kişiniz, inkar edenlerden bin kişiyi yener; çünkü onlar anlayışsız bir güruhtur" (Enfal, 65) ayeti inince bir kişinin on kişinin önünden kaçmaması, yirmi kişinin de iki yüz kişinin önünden kaçmaması farz kılındı. Sonra da şu ayet indi: "Şimdi Allah yükünüzü hafifletti, zira içinizde zaaf bulunduğunu biliyordu. Sizin sabırlı yüz kişiniz, onlardan iki yüz kişiyi yener. Sizin bin kişiniz, Allah'ın izniyle, iki bin kişiyi yener. Allah sabredenlerle beraberdir." (Enfal, 66). Böylece yüz kişinin, iki yüz kişinin önünden kaçmaması farz kılındı. |Buhari, Tefsir, Enfal 6, 7; Ebu Davud, Cihad 106, (2646)|625
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Enfal Suresi|ebu davud||Bir rivayette de şöyle denir: "... Sizin sabırlı yirmi kişiniz, onlardan iki bin kişiyi yener" ayeti nazil olunca bu, Müslümanlara ağır geldi ve şu ayet indi: "Şimdi Allah yükünüzü hafifletti. Zira içinizde zaaf bulunduğunu biliyordu. Sizin sabırlı yüz kişiniz onlardan iki yüz kişiyi yener. Sizin bin kişiniz, Allah'ın izniyle onlardan iki bin kişiyi yener.." (Enfal, 66). Allah onlardan miktarı hafiflettikçe, Müslümanların sabrı da -azaltılan miktar nisbetinde- eksildi." |Ebu Davud, Cihad 106, (2646)|626
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Enfal Suresi|tirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ganimetler sizden önce hiçbir başı siyaha (yani ademoğluna) helal kılınmadı. Ganimet alındığı zaman gökten inen bir ateş onu yakardı. -Ravi Süleyman el-A'meş der ki: "(Başı siyah tabirini) şimdilerde Ebü Hüreyre'den başka kullanan birini göremiyorum- Bedir savaşı sırasında henüz helal edilmezden önce, Müslümanlar ganimetleri aldılar. Bunun üzerine Cenab-ı Hak şu ayeti indirdi: "Daha önceden Allah'tan verilmiş bir hüküm olmasaydı, aldıklarınızdan ötürü size büyük bir azab erişirdi..." (Enfal, 68). |Tirmizi, Tefsir, Enfal, (3084)|627
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Enfal Suresi|ebu davudmüslim|Ömer|Bedir savaşında Hz. Peygamber (sav) (esirlerin serbest bırakılmaları mukabilinde) fiyde-i necat alınca Cenab-ı Hakk şu ayeti indirdi: "Yeryüzünde savaşırken, düşmanı yere sermeden esir almak hiçbir peygambere yaraşmaz. Geçici dünya malını istiyorsunuz. Oysa Allah ahireti kazanmanızı ister. Allah güçlüdür, hakimdir. Daha önceden Allah'tan verilmiş bir hüküm olmasaydı, aldıklarınızdan ötürü size büyük bir azab erişirdi. Elde ettiğiniz ganimetleri temiz ve helal olarak yiyin..." (Enfal 67-69). Ganimetler sonradan helal kılındı. |Ebu Davud, Cihad (2690); Müslim, Cihad 58, (1763)|628
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Enfal Suresi|ebu davud|İbnu Abbas|Şu iki ayet hakkında aşağıdaki açıklamayı yapmıştır: "Doğrusu inanıp hicret edenler, Allah yolunda mallarıyla canlarıyla cihad edenler ve Muhacirleri barındırıp onlara yardım edenler, işte bunlar birbirlerinin dostudurlar" ve "İnanıp hicret etmeyenlerle, -hicret edene kadar- sizin dostluğunuz yoktur. Fakat din uğrunda yardım isterlerse, aranızda anlaşma olmayan topluluktan başkasına karşı onlara yardım etmeniz gerekir. Allah işlediklerinizi görür. İnkar edenler birbirlerinin dostlarıdır. Eğer siz aranızda dost olmazsanız yeryüzünde kargaşalık, fitne ve büyük bozgun çıkar, inanıp hicret eden, Allah yolunda savaşanlar ve Muhacirleri barındırıp, onlara yardım edenler, işte onlar gerçekten inanmış olanlardır. Onlara mağfiret ve cömertçe verilmiş rızıklar vardır. Sonra inanıp hicret eden ve sizinle birlikte savaşanlar, işte onlar sizdendir." Bedeviler muhacire varis olmazdı, muhacir de ona varis olmazdı. Bu durum nesh edildi. Ayet şöyle buyurdu: "Birbirinin mirascısı olan akraba Allah'ın kitabına göre birbirine daha yakındır. Doğrusu Allah her şeyi bilir." (Enfal, 22-25) |Ebu Davud, Feraiz 16, (2924)|629
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Beraet (Tevbe) Suresi|ebu davudtirmizi|İbnu Abbas|Hz. Osman (ra)'a dedim ki: "Siz niçin, mesani grubuna giren Enfal suresini miün grubuna giren Beraet suresine yaklaştırdınız ve aralarına da besmeleyi yazmadınız?" Hz. Osman (ra) şu cevabı verdi: "Resulullah (sav)'a vahiy sırasında, bir çok süre birlikte gelirdi. Bu durumda herhangi bir vahiy geldi mi, vahiy katiblerini çağırır, onlara: "Şu ayetleri, şu şu meselelerin zikedildiği sureye koyun" diye irşad ederdi. Bir ayet geldiği zaman da "Bu ayeti içinde şu şu şeylerin zikredildiği sureye koyun" derdi. Enfal suresi, Medine'de ilk nazil olanlardandı. Beraet suresi ise, iniş itibariyle Kur'an'ın sonuncusu idi. Bunun kıssası da Enfal'in kıssasına benzemekte idi. Bu sebeple Beraet'i öbüründen zannettim. Resulullah (sav) bu surenin öncekinden olduğunu belirtmeden vefat etti. Bu sebeple ben bunların arasını yakın tuttum ve ikisinin arasına bismillahirrahmanirrahim satırını koymadım. Böylece onu yedi uzunların (Seb'u't-Tıval) arasına koydum." (Ebu Davud'un rivayetinde "Beraet'i öbüründen zannettim" cümlesi yoktur) |Ebu Davud, Salat 125, (786); Tirmizi, Tefsir, Tevbe, (3086)|630
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Beraet (Tevbe) Suresi|buharimüslim|Said İbnu Cübeyr|İbnu Abbas (ra)'a sordum: Tevbe süresi nedir? Şu cevabı verdi: Tevbe mi? bilakis o fazihadır (İslam'ın düşmanlarını rezil etmektedir). Onlardan bir kısmı şöyledir...  diyerek o kadar çok saymıştır ki, halk "Bizden kimseyi bırakmıyacak, herkesi zikredecek" zannına kapıldılar. Ben tekrar sordum: Ya Enfal süresi? Bu, dedi. Bedir Savaşı hakkında nazil oldu. Ben tekrar sordum:  Pekala Haşr süresi? O da, dedi, Benu'n-Nadir Yahudileri hakkında nazil oldu." |Buhari, Tefsir, Haşr 1, Enfal 1, Megazi 14; Müslim, Tefsir 31, (3031)|631
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Beraet (Tevbe) Suresi|buharimüslim|Said İbnu Cübeyr|Bir diğer rivayette Said İbnu Cübeyr'in: "Ya Suretu'l Haşr (niçin inmiştir?)" sorusuna İbnu Abbas (ra)'ın: (Haşr süresi mi? hayır! O), Benun-Nadir süresidir" cevabını verdiği kaydedilmiştir. |Buhari, Tefsir, Haşr 1, Enfal 1, Meğazi 14; Müslim, Tefsir 31, (3031)|632
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Beraet (Tevbe) Suresi|buharimüslim|Said İbnu Cübeyr|Bir diğer rivayette Said İbnu Cübeyr'in: "Ya Suretu'l Haşr (niçin inmiştir?)" sorusuna İbnu Abbas (ra)'ın: (Haşr süresi mi? hayır! O), Benun-Nadir süresidir" cevabını verdiği kaydedilmiştir. |Buhari, Tefsir, Haşr 1, Enfal 1, Meğazi 14; Müslim, Tefsir 31, (3031)|633
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Beraet (Tevbe) Suresi|buharimüslimebu davudnesai|Ebu Hüreyre|Hz. Ebu Bekir (ra), Resulullah (sav) tarafından Veda haccından önceki hacc mevsiminde hacc emiri olarak tayin edildiği hacda, "Bu yıldan sonra müşriklere haccetmek yasaktır", "Çıplak olarak Beytullah tavaf edilemez" diye ilan etmek üzere vazifelendirdiği bir gruba beni de gönderdi. Ancak, bilahare Hz. Peygamber (sav), Hz. Ebu Bekir (ra)'in arkasından Hz. Ali'yi gönderdi ve Beraet süresini halka ilan etmeyi ona emretti. Hz. Ali (ra) bizimle birlikte Mina'da halka, Beraet'i ilan etti: "Bu yıldan sonra hiçbir müşrik hacc yapamıyacak ve çıplak olarak Beytullah tavaf edilmeyecek." |Buhari, Salat 10, Hacc 67, Cizye 16, Meğazi 66, Tefsir, Tevbe 2, 3, 4; Müslim, Hacc 435, (1347); Ebu Davud, Hacc 67, (1946); Nesai, Hacc 161, (5, 234)|634
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Beraet (Tevbe) Suresi|buharimüslimebu davudnesai|Ebu Hüreyre|Bir başka rivayette, aynı hadise şöyle gelmiştir: "Haccu'l-Ekber günü, kurban bayramı günüdür. el-Haccu'l-Ekber de haccdır. Hacca "el-Haccu'l-Ekber" denilmesi, halkın ümreye "el-Haccul-Asgar" demesinden ileri gelmiştir." Ebu Hureyre devamla diyor ki: "O yıl, Hz. Ebu Bekir (ra) bu tebliği halka duyurdu. Bunun üzerine ertesi yıl yani Hz. Peygamber (sav)'ın bizzat katılarak Veda haccını yaptığı zaman, tek müşrik hacca katılmadı. Hz. Ebü Bekir'in müşriklere ilanda bulunduğu sene Cenab-ı Hakk şu ayeti indirdi: "Ey iman edenler! Doğrusu puta tapanlar pistirler, bu sebeple, bu yıldan sonra Mescid-i Haram'a yaklaşmasınlar. Eğer fakirlikten korkarsanız, bilin ki, Allah dilerse sizi bol nimetiyle zenginleştirecektir. Allah şüphesiz bilendir, hakimdir" (Tevbe 28). Müşrikler ticaret yapıyorlar, Müslümanlar da bundan faydalanıyorlardı. Allahu Teala müşriklerin Mescid-i Haram'a yaklaşmalarını yasaklayınca, Müslümanlar müşriklerin yaptıkları ticaretin kesilmesiyle ondan elde ettikleri menfaatin kesileceği endişesine düştüler. Bunun üzerine Cenab-ı Hakk şu vahyi indirdi: "Eğer fakirlikten korkarsanız, bilin ki, Allah dilerse sizi bol nimetiyle zenginleştirecektir."Sonra bunu takip eden ayette Cenab-ı Hakk cizyeyi helal kıldı. Bu daha önce alınmıyordu. Bunu, müşriklerin ticaretiyle elde edilen menfaate bir karşılık (ivaz) yaptı. Cenab-ı hakk şöyle buyurdu: "Kitap verilenlerden, Allah'a, ahiret gününe inanmayan, Allah'ın ve Peygamberinin haram kıldığını haram saymayan, hak dinini din edinmeyenlerle, boyunlarını büküp kendi elleriyle cizye verene kadar savaşın" (Tevbe, 29). Allah Müslümanlara bunu helal kılınca, anladılar ki, Allah kendilerine, müşriklerle olan ticaretin kesilmesi sebebiyle kaybından korkup üzüldükleri menfaatten daha fazlasını vermektedir" |Buhari, Salat 10, Hacc 67, Cizye 16, Meğazi 66, Tefsir, Tevbe 2, 3, 4; Müslim, Hacc 435, (1347); Ebu Davud, Hacc 67, (1946); Nesai, Hacc 161, (5, 234)|635
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Beraet (Tevbe) Suresi|nesai|Ebu Hüreyre|Nesai'den gelen bir diğer rivayet şöyledir: Ebu Hüreyre (ra) dedi ki: "Resulullah (sav) Ali İbnu Ebi Talib (ra)'i Beraet suresiye birlikte Mekke ahalisine gönderdiği zaman onunla beraber ben de geldim. Kendisine "Ne ilan ediyordunuz?" diye soruldu. Şu cevabı verdi: "Biz şunları ilan ediyorduk: 1- Kabe'ye ancak mü'minler girer. 2- Beytullah çıplak tavaf edilemez. 3- Kimin Resulullah (sav)'la bir anlaşması varsa bunun müddeti dört ayın hitamıdır. Dört ay geçtikten sonra Allah ve Resulü müşriklerden beridir. 4- Bu seneden sonra hiçbir müşrik haccetmeyecek. Ben bunları böyle (yüksek sesle ve tekrarla) bağırarak söylüyorum ki O gün sesim kısıldı." |Nesai, Hacc 161, (5, 234)|636
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Beraet (Tevbe) Suresi|tirmizi|Ali|Ben, "Hacc-ı Ekber günü hangi gündür?" diye sordum, bana: "Kurban günü" diye cevap verdi." |Tirmizi, Tefsir, Beraet (3088), Hacc 110 (958)|637
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Beraet (Tevbe) Suresi|ebu davudibnu mace|İbnu Ömer|Resulullah (sav) haccettiği hacc sırasında, cemreler arasında, kurban günü durarak sordu: "Bu gün hangi gündür?" Halk: "Kurban günüdür", dediler. Resulullah (sav): "Bugün Hacc-ı Ekber günüdür" buyurdu. |Ebu Davud, Hacc 67, (1945); İbnu Mace, Menasik 76, (2058)|638
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Beraet (Tevbe) Suresi||İbnu Ebi Evfa|Resulullah (sav) şöyle diyordu: "Kurban günü büyük hacc (el-haccu'l-ekber) günüdür. O gün kanlar akıtılır, başlar traş edilir, kirler, paslar giderilir, haramlar helal olur." ||639
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Beraet (Tevbe) Suresi|nesai|Cabir|Resulullah (sav) Ci'rane ümresinden dönünce Hz. Ebu Bekir (ra)'i haccın başında emir olarak yolladı. Onunla birlikte biz de vardık, el-Arc mevkiinde iken (es-salatu hayrun minen nevm) diye çağrıda bulundu. Bir müddet sonra da tekbir getirmek üzere doğrulduğu sırada arka tarafından kulağına bir deve sesi geldi. Bunun üzerine tekbiri bıraktı ve: "Bu ses, dedi, Resulullah (sav)'ın devesi Ced'a'nın sesi, muhakkak ki hacc konusunda Resulullah (sav) yeni bir karara varmıştır, belki de bu, Resulullah (sav)'nın kendisidir, bu durumda namazı birlikte kılarız." dedi. Devenin sırtındaki Ali (ra) idi. Hz. Ebu Bekir (ra) ona: "Hacc emiri olarak mı geldin, elçi olarak mı?" diye sordu. Hz. Ali (ra): "Elçi olarak geldim, Resulullah (sav) beni Beraet süresiyle gönderdi. Onu hacc mahallerinde halka okuyup tebliğ edeceğim" dedi. Sonra Mekke'ye geldik. Tevriye gününden (Zilhicce'nin 8. günü) bir gün önce Hz. Ebu Bekir (ra) kalktı. Halka hitabetti. (Mina'dan Mekke'ye) nasıl sökün edeceklerini, taşlamayı nasıl yapacaklarını, birer birer tarif ederek halka haccın menasikini (usul ve adabını) öğretti. Hz. Ebu Bekir (ra)'in konuşması bitince sözü Hz. Ali (ra) aldı. Beraet suresini halka, son ayetine kadar okudu. Sonra kurban günü geldi. Arafat'ı terketti. Hz. Ebu Bekir (ra) dönünce, tekrar halka hitabetti. Onlara Arafat'ı terketme (adabın)dan kesimlerinden (vesair) menasiklerinden sözetti. Sözü bitince, yine Hz. Ali (ra) ayağa kalktı, halka, Beraet suresini sonuna kadar okudu. Nefrul-evvel günü (Mina'dan Mekke'ye hareket günü) Hz. Ebu Bekir (ra) kalktı ve halka bir hitabede daha bulundu. Mina'yı nasıl terkedeceklerini, nasıl taşlama yapacaklarını tarif etti, haccın menasikini öğretti. Konuşmasını bitirince fecirden Hz. Ali (ra) kalktı. Halka Beraet suresini sonuna kadar (bir kere daha) okudu. |Nesai, Hacc 186,187, (5, 247-248)|640
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Beraet (Tevbe) Suresi|buhari|Zeyd İbnu Vehb|Biz Huzeyfe (ra)'nin yanında idik. Bize dedi ki: Şu ayetin kasteddiklerinden hayatta sadece üç kişi kaldı: "Eğer andlaşmalarından sonra yeminlerini bozarlar, dinimize dil uzatırlarsa, inkarda önde gidenlerle savaşın -çünkü onların yeminleri sayılmaz- belki vazgeçerler" (Tevbe, 12), münafıklardan da sadece dört kişi kaldı. Bu söz üzerine bir bedevi kalkarak: "Siz Muhammed (sav)'in arkadaşlarısınız, bize bir kısım haberlerde bulunuyorsunuz, ama bunların mahiyeti nedir, ne değildir biz anlamıyoruz. Söz gelimi sadece dört tane münafık kaldığını söylediniz. Pekala şu evlerimizi yarıp işe yarayan şeylerimizi çalanlara ne demeli?" dedi. Huzeyfe (ra): "Onlar fasıklardır. Ben tekrar ediyorum münafıklardan sadece dört tanesi kalmıştır: Bunlardan biri yaşlı bir ihtiyardır, öyle ki soğuk suyu içse soğukluğunu hissedecek halde değildir." |Buhari, Tefsir, Berae 5|641
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Beraet (Tevbe) Suresi|müslim|en-Nu'man İbnu Beşir|Ben Resulullah (sav)'ın minberinin yanında idim. Bir adam: "Ben Müslüman olduktan sonra başka bir amelde bulunmamış olmama kıymet vermem, ancak hacılara su dağıtmam harıç" dedi. Bir diğeri: "Ben de Müslüman olduktan sonra başka bir iş yapmamış olmama ehemmiyet vermem, ancak Mescid-i Haram'ı imar edip bakımını yapmam hariç" dedi. Bir üçüncüsü de: "Allah yolunda cihad, söylediklerinizden daha üstün bir ameldir" dedi. Hz. Ömer (ra) onlara müdahale ederek konuşmalarını menetti ve: "Resulullah (sav)'ın minberinin yanında sesinizi yükseltmeyin, bugün cumadır. Namazı kılınca ben huzura girer, ihtilaf ettiğiniz hususu sorarım" dedi. Arkadan Cenab-ı Hakk şu ayeti indirdi: "Hacca gelenlere su vermeyi, Mescid-i Haram'ı onarmayı Allah'a ve ahiret gününe inananla, Allah yolunda cihad edenle bir mi tuttunuz? Allah katında bir olmazlar, Allah zulmeden milleti doğru yola eriştirmez. İnanan, hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad eden kimselere Allah katında en büyük dereceler vardır. İşte kurtulanlar onlardır" (Tevbe, 19-20). |Müslim, İmare 111 (1879)|642
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Beraet (Tevbe) Suresi|tirmizi|Adiy İbnu Hatim|Boynumda altundan yapılmış bir haç olduğu halde Resulullah (sav)'a geldim. Bana: "Ey Adiy boynundan şu putu çıkar, at!" dedi ve arkadan şu ayeti okuduğunu hissettim: "Onlar Allah'ı bırakıp hahamlarını, papazlarını ve Meryem oğlu Mesih'i rableri olarak kabul ettiler. Oysa tek ilahtan başkasına kulluk etmemekle emrolunmuşlardı. Ondan başka ilah yoktur. Allah, koştukları eşlerden münezzehtir." (Tevbe, 31). Resulullah (sav) devamla: "Aslında onlar, bunlara (ruhbanlarına) tapınmadılar, ancak bunlar (Allah'ın haram ettiği bir şeyi) kendileri için helal kılınca hemen helal addediverdiler, (Allah'ın helal kıldığı bir şeyi de) kendilerine haram edince hemen haram addediverdiler." |Tirmizi, Tefsir, Berae, (3094)|643
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Beraet (Tevbe) Suresi|buhari|Zeyd İbnu Vehb|Rebeze'ye uğramıştım. Orada Ebu Zerr (ra)'i gördüm. Kendisine: "Seni buraya getiren sebep nedir?" diye sordum. Şöyle açıkladı: "Şam'daydım. Bir ayet hakkında Muaviye (ra) ile ihtilafa düştük. Ayet şu: "Ey iman edenler! Hahamlar ve rahiplerin çoğu, insanların mallarını haksızlıkla yerler. Allah yolundan alıkoyarlar. Altın ve gümüşü biriktirip Allah yolunda sarfetmeyenlere can yakıcı bir azabı mujdele. Bunlar cehennem ateşinde kızdırıldığı gün, alınları, böğürleri ve sırtları onlarla dağlanacak. "Bu, kendiniz için biriktirdiğinizdir, biriktirdiğinizi tadın" denecek" (Tevbe, 34-35). Muaviye (ra): "Bu ayet ehli kitap hakkına inmiştir" dedi. Ben ise: "Hem bizim, hem de onlar hakkında indi" dedim. Bu mesele üzerinde aramızda ihtilaf çıktı. Halife Hz. Osman (ra)'a yazarak beni şikayet etti. Hz. Osman bana yazarak Medine'ye gelmemi emretti. Bunun üzerine Medine'ye geldim. Halk, sanki daha önce beni hiç görmemiş gibi, çoklukla etrafımı sardı. Durumu Osman (ra)'a açtım. Bana: "İstersen buraya yakın bir yere git" dedi. İşte beni buraya getiren gerçek sebep budur. Benim üzerime Habeşli siyahi bir köleyi amir tayin etseler mutlaka dinler, itaat ederim." |Buhari, Zekat 4, Tefsir, Berae 6|644
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Beraet (Tevbe) Suresi|buharimuvatta|İbnu Ömer|Bir bedevi kendisine: "Bana şu ayet hakkında açıklamada bulun", dedi ve ayeti okudu: "Altın ve gümüşü biriktirip Allah yolunda sarfetmeyenlere can yakıcı bir azabı müjdele" (Tevbe, 35). İbnu Ömer şu cevabı verdi: "Kim onu biriktirir ve zekatını vermezse vay haline! Bu ayet zekat emri gelmezden önceye aittir. Zekat emri gelince, Allah zekatı mallar için bir temizlik kıldı." |Buhari, Zekat 4, Tefsir, Berae 6; Muvatta, Zekat 1, (1, 256)|645
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Beraet (Tevbe) Suresi|muvatta|İbnu Ömer|Muvatta'da şöyle denmiştir: "İbnu Ömer (ra)'e "(Azaba sebep olacak) hazine nedir?" diye sorulunca: "Zekatı verilmeyen maldır" diye cevap verdi." |Muvatta, Zekat 1, (1, 256)|646
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Beraet (Tevbe) Suresi|tirmizi|Sevban|"Altın ve gümüşü biriktirip Allah yolunda sarfetmeyenlere can yakıcı bir azabı müjdele" ayeti nazil olduğu zaman biz, Hz. Peygamberle bir seferde bulunuyorduk. Ashabından bazısı: "Ayet altın ve gümüş hakkında indi, hangi malın daha hayırlı olduğunu keşke bilseydik?" dedi. Resulullah (sav) şu cevabı verdi: "Sahip olunan şeylerin en efdali: Zikreden bir dil, şükreden bir kalb, kocasının imanına yardımcı olan saliha bir zevcedir." |Tirmizi, Tefsir, Berae (3093)|647
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Beraet (Tevbe) Suresi|ebu davud|İbnu Abbas|"Altın ve gümüşü biriktirip Allah yolunda sarfetmeyenlere can yakıcı bir azabı müjdele" ayeti nazil olduğu zaman, Müslümanlar bundan fazlaca kaygılandılar. Hz. Ömer (ra): "Ben sizin üzüntünüzü gidereceğim, haydi gelin" dedi ve gidip Hz. Peygamber (sav)'e müracaat ederek: "Ey Allah'ın Resulü", dedi "bu ayet ashabını çok kaygılandırdı." Hz. Peygamber : "Allah zekatı, malınızda baki kalan kirliliği temizlemek için farz kıldı. Nitekim, sizden sonrakilere kalması için de mirası farz kıldı" buyurdu. İbnu Abbas devam etti: (Resulullah'ın bu açıklaması üzerine) Hz. Ömer (ra) sevincinden (Allahu ekber) dedi. Peygamberimiz (sav) açıklamasına devamla, Hz. Ömer (ra)'e: "Kişinin kendi lehine biriktirdiği şeyin ne olduğunu sana haber vereyim mi? Bu, saliha bir kadındır. Yani nazar ettiği zaman kendini hoşnud kılacak, emrettiği zaman itaat edecek, evinden uzaklaştığı zaman (malını ve namusunu) koruyacak olan kadın" |Ebu Davud, Zekat 32, (1664)|648
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Beraet (Tevbe) Suresi|ebu davud|İbnu Abbas|"Allah'a ve ahiret gününe inananlar mallarıyla, canlarıyla savaşmak istediklerinden ötürü geri kalmak için senden izin istemezler.." (Tevbe, 44) ayeti, Nur suresindeki şu ayetle neshedilmiştir: "Doğrusu Allah'a ve Peygamberine inanan mü'minler, Peygamberle beraber bir işe karar vermek için toplandıklarında ondan izin almaksızın gitmezler. Ey Muhammed! Senden izin isteyenler, işte onlar, Allah'a ve Peygamberine inananlardır. Bazı işleri için senden izin isterlerse, içlerinden dilediğine izin ver, Allah'tan, onların bağışlanmalarını dile. Allah şüphesiz bağışlar, merhamet eder" (Nur, 62). |Ebu Davud, Cihad 171, (2771)|649
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Beraet (Tevbe) Suresi|buharimüslimnesai|Ebu Mes'ud el-Bedri|Sadaka vermeyi emreden ayet (Tevbe, 103) nazil olduğu zaman biz (ücret mukabilinde) sırtlarımızda yük taşıyor (bu yolla bir şeyler kazanıp) ondan sadaka veriyorduk. Bir adam (Abdurrahman İbnu Avf) gelerek çok miktarda bağışta bulundu. (Münafıklar dedikodu yaparak onun hakkında, gösteriş yapıyor), mürai dediler. Hemen şu ayet nazil oldu: "Sadaka vermekte gönülden davranan mü'minlere dil uzatan ve ancak ellerinden geldiği kadar verebilenlerle alay eden kimselere bu davranışlarının cezasını Allah verir. Onlara can yakıcı azab vardır" (Tevbe, 79). |Buhari, Zekat 10, İcare 13, Tefsir, Berae 11; Müslim, Zekat 72, (1018); Nesai, Zekat 48. (5, 59)|650
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Beraet (Tevbe) Suresi|buharimüslimtirmizinesai|İbnu Ömer|Abdullah İbnu Übey İbni Selül öldüğü zaman oğlu (ra) Resulullah (sav)'ın huzur-i alilerine çıkıp, mübarek gömleklerini babasına kefen olarak vermesini   taleb etti. Resulullah (sav) talebi kabul edip verdi. Bunun üzerine, babasının  cenaze namazını kıldırıvermesini taleb etti. Resulullah (sav) bu talebi de kabul etti ve namaz kıldırmak üzere kalktı. Ancak, Hz. Ömer (ra) kalkarak Resulullah (sav)'ı elbisesinden tuttu ve: "Ey Allah'ın Resulü, Rabbin seni, ona namaz kılmaktan men etmişken, sen nasıl ona namaz kılarsın?" diye müdahale etti. Resulullah (sav): "Allah beni muhayyer bırakmıştır, zira: "Onların ister bağışlanmasını dile, ister dileme, birdir. Onlara yetmiş defa bağışlanma dilesen de Allah onları bağışlamayacaktır" (Tevbe, 80) buyurmaktadır. Ben yetmişden de fazla bağışlama talebinde bulunacağım" dedi. Hz. Ömer (ra): "Ama, o münafıktır!" dedi. Resulullah (sav) buna rağmen onun ardından namaz kıldı. Bunun üzerine Cenab-ı Hakk şu ayeti inzal buyurdu: "Onlardan ölen hiç kimse için ebediyyen namaz kılmayacaksın, mezarı başında da durmayacaksın. Çünkü onlar Allah ve Resulüne inanmadılar, fasık olarak öldüler" (Tevbe, 84). Hz. Ömer (ra) der ki: "Sonra o gün Resulullah (sav)'a karşı izhar ettiğim cür'ete hayret ettim. Allah ve Resulü daha iyi bilirler." (Bu son cümlenin İbnu Abbas'ın sözü olma ihtimali de mevcuttur) (Tirmizi'nin rivayetinde şu ziyade var: "Resulullah (sav) bu ayetten sonra münafıkların cenaze namazını kılmadı") |Buhari, Cenaiz 85, Tefsir, Berae 12; Müslim, Fedailu's-Sahabe 25, (2400), Sıfatu'l-Münafıkin 3, (2744); Tirmizi, Tefsir 3096; Nesai, Cenaiz 69, (4, 68).|651
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Beraet (Tevbe) Suresi|tirmiziebu davudibnu mace|Ebu Hüreyre|Şu ayet Kuba halkı hakkında nazil omuştur: (Mealen): "Orada, arınmak isteyen insanlar vardır. Allah arınmak isteyenleri sever" (Tevbe, 108). |Tirmizi, Tefsir, Berae (3099); Ebu Davud, Taharet 23 (44); İbnu Mace, Taharet, (357)|652
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Beraet (Tevbe) Suresi|tirmizinesai|Ali|Ben, müşrik olan anne babası için, Allah'tan af ve mağfiret dileyen birini gördüm. Kendisine: "Sen müşrik olan anne baban için istiğfarda mı bulunuyorsun, (olur mu bu?)" dedim. Adam bana: "(Niye olmasın, Kur'an-ı Kerimede) Hz. İbrahim (a.s.) müşrik olan babası için istiğfar etmektedir" diye cevap verdi. Ben durumu Resulullah (sav)'a anlattım. Bunun üzerine şu mealdeki ayet indi: "Cehennemlik oldukları anlaşıldıktan sonra, akraba bile olsalar, puta tapanlar için mağfiret dilemek Peygambere ve müminlere yaraşmaz. İbrahim'in, babası için mağfiret dilemesi, sadece ona verdiği bir sözden ötürü idi. Allah'ın düşmanı olduğunu anlayınca ondan uzaklaştı..." (Tevbe, 113-114). |Tirmizi, Tefsir, Berae (3100); Nesai, Cenaiz 102, (4, 91)|653
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Beraet (Tevbe) Suresi|buharimüslimtirmiziebu davudnesai|Muhammed İbnu Şihab ez-Zühri|Bana Abdurrahman İbnu Abdillah İbni Ka'b İbni Malik nakletti: Abdullah İbnu Ka'b -ki babası Ka'b gözlerini kaybettiği zaman kardeşleri değil, kendisi babasına rehberlik etmişti- kavmi içinde Resulullah (sav)'ın ashabının hadislerini en iyi bilen ve en iyi öğrenmiş olanıydı. Abdullah dedi ki: "Babam Ka'b İbnu Malik'in, Resulullah (sav) Tebük seferine çıktığı zaman, sefere katılmayışı ile ilgili hikayeyi kendisinden dinledim. Şöyle anlatmıştı: "Ben Tebük gazvesi hariç Resulullah (sav)'ın çıkardığı gazvelerden hiçbirine katılmamazlık etmemiştim. Gerçi Bedir gazvesine iştirak etmedim. Ancak buna katılmayanlardan kimseyi Resulullah (sav) kınamadı. O seferde Resulullah (sav) ve Müslümanlar savaşı değil, Kureyş'in kervanını ele geçirmeyi düşünüyorlardı. Ne var ki Cenab-ı Hakk bunlarla düşmanı beklenmedik anda karşı karşıya getirdi. Ben Akabe gecesinde İslam'la müşerref olup ilk andlaşmayı yaptığımız esnada Resulullah (sav)'la beraberdim. Ben Akabe'de hazır bulunmayı Bedir'de hazır bulunmaya değişmem, halk Bedir gazasını Akabe biatından daha çok ansa da. Benim Tebük seferinden geri kalışımla ilgili habere gelince, gerçekten ben hiçbir zaman, o sıradaki kadar güçlü ve zengin olmamıştım. Allah'a kasemle söylüyorum, daha önce hiçbir zaman devem  olmamıştı. Ama o gazve sırasında iki tane binmeye mahsus devem vardı. Bir de Resulullah (sav) gazaya niyet etti mi mübhem ifadeler kullanarak asıl hedefi belli etmezdi. Fakat bu gazvede öyle yapmadı. Çünkü Tebük seferi çok sıcak bir mevsimde oluyordu. Uzak bir seferi ve tehlikeleri göze almış, büyük bir düşmanı hedef edinmişti. Müslümanlar gazve hazırlıklarını tam yapsınlar diye durumu bütün ciddiyetle açıklamış, gidecekleri istikameti gizlemeksizin bildirmişti. Resulullah (sav)'a sefere katılacak Müslümanlar pek çoktu. Askerlerin künyelerini kayıt defreti almıyordu. Kayıt defterinden maksat künyelerin yazıldığı divandır." Ka'b (rivayetine devamla) der ki: "Pek az kimse gözden kaybolmayı (katılmamayı) arzu ediyordu. Bunlar da vahiy gelmedikçe, gizlendikleri, Resulullah (sav) tarafından bilinilemiyeceğini zanneden kimselerdi. Bu gazve, tam meyvelerin erdiği, gölgelerin iyice tatlılaştığı bir zamana rastlamıştı. Ben de meyve ve gölgeye düşkün bir kimseydim. Resulullah (sav) ve Müslümanlar yol hazırlığı yaptılar. Ben de onlarla yol hazırlığı yapmak üzere sabahleyin evden çıkar (kararsızlık içinde) hiçbir şey yapmadan geri dönerdim. Kendi kendime: "Bu da bir şey mi, dilersem hazırlığı çabucak yapabilirim" diye teselli olur, avunurdum. Bu hal böylece devam etti. Öyle ki, başkaları ciddi dddi hazırlığını tamamlamıştı. Resulullah (sav) ve Müslümanlar yola çıktılar. Ben hala hiçbir hazırlık yapmamıştım. Yine hazırlık için gittim geldim ama bir şey yapmaya bir türlü elim varmıyordu. Bu hal de sürgü gitti. Askerler sür'atle yol aldılar. Gazve elimden kaçtı. Yine de yola çıkıp onlara kavuşmayı düşündüm. Keşke bunu yapsaydım. Bana bu da nasib olmadı. Resulullah (sav) Medine'den ayrıldıktan sonra halkın arasına çıkınca gördüğüm bir husus beni üzmeye başladı: Çarşı pazarda benim gibi kalanlar meyanında gördüklerim ya münafıklık damgasını yemiş olanlardı veya zayıflıkları sebebiyle Cenab-ı Hakk'ın mazur addettiği kimselerdi. Öte yandan Resulullah (sav) da beni Tebük'e varıncaya kadar hiç anmamış. Orada kalabalığın arasında otururken: "Ka'b İbnu Malik ne yaptı, (ondan ne haber var?)" diye sormuş. Benü Seleme'den birisi: "Ey Allah'ın Resulü, onu, yakışıklı iki elbisesi ve çalımla iki tarafına bakması (Medine'de) hapsetti" demiş. Muaz da ona şu cevabı vermiş: "Ne kötü konuşuyorsun. Ey Allah'ın Resulü Allah'a kasem olsun Malik hakkında hayırdan başka bir şey bilmiyoruz" demiş. Resulullah (sav) sükut buyurmuşlar. Resulullah (sav) bu durumda iken, uzaktan beyazlara bürünmüş bir adamın siluetini görür ve: "Bu gelen Ebu Heyseme olmasın!" der. Gerçektende o Ebu Heyseme el-Sari'dir. Yani, sefer hazırlığı sırasında bir sa'lık hurma verdi diye münafıkların birbirlerine kaş-göz ederek istihza ettikleri zat." Ka'b (sözlerine devamla) der ki: "Resulullah (sav)'a Tebük'ten ayrılıp yola çıktığı haberi bana ulaşınca keder ve üzüntüm tekrar arttı. Bir yalan hazırlamaya başladım. "Yarın, Resulullah (sav)'ın öfkesinden, ne söyleyerek kurtulabilirim?" diyordum. Bu hususta ailemde aklıbaşında herkesin fikrine müracat ediyordum. Resulullah (sav)'ın gelmesi yaklaştı dendiği zaman benden yanlış düşünceler zail oldu. İyice anladım ki, hiçbir yalan asla beni kurtaramaz. Doğruyu söylemeye karar verdim. Derken Resulullah (sav) bir sabah Medine'ye geldiler. O, bir seferden dönünce ilk iş olarak mescide uğrar, iki rek'at namaz kılar, ondan sonra halka görünürdü. Bu gelişinde de namazını kılıp halkı kabul etmeye başlayınca sefere katılmayıp geride kalanlar gelip özür dilemeye, özürleri hususunda inandırıcı olmak için yeminler etmeye başladılar. Bunlar seksen kadar erkekti. Resulullah (sav) onların özürlerini kabul ediyor, onlardan beyat alıyor, olara istiğfarda bulunuyor, işlerini Allah'a havale ediyordu. Ben de geldim. Selam verdim. Selamımı işitince öfkeli öfkeli tebessüm etti ve "Gel" dedi. Yaklaştım ve önüne oturdum. "Niye geride kaldın, sen (Akabe'de) biat edip itaati sırtına almış değil miydin?" dedi. Ben şu cevabı verdim: Evet ey Allah'ın Resulü! Ben senin değil de dünya ehlinden bir başkasının yanında oturmuş olsaydım, inandırıcı bir özür söyleyip, mutlaka öfkesini gidererek yanından ayrılırdım. Çünkü, Allah bana yeterli bir ifade gücü vermiş bulunmaktadır. Ancak, Allah'a kasem olsun kesinlikle inanıyorum ki, bugün sizi, benden razı kılacak bir yalan söylesem çok geçmeden Allah sizi bana öfkelendirecektir. Size doğruyu söylesem bana kızacaksınız, Ama ben de o hususta Allah'tan af dilerim. Gerçeği söylüyorum, kasem olsun hiç bir özrüm yoktu. Vallahi başka hiç bir vakit, sizden geri kaldığım zamanki kadar güçlü ve zengin değildim." Benim bu itirafım üzerine Resulullah (sav): "İşte bu doğru konuştu" dedi ve bana da: "Kalk, Allah senin hakkında hükmedinceye kadar bekle!" buyurdu. Ben de kalktım. Benü Seleme'den bir kısım insanlar da koşarak beni takip ettiler ve bana: "Allah'a kasem olsun bundan önce herhangi bir günah işlediğini bilmiyoruz. Savaştan geri kalan diğerlerinin yaptığı gibi Resulullah (sav)'ın senin için yapacağı istiğfar bu günahını affettirmeye yeterdi" dediler." Malik (devamla) şunları anlattı: "Sonra: Benim vaziyetime düşen başka biri var mı? diye sordum. "Evet iki kişi daha tıpkı senin gibi itirafta bulundular. Onlara da sana söylenen söylendi" dediler. "Mürare İbnu'r-Rebi el-Amiri ile Hilal İbnu Ümeyye el-Vakıfi (ra)" dediler. Bana çok salih iki kişi zikretmiş oldular. Bunlar Bedir gazvesinde bulunmuş, nümune-i imtisal kişilerdi. Bunların ismini duyunca, geri gidip özür beyan etme fikrinden vazgeçtim. Derken Resulullah (sav), Müslümanlara gazveye katılmayanlardan sadece üçümüzle konuşmayı yasakladı. Bunun üzerine halk bizden çekindi ve yüz çevirdi. Öyle ki yeryüzü bana yabancılaştı. Dünya, önceden bilip tanıdığım dünya olmaktan çıktı. Bu minval üzere elli gece geçirdik. Diğer iki arkadaşım, halktan uzaklaşıp evlerinde oturup ağlayarak vakit geçirdiler. Onlardan daha genç, daha güçlü olan ben dışarı çıkıyor, namazlara katılıyor, çarşı pazar dolaşıyordum. Ama kimse benimle konuşmuyordu. Bazan namazdan sonra, ashabıyla oturmakta olan Resulullah (sav)'a uğrayıp selam veriyordum. İçimden, "Acaba, benim selamımı alarak dudaklarını kıpırdatır mı?" diye kendi kendime sorardım. Sonra yakınına durup namaz kılar, göz ucuyla da ona bakardım. Namaza durunca bana baktığını da görürdüm. Ama ben ona yönelecek olsam derhal benden yüzünü çevirirdi. Müslümanların cefasından çektiğim bu izdıraplı hal uzayınca bir gün dayanamayıp gittim. Ebu Katade'nin bahçe duvarını aştım.O amcamın oğlu idi ve herkesten çok severdim. Yanına varınca selam verdim. Hayret! Vallahi selamımı almadı. Kendisine: Ey Ebu Katade, Allah aşkına söyle. Allah ve Resulü'nü sevdiğimi bilmiyor musun? dedim. Sustu, cevap vermedi. Tekrar Allah aşkına diye yemin verdim, yine konuşmadı. Üçüncü sefer Allah adına yemin verdim. Bu defa: "Allah ve Resulü daha iyi bilir!" dedi. Bunun üzerine gözlerimden yaş boşandı. Geri döndüm, duvarı aştım." Ka'b hikayesine devamla der ki: "(Bir gün) Medine çarşısında yürürken Medine'ye buğday satmaya gelmiş, Şam ahalisinden Nabati bir fellah: "Ka'b İbnu Malik'i bana kim gösterecek?" diyordu. Halk beni ona gösterdi. Adam bana yaklaştı. Gassan Kralı'ndan bir mektup getirdi. Ben okuma-yazma bilirdim, hemen okudum. Mektupta şöyle diyordu: "Bana gelen habere göre arkadaşın sana sıkıntı veriyormuş. Allah seni hakaret görmek, sıkıntı çekmek için yaratmadı. Bize gel, sana iyi davranalım." mektubu okur okumaz: "Bu da bir başka bela" dedim. Tandıra götürüp attım ve yaktım. Nihayet bu (boğucu) elli günden kırkı geçmiş, (hakkımızda) vahiy de gecikmişti. Aniden Resulullah (sav)'ın elçisi geldi. Bana: "Resulullah, hanımını terketmeni emrediyor" dedi. Ben: "Boşayacak mıyım, yoksa başka şekilde bir terk mi?" diye sordum. "Hayır, boşamıyacaksın, ondan ayrıl, sakın yaklaşma!" dedi. Resulullah (sav) aynı haberi diğer iki arkadaşıma da göndermişti. Hanımıma: "Ailene dön, onların yanında kal, Allah bu meselede bir hüküm bildirinceye kadar da orada bekle" dedim. Hilal İbnu Ümeyye'nin hanımı Resulullah (sav)'a müracaat ederek: "Ey Allah'ın Resulü, Ümeyye İbnu Hilal kendini kaybetmiş bir ihtiyardır, hizmetçisi de yoktur. Ona hizmetini yapıversem bir mahzuru var mı?" diye izin istemiş. Ve: "Hayır, hizmet edebilirsin, ancak sakın yakınlaşmada bulunma" cevabını almış. Kadın da: "Hayır ya Resulallah! Vallahi, zaten onda kımıldayacak mecal kalmadı. Vallahi cezalandığı günden şu ana kadar hiç ara vermeden habire ağlıyor" dedi. Ailemden bazısı bana: "Resulullah (sav)'a gidip hanımın, hizmetlerini yapıvermesi için izin istesen iyi olur. Nitekim o, Hilal'in hanımına hizmet etmesi için müsaade etti" diye tavsiyede bulundu. "Hayır, dedim, böyle bir talepte bulunmayacağım. Bana ne diyeceğini nasıl bilebilirim, ben genç bir kimseyim." Böylece sıkıntısı daha da artan on gece daha geçirdim. Konuşmaktan yasaklandığımızın üzerinden tam elli gece geçti. Ellinci gecenin sabah namazını evlerimizden birinin damında kılmıştım. Ben Allahu Teala'nın hakkımızda belirttiği o dehşetli hal içinde oturmuş duruyordum. Ruhum sıkılmış, bütün genişliğine rağmen dünya daralmıştı. Sanki bir cendere içerisindeydim. Bir ses işittim. Bu, Sel dağı üzerine çıkmış yüksek sesle bağıran birinin sesiydi. (Dikkat kesildim: bana sesleniyor ve): "Ey Ka'b İbnu Malik müjde!" diyordu. Hemen secdeye kapandım. Hakkımızda bir kurtuluşun geldiğini anlamıştım. Meğer Resulullah (sav), Cenab-ı Hakk'ın bizi affettiğine dair müjdeli haberi o gün sabah namazında halka duyurmuş, halk da bize müjdelemek üzere koşuşmuş, bazıları da diğer iki arkadaşıma gitmişmiş. Bir zat bana at koşmuştu, Eslemli biri de yaya olarak seğirtip dağa çıkmış... Tabii ki ses, attan daha hızlı yol aldı. Müjdeci sesini duyduğum kimse bir müddet sonra bizzat yanıma gelince, derhal iki parça elbisemi çıkanp müjde bedeli olarak kendisine giydirdim. Yemin olsun o gün için başka bir şeyim yoktu. Emanet iki giyecek te'min ettim, onları giyip, Resulullah (sav)'ı görmek arzusuyla dışarı fırladım. Yolda halk grup grup beni karşılıyor. Cenab-ı Hakk'ın affı sebebiyle tebrik ediyordu. Bu minval üzere Mescid'e geldim. Resulullah (sav) etrafını saran ashabının ortasında oturuyordu. Beni görünce Talha İbnu Ubeydillah (ra) kalktı, bana doğru koşup musafaha yaptı ve beni tebrik etti. Yemin olsun, onun dışında muhacirlerden başka kalkan olmadı." Ka'b onun bu samimi davranışını ömrü boyu unutmayacaktır. Ka'b, (sözlerine devam ederek) şunları söyledi: "Resulullah (sav)'a selam verince memnuniyetten ışıl ışıl, mütebessim bir yüzle: "Müjdeler olsun! Annenden doğalıdan beri yaşadığın en hayırlı gününü tebrik ederim" dedi. Ben hemen sordum: "Ey Allah'ın Resulü, bu sizin bağışladığınız bir lütuf mu, Cendb-ı Hak'tan gelen bir lütuf mu?" "Hayır, Allah'tan gelen bir lütuf!" dedi. Ka'b, ilaveten dedi ki: "Resulullah (sav)'ın vech-i mübarekleri, sürurlu anlarında, bir ay parçası gibi nurlanır ve parlardı. Biz, bunu derhal anlardık. Ben önüne oturunca: "Ey Allah'ın Resulü! Mazhar olduğum bu af sebebiyle ne var ne yok bütün malımı Allah ve Resulü'ne bağışlıyorum" dedim. "Hayır", dedi. "Hepsi olmaz, bir kısmını kendine ayır, bu senin için daha hayırlı." "Ey Allah'ın Resulü, biliyorum ki, Allah beni sıdkımdan, doğru sözlülüğümden dolayı kurtardı. Benim tevbemden biri de artık, yaşadığım müddetçe hep doğru söylemek olacaktır." Allah'a yemin olsun, Resulullah (sav)'a bunu söylediğim günden beri, doğru söz hususunda, Allah'ın bana lütfettiği ihsandan daha güzeline mazhar olan birisini bilmiyorum. Yine Allah'a kasem ederek söylüyorum, Resulullah (sav)'a söz verdiğim günden beri bir kerecik olsun yalan söylemeyi düşünmedim. Geri kalan ömrümde de Allah'ın beni yalandan korumasmı diliyorum." Ka'b şunu da söyledi: "Bizimle ilgili olarak Allahu Teala şu ayeti indirmişti: "And olsun ki, Allah, sıkıntılı bir zamanda bir kısminin kalpleri kaymak üzere iken Peygambere uyan Muhacirler'le Ensar'ın ve Peygamber'in tövbelerini kabul etti. Tövbelerini, onlara karşı şefkatli ve merhametli olduğu için kabul etmiştir. Bütün genişliğine rağmen dünya onlara dar gelerek nefisleri kendilerini sıkıştırıp Allah'tan başka sığınacak kimse olmadığını anlayan, (savaştan) geri kalmış üç kişinin tevbesini de kabul etti. Allah, tevbe ettikleri için onların tevbesini kabul etmiştir. Çünkü O, tövbeleri kabul eden, merhametli olandır. Ey iman edenler! Allah'tan sakının ve doğrularla beraber olun!" (Tevbe, 117-119). Ka'b şunu da dermiş: "Allah'ıma yeminle söylüyorum, Allah beni İslam'la şereflendirdikten sonra, bana göre, Resulullah (sav)'a söylediğim doğru sözden daha büyük bir nimet vermemiştir. (Allah'ın bana lütfettiği birinci büyük nimeti İslam'la müşerref olmam, ikinci büyük nimeti de Reshulullah (sav)'a, doğru söz söylememi nasib etmiş olmasıdır). Aksi takdirde, diğer yalan söyleyenler gibi ben de helak olacaktım. Nitekim Cenab-ı Hak, vahiy indirdiği zaman, yalan söyleyenler hakında, bir kimse için söylenebilecek en kötü şeyi söylemiştir. Allahu Teala şöyle buyurmuştur: "Döndüğnüzde, kendilerine çıkışmamanız için, Allah'a yemin edeceklerdir. Siz onlardan yüz çevirin. Çünkü onlar pistirler. Yaptıklarının karşılığı olarak varacakları yer cehennemdir. Kendilerinden hoşnud olasınız diye, size yemin verirler. Siz onlardan razı olsanız bile, Allah yoldan çıkmış fasık kimselerden razı olmaz" (Tevbe, 95-96). Ka'b şunu söyledi: "Resulullah Tebük seferinden döndüğü zaman, sefere katılmayanlar gidip özür diledikleri, Resulullah (sav)'ın da, yemin etmeleri üzerine özürlerini kabul buyurup kendileriyle bey'atlaşıp, haklarında istiğfarda bulunduğu kimselerden, biz üç kişi ayrı tutulmuş, (onların mazhar olduğu aftan istifade edememiştik.) Resulullah (sav) bizim işimizi, Allah hakkımızda hükmedinceye kadar tehir etmişti. Hakkımızda gelen ayette, Cenab-ı Hakk'ın: "...geri kalmış üç kişi..." sözünden kasıd, savaştan geri kalmamız değildir, bu geri kalış Resulullah (sav)'ın hakkımızdaki hükmü geri bırakması, yemin ederek özür dileyenlerin özrünü kabul ettiği kimselerden ayrı tutmasıdır." |Buhari, Vesaya 16, Cihad 103, Menakıb 23, Menakıbu'l-Ensar 43, Meğazi 3, 78, Tefsir, Berae, 17, 18, 19, İstizan 21, Eyman 24, Ahkam 53; Müslim, Tevbe 53, (2769); Tirmizi, Tefsir, Berae, (3101); Ebu Davud, Talak 11, (2202), Cihad 173, (2773), Nüzur 29, (3317); Nesai, Talak 18, (6, 152), Nüzur 37, (7, 22)|654
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Beraet (Tevbe) Suresi|ebu davud|İbnu Abbas|"(Allah yolunda savaşa) çıkmazsanız Allah size can yakıcı azabla azab eder..." (Tevbe,39) ayeti ile, "Medinelilere ve çevrelerinde bulunan bedevilere, savaşta Allah'ın Peygamberinden geri kalmak, kendilerini ona tercih etmek yaraşmaz" (Tevbe, 120) ayetini şu ayet neshetmiştir: "Mü'minler toptan savaşa çıkmamalıdır. Her topluluktan bir taifenin, dini iyi öğrenmek ve milletlerini geri döndüklerinde uyarmak üzere geri kalmaları gerekli olmaz mı?..." (Tevbe, 122). |Ebu Davud, Cihad 19, (2503)|655
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Beraet (Tevbe) Suresi|ebu davud|Necdet İbnu Naki'|"İbnu Abbas (ra)'a şu ayet hakkında sordum: "(Allah yolunda cihada) çıkmazsanız, Allah size can yakıcı azabla azab eder..." (Tevbe, 39). Şu açıklamayı yaptı: "Allah onlardan yağmuru kesti.Böylece (kuraklık Allah'ın onlara takdir ettiği) azabları oldu." |Ebu Davud, Cihad 19, (1506)|656
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Yunus Suresi|tirmizi|Ubade tu'bnu's-Samit|Resulullah (sav)'a Cenab-ı Hakk'ın şu ayeti hakkında sordum: "Dünya hayatında da, ahirette de müjde onlaradır..." (Yunus, 64). Şu cevabı verdi: "Burada kastedilen müjde salih rüyadır. Mü'min kul onu görür veya kendisine gösterilir." |Tirmizi, Rü'ya 3, (2276)|657
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Yunus Suresi|tirmizi|İbnu Abbas|Hz. Peygamber (sav) buyurdular ki: "Cenab-ı Hakk Firavun'u sudan boğduğu zaman: "Beni İsrail'in inandığındığından başka ilah olmadığına inandım" dedi. (Yunus, 90). Cebrail buyurdu ki: "Ey Muhammed! Sen beni denizin çamurundan alıp, (Allah'ın) rahmeti ona ulaşıverir korkusuyla ağzını tıkarken görseydin." |Tirmizi, Tefsir, Yunus, (3106)|658
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Hud (as) Suresi|tirmizi|İbnu Abbas|Hz. Ebu Bekir (ra): "Ey Allah'ın Resulü, saçların ağardı, yaşlandın" dedi. Resulullah (sav): "Beni, Hud, Vakı'a, Mürselat, Amme yetesaelun ve İza'ş'Şemsü Küvviret sureleri ihtiyarlattı" cevabını verdi." |Tirmizi, Tefsir, Vakı'a, (3293)|659
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Hud (as) Suresi|buhari|İbnu Abbas|Anlattığına göre, kendisine Cenab-ı Hakk'ın şu mealdeki kelamından sual sorulmuştur: "Bilin ki, onlar, Kur'an okunurken gizlenmek için iki büklüm olurlar. Bilin ki elbiselerine büründüklerinde bile Allah onların gizlediklerini ve açığa vurduklarını bilir. Çünkü O, kalplerde olanı bilendir (Hud, 5). İbnu Abbas (ra) şu açıklamayı yapmıştır: "Bunlar helada soyununca avret mahallerinin açılıp, o manzaralarının semaya ulaşmasından, keza hanımlarıyla cinsi mukarenet sırasında soyununca çıplak hallerinin semaya ulaşmasından korkup haya duyan, (bu yüzden kendilerine sıkıntı veren) kimseler hakkında nazil olmuştur." |Buhari, Tefsir, Hud 1|660
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Hud (as) Suresi|buharimüslimtirmiziibnu mace|Ebu Musa el-Eş'ari|Resul-i Ekrem (sav) buyurdular ki: "Allahu Teala, zalime biraz fırsat tanır, amma bir de yakaladı mı artık paçayı kurtaramaz." Sonra da şu ayeti okudular: "Allah kasabaların zalim halkını yakalayınca böyle yakalar, yakalaması da şiddetli ve elimdir" (Hud, 102). (Tirmizi, rivayetinde: "Fırsat tanır (yümli) değil, "mühlet tanır" (yümhil) olması muhtemeldir" demiştir) |Buhari, Tefsir, Hud 5; Müslim, Birr 61, (2583); Tirmizi, Tefsir, Hud (3109); İbnu Mace, Fiten 22, (4018)|661
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Hud (as) Suresi|buharimüslimtirmiziebu davud|İbnu Mes'ud|Bir adam gelerek: "Ey Allah'ın Resulü! Ben şehrin öbür tarafında bir kadına elledim, cima yapmaksızın onunla nefsimi tatmin ettim. Ve işte ben buradayım, istediğin cezayı ver" dedi. Hz. Ömer atılarak: "Allah seni örtmüş, keşke sen de kendini örtüp açıklamasaydın" dedi. Resulullah (sav) hiçbir cevap vermedi. Adam kalkıp gitti. Resulullah (sav) peşine bir adam göndererek onu çağırtıp şu ayeti okudu: "Gündüzün iki ucunda ve gecenin gündüze yakın zamanlarında namaz kıl. Doğrusu iyilikler kötülükleri giderir... Bu, öğüt kabul edenlere bir öğüttür" (Hud, 114). Bunun üzerine bir adam: "Ey Allah'ın Resulü bu hüküm sadece soru sahibi için mi (başkasına da şamil mi)?" diye sordu. Resulullah (sav): "Herkes için" cevabını verdi. |Buhari, Mevfikitu's-Salat 4, Tefsir, Hud 6; Müslim, Tevbe 39, (2763); Tirmizi, Tefsir, Hud, (3111); Ebu Davud, Hudud 32, (4468)|662
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Yusuf Suresi|buhari|Urve tu'bnu Zübeyr|Hz. Aişe (ra)'ye şu ayetten sordum: "Öyle ki, peygamberler ümidsizliğe düşüp, yalanlandıklarını sandıkları bir sırada onlara yardımımız gelmiştir." (Yusuf, 110). Bu ayette geçen bir kelime küzzibu şeklinde şeddeli mi okunmalı, küzibü şeklinde şeddesiz mi okumalı? dedim. Bana: "Onları kavimleri yalanladı" diye cevap verdi. Urve der ki: "Öyle ise, yemin olsun, onlar kesinlikle bildiler ki, kavimleri kendilerini tekzib etmiştir, (böyle okununca) "tekzib edildikleri zannına düştüler" diye bir mana verme ihtimali kalmaz" dedim. Hz. Aişe: "Ey Urvecik, öyledir. Peygamberler bu hususta kesin kanaate vardılar!" dedi. Ben tekrar: "Ama ayet belki de "küzibü" diye okunmalı" dedim. Cevaben: "Allah korusun, peygamberler, Rableri hakkında böyle bir zanna düşmezler"dedi. Ben tekrar: "Bu ayet nedir? (kimlerden bahsediyor?)" diye sordum. Cevaben: "Onlar peygamberlerin kendilerine tabi olan adamlarıdır, bu kimseler Rablerine inanmış, peygamberlerini de tasdik etmişlerdir. Ancak maruz kaldıkları bela uzamış, Allah'tan onlara gelecek yardım da gecikmiştir. O kadar ki, kavimlerinden kendilerini tekzib edenler sebebiyle peygamberler ümidlerini kestikleri ve artık etbalarının kendilerini tekzib ettiği zannına düştükleri bir anda Allah'ın yardımı onlara ulaşmıştır. (İşte ayet-i kerimede bu durumdaki peygamberler ve onların etbaları kastedilmektedir.)" |Buhari, Enbiya 19, Tefsir, Bakara 38, Yusuf 6|663
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Yusuf Suresi|rezin|İbnu Abbas|Şu ayet hakkında: "Onların çoğu, ortak koşmadan Allah'a inanmazlar" (Yusuf, 106) şu açıklamayı yapmıştır: "Yani, "Onlara kendilerini kim yarattı, semavat ve arzı kim yarattı diye sorarsınız, "Allah" diye cevap verirler, işte bu onların imanıdır, ibadet etmeye gelince Allah'tan başkasına taparlar, bu da onların ortak koşmaları, şirkleridir." (Rezin'in ilavesidir. (Taberi 13,51)) |Rezin|664
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Ra'd Suresi|tirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav)'a Cenab-ı Hakk'ın: "Arzda birbirine komşu kıtalar vardır, üzüm bağları, ekinler, çatallı ve çatalsız hurmalıklar vardır ki hepsi bir su ile sulanıyor. (Böyle iken) biz onlardan bazısını yemişlerinde (ve tadlarında), bazısından üstün kılıyoruz. İşte bunlarda da aklını kullanacak zümreler için elbette ayetler vardır" (Ra'd, 4). Kelam-ı ilahisinde geçen "üstünlük"ü şöyle açıkladılar: "Bu onların, kalitesiz, farisi çeşitten tatlı ve ekşi oluşlarıdır." |Tirmizi, Tefsir, Ra'd, (3117)|665
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|İbrahim Suresi|tirmizi|Ebu Umame|Resulullah (sav): "Ardında cehennem vardır, orada kendisine irinli su içirilecektir" (İbrahim 14, 16) ayeti hakkında şu açıklamayı yaptı: "İrin ağzına yaklaştırılır, ondan ikrah eder, iğrenir. Biraz daha yaklaştırılınca suratı yanar ve başının derisi dökülür, irini içince kıçından çıkıncaya kadar, (geçtiği yerleri ve bu meyanda) bağırsaklarını param parça eder." Resulullah bu açıklama üzerine şu ayetleri okudu: "..Ateşte ebedi kalan ve bağırsaklarını parça parça edecek kaynar su içirilen kimseler..." (Muhammed, 15). "...Onlar yardım istediklerinde erimiş maden gibi, yüzleri kavuran bir su kendilerine sunulur" (Kehf, 29). |Tirmizi, Cehennem, 4, (2586)|666
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|İbrahim Suresi|tirmizi|Enes İbnu Malik|Resulullah (sav): "Allah'ın hoş bir sözü; kökü sağlam, dalları göğe doğru olan -Rabbinin izniyle her zaman meyve veren- hoş bir ağaca benzeterek nasıl misal verdiğini görmüyor musun?" (İbrahim, 24-25) ayetinde zikredilen ağaç hakkında: "O hurma ağacıdır" buyurdu. Ve müteakip ayette ifade edilen kötü ağacı da hanzale'ye (zakkum, Ebu Cehil karpuzu da denir, mercimek ağacıdır) benzetti. Ayet şöyle: "Çirkin bir söz de yerden koparılmış, hiç bir sebatı olmayan kötü bir ağaca benzer" (İbrahim, 26). |Tirmizi, Tefsir, İbrahim, (3118)|667
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|İbrahim Suresi|buharimüslimtirmiziebu davudnesaiibnu mace|el-Bera İbnu'l-Azib|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Müslüman, kabirde suale maruz kalınca: "Allah'tan başka ilah bulunmadığı ve Muhammed'in O'nun kulu olduğuna şehadet eder." Bunun delili şu ayettir: "Allah inananları dünya hayatında ve ahirette sağlam bir söz üzerine tutar, zalimleri de saptırır..." (İbrahim, 27). |Buhari, Cenaiz 87, Tefsir, İbrahim 2; Müslim, Sıfatu'l-Cenne, 13, (2871); Tirmizi, Tefsir, İbrahim (3119); Ebu Davud, Sünne 27, (4750); Nesai, Cenaiz 114, (4,101); İbnu Mace, Zühd 32, (4269)|668
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|İbrahim Suresi|buhari|İbnu Abbas|Allah'ın verdiği nimetleri nankörlükle karşılayanları ve milletlerini helak yurduna, yaşlanacakları cehenneme götürenleri görmüyor musun?" (İbrahim, 27-28) ayetini açıklama sadedinde: "Onlar vallahi Kureyş kafirleridir. Nankörlükle karşılanan nimet de Muhammed (sav)'dir. "Helak yurduna... götürdüler"in manası, "Bedir günü ateşe... götürdüler" demektir. |Buhari, Megazi 7, Tefsir, İbrahim 3|669
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|İbrahim Suresi|müslimtirmizi|Aişe|Hz. Peygamber (sav)'e şu ayetten sordum: "Yerin başka bir yerle, göklerin de başka göklerle değiştirildiği, her şeye üstün gelen tek Allah'ın huzuruna çıktıkları günde sakın, Allah'ın peygamberlerine verdiği sözden cayacağını sanma" (İbrahim, 47-48). Ve dedim ki: "Ey Allah'ın Resulü. O gün insanlar nerede olacaklar?" "Sırat üzerinde" cevabını verdi. |Müslim, Münafikun 29, (2791); Tirmizi, Tefsir, İbrahim, (3120)|670
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Hicr Suresi|nesaitirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sav)'ın arkasında çok güzel bir kadın namaz kılıyordu. Cemaatten bazıları onu görmemek için ön safa kaçıyor, (münafık ve cahil takımından) bazıları da en arka safa geliyor, rükuya vardığı zaman koltuğunun altında ona  bakıyordu. Bu durum üzerine Cenab-ı Hakk şu ayeti indirdi: "Andolsun, sizden öne geçenleri de biz biliriz, geri kalanları da biz biliriz" (Hicr, 24). |Nesai, İmamet (2,118); Tirmizi, Tefsir, Hicr, (3122)|671
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Hicr Suresi|tirmizi|Ebu Said|Resulullah (sav): "Mü'minin ferasetinden kaçının, çünkü o Allahu Teala'nın nuruyla bakar" buyurup sonra şu ayeti okudular: "Elbette bunda fikr u firaseti olanlar için ibretler vardır" (Hicr, 75). |Tirmizi, Tefsir, Hicr, (3125)|672
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Hicr Suresi|nesai|İbnu Abbas|"Andolsun ki sana Seb'ul-Mesani'yi ve Kur'an-ı Azim'i verdik" (Hicr, 87) ayetinde geçen es-Seb'ul-Mesani, uzun süreler (tıvel)dir. |Nesai, Salat 26, (2,139)|673
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Hicr Suresi|buhari|İbnu Abbas|"Kur'an'ı parçalayanlara da..." (Hicr, 91) ayetini açıklamak üzere: "Onlar Ehl-i Kitaptır, yani Yahudi ve Hıristiyanlar. Bunlar onu parçalara bölerek bazı kısımlarına inandılar, bazı kısımlarına inanmadılar" buyurmuştur. |Buhari, Tefsir, Hicr 4, Menakibu'l-Ensar 52|674
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Hicr Suresi|tirmizibuhari|Enes|"Rablerine andolsun ki hepsini yaptıklarından sorumlu tutacağız" (Hicr, 92-93) ayeti ile ilgili olarak: "Onlar "Lailahe illallah" demekten sorumlu olacaklar" demiştir. |Tirmizi, Tefsir, Hicr, (3126); Buhari, hadisi bab başlığı olarak kaydetmiştir|675
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nahl Suresi|nesai|İbnu Abbas|"Gönlü imanla dolu olduğu halde, zor altında olan kimse müstesna, inandıktan sonra Allah'ı inkar edip, gönlünü kafirliğe açanlara Allah katından bir gazab vardır, büyük azab da onlar içindir" (Nahi, 106) ayetindeki umumi hükümden şöyle bir istisna yaptı: "Rabbin, türlü eziyete uğratıldıktan sonra hicret eden, Allah uğrunda savaşan ve sabreden kimselerden yanadır. Rabbin şüphesiz bundan sonra da bağışlar ve merhamet eder." (Nahl, 110). Burada kastedilen Abdullah İbnu Ebi Sarh'tır. Bu zat, Resulullah (sav)'ın vahiy katibi idi. Şeytan onu şaşırttı. Kafirlere katılmasına sebep oldu. Resulullah (sav) Fetih günü, onun öldürülmesini emretti. Araya Hz. Osman girerek affını diledi. Resulullah (sav) da onu affetti. |Nesai, Tahrimu'd-Dem 15, (7, 107)|676
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nahl Suresi|tirmizi|Übey İbnu Ka'b|Uhud savaşında Ensar'dan altmış dört, Muhacirlerden de altı kişi şehid düştü (ra). Bu şehidlerden biri de Hz. Hamza (ra) idi. Bunların cesetlerinden bazı uzuvlarını kopararak hakaretlerde bulundular. Bunun üzerine Ensar: "Bir gün bize de böyle bir fırsat düşerse, bu hakaretin daha fazlasını yapacağız" dediler. Mekke'nin fethi günü olunca şu ayet indi: "Eğer ceza vermek isterseniz size yapılanın ayniyle mukabele edin. Sabrederseniz andolsun ki bu sabredenler için daha iyidir." (Nahl, 126). Bir adam: "Bugünden sonra Kureyş yok!" dedi. Resulullah (sav) "Dört kişiden başka kimseye dokunmayın" diye emretti." |Tirmizi, Tefsir, Nahl, (3128)|677
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Benu İsrail Suresi|buharitirmizi|İbnu Abbas|"... Sana gösterdiğimiz rüya ile ve Kur'an'da lanetlenmiş ağaçla sadece insanları denedik..." (İsra, 60) mealindeki ayette geçen "rüya" için şu açıklamayı yaptı: "Bu, Resulullah (sav) Mirac gecesinde Beytu'l-Mak-dis'e götürüldüğü zaman gözüyle görmesidir. "Kur'an'da lanetlenmiş ağaç" da zakkum ağacıdır." |Buhari, Menakibu'l-Ensar 42, Tefsir, Benu İsrail 9, Kader 10; Tirmizi, Tefsir, Benu İsrail, (3133)|678
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Benu İsrail Suresi||İbnu Mes'ud|"Bir şehri yok etmek istediğimiz zaman onun nimet ve refahtan şımarmış elebaşılarına (yola gelmelerini) emrederiz. Ama onlar orada iyice yoldan çıkarlar. Artık o şehir yok olmayı hakeder. Biz de onu yerle bir ederiz" (İsra, 16) ayetindeki "Şımarmış elebaşılarına emrederiz" ifadesiyle ilgili olarak şunu söylemiştir: "Biz cahiliye devrinde, sayıca artan bir kabile için: "falanca kabile arttı" derdik." ||679
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Benu İsrail Suresi|buharimüslim|İbnu Mes'ud|"Onların taptıktan da Rablerine daha yakın olmak için vesile ararlar" (İsra, 57) ayeti hakkında şu açıklamayı yaptı: "İnsanlardan bir grup, cinlerden bir gruba tapıyorlardı. Bu cinniler Müslüman oldular, insanlar hala bunlara tapmaya devam ettiler. Bunun üzerine ayet nazil oldu. |Buhari, Tefsir, Benu İsrail 7, 8; Müslim, Tefsir 28, (3030)|680
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Benu İsrail Suresi|tirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav), "Bir gün bütün insanları önderleriyle beraber çağırırız" (İsra, 71) mealindeki ayetle ilgili olarak şunu söyledi: Onlardan biri çağırılır. (Amellerinin yazıldığı) kitap sağ eline verilir. Vücudu altmış zira' genişletilir, yüzü beyazlaştırılır. Başına pırıl pırıl yanan inciden bir taç geçirilir. Bu haliyle arkadaşlarının yanına döner. Arkadaşları onu uzaktan görünce: "Ey Rabbimiz bunu bize de ver ve onu hakkımızda mübarek kıl" derler. O, yanlarına gelir ve onlara: "Müjde sizlere! Herbirinize bunun bir misli var" der. Kafire gelince, onun suratı kararır. Onun da vücudu, altmış zira' genişletilir. Ona da bir taç giydirilir. Arkadaşları onu görünce: "Bunun şerrinden Allah'a sığınırız. Ey Rabbimiz onu bize verme" derler. Bu da arkadaşlarının yanına gelir. Onlar: "Ey Rabbimiz, onu zelil et" derler. O da: "Allah sizi rahmetinden uzak tuttu, sizden herkese bunun bir misli verilmiştir" der. |Tirmizi, Tefsir, Benu İsrail, (3135)|681
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Benu İsrail Suresi|muvatta|İbnu Ömer|"Güneşin kayması (düluku'ş-şems) anından gecenin kararmasına kadar güzelce namaz kıl" (İsra, 78) ayetinde geçen düluku'ş-şems'ten maksad, "güneşin meyli" derdi. |Muvatta, Vukutu's-Salat 19, (1, 11)|682
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Benu İsrail Suresi|muvatta|İbnu Abbas|Düluku'ş-şems tabirini, "İza fae'l'fey'u" diye açıklardı. (Bu da gölgenin batı cihetinden çekilip doğuya meyletmesidir. Bu da tam zeval dediğimiz öğle vaktini ifade eder. Güneş gökte tam tepededir ve artık batı cihetine meyletmektedir.) Ayetin devammda gelen "ğasaku'l-leyl" tabirini de, "gece ile  gece karanlığının birleşmesi" diye açıklardı. |Muvatta, Vukutu's-Salat 20, (1, 11)|683
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Benu İsrail Suresi|tirmizi|Ebu Hüreyre|"...Sabah namazı şahidlidir" (İsra, 78) ayeti hakkında Resulullah (sav) şu açıklamayı yapmıştır: "Onda gece melekleri de gündüz melekleri de, hazır bulunurlar" (Tirmizi hadisin sahih olduğunu söylemiştir) |Tirmizi, Tefsir, Benu İsrail, (3136)|684
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Benu İsrail Suresi|tirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav)'a: "...Ümid edebilirsin, Rabbin seni bir Makam-ı Mahmud'a gönderecektir." (İsra, 79) ayetinde zikredilen "Makam-ı Mahmud'dan sual edildi. Resulullah (sav): "Bu şefaat'tir" diye cevap verdi." |Tirmizi, Tefsir, İsra, (3136)|685
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Benu İsrail Suresi|buhari|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İnsanlar kıyamet günü cemaatler halinde olacaklar. Her ümmet kendi peygamberini takip edip: "Ey falan! bize şefaat et, ey filan bize şefaat et! diyecekler. Sonunda şefaat etme işi bana kalacak. İşte Makam-ı Mahmud budur." |Buhari, Tefsir, Benu İsrail, 11 Zekat 52|686
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Benu İsrail Suresi|tirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sav) hicretle emredildiği zaman kendisine şu ayet indi: "De ki: "Rabbim, beni dahil edeceğin yere (Medine'ye) hoşnudluk ve esenlikle dahil et; çıkaracağın yerden de (Mekke'den) hoşnudluk ve esenlikle çıkar. Katından beni destekleyecek bir kuvvet ver" (İsra, 80). |Tirmizi, Tefsir, Benu İsrail, (3138)|687
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Benu İsrail Suresi|buharimüslimtirmizi|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) Yahudilerden bir gruba uğradı. Onlardan bazısı: "Muhammed'e ruh hakkında sorun" dedi; bazısı da: "Sakın sormayın, hoşunuza gitmeyecek şeyler işitirsiniz" diye aralarında konuştular. Sonunda kalkıp: "Ey Ebu'l-Kasım bize ruh'tan anlat, (ruh nedir?)" dediler. Resulullah (sav) bir müddet sessiz durdu. Ben anladım ki kendisine vahiy inmektedir. Sonra okudu: "Sana ruhtan sorarlar; de ki, ruh Allah'ın emrinden ibarettir. Size onun hakkında az bir ilim verilmiştir" (İsra, 85). Bir rivayette: "Onun hakkında az bir ilim verilmiştir" denmektedir. A'meş: "Bizim kıraatımızda böyledir" demiştir. |Buhari, İlm 47, Tefsir, Benu İsrail 13, İ'tisam 3, Tevhid 28, 29; Müslim, Münafikun 32, (2794); Tirmizi, Tefsir (3140)|688
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Benu İsrail Suresi|tirmizi|İbnu Abbas|"... Yahudiler: "Bize çok ilim verildi, bize Tevrat verildi. Kime Tevrat verilmişse ona çok ilim verilmiş demektir" dediler. Bunun üzerine şu ayet indi: "De ki Rabbinin sözlerini yazmak için denizler mürekkep olsa ve bir o kadarını da katsak, Rabbinin sözleri tükenmeden denizler tükenirdi" (Kehf, 109). |Tirmizi, Tefsir, Benu İsrail, (3139)|689
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Benu İsrail Suresi|tirmizinesaiibnu mace|Saffan İbnu Assal|İki Yahudi konuşuyorlardı, biri arkadaşına: "Gel seninle şu Peygamber (sav)'e gidelim ve birşeyler soralım" dedi. Arkadaşı: "Ona peygamber deme" diye müdahale edip ekledi: "Şayet o, kendisinden "peygamber" diye bahsettiğini duyacak olursa sevincinden gözleri dört olur." Beraberce gidip Resulullah (sav)'ı imtihan niyetiyle dokuz açık ayetten soru sordular. Resulullah (sav) onlara "Allah'a hiç bir şeyi ortak kılmayın, hırsızlık yapmayın, zina fazihasını işlemeyin. Allah'ın haram kıldığı cana kıymayın, masum kişiyi öldürtmek için sultana gammazlamayın, sihir yapmayın, faiz yemeyin, günahsız kadına zina iftirası atmayın, savaş sırasında cepheyi koyup kaçmayın, ey Yahudiler, bilhassa sizin için söylüyorum, cumartesi günü yasağını ihlal etmeyin" dedi. Saffan der ki: "Bu cevap üzerine Yahudiler, Resulullah (sav)'ın el ve ayaklarını öptüler ve: "Şehddet ederiz ki, sen peygambersin" dediler. Saffan diyor ki: Resulullah (sav) onlara: "Öyleyse niye bana uymuyorsunuz?" diye sordu. Onlar: "Davud (a.s.), neslinden peygamber kesilmesin diye dua etti. Biz, sana uyduğumuz takdirde Yahudilerin bizi öldürmesinden korkuyoruz" cevabını verdiler. |Tirmizi, İsti'zan 33, (2734), Tefsir, Benu İsrail (3143); Nesai, Tahrim 18, (7, 111); İbnu Mace, Edeb 16, (3705)|690
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Benu İsrail Suresi|buharimüslimtirmizinesai|İbnu Abbas|"..Ey Muhammed namaz kılarken sesini yükseltme, gizli de okuma, ikisi ortasında bir yol tut" (İsra, 110) ayeti hakında şu açıklamayı yaptı: "Bu ayet, Resulullah (sav)'a gizli (tebligatta) bulunduğu sırada nazil olmuştur. O zaman sesini yükseltince müşrikler işitiyor ve Kur'an'a onu indirene, onu getirene küfrediyorlardı. Allah Teala Hazretleri, "Namazını açıktan yapma." yani "açıktan, yüksek sesle okuma, ta ki müşrikler duymasın, ashabın işitmeyecek kadar da kısma" buyurarak ikisi arası, yani seslilikle sessizlik ortası bir yol tutmasını emretti." |Buhari, Tefsir, Benu İsrail 14, Tevhid 34, 44, 52; Müslim, Salat 145, (446); Tirmizi, Tefsir, Benu İsrail, (3144); Nesai, Salat 80, (2, 177)|691
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Benu İsrail Suresi|buharimüslimmuvatta|Aişe|Şu ayet dua hakkında nazil olmuştur: "(Ey Muhammed) namaz kılarken sesini yükseltme, gizli de okuma.." (İsra, 110). |Buhari, Tefsir, Benu İsrail 14, Da'avat 17, Tevhid 44; Müslim, Salat 146, (447); Muvatta, Kur'an 39, (1, 218)|692
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Kehf Suresi|müslimebu davudtirmizi|Ebu'd-Derda|Resulullah (sav) buyurdu ki: "Kim Kehf süresinin başından -bir rivayette; sonundan- on ayet ezberlerse Mesih Deccal'in şerinden emin olur." |Müslim, Salatu'l-Müsafirin 257, (809); Ebu Davud, Melahim 14, (4323); Tirmizi, Fedailul-Kur'an 6, (2888)|693
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Kehf Suresi|muvatta|İbnul-Müseyyeb|Mal ve oğullar dünya hayatının süsüdür. Ama baki kalacak faydalı işler, sevap olarak da, emel olarak da Rabbinin katında daha hayırlıdır" (Kehf, 46)" ayetinde geçen "baki kalacak faydalı işler", kulun sarfedeceği "Allahu ekber, "Sübhanallah", "Elhamdülillah", "Lailahe İllallah", "La-havle ve-la kuvvete illa billah" sözlerdir. |Muvatta, Kur'an 22, (1, 210)|694
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Kehf Suresi|buharimüslimtirmiziebu davud|Said İbnu Cübeyr|İbnu Abbas (ra)'a dedim ki: "Nevfel-Bekkali, İsrailoğullarının peygamberi olan Hz. Musa (a.s.), Hızır'ın arkadaşı olan Musa olmadığını zannediyor." Bana şu cevabı verdi: "Allah'ın düşmanı yalan söylüyor. Ben Übeyy İbnu Ka'b (ra)'ı dinledim.Demişti ki: "Ben Resulullah (sav)'ı işittim, şunu anlattı: "Musa (a.s.) Beni İsrail'e hutbe irad etmek üzere ayağa kalktı. Kendisine, "insanların en bilgini kimdir?" diye soruldu. O: "Benim" diye cevap verdi. Cenab-ı Hak, "Allahu a'lem (yani en iyi bilen Allah'tır)" demediği için Musa'yı azarladı. Ve: "İki denizin birleştiği yerde bulunan bir kulum senden daha alimdir" diye  ona vahyetti. Hz. Musa (a.s.): "Ey Rabbim ben onu nasıl bulabilirim?" diye sordu. Kendisine: Bir zenbile bir balık koy, onu sırtına al. Balığı nerede yitirirsen o zat oradadır" dendi. Dendiği gibi yaparak yola çıktı. Kendisiyle beraber, hizmetçisi olan Yuşa İbnu Nun da yola çıktı. Beraberce yürüyerek bir kayanın yanına geldiler. Hz. Musa ve hizmetçisi dinlenmek üzere orada yattılar. Balık kımıldayarak zenbilden çıkıp denize kaydı. Allah ondan suyun akıntısını tuttu. Öyle ki su kemer gibi oldu. Balık için bir kanal meydana gelmişti. Hz. Musa (a.s.) ve hizmetçisi (balık için olduğunu bilmeksizin) bu manzaraya şaşırdılar. Günlerinin geri kalan kısmı ile o gece boyu da yürüdüler. Musa'nın arkadaşı ona, balığın gitmesini haber vermeyi unutmuştu. Sabah olunca Hz. Musa (a.s.) hizmetçisine: "Hele sabah kahvaltımızı getir. Biz bu yolculukta yorulduk" dedi. Ama emrolunduğu yere gelinceye kadar yorulmamıştı. Hizmetçi: Hani bir kayanın yanma gelmiş yatmıştık ya! Ben balığı orada unuttum. Onu hatırlatmayı, bana mutlaka şeytan unutturdu. Balık denize şaşılacak şekilde sıvışıp gitmişti" dedi. Musa (a.s.): "Bizim aradığımız orasıydı" dedi ve hemen izlerinin üzerine geri döndüler. İzlerini takiben yürüyerek kayaya kadar geldiler. Musa (a.s.) orada örtüsüne bürünmüş bir adam gördü ve ona selam verdi. Hızır aleyhisselam ona: "Senin bu yerinde selam ne gezer!" "Ben Musa'yım." "Beni İsrail'in Musa'sı mı?" "Evet" "Sen, Allah'ın sana öğrettiği bir ilmi bilmektesin ki ben onu bilmem. Ben de Allah'ın bana öğrettiği bir ilmi bilmekteyim ki, onu da sen bilemezsin." "Allah'ın sana öğrettiği hakkı bana öğretmen şartıyla sana uymamı kabul eder misin?" "Sen benimle beraber olmak sabrını gösteremezsin. Mahiyet ve hikmetini bilmediğin şeye nasıl sabredeceksin ki?" "İnşaallah sen beni çok sabırlı bulacaksın. Hem ben senin hiç bir emrine karşı gelmeyeceğim." "Öyleyse gel. Ancak, madem bana tabi olacaksın, ben sana haber vermedikçe bana hiç bir şey sormayacaksın!" dedi. Hz. Musa (a.s.): "Tamam!" dedi. Hz. Musa ve Hz. Hızır (a.s.) beraberce gittiler. Deniz kıyısında yürüyorlardı. Bir gemiye rastladılar. Kendilerini gemiye almalarını söylediler. Gemi sahipleri Hızır (a.s.)'ı tanıdılar. Ve ücret istemeksizin onları gemiye aldılar. Hızır (a.s.), gidip, geminin tahtalarından birini deldi. Hz. Musa (a.s.) ona: "Bak, bunlar bizi bedava gemilerine aldılar, sen gidip gemilerini deldin, adamları boğacakın. Hiç de yakışık olmayan bir iş yaptın!" dedi. Hızır: "Ben sana, "benimle bulunmaya sabredemezsin" demedim mi?" dedi. Hz. Musa: "Unuttuğum şey sebebiyle beni sigaya çekme. Bu iş sebebiyle bana zorluk çıkarma!" ricasında bulundu. Sonra bunlar gemiden indiler. Sahil boyu yürürken, çocuklarla oynayan bir yavrucak gördüler. Hızır (a.s.) yavrucağı yakaladığı gibi eliyle basını kopararak çocuğu öldürdü. Musa (a.s.): "Masum bir çocuğu kısas hakkın olmaksızın niye öldürdün. Bu çok yadırganacak bir iş!" dedi. "Ben sana demedim mi, sen benim beraberliğime sabredemezsin!" diye Hızır (a.s.), Musa'ya çıkıştı. Hz. Musa: "Ama bu birinciden de şiddetli idi" dedi ve ilave etti: "Bundan sonra sana bir şey sorarsam, beni arkadaş etme, nazarımda bu hususta haklı sayılacaksın" dedi. Yola devam ettiler. Bir köye geldiler. Halktan yiyecek birşeyler istediler. Ama kimse onları ağırlamadı. Köyde yıkılmak üzere olan bir duvara rastladılar. Hızır (a.s.) eliyle şöyle göstererek: "Eğilmiş" diyordu. Onu doğrulttu. Hz. Musa (a.s.) ona: Bir cemaat ki, kendilerine geliyoruz, bize ilgi gösterip, ağırlamıyorlar, yiyecek vermiyorlar. Sen onlara bedava iş yapıyorsun, dilesen ücret alabilirdin!" dedi. Hızır (a.s.), Hz. Musa'ya: "Artık birbirimizden ayrılma zamanı geldi. Şimdi sana sabredemediğin şeylerin te'vilini haber vereceğim" dedi. Resulullah (sav) bu ara ilave etti: "Allah Musa'ya rahmet buyursun. Keşke, Hz. Hızır'la beraberliğe sabretseydi de maceralarını bize nakletseydi, bunu ne kadar isterdim!" Ravi devam ediyor: Resulullah (sav) buyurdular ki: "Birinci (soru)su Musa'nın bir unutması idi. Bir serçe gelerek geminin kenarına kondu. Sonra denizden gagasıyla su aldı. Hz. Hızır bunu göstererek Hz. Musa'ya, "Bak", dedi, "Benim ve senin ilmin ve diğer mahlukatın ilmi, Allah'ın ilminden, şu kuşun denizden eksilttiği kadar eksiltir." |Buhari, Tefsir, Kehf 2, 3, 4, İlm 16, 19, 44, İcare 7, Şurut 12, Bed'u'l-Halk 11, Enbiya 27, Tevhid 31; Müslim, Fedail 170, (2380); Tirmizi, Tefsir, Kehf, (3148); Ebu Davud, Sünnet 17, (4705, 4706, 4707)|695
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Kehf Suresi|tirmizi|Ebu'd-Derda|Resulullah (sav) "duvarın altında onların bir hazinesi vardı" (Kehf, 82) ayetini açıkladı ve: "O hazine altın ve gümüştendi" buyurdu. |Tirmizi, Tefsir, (3153)|696
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Kehf Suresi|buharimüslimtirmizi|Zeyneb Bintu Cahş|Resulullah (sav) bir gün korkulu bir vaziyette odaya girdi. Şöyle diyordu: "La ilahe illallah, yaklaşan bir beladan Arabın vay haline. Bugün, Ye'cüc ve Me'cüc'ün seddinden şöyle bir gedik açıldı." baş parmağı ile şehadet parmağını halka yaparak gösterdi. Ben: "Ey Allah'ın Resulü, yani içimizde salih kimseler olduğu halde toptan helak mı olacağız?" dedim. "Evet, dedi, fenalıklar artarsa öyle olur." |Buhari, Enbiya 7, Menakıb 20, Fiten 4, 28; Müslim, Fiten 1, (2880); Tirmizi, Fiten 23, (2188)|697
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Kehf Suresi|tirmiziibnu mace|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav), (Zülkameyn'in inşa ettiği) sed hakkında buyurdular ki: "(Ye'cüc ve Me'cüc) onu hergün oyuyorlar. Tam delecekleri sırada başlarında bulunan reis: "Bırakın artık, delme işini yarın yaparsınız" der, (Onlar bırakıp gidince) Allah, seddi, daha sağlam olacak şekilde eski haline iade eder. Böylece günler geçer, kendilerine takdir edilen müddet dolar ve onların insanlara musallat olmalarını Allah'ın arzu ettiği vakit gelir. O zaman başlarındaki reis: "Haydi dönün, yarın inşaallah bunu deleceksiniz" der -ve ilk defa inşaallah tabirini kullanır-." Resulullah (sav) devamla der ki: "Dönüp giderler. Ertesi gün geldikleri vakit seddi ne halde bırakmışlarsa öyle bulurlar ve (o günkü çalışma sonunda) delerler. Açılan delikten insanların üzerine boşanırlar, (önlerine çıkan) suları içip kuruturlar. İnsanlar onlardan korkup kaçar. Ye'cüc ve Me'cüc göğe bir ok atar. Bu ok kana bulanmış olarak kendilerine geri döner. Şöyle derler: "Arzda olanları ezim ezim ezdik, semada olanları da alçaltıp alt ettik." Allah onları enselerinden yakalayacak bir kurt gönderir. Bu kurt onları toptan helak edip, herbirini parçalanmış halde yere serer." Resulullah (sav) sözünü şöyle tamamladı: "Muhammed'in nefsini elinde tutan Zat'a kasem olsun, yeryüzündeki bütün hayvanlar, onların etinden yiyerek canlanır, sütlenir ve semirir." |Tirmizi, Tefsir, Kehf, (3151); İbnu Mace, Fiten 33, (4080)|698
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Kehf Suresi|buhari|Mus'ab İbnu Sa'd|Babama şu ayet hakkında sordum: Ey Muhammed! "Size amelce en çok zararlı olanları haber verelim mi?" de.. (Kehf, 103) ve dedim ki: "Burada kastedilenler Haruriler midir?" Bana: "Hayır, onlar Yahudiler ve Hıristiyanlar'dır. Çünkü Yahudiler, Muhammed (sav)'i tekzib ettiler. Hıristiyanlar ise cenneti tekzib ettiler ve: "Cennette ne yiyecek ne de içecek vardır" dediler." |Buhari, Tefsir, Kehf 5|699
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Kehf Suresi|buharimüslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdu ki: "Kıyamet günü, şişman, iri bir adam mizana getirilip tartılır da, Allah indinde sinek kanadı kadar ağırlığı olmadığı görülür" Resulullah (sav) ilave etti: "Dilerseniz şu ayeti okuyun: "Bunlar, Rablerinin ayetlerini ve O'na kavuşmayı inkar edenlerdir. Bu yüzden işleri boşa gitmiştir. Kıyamet günü biz onlar için hiçbir tartıda bulunmayacağız" (Kehf, 105). |Buhari, Tefsir, Kehf 6; Müslim, Kıyame 18, (2785)|700
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Kehf Suresi|tirmizi|Ebu Sa'd İbnu Fadale|Resulullah (sav)'ı işittim şöyle demişti: "Allah geleceği kesin olan mahşer gününde insanları topladığı zaman bir kimse şöyle bir duyuruda bulunur: "Kim işlediği bir amelde Allah'a birini ortak koşmuş ise sevabını ondan istesin. Zira Allah, şirkin her çeşidine en müstağni olan Zat'tır." |Tirmizi, Tefsir, Kehf, (3152)|701
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Meryem (a.s.) Suresi|müslimtirmizi|Mugire İbnu Şu'be|Ben, Necran'a gelince bana sordular: Sizler şu ayeti okuyorsunuz: "Ey Harun'un kızkardeşi: Baban kötü bir kimse değildi..." (Meryem 28). Halbuki, Hz. Musa, Hz. İsa (a.s.)'dan yüzlerce yıl önce yaşamıştır. (Nasıl olur da Hz. İsa'nın annesi olan Hz. Meryem, Hz. Musa'nın erkek kardeşi olan Hz. Harun'un kızkardeşi olur?)" Ben Medine'ye Resulullah (sav)'ın yanına gelince, bu meseleyi ona sordum, şu cevapta bulundular: "Onlar, kendilerinden önce yaşamış olan peygamberlerinin ve salih kişilerin isimleriyle isimleniyorlardı." |Müslim, Adab 9, (2135); Tirmizi, Tefsir, Meryem, (3154)|702
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Meryem (a.s.) Suresi|tirmizibuharimüslim|Ebu Said|Resulullah (sav) okudu: "Ey Muhammed! Hala gaflet içinde bulunanları ve hala inanmayanları, onları işin bitmiş olacağı o hasret günü ile uyar" (Meryem 39). Sonra dedi ki: "(Kıyamet günü) ölüm alaca bir koç suretinde getirilir. Cennetle cehennem arasında yer alan sur üzerinde durdurulur, önce: "Ey cennet ahalisi!" diye bağırılır, onlar başlarını kaldırırlar. Sonra: "Ey cehennem ahalisi!" diye bağırılır, onlar da başlarını kaldırırlar. Sonra sorulur: "Bunu tanıdınız mı, nedir bu?" Hepsi birden: "Evet tanıdık, derler. Bu ölümdür" Koç yatırılır ve kesilir. Eğer, Allah cennet ahalisi için hayata hükmetmemiş olsaydı, neşeyle ölürlerdi. Cehennem ahalisi için de Allah hayata, bekaya hükmetmemiş olsaydı onlar da üzülerek ölürlerdi. (Tirmizi hadisin sahih olduğunu söylemiştir. Buhari'de bu hadis biraz farklı şekilde de rivayet edilmiştir) |Tirmizi, Tefsir, Meryem (3155), Cennet, 20, (2561); Buhari, Tefsir, Meryem 2; Müslim, Sıfatu'n-Nar|703
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Meryem (a.s.) Suresi|tirmizi|Katade|"Onu yüce bir yere yükselttik" (Meryem 57). Hz. Enes (ra) Resulullah (sav)'tan şu rivayeti yaptığını belirtir: "Ben Mirac'da iken dödüncü kat semada Hz. İdris (a.s.)'i gördüm." |Tirmizi, Tefsir, Meryem, (3156)|704
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Meryem (a.s.) Suresi|buharitirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sav) Hz. Cibril (a.s.)'e: "Bana, niye halen yapmakta olduğundan daha fazla ziyarette bulunmuyorsun?" diye sormuştu, şu ayet indi: "Cebrail Muhammed'e şöyle dedi: "Biz ancak Rabbinin buyruğuyla ineriz, geçmişimizi, geleceginizi ve ikisinin arasındakileri bilmek O'na mahsustur. Rabbin unutkan değildir" (Meryem 64). |Buhari, Tefsir, Meryem 2, Bedü'l-Halk 6, Tevhid 28; Tirmizi, Tefsir, Meryem, (3157)|705
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Meryem (a.s.) Suresi|müslim|Ümmü Mübeşşir el-Ensariyye|Resulullah (sav)'ı dinledim şöyle buyurmuştu: "(Hudeybiye biatına katılan) ashabu'ş-şecere'den hiç kimse inşaallah cehenneme girmeyecektir." Bunun üzerine Hafsa (ra) validemiz: "Hayır ey Allah'ın Resulü!" dediyse de Resulullah (sav) onu azarladı. Bunun üzerine Hz. Hafsa (ra) şu ayeti okudu: "Sizden cehenneme uğramayacak yoktur. Bu, Rabbinin, yapmayı üzerine aldığı kesinleşmiş bir hükümdür" (Meryem 71). Resulullah (sav) ona şu cevabı verdi: "Allah şöyle de buyurmaktadır: "Sonra biz, Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanları kurtarır, zalimleri de orada diz üstü çökmüş olarak bırakırız" (Meryem 72). |Müslim, Fedailu's-Sahabe 163, (2496)|706
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Meryem (a.s.) Suresi|tirmizi|Süddi|Mürre el-Hemedani'ye "Sizden cehenneme uğramayacak yoktur" (Meryem 71) ayetinden sordum. Bunun üzerine bana İbnu Abbas (ra)'ın Hz. Peygamber (sav)'den rivayet ettiği şu hadisi rivayet etti: "İnsanlar ateşe girerler, sonra amellerine göre ondan çıkarlar: Onların ilk grubu şimşek hızıyla çıkar, ikinci grub rüzgar gibi çıkar. Sonra at süratiyle, at binicisi süratiyle, sonra yaya koşusuyla, en sonra da yaya yürüyüşüyle çıkar." |Tirmizi, Tefsir, Meryem (3158)|707
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Meryem (a.s.) Suresi|buharimüslimtirmizi|Habbab İbnu'l-Eret|Cahiliye devrinde demirci idim. As İbnu Vail es'Sehmi'ye bir kılıç yaptım. Ücretimi almaya gelmiştim. "Hayır, Muhammed'i inkar etmedikçe vermeyeceğim" dedi. Kendisine: "Asla! Sen ölüp, Allah seni yeniden diriltinceye kadar ebediyyen onu inkar etmeyeceğim" dedim. "Yani ben, öldükten sonra tekrar dirileceğim ha!" diye alaya aldı. Ben: "Bundan ne şüphe!" deyince: "Öyleyse bırak beni, öleyim de yeniden dirileyim, Bana bol mal ve evlat verilecek. O zaman sana olan borcumu eda ederim" dedi. Bunun üzerine şu ayet indi: "Ey Muhammed! Ayetlerimizi inkar eden ve: "Bana elbette mal ve çocuk verilecektir" diyeni gördün mü? O görülmeyeni mi biliyor, yoksa Rahman katıdan bir söz mü almıştır? Hayır söylediğini yazacağız ve onun azabını uzattıkça uzatacağız. Bahsettikleri şeyler bize kalacaktır. Kendisi bize tek başına gelecektir" (Meryem 80). |Buhari, Tefsir, Meryem 3, 4, 6, İcare 15, Husumet 10, Büyu 29; Müslim, Münafikun 35, (2795); Tirmizi, Tefsir, (3161)|708
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Meryem (a.s.) Suresi|tirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdu ki: Allah bir kulu sevdi mi, Cebrail (a.s.)'e şöyle seslenir: "Ben falanca kişiyi seviyorum, sen de şev!" Bunun üzerine semada aynı şekilde nida edilir. Sonra, arz ehli arasına onun sevgisi indirilir. Bunu şu ayet ifade etmektedir: "İnanıp hayırlı iş işleyenleri Rahman sevgili kılacaktır" (Meryem 96). "Allah bir kula buğzetti mi, Cibril (a.s.)'e seslenir: Ben falancaya buğz ediyorum. Bu şekilde semada nida edilir. Sonra, yeryüzüne onun hakkında buğz indirilir. |Tirmizi, Tefsir, Meryem, (3160)|709
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Hacc Suresi|buhari|İbnu Abbas|"İnsanlardan bazısı vardır, Allah'a (dininin) yalnız bir taraf(ın)dan (tutup, şekk ve tereddüd içinde) ibadet eder. Eğer kendisine bir hayır dokunursa ona yapışır. Eğer bir fitne isabet ederse yüzü üstü döner. Dünyada da, ahirette de hüsrana uğramıştır o. Bu ise, apaçık ziyanın ta kendisidir." (Hac, 11) ayetinin iniş sebebini açıklamak maksadıyla şöyle buyurdu: "Bazıları vardı, Medine'ye gelir, bakardı; bu gelişiyle hanımı oğlan doğurur, atı da yavrularsa, "Bu din, derdi, salih iyi bir dindir." Şayet hanımı oğlan doğurmaz, atı da yavrulamazsa: "Bu din kötüdür" derdi. |Buhari, Tefsir, Hacc 2, 3|710
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Hacc Suresi|buhari|Ali|Kıyamet günü, Rahman'ın önüne, dava açmak üzere ilk diz çökecek olan benim. Kays İbnu Ubad der ki: "Onlar hakkında şu ayet indi: "İşte Rabbleri hakkında tartışmaya giren iki taraf; O'nu inkar edenlere ateşten elbiseler biçilmiştir. Başlarına da kaynar su dökülür de bununla karnındakiler ve derileri eritilir. Demir topuzlar da onlar içindir" (Hacc 19-21). Kays devamla der ki: "Onlar Bedir savaşında karşılıklı mübareze eden kimselerdir. Bir tarafta, Hz. Ali, Hz. Hamza ve Ubeyde İbnu'l-Haris (ra), karşı tarafta da Şeybe İbnu Rebi'a, Utbe İbnu Rebi'a ve el-Velid İbnu Utbe varlardır. |Buhari, Tefsir, Hacc 3, Meğazi 3, 7|711
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Hacc Suresi|tirmizi|İbnu'z-Zübeyr|Resulullah (sav) buyurdular ki: "(Kabe'ye) Kur'an-ı Kerim'de, Beytu'l-Atik denmiş olması (Hacc 29, 33) ona hiç bir cebbarın galebe çalmamış olmasındandır." |Tirmizi, Tefsir, Hacc (3169)|712
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Hacc Suresi|tirmizinesai|İbnu Abbas|Resulullah (sav) Mekke'den çıkarıldığı zaman Hz. Ebu Bekir (ra) şöyle söyledi: "Peygamberlerine eziyet ettiler, o da (dayanamayıp) oradan çıktı. Mutlaka helak olacaklar." Bunun üzerine şu ayet indi: "Haksızlığa uğratılarak kendilerine savaş açılan kimselerin karşı koyup savaşmasına izin verilmiştir. Allah onlara yardım etmeye elbette kadirdir" (Hacc 39). Hz. Ebu Bekir (ra) der ki: "Bu ayet üzerine anladım ki, (müşriklerle) savaş olacak." |Tirmizi, Tefsir, Hacc, (3170); Nesai, Cihad 1, (6, 2)|713
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Mu'minun Suresi|tirmizi|Aişe|Resulullah (a.s.)'a sorarak: Ey Allah'ın Resulü, "Rablerine dönecekleri için kalpleri ürpererek vermeleri gerekeni verenler, işte onlar iyi işlerde yarış ederler. O uğurda ileri geçerler" (Mü'minun, 60) ayetinde kastedilenler, şarap içenler, hırsızlık yapanlar mı? dedim. Bana: "Hayır ey Sıddik'in kızı. Aksine onlar, oruç tutup, sadaka verip, yaptıkları bu hayırların kendilerinden kabul edilmemesinden korkanlardır. (Baksana ayet ne buyuruyor): İşte onlar iyi işlerde yarış ederler" cevabını verdi. |Tirmizi, Tefsir, Mü'minun (3174)|714
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Mu'minun Suresi|tirmizi|Ebu Said el-Hudri|"Ateş onların yüzlerini yalar, dişleri sırıtıp kalır" (Mü'minun 104) ayeti hakkında şu açıklamayı yapar: "Ateş yüzü kızartır ve üst dudak büzülür, öyle ki, başının ortasına kadar çekilir, alt dudak da aşagıya sallanır ve göbeğe kadar düşer." |Tirmizi, Tefsir, Mü'minun (3175)|715
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nur Suresi|tirmiziebu davudnesai|Amr İbnu Şu'ayb|Ravi, babası, dedesi tarikiyle rivayet ediyor: Kendisine Mersed İbnu Ebi Mersed denen bir zat (ra) vardı. Mekke'den Medine'ye esir taşırdı. Mekke'de Anak adında fahişe bir kadın bu adamın dostu idi. Mekkeli esirlerden birine, kendisini götürmeyi vaadetmişti. (Şimdi hikayesini kendisinden dinleyelim): Mersed der ki: Mekke'ye geldim, Mekke'nin duvarlarından birinin gölgesine mehtaplı bir gecede indim. Derken Anak geldi, duvarın dibindeki gölgemin karaltısını gördü. Yanıma gelince beni tanıdı ve: "Mersed'sin değil mi?" dedi. Ben: "Evet Mersed'im" dedim. "Merhaba, hoş geldin, gel yanımızda geceyi geçir!" dedi. Ben: "Hayır, ey Anak, Allah zinayı haram etti" dedim. Kadın: "Ey çadır ahalisi, bu adam esirlerinizi götürüyor!" diye bağırdı. Kaçtım. Beni sekiz kişi takip etti. Handeme Dağı'nın yolunu tuttum, bir mağaraya girdim. Takipçiler arkamdan gelip mağaranın ağzını tuttular. Tepemden üzerime bevlettiler. Sidikleri başıma isabet etti. Ancak Allah, onların beni görmelerine mani oldu. Sonra dönüp gittiler. Ben de arkadaşımın yanma döndüm. Onu sırtlandım. Ağır birisiydi. Mekke'nin dışındaki İzhir denen mevkiye geldim. Orada demir bukağılarını çözdüm. Onu sırtımda taşıyordum. Beni çok yormuştu. Nihayet Medine'ye geldim. Resulullah (a.s.)'ın huzuruna çıktım: "Ey Allah'ın Resulü, Anak'la evleneyim mi?" dedim. Resulullah (sav) cevap vermedi. Sonra şu ayet indi: "Zina eden erkek, ancak zina eden veya putperest bir kadınla evlenebilir. Zina eden kadınla da, ancak zina eden veya putperest olan bir erkek evlenebilir..." (Nur, 3). Bu vahiy üzerine Resulullah (sav) bana: "Ey Mersed, zina eden erkek ancak zina eden veya putperest bir kadınla evlenebilir. Zina eden kadınla da ancak zina eden veya putperest olan bir erkek evlenebilir, onunla evlenme!" dedi. |Tirmizi, Tefsir, Nur, (3176); Ebu Davud, Nikah 5, (2051); Nesai, Nikah 12, (6, 66)|716
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nur Suresi|buhariebu davudtirmizi|İbnu Abbas|Hilal İbnu Ümeyye (ra) Resulullah (sav)'ın yanında, hanımının Şerik İbnu Şahma ile zina yaptığını söyledi.Resulullah (sav): "Ya delil getirirsin veya sırtına hadd tatbik edilir" dedi. Hilal: "Ey Allah'ın Resulü! Birimiz, hanımı üzerinde bir adam görse, koşup delil mi arayacak?" dedi. Resulullah (sav) önceki sözünü tekrar ediyordu: Ya delil getirirsin ya da sırtına had uygulanır." Bunun üzerine Hilal: "Seni hak üzerine gönderen Zat'a kasem olsun doğruyu söylüyorum. Mutlaka Allah sırtımı hadden kurtaracak bir vahiy gönderecektir" dedi. Cibril (a.s.) indi ve şu vahyi indirdi: "Karılarına zina isnad edip de kendilerinden başka şahidleri olmayanların şahidliği, kendisinin doğru sözlülerden olduğuna Allah'ı dört defa şahid tutmasıyla olur. Beşincisinde eğer yalancılardan ise Allah'ın lanetinin kendisine olmasını diler" (Nur 6-7). Resulullah (sav) oradan ayrıldı. Onlara adam gönderdi. Hilal geldi (lanet okuyarak) şehadette bulundu. Resulullah (sav): "Allah biliyor ki, ikinizden biriniz yalancısınız, tevbekar olanınız var mı?" dedi. Sonra kadın kalktı, o da şehadetde bulundu. Kadın beşinci şehadette iken kadını durdurdular ve: "Beşince şehadet, (yalancı olduğun takdirde) şiddetli azab gerektirir" dediler. İbnu Abbas der ki: Bunun üzerine kadın durakladı ve sükut etti. Öyle ki, yeminden rücü edeceğini sandık. Sonra: "Hayır, vallahi kavmimi bundan böyle mahcup hale düşürmeyeceğim" dedi ve yeminini tamamladı. Resulullah (sav): "İyi bakın, eğer bu kadın gözleri sürmeli, kabaları iri, bacakları kalın bir çocuk doğurursa bilin ki bu çocuk Şerik İbnu Sahma'dandır" buyurdu. Gerçekten de bu evsafta bir çocuk doğurdu. Bunun üzerine Resulullah (sav) şöyle söylediler: "Eğer, Allah'ın Kitabı'nda kadının yemini ile haddin düşeceği hususunda hüküm gelmemiş olsaydı, (çocuktaki bu benzerlikten hareketle kadının zaniliğine hükmederdim ve) onun benden göreceği vardı." |Buhari, Tefsir, Nur 3, Şehadat 21, Talak 28; Ebu Davud, Talak 27, (2254); Tirmizi, Tefsir, Nur, (3178)|717
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nur Suresi|buharimüslimtirmizinesai|Zühri|Urve ve başkalarından almış olarak Hz. Aişe'nin şu rivayetini nakleder: Hz. Aişe (ra) buyurmuştur ki: "Resulullah (sav) bir sefere çıkacağı zaman kadınları arasında kur'a çeker, kur'a kime çıkarsa onu beraberinde sefere götürürdü. Bir sefer sırasında da benim okum çıktı ve yolculuğuna ben refakat ettim. Bu sefer, örtünme emri geldikten sonra idi. Ben yol sırasında deve sırtında giden bir mahmil içinde taşınıyordum. Konak yerlerinde de onun içinde iken iniyordum. Resulullah (sav)'ın o gazvesi sona erinceye kadar hep böyle yol aldık. Nihayet geri döndü ve Medine'ye yakın bir yerde konakladık. Geceleyin bir müddet kaldıktan sonra dönüş emri verildi. Dönüş emri çıktığı sırada ben kalkıp (kaza-yı hacet için tek başıma) ordudan ayrılıp gittim, ihtiyacımı gördükten sonra bineğime geri geldim. O sırada göğsümü yokladım. Yemenin göz boncuğundan yapılmış gerdanlığım kopmuştu. Aramak üzere geri döndüm. Onu aramak beni epeyce oyaladı. Benim bineğimle meşgul olan askerler gelip mahmilimi deveme yüklemişler. Zannetmişler ki ben mahmilin içindeyim. O zamanlar kadınlar çok hafifti. Az yedikleri için şişman değillerdi. Askerler mahmilimi kaldırırken hafifliğine şaşırmayıp yüklemişler. Ben zaten küçük yaşta bir kadındım: Hülasa devemi sürüp gitmişler. Ordu gittikten sonra gerdanlığımı buldum. Ordugaha geri döndüğüm zaman kimseyi bulamadım. Herkes gitmişti. Önce bulunduğum yere geldim. Beni bir müddet sonra kaybetmiş olduklarını farkederek aramaya geleceklerini düşündüm. Bu halde iken uyku bastırmış ve uyuyup kalmışım. Safvan İbnu Muattal es-Sülemi -ki bilahere (Zekvan'da ikamet ederek) Zekvani unvanını da almıştır- (geri gözcülüğü vazifesiyle) ordugahın gerilerinde geceyi geçirmişti. Sabah olunca benim menzilden geçerken uyuyan bir insan karaltısı görerek yanıma geldi. Görür görmez beni tanıdı. Zira örtünme emri gelmezden önce beni görmüştü. Ben onun istirca sesiyle "İnna lillah ve inna ileyhi raci'un = Biz Allah'ın kullarıyız ve Allah'a dönüp varacağız" uyandım. Derhal başörtümle yüzümü örttüm. Allah'ma kasem olsun bana tek kelime konuşmadı, istircaından başka bir tek sözünü de işitmedim, indi ve devesini ıhtırdı. Binmem için devenin ön ayaklarına ayağıyla bastı. Ben de bindim. Devemi önden çekti, böylece yol aldık. Ordu bir yerde konakladığı sırada onlara yetiştik. (Gecikme hadisesini iftira vesilesi yaparak) benim yüzümden helak olanlar oldu. Bu işte en büyük vebal de Abdullah İbnu Ubey İbni Selül'e düşmüştü. Medine'ye geldiğimiz zaman bir ay kadar hasta yattım. Meğer bu esnada iftira edenlerin dedi-koduları herkesi meşgul ediyormuş. Benim ise hiçbir şeyden haberim olmadı. Ancak bir husus bende kuşku uyandırmıştı. Resulullah (sav)'da, başka zaman hastalanınca gördüğüm iltifat ve alakayı göremiyordum. Yanıma girip selam veriyor, sonra da: "Şu sizinki nasıl?" deyip çıkıyordu. Bu davranışından biraz işkilleniyordum ama yine de (ortalığı saran) fitneden bihaberdim. Bu halde nekahet devresine girdim. Bir gece, ben ve Ümmü Mistah o zaman için hela olarak kullandığımız menası (denen çukurların bulunduğu semte) doğru gitmiştik. Biz buraya, geceden geceye çıkardık. (Hicab ayetinden sonra) evlerde helalar inşa edilince çıkmaz olduk. Bundan önce biz de, eski Arapların def-i hacetteki usulüne uyuyorduk. Ben ve Ümmü Mistah -ki bu kadın Ebu Rühm İbnu Muttalib İbni Abdi Menaf'ın kızıdır- böylece yürüdük. Onun annesi Ebu Bekri's-Sıddik'in teyzesi olan Sahr İbnu Amir'in kızıdır. Oğlu da Mistah İbnu Üsase İbnu Ubad İbni'l-Muttalib'dir. İşimiz bittikten sonra yürüyorduk. Ümmü Mistah, ayağı örtüsüne takılarak düştü. Kadın (böyle can yakıcı durumlarda soylemnesi adet olan "düşmanın helak olsun" demedi): "Mistah helak olsun!" diye (oğluna) beddua etti. Ben kadına: "Amma da yaptın!" Bedir gazvesine katılan bir kimseye beddua ediyorsun ha!" dedim. "Anacığım! onun ne söylediğini işitmedin mi?" dedi. "Ne söylemiş ki?" dedim. Bunun üzerine iftiracıların söylediklerini bir bir anlattı. Hastalığıma yeni hastalık katıldı. Eve dönünce, Resulullah (sav) yanıma girdi ve: (İsmimi söylemeden) "Adamınız nasıl." dedi. Ben: "Ebeveyninim yanına gitmeye izin ver" dedim. Ben, haberin aslını annemle babamdan işitmek istiyordum. Resulullah (sav) izin verdi, ben de ebeveyninim yanma geldim. Anneme: "Ey anneciğim, halk arasında söylenen bu sözler nedir?" dedim. "Ey kızım! Sen bu meseleyi büyütme. Allah'a kasem olsun güzel ve kocasının yanında sevgili olan, birçok kumaları (ortak) bulunan bir kadın hakkında her zaman çok dedikodu ederler" dedi. Ben: "Sübhanallah, demek halk böyle söylüyor ha!" dedim. O gece sabaha kadar hiç durmadan ağladım. Ne gözümün yaşı dindi, ne de gözüme uyku girdi. Sabah oldu, ben hala ağlıyordum. Resulullah (sav) o gün Ali İbnu Ebi Talib'i ve Üsame İbnu Zeyd (ra)'i çağırmıştı. Benimle ilgili vahyin gecikmesi üzerine ailesiyle ayrılma hususunda onlarla istişare ediyordu. Üsame (ra), ehlinin suçsuzluğu hususunda onlara karşı içinde beslediği sevgiye dayanarak, bildiği hususu şöyle dile getirmişti: "Ey Allah'ın Resulü! Onlar zevcelerinizdir. Allah'a kasem olsun, onlar hakkında hayırdan başka bir şey bilmiyoruz." Ali İbnu Ebi Talib de şöyle demişti: "Ey Allah'ın Resulü, Allah sana darlık vermez. Ondan başka kadın çoktur. Sen cariyene sor, (onun halini o daha iyi bilir), sana gerçeği haber verir." Resulullah (sav) bu tavsiye üzerine cariyemiz Berire'yi çağırdı ve: "Ey Berire, söyle! Aişe'de sana şüphe verici bir husus gördün mü?" diye sordu. Berire: "Hayır! Seni hak üzerine peygamber olarak gönderen Zat-ı Zülcelal'e yemin olsun, ben onda fena bulduğum bir şey görmedim. Ayıplanabilecek tek gördüğüm şey şudur: "Yaşı genç olduğu için, ailesi için yoğurduğu hamurun üzerine uyur, bu sırada gelen keçi, hamurdan yerdi." (Bu soruşturma sonunda) Resulullah (sav) kalkıp mescidde bir hutbe okur. Bu iftirayı ilk defa çıkaran Abdullah İbni Ubey İbni Selül hakkında söz etmekten özür dileyerek, minberde şunları söyler: "Ehlim hakkında bana sıkıntı veren adamı cezalandırmada, intikamımı almada bana kim yardım edecek? Allah'a yemin olsun ehlim hakkında hayırdan başka bir şey bilmiyorum. Adı iftiraya karıştırılan bir adamdan söz ettiler. Onun hakkında da hayırdan başka bir şey bilmiyorum. O ailemin yanına ben olmayınca hiç girmemiştir." Resulullah (sav)'ın bu sözleri üzerine (Evs kabilesinin reisi) Sa'd İbnu Muaz (ra) kalktı ve: "Ey Allah'ın Resulü! Allah'a yemin olsun biz ondan senin intikamını alırız! Eğer Evs kabilesindense boynunu vururuz. Hazreçli kardeşlerimizden ise, bize sen emredersin, biz emrini aynen yerine getiririz!" dedi. Hazreç kabilesinin reisi olan Sa'd İbnu Ubade ayağa kalktı. Sa'd aslında salih bir kimseydi. Ancak (Sa'd İbnu Muaz'ın konuşmasından alınarak) kabile hamiyet ve gayretine kapılmıştı. Sa'd İbnu Muaz'a dönerek şu sert cevabı verdi: "Vallahi sen yalan söylüyorsun! Sen onu (Abdullah İbnu Ubey İbnu Selül'ü) öldüremezsin. öldürtmeye gücün de yetmez." (Ensar'ın ileri gelenlerinden) Useyd İbnu Hudayr (ra) -ki bu zat da Sa'd İbnu Muaz'ın amcaoğludur- kalkarak Sa'd İbnu Ubade'ye çıkıştı: "Allah'a yemin olsun yalan söyleyen sensin. Onu mutlaka öldürürüz. (Abdullah İbnu Ubey'e arka çıkıyorsan) sen de münafıksın, münafıklar hesabına kavga ediyorsun!" Derken (Ensar'ın iki kabilesi) Evs ve Hazreç ayağa kalkmışlar ve Resulullah (sav) daha minberde iken, birbirlerine girmeye ramak kalmıştı. Resulullah (sav) sükuneti sağlayıncaya kadar gayret sarfetmiş ve minberden inmişti. Ben o gün de ağladım. Ne gözümün yaşı dindi, ne de gözüme uyku girdi. Müteakip gece de hep ağladım: Ne gözümün yaşı dindi ne de bir parça olsun uykum geldi. Sabahleyin annem ve babam yanıma geldiler. Böylece ben, iki gece bir gündüz aralıksız ağlamıştım. Öyle ki artık ağlamaktan ciğerlerim parçalanacak diye düşünüyordum. Onlar yanımda oturuyorlar, ben de ağlamaya devam ediyordum. Derken Ensar'dan bir kadın izin istedi. Ona, gir dedim. Yanıma oturup o da benimle ağlamaya başladı. Biz bu halde iken Resulullah (sav) girdi. Sonra oturdu. Hakkımda söylenen şeyler söyleneliden beri yanımda hiç oturmamıştı. Bu arada bir ay geçmiş ve meselemle ilgili herhangi bir vahy gelmemişti. Resulullah (sav) otururken şehadet kelimesini de getirmişti. Sonra  bana şunları söyledi: "Ey Aişe, senin hakkında bana şöyle şöyle sözler ulaştı. Eğer bu dedikodulardan beri isen Allah seni vahiyle tebrie edecektir. Şayet bir günah işledi isen Allah Teala'ya tevbe et. Zira kul bir günah işler, sonra da günahını itirafla tevbe ederse, Allah Teala tevbesini kabul ve affeder." Resulullah (sav) sözlerini tamamlayınca (izdırabımın şiddetinden) gözlerimin yaşı kurudu, artık tek bir damla bile yaş hissetmiyordum. Babama: "Resulullah (sav)'ın sözlerine sen cevap ver" dedim. Babam: "Vallahi Resulullah (sav)'a ne diyeceğimi bilemiyorum" dedi. Anneme yönelerek: "Resulullah (sav)'ın söylediklerine sen bari cevap ver" dedim. Annem de: "Vallahi Resulullah (sav)'a ne söyleyeceğimi ben de bilemiyorum" dedi. Hz. Aişe devamla der ki: "Ben yaşı henüz küçük bir kadındım. Kur'an'dan da fazla okumuyordum. Dedim ki: "Vallahi ben biliyorum ki halkın söyleştiği şeyleri işittiniz. Onlar içinize yer etti ve hep inandınız. Size: "Günahsızım" dedim, inanmıyorsunuz. Yapmadığım bir şeyi size itiraf etsem, -Allah biliyor ki ben ondan beriyim- beni tasdik edeceksiniz. Allah'a kasem olsun, sizinle benim durumumu anlatacak en iyi örnek Hz. Yusuf'un babası ve onun şu sözüdür: "Bana güzelce sabır gerekir. Anlattıklarmıza ancak Allah'tan yardım istenir" (Yusuf, 18). Sonra yüzümü çevirip yatağıma sokuldum. Kasem olsun ben o zaman suçsuz olduğumu biliyordum ve Allah'ın benim suçsuzluğumu te'yid edeceğine inanıyordum. Ancak, kesinlikle, Allah'ın benim hakkımda bir vahiy indireceğini, bunun (kıyamete kadar) okunacağını hiç aklımdan geçirmedim. Ben, kendimi, Allah'ın herhangi bir şekilde tekellüm buyurarak okunacak bir vahiy konusu edilmeye değer bulmuyordum. Ancak, Resulullah (sav)'ın göreceği bir rüya yoluyla Allah'ın beni tebrie edeceğini ümid ediyordum. Allah'a kasem olsun, Resulullah (sav) daha oturmuş olduğu yerden kalkmamış ve ev halkından kimse dışarı çıkmamıştı ki Allah, Resulüne vahiy indirdi: Resulullah (sav)'ı vahiy sırasında her zaman gelen halet istila etti. Sonra da o hal zail oldu. Resulullah (sav) tebessüm içindeydiler. Konuştuğu ilk kelime bana şunu söylemek oldu: "Ey Aişe Allah'a hamdet. Zira, seni tebrie buyurduk" Annem de bana: "Kalk Resulullah (sav)'a teşekkür et!" dedi. Ben ise: "Vallahi hayır, ona teşekkür etmeyeceğim, sadece Allahıma hamdediyorum. Benim suçsuzluğumu Rabbim vahiy buyurdu" dedim. Allah'ın indirdiği vahiy şöyleydi: "Muhammed'in eşine o yalanı uyduranlar içinizden bir güruhtur. Bunu kendiniz için kötü sanmayın, o sizin için hayırlı olmuştur. O kimselerden herbirine kazandığı günah karşılığı ceza vardır. İçlerinden elebaşılık yapana ise büyük azab vardır. Onu işittiğiniz zaman, erkek-kadın mü'minlerin, kendiliklerinden hüsnüzanda bulunup da: "Bu apaçık bir iftiradır" demeleri gerekmez miydi? Dört şahid getirmeleri gerekmez miydi? İşte bunlar şahid getirmedikçe, Allah katında yalancı olanlardır. Allah'ın dünya ve ahirette size lütuf ve merhameti olmasaydı, o kötü sözü yaymanızdan ötürü büyük bir azaba uğrardınız..." (Nur 20). (Bir sayfa tutan) on ayeti, Cenab-ı Hakk benim suçsuzluğumla ilgili bu ayetleri indirince, Ebü Bekri's-Sıddik (ra) -ki Mistah İbnu Üsase'ye akrabalığı ve fakirliği sebebiyle maddi yardımda bulunuyordu- şunu söyledi: "Aişe (ra)'ye bu iftirayı yaptıktan sonra, ona artık bir daha yardım yapmayacağım." Bunun üzerine şu vahiy indi: "İçinizde lütuf ve servet sahibi olanlar, yakınlarına, düşkünlere ve Allah yolunda hicret edenlere, vermemek için yemin etmesinler, affetsinler geçsinler. Allah'ın sizi bağışlamasından hoşlanmaz mısınız? Allah bağışlayandır, merhametli olandır" (Nur, 22). Bunun üzerine Ebu Bekri's-Sıddik (ra): "Evet evet, Allah'a kasem olsun, Allah'ın beni affetmesini çok severim" dedi ve Mistah'a yapmakta olduğu yardımı yapmaya devam etti ve: "Ebediyyen yardımı ondan kesmeyeceğim" dedi. Hz. Aişe (ra) sözlerine devamla dedi ki: Resulullah (sav) tahkik sırasında Zeyneb Bintu Cahş'a da hakkımda sormuş ve: "Ey Zeyneb, bu hususta ne biliyorsun, ne gördün" demişti. O da: "Ey Allah'ın Resulü, ben kulağımı, gözümü işitmediğim, görmediğim şeyden muhafaza ederim. Ben Aişe hakkında hayırdan başka bir şey bilmiyorum!" demişti. Zeyneb (ra), Resulullah (sav)'ın zevce-i tahireleri arasında (bazı faziletleri sebebiyle) benimle boy ölçüşen birisiydi. Allah vera ve dindarlığı sebebiyle onu (bu meselede müfteriler tarafında yer almaktan) korudu. Onun kız kardeşi Hamna ise, onunla mücadeleye koyuldu ve helak olan müfteriler arasında helak oldu. Müfteriler arasında Hz. Peygamber (sav)'in şairi Hassan İbnu Sabit (ra) de vardı. Urve der ki: "Hz. Aişe (ra) yanında Hassan'a kötü söz söylenmesinden hoşlanmazdı ve derdi ki: "O şu beyti söyleyen kimsedir: "Babam, babanın babası, ırzım, size karşı Muhammed (sav)'in ırzına bekçidir." Mesrük İbnu'l-Ecda der ki: "Ben Hz. Aişe (ra)'nin huzuruna girmiştim. Yanında Hassan İbnu Sabit (ra)'i gördüm. Hz. Aişe'ye şiir okuyor, bazı beyitleri kendisiyle tezyin ediyordu. Şunu okudu: "Afifdir, ağırdır, iffetinden şüphe ne mümkün! Kötü düşünceden uzak olanların etleri bile onu aç bırakır." Hz. Aişe (ra) ona, "Fakat sen böyle değilsin" dedi. Mesrük Hz. Aişe'ye dedi ki: "Sen nasıl olur da Hassanın yanına girmesine izin verirsin, o ki, hakkında Allah şöyle buyurmuştur: "İçlerinden elebaşılık yapana ise büyük azab vardır." Hz. Aişe (ra) şu cevabı verdi: "Körlükten daha şiddetli bir azab var mı!" Hz. Aişe sonra şunu da söyledi "O, Resulullah (sav)'ı müdafaa ediyordu." |Buhari, Şehadat, 15, 30, Hibe 15, Cihad 64, Megazi 11, 34, Tefsir, Yusuf 3, Nur 6, 11, Eyman 18, İ'tisam 28, Tevhid 35, 52; Müslim, Tevbe 56, (2770); Tirmizi, Tefsir, (3179); Nesai, Taharet 194, (1, 163-164)|718
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nur Suresi|tirmizi|Aişe|Benim özrümle ilgili ayet indiği zaman Resulullah (sav) minbere çıktı, günahsız olduğumu belirtti, arkasından ilgili ayetleri okudu ve iki kadın ve bir erkeğin cezalandırılmalarını emretti. Üçü de had cezası olan celde'ye (değneklenmeye) tabi tutuldular. |Tirmizi, Tefsir, Nur (3180)|719
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nur Suresi|buhariebu davud|Aişe|Allah ilk muhacir kadınlara rahmetini bol kılsın; "Kadınlar baş örtülerini yakalarının üzerini (örtecek şekilde) koysunlar" (Nur 31) ayeti indiği zaman örtülerini (kenardan) yırtarak onunla (yüzlerini de) örttüler. |Buhari, Tefsir, Nur 12; Ebu Davud, Libas 33, (4102)|720
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nur Suresi|ebu davud|İbnu Abbas|"(Ey Muhamed)! Mü'min kadınlara da söyle! Gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler iffetlerini korusunlar..." diye başlayıp kadınlara örtünmeyi emreden ayeti (Nur 31) daha sonra gelen şu ayet neshetti ve istisna getirdi: "Evlenme ümidi kalmayan ihtiyarlayıp oturmuş kadınlara, süslerini açığa vurmamak şartıyla dış esvablarını çıkarmaktan ötürü sorumluluk yoktur. Ama sakınmaları kendileri için daha hayırlı olur" (Nur 60). |Ebu Davud, Libas 37 (4111)|721
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nur Suresi|müslimebu davud|Cabir|Abdullah İbnu Übey İbni Selül cariyesine: "Git biraz fahişelik yap (da para kazan)" diye emretti. Bunun üzerine Cenab-ı Hakk: "Dünya hayatinin geçici menfaatini elde etmek için, iffetli olmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın..." (Nur 33) mealindeki ayeti inzal buyurdu. |Müslim, Tefsir 26, (3029); Ebu Davud, Talak 50, (2311)|722
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nur Suresi|ebu davud|İkrime|Irak ahalisinden bir grub İbnu Abbas (ra)'a dediler ki: Şu ayet hakkında ne dersiniz? "Ey iman edenler! Ellerinizin altında olan köle ve cariyeler ve sizden henüz erginliğe ermemiş olanlar sabah namazından önce, öğle sıcağından soyunduğunuzda ve yatsı namazından sonra yanınıza gireceklerinde üç defa izin istesinler. Bunlar sizin için açık bulunabileceğiniz üç vakittir. Bu vakitlerin dışında birbirinizin yanına girip çıkmakta,size de, onlara da bir sorumluluk yoktur. Allah size ayetlerini böyle açıklar. Allah bilendir. Hakimidir" (Nur 58). Cenab-ı Hakk burada kesin emirde bulunduğu halde biz bunları tatbik etmiyoruz, dediler. İbnu Abbas (ra): "Allah mü'minlere karşı halim ve rahimdir. Onları örtmeyi sever, insanlar o zaman evlerinde ne örtü ne de perde kullanmıyorlardı. Bazan hizmetçisi veya evladı veya yetimesi, kişi ehlinin üzerinde iken çıkagelirdi. Cenab-ı Hakk bunun üzerine, mezkur avret vakitlerinde izin istemeyi emretti. Böylece Allahu Teala onlara örtü ve hayır getirdi. Ne var ki, hala bu emirle amel eden tek kişi görmedim." |Ebu Davud, Edeb 141 (5191, 5192)|723
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Furkan Suresi||İbnu Abbas|"O gün zalim kimse ellerini ısırıp: "Keşke Peygamberlerle beraber bir yol tutsaydım, vay başıma gelene, keşke falancayı dost edinmeseydim. And olsun ki beni, bana gelen Kur'an'dan o saptırdı. Şeytan insanı yalnız ve yardımcısız bırakıyor" der" (Furkan 27-30) mealindeki ayet hakkında şu açıklamayı yaptı: "Ayette zikri geçen zalim Ukbe İbnu Ebi Muayt'tır. Zikri geçen dost (halil) da Ümeyye İbnu Haleftir. Dostum Übeyy olduğu da söylenmiştir. (Ayetin inişi bunlarla ilgilidir). Şöyle ki: Ukbe bir yemek hazırlayarak Kureyş'in eşrafını davet eder. Resulullah (sav) da onların arasındadır. Resulullah (sav), "Ukbe kelime-i tevhidi söylemedikçe, yemekten almayacağım" söyledi. Ukbe bu isteği yerine getirdi. Bunun üzerine dostu olan Ümeyye İbnu Halef veya Übeyy ona gelerek: "Sabii mi oldun?" dedi. Ukbe: "Hayır, ancak yemek yemeden evimden ayrılmasından utandım" diye cevap verdi. Übeyy: "Öyleyse, gidip onun yüzüne tükürmezsen ben de senden razı olmayacağım!" dedi. Ukbe, bu talebe müsbet cevap vererek, isteneni yaptı. Ceza olarak Bedir günü yakalanıp idam edildi. Bu rivayetin kaynağı asılda gösterilmemiştir. Ancak rivayeti mana olarak, Taberi Tefsir'inde (18, 6), İbnu Abbas rivayeti olarak kaydeder. Ayrıca, El-Vahidi, Esbabı'n-Nüzul'da (s. 191); Suyüti, ed-Dürrül-Mensur'da (5, 68) kaydetmiştir. ||724
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Furkan Suresi|buharimüslimebu davudtirmizi|İbnu Mes'ud|Hz. Peygamber (sav)'a: "Hangi günah daha büyük?" diye sordum. Şu cevabı verdi: "Seni yaratmış olduğu halde Allah'a ortak koşmandır" "Sonra hangisi gelir?" dedim. "Seninle beraber yiyecek korkusuyla çocuğunu öldürmendir" dedi. Ben tekrar: "Sonra ne gelir?" dedim. "Komşunun helalliği ile zina etmen!" dedi. Resulullah (sav)'in bu sözlerine teyiden şu mealdeki ayet nazil oldu: "Onlar ki, Allah'ın yanına başka bir Tanrı daha (katıp) tapmazlar, Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar, zina etmezler. Kim bunlardan birini yaparsa cezaya çarpar" (Furkan 68). |Buhari, Tefsir, Furkan 2, Bakara 3, Edeb 20, Muharib'in 20, 46; Müslim, İman 141, (86); Ebu Davud, Talak 50, (2310); Tirmizi, Tefsir, Furkan (3181)|725
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Şuara Suresi|buharimüslimtirmizi|İbnu Abbas|Şu "Sen ilkin en yakın hısımlarını inzar et" (Şuara 214) mealindeki ayet indiği zaman, Resulullah (sav) Safa tepesi üzerine çıktı ve şöyle bağırmaya başladı: "Ey Beni Fihr!, Ey Beni Adiyy!" Bunlar Kureyş kabilesine mensup boylardı. Toplandılar. Onlara şöyle hitab etti: "Ben size, "şu vadide atlılar var, sizlere saldırmak istiyor" desem, beni tasdik eder misiniz?" Hep beraber şu cevabı verdiler: "Evet, tasdik ederiz, şimdiye kadar hiç yalanına rastlamadık, hep doğru söyledin." "Öyleyse dinleyin" dedi. "Önünüzde bekleyen şiddetli bir azabı size haber veriyorum." Ebu Leheb atılıp: "Ey Muhammed, ey kuruyasıca! Bizi bunun için mi çağırdın?" dedi. Bunun üzerine: "Ebu Leheb'in iki eli kurusun. Kendisi de kurudu..." diye başlayan Ebu Leheb suresi nazil oldu. |Buhari, Tefsir, Şuara 2, Cengiz 98, Menakıb 13; Müslim, İman 355, (208); Tirmizi, Tefsir, Tebbet (3360)|726
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Şuara Suresi|ebu davud|İbnu Abbas|"Şairlere gelince, onlara da sapıklar uyar" (Şuara 224) mealindeki ayet hakkında şunları söyledi: "Cenab-ı Hakk, (kendilerine sapıklar uyar diye zemmettiği) şairlerden, "İman edip de iyi amel (ve hareket)de bulunanlar, Allah'ı çok zikredenler ve zulme uğratıldıklarından sonra öclerini alanlar..." (Şu'ara 227) istisna edildiler." |Ebu Davud, Edeb 95, (50l6)|727
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Neml Suresi|tirmizi|Ebu Hüreyre|Dabbetu'l-arz, beraberinde Hz. Musa'nın asası ve Hz. Süleyman (a.s.)'ın mühürü olduğu halde çıkar. Asa ile mü'minlerin yüzünü cilalar, mührü de kafirlerin burnuna basar. Öyle ki, sofra ehli toplanınca biri diğerine (yüzündeki parlaklıktan dolayı) "Ey mü'min!" der, diğeri de (öbürüne, burnundaki mühür damgası sebebiyle): "Ey kafir!"der. (Yani mü'min de kafir de yüzünden tanınır). |Tirmizi, Tefsir, Neml (3186)|728
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Kasas Suresi|buhari|Said İbnu Cübeyr|İbnu Abbas (ra)'a: "Hz. Musa iki müddetten hangisini ödedi?" diye sordum da, bana şu cevabı verdi: "O en çok, en güzel olanı ödedi (tamamladı). Resulullah (sav) söyledi mi yapardı." |Buhari, Şehadat 28|729
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Kasas Suresi|müslimtirmizi|Ebu Hüreyre|"(Ey Muhammed) Sen sevdiğini hidayete erdiremezsin, ama Allah dilediğine hidayet verir" (Kasas 56) ayeti hakkında şunu söylemiştir: "Bu ayet Resulullah (sav)'ın, amcası Ebu Talib'in İslam'a girmesini ısrarla istemesi üzerine nazil oldu." |Müslim, İman 41, 42, (25); Tirmizi, Tefsir, Kasas (3187)|730
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Kasas Suresi|buhari|İbnu Abbas|"Herhalde o Kur'an'ı (tilavetini, tebliğini ve mucibince amel etmeni) senin üzerine farz kılan (Allah), seni (yine) dönülecek yere döndürecektir..." (Kasas 85) mealindeki ayette ifade edilen döndürülecek yerden maksadın, Mekke olduğunu söylerdi. |Buhari, Tefsir, Kasas 2|731
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Ankebut Suresi||Ümmü Hani|"Erkeklere yaklaşıyor, yol kesiyor ve toplantılarınızda fena şeyler yapmıyor musunuz?" (Ankebut 29) mealindeki ayette zikredilen toplantılarındaki fena şeylerden maksad nedir? diye Resulullah (sav)'a sordum. Bana şöyle cevap verdi: "Onlar orada sesli sesli yelleniyorlar, oradan geçen kimselere de çakıl vs. fırlatıp onlarla eğleniyorlardı."%732 ||732
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Ankebut Suresi|rezin|İbnu Abbas|"Allah'ı zikretmek elbet en büyüktür" (Ankebut, 45) mealindeki ayet hakkında şunu söyledi: "Kulun Allahu Teala'yı diliyle zikretmesi büyük (bir ibadet)tir. Onuzikretmesi, herhangi bir günaha yaklaşınca O'ndan korkarak terketmesi, günah işler olduğu halde diliyle zikretmesinden, daha büyüktür. |Rezin|733
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Rum Suresi|tirmizi|Ebu Sa'id|"Bedir günü Rumlar, İranlılara galebe çaldı. Bu zaferden müzminler de sevindi. Bunun üzerine şu mealdeki ayet nazil oldu (okundu): "Elif-Lam-Mim, Rumlar mağlub oldu, yakın bir yerde. Halbuki onlar bu yenilmelerinin ardından galib olacaklar birkaç yıl içinde. Önünde de sonunda da emir Allah'ındır. O gün mü'minler Allah'ın nusretiyle ferahlayacak" (Rum 1-4). |Tirmizi, Tefsir, Rum (3190)|734
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Lokman Suresi|buhari|İbnu Ömer|Resulullah (sav), "Gayb'ın anahtarı beştir" dedi ve şu mealdeki ayeti okudu: "O saatin (kıyametin) ilmi şüphesiz ki Allah'ın nezdindedir. Yağmuru O indirir. Rahimlerde olanı O bilir. Hiçbir kimse yarın ne kazanacağını bilmez. Hiçbir kimse hangi yerde öleceğini bilmez. Şüphesiz ki Allah (her şeyi) bilendir. Her şeyden haberdardır" (Lokman 34). |Buhari, Tefsir, Lokman 2, En'am 1,İstiska 29, 3|735
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Secde Suresi|tirmizi|Cabir|Hz. Peygamber (sav) Elif-Lam-Mim Tenzil ve Tebareke'llezi bi-Yedihi'l-Mülk surelerini okumadan uyumazdı. Tavus (ra), bu iki surenin faziletçe Kur'an'daki diğer surelerden herbirine yetmiş kat üstün olduğunu söylerdi. |Tirmizi, Sevabul Kur'an 9, (2894), Da'avat 22, (4001)|736
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Secde Suresi|tirmizi|Enes|"Yanları yataklarından uzaklaşır, korku ve ümid ile Rablerine dua ederler.." (Secde 16) mealindeki ayetin, Atame denen yatsı namazını bekleyenler hakkında indiğini söylemiştir." (Ebu Davud'daki vechi müteakip rivayette görüldüğü üzere biraz farklıdır. Tirmizi hadisin sahih olduğunu söylemiştir) |Tirmizi, Tefsir, Secde (3194)|737
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Secde Suresi|ebu davud|Enes|Müslümanlar, Resulullah (sav) zamanında akşamla yatsı arasında nafile namaz kılıyorlardı. Bunun üzerine "Yanları yataklarından uzaklaşır, korku ve ümid ile Rablerine dua ederler..." ayeti nazil oldu. (Hasan Basri merhum: "Ayet-i kerime kıyamul-leyl yani gece namazı ile ilgilidir, o kastedilmektedir" demiştir) |Ebu Davud, Salat 312, (1321)|738
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Secde Suresi|müslim|Übey İbnu Ka'b|"Biz, o en büyük azabtan önce de onlara mutlaka yakın azabtan tattıracağız, ta ki, ric'at etsinler" (Secde 21) mealindeki ayet hakkında şunu söylemiştir: (Yakın azab) dünya musibetleri, Rum ve Batşa veya Duhan'dır. (Hadisin ravisi, Batşa mı derdi Duhan mı derdi tereddüt eden kimsenin Şu'be olduğunu belirtir) |Müslim, Münafikun 42 (2799)|739
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Ahzab Suresi|buharimüslimtirmizi|İbnu Ömer|Biz, Resulullah (sav)'ın azadlısı olan Zeyd İbnu Harise'ye sadece Zeyd İbnu Muhammed diye sesleniyorduk. Bu davranışımız, "Onları babalarına nisbet ederek çağırın..." (Ahzab, 5) mealindeki ayet ininceye kadar devam etti. |Buhari, Tefsir, Ahzab 2; Müslim, Fedailu's-Sahabe 62, (2425); Tirmizi, Tefsir, Ahzab (3207)|740
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Ahzab Suresi|buharimüslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdu ki: "Ben her mü'mine, mutlaka, dünya ve ahirette insanların en yakınıyımdır. Dilerseniz (bu hususla ilgili olan) şu ayeti okuyun: "O peygamber, mü'minlere öz nefislerinden evladır. Zevceleri, mü'minlerin analarıdır..." (Ahzab 6). Hangi mü'min (vefatında) bir mal bırakırsa varisleri (asabı) ona varis olsunlar. Borç veya bakıma muhtaç birini bırakmışsa o bana gelsin, ben onun mevlasıyım." |Buhari, Tefsir, Ahzab 1, Kefalet 5, İstikraz 11, Nafakat 15, Feraiz 4, 15, 25; Müslim, Feraiz 14, (1619)|741
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Ahzab Suresi|tirmizi|İbnu Abbas|"Allah bir adamın içinde iki kalp yaratmadı." (Ahzab, 4) mealindeki ayet hakkında şunu söylerdi: "Bir gün, Hz. Peygamber (sav) namaz kılmak için kalkmıştı, namazda bir hata yaptı. Cemaatte onunla namaz kılan münafıklar derhal: "Bakın, bunun iki kalbi var, bunlardan biri sizinle, biri onlarla (ashabıyla)" dediler, işte onların bu sözü üzerine bu ayet nazil oldu." |Tirmizi, Tefsir, Ahzab, (3197)|742
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Ahzab Suresi|buhari|Aişe|"O vakit onlar hem üstünüzden, hem altınızdan size gelmişlerdi. O zaman gözler yılmış, yürekler gırtlaklara dayanmıştı ve siz Allah'a karşı türlü zanlarda bulunuyordunuz, işte orada mü'minler imtihana uğratılmıştı. Şiddetli bir sarsıntı ile sarsılmışlardı..." (Ahzab, 10-11) mealindeki ayet hakkında: "Bu, Hendek Savaşı ile ilgilidir" demiştir. |Buhari, Meğazi 29|743
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Ahzab Suresi|buharimüslimtirmizi|Enes|Biz şu ayeti amcam Enes İbnu'n-Nadr hakkında indi biliyorduk, (mealen): "Mü'minler içinde Allah'a verdikleri sözde sadakat gösteren nice erler var. İşte onların kimi adağını ödedi, kimi de (bunu) bekliyor. Onlar hiçbir suretle (ahidlerini) değiştirmediler." (Ahzab 23). |Buhari, Tefsir, Ahzab 3; Müslim, İmaret 148 (1903); Tirmizi, Tefsir, Ahzab (3198-3199)|744
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Ahzab Suresi|tirmizi|Ümmü Umare|"Ey Allah'ın Resulü", dedim, "her şeyi erkekler için görüyorum. Hiçbir şekilde kadınların zikredildiğini görmüyorum," Bunun üzerine şu ayet indi. (mealen); "Doğrusu, erkek ve kadın Müslümanlar, erkek ve kadın mü'minler, boyun eğen erkekler ve kadınlar, doğru sözlü erkekler ve kadınlar, sabırlı erkekler ve kadınlar, gönülden bağlanan erkekler ve kadınlar, oruç tutan erkekler ve kadınlar, iffetlerini koruyan erkekler ve kadınlar, işte Allah bunların hepsine mağfiret ve büyük ecir hazırlamıştır" (Ahzab,35). |Tirmizi, Tefsir, Ahzab (3209)|745
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Ahzab Suresi|tirmizimüslimbuhari|Aişe|Eğer Hz. Peygamber (sav) kendisine inen vahiyden bir şey gizleseydi şu ayeti gizlerdi: "(Habibim) hatırla o zamanı ki; Allah'ın kendisine -İslam'la- nimet verdiği ve senin de yine kendisine lütufta bulunduğun zata sen: "Zevceni uhdende tut. Allah'tan kork" diyordun da Allah'ın açığa çıkarıcısı olduğu şeyi içinde gizliyor, insanların (dedikodusundan) korkuyordun. Halbuki Allah kendisinden korkmana daha layıktı. Şimdi madem ki Zeyd o kadından ilişiğini kesti, biz onu sana zevce yaptık. Ta ki oğullukların, kendilerinden ilişkilerini kestikleri zevceler(ini almakta) mü'minler üzerine günah olmasın. Allah'ın emri yerine getirilmiştir" (Ahzab, 37). Nitekim Hz. Peygamber (sav), Zeyneb'le evlenince: "Oğlunun helallığıyla evlendi" dediler. Bunun üzerine Cenab-ı Hakk şu mealdeki ayeti indirdi: "Muhammed adamlarınızdan hiçbirinin babası değildir. Fakat Allah'ın Resulü ve peygamberlerin sonuncusudur, Allah herşeyi hakkiyle bilendir (Ahzab, 40). Resulullah (sav) Zeyd'i küçükken evlat edinmişti. Büyuyüp delikanlı oluncaya kadar yanında kaldı. Herkes onu Zeyd İbnu Muhammed diye çağırıyordu. Bu sebeple Cenab-ı Hakk şu mealdeki ayeti inzal buyurdu: "Onları babalarına nisbet ederek çağırın. Bu, Allah indinde daha doğrudur. Eğer babalarının (kim olduğunu) bilmiyorsanız o halde (esasen) dinde kardeşleriniz (olmakla beraber) dostlarınızdır da" (Ahzab, 5). |Tirmizi, Tefsir, Ahzab (3206); Müslim, İman 287, (177); Buhari, Tevhid 22|746
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Ahzab Suresi|buharimüslimtirmizi|Enes|Hz. Peygamber (sav) Zeyneb (ra)'le evlenmişlerdi ki, annem Ümmü Süleym bana: "Resulullah (sav)'a bir hediyede bulunsak" dedi. Ben kendisine: "Bir şeyler yap!" dedim. Bunun üzerine hurma ve yağ ve keş getirdi, bir tencereye koyarak bunlarla yemek yaptı ve benimle gönderdi. Resulullah (sav)'a götürdüm. "Yemeği bırak!" dedi. Sonra bana emredip: "Bana falancaları çağır" dedi ve teker teker isimlerim söyledi. Ayrıca: "Kime rastlarsan çağır" diye emretti. Enes der ki: Emri yerine getirdim, sonra döndüm. Ev insanlarla dolmuştu. Resulullah (sav) elini mezkur yemeğin üzerine koydu ve Allah'tan başka kimsenin bilmedi bir şeyler söyledi. Sonra cemaati onar onar çağırdı. Herkes  o yemekten yiyordu. Resulullah (sav) yiyenlere: "Yemeğe Allah'ın ismini zikrederek başlayın! Herkes önünden yesin!" dedi. Bu hal herkesin yemekten yeyip dağılmasına kadar devam etti. Sonunda çıkanlar çıktı. Bazıları da kalıp sohbete devam ettiler. Bir müddet sonra Resulullah (sav) da çıkıp hücrelere doğru yürüdü. Peşisıra ben de çıktım ve: "Davetliler gitti artık!" dedim. Resulullah (sav) evine geri döndü (ve derhal vahiy alameti olan) örtüyü üzerine çekti. Bu sırada ben hücrede idim. (Vahiy hali geçince) o (sav) şu vahyi okuyordu: "Ey iman edenler, (bundan sonra) Peygamberin evlerine -yemeğe davet olunmaksızın, vaktine de bakmaksızın- girmeyin. Fakat davet olunduğunuz zaman girin. Yemeği yiyince dağılın. Söz dinlemek veya sohbet etmek için de (izinsiz) girmeyin. Çünkü bu Peygamber'e eza vermekte, o sizden utanmaktadır. Allah ise, hak(kı açıklamak)tan çekinmez." (Ahzab 53) |Buhari, Tefsir, Ahzab 8, Nikah 67, 64, Et'ime 59, İsti'zan 10, 33, Tevhid 22; Müslim, Nikah 89, (1428); Tirmizi, Tefsir, Ahzab, (3215, 3216, 3217)|747
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Ahzab Suresi|buharimüslimebu davudnesai|Urve|Hz. Aişe buyurmuştur ki: "Havle Bintu Hakim (ra), Resulullah (sav)'a kendisi gelip evlenme teklif edenlerdendir." Aişe (ra) devamla dedi ki: "Ben (kıskançlığın şevkiyle): "Kadın kısmı bir erkeğe evlenme teklifi yapmaktan sıkılmaz mı?" (diyerek bu şekilde Hz. Peygamber (sav)'a teklifte bulunanları kınardım). Ne zaman ki: "Onlardan kimi dilersen (nevbetinden) geri bırakır, kimi de dilersen yanına alabilirsin. (Nevbetinden) geri bıraktıklarından kimi istersen (nezdine almak)da da sana güçlük yoktur..." (Ahzab, 51) mealindeki ayet nazil oldu, (kendimi tutamayarak): "Ey Allah'ın Resulü, görüyorum ki, Rabbin seni memnun kılmada gecikmiyor" dedim. |Buhari, Tefsir, Ahzab 7, Nikah 29; Müslim, Rıda' 49, (1464); Ebu Davud, Nikah 39, (2136); Nesai, Nikah 1, (6, 54)|748
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Ahzab Suresi|tirmizi|Ümmü Hani|Resulullah (sav) beni istemişti. Kendisine özür beyan ettim, özrümü kabul etti. Sonra Cenab-ı Hakk şu ayeti indirdi: "Ey Peygamber! Mehirlerini verdiğin zevcelerini ve Allah'ın sana ganimet (olarak nasib) ettiklerinden sağ elinin malik olduğu kadınları, seninle beraber (Medine'ye) hicret eden amcanın kızlarını, halanın kızlarını, dayının kızlarını, teyzenin kızlarını, bir de eğer mü'min bir kadın kendisini Peygamber'e bağışlayıp da eğer Peygamber de nikahla almak isterse onu (fakat bu sonuncusunu) diğer mü'minlere değil, yalınız sana has olmak üzere senin için helal kıldık." (Ahzab, 50). Ümmü Hani (ra) devamla der ki: Bu ayet üzerine (kendi kendime): "Ben Resulullah (sav)'a helal kılınmadım, çünkü hicret etmedim, ben Fetih günü hürriyeti bağışlananlardanım" dedim." |Tirmizi, Tefsir, Ahzab (3211)|749
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Ahzab Suresi|tirmizi|İbnu Abbds|Resulullah (sav) muhacir olan mü'min kadınlar dışında kalanlarla evlenmekten men edildi. Ayet şöyle buyurur: "Bundan sonra kadınlar(ı alman) ve bunları herhangi zevcelerle değiştirmen, güzellikleri hoşuna gitse de, sana helal olmaz. Sağ elinin malik olduğu (cariyeler) müstesna. Allah her şeye nigahbandır" (Ahzab 52). Keza Allah, "Mü'min cariyelerinizi..." (Nisa, 25); "Nefsini peygambere bağışlayan mü'min kadın"ı (Ahzab, 50) helal kıldı. İslam'dan başka bir dinde olanların hepsini haram kılıp sonra da şöyle buyurdu, (Mealen): "... Kim imanı tanımayıp kafir olursa her halde bütün yaptığı boşuna gitmiştir ve o, ahirette en çok ziyana uğrayanlardandır" (Maide, 5). Yine ayet-i kerime şöyle buyurur: "Ey Peygamber! Mehirlerini verdiğin zevceleri ve Allah'ın sana ganimet (olarak nasib) ettiklerinden sağ elinin malik olduğu kadınları, seninle beraber (Medine'ye) hicret eden amcanın kızlarını, halanın kızlarını, dayının kızlarını, teyzenin kızlarını, bir de eğer mü'min bir kadın kendisini Peygamber'e bağışlayıp da eğer Peygamber de nikahla almak isterse onu -(fakat bu sonuncusunu) diğer mü'minlere değil, yalnız sana has olmak üzere- senin için helal kıldık..." (Ahzab, 50). İşte bunlar dışında kalan bütün kadınlar Hz. Peygamber'e haram edilmiştir. |Tirmizi, Tefsir, Ahzab (3213)|750
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Ahzab Suresi|tirmizi|Aişe|Resulullah (sav) ölmezden önce bütün kadınlarla nikah kendisine helal kılındı. |Tirmizi, Tefsir, Ahzab, (3214); Nesai, Nikah 2 (6, 56)|751
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Ahzab Suresi|buharimüslimtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Hz. Musa (a.s.) son derece haya sahibi ve sıkı örtünen birisi idi. İstihyası (haya duygusunun fazlalığı) sebebiyle bedeninden hiçbir yer görülmezdi. Beni İsrail'den bazıları ona eziyette bulundu. (Şöyle ki: Bir gün aralarında): "Onun bu şekilde sıkı giyinmesine bedenindeki bir kusur sebep olmasın? Muhakkak ki o, ya abraştır, ya da debbelidir (hayasında şişme vardır) veya bir başka afete maruzdur" diye dedikodu yaptılar. Cenab-ı Hakk Hz. Musa'yı bu dedikodularından tebrie etmek diledi. Yine bir gün Hz. Musa (a.s.) bir tenhada, elbiselerini bir taş üzerine bırakıp tek başına suya girmiş yıkanıyordu. Yıkanması tamam olunca, giyinmek üzere çamaşırlarına doğru yürüdü.Tam bu sırada, üzerinde giyecekler olduğu halde taş yuvarlanmaya başladı. Hz. Musa (a.s.) değneğini eline alıp taşı yakalamaya çalıştı. Bu sırada "Elbisem ey kaya! Elbisem ey kaya!" diye de bağırıyordu. (Taşın peşinden koşarken) Beni İsrail'den bir cemaatın yanına kadar vardı. Hz. Musa'yı çıplak vaziyette gördüler, yaratılışça herkesten güzel (ve kusursuz) ve dedikodulardan beri idi. Kaya durdu. Hz. Musa (a.s.) çamaşırını alıp giydi. Sopasıyla taşa vurmaya başladı. (Ebu Hüreyre der ki): "Allah'a kasem olsun, o taşta sopa darbeleri sebebiyle üç veya dört tane bere izi var." Şu ayet bu hadiseye işaret etmektedir: "Ey iman edenler, siz de Musa'yı incitenler gibi olmayın. Nihayet Allah onu dedikleri şeyden temize çıkardı. O, Allah indinde yüzü (itibarlı bir zat) idi" (Ahzab, 69). |Buhari, Gusl 20, Enbiya 27, Tefsir, Ahzab 11; Müslim, Hayz 75 (339), Fezail, 55 (339); Tirmizi, Tefsir, Ahzab (3219)|752
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Sebe Suresi|ebu davudtirmizi|Ferve İbnu Müseyk|Hz. Peygamber (sav)'a bir gün: "Ey Allah'ın Resulü, kavminden yüz çevirenlere karşı, İslam'ı benimseyenlerle bir olup mücadele edeyim mi?" diye sordum. Onlarla savaşma hususunda bana izin verdi ve beni emir tayin etti. Ben (Medine'den) ayrılınca: "Gutayfi ne yaptı ?" diye benden sormuş. Kendisine, gittiğim söylenince hemen peşimden birisini göndererek beni geri çağırdı ve şu talimatı verdi: "Kavmini İslam'a davet et. Onlardan İslam'a gelenlerin Müslümanlığını kabul et. Kabul etmeyenler için savaşmakta acele etme, ben sana yeni bir emir gönderinceye kadar bekle." Der ki: Sebe kavmi hakkındaki ayetler nazil olmuştu. Bir adam sordu: "Ey Allah'ın Resulü, Sebe de ne? Bir yer veya bir kadın mıdır?" "Ne bir yer, ne de bir kadın değildir. Bilakis bir erkektir. On çocuklu bir Arap. Bu çocuklardan altısı Yemen cihetine gidip yerleşti, dördü de Şam cihetine gidip yerleşti. Şam tarafına gidenler Lahm, Cüzam, Gassan ve Amile kabilelerini ortaya çıkardılar. Yemen tarafına gidenler ise Ezd, Es'ariyyun, Hımyer, Kinde, Müzhic ve Enmar halkını meydana getirdiler." Bir adam: "Enmar da ne?" diye sordu. "Enmar", dedi, Has'am ve Becile kabilelerinin mensup olduğu cemaattir." |Ebu Davud, Huruf ve'l-Kıra'at 1, (3978); Tirmizi, Tefsir, Sebe, (3220)|753
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Sebe Suresi|buharitirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdu ki: "Allahu Teala Hazretleri semada bir işin yapılmasına hükmetti mi, Rabb-i Teala'nın sözüne ihtiramla, melaike (a.s.) korku ile kanatlarını birbirine vururlar. Rabb Teala'nın işitilen sözü düz bir kaya üzerinde (hareket eden) zincirin sesi gibidir. Meleklerin kalplerinden korku açılınca (Cebrail ve Mikail gibi mukarreb meleklere): "Rabbiniz ne buyurdu?" diye sorarlar. Onlar da: "Allah Teala hazretleri hakkı söylemiştir. Zaten O, yüce ve uludur" derler. O'nun sözünü, kulak kabartan (şeytanlar gizlice) işitir. Kulak hırsızı şeytanlar (yerden göğe kadar) birbirlerinin üstünde (zincirleme) dizilmiş ve kulak hırsızlığına hazırlanmış bulunur. - Süfyan (İbnu Uyeyne) eliyle tarif etti: Parmaklarını önce (üst üste) dizdi, sonra açtı- (En üstteki, ilahi kelamı işitir ve alttakine verir, o da kendi altındakine verir. Böylece gele gele sihirbaz ve kahinlerin diline kadar ulaşır. Bazan kelimeyi aşağıdakine vermeden önce bir şahap, şeytana ulaşır. Bazan şahap kendisine isabet etmezden önce kelimeyi aşağısındakine vermiş olur. (Sihirbaz ve kahinler kendilerine bu şekilde ulaşan hırsızlama habere) yüz kadar da kendileri ilave ederek yalanlar düzerler. Emr-i İlahi yeryüzünde tahakkuk edince halk kendi arasında: "Bu işin olacağı bize daha önce falan falan günlerde haber verilmemiş miydi?" derler. Böylece, semada (kulak hırsızlığı yoluyla) işitilmiş olan haber böylece tasdik edilir." |Buhari, Tefsir, Sebe 1, Hicr 1; Tirmizi, Tefsir, Sebe, (3221)|754
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Sebe Suresi|ebu davud|İbnu Mes'ud|Allahu Zülcelal hazretleri vahiy suretiyle konuştuğu zaman sema ehli bir ses işitir ki bu, demir bir zincirin düz bir kaya üzerinde hareket etmesiyle çıkan çıngırak sesine benzer. Sema ehli bu sesi duyunca korku ve haşyetten bayılırlar. Cibril (a.s.) kendilerine gelinceye kadar bu halde devam ederler. O gelince korku, kalplerinden açılır. Hemen: "Ey Cibril, Rabbiniz ne buyurdu?" diye sorarlar. O: "Hakkı söyledi" der. Sema ehli hep bir ağızdan: "el-Hak, el-Hak" diye söyleşirler. |Ebu Davud, Sünnet 22, (4738)|755
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Fatır Suresi|tirmizi|Ebu Said|Resulullah (sav), "Sonra biz o kitabı kullarımızdan (beğenip) seçtiklerimize miras bıraktık. İşte onlardan kimi nefsine zulmedendir. Onların bazısı mutedildir, onlardan bir kısmı da Allah'ın izniyle hayrat (ve hasenat yarışların)da öncü ol(up kazan)andır!" (Fatır, 32) ayeti hakkında şunu söyledi: "Bunların hepsi aynı makamdadır, hepsi de cennettedir." |Tirmizi, Tefsir, Melaike (Fatır), (3223)|756
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Fatır Suresi|rezin|İbnu Abbas|"Onlar orada şöyle bağrışırlar: "Rabbimiz, bizi çıkar, yapmış olduğumuzdan bambaşka iyi amel (ve hareketler)de bulunacağız. Size, iyice düşünecek kimsenin düşünebileceği, öğüt kabul edilebileceği kadar ömür vermedik mi? Size (azab ile) korkutan da gelmişti. Şimdi tadın (o azabı)! Artık zalimler için hiçbir yardımcı yoktur" (Fatır,37) ayetinde geçen "korkutan da gelmişti" ibaresinde kastedilen şeyin Kur'an'la gelmiş olan Muhammed (sav) olduğunu söyledi." |Rezin|757
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Ya-sin Suresi|tirmizi|Enes|Hz. Peygamber (sav) buyurdu ki: "Her şeyin bir kalbi vardır. Kur'an'ın kalbi de Ya-Sin'dir. Kim bu sureyi okursa, Cenab-ı Hakk, bu okuması sebebiyle kendisine, Kur'an-ı Kerim'i -Ya-Sin hariç- on kere okumuş sevabını verir." |Tirmizi, Sevabu'l-Kur'an 7, (2889)|758
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Ya-sin Suresi|tirmizi|Ebu Saidi'l-Hudri|Beni Seleme Medine'nin uzakça bir kenarında meskun idi. Mescid-i Nebevinin yakınlarına taşınmak istediler. Bunun üzerine şu mealdeki ayet indi: "Şüphesiz ölüleri dirilten, işlediklerini ve eserlerini yazan biziz. Herşeyi apaçık bir kitapta saymışızdır" (Ya-Sin, 11). Resulullah (sav): "Ayak izleriniz (sevap olarak) yazılıyor" dedi. Yerlerinde kaldılar. |Tirmizi, Tefsir, Ya-Sin, (3224)|759
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Ya-sin Suresi|rezin|İbnu Abbas|Antakya şehrinde firavunlardan bir firavun vardı. Allahu Teala Hazretleri ora halkına elçiler gönderdi. Bunlar üç kişiydiler. İkisi önce geldi, bunları yalanladılar. Allah bunları bir üçüncüyle takviye etti. Elçiler, onları hakka çağırıp, emredilen şeyleri açıklayıp, dinlerinin batıl olduğunu söyledikleri vakit; peygamberlere: "Biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık, vazgeçmezseniz sizi mutlaka taşlarız. Bizden size muhakkak acıklı bir işkence de dokunur dediler. Peygamberler de: "Sizin uğursuzluğunuz (musibetleriniz)", dediler, "kendi beraberinizdedir. Size nasihat edilirse mi? Hayır, siz haddi aşıp taşanlar güruhusunuz." (Ya-Sin 18-19). (Rezin ilavesidir. Bu manada bir rivayet Taberi Tefsirinde gelmiştir (22, 101)) |Rezin|760
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Ya-sin Suresi|rezin|İbnu Abbas|"O şehrin en uç, (kenar)ından koşarak bir adam geldi: Ey kavmim, dedi, uyun o gönderilmiş olanlara; uyun sizden hiçbir ücret istemeyen o kimselere. Onlar hidayete ermiş (zatlar)dır. Ben beni yaratana neden kulluk etmiyecekmişim? Siz (hepiniz) ancak ona döndürülüp götürüleceksiniz. Ben O'ndan başka tanrılar edinir miyim? Eğer O çok esirgeyici (Allah), bana bir zarar (yapmak) isterse onların (iddia ettiğiniz) şefaati bana hiçbir faide vermez. Onlar beni asla kurtaramazlar. Şüphesiz ben o takdirde mutlak apaçık bir sapıklık içindeyim (demek)dir. Gerçek, ben Rabbinize iman ettim. İşte bunu benden duyun. (Ona): Gir cennete, denildi. (O da): N'olurdu dedi, kavmim bilselerdi, Rabbimin beni bağışladığını, beni (cennetle ikram) edilenlerden kıldığını." Ya-Sin, 20-27) mealindeki ayetler hakkında şu açıklamada bulundu: "Bu zat hayatında da, ölümünde de kavmine nasihatta bulundu." (Rezin ilavesidir, kaynağı bulunamamıştır.) |Rezin|761
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Ya-sin Suresi|buharimüslimtirmizi|Ebu Zerr|Ben Resulullah (sav) ile birlikte, mescidde idim, o sırada güneş batıyordu. Bana: "Ey Ebu Zerr, biliyor musun güneş nereye gidiyor?" diye sordu. "Allah ve Resulü, daha iyi bilir" dedim. "Arşın altında secde etmeye gidiyor. (Secde için önce) izin ister. Kendisine izin verilir. Secde ettiği halde kendisinden bunun kabul edilmeyeceği zaman yakındır. O zaman izin ister fakat verilmez, kendisine: Geldiğin yere dön ve battığın yerden doğ, denir, işte bunu şu ayet ifade etmektedir: "Güneş de (ilahi bir ayettir ki) müstekarrına (duracağı zamana) kadar cereyan etmektedir..." (Ya-Sin, 38). Resulullah (sav) ilave etti: "Bu (durma hadisesi) ne zamandır, bilir misin? Bu, kişiye imanının fayda vermeyeceği, artık inançsız hale geldiği zamandır." |Buhari, Tefsir, Ya-sin 1, Bed'ü'l-halk 4, Tevhid 22, 23; Müslim, İman 250 (159); Tirmizi, Tefsir, Yasin, (3226)|762
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Saffat Suresi|tirmizi|Semüre İbnu Cündeb|"(Nuh'un) zürriyetini (yeryüzünde) devamlı kalanların ta kendileri kıldık" (Saffat, 77) mealindeki ayetle ilgili şu açıklamayı rivayet etti: "Bunlar Ham, Sam ve Rum'un atası Yafes'dir." |Tirmizi, Tefsir, Saffat, (3228-3229)|763
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Saffat Suresi|tirmizi|Ubey İbnu Ka'b|Hz. Peygamber (sav)'e şu ayetten sordum: "Onu (Yunus'u) yüz bin veya daha çok kişiye peygamber gönderdik" (Saffat, 147). Bana: "Onlar yirmi bin fazlaydılar" diye cevap verdi. |Tirmizi, Tefsir, Saffat, (3227)|765
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Saffat Suresi|rezin|İbnu Abbas|"Biziz o saf saf dizilenler, mutlak biz" (Saffat, 165) mealindeki ayetle ilgili olarak demiştir ki: "Melaike, Rablerinin yanında, teşbih ederken saf saf olurlar." (Rezin ilavesidir. Bu manada bir rivayet Taberi Tefsiri'nde gelmiştir (23, 67). Müslim'in bir rivayeti de bu manayı te'yid eder (Mesacid 4, (522)) |Rezin|766
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Sad Suresi|tirmizi|İbnu Abbas|Ebu Talib hastalanınca Kureyş de Resulullah (sav) da yanına geldiler. Ebu Talib'in yanında bir kişilik yer vardı. Ebu Cehil oraya Resulullah (sav)'ın oturmasını önlemek için hemen kalktı. Kureyşliler Resulullah (sav)'ı Ebu Talib'e şikayet ettiler. Ebu Talib: "Ey kardeşimin oğlu! Kavminden ne istiyorsun?" dedi. Resulullah (sav): "Kendilerinden bir kelime istiyorum. Eğer söylerlerse, bütün Araplar o kelime sayesinde kendilerine uyacak bütün Acem o kelime sayesinde cizye ödeyecek" dedi. Ebu Talib atılarak: "Yani tek bir kelime mi?" diye sordu. Resulullah (sav): "Evet amcacığım tek bir kelime! Lailahe İllallah (Allah'tan başka ilah yoktur!) diyecekler. "Tek Allah mı? Biz son dinde bunu işitmedik, bu bir uydurmadır!" dediler. Bunun üzerine şu ayetler indi: "Sad. O şanlı, şerefli Kur'an'a yemin ederim ki, (gerçek), inkar edenler(in iddia ettikleri gibi değildir). Bilakis (onların dışı boş) bir onur, (içi ise tam) bir tefrika içindedir. Biz kendilerinden evvel nice ümmetleri helak ettik. O zaman ne çığlıklar kopardılar. Halbuki (o vakit, azabtan kaçıp) kurtulma vakti değildi. O kafirler içlerinden (kendilerinin başına çökecek) tehlikeleri bildiren (bir peygamber) geldiğine şaştılar. "Bu, dediler, bir büyücü, bir yalancıdır. O bütün tanrıları bir tek Tanrı mı yapmış. Bu cidden acayip bir şey. Onların elebaşlarından bir güruh (birbirine): "Yürüyün, mabudlarınıza (ibadette) sebat edin. Şüphesiz ki, arzu edilecek olan budur" diyerek kalkıp gitmişti. Biz bunu diğer dinde işitmedik. Bu, uydurmadan başka bir şey değildir. O Kurban aranızdan ona mı indirilmiş? dedi." (Sad, 1-8). |Tirmizi, Tefsir,Sad (3230)|767
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Zümer Suresi|tirmizi|Abdullah İbnu Zübeyr|Babasından naklen: "Sonra (ey insanlar), hiç şüphesiz, hepiniz Rabbinizin huzurunda muhakemeye duruşacaksınız" (Zümer 31) ayeti nazil olduğu zaman: "Ey Allah'ın Resulü", dedim, "dünyada iken mahkeme huzurundaki duruşmamız kafi gelmeyecek, aynı duruşmayı ahirette bir kere daha mı yapacağız?" "Evet" dedi. Ben (Zübeyr): "Öyleyse" dedim, "işimiz çok fena!" |Tirmizi, Tefsir, Zümer, (3234)|768
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Zümer Suresi|nesaibuharimüslimebu davud|İbnu Abbas|Bir kavim cinayete bulaştı ve çokça adam öldürdü, zinaya bulaştı ve bunda ileri gitti. Şirke düşerek tevhid'i ihlal etti ve bunda ileri gitti. Sonunda Hz. Peygamber (sav)'e müracat ederek: "Ey Muhammed! Bizi davet ettiğin şeyler gerçekten güzel. Ancak, önceden işlediğimiz günahların bir kefareti var mı; bize önce bundan haber versen!" dediler. Bunun üzerine şu ayet indi: "Onlar ki Allah'ın yanına başka bir Tanrı daha (katip) tapmazlar, Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar, zina etmezler. Kim bunlar(dan birini) yaparsa cezaya çarpar. Kıyamet günü de azabı katmerleşir ve o (azabın) içinde hor ve hakir ebedi bırakılır. Meğer ki (şirkten) tevbe edip iyi amel (ve hareket)de bulunan kimseler ola. İşte Allah bunların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok mağfiret edici, çok esirgeyicidir" (Furkan, 68-70). İbnu Abbas şu açıklamayı yaptı: "Allah şirklerini imana, zinalarını ihsana (muhsanlık = namusluluk) çevirir" demektir. (Şu ayet de bu mesele üzerine) indi: "De ki: "Ey kendilerinin aleyhinde (günahda) haddi aşanlar, Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları affeder, şüphesiz ki O, çok affedicidir, çok esirgeyicidir." (Zümer, 53). |Nesai, Tahrimu'd-Dem 2 (7, 86); Buhari, Tefsir, Zümer 1; Müslim, İman 193, (122); Ebu Davud, Fiten 6 (4273)|769
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Zümer Suresi|tirmizi|Esma Bintu Yezid|Hz. Peygamber (sav)'i işittim, şu ayeti okuyordu: "De ki: "Ey kendilerinin aleyhinde (günahda) haddi aşanlar, Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları affeder..." (Zümer, 53). Resulullah (sav) ayetin sonuna, "(kim ne işlemiş olursa olsun) aldırmadan" lafzını ekledi. |Tirmizi, Tefsir, Zümer, (3236)|770
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Zümer Suresi|buharimüslimtirmizi|İbnu Mes'ud|Cebrail (a.s.) Resulullah (sav)'a gelerek: "Ey Muhammed, Allah semayı bir parmak üzerine, arzları bir parmak üzerine, dağları bir parmak üzerine, nehirleri bir parmak üzerine, diğer mahlukatı bir parmak üzerine koydu, sonra şöyle buyurdu: "Ben (kainat mülkünün) Melikiyim." Resulullah (sav) güldü ve: "Allah'ı hak (ve layık) olduğu vech ile takdir etmediler. Halbuki kıyamet günü arz toptan ancak O'nun bir kabzasıdır. Gökler de onun sağ eliyle (toplanıp) dürülmüşlerdir..." (Zümer, 67) mealindeki ayeti okudu. |Buhari, Tefsir, Zümer 2, Tevhid 19, 26, 36; Müslim, Sıfatü'l-Kıyamet 19, (2786); Tirmizi, Tefsir, Zümer (3236)|771
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Zümer Suresi|buharimüslimebu davud|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allahu Zülcelal Hazretleri, semavatı kıyamet günü dürer, sonra onları sağ eliyle alır, sonra der ki: "Ben Melik'im, cebbarlar nerede? Büyuklük taslayanlar (mütekebbirler) nerede?" Sonra sol eliyle arzı dürer, sonra: "Ben Melik'im, cebbarlar, mütekebbirler nerede? der." |Buhari, Tevhid 19; Müslim, Sıfatu'l-Münafikun 24, (2788); Ebu Davud, Sünne 21, (4736)|772
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Mü'min Suresi|tirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Her kim akşam olunca Ha-mim el-Mü'min süresini baştan (4.) ayetine kadar ve ayete'l-Kürsi'yi okuyacak olursa bu iki Kur'an kıraati sayesinde sabaha kadar muhafaza olunur. Kim de aynı şeyleri sabahleyin okursa onlar sayesinde akşama kadar muhafaza edilirler." |Tirmizi, Sevabu'l-Kur'an 2, (2882)|773
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Mü'min Suresi|buhari|Ala İbnu Ziyad|Anlattığına göre, cehennemi zikrederken bir adam kendisine: "Niye milleti ümidsizliğe sevkediyorsun?" diye müdahale etti. O da: "Allahu Teala: "Ey kendilerine kötülük edip aşırı giden kullarım! Allah'ın rahmetinden umudunuzu kesmeyin. Doğrusu Allah günahların hepsini bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, merhametlidir" (Zümer, 53) ve: "Aşırı gidenlerin ateşlikler olduklarında şüphe yoktur" (Mü'min 43) buyurmuş olunca, ben ümidsizliğe düşürebilirim. Ne var ki, siz kötü amellerinize rağmen cennetle müjdelenmekten hoşlanıyorsunuz. Halbuki Allah, Muhammed (sav)'i itaat edenler için cennetle müjdelemek, isyan edenler için de cehennemle korkutmak üzere gönderdik dedi. (Hadis muallaktır.) |Buhari, Tefsir, Ha-mim el-Mü'min, 1|774
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Fussilet Suresi|buharimüslimtirmizi|İbnu Mes'ud|Kabe'nin yanında ikisi Sakifli, biri de Kureyşli veya ikisi Kureyşli biri Sakifli üç kişi biraraya geldi. Bunlar göbek yağları fazla, anlayışları kıt kimselerdi. Birisi: "Ne konuştuğumuzu Allah işitiyor mudur, ne dersiniz?" diye bir laf attı. Bir diğeri: "Sesli konuşursak işitir, gizli konuşursak işitmez olmalı" dedi. Üçüncü de: "Sesli konuşmamızı işitiyorsa, gizli konuşmamızı da işitiyordur." dedi. Bunun üzerine şu ayet nazil oldu: "Siz, ne kulaklarınız, ne gözleriniz, ne de derileriniz kendi aleyhinize sahicilik eder diye (düşünüp) sakınmadınız. Bilakis Allah yapmakta oduklarınızın birçoğunu bilmez sandınız. Rabbinize karşı beslediğiniz şu zannınız (yok mu?) İşte sizi o helak etti. Bu yüzden hüsrana düşenlerden oldunuz" (Fussilet, 22-23). |Buhari, Ha-mim Secde (Fussilet) 1, 2, Tevhid 41; Müslim, Sıfatu'l-Münafıkun 5; Tirmizi, Tefsir, Ha-mim es-Secde (Fussilet) (3245)|775
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Fussilet Suresi|tirmizi|Enes|Resulullah (sav): "Rabbimiz Allah'tır deyip de sonra doğru yolda gidenler var ya! Onların üzerlerine "Korkmayın tasalanmayın, vaadolunduğunuz cennetle sevinin!" diye diye melekler inecektir.." (Fussilet, 30) mealindeki ayeti okudu ve şöyle buyurdu: "İnsanlar, bunu hep söylediler. Ancak, sonradan ekserisi küfre düştü, kim bu söz üzere ölürse, o kimse istikameti doğru olanlardandır." |Tirmizi, Tefsir, Ha-Mim, Secde (Fussilet) (3247)|776
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Fussilet Suresi|buhari|İbnu Abbas|"Ne (her) iyilik, ne de (her) kötülük bir olmaz. Sen (kötülüğü) en güzel yol ne ise onunla önle. O zaman görürsün ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse bile, sanki yakın dost(un olmuş)tur. Bu (en güzel haslete), sabredenlerden başkası kavuşturulmaz. Buna büyük bir hisseye malik olandan gayrisi eriştirilmez" (Fussilet, 34-35) ayetiyle ilgili olarak şu açıklamayı yaptı: "(Ayette kastedilen en iyi yol) öfke anındaki sabır, kötülüğe maruz kalındığı andaki aftır. İnsanlar bunları yaptıkları takdirde, Allah onları korur, düşmanları da kendilerine eğilir. Sanki samimi dost olur." |Buhari, Tefsir, Ha-mim, es-Secde (Fussilet) 1|777
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Şura (Ha-Mim-Ayn-Sin-Kaf) Suresi|buharitirmizi|İbnu Abbas|Anlattığına göre, kendisine: "Ey Muhammed de ki: "Ben sizden (tebliğ hizmetine) mukabil yakınlara sevgiden başka bir ücret istemem" (Ha-mim-Ayn-Sin-Kaf (Şura, 23) ayetinde geçen "yakınlar" hususunda soruldu. Said İbnu Cübeyr atılarak: "Al-i Muhammed'in yakınları" diye cevap verdi, İbnu Abbas (ra): "Acele ettin, Kureyş'in her koluna mutlaka Resulullah (sav)'ın bir akrabalığı var, ondan maksad "Sizin, aramızdaki akrabalığın hakkını vermenizi  dilerim" demesidir" der. |Buhari, Tefsir, Ha-Mim-Ayn-Sin-Kaf (Şura) 1; Tirmizi, Tefsir, Şura, (3248)|778
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Zuhruf Suresi|buhari|İbnu Abbas|"Eğer (bütün) insanlar (küfre imrenecek) bir tek ümmet haline gelmeyecek olsalardı o çok esirgeyen (Allah)'a küfreden kimselerin evlerinin tavanlarını, üstünden çıkacakları merdivenleri, odalarının kapılarını, üzerine yaşlanacakları tahtları hep gümüşten yapardık!" (Zuhruf, 33-34) ayeti hakkında şu açıklamayı yaptı: Yani: "insanların tamamını küffar kılmayacak olsam, küffarın evlerine gümüşten tavan, gümüşten merdiven, gümüşten tahtlar yapardım." (Hadis muallaktır) |Buhari, Tefsir, Zuhruf 1|779
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Duhan Suresi|tirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim geceleyin Duhan suresini okursa, yetmiş bin melek kendisine istiğfar ettiği halde sabaha erer." |Tirmizi, Sevabu'l-Kur'an 8, (2890)|780
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Duhan Suresi|tirmizi|Ebu Hüreyre|Bir diğer rivayetinde şöyle denir: "Ha-mim ed-Duhan suresini cum'a gecesinde kim okursa mağfirete mazhar olur." |Tirmizi, Sevabu'l-Kur'an 8, (2891)|781
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Duhan Suresi|buharimüslimtirmizi|Mesruk|"İbnu Mes'ud (ra)'un yanında oturuyorduk, o da aramızda yatmış vaziyette idi. Kendisine bir adam geldi ve: "Ey Ebu Abdirrahman! Bir kıssacı (Kinde kapıları yanında), Duhan mucizesi gelerek kafirlerin nefislerini alıp götüreceğini, mü'minlerin ondan nezle şeklinde (çok hafif müteessir olarak) geçiştireceğini anlatıyor" dedi. Bunun üzerine İbnu Mes'ud (ra) kızarak oturdu ve şunları söyledi: "Ey insanlar Allah'tan korkun. İçinizden bir şeyler bilenler bildiklerini söylesin. Bilmeyenler de, "Allahu a'lem (Allah bilir)" desin. Zira birinizin bilmediği bir şey için "Allah bilir" demesi en büyük ilimdir. Zira Allahu Teala Resul-i Ekrem (sav) için şöyle buyurmuştur: "Ben bu hizmetim için sizden bir ücret istemiyorum, kendiliğinden bir şey teklif edenlerden de değilim, de!" (Sad, 86). Şüphesiz, Hz. Peygamber (sav) insanlarda bir gerileme gördüğü zaman: "Rabbim, Hz. Yusuf un yedi (senesi) gibi yedi (kıtlık) senesi ver" diye bedduada bulunmuştu. Bu beddua üzerine Mekkeli müşrikleri öyle bir kıtlık yakalamıştı ki her şeyi silip süpürmüş, açlıktan iaşelerin derilerini bile yemek zorunda kalmışlardı. Onlardan biri semaya bakınca, duman gibi birşeyler görür olmuştu. Bu durum karşısında, (Mekkelilerin lideri olan Ebu Süfyan) Hz. Peygamber (sav)'e müracaat ederek: "Ey Muhammed, sen Allah'a taat ve yakınlarına yardım emrederek geldin. Kavmin helak oldu. Onlar için Allah'a dua et!" dedi. Bunun üzerine Cenab-ı Hakk şu ayeti indirdi: "Göğün, insanları bürüyecek ve gözle görülecek bir duman çıkaracağı günü bekle. Bu can yakan bir azabtır. İnsanlar: "Rabbimiz bu azabı bizden kaldır, doğrusu artık biz inananlarız" derler. Nerede onlarda öğüt almak? Kendilerine gerçeği açıklayan bir peygamber gelmişti ve ondan yüz çevirmişler "belletilmiş bir deli" demişlerdir Biz sizden azabı az süre için kaldıracağız, siz yine de eski inkarcılığınıza döneceksiniz" (Duhan, 10-15). Abdullah İbnu Mes'ud şöyle dedi: "Haklarında: "Onları çarptıkça çarpacağımız gün intikamımızı mutlaka alırız" (Duhan 16) buyurulanlardan hiç ahiret azabı kaldırılır mı?" Ayette geçen batsa (çarptıkça çarpma), Bedir Savaşı'dır. |Buhari, Tefsir, Ha-mim ed-Duhan (Duhan) 1, İstiska 2, 13, Tefsir, Yusuf 4, Rum, Sad; Müslim, Sıfatu'l-Münafikun 39, (2798); Tirmizi, Tefsir, Duhan (3251)|782
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Duhan Suresi|tirmizi|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir mü'min için mutlaka (semadan) iki kapı vardır: Birinden ameli yükselir, diğerinden de rızkı iner. Bu mü'min ölünce, her iki kapı da ağlarlar. Şu ayet bu duruma işaret eder: "Ne gök ne yer onların üzerine ağlamadı..." (Duhan 29). |Tirmizi, Tefsir, Duhan, (3252)|783
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Duhan Suresi|tirmizi|Ebu Sa'id|"Doğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır. Karınlarında, suyun kaynaması gibi kaynayan erimiş maden gibidir" (Duhan, 43-46) ayetinde geçen mühl (erimiş maden) tabiri hakkında şu açıklamayı yaptı: "Resulullah (sav) buyurdu ki: "Bu (mühl) sıvı yağın dibine çöken tortu gibidir, adamın yüzüne yaklaştırılınca, yüzünün derisi derhal içine düşer." |Tirmizi, Sıfatu Cehennem 4, (2584-2587), Tefsir, Sail (Mearic) 3319)|784
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Ahkaf Suresi|buhari|Yusuf İbnu Mahik|Hz.Muaviye (ra) Mervan'ı Hicaz'a vali tayin etmişti. Bu valiliği sırasında hutbe okudu ve hutbede Yezid İbnu Muaviye'nin ismini zikretmeye başladı. Maksadı, babası (Hz. Muaviye)den sonra ona biat etmekti. Abdurrahman İbnu Ebi Bekr, ona birşeyler söyledi. (Bu söze kızan) Mervan: "Yakalayın şunu!" emretti, (Abdurrahman hemen kaçıp) Hz. Aişe (radıyallahu anha)'nin odasına girdi. Böylece onu yakalayamadılar. Bunun üzerine Mervan şunu söyledi: "Bu var ya, hakkında şu ayet inen kimsedir: (Mealen): "Ana ve babasına: "Öf size, benden evvel nice nice nesiller gelip geçtiği halde beni (tekrar diriltilip kabrimden) çıkarılacağımla mı tehdid ediyorsunuz? diyen (adam yok mu) anası, babası Allah'a yalvarırlar. (Ona): "Yazık sana. İman et. Allah'ın va'di hiç şüphesiz haktır" (derler). O ise: "Bu (dediğiniz) evvelkilerin masallarından başkası değildir" der." (Ahkaf, 17). Hz. Aişe (ra) perde gerisinden Mervan'a şu cevabı verdi: "Cenab-ı Hakk, Kur'an-ı Kerim'de bizimle ilgili olarak, (münafıkların iftirasından) beraetimi haber veren Nur süresindeki ayetlerden başka hiçbir şey inzal buyurmamıştır." |Buhari, Tefsir, Ahkaf 1|785
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Ahkaf Suresi|müslimtirmiziebu davud|Alkame|İbni Mes'ud (ra)'a dedim ki: "Sizden kimse, cin gecesinde Hz. Peygamber (sav)'a refakat etti mi?" "Hayır, dedi, bizden kimse ona refakat etmedi. Ancak bir gece O'nunla (sav) beraberdik. Bir ara onu kaybettik. Kendisini vadilerde ve dağ yollarında aradık. Bulamayınca: "Yoksa uçurulmuş veya kaçırılmış olmasın?" dedik. Böylece, geçirilmesi mümkün en kötü bir gece geçirdik. Sabah olunca, bir de baktık ki Hira tarafından geliyor. "Ey Allah'ın Resulü, biz seni kaybettik, çok aradık ve bulamadık. Bu sebeple geçirilmesi mümkün en fena bir gece geçirdik" dedik. "Bana cinlerin davetçisi geldi. Beraber gittik. Onlara Kur'an-ı Kerim'i okudum" buyurdular. Sonra bizi götürerek cinlerin izlerini, ateşlerinin kalıntılarını bize gösterdi. Cinler kendisine yiyeceklerini sormuşlar. O da: "Elinize geçen, üzerine Allah'ın ismi zikredilmiş her kemik, olabildiği kadar bol etli olarak sizindir. Her deve ve at mayısı da hayvanlarınızın yemidir" buyurmuşlar. Sonra Resulullah (sav) bize şu tenbihte bulundu: "Sakın bu iki şeyle (kemik ve kuru hayvan mayısı) abdest bozduktan sonra istinca etmeyin, çünkü onlar (cinni olan) din kardeşlerinizin yiyecekleridir." |Müslim, Salat 150 (450); Tirmizi, Tefsir, Ahkaf, (3254); Ebu Davud, Taharet 42, (85)|786
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Fetih Suresi|buharimüslimtirmizi|Enes|"Ey muhammed! Doğrusu biz sana apaçık bir zafer sağlamışızdır. Allah böylece senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlar, sana olan nimetini tamamlar, seni doğru yola eriştirir" (Feth, 1-2) ayetleri Hudeybiye dönüşü Hz. Peygamber (sav)'e nazil oldu. Ayette geçen "apaçık zafer (Feth-i Mübin)" Hudeybiye zaferidir. Ayet inince: "Ey Allah'ın Resulü, ne mutlu, kutlu olsun, saadetli olsun, Allah Teala hazretleri senin için ne yapacağını sana açıkladı. Acaba bize ne yapacak?" dediler, bunun üzerine şu ayet indi: "İman eden erkek ve kadınları, içinde ebedi kalacakları, içlerinde ırmaklar akan cennetlere koyar, onların kötülüklerini örter, Allah katında büyük kurtuluş işte budur" (Feth, 5). |Buhari, Meğazi 35, Tefsir, Feth 1; Müslim, Cihad 97 (1786); Tirmizi, Tefsir, Feth (3259)|787
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Fetih Suresi|müslimtirmiziebu davud|Enes|Sabah namazı sırasında Ten'im dağından seksen kişi Resulullah (sav)'ın üzerine geldiler. Niyetleri onu öldürmekti. Yakalandılar. Hz. Peygamber (sav) onları serbest bıraktı. Bunun üzerine şu ayet indi. (mealen): "Sizi onlara üstün kıldıktan sonra, Mekke bölgesinde, onların ellerini sizden, sizin ellerinizi onlardan geri tutan, savaşı önleyen O'dur..." (Feth, 24). |Müslim, Cihad 133 (1808); Tirmizi, Tefsir, Fetih (3260); Ebu Davud, Cihad 130, (2677)|788
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Fetih Suresi|tirmizi|Übey İbnu Ka'b|"Allah, peygamberine ve inananlara huzur indirdi. Onların takva sözünü tutmalarını sağladı" (Feth, 26) ayetinde geçen "takva sözü"nden, Lailahe İllallah'ın kastedildiğini Hz. Peygamber (sav)'den işittiğini söylemiştir. |Tirmizi, Tefsir, Feth, (3261)|789
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Hucurat Suresi|buharitirmizinesai|Abdullah İbnu'z-Zübeyr|Beni Temim kabilesinden binekli bir grup Hz. Peygamber (sav)'in yanına geldiler. Hz. Ebu Bekir: "Ka'ka' İbnu Ma'bed (ra)'i bunlara emir tayin etmesini, Hz. Ömer (ra) de Akra İbnu'l-Habis'i emir tayin etmesini Hz. Peygamber (sav)'e söylediler. Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer'e çıkıştı ve: "Sen bana muhalefet etmek istiyorsun!" dedi. Hz. Ömer (ra): "Asla sana muhalefet etmeyi düşünmedim!" dedi. Aralarında ithamlaşma oldu ve sesleri yükseldi. Bunun üzerine şu ayet nazil oldu. (Mealen): "Ey iman edenler, Allah'ın ve Resulünün huzurunda (sözde ve işte) öne geçmeyin, Allah'tan korkun. Çünkü Allah hakkıyla işiten, (her şeyi) bilendir.. Ey iman edenler, seslerinizi Peygamberin sesinden yüksek çıkarmayın. Ona, sözle birbirinize bağırdığınız gibi bağırmayın ki siz farkına varmadan amelleriniz boşa gidiverir." (Hucurat, 1-2). |Buhari, Tefsir, Hucurat 1, 2, Meğazi 67, İ'tisam 5; Tirmizi, Tefsir Hucurat (3262); Nesai, Kaza' 6, (8, 226)|790
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Hucurat Suresi|tirmiziebu davud|Bera|"Hücrelerin arkasından sana ünleyenler, herhalde ekserisi aklı ermiyenlerdir..." (Hucurat, 4) mealindeki ayetle ilgili olarak şu açıklamayı yaptı: "Bir adam kalkıp: "Ya Resulallah, benim övmem bir yüceltme yermem de alçaltmadır" dedi, Resulullah (sav): "Böyle yapmak Allah'a aittir" cevabını verdi." |Tirmizi, Tefsir, Hucurat, (3264); Ebu Davud, Edeb 71/4926)|791
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Hucurat Suresi|tirmizi|Ebu Nadra|Ebu Said el-Hudri (ra): "Bilin ki, içinizde Allah'ın Peygamberi bulunmaktadır. Eğer O, birçok işlerde size uymuş olsaydı şüphesiz kötü duruma düşerdiniz. Ama Allah size imanı sevdirmiş, onu gönüllerinize güzel göstermiş; küfrü, fıskı ve isyanı da size iğrenç göstermiştir..." (Hucurat, 7-8) mealindeki ayeti okudu ve şöyle söyledi: "İşte bu kendisine vahyolunan peygamberinizdir (sav). Peygamberin uyması melhuz olan kimseler de -ki ayette "size uymuş olsaydı" diye zikredilenler- sizlerin en hayırlı imamlarınız olan Ashab'dır. Dünkü durum öyle olunca bugün haliniz nedir?" |Tirmizi, Tefsir, Hucura, (3265)|792
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Hucurat Suresi|tirmiziebu davud|Ebu Cebire İbnu'd-Dahhak|Bir ayet, biz Beni Selime hakkında nazil oldu. Şöyle ki: "Hz. Peygamber (sav) bize geldiği vakit herkesin mutlaka iki veya üç adı vardı. Resulullah (sav) bu adlarından biriyle: "Ey falan!" diye bir kimseyi çağırınca kendisine: "Ey Allah'ın Resulü! O, bu isimle çağırılınca, kızar" diye ikaz ediyorlardı. İşte bu durum üzerine şu ayet indi: "Ey iman edenler, bir kavm diğer bir kavm ile alay etmesin. Olur ki (alay edilenler Allah indinde) kendilerinden (yani alay edenlerden) daha hayırlıdır. Kadınlar da kadınları (eğlenceye almasın). Olur ki onlar (eğlenceye alınanlar) kendilerinden daha hayırlıdır. Kendi kendinizi ayıplamayın. Birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın, imandan sonra fasıklık ne kötü addır. Kim (Allah'ın yasak ettiği şeylerden) tevbe etmezse, onlar zalimlerin ta kendileridir" (Hucurat, 11). |Tirmizi, Tefsir, Hucurat (3264); Ebu Davud, Edeb 71, (4926)|793
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Hucurat Suresi||İbnu Abbas|"Ey insanlar! Doğrusu biz, sizleri bir erkekle bir kadından yarattık. Sizi milletler ve kabileler haline koyduk ki, birbirinizi kolayca tanıyasınız.." (Hucurat, 13) ayetinde geçen şuub'u "büyük kabileler", kabil'i de kabilenin alt bölümü olan boylar olarak açıklamıştır. ||794
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Kaf Suresi|buhari|İbnu Abbas|"Gecenin bir cüz'ünde ve secdelerin arkalarında da onu tesbih et" mealindeki ayette geçen "secdelerin arkalarında" tabiriyle ilgili olarak: "Cenab-ı Hakk, tesbihi, bütün namazların ardından yapmayı emretmektedir" demiştir. |Buhari, Tefsir, Kaf 2|795
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Zariyat Suresi|ebu davud|Enes|"Onlar gecenin (ancak) az bir kısmında uyurlardı" (Zariyat, 17) mealindeki ayet hakkında şu açıklamayı yaptı: "Onlar akşamla yatsı arasında namaz kılarlardır." Bir rivayette şu ziyade var: "Böylece yanları yataklarından uzaklaşır" (Secde, 16). |Ebu Davud,Salat 312, (1322)|796
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Tur Suresi|buhari|Ebu Hüreyre|Hz. Peygamber (sav)'den naklettiğine göre, Resulullah Beytu'l-Ma'mur'a her gün yetmiş bin melaikenin girdiğini görmüştür. |Buhari, Bed'ül-Halk 6|797
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Tur Suresi|tirmizi|İbnu Abbas|Hz. Peygamber (sav): "Gecenin bir kısmında ve yıldızların batışından sonra dahi teşbih et" (Tur, 49) ayetinde geçen "yıldızların batışından sonra" kılınacak namazın (idbare's-sücud), sabahın farzından önce kılınan iki rekat; (Kaf suresinde geçen) idbare's-sücud ile de akşamın farzından sonra kılınan iki rek'at olduğunu söylemiştir. |Tirmizi, Tefsir, Tür, (3271)|798
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Necm Suresi|buharimüslimtirmizi|İbnu Mes'ud|Necm suresinde geçen, "İki yay kadar, yahud daha yakın oldu"; keza, "Onun gördüğünü kalb yalan çıkarmadı", keza, "Andolsun ki, O, Rabbinin en büyük ayetlerinden bir kısmını görmüştür" (Necm, 9, 11, 18) ayetlerinde Hz. Peygamber (sav)'in Cibril (a.s.)'i altı yüz kanadıyla gördüğüne işaret bulunduğunu söylemiştir. |Buhari, Tefsir, Necm 1, Bed'ü'l-Halk 6; Müslim, İman 280-282 (174); Tirmizi, Tefsir, Necm (3279)|799
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Necm Suresi|||Müslim merhum bir rivayetinde: "Resulullah (sav), Cebrail'i asli suretinde gördü" demiştir. ||800
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Necm Suresi|müslimtirmizi|İbnu Abbas|İbnu Abbas: "Muhammed Rabbini gördü" der. İkrime (kendisine): "Allah, Kur'an-ı Kerim'de (mealen): "Gözler onu idrak edemez" (En'am, 103) demiyor mu?" diye sorunca: "Amma da yaptın, bu görme işi, Cenab-ı Hakk kendi nuru ile tecelli ettiği zaman bunu göremez demektir. Resulullah (sav) ise  Rabbini iki sefer görmüştür" açıklamasını yapar. |Müslim, İman 284, (176); Tirmizi, Tefsir, Necm (3275, 3276, 3277)|801
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Necm Suresi|tirmizibuharimüslim|Şa'bi|İbnu Abbas (ra), Arafat'ta Ka'b'la karşılaştı. Ka'b'a birşeyle sordu. Bunun üzerine Ka'b öyle bir tekbir getirdi ki, dağlarda yankılar yaptı, İbnu Abbas (ra) dedi ki; "Biz Beni Haşim'deniz!" Ka'b da: "Allah rü'yeti ile kelamını Muhammed ile Musa (a.s.) arasında taksim etti. Musa'ya Allah iki kere konuştu. Muhammed (sav) de Mirac'da Allah'ı iki kere gördü." Mesruk der ki: "Hz. Aişe (ra)'nin yanına girdim ve "Muhammed Rabbini gördü mü?" diye sordum. Bana: "Öyle bir şey söyledin ki, (korkudan) tüylerim kabardı (diken diken oldu)" dedi. "Ağır olun, (hemen reddetmeyin) deyip şu mealdeki ayeti okudum: "Andolsun ki O, Rabbinin en büyük ayetlerinden bir kısmını görmüştür" (Necm, 18). Buna şu cevabı verdi: "Bu ayet seni nereye götürmüş? (Ayeti anlamakta hata etmişsin, Ayette Resulullah (sav)'ın gördüğü belirtilen şey) Cibril (a.s.)'dir. Sana kim: "Muhammed Rabbini görmüştür" derse veya "Emredildiği tebligattan bir şey gizlemiştir" derse veya "Allah'ın gayb ilan ettiği şu beş şeyi bildiğini söylerse: "Kıyametin ilmi şüphesiz ki Allah'ın nezdindedir. Yağmuru O indirir. Rahimlerde olanı O bilir. Hiçbir kimse yarın ne kazanacağını bilmez. Hiçbir kimse hangi yerde öleceğini bilmez..." (Lokman, 34) bil ki en büyük iftira ve yalanda bulunmuştur. Resulullah (sav)'ın, ayette bahsedilen rü'yeti Cebrail'le ilgilidir. Efendimiz'in gördüğü şey, Cebrail'dir. Resulullah (sav) Cebrail (a.s.)'i altı yüz kanadıyla fıtri suretinde ancak iki defa görmüştür: Bir defasında Sidretü'l-Münteha'da, bir defasında da (Mekke'nin aşağısında) Ciyad denilen yerde, ufku (her cihetiyle semayı) kaplamış vaziyette." |Tirmizi, Tefsir, Necm (3274); Buhari, Tefsir, Maide 7, Bed'ül-Halk 6, Tevhid 4; Müslim, İman 287, (177)|802
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Necm Suresi|buhari|İbnu Abbas|"Allah'ı bırakıp taptığınız Lat'ın, Uzza'nın ve (bunların) üçüncüsü olan diğer Menat'ın (herhangi bir şey hakkında zerrece kudretleri var mı? Bize haber verin)" (Necm, 19-20) mealindeki ayet hakkında şu açıklamayı yaptı: "Lat (Kabe'yi ziyarete gelen) hacılara (yağ ile) sevik (denen yiyeceği) karıp hazırlayan bir adamdı." |Buhari, Tefsir, Necm 2|803
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Necm Suresi|buharimüslimebu davud|İbnu Abbas|Ebu Hüreyre (ra)'nin şu rivayete temas ettiği şeyden Lemem'e daha ziyade benziyenini görmedim: "Resulullah (sav) buyurdu ki: "Allah ademoğluna zinadan nasibini yazmıştır. Bu mutlaka ona ulaşacaktır: "Gözlerin zinası nazardır, dilin zinası konuşmaktır. Nefis de temenni eder ve iştah duyar, Ferc de bunu tasdik veya tekzib eder." |Buhari, İsti'zan 12, Kader 9; Müslim, Kader 20, (2657); Ebu Davud, Nikah 44, (2152)|804
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Necm Suresi|tirmizi|İbnu Abbas|"(O güzel hareket edenler), lemem hariç olmak üzere günahın büyüklerinden ve fuhuşlardan kaçınanlardır" (Necm, 32) mealindeki aynı ayet hakkında Resulullah (sav)'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Ey Rabbim, sen affedicisin, hepsini affet, küçük günah işlemeyen kulun yoktur." |Tirmizi, Tefsir, Necm, (3280)|805
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Kamer Suresi|müslimtirmiziibnu mace|Ebu Hüreyre|Kureyş müşrikleri, Hz. Peygamber (sav)'le kader mevzuunda tartışmak için geldiler. Bunun üzerine şu ayet nazil oldu (mealen): "O gün onlar yüzleri üstünde sürüklenirler. (Onlara) "tadın cehennemin dokunuşunu" (denilir). Şüphesiz ki biz, herşeyi bir takdir ile yarattık" (Kamer, 48-49). |Müslim, Kader 19, (2656); Tirmizi, Kader 19, (2158), Tefsir, Kamer, (3286); İbnu Mace, Mukaddime 10, (83)|806
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Rahman Suresi|tirmizi|Cabir|Resulullah (sav) bir gün, Ashabının huzuruna çıktı ve Rahman suresini baştan sona okudu. Hepsi de sükut ettiler. Bunun üzerine: "Ben bu sureyi cinlere de okudum, onlar sizden daha güzel karşılık verdiler. Şöyle ki: "Cenab'ı Hakk'ın: "Rabbinizin hangi ni'metini tekzib edersiniz?" kavl-i şeriflerini her okuyuşumda şöyle diyorlardı: "Ey Rabbimiz, biz ni'metlerinden hiçbir şeyi tekzib edemeyiz, bütün hamdler sanadır." |Tirmizi, Tefsir, Rahman, (3287)|807
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Vakıa Suresi|rezin|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) şöyle söyledi: "Kim her gece Vakıa suresini okursa ona fakirlik gelmez. Müsebbihat'da, (Sebbeha veya Yüsebbihu ile başlayan surelerde) bir ayet vardır, (sevabca) bin ayete bedeldir." (Rezin'in ilavesidir) |Rezin|808
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Vakıa Suresi|tirmizi|Ebu Said el-Hudri|"(Sağcılar)... ve kadri yükseltilmiş döşeklerdedirler" (Vakıa, 34) mealindeki ayet hakkında, Resulullah (sav)'ın şunu söylediğini nakleder: "Bunların yüksekliği sema ile arz arasındaki mesafe kadardır, ikisi arasındaki uzaklık ise beş yüz yıllık yürüme mesafesidir." |Tirmizi, Sıfatu'l-Cenne 8, (2543)|809
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Vakıa Suresi||Enes|"Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağından verilenler için yeniden yaratmışızdır. Onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır." (Vakıa, 35-38) mealindeki ayet hakkında şu açıklamayı yaptı: "Ayette mevzubahis olan yeniden diriltilenler arasında dünyada iken ihtiyarlayıp, gözlerinin feri kaçıp çapaklanmış pek yaşlı kadınlar da var." ||810
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Vakıa Suresi|muvatta|Abdullah İbnu Ebi Bekr İbni Amr İbni Hazm|Hz. Resalullah (sav)'ın Amr İbnu Hazm (ra)'a yazdığı mektupta: "Kur'an'a sadece temiz olanlar dokunsun" emri de vardı. |Muvatta, Kur'an 1, (1, 199)|811
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Vakıa Suresi|müslim|İbnu Abbas|Resulullah (sav) zamanında halk yağmura  kavuştu. Bunun üzerine Resulullah (sav): "İnsanlar bugün iki grup halinde sabaha erdiler, bir grubu kafir, bir grubu mü'mindir" dedi. Ve şöyle açıkladı: "Bazıları: "Bu yağmur Allah'ın bir rahmetidir" derken, diğer bazısı: "Falan falan yıldızın uğuru doğru çıktı" dedi. Bunun üzerine şu Ayet nazil oldu: "Hayır (hakikatler kafirlerin dedikleri gibi değildir), işte yıldızların düştüğü yerlere and ediyorum ki, hakikaten bu, eğer bilirseniz büyük bir anddır. Muhakkak o, elbette çok şerefli bir Kur'an'dır ki siyanet edilmiş bir kitapta (yazılı)dır. Ona tam bir surette temizlenmiş olanlardan başkası el süremez. O alemlerin Rabbinden indirilmedir. Şimdi siz bu kelamı mı hor görücülersiniz? Rızkınıza (şükür edeceğinize) siz behemahal tekzibe mi kalkışırsınız?" (Vakıa, 75-82). |Müslim, İman 127, (73)|812
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Vakıa Suresi|tirmizi|Ali|"Rızkınıza (şükredeceğinize) siz behemahal tekzibe mi kalkışırsınız?" (Vakıa, 82) mealindeki ayetle ilgili olarak Hz. Peygamber (sav)'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Siz Cenab-ı Hakk'ın size verdiği şükür makamında, "falanca falanca yıldızın batışı veya falanca falanca yıldızın doğuşu sayesinde yağmura kavuştuk" diyorsunuz. |Tirmizi, Tefsir, Vakı'a, (3291)|813
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Hadid Suresi|müslim|İbnu Mes'ud|Müslüman olmamızla Cenab-ı Hakk'ın bizi, "İman edenlerin gönüllerinin Allah'ı zikretmek üzere yumuşaması ve ondan gelen hakikate bağlanması zamanı daha gelmedi mi? Onlar, daha evvel kendilerine kitap verilip de üzerlerinden uzun zaman geçmiş, artık kalbleri kararmış bulunanlar gibi oLmasınlar. Onlardan birçoğu fasıklardı" (Hadid, 16) mealindeki ayetle azarlaması arasında dört yıllık zaman mevcuttur. |Müslim, Tefsir 24, (3027)|814
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Hadid Suresi|rezin|İbnu Abbas|"Yeryüzünü, öldükten sonra Allah'ın tekrar dirilttiğini bilin, akledersiniz diye size delillerimizi açıkladık" (Hadid, 17) mealindeki ayetle ilgili olarak şöyle buyurdu: "Allah kalbleri kasavet ve katılıktan sonra yumuşatır, (tevhid hususunda) mutmain ve (Rabbine) yönelmiş kılar. Ölmüş kalpleri ilimle, hikmetle diriltir (Ayet bu manayı ders vermektedir). Arzın yağmurla diriltilmesi zaten gözle görülen bir durumdur." (Rezin'in ilavesidir. ed-Dürrü'l-Mensur İbnu'l-Mübarek'in rivayeti olarak kaydetmektedir (6, 175)) |Rezin|815
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Hadid Suresi|nesai|İbnu Abbas|Hz. İsa (a.s.)'dan sonra bir kısım melikler Tevrat ve İncil'i tahrif ettiler. Aralarında mü'min olanlar da vardı, bunlar Tevrat ve İncil'i okuyorlardı. (Müminlerin okuduklarından rahatsız olan) bazıları, meliklerine şöyle dediler: "Bunların bize yaptığı hakaretten daha ağır hakaret, savurdukları küfürden daha galiz küfür görmedik. Kitapta, "Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler kafirlerin ta kendisidirler" (Maide, 44) diye okuyup, kitaptan gösterdikleri ayetlerle bizi yaptığımız işlerden dolayı kınıyorlar (kafir, fasık oldunuz diyorlar.) Onları çağırıp uyarın, bizim okuduğumuz gibi okusunlar, bizim inandığımız gibi inansınlar." Melik onları çağırıp topladı, ya ölümü ya da tahrif edilmiş haliyle Tevrat ve İncil'i okumaktan birini tercih etmelerini teklif etti. Onlar: "İstediğiniz bu mu? bizi bırakın (bir düşünelim)!" dediler. Sonra bunlardan bir kısmı: "Bize bir kule inşa edin, bizi içine tıkın, yiyecek ve içeceğimizi çekebileceğimiz (ip gibi) bir şeyler de verin, böylece bizden size hakaret sayılacak bir şey ulaşmamış olur" dedi. Diğer bir kısmı da: "Bırakın bizi başımızı alıp gidelim. Yeryüzünde dolaşır, vahşi hayvanlar gibi yer içeriz. Bizi kendi memleketinizde (faaliyet yapar) bulursanız öldürürsünüz" dedi. Bir grup da:  "Bize ıssız bir arazinin ortasında evler inşa ediverin. Biz orada kendi başımıza kuyular açıp ziraat yapalım, sizinle hiç konuşmayalım, sizlere uğramıyalım da!" dedi. Bunların her kabilede samimi yakınları vardı. İsteklerini kabul ettiler (ve öldürmediler). Cenab-ı Hakk (onların kalbine, şu ayette temas buyurduğu) ruhbaniyeti inzal buyurdu: "Üzerlerine bizim gerekli kılmadığımız fakat kendilerinin güya Allah'ın rızasını kazanmak için ortaya attıkları rahbaniyete bile gereği gibi riayet etmediler, içlerinde inanmış olan kimselere ecirlerini verdik. Ama çoğu yoldan çıkmışlardır" (Hadid, 27). Geri kalanlar da şöyle dediler: "Falancaların ibadet ettiği gibi biz de ibadet edelim. Falancaların yeryüzünde dolaştığı gibi biz de dolaşalım, falancaların edindiği gibi biz de evler edinelim." Bunlar şirkleri üzerine devam eden kimselerdi. Bunlar kendilerine uydukları (diğer) kimselerin imanlarını da bilmiyorlardı. Hz. Peygamber (sav)'a nübüvvet geldiği zaman, bu ruhbanlardan pek az kimse kalmıştı. Bu kişi, mabedinden indi, seyyah olup dolaşan bir kişi seyahatinden döndü, bir kişi de manastırından çıktı. Bunlar gelip iman ettiler ve tasdikte bulundular. (Bütün Ehl-i Kitap hakkında) Cenab-ı Hakk şöyle buyurdu: "Ey iman edenler, Allah'tan korkun. Onun peygamberine de iman edin ki, (Allah) size rahmetinden iki kat nasib versin" (Hadid, 28). Burada zikri geçen iki kat nasibden biri: Hz. İsa (a.s.)'ya İncil'e ve Tevrat'a olan imanları sebebiyledir, diğeri de Hz. Muhammed (sav)'e olan imanları ve onu tasdikleri sebebiyledir. (Ayet şöyle devam ediyor): "Sizin için yardımıyla yürüyeceğiniz bir nur lutfetsin" (Hadid, 28). Bu nurdan maksad Kur'an ve Hz. Peygamber (sav)'e ittiba etmeleridir. Vahiy şöyle devam ediyor: "Ehl-i Kitap, hakikaten Allah'ın fazl (u kerem)inden hiçbir şeye nail olamayacaklarını, muhakkak bütün inayetin Allah'ın elinde bulunduğunu, onu (ancak) dileyeceği kimselere vereceğini bilmedikleri için mi (küfürde inad ediyorlar? Halbuki bunu pekala biliyorlar da). Allah büyük fazl-u kerem sahibidir" (Hadid, 29). |Nesai, Kada 12, (8,231)|816
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Mücadele Suresi|buharinesaiibnu mace|Aişe|Hamd o Allah'a dır ki, bütün sesleri işitir. Israrcı (mücadeleci) kadın Havle, Hz.Peygamber (sav)'i evinin yanında buldu. Resulullah (sav)'a birşeyler söylüyordu. Ama ne söylediğini işitmiyordum. Cenab-ı Hakk şu ayeti indirdi: "(Habibim) Zevci hakkında seninle direşip duran (nihayet halinden) Allah'a şikayet etmekte olan (kadın)ın sözünü umulduğu veçhile Allah dinlemiştir. Allah sizin konuşmanızı zaten işitiyordu. Çünkü Allah hakkıyla işitici, kemaliyle görücüdür" (Mücadele 1). |Buhari, Tevhid 9; Nesai, Talak 33, (6, 168); İbnu Mace, Talak 25, (2063)|817
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Mücadele Suresi|ebu davud|Havle bintu Malik İbni Sa'lebe|Kocam Evs İbnu's-Samit bana zıharda bulunmuştu. Derhal Hz. Peygamber (sav)'e şikayete geldim. Resulullah (sav)'a durumu arzedince bana: "Allah'tan kork, o senin amcaoğlundur" diye onun hakkında beni iknaya çalışıyordu. Ben ısrarıma devam ettim. Derken ayet nazil oldu, "(Habibim) zevci hakkında seninle direşip duran (nihayet halinden) Allah'a şikayet etmekte olan kadının sözünü umduğu veçhile Allah dinlemiştir..." (Mücadele, 1). Vahiy üzerine Resulullah (sav): "Kocan bir köle azad eder" buyurdu. Ben: "Onun kölesi yok!" dedim. Resulullah (sav): "Öyleyse ard arda iki ay oruç tutar" dedi. Ben tekrar: "Ey Allah'ın Resulü, kocam çok yaşlıdır, oruca tahammül edemez!" dedim. "Öyleyse",dedi, "altmış fakir doyursun!" "Onun elinde", dedim, "sadaka olarak verecek hiçbir şeyi yok, (nasıl altmış fakir doyuracak?)" "Öyleyse," dedi, "ona ben yardım edeyim. Şu bir arak hurmayı al götür!" "Ey Allah'ın Resulü", dedim, "diğer bir arak'ı da ben verip ona yardım edeyim." "Güzel söyledin", dedi, "git bunlarla ona bedel altmış fakiri doyur. Sonra da (eski nikahınla) amcaoğluna dön!" Ravi bir arakın altmış sa' miktarında bir ölçek olduğunu belirtti. |Ebu Davud, Talak 17, (2214)|818
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Mücadele Suresi|tirmizi|Ali|"Ey iman edenler, siz Peygambere mahrem bir şey arzetmek istediğiniz vakit bu mahrem konuşmanızdan evvel sadaka verin. Bu sizin için daha hayırlı, daha temizdir. Fakat bulamazsanız şüphe yok ki Allah çok mağfiret edici, çok esirgeyicidir" (Mücadele, 12) mealindeki ayet nazil olduğu zaman Hz. Resulullah (sav) bana: "(Bu sadakanın) bir dinar olmasına ne dersin?" diye sordu. Ben: "Bu miktar çoktur, takat getiremezler" dedim. "Yarım dinara ne dersin?" dedi. "Ona da takat getiremezler" dedim. "Öyleyse ne kadar olsun?" dedi. "Bir kıl (ağırlığında altın) miktarı" dedim. "Sen de pek parasızsın!" dedi. Bunun üzerine şu ayet indi: "Mahrem konuşmanızdan evvel sadakalar vereceğinizden korktunuz mu? Çünkü işte yapmadınız. (Bununla beraber) Allah sizin tövbelerinizi kabul etti. O halde namazı kılın. Zekatı verin. Allah ve Peygamberine (diğer emirlerinde de) itaat edin. Allah ne yaparsanız hakkıyla haberdardır" (Mücadele, 13). Hz. Ali (ra) der ki: "Allah, benim sebebimle bu ümmetin mükellefiyetini hafifletti." |Tirmizi, Tefsir, Mücadele, (3297)|819
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Mücadele Suresi|rezin|Ali|Bu ayet ile benden başkası amel etmedi. (Rezin'in ilavesidir, İbnu Kesir kaydetmiştir (4, 326)) |Rezin|820
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Haşr Suresi|tirmizi|Ma'kıl İbnu Yesar|Resulullah (a) buyurdular ki: "Kim sabaha erdiği zaman üç kere "Euzubillahi's-semi'il-alim mine'ş-şeytani'r-racim" der ve Haşr suresinden üç ayet okursa, Allah onun için yetmiş bin meleği vekil tayin eder de onlar, akşam oluncaya kadar kendisine rahmet okurlar. Şayet o gün ölecek olsa şehid olarak ölür. Akşam vaktinde aynı şekilde okuyacak olsa (keza sabaha kadar aynı şeyler sözkonusudur). |Tirmizi, Fedfailu'l-Kur'An 22, (2923)|821
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Haşr Suresi|buharimüslimtirmiziebu davud|İbnu Ömer|Resulullah (sav) Beni Nadir'in hurmalığını yaktırdı ve kestirdi. Burası (Medine'de Yahudilerin ikamet ettikleri yer olan) Büveyra (denen mevki) idi. Vak'a üzerine şu ayet indi: "Herhangi bir hurma ağacını kestiniz, yahud kökleri üstünde dikili bıraktınızsa (hep) Allah'ın izniyledir. (Bu izin de) fasıkları rüsvay edeceği için (verilmiş)dir" (Haşr, 5). |Buhari, Tefsir, Haşr 2, Hars ve Müzara'a 6, Cihad 154, Megazi 14; Müslim, Cihad 139, (746); Tirmizi, Tefsir, Haşr (3298); Ebu Davud, Cihad 91, (2615)|822
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Haşr Suresi|rezin|Ka'b|"...O, bunların yüreklerine korku düşürdü. Öyle ki, evlerini hem kendi elleriyle hem müminlerin elleriyle harap ediyorlardı, işte ey akıl ve basiret sahipleri bundan ibret alın" (Haşr, 2) mealindeki ayet, Hz. Peygamber (sav) tarafından Medine'den sürülen Yahudiler hakkında nazil oldu. Hz. Peygamber (sav) mallarından (silah hariç), sadece develerinin taşıyabileceği kadarını götürmelerine izin vermişti. Onlar, evlerinin eşiklerinden, kapılarından ve diğer ahşap kısımlarından tutup yıkıyorlardı. Beni Nadir'in hurmalığı hassaten Resul-i Ekrem'in idi, O'na bunu Cenab-ı Hakk tahsis etmiştir. (Rezin'in ilavesidir. Bu rivayetin manasında uzunca bir rivayeti, Ebu Davud tahric etmiştir. [(Harac, 23, (3004).]) |Rezin|823
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Haşr Suresi|ebu davud|İbnu Ömer|"Allah'ın onların mallarından Peygamberine verdiği fey'e gelince, siz bunun üzerine ne ata ne deveye binip koşmadınız..." ayeti hakkında şunu söyledi; "Resulullah (s)a Fedek ahalisi ve ismen belirttiği ancak şu anda hatırlayamadığım köylerle sulh yaptı. Bu esnada (Hayber'in geri kalan köylerinde yaşayan) ahaliyi muhasara etmişti. Bu (muhasara altındaki)ler, Hz. Peygamber (sav)'e sulh için heyet gönderdiler. Ayette geçen"Siz bunun üzerine ne ata ne de deveye binip koşmadınız" demek, "Siz savaşmadınız" demektir. Zühri der ki: Benu'n Nadir münhasıran Resulullah (sav)'a ait idi. Çünkü orayı zorla fethetmediler, anlaşarak fethettiler. Bu sebeple Hz. Peygamber (sav) buradan elde edilen ganimeti sadece Muhacirler arasında taksim etti. Ondan Ensar'dan olanlara, ihtiyaç sahibi iki kişi hariç, kimseye bir şey vermedi." |Ebu Davud, Haraç 19, (2971)|824
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Haşr Suresi|ebu davud|Ömer|Beni Nadir'in emvali, Cenab-ı Hakk'ın Resulüne (sav) fey' kıldığı, üzerine at ve deve koşulmayan (yani savaşsız elde edilen) mallardandı. Ureyne köyleri, Fedek, tıpkı (Kureyza ve Nadir'in emvali gibi) sırf Resulullah (sav)'a ait yerlerdi. Resulullah (sav) buralardan elde edilen gelirlerden ailesinin bir yıllık nafakasını ayırırdı. Geri kalanı da Allah yolunda hazırlık olmak üzere silah ve binek için sarfederdi. (Nitekim ayette şöyle buyrulmuştur): "Allah'ın (fethedilen diğer küffar) memleketleri ahalisinden Peygamberine verdiği fey'i, Allah'a, Peygamberine, hısımlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalanlara aittir. Ta ki bu mallar içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir devlet olmasın..." (Haşr, 7). (Hz. Peygamber (sav)'e intikal eden) bu pay, bu sayılanlara ve ayrıca "evlerinden ve mallarından çıkarılmış olan fakirlere, onlardan önce (Medine'yi) yurt ve iman evi edinmiş olan kimselere, kendilerinden sonra gelenlere aittir. Bu ayet, (kıyamete kadar gelecek) mü'minlerin tamamına şamildir. Tek istisnayı köle olarak sahih olduklarınız teşkil ediyor. Köleleriniz dışındaki her Müslüman bu payda hisse ve hak sahibidir. |Ebu Davud, Haraç 19, (2965, 2966)|825
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Haşr Suresi|tirmizi|Ebu Hüreyre|"Kendilerinde fakirlik ve ihtiyaç olsa bile (onları, Muhacirleri) öz canlarından daha üstün tutarlar.." (Haşr, 9) mealindeki ayetle ilgili olarak şu açıklamayı yaptı: "Ensar'dan birinin evine misafir geldi ve geceyi yanında geçirdi. Ev sahibinin evinde kendisinin ve çocuklarının yiyeceğinden başka yiyecek bir şey yoklu. Hanımına: "Çocukları uyut, ışığı söndur ve mevcut yiyeceği misafire yaklaştır" diye emretti. Bunun üzerine ayet indi. |Tirmizi, Tefsir, Haşr, (3301)|826
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Haşr Suresi|rezin|Enes|"Ehl-i Kitaptan o kafir kardeşlerine: "Andolsun, eğer siz yurtlarınızdan çıkarılırsanız biz de muhakkak sizinle beraber çıkarız, sizin aleyhinizde hiçbir kimseye ebedi taat etmeyiniz. Eğer sizinle harp ederlerse muhakkak ve muhakkak biz, size yardım ederiz" diyen o münafıkları görmedin mi? Halbuki Allah şahidlik eder ki, onlar hakikaten ve katiyyen yalancıdırlar" (Haşr, 11), mealindeki ayette zikri geçen kimsenin münafıkların başı Abdullah İbnu Übey olduğunu, bu sözü Beni Nadir Yahudilerini Hz. Peygamber (sav)''in Medine'den çıkarmak istediği zaman, onları Hz. Peygamber (sav)'e karşı tahrik etmek için söylediğini belirtir. (Rezin'in ilavesidir.) |Rezin|827
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Mumtahine Suresi|buharimüslimtirmizi|Aişe|Resulullah (sav) kadınlarla biati (elle musafaha etmeden) sözle yapıyor ve şu ayette belirtilen şartları koşuyordu: "Allah'a hiçbir şeyi eş tutmamaları, hırsızlık yapmamaları, zina etmemeleri, evlatlarını öldürmemeleri, elleriyle ayakları arasında bir iftira düzüp getirmemeleri, (emredilecek) herhangi bir iyilik hususunda sana asi olmamaları.." (Mümtahine, 12). Hz.Peygamber (sav) eli, malik olmadığı hiçbir kadının eline asla değmedi. Kadınlar, bu şartları kendi sözleri ile ikrar edince, Hz. Peygamber (sav), "Artık gidin, sizinle biat ettik" derdi (ve musafahada bulunmadan onlarla biatını tamamlardı). Hayır, Allah'a yemin olsun, asla onun eli hiçbir kadının eline değmedi. Fakat kadınlarla sözle biat akdi yaptı. |Buhari, Tefsir, Mümtahine 2, Talak 20, Ahkam 49; Müslim, İmarat 88 (1866); Tirmizi, Tefsir, Mümtahine, (3303)|828
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Mumtahine Suresi|buhari|İbnu Abbas|(Kadınlar biatıyla ilgili Ayette geçen), "Herhangi bir iyilik hususunda sana asi olmasınlar" şartı hakkında şunu söylemiştir: "Bu, Allah'ın kadınlara koşmuş bulunduğu bir şarttır." |Buhari, Tefsir, Mümtahine 3|829
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Saff Suresi|tirmizi|Abdullah İbnu Selam|Kendi aralarında müzakere eden bir grup Ashabın arasında oturuyordum. "Keşke", diyorlardı "Allah nazarında hangi amelin daha muteber olduğunu bilsek de onu yapsak." Bunun üzerine şu mealdeki ayet nazil oldu: "Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi Allah'ı teşbih ve tenzih etmektedir. O, galib-i mutlaktır, yegane hüküm ve hikmet sahibidir. Ey iman edenler, yapamayacağınız şeyi niçin söylersiniz? Yapamayacağınızı söylemeniz, en şiddetli bir buğzu (davet etmiş olmak) bakımından Allah indinde büyüdü" (Saff, 1-3). Resulullah (sav) yanımıza gelerek vahyi okudu. |Tirmizi, Tefsir, (3306)|830
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Cum'a Suresi|buharimüslimtirmizi|Cabir|Biz Hz. Peygamber (sav)'le birlikte namaz kılarken yiyecek maddesi taşıyan bir kervan geldi. Cemaatte bulunanlar, (camiyi bırakıp) kervanı karşılamaya koştular. Camide on iki kişi kaldı. Hz. Ebu Bekir ve Ömer (ra) kalanlar arasındaydı. Bu durum üzerine şu Ayet nazil oldu. (mealen): "Onlar bir ticaret, yahud bir oyun, bir eğlence gördükleri zaman ona yönelip dağıldılar. Seni ayakta bıraktılar. De ki: Allah nezdindeki (sevab, mü'minler için) eğlenceden de, ticaretten de hayırlıdır. Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır" (Cum'a, 11). |Buhari, Tefsir, Cum'a 2, Büyu 6, Cum'a 38; Müslim, Cum'a 36, (863); Tirmizi, Tefsir, Cum'a, (3308)|831
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Münafikun Suresi|buharimüslimtirmizi|Cabir|"...Medine'ye dönersek, şerefli kimseler alçakları and olsun ki, oradan çıkaracaktır" (Münafıkün, 8) mealindeki ayet hakkında şu açıklamayı yapmıştır: "Bunu söyleyen (meşhur münafık) Abdullah İbnu Übey İbni Selül'dür." |Buhari, Tefsir, Münafikun 5, 7; Müslim, Birr 62, (2584); Tirmizi, Tefsir, Münafikun, (2312)|832
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Münafikun Suresi|buharimüslimtirmizi|Zeyd İbnu Erkam|Bir sefer esnasında Hz. Peygamber (sav)'le beraber çıkmıştık. Bir ara bütün askerler sıkıntıya düştü. Übey İbnu Selül (fırsattan istifade) şöyle dedi: "Resulullah'ın yanındakilere infak etmeyin de etrafından dağılsınlar." Ayrıca şunu da ilave etti: "Hele Medine'ye bir dönelim, aziz olanlar, zelil olanları oradan sürüp çıkaracaktır." Ben hemen gelip bu sözleri Hz. Peygamber'e haber verdim. Resulullah (sav) Übey İbnu Selül'e adam göndererek yanına çağırdı ve "Böyle mi söyledin?" diye sordu, İbnu Selül, böyle bir davranışa yer vermediğine dair yemin etti. (Orada bulunanlar bu söze inanarak): "Zeyd, Resulullah (sav)'a yalan söyledi" dediler. Bu sözlerine çok üzüldüm. Öyle ki, Cenab-ı Hakk beni tasdiken şu vahyi indirdi: "(Ey Muhammed) münafıklar sana gelince, "Senin, şüphesiz Allah'ın peygamberi olduğuna şehadet ederiz" derler. Allah, senin kendisinin peygamberi olduğunu bilir, bunun yanında münafıkların yalancı olduklarını da bilir..." (Münafikün, 1). (Zeyd) der ki: "Sonra Hz. Peygamber (sav), (onlara: "özür dileyin de) sizin için Allah'tan mağfiret taleb edeyim" dedi ise de başlarını çevirip gittiler." Zeyd İbnu Erkam (ra), "..Onlar tıpkı sıralanmış kof kütük gibidirler..." (Münafikun, 4) mealindeki ayetle ilgili olarak da şu açıklamayı yaptı: "Münafıklar yakışıklı kimselerdi." |Buhari, Tefsir, Münafikun 1, 2; Müslim, Sıfatu'l-Münafikun 1, (2772); Tirmizi, Tefsir, Münafikun, (3309, 3310)|833
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Münafikun Suresi|tirmizi|İbnu Abbas|Bir keresinde, "kimin haccedecek kadar veya zekat farz olacak kadar malı olur da bu farzları ifa etmezse, ölüm sırasında geri dönüş (rec'a) taleb eder" buyurmuş da, bir adam kendisine: "Ey İbnu Abbas, Allah'tan kork, geri dönüşü küffar taleb edecektir" dedi. İbnu Abbas (ra): "Ben size bu hususta ayet okuyayım" dedi ve şu ayeti okudu: "Ey iman edenler, sizi ne mallarınız, ne evlatlarınız Allah'ın zikrinden alıkoymasın. Kim bunu yaparsa işte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir. Herhangi birinize ölüm gelip de: "Ey Rabbim, beni yakın bir müddete kadar geciktirseydin de sadaka verip dursaydım, iyi adamlardan olsaydım" diyeceğinden evvel size rızık olarak verdiğimizden (Allah yolunda) harcayın. Halbuki Allah hiçbir kimseyi eceli gelince, asla geri bırakmaz. Allah ne yaparsanız, hakkıyla haberdardır" (Münafikun 9-11) Adam tekrar: "Zekat vermeyi gerekli kılan miktar nedir?" diye sordu. İbnu Abbas (ra): "Mal iki yüz (dirheme) ulaşır ve geçerse." Adam: "Pekala, haccı gerekli kılan şey nedir?" diye sordu, İbnu Abbas: "Azık ve binek!" cevabını verdi. |Tirmizi, Tefsir, Münafikun, (3313)|834
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Tegabün Suresi|buhari|İbnu Mes'ud|Alkame hazretlerinin İbnu Mes'ud (ra)'dan naklettiğine göre, İbnu Mes'ud, "...Kim Allah'a iman ederse (Allah) onun kalbini doğruya götürür.." (Teğabün, 11) mealindeki ayetle ilgili olarak şu açıklamayı yapmıştır: "Bunlar kişinin maruz kaldığı musibetlerdir. İnanan kişi, (Allah'ın lütfü ve keremi ile) bu musibetlerin Allah'tan olduğunu bilir, Allah'ın takdirine teslimiyet gösterip, razı olur (ve sabreder)." |Buhari, Tefsir, Tegabün 1|835
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Tegabün Suresi|tirmizi|İbnu Abbas|"Ey iman edenler, eşlerinizin evlatlarınızın içinde hakikaten size düşman olanlar da vardır. O halde onlardan sakının." (Teğabün 14) mealindeki ayet hakkında şu açıklamayı yaptı: "Bu hitaba maruz kalan kimseler bir kısım Mekkeli erkeklerdir. Bunlar, hicret ederek Hz. Peygamber (sav)'e gelmek isterler, fakat kadın ve çocukları kendilerini terketmelerini istemeyerek hicretlerine mümanaat etmişlerdir. Bu kimseler bilahare hicret edip gelince, halkın, din hususunda çok şey öğrenmiş olduğunu görürler. Bunun üzerine (kendilerinin önceden hicret etmelerine mani olan) zevce ye evlatlarını cezalandırmak istediler. Bu hal karşısında Cenab-ı Hakk mezkur ayeti inzal buyurdu." |Tirmizi, Tefsir, Teğabün, (3314)|836
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Talak Suresi|muvattamüslim|İbnu Abbas|"Ey Peygamber! Kadınları boşayacağınızda, onları, iddetlerini gözeterek boşayın.." (Talak 1) mealindeki ayeti, "...iddetlerinin önünde boşayın" diyerek kıraat etmiştir (okumuştur). (İmam Malik der ki: "Bununla, her temizlik devresinde bir kere boşaması gerektiğini kastedmiştir.") |Muvatta, Talak 79, (2, 687); Müslim, Talak 14, (1471)|837
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Tahrim Suresi|buharimüslimebu davudnesai|Aişe|Hz. Peygamber (sav) balı ve tatlı şeyleri severdi. Ayrıca, ikindi namazlarını kıldıktan sonra (hergün) kadınlarını teker teker ziyaret eder, herbirine yaklaşır (sohbette bulunurdu.) Bu ziyaretlerinin birinde Hz. Hafsa (ra)'nın yanına girmişti. Bu defa onun yanında, her zamanki kaldığı mutad müddetten fazla kaldı. Ben bunu kıskanarak sebebini (Resulullah'ın diğer hanımlarından) sordum. Bana: "Yakınlarından bir kadın Hafsa'ya bir okka (Taif) balı hediye etti, Resulullah (ra)'a ondan şerbet yapıp ikram etmiş olmalı, (o da şerbet hatırına sohbetini biraz uzatmıştır)" dediler. Ben: "Öyleyse, kasem olsun biz de ona mutlaka bir hile kurmalıyız!" dedim. Şevde (ra)'e: "(Hafsa'dan sonra sıra senin) O girince sana yaklaşacak. Sana yaklaşınca O'na: "Ey Allah'ın Resulü! Sen megafih mi yedin?" diyeceksin. (Ben biliyorum ki, o sana:) "Hayır! "diyecek. O zaman sen de: "Öyleyse senden bumuma gelen bu koku da ne?" diyeceksin." Bir rivayette Hz. Aişe şu açıklamayı yapar: "Resulullah (sav) kendisinde kötü bir koku hissedilmesine tahammül edemez, buna çok üzülürdü (Bu sebeple gerçeği itiraf ederek) muhakkak "Hafsa bana bal şerbeti ikram etti" diyecek. O zaman sen kendisine "Demek ki arı, balını urfut ağacından almış" diyeceksin. (Senden sonra bana uğradığı zaman) ben de böyle hareket edip aynı şeyleri söyleyeceğim. Ey Safiyye, sana uğradığı zaman sen de aynı şeyleri söyle! dedim." Hz. Aişe anlatmaya devam etti: "Sevde (bilahere bana) dedi ki: "Kendinden başka ilah bulunmayan Allah'a kasem olsun, bana tenbih ettiğin şeyleri, Resulullah (sav) kapıdan görünür görünmez, senden korktuğum için (unutmadan) hemen söylemek istedim." Ne ise, Resulullah (sav) kendisine yaklaşınca Sevde: "Ey Allah'ın Resulü meğafir mi yediniz?" der: "Hayır!" cevabını alır. Bunun üzerine aralarında şu konuşma geçer: "Öyleyse bu koku da ne?" "Hafsa bana bal şerbeti ikram etti." "Demek ki arı urfut yemiş." Hz. Aişe (ra) anlatmaya devam ediyor: "Resulullah (sav) bana uğrayınca ben de aynı şeyleri söyledim. Keza, Safiyye (ra)'ye uğrayınca o da aynı şeyleri söyledi. Müteakiben Resulullah (sav) Hafsa (ra)'nın yanına girince: "Ey Allah'ın Resulü sana o şerbetten ikram edeyim mi?" diye sorar. Hz. Peygamber (sav): "Hayır, ihtiyacım yok!" cevabını verir. (Bu durumu işittiği zaman) Sevde (ra): "Allah'a kasem olsun balı ona haram ettik!" dedi. Ben kendisine: "Sus, (sesini çıkarma)" dedim." |Buhari, Talak 8, Nikah 103, Edirne 32, Eşribe 10, 15, Tıb 4, Hiyel 5; Müslim, Talak 20, (1474); Ebu Davud, Eşribe 11, (3715); Nesai, Talak 16, (6, 151, 152)|838
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Tahrim Suresi|||Bir başka rivayette Resulullah (sav): "Zeyneb Bintu Cahş'ın yanında bal şerbeti içtim, artık bir daha onu içmeyeceğim" der ve şu ayet nazil olur: "Ey Peygamber , sen zevcelerinin hoşnudluğunu arayarak, Allah'ın sana helal kıldığı şeyi niçin kendine haram ediyorsun? (Bununla beraber üzülme) Allah çok mağfiret edici, çok esirgeyicidir. Allah, yeminlerinizin (keffaretle) çözülmesini size farz kılmıştır. Allah sizin yardımcınızdır. Ve O, hakkıyle bilendir, tam hüküm ve hikmet sahibidir. Hani Peygamber, zevcelerinden birine gizli bir söz söylemişti. Bunun üzerine o (zevce) bunu haber verip de Allah da ona bunu açıklayınca (peygamber) bunun ancak bir kısmım bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti. Artık bunu kendisine söyleyince o (zevce) "Bunu sana kim haber verdi?" dedi. (Peygamber de), "Bana her şeyi bilen, her şeyden haberdar olan (Allah) haber verdi" dedi. Eğer her ikiniz de Allah'a tevbe ederseniz (ne ala, çünkü) hakikaten sizin kalpleriniz kaymıştır, (yok) onun aleyhinde birbirinize arka verirseniz, hiç şüphesiz Allah bizzat onun yardımcısıdır, Cebrail de mü'minlerin salih olanları da. Bunların ardından bütün melekler de (ona) yardımcıdır." (Tahrim 1-4). (Ayet-i kerimede geçen:) "Eğer her ikiniz de Allah'a tevbe ederseniz" ibaresinde kastedilen iki şahıs Hz. Hafsa ve Hz. Aişe (ra) dir. (Yine ayet-i kerimede geçen:) "Hani peygamber, zevcelerinen birine gizli bir söz söylemişti..." ibaresinde zikri geçen gizli söz, Resulullah'ın: "Bal şerbeti içitim, artık bir daha içmeyeceğim, bu hususta yemin de ettim, ancak bunu bir başkasına açma" şeklindeki sözleridir." ||839
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Tahrim Suresi|nesai|Enes|Resulullah (sav)'ın zaman zaman birleştiği bir cariyesi vardı. Hz. Aişe ve Hz. Hafsa (ra) (cariyeye temasını önlemek için) peşini bırakmadılar. Sonunda Resulullah (sav) bu cariyeyi nefsine haram etti. Bunun üzerine: "Ey Peygamber, sen zevcelerinin hoşnudluğunu arayarak, Allah'ın sana helal kıldığı şeyi niçin kendine haram ediyorsun?..." diye başlayan Tahrim süresi nazil oldu." |Nesai, İşretu'n-Nisa, 4, (7, 71)|840
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Mülk Suresi|ebu davudtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kur'an-ı Kerim'de otuz ayetlik (şanı yüce) bir süre vardır. Bu süre (kendisini okuyan) kimseye (kıyamet günü) şefaat eder ve Allah'ın onu affetmesini sağlar. Bu süre Tebarekellezi bi-Yedihi'l'Mülk'dür" (Ebu Davud'daki rivayette: "(Okumak suretiyle) arkadaşlığını kazanan kimseye sure şefaat eder" denilmiştir.) |Ebu Davud, Salat 327, (1400) (veya Ramazan 10); Tirmizi, Sevabu'l-Kur'an 9, (2893)|841
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Mülk Suresi|tirmizi|İbnu Abbas|Tirmizi'de, İbnu Abbas'tan gelen bir diğer rivayette, İbnu Abbas (ra) Resulullah (sav)'ın şöyle dediğini belirtir: "Bu süre (kabir azabına, veya kabir azabına sebep olan günahlara karşı) engeldir, bu süre kurtuluş sebebidir, kişiyi kabir azabından kurtarır." (Rezin şunu ilave etmiştir: "İbni Şihab demiştir ki: "Humeyd İbnu Abdirrahman'ın bana haber verdiğine göre, Resulullah şöyle buyurmuştur: "Mülk suresi, kabirde, arkadaşı yerine mücadele eder (ve onu azabtan korur)) |Tirmizi, Sevabu'l-Kur'an 9, (2892)|842
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nun (Kalem) Suresi|buhari|İbnu Abbas|"Pek kaba, bir de kulağı kesik" (Kalem 13) mealindeki ayet hakkında şu açıklamayı yapmıştır: "Burada zikredilen kimse Kureyş'ten bir adamdır, onun kulağında, koyun kulağındaki kesiklik gibi bir kesiklik vardı." |Buhari, Tefsir, Nun vel-Kalem 1|843
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nun (Kalem) Suresi|buharimüslim|Ebu Said|Resulullah (sav)'ı dinledim, "Baldırların açılacağı, kendilerinin secdeye davet edileceği gün..." (Kalem 42) mealindeki ayetle ilgili olarak şöyle diyordu: "Rabbimiz baldırını açar, her mü'min erkek ve her mü'min kadın O'na secde eder. Dünyada iken kendisine riya ve gösteriş olarak secde edenler geri kalırlar. Onlar da secde etmeye kalkarlar, ancak sırtları bükülmeyen yekpare bir tabakaya dönüşür (ve secde edemezler)." |Buhari, Tefsir, Nun vel-Kalem 2, Tefsir, Nisa 8, Tevhid 24; Müslim, İman 302, (183)|844
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nuh Suresi|buhari|İbnu Abbas|Nuh (a.s.) kavminde mevcut olan putlar sonradan Araplara intikal etmiştir. Şöyle ki: Vedd adındaki put Devmetu'l-Cendel'de idi ve Kelb kabilesine aitti. Süva' adındaki put Hüzeyl'in idi. Yeğüs adındaki put Murad kabilesine aitti. Sonra Benu Gutayf'ın oldu, Sebe'ye yakın Curf nam mevkideydi. Yeuk, Hamedan'a aitti. Nesr, Himyer'in, Al-i Zi'l-Kela'ın idi. Bu put isimleri aslında Nuh kavmindeki salih kimselere aitti. Şeytan bu salihler ölünce kavimlerine şu telkini yaptı: "Salih kişilerinizin oturmuş oldukları yerlere (onların hatırasına dikitler dikin ve bunlara onların isimlerini verin". Halk bu telkine uyup, söyleneni yaptı. Bidayette tapınma yoktu. Ancak ne zaman ki bunlar helak olup gittiler ve haklarındaki bilgi de unutuldu, bu putlara tapınmaya başladılar." |Buhari, Tefsir, Nuh 1|845
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Cin Suresi|buharimüslimtirmizi|İbnu Abbas|Hz. Peygamber (sav), cinlere Kur'an okumadığı gibi, onları görmedi de. Resulullah (sav) bir grup ashabıyla Ukaz panayırına gitmek niyetiyle yola çıktı. Bu esnada, şeytanlarla, semadan gelen haber arasına engel konmuş idi. (Bundan dolayı, mutad olarak semadan haber getiren) şeytanlar üzerine şahablar gönderildi. Böylece şeytanlar kavimlerine (eli boş ve habersiz) döndüler. Kavmi: "Ne var, niye (boş) döndünüz?" diye sordular. Onlar: "Bizimle semavi haber arasına mania kondu, üzerimize şahablar gönderildi. (Biz de kaçıp geri geldik)" dediler. "Bu, dediler, yeni zuhur eden bir şey sebebiyle olmalı, arzın doğusunu ve batısını dolaşın, (bu engel hakkında bir haber getirin)." (Yeryüzünü taramak üzere gruplar halinde yola çıktılar. Bunlardan Tihame tarafına giden bir grup, (Ukaz panayırına giderken yolda ashabıyla sabah namazı kılmakta olan Hz. Peygamber (sav)'e (Nehle denen yerde) rastladı. Kur'an-ı Kerim'in tilavetini duyunca durup kulak kabarttılar. "Bizimle semavi haber arasına engel olan şey işte bu!" deyip kavimlerine döndüler. Onlara şöyle dediler: "Biz hakiki hayranlık veren bir Kur'an dinledik ki o, Hakk'a ve doğruya götürüyor. Bundan dolayı biz de ona iman ettik. Rabbimize (bundan sonra) hiçbir şeyi asla ortak tutmayacağız.." (Cin 1-2) Bunun üzerine Cenab-ı Hakk Peygamberine (sav) vahyederek durumu bildirdi: "(Habibim) de ki: Bana şu hakikatler vahyolunmuştur: "Cinden bir zümre (benim Kur'an okuyuşumu) dinlemiş de (şöyle) söylemişler: "Bize, hakiki hayranlık veren bir Kur'an dinledik ki o, Hakk'a ve doğruya götürüyor..." (Cin 1... Cin'in Sözü 15. ayette biter). |Buhari, Tefsir, Cinn 1, Ezan 105; Müslim, Salat 149, (449); Tirmizi, Tefsir, Cinn, (3320)|846
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Müzemmil Suresi|ebu davud|İbnu Abbas|Müzzemmil suresinde geçen: "Ey (esvabına) bürünen (habibim), gecenin birazı hariç olmak üzere kalk, yarısı miktarınca, yahud ondan birazını eksilt. Yahut (o yarının) üzerine (ilave edip) artır. Kur'an'ı da açık açık tane tane oku..." (Müzzemmil 1-4) ayetleri hakkında şu açıklamayı yaptı: Bu ayeti, aynı surede yer alan: "...O, buna sizin takat getiremiyeceğinizi bildiği için size karşı (ruhsat canibine) döndü. Artık Kur'an'dan kolay geleni okuyun..." (Müzzemmil 20) müteakip bir ayet neshetti." İbnu Abbas (ra) devamla, surede geçen: "Şüphesiz gece kalkışı daha tesirli ve o zaman okumak daha elverişlidir" (6. ayet) mealindeki ayette geçen, "gece kalkışı"ndan murad, gecenin evvelidir. Böylece mana şu oluyor: "Gecenin evvelinde kalkmak, gece namazı olarak Allah'ın size farz kıldığı ibadeti yerine getirmenize daha elverişlidir." Bunun sebebi şudur: İnsan bir kere uyudu mu, ne zaman uyanacağını bilemez. "Şüphesiz gece kalkışı daha tesirli ve o zaman okumak daha elverişlidir" ayetinde geçen "okumak daha elverişlidir'den maksada gelince, "Kur'an'ı anlamak, Kur'an'da fıkıh sahibi olmak" demektir. İbnu Abbas, "Gündüzleyin seni uzun uzun alıkoyacak işler var" (7. ayet) mealindeki ayeti de, "Kur'an okumaktan çokça uzak kalmak" şeklinde anlamıştır. |Ebu Davud, Salat 306, (1304)|847
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Müzemmil Suresi|ebu davud|İbnu Abbas|Bir başka rivayette şöyle denir: Müzzemmil suresinin baş tarafi indiği zaman mü'minler, Ramazan ayındaki kalkışları gibi geceleri kalkarlardı. Bu hal surenin (ruhsat getiren) son kısmı nazil oluncaya kadar devam etti." (Ebu Davud'un bazı tanzimlerinde bu hadisler Kıyamu'l-Leyl başlığı altında kaydedilmiştir.) |Ebu Davud, Salat 206, (1305)|848
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Müddessir Suresi||Ebu Said|Resulullah (sav), Müddessir suresinin, "Onu sarp bir yokuşa sardıracağım" mealindeki 17. ayetinde geçen "sarp yokuş" kelimesini "Ateşten bir dağdır, kafir ona yetmiş yılda çıkar, çıktıktan sonra tekrar yetmiş yılda cehenneme geri iner. Böylece cehennemde ebediyyen azab çeker" diye açıklamıştır." ||849
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Müddessir Suresi|tirmizi|Cabir|Yahudilerden bir kısmı, Hz. Peygamber (sav)'in bazı ashabına: "Peygamberiniz, cehennem bekçilerinin sayısını biliyor mu?" diye sordular. Onlar: "Şimdilik bilmiyoruz, kendisinden soralım!" diye cevap verdiler. İçlerinden biri Hz. Peygamber (sav)'e gelerek: "Ey Muhammed! Bugün ashabına galebe çalındı" dedi. Resulullah (sav): "Ne ile, nasıl galebe çaldılar?" diye sordu. "Yahudiler," dedi, onlara: "Peygamberiniz cehennem bekçilerinin sayısını biliyor mu?" diye sordu. "Peki ne cevap verdiler?" "Şimdilik bilmiyoruz, peygamberimizden soralım" dediler. Hz. Peygamber (sav): "Bir kavme bilmediği şey sorulursa, onlar da: "Bilmiyoruz, peygamberimize soralım deseler bu onlara galebe çalmak mı sayılır hiç? Fakat Yahudiler peygamberlerine (olmayacak şey sormuşlar): "Bize açıktan açığa Allah'ı göster!" demişlerdi. O Allah düşmanlarını bana getirin. Ben de onlara cennetin beyaz toprağından sarayım." dedi. Yahudiler geldiler ve: "Ey Ebu'l-Kasım, cehennemin bekçileri kaç tanedir?" dediler. Hz. Peygamber (sav) parmaklarıyla bir on, bir de dokuz göstererek "19" dedi. "Evet!" dediler. Resulullah (sav) da onlara: "Pekala cennetin toprağı nasıldır?" diye sordu. Bir ara sustular. Sonra: "Ey Ebu'l-Kasım, bize sen söyle!" dediler. Resulullah (sav): " Beyaz undan yapılmış ekmektir." |Tirmizi, Tefsir, Müddessir, (3324)|850
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Müddessir Suresi|tirmiziibnu mace|Enes|Müddessir suresinin 56. ayetinde geçen, "O, kendisinden korkulmaya daha layık, bağışlamaya daha ehildir" ifadesini Hz. Peygamber (sav)'in şöyle tefsir ettiğini belirtir: "Cenab-ı Hakk (burada) buyuruyor ki: "Ben korkulmaya layığım, kim benden korkarsa, kendine bir başka ilah edinmesin, onu affetmeye de ben ehilim, (bir başkası affedemez)" |Tirmizi, Tefsir, Müddessir, (3325); İbnu Mace, Zühd 35, (4299)|851
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Kıyamet Suresi|buharimüslimtirmizinesai|İbnu Abbas|"Ey Muhammed! Cebrail sana Kur'an okurken, unutmamak için acele edip onunla beraber söyleme (sadece dinle)" (Kıyamet 16) mealindeki ayet hakkında şu açıklamayı yaptı: "Hz. Peygamber (sav) vahiy geldiği zaman büyük bir şiddet (ve ağırlık) hissederdi. Bunun tesiriyle dudaklarını kımıldatırdı. Bunun üzerine şu ayet indi. (mealen): "(Ey Muhammed, Cebrail sana Kur'an okurken acele edip onunla beraber söyleme (sadece dinle). Onu toplamak ve okutmak bize aittir" (Kıyamet 16). İbnu Abbas devamla der ki: "Ayette geçen "onun toplanması" tabirinden murad "(yeni nazil olan) ayetin Hz. Peygamber (sav)'in kalbinde toplanması, yerleşmesi, sonra da Hz. Peygamber (sav) tarafından okunmasıdır." "Biz vahyi okuduğumuz zaman, sen onun kıraatine uy" (18. ayet) ayetinde de, "Dinle ve sus, sonra onu sana biz okuturuz" denmektedir. Bu vahiyden sonra, Cibril (a.s.) vahiyle gelince, sadece dinlerdi. Cibril gidince yeni gelen vahyi, kendisine nasıl okunmuş ise, öylece okurdu." |Buhari, Tefsir, Kıyamet 1, 2, Bed'ü'l-Vahy 4, Fedailu'l-Kur'an 28, Tevhid43; Müslim, Salat 147, (448); Tirmizi, Tefsir, Kıyamet, (3326); Nesai, Salat 37, (2, 149, 159)|852
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Mürselat Suresi|buhari|İbnu Abbds|Mürselat suresinde geçen: "O (ateş), her biri sanki bir kasr (büyüklüğünde) kıvılcım atar" (32. ayet) mealindeki ayet hakkında şunu söyledi: "Biz kış için üç zira' boyunda veya daha küçük odun toplar, bunlara: "kasr" derdik. İbnu Abbas: Müteakiben gelen ... ayetinde geçen ... kelimesini de "Gemi halatlarıdır, (kuvvetli olmaları için) insanların belleri kalınlığına ulaşacak kadar kat kat edilmiş kalın halatlar" diye açıklamıştır. |Buhari, Tefsir, Mürselat 2|853
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Amme Suresi|buhari|İkrime|Amme suresinde geçen "(Müttakiler için)... dolu kadehler (vardır)" (34. ayet) ayetini "mütemadiyen dolu kalan" diye açıklamıştır. |Buhari, Menakıbu'l-Ensar, 26|854
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Abese Suresi|tirmizimuvatta|Urve|Hz. Aişe (ra) buyurdu ki; Abese ve Tevella suresi ama olan İbnu Ümm-i Mektum hakkında nazil oldu. Şöyle ki: Bir gün Hz. Peygamber (sav)'in yanına geldi ve: "Ey Allah'ın Resulü beni irşad et" diye talebde bulunmaya başladı. O sıra Resulullah (sav)'ın yanında müşriklerin büyüklerinden biri vardı, İbnu Ümm-i Mektum'a cevap vermedi, o ısrar edince ondan yüzünü çeviriyor, öbürüne yöneliyor ve: "(Tevhid üzerine) söylediklerimde bir beis görüyor musun?" diye soruyordu. Müşrik: "Hayır!" diye cevap vermişti. İşte sure bunun üzerine indi." |Tirmizi, Tefsir, Abese, (3328); Muvatta, Kur'an 4, (1, 203)|855
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Abese Suresi|tirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizler kıyamet günü ayakkabısız, çıplak ve sünnetsiz olarak haşir meydanında toplanacaksınız." Bu açıklama üzerine bir kadın sordu: "(Bu durumda) birbirimizin avret yerlerini görmez miyiz?" Resulullah (sav) (Abese suresinde geçen bir ayetle cevap verdi): "Ey kadın! "O gün herkesin kendine yeter derdi vardır" (37. Ayet). |Tirmizi, Tefsir, Abese, (3329)|856
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Tekvir Suresi|tirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kıyameti gözüyle görür gibi olmaktan hoşlanan kimse (şu sureleri okusun): "İze'ş-Şemsü Küvviret", "İze's'Semau'n-fetarat", "İze's-Semau'n-Şakkat" |Tirmizi, Tefsir, Tekvir, (859)|857
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Tekvir Suresi|ebu davud|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Çocukları diri olarak toprağa gömen de gömülen de ateştedir." |Ebu Davud, Sünnet, 18, (4717)|858
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Mutaffifin Suresi|tirmiziibnu mace|Ebu Hüreyre|Hz. Peygamber (sav) buyurdu ki: "Kul bir hata yaptığı zaman kalbinde siyah bir iz meydana gelir. Eğer kişi, o hatadan nefsini uzaklaştırır, af taleb eder ve tevbede bulunursa kalbi cilalanarak (leke silinir). Bilakis, aynı günahı işlemeye devam ederse, kalpteki leke artırılır. Hatta bir zaman gelir, kalbi tamamen kaplar, işte bu durum Cenab-ı Hakk'ın: "Bilakis, onların irtikab edegeldikleri, kalplerini paslandırmıştır" (Mutaffifm 14) mealindeki ayette zikrettiği pasdır." |Tirmizi, Tefsir, Mutaffifin (3331); İbnu Mace, Zühd 29, (4244)|859
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|İnşikak Suresi|buhari|İbnu Abbas|İnşikak suresinin 19. ayetinde geçen, "Bir tabakadan diğer tabakaya bineceksiniz" mealindeki, ... (ayetini biraz farklı okuyup): "Burada muhatap Peygamberiniz (sav)'dir, O'nun bir halden bir başka hale geçeceğini belirtmektedir" demiştir. |Buhari, Tefsir, İza's-Semau'n-Şakkat (İnşikak) 2|860
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Büruc Suresi|tirmizi|Ebu Hüreyre|Hz. Resulullah (sav) buyurdular ki: (Büruc süresinin), "İçlerinde burçları bulunan semaya, vaadedilen güne, şahidlik edene ve şahidlik edilene andolsun." ayetlerinde (1-3) geçen "vaadedilen gün"den maksad kıyamet günüdür; "şahidlik edilen gün"den maksad arefe günüdür; "şahidlik eden"den maksad da cuma günüdür." Resulullah (sav) devamla buyurdular ki: "Güneş, cumadan daha hayırlı bir gün üzerine ne doğdu ne de battı. Onda bir an vardır ki, hayır duası o ana rastlayan bir kulun duası, mutlaka kabul edilir, bir şerden sakınma (istiaze) talebinde bulunan kimse de mutlaka ondan sakındırılır." |Tirmizi, Tefsir, Büruc, (3336)|861
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|A'la Suresi|rezin|Ebu Zerr|Resulullah (sav) mescidde iken huzuruna girdim. Bana: "Ey Ebu Zerr mescide tahiyye (selam vermek) gerekir" buyurdu. Ben: "Mescide verilecek selam nedir?" diye sorunca: "(Girince) kılacağın iki rek'at namazdır" dedi. Ben:  "Ey Allah'ın Resulü, Hz. İbrahim ve Hz. Musa'nın suhuflarında olanlardan herhangi bir şey size indirildi mi?" diye sordum, şu cevabı verdi: "Ey Ebu Zerr! (Evet, şu mealdeki ayetler indi deyip okudu:) "Şüphesiz iyi temizlenen ve Rabbinin adını zikredip de namaz kılan kimse umduğuna erişmiştir. Belki siz dünya hayatını (ahiretten) üstün tutarsınız. Halbuki ahiret daha hayırlı, daha süreklidir. Şüphesiz ki bunlar evvelki sabitelerde, İbrahim ile Musa'nın sahifelerinde de vardır" (A'la, 14-19). Ben tekrar sordum: "Ey Allah'ın Resulü, Hz. İbrahim ve Hz. Musa (a.s.)'nın suhuflarında ne vardı?" "Bunlarda" dedi, "hep ibretli şeyler vardı, (mesela şöyle denmişti): Ölümü görüp bildiği halde gamsız-kedersiz yaşayana şaşarım, Cehenneme kesinlikle inandığı halde gülene şaşarım, içinde yaşayanlarla birlikte dünyanın devamlı değiştiğini görüp de ondan tatmin bulana şaşarım. Kadere inanıp da (haram-helal ayırımı yapmadan hırsla mal peşinde) yorulana şaşarım. Ahiret hesabına inanıp da o maksadla çalışmayana şaşarım" (Rezin ilavesidir, ed-Dürrü'l-Mensur'da (6, 341) daha uzun olarak kaydedilmiştir) |Rezin|862
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Fecr Suresi|tirmizi|İmran İbnu'l-Husayn|Resulullah (sav)'a (Fecr suresinin baş tarafında geçen) "tek" ve "çift" tabiriyle ne kastedildiği sorulmuştu, şu cevabı verdi; "Bunlar namazlardır. (Bildiğiniz gibi) bazısı çifttir, bazısı da tektir." |Tirmizi, Tefsir, Fecr, (3339)|863
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Şems Suresi|buhari|Abdullah İbnu Zem'a|Ben birgün Resulullah (sav)'ı bir hutbe sırasında dinledim. (Şems suresinde zikri geçen) deveden ve onu boğazlayandan bahsediyordu. Aleyhissalatu vesselam Efendimiz şöyle demişlerdir: "(Ayette geçen) "En azgını ileri atıldı" yani: "Deveyi öldürmek üzere kaba, güçlü ve kavmi içinde Ebu Zem'a gibi desteği olan bir adam fırlayıp (deveyi öldürdü). Sonra Hz. Peygamber (sav)'in (bu meseleyi bırakarak) kadınlarla ilgili şeylerden bahsetmeye başladığını işitim. Buyurdular ki: "Sizden biri hangi düşünceyle hanımını köle dövercesine dövmeye tevessül eder? Akşam olunca aynı yatakta beraber yatmayacaklar mı?" Ravi devamla der ki: "Sonra Resulullah (sav) cemaate yönelerek seslice yellenen kimseye gülenlere nasihatte bulundu ve; "Onun bu yaptığına niye gülüyorsunuz!" diyerek (gülmeyi yasakladı). |Buhari, Tefsir, Şems 1, Enbiya 17, Nikah 93, Edeb 43; Müslim, Cennet, (2855); Tirmizi, Tefsir, (3340)|864
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Duha Suresi||Cündeb İbnu Süfyan el-Beceli|Resulullah (sav) hastalanmıştı, bir veya iki gece kalkamadı. Bir kadın gelerek: "Ey Muhammed, ümid ederim ki, şeytanın seni terketmiştir, zira iki veya üç gecedir sana geldiğini görmedim" dedi. Bunun üzerine şu ayet nazil oldu. (mealen): "Andolsun kuşluk vaktine, (insanların) süküna vardığı dem geceye ki, (Habibim) Rabbin seni terketmedi, sana darılmadı da" (Duha 1-3). ||865
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Duha Suresi|buharimüslimtirmizi||Bir rivayette şöyle gelmiştir: "Cibril (a.s.) Resulullah (sav)'a vahiy getirmede gecikmişti. Müşrikler: "Muhammed'e artık veda edildi (ebediyyen terkedildi)" dediler. Bunun Üzerine (Duha suresi) nazil oldu." |Buhari, Tefsir, Duha 2, Teheccüd 4, Fedailu'l-Kur'an 1; Müslim, Cihad 114, (1797); Tirmizi, Tefsir, Duha, (3342)|866
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|İkra' (Alak) Suresi|tirmizimüslim|İbnu Abbas|Resulullah (sav) namaz kılarken Ebu Cehil gelip, hiddetle: "Ben seni bundan yasaklamadım mı? Ben seni bundan yasaklamadım mı? Ben seni bundan yasaklamadım mı?" dedi. Hz. Peygamber (sav) namazdan çıkıp, Ebu Cehil'i (davranışı sebebiyle) sertçe azarladı. Bunun üzerine Ebu Cehil: "Biliyorsun ki Mekke'de adamı en çok olan benim (bana baskın çıkmaya gücün yetmez)" dedi. Onun bu sözüne mukabil Cenab-ı Hakk şu ayeti inzal buyurdu: "Haydi meclisini çağırsın, biz de zebanileri çağırırız" (Alak 17-18.) İbnu Abbas (ra) der ki: "Allah'a kasem olsun adamlarını çağırsaydı, herifi, Allah'ın zebanileri anında yakalayacaklardı." |Tirmizi, Tefsir, İkra (Alak), (3346); Müslim, Sıfatu'l-Münafikun 38 (2797)|867
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Kadr Suresi|muvatta||İmam Malik'in Muvatta'da kaydına göre şu rivayet kendine ulaşmıştır: "Hz. Peygamber (sav)'e ümmetinin ömrü gösterilmiş. Resulullah (sa}, önceki ümmetlerin ömrüne nisbetle kısa olduğu için, amelde onların uzun ömürde işlediklerine yetişemezler diye bu ömrü kısa bulmuş. Bunun üzerine Cenab-ı Hakk bin aydan hayırlı olan Kadir Gecesini vermiştir." |Muvatta, İ'tikaf 15, (1, 321)|868
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Kadr Suresi|ebu davud|İbnu Ömer|Resulullah (sav)'a Kadir gecesi (Ramazan'ın neresinde?) diye sorulmuştu. O, Ramazanın tamamında!" diye cevap verdi. |Ebu Davud, Salat, 824, (1387)|869
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Kadr Suresi|buharimüslimmuvatta|İbnu Ömer|Hz. Peygamber (sav)'ın ashabından bazılarına (ra), rüyalarında, Kadir gecesinin Ramazanın son yedisinde olduğu gösterildi. Rüyaları kendisine anlatılınca Efendimiz (sav): "Görüyorum ki, rüyanız son yediye tetabuk etmektedir. Öyleyse, Kadir gecesini aramak isteyen son yedide arasın" buyurdu." (Tirmizi'de bulunamamıştır) |Buhari, Teheccüd 21, Leyletü'l-Kadr 2; Müslim, Sıyam 205, (1165); Muvatta, İ'tikaf 14, (1, 321)|870
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Kadr Suresi|buharitirmizi|Aişe|Resulullah (sav) şöyle demiştir: "Kadir gecesini, Ramazanın son onunda arayın". |Buhari, Leyletü'l-Kadr 3; Tirmizi, Savm 72, (792)|871
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Kadr Suresi|buharimüslimebu davudİbnu macemuvatta|Ebu Said|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kadir gecesi bana (bugün rüyamda) gösterildi, (şu anda hangisi olduğunu unuttum). O gecenin sabahında kendimi su ve toprak içinde secde eder buldum." Derken hava bozdu, yağmur başladı. Zaten mescid çardak şeklindeydi (üstü ağaç dallarıyla örtülü idi). Resulullah (sav)'ın burnu (alnı) üzerinde ve burun yumuşaklarında su ve toprak bulaşığını gördüm. O gün Ramazanın yirmi birinci sabahıydı. |Buhari, Leyletü'l-Kadr 1, 13; Müslim, Sıyam 215, (1165); Ebu Davud, Salat 320, (1382-1383) (Veya Ramazan 3); İbnu Mace, Savm, 56. (1766); Muvatta, İ'tikaf 9 (1, 319)|872
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Kadr Suresi||Abdurrahman İbnu Ubeyd es-Sundbihi|Hz. Bilal-i Habeşi (ra)'den nakledilen şu hadisi rivayet eder: Hz. Bilal, Resulullah (sav)'ın Kadir gecesi hakkında şöyle söylediğini işitmiştir: "O, son ondan yedinin ilkidir: Yani yirmi üçüncü gece." (Buhari'de bulunamamıştır). ||873
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Kadr Suresi|buhari|İbnu Abbas|"Kadir gecesini (Ramazanın) yirmi dördünde arayınız" buyurdu. (Müslim'de bulunamadı) |Buhari, Leyletü'l-Kadr 3|874
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Kadr Suresi|müslim|Zirr İbnu Hubeyş|Ubey İbnu Ka'b (ra)'a dedim ki, "İbnu Mes'ud (ra): "Bütün sene geceleri kalkan kimse Kadir gecesine tesadüf edebilir diyormuş (ne dersiniz?)." Bana şu cevabı verdi: "Kendisinden başka ilah olmayan Zat-ı Zülcelal'e yemin olsun, Kadir gecesi Ramazan ayındadır. Ve o gece, Resulullah (sav)'ın bize kalkmamızı emrettiği gecedir, o da yirmi yedinci gecedir. Bunun emaresi, o gecenin sabahında güneşin beyaz ve ışınsız olarak doğmasıdır." |Müslim, Müsafirin 179, (762)|875
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Kadr Suresi|tirmizi|Yusuf İbnu Sa'd|Hasan İbnu Ali (ra), Hz. Muaviye'ye biat ettikten sonra, bir adam yanına gelip: "Mü'minlerin yüzünü kara ettin (veya: Ey mü'minlerin yüzünü karartan adam) (diye öfkesini) dile getirdi. Hz. Hüseyin (ra) adama (tatlılıkla mukabele etti): "Allah'ın rahmetine banasıca, niye böyle şiddetli çıkışıyorsun. Nitekim Resulullah (sav) Beni Ümeyye'yi (sağken rüyasında, tek tek halife olup) minbere çıkmış gördü. Bu onu üzmüştü ki şu ayetler indi: "Biz sana Kevser'i verdik" (Kevser 1). "Biz onu sana Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin (o büyük fazilet ve şerefini) sana bildiren nedir? Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır (Bu gece senden sonra Beni Ümeyye'nin saltanat süreceği) bin aydan hayırlıdır." Kasım İbnu'l-Fadl (merhum der ki: "Beni Ümeyye'nin iktidar müddetlerini ay olarak saydık, tam bin aydı, ne fazla ne eksik." |Tirmizi, Tefsir,Kadr, (3347)|876
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Zilzal Suresi|ebu davud|Abdullah İbnu Amr İbnü'l-As|Bir adam Resulullah (sav)'a gelerek, "Bana cami (özlü) bir sure Öğret" talebinde bulundu. Peygamberimiz (sav) de ona İza Zülzilet suresini öğretti. (Ta'lim işi bitince) adam şunu söyledi: "Seni hakla gönderen Zat'a yemin olsun (buradaki ameller bana yeter), buna asla başka bir (amel) ilave etmeyeceğim." Adam ayrılır ayrılmaz Resulullah (sav): "Adamcağız kurtuldu!" dedi ve bu sözü iki kere tekrar etti. |Ebu Davud, Ramazan 9, Salat 326, (1399)|877
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Zilzal Suresi|tirmizi|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İza Zülzilet suresi, Kur'an-ı Kerim'in dörtde birine denktir." |Tirmizi, Fedailu'l Kur'an 10, (2897)|878
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Zilzal Suresi|tirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: "İza Zülzilet suresi Kur'an'ı Kerim'in yarısına denktir. Kul hüvallahü ahad (İhlas) suresi Kur'an-ı Kerim'in üçte birine denktir. Kul ya eyyühe'l Kafirün suresi de Kur'an-ı Kerim'in dörtte birine denktir." |Tirmizi, Fedailu'l-Kur'an 10, (2896)|879
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Zilzal Suresi|tirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) efendimiz: "(Arz) o gün Rabbinin ona vahyetmesiyle haberlerini anlatır" mealindeki ayeti okudu ve: "Arzın anlatacağı haberleri nelerdir, biliyor musunuz?" diye sordu. Yanındakiler: "Allah ve Resulü bilir!" diye cevap verdiler. Resulullah (sav) açıkladı: "Bu haber, kadın ve erkek her kulun arz üzerinde işlemiş oldukları amellere şahidlik etmesidir. Her kul için arz: "Şu ayda, şu günde, şu şu işlemi yaptı" diyecektir" |Tirmizi, Kıyamet 8, (2431), Tefsir, Zilzal, (3350)|880
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Tekasür Suresi|tirmiziibnu mace|Zübeyr|Tekasür suresinde geçen: "Andolsun o gün elbet ve elbet nimet(ler)den hesaba çekileceksiniz" (8. ayet), ayeti ile ilgili olarak Hz. Peygamber (sav)'e şöyle demiştir: "Ey Allah'ın Resulü! (yeyip içtiğimiz) hurma ve su olan iki siyahtan ibaretken hangi nimetlerden hesaba çekileceğiz?" Resulullah (sav) şu cevabı verir: "O, mutlaka olacak!" |Tirmizi, Tefsir, Tekasür, (3354); İbnu Mace, Zühd, 12 (4158)|881
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Tekasür Suresi|tirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kulun , kıyamet günü, hesaba çekileceği ilk şey (mazhar olduğu) ni'mettir. Kendisine: "Bedenine sıhhat vermedik mi, soğuk sudan içirmedik mi?" denecektir. |Tirmizi, Tefsir, (3355)|882
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Maun Suresi|ebu davud|İbnu Mes'ud|Biz, Resulullah (sav) zamanında tencere, kova gibi eşyaları ariyeten vermeyi (Maun suresinde zikri geçen) yardım (maun) addederdik." |Ebu Davud, Zekat 32, (1657)|883
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Kevser Suresi|buharimüslimtirmiziebu davudnesai|Enes|Resulullah (sav) bir gün mecsidde iken hafif bir uyku kestirmesi yaptı, sonra gülerek başını kaldırdı. Kendisine: "Ey Allah'ın Resulü, niçin gülüyorsunuz?" diye sorulunca: "Bana az önce şu süre nazil oldu" deyip besmele çekti, sonuna kadar Kevser süresini okudu: "Bismillahirrahmanirrahim! Ey Muhammed! Doğrusu sana pek çok nimet vermişizdir. Öyleyse Rabbin için namaz kıl, kurban kes. Doğrusu adı sanı ortadan kalkacak olan, sana kin tutan kimsedir" (Kevser 1-3) Resulullah kıraati tamamlayınca sordu: "Kevser'in ne olduğunu biliyor musunuz?" Biz: "Allah ve Resulü bilir" dedik. Resulullah (sav) açıkladı: "Bu bir nehirdir, Rabbim onu bana vaadetmiştir, O nehir üzerinde pek çok hayırlar var. Bu bir havuzdur da. Kıyamet günü ümmetim onun başında (su içmek üzere) toplanacak. Bu havuzdaki maşrapalar gökteki yıldızlar kadar çoktur. Derken içlerinden bir kul çıkarılıp atılacak. Ben müdahale edip: "Ey Rabbim (onu niye atıyorsun) o benim ümmetimdendir?" diyeceğim. Ancak Cenab-ı Hakk: "Bunlar senden sonra ne bid'atler işlediler senin haberin yok" diyecek." |Buhari, Tefsir, İnna a'taynakel-kevser 1, Rikak 53; Müslim, Salat 53, (400); Tirmizi,Tefsir, Kevser (3357); Ebu Davud, Sünnet 26, (4747, 4748); Nesai, Salat 21, (2, 133, 134)|884
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Kevser Suresi|rezin|İbnu Abbas|Kureyş şöyle dedikodu yapmıştı: "Muhammed'in erkek evladı yok. Bir öldü mü arkası kesildi demektir." Bunun üzerine Cenab-ı Hakk, Kevser süresini (sonuncu ayet olan): "Asıl arkası kesik olan sana kin tutandır" a kadar inzal buyurdu." (Rezin'in ilavesidir) |Rezin|885
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nasr Suresi|tirmizi|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İza cae nasrullahi ve'l-feth" süresi Kur'an-ı Kerim'in dörtte birine denktir" |Tirmizi, Sevabu'l-Kur'an 10, (2897)|886
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Nasr Suresi|buharitirmizi|İbnu Abbas|Hz. Ömer (ra) beni Bedir şeyhleri ile birlikte (sohbet ve istişare meclislerine) alıyordu. Bu hal, sanki, birilerinin ağırına gitmişti: "Bunu niye bizimle birlikte cemaate alıyorsun, bizim onun kadar oğlanlarımız var?" diye Hz. Ömer'e tarizde bulundu. Hz. Ömer kendilerine: "Onun kimlerden olduğunu biliyorsunuz" diye cevap ver(ip geçiştir)di. Bir gün beni çağırıp yine onlarla birlikte meclise aldı. Bu sefer, sırf beni(m liyakatımı) onlara göstermek için beni çağırdığını anlamıştım. Hz. Ömer (ra): "Cenab-ı Hakk'ın İza cae nasrullah ve'l-feth (Nasr 1) kavl-i şerifi hakkında ne dersiniz?" diye sordu. Cemaatten bazıları: "Yardıma ve fethe mazhar olduğumuz zaman Allah'a hamdetmek ve istiğfarda bulunmakla emrolunduk" diye cevap verdi. Bazıları hiçbir şey söylemedi. Hz. Ömer (ra) bana yönelerek: "Ey İbnu Abbas, sen de mi böyle söylüyorsun?" dedi. Ben: "Hayır" dedim ve sustum. Hz. Ömer: "Öyleyse söyle, sen ne diyorsun?" diye bana söz verdi. Ben şu açıklamayı yaptım: "Bu sure Resulullah (sav)'ın ecelidir, kendisine bu sure ile haber verilmiştir. Bu surede Cenab-ı Hakk (Resulüne şöyle demiştir): "Allah'ın nusreti ve fethi geldiği zaman, bil ki bu senin ecelinin artık yakınlığına alamettir. öyle ise hamdederek Rabbini tesbih et ve ona istiğfarda bulun. O tövbeleri kabul edicidir." Bu yorumun üzerine Hz. Ömer: "Bundan ben de senin söylediğini anlıyorum" dedi. |Buhari, Tesfir 4, Menakıb 25, Meğazi 50, 85; Tirmizi, Tefsir, Feth (Nasr) 3359)|887
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|İhlas Suresi|buharimüslimtirmizinesaimuvattaebu davudibnu mace|Ebu Said|Resulullah (sav) (bir gün) ashabına: "Sizden biri bir gecede Kur'an-ı Kerim'in üçtebirini okumaktan aciz midir?" diye sordu. "Buna hangimiz güç yetirebilir?" dediler. Resulullah (sav): "Allahu Ahad, Allahu's-Samed (İhlas süresi) Kur'an'ın üçtebiri dir" buyurdu. |Buhari, Fedailu'l-Kur'an 13, Tevhid 1; Müslim, Müsafirin 259, (811); Tirmizi, Sevabu'l-Kur'an 11, (2898); Nesai, İftihah 69, (2, 171); Muvatta, Kur'an 17, 19 (1, 208); Ebu Davud, Vitr 18, Salat 353, (1961); İbnu Mace, Edeb 52, (3787, 3788, 3789)|888
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|İhlas Suresi|tirmizi|Enes|Bir kimse (ihlas suresini kastederek): "Ey Allah'ın Resulü! Ben bu sureyi seviyorum" dedi. Resulullah (sav): "Onu sevmen seni cennete sokacaktır" dedi. |Tirmizi, Sevabu'l-Kur'an 11, (2903)|889
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|İhlas Suresi|tirmizi|Enes|Kim Kul hüvallahu ahad süresini günde iki yüz sefer okursa, üzerindeki kul borcu hariç, elli yıllık günah (amel defterinden) silinir. |Tirmizi, Sevabu'l-Kur'an 10, (2900)|890
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|İhlas Suresi|tirmizi|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim yatağında uyumak isteyince, sağ tarafının üstüne yatar, sonra da Kul hüvallahu ahad'ı yüz kere okursa, Rab Teala kıyamet günü kendisine: "Sağın üzerinde cennete gir" diyecektir. |Tirmizi, Sevabu'l-Kur'an 10, (2900)|891
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|İhlas Suresi|tirmizi|Übey İbnu Ka'b|Müşrikler, Hz. Peygamber (sav)'a: "Rabbini bize tavsif et (tanıt)!" dediler. Bunun üzerine İhlas süresi indi. "De ki: O, Allah'dır, bir tekdir. O Allah'tır, sameddir (hiçbir şeye muhtaç değil, her şey O'na muhtaç). Doğurmamıştır, doğurulmamıştır. Hiçbir şey O'nun dengi (ve benzeri) değildir" (1-4). Übey (ra) bu sürede geçen bazı tabirleri şöyle açıkladı: "Samed, doğurmayan ve doğurulmayan demektir, çünkü doğan her şey mutlaka ölecektir. Ölen her şeye varis olunacaktır. Allah ise ne ölür, ne de O'na varis olunur. "Hiçbir şey O'nun dengi (ve benzeri) değildir" ayeti de (O'na bir benzer, bir denk olmadığını, Allah'a benzeyen hiçbir şey bulunmadığını ifade eder." |Tirmizi, Tefsir, İhlas, (3361, 3362)|892
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|İhlas Suresi|buhari|Ebu Vail|Samed, efendilikte son mertebeye ulaşan efendidir." |Buhari, Tefsir, İhlas 2|893
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|İhlas Suresi|buharinesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah Teala Hazretleri diyor ki: "Ademoğlu bana şetmediyor (hakkımda münasib olmayan söz sarfediyor). Ancak bu ona yakışmaz. Ademoğlu beni tekzib ediyor, ancak beni tekzib etmek ona yakışmaz. Bana ettiği şetme gelince: "Bu, onun, bana evlad nisbet etmesidir. Tekzibine gelince, bu onun 'Allah, yarattığı gibi beni tekrar diriltmeyecek' demesidir. Halbuki, ikinci sefer tekrar diriltmek, bana, yoktan var etmeye nazaran zor gelecek bir iş değildir." |Buhari, Tefsir 1, Bed'u'l-Halk 1; Nesai, Cenaiz 117, (4, 112)|894
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|İhlas Suresi|||Yine Buhari ve Nesai'de kaydedilen bir diğer rivayette; "Bana olan şetmi: "Allah kendisine çocuk edindi" demesidir. Halbuki ben bir tekim, samedim, doğurmayan, doğurulmayan, hiçbir misli bulunmayanım." ||895
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Muavvizeteyn (Nas-Felak) Sureleri|müslimtirmiziebu davudnesai|Ukbe İbnu Amir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bu gece indirilen ayetler var ya, onlar gibisi hiç görülmemiştir: Kul euzu bi'rabbi'l-felak ve Kul euzu bi-rabbi'n-nas sureleri". |Müslim, Misafirin 264, (814); Tirmizi, Sevabu'l-Kur'an 12, (2904), Tefsir, Muavvizateyn, (3364); Ebu Davud, Salat 354, (1462, 1463); Nesai, İstiaze 1, (8, 251-254)|896
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Muavvizeteyn (Nas-Felak) Sureleri|tirmizi|Ukbe İbnu Amir|Tirmizi'de gelen bir rivayette der ki: "Resulullah (sav), bana, her namazın arkasından Muavvizeteyn'i okumamı emretti." |Tirmizi, Sevabu'l-Kur'an 12, (2905)|897
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Muavvizeteyn (Nas-Felak) Sureleri|nesai|Abdullah İbnu Hubeyb|Hafif bir yağmur ve karanlığa maruz kalmıştık. Bize namaz kıldırsın diye Resulullah (sav)'ı bekledik." (Ravi der ki; Abdullah İbnu Hubeyb şu manada birşeyler daha söyledi: "Resulullah (sav) çıktı ve: "Söyle" dedi. Ben: "Ne söyliyeyim?" diye sordum. Bunun üzerine: "Aksama ve sabaha erince Kul hüvallahu ahad ve Muavvizeteyn sürelerini üçer kere oku. Bu sana, her şeye karşı yeterlidir" dedi. |Nesai, İstiaze 1, (8, 250-253)|898
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Muavvizeteyn (Nas-Felak) Sureleri|nesai|Cabir|Resulullah (sav) bana: "Ey Cabir okur dedi. Ben: "Annem babam sana kurban olsun, ne okuyayım?" diye sordum. Bunun üzerine: "Kul euzu bi-rabbi'l-felak ve Kul euzu bi-rabbi'n-nas surelerini oku!" dedi. Ben de onları okudum. Resulullah ilaveten: "Bu iki süreyi oku, bunlar gibisini asla okuyamıyacaksın!" dedi. |Nesai, İstiaze 1, (8, 254)|899
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Muavvizeteyn (Nas-Felak) Sureleri|buhari|Zirr İbnu Hubeyş|Übey İbnu Ka'b (ra)'a Muavvizeteyn hakkında sorarak dedim ki: "Ey Ebu'l-Münzir! Kardeşim İbnu Mes'ud şöyle şöyle diyor?" Bana şu cevabı verdi: "Ben Resulullah (sav)'a sordum. Cevaben: "Bana: "Söyle!" dendi, ben de söyledim" dedi. Biz Resulullah (sav)'ın söylediği şekilde söylüyoruz." |Buhari, Tefsir, Kul euzu bi-rabbi'l-felak 1|900
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Muavvizeteyn (Nas-Felak) Sureleri|tirmizi|Aişe|Hz. Resulullah (sav) (bir gün) Ay'a bakarak: "Ey Aişe, şunun şerrinden Allah'a sığın. Bu, (ayet-i kerimede geçen) gasıktır. (Ayet): "Kaybolduğu zaman Ay'ın şerrinden..." demektir" |Tirmizi, Tefsir, Muavvizateyn, (3363)|901
TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR|Muavvizeteyn (Nas-Felak) Sureleri|buhari|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Şeytan insanoğlunun kalbinin üzerinde tünemiş vaziyette bekler. Allah'ı zikredince siner, çekilir, gaflet etse vesvese verir." |Buhari, Tefsir, Kul euzu bi-rabbi'n-nas 1|902
KUR'AN'IN TİLAVETİ VE KIRAATI BÖLÜMÜ|Tilavete Teşvik|buharimüslim|Ebu Musa|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Şu Kur'an'ı muhafazaya itina gösterin. Muhammed'in nefsini kudret elinde tutan Zat-ı Zülcelal'e kasem olsun Kur'an-ı Kerimin (hafızalardan) kaçması, develerin bağlarından boşanıp kaçmasından daha kolaydır." |Buhari, Fedailu'l-Kur'an 23; Müslim, Salatu'l-Müsafirin 231 (791)|903
KUR'AN'IN TİLAVETİ VE KIRAATI BÖLÜMÜ|Tilavete Teşvik|buharimüslimmuvattanesai|İbnu Ömer|Resulullah'ın şöyle söylediğini rivayet etmiştir: "Kur'an-ı Kerim'i ezberlemiş olan kimse, bağlı devesi olan kimse gibidir, bu adam devesine itina gösterirse onu elinde tutar, salıverirse deve çeker gider." |Buhari, Fedailu'l-Kur'an 23; Müslim, Salatu'l-Müsafirin 226, (789); Muvatta, Kur'an, 4, (1,202); Nesai, Salat 37, (2, 154)|904
KUR'AN'IN TİLAVETİ VE KIRAATI BÖLÜMÜ|Tilavete Teşvik|ebu davud|Cabir|Aramızda bedevi ve gayr-ı Arapların da bulunduğu bir cemaatte Kur'an okuyorduk. Resulullah (sav) yanımıza geldi. "Okuyun," dedi. "Her okuyuş güzeldir. Öyle kimseler gelecek ki, onlar, Kur'an'ın kelime ve lafızlarını, ok yapılacak çubuğun düzlenmesi gibi düzleyecekler. Ondan elde edilecek ücreti ahirete bırakmayıp dünyada alacaklar." |Ebu Davud, Salat 139, (830)|905
KUR'AN'IN TİLAVETİ VE KIRAATI BÖLÜMÜ|Tilavet Adabı|ebu davudnesaiibnu mace|Bera|Resulullah (sav) şöyle buyurdu: "Kur'an-ı Kerim'i sesinizle güzelleştirin." |Ebu Davud, Salat 355, (1468); Nesai, Salat 83, (2, 179, 180); İbnu Mace, İkamet 176, (1342)|906
KUR'AN'IN TİLAVETİ VE KIRAATI BÖLÜMÜ|Tilavet Adabı|ebu davud|Ebu Said|Resulullah (sav) mescidde i'tikaf'a girmişti. Cemaatin Kur'an'ı cehri olarak okuduklarını işitti. Perdeyi aralayıp şöyle seslendi: "Bilin ki, herkes Rabbine hususi şekilde münacaatta bulunuyor, birbirinizi (seslerinizle) rahatsız etmeyin. Biriniz okurken (veya namazda iken) diğerinin kıraatini bastırmasın." |Ebu Davud, Salat 315, (1332)|907
KUR'AN'IN TİLAVETİ VE KIRAATI BÖLÜMÜ|Tilavet Adabı|buharimüslimebu davud|Aişe|Bir gece bir adam kalkıp yüksek sesle Kur'an okudu. Sabah olunca, Resulullah (sav): "(Şu kimseye Allah rahmet buyursun) iskat etmiş olduğum bir ayeti bana hatırlatmış oldu" dedi. |Buhari, Şehadat 11, Fedailu'l Kur'an 26; Müslim, Müsafirin 225, (788); Ebu Davud, Salat 315, (1331)|908
KUR'AN'IN TİLAVETİ VE KIRAATI BÖLÜMÜ|Tilavet Adabı|nesaiibnu mace|Ümmü Hani|Ben evimin damında otururken Resulullah (sav)'ın kıraatini işitirdim." |Nesai, İftihah 81, (2, 179); İbnu Mace, İkamet 179, (1349)|909
KUR'AN'IN TİLAVETİ VE KIRAATI BÖLÜMÜ|Tilavet Adabı|tirmiziebu davudnesai|Abdullah İbnu Ebi Kays|Hz. Aişe'ye, "Resulullah'ın geceleyin kıraati nasıldı? Gizli mi okurdu, sesli mi okurdu?" diye sordum. Bana: "Her iki şekilde de okurdu: Bazan gizli, bazan sesli" diye cevap verdi. Ben: "Bu işte genişlik yapan Allah'a hamdolsun" dedim. (Tirmizi hadise: "Hasen-sahih" demiştir) |Tirmizi, Salat 330, (449), Sevabu'l-Kur'an 23, (2925); Ebu Davud, Salat, 343, (1437); Nesai, Salatu'l-Leyl 23, (3, 224)|910
KUR'AN'IN TİLAVETİ VE KIRAATI BÖLÜMÜ|Tilavet Adabı|buhariebu davud|Katade|Hz. Enes (ra)'e Hz. Peygamber (sav)'ın kıraatından sordum. Şu cevabı verdi: "Resulullah (sav) medleri (uzun heceleri) uzatırdı." Sonra örnek olarak Bismillahirrahmanirrahim'i okudu ve uzatılacak yerleri belirgin şekilde uzattı: Bismillaahi'yi uzattı, er-rahmaan'ı uzattı, er rahiim'i uzattı." |Buhari, Fedailu'l-Kur'an 42, 29; Ebu Davud, Salat 355, (1465)|911
KUR'AN'IN TİLAVETİ VE KIRAATI BÖLÜMÜ|Tilavet Adabı|tirmiziebu davudnesai|Ümmü Seleme|Hz. Peygamber (sav)'in kıraatini açık bir şekilde harf harf tavsif ettiği rivayet edilmiştir. |Tirmizi, Sevabu'l-Kur'an 23, (2924); Ebu Davud, Salat 336, (1466); Nesai, Salat 83, (2, 181)|912
KUR'AN'IN TİLAVETİ VE KIRAATI BÖLÜMÜ|Tilavet Adabı|buharimüslimebu davud|Abdullah İbnu Muğaffel|Resulullah (sav)'ı devesinin üstünde Feth süresini okurken gördüm. Süreyi terci' üzere okuyordu." |Buhari, Fedailu'l-Kur'an 24, 30, Meğazi 48, Tefsir, Feth 1, Tevhid 50; Müslim, Müsafirin 237, (794); Ebu Davud, Salat 365, (1467)|913
KUR'AN'IN TİLAVETİ VE KIRAATI BÖLÜMÜ|Tilavet Adabı|rezin|Aişe|Resulullah (sav), Bismillahirrahmanirrahim, elhamdu lillahi rabbillalemin diye Fatiha süresini ayet ayet tertil üzere okurdu." (Rezin ilavesidir) |Rezin|914
KUR'AN'IN TİLAVETİ VE KIRAATI BÖLÜMÜ|Tilavet Adabı|buharimüslimtirmiziebu davud|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) bana: "Kur'an'ı bana oku!" dedi. Ben (hayretle): "Sana indirilmiş bulunan Kur'an'ı mı sana okuyayım?" diye sordum. Bana; "Evet, ben onu kendimden başkasından dinlemeyi seviyorum!" dedi. Ben de ona Nisa süresini okumaya başladım. Ne zaman ki, "Her ümmete her şahid getirdiğimiz ve ey Muhammed, seni de bunlara şahid getirdiğimiz vakit durumları nasıl olacak?" mealindeki ayete (41. ayet) geldim. "Dur!" dedi. Durdum ve dönüp Resulullah (sav)'a baktım. Bir de ne göreyim, iki gözünden de yaşlar akıyordu." |Buhari, Fedailu'l-Kur'an 32, 33, 35; Müslim, Müsafirin 247, (700); Tirmizi, Tefsir, Nisa, (3027, 3028); Ebu Davud, İlm 13, (3668)|915
KUR'AN'IN TİLAVETİ VE KIRAATI BÖLÜMÜ|Tilavet Adabı|rezin|Esma|Seleften hiç kimse Kur'an-ı Kerim'in tilaveti sırasında bayılıp düşmezdi. Onlar ağlarlar ve ürperirlerdi. Sonra bedenleri ve kalpleri zikrullah için yumuşardı." [Rezin ilavesidir. (Bağavi TefsirTnden alınmıştır 7, 238).] |Rezin|916
KUR'AN'IN TİLAVETİ VE KIRAATI BÖLÜMÜ|Tilavet Adabı|ebu davudtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizden kim Vettini ve'zzeytuni süresini okuyup son ayeti olan: "Allah hakimlerin hakimi değil mi?" (8. ayet) ayetine gelince: "Evet, ben buna şehadet edenlerdenim" desin. Kim de La uksimu biyevmi'l-kıyame'yi okuyup son ayeti olan "(Bütün bunları yapan Allah) ölüleri tekrar diriltmeye kadir değil midir?" (Kıyamet 40) ayetini de okudu mu: "Rabbimizin izzetine andolsun evet!" desin. Kim de Mürselat süresini okuyup en sondaki, "Artık bundan sonra hangi söze inanacak onlar?" (50. ayet) ayetini de tamamladı mı: "Allahu Teala'ya inandık" desin." (Hadis, Ebu Davud'da tam olarak, Tirmizi'de, "Ben buna şehadet edenlerdenim"e kadar olan kısmı rivayet edilmiştir) |Ebu Davud, Salat 154, (887); Tirmizi, Tefsir, Tin, (3344)|917
KUR'AN'IN TİLAVETİ VE KIRAATI BÖLÜMÜ|Tilavet Adabı|müslimebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizden biri geceleyin kalkınca Kur'an diline dolaşıp ne dediğini anlamamaya başlayınca hemen yatsın." |Müslim, Müsafirin 223, (787); Ebu Davud, Salat 308, (1311)|918
KUR'AN'IN TİLAVETİ VE KIRAATI BÖLÜMÜ|Tilavet Adabı|buhari|Huzeyfe|Ey Kurra cemaati, doğru yolda gidin. Siz çok öne geçmiş kimselersiniz. Eğer (doğru yoldan aynlarak, ifrat ve tefritle), sağa sola meyledecek olursanız (kötülükte çok öne geçmiş bulunarak) büyük bir dalalete düşmüş olacaksınız." |Buhari, İ'tisam 2|919
KUR'AN'IN TİLAVETİ VE KIRAATI BÖLÜMÜ|Kur'an'ı Hizb Ve Evrad Kılma|müslimmuvattatirmiziebu davud|Abdurrahman İbnu Abdi'l-Kari|Ömer İbnu'l-Hattab (ra)'ın şöyle söylediğini işittim: "Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim geceleyin hizbini veya hizbinden bir kısmı okumadan uyursa bunu sabah namazı ile öğle namazı arasında tamamlasın. Bu takdirde, sanki gece (mutad vaktinde) okumuş gibi aynı sevaba nail olur." |Müslim, Müsafirin 142, (747); Muvatta, Kur'an 3, (1, 200); Tirmizi, Salat 20, (581); Ebu Davud, Salat 309, (1313)|921
KUR'AN'IN TİLAVETİ VE KIRAATI BÖLÜMÜ|Kıraat İhtilafının Cevazı Hakkında|buharimüslimebu davudtirmizinesaimuvatta|Ömer İbnu'l-Hattab|Hişam İbnu Hakim İbni Hizam'ı, Furkan suresini farklı şekillerde okurken dinledim. Resulullah (sav) bana bu şekillerden hiçbiriyle okumamıştı. Namazın içinde adamın üzerine atılacak oldum. Kendimi zorla zabtedip namazı bitirmesini bekledim. Selamı verir vermez ridasından tutup kendime doğru çektim ve: "Sana bu süreyi (böyle okumayı) kim öğretti?" diye sordum. Hişam: "Onu bana Resulullah (sav) öğretti!" demez mi! (Tepem attı): "Yalan söylüyorsun, onu Resulullah (sav) bana da öğretti, ama senin okuduğuna hiç benzemiyor!" dedim. Adamı derdest edip doğru Resulullah (sav)'a götürdüm. "Ey Allah'ın Resulü," dedim, "bu adamı Furkan süresini, bana hiç okumadığın çok farklı şekillerde okuyor gördüm!" Resulullah, sükunetle: "Hele yakasını sal!" diye emretti ve ona dönerek: "Ey Hişam oku bakalım!" dedi. Hişam, kendisinden işittiğim şekilde, süreyi yeniden okudu. Resulullah (sav) bana yönelerek: "Evet, süre bu şekilde indirildi" buyurdu. Sonra bana: "Ey Ömer," dedi. "Sen de oku". Aynı sureyi ben de, bana öğretmiş olduğu şekilde okudum. Bunun üzerine Resulullah (sav) şu açıklamayı yaptı: "Evet sure bu şekilde (de) nazil oldu. Biliniz ki, bu Kur'an yedi harf (şekil) üzere indirilmiştir. Bunlardan hangisi kolayınıza gelirse onunla okuyun." |Buhari, Fedailu'l-Kur'an 5, 27, Husumat 4, Tevhid 53; Müslim, Müsafirin 270, (818); Ebu Davud, Salat 357, (1475); Tirmizi, Kıra'at 2, (2944); Nesai, Salat 37, (2, 150-152); Muvatta, Kur'an 5, (1, 102)|922
KUR'AN'IN TİLAVETİ VE KIRAATI BÖLÜMÜ|Kıraatler Hakkında Çeşitli Hadisler|tirmiziebu davud|Enes|Hz. Peygamber (sav), Hz.Ebu Bekir, Hz. Ömer - ve öyle zannediyorum Osman da demişti (ra) - Fatiha süresinin dördüncü ayetinde geçen, ... kelimesini ... diye değil, elifli olarak ... diye okuyorlardı." |Tirmizi, Kıra'at 1, (2929); Ebu Davud, Huruf 1, (4000)|923
KUR'AN'IN TİLAVETİ VE KIRAATI BÖLÜMÜ|Kıraatler Hakkında Çeşitli Hadisler|ebu davud|Ebu Said|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah Zülcelal Hazretleri Beni İsrail'e şöyle emretti: "Şu kasabaya kapısından secde ederek girin ve hıtta deyin de günahınız affedilsin" yani ... şeklinde" (Bakara 58). |Ebu Davud, Huruf 1, (4006)|924
KUR'AN'IN TİLAVETİ VE KIRAATI BÖLÜMÜ|Kıraatler Hakkında Çeşitli Hadisler|ebu davudmüslim|Cabir|Resulullah (sav): "Siz de İbrahim'in makamından bir namazgah edinin" (Bakara, 125) mealindeki ayette geçen ... kelimesini "hı" harfi kesreli olacak şekilde ... diye okudu." |Ebu Davud, Huruf 1, (3969); Müslim, Hac 147, (1218)|925
KUR'AN'IN TİLAVETİ VE KIRAATI BÖLÜMÜ|Kıraatler Hakkında Çeşitli Hadisler|ebu davud|Zeyd İbnu Sabit|Resulullah (sav) Nisa süresinin 95. ayetinde geçen ... ibaresindeki ... kelimesini ... şeklinde yani re'yi üstün olarak okumuştur." |Ebu Davud, Hurufi, 3975|926
KUR'AN'IN TİLAVETİ VE KIRAATI BÖLÜMÜ|Kıraatler Hakkında Çeşitli Hadisler|tirmizi|Muaz İbnu Cebel|Resulullah (sav) "O vakit havariler: "Ey Meryemoğlu İsa, Rabbin bizim üstümüze gökten bir sofra indirebilir mi?" (Maide 112) mealindeki ayeti ... diye okuyordu." |Tirmizi, Kıra'at, 1, (2931)|927
KUR'AN'IN TİLAVETİ VE KIRAATI BÖLÜMÜ|Kıraatler Hakkında Çeşitli Hadisler|tirmizi|Enes|Resulullah (sav) kısas ayetinde geçen ... ibaresini ... diye birinci kelimeyi ötüreli okurdu." |Tirmizi, Kıra'at 1, (2930); Ebu Davud, Huruf 1, (3976, 3977)|928
KUR'AN'IN TİLAVETİ VE KIRAATI BÖLÜMÜ|Kıraatler Hakkında Çeşitli Hadisler|ebu davud|Übey İbnu Ka'b|Resulullah (sav), Yunus süresinde geçen, "De ki: "Bunlar, Allah'ın bol nimeti ve rahmetiyledir, Buna sevinsinler..," (58. ayet) mealindeki ... ayetinin ... kelimesini ... şeklinde "te" ile okurdu." |Ebu Davud, Huruf 1, (3981)|929
KUR'AN'IN TİLAVETİ VE KIRAATI BÖLÜMÜ|Kıraatler Hakkında Çeşitli Hadisler|tirmiziebu davud|Esma Bintu Yezid ve Ümmü Seleme|Anlattıklarına göre, Resulullah (sav) Hud süresinde geçen ... ayetini şöyle okumuştur: ... |Tirmizi, Kıra'at 1, (2932); Ebu Davud, Huruf 1, (3982, 3983)|930
KUR'AN'IN TİLAVETİ VE KIRAATI BÖLÜMÜ|Kıraatler Hakkında Çeşitli Hadisler|buhariebu davud|İbnu Mes'ud|Anlatıldığına göre, Yusuf süresinde geçen "gelsene" manasındaki ... ibaresini ... diye okumuş. Keza Saffat süresinde geçen ... ayetini de ... diye nasb halinde okumuştur. |Buhari, Tefsir, Yusuf 4; Ebu Davud, Huruf 1, (4005)|931
KUR'AN'IN TİLAVETİ VE KIRAATI BÖLÜMÜ|Kıraatler Hakkında Çeşitli Hadisler|tirmiziebu davud|Übey İbnu Ka'b|Hz. Peygamberber (sav) Kehf süresinin 76. ayetini ... şeklinde, (yani ... kelimesindeki "nun"u) şeddeli olarak okudu." |Tirmizi, Kıra'at 1, (2934); Ebu Davud, Huruf 1, (3985, 3986)|932
KUR'AN'IN TİLAVETİ VE KIRAATI BÖLÜMÜ|Kıraatler Hakkında Çeşitli Hadisler|tirmiziebu davud|Übey İbnu Ka'b|Resulullah (sav), Kehf süresinin 86. ayetinde geçen ... ibaresindeki ... kelimesini ... şeklinde, hafif olarak okumuştur." |Tirmizi, Kıra'at 1, (2935); Ebu Davud, Huruf 1, (2976)|933
KUR'AN'IN TİLAVETİ VE KIRAATI BÖLÜMÜ|Kıraatler Hakkında Çeşitli Hadisler|tirmizi|İmran İbnu'l-Husayn|Resulullah (sav) Hacc süresinin ikinci ayetini şöyle okudu: ... |Tirmizi, Kıra'at 1, (2942)|934
KUR'AN'IN TİLAVETİ VE KIRAATI BÖLÜMÜ|Kıraatler Hakkında Çeşitli Hadisler|ebu davud|Aişe|Resulullah (sav)'in Nur süresinin 1. ayetini, kendilerine ... şeklinde -yani ... kelimesinde şedde olmaksızın- okuduğunu söylemiştir. |Ebu Davud, Huruf 1, (4008)|935
KUR'AN'IN TİLAVETİ VE KIRAATI BÖLÜMÜ|Kıraatler Hakkında Çeşitli Hadisler|buhari|Aişe|Nur süresinin 15. ayetini şöyle okuduğu ... ve ... kelimesinin kizb (yalan) manasını taşıyan ... masdarından geldiğini söylediği rivayet edilmiştir. |Buhari, Tefsir, Nur 8, Meğazi 33|936
KUR'AN'IN TİLAVETİ VE KIRAATI BÖLÜMÜ|Kıraatler Hakkında Çeşitli Hadisler|ebu davudtirmizi|İbnu Ömer|İbnu Ömer (ra)'den yapılan rivayete göre Rum süresimn 54. ayetinde geçen ... kelimesini Hz. Peygamber (sav)'e ... diye okumuş, ancak Resulullah, kendisine, "... olacak" demiştir. |Ebu Davud, Huruf 1, (3938, 3979); Tirmizi, Kıra'at 1, (2937)|937
KUR'AN'IN TİLAVETİ VE KIRAATI BÖLÜMÜ|Kıraatler Hakkında Çeşitli Hadisler|buharimüslimebu davudtirmizi|Ya'la İbnu Ümeyye|(Zuhruf süresinin 77. ayetini) Resulullah (sav) minberde hutbe verirken ... şeklinde okurken işittim. Ebu Davud der ki: "Yani (malik kelimesinde kısaltma) terhim olmaksızın." Süfyan dedi ki: "Abdullah'ın kıraatında (malik kelimesi şöyle) kısaltmalı olarak gelmiştir: ... |Buhari, Tefsir, Zuhrufi, Bed'u'l-Halk 6, 10; Müslim, Cum'a 49, (871); Ebu Davud, Huruf 1, (3992); Tirmizi, Salat 365, (508)|938
KUR'AN'IN TİLAVETİ VE KIRAATI BÖLÜMÜ|Kıraatler Hakkında Çeşitli Hadisler|tirmiziebu davud|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) (Zariyat suresinin 58. ayetini bana şöyle okuttu: ... "Şüphesiz ben, güç ve kuvvet sahibi, rızık vericiyim." |Tirmizi, Kıra'at 1, (2941); Ebu Davud, Huruf 1, (3993)|939
KUR'AN'IN TİLAVETİ VE KIRAATI BÖLÜMÜ|Kıraatler Hakkında Çeşitli Hadisler|tirmiziebu davud|Aişe|Resulullah (sav) Vakıa süresinin 89. ayetini şöyle okurdu: ... |Tirmizi, Kıra'at, 1, (2939); Ebu Davud, Huruf 1, (3991)|940
KUR'AN'IN TİLAVETİ VE KIRAATI BÖLÜMÜ|Kıraatler Hakkında Çeşitli Hadisler|buharimüslimtirmiziebu davud|İbni Mes'ud|Ben Kamer suresinin 15. ayetinde geçen ... kelimesini Hz. Peygamber (sav)'e ... diye okumuştum, düzelti, ... diye okumamı söyledi." |Buhari, Tefsir, İkterebeti's-Sa'a 3; Müslim, Müsafirin 280, (823); Tirmizi, Kıra'at 1, (2938); Ebu Davud, Huruf 1, (3994)|941
KUR'AN'IN TİLAVETİ VE KIRAATI BÖLÜMÜ|Kıraatler Hakkında Çeşitli Hadisler|muvatta|İbnu Şihab|Cum'a süresinin 9. ayetini Hz. Ömer'in şu şekilde okuduğunu söylemiştir: ... |Muvatta, Cum'a 5, (1, 106)|942
KUR'AN'IN TİLAVETİ VE KIRAATI BÖLÜMÜ|Kıraatler Hakkında Çeşitli Hadisler|tirmizi|Übey İbnu Ka'b|Anlattığına göre, Resulullah (sav) kendisine: "Allah, sana Kur'an okumanı emretti" demiş ve Lem yekunillezine keferü'yu ve bu süreden olmak üzere şunu okumuştur: "Allah indindeki din muvahhid islam dinidir, ne Hıristiyanlık, ne Yahudilik ne de Mecusilik değildir. Kim bir hayır yaparsa asla zayi olmayacak." Übey İbnu Ka'b: "Bana şunu da okudu" dedi: "Ademoğlunun bir vadi dolu malı olsa ikincisini de arar. İkincisini de elde etse üçüncüsünü arar. Ademoğlunun iç boşluğunu ancak toprak doldurur. Allah tevbe edenleri affeder." |Tirmizi, Menakıb (3894)|943
KUR'AN'IN TERTİBİ BÖLÜMÜ|Kur'an'ın Tertibi Ve Cem'i|buharitirmizi|Zeyd İbnu Sabit|Hz. Ebu Bekir (ra), (irtidad edenlere karşı yapılan) Yemame Savaşı sırasında beni çağırttı. Gittim. Yanında Hz. Ömer (ra) oturuyordu. Ebu Bekir bana: "Bak! Ömer bana gelip: "Kurra'nın da katılmış bulunduğu Yemame savaşları şiddetlendi. Ben her yerde kurraları tüketeceğinden, onlarla birlikte Kur'an'nın da çokça zayi olacağından korkuyorum. Bu sebeple Kur'an'ın cemedilmesini emretmeni uygun görüyorum!" dedi. Ben kendisine: "Resulullah'ın yapmadığı bir şeyi nasıl yaparım?" diye cevap verdim. Ancak Ömer (ra): "Bunda hayır var!" diye ısrar etti. Ben her ne kadar bu meseleye yanaşmak istemedi isem de Ömer, taleb ve müracaatlarının peşini bırakmadı. Sonunda Allah, Ömer'de aklını yatırdığı şeye benim de aklımı yatırdı. Ben de meselenin gereğine aynen Ömer gibi inanmaya başladım." Zeyd devamla der ki: "Ebu Bekir (ra) bana yönelerek şunu söyledi: "Sen genç, akıllı bir kimsesin, hiç bir hususta sana karşı bir itimadsızlığımız yok. Üstelik sen Resulullah (sav)'ın vahiy katipliği yaptın, nazil olan vahiyleri yazdın. Şimdi Kur'an'ın peşine düş ve onu cemet!" Zeyd (ra) der ki: "Allah'a yemin olsun, Ebu Bekir bana dağlardan birini taşıma vazifesi verse bu teklif ettiği işten daha ağır gelmezdi. Kendisine itiraz ettim: "Siz, Resulullah (sav)'ın yapmadığı bir şeyi nasıl yaparsınız?" dedim. Ebu Bekir (ra) beni ikna için: "Vallahi bu, hayırlı bir iştir!" dedi, taleb ve müracaatlarının peşini bırakmadı, öyle ki, sonunda Allah, Hz. Ebu Bekr'in aklını yatırdığı gibi bu işe benim aklımı da yatırdı. Artık Kur'an'ın peşine düştüm. Onu kumaş parçaları, hurma yaprakları, düz taş parçaları ve ezberlemiş olanların hafızalarından toplamaya başladım. Tevbe süresinin son kısmını Huzeyme -veya Ebu Huzeyme el-Ensari'nin yanında buldum. Bu kısmı ondan başkasının yanında bulamamıştım. (Cem ettiğim) sahifeler Hz. Ebu Bekir (ra)'in yanında idi. Vefat edinceye kadar da orada kaldı. Sonra Hz. Ömer (ra)'e intikal etti. Allah ruhunu kabzedinceye kadar onun yanında kaldı. Sonra Resulullah'ın zevce-i pakleri Hafsa Bintu Ömer İbni'l-Hattab (ra)'a intikal etti ve onun yanında kaldı." |Buhari, Fedailu'l-Kur'an 3, 4, Tefsir, Tevbe 20, Ahkam 37; Tirmizi, Tefsir, Tevbe, (3102)|944
KUR'AN'IN TERTİBİ BÖLÜMÜ|Kur'an'ın Tertibi Ve Cem'i|buharitirmizi|Enes|Zühri, Hz. Enes (ra)'den rivayet ediyor: "Huzeyfe (ra) Hz. Osman (ra)'ın yanına geldi ve: "Ey Emirül-Mü'minin! Yahudiler ve Hıristiyanlar gibi, kitapları hakkında ihtilafa düşmeden, bu ümmetin imdadına yetiş!" dedi, Hz. Osman (ra) derhal Hz. Hafsa (ra)'ya birisini yollayarak: "Sendeki Suhufu bize gönder, istinsah edip sana tekrar iade edeceğiz" diye haber saldı. Hz. Hafsa (ra) da gönderdi. Hz. Osman (ra) Kur'an'ın istinsahı için Zeyd İbnu Sabit, Abdullah İbnu'z-Zübeyr, Said İbnu'l-As ve Abdullah İbnu'l-Haris İbni Hişam (ra)'a emretti: Onlar da bunu istinsah ettiler. Hz. Osman Kureyşli gruba: "Kur'an-ı Kerim'le ilgili olarak herhangi bir hususta siz ve Zeyd İbnu Sabit ihtilaf edecek olursanız, onu Kureyş lisanına uygun olarak yazın. Çünkü Kur'an onların lisanı üzere indi" dedi. Çalışma esnasında heybet bu minval üzere hareket ettiler. Suhufu mushaflar halinde ortaya koyma işi bitince, Hz. Osman (ra) her diyara bir mushaf gönderdi. Ayrıca bunun haricinde kalan bir sahife veya mushafın yakılmasmı emretti. Zeyd (ra) der ki: "Resulullah (sav)'dan işitmiş olduğum, Ahzab süresine ait bir ayet(e ait yazılı parça bana gelmemişti), eksikti. Onu araştırdım. Sonunda Huzeyme İbnu Sabit el-Ensari (ra)'de çıktı. Resulullah (sav) onun şahitliğini iki kişinin şahitliğine denk tutmuştu. Bu ayet şu idi: (Mealen): "Mü'minlerden Allah'a verdiği ahdi yerine getiren kimseler vardır. Kimi, bu uğurda canını vermiş, kimi de beklemektedir. Ahdlerini hiç değiştirmemişlerdir" (Ahzab 23). |Buhari, Fedailu'l-Kur'an 2, 3, Menakıb 3; Tirmizi, Tefsir, Tevbe, (3103)|945
KUR'AN'IN TERTİBİ BÖLÜMÜ|Kur'an'ın Tertibi Ve Cem'i||İbnu Şihab|O gün ... kelimesinde ihtilaf ettiler. Zeyd İbnu Sabit ... dedi. İbnu'z-Zübeyr ve Said İbnu'l-As ... dediler. Anlaşamayıp, ihtilafı Hz. Osman'a arzettiler. Hz. Osman: "... yazın, çünkü o Kureyş lisanıyla (inmiş)tir" dedi." ||946
KUR'AN'IN TERTİBİ BÖLÜMÜ|Kur'an'ın Tertibi Ve Cem'i|buharimüslimtirmizi|Enes|Resulullah (sav) zamanında Kur'an-ı Kerim'i dört kişi cem'etmiştir ve hepsi de Ensari'dir: Übey İbnu Ka'b, Muaz İbnu Cebel, Zeyd İbnu Sabit, Ebu Zeyd (ra). Enes'e: "Ebu Zeyd de kim?" diye sorunca: "Amcalarımdan biri" dedi." |Buhari, Fedailu'l-Kuran 8, Menakıbu'l-Ensar 17; Müslim, Fedailu's-Sahabe 119, (2465); Tirmizi, Menakıb, (3796)|947
KUR'AN'IN TERTİBİ BÖLÜMÜ|Kur'an'ın Tertibi Ve Cem'i|buhari|İbnu Abbas|Buhari'nin bir diğer rivayetinde İbnu Abbas (ra): "Resulullah (sav) zamanında Muhkem'i cem'ettim" demiştir. Yanındakiler kendisinden: "Muhkemle neyi kastediyorsun?" diye sorunca: "Muhkem, mufassal (sureler)dir" diye cevap vermiştir. |Buhari, Fedailu'l-Kur'an 25|948
TEVBE İLE İLGİLİ BÖLÜM|Tevbe|buharimüslimtirmizi|Haris İbnu Süveyd|Abdullah İbnu Mes'ud (ra) bize iki hadis rivayet etti. Bunlardan biri Hz. Peygamber (sav)'den di, diğeri de kendisinden. Dedi ki: "Mü'min günahını şöyle görür: "O, sanki üzerine her an düşme tehlikesi olan bir dağın dibinde oturmaktadır. Dağ düşer mi diye korkar durur. Facir ise, günahı burnunun üzerinden geçen bir sinek gibi görür" İbnu Mes'ud bunu söyledikten sonra eliyle, şöyle diyerek, burnundan sinek kovalar gibi yapmıştır. Sonra dedi ki: "Ben Resulullah (sav)'ın şöyle söylediğini duydum: "Allah, mü'min kulunun tevbesinden, tıpkı şu kimse gibi sevinir: "Bir adam hiç bitki bulunmayan, ıssız, tehlikeli bir çölde, beraberinde yiyeceğini ve içeceğini üzerine yüklemiş olduğu bineği ile birlikte seyahat etmektedir. Bir ara (yorgunluktan) başını yere koyup uyur. Uyandığı zaman görür ki, hayvanı başını alıp gitmiştir. Her tarafta arar ve fakat bulamaz. Sonunda aç, susuz, yorgun ve bitap düşüp: "Hayvanımın kaybolduğu yere dönüp orada ölünceye kadar uyuyayım" der. Gelip ölüm uykusuna yatmak üzere kolunun üzerine başını koyup uzanır. Derken bir ara uyanır. Bir de ne görsün! Başı ucunda hayvanı durmaktadır, üzerinde de yiyecek ve içecekleri. İşte Allah'ın, mü'min kulunun tevbesinden duyduğu sevinç, kaybolan bineğine azığıyla birlikte kavuşan bu adamın sevincinden fazladır." Müslim'in bir rivayetinde şu ziyade var: "(Sonra adam sevincinin şiddetinden şaşırarak şöyle dedi: "Ey Allah'ım, sen benim kulumsun, ben de senin Rabbinim" |Buhari, Da'avat 4; Müslim, 3, (2744); Tirmizi, Kıyamet 50, (2499, 2500)|949
TEVBE İLE İLGİLİ BÖLÜM|Tevbe|tirmizi|Zirrü'bnü Hubeyş|Saffan İbnu Assal el-Muradi (ra) bize, Resulullah (sav)'in şöyle söylediğini rivayet etti: "Mağrib cihetinde bir kapı vardır. Bu kapının genişliği veya bunun genişliği binekli bir kimsenin yürüyüşüyle kırk veya yetmiş senedir. Allah o kapıyı arz ve semaları yarattığı gün yarattı, işte bu kapı, güneş batıdan doğuncaya kadar tevbe için açıktır." |Tirmizi, Da'avat 102, (3529)|950
TEVBE İLE İLGİLİ BÖLÜM|Tevbe|müslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim güneş batıdan doğmazdan evvel tevbe ederse Allah tevbesini kabul eder." |Müslim, Zikr 43, (2703)|951
TEVBE İLE İLGİLİ BÖLÜM|Tevbe|tirmiziibnu mace|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Son nefesini vermedikçe Allah, kulun tevbesini kabul eder." |Tirmizi, Da'avat 103, (3531); İbnu Mace, Zühd 30, (4253)|952
TEVBE İLE İLGİLİ BÖLÜM|Tevbe|müslim|Ebu Musa|Hz. Peygamber (s)a buyurdular ki: "Aziz ve Celil olan Allah, gündüz günah işleyenlerin tevbesini kabul etmek için geceleyin elini açar. Gece günah işleyenlerin tevbesini kabul etmek için de gündüz elini açar, bu hal, güneş batıdan doğuncaya kadar devam edecektir" Burada "el", Allah'ın ihsan ve fazlından kinayedir. |Müslim, Tevbe 32, (2760)|953
TEVBE İLE İLGİLİ BÖLÜM|Tevbe|buharimüslimibnu mace|Ebu Said|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizden önce yaşayanlar arasında doksan dokuz kişiyi öldüren bir adam vardı. Bir ara yeryüzünün en bilgin kişisini sordu. Kendisine bir rahib tarif edildi. Ona kadar gidip, doksan dokuz kişi öldürdüğünü, kendisi için bir tevbe imkanının olup olmadığını sordu. Rahib: "Hayır yoktur!" dedi. Herif onu da öldürüp cinayetini yüze tamamladı. Adamcağız, yeryüzünün en bilginini sormaya devam etti. Kendisine alim bir kişi tarif edildi. Ona gelip, yüz kişi öldürdüğünü , kendisi için bir tevbe imkanı olup olmadığım sordu. Alim: "Evet, vardır, seninle tevben arasına kim perde olabilir?" dedi. Ve ilave etti: "Ancak, falan memlekete gitmelisin. Zira orada Allah'a ibadet eden kimseler var. Sen de onlarla Allah'a ibadet edeceksin ve bir daha kendi memleketine dönmeyeceksin. Zira orası kötü bir yer." Adam yola çıktı. Giderken yarı yola varır varmaz ölüm meleği gelip ruhunu kabzetti. Rahmet ve azab melekleri onun hakkında ihtilafa düştüler. Rahmet melekleri: "Bu adam tövbekar olarak geldi. Kalben Allah'a yönelmişti" dediler. Azab melekleri de: "Bu adam hiçbir hayır işlemedi" dediler. Onlar böyle çekişirken insan suretinde bir başka melek, yanlarına geldi. Melekler onu aralarında hakem yaptılar. Hakem onlara: "Onun çıktığı yerle, gitmekte olduğu yer arasını ölçün, hangi tarafa daha yakınsa ona teslim edin" dedi. Ölçtüler, gördüler ki, gitmeyi arzu ettiği (iyiler diyarına) bir karış daha yakın. Onu hemen rahmet melekleri aldılar." Bir rivayette şu ziyade var: "Bir miktar yol gidince, ölüm gelip çattı. Adamcağız yönünü salih köye doğru çevirdi. Böylece o köy ehlinden sayıldı." |Buhari, Enbiya 50; Müslim, Tevbe 46, (2766); İbnu Mace, Diyat 2, (2621)|954
TEVBE İLE İLGİLİ BÖLÜM|Tevbe|buhari|Ebu Said|Bir diğer rivayette (aynı hikaye - 954.nolu hadis - ile ilgili olarak) şöyle denmiştir: "Allah Teala beriki köye adamdan uzaklaşmayı, öbür köye de yaklaşmayı vahyetti, sonra da: "Adamın geldiği ve gitmekte olduğu köylere uzaklıklarını ölçüp kıyaslayın" dedi." |Buhari, Enbiya 50|955
TEVBE İLE İLGİLİ BÖLÜM|Tevbe|tirmiziibnu mace|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İnsanoğlunun herbiri hatakardır. Ancak hatakarların en hayırlısı tövbekar olanlarıdır." |Tirmizi, Kıyamet 50, (2501); İbnu Mace, Zühd 30, (4251)|956
RÜYA TABİRİ BÖLÜMÜ|Rüya Ve Rüya Adabına Dair|buharimüslimtirmiziebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Zaman yaklaşınca, mü'minin rüyası, neredeyse yalan söylemeyecek. Esasen mü'minin rüyası, peygamberliğin kırk altı cüzünden bir cüzdür." Buhari'nin rivayetinde şu ziyade var: "Peygamberlikten cüz olan şey yalan olamaz." |Buhari, Ta'bir 26; Müslim, Rüya 8, (2263); Tirmizi, Rüya 1, (2271); Ebu Davud, Edeb 96, (5019)|957
RÜYA TABİRİ BÖLÜMÜ|Rüya Ve Rüya Adabına Dair|buharimüslimmuvattatirmiziebu davud|Ebu Katade|Resulullah (sav)'ın şöyle söylediğini işitmiştir: "Rüya Allah'tan dır. Hulm (sıkıntılı rüya) şeytandandır. Öyle ise, sizden biri, hoşuna gitmeyen kötü bir rüya (hulm) görecek olursa sol tarafına tükürsün ve ondan Allah'a istiaze etsin (sığınsın). (Böyle yaparsa şeytan) kendisine asla zarar edemiyecektir." |Buhari, Tıbb 39, Bed'ü'l-Halk 11, Ta'bir3, 4, 10, 14, 46; Müslim, Rüya 5, (2262); Muvatta, 1, (2, 957); Tirmizi, Rüya 4, (2288); Ebu Davud, Edeb 96, (5021)|958
RÜYA TABİRİ BÖLÜMÜ|Rüya Ve Rüya Adabına Dair|buharimüslimmuvatta|Enes|Resulullah (sav) şöyle buyurur: "Beni rüyada gören, gerçekten beni görmüştür, çünkü şeytan benim suretime giremez." |Buhari, Tabir 2, 10; Müslim, Rüya 10, (2266); Muvatta, Rüya 1, (2, 956)|959
RÜYA TABİRİ BÖLÜMÜ|Rüya Ve Rüya Adabına Dair|tirmiziebu davud|Ebu Rezin el-Ukeyli Lakit İbnu Amir İbni Sabire|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Mü'minin rüyası, nübüvvetin kırk cüzünden bir cüzdür. Bu rüya, anlatılmadığı müddetçe bir kuşun ayağında (takılı vaziyette) durur. Anlatılacak olursa hemen düşer." |Tirmizi, Rü'ya 6, (2279, 2280); Ebu Davud, Edeb 96, (5020)|960
RÜYA TABİRİ BÖLÜMÜ|Rüya Ve Rüya Adabına Dair|buharimuvatta|Ebu Said|Mü'minin rüyası, nübüvvetin kırk altı cüzünden bir cüzdür. |Buhari, Ta'bir 4; Muvatta, 1, (2,956)|961
RÜYA TABİRİ BÖLÜMÜ|Rüya Ve Rüya Adabına Dair|tirmizi|Ebu Said|Tirmizi'de Ebu Said'den şu rivayet kaydedilmiştir: "En sadık rüya seher vakitlerinde görülen rüyadır." |Tirmizi, Rü'ya 3, (2275)|962
RÜYA TABİRİ BÖLÜMÜ|Rüya Ve Rüya Adabına Dair|buharimuvattaebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) şöyle demişti: "Benden sonra, peygamberlikten sadece mübeşşirat (müjdeciler) kalacaktır!" Yanındakiler sordu: "Mübeşşirat da nedir?" "Salih rüyadır!" diye cevap verdi." Muvatta'nın rivayetinde şu ziyade var: "Salih rüyayı salih kişi görür veya ona gösterilir." |Buhari, Tabir 5; Muvatta, Rüya 3, (2, 957); Ebu Davud, Edeb 96, (5017)|963
RÜYA TABİRİ BÖLÜMÜ|Tabir Edilmiş Rüyalar|buharimüslimtirmizi|Semüre İbnu Cündeb|Resulullah (sav) sık sık: "Sizden bir rüya gören yok mu?" diye sorardı. Görenler de, O'na Allah'ın dilediği kadar anlatırlardı. Bir sabah bize yine sordu: "Sizden bir rüya gören yok mu?" Kendisine: "Bizden kimse bir şey görmedi!" dediler. Bunun üzerine: "Ama ben gördüm" dedi ve anlattı: "Bu gece bana iki kişi geldi. Beni alıp haydi yürü! dediler. Yürüdüm. Yatan bir adamın yanma geldik. Yanında biri, elinde bir kaya olduğu halde başucunda duruyordu. Bazan bu kayayı başına indirip onunla başını yarıyordu, taş da sağa sola yuvarlanıp gidiyordu. Adam taşı takip ediyor ve tekrar alıyordu. Ama, başı eskisi gibi iyileşinceye kadar vurmuyordu, iyileştikten sonra tekrar indiriyor, önceki yaptıklarını aynen yeniliyordu. Beni getirenlere: "Sübhanallah! nedir bu? dedim. Dinlemeyip: "Yürü! Yürü!" dediler. Yürüdük, sırtüstü uzanmış birinin yanına geldik. Bunun da yanında, elinde demir kancalar bulunan biri duruyordu. Adamın bir yüzüne gelip, çengeli takıp yüzünün yarısını ensesine kadar soyuyordu. Burnu, gözü enseye kadar soyuluyordu. Sonra öbür tarafına geçip, aynı şekilde diğer yüzünün derisini de ensesine kadar soyuyordu. Bu da, yüz derileri iyileşip eskisi gibi sıhhate kavuşuncaya kadar bekliyor, sonra tekrar önce yaptıklarını yapmaya başlıyordu. Ben burada da: "Sübhanallah, nedir bu?" dedim. Cevap vermeyip: "Yürü! Yürü!" dediler. Beraberce yürüdük. Fırın gibi bir yere geldik, içinden birtakım gürültüler, sesler geliyordu. Gördük ki, içinde bir kısım çıplak kadınlar ve erkekler var. Aşağı taraflarından bir alev yükselip onları yalıyordu. Bu alev onlara ulaşınca çığlık koparıyorlardı. Ben yine dayanamayıp: "Bunlar kimdir?" diye sordum. Bana cevap vermeyip: "Yürü! Yürü!" dediler. Beraberce yürüdük. Kan gibi kırmızı bir nehir kenarına geldik. Nehirde yüzen bir adam vardı. Nehir kenarında da yanında bir çok taş bulunan bir adam duruyordu. Adam bir müddet yüzüp kıyıya doğru yanaşınca yanında taşlar bulunan kıyıdaki adam geliyor, öbürü ağzını açıyor bu da ona bir taş atıp kovalıyordu. Adam bir müddet yüzdükten sonra geri dönüp adama doğru yine yaklaşıyordu. Her dönüşünde ağzını açıyor, kıyıdaki de ona bir taş atıyordu. Ben yine dayanamayıp: "Bu nedir?" diye sordum. Cevap vermeyip yine: "Yürü! Yürü!" dediler. Beraberce yürüdük. Çok çirkin görünüşlü bir adamın yanına geldik. Böylesi çirkin kimseyi gormemişsindir. Bunun yanında bir ateş vardı. Adam ateşi tutuşturup etrafında dönüyordu. Ben yine: "Bu nedir?" diye sordum. Cevap vermeyip: "Yürü! Yürü!" dediler. Beraberce yürüdük, iri iri ağaçları olan bir bahçeye geldik. İçerisinde her çeşit bahar çiçekleri vardı. Bu bahçenin içinde çok uzun boylu bir adam vardı. Semaya yükselen başını neredeyse göremiyordum. Etrafında çok sayıda çocuklar vardı. Ben yine: "Bunlar kimdir?" dedim. Cevap vermeyip: "Yürü! Yürü!" dediler. Beraberce yürüdük. Ulu bir ağacın yanına geldik. Ne bundan daha büyük, ne de daha güzel bir ağaç hiç görmedim. Arkadaşlarım: "Ağaca çık!" dediler. Beraberce çıkmaya başladık. Altun ve gümüş tuğlalarla yapılmış bir şehre doğru yükselmeye başladık. Derken şehrin kapısına geldik, Kapıyı çalıp açmalarını istedik. Açtılar ve beraberce girdik. Bizi bir kısım insanlar karşıladı. Bunlar yaratılışça bir yarısı çok güzel, diğer yarısı da çok çirkin kimselerdir. Sanki böylesine güzellik, böylesine çirkinlik görmemişsindir. Arkadaşlarım onlara: "Gidin şu nehire banın!" dediler. Meğerse orada açıkta bir nehir varmış. Suyu sanki safi süttü, bembeyaz.,. Gidip içine banıp çıktılar. Çirkinlikleri tamamen gitmiş olarak geri geldiler. İki tarafları da en güzel şekli almıştı. Beni dolaştıran arkadaşlarım açıkladılar: "Bu gördüğün Adn cennetidir. Şu da metin makamındır. Gözümü çevirip baktım. Bu bir saraydı, tıpkı beyaz bir bulut gibi. "Beni gezdirin, içine bir gireyim!" dedim. "Şimdilik hayır! Amma mutlaka gireceksin," dediler. Ben: "Geceden beri acaip şeyler gördüm, neydi bunlar?" diye sordum. "Sana anlatacağız," dediler ve anlattılar: "Taşla başı yarılan, o ilk gördüğün adam, Kur'an'ı atıp reddeden, farz namazlarda uyuyup kılmayan kimsedir. Ensesine kadar yüzünün derileri, burnu, gözü soyulan adam, evinden çıkıp yalanlar uydurup, etrafa yalan saçan kimsedir. Fırın gibi bir binanın içinde gördüğün kadınlı erkekli çıplak kimseler, zina yapan erkek ve kadınlardır. Kan nehrinde yüzüp ağzına taş atılan adam faiz yiyen adamdır. Ateşin yanında durup onu yakan ve etrafında dönen pis manzaralı adam, cehennemin, ateşin bekçisidir. Bahçede gördüğün uzun boylu adam İbrahim (a.s)'di. Onun etrafındaki çocuklar ise, fıtrat üzere (buluğa ermeden) ölen çocuklardır." Cemaatten biri hemen atılarak: "Ey Allah'ın Resulü! Müşrik çocukları da mı?" diye sordu. Resulullah (sav) "Evet," dedi, "müşrik çocukları da." ve anlatmaya devam etti: "Yarısı güzel yarısı çirkin yaratılışlı olan adamlara gelince, bunlar iyi amellerle kötü amelleri birbirine karıştırıp her ikisini de yapan kimselerdir. Allah onları affetmiştir." |Buhari, Ta'bir 48, Ezan (Sıfatu's-Salfit) 166, Teheccüt 12, Cenaiz 93, Büyu 2, Cihad 4, Bed'ül-Halk 6, Enbiya 8, Tefsir, Beraet 15, Edeb 69; Müslim, 23, (2275); Tirmizi, Rü'ya 10, (2295)|964
RÜYA TABİRİ BÖLÜMÜ|Tabir Edilmiş Rüyalar|buharimüslimtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Biz öne geçen sonuncularız. Ben uyurken bana arzın hazineleri getirildi. Elime altından iki bilezik kondu. Bunlar benim nazarımda büyüdüler ve beni kederlendirdiler. Bana: "Bunlara üfle" diye vahyedildi. Ben de üfledim, derken uçup gittiler. Ben bunları, çıkacak olan ve aralarında bulunduğum iki yalancı olarak te'vü ettim: Birisi San'a'nın lideri , diğeri de Yemame'nin lideridir." |Buhari, Tahrir 40, 70; Müslim, Rüya,22, (2274); Tirmizi, 10, (2293)|965
RÜYA TABİRİ BÖLÜMÜ|Tabir Edilmiş Rüyalar|buharimüslim|Ebu Musa|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Rüyamda kendimi Mekke'den, hurma ağaçları bulunan bir beldeye hicret ediyorum gördüm. Ben bunu, hicretimin Yemame'ye veya Hacer'e olacağı şeklinde tahmin etmiştim, meğer Yesrib şehrine imiş. Bu rüyamda kendimi bir kılıncı sallıyor gördüm, kılıncın başı kopmuştu. Bu, Uhud Savaşında mü'minlerin maruz kaldıkları musibete delalet ediyormuş. Sonra kılıncımı tekrar salladım. Bu sefer, eskisinden daha iyi bir hal aldı. Bu da, Cenab-ı Hakk'ın fetih ve Müslümanların biraraya gelmeleri nevinden lütfettiği nimetlerine delalet etti. O aynı rüyamda sığırlar ve Allah'ın (verdiği başka) hayrını gördüm. Sığırlar Uhud gününde mü'minlerden bir cemaate çıktı, (gördüğüm başka) hayır da Allah'ın Bedir'den sonra (nasib ettiği fetihlerin) hayrı ve bize Rabbimizin lütfettiği (Bedru'l-Mev'id) sıdkının sevabı olarak çıktı." |Buhari, Ta'bir 39, 44, Menakıb 25, Meğazi 9, 26, Menakıbu'l-Ensar 45; Müslim, Rü'ya 20, (2272)|966
RÜYA TABİRİ BÖLÜMÜ|Tabir Edilmiş Rüyalar|müslimebu davud|Enes|Hz. Peygamber (sav)'in şöyle söylediğini işittim: Ben bu gece, rü'yamda, kendimi Ukbe İbnu Rafi'in evinde imişim gördüm. Orada bana İbnu Tab denen cinsten taze hurma getirildi. Ben bu rüyayı şöyle te'vil ettim: "Yükselme dünyada bizimdir, ahirette de hayırlı akibet bizimdir, dinimiz de tamamlanmıştır." |Müslim, Rü'ya 18, (2270); Ebu Davud, Edeb 96, (5026)|967
RÜYA TABİRİ BÖLÜMÜ|Tabir Edilmiş Rüyalar|buharitirmizi|İbnu Ömer|Resulullah (sav) şöyle demişti: "Ben (rüyamda), saçları karma karışık siyah bir kadının Medine'den çıkıp Mehyea'ya indiğim gördüm. Burası Cuhfe'dir. Ben bunu, Medine'deki vebanın oraya nakledilmesine yordum." |Buhari, Ta'bir 41, 42, 43; Tirmizi, Rü'ya 10, (2291)|968
RÜYA TABİRİ BÖLÜMÜ|Tabir Edilmiş Rüyalar|buharimüslim|İbnu Ömer|Resulullah (sav)'ın zamanında kişi, bir rüya görecek olsa onu aleyhissalatu vesselam efendimize anlatırdı. O sıralarda ben genç, bekar bir delikanlıydım, mescidde yatıp kalkıyordum. Bir gün rüyamda, iki meleğin beni yakalayıp cehennemin kenarına kadar getirdiklerini gördüm. Cehennem kuyu çemberi gibi çemberlenmişti. Keza (kova takılan) kuyu direği gibi iki de direği vardı. Cehennemde bazı insanlar vardı ki onları tanıdım. Hemen istiazeye başlayıp üç kere: "Ateşten Allah'a sığınırım" dedim. Derken beni getiren iki meleği üçüncü bir melek karşılayıp, bana: "Niye korkuyorsun? (korkma)" dedi. Ben bu rüyayı kızkardeşim Hafsa (ra)'ya anlattım. Hafsa da Resulullah (sav)'a, anlatmış. Resulullah (sav): "Abdullah ne iyi insan, keşke bir de gece namazı kılsa!" demiş. Salim der ki: "Abdullah bundan sonra geceleri pek az uyur oldu!" |Buhari, Ta'bir, 35, 36, Salat 58, Teheccüt 2, Fedailu'l-Ashab 19; Müslim, Fedailu's-Saha-be 140, (2479)|969
RÜYA TABİRİ BÖLÜMÜ|Tabir Edilmiş Rüyalar|buharimüslim|İbnu Ömer|Abdullah İbnu Ömer (ra) bir başka rivayette şöyle demektedir: "Rüyamda, avucumda seraka denen iyi cins ipekten bir parça gördüm, cennette, her nereyi arzu etsem beni oraya uçuruyordu. Bu rüyamı Hafsa (ra)'ya anlattım. O da Resulullah'a anlatmış. Resulullah (sav): "Kardeşin salih bir kimse" diye yormuş." |Buhari, Ta'bir 25; Müslim, Fedailu's-Sahabe 139, (2478)|970
RÜYA TABİRİ BÖLÜMÜ|Tabir Edilmiş Rüyalar|ebu davudtirmizi|Ebu Bekre|Resulullah (sav) bir gün: "Sizden bir rüya gören var mı?" diye sual buyurdular. Cemaatten bir adam: "Evet ben (şöyle bir rüya gördüm): Sanki gökten inmiş bir terazi vardı. Siz ve Ebu Bekir tartıldınız. Sen, Ebu Bekir'den ağır geldin. Ebu Bekir'le Ömer de tartıldılar. Ebu Bekir ağır geldi. Sonra Ömer'le Osman tartıldılar. Ömer ağır bastı. Sonra terazi kaldırıldı" dedi. (Adam sözünü bitirince) Resulullah (sav)'ın mübarek yüzlerinde memnuniyetsizlik gördük." |Ebu Davud, Sünnet 9, (4634); Tirmizi, Rüya 10, (2288)|971
RÜYA TABİRİ BÖLÜMÜ|Tabir Edilmiş Rüyalar|buharimüslimtirmiziebu davudibnu mace|İbnu Abbas|Bir adam Resulullah (sav)'a gelerek şu rüyayı anlattı: "Bu gece rüyamda buluta benzer bir şey gördüm, ondan yağ ve bal yağıyordu, insanlar da ellerini açıp bu yağmurdan almaya çalışıyorlardı. Azıcık alan da vardı, çokça alabilen de. Derken arzdan semaya kadar uzanan bir ip gördüm. Siz o ipe yapışıp çıktınız. Sizden sonra birisi ona tutunup o da çıktı. Sonra bir diğeri yükseldi, sonra bir diğeri daha ipe tutundu, ama ip koptu. Ancak onun için ipi eklediler, o da yükseldi." Hz. Ebu Bekir (ra) atılarak: "Ey Allah'ın Resulü, annem babam sana kurban olsun, müsaade buyursanız ben yorayım!" dedi. Resulullah da: "Pekala, yor!" dedi. Hz. Ebu Bekir şunları söyledi: "O bulutumsu gölgelik, İslam bulutudur. Ondan yağan bal ve yağ Kur'andır. Kur'an'ın (bal gibi) halaveti ve (yağ gibi) yumuşaklığıdır. İnsanların bundan avuç avuç almaları Kur'an'dan kiminin çok, kiminin az miktarda istifadeleridir. Arzdan semaya inen ip ise, senin getirdiğin hakikattir. Sen buna yapışmışsın, Allah o sebeple seni yüceltecektir. Senden sonra bir adam daha ona yapışacak ve onunla yücelecek, ondan sonra biri daha ona yapışıp o da yücelecek. Ondan sonra biri daha yapışır, fakat ip kopar, ancak onun için ip ulanır o da yapışıp yükselir. Ey Allah'ın Rasülü, annem babam sana feda olsun, doğru te'vil edip etmediğimi haber ver!" Resulullah (sav) şu cevabı verdi: "Bazı te'vilinde isabet ettin, bazı te'vilinde de hata ettin" "Öyleyse, Allah'a kasem olsun, hatalarımı söyleyeceksin!" "Hayır," dedi, Resulullah (sav) "yemin verme!" |Buhari, Ta'bir 11, 47; Müslim, Rü'ya 17, (2269); Tirmizi, Rü'ya 10, (2294); Ebu Davud, Sünnet 9, (4632); İbnu Mace, Rü'ya 10, (3918)|972
RÜYA TABİRİ BÖLÜMÜ|Tabir Edilmiş Rüyalar|muvatta|Aişe|Rüyamda hücreme üç ayın düştüğünü gördüm. Rüyamı babam Ebu Bekir (ra)'e anlattım. Sükut etti, cevap vermedi. Resulullah (sav) vefat edip de odama defnedilince Ebu Bekir: "İşte (rüyanda gördüğün) üç aydan biri ve en hayırlısı!" dedi. |Muvatta, Cenaiz 10, (1, 232)|973
RÜYA TABİRİ BÖLÜMÜ|Tabir Edilmiş Rüyalar|tirmizi|Aişe|Hz. Peygamber (sav)'e Varaka İbnu Nevfel hakkında soruldu. Hz. Hatice (ra): "O seni tasdik etti ve sen peygamberliğini izhar etmeden önce vefat etti" dedi. Resulullah (sav) şu cevabı verdi: "O bana rüyada gösterildi. Üzerinde beyaz bir elbise vardı. Şayet cehennemlik olsaydı, beyaz renkli olmayan bir elbise içerisinde olması gerekirdi." |Tirmizi, Rü'ya 10, (2289)|974
RÜYA TABİRİ BÖLÜMÜ|Tabir Edilmiş Rüyalar|müslim|Cabir|Bir bedevi Hz. Peygamber (sav)'e gelip: "Rüyamda başımın kesildiğini, kendimin de onun peşine düştüğünü gördüm" dedi. Resulullah (sav) adamı azarlayıp: "Sakın ha! Şeytanın, rüyanda seninle eğlenmesini kimseye anlatma!" dedi. |Müslim, Rü'ya 12, (2268)|975
RÜYA TABİRİ BÖLÜMÜ|Tabir Edilmiş Rüyalar|buhari|Ümmü'l-Ala el'Ensariyye|Muhacirler geldiği zaman (kur'a çekildi), bize Osman İbnu Maz'un'un ağırlanması çıktı. (Onu evimize yerleştirdik.) Hemen hastalandı. Tedavisi ile meşgul olduk. (Şifa bulamadı), vefat etti. Osman (ra)'ı rüyamda gördüm, akan bir çeşmesi vardı. Düşümü Hz. Peygamber (sav)'e anlattım. Bana: "Bu onun amelidir, onun için akıyor" dedi. |Buhari, Tabir 13, 37, Cenaiz 3, Şahadat 30, Menakıbu'l-Ensar 46|976
İFLAS BÖLÜMÜ|İflas Hakkında|buharimüslimmuvattatirmiziebu davudnesaiibnu mace|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) şöyle buyurdular: "Bir kimse, iflas edenin yanında malını aynen bulmuş ise, bu mala o, herkesten daha ziyade hak sahibidir." |Buhari, İstikraz 14; Müslim, Müsakat 22, (1559); Muvatta, Büyu 42, (2, 678); Tirmizi, Büyu 36, (1262); Ebu Davud, Büyu 76, (3519-3520, 3522); Nesai, Büyu 95, (7, 311); İbnu Mace, Ahkam 26, (2358, 2359)|977
İFLAS BÖLÜMÜ|İflas Hakkında|müslimtirmiziebu davudnesaiibnu mace|Ebu Said el-Hudri|Resulullah (sav) zamanında, bir adamın satın aldığı meyveyi afat vurdu. Bu yüzden adamın borcu arttı ve iflas etti. (Kendisine dava arzedilince) Resulullah (sav) halka: "Kardeşinize mal tasadduk (ederek yardım) edin" dedi. Bunun üzerine, halk ona tasaddukta bulundu, ama toplanan, borcunu ödemeye kafi gelmedi. Aleyhissalatu vesselam Efendimiz, bu sefer alacaklılara: "Bulduklarınızı alın, size bundan başka bir şey yok" buyurdu. |Müslim, Müsakat 18, (1556); Tirmizi, Zekat 24, (655); Ebu Davud, Büyu, 60, (3469); Nesai, Büyu, 30 (7, 265), 96, (7, 312); İbnu Mace, Ahkam 25, (2356)|978
ÖLÜMÜ TEMENNİ BÖLÜMÜ|Ölümü Temenni Hakkında|buharimüslimtirmiziebu davudnesai|Enes|Resulullah (sav) şöyle buyurdular: "Sizden hiç kimse, maruz kaldığı bir zarar sebebiyle ölümü temenni etmesin. Mutlaka bunu yapmak mecburiyetini hissederse, bari şöyle söylesin: "Rabbim, hakkımda hayat hayırlı ise yaşat, ölüm hayırlı ise canımı al!" |Buhari, Merda 19, Da'avat 30; Müslim, Zikr 10, (2680); Tirmizi, Cenaiz 3, (971); Ebu Davud, Cenaiz 13, (3108, 3109); Nesai, Cenaiz 1, (4, 3)|979
ÖLÜMÜ TEMENNİ BÖLÜMÜ|Ölümü Temenni Hakkında|nesaibuharimüslim|Kays İbnu Ebi Hazım|Habbab İbnu Eret (ra)'in yanına girmiştim. Karnından yedi yeri dağlatmıştı. Bana: "Eğer Resulullah (sav) ölümü taleb etmekten bizi men etmeseydi mutlaka onu taleb ederdim" dedi. |Nesai, Cengiz 2, (4, 4); Buhari, Merda 19, Da'avat 30, Rikak 7, Temenni 6; Müslim, Zikr 12, (2681)|980
TEŞEKKÜR BÖLÜMÜ|Teşekkür Hakkında|tirmizi|Üsame İbnu Zeyd|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim, kendisine yapılan bir iyiiğe karşı, bunu yapana: "Cezakellahu hayran (Allah sana hayırlı mükafaat versin)" derse teşekkürü en mükemmel şekilde yapmış olur." |Tirmizi, Birr 86, (2036)|981
TEŞEKKÜR BÖLÜMÜ|Teşekkür Hakkında|tirmiziebu davud|Cabir|Resulullah (sav): "Kim bir ihsana mazhar otursa, bulduğu takdirde karşılığını hemen versin, bulamazsa, verene senada bulunsun. Zira onu övmekle, teşekkürünü yerine getirmiş olur. Ketmeden (karşılık vermeyen) nankörlük etmiş olur" dedi. Tirmizi'nin rivayetinde şu ziyade var: "... Kim de kendisine verilmeyenle süslenirse iki yalan elbisesi giyen gibi olur." |Tirmizi, Birr 86, (2035); Ebu Davud, Edeb 12, (4813, 4814)|982
TEŞEKKÜR BÖLÜMÜ|Teşekkür Hakkında|tirmiziebu davud|Cabir|Resulullah (sav): "Kim bir ihsana mazhar otursa, bulduğu takdirde karşılığını hemen versin, bulamazsa, verene senada bulunsun. Zira onu övmekle, teşekkürünü yerine getirmiş olur. Ketmeden (karşılık vermeyen) nankörlük etmiş olur" dedi. Tirmizi'nin rivayetinde şu ziyade var: "... Kim de kendisine verilmeyenle süslenirse iki yalan elbisesi giyen gibi olur." |Tirmizi, Birr 86, (2035); Ebu Davud, Edeb 12, (4813, 4814)|983
TEŞEKKÜR BÖLÜMÜ|Teşekkür Hakkında|tirmiziebu davud|Ebu Said|Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: "Halka teşekkürde bulunmayan Allah'a da şükretmez." |Tirmizi, Birr 35, (1955); Ebu Davud, Edeb 12, (4811)|984
TEŞEKKÜR BÖLÜMÜ|Teşekkür Hakkında|tirmiziebu davud|Enes|Muhacirler hicretle Medine ye gelip (Ensarın yardımlarını gördükleri) vakit şöyle dediler: "Ey Allah'ın Rasülü! Biz, çok maldan böylesine cömertçe veren, az maldan da yardımı böylesine güzel yapan aralarına inmiş bulunduğumuz şu Medinelilerden başka bir kavmi hiç görmedik! Bize bedel işlerimizi yaptılar, hayatımızı düzene koymada yardımcı oldular. Biz (hicret ve ibadetlerimizle kazandığımız) sevapların hepsini onlar alacak diye korkuyoruz." Resulullah (sav) onlara şu cevabı verdi: "Hayır! Onlar sizin dua ve teşekkürlerinizden hasıl olan sevabı alacaklar." |Tirmizi, Kıyamet 46, (2489); Ebu Davud, Edeb 12, (4812)|985
CİHAD BÖLÜMÜ|Cihad Ve Mücahidlerin Faziletleri|tirmizibuharimüslimİbnu macenesai|Osman|Resulullah (sav)'ı dinledim şöyle diyordu: "Allah yolunda bir günlük ribat, diğer menzillerde (Allah yolunda geçirilen) bir günden daha hayırlıdır." |Tirmizi, Fedailul-Cihad 26, (1667, 1664, 1665); Buhari, Cihad 73; Müslim, İmaret 163; İbnu Mace, Cihad 7; Nesai, Cihad 39, (6, 39)|986
CİHAD BÖLÜMÜ|Cihad Ve Mücahidlerin Faziletleri|tirmiziebu davud|Fadale İbnu Ubeyd|Her ölenin ameline son verilir, ancak Allah yolunda ölen murabıt müstesna. Çünkü onun ameli kıyamet gününe kadar artırılır. Ayrıca o, kabir azabına da uğratılmaz. (Tirmizi'nin rivayetinde şu ziyade mevcuttur: "Gerçek mücahid, nefsiyle cihad edendir.") |Tirmizi, Fedailu'l-Cihad 2,(1621); Ebu Davud, Cihad 16, (2500)|987
CİHAD BÖLÜMÜ|Cihad Ve Mücahidlerin Faziletleri|tirmiziebu davud|Fadale İbnu Ubeyd|Her ölenin ameline son verilir, ancak Allah yolunda ölen murabıt müstesna. Çünkü onun ameli kıyamet gününe kadar artırılır. Ayrıca o, kabir azabına da uğratılmaz. (Tirmizi'nin rivayetinde şu ziyade mevcuttur: "Gerçek mücahid, nefsiyle cihad edendir.") |Tirmizi, Fedailu'l-Cihad 2,(1621); Ebu Davud, Cihad 16, (2500)|988
CİHAD BÖLÜMÜ|Cihad Ve Mücahidlerin Faziletleri|buharimüslimtirmizinesaiibnu mace|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Öğleden evvel veya öğleden sonra bir kerecik Allah yolunda yola çıkış, dünya ve içindeki her şeyden daha hayırlıdır." |Buhari, Cihad 5, 6, 73, Rikak 2, 51; Müslim, İmaret 112-115, (1880); Tirmizi, Fedailu'l-Cihad 17, (1648, 1649, 1651); Nesai, Cihad 11, 12, (6,15); İbnu Mace, Cihad 2, (2755-2757)|989
CİHAD BÖLÜMÜ|Cihad Ve Mücahidlerin Faziletleri|tirmiziebu davudnesaiibnu mace|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "(Müslüman erkeklerden) kim, Allah yolunda, ila-yı kelunetul-lah için, devenin iki sağımı arasında geçen müddet kadar savaşacak olsa cennet kendisine vacib olur." |Tirmizi, Fedailu'l-Cihad 21, (1657); Ebu Davud, Cihad 42, (2541); Nesai, Cihad 25, (6, 26); İbnu Mace, Cihad 15, (2792)|990
CİHAD BÖLÜMÜ|Cihad Ve Mücahidlerin Faziletleri|tirmiziebu davudnesai|Muaz İbnu Cebel|İçinden samimi şekilde Allah yolunda cihad yapmayı temenni eden bir kimse, bilahare ölse de, öldürülse de şehid sevabı kazanır. Kim de Allah yolunda yara alsa veya Allah yolunda -düşmanın sebep olmadığı- bir musibetle bile yaralansa bu yara, kıyamet günü, en büyük hali içinde rengi zaferin renginde, kokusu da misk kokusunda olarak gelir. Kimin vücudunda, Allah yolunda iken çıkan, iltihab gibi bir yara açılacak olsa bu da onun için şehidlik mührü olur. |Tirmizi, Fedailu'l-Cihad 21, (1657); Ebu Davud, Cihad 42, (2541); Nesai, Cihad 25, (6, 26)|991
CİHAD BÖLÜMÜ|Cihad Ve Mücahidlerin Faziletleri|buharimüslimtirmizinesaimuvatta|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah yolunda yaralanan hiçbir yaralı yoktur ki, kıyamet günü, yarası kanıyor olarak gelmiş olmasın, bu kanın rengi kan renginde, kokusu da misk kokusundadır." |Buhari, Cihad 10, Zebaih 31; Müslim, İmaret 103; Tirmizi, Fedailu'l-Cihad 21, (1656); Nesai, Cenaiz 82, (4, 78), Cihad 27, (6, 28); Muvatta, Cihad 29, (2, 461)|992
CİHAD BÖLÜMÜ|Cihad Ve Mücahidlerin Faziletleri|buharimüslimmuvattanesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah Teala Hazretleri, Allah rızası için yola çıkan kimse hakkında: "Bu kulum, benim yolumda cihad etmek üzere bana inanarak peygamberlerimi tasdik ederek yola çıkmıştır, artık onu ya cennetime koymak yahut da ücret veya ganimet elde etmiş olarak, çıkmış olduğu meskenine geri çevirmek hususunda garanti veriyorum" diyerek te'minat verir. Muhammed'in nefsini kudret elinde tutan Zat-ı Zülcelal'e yemin olsun ki, Allah yolunda yaralanmış hiçbir yaralı yoktur ki, kıyamet günü, yaralandığı ilk günkü manzarasıyla gelmiş olmasın: (Yarası taze) kan renginde, kokusu da misk kokusunda olarak. Muhammed'in nefsini kudret elinde tutan Zat-ı Zülcelal'e yemin ediyorum ki, Müslümanlar'a meşakkat vermeyecek olsam, Allah yolunda gazveye çıkan hiçbir seriyyeden asla geri kalmazdım. Ancak onları hayvana bindirecek imkan bulamıyorum. Onlar da beni takibe imkan bulamıyorlar. Benden geri kalmak da onlara zor geliyor. Muhammed'in nefsi kudret elinde olan Zat-ı Zülcelal'e kasem olsun, Allah yolunda gazaya çıkıp öldürülmeyi, sonra tekrar hayat bulup gazada tekrar öldürülmeyi, sonra tekrar gazaya çıkıp öldürülmeyi ne kadar isterim!" |Buhari, İman 25, Cihad 2, 119, Hums 8, Tevhid 28, 30; Müslim, İmaret 103-107, (1876), (8, 119); Muvatta, Cihad 2, (2, 444), 40, (2, 465); Nesai, Cihad l4,(6, 16), İman 24|993
CİHAD BÖLÜMÜ|Cihad Ve Mücahidlerin Faziletleri|buharimüslimtirmizinesaimuvatta|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav)'dan bir gün sordular: "Ey Allah'ın Resulü! Allah yolunda yapılan cihada hangi amel denk olur?" "(Başka bir amelle)" dedi, "ona güç getiremezsiniz!" Soruyu soranlar ikinci ve hatta üçüncü sefer tekrar sordular. Resulullah her seferinde aynı cevabı verip: "(Bir başka amelle)" ona güç getiremezsiniz!" dedi ve sonra şunu ilave etti: "Allah yolundaki mücahidin misali gündüzleri ve geceleri hiç ara vermeden oruç tutup, namaz kılan, Allah'ın ayetlerine de itaatkar olan ve Allah yolundaki mücahide cihaddan dönünceye kadar namaz ve oruçtan hiç gevşemeyen kimse gibidir." |Buhari, Cihad 2; Müslim, İmaret 110, (1878); Tirmizi, Fedailu'l-Cihad 1, (1619); Nesai, Cihad 17, (6, 19); Muvatta, Cihad 1, (2, 443)|994
CİHAD BÖLÜMÜ|Cihad Ve Mücahidlerin Faziletleri|buharimüslimebu davudtirmizinesaiibnu mace|Ebu Said|Resulullah (sav)'a: "Ey Allah'ın Resulü! İnsanların en efdali kimdir?" diye soruldu. Şu cevabı verdi: "Allah yolunda malıyla canıyla cihad eden mü'min kişi!" "Sonra kim?" diye tekrar soruldu. Bu sefer: "Tenhalardan bir tenhaya Allah korkusuyla çekilip, insanları şerrinden bırakan kimsedir" diye cevap verdi. |Buhari, Cihad 2, Rikak 34; Müslim, İmaret 122, 123, 127, (1888); Ebu Davud, Cihad 5, (2485); Tirmizi, Fedailu'l-Cihad 24, (1660); Nesai, Zekat 74, (5, 83), Cihad 7, (6, 11); İbnu Mace, Fiten 13, (3978)|995
CİHAD BÖLÜMÜ|Cihad Ve Mücahidlerin Faziletleri|nesai|Ebu Saidi'l-Hudri|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Size, insanların en hayırlısı ve en şerlisini haber vermiyeyim mi! İnsanların en hayırlısı o kimsedir ki, kendi veya başkasının atı sırtında ya da yaya olarak, ölünceye kadar Allah yolunda çalışır, insanların en şerlisine gelince o da, Allah'ın Kitabını okuyup (emir ve yasaklarına) riayet etmeyen kimsedir." |Nesai, Cihad 8, (6,11-12)|996
CİHAD BÖLÜMÜ|Cihad Ve Mücahidlerin Faziletleri|muvattatirmizinesai|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Size insanların en hayırlısını haber vermiyeyim mi! O, atının yularından Allah yolunda tutan kimsedir. (Hayırda) bunu takip edeni haber vermiyeyim mi? O da koyunlarının peşine takılıp (insanları) terkeden, koyunlarda bulunan Allah'ın hakkını da ödeyen kimsedir. Size insanların en kötüsünü de haber vermiyeyim mi! O da, Allah'tan isteyip, Allah adına vermeyendir." |Muvatta, Cihad 4, (2, 445); Tirmizi, Fedailu'l-Cihad 18, (1652); Nesai, Zekat 74, (5, 83-84)|997
CİHAD BÖLÜMÜ|Cihad Ve Mücahidlerin Faziletleri|ebu davud|Ebu Ümame|Resulullah (sav) şöyle buyurdular: "Ümmetimin seyahati Allah yolunda cihaddır." |Ebu Davud, Cihad 6, (2486)|998
CİHAD BÖLÜMÜ|Cihad Ve Mücahidlerin Faziletleri|tirmizinesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah korkusuyla göz yaşı döken kimse, süt memeye geri dönmedikçe ateşe girmez. Bir kul üzerinde, Allah yolunda yapışan tozla, cehennemin dumanı biraraya gelmez." |Tirmizi, Fedailu'l-Cihad 8, (1633), Zühd 37, (2372); Nesai, Cihad 8, (6, 12)|999
CİHAD BÖLÜMÜ|Cihad Ve Mücahidlerin Faziletleri|tirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sav)'ın şöyle söylediğini işittim: "İki göz vardır, onlara ateş değemez: Allah için ağlayan göz ile, Allah yolunda uyanık sabahlayan göz." |Tirmizi, Fedailu'l-Cihad 7, (1632)|1000
CİHAD BÖLÜMÜ|Cihad Ve Mücahidlerin Faziletleri|müslimebu davudnesaiibnu mace|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdu ki: "Kafir ile onu öldüren ebediyyen cehennemde bir araya gelmezler, keza bir kulun karnında, Allah yolunda (yutulmuş olan) tozla cehennem ateşi bir araya gelmezler, keza, bir kulun kalbinde imanla hased bir araya gelmezler." |Müslim, İmaret 130, 131, (1891); Ebu Davud, Cihad 11, (2495); Nesai, Cihad 8, (6, 12-14); İbnu Mace, Cihad 9|1001
CİHAD BÖLÜMÜ|Cihad Ve Mücahidlerin Faziletleri|müslimnesai|Ebu Said|Resulullah (sav) bir gün şöyle dedi: "Kim Rabb olarak Allah'tan, din olarak İslam'dan, peygamber olarak Muhammed'den razı ise ona cennet vacib olmuştur." Bu söz hayretime gitti ve: "Ey Allah'ın Resulü, bir kere daha tekrar eder misiniz?" dedim. Aynen tekrar etti ve arkadan da şunu söyledi. "Bir başka şey daha var ki, Allah, onun sebebiyle, kulun cennetteki makamını yüz derece yüceltir. Bu derecelerden ikisi arasındaki uzaklık sema ile arz arasındaki mesafe gibidir." Ben: "Öyleyse bu nedir?" dedim. Şu cevabı verdi:  "Allah yolunda cihad, Allah yolunda cihad, Allah yolunda cihad." |Müslim, İmaret 116, (1884); Nesai, Cihad 18, (6,19-20)|1002
CİHAD BÖLÜMÜ|Cihad Ve Mücahidlerin Faziletleri|buharimüslimmuvattanesaiibnu mace|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah iki kişi hakkında güler: Bunlardan biri diğerini öldürmüş olduğu halde ikisi de cennete gider. Bunlardan diğeri, Allah yolunda cihad eder ve şehid olur. Allah katile mağfiretini ulaştırır, o da Müslüman olur, sonra Allah yolunda cihada katılır ve şehid olur (Böylece her ikisi de cennette buluşurlar)." |Buhari, Cihad 28; Müslim, İmaret 128, 129, (1890); Muvatta, Cihad 28, (2, 460); Nesai, Cihad 37, (2, 38); İbnu Mace, Mukaddime 13, (191)|1003
CİHAD BÖLÜMÜ|Cihad Ve Mücahidlerin Faziletleri|buharinesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim Allah'a iman ederek ve va'dini tasdik ederek, Allah yolunda (kullanmak üzere) bir at "tutarsa" bu atın yediği, teri, gübresi, bevli kıyamet günü terazisine girecektir, yani sahibine sevap olacaktır." |Buhari, Cihad 46; Nesai, Hayl 11|1004
CİHAD BÖLÜMÜ|Cihad Ve Mücahidlerin Faziletleri|müslimnesai|Ebu Mes'ud el-Bedri|Bir adam, Resulullah (sav)'a yularlanmış bir deve getirerek: "Bu Allah yoluna bağışımdır" dedi. Resulullah (sav) adama: "Buna karşılık sana, kıyamet günü, her biri yularlanmış yedi yüz deve vardır!" dedi. |Müslim, İmaret 132, (1892); Nesai, Cihad 46, (6, 49)|1005
CİHAD BÖLÜMÜ|Cihad Ve Mücahidlerin Faziletleri|tirmizi|Adiyy İbnu Hatim|Resulullah (sav)'a: "Sadakanın hangisi efdal (Allah nazarında en kıymetli)dir?" diye sorulmuştu, şu cevabı verdi: "Allah yolunda bir köleyi hizmete koymak veya Allah yolunda (askerler için) bir çadır kurmak (bağışlamak) veya döl alma yaşına basan bir deveyi (hibe, iare veya karz suretinde) bağışlamak." |Tirmizi, Fedailu'l-Cihad 5, (1626)|1006
CİHAD BÖLÜMÜ|Cihad Ve Mücahidlerin Faziletleri|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Zeyd İbnu Halid|Resulullah (sav) şöyle buyurdular: "Kim Allah yolunda bir askerin teçhizatını temin ederse bizzat gaza yapmış olur. Kim, gazaya çıkan bir askerin geride kalan ailesine hayırlı himayede bulunursa gaza yapmış olur." |Buhari, Cihad 38; Müslim, Emaret 135, 136, (1899); Ebu Davud, Cihad 21, (2509); Tirmizi, Fedailu'l-Cihad 6, (1628); Nesai, Cihad 44, (6, 46)|1007
CİHAD BÖLÜMÜ|Cihad Ve Mücahidlerin Faziletleri|ebu davud|Ebu Eyyub|Resulullah (sav)'ı dinledim şöyle demişti: "Size bir çok memleketlerin fethi müyesser kılınacak. Oralarda (komşu küffarla cihad için) toplanmış askeri birlikler göreceksiniz. Size bu birliklerle sefere çıkmak vazifesi verilecek. Bazılarınız onlarla (hasbi olarak) sefere çıkmak istemiyerek, adamlarının arasından sıvışıp gazveye (ücretsiz) katılmamanın yollarını arayacak. Arkadan da kendileriyle anlaşacak kabileler araştırıp, onlara: "Falanca orduya size bedel katılmam için beni ücretle tutacak yok mu, falanca orduya size bedel katılmam için beni ücretle tutacak yok mu?" diyecek. Bilesiniz, (hasbeten gazveye gitmekten kaçan bu adam) bir ücretlidir, son damlasına kadar kanını akıtsa da (gazi değildir, şehit sayılmaz, uhrevi ücretten mahrumdur)." |Ebu Davud, Cihad 30, (2525)|1008
CİHAD BÖLÜMÜ|Cihad Ve Mücahidlerin Faziletleri|muvatta|Zeyd İbnu Eşlem|Ebu Ubeyde, Hz. Ömer (ra)'e yazarak Rum cemaatlerini ve bunlardan duyduğu endişeyi belirtti. Hz. Ömer (ra) kendisine şu cevabı verdi: "Emma ba'd: Bil ki, mü'min bir kula nerede bir şiddet inecek olsa Allah ondan sonra bir ferec (kurtuluş) verir. Zira bir zorluk iki kolaylığa asla galebe çalamaz. Cenab-ı Hakk da Kur'an-ı Kerim'inde şöyle buyurmuştur: "Ey iman edenler, sabredin, düşmanlarınızdan daha sabırlı olun, cihada hazır bulunun, Allah'tan da korkun ki başarıya eresiniz." (Al-i İmran 200). |Muvatta, Cihad 6, (2,446)|1009
CİHAD BÖLÜMÜ|Şehadet Ve Şehidin Fazileti|buharimüslimtirmizinesai|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cennete giren hiç kimse dünyaya geri dönmek istemez, yeryüzünde olan her şey orada vardır. Ancak şehid böyle değil. O, mazhar olduğu ikramlar sebebiyle yeryüzüne dönüp on kere şehit olmayı temenni eder" Bir rivayette şu ziyade mevcut: "... Şehid hariç, o, şehidlik sebebiyle mazhar olduğu üstünlükler ve kerametler sebebiyle... (dönmek ister)" |Buhari, Cihad 5, 21; Müslim, İmaret 108, 109, (1877); Tirmizi, Fedailu'l-Cihad 13, (1643); Nesai, Cihad 30, 6, 32)|1010
CİHAD BÖLÜMÜ|Şehadet Ve Şehidin Fazileti|nesai|İbnu Ebi Umeyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah yolunda öldürülmem; bana bütün evlerde ve çadırda yaşayanların benim olmasından daha sevgilidir." |Nesai, Cihad 30, (6, 33)|1011
CİHAD BÖLÜMÜ|Şehadet Ve Şehidin Fazileti|buhari|Muğire|Muğire (ra) dedi ki: "Peygamberimiz (sav), Rabbimizin risaletini getirmiştir. Bir de bize bildirdi ki, bizden kim öldürülürse cennetlik olacaktır. Bu sebeple biz, ölümü, sizin hayatı sevdiğinizden daha çok seviyoruz." (Buhari, Kitabu't-Tevhid'de muallak olarak kaydetmiştir. Rezin tam olarak kaydeder.) |Buhari, Cizye 1, Tevhid 46|1012
CİHAD BÖLÜMÜ|Şehadet Ve Şehidin Fazileti|müslimmuvattanesai|Ebu Katade|Bir adam sordu: "Ey Allah'ın Resulü, Allah yolunda öldürüldüğüm takdirde, bütün hatalarım örtülecek mi?" Resulullah (sav): "Evet, sen sabreder, mükafaat bekler, geri kaçmadan ileri atılır vaziyette olduğun halde öldürülürsen!" diye cevap verdi. Ve adama sordu: "Nasıl sormuştun?" Adam sorusunu aynen yeniledi. Bunun üzerine aleyhissalatu vesselam Efendimiz sözlerini şöyle tamamladı: "Evet, (kul) borcu hariç, bütün günahların affedilecek. Zira Cebrail bu hususu bana haber verdi!" |Müslim, İmaret 117, (1885); Muvatta, Cihad 31, (2, 461); Nesai, Cihad 32, (2, 33)|1013
CİHAD BÖLÜMÜ|Şehadet Ve Şehidin Fazileti|müslim|Abdullah İbnu Amr İbni'l-As|Resulullah (sav) şöyle buyurdular: "Şehidin -borç hariç- bütün günahları affedilir." |Müslim, İmaret 118|1014
CİHAD BÖLÜMÜ|Şehadet Ve Şehidin Fazileti|tirmizi|Fadale İbnu Ubeyd|Hz. Ömer (ra)'i dinledim, "Hz. Peygamberden işittim" diyerek şu hadisi rivayet etti: "Dört çeşit şehid vardır: 1- İmanı kavi mü'min kişi düşmanla karşılaşır, öldürülünceye kadar Allah'a sadık kalır, işte bu kıyamet günü, insanların gıbta ile gözlerini kaldırıp bakacakları gerçek şehiddir. -Bunu yaparken başını kaldırır ve kalansuvesi   yere düşer- (Fadale der ki:) "Bu, Hz. Ömer'in kalansuvesi mi idi, yoksa Resulullah (sav)'ın kalansuvesi mi idi anlayamadım." 2- İmanı sağlam (ancak önceki kadar şecaat sahibi olmayan) bir mü'min düşmanla karşılaşır. Korkudan vücudu -talh ağacının dikeni batmış gibi- titrer. Bu sırada gelen serseri bir ok darbesiyle hayatını kaybeder. Bu, ikinci derecede bir şehiddir. 3- İyi amelle kötü ameli karıştırmış mü'min kişi, düşmanla karşılaşır. Bu karşılaşma esnasında (sabır ve şecaatte, şehidliğin mükafaatını beklemekte) Allah'a sadık kalır, öldürülünce bu üçüncü mertebede bir şehid olur. 4- Günahkar bir mü'min düşmanla karşılaşır, ölünceye kadar Allah'a sadık kalır. Bu da dördüncü derecede bir şehid olur." |Tirmizi, Fedailu'l-Cihad 14, (1644)|1015
CİHAD BÖLÜMÜ|Şehadet Ve Şehidin Fazileti|muvattabuharimüslim|Yahya İbnu Said|Resulullah (sav) (Bedir'de bizleri) cihada teşvik etti, cenneti hatırlattı. Bu sırada Ensar'dan biri, elindeki hurmalardan yemekte idi. Birden: "Ben şunları bitirinceye kadar oturacak olursam dünyaya fazla hırs göstermiş olacağım" dedi ve ellerindeki hurmaları fırlatarak kılıncını çekip öldürülünceye kadar savaştı. |Muvatta, Cihad 42, (2, 466); Buhari, Megazi, 17; Müslim, İmaret 145, (1901)|1016
CİHAD BÖLÜMÜ|Şehadet Ve Şehidin Fazileti|buharimüslim|Bera|Zırh giyinmiş bir adam gelerek: "Ya Resulullah! Hemen savaşa mı katılayım, Müslüman mı olayım?" diye sordu. Resulullah (sav): "Müslüman ol, sonra savaşa katıl!" dedi. Adam Müslüman oldu, savaşa katıldı ve öldürüldü. Resulullah (sav) onun hakkında: "Az bir amelde bulundu fakat çok şey kazandı" buyurdu. |Buhari, Cihad, 13; Müslim, İmaret, 144, (1900)|1017
CİHAD BÖLÜMÜ|Şehadet Ve Şehidin Fazileti|nesai|Raşid İbnu Sa'd|Raşid İbnu Sa'd, ashaba mensup birinden naklen anlatıyor: "Bir zat Resulullah'a gelip: "Ey Alah'ın Resulü, niye şehid dışında kalan mü'minler kabirde imtihan edilirler?" diye sordu. Resulullah şu cevabı verdi: "Şehidin ölüm anında tepesinin üstünde kılıç parıltısını hissetmesi imtihan olarak ona kafidir." |Nesai, Cenaiz 112, 3|1018
CİHAD BÖLÜMÜ|Şehadet Ve Şehidin Fazileti|tirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Şehidin ölüm (darbesinden) duyduğu ızdırab sizden birinin çimdikten duyduğu ızdırap kadardır." |Tirmizi, Fedailu'l-Cihad 26, (1668)|1019
CİHAD BÖLÜMÜ|Şehadet Ve Şehidin Fazileti|ebu davud|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Rabbimiz, Allah yolunda savaşan şu kimseye taaccüb etmiştir: Arkadaşları hezimete ugra(yıp kaçmış)tır. Ancak O, (kaçmanın haram olduğunu düşünerek) kendisine düşen sorumluluğun idrakiyle geri dönerek, öldürülünceye kadar düşmanla çarpışmıştır. Bunun üzerine Aziz ve Celil olan Allah, meleklere (iftiharla) şöyle der: "Şu kuluma bakın, benim nezdimde olan mükafaatı) düşünüp katımda olan (cezadan) korkarak geri döndü, öldürülünceye kadar savaştı." |Ebu Davud, Cihad 38, (2536)|1020
CİHAD BÖLÜMÜ|Şehadet Ve Şehidin Fazileti|ebu davud|Abdü'l'Habir İbnu Kays İbni Sabit İbni Kays İbni Şemmas (an ebihi an ceddihi)|Resulullah (sav)'a Ümmü Halid adında bir kadın yüzü örtülü olduğu halde gelerek Allah yolunda öldürülmüş olan oğlu hakkında sormak istedi. Ashab'tan biri kadına: "Sen, yüzü örtülü olduğun halde gelip oğlundan mı soracaksın?" dedi. Kadın: "Oğlumu kaybetti isem de hayamı kaybetmedim" dedi. Resulullah (sav) kadına: "Oğlun iki şehid mükafatı elde etmiştir!" dedi. Kadın: "Bunun sebebi nedir, ey Allah'ın Resulü?" diye sorunca şu cevabı verdi: "Çünkü onu Ehl-i Kitap öldürdü!" |Ebu Davud, Cihad 8, (2488)|1021
CİHAD BÖLÜMÜ|Şehadet Ve Şehidin Fazileti|müslimebu davudtirmizinesaiibnu mace|Sehl İbnu Huneyf|Resulullah (sav), "Kim sıdk ile Allah'tan şehid olmayı taleb ederse, Allah onu şehidlerin derecesine ulaştırır, yatağında ölmüş bile olsa" buyurdu." |Müslim, Cihad 156, 157, (1908, 1909); Ebu Davud, Salat 361, (1520); Tirmizi, Fedailul-Cihad 19, (1653); Nesai, Cihad 36, (6, 36); İbnu Mace, Cihad 15, (2797)|1022
CİHAD BÖLÜMÜ|Şehadet Ve Şehidin Fazileti|ebu davud|Ebu Malik el-Eş'ari|Resulullah (sav) buyurdu ki: "Kim Allah yolunda evinden ayrılır, sonra da öldürülür, yahut atı veya devesi (yere atıp) boynunu kırar veya bir zehirli sokar veya yatağında ölür ise, Allah'ın dilediği hangi musibetle ölmüş olursa olsun şehit olarak ölür." |Ebu Davud, Cihad 15, (2499)|1023
CİHAD BÖLÜMÜ|Şehadet Ve Şehidin Fazileti|ebu davud||Ebu Davud'un bir diğer rivayetinde geldiğine göre, "Resulullah (sav)'a: "Ey Allah'ın Resulü, kim cennete gidecek?" diye sorulmuş, o da şu cevabı vermiştir: "Peygamber cennetliktir, şehid cennetliktir, çocuk(ken ölen) cennetliktir, diri diri gömülen çocuk cennetliktir." |Ebu Davud, Cihad 27, (2521)|1024
CİHAD BÖLÜMÜ|Şehadet Ve Şehidin Fazileti|muvatta|Ebu'n-Nasr|Resulullah (sav) Uhud şehidlerine uğradı ve: "İşte bunlar var ya, bunlar için şehadet ederim" dedi. Ebu Bekir (ra): "Ey Allah'ın Resulü biz onların kardeşleri değil miyiz? Onlar nasıl Müslüman oldularsa biz de Müslüman olduk, onların cihad etmeleri gibi biz de cihad ediyoruz!" dedi. Resulullah şu cevabı verdi: "Evet (söylediğiniz hususlar doğru), ancak benden sonra ne gibi bid'alar çıkaracağınızı bilemiyorum." Hz. Ebu Bekir (ra) ağladı, ağladı ve sonra: "Yani biz senden sonraya mı kalacağız? (diye eseflendi)." |Muvatta, Cihad 32, (2, 461-62)|1025
CİHAD BÖLÜMÜ|Cihadın Vacip Oluşu Ve Cihada Teşvik Edici Hadisler|ebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Emiriniz, fazıl veya facir her nasıl olursa olsun, (onun emri altında) cihad etmeniz size farzdır. Keza, namazı da fazıl veya facir ve hatta kebair işlemiş bile olsa her Müslümanın, arkasında kılması bütün Müslümanlara farzdır." |Ebu Davud, Cihad 35, (2533)|1026
CİHAD BÖLÜMÜ|Cihadın Vacip Oluşu Ve Cihada Teşvik Edici Hadisler|ebu davudnesai|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Müşriklere karşı mallarınızla, canlarınızla ve dillerinizle cihad edin." |Ebu Davud, Cihad 18, (2504); Nesai, Cihad 1, (6, 7)|1027
CİHAD BÖLÜMÜ|Cihadın Vacip Oluşu Ve Cihada Teşvik Edici Hadisler|buharimüslimtirmizinesaiebu davud|İbnu Abbas|Resulullah (sav) Mekke'nin fethi günü buyurdular ki: "Artık bu fetihten sonra hicret yoktur. Fakat cihad ve niyyet vardır. Öyleyse askere çağrıldığınız zaman hemen silah altına koşun!" |Buhari, Cihad 1, 27, 194, Cizye 22, Hacc 43, Cezau's-Sayd 10; Müslim, İmaret 85, (1353), Hacc 445, (1353); Tirmizi, Siyer 33, (1590); Nesai, Cihad 15, (7, 146); Ebu Davud, Cihad 64, (2480)|1028
CİHAD BÖLÜMÜ|Cihadın Vacip Oluşu Ve Cihada Teşvik Edici Hadisler|müslimebu davudnesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim gazve yapmadan ve gaza yapmayı temenni etmeden ölürse nifaktan bir şube üzerine ölmüş olur." İbnu'l-Mübarek der ki: "Biz bunun Hz. Peygamber (sav)'ın sağlığına has bir keyfiyet olduğuna hükmetmiştik." |Müslim, İmaret 158, (1910); Ebu Davud, Cihad 18, (2502); Nesai, Cihad 2, (6, 8)|1029
CİHAD BÖLÜMÜ|Cihadın Vacip Oluşu Ve Cihada Teşvik Edici Hadisler|ebu davud|Ebu Ümame|Kim bizzat gazveye katılmaz veya bir gaziyi teçhiz etmez veya bir gazinin ailesini hayırlı bir şekilde himaye etmez ise, Allah kıyamet gününden önce ona hiç beklemediği bir musibet ulaştırır. |Ebu Davud, Cihad 18, (2503)|1030
CİHAD BÖLÜMÜ|Cihadın Vacip Oluşu Ve Cihada Teşvik Edici Hadisler|buharimüslimebu davud|Ebu'n-Nadr|Ebu'n-Nadr merhum Abdullah İbnu Ebi Evfa (ra)'dan naklen anlatıyor: "Resulullah (sav) düşmanla karşılaştığı günlerden birinde, güneşin meyletmesini bekledi. Sonra kalkıp yanındakilere şöyle dedi: "Ey insanlar, düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyin, Allah'tan afiyet dileyin. Ancak karşılaşacak olursanız sabredin, bilin ki cennet kılıçların gölgesindedir." En sonda Resulullah (sav) sözlerini şöyle tamamladı: "Ey Kitab'ı indiren, bulutları yürüten, (Hendek Savaşanda düşman müttefikler olan) Ahzab'ı hezimete uğratan Rabbimiz, bunları da hezimete uğrat ve onlar karşısında bize yardım et!" |Buhari, Cihad 156, 22, 32, 112, Temenni 8; Müslim, Cihad 20, (1742); Ebu Davud, Cihad 98, (2631)|1031
CİHAD BÖLÜMÜ|Cihadın Vacip Oluşu Ve Cihada Teşvik Edici Hadisler|nesai|Seleme İbnu Nüfeyl el-Kindi|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ümmetimden bir grup, hak yolunda mücadeleye (hiç ara vermeden) devam edecek, Allah da, onlar(la mücadele sebebi) ile bazı kavimlerin kalplerini saptıracak ve bunlardan (alınanlarla) onların rızkını sağlayacaktır, bu hal kıyamet gününe, Allah'ın va'dinin gelme anına kadar devam edecektir. Atın, kıyamete kadar alnında hayır bağlıdır. Rabbim bana, aranızda kalıcı değil, gidici olduğumu, ruhumu kabzedeceğini, sizin de beni, (birbirinizin boynunu vuran gruplar olarak) takib edeceğinizi bildirdi. Sakın birbirinizin boynunu vurmayın. Mü'minlerin (fitne sırasında emniyette olacakları) asıl yerleri Şam'dır." |Nesai, Hayl 1, (6, 214-215)|1032
CİHAD BÖLÜMÜ|Cihad'ın Adabı|tirmiziebu davud|Enes|Resulullah (sav) gazve yaptığı zaman: "Ey Rabbim sen benim destekçim ve yardımcımsın. Senin sayende çare düşünür, senin sayende saldırır, senin sayende mukatele ederim" derdi. |Tirmizi, Da'avat 132, (3578); Ebu Davud, Cihad 99, (2632)|1033
CİHAD BÖLÜMÜ|Cihad'ın Adabı|ebu davud|İbnu Ömer|Resulullah (sav) ve askerleri (sefer sırasında) tepeleri tırmandıkça tekbir getirirler, inişe geçince de teşbihte bulunurlardı. Namaz dahi buna göre vazedildi." |Ebu Davud, Cihad 78, (2595)|1034
CİHAD BÖLÜMÜ|Cihad'ın Adabı|ebu davud|Seleme İbnu'l-Ekva|Resulullah (sav) bir gazve sırasında başımıza Hz. Ebu Bekir (ra)'i komutan tayin etti. Bu seferde müşriklerden bir gruba gece baskını yaptık. Onlardan çokça öldürüldü. Ben kendi elimle yedi kişi öldürdüm. Bunlar, farklı ailelerdendi. O gün parolamız: "Ey Mansur (yardım gören) öldür, öldür!" idi. |Ebu Davud, Cihad 78, (2596), 102, (2638)|1035
CİHAD BÖLÜMÜ|Cihad'ın Adabı|tirmiziebu davud|Mühelleb İbnu Ebi Sufre|Resulullah (sav)'ı dinleyen birisinden, Efendimiz'in şöyle söylediğini naklediyor: "Düşman size gece baskını yaparsa "Ha-mim La yunsarün deyin." |Tirmizi, Cihad 11, (1682); Ebu Davud, Cihad 78, (2597)|1036
CİHAD BÖLÜMÜ|Cihad'ın Adabı|ebu davudbuharimüslim|Ka'b İbnu Malik|Resulullah (sav) gazveye çıkmaya karar verdiği zaman, şaşırtarak başka bir zan uyandırır ve: "Harb bir hiledir" derdi. |Ebu Davud, Cihad 101, (2637); Buhari, Cihad 157; Müslim, Cihad 18, (1740)|1037
CİHAD BÖLÜMÜ|Cihad'ın Adabı|ebu davudnesaimuvatta|Muaz İbnu Cebel|Resulullah (sav) buyurdular ki: Gazve iki çeşittir: Birincisi kişinin Allah'ın rızasını aramak için yaptığı gazvedir. Bu maksadla gazve yapan imama da itaat eder, en kıymetli şeyini harcar, ortağına kolaylık gösterir, fesaddan kaçınır. Bunun uykusu da uyanıklığı da tamamen kendisi için ücret olur. Bir de övünmek, riyakarlıkta bulunmak ve kendini satmak için savaşan, imama isyan eden, arzda fesad çıkaran kimse vardır. Böyle gazveden asgari ücreti bile elde edemez." |Ebu Davud, Cihad 25, (2515); Nesai, Cihad 46, (6, 49); Muvatta, Cihad 18 (2, 466)|1038
CİHAD BÖLÜMÜ|Cihad'ın Adabı|ebu davud|Kays İbnu Abbad|Resulullah (sav)'ın ashabı (ra) savaş sırasında ses çıkarmayı sevmezlerdi." |Ebu Davud, Cihad 112, (2656)|1039
CİHAD BÖLÜMÜ|Cihad'ın Adabı|rezin|Ebu'd-Derda|Anlattığına göre, cihada giderken, yola çıkıp, halkın geçeceği yere durarak, herkese duyuracak şekilde şöyle bağırırmış: "Ey insanlar: Kimin üzerinde bir borç olduğu halde, cihada katılır ve bilirse ki, öldüğü takdirde bu borç ödenmeyecektir, hemen geri dönsün, sakın peşime takılmasın. Zira, o, bu haliyle cihadın karşılığını alamaz." (Rezin'in ilavesidir.) |Rezin|1040
CİHAD BÖLÜMÜ|Cihada Niyette Sıdk Ve İhlas|buharimüslimtirmiziebu davudnesaiibnu mace|Ebu Musa|Hz. Peygamber (sav)'e, şecaat olsun diye veya hamiyyet (kavmi, ailesi, dostu) için veya gösteriş için mukatele eden kimseler hakkında sorularak bunlardan hangisi "Allah yolundadır?" dendi. Resulullah: "Kim, Allah'ın kelamı yücelsin diye mukatele ederse, o Allah yolundadır" diye cevap verdi." |Buhari, Cihad 15, Hums 10, İlm 35, Tevhid 28; Müslim, İmaret 149, (1904); Tirmizi, Fedailu'l-Cihad 16, (1646); Ebu Davud, Cihad 26, (2517); Nesai, Cihad 21; İbnu Mace, Cihad 13, (2783)|1041
CİHAD BÖLÜMÜ|Cihada Niyette Sıdk Ve İhlas|ebu davud|Ebu Hüreyre|Bir adam gelerek Hz. Peygamber (sav)'e: "Ey Allah'ın Resulü, bir kimse Allah yolunda cihad arzu ettiği halde bir de dünyalık isterse durumu nedir?" diye sordu. Şu cevabı verdi: "Ona hiçbir sevab yoktur!" Adam aynı soruyu üç sefer tekrar etti, Resulullah (sav) da her seferinde: "Ona sevab yoktur!" diye cevap verdi." |Ebu Davud, Cihad 25, (2516)|1042
CİHAD BÖLÜMÜ|Cihada Niyette Sıdk Ve İhlas|nesai|Şeddad İbnu'l'Had|Bir bedevi gelerek Resulullah (sav)'a iman etti. Sonra da sordu: "Seninle hicret edeyim mi?" Resulullah (sav) onu ashabından birine teslim edip meşgul olmasını söyledi. Sonra yapılan gazvede Resulullah (sav), bir miktar ganimet elde etmişti. Bunu taksim etti ve bedeviye de bir pay ayırdı. Bedevi: "Bu nedir?" diye sordu. Resulullah (sav): "Bu payı sana ayırdım" dedi. Adam: "Ben bunun için sana tabi olmuş değilim, ben -eli ile boğazını göstererek- şuraya bir ok atılıp ölmem ve cennete gitmem için sana tabi oldum" dedi. Resulullah (sav) da: "Sen Allah'a sadık oldun mu o da sana sadık olur (dilediğini verir)" dedi. Askerler bir müddet durdular. Sonra düşmanla mukatele etmek üzere kalktılar. Adamcağızı, az sonra sırtlayıp Hz.Peygamber (sav)'e getirdiler. Tam gösterdiği yere bir ok isabet etmiş ve ölmüştü. Resulullah (sav): "Bu, o adam mı?" diye sordu: "Evet, odur!" dediler. "Öyleyse o Allah'a doğru söyleyip sadakat gösterdi, Allah da ona sadakat gösterdi" dedi. Adam, Resulullah (sav)'ın cübbesi ile kefenlendi. Resulullah (sav) cenazeyi öne çıkardı, üzerine namaz kıldı. Okuduğu duadan işitilenler arasında şu da vardı: "Ey Allahım, bu senin bir kulundur. Senin yolunda hicret etmek üzere memleketinden ayrıldı. Şehid olarak öldürüldü. Ben buna şahidlik ediyorum." |Nesai, Cenaiz 61, (4, 60, 61)|1043
CİHAD BÖLÜMÜ|Cihada Niyette Sıdk Ve İhlas|ebu davudİbnu macebuharinesaimüslim|Abdurrahman İbnu Ebi Ukbe|Abdurrahman İbnu Ebi Ukbe, babasından naklediyor: Babası İran asıllı bir azadlı idi. Der ki: "Resulullah (sav) ile birlikte Uhud Savaşı'na katıldım. Müşriklerden bir adama darbeyi indirdim ve: "Al, bu sana benden, ben İranlı bir köleden!" dedim. (Sözlerimi işitmiş bulunan) Resulullah (sav) bana doğru baktı ve: "Niye, ben Ensari bir köleyim demedin? Bir kavmin kızkardeşlerinin oğlu o kavimden sayılır" dedi. (Bu hadisin son cümlesi diğer kitaplarda da yer alır) |Ebu Davud, Edeb 121, 5/23; İbnu Mace, Cihad 13, (2784); Buhari, Feraiz 24, Tirmizi, Menakıb 85, (3897); Nesai, Zekat 96, (5, 106); Müslim, Zekat 133, (1059)|1044
CİHAD BÖLÜMÜ|Kıtal Ve Gazve Ahkamı|müslimtirmiziebu davud|Büreyde|Resulullah (sav) bir ordunun veya seriyyenin başıa komutan tayin ettiği zaman, -hassaten komutana- Allah'a karşı muttaki olmasını, beraberindeki Müslümanlara da hayır tavsiye eder ve sonra şunları söylerdi: "Allah'ın adıyla ve Allah'ın rızası için savaşın. Allah'ı inkar eden kafirlerle çarpışın. Gaza edin fakat ganimete hıyanet etmeyin, haksızlıkda bulunmayın, ölülerin vücudlarına sataşıp burun ve kulaklarını kesmeyin, (önünüze çıkan) çocukları öldürmeyin! Müşrik düşmanlarla karşılaşınca onları önce üç şeyden birine çağır: Bunlardan birine cevap verirlerse onlardan bunu kabul et ve artık dokunma! Önce İslam'a davet et. İcabet ederlerse hemen kabul et ve elini onlardan çek. Sonra onları yurtlarından muhacirler diyarına hicrete davet et ve onlara haber ver ki, eğer bunu yapacak olurlarsa Muhacirleri va'dedilen bütün mükafaat ve vecibeler aynen onlara da terettüp edecektir. Hicretten imtina edecek olurlarsa bilsinler ki, Müslüman bedeviler hükmündedirler ve Allah'ın mü'minler üzerine cari olan hükmü onlara icra edilecektir; ganimet ve fey'den kendilerine hiçbir pay ayrılmayacaktır. Müslümanlarla birlikte cihada katılırlarsa o hariç, (o zaman ganimete iştirak ederler.) Bu şartlarda Müslüman olma teklifini kabul etmezlerse, onlardan cizye iste, müsbet cevap verirlerse hemen kabul et ve onları serbest bırak. Bundan da imtina ederlerse, onlara karşı Allah'tan yardım dile ve onlarla savaş. Bu durumda bir kale ahalisini muhasara ettiğinde onlar senden Allah ve Resulü'nün ahd ve emanını talep ederlerse kabul etme; onlar için, kendine ve ashabına ait bir eman tanı. Zira sizin kendi akdinizi veya arkadaşlarınızın ahdini bozmanız, Allah'ın ve Resulü'nün ahdini bozmaktan ehvendir. Eğer bir kale ahalisini kuşattığında onlar, senden Allah'ın hükmünü tatbik etmeni isterlerse sakın onlara Allah'ın hükmünü tatbik etme, lakin kendi hükmünü tatbik et. Zira Allah'ın onlar hakkındaki hükmüne isabet edip etmeyeceğini bilemezsin." |Müslim, Cihad 3, (1731); Tirmizi, Siyer 48, (1617), Diyat, 14, (1408); Ebu Davud, Cihad 90, (2612, 2613)|1045
CİHAD BÖLÜMÜ|Kıtal Ve Gazve Ahkamı|buharimüslimebu davud|Abdullah İbnu Avn|Nafi'ye yazarak savaştan önce (müşrikleri İslam'a) davet etme hususunda sordum. Şu cevabı verdi: Bu İslam'ın başında idi. Resulullah (sav) Beni Müstalik'e ani baskın yaptı. Adamları gafildi, hayvanları su kenarında sulanmakta idi. Savaşabilecekleri öldürdü, kadın ve çocuklarını da esir etti. O gün Cüveyriye (ra) validemizi esir almıştı. Bunu bana Abdullah İbnu Ömer (ra) rivayet etti. Abdullah bu orduya asker olarak katılmıştır. |Buhari, Itk 13; Müslim, Cihad 1, (1730); Ebu Davud, Cihad 100, (2633)|1046
CİHAD BÖLÜMÜ|Kıtal Ve Gazve Ahkamı|müslim|Ebu Musa|Resulullah (sav) ashabından birini herhangi bir iş için gönderince şu tenbihte bulunurdu: "Müjdeleyin. nefret ettirmeyin; kolaylaştırın, zorlaştırmayın." |Müslim, Cihad, (1732)|1047
CİHAD BÖLÜMÜ|Kıtal Ve Gazve Ahkamı|ebu davudtirmizi|Semure İbnu Cündeb|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Müşriklerin yaşlılarını öldürün, fakat tıfıllarına (şerh) yani henüz tüyü çıkmayanlara dokunmayın." |Ebu Davud, Cihad 121, (2670); Tirmizi, Siyer 28, (1583)|1048
CİHAD BÖLÜMÜ|Kıtal Ve Gazve Ahkamı|buharimüslimmuvattatirmiziebu davudibnu mace|İbnu Ömer|Resulullah (sav)'in katıldığı gazvelerden birinde öldürülmüş bir kadın bulundu. Resulullah (sav) bunun üzerine kadınları ve çocukları öldürmeyi yasakladı." |Buhari, Cihad 147, 148; Müslim, Cihad 24, (1744); Muvatta, 3, (2, 447); Tirmizi, Cihad 19, (1569); Ebu Davud, Cihad 34, (1667); İbnu Mace, 30, (2841)|1049
CİHAD BÖLÜMÜ|Kıtal Ve Gazve Ahkamı|tirmiziebu davudbuhari|Nu'man İbnu Mukarrin|Resulullah (sav) ile birçok gazvelere katıldım. (Şunu gördüm): Resulullah (sav), şafak sökünce, güneş doğuncaya kadar mukateleyi durdururdu. Güneş doğunca öğle vaktine kadar tekrar mukateleye geçerdi. Tam öğle vaktinde mukateleyi durdurur, güneş batıya meyledinceye kadar ara verirdi. Meyledince, ikindi vaktine kadar mukatele eder, ikindi vaktinde ikindi namazını kılıncaya kadar ara verir, sonra tekrar mukateleye geçerdi. (Ashab) derdi ki: "Bu vakitte (yani güneşin zevali vaktinde) yardım rüzgarları eser, mü'minler namazlarında orduları için dua ederler." |Tirmizi, Siyer 46, (1612); Ebu Davud, Cihad 111, (2655); Buhari, Cizye 1|1050
CİHAD BÖLÜMÜ|Kıtal Ve Gazve Ahkamı|müslimtirmiziebu davud|Enes|Resulullah (sav), sabah vakti baskın yapardı. (Yaklaştığı yerleşim bölgesine) kulak kabartır, (ezan okunup okunmadığını kontrol eder) ezan sesi işitecek olursa durur, işitmezse saldırıya geçerdi. |Müslim, Salat 9, (382); Tirmizi, Siyer 48, (1618); Ebu Davud, Cihad 100, (2634)|1051
CİHAD BÖLÜMÜ|Kıtal Ve Gazve Ahkamı|ebu davudtirmizi|İsam el-Müzeni|Resulullah (sav) bir ordu veya seriyye yola çıkardığı zaman, askerlere şunu tenbihlerdi: "Bir mecsid görür veya müezzini işitirseniz, orada kimseyi öldürmeyin." |Ebu Davud, Cihad 100, (2635); Tirmizi, Siyer 2, (1549)|1052
CİHAD BÖLÜMÜ|Kıtal Ve Gazve Ahkamı|ebu davud|El-Haris İbnu Müslim İbni'l-Haris|El-Haris İbnu Müslim İbni'l-Haris babasından Müslim İbnül-Haris (ra)'den naklediyor: Resulullah (a.s) bizi bir seriyye ile gazveye gönderdi. Baskın mahalline vardığımız zaman, atımı hızlandırdım ve arkadaşlarımı geçtim. Köy halkı beni imdat çığlıklarıyla karşıladı. Ben onlara: Lailahe illallah deyip kendinizi koruyun dedim. Öyle yaptılar. Arkadaşlarım beni bu davranışım sebebiyle "Ganimeti bize haram ettin" diyerek ayıpladılar. Resulullah (sav)'ın yanına dönünce, yaptığımı ona haber verdiler. Resulullah (sav) beni çağırttı. Yanına varınca davranışımdan dolayı takdir etti ve: "Bilesin, Allah (cc) senin için, o kurtardığın insanlardan her birisi sebebiyle şu şu kadar sevab yazmıştır" buyurdu. Sonra Resulullah (sav) bana: "Sana kendimden sonra bir tavsiye yazacağım" dedi ve yazıp, üzerini mühürleyip bana verdi." |Ebu Davud, Edeb 110, (5080)|1053
CİHAD BÖLÜMÜ|Kıtal Ve Gazve Ahkamı|ebu davud|Cündeb İbnu Mekis|Resulullah (sav) benim de katıldığım bir seriyye gönderdi. Orduya Benu'l-Mülevvah kabilesine baskın yapılması talimatını verdi. Yola çıktık. Kedid nam mevkiye geldiğimiz zaman el-Haris İbnu'l-Bersa el-Leysi ile karşılaştık. Onu yakaladık. Bize: "Ben Müslüman olmak arzusuyla geliyordum. Memleketten de Resulullah (sav)'a gitmek düşüncesiyle ayrılmıştım" dedi. Kendisine: "Eğer Müslümansan bizim sana bir gün bir gecelik bağımız zarar vermez, dediğin gibi değilsen sana karşı tedbirimizi tam yapmış oluruz" dedik ve bağlarını daha bir sıkıladık." |Ebu Davud, İmaret 137, (1896)|1054
CİHAD BÖLÜMÜ|Kıtal Ve Gazve Ahkamı|müslim|Ebu Said|Resulullah (sav) Beni Lihyan kabilesine bir askeri birlik gönder(meye karar ver)mişti: "Her iki kişiden biri atılsın, sevapta ortak olacaklar" buyurdu. |Müslim, İmaret, 1896|1055
CİHAD BÖLÜMÜ|Kıtal Ve Gazve Ahkamı|ebu davud|Ebu Said|Ebu Said (ra)'in bu rivayeti bir başka vecihte şöyledir: "Resulullah (sav) Beni Lihyan'a bir müfreze gönderdi. (Bunu tertiplerken) şöyle demişti: "Her iki kişiden biri (orduya katılmak üzere) çıksın!" Resulullah (sav), sonra oturanlara: "Sizden kim, gidenin ailesine ve malına iyi şekilde nezaret eder, hami olursa, ona gidenin sevabının yarısı eksiksiz verilir" buyurdu. |Ebu Davud, Cihad 21, (2510)|1056
CİHAD BÖLÜMÜ|Kıtal Ve Gazve Ahkamı|ebu davudtirmizi|İbnu Ömer|Ben bir seriyyeye katılmıştım. Askerler (bir ara) bir firarda bulundu, ben de onlar arasında idim . Oradan uzaklaşınca: "Şimdi ne yapacağız, cihaddan kaçtık, Allah'ın gazabıyla dönüyoruz" diye müzakere ettik. Sonunda: "Medine'ye girelim, bizi kimse görmez" diye düşündük. Ancak Medine'ye varınca: "Resulullah (sav)'a gidip, kendimizi arzederek, bizim için bir tevbe imkanı varsa onu yerine getirsek, yoksa geri gitsek" diye kararlaştırdık. Resulullah (sav)'a uğrayıp "Biz firarileriz!" dedik. Bize yaklaşarak: "Hayır, siz, firariler değil, savaşa tekrar dönmek üzere manevra yapmış kişilersiniz" buyurdu. Kendisine yaklaştık, mübarek ellerinden öptük. Bize: "Ben Müslümanların ilticagahıyım" dedi." |Ebu Davud, Cihad 106 (2647); Tirmizi, Cihad 36, (1716)|1057
CİHAD BÖLÜMÜ|Kıtal Ve Gazve Ahkamı|müslimtirmiziebu davud|Necdet İbnu Amir el-Haruri|Necdet İbnu Amir el-Haruri'den rivayet edildiğine göre, İbnu Abbas (ra)'a yazarak beş haslet hakkında sormuştur. 1- Resulullah (sav) gazveye çıkarken kadınları da alır mıydı? 2- Kadınlara ganimetten pay ayırır mıydı? 3- Savaş sırasında çocukları öldürür müydü? 4- Yetimin yetimliği ne zaman kalkar? 5- Hums (ganimetin beşte biri) kimler içindi? (Kavilerden Yezid İbnu Hürmüz der ki:) İbnu Abbas (ra), (mektubu yazarken şöyle) dedi: "Bir ilmi gizleme durumuna düşmüş olmasaydım asla cevap vermezdim." Sonra şu cevabı yazdı: "Bana yazıp "Resulullah (sav)'ın gazveye kadınları da götürüp götürmediğini" sordun. Evet, kadınları gazveye götürürdü. Onlar yaralıları tedavi ederlerdi. Kendilerine de ganimetten bir şeyler verilirdi. Hisseye gelince, kadınlara belli bir hisse ayırmazdı. Resulullah (sav) gazve sırasında çocukları öldürmezdi. Öyle ise onları sen de öldürme. Yine sen bana yazıp: "Yetimin yetimliği ne zaman kalkar?" diye soruyorsun. Kasem olsun kişi vardır, sakalı çıktığı (buluğa erdiği) halde hakkını almaktan hala acizdir.Öyle ise kendisi için, başkalarının aldığının iyisinden alan kimseden yetimlik kalkar. Yine sen bana yazıp "humstan kimlere verileceğini" soruyorsun. Ben: "Bu bize aittir" demiştim. Ancak kavmimiz bunu bize vermekten imtina etti." |Müslim, Cihad 137, (1812); Tirmizi, Siyer 8, (1556); Ebu Davud, Cihad 152, (2727, 2728)|1058
CİHAD BÖLÜMÜ|Kıtal Ve Gazve Ahkamı|müslim|Ümmü Atiyye|Ben Resulullah (sav) ile birlikte yedi ayrı gazveye çıktım. Ordugahlarda ben geride kalır, askerlere yemek yapar, yaralıları tedavi eder, hastalara bakardım. |Müslim, Cihad 142, (1812)|1059
CİHAD BÖLÜMÜ|Kıtal Ve Gazve Ahkamı|buhariebu davudtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) bizi (bir tecziye vazifesi ile Mekke'ye) gönderdi ve (Kureyş'ten iki kişinin ismini vererek) : "falanca ve falancayı yakalayabilirseniz onları ateşte yakın" dedi. (Hazırlıkları bitirip) tam Medine'den ayrılacağımız sırada (bizi çağırtarak): "Ben size falan ve falanı yakmanızı emretmiştim. (Sonra düşündüm ki) ateşle yakma cezasını vermek Allah'a aittir. Onları yakalarsanız öldürün" |Buhari, Cihad 149; Ebu Davud, Cihad 122, (2674); Tirmizi, Siyer 20, (1571)|1060
CİHAD BÖLÜMÜ|Kıtal Ve Gazve Ahkamı|ebu davud|Urve|Urve, Hz. Üsame İbnu Zeyd (ra)'den naklen anlatıyor: "Resulullah (sav) bana: "Übna'ya sabahleyin baskın yap ve yak" dedi." Ebu Müshir'e soruldu. Übna nedir? "Evet, haklısınız" dedi, "bunu biz daha iyi biliriz. O, (bildiğimiz) Filistin'deki Yübna'dır." Übna veya Yübna, Filistin'de, Askalan ile Ramle arasında bir yerin adıdır." |Ebu Davud, Cihad 90, (2616)|1061
CİHAD BÖLÜMÜ|Kıtal Ve Gazve Ahkamı|buharimüslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav): "Sizden iki kişi kavga edecek otursa, yüze vurmaktan kaçınsınlar" buyurdu. |Buhari, Itk 20; Müslim, Birr 117, (2613)|1062
CİHAD BÖLÜMÜ|Kıtal Ve Gazve Ahkamı|ebu davud|İbnu Ya'la|Abdurrahman İbnu Halid İbnu Velid ile birlikte gazveye çıktık. Bize, düşmandan, ızbandut gibi dört tanesini yakalayıp getirdiler.Derhal öldürülmelerini emretti ve hemen ok atılarak öldürüldüler." Bu haber Ebu Eyyub el-Ensari (ra)'e ulaştı. O şunu söyledi: "Resulullah (sav) bu çeşit öldürmeyi yasakladı. Nefsimi kudret elinde tutan Zat-ı Zülcelal'e kasem olsun, (değil insan) bir tavuk bile olsa onu öldürücü atışlar için hedef kılmayız." Ebu Eyyub'un bu sözü Abdurrahman'a ulaşınca dört köle azad etti." |Ebu Davud, Cihad 129, (2687)|1063
CİHAD BÖLÜMÜ|Kıtal Ve Gazve Ahkamı|ebu davud|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Öldürme hususunda insanların en iffetlisi iman ehlidir." |Ebu Davud, Cihad 120, (2666)|1064
CİHAD BÖLÜMÜ|Kıtal Ve Gazve Ahkamı|buhari|Abdullah İbnu Yezid el'Ensari|Resulullah (sav) nühba (arsızlıkla alma) ve müsle'yi yasakladı." |Buhari, Mezalim 30, Zebaih 25|1065
CİHAD BÖLÜMÜ|Kıtal Ve Gazve Ahkamı|buhari|İbnu Abbas|"Müşrikler, Hz. Peygamber (sav) ve mü'minler karşısında iki kısımdı. Ehl-i harb olan müşrikler, ki Resulullah (sav) kendileriyle savaş halinde idi. Bir de ehl-i ahd yani aralarında antlaşma yapılmış olan müşrikler vardı. Onlarla savaşılmıyordu. Onlar da Resulullah (sav)'a, karşı savaşmıyorlardı. Ehl-i harb'ten bir kadın hicretle geldiği zaman, hayız olup temizleninceye kadar evlenmek üzere istetilmiyordu. Temizlenince onun nikahlanması helal oluyordu. Şayet nikahtan önce, kadının kocası da hicret ederek gelecek olsa, kadın kendisine veriliyordu. Ehl-i harbten bir köle veya cariye hicret edecek olsa bunlar hür olur ve Muhacirlerin bütün haklarını elde ederler." Sonra İbnu Abbas (ra), -Mücahidin rivayetinde olduğu şekilde- Ehl-i ahdia ilgili olarak rivayete devam etti: "...kendileriyle antlaşma yapılmış müşriklere ait bir köle veya cariye hicret edecek olsa, bunlar da iade edilmezlerdir ancak değerleri ne ise o ödenirdi." İbnu Abbas devamla der ki: "Kureybe Bintu Ebi Umeyye Hz. Ömer'in yanında idi, boşadı. Kadınla, Muaviye İbnu Ebi Süfyan evlendi. Ümmül-Hakem Bintü Ebi Süfyan da Iyaz İbnu Ganem el-Fıhri'nin nikahı altında idi. O da bunu boşadı. Ümmül-Hakem'le de Abdullah İbnu Osman es-Sakafi evlendi." |Buhari, Talak 19|1066
CİHAD BÖLÜMÜ|Cihada Müteallik Hadisler|müslimebu davudnesaiibnu mace|Abdullah İbnu Amr İbnul-As|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah yolunda cihada çıkıp gazve yapan selamete erip ganimetle dönen her ordu ve her seriyye ahirette elde edeceği mükafaatın üçte ikisine dünyada kavuşmuş olur. Hiçbir ganimet elde edemeyen, korku geçiren ve musibetlere maruz kalan her ordu ve her seriyye ise (ahirette) tam ücrete erer." |Müslim, İmaret 153, (1906); Ebu Davud, Cihad 13, (2785); Nesai, 15, (6, 17, 18); İbnu Mace, Cihad 13,(2785)|1067
CİHAD BÖLÜMÜ|Cihada Müteallik Hadisler|müslim|Cabir|Biz bir gazvede Resulullah (sav) ile beraberdik, bir ara şöyle buyurdular: "Medine'de kalan öyleleri var ki, kateddiğiniz her mesafe ve geçtiğiniz her vadide ayrıca sizinle berabermiş gibi sevabınıza eksiksiz ortak oluyorlar. Bunlar, (cihada katılmayı can u gönülden arzulayıp da) özürleri sebebiyle orada kalanlardır." Bu rivayeti Buhari ve Ebu Davud, Hz. Enes (ra)ten tahric etmişlerdir. |Müslim, İmaret 159, (1911)|1068
CİHAD BÖLÜMÜ|Cihada Müteallik Hadisler|buhariebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav)'ı işittim şöyle diyordu: "Zincirlere bağlı olarak cennete sevkedilen bir zümrenin haline Rabbimiz taccüb (hayret) etti" Ebu Davud: "Harp esiri yakalanır, zincire vurulur sonra da Müslüman olur" diyerek açıklamıştır. |Buhari, Cihad 144; Ebu Davud, Cihad 124, (2677)|1069
CİHAD BÖLÜMÜ|Cihada Müteallik Hadisler|buharimüslimebu davudnesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: "İmam bir perdedir, onunla birlikte (düşmana karşı) savaş yapılır." |Buhari, Cihad, 109, Ahkam 1; Müslim, İmaret 43, (1841); Ebu Davud, Cihad 163, (2757); Nesai, Büyu, 30, (7,155)|1070
CİHAD BÖLÜMÜ|Cihada Müteallik Hadisler|müslimebu davud|Enes|Eşlem kabilesinden bir genç: "Ey Allah'ın Resulü! Ben gazveye katılmak istiyorum, ancak gazve için gerekli teçhizatı temin edecek malım yok!" dedi. Hz. Peygamber (sav): "Öyleyse falancaya git. O hazırlık yapmıştı ama hastalandı (gelemeyecek)" dedi. Genç o adama gidip: "Resulullah (sav)'ın sana selamı var, cihad için hazırladığın teçhizatı bana vermeni söyledi" dedi. Adam, ismen çağırarak hanımına: "Hanım! Cihad için hazırladığım teçhizatı şu gence ver, onlardan hiçbir şeyi alıkoyup esirgeme, Allah'a kasem olsun, esirgemeden her ne verirsen hakkında mübarek kılınır" dedi. |Müslim, İmaret 134, (1894); Ebu Davud, Cihad 177, (2780)|1071
CİHAD BÖLÜMÜ|Cihada Müteallik Hadisler|ebu davud|Semure İbnu Cündeb|Emma ba'd, bilesiniz, Resulullah (sav) atlarımıza "Allah'ın atları" diye isim verdi. Bize, korktuğumuz zaman cemaat olmamızı, savaştığımız zaman da sabırlı ve sakin olmamızı emrederdi." |Ebu Davud, Cihad 54, (2560)|1072
CİHAD BÖLÜMÜ|Cihada Müteallik Hadisler|ebu davudtirmiziibnu mace|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "En hayırlı arkadaş (grubu) dört kişiliktir. En hayırlı askeri birlik dört yüz kişiliktir. En hayırlı ordu dört bin kişidir. On iki bin kişi, sayıca az diye maglub edilemez." |Ebu Davud, Cihad 89, (2611); Tirmizi, Siyer 7, (1555); İbnu Mace, Cihad 25, (2827)|1073
CİHAD BÖLÜMÜ|Cihada Müteallik Hadisler|buharimüslimtirmiziebu davud|Ebu Talha|Resulullah (sav) bir kavme galebe çalınca, (evler arasındaki) boş bir arsada üç gece ikamet ederdi." |Buhari, Cihad 185, Megazi 7; Müslim, Cennet 78, (2875); Tirmizi, Siyer 3, (1551); Ebu Davud, Cihad 131, (2695)|1074
CİHAD BÖLÜMÜ|Cihada Müteallik Hadisler|müslimebu davud|İmran İbnu'l-Husayn|Sakif, Beni Ukayl'in müttefiki idi. Sakifliler, Resulullah (sav)'ın ashabından iki kişiyi esir ettiler. Buna mukabil Müslümanlar da Beni Ukayl'dan bir kişiyi esir ettiler, adamla birlikte Adba adlı deveyi de ele geçirdiler. Adam bağlı halde iken Resulullah (sav) yanına geldi. Adam: "Ey Muhammed!" dedi. Resulullah (sav): "Ne istiyorsun?" diye sordu: "Beni niye yakaladınız, hacıları geçene (yani Adba'ya) niye el koydunuz?" dedi. Resulullah (sav) meseleyi büyütmek için: "Seni müttefiklerin olan Sakifin cinayetinden dolayı yakaladım!" cevabını verdi, sonra oradan ayrılıp gitti. Adam tekrar seslenerek: "Ey Muhammed! Ey Muhammed" dedi. Resululah (sav) merhametli ve nezaketli idi. Adama dönerek: "Ne istiyorsun?" dedi. Adam: "Ben Müslümanım!" dedi. Resulullah (sav): "Sen bunu, daha önce, kendi umuruna malik iken söylemiş olsaydın, tamamiyle kurtulurdun" dedi ve adamdan uzaklaştı. Adam tekrar: "Ey Muhammed, ey Muhammed!" diye bağırdı. Resulullah (sav) geri gelerek: "Ne istiyorsun?" dedi. Adam: "Açım, doyur beni, susadım, su ver bana!" dedi. Resulullah (sav): "Hacetin bu mu?" dedi. Adam öbür iki kişiye mukabil fidye yapıldı. Ravi İmran sözüne şöyle devam etti: "Ensar'dan bir kadın esir edildi. Adba dahi ele geçirildi. Kadın bağa vurulmuştu. Halk develerini evlerinin önünde dinlendiriyorlardı. Bir akşam bu kadın ipten boşanarak develerin yanına geldi. Kadın deveye yaklaştı mı deve böğürüyordu. O da birini bırakıp öbürüne yaklaşıyordu. Sonunda Adba'ya yaklaştı. Bu böğürmedi." Ravi der ki: "Bu pişkin bir deve idi" -bir rivayette: "O terbiyeden geçmiş bir deve idi" denmiştir. Ebu Davud'da: "Uysal bir deve" denmiştir. Kadın devenin arkasına bindi, hayvanı sürüp yola revan oldu. Kadının kaçtığını hissettiler, arayıp taradılar, ama bulamadılar. Kadın, Allah kendisine kurtulma nasib ederse, deveyi Allah için kurban etmeyi adadı. Medine'ye gelince, halk onun kurtulduğunu görünce: "Adba, Resulullah (sav)'ın devesi!" diye bağrıştı. Kadın: "Ben nezretmişim. Allah beni kurtarırsa onu kurban edeceğim diye!" dedi. Resulullah (sav)'a, gelip bu durumu haber verdiler. O: "Sübhanallah! Hayvancağıza ne kötü mükafaat vermiş: Allah onu, bunun üzerinde kurtarırsa o tutup bunu kesecek ha! Olacak şey mi? Hayır! Günah olan bir nezre uyulmaz, şahsen sahip olmadığı bir şey üzerine yaptığı nezre de uymaz!" dedi. |Müslim, Nüzur 8, (1641); Ebu Davud, Eyman 28, (3316)|1075
CİHAD BÖLÜMÜ|Cihada Müteallik Hadisler|tirmizi|İbnu Abbas|Müşrikler, bir müşrikin cesedini parayla satın almak istediler. Resulullah (sav) bunun para ile satılmasına karşı çıktı. |Tirmizi, Cihad 35, (1715)|1076
CİHAD BÖLÜMÜ|Eman Ve Sulh|ebu davud|Osman İbnu Ebi Hazım|Osman İbnu Ebi Hazım, babası vasıtasıyla dedesi Sahr (ra)'dan rivayet ediyor: "Resulullah (sav) Taife karşı gazveye çıkmıştı. Sahr bunu işitir işitmez, Resulullah (sav)'a imdad etmek üzere bir grup atlıyla hareket etti. Ancak, Resulullah (sav)'ı fetih yapmadan geri dönmüş buldu. Sahr, o gün Allah'a yemin ederek: "Şu Kasr, Resulullah (sav)'ın hükmüne boyun eğmedikçe kuşatmayı kaldırmayacağım" dedi ve oradan ayrılmadı. Nihayet içeridekiler Resulullah (sav)'ın hükmüne boyun eğdiler. Sahr, Resulullah (sav)'a şöyle yazarak durumu bildirdi: "Emma ba'd: Ey Allah'ın Resulü! Sakif senin hükmüne boyun eğmiştir. Ben, onları süvariler arasında getiriyorum." Resulullah (sav) "Es-salatu Camiatun" diye nida edilmesini emretti. Kahraman (yani Sahr) için: "Rabbim, şu kahramana atlarını adamlarını mübarek kıl!" diye on kere dua etti. Derken halktan bir grup Resulullah (sav)'ın yanına geldi. Muğire İbnu Şu'be söz alıp: "Ey Allah'ın Resulü! Sahr, halamı yakaladı. Halbuki halam Müslümanların girdiği şeye (imana) girmişti" dedi. Resululah (sav) onları çağırıp: "Ey Sahr, bir kavm Müslüman oldu mu, artık kanlarını da mallarını da korumuş olurlar. Muğire'ye halasını iade et!" dedi. O da kadını ona iade etti. Sahr, Beni Süleym'e ait olan bir suyu Hz. Peygamber (sav)'den istedi. Beni Süleym, İslam'dan kaçarak bu suyu terketmişti. Sahr: "Ey Allah'ın Resulü, beni ve kavmimi oraya yerleştir!" dedi. Resulullah (sav): "Pekala!" dedi ve onu oraya yerleştirdi: Sonra Süleymiler Müslüman oldular ve Sahr'a gelip suyu kendilerine iade etmesini söylediler. Sahr, buna imtina edince Süleymiler, Resulullah (sav)'a başvurdular: "Ey Allah'ın Resulü, biz Müslüman olduk, suyumuzu idde etmesi için Sahr'a geldik. O imtina edip vermedi" dediler. Resulullah (sav) Sahr'ı çağırttı. Gelince: "Ey Sahr, bir kavm Müslüman olunca mallarını ve kanlarını korurlar, bunlara sularını geri ver!" diye emretti. Sahr: "Başüstüne ey Allah'ın Resulü!" dedi. Ravi der ki: "Ben Resulullah (sav)'ın yüzünün bu sırada suyu Sahr'dan geri almaktan duyduğu haya sebebiyle genç kızın yüzü gibi kızardığını gördüm." |Ebu Davud, Haraç 36, (3067)|1077
CİHAD BÖLÜMÜ|Eman Ve Sulh|ebu davudnesai|Zeyd İbnu Abdillah|Biz Basra'da Mirbed denen yerde idik. Saçları dağınık, bir adam geldi, elinde kırmızı renkli bir deri parçası vardı. Kendisine: "Köylüsün galiba." dedik. "Evet!" dedi. "Elindeki şu deri parçasını bize ver (de ne var bir bakalım)!" dedik. Hemen alıp içindekini okuduk. Şu yazılı idi: "Allah'ın Resulü Muhammed'den Beni Züheyr İbnu Kays'a. Siz, şayet Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın elçisi olduğuna şehadet eder, namaz kılar, zekat verir, ganimetten beşte biri, Peygamber'in hissesini ve 'safiyy payı'nı eda ederseniz, sizler Allah ve Resulü'nün emanıyla emniyette olursunuz." Biz: "Bu mektubu size kim yazdı?" diye sorduk. "Resulullah (sav)" dedi. |Ebu Davud, Haraç 21, (2999); Nesai, Fey 1, (7, 134)|1078
CİHAD BÖLÜMÜ|Eman Ve Sulh|ebu davud|Amir İbnu Şehr|Resulullah (sav) (peygamber olarak ortaya) çıktığı zaman, Hamdan kabilesi bana: "Gidip şu adam hakkında araştırıp bize haber getirebilir misin? Şayet bizim adımıza memnun kalırsan biz de onu kabul ederiz, şayet beğenmediğin bir husus olursa biz de reddederiz" dediler. Ben de: "Pekala!" dedim. Yola çıkıp Hz. Peygamber (sav)'in yanına kadar geldim. (Gördüm, inceledim ve) memnun kaldım. Kavmim de Müslüman oldu. Resulullah (sav), Ümeyr Zi Merran'a şu mektubu yazdı. Ravi devamla der ki: Resulullah (sav) Malik İbnu Mirare er-Rehavi'yi Yemen'in tamamına (elçi olarak) yolladı. Akk Zü Hayvan Müslüman oldu. Ravi devamla der ki: "Akk'a: "Resulullah (sav)'a git, köyün ve malın için kendisinden eman al" dendi. O da hemen Resulullah (sav)'a geldi. Resulullah (sav) kendisine şu eman mektubunu yazdı: "Bismillahirrahmanirrahim, Allah'ın Resulü Muhammed'den Akk Zü Hayvan'a: "Eğer arazisinde, malında, kölesinde (İslam'a) sadık kalırsa, kendisine eman vardır, Allah'ın ve Allah'ın Resulü Muhammed'in garantisi vardır. Bu emanı Halid İbnu Said İbni'l-As yazdı." |Ebu Davud, Haraç 27, (3027)|1079
CİHAD BÖLÜMÜ|Eman Ve Sulh|ebu davud|Ka'b İbn Malik|Ka'b İbnu'l-Eşref, Resulullah (sav)'ın aleyhine hicviyeler düzüyor ve bunlarla Kureyş kafirlerini, ona karşı tahrik ediyordu. Resulullah (sav) Medine'ye hicretle geldiği zaman, şehrin ahalisi kozmopolitti: Bir kısmı Müslüman, bir kısmı putlara tapan müşrik, bir kısmı da Yahudi idi. Yahudiler, Resulullah (sav) ve ashabına rahatsızlık veriyorlardı. Cenab-ı Hakk, Resulü'ne (sav) sabır ve af emrediyordu. Allah şu ayeti onlar hakkında inzal buyurmuş idi. (mealen): "Hiç şüphesiz, sizden önce kitap verilenlerden ve Allah'a eş koşanlardan çok üzücü sözler işiteceksiniz. Sabreder ve Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız bilin ki, bu üzerinizde sebat edilecek işlerdendir." (Al-i İmran 186). Ka'b İbnu'l-Eşref, Hz. Peygamber (sav)'e eza vermekten bir türlü vazgeçmiyordu. Sonunda Resulullah (sav) Sa'd İbnu Mu'az (ra)'a, onu öldürecek birini yollamasını emretti. Onu Muhammed İbnu Mesleme (ra) öldürdü. Ka'b öldürülünce, Yahudiler ve müşrikler çok korktular. Resulullah (sav)'a gelerek: "Arkadaşımızı geceleyin kapısını çalarak öldürdüler" dediler. Resulullah (sav) onlara Ka'b İbnu'l-Eşref'in geçmişte söylediklerini hatırlattı. Sonra da hepsini kendisiyle onlar arasında yapılacak ve (şerirlerin uyarak sıkıntıları) sona erdirecek bir antlaşma imzalamaya çağırdı. Resulullah (sav) onlarla kendisi ve bütün Müslümanlar arasında muteber olacak yazılı bir antlaşma yaptı. |Ebu Davud, Haraç 22, (3000)|1080
CİHAD BÖLÜMÜ|Eman Ve Sulh|ebu davud|İbnu Abbas|Resulullah (sav), Necranlılarla iki bin takım elbise üzerine sulh yaptı. Yarısını Safer ayında, yarısını da Recep ayında Müslümanlara teslim edeceklerdi. Ayrıca gazvede kullanmak üzere ariyeten otuz zırh, otuz at, otuz deve ve her çeşit silahtan otuzar aded vereceklerdi. Müslümanlar, bunları, Yemenide ihanetli bir harb olduğu takdirde Necranlılardan alıp kullanacaklar, sonra iade edeceklerdi. Buna mukabil Müslümanlar da Hıristiyan mabedlerini yıkmayacaklar, dini-ilmi reislerine dokunmayacaklar, bir hadise çıkarmayıp yahut da faiz yemedikleri müddetçe dinlerinde rahatsız etmeyeceklerdir. |Ebu Davud, Haraç 30, (3041)|1081
CİHAD BÖLÜMÜ|Eman Ve Sulh|ebu davud|Ziyad İbnu Hudeyr|Hz. Ali (ra) buyurdu ki: "Eğer sağ kalırsam, Beni Tağlib Hıristiyanlarının eli kılınç tutanlarını öldürüp, çocuklarını esir edeceğim. Çünkü Resulullah (sav)'ın onlarla yaptığı antlaşmayı elimle bizzat yazdım: "Çocuklarını Hıristiyanlaştırmayacakları" şartı vardı." |Ebu Davud, Haraç (30,40)|1082
CİHAD BÖLÜMÜ|Eman Ve Sulh|ebu davud|İrbaz İbnu Sariye es-Sülemi|Resulullah (sav)'la Hayber Kalesine indik. Beraberinde başka birçok Müslüman da vardı. Hayber'in sahibi (lideri) cebbar, mütekebbir birisi idi. Resulullah (sav)'a gelerek: "Ey Muhammed! Sizin eşeklerimizi kesmeye, meyvelerimizi yemeye, kadınlarımızı dövmeye hakkınız mı var?" dedi. Resulullah (sav) bu sözlere öfkelenerek emretti: "Ey İbnu Avf, merkebine bin ve şöyle nida et: "Haberiniz olsun, cennet sadece mü'minlere helaldir, namaz kılmak üzere toplanın!" Ravi, devamla, der ki: "Cemaat toplandı. Resulullah (sav) onlara namaz kıldırdı. Sonra da kalkıp şunları söyledi: "Sizden biri, (rahat) koltuğuna kurulup, Allah'ın sadece şu Kur'an'da yazdıklarını mı haram ettiğini sanıyor? Haberiniz olsun, vallahi ben (Allah'ın yasaklarını) duyurdum, (Kur'an'da olmayan hayırlar) emrettim, birçok şeylerden sizleri yasakladım; bunlar, Kur'an'ın bir misli kadar ve belki de daha çoktur. Allah Teala hazretleri, Ehl-i Kitabın evlerine izinsiz girmenizi helal kılmamıştır. Kadınları dövmenizi, borçlarını (olan cizyeyi) verdikten sonra meyvelerini yemenizi de helal kılmamıştı." |Ebu Davud, Haraç 33, (3050)|1083
CİHAD BÖLÜMÜ|Eman Ve Sulh|ebu davud||Cüheyneli bir adam anlatmıştır: "Resulullah (sav) buyurdu ki: "Sizler muhtemelen bir kavimle savaşıp onlara galebe çalacaksınız. Onlar mallarıyla kendilerini ve çocuklarını size karşı koruyacaklar." Said (İbnu Mansur) rivayetinde der ki: "Sizinle belli şartlarla sulh yaparlar." (Bu cümleden sonra Müsedded ve Said İbnu Mansur şu ifadede) ittifak ederler: "... Artık onlardan (sulh sırasında belirlenenden) başka bir şey alamazsınız. Zira bu size yakışmaz." |Ebu Davud, Haraç 33, (3051)|1084
CİHAD BÖLÜMÜ|Eman Ve Sulh|ebu davudtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) şöyle buyurdular: "Müslümanlar arasında, haramı helal, helali de haram etmedikçe sulh caizdir." Yine buyurdular ki: "Müslümanlar haramı helal, helali de haram etmedikçe kabul etmiş bulundukları şartlara uyarlar." |Ebu Davud, Akdiye 12, (3394); Tirmizi, Ahkam 17, (1352)|1085
CİHAD BÖLÜMÜ|Eman Ve Sulh|muvatta|İbnu'l-Müseyyeb|Resulullah (sav) Hayber Yahudilerine şunu söyledi: "Mahsulat, sizinle bizim aramızda olmak şartıyla sizi Allah'ın bıraktığı müddetçe yerinizde bırakıyorum." Resulullah (sav) Hayber'e (tahminci olarak) Abdullah İbnu Revaha (ra)'yı gönderdi. Resulullah (sav)'la Yahudiler arasında, mahsulün miktarını tahmin ve takdir işini o yapmış, neticede, onlara: "İsterseniz siz alın, isterseniz bana kalsın" demişti. Yahudiler mahsulün kendilerine kalmasını tercih ettiler. |Muvatta, Müsakat 1, (2, 703)|1086
CİHAD BÖLÜMÜ|Eman Ve Sulh|buhariebu davud|İbnu Ömer|Hayber halkı dediler ki: "Ey Muhammed, bizi bırak, burada kalalım, araziyi ıslah edip işleyelim." Resulullah (sav) da her ekinin ve Resulullah (sav)'ın uygun göreceği her bir şeyin mahsulünün yarısı onların olmak şartıyla araziyi onlara bıraktı. Abdullah İbnu Revaha (ra), her yıl oraya gelir, miktarı tahmin eder ve yarısının karşılığını onlardan alırdı. Yahudiler, Abdullah'ı tahminde gösterdiği titizlik sebebiyle Hz. Peygamber (sav)'e şikayet ettiler. Hatta bir ara (lehlerine gevşek davranması için) rüşvet vermek istediler. Abdullah onlara: "Bana haram mı yedirmek istiyorsunuz. Vallahi ben en ziyade sevdiğim insanın yanından geldim. Sizin topunuz bana maymunlar ve hınzırlardan daha menfurdur. Buna rağmen, benim size olan buğzum, size karşı adil olmama mani değildir." Yahudiler, Abdullah (ra)'ı takdir edip: "İşte bu adalet ve doğrulukla semavat ve arz nizam içinde ayakta durur" dediler. Resulullah (sav), her bir hanımına her yıl seksen vask hurma, yirmi vask arpa veriyordu. Hz. Ömer (ra) zamanında, Yahudiler Müslümanlara hile yaptılar İbnu Ömer (ra)'i bir evin damında uyurken geceleyin aşağı attılar, el ve (ayak) bileklerini çıkardılar. Hz. Ömer İbnu'l-Hattab: "Hayber'de hissesi olan hazırlansın, aralarında taksim edelim" dedi. (Taksim edileceği zaman) reisleri: "Bizi buradan çıkarma. Bizi Resulullah (sav) ve Hz. Ebu Bekir'in yaptıkları gibi yerlerimizde bırak" dedi. Hz. Ömer (ra) ona: "(Kararımızda) Resulullah (sav)'ın sözüne ters düştüğümüzü mü zannediyorsun? Bineğin seni Suriye'ye doğru bir gün, sonra bir gün, sonra bir gün daha koşturmasına ne dersin?" diye cevap verdi. Hz. Ömer (ra), Hayber'i, Hudeybiye ashabından Hayber Seferine iştirak etmiş olanlar arasında taksim etti. |Buhari, Megazi, 38; Ebu Davud, Cihad 24, (3006)|1087
CİHAD BÖLÜMÜ|Eman Ve Sulh|ebu davudnesai|Ebu Bekir|Resulullah (sav)'ın şöyle söylediğini işittim: "Kim (kendisine eman verilerek) antlaşma yapılan bir kimseyi vakti dışında öldürürse, Allah ona cenneti haram eder" |Ebu Davud, Cihad 165, (2760); Nesai, Kasame 14, (8, 24)|1088
CİHAD BÖLÜMÜ|Eman Ve Sulh|ebu davud|Safvan İbnu Süleym|Safvan İbnu Süleym, birçok sahabi evlatlarının, babalarından yapmış oldukları rivayetlere dayanarak, Resulullah (sav)'ın şöyle buyurmuş olduğunu naklediyor: "Kim antlaşma yapılan bir kimseye zulmeder veya hakkını tenkis eder veya takatının fevkinde emreder veya onun rızası dışında bir şeyini alırsa, kıyamet günü aleyhine ben delil olacağım." |Ebu Davud, Haraç 33, (3052)|1089
CİHAD BÖLÜMÜ|Eman Ve Sulh|buharimüslimmuvattatirmiziebu davud|Ümmü Hani|Ben kocamın akrabalarından iki kişiye civar (himaye) vermiştim. Resulullah (sav) "Senin civar verdiğine biz de civar verdik" buyurdu." |Buhari, Cizye 9, Salat 4, Edeb 94; Müslim, Hayz 70, (336), Müsafirin 80; Muvatta, Sefer 27, (1, 152); Tirmizi, İst'izan 24, (2735); Ebu Davud, Salat 30, (1290), Cihad 167, (2763)|1090
CİHAD BÖLÜMÜ|Eman Ve Sulh|muvatta|İbnu Abbas|Ahdine kim vefasızlık edip bozarsa, Allah mutlaka ona bir düşman musallat eder." (İmam Malik bunu belağ (senetsiz) olarak rivayet etmiştir) |Muvatta, Cihad 12, (2, 449), 26 (2, 460)|1091
CİHAD BÖLÜMÜ|Cizye Ve Cizye İle İlgili Hükümler|ebu davudtirmizinesai|Muaz İbnu Cebel|Resulullah (sav), kendisini Yemen'e gönderdiği zaman, ihtilam olan herkesten (vergi olarak) bir dinar veya -Yemen'de imal edilen bir kumaş olan meafiriden, bir dinara tekabül eden miktarda almasını emretti." |Ebu Davud, Haraç 30, (3038, 3039); Tirmizi, Zekat 5, (623); Nesai, Zekat 8, (25-26)|1092
CİHAD BÖLÜMÜ|Cizye Ve Cizye İle İlgili Hükümler|muvatta|Ca'fer İbnu Muhammed|Ca'fer İbnu Muhammed babasından naklediyor: "Ömer İbnul-Hattab (ra) Mecüsileri mevzubahis ederek: "Onlar hakkında nasıl hareket etmem gerektiğini bilmiyorum" dedi. Abdurrahman İbnu Avf (ra): "Sana şehadet ederim ben Resulullah (sav)'ın şöyle şöyle dediğini işittim: "Onlara, Ehl-i Kitab'a davrandığınız gibi davranın". |Muvatta, Zekat 42 (1, 278)|1093
CİHAD BÖLÜMÜ|Cizye Ve Cizye İle İlgili Hükümler|muvatta|İbnu Şihab|Bana ulaştı ki, "Resulullah (sav) Bahreyn Mecusilerinden cizye almıştır, keza Hz. Ömer (ra) İran Mecusilerinden, Hz. Osman (ra) da Berberilerden cizye almıştır." |Muvatta, Zekat 41, (1, 278)|1094
CİHAD BÖLÜMÜ|Cizye Ve Cizye İle İlgili Hükümler||Enes|Anlattığına göre, Resulullah (sav) Dümetli Ükeydir'den de cizye aldı. ||1095
CİHAD BÖLÜMÜ|Cizye Ve Cizye İle İlgili Hükümler|ebu davud|Harb İbnu Ubeydillah|Harb İbnu Ubeydillah, baba tarafından dedesi Umeyr es-Sakafi (ra)'den nakleder: "Resulullah (sav) buyurdular ki: "Haraç Yahudi ve Hıristiyanlardan alınan vergidir. Müslümanlara haraç yoktur." Bir rivayette "uşur yoktur" buyurmuştur. |Ebu Davud, Harac 33, (3046-3049)|1096
CİHAD BÖLÜMÜ|Cizye Ve Cizye İle İlgili Hükümler|muvatta|İbnu Ömer|(Babam) Ömer (ra) Nebat ahalisinden buğday ve zeytinyağından öşrün yarısı (yirmide bir nisbetinde) vergi alırdı. Bu davranışıyla kasdı Medine'ye bunlardan çokça gelmesini sağlamaktı. Kıntiyye (denen buğday ve arpa dışında kalan, nohut, mercimek, bakla nevinden tahıl) dan da öşür alıyordu." |Muvatta, Zekat 46, (1, 281)|1097
CİHAD BÖLÜMÜ|Cizye Ve Cizye İle İlgili Hükümler|ebu davudtirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir yerde iki kıblenin varlığı uygun olmaz. Müslüman kimseye cizye yoktur." Süfyan merhum der ki: "Bunun manası şudur: "Bir zımmi, kendisine cizye vermesi gerektikten sonra (vergisini henüz ödemeden) Müslüman olursa, artık bu vergi ondan düşer." |Ebu Davud, Haraç 34, (3053); Tirmizi, Zekat 11, (633)|1098
CİHAD BÖLÜMÜ|Cizye Ve Cizye İle İlgili Hükümler||Muaz|Kim kendi boynuna cizye akdi yaparsa, Resulullah (sav)'ın gittiği yoldan (sünnetten) beri olmuş olur. ||1099
CİHAD BÖLÜMÜ|Cizye Ve Cizye İle İlgili Hükümler|ebu davud|Ebu'd Derda|Resulullah (sav) efendimiz buyurdular ki: "Kim bir araziyi haracı ile birlikte (satın) alırsa hicretinden rücü etmiş demektir. Kim de bir kafirin boynundan zilleti kaldırıp onu kendi boynuna koyarsa İslam'a sırtını dönmüş olur." Sinan İbnu Kays der ki: Halid İbnu Ma'dan bu hadisi benden işitince bana: "Bunu sana Şebib mi rivayet etti?" dedi. "Evet" dedim, "öyleyse" dedi, "gidince, söyle bu hadisi bana yazıp göndersin." Sinan İbnu Kays devamla dedi ki: "(Şebib'e) söyledim, onun için hadisi yazıverdi. Tekrar geldiğim zaman Halid İbnu Ma'dan kağıdı sordu. Ben de verdim. Okuyup bu hadisi işitince sahip olduğu arazinin hepsini terketti. |Ebu Davud, Haraç 38, (3082)|1100
CİHAD BÖLÜMÜ|Ganimetler Ve Fey|ebu davud|Mücemm'i İbnu Cariye el-Ensari|Resulullah (sav) ile birlikte Hudeybiye sulhünde hazır bulunduk. (Sulh yapılıp) oradan döndüğümüz zaman, halk, develerini hızlandırarak (bir yere birikmeye) başladılar. Biz hayretle: "Bu insanlara ne oluyor, (niçin hayvanlarını hızlandırıp bir yere üşüşüyorlar?)" diye sorduk. "Resulullah (sav)'a vahiy gelmiş" dediler. Biz de, halkla birlikte harekete geçip develeri hızlandırdık, ilerleyince Resulullah (sav)'ı Kura'u'l-Gamim denen (Mekke ile Medine arasında Usfan'ın önünde bulanan) yerde bulduk. Devesinin üzerinde duruyordu. Halk toplanınca bize Fetih süresini tilavet buyurdular. Askerlerden biri: "Yani bu sulh bir fetih midir?" dedi. Resulullah (sav): "Evet!" deyip ilaveten: "Muhammed'in nefsini kudret elinde tutan Zat'a yemin ederim bu bir fetihtir" buyurdu. Süre-i celileyi okumaya devam eden Resulullah (sav): "Allah size, ele geçireceğiniz bol bol ganimetler vaadetmiştir. İman edenler için bir delil olması ve sizi doğru yola ulaştırması için bunları size hemen vermiş ve insanların size uzanan ellerini önlemiştir" mealindeki ayete kadar (Fetih 20) okudu. (Ayet'i kerimede işaret edilen acil ganimetle) Hayber kastediliyordu. Buradan ayrılınca Hayber'e gazveye çıktık. (Elde edilen ganimet) Hudeybiye'ye katılanlara taksim edildi. Bunlar bin beş yüz kişi idi. Bunlardan üç yüzü süvari idi. Ganimet on sekiz hisseye ayrıldı. Süvari olana iki, yaya olana bir hisse verildi." |Ebu Davud, Cihad 155, (2736), Harac 24, (3015)|1101
CİHAD BÖLÜMÜ|Ganimetler Ve Fey|ebu davud|Sehl İbnu Ebi Hasme|Resulullah (sav) Hayberi iki kısma ayırdı: Biri vukua gelecek hadiseler ve kendi ihtiyacı içindi, öbür kısmı da Müslümanlar arasında taksim etti. Bu kısmı on sekiz hisseye ayırdı. |Ebu Davud, Haraç 24, (3010)|1102
CİHAD BÖLÜMÜ|Ganimetler Ve Fey|ebu davud|İbnu Şihab|Resulullah (sav) Hayber'i beşe taksim edip beşte birini aldıktan sonra geri kalanı, Hudeybiye Seferi'ne katılanlardan Hayber'e iştirak eden ve etmeyenler arasında taksim etti. |Ebu Davud, Harac 24, (3019)|1103
CİHAD BÖLÜMÜ|Ganimetler Ve Fey|nesai|İbnu'z Zübeyr|Resulullah (sav) Hayber (fethedildiği) sene, (babam) Zübeyr'e dört hisse ayırdı. Bir hisse Zübeyr için, bir hisse zilkurba [(ya giren Abdulmuttalib'in kızı ve Zübeyr'in annesi olan Safiyye (ra)] için, iki hisse de atı için. |Nesai, Hayl 17, (6, 228)|1104
CİHAD BÖLÜMÜ|Ganimetler Ve Fey|ebu davud|Haşrec İbnu Ziyad|Haşrec İbnu Ziyad'ın babaannesinden (ra) anlattığına göre, babaannesi (Ümmü Ziyad el-Eşceiyye) Resullulah (sav) ile birlikte altı kadından biri olarak Hayber Gazvesine katılır. Kadın der ki: "Bizim de iştirak ettiğimiz Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'a ulaşınca Hz. Peygamber (sav) bizi yanına çağırttı. Gittik. Yüzünde öfke okunuyordu. Bize: "Kiminle çıktınız, kimin izniyle çıktınız?" diye çıkıştı. Biz: "Yün eğirip onunla Allah yolunda yardımcı oluruz. Okları (toplar gazilere) veririz, diye çıktık. Ayrıca yanımızda yaralıları tedavi için ilaç var, yemek de yaparız" dedik. Bunun üzerine: "Öyleyse kalın!" buyurdu. Cenab-ı Hakk Hayber'in fethini müyesser kılınca, bize de ganimetten, tıpkı erkeklere olduğu gibi pay ayırdı." Haşrec der ki: "Ey babaanneciğim, bu verilen ne idi?" diye sordum. "Hurma idi" diye cevap verdi. |Ebu Davud, Cihad 152, (2729)|1105
CİHAD BÖLÜMÜ|Ganimetler Ve Fey|tirmiziebu davudibnu mace|Umeyr Mevla Abil-Lahm|Efendilerimle birlikte Hayber Gazvesi'ne katıldım. Resulullah (sav)'a benden bahsettiler ve benim köle olduğumu söylediler. Resulullah (sav) da bana kılıç kuşatmalarını emretti. Bana kılıç kuşatıldı. (Ancak yaşça küçük olmam ve boyumun kısalığı sebebiyle) kılıcı yerde sürüyordum. Sonra Hz. Peygamber (sav) bana ev eşyası verilmesini emretti. Delileri tedavi için okuduğum bir rukyeyi (afsunlama duası) (kontrol ettirmek için) Resulullah (sav)'a arzettim. Bir kısmını atıp, diğer bir kısmını muhafaza etmemi emretti." |Tirmizi, Siyer 9, (1557); Ebu Davud, Cihad, (2730); İbnu Mace, Cihad 37, (2855)|1106
CİHAD BÖLÜMÜ|Ganimetler Ve Fey|tirmizi|Zühri|Resulullah (sav), kendisiyle birlikte savaşmış olan Yahudilerden bir gruba, ganimetten pay ayırdı. |Tirmizi, Siyer 10, (1558)|1107
CİHAD BÖLÜMÜ|Ganimetler Ve Fey|ebu davudtirmizi|Ebu Musa|Hayber'in fethinden sona bir grup Eş'ari ile Resulullah (sav)'ın yanına geldik. Ganimetten bize de pay vardı. Halbuki (Habeşistan'dan dönmüş olan) gemi arkadaşlarımız Ca'fer (ra) ve arkadaşları hariç, Hayber Gazvesi'ne fiilen iştirak etmeyen kimseye pay ayırmamıştır. |Ebu Davud, Cihad 151, (2725); Tirmizi, Siyer 10, (1559)|1108
CİHAD BÖLÜMÜ|Ganimetler Ve Fey|ebu davud|İbnu Ömer|Resulullah (sav) bir gün -yani Bedir Savaşı günü- kalkıp şöyle buyurdu: "Muhakkak ki Osman Allah'ın ve Resulü (sav)'nün rızasına uygun bir hizmet sebebiyle gelmiştir. Ben onun adına bey'at akdediyorum." Sonra Resulullah (sav) ganimetten hisse ayırdı, Savaşa katılmayan onun dışında kimseye hisse vermedi." |Ebu Davud, Cihad 151, (2726)|1109
CİHAD BÖLÜMÜ|Ganimetler Ve Fey|müslimebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Hangi bir köye varır da orada ikamet ederseniz, hisseniz oradadır. Hangi bir belde de Allah ve Resulü'ne isyan ederse o beldenin beşte biri Allah ve Resulüne aittir ve o (geri) kalan) da sizindir." |Müslim, Cihad 47, (1756); Ebu Davud, Haraç 29, (3036)|1110
CİHAD BÖLÜMÜ|Ganimetler Ve Fey|nesai|Rafi' İbnu Hadic|Resulullah (sav) ganimet taksiminde on keçiyi bir deveye bedel tutardı." |Nesai, Dahaya 15, (7, 221)|1111
CİHAD BÖLÜMÜ|Ganimetler Ve Fey|buharimüslimmuvattaebu davud|Abdullah İbnu Ömer|Resulullah (sav) gazveye gönderdiği kimselerden bazılarına, umumi ganimet taksiminden düşecek hisseden ayrı olarak, şahıslarına ait olmak üzere (bir nevi armağan olmak üzere) fazladan ganimet verirdi." |Buhari, Hums 15, Meğazi 57; Müslim, Cihad 35, (1749); Muvatta, Cihad 15, (2, 450); Ebu Davud, Cihad 35, (2741-2746)|1112
CİHAD BÖLÜMÜ|Ganimetler Ve Fey|ebu davud|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) Bedir günü, Ebu Cehlin kılıncını bana armağan etti. Ebu Cehl'i, İbnu Mes'ud öldürmüş idi. |Ebu Davud, Cihad 150, (2722)|1113
CİHAD BÖLÜMÜ|Ganimetler Ve Fey|ebu davud|Ebu'l-Cüveyriyye el'Cermi|Rum diyannda içinde dinar bulunan kırmızı bir küp ele geçirdim. Bu sırada emir, Hz. Muaviye (ra) idi. Başımızda da komutan olarak, Hz. Resulullah (sav)'ın ashabından, Ma'n İbnu Yezid (ra) adında Beni Süleym'den biri vardı. Küpü ona getirdim. O altınları Müslümanlara taksim etti. Bana da, öbürlerine verdiği kadar bir pay verdi. Sonra da, "Resulullah (sav)'ın: "Nefl (armağan) ancak hums'tan sonra olur" dediğini işitmemiş olsaydım sana (daha fazla) verirdim" dedi. Sonra bana, kendi hissesinden bağışta bulundu. |Ebu Davud, Cihad 160, (2753, 2754)|1114
CİHAD BÖLÜMÜ|Ganimetler Ve Fey|buharimüslimebu davudnesai|Sa'd İbnu Ebi Vakkas|Resulullah (sav), ben yanında otururken, bir grub insana ihsanda bulundu. Ancak onlardan benim daha çok hoşlandığım birine hiçbir şey vermedi. Ben: "Falanca ile aranızda ne var (ona niye vermedin)? Allah'a kasem olsun, ben onu mü'min görüyorum!" dedim. Resulullah (sav): "Müslüman (görüyorum de!)" buyurdu. Sa'd (dayanamayıp) bu kanaatini üç kere söyledi. Resulullah (sav) da her seferinde aynı şekilde karşılıkta bulundu. Sonuncu sefer şunu ekledi: "Ben, nazarımda daha sevgili olana hiçbir şey vermezken, yüzü üstü ateşe düşeceğinden korktuğum insanı kurtarmak için ona ihsanda bulunurum (ihsanda bulunmam sevgime ölçü değildir)" |Buhari, Zekat 3, İman 53; Müslim, İman 236, (150); Ebu Davud, Sünnet 16, (4685); Nesai, İman 7, (8,103,104)|1115
CİHAD BÖLÜMÜ|Ganimetler Ve Fey|müslim|Rafi' İbnu Hadic|Resulullah (sav) Huneyn günü Ebu Süfyan İbnu Harb, Savfan İbnu Ümeyye, Uyeyne İbnu Hısn, Akra' İbnu Habis ve Alkame İbnu Ulase'den herbirine yüzer deve verdi. Abbas İbnu Mirdas'a ise daha az verdi. Bunun üzerine (aynı zamanda şair olan) Abbas İbnu Mirdas şu manada bir şiir düzdü: "Benimle atım Ubeyd'in payını Uyeyne ile Akra' arasında mı taksim ediyorsun? Ne Bedr ne de Habis, cemiyette, Mirdas'tan üstün değillerdir. Ben de onların hiçbirinden aşağı değilim. Ancak bugün sen, kimi alçaltırsan o bir daha yükselmez." Rafi' der ki: "Bunun üzerine Resulullah (sav) onun payını da yüz deveye yükseltti." |Müslim, Zekat 137, (1060)|1116
CİHAD BÖLÜMÜ|Ganimetler Ve Fey|buharimüslimmuvattatirmiziebu davud|Ebu Katede|Resulullah (sav) şöyle buyurdular: "Savaş sırasında kim bir düşmanı öldürür ve bunu isbatlarsa, maktulün seleb'i kendisinin olur." |Buhari, Hums 18, Büyu 37, Meğazi 54, Ahkam 21; Müslim, Cihad 46, (1571); Muvatta, Cihad 18, (2, 454); Tirmizi, Siyer 13, (1562); Ebu Davud, Cihad 147, (2717)|1117
CİHAD BÖLÜMÜ|Ganimetler Ve Fey|buharimüslimebu davudibnu mace|Seleme İbnu'l-Ekva|Resulullah (sav) bir seferde idi, müşriklerden bir casus gelip, ashabının yanında bir müddet oturup konuştu. Sonra sıvışıp gitti. Resulullah (sav): "O bir casustur, arayıp bulun ve öldürün" diye emretti. Ben (erken) bulup öldürdüm. Resulullah (sav) selebini bana bağışladı. |Buhari, Cihad 173; Müslim, Cihad 45, (1754); Ebu Davud, Cihad 110, (2653); İbnu Mace, Cihad 29, (2836)|1118
CİHAD BÖLÜMÜ|Ganimetler Ve Fey|ebu davud|Avf İbnu Malik|Avf İbnu Malik ve Halid İbnu Malik (ra) şunu söylemişlerdir: "Resulullah (sav) selebin katile ait olduğuna hükmetti, selebi ganimet malına katarak beşli taksime (humus) tabi kılmadı. |Ebu Davud, Cihad 149, (2721)|1119
CİHAD BÖLÜMÜ|Ganimetler Ve Fey|ebu davud|Abdullah İbnu Ebi Evfa|Anlattığına göre, kendisine: "Resulullah (sav) zamanında, gıda maddelerini humus taksimine tabi tutar mıydınız?" diye sorulmuştu, şu cevabı verdi: "Hayber günü yiyecek maddeleri de ele geçirdik, kişi gelir, ihtiyacı kadar alır, sonra giderdi." |Ebu Davud, Cihad 138, (2704)|1120
CİHAD BÖLÜMÜ|Ganimetler Ve Fey|ebu davud|Abdullah İbnu Ömer|Resulullah (sav) zamanında bir ordu ganimet olarak yiyecek maddesi ve bal ele geçirdi. Ancak bundan humus alınmadı." |Ebu Davud, Cihad 137, (2701)|1121
CİHAD BÖLÜMÜ|Ganimetler Ve Fey|ebu davud|Amr İbnu Abese|Resulullah (sav) kıble istikametinde (sütre olarak) bir ganimet devesi bulunduğu halde gerisinde bize namaz kıldırdı. Namaz kılınca, hayvanın yan kısmından bir tutam yün aldı (elinde tutup göstererek): "Ganimetinizden humus dışında şu kadarı bile bana helal değildir. Humus da size iade edilecek (sizin maslahatlarınızda harcanacaktır" dedi. |Ebu Davud, Cihad 161, (2755)|1122
CİHAD BÖLÜMÜ|Ganimetler Ve Fey|buhariebu davudnesai|Cübeyr İbnu Mut'im|Humustan Beni Haşim ve Beni Muttalib'e ayrılan pay hakkında konuşmak üzere Osman İbnu Affan (ra) ile birlikte Resulullah (sav)'a gittik. Ben: "Ey Allah'ın Resulü," dedim, "kardeşlerimiz olan Beni Muttalib'e verdin, bize hiçbir şey vermedin. Halbuki bizim de onların da (size) yakınlığı birdir" dedim. Resulullah (sav): "Beni Muttalib ile Beni Haşim tek bir şeydirler!" buyurdular. Cübeyr der ki: "Resulullah (sav) ne Beni Abdu Şems'e, ne de Beni Nevfel'e, (Beni Haşim ve Beni Muttalib'e verdiği halde humustan) pay ayırmadı. Hz. Ebu Bekir (ra) de humusu aynen Resulullah (sav) gibi taksim etti. Ancak O, Resulullah (sav)'ın yakınlarına, Resulullah (sav)'ın onlara verdiği kadar vermedi. Hz. Ömer (ra) de onlara humustan verdi. Sonra da Osman (ra) verdi. |Buhari, Humus 17, Menakıb 2, Megazi, 38; Ebu Davud, Haraç 20 , (2978, 2979, 2980); Nesai, Fey 1, (7, 130, 131)|1123
CİHAD BÖLÜMÜ|Ganimetler Ve Fey|ebu davud|Abdurrahman İbnu Ebi Leyla|Ali (ra)'yi dinledim, demişti ki: "Resulullah (sav)'ın yanında ben, Abbas, Fatıma ve Zeyd İbnu Harise toplanmıştık. Ben şunu söyledim: "Ey Allah'ın Resulü, Aziz ve Celil olan Allah'ın kitabında zikri geçen şu humustaki hakkımızın taksimine beni vazifelendirseniz de hayatınızda bu işi ben bir yapsam! Ta ki sonradan kimse bu hususta bizimle ihtilafa düşmese!" Ali (ra) devamla der ki: "Resulullah bu isteğimi yerine getirdi. Hayatı boyunca ben taksim ettim. Sonra buna, Hz. Ebu Bekir de beni vazifelendirdi. Aynı iş, Hz. Ömer (ra) devrinin son senesine kadar bende devam etti. O yıl (fetihlerden dolayı) bol mal gelmişti. Bizim hakkımızı yine ayırdı ve bana gönderdi. Ben: "Bu sene ihtiyacımız yok, Müslümanların ihtiyacı var, onlara ver!" dedim. O da bu hisseyi Müslümanlara dağıttı. Artık, Hz. Ömer (ra)'den sonra kimse beni bu işe çağırmadı. (Zaten o sene) Hz. Ömer'in yanından çıktıktan sonra Abbas (ra)'a rastladığımda (hayıflanarak) bana: "Ey Ali, dün bize öyle bir şeyi haram ettin ki, bundan sonra artık kimse bunu bize vermez!" demişti. (Meğer ne kadar doğru söylemişmiş. Dediği aynen çıktı), O ne dahi insan imiş!" |Ebu Davud, Haraç 20, (2983-2984)|1124
CİHAD BÖLÜMÜ|Ganimetler Ve Fey|ebu davud|Katade|Resulullah (sav) gazveye bizzat iştirak edince, onun sehm-i safiyy denen riyaset hissesi olurdu. Bu hisseyi, taksimden önce köle, cariye, at gibi ganimete dahil mallardan dilediğinden alırdı. Safiyye validemiz de işte bu hissedendi. Gazveye bizzat iştirak etmediği takdirde bu hisse gıyabında ayrılırdı, ancak bu durumda seçme hakkı yoktu (ne ayrılmışsa onu kabul ederdi.) |Ebu Davud, Haraç 21, (2993)|1125
CİHAD BÖLÜMÜ|Ganimetler Ve Fey|buharimüslimtirmiziebu davudnesai|Malik İbnu Evs İbni Hadesan|Hz. Ömer (ra) bana haber gönderdi. Ben de gün yükseldiği zaman ona gittim. Kendisini evinde bir sedirin üzerinde, deri yüzlü bir yastığa dayanmış vaziyette oturmuş buldum. Sedirin örgü ipleri adalelerine gömülmüş durumdaydı. Bana: "Ey Malik, seni şunun için çağırdım: Senin kavminden bir kaç hane halkı peş peşe geldiler (ihtiyaç arzettiler). Ben de kendilerine biraz bağışta bulunulmasını söyledim. İşte ! Al bunu aralarında dağıtıver!" dedi. Ben: "Bu işi benden başkasına söyleseniz daha iyi olur!" dedim. Ancak o ısrarla: "Ey Malik al şunu!" dedi. Az sonra Hz. Ömer'in azadlısı (kapıcı) Yerfe' geldi ve: "Ey müzminlerin emiri! Osman, Abdurrahman İbnu Avf, Zübeyr ve Sa'd (ra)'ın girmelerine izin veriyor musunuz? (sizi görmek istiyorlar!) dedi. O da: "Evet, buyursunlar!" diyerek izin verdi, onlar da girip selam vererek oturdular. Az sonra Yerfe' tekrar gelip: "Abbas'la Ali (ra) için de izin var mı?" dedi. Hz. Ömer, onlara da izin verdi. Girdiler, selamı verip oturdular. Abbas (ra) söz alarak: "Ey müzminlerin emiri! Benimle Ali arasında hükmet!" dedi. Bunlar bir meselede ihtilafa düşmüş, birbirlerini dava ediyorlardı. Oradaki cemaat de: "Evet ey müzminlerin emiri, aralarında hükmet, onları rahatlat!" dediler. Hz. Ömer (ra) (önceden gelenlere yönelerek): "Şöyle bir sakin olun!" deyip devam etti:"Arzı ve semayı ayakta tutan Allah aşkına soruyorum. Resulullah (sav)'ın şöyle şöyle söylediğini biliyor musunuz? "Bize mirasçı olunmaz, ne bırakmışsak o sadakadır." "Evet!" dediler. Sonra da Hz. Abbas ve Hz. Ali'ye yönelerek: "Arz ve sema izniyle ayakta duran Zat'ın aşkına size soruyorum, Resulullah (sav)'ın: "Bize mirasçı olunmaz, her ne bırakmışsak sadakadır" dediğini biliyor musunuz?" O ikisi de: "Evet!" dediler. Hz. Ömer de: "Allahu Teala hazretleri, Resulü'ne (sav) bazı imtiyazlar bahsetmiştir, bunları ondan başka kimseye vermemiştir. Söz gelimi, beldeler ahalisinden Allah'ın fey kıldığı şeyler (hassaten) Allah ve Resulü'ne aittir. Allah Resulü (sav) Beni Nadir'in mallarını aranızda taksim etti. Allah'a kasem olsun, o işte, kendisini size tercih etmedi, sizi bırakıp, onu kendisi almadı. (Nitekim, onu aranızda dağıttı.) Sadece şu mal (kendisine) kaldı. Resulullah (sav) bundan (ailesinin) yıllık nafakasını alır, mütebakisini beytü'l-male koyardı" dedi. |Buhari, Feraiz 3, Humus 1, Cidad 80, Meğazi 14, Tefsir, Haşr 3, Nafakat 3, İ'tisam 5; Müslim, 48, (1757); Tirmizi, Siyer 44, (1619); Ebu Davud, Haraç 19, (2963, 2964, 2965, 2967); Nesai, Fey 1, (7, 136, 137)|1126
CİHAD BÖLÜMÜ|Ganimetler Ve Fey|buharimüslimtirmiziebu davudnesai|Malik İbnu Evs İbni Hadesan|(Yukarıdaki vak'a ile alakalı olan) bir rivayet şöyledir: Resulullah (sav) (yıllık ihtiyacını aldıktan sonra) geri kalanı Allah'ın malı kılar (Beytu'l-male koyar) idi. Ömer (ra) sonra (cemaate yönelerek) dedi ki: "Arz ve semanın izniyle ayakta durduğu Zat aşkına sizden soruyorum, bunu biliyor musunuz?" Onlar: "Evet!" dediler. Sonra Hz. Ömer teker teker, Hz. Abbas ve Hz. Ali'ye yönelerek, öbür cemaate yaptığı gibi, aynı şekilde yemin vererek bu hususu bilip bilmediklerini sordu. Her ikisi de: "Evet, biliyoruz!" dediler. Sonra Hz. Ömer (ra) sözüne devam etti: "(Hatırlayın! Siz,) Resulullah (sav) vefat edince, Ebu Bekir'e bu meseleyi götürdünüz. O, size: "Ben Resulullah (sav)'ın velisiyim, ikiniz bana ihtilafınızı getirdiniz, sen ey Abbas, kardeşin oğlunun mirasını taleb ediyorsun, sen de ey Ali, hanımın Fatıma'nın babasından olan mirasını taleb ediyorsun" dedi ve devamla: "Ebu Bekir (ra) size, Resulullah (sav)'ın şu sözünü hatırlattı: "Bize varis olunmaz. Her ne bıraktı isek sadakadır." Siz ikiniz (onu ithamda) ittifak ettiniz. (Allah biliyor o, bu tatbikatta doğru, iyi, isabetli ve hakka uygun hareket ediyordu. Sonra Ebu Bekir (ra) vefat etti. Resulullah (sav) ve Ebu Bekir'in velisi ben oldum, böylece o malın sorumluluğu bana geçti. Allah biliyor, bu işte ben de doğru, iyi, isabetli ve hakka uygun hareket ediyorum. Şimdi (ey Abbas!) sen ve Ali bana geldiniz. Meseleniz aynı mesele. Bana: "(Beni Nadir'den kalan fey malını) bize ver!" diyorsunuz. Ben de şu cevabı veriyorum: "Dilerseniz, bir şartla o malı size vereyim. O şart da şudur: "Bu malı, Resulullah (sav), (Ebu Bekir ve sorumluluğunu aldığım günden beri ben) nasıl kullandı isek sizin de öyle kullanacağınıza dair Allah'a söz vermenizdir. Onu bu şartla aldınız mı? Tamam mı?" Onlar: "Evet!" dediler. Hz. Ömer de: "Sonra siz bana aranızda (başka şekilde) hükmedeyim diye (mi)? geldiniz. Hayır, vallahi aranızda, kıyamet kopuncaya kadar, bundan başka bir hüküm veremem. Bu şartı yerine getirmede aciz kalırsanız, malı bana iade ediverin" dedi. (Kaynaklar önceki rivayette kaydedilenlerdir.) |Buhari, Feraiz 3, Humus 1, Cidad 80, Meğazi 14, Tefsir, Haşr 3, Nafakat 3, İ'tisam 5; Müslim, 48, (1757); Tirmizi, Siyer 44, (1619); Ebu Davud, Haraç 19, (2963, 2964, 2965, 2967); Nesai, Fey 1, (7, 136, 137)|1127
CİHAD BÖLÜMÜ|Ganimetler Ve Fey|buhari|Enes|Resulullah (sav)'e Bahreyn'den bir mal getirildi. Resulullah (sav): "Bunu mescide dökün" dedi. Bu mal (şimdiye kadar) Resulullah (sav)'e gelenlerin en çok olanı idi. Resulullah (sav) namaza gitti ve mala hiç nazar etmedi. Namaz bitince gelip malın yanında durdu. Her gördüğüne ondan veriyordu. Derken amcası Abbas (ra) geldi ve: "Ey Allah'ın Resulü, bana da ver. Zira ben hem kendimin, hem de Akil'in (esaretten kurtuluş) fidyesini verdim!" dedi. Resulullah (sav) da: "Al!" dedi. Bunun üzerine o da torbasını iyice doldurdu. Sonra onu sırtlamaya çalıştı, ancak muvaffak olamadı. "Ey Allah'ın Resulü, birilerine söyle de sırtıma kaldırıversin" dedi ise de: "Hayır" cevabını aldı. Bunun üzerine; Abbas: "Öyleyse sen sırtıma kaldırıver!" dedi. Yine: "Hayır!" cevabını aldı. Bunun üzerine Abbas, torbadan bir miktarını döktü, tekrar sırtlamaya çalıştı, yine kaldıramadı. Ve: "Birilerine söyle sırtıma kaldırıversin!"   dedi. "Hayır!" cevabını alınca, yine: "öyleyse sen kaldırıver" dedi. Resulullah (sav) buna da "Hayır!" deyince Abbas bir miktar daha boşalttı, sonra kaldırıp omuzuna koyup çekip gitti. Resulullah (sav), Abbas (ra)'ın para hırsına taaccübünden, bize görünmez oluncaya kadar gözleriyle onu takip etmişti. Resulullah (sav) tek dirhem kalıncaya kadar oradan ayrılmadı. |Buhari, Salat 42, Cizye 4, Cihad 172)|1128
CİHAD BÖLÜMÜ|Ganimetler Ve Fey|ebu davud|Avf İbnu Malik|Resulullah (sav)'a fey malı gelince, hemen gününde dağıtırdı. Evliye iki hisse, bekara bir hisse verirdi |Ebu Davud, Hara 14, (2953)|1129
CİHAD BÖLÜMÜ|Ganimetler Ve Fey|buharimüslimebu davudibnu mace|İbnu Ömer|Resulullah (sav) Hayber mahsulünden her sene zevcelerine yüz vask veriyordu. Bunun seksen vaskı hurma, yirmi vaskı arpa idi. Hz. Ömer (ra) halife olunca, Hayber'den Yahudileri çıkardığı zaman orayı taksim etti ve Resulullah (sav)'ın zevcelerini muhayyer bıraktı. Dileyene arazi ve (sulama) suyu verecek, dileyene de eskiden olduğu şekilde belli miktardaki vaskı verecekti. Bazıları arazi ve suyu tercih etti -ki Hz. Aişe ve Hafsa (ra) bu gruptandı- bir kısmı da kendilerine hurma verilmesini tercih etti. |Buhari, Hars 8, 9, 11, İcare 22, Şirket 11, Şurut 5, Meğazi 40; Müslim, Musakat 1, (1551); Ebu Davud, Haraç 24, (3008); İbnu Mace, Ruhun 14, (2467)|1130
CİHAD BÖLÜMÜ|Ganimetler Ve Fey|buharimüslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Peygamberlerden (a.s) biri, gazveye çıktı da kavmine: "Nikahla bağlanıp, gerdeğe girmek istediği halde henüz gerdek yapmadığı kadını olan benimle gelmesin, keza bina yapıp henüz çatısı atılmamış inşaatı olan da gelmesin, keza gebe koyun veya develer satın alıp doğurmalarını bekleyeniniz varsa o da gelmesin" dedi. Gazveye çıktı. Derken tam ikindi namazı sırasında veya buna yakın bir zamanda (fethedeceği) beldeye yaklaştı. Güneş'e: "Sen bir memursun, ancak ben de bir memurum" dedi ve Allah'a yönelerek: Ey Rabbim, şu güneşi bize durdur (da namazımız geçmesin!)" diye dua etti. Güneş, o yerlerin fethini Allah müyesser kılıncaya kadar durduruldu. Sonra elde edilen ganimetleri topladılar. Toplanan ganimetleri yemek üzere ateş geldi. Fakat ateş tatmadı bile. Bunun üzerine Peygamber: "İçimizde ganimetten çalan bir hırsız var, her kabileden bir kişi bana biat etsin!" dedi. Bu suretle ona biat etmeye başladılar. Derken bir adamın eli peygamerin eline yapışıp kaldı. "Hırsız bu kabilede. Kabilenin her ferdi bana teker teker biat etsin!" dedi. Biat etmeye başladılar, iki veya üç kişinin eli O'nun eline yapıştı kaldı. "Ganimet hırsızı sizde" dedi. Öküz başı kadar iri bir altın getirdiler. Ganimet yığınının içine o da atıldı. Ateş gelip ganimeti yedi. Bilesiniz, bizden önce hiçbir ümmete ganimet helal kılınmamıştır. Ganimetleri Allah sadece bize helal kıldı. Bu da, bizde gördüğü aczimiz ve za'fımız sebebiyledir." |Buhari, Humus 8, Nikah 58; Müslim, Cihad 32|1131
CİHAD BÖLÜMÜ|Ganimetler Ve Fey|buharimüslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) bir gün kalkıp gulül'ü (yani ganimet malından çalma) hatırlattı, bunun kötülüğünü, günahının büyüklüğünü belirtti ve bu meyanda şunları söyledi: "Sakın sizden birini, kıyamet günü, boynunda böğürmesi olan bir deve olduğu halde bana gelmiş: "Ey Allah'ın Resulü, bana yardım et!" diye yalvarıyor ve kendimi de cevaben: "Senin için hiçbir şey yapamam, ben sana tebliğ etmiştim" der bulmayayım..." Resulullah (sav) bu tarzda hayvanları ve diğer ganimet mallarını teker teker zikretti. |Buhari, Cihad 189; Müslim, İmaret 24, (1831)|1132
CİHAD BÖLÜMÜ|Ganimetler Ve Fey|ebu davud|Semüre İbnu Cündeb|Resulullah (sav)'ın şöyle söylediğini haber verdi: "Kim ganimet hırsızını gizlerse bu da onun gibi olur." |Ebu Davud, Cihad 146, (2716)|1133
CİHAD BÖLÜMÜ|Ganimetler Ve Fey|ebu davud|Abdullah İbnu Amr İbni'l-As|Resulullah (sav) bir ganimet ele geçirilince, Hz. Bilal (ra)'e emrederdi, o da halka yüksek sesle duyulur, askerler de ganimet olarak ne ele geçirmişse getirip teslim ederdi. Peygamberimiz (sav) de önce beşte birini (humus) alır, geri kalanı taksim ederdi. Bir gün, (Bilal'in) çağırmasından sonra bir adam kıldan mamul bir yular getirdi ve: "Ey Allah'ın Resulü, ganimet olarak biz de bunu ele geçirmiştik!" dedi. "Sen," dedi, "üç kere bağırdığı vakit Bilal'i işitmedin mi? O zaman niye getirmedin?" Adam, Resulullah (sav)'a (gecikmenin sebebiyle ilgili olarak kabul görmeyen) özürler beyan etti. Ancak neticede şu cevabı aldı: "Hayır! Bunu senden kabul etmiyorum. Kıyamet günü sen bununla birlikte geleceksin." |Ebu Davud, Cihad 144, (2712)|1134
CİHAD BÖLÜMÜ|Ganimetler Ve Fey|buhariibnu mace|Abdullah İbnu Amr İbni'l-As|Resulullah (sav)'ın ağırlıklarının başını bekleyen Kerkere denen bir zat vardı, derken vefat etti. Resulullah (sav): "O cehennemdedir!" buyurdu. Bu söz üzerine adamı görmeye gittiler. Üzerinde, ganimetten çalınmış bir aba buldular." |Buhari, Cihad 190; İbnu Mace, Cihad 34, (2849)|1135
CİHAD BÖLÜMÜ|Ganimetler Ve Fey|muvattaebu davudnesaiibnu mace|Zeyd İbnu Halid|Hayber Savaşı sırasında Resulullah (sav)'ın ashabından biri öldürülmüştü. Resulullah (sav)'a haber verildi. "Arkadaşınız üzerine namaz kılın!" dedi. Resulullah (sav)'ın sözü üzerine, halkın çehresi değişmiş, (bir soğukluk çökmüştü). Resulullah (sav) açıkladı: "Arkadaşımız Allah için cihad sırasında ganimetten çalmıştır. Bunun üzerine, maktulün eşyasını karıştırdık. Yahudilere ait boncuk kolyelerden iki dirhem bile etmeyen bir kolyeyi çalmış olduğunu gördük. |Muvatta, Cihad 23, (2, 458); Ebu Davud, Cihad 143, (2710); Nesai, Cenaiz 66, (4, 64); İbnu Mace, Cihad, 34, (2848)|1136
CİHAD BÖLÜMÜ|Ganimetler Ve Fey|tirmiziebu davud|Salih İbnu Muhammed İbni Zaide|Mesleme (ra) ile birlikte Rum diyarına girdik. Ganimetten çalan bir adam getirildi. Mesleme, bu mesele hakkında Salim'e sordu. Salim şu cevabı verdi: "Babam'ı (Abdullah İbnu Ömer) (ra) dinledim, babası Ömer (ra)'den naklen Resulullah (sav)'ın şu sözünü rivayet etmişti: "Kim ganimetten çalarsa, (bütün) eşyasını yakın, kendisini de dövün." Salih İbnu Muhammed devamla der ki: "Adamın eşyası arasında bir Mushaf bulduk. Salim'e bunun hakkında da sorduk (yakalım mı? diye). "Onu satıp, bedelini tasadduk edin!" buyurdu. |Tirmizi, Hudud 28, (1461); Ebu Davud, Cihad 145, (2713)|1137
CİHAD BÖLÜMÜ|Ganimetler Ve Fey|ebu davud|Abdullah İbnu Amr İbni'l-As|Hz. Peygamber (sav), Ebu Bekir ve Ömer (ra), ganimet hırsızının mallarını yaktılar ve kendisini de dövdüler." |Ebu Davud, Cihad 145, (2715)|1138
CİHAD BÖLÜMÜ|Ganimetler Ve Fey|ebu davud|Asım İbnu Küleyb|Asım İbnu Küleyb (ra) babası Küleyb'den o da ensari birinden naklederek anlatıyor: "Biz Resulullah (sav) ile birlikte bir sefere çıkmıştık. Sefer sırasında şiddetli bir kıtlık ve sıkıntıya maruz kaldık. Derken, bir ganimet ele geçirdik. Askerler, onu hemen yağmalayıverdiler. Resulullah (sav), yaya olarak (teftiş maksadıyla) yanımıza geldiğinde tencerelerimiz kaynamaya başlamıştı bile. Yayı ile tencereleri deviriverdi. Etleri de toprağa buladı. (Hepsini böylece yenmeyecek hale getirdikten) sonra şu açıklamayı yaptı: "Yağma malı, iaşeden daha helal değildir" veya (şöyle demişti): "Laşe, yağma malından daha helal değildir." (Rivayetin sonundaki) şek ravilerden Hennad'a aittir." |Ebu Davud, Cihad 138, (2705)|1139
CİHAD BÖLÜMÜ|Ganimetler Ve Fey|buhariebu davud|Sa'b İbnu Cessame|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Koruluk ittihazı sadece Allah ve Resulü'ne ait (bir hak)dır." |Buhari, Şirb 11, Cihad 146; Ebu Davud, Haraç 39, (3083, 3084)|1140
CİHAD BÖLÜMÜ|Ganimetler Ve Fey|buhari|Şihdbu'z-Zühri|Bize ulaşan habere göre, Resulullah (sav) Nakii, Hz. Ömer (ra) de Şeref ve Rebeze'yi hima ilan etmişlerdir. |Buhari, Şirb 11|1141
CİHAD BÖLÜMÜ|Ganimetler Ve Fey|ebu davudibnu mace|İbnu Abbas|Cahiliye devrinde taksim edilmiş olan her mal, taksim edildiği şekil üzeredir. İslam döneminde yapılan taksimat, İslam'ın taksim esasına göredir. |Ebu Davud, Feraiz 11, (2914); İbnu Mace, Ruhun 21, (2485)|1142
CİHAD BÖLÜMÜ|Ganimetler Ve Fey|muvatta|Sevr İbnu Zeyd ed-Dili|İmam Malik, Sevr İbnu Zeyd ed-Dili'den mürsel olarak rivayet ettiğine göre ed-Dili demiştir ki: "Bana Resulullah (sav)'ın şöyle söylediği ulaştı: "Hangi ev veya arazi, cahiliye devrinde taksim edilmiş ise, artık o, cahiliye taksimi üzerinedir. Ancak hangi ev veya arazi, taksim edilmeden İslam'a girmiş ise, artık onun taksimi İslam'a göre yapılır." |Muvatta, Akdiye 35, (2, 746)|1143
CİHAD BÖLÜMÜ|Ganimetler Ve Fey|buharimuvattaebu davudibnu mace|Nafi'|İbnu Ömer (ra)'den anlatıyor: "İbnu Ömer'in bir kölesi kaçarak Rum diyarına geçti. Bilahare, Halid İbnu'l-Velid (ra) Rumlara galebe çaldı. (Esirler arasında, kaçan bu köle de vardı) Halid köleyi İbnu Ömer'e iade etti. Onun kaybolan bir atı vardı. (Askerler) onu da ele geçirdiler. Halid atı da İbnu Ömer'e iade etti" (Bu rivayetin lafzı Buhari'nin rivayetine uygundur.) Bir rivayette: "Hz. Peygamber (sav) zamanında kaçan bir at mevzubahistir." Muvatta'nın bir rivayetinde, düşman tarafından ganimet edildikten sonra ele geçirilen bir köle ve at mevzubahistir. Bunlar, taksimden önce eski sahibine iade edilebilirler. Ebu Davud, köleyi mevzubahis eder ve Hz. Peygamber (sav)'in taksime tabi tutmadan eski sahibine iade ettiğim belirtir. |Buhari, Cihad 187; Muvatta, Cihad 17, (2, 452); Ebu Davud, Cihad 135, (2698, 2699); İbnu Mace, Cihad 15, (2748)|1144
CİHAD BÖLÜMÜ|Ganimetler Ve Fey|buhari|İbnu Ömer|Biz gazvelerimiz sırasında, bal ve kuru üzüm elde ederdik ve bunları (taksim edilmek üzere, diğer ganimet mallarının yanına) kaldırmaz, yerdik. |Buhari, Humus 20|1145
CİHAD BÖLÜMÜ|Ganimetler Ve Fey|ebu davud|Aişe|Resulullah (sav)'a içerisinde boncuk bulunan bir dağarcık getirildi. Boncukları Resulullah (sav), hür ve cariye kadınlar arasında dağıttı. Hz. Aişe devamla der ki: "Babam da (boncuğu) hür-köle ayrımı yapmadan kadınlara dağıtırdı." |Ebu Davud, Haraç 14, (1952)|1146
CİHAD BÖLÜMÜ|Ganimetler Ve Fey|buharimüslimtirmizi|Amr İbnu Avf|El-Misver İbnu Mahreme (ra)'ye Amr İbnu Avf (ra) şunu anlatmıştır: "Resulullah (sav) Ebu Ubeyde (ra)'yi Bahreyn'e, oranın cizyesini getirmek üzere yolladı. Mallarla dönünce Ensar geldiğini işitti. Sabah namazını Hz. Peygamber (sav)'le kıldılar. Namaz bitince, Resulullah (sav)'ın etrafını sardılar. Resulullah (sav) tebessüm buyurdular ve: "Öyle zannediyorum, Ebu Ubeyde'nin birşeyler getirdiğini işittiniz" dedi. Hep birlikte: "Evet!" dediler. Bunun üzerine şunları söyledi: "Öyleyse sevinin ve sizi sevindiren şeyi ümid edin, Allah'a yemin olsun, sizler için fakirlikten korkmuyorum. Ben size dünyanın genişlemesinden korkuyorum. Sizden öncekilere dünya genişlemişti de hemen dünya için birbirleriyle boğuşmaya başladılar ve helak oldular. Genişleyen dünyanın onlar gibi sizi de helak etmesinden korkuyorum." |Buhari, Rikak 7, Cizye 1, Megazi 11; Müslim, Zühd 6, (2961); Tirmizi, Kıyamet 29, (2464)|1147
CİHAD BÖLÜMÜ|Ganimetler Ve Fey|buhari|Sa'lebe İbnu Ebi Malik|Ömer İbnu'l-Hattab (ra), bir kısım burguyu Medineli kadınlar arasında taksim etmişti, geriye güzel bir burgu kaldı. Yanındakilerden bazıları kendisine: "Ey müminlerin emiri, bunu da senin yanında bulunan Resulullah (sav)'ın kızına ver" dediler. Bununla, Hz. Ali (ra)'in kızı Ümmü Gülsüm'ü kastediyorlardı. Hz. Ömer onlara: "Ümmü Selit, buna daha çok hak sahibidir. Zira o, Resulullah (sav)'a biat etmişti ve Uhud Savaşı'nda bize kırbalarla su taşıyordu" dedi. |Buhari, Megazi 22, Cihad 66|1148
CİHAD BÖLÜMÜ|Şehadet Hakkında|müslimmuvattatirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) sordular: "İçinizden kime şehid dersiniz?" "Ey Allah'ın Resulü," dediler, Allah yolunda öldürülen şehiddir." "Öyleyse," dedi, Resulullah (sav), "ümmetimin şehidleri azdır." "Peki," dediler, "daha kimler şehiddir, ey Allah'ın Resulü?" "Allah yolunda öldürülen şehiddir. Allah yolunda ölen şehiddir. Taunda ölen şehiddir. Karnı sebebiyle ölen şehiddir, boğularak ölen şehiddir." |Müslim, İmaret 165, (1915); Muvatta, Salatu'l-Cema'a 6, (1, 131); Tirmizi, Cenaiz 65, (1063)|1149
CİHAD BÖLÜMÜ|Şehadet Hakkında|muvattatirmizi||İmam Malik ve Tirmizi'nin kaydettikleri bir rivayette Resulullah (sav) şöyle buyurmaktadır: "Şu beş kişi şehiddir, (deyip önceki hadiste geçenleri saydıktan sonra): Yıkıntı altında kalan da şehiddir" diye ilave etti. Hz. Cabir (ra)'den gelen bir rivayette: "Karnında çocuğu olduğu halde ölen kadın da şehiddir" buyrulmuştur. Abdullah İbnu Amr İbnu'l-As (ra) tarafından rivayet edilen bir diğer sahih hadiste: "Malını müdafaa ederken öldürülen şehiddir" buyurulmuştur. |Muvatta, Salatu'l-Cema'a 6, (1, 131); Tirmizi, Cenaiz 66, (1063)|1150
CİHAD BÖLÜMÜ|Şehadet Hakkında|ebu davud|Ümmü Haram|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Deniz tutması sebebiyle (gemide) kusan kimseye şehid sevabı verilir. Boğularak ölene de iki şehid sevabı vardır." |Ebu Davud, Cihad 10, (2493)|1151
CİHAD BÖLÜMÜ|Şehadet Hakkında|tirmiziebu davudnesaiibnu mace|Said İbnu Zeyd|Resulullah (sav)'ı dinledim şöyle buyurdular: "Kim malını müdafaa sırasında öldürülürse şehiddir. Kim kanını müdafaa sırasında öldürülürse şehiddir. Kim dinini müdafaa sırasında öldürülürse şehiddir. Kim ailesini müdafaa sırasında öldürülürse o da şehiddir." |Tirmizi, Diyat 22, (1418, 1421); Ebu Davud, Sünnet 32, (4772); Nesai, Tahrim 22, (7,115,116); İbnu Mace, Hudud 21, (2580)|1152
CİHAD BÖLÜMÜ|Şehadet Hakkında|ebu davud|Ebu Sellam|Ebu Sellam, sahabeden birinden rivayet etmektedir: "Cüheyne'den bir mahalle üzerine baskın yaptık, Müslümanlardan biri, (teke tek vuruşmak üzere) onlardan bir adam taleb etti. (Bir cengaver gelince) hemen kılıncıyla saldırıya geçti. Ancak hata yaptı ve kılıncı kendisine isabet etti. Resulullah (sav): "Ey Müslümanlar, kardeşinize (yardım edin)" diye bağırdı. Halk ona doğru koşuştu. Ama ölmüştü. Hz. Peygamber (sav) onu elbisesi ve kanı ile birlikte sardı, üzerine namaz kıldı ve defnetti. "Ey Allah'ın Resulü, bu şehid midir?" diye sordular. "Evet o şehiddir ve ben ona bu hususta şahidim" cevabını verdi." |Ebu Davud, 40, (2539)|1153
CİHAD BÖLÜMÜ|Şehadet Hakkında|nesai|Irbaz İbn Sariye|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Şehidlerle yataklarında ölenler, taundan ölenler hakkında Cenab-ı Hakk'a birbirlerini şikayet ederler. Şehidler: "Onlar bizim kardeşlerimizdir, onlar da bizim gibi öldürüldüler!" derler. Yataklarında ölenler de: "Onlar bizim kardeşlerimizdir, bizim gibi öldüler!" derler. Rabbimiz onlara şöyle seslenir: "Yaralarına bakın, öldürülenlerin yaralarına benziyorlarsa onlardandırlar ve onlarla beraber olurlar!" Bakılır ve onlardaki yaranın, öbürlerininki gibi olduğu görülür." |Nesai, Cihad 36, (6, 37-38)|1154
CİHAD BÖLÜMÜ|Şehadet Hakkında|muvatta|İbnu Ömer|(Babam) Ömer İbnu'l-Hattab (ra) şehid olduğu halde yıkandı, kefenlendi, üzerine namaz kılındı. |Muvatta, Cihad 36, (2,463)|1155
CİDAL VE MİRA BÖLÜMÜ|Cidal Ve Mira|tirmiziibnu mace|Ebu Ümame|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir kavm, içinde bulunduğu hidayetten sonra sapıttı ise bu, mutlaka cedel sebebiyle olmuştur." [Resulullah (sav) bunu söyledikten sonra, delil olarak] şu ayeti okudu: "Onlar: Bizim tanrımız mı yoksa O mu daha iyidir? dediler. Sana böyle söylemeleri, sırf tartışmaya girişmek içindir. Onlar şüphesiz münakaşacı bir millettir." (Zuhruf 58) |Tirmizi, Tefsir, Zuhruf, (3250); İbnu Mace, Mukaddime 7|1156
CİDAL VE MİRA BÖLÜMÜ|Cidal Ve Mira|tirmiziebu davudİbnu macenesai|Ebu Ümame|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim haksız olduğu bir münakaşayı terkederse kendisine cennetin kenarında bir ev kurulur. Haklı olduğu bir münakaşayı terkedene de cennetin ortasında bir ev kurulur." |Tirmizi, Birr 58, (1994); Ebu Davud, Edeb 8, (4800); İbnu Mace, Mukaddime 7, (51); Nesai, Edeb (6, 21)|1157
CİDAL VE MİRA BÖLÜMÜ|Cidal Ve Mira|ebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) şöyle buyurdular: "Kur'an hakkında münakaşa küfürdür." |Ebu Davud, Sünnet 5, (4603)|1158
CİDAL VE MİRA BÖLÜMÜ|Cidal Ve Mira|buharimüslimtirmizinesai|Aişe|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah'ın en ziyade buğzettiği erkek, şiddetli düşmanlık yapan hasımdır." |Buhari, Ahkam 34, Mezalim 15, Tefsir, Bakara 37; Müslim, İlm 5, (2668); Tirmizi, Tefsir, Bakara, (2980); Nesai, Kadat 33, (8, 247, 248)|1159
CİDAL VE MİRA BÖLÜMÜ|Cidal Ve Mira|tirmiziibnu mace|Ebu Hüreyre|Biz kader hususunda münakaşa ederken Resulullah (sav) çıkageldi. Öylesine kızdı ki, öfkenin hasıl ettiği kızıllıktan, yüzünde sanki nar taneleri ortaya çıkmıştı. Bize şöyle çıkıştı: "Bununla mı emredildiniz, yoksa ben size bunun için mi gönderildim. Bilin ki, sizden öncekileri, dini meselelerdeki mündkaşalarının çokluğu ve peygamberleri hakkında düştükleri ihtilafları helak etmiştir." Bir rivayette şu ziyade mevcuttur: "Kader hususunda münakaşa etmemeniz için yemin verdim." |Tirmizi, Kader 1, (2134); İbnu Mace, Mukaddime 10, (85)|1160
CİDAL VE MİRA BÖLÜMÜ|Cidal Ve Mira|ebu davud|İbnu'l-Müseyyeb|Resulullah (sav) ashabının (ra) arasında otururken, bir adam Hz. Ebu Bekir'e hakaretamiz sözler sarfederek cefa verdi. Ancak Hz. Ebu Bekir (ra) adama karşı sükut etti. Adam ikinci sefer aynı şekilde hakaret ederek eziyet verdi. O yine sükut etti. Adam üçüncü sefer de eziyet verince Hz. Ebu Bekir (adama hak ettiği cevabı vererek) intikamını aldı. Bunun üzerine Hz. Peygamber (sav) hemen kalktı. Hz. Ebu Bekir: "Ey Allah'ın Resulü, yoksa bana darıldınız mı?" diye sordu. "Hayır" dedi. "Ancak semadan bir melek inmiş, sana söylediklerini tekzib ediyordu. Sen intikamını alınca melek gitti, şeytan oturdu. Bir yere şeytan oturdu mu ben orada duramam." |Ebu Davud, Edeb, 49 (4896, 4897)|1161
CİDAL VE MİRA BÖLÜMÜ|Cidal Ve Mira|rezin|İbnu Abbas|Kardeşinle münakaşa etme, zira münakaşanın hikmeti anlaşılmaz, sıkıntısı eksik olmaz, tutamayacağın bir vaadde de bulunma. (Rezin ilavesidir) |Rezin|1162
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Haccın Faziletleri|buharinesai|Aişe|"Ey Allah'ın Resulü," dedim, "cihadı amellerin en faziletlisi görüyoruz, biz de cihad etmiyelim mi?" Şu cevabı verdi: "Ancak, cihadın en efdal ve en güzeli hacc-ı mebrürdur. Sonra şehirde kalmaktır." Hz. Aişe der ki: "Bunu işittikten sonra haccı hiç bırakmadım." ("Sonra cebirde kalmak" cümlesi Buhari'de yok) |Buhari, Hacc 4, Cezau's-Sayd 26, Cihad 1; Nesai, Hacc 4, (5, 113)|1163
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Haccın Faziletleri|tirmizi|Sehl İbnu Sa'd|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Telbiyede bulunan hiç bir Müslüman yoktur ki, onun sağında ve solunda bulunan taş, ağaç, sert toprak onunla birlikte telbiyede bulunmasın, bu iştirak (sağ ve solunu göstererek) şu ve şu istikamette arzın son hududuna kadar devam eder." |Tirmizi, Hacc 14, (828)|1164
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Haccın Faziletleri|nesaiibnu mace|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Haccla umrenin arasını birleştirin. Zira bunlar günahı, tıpkı körüğün demirdeki pislikleri temizlemesi gibi temizler." |Nesai, Menasik 6, (5, 115); İbnu Mace, Menasik 3, (2886)|1165
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Haccın Faziletleri|buharimüslimtirmizinesaiİbnu macemuvatta|Ebu Hüreyre|Bir umre, diğer umreye arada işlenenler için kefarettir. Hacc-ı Mebrür'un karşılığı cennetten başka bir şey olamaz! |Buhari, Umre 1; Müslim, Hacc 437, (1349); Tirmizi, Hacc 90, (933); Nesai, Menasik 3, (5, 112), 5, (5, 115); İbnu Mace, Menasik 3, (2887); Muvatta, Hacc 65, (2, 346)|1166
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Haccın Faziletleri|tirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Beyt'i (Kabe-i Muazzama'yı) kim elli defa tavaf ederse, günahlarından çıkar ve tıpkı annesinden doğduğu gündeki gibi olur." (Buradaki tavaftan maksad, şavtlar olmayıp, elli tam tavaftır) |Tirmizi, Hacc 41, (866)|1167
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Haccın Faziletleri|ebu davudibnu mace|Ümmü Seleme|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim, hacc veya umre için Mescid-i Aksa'dan Mescid'i Haram'a (kadar) ihrama girerse, geçmiş ve gelecek bütün günahları affedilir veya cennet kendisine vacib olur." -Ravi, Resulullah'ın hangisini dediği hususunda şekke düştü- |Ebu Davud, Menasik 9, (1741); İbnu Mace, Menasik 49, (3001-3002)|1168
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Haccın Faziletleri|buharimüslimnesai|İbnu Abbas|Resulullah (sav), Ensar'dan Ümmü Sinan admdaki bir kadına: "Bizimle haccetmekten seni ne alıkoydu?" diye sordu. Kadın: "Ebu fülanın (kocasını kasteder) sadece iki sulama devesi var. Biriyle o ve oğlu haca gitti, öbürü (ile de ben kaldım) arazimizi suluyor (um)" dedi. Bunun üzerine Resulullah (sav): "Öyleyse Ramazan'da (yapacağın) umre, (kaçırdığın) bir haccin veya benimle (yapmış olacağın) bir haccin kazasıdır. Ramazan gelince umre yap. Zira Ramazan'daki bir umre hacca muadil olur." |Buhari, Umre 4, Cezau's-Sayd 26; Müslim, Hacc 222; Nesai, Sıymm 6, (4,130)|1169
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Haccın Faziletleri|muvattaebu davudnesaiibnu mace|Ebu Bekr İbnu Abdirrahman|Bir kadın Resulullah (sav)'a gelerek: "Ben haccetmek için hazırlık yapımştım. Bana (bir mani) arz oldu ne yapayım?" "Ramazan'da umre yap, zira o ayda umre tıpkı hacc gibidir" buyurdu. |Muvatta, Hacc 66, (1, 347); Ebu Davud, Hacc 79, Tirmizi, Hacc 95, (939); Nesai, Sıyam 6, (4, 130); İbnu Mace, Hacc (Menasik) 45, (2991-2995)|1170
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Haccın Faziletleri|tirmiziibnu mace|Aişe|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Hiç bir kul, kurban günü, Allah indinde kan akıtmaktan daha sevimli bir iş yapamaz, Zira, kesilen hayvan, kıyamet günü boynuzlarıyla, kıllarıyla, sınnaklarıyla gelecektir. Hayvanın kanı yere düşmezden önce Allah indinde yüce bir mevkiye ulaşır. Öyle ise, onu gönül hoşluğu ile ifa edin." (Rezin şunu ilave etmiştir: "Kurban sahibine, hayvanın her bir tüyü için sevap vardır.") |Tirmizi, Edahi 1, (1493); İbnu Mace, Edahi 3, (3126)|1171
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Haccın Faziletleri|tirmizi|Ebu Bekri's-Sıddik|Resulullah (sa}'a: "Hangi hacc daha efdaldir?" diye sorulmuştu. "Yüksek sesle telbiye getirilip, kurban kesilerek yapılan hacc!" diye cevap verdi." |Tirmizi, Hacc 14, (827), Tefsir, Al-i İmran (3001)|1172
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Haccın Faziletleri|nesaiibnu mace|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Küçüğün, büyüğün, zayıfın, kadının cihadı hacc ve umredir." |Nesai, Hacc 4, (5, 114); İbnu Mace, Menasik 8, (2902)|1173
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Haccın Vücubu|buharimüslimnesai|Ebu Hüreyre|Bir gün Resulullah (sav) bize şöyle hitab etti: "Ey insanlar, size hacc farz kılınmıştır. Şu halde haccı eda edin. Cemaatte bulunan bir adam: "Her sene mi, Ey Allah'ın Resulü?" diye sordu. Resulullah (sav) cevap vermedi. Adam sorusunu üç kere tekrar etti. Bunun üzerine: "Ben sizi bıraktıkça siz de beni bırakın, (Madem ki sükut ettim, niye sormada ısrar ediyorsunuz?) Şayet (sorunuza) "Evet!" deseydim, her yıl haccetmek vacib oluverirdi ve buna güç yetiremezdiniz. Şunu bilin ki, sizden öncekileri helak eden şey, çok sual sormaları ve peygamberleri hakkında ihtilaflarıdır. Size bir iş emrettiğim zaman, bunu gücünüz yettiğince ifa edin, bir yasaklamada bulunduğum vakit de ondan kaçının (bu emir ve yasakla ilgili olarak aklınıza gelen her şeyi sormaya kalkmayın)" |Buhari, İ'tisam 4; Müslim, Hacc 412, (1337), Fedail 130, (1337); Nesai, Hacc 1, (5, 110-111)|1174
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Haccın Vücubu|tirmizi|Ali|Resulullah (sav) efendimiz şöyle buyurdular: "Kim kendisini Beytullahi'l-haram'a ulaştıracak kadar azık ve bineğe sahip olduğu halde haccetmemişse onun Yahudi veya Hıristiyan olarak ölmesi arasında fark yoktur. Zira, Cenab-ı Hakk şöyle buyurmuştur: "Oraya yol bulabilen insana, Allah için Kabe'yi haccetmesi gerekir" (Al-i İmran 97)." |Tirmizi, Hacc 3, (812)|1175
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Haccın Vücubu|ebu davudnesaiibnu mace|İbnu Abbas|Akra' İbnu'l-Habis (ra), Resulullah (sav)'a: "Hacc her sene midir, ömürde bir kere midir?" diye sordu. Resulullah (sav): "Bir keredir, fazla yapan nafile olarak yapmış olur!" diye cevap verdi." |Ebu Davud, Hacc 1, (1721); Nesai, Hacc 1, (5, 111); İbnu Mace, Menasik 2, (2886)|1176
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Haccın Vücubu|ebu davud|İbnu Abbas|Resulullah (sav)'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "İslam'da hacc yapmamak (saruret) yoktur." |Ebu Davud, Hacc 3, (1729)|1177
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Haccın Vücubu|ebu davud|İbnu Abbas|Resulullah (sav)'ın şu sözünü rivayet etmiştir: "Hacc yapmak isteyen acele davransın." |Ebu Davud, Menasik 6, (1732)|1178
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Haccın Vücubu|tirmizi|Cabir|Resulullah (sav)'dan: "Umre vacib midir?" diye sorulmuştu, şu cevabı verdi: "Hayır! Ancak, umre yapmanız faziletli bir ameldir." |Tirmizi, Hacc 88, (931)|1179
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Haccın Vücubu|tirmizi|İbnu Abbas|İbnu Abbas (ra)'ın "Umre vacibtir" dediği rivayet olunmuştur. |Tirmizi, Hacc 88, (931)|1180
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Haccın Vücubu|rezin|İbnu Mes'ud|İbnu Mes'ud (ra) hazretleri şöyle kıraat ederdi: ... ve derdi ki: "Eğer günah olmasaydı -Resulullah (sav)'dan bu mevzuda hiç bir şey işitmemiş olmama rağmen- umre vaciptir derdim." (Rezin ilavesi) |Rezin|1181
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Mikat Hakkında|buhari|İbnu Ömer|İbnu Ömer (ra) dedi ki: "Hacc ayları Şevval, Zülkade ve Zilhicce'den de on gündür." |Buhari, Hacc 33 (Tercüme, yani bab başlığı olarak senetsiz kaydetmiştir.)|1182
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Mikat Hakkında|muvatta|Hişam İbnu Urve|Abdullah İbnu Zübeyr (ra) Mekke'de dokuz yıl ikamet etti. Bu esnada Zilhicce'nin hilali ile yüksek sesle telbiyeye başladı. (Kardeşi) Urve de onanla aynı şeyi yapardı." |Muvatta, Hacc 50, (1, 339)|1183
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Mikat Hakkında|muvatta|Kasım İbnu Muhammed|Hz. Ömer (ra) Mekkelilere şöyle hitab etti: "Ey Mekkeliler! Ne oluyor da uzak diyardan gelenler saçları dağınık vaziyette iken sizler yağlanıyorsunuz? (Zilhicce) hilalini görünce siz de telbiyede bulunun." |Muvatta, Hacc 49, (1, 339)|1184
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Mikat Hakkında|buhari||Ata'ya: "Mücavir (Mekke'de ikamet eden) hacc için ne zaman telbiyede bulunur?" diye sorulmuştu. Şu cevabı verdi: "İbnu Ömer (ra) mütemetti olarak gelince, terviye günü, öğleyi kılıp, devesine bindi mi hacc için telbiyede bulunurdur." |Buhari, Hacc 82, (Tercüme yani bab başlığı olarak kaydedilmiştir. Senetsizdir)|1185
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Mikat Hakkında|buhari|İbnu Abbas|İbnu Abbas (ra) şunu söylemiştir: "Hacc için, sadece hacc aylarında ihrama girmek sünnettendir." |Buhari, Hacc 33 (tercüme yani bab başlığı olarak kaydetmiştir)|1186
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Mikat Hakkında|buharimüslimmuvattatirmiziebu davudnesai|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Medineliler Zülhuleyfe'de, Şamlılar Cuhfe'de, Necidliler Kam'da ihrama girer, telbiyeye başlar." |Buhari, Hacc 8, 5, 10, İlm 52, İ'tisam 16; Müslim, Hacc 1347, (1182); Muvatta, Hacc 22, (1, 330); Tirmizi, Hacc 17, (831); Ebu Davud, Menasik 9, (1737); Nesai, Hacc 17, 18, 21, (5, 122-125)|1187
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Mikat Hakkında|buharimüslim|İbnu Ömer|Bir rivayette İbnu Ömer der ki: Bizzat işitmemekle beraber, bana söylendiğine göre, Resulullah (sav) buyurmuştur ki: "Yemenliler de Yelemlem'de ihrama girerler." |Buhari, Hacc 8, İlm 52, İ'tisam 16; Müslim, Hacc 13-18 (1182)|1188
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Mikat Hakkında|buhari||Buhari'de gelen bir diğer rivayette belirtildiği üzere, bir zat (Abdullah İbnu Ömer'e) gelerek: "Umre için nerede ihrama girmem caiz olur?" diye sorunca: "Resulullah (sav) mikat yerleri olarak Necidliler için Karn'ı, Medineliler için Zülhuleyfe'yi, Şamlılar için Cuhfe'yi belirledi" demiş, başka bir mikat yeri zikretmemiştir. |Buhari, Hacc 3|1189
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Mikat Hakkında|buharimüslimebu davudnesai|İbnu Abbas|Resulullah (sav), Medineliler için Zülhuleyfe'yi, Şamlılar için Cuhfe'yi, Necidliler için Karnu'l-Menazil'i , Yemenliler için Yelemlem'i mikat yerleri olarak ta'yin etmiştir. Bu yerler, ora ahalileri ve oraya başka yerlerden hacc ve umre yapmak maksadıyla gelenler için mikat yerleridir. Bu söylenen mikat yerlerinin berisinde (yani mikatlarla Mekke arasında) bulunanlar için mikat, bulunduğu yerdir. Daha yakın yerde olanlar da böyledir. Nitekim Mekkeliler de Mekke'de ihrama girerler." |Buhari, Hacc 7, 9, 11, 12, Cezau's-Sayd 18; Müslim, Hacc 11, (1181); Ebu Davud, Menasik 9, (1737); Nesai, Hac 20, 23, (5, 123-125)|1190
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Mikat Hakkında|buhariebu davud||Bir rivayette şöyle denmiştir: "Kim (mikatlerin) berisinde ise, (niyeti) başlattığı yerde ihram giyer, öyle ki, Mekkeliler Mekke'de (ihrama girerler). |Buhari, Hacc 7; Ebu Davud, Menasik 9, (1737)|1191
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Mikat Hakkında|müslim|Ebu'z-Zübeyr|Hz. Cabir (ra)'e ihrama girme yerinden sorulmuştu. Şu cevabı verdi: "Ben Resulullah (sav)'in bu hususta şöyle söylediğini işittim. "Medineliler'in ihrama girme yeri Zülhuleyfe'dir. Diğer yol Cuhfe'dir, Iraklıların ihrama girme yeri Zat-ı Irk'dır. Necidliler'in ihrama girme yeri Karni'l-Menazil'dir. Yemenliler'in ihrama girme yerleri Yelemlem'dir." |Müslim, Hacc 18,(1183)|1192
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Mikat Hakkında|buhari|İbnu Ömer|Şu iki memleket (Basra ve Kufe) fethedildiği zaman Hz. Ömer (ra)'e halk gelip: "Ey mü'minlerin emiri! Resulullah (sav) Necidliler için Karn'ı (mikat olarak) tesbit etti. Orası bizim yolumuza sapa düşer. (Buradan) Karn'e gitmeye kalksak, bize zor olur!" dediler. Hz. Ömer (ra) onlara: "Öyleyse onun kendi yolunuzdaki hizasına bakın" dedi ve onlar için Zat-ı Irk'ı tesbit etti. |Buhari, Hacc 13|1193
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Mikat Hakkında|ebu davudnesai|Aişe|Resulullah (sav) Iraklılar için Zat-ı Irk'ı mikat kıldı. |Ebu Davud, Menasik 9, (1739); Nesai, Hacc 22 (5, 125)|1194
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Mikat Hakkında|ebu davudtirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sav) Meşrikliler için Akik'i mikat kıldı. |Ebu Davud, Menasik 9, (1740); Tirmizi, Hacc 17, (832)|1195
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Mikat Hakkında|muvattaebu davudtirmizinesai||İmam Malik: "Bana ulaştığına göre, Resulullah (sav) Ci'rane'de umre için ihrama girdi" demiştir. |Muvatta, Hacc 27, (1, 331); Ebu Davud, Hacc 81, (1996); Tirmizi, Hacc 96, (935); Nesai, Hacc 104, (5, 199)|1196
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Mikat Hakkında|muvatta||Yine imam Malik'in, nazarında güvenilir (sika) bir kimseden rivayet ettiğine göre, İbnu Ömer (ra) İliya'da hacc ihramı giymiştir. |Muvatta, Hacc 26, (1, 331)|1197
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Mikat Hakkında|buhari|Osman|Hz. Osman (ra)'ın, bir kimsenin Horasan veya Kinnan'da ihrama girmesini mekruh addettiği rivayet edilmiştir. |Buhari, Hacc 33, (Bab başlığında, senetsiz olarak kaydedilmiştir)|1198
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|buharimüslimmuvattatirmiziebu davudnesai|İbnu Ömer|Resulullah (sav)'a muhrimin giyeceği şeylerden sorulmuşta şu cevabı verdi: "Muhrim ne kamis (gömlek), ne sarık, ne bürnus, ne şalvar, ne de vers veya zaferan bulaşmış bir giysi taşımaz. Ayağında da mest (ve benzeri ayakkabı) yoktur. Ancak nalın bulamazsa, mestlerin topuktan aşağı kısmını kesmelidir." Buhari'de şu ziyade var: "İhramlı kadın yüzünü örtmez, eldiven de giymez." |Buhari, Hacc 21, Cezau's-Sayd 13, 15, İlm 53, Salat 9; Müslim, Hacc 1, (1177); Muvatta, Hacc 8, (1, 324-328); Tirmizi, Hacc 18, (833); Ebu Davud, Menasik 32, (1824, 1825, 1826); Nesai, Hacc 28, (5, 129)|1199
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|ebu davud|İbnu Ömer|Rivayete göre demiştir ki: "Resulullah (sav) kadınları ihrama girdikleri vakit eldiven kullanmaktan, yüzlerini örtmekten ve vers ve za'feran değmiş elbise giymekten yasakladı ve: "Bunlardan gayrı, hoşuna giden elbise çeşitlerinden safranla boyanmış veya ipekli veya zinet veya şalvar veya kamis veya mest giysin" dedi." |Ebu Davud, Menasik 32, (1827)|1200
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|ebu davud|Aişe|Resulullah (sav) ihramlı iken mest giymede kadınlara ruhsat tanıdı. |Ebu Davud, Menasik 33, (1831)|1201
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|buharimüslimtirmiziebu davudnesai|İbnu Abbas|Resulullah (sav) hazretleri buyurdular ki: "Kim izar bulamazsa şalvar giysin, kim de nalın bulamazsa mest giysin." |Buhari, Libas 14, 37, Hacc 132, Cezau's-Sayd 15, 16; Müslim, Hacc 4, (1178); Tirmizi, Hacc 19, (834); Ebu Davud, Hacc 32, (1829); Nesai, Hacc 32, (5, 132)|1202
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|muvatta|Nafi'|Nafi'nin anlattığına göre, Eslem Mevla Ömer'in, İbnu Ömer (ra)'e şöyle söylediğini işitmiştir: "Ömer (ra), Hz. Talha (ra)'nın üzerinde, ihramlı iken boyalı bir giysi görmüştü. "(Ey Talha) bu boyalı giysi de ne?" diye sordu. (Talha cevaben): "Ey mü'minlerin emiri, bu kızıl toprakla boyanmıştır!" dedi. Ömer (ra): "Ey azizler, sizler halkın imamlarısınız, halk sizlere uymaktadır. Eğer cahil biri bu elbiseyi görse: "Talha İbnu Ubeydillah, ihramda boyalı elbise giymiş" diyecek. Ey azizler, bu boyalı elbiselerden hiçbirini giymeyin!" dedi" |Muvatta, Hac 10, (1, 326)|1203
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|muvatta|Urve|Esma Bintu Ebi Bekr (ra), ihramlı olduğu halde, sarı renkli giysiler giyerdi. Ancak bunlarda za'feran olmazdı. |Muvatta, Hacc 11, (1, 326)|1204
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|buharimüslimmuvattatirmiziebu davudnesai|Ya'la İbnu Umeyye|Resulullah (sav) Ciirrane'de iken umre için ihrama girmiş bir adam geldi. Adamın sakal ve saçları sarıya boyanmış, sırtında da za'feran lekeleri bulunan bir cübbe vardı. "Ey Allah'ın Resulü," dedi, "şu gördüğün vaziyette, umre için ihrama girdim!" Resulullah (sav): "Şu cübbeyi çıkar, sarı boyayı da yıka!" diye emretti. (Bu metin, Sahiheyn'deki metindir. Ebu Davud'un rivayetinde şu ziyade mevcuttur: "Umrede iken, hacda yaptığını yap") |Buhari, Umre 10, Cezau's-Sayd 16, 17, Megazi, 56, Fedailu'l Kur'an 2; Müslim, Hacc 6, (1180); Muvatta, Hacc 18, (1, 328-329); Tirmizi, Hacc 20, (835, 836); Ebu Davud, Menasik 31, (1819-1822); Nesai, Hacc 43, (5, 142-143)|1205
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|muvatta|İbnu Ömer|İbnu Ömer (ra)'in ihramlının mıntıka takmasını mekruh addettiği rivayet edilmiştir. |Muvatta, Hacc 12, (1, 326)|1206
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|muvatta|Kasım İbnu Muhammed|Bana, el-Ferafisa İbnu Umeyr el-Hanefi haber verdi ki, O, Hz.Osman (ra)'ı, ihramlı iken yüzünü örter görmüş. |Muvatta, Hacc 13, (1, 327)|1207
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|muvatta|Nafi'|İbnu Ömer (ra) demiştir ki: "Başın çeneden yukarısını ihramlı kimse örtemez." |Muvatta, Hacc 13, (1, 327)|1208
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|ebu davud|Aişe|Biz (kadınlar) ihramlı olarak Resulullah (sav)'la beraber iken, binekliler bize uğrardı. Onlar tam hizamıza gelince, herbirimiz cilbabını başından yüzünün üzerine sarkıtıverirdi. Bizi geçtiler mi tekrar kaldırırdık." |Ebu Davud, Menasik 34, (1833)|1209
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|muvatta|Fatıma Bintu'l'Mümir|Biz, bir kısım kadınlar, ihramlı iken, yanımızda Esma Bintu Ebi Bekr (ra) olduğu halde, yüzlerimizi sıkıca örtüyorduk." |Muvatta, Hacc 16, (1, 328)|1210
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|buharimüslimmuvattatirmiziebu davudnesai|Aişe|Resulullah (sav)'a, ihrama gir(ece)ği zaman (ihramı için), keza ihramdan çıktığı zaman da Kabe'yi tavaftan önce hıll'i için, içinde misk bulunan sürünme maddesini şu iki elimle sürdüm." |Buhari, Hacc 18, 143, Libas 73, 89, 91; Müslim, Hacc 31, 33, (1189); Muvatta, Hacc 17, (1, 328); Tirmizi, Hacc 77, (917); Ebu Davud, Menasik 11, (1745, 1746); Nesai, Hacc, 41, (5, 136-141)|1211
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|buharimüslimnesai||Bir diğer rivayette şöyle gelmiştir: "Önce koku sürünüp sonra ihrama giren kimse hakkında soruldu. Şu cevabı verdi: "Ben (tib sürünerek) ihrama girip koku neşretmeyi sevmem. Katrana bulanmam bunu yapmaktan daha iyidir." Hz. Aişe (ra)'ye, İbnu Ömer'in, bu sözü haber verilince: "Ben, Resulullah (sav)'a ihrama (gireceği) sırada tib sürdüm. Bu halde hanımlarına uğradı. Sonra da ihrama girdi, koku neşrediyordu" dedi. |Buhari, Gusl 14; Müslim, Hacc 47, (1192); Nesai, Hacc 42, (5, 139), Gusl 13, (1, 203)|1212
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|nesai|Aişe|Resulullah (sav), ihrama girmeyi arzu ettiği zaman bulabildiği en güzel yağla yağlanırdı. Öyle ki, yağın parlaklığını başında ve sakalında görürdüm. |Nesai, Hacc 42, (5, 139-140)|1213
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|nesai|Aişe|Ben, Resulullah (sav)'a, ihrama gireceği zaman ihramı için, şeytan taşlamasını yaptıktan sonra ve Beytullah'a yapacağı tavaf (-ı ziyaretten önce ihramdan çıkınca da hıil'i (ihramsız hali) için tib'ini sürdüm." |Nesai, Hacc 41, (5, 137)|1214
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|nesai|Aişe|Bir diğer rivayette şöyle denir: "Resulullah'ın tib'i (sürdüğü koku) sizin şu tib'inize benzemez." Yani (sizin kullandığınız tib), uzun müddet koku neşretmeye devam etmez, demektir. |Nesai, Hacc 41, (5, 137)|1215
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|ebu davud|Aişe|Biz Resulullah (sav) ile (hacc ve umre için ihrama girip) Mekke'ye giderdik. İhram sırasında alınlarımıza sükk denen bir tib sürerdik. Birimiz terleyecek olsa, yüzüne akardı. Resulullah (sav) bunu gördüğü halde (bize) onu(n sürülmesini) yasaklamazdı. |Ebu Davud, Menasik 32, (1830)|1216
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|muvatta|Salt İbnu Zübeyd|Salt İbnu Zübeyd (ra), ailesinin bazı fertlerinden naklen şunu rivayet etmiştir: "Hz. Ömer (ra) Şecere nam mevkide iken, bir tib kokusu hissetti. "Bu koku kimden geliyor?" diye sordu: Kesir İbnu's-Salt: "Bendendir, (saçımın dağılmaması için) süründüm ve tıraş olmamaya karar verdim" dedi. Hz. Ömer (ra): "Su birikintilerinden birine git, başını koku gidinceye kadar ovuştur!" diye emretti. Kesir İbnu's-Salt öyle yaptı." |Muvatta, Hacc 20, (1, 329)|1217
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|muvatta|Eşlem Mevla Ömer|Ömer (ra), bir tib kokusu hissetmişti. "Bu koku kimden?" diye sordu. Muaviye İbnu Ebi Süfyan (ra): "Ey mü'minlerin emiri! Bendendir!" diye cevap verdi. (Hz. Ömer kızgın bir eda ile): "Allah Allah! Senden mi?" diye çıkıştı. Hz. Muaviye: "Bana Ümmü Habibe sürdü, ey mü'minlerin emiri!" (diye özür) beyan etti. Hz. Ömer: "Allah aşkına geri dön ve şu sürdüğün şeyi yıka!" diye emretti. |Muvatta, Hacc 19|1218
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|muvatta|İbnu Ömer|İhramlı iken Cuhfe'de ölmüş olan oğlu Vakid'i kefenlemiş, bu arada başını ve yüzünü örttükten sonra şöyle demiştir: "Eğer ihramlı olmasaydık, cenazeye tib de sürerdik." |Muvatta, Hacc 14, (1, 327)|1219
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|buharimuvatta|Nafi'|İbnu Ömer (ra) ihram giyerek Mekke'ye müteveccihen yola çıktığı zaman, güzel kokusu olmayan bir yağ ile yağlanırdı. Sonra Zülhuleyfe mescidine gelir, orada (ihram için iki rek'at) namaz kılar, sonra hayvanına binerdi. Devesi (ayağa kalkıp) onu doğrultunca telbiyeye başlar ve şöyle derdi: "Ben Resulullah'ın böyle yaptığını gördüm." |Buhari, Hacc 28; Muvatta, Hacc 32, (1, 333)|1220
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|tirmiziibnu mace||(İbnu Ömer) reyhanlanmamış bir yağla yağlanırdı. Yani kokulandırılmamış. |Tirmizi, Hacc 114, (962); İbnu Mace, Menasik 88, (3083)|1221
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|buhari|İbnu Abbas|İhramlı reyhan koklayabilir, aynaya bakabilir. Yediği zeytinyağı ve tereyağı ile tedavi olabilir. |Buhari, Hacc 18, (Bab başlığında, senetsiz olarak kaydetmiştir)|1222
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|buharimüslimmuvattaebu davudnesaiibnu mace|Abdullah İbnu Huneyn|İbnu Abbas ile Misver İbnu Mahreme (ra) Ebva'da ihtilaf ettiler, İbnu Abbas: "Mührim başını yıkar" dedi. Misver ise: "Hayır, yıkayamaz!" dedi. İbnu Abbas, beni Ebu Eyyub el-Ensari (ra)'ye gönderdi. Ben onu iki direk arasına gerilmiş bir perde gerisinde yıkanıyor buldum. Kendisine selam verdim. "Kim o?" dedi. "Abdullah İbnu Huneyn'im. Beni, size İbnu Abbas gönderdi. Sizden, ihramlı iken Resulullah (sav)'ın başını nasıl yıkadığını soruyor" dedim. Bunun üzerine Ebu Eyyüb (ra) elini perde (ipinin) üzerine koyup aşağı doğru bastı ve başı göründü. Üzerine su döken birisine: "Dök!" dedi. O da döktü. Ebu Eyyub (ra) başını elleriyle ileri geri ovalayıp: "Resulullah (sav)'ı böyle yapar gördüm" dedi." (Muvatta dışındaki rivayetlerde şu ziyade mevcuttur: "Misver, İbnu Abbas'a şunu söyledi: "Seninle bir daha münakaşa etmeyeceğim (ne dersen kabulüm).") |Buhari, Cezau's-Sayd 14; Müslim, Hacc 91, (1205); Muvatta, Hacc 4, (1, 323); Ebu Davud, Menasik 38, (1840); Nesai, Hacc 27, (5, 128-129); İbnu Mace, Menasik 22, (2934)|1223
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|tirmizi|Harice İbnu Zeyd|Harice İbnu Zeyd, babası Zeyd (ra)'den naklediyor: "Resulullah (sav) ihrama girmek için soyundu ve yıkandı." |Tirmizi, Hacc 16, (830)|1224
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|muvattabuhari|Nafi'|İbnu Ömer (ra) ihrama girmezden önce ihram için, Mekke'ye girmek için, Arafat'ta vakfe için yıkanırdı. (Bir rivayette şu ziyade vardır: "İhrama girdi mi, başını sadece ihtilam olduğu zaman yıkardı.") |Muvatta, Hacc 3, (1, 322); Buhari, Hacc 38|1225
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|ebu davudnesaibuharimüslimibnu mace|İbnu Ömer|Resulullah (sav) yıkandığı su ile saçlarını (dağıtmayacak şekilde) tarayıp nizama soktu. |Ebu Davud, Menasik 12, (1747, 1748); Nesai, Hacc 40, (5, 136); Buhari, Hacc 19; Müslim, 21, (1184); İbnu Mace, Menasik 72. (3047)|1226
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|buhari|İbnu Abbas|İhramlı kimse hamama girer. |Buhari, Cezau's-Sayd 14 (Tercüme bab başlığı olarak, senedsiz şekilde) kaydedilmiştir.|1227
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|buharimüslimebu davudtirmizinesaiibnu mace|İbnu Abbas|Resulullah (sav) ihramlı iken hacamat oldu (kan aldırdı). (Bu metin Sahiheyn'in metnidir.) Buhari merhumun bir diğer rivayetinde: "[Resulullah (sav)] oruçlu iken hacamat oldu" denir. Yine Buhari'nin bir diğer rivayetinde: "[Resulullah (sav) ihramlı iken çektiği ağrı sebebiyle başından hacamat oldu" denir. Bir diğer rivayette: "Şakika denen (başının ön kısmındaki) bir ağrı sebebiye, Lahyu Cemel adında Mekke yolu üzerindeki bir su başında, başının ortasından hacamat oldu" denir. |Buhari, Cezau's-Sayd 11, Tıbb 12, 15; Müslim, Hacc 88, (1203); Ebu Davud, Menasik 36, (1835-1836); Tirmizi, Hacc 22, (839); Nesai, Hacc 92, (5, 193); İbnu Mace, Menasik 87, (3081)|1228
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|ebu davudnesai|Enes|Resulullah (sav) ihramlı iken ayağının sırtından çektiği bir ağrı sebebiyle hacamat oldu. (Nesai'nin rivayetinde "...Maruz kaldığı incinme sebebiyle (ayağının sırtımdan hacamat oldu)" denmiştir.) |Ebu Davud, Menasik 36, (1837); Nesai, Hacc 94, (5, 194)|1229
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|muvatta|Nafi'|İbnu Ömer (ra) dedi ki: "İhramlı kimse kaçınılmaz bir sebepten dolayı mecbur kalmadıkça hacamat olamaz." |Muvatta, Hacc 75, (1, 350)|1230
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|müslimebu davudtirmizinesai|Nübeyh İbnu Vehb|Ömer İbnu Ubeydillah İbni Ma'mer, ihramlı iken gözünden hastalandı. Bunun üzerine gözlerine sürme çekmek istedi. Ancak Eban İbnu Osman onu bundan men etti ve gözlerine sabır basmasını tavsiye etti. İllaveten: Hz. Osman (ra)'ın Resulullah'ın böyle yaptığını rivayet ettiğini söyledik. (Ebu Davud'un rivayetinde şu ziyade var: "Eban hacc emiri idi.") |Müslim, Hacc 89, (1204); Ebu Davud, Menasik 37, (1838); Tirmizi, Hacc 106, (962); Nesai, Hacc 45, (5, 143)|1231
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|muvatta|İbnu Ömer|Rivayet edilmiştir ki, ihramlı iken, gözüne gelen bir rahatsızlık sebebiyle aynaya bakmıştır. |Muvatta, Hacc 93, (1, 358)|1232
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|buharimüslimebu davudtirmizinesai|İbnu Abbas|Resulullah (a.s) Meymune validemizle (ra) ihramlı iken tezevvüc buyurdular. (Buhari'nin bir rivayetinde şu ziyade var: "Umretü'l-kaza sırasında, ihramsız olarak Meymune ile gerdek yaptı. Meymune Serefte vefat etti." Ebu Davud der ki: İbnu Müseyyeb demiştir ki: "İhramlı iken Resulullah'ın Meymune ile evlenmesi meselesinde İbnu Abbas (ra) vehme düşmüştür." Nesai'ye ait bir başka rivayette: "İhramlı iken Resulullah (sav) evlendi" denir. Meymune ile evlendiği zikredilmez.) |Buhari, Cezau's-Sayd 12, Meğazi 43, Nikah 30; Müslim, Nikah 46, (1410); Ebu Davud, Menasik 39, (1844, 1845); Tirmizi, Hacc 24, (842); Nesai, Hacc 90, (1, 191, 192)|1233
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|tirmizi|Ebu Rafi'|Resulullah (sav) ihramsız iken Meymune (ra) ile evlendi. İhramsız olduğu halde onunla gerdek yaptı. İkisinin evlenmesinde aralarında ben elçilik yapmıştım. |Tirmizi, Hacc 23, (841)|1234
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|müslimebu davudtirmizi|Meymune|Her ikimiz de Seref'te ihramsız iken, Resulullah (sav) benimle evlendi. (Bu metin Ebu Davud'daki dir. Müslim'de şöyle denmiştir: "Kendisi ihramsız olduğu halde O'nunla Meymune evlendi.Rai -ki Yezi İnu'l-Esamm'dır- der ki: "Meymune hem benim teyzemdi, hem de İbnu Abbas'ın teyzesi idi." Tirmizi'de şu ziyade vardır: "Meymune (ra) ile gerdek yaptığında ihramsız idi. Meymune Seref'te öldü. Onu, Resulullahın kendisiyle gerdek yaptığı çadırda defnettik.) |Müslim, Nikah 48, (1411); Ebu Davud, Menasik 39, (1843); Tirmizi, Hacc 24, (845)|1235
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|muvatta|Süleyman İbnu Yesar|Resulullah (sav), azadlısı Ebu Rafi'yi Ensar'dan bir başkasıyla birlikte (Meymune'ye) gönderdi. Onlar, Resulullah (sav)'ı Meymune bintu'l-Haris (ra) ile evlendirdiler. (O vakit) Resulullah (sav) henüz Medine'de idi (ve umretu'l-kaza için yola) çıkmamıştı. |Muvatta, Hacc 69, (1, 348)|1236
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|müslimmuvattaebu davudtirmizinesai|Osman|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İhramlı ne evlenir, ne evlendirir, ne de dünür gönderir." |Müslim, Nikah 41, (1409); Muvatta, Hacc 70, (1, 348, 349); Ebu Davud, Menasik 37, (1841); Tirmizi, Hacc 23, (840); Nesai, Hacc 91, (5, 192)|1237
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|muvatta|Nafi'|İbnu Ömer (ra) şöyle hükmetmiştir: "İhramlı evlenmez, evlendirmez, ne kendisi için kız ister, ne de başkası için." |Muvatta, Hacc 72. (1, 349)|1238
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|muvatta|Ebu Gatafan el-Mürri|Ebu Gatafan el-Mürri'nin anlattığına göre, babası Tarif, ihramlı iken bir kadınla evlenmiş ise de Hz. Ömer (ra) bu nikahı reddetmiştir. |Muvatta, Hacc 71, (1, 349)|1239
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|buharimüslimmuvattatirmiziebu davudnesaiibnu mace|Ebu Katade|Hudeybiye Sulhu yapıldığı sene, bir gün Resulullah (sav)'ın ashabından bir grupla birlikte, Mekke yolu üzerinde bir yerde oturuyordum. Resulullah (sav), bizden ileride (konaklamış) idi. Ben hariç herkes ihramlıydı. Halk vahşi bir eşek gördü, ben o sırada meşguldüm, ayakkabımı tamir ediyordum. Gördüklerinden beni haberdar etmediler, onu kendiliğimden görmüş olmamı istiyorlardı. Bir ara aralarında bir gülüşme oldu. Birden etrafıma bakındım (ve bu esnada) hayvanı gördüm. Hemen (Cerade adındaki) atıma gidip eğerledim ve bindim. (Acelemden) kamçıyı ve mızrağı unutmuştum. "Kamçı ve mızrağımı bana verin!" diye seslendim. "Hayır, dediler, vallahi bu işte sana yardımcı olmak istemeyiz." Öfkelendim. İnip onları aldım. Tekrar binip, eşeğe doğru hızla gittim, (yetişip) avladım. Beraberimde getirdim, ölmüştü. Arkadaşlarım etinden yediler. Ancak sonradan ihramlı iken yeyip yememe hususunda şekke düşüp (yediklerine pişman oldular). Yürüdük, ben bir parça ayırdım. Resulullah'a kavuşunca, bu meseleyi sorduk. "Beraberinizde birşeyler kaldı mı?" dedi. Ben: "Evet!" diyerek parçayı uzattım, ihramlı olduğu halde, ondan yedi. Ve: "Bu bir taamdır. Onunla Allah size ikramda bulunmuştur."dedi." (Bunlarda gelen bir ziyade şöyledir: "(Resulullah:) "O helaldir, yiyin (dedi)." Bir diğer rivayette: "Resulullah (sav) onlara şunu söyledi: "Sizden biri (hayvanı yakalamak üzere) saldırmasını emretmedi, veya ona hayvanı göstermedi mi?" Onlar: "Hayır!" diye cevap verince, (Resulullah:) "Öyleyse yiyin!" buyurdu." Bir diğer rivayette: "(Resulullah): İşaret ettiniz veya yardım ettiniz veya saldırmasını sağladınız mı? (diye sordu).") |Buhari, Cezau's-Sayd 2, 3, 4, 5, Hibe 3, Cihad 46, 88, Megazi 35, Et'ime 19, Zebaih 10, 11; Müslim, Hacc 56, (1196); Muvatta, Hacc 76, (1, 350); Tirmizi, Hacc 25, (847); Ebu Davud, Menasik 41, (1852); Nesai, Hacc 78, (5, 182); İbnu Mace, Menasik 93, (3093)|1240
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|buharimüslimmuvattatirmizinesaiibnu mace|Sab İbnu Cessame|Sab İbnu Cessame (ra)'nin anlattığına göre, kendisi, Resulullah (sav)'a, Ebva veya Vehdan'da (canlı) bir yaban eşeği hediye etmiştir. Ancak Resulullah bunu kendisine iade etmiş, Sa'b'ın üzüldüğünü yüzünden anlayınca: "Bunu sana iade edişimizin sebebi ihramlı oluşumuzdur" demiştir. |Buhari, Cezau's-Sayd 6, Hibe 5, 17; Müslim, Hacc 50, (1193); Muvatta, Hacc 83, (1, 353); Tirmizi, Hacc 26, (849); Nesai, Hacc 79, (5, 183-185); İbnu Mace, Menasik 92, (3090)|1241
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|nesai|İbnu Abbas|Sa'b İbnu Cessame (ra), Resulullah (sav)'a, ihramlı iken, Kudeyd'de ucundan kan damlayan bir vahşi eşek budu hediye etti. Resulullah, bu hediyeyi Sa'b'a iade etti (kabul etmedi). |Nesai, Hacc 79, (5, 183-185)|1242
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|ebu davudtirmizinesai|Cabir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Siz ihramlı iken, bizzat avlamamış iseniz veya (sizin arzunuzla) sizin için avlanmamış ise kara av hayvanları(nın eti) size helaldir." |Ebu Davud, Menasik 41, (1851); Tirmizi, Hacc 25, (846); Nesai, Hacc 81, (5, 187)|1243
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|müslimnesai|Abdurrahman İbnu Osman|Biz ihramlı iken Talha ile beraberdik. Bize bir kuş hediye edildi. Bu sırada Talha yatıyordu. Kuş etinden bazılarımız yedi, bazılarımız çekinip yemedi. Talha uyanınca yiyenleri te'yid etti ve: "Biz Resulullah (sav) ile birlikte onu yedik" dedi. |Müslim, Hacc 65, (1197); Nesai, Hacc 78, (5, l82)|1244
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|muvatta|Abdullah İbnu Amir İbni Rebia|Hz. Osman (ra)'a Arc'ta iken bir av eti getirildi. Arkadaşlarına: "Yiyiniz!" dedi. Onlar: "Sen yemiyor musun?" diye sordular. "Ben," dedi, "sizin durumunuzda değilim, bu hayvan benim için avlandı." |Muvatta, Hacc 84, (1, 354)|1245
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|muvatta|Urve|Hz. Aişe (ra)'e: "Bir av hayvanı benim için avlanmamışsa bu bana helal mi, haram mı?" diye sormuştum, şu cevabı verdi: "Ey kızkardeşimin oğlu, o (ihram müddeti) on gündür. İçinde bir seğrime (rahatsızlık, şüphe) hissedersen bırakıver (yeme)." |Muvatta, Hacc 85, (1, 354)|1246
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|muvattanesai|Zeyd İbnu Ka'b|el'Behzi (ra) -ki ismi Zeyd İbnu Ka'b'dır- anlatıyor: "Resulullah (sav) Mekke ye gitmek düşüncesiyle ihramlı olarak (Medine'den) çıktı. Ravha nam mevkiye varınca orada kesilmiş bir vahşi eşekle karşılaştılar. Resulullah (sav)'e bundan bahsedildi: "Bırakın onu, dedi, sahibi hemen gelebilir!" Derken hayvanın sahibi Behzi geldi ve Resulullah (sav)'ı bularak: "Ey Allah'ın Resulü, bu eşeği (size bıraktım) dilediğiniz gibi tasarruf edin!" dedi. Resulullah derhal Hz. Ebu Bekir'e emrederek, "yol arkadaşları arasında taksim etmesini" söyledi. Sonra yola devam edip İsaye nam yere geldi. Burası Ruveyse ile Arc arasında bir yer idi. Sıcak bir gölgede kıvnlıp uyumakta olan bir ceylan vardı. -Ravi der ki- "Resulullah (sav) bir şahsa, herkes geçinceye kadar orada bekleyip kimseye hayvanı rahatsız ettirmemesini emretti. |Muvatta, Hacc 79, 1, (351); Nesai, Hacc 78, (5, 182,183), Sayd 32, (7, 205)|1247
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|muvatta|Urve|Zübeyr (ra) ihramlı olduğu halde (yemek üzere yanına) güneşte kurutulmuş ceylan eti dizisini azık olarak alıyordu. |Muvatta, Hacc 77, (1, 350)|1248
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|ebu davudtirmizi|Ebu Hüreyre|Biz, hacc veya umre için Hz. Peygamber (sav)'le birlikte yola çıkmıştık. Yol esnasında bir çekirge sürüsüne rastladık. Kamçı ve yaylarımızla vurmaya başladık. Resulullah (sav): "Bunu yeyin, zira o deniz avından (sayılır)" dedi." |Ebu Davud, Menasik 42, (1853); Tirmizi, Hacc 27, (850), 3|1249
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|ebu davudmuvatta|Ebu Hüreyre|Ka'bu'l-Ahbar demiştir ki: "Çekirge deniz avı(ndan sayılmış)dır." |Ebu Davud, Menasik 42, (1853); Muvatta, Hacc 82, (1, 352)|1250
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|muvatta|Ebu Hüreyre|Muvatta'da şu ziyade var: Hz. Ömer (ra) Ka'b'a sordu: "Nereden biliyorsun (ki çekirge deniz avıdır)?" Ka'b şu cevabı verdi: "Ey mü'minlerin emiri, nefsimi yed-i kudretinde tutan Zat-ı Zülcelal'e yemin ederim, bu (bir nevi) balık hapşırmasıdır, her yıl iki sefer hapşırır." |Muvatta, Hacc 82, (1, 352)|1251
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|müslimebu davudibnu mace|Aişe|Esma Bintu Umeys, Muhammed İbnu Ebi Bekir'in doğumu sebebiyle Şecere nam mevkide nifas olmuştu. Resulullah (sav), Hz.Ebu Bekir (ra)'i görüp, kadına yıkanıp ihrama girmesini emretmesini söyledi. |Müslim, Hacc 109, (1209); Ebu Davud, Menasik 35, (1834); İbnu Mace, Menasik 12, (2911)|1252
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|muvattanesai|Esma Bintu Ümeys|Muhammed'i Beyda'da doğurduğunu söylemiş, önceki hadisteki durumu aynen zikretmiştir. (Muvatta'nın bir başka rivayetinde şöyle denir: "(Esma..) Zülhuleyfe'de Muhammed'i doğurdu). Ebu Bekir (ra) ona yıkanmasını sonra da ihrama girmesini emretti." Nesai, bir başka rivayette şu ziyadeyi ilave eder: "...sonra hacc için ihrama girmesini, Ka'be'yi tavaf hariç, herkesin yaptıklarını aynen yapmasını (emretti)." Yine Nesai'nin bir başka rivayetinde (Esma) şöyle demiştir: Resulullah'a (birisini) göndererek: "Ne yapayım?" diye sordurdum. Bana: "Yıkan, (kan gelen kısma) sargı bağla, sonra da ihrama gir" haberini gönderdi.) |Muvatta, Hacc 1, (1, 322); Nesai, Hacc 26,(5, 127)|1253
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|muvatta|İbnu Ömer|İbnu Ömer (ra)'den yapılan bir rivayete göre, hacc veya umre için ihrama giren hayızlı kadın hakkında, "Kadın dilerse umre veya haccı için ihrama girer, ancak Beytullah'ı tavaf edemez, Safa ile Merve arasındaki sa'yi de yapamaz. Bunlar dışındaki bütün menasike insanlarla birlikte katılır. Temizleninceye kadar mescide yakın olamaz." |Muvatta, Hacc 45|1254
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|ebu davudtirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Nifaslı ve hayızlı kadınlar mikata gelince guslederek ihrama girerler ve Beytullah'a olan tavaf hariç bütün menasiki ifa ederler." |Ebu Davud, Menasik 10, (1744); Tirmizi,Hacc 100, (945)|1255
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|buharimüslimmuvattaebu davudnesai|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Beş hayvan vardır, bunların öldürülmesi ihramlıya günah değildir: Karga, çaylak, akrep, fare, kelb-i akur." (Bir rivayette şöyle denmiştir: "Bunları, Harem'de ve ihramda iken öldürene günah yoktur." Ebu Davud ve Tirmizi'nin, Ebu Saidi'l-Hudri'den kaydettikleri bir rivayette: "Adi yırtıcılar" da denmiştir. Bundan maksad insana saldırıp yaralayandır.) |Buhari, Cezau's-Sayd 7; Müslim, Hacc 72, (1199); Muvatta, Hacc 88,(1, 356); Ebu Davud, Menasik 40, (1846); Nesai, Hacc 82-84, 86-88, (5, 187-190),3|1256
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|muvatta|Alkame İbnu Ebi Alkame|Alkame İbnu Ebi Alkame, annesinden rivayet etmiştir ki: "Annesi, Hz. Aişe (ra)'yi ihramlı iken bedenini kaşıyan kimse hakkında soru sorulunca dinlemiştir. Hz. Aişe şu cevabı verir: "Evet, kaşınsın ve şiddetle kaşısın." Sonra Hz. Aişe ilave eder: "Ellerimi bağlasalar, (kaşınmak için ayaklarımdan başka bir imkanım olmasa) ayaklarımla kaşınırım." |Muvatta, Hacc 93, (1, 358)|1257
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|ebu davudibnu mace|Esma Bintu Ebi Bekr|Hacc yapmak üzere Hz. Peygamber (sav)'le birlikte çıktık. Arc nam mevkiye kadar geldik. Orada Resulullah (sav) konakladı, biz de konakladık. Hz. Aişe (ra) Resulullah (sav)'ın yanına oturdu. Ben de babam Ebu Bekir'in yanına oturdum. Resulullah'ın binek devesi ile, Hz.Ebu Bekir'in binek develeri tekdi ve o da Ebu Bekir'e ait bir köle ile birlikte (yolda) idi. Ebu Bekir (ra) oturup, kölenin gelmesini beklemeye başladı. Köle geldi ama beraberinde deve yoktu. Hz.Ebu Bekir (ra): "Deven nerde?" diye sordu. Köle: "Sabahleyin onu kaybettim!" dedi. Ebu Bekir (ra): "Tek bir deveyi kayıp mı ettin!" deyip köleye vurmaya başladı. Resulullah bu sırada gülüyor ve şöyle diyordu: "Şu ihramlıya bakın neler de yapıyor!" (İbnu Ebi Rizme der ki: Resulullah: "Şu ihramlıya bakın neler de yapıyor?" deyip gülüyor, (başka bir şey söylemiyordu)." |Ebu Davud, Menasik 30, (1818); İbnu Mace, Menasik 21, (2933)|1258
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|muvatta|Rebia İbnu Abdillah|Hz. Ömer (ra)'i ihramlı iken (Mekke ile Medine arasındaki Sükya köyünde) devesinin kurtlarını alıp toprağa atarken gördüm. |Muvatta, Hac 92, (1, 357)|1259
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhram Ve Haramları|muvatta|Nafi'|İbnu Ömer (ra), ihramlının, devesinden pire veya güve gibi haşereleri temizlemesini mekruh addederdi. |Muvatta, Hacc 95, (1, 358)|1260
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Telbiye Hakkında|buharimüslimmuvattatirmiziebu davudnesaiibnu mace|İbnu Ömer|Sizin Beyda'nız, hakkında Resulullah'a iftira ettiğiniz şurasıdır. Ama, Resulullah (sav) sadece mescidin -yani Zülhuleyfe mescidinin- yanında ihrama girip telbiye getirdi. (Bir rivayette şöyle denir: "Resulullah (sav) Şecere nam mevkide devesine bindiği zaman telbiye getirdi." Nesai'nin diğer bir rivayetinde denir ki: "İbnu Ömer'e: "Seni deven kaldırdığı zaman telbiye çeker gördüm" diye sorulmuştu. Şu cevabı verdi: "Çünkü Resulullah böyle yapmıştı.") |Buhari, Hacc 20; Müslim, Hacc 23, (1186); Muvatta, Hacc 30, (1, 332); Tirmizi, Hacc 8, (818); Ebu Davud, Hacc 21, (1771); Nesai, Hacc 56, (5, 162-164); İbnu Mace, Menasik 14, (2916)|1261
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Telbiye Hakkında|ebu davudnesai|Enes|Resulullah (sav) öğleyi kıldı. Sonra devesine bindi. Beyda tepesine çıktığı zaman telbiye getirdi. (Nesai, bir diğer rivayette şu ziyadeyi kaydetti: "Öğleyi kıldığı zaman hacc ve umre için ihrama girdi.") |Ebu Davud, Menasik 21, (1774); Nesai, Hacc 25, (5,127), 56, (5,162)|1262
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Telbiye Hakkında|ebu davud|Ebu Cübeyr|İbnu Abbas (ra)'a a dedim ki: "Resulullah (sav)'ın, vacib kıldığı zaman, getirdiği telbiye hususunda Ashabım ihtilama doğrusu hayret ediyorum!" Bana şu cevabı verdi. "Bu meseleyi ben herkesten iyi biliyorum. Aslında Resalullah (sav) tek bir hacc yaptı. Bütün ihtilaflar bununla ilgili. Resulullah (sav) hacc maksadıyla (Medine'den) yola çıktı. Zülhuleyfe Mescidi'ne gelip iki rekatlık ihram namazını kılınca, haccı fiilen olduğu yerde başlattı. Namazı bitirince de hacc için telbiyede bulundu. İşte bu telbiyeyi bir kısım insanlar işitti. Bunu kendisinden ben de (işittim ve) hatırımda tuttum. Sonra hayvanına bindi. Devesi onu yerden kaldırınca tekrar telbiye getirdi. Bu ikinci telbiyeyi de işitenler oldu. (Her seferinde telbiyeleri) farklı kimselerin işitmesi, insanların dağınık ve hareket halinde olmalarındandır Böylece, devesi onu kaldırdığı zaman çektiği telbiyesini de yeni insanlar işitti, işte bunlar: "Resulullah (sav), devesi kaldırdığı zaman telbiye getirdi" dediler. Resulullah (sav) yoluna devam etti. Beyda tepesine çıkınca da telbiye getirdi. Bu telbiyeyi de işiten başkaları vardı. Bunlar: "Resulullah (sav) Beyda'ya çıkınca telbiye getirdi" dediler. Allah'a kasem olsun! Resulullah namazgahında haccı başlattı. Devesi kaldırdığı zaman telbiye getirdi, sonra Beyda tepesine çıkınca orada da telbiye getirdi." Said İbnu Cübeyr sözüne devamla dedi ki: İbnu Abbas'ın sözünü esas alanlar (Zülhuleyfe'deki) namazgahta iki rek'atlık ihram namazını kılar kılmaz telbiye getirdi." |Ebu Davud, Menasik 21, (1770)|1263
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Telbiye Hakkında|buharimüslimmuvatta|Nafi'|İbnu Ömer (ra) Harem bölgesinin en yakın yerine geldi mi telbiyeyi artık bırakırdı. Sonra Zu-Tuva nam mevkide geceyi geçirir, orada sabah namazını kılar, sonra yıkanırdı ve derdi ki: "Resulullah (sav) böyle yapmıştı." |Buhari, Hacc 38, 39; Müslim, Hacc 226, (1259); Muvatta, Hacc 32, (1, 333)|1264
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Telbiye Hakkında|ebu davudtirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Mukim olanlar veya umre yapanlar, Hacer-i Esved'i istilam edinceye kadar telbiyeyi bırakmazlar." (Hadis, Tirmizi'de şöyledir: "Resulullah (sav), umrede iken, Hacer-i Esved'e istilam yapınca telbiyeyi bırakırdı.") |Ebu Davud, Menasik 29, (1817); Tirmizi, Hacc 79, (919)|1265
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Telbiye Hakkında|buharimüslimmuvattatirmiziebu davudnesai|İbnu Ömer|Resulullah (sav)'ı telbiye çekerken -bir rivayette mülebbiyen değil, mülebbiden demiştir- işittim şöyle diyordu: "Lebbeyk Allahümme lebbeyk. Lebbeyk la şerike leke lebbeyk. İnne'l-hamde ve'n-ni'mete leke ve'l-mülk, la şerike leke." Bu kelimelere başka ilavede bulunmuyordu. |Buhari, Hacc 26, Libas 89; Müslim, Hacc 19, (1184); Muvatta, Hacc 28, (1, 331-332); Tirmizi, Hacc 13, (825); Ebu Davud, Menasik 27, (1812); Nesai, Hacc, 54, (5, 159-160)|1266
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Telbiye Hakkında|nesai|İbnu Ömer|Bir rivayette şu ziyade var: "Abdullah İbnu Ömer (ra) derdi ki: "(Babam) Ömer İbnu'l-Hattab (ra) bu kelimelerden ibaret olan Resulullah'ın telbiyesi ile telbiye getirir ve şunu söylerdi: "Lebbeyk Allahümme lebbeyk. Lebbeyk ve sa'deyk ve'l-hayru fi yedeyk. Lebbeyk, ve'r-rağbau ileyk ve'l-amel." (Ebu Davud'un diğer bir rivayetinde Hz. Cabir (ra)'den şu ziyade vardır: "Resulullah şöyle telbiye getirirdi..." dedikten sonra tıpkı İbnu Ömer'in hadisindeki gibi bir metin zikretti. Sonra Hz. Cabir'in şunu ilave ettiğini kaydetti: "insanlar telbiyeye "...Zü'l-Mearic" ve benzeri kelimeler ilave ettiler. Resulullah (sav) bunları işitti ancak hiçbir müdahelede bulunmadı." Zü'l-Mearic, Allah'ın isimlerinden biri olup "yükselme yerlerinin sahibi" "yüksek dereceler sahibi" manasına gelir.) |Nesai, Hacc 54, (5, 161)|1267
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Telbiye Hakkında|nesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav)'ın telbiyesinde "Lebbeyk ilahe'l-Hakk (Buyur! Hak olan İlah!)" tabiri de vardı. |Nesai, Hacc 54, (5, 161-162)|1268
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Telbiye Hakkında|muvattaebu davudtirmizinesaiibnu mace|Saib İbnu Hallad el-Ensari|Resulullah (sav) şunu söylediler: "Cibril (a.s) bana gelip, ashabıma ve beraberimde olanlara telbiye -veya ihlal dedi- çekerken seslerini yükseltmelerini emretmemi emir buyurdu." |Muvatta, Hacc 34, (1, 334); Ebu Davud, Menasik 27, (1814); Tirmizi, Hacc 15, (829); Nesai, Hacc 55, (5,162); İbnu Mace, Menasik 16, (2922-2923)|1269
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Telbiye Hakkında|müslim|İbnu Abbas|Müşrikler (haccederken şu şekilde telbiyede bulunurlardı): "Lebbeyke la şeri-ke leke". Resulullah (sav) da: "Yazık size, yeter, yeter" buyururdu. Müşrikler (telbiyelerinin devamında): "Yalnız bir şerik müstesna, o senin şerikindir, sen ona da, onun malik olduğu şeylere de maliksin" derlerdi. Onlar, bunu, Kabe'yi tavaf ederken söylerlerdi. |Müslim, Hacc 22, (1185)|1270
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhramını İfsad Edenler Hakkında|muvatta||İmam Malik (ra) anlatıyor: "Bana ulaştı ki, Hz. Ömer, Hz. Ali ve Hz. Ebu Hüreyre (ra)'ye haccetmek üzere ihrama girmiş bulunan birisi hanımı ile cinsi temasta bulunursa ne gerekir diye sual sorulmuştu. Şu cevabı verdiler: "Bunlar (başladıkları) haccı tamamlarlar. Sonra müteakip sene yeniden hacc yaparlar ve (ceza olarak da) kurban (hedy) keserler." Hz. Ali (ra) şunu söylemiştir: "Müteakip yıl, bunlar hacc için ihrama girince, haccı tamamlayıncaya kadar birbirlerinden ayrılırlar." |Muvatta, Hac 151, (1, 381-382)|1271
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhramını İfsad Edenler Hakkında|muvatta|İbnu Abbas|İbnu Abbas (ra), Mina'da iken, ifaza tavafından önce, hanımına cinsi temasta bulunan bir kimse hakkında sorulmuştu, bir bedene kesmesini emretti." Bir rivayette şöyle demiştir: "İfazadan önce ehline temas eden kimse (ceza olarak) yeni bir umre yapar ve bir de kurban (hedy) keser." |Muvatta, Hacc 159, (1, 384)|1272
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Sayd'ın Cezası|muvatta|Cabir|Hz. Ömer (ra) sırtlan öldüren için bir koç, geyik öldüren için bir keçi, tavşan öldüren için bir çebiş (küçük keçi), Arap tavşanı (denilen bir nevi tarla faresi) için bir kuzuya hükmetti." |Muvatta, Hacc 235, (1, 416)|1273
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Sayd'ın Cezası|muvatta|Ebu'z-Zübeyr|Mürsel (senetsiz) olarak Ebu'z-Zübeyr'den gelen rivayete göre, Hz. Ömer, çekirge hakkında: "Onu kim öldürürse -iki hakemin hükmüyle- onun karşılığını öder" diye hükmetmiştir. Şöyle ki: Zeyd İbnu Eslem'in rivayetine göre, bir adam gelerek Hz. Ömer'e: "Ey mü'minlerin emiri, ben ihramlı iken kamçımla birkaç çekirge öldürdüm, (ne yapmam gerekir?)" diye sormuş. Hz. Ömer ona bir avuç kadar taam yedir (tasadduk et) cevabını vermiştir. |Muvatta, Hacc 235, (1, 416)|1274
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Sayd'ın Cezası|||Muvatta'nın bir başka rivayetinde şöyle gelmiştir: "Bir adam Hz. Ömer (ra)'e, ihramda iken öldürdüğü çekirge hakkında sordu. Hz. Ömer, (yanında bulunan) Ka'bul-Ahbar'a: "Gel beraber hükmedelim" dedi. Ka'b: "Bir dirhem tasadduk etmesi gerekir" diye hükmetti. Hz. Ömer ona: "Sen dirhemleri buluyorsun. Şurası muhakkak ki hurma, çekirgeden daha hayırlıdır" dedi. ||1275
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Sayd'ın Cezası|muvatta|İbnu Şirin|Bir adam Hz. Ömer (ra)'e gelerek: "Ben ve arkadaşım ihramlı olduğumuz halde Akabe'deki bir tepeye doğru atlarımızla yarış yaptık ve bu esnada bir ceylan öldürdük. Bu fiilimize hükmünüz nedir?" diye sordu. Hz. Ömer (ra), yanında bulunan birine: "Gel beraber hükmedelim" dedi. (İbnu Şirin) der ki: "İkisi birlikte bir keçiye hükmettiler. Bunun üzerine adam döndü ve (yanındakilere): "Ömer'e bakın, mü'minlerin emiri ama, bir ceylan hakkında hüküm veremiyor, yardımcı olarak bir adam çağırıyor!" dedi. (Bu sözü işiten) Hz. Ömer (ra), adamı çağırtıp: "Sen Maide süresini okudun mu?" diye sordu. Adam: "Hayır!" deyince: "Pekiyi (hüküm vermede yardımını istediğim) bu adamı tanıyor musun?" dedi. Adam bu soruya da: "Hayır!" deyince Hz. Ömer: "Eğer, Maide süresini okuduğunu söyleseydin dayakla canını yakacaktım" dedi ve ilave etti: "Cenab-ı Hakk Kitab-ı Mubin'inde: "Ey iman edenler,.. İçinizden adalet sahibi iki adam hüküm (ve takdir) edecektir..." (Maide 95) buyurmuştur. Ve şu da Abdurrahman İbnu Avf'dır." |Muvatta, Hacc 231, (1, 414)|1276
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Sayd'ın Cezası|muvatta|İbnu Abbas|İbnu Abbas (ra) demiştir ki, "kim, haccın nüsükünden farzları dışında bir şey unutur veya terkederse bir kan (dem) akıtsın." |Muvatta, Hacc 240, (1, 419)|1277
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Hacc-ı İfrad|müslimmuvattatirmiziebu davudnesai|Aişe|Hz. Peygamber (sav) hacc-ı ifrad yapmıştır. |Müslim, Hacc 122, (1211); Muvatta, Hacc 38, (1, 335); Tirmizi, Hacc 10, (820); Ebu Davud, Menasik 23, (1777); Nesai, Hacc 48, (5, 145)|1278
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Hacc-ı İfrad|muvatta|İbnu Ömer|[Babam Ömer (ra) dedi ki]: "Haccınızla umrenizin arasını ayırın. Zira böyle yapmak, sizden birinin haccının daha mükemmel olmasını sağlar. Umrenizin mükemmel olması da, onu hacc ayları dışında yapmaya bağlıdır." |Muvatta, Hacc 67, (1, 347)|1279
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Hacc-ı İfrad|ebu davud|Muaviye|Ey Resulullah'ın ashabı! Biliyor musunuz, Resulullah (sav) şunu şunu yapmayı yasakladı, kaplan derilerine oturmayı yasakladı?" Dinleyenler: "Evet (biliyoruz!)" dediler. Hz. Muaviye (ra) tekrar sordu: "Resulullah (sav)'ın hacc ile umrenin arasını birleştirmenizi (hacc-ı kıran yapmanızı) da yasakladığını biliyor musunuz?" Yanındakiler: "Hayır, bunu bilmiyoruz!" dediler. Hz. Muaviye (ra): "Öyleyse bilin, bu da öbürleriyle birlikte (yasaklar arasında). Ne var ki, sizler unutmuşsunuz!" dedi. |Ebu Davud, Menasik 23, (1794)|1280
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Hacc-ı İfrad|müslim|Cabir|Cabir ve Ebu Said el-Hudri (ra) şöyle demişlerdir: "Biz Resulullah (sav) ile birlikte hacc için avazımızın çıktığı kadar yüksek sesle telbiye getirerek (Mekke'ye) geldik." |Müslim, Hacc 212, (1248)|1281
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Hacc-ı Kıran|buharimüslimebu davudtirmizinesaiibnu mace|Enes|Resulullah (sav)'ı hacc ve umre her ikisi için de (ihrama girip) telbiye çekerken işittim. Bekr İbnu Abdillah el-Müzeni demiş ki: "Ben bunu Abdullah İbnu Ömer (ra)'e söyledim. Bana: "Resulullah (sav) sadece hacc için telbiye getirdi" diye cevap verdi. Sonra tekrar Enes (ra)'le karşılaştım ve İbnu Ömer'in sözünü kendisine aktardım. Bana (kızarak): "Galiba bizi çocuk yerine koyuyorsunuz. Ben Resulullah (sav)'ı: "Umre ve hacc için lebbeyk!" derken işittim" dedi. |Buhari, Taksiru's-Salat 5, Hacc 24, 25, 27, 117, 119, Cihad 104, 126; Müslim, Hacc 185, (1232); Ebu Davud, Hacc 24, (1795); Tirmizi, Hacc 11, (821); Nesai, Hacc 49. (5, 150); İbnu Mace, Hacc 38, (2968, 2969)|1282
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Hacc-ı Kıran|ebu davudnesaiibnu mace|Ebu Vail|es-Subeyy İbnu Ma'bed dedi ki: "Ben Hıristiyan bir bedevi idim. Sonradan Müslüman oldum. Kabilemden Hüzeym İbnu Sürmüle adında bir kimseye gelerek: "Hey adamım, ben cihad hususunda hırslıyım. Hacc ve umre yapmayı da üzerime vecibe buldum. Ben bu ikisini nasıl birleştirebilirim?" diye sordum. Bana: "İkisini birleştir ve kolayına gelen bir kurban kes" dedi. Ben de ikisine birden (niyet edip) ihrama girdim. (Küfe'ye bir merhale mesafedeki) Uzeybe nam mevkiye geldiğim zaman Selman İbnu Rebia ve Zeyd İbnu Suhan ile karşılaştım. Ben hacc ve umre her ikisi için ihramdaydım. Biri diğerine benim hakkımda: "Bu adam devesi kadar da bilgili değil" dedi. Bunu işitince tepeme dağ yıkıldı zannettim. Doğru Ömer İbnu'l-Hattab (ra)'a gittim. Ben, hac ve umre her ikisi için de ihramımı devam ettirerek, hikayemi anlattım. Hz. Ömer bana: "Hz. Peygamber (sav) sünnetine irşad edilmişsin" dedi." |Ebu Davud, Menasik 24, (1799); Nesai, Hacc 49, (5, 146, 147); İbnu Mace, Menasik 38, (2970)|1283
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Hacc-ı Kıran|muvatta|Cafer İbnu Muhammed|Cafer İbnu Muhammed babasından naklediyor: "Mikdad İbnul-Esved, (Mekke yolu üzerindeki Sükya nam karyede) Hz. Ali (ra)'nin yanına girdi. Hz. Ali, bu sırada develerine un ve ağaç yaprağı karışımı yemlerini veriyordu. Mikdad: "Şu Osman İbnu Affan (ra) hacc ve umrenin arasını birleştirmeyi yasaklıyor" dedi. Hz. Ali (ra), ellerinde un ve yaprak bulaşığı olduğu halde dışarı çıktı. -Kollarındaki un ve yaprak bulaşığını hiç unutmayacağım- doğru Hz. Osman'ın yanına girdi. "Sen," dedi "hacda umrenin arasını birleştirmeyi yasaklıyormuşsun, doğru mu?" Hz. Osman (ra) şu cevabı verdi: "Bu benim reyimdir!" Hz. Ali: "Umre ve hacc için lebbeyk!" diyerek, öfkelenmiş olarak çıktı." |Muvatta, Hacc 40, (1, 336)|1284
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Hacc-ı Kıran|tirmizinesaiibnu mace|Cabir|Resulullah (sav) hacc ve umreyi birleştirip, her ikisi için de tek bir tavaf yaptı. |Tirmizi, Hacc 102, (947); Nesai, Hacc 144, (5, 226); İbnu Mace, Menasik 39, (2973)|1285
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Hacc-ı Kıran|buharimüslimtirmizinesaiibnu mace|İbnu Ömer|Hac ile umreyi birleştiren kimseye tek bir tavaf yeterlidir, ikisinin ihramından birlikte çıkar. |Buhari, Hacc 77, 105, Muhsar 1, 3, 4, Megazi 35; Müslim, Hacc 181, (1230); Tirmizi, Hacc 102, (947); Nesai, Hacc 144, (5, 225-226); İbnu Mace, Menasik 39, (2975)|1286
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Hacc-ı Kıran|tirmiziibnu mace|İbnu Ömer|Tirmizi'de şöyle gelmiştir: "Kim hacc ve umre için ihrama girerse, her ikisinin de ihramından çıkıncaya kadar, tek tavaf, tek sa'y yeterlidir. |Tirmizi, Hacc 102, (948); İbnu Mace, Menasik 39, (2975)|1287
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Hacc-ı Kıran|buharimüslimmuvattanesai|Nafi'|Haccac-ı Zalim, Abdullah İbnu Zübeyr (ra)'le savaşmak üzere Mekke'ye indiği zaman, Abdullah İbnu Abdillah ile Salim İbnu Abdillah geldiler ve Abdullah İbnu Ömer (ra)'le konuştular: Kendisine: "Bu yıl haccı terketmen sana bir zarar vermez. Zira biz, halk arasında savaş çıkıp seninle Beytullah arasına girileceğinden korkmaktayız" dediler. Abdullah onlara: "Benimle Beytullah arasına girilerek engel çıkarılırsa, ben de Kureyş'in Hz. Peygamber'le Beytullah arasına girdiği zaman Resulullah'ın davrandığı şekilde davranırım. Şahid olun, şu anda umreye niyet ettim!" dedi ve derhal kalkıp Zülhuleyfe'ye gitti. Umreye niyet ederek ihram giydi, telbiye getirdi. Sonra şunu söyledi: "Yolumu serbest bırakırlarsa umremi tamamlarım. Beytullah'la aramda engel olurlarsa Resulullah (sav)'ın yaptığı gibi yaparım." Ve şu ayeti tilavet etti. (Mealen): "Resulullah'ta sizler için güzel örnek vardır" (Ahzab 21). Sonra yoluna devam etti ve Beyda sırtına kadar geldi. Orada: "Bunların ikisinin hükmü de aynı. Eğer benimle umrem arasına girip mani olurlarsa haccıma da mani olmuşlar demektir. Sizleri şahid kılıyorum, umre ile birlikte hacca da niyet ettim" dedi. Yoluna devam etti. Kadid'e geldiği zaman bir kurbanlık aldı. Sonra (Mekke'ye girip) hacc ve umre her ikisi için tek bir tavsif yaptı." Bir rivayette şöyle denmiştir: "Her ikisi için de ihrama girdi ve böylece Mekke'ye geldi. Beytulah'ı tavaf etti. Safa ve Merve arasında sa'y etti, buna bir ilavede bulunmadı, ne kurban kesti, ne traş oldu, ne taksirde bulundu, ne de ihramla haram ettiği şeylerden birini nefsine helal kıldı. Kurban gününe kadar bu hal üzere devam etti. O gün kurban kesti, traş oldu. ilk yaptığı tavafla hem haccin hem de umrenin tavafını yerine getirdiği kanaatinde idi. Sonunda: "Resulullah (sav) böyle yapmıştı" dedi. |Buhari, Hacc 77, 105, Muhsar 1, 3, 4, Meğazi 35; Müslim, Hacc 180-183, (1230); Muvatta, Hacc 42, (1, 337); Nesai, Hacc 53, (5, 158), 144, (5, 226)|1288
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Hacc-ı Temettu Ve Haccın Feshi|müslimnesai|Abdullah İbnu Şakik|Hz. Osman (ra) hacc sırasında temettuda bulunmayı yasaklıyor, Hz. Ali de bunu emrediyordu. Hz. Osman, Hz. Ali (ra)'ye bir kelam söyledi. Hz. Ali (ra): "Sen de biliyorsun ki biz, Resulullah (sav)'la birlikte haccederken temettü haccı yaptık" dedi. Hz. Osman da: "Evet, ama biz korkuyorduk" dedi." |Müslim, Hacc 158, (1223); Nesai, Hacc 50, (5, 152)|1289
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Hacc-ı Temettu Ve Haccın Feshi|tirmizinesai|İbnu Abbas|Resulullah (sav), Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman (ra) hacc-ı temettü yaptılar. Bunu ilk yasaklayan Hz. Muaviye (ra) oldu." |Tirmizi, Hacc 12, (822); Nesai, Hacc 50, (5, 153, 154)|1290
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Hacc-ı Temettu Ve Haccın Feshi|müslimmuvattatirmizinesai|Sa'd İbnu Ebi Vakkas|Biz Resulullah (sav) ile hacc-ı temettü yaptığımız zaman bu adam -ki Muaviye'yi kasteder- Urş'ta -ki Urş'la cahiliye devrindeki Mekke evlerini kasteder" kafirdi. |Müslim, Hacc 164, (1225); Muvatta, Hacc 60, (1, 344); Tirmizi, Hacc 12, (823); Nesai, Hacc 50, (5, 152-153)|1291
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Hacc-ı Temettu Ve Haccın Feshi|buharimüslimebu davudnesai|İbnu Ömer|Resulullah (sav) Veda haccında umre ile hacca kadar temettuda bulundu ve kurban kesti. Kurbanını Zülhuleyfe'den itibaren beraberinde götürdü. Menasikin icrasına (umre için niyetli) başlayıp, umre telbiyesi getirdi. Sonra hacc için telbiye getirdi. Beraberindeki ashabı da umre ile hacca kadar temettuda (istifade) bulundu. Hacc kafilesi içerisinde kurbanı olanlar da vardı, olmayanlar da. Resulullah (sav) Mekke'ye geldiği zaman halka hitaben: "Kimin kurbanı varsa, haccını tamamlayıncaya kadar ihramdan çıkmasın, kimin kurbanı yoksa tavaf ve sa'yini yapsın, saçını kısaltarak ihramdan çıksın. Sonra hacc için tekrar ihrama girip kurbanını kessin, kim kurban bulamazsa hacc sırasında üç gün, evine dönünce de yedi gün olmak üzere (on gün) oruç tutsun" buyurdu. |Buhari, Hacc 104; Müslim, Hacc 174, (1227); Ebu Davud, Hacc 24, (1805); Nesai, Hacc 50, (5, 151-152)|1292
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Hacc-ı Temettu Ve Haccın Feshi|buhari|İkrime|İbnu Abbas (ra)'a müt'atul-hacc'dan sorulmuştu, şu cevabı verdi: "Veda haccında, Muhacirler, Ensariler ve Resulullah (sav)'ın zevceleri hep ihrama girdiler, biz de girdik. Mekke'ye geldiğimiz zaman Resulullah (sav): "Kurbanlık nişanlıyanlar hariç, herkes hacc için giydiği ihramı umreye çevirsin" diye emretti. Biz de Beytullah'ı tavaf ettik. Safa ve Merve'de sa'y yaptık. (İhramdan çıkarak) kadınlarımıza geldik, elbiselerimizi giydik. Resulullah (sav) şunu da söylemişti: "Kim kurbanlık nişanlamışsa, kurbanlığı mahalline varıncaya kadar ihramdan çıkmasın!" Terviye akşamında (yani Zilhicce'nin 8. günü) bize hacc için ihrama girmemizi emretti. (Harem bölgesinin dışına çıkarak ihramlarımızı giyerek hacca başlayıp) menasiki tamamladığımız zaman Mekke'ye geri gelip Beytullah'ı, Safa ve Merve'yi tavaf ettik. Böylece haccımız tamamlanmış, ayet-i kerimenin buyurduğu üzere (Mealen): "Haccı da umreyi de Allah için tam yapın. Fakat (herhangi bir sebeple bunlardan) alıkonursanız, o halde kolayınıza gelen kurban gönderin..." (Bakara 196) üzerimizde kurban borcu kalmıştı." (Buhari bunu bab başlığında talik (senetsiz) olarak kaydetmiştir.) |Buhari, Hacc 37|1293
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Hacc-ı Temettu Ve Haccın Feshi|müslimebu davudnesaiibnu mace|Ebu Zerr|Haccda mut'a sadece Muhammed (sav)'in ashabına hastır." |Müslim, Hacc 189, (1224); Ebu Davud, Menasik 25, (1808); Nesai, Hacc 77, (5, 179-180); İbnu Mace, Hacc 42, (2984)|1294
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Hacc-ı Temettu Ve Haccın Feshi|ebu davudibnu mace||Ebu Davud'daki rivayette şöyle denmektedir: "Ebu Zerr (ra), hacca niyetle ihram giyip sonradan bunu umreye çevirenler hakkında şöyle diyordu: "Bu, sadece Hz. Peygamberle haccedenlere has bir ruhsattı." |Ebu Davud, Menasik 25, (1807); İbnu Mace, (Hacc 42, (2985)|1295
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Hacc-ı Temettu Ve Haccın Feshi|buharimüslim|Ebu Cemre|İbnu Abbas (ra)'a mut'a'dan sordum; bana onu yapmamı emretti, haccda kesilen kurbandan sordum. "Bu hususta," dedi, "deve veya sığır veya davar veya kana ortak olmak imkanları var (bunların hepsi meşrudur)." Ebu Cemre der ki: "İnsanlar mut'ayı mekruh addediyorlardı. (Eve gelip) uyudum. Rüyamda birisini gördüm (bana gelip): "Makbul umre, mebrur hacc!" diye müjdeledi. Hemen İbnu Abbas (ra)'a gelip haber verdim. Bana: "Allahu ekber! Ebul-Kasım (sav)'ın sünneti!" dedi." |Buhari, Hacc 102; Müslim, Hacc 204, (1242)|1296
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Hacc-ı Temettu Ve Haccın Feshi|muvatta|İbnu Ömer|Kim hacc aylarında umre yapar, sonra Mekke'de hacc zamanı gelinceye kadar ikamet ederse bu kimse, hacc da yaparsa mütemettidir. Bu durumda kolayına gelen bir kurban kesmesi vacib olur. Eğer kurban bulamazsa, üç günü hacc sırasında, yedi günü de döndüğü zaman olmak üzere (on gün) oruç tutar." İmam Malik der ki: "Bu hüküm, o kimsenin hacc zamanına kadar orada ikamet etmesi ve aynı sene içinde hacc yapması halinde caridir." (Muvatta'nın bir diğer rivayetinde der ki: "Allah'a yemin olsun, haccdan önce umre yapıp (bu sebeple) kurban kesmem, haccdan sonra Zilhicce ayında umre yapmamdan daha sevimlidir.") |Muvatta, Hacc 62, (1, 344)|1297
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Hacc-ı Temettu Ve Haccın Feshi|muvatta|Abdurrahman İbnu Harmele el-Eslemi|Bir adam gelip Said İbnul-Müseyyib'e: "Haccdan önce umre yapayım mı?" diye sormuştu. Şöyle cevap verdi: "Evet, Resulullah (sav) haccetmezden önce umre yaptı." |Muvatta, Hacc 57, (1, 343)|1298
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Hacc-ı Temettu Ve Haccın Feshi|muvatta|İbnu'l-Müseyyeb|Ömer İbnu Ebi Seleme, Hz. Ömer (ra)'den Şevval ayında umre yapmak için izin istedi. O da izin verdi, İbnu Ebi Seleme umre yapıp ailesine döndü, haccetmedi." |Muvatta, Hacc 58, (1, 343)|1299
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Hacc-ı Temettu Ve Haccın Feshi|muvatta|Hz. Aişe|Oruç, umre yapıp hacca kadar temettuda bulunup da hacc için ihrama girmesinden arefe gününe kadar kurban bulamayan kimse içindir. Eğer orucu tutmazsa, Mina günlerinde tutar. İbnu Ömer (ra) de böyle hükmediyordu. |Muvatta, Hacc 255, (1, 426)|1300
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Hacc-ı Temettu Ve Haccın Feshi|buhari|Cabir|(Veda haccında), Resulullah (sav) ve ashabı (ra), hacc için ihrama girdikleri vakit, Resulullah ile Talha hariç, hiç kimsenin kurbanlığı yoklu. O sırada Hz. Ali, beraberinde bir kurbanlık olduğu halde Yemen'den geldi. Ve derhal: "Ben de Resulullah'ın niyet ettiği şeye niyet ederek ihram giydim" deyip katıldı. Resulullah (sav) ashabına bu hacclarını umreye çevirmelerini, tavaf yapmalarını, (sa'y yapmalarını), beraberinde kurbanlığı olanlar hariç saçlarını kısa keserek ihramdan çıkmalarını emretti. Bir kısmı itiraz ederek: "Yani henüz cenabetken Mina'ya mı gideceğiz?" dediler. Bu söz Hz. Peygamber (sav)'e ulaşmıştı: "Geride bıraktığım işlerimi tekrar bulsaydım kurban getirmezdim. Eğer, beraberimde kurbanlığım olmasaydı, ben de ihramdan çıkardım" dedi. Bu sırada Hz. Aişe (ra) hayız oldu. Beytullah'ı tavaf hariç, haccın bütün menasikini yerine getirdi. Temizlenince de tavafı yaptı. Dedi ki: "Ey Allah'ın Resulü! Sizler hem umre hem de hacc yapmış olarak burdan ayrılacaksınız, ben ise sadece hacda ayrılacağım!" Bunun üzerine Resulullah (sav) oğlan kardeşi Abdurrahman İbnu Ebi Bekr (ra)'e, Hz. Aişe'yi (Harem bölgesinin dışında yer alan) Ten'im'e götürmesini emretti. (Hz. Aişe (ra) orada ihram giyerek) haccdan sonra umre yaptı." |Buhari, Hacc 81, 32, 34, 35, Umre 6, 15, Meğazi 61, Temenni, 3, 27|1301
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Hacc-ı Temettu Ve Haccın Feshi|buhari||Buhari'nin bir diğer rivayetinde şöyle gelmiştir: "(Resulullah (sav), Mekkeye gelince ashabına: "İhramınızdan çıkın. Önceki niyetinizi mut'aya çevirin!" dedi. Ashab: "Biz önce "hac" diye ismen belirterek niyet etmişken, şimdi nasıl mut'aya çevirebiliriz?" diye itiraz ettiler. Resulullah (sav): "Ben size ne söylüyorsam onu yapın. Eğer kurbanlık getirmemiş olsaydım, size emretmiş bulunduğumu ben de yapardım, Ancak, kurbanım (Mina'daki kesim) mahalline ulaşmadan ihramlıya haram olan şeylerden hiçbirisi bana helal olmaz!" dedi. Bunun üzerine Ashab-ı Kiram Resulullah (sav)'ın emrini yerine getirip ihramdan çıktılar." |Buhari, Hacc 81, 32, 34, 35, Umre 6, 15, Meğazi 61, Temenni, 3, 27|1302
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Hacc-ı Temettu Ve Haccın Feshi|buhari||Buhari'nin bir başka rivayetinde şu ziyade yer alır: Biz Mekke'ye Zilhicce ayının 4'ünde gelmiştik. |Buhari, Hacc 81, 32, 34, 35, Umre 6, 15, Meğazi 61, Temenni, 3, 27|1303
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Hacc-ı Temettu Ve Haccın Feshi|müslim||Müslim'in bir rivayetinde şu ibareye de yer verilmiştir: "Bize ihramdan çıkmamız, hacc için yaptığımız niyyetin umreye çevrilmesi emredilmişti. Bu, bize çok imkansız bir emir geldi ve hepimizin canını sıktı. Memnuniyetsizliğimiz Resulullah (sav)'a ulaştırıldı. Ona semavi bir şey (haber) mi ulaştı, insanlardan mı bir şey ulaştı bilemiyoruz, her ne ise, bize şu hitabda bulundu: "Ey nas, ihramdan çıkın. Eğer beraberimde kurbanlığım olmasaydı, ben de sizin gibi yapardım!" (Resulullah'ın bu kesin emri üzerine) ihramdan çıktık. Hatta hamınlarımızla münasebet-i cinsiyede bile bulunduk, ihrama girmemiş olan bir kimsenin yaptığı her şeyi yaptık. Bu hal terviye gününe (Zilhicce'nin 8. günü) kadar devam etti. O gün gelip, Mekke'yi arkada bıraktığımız vakit, hacca niyet ederek ihrama girdik." |Müslim, Hacc (1213-1216 arasındaki rivayetler)|1304
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Hacc-ı Temettu Ve Haccın Feshi|müslim||Müslim'in diğer bir rivayetinde şöyle denir: "Biz, hacc-ı ifrad için ihram giyip Resulullah (sav)'la birlikte ilerledik. Hz. Aişe (ra) de umre için ihrama girdi. Şerefe gelince Hz. Aişe hayız oldu. (Mekke'ye) gelince Kabe'yi, Safa ve Merve'yi tavaf ettik. Sonra, beraberinde kurbanlık olmayanların ihramdan çıkmaları emredildi. "Neleri nefsimize helal edeceğiz?" diye sorduk. Resulullah (sav), "(ihramlıya yasak olan) her şeyi", dedi. Bunun üzerine kadınlarımızla da yattık, kokular süründük, elbiselerimizi giydik. (Bunların hepsini yaparken) bizimle arefe (yani hacc ihramı giyme) günü arasında sadece ve sadece dört gece vardı. Sonra terviye günü (Zilhicce'nin 8'i) tekrar ihrama girdik. Bir ara Resulullah (sav) Hz. Aişe (ra)'nın yanına girmişti, onu ağlıyor buldu. "Neyin var?" diye sordu. "Hayız oldum, herkes ihramdan çıktı, ben çıkamadım, tavafımı da yapamadım. Herkes artık (umresini tamamladı), hacc için (Arafat'a) çıkıyor!" diyerek yakındı. Resulullah (sav): "Bu hal, Cenab-ı Hakk tarafından Adem (a.s)'ın kızlarına yazılmış bir kaderdir, (sana mahsus bir kusur değil). Sen de, (ihrama giren herkesin yaptığı gibi) yıkan ve hacc için ihrama gir" dedi. O da öyle yaptı. (Mina, Arafat ve Müzdelife'deki) vakfelerin hepsine katıldı. Hayızdan temizlenince de (ifaza) tavafını yaptı. (Bunlar bittikten sonra Resulullah (sav) Hz. Aişe (ra)'e: "Artık hem haccını hem de umreni yapmış, her ikisinin de ihramından çıkmış oldun!" dedi. Hz. Aişe (ra): "Ancak benim içimden Beytullah'ı tavaf etmeden hacc yaptığım hissi geçiyor" dedi. Bunun üzerine (oğlan kardeşine seslenerek): "Ey Abdurrahman (kızkardeşin) Aişe'yi Ten'im'e götür, orada umre için ihrama girsin!" dedi. Bu vak'a Hasbe gecesi cereyan etmişti. Resulullah (sav) mülayim bir insandı. Hz. Aişe (ra) birşey arzu etti mi onun arkasını takip eder (yerine getirirdi)." |Müslim, Hacc (1213-1216 arasındaki rivayetler)|1305
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Hacc-ı Temettu Ve Haccın Feshi|müslim||Müslim'in bir diğer rivayetinde şöyle denir: "... Deve ve sığırda ortak olmamız emredildi. Bizden her yedi kişi bir deveye iştirak edecekti." |Müslim, Hacc (1213-1216 arasındaki rivayetler)|1306
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Hacc-ı Temettu Ve Haccın Feshi|müslim||Müslim'in bir başka rivayetinde: "Ne Resulullah (sav), ne de Ashab (ra), hiç kimse, Safa ile Merve arasında ilk tavafın dışında başka bir tavaf yapmadı" denmiştir. |Müslim, Hacc (1213-1216 arasındaki rivayetler)|1307
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Hacc-ı Temettu Ve Haccın Feshi|buharimüslimebu davudnesai||Ebu Davud ve Nesai'de şu ziyade gelmiştir: "Süraka İbnu Malik (ra): "Ey Allah'ın Resulü, bu sene (hacc sırasında) yaptığımız temettü bu yıla mı has, bundan sonra her haccda ebediyen yapılacak mı?" diye sormuştu. Resulullah (sav): "Elbette, ebediyen yapılacaktır!" cevabını verdi. |Buhari, Hacc 81, 32, 34, 35, Umre 6, 15, Meğazi 61, Temenni, 3, 27; Müslim, Hacc (1213-1216 arasındaki rivayetler); Ebu Davud, Menasik 23, (1785-1789 arasındaki rivayetler); Nesai, Hacc 77, (5, 178-179)|1308
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Hacc-ı Temettu Ve Haccın Feshi|buharimüslimebu davudnesai|İbnu Abbas|(Cahiliye Arapları) hacc aylarındaki umreyi yeryüzünde işlenebilen günahların en büyüğü biliyorlardı. Keza Muharrem ayını da Safer diye isimlendirip: "Bere iyileşip eser kalmadığı ve Safer ayı çıktığı vakit umre yapmak isteyene umre helal olur" diyorlardı. Resulullah (sav) ve Ashab-ı Güzin (ra)'i, hacc için ihrama girmiş olarak 4 Zilhicce sabahı (Mekke'ye) geldiler. (Gelir gelmez) Resulullah (sav), hacc niyetlerini umreye tahvil etmelerini emretti. Bu, Ashab nezdinde büyük bir hadise oldu. "Ey Allah'ın Resulü, neleri helal addedeceğiz?" diye sordular. "Bütün (ihram haramları) helal olacak!" diye cevap verdi." (Nesai'deki rivayette: Eser yerine veber (yün) denmiştir. Mana: "Yün çoğalınca" olur. Keza "Safer ayı çıkınca" tabirinden sonra: "Veya şöyle dedi: Safer ayı girince" tabiri ilave edilmiştir) |Buhari, Hacc 34, Menakıbul-Ensar 26; Müslim, 198, (1240, 1241); Ebu Davud, Hacc 80, (1987), Menasik 23, (1792); Nesai, Hacc 77, 108, (5, 180, 181, 201, 202)|1309
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Hacc-ı Temettu Ve Haccın Feshi|müslimtirmizi||Müslim ve Tirmizi'de şöyle gelmiştir: "Resulullah (sav) buyurdu ki: "Umre, kıyamete kadar hacca dahil oldu: Yani, umre ameli, hacc-ı kıran yapmak isteyenin hacc ameline dahil oldu." |Müslim, Hacc 203, (1241); Tirmizi, Hacc 89, (932)|1310
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Hacc-ı Temettu Ve Haccın Feshi|buharimüslimmuvattaebu davudnesai|Aişe|Biz hacc aylarında Resulullah (sav)'la birlikte, hacc için ihrama girmiş olarak, hacc gecelerinde yola çıkıp Seref nam yere indik. Orada Resulullah (sav): "Kimin beraberinde kurbanlığı yoksa, haccını umre yapmak isteyen umreye çevirsin. Beraberinde kurbanlığı olan bunu yapmasın" dedi. Hz. Aişe sözünde devamla der ki: "Ashab'tan bazısı umreye niyet etti, bazısı da terketti. Resulullah (sav) ile, gücü yerinde olan bazısının yanında kurbanlığı vardı. (Bir ara) Resulullah yanıma gelince beni ağlar buldu. "Niye ağlıyorsun?" diye sordu. "Ben ashabına söylediklerini işittim ve umre yapmaktan engel olundum!" dedim. Bunun üzerine: "Neyin var?" diye tekrar sordu. "Namaz kılamıyorum (hayız oldum)" dedim. "Bu sana zarar vermez. Sen Hz. Adem (a.s)'in kızlarından bir kadınsın, Allah öbürlerine yazdığı kaderi sana da takdir etti, bu bir kusur sayılmaz. Sen haccına devam et. Cenab-ı Hakk inşaallah, umreyi de sana nasib edecek" dedi. |Buhari, Umre 6, 8, 9, Hayz 1, 7, Hacc 3, 33, 81, Edahi 3, 10; Müslim, Hacc 111-135, (1211-1212); Muvatta, Hacc 223-224, (1,410-412); Ebu Davud, Menasik 23, (1778-1783); Nesai, Hacc 77, (5, 177-178), Tirmizi, Hacc 91, (934)|1311
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Hacc-ı Temettu Ve Haccın Feshi|buharimüslimmuvattaebu davudnesai|Aişe|Hayız halim Arefe gününe kadar devam etti, o gün temizlendim. Ben de sadece umreye niyet etmiştim. Resulullah saçımı çözüp taramamı, umreyi bırakıp, hacc niyetiyle ihrama girmemi emretti. Emrini yerine getirdim ve haccımı eda ettim. |Buhari, Umre 6, 8, 9, Hayz 1, 7, Hacc 3, 33, 81, Edahi 3, 10; Müslim, Hacc 111-135, (1211-1212); Muvatta, Hacc 223-224, (1,410-412); Ebu Davud, Menasik 23, (1778-1783); Nesai, Hacc 77, (5, 177-178), Tirmizi, Hacc 91, (934)|1312
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Hacc-ı Temettu Ve Haccın Feshi|buharimüslimmuvattaebu davudnesai|Aişe|Resulullah (sav)'la birlikte çıktık, kurban günü Mina'ya geldik. Ben (orada) temizlendim. Sonra Mina'dan çıktım. Beytullah'a koştum. Sonra, Resulullah'la birlikte nefr-i ahir (teşrik günlerinin üçüncüsü, yani bayramın 4. günü = 13 Zilhicce) günü çıktık, Muhassaba indik. Abdurrahman (ra)'ı çağırdı ve: "Kızkardeşini Harem bölgesinden çıkar (Ten'm'e kadar götür. Orada) umre için ihram giysin. Umreyi yapınca buraya gelin, sizi dönünceye kadar burada bekliyorum!" dedi. Ben ayrılıp (Ten'im'e gidip ihram giydim, umre yaptım) tavaftan boşalınca, seherde yanına geldim. Yola çıkma emri verdi. Herkes göç yükleyip Medine'ye müteveccihen hareket etti." |Buhari, Umre 6, 8, 9, Hayz 1, 7, Hacc 3, 33, 81, Edahi 3, 10; Müslim, Hacc 111-135, (1211-1212); Muvatta, Hacc 223-224, (1,410-412); Ebu Davud, Menasik 23, (1778-1783); Nesai, Hacc 77, (5, 177-178), Tirmizi, Hacc 91, (934)|1313
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Hacc-ı Temettu Ve Haccın Feshi|buharimüslimmuvattaebu davudnesai|Aişe|Bir başka rivayette şöyle denmiştir: "Resulullah (sav) Beytullah'a uğrayıp sabah namazından önce tavaf etti, sonra Medine'ye hareket etti." |Buhari, Umre 6, 8, 9, Hayz 1, 7, Hacc 3, 33, 81, Edahi 3, 10; Müslim, Hacc 111-135, (1211-1212); Muvatta, Hacc 223-224, (1,410-412); Ebu Davud, Menasik 23, (1778-1783); Nesai, Hacc 77, (5, 177-178), Tirmizi, Hacc 91, (934)|1314
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Hacc-ı Temettu Ve Haccın Feshi|buharimüslimmuvattaebu davudnesai|Aişe|Bir başka rivayette şöyle denmiştir: "Resulullah (sav) ile birlikte yola çıktık. Bazılarımız umre niyetiyle ihrama girdi, bazılarımız hem hacc hem de umre niyetiyle ihrama girdi, bazılarımız da sadece hacc niyetiyle ihrama girdi. Resulullah (sav) da sadece hacc için ihrama girmişti. Umre için ihrama girenler, (umreyi yapınca) ihramdan çıktılar. Hacc için ihrama girenler veya hacc ve umre için ihrama girenler, yevm-i nahr'e (kurbanın birinci gününe) kadar ihramdan çıkmadılar." |Buhari, Umre 6, 8, 9, Hayz 1, 7, Hacc 3, 33, 81, Edahi 3, 10; Müslim, Hacc 111-135, (1211-1212); Muvatta, Hacc 223-224, (1,410-412); Ebu Davud, Menasik 23, (1778-1783); Nesai, Hacc 77, (5, 177-178), Tirmizi, Hacc 91, (934)|1315
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Hacc-ı Temettu Ve Haccın Feshi|ebu davud|Aişe|Ebu Davud'un bir rivayetinde şöyle denir: "Resulullah (sav) buyurdu ki: "Ey Abdurrahman! Kızkardeşini devenin arkasına al, Ten'im'den itibaren umre yaptır. Tepelikten inip oraya vardın mı ihrama girsin. Zira yapacağı, kabul görecek bir umredir." |Ebu Davud, Menasik 81, (1995)|1316
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Hacc-ı Temettu Ve Haccın Feshi|buharimüslimnesai|Ebu Musa|Resulullah (sav) Batha'da mola vermişken yanına uğradım. Bana: "Neye niyetle ihrama girdin?" diye sordu: Ben: "Resulullah (sav)'ın niyeti ile niyetlendim" dedim. Bana: "Kurbanlığın var mı?" diye sordu. Ben: "Hayır" dedim: "Öyleyse," dedi "Beytullah'ı, Safa ve Merve'yi tavaf et ve ihramdan çık!" Resulullah'ın bu söylediklerini yaptım. Ailemden bir kadına uğradım. Saçlarımı tarayıp, başımı yıkayıverdi. Ben Hz. Ebu Bekir (ra)'in halifeliği sırasında, halka bu şekilde fetva veriyordum. O öldü, yerine Hz. Ömer (ra) halife olu. Onun zamanında, bir hacc mevsimiydi. Ben (hacc için hazırlığa) kalkmış olduğum sırada bir adam gelip: "Fetvalarında teennili ol. Emirül-mü'mininin hacc mevzuunda neler ihdas edeceğini bilemezsin!" dedi. Ben de: "Ey insanlar, ben, kime hacda ilgili bir fetva vermiş idiysem, teennili olsun, işte mü'minlerin emiri size geliyor. Onu imam edinin, ona uyun!" dedim. Hz. Ömer (ra) gelince kendisine: "Ey mü'minlerin emiri, kulağıma gelen nedir? Hacc menasikiyle alakalı yeni şeyler mi ihdas ettiniz?" diye sordum. Bana: "Eğer Allah'ın kitabıyla amel edeceksek, bak Allah'ın kitabı ne diyor: "Haccı da, umreyi de Allah için tam yapın..." (Bakara 196) emrediyor. Eğer Resulullah (sav)'ın sünneti ile amel edeceksek. O: "Menasikinizi benden alın" diyor ve kurbanlığı, yerine (Mina'ya) ulaşıncaya kadar ihramdan çıkmıyor." |Buhari, Umre 11, Hacc 32, 34 125, Megazi 60, 77; Müslim, Hacc 154. (1221); Nesai, Hacc 50, (5,153)|1317
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Hacc-ı Temettu Ve Haccın Feshi|müslimnesai||Müslim ve Nesai'de gelen bir diğer rivayette şöyle denir: Ebu Musa hacc-ı temettuya fetva veriyordu. Hz. Ömer (ra) ona: "Biliyorum ki Resulullah (sav) ve ashabı bunu yaptılar. Ancak ben, halkın Erak denilen yerde kadınlarla cima ederek, sonra başlarından su damlar bir halde hacc yapmaya gitmelerini uygun bulmadım" dedi. |Müslim, Hacc 157, (1222); Nesai, Hacc 50, (5, 159)|1318
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Hacc-ı Temettu Ve Haccın Feshi|ebu davud|Bera|Resulullah (sav), Hz. Ali'yi Yemen'e emir olarak gönderdiği zaman ben onun yanında idim. Onunla beraber ben de (altın) kaplar elde ettim. Hz. Ali (ra), (Yemen'den) Resulullah'ın yanına gelince, Hz. Fatıma'nın, (boyalı elbiseler giymiş), evi de (hala kokmakta olan) bir tütsü ile tütsülemiş olduğunu gördü. (Bu kıyafet ve bu tütsünün yasak olduğu hacc döneminde karşılaştığı bu manzaraya Ali) kızdı. Hz. Fatıma: "Niye kızıyorsun? Resulullah (sav) ashabına (ihramdan çıkmalarını emir buyurdu, onlar da ihramdan çıktılar" dedi. (Bunun üzerine Hz. Ali, zevcesine: "Ben zaten Resulullah'ın niyyeti ile ihrama girmiştim" dedi ve) Hz. Peygamber (sav)'e uğradı. Resulullah (sav): "Sen ne yaptın?" diye sordu. Hz. Ali: "Resulullah'ın niyeti ile niyetlendim" deyince Resulullah (sav): "Ben kurbanlık getirdim ve hacc-ı kırana niyet ettim" diye açıklamada bulundu ve Hz. Ali (ra)'ye şu emri verdi: "Altmış yedi -veya altmış altı- deve kes. Develerden otuz üç -veya otuz dört- tanesini kendin için ayır ve develerden her birinden bir parça da (benim için) ayır." |Ebu Davud, Menasik 24, (1797)|1319
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Hacc-ı Temettu Ve Haccın Feshi|ebu davudnesai|Enes|Resulullah (sav) Zülhuleyfe'de geceledi. Sabah olunca (devesine) bindi. Devesi onu Beyda'da havaya kaldırınca, Allah'a hamdetti, teşbih etti, tekbir getirdi, tahlil getirdi. Sonra hacc ve umre için (niyet edip) telbiye getirdi. Halk da her ikisi için (niyet edip) telbiye getirdi. (Mekke'ye) gelince halka emretti, onlar da ihramdan çıktılar. Bu hal terviye gününe (Zilhicce'nin 8'i) kadar devam etti. Terviye günü hacc için ihrama girip telbiye getirdiler. Resulullah (sav) haccı ifa edince kendi eliyle ayakta olduğu halde, yedi deve kesti. |Ebu Davud, Menasik 24, (1796); Nesai, Hacc 143, (5, 225)|1320
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Hacc-ı Temettu Ve Haccın Feshi|ebu davudnesai|Bilal İbnu'l Haris|Ey Allah'ın Resulü, hacc (için yapılan niyet)'ı umreye çevirmek sadece bize mi hastır, yoksa bizden sonrakiler için de caiz olacak mıdır?" diye sordum. Bana şu cevabı verdi: "Bu sadece size hastır, (Sizden sonraki Müslümanlara caiz değildir)." (Nesai, Bilal İbnu'l Haris'ten sadece (sadedinde olduğumuz) feshu'l-hacc hadisini tahric etmiştir. Feshu'l-hacc: Kişinin önce hacca niyet etmesi, fakat sonradan bunu umreye çevirmesi, umre yapınca ihramdan çıkması, tekrar hacc için ihrama girmesidir.) |Ebu Davud, Menasik 25, (1808); Nesai, Hacc 77, (5, 179)|1321
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Hacc-ı Temettu Ve Haccın Feshi|ebu davudmüslimnesai|İbnu Abbas|Resulullah (sav) umre için, ashabı da hacc için ihrama girdi. |Ebu Davud, Menasik 24, (1804); Müslim, Hacc 196, (1239); Nesai, Hacc 77, (5, 178)|1322
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Hacc-ı Temettu Ve Haccın Feshi|buhari|İkrime İbnu Halid el-Mahzumi|İbnu Ömer (ra)'e haccdan önce yapılan umre hakkında (caiz mi, değil mi diye) sordum. Bana: "Yapmakta bir beis yok. Bizzat Resulullah (sav) haccdan önce umre yapmıştı" cevabını verdi." |Buhari, Umre 2|1323
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Hacc-ı Temettu Ve Haccın Feshi|buhari|İbnu Abbas|Resulullah (sav), insanlara (haccın İslam'a uygun olan) adabını öğretmesi ve Resulullah adına tebligatta bulunması için Hz. Ebu Bekiri hacc emiri olarak gönderdi. Hac kafilesi Arafat'a Zülmecaz cihetinden vasıl olunca Kabe'ye yaklaşmadı, fakat Zülmecaz'a doğru yöneldi. Böyle yapışı, hacca umre ile niyet etmemiş olmasından ileri geliyordu. |Buhari, Umre 2|1324
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Hacc-ı Temettu Ve Haccın Feshi|ebu davud|İbnu'l-Müseyyeb|Resulullah (sav)'ın ashabından bir adam, Hz. Ömer (ra)'e gelerek, huzurunda, Resulullah (sav)'ın ölmüş bulunduğu hastalığı sırasında, haccdan önce yapılan umreyi yasaklarken Resulullah'ı işittiğine dair şehadette bulundu. |Ebu Davud, Menasik 23, (1793)|1325
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Tavaf Ve Sa'y'in Mahiyeti|buharimüslimtirmiziebu davudnesai|İbnu Abbas|Resulullah (sav) ve ashabı (ra) Mekke'ye, Yesrib hummasından bitkin düşmüş bir halde geldiler. Müşrikler (şehirde menfi bir dedikodu yaparak): "Yarın buraya humma hastalığından dermanı kesilmiş ve ondan çok izdırab çekmiş bir kavim gelecek" dediler ve (Müslümanların seyrine bakmak için) Hicrin arkasına oturdular. (Onların hainliğinden vahyen haberdar olan) Resulullah (sav), celadetlerini müşriklere göstermeleri için, Müslümanlar'a tavafın ilk üç şavtında remel yapmalarım, iki köşe arasında da adi yürüyüşle yürümelerini emretti. Bu hali gören müşrikler: "Bunlar mı hummanın bitkin düşürdüğünü zannettiğiniz insanlar, bunlar falan ve falandan daha sağlammış!" dediler. İbnu Abbas (ra) der ki: "Resulullah (sav)'ı ashabına (ra) bütün şavtlarda remel yapmalarını emretmekten alıkoyan şey onlara duyduğu merhametti." (Buhari, bu rivayette şu ziyadeyi kaydeder: "Resulullah (sav) sulh antlaşması yaptığı sene (umre için) gelince müşriklere kuvvetlerini göstermeleri için "hızlı yürüyün!" diye emretti. Müşrikler bu sırada Kuaykıan dağı tarafına oturmuş (seyrediyor)lardı.") |Buhari, Hacc 55, Megazi 43; Müslim, Hacc 240, (1266); Tirmizi, Hacc 39, (863); Ebu Davud, Menasik 51, (1886, 1889); Nesai, Hacc 155, (5, 230)|1326
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Tavaf Ve Sa'y'in Mahiyeti|ebu davud|İbnu Abbas|Resulullah (sav) Beytullah'ın etrafında, Safa ile Merve arasında, müşriklere kuvvetini göstermek için sa'y etti. |Ebu Davud, Menasik 51, (1886, 1889)|1327
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Tavaf Ve Sa'y'in Mahiyeti|ebu davud|İbnu Abbas|Ebu Davud'un bir diğer rivayetinde şöyle denir: "Resulullah (sav) ızdıba yaptı, istilamda bulundu, tekbir getirdi, sonra üç tavafta remel yaptı. Müslümanlar Rükn-i Yemani'ye varınca Kureyş'in nazarından gizleniyor, gizlenince de normal yürüyüşe geçiyor, sonra tekrar karşılarına çıkınca bu sefer yeniden remele geçiyorlardı. Onları böyle remel (yaparken canlı ve kıvrak) gören Kureyş: "Bunlar ceylanlar gibiymiş" diyorlardı. İbnu Abbas: "Remel sünnettir" demiştir. |Ebu Davud, Menasik 51, (1889)|1328
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Tavaf Ve Sa'y'in Mahiyeti|müslimebu davud|Ebu't-Tufeyl|İbnu Abbas (ra) dedim ki: "Kabe'nin etrafında (tavaf yaparken) ilk üç şavtında remel, son dört şavtında da normal yürüme yapmak sünnet midir, değil midir? Senin kavmin buna sünnet diyorlar?" İbnu Abbas (ra) bana şu cevabı verdi: "Hem doğru söylemişler, hem de kizb etmişler." "Yani hem doğru söylemişler, hem de kizb etmişler demekle neyi kastediyorsun?" diye açıklama istedim. Anlattı: "Resulullah (sav) Mekke'ye (umretü'l-kaza için) gelmişti. Müşrikler: "Muhammed ve ashabı zayıflıktan Kabe'yi tavaf edemez" dediler. Müşrikler onu kıskanıyorlardı. Bunun üzerine Hz. Peygamber (sav) ashabına üç (şavtta) remel yaparak, dört şavtta da normal şekilde yürümelerini emretti." Ben tekrar, İbnu Abbas (ra)'a: "Bana Safa ile Merve arasındaki tavafı binerek yapmanın sünnet olup olmadığını haber ver. Zira senin kavmin bunun sünnet olduğunu söylüyorlar!" dedim. Bana şu cevabı verdi: "Hem doğru söylemişler, hem de kizb etmişler." "Hem doğru söylemeleri, hem de kizb etmeleri ne demektir?" diye ben tekrar sorunca açıkladı: "Resulullah (sav) Mekke'ye umre için geldiği zaman (Mekkeli) ahali etrafını çokça sarmış: "İşte Muhammed! İşte Muhammed!" diye sıkıntı veriyorlardı. Hatta, genç kızlar bile evlerden çıkmışlardı. Resulullah (sav)'ın huzurunda (yol açmak için) halka vurulmazdı. Halk başına üşüşünce, bu sebeple o da hayvana bindi. Aslında sa'yi yayan yapmak (binerek yapmaktan) efdaldir." (Ebu Davud'un rivayetinde İbnu Abbas (ra) -Müslim'deki rivayete ziyade olarak- şunu söyler: "Hudeybiye müzakereleri sırasında Kureyşliler: "Muhammedi ve arkadaşlarını bırakın, böcekler gibi ölsünler" dediler. Müteakip sene umre yapmak şartı üzerine sulh antlaşması yapılınca, Resulullah (sav) Mekke'ye geldi. Müşrikler de Kuaykıan tepesi yönünden geldiler. Aleyhissalatu vesselam efendimiz ashabına: "Beytullah'ı üç şavtta remel yaparak tavaf edin" dedi. Bu (bütün ümmete şamil) bir sünnet değildir. Safa ile Merve arasındaki sa'y ile ilgili olarak (Ebu Davud'da gelen açıklama, (yukarıda kaydedilen) Müslim rivayetindekinin aynıdır.) Ancak Ebu Davud'da şu ziyade dahi yer alır: "Resulullah (sav), halk, sözlerini daha iyi işitsin, yerini daha iyi görsün ve elleri ona ulaşmasın diye bir deveye bindi.") |Müslim, Hacc 237, (1264); Ebu Davud, Menasik 51, (1885)|1329
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Tavaf Ve Sa'y'in Mahiyeti|buharimüslimmuvattaebu davudnesai|İbnu Ömer|Resulullah (sav)'a yedi şavttan üçünü hızlıca yaptığı ilk tavafta, Hacer-i Esved'e istilam buyururken gördüm." (Bir rivayette şöyle demiştir: "Safa ile Merve arasında sa'y ederken sel çukurunda koşuyordu." Buhari ve Müslim'in bir rivayetinde şöyle demiştir: "Resulullah (sav) Hacerul-Esved'den Hacerul-Esved'e üç tur remel yaptı, dört tur da yürüdü, sonra iki rekat namaz kıldı, yani tavaftan sonra. Sonra da, hem haccda hem de umrede Safa ile Merve arasında tavaf yaptı.") |Buhari, Hacc 56; Müslim,Hacc 232, (1261); Muvatta, Hacc 108, (1,365); Ebu Davud, Menasik 51, (1891) 52, (1893); Nesai, Hacc 152, (5, 229), 153, (5, 230)|1330
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Tavaf Ve Sa'y'in Mahiyeti|müslimmuvattatirmizinesaiibnu mace|Cabir|Resulullah (sav) Mekke'ye geldi. Doğru Mescid-i Haram'a girdi ve Haceru'l Esved'i istilam buyurdu. Sonra sağ kolu üzerinde ilerleyerek üç tur remel yaptı, dört tur da yürüdü. Sonra Makam-ı İbrahim'e geldi ve "Siz de İbrahim'in makamından bir namazgah edinin..." (Bakara 125) ayetini okudu. Ardından makam, Beytullahla kendi arasında olacak şekilde iki rek'at namaz kıldı. Bu namazı bitirince tekrar Haceru'l-Esved'e geldi ve istilamda bulundu. Sonra Safa ve Merve'ye gitti. Zannedersem orada: "Şüphe yok ki Safa ve Merve Allah'ın şeairindendir" (Bakara 158) ayetini okudu. |Müslim, Hacc 147, (1218), 235 (1263); Muvatta, Hacc 107, (4, 364); Tirmizi, Hacc 33, (856), 34, (857); Nesai, Hacc 149, (5, 228); İbnu Mace, Menasik 29, (2951)|1331
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Tavaf Ve Sa'y'in Mahiyeti|ebu davud|İbnu Abbas|Resulullah (sav) ve ashabı (ra) Ciirrane'den umre yaptılar. Bu umrede Beytullah'ı remel yaparak tavaf ettiler. Bu tavafta ridalarının bir ucunu sağ koltuklarının altına koymuşlar, diğer ucunu da sol omuzlarının üzerine atarak (ızdıba yapmışlardı). |Ebu Davud, Menasik 50, (1884), 50, (1891)|1332
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Tavaf Ve Sa'y'in Mahiyeti|muvatta|Urve|Abdullah İbnu'z-Zübeyr, umre maksadıyla Ten'im'de ihrama girdi. Sonra ben onu Beytullah'ın etrafında, üç şavtta koşar gördüm. |Muvatta, Hacc 34, (1, 365)|1333
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Tavaf Ve Sa'y'in Mahiyeti|muvatta|İbnu Ömer|Nafi'in anlattığına göre, İbnu Ömer (ra) Mekke'de ihrama girdiği zaman ne Beytullah'ı tavaf eder, ne de Safa ve Merve arasında sa'yde bulunurdu. Bunları Mina dönüşü yapardı. Mekke'de ihrama girdiği zaman Beytullah'ı tavaf edecek olsa remel yapmazdı." |Muvatta, Hacc 34, (1, 365)|1334
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Tavaf Ve Sa'y'in Mahiyeti|ebu davud|İbnu Abbas|Resulullah (sav), ifaza tavafının yedi şavtında da remelde bulunmamıştır." |Ebu Davud, Menasik 83, (2001)|1335
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Tavaf Ve Sa'y'in Mahiyeti|ebu davud|Ömer İbnu'l-Hattab|Bugün Allah, İslam'ı hakim ve güçlü kılmış, küfrü ve kafirleri de bertaraf etmiş olduğuna göre remel yapmanın ve omuzu açmanın (izdiba) ne gereği var. Ancak bununla beraber, bizler, Resulullah (sav)'la birlikte yapmış olduğumuz şeylerden hiçbirini bırakmayız. |Ebu Davud, Menasik 51, (1887)|1336
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Tavaf Ve Sa'y'in Mahiyeti|ebu davudtirmizi|Ya'la İbnu Ümeyye|Resulullah (sav) bir bürde ile izdiba yapmış olarak tavaf etti." (Hadisin Ebu Davud'daki vechinde "yeşil bir bürde" denir.) |Ebu Davud, Menasik 50, (1983); Tirmizi, Hacc 36, (859)|1337
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Tavaf Ve Sa'y'in Mahiyeti|ebu davud|Abdurrahman İbnu Safvan|Resulullah (sav)'ı, ashabı ile birlikte Kabe'den çıkarken gördüm. Beytullah'ı, kapısından Hatim'e kadar istilam ettiler ve Beytullah'ın üzerine yanaklarını koydular. Bu sırada Resulullah (sav) ortalarında idi." |Ebu Davud, Menasik 55, (1898)|1338
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İstilam|buharimüslimmuvattatirmiziebu davudnesaiibnu mace|Abis İbnu Rebia|Ben Hz. Ömer (ra)'i Haceru'l-Esved'i öperken gördüm. Onu hem öptü, hem de: "Biliyorum ki sen bir taşsın, ne bir faydan ne de zararın vardır. Ben Resulullah (sav)'ı seni öper görmeseydim, seni asla öpmezdim" dedi." |Buhari, Hacc 50, 57, 60; Müslim, Hacc, 248, 120; Muvatta, Hacc 36, (1367); Tirmizi, Hacc 37, (860); Ebu Davud, Menasik 47, (1873); Nesai, Hacc 147, (5, 227); İbnu Mace, Menasik, 27, (2943)|1339
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İstilam|buharimüslimebu davudnesai|İbnu Ömer|Ben Resulullah (sav)'ı Kabe'den sadece iki rüknü öperken gördüm, bunlar da iki rükn-i Yemani'dir. |Buhari, Hacc 59; Müslim, Hacc 242, (1267); Ebu Davud, Menasik 48, (1874); Nesai, Hacc 156, (5, 231-232)|1340
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İstilam|buharimüslim|İbnu Ömer|Ben, şu iki Yemani rükne ve Haceru'l-Esved'e Resulullah'ın istil^m ettiğini göreliden beri rahat halde de olsam, sıkışık halde de olsam istilamda bulunmayı hiç terketmedim. |Buhari, Hacc 60; Müslim, Hacc 245, (1268)(54)|1341
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İstilam|buharimüslim|Nafi'|Ben İbnu Ömer (ra)'i (tavaf yaparken gördüm. Haceru'l-Esved'i) eliyle istilam ediyor, sonra da elini öpüyürdu. |Buhari, Hacc 60; Müslim, Hacc 246, (1268)|1342
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İstilam|ebu davudnesai|İbnu Ömer|Resulullah (sav), (tavafın) her şavtında rükn-i Yemani ve Haceru'l-Esved'i istilam etmeyi terketmezdi. |Ebu Davud, Menasik 48, (1876); Nesai, Hacc 156, (5, 231)|1343
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İstilam|buharinesai|İbnu Ömer|Bir adam İbnu Ömer (ra)'e Haceru'l-Esved'i istilam etme hususunda sormuştu. Şu cevabı aldı: "Ben, Resulullah (sav)'ın onu hem istilam eder, hem de öper gördüm." Adam tekrar sordu: "Pekala, sıkışacak olsam, bana galebe çalacak olsalar, (ne yapayım)?" İbnu Ömer (ra) kızgın bir eda ile: "Soruşu Yemenide batasıca, Resulullah (sav)'ı onu hem istilam eder, hem öper gördüm." |Buhari, Hacc 60; Nesai, Hacc 155, (5,231)|1344
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İstilam|ebu davud|Amr İbnu Şuayb|Amr İbnu Şuayb babası tarikiyle bildiriyor: "Abdullah'la -ki babasıdır- tavafta bulundum. Kabe'nin arka kısmına gelince: "istiazede (sığınmada) bulunmuyor musun?" dedim. "Ateşten, Allah'a sığınırım!" dedi ve yürüdü. Haceru'l-Esved'e kadar gelip istilamda bulundu. Rükn ile kapı arasında (Mültezem'de) durarak göğsünü, yüzünü, kollarını ve avuçlarını şöyle yamadı -onları iyice açarak gösterdi- ve sonra: "İşte Resulullah'ı aynen böyle yaparken gördüm!" dedi." |Ebu Davud, Menasik 55, (1899)|1345
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İstilam|buharimüslimtirmizi|Ebu't-Tufeyl|Ben Hz. İbnu Abbas ve Hz. Muaviye (ra) ile birlikte idim. Muaviye (ra) hazretleri her rükne uğradıkça istilamda bulunuyordu, İbnu Abbas (ra) kendisine: "Resulullah (sav) sadece Haceru'l-Esved ve Rüknu'l-Yemani'den başka yeri istilam etmezdi" dedi. Hz. Muaviye şu cevabı verdi: "Beytullah'tan hiçbir şey ihmal edilmez." İbnu'z-Zübeyr bütün rükünlere (köşelere) istilamda bulunurdu. |Buhari, Hacc 59; Müslim, Hacc 247, (1269); Tirmizi, Hacc 35, (868)|1346
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İstilam|nesai|Hanzala İbnu Ebi Süfyan İbni Abdirrahman|Tavus merhumu (tavaf yaparken) gördüm. Rükne gelince (Haceru'l-Esved) üzerinde izdiham bulursa sıkışıklık yapmaz, geçer giderdi; boş ve müsait bulursa üç sefer öperdi. Sonra şunu söyledi: "Ben İbnu Abbas (ra)'ı aynen böyle yaparken gördüm." İbnu Abbas da: "Hz. Ömer (ra)'i aynen böyle yaparken gördüm" dedi. Hz. Ömer (ra) de: "Ben Resulullah (sav)'ı böyle yaparken gördüm" dedi. |Nesai, Hacc 148, (5, 227)|1347
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İstilam|muvatta|Urve İbnu'z-Zübeyr|Resulullah (sav) İbnu Avf (ra)'a: "Ey Ebu Muhammed! Rüknü'l-Esved'i nasıl istilam ettin?" diye sordu. İstilam ettim ve bıraktım!" deyince, Resulullah (sav): "Doğru yapmışsın" dedi. |Muvatta, Hacc 113, (1, 366)|1348
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İstilam|ebu davud|İbnu Ömer|Kendisine Hz. Aişe (ra)'nin: "Hicr'ın bir kısmı Beytullah'tan değildir" dediği haber verilince şunu söyledi: "Allah'a kasem olsun, şayet Aişe bunu Resulullah (sav)'tan işitmiş ise, kanaatim o ki, Resulullah (sav) şu iki rüknün istilamını, bunlar Beyt'in temelleri üzerinde olmadıkları için terketmiş olmalıdır. Keza halk da bu sebeple tavafı Hıcr'ın gerisinden yapmaktadır." |Ebu Davud, Menasik 48, (1875)|1349
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İstilam|tirmizinesai|Ubeyd İbnu Umeyr|İbnu Ömer (ra) iki rükne geldiği zaman (öpmek için) bunlar üzerine abanır, sıkışıklık yapardı. Kendisine: "Ey Ebu Abdirrahman," dedim, "sen Resulullah'ın diğer ashabının hiçbirinde görmediğim şekilde bu rükünlere abanıp sıkışıklık yapıyorsun (sebebi nedir)?" Bana şu cevabı verdi: "Ben böyle yapıyorsam, Resulullah (sav)'dan şunu işittiğim içindir: "Bu iki rüknü meshetmek günahlara kefarettir." Keza Resulullah (sav)'dan şunu da işittim: "Kim şu Beytullah'ı bir hafta boyu tavaf eder ve sayarsa bir köle azad etmek gibidir." Keza şunu da söylediğini işittim: "Kişi tavaf için bir ayağını koyup diğerini kaldırdıkça her adımı sebebiyle Allah onun bir hatasını siler ve bir sevap yazar." |Tirmizi, Hacc 111, (959); Nesai, Hacc 134, (5, 221)|1350
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İstilam|muvatta|Abdullah İbnu Abbas|Mültezem, rükn ile kapı arasıdır. |Muvatta, Hacc 81, (1, 424)|1351
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İstilam|rezin|Abdurrahman İbnu Avf|Bir adamın şöyle söylediğini işittim: "Resulullah (sav) Ömer İbnu'l-Hattab (ra)'a: "Ey Ebu Hafs, sende fazla kuvvet var. (Haceru'l'Esved'i öpeceğim diye) zayifa eziyet vermeyesin. Rüknü boş görürsen yanaşarak istilam et, değilse tekbir getirip geç" dedi. Sonra adam şunu söyledi: "Hz. Ömer (ra)'in bir adama şunu söylediğini işittim: "İnsanlara fazla kuvvetinle eziyet verme." [Rezin'in ilavesidir. Bu rivayeti Şafii hazretleri Müsned'inde (2, 43) kaydetmiştir. Ahmed İbnu Hanbel'in Müsned'inde, hadisi bizzat Hz. Ömer rivayet eder (1, 23)] |Rezin|1352
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İstilam|buhari|Nafi'|İbnu Ömer (ra) her yedide iki rek'at namaz kılardı. |Buhari, Hacc 69; Muallak (senetsiz) olarak kaydetmiştir|1353
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İstilam|rezin|Urve|İbnu'z-Zübeyr (ra) yedilerin arasını birleştirir ve yürüyüşü hızlandırırdı ve Hz. Aişe (ra)'nin de böyle yaptığını söylerdi. Ancak en sonda her yedi için iki rekat (tavaf) namazı kılardı." [Rezin'in ilavesidir.] |Rezin|1354
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İstilam|rezin||İbnu Zübeyr (ra)'in "Fecirden sonra tavafta bulunduğu, iki rek'at namaz kıldığı, tavaf edince hızlı yürüdüğü" belirtilir." [Rezin ilavesidir,] |Rezin|1355
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İstilam|rezin||Hz. Aişe (ra)'ye hizmet eden bir kadının rivayetine göre: "Hz. Aişe (ra) kendisiyle birlikte kesintisiz, yedili dört tavaf yapmış, her bir yedinin ardından kılınması gereken iki rekatlık tavaf namazlarını en sonda ard arda kılmıştır. Hz. Aişe (ra) ilaveten demiştir ki: "Her bir şavtın sonunda rükn-ü istilam müstehabdır." [Rezin ilavesidir.] |Rezin|1356
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İstilam|muvatta|Abdurrahman İbnu Abdi'l-Kari|Ömer İbnu'l Hattab (ra) ile, sabah namazından sonra tavaf ettik. Hz. Ömer tavafı tamamlayınca güneşe baktı ve (doğduğunu) göremedi. Devesine binip Zu-Tava nam mevkiye kadar geldi. Orada devesini durdurarak iki rek'at (tavaf sünnetini) kıldı." |Muvatta, Hacc 38, (1, 369)|1357
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İstilam|buhari|İsmail İbnu Ümeyye|Zühri'ye, "Ata: "Farz namaz, iki rek'atlik tavaf namazının yerini de tutar" diyor, (ne dersiniz)?" dedim. Şu cevabı verdi: "Sünnete uymak daha iyidir. Resulullah (sav) yedi şavtlık bir tavaf yaptı. Mutlaka onun için iki rek'atlik bir tavaf namazı kılmıştır." |Buhari, Hacc 69|1358
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İstilam|tirmizi|Cabir|Resulullah (sav), iki rek'atlik tavaf namazında iki ihlas süresini yani: Kul ya eyyuhe'l-kafirun ve Kul hüvallahü ehad sürelerini okudu. |Tirmizi, Hacc 43, (869)|1359
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İstilam|tirmizi|Cabir|Resulullah (sav), iki rek'atlik tavaf namazında iki ihlas süresini yani: Kul ya eyyuhe'l-kafirun ve Kul hüvallahü ehad sürelerini okudu. |Tirmizi, Hacc 43, (869)|1360
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İstilam|muvattanesai|Cabir|Resulullah (sav) Safa'dan indiği zaman normal yürürdü. Ayakları vadinin tabanına değince de koşardı. Koşması vadi tabanının bitimine kadar devam ederdi. |Muvatta, Hacc 42, (1, 374); Nesai, Hacc 178, (5, 243)|1361
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İstilam|muvattatirmizinesaimüslimebu davudibnu mace|Cabir|Resulullah (sav)'ı Mescid-i Haram'dan çıkıp Safa'ya yönelirken: "Allah'ın başladığı ile başlayalım" deyip (sa'ye) Safa'dan başladığını gördüm." (Rezin, Ebu Hüreyre (ra)'den naklen şu ilavede bulundu: "Resulullah (sav), Safa'ya çıkınca oradan Beytullah'a baktı, ellerini kaldırıp dilediği şekilde Allah'ı zikretmeye koyuldu.") |Muvatta, Hacc 42, (5, 374); Tirmizi, Hacc 38, (862); Nesai, Hacc, 163 (5/235), 168 (5/237); Müslim, Hacc 147, (1218); Ebu Davud, 57, (1905); İbnu Mace, Menasik 84, (3074)|1362
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İstilam|buhari|İbnu Abbas|Safa ile Merve arasında, vadinin dibinde koşmak sünnet değildir. Burada cahiliye ehli koşar ve şöyle derdi: "Batha'yı (vadinin dibini) biz ancak koşarak geçeriz." |Buhari, Menakıbu'l-Ensar 26|1363
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İstilam|nesaiibnu mace|Safiyye Bintu Şeybe|Bir kadın dedi ki, Resulullah (sav)'ı Safa ve Merve tepeleri arasındaki vadinin dibinde "Vadi ancak koşularak katedilir" diyerek yürürken gördüm. |Nesai, Hacc 177, (5, 242); İbnu Mace, Menasik 43, (2987)|1364
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İstilam|nesai|Zühri|İbnu Ömer (ra)'e sordular: "Sen Resulullah (sav)'ı Safa ile Merve arasında remel yaparken (hızlı koşarken) gördün mü?" "Evet," dedi, "insanlardan bir cemaatle birlikteydi. Hep birlikte koşuyorlardı. Ben onları onun koşusuyla koşuyor görüyordum." |Nesai, Hacc, 175, (5, 242)|1365
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Tavaf Ve Say'in Ahkamı|tirmizinesai|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Beytullah etrafındaki tavaf, namaz gibidir. Ancak bunda konuşabilirsiniz, öyle ise, kim tavaf sırasında konuşursa sadece hayır konuşsun." |Tirmizi, Hacc 112, (960); Nesai, Hacc 136, (5, 222)|1366
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Tavaf Ve Say'in Ahkamı|nesai|İbnu Abbas|Nesai'nin bir başka rivayetinde şöyle buyurulmuştur: "Tavaf sırasında az kelam edin. Zira sizler namazdasınız." |Nesai, Hacc 136|1367
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Tavaf Ve Say'in Ahkamı|buharimüslimebu davudnesaitirmiziibnu mace|İbnu Abbas|Resulullah (sav), Veda haccında bir deve üzerinde tavaf yaptı. Rükn'e bir bastonla istilam buyurdu. Bir rivayette: "Rükn'e her gelişinde, ona elindeki bir şeyle işaret buyurdu" denmiştir. |Buhari, Hacc 58, 61, 62, 74, Salat 24; Müslim, Hacc 253, (1272); Ebu Davud, Menasik 49, (1877); Nesai, Hacc 15, (5, 233); Tirmizi, Hacc 40, (865); İbnu Mace, Menasik 28, (2948)|1368
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Tavaf Ve Say'in Ahkamı|ebu davud||Ebu Davud'da gelen bir diğer rivayette: "Resulullah (sav) Mekke'ye geldiği vakit hasta idi. Bu sebeple bineği üzerinde tavaf etti. Tavaf sırasında Rüknun karşısına her gelişte onu bastonu ile selamladı. Tavafını bitirince, devesini ihdı ve iki rek'at namaz kıldı." denir. |Ebu Davud, Menasik 49, (1881)|1369
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Tavaf Ve Say'in Ahkamı|müslimnesai|Aişe|Resulullah (sav) halk kendinden uzaklaştırılır endişesiyle deve üzerinde tavaf etti ve Rükn'ü istilam buyurdu. |Müslim, Hacc 256, (1274); Nesai, Hacc 140, (5, 224)|1370
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Tavaf Ve Say'in Ahkamı|||Müslim ve Ebu Davud'un İbnu Abbas (ra)'dan kaydettikleri bir diğer rivayette şöyle denir: "Resulullah (sav) Rükn'e beraberinde bulunan bir bastonla istilamda bulunuyor ve bastonu öpüyordu." ||1371
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Tavaf Ve Say'in Ahkamı|buharimüslimmuvattaebu davudnesaiibnu mace|Ümmü Seleme|Resulullah (sav)'a hasta olduğumu söyledim. Bana: "Öyleyse, insanların gerisinden, bir hayvan üzerinde tavaf et!" dedi. Ben, Resulullah (sav) Beytullah'ın yan tarafında namaz kılarken tavaf ettim. O namazda "Ve't-Tür ve Kitabi'n-Mestur" süresini okuyordu." |Buhari, Hacc 74, 64, 71, Salat 78; Müslim, Hacc 258, (1276); Muvatta, Hacc 40, (1, 371); Ebu Davud, Menasik 49, (1882); Nesai, Hac 138, (5, 223); İbnu Mace, Menasik 34, (2961)|1372
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Tavaf Ve Say'in Ahkamı|müslimnesai|Vebre İbnu Abdirrahman|Bir adam, İbnu Ömer (ra)'e: "Vakfe yerine gelmezden önce Beytullah'ı tavaf etmem uygun olur mu?" diye sordu. İbnu Ömer (ra) cevaben: "Evet!" deyince, adam: "Ama İbnu Abbas (ra): "Vakfe yapmadan Beytullah'ı tavaf etme" dedi!" der. İbnu Ömer (ra) de: "Resulullah (sav) hacc yaptı. O zaman, vakfe yapmadan Beytullah'ı tavaf etti. Ve dahi, şayet sözünde sadık isen, Resulullah (sav)'ın sözüyle amel mi daha doğrudur, İbnu Abbas'ın kavliyle amel mi?" |Müslim, Hacc, 187 (1233); Nesai, HAcc, 141 )5, 224)|1373
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Tavaf Ve Say'in Ahkamı|buhari|İbnu Abbas|Resulullah (sav) (Veda haccında) Mekke'ye geldi, tavafını yaptı, Safa ve Merve arasında sa'yetti. (Geldiği zaman yaptığı bu ilk) tavaftan sonra, Arafat'tan dönünceye kadar Kabe'ye yaklaşmadı. |Buhari, Hacc 70, 23, 127|1374
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Tavaf Ve Say'in Ahkamı|tirmiziebu davudnesaiibnu mace|Cübeyr İbnu Mut'im|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ey Abdümenafoğulları, sizden kim halkı idarede bir sorumluluk deruhte ederse, Beytullah'ı gündüz veya gece herhangi bir saatte ziyaret edip namaz kılanı sakın menetmesin." |Tirmizi, Hacc 42, (868); Ebu Davud, Menasik 53, (1894); Nesai, Hacc 137, (5, 223); İbnu Mace, İkametu's-Salat 149, (1254)|1375
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Tavaf Ve Say'in Ahkamı|muvatta|Ebu'z-Zübeyr el Mekki|İbnu Abbas (ra)'ın ikindi namazından sonra yedi kere tavaf edip hücresine çekildiğini gördüm. Artık orada ne yaptığını (tavaf namazı kılıp kılmadığını) bilmiyorum." Ebu'z-Zübeyr devamla dedi ki: "Ben Beytullah'ın sabah namazından sonra, güneş doğuncaya kadar, ikindi namazından sonra da güneş batıncaya kadar boşaldığını, kimsenin tavaf etmediğini gördüm." |Muvatta, Hacc 117, (1, 369)|1376
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Ziyaret Tavafı|ebu davudtirmiziibnu mace|İbnu Abbas|İbnu Abbas ve Hz. Aişe (ra) anlatıyor: "Resulullah (sav), yevm-i nahrde (Kurbanın birinci günü) tavafı geceye te'hir etti." Bir başka rivayette: "....Ziyaret tavafını" denmiştir. ",,,Beyt-i Atik'i tavaf etsinler^ (Hacc 29) ayetiyle emredilen tavaf bu tavaftır. (Bu hadisi Buhari, ta'lik olarak kaydetmiştir (Hacc 129)) |Ebu Davud, Menasik 83, (2000); Tirmizi, Hacc 80, (920); İbnu Mace, Menasik 77, (3059)|1377
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Ziyaret Tavafı|buharimüslimebu davud|Nafi'|İbnu Ömer (ra)'den naklen diyor ki: "Resulullah (sav) yevm-i nahirde ifaza (ziyaret) tavafını yaptı, sonra dönüp öğleyi Mina'da kıldı." |Buhari, Hacc 129; Müslim, Hacc 335, (1308); Ebu Davud, Menasik 83, (1998)|1378
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Veda Tavafı|müslimebu davudibnu mace|İbnu Abbas|Halk (haccın bitmesiyle) her tarafa dağılıyordu. Resulullah (sav): "Sakın kimse, son vardığı yer Beytullah olmadıkça bir yere gitmesin" buyurdu." |Müslim, Hacc 379, (1327); Ebu Davud, Menasik 84, (2002); İbnu Mace, Menfasik 82, (3070)|1379
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Veda Tavafı|muvatta|Ömer|Hacc menasikinin en sonuncusu Beytullah'ı tavaftır. (Muvatta'da kaydedilir ki, Hz. Ömer (ra) veda tavafı yapmadan ayrılan birisini Merrü'z-Zahran denen yerden veda tavafı yapmak üzere geri çevirdi.) |Muvatta, Hacc (1, 369)|1380
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Veda Tavafı|buhari|İbnu Abbas|"Kadın hayızlı olduğu takdirde (veda tavafı yapmadan) yola çıkmasına ruhsat verildi" demiştir. |Buhari, Hayz 27, Hacc 144; Müslim, Hacc 380, (1328)|1381
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Veda Tavafı|müslim||Bir rivayette şöyle gelmiştir: "Halka, son varacakları yerin Beytullah olması emir buyuruldu. Ancak hayızlı kadına ruhsat verildi." |Müslim, Hacc 380, (1328)|1382
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Veda Tavafı|buharimüslimmuvattanesaitirmiziebu davudibnu mace|Aişe|Resulullah (sav)'ın zevcelerinden Safiyye Bintu Huyey (ra) hayız oldu. Durum Resulullah (sav)'a haber verilmişti. "O bizi burada hapis mi edecek!" dedi. Kendisine, Safiyye'nin tavaf-ı ifazayı yapmış olduğu söylenince: "Öyleyse hayır, (beklemenize gerek yok, yola çıkınız)" açıklamasında bulundu." (Bu metin Şeyheyn (Buhari ve Müslim) metnidir) |Buhari, Hacc 129, 145, Hayz 27, Megazi 77; Müslim, Hacc, 382, (1211); Muvatta, Hacc 225-228, (1, 412-413); Nesai, Hayz 23, (1, 194); Tirmizi, Hacc 99, (943); Ebu Davud, Menasik 85, (2003); İbnu Mace, Menasik 83, (3072)|1383
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Veda Tavafı|muvatta|Amre|Hz. Aişe (ra) beraberinde kadınlar olduğu halde haccetse, kadınların hayız oluvermelerinden korkardı: Bu sebeple yevm-i nahirde (kurbanın birinci günü) hemen onlara öncelik tanır ve derhal ifaza tavaflarını yaptınrdı. İfaza tavaflarını yaptılar mı, artık onları (temizlensinler de veda tavafı da yapsınlar diye) beklemez, kadınlar hayızlı iken hemen (Medine'ye dönmek üzere) yola çıkardı. |Muvatta, Hacc 227, (1, 413)|1384
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Erkeklerin Kadınlarla Karışık Tavafları|buhari|İbnu Cüreyc|Ata, bana İbnu Hişam'ın kadınları erkeklerle karışık olarak tavaftan yasakladığı zaman dedi ki: "O bunu nasıl yasaklar, Resulullah (sav)'ın zevceleri bile erkeklerle birlikte haccettiler!" Ben Ata'ya sordum: "Onların beraber hacdan örtünme emrinden önce miydi, sonra mıydı?" "(Evet, kasem olsun) buna, ben örtünme emrinden sonra şahid oldum!" diye cevap verdi. Ben tekrar sordum: "Pekala erkeklere nasıl karışırlardı?" Şu cevabı verdi: "Erkeklere karışmazlardı, Hz. Aişe (ra) erkeklerden ayrı olarak tavaf ederdi, onlara karışmazdı." Hatta bir kadın kendisine: "Ey mü'minlerin annesi, yürü (Hacerü'l-Esved'e elimizi değerek) istilam edelim!" demişti de Hz. Aişe ona: "Sen dilediğin şekilde git" deyip kendisi gitmekten imtina etmişti. Onlar geceleyin kim oldukları bilinmez halde çıkarlar, (erkeklerle beraber tavaf yaparlardı.) [Beytullah'a girmek istedikleri zaman da, erkeklerin tamamen çıkarılmış olmalarına kadar durup beklerler, sonra girerlerdi.] (Ata devamla): "Ben (Mekke kadısı) Ubeyd İbnu Umeyr'le birlikte, Müzdelife'deki Sebir dağında mücavir (yani ikamet eder) olan Hz. Aişe (ra)'nin yanına giderdim" dedi. Ben hemen sordum: "Pekala Hz. Aişe'nin örtüşü ne idi?" "Keçeden yapılmış küçük bir Türk çadırının içindeydi. Çadırın bir perdesi vardı. Aişe (sav) ile bizim aramızda bu perdeden başka bir şey yoktu. Ben Hz. Aişe'nin üzerinde gül renginde bir zıbın gördüm." |Buhari, Hacc 64|1385
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Hıcr'ın Gerisinde Tavaf|buhari|Ebu's-Sefer Said İbnu Muhammed|İbnu Abbas (ra)'ı işittim, diyordu ki: "Ey insanlar, size söyleyeceğimi benden dinleyin, (bilahare) söyleyeceklerinizi de bana dinletin. İbnu Abbas şöyle dedi, İbnu Abbas böyle dedi diye kafadan atmayın. Beytullah'ı kim tavaf edecekse Hicr'ın gerisinden tavaf etsin. Oraya "Hatim" demeyin. Zira cahiliye devrinde kişi yemin edip kamçısını veya ayakkabısını tekini yahut yayını atardı." |Buhari, Menakıbu'l-Ensar 26 ,1|1386
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Safa Ve Merve Arasında Sa'y|ebu davudnesaimüslimibnu mace|Cabir|Ne Resulullah (sav) ne de Ashab-ı Kiram (ra)'ı Safa ile Merve arasında birden fazla tavafda bulunmadı, bu da ilk defa yaptıkları tavaf idi. |Ebu Davud, Menasik 54, (1895); Nesai, Hacc 182, (5, 244); Müslim, Hacc 140, (1215); İbnu Mace, Menasik (2972)|1387
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Safa Ve Merve Arasında Sa'y|buhariebu davudnesai|İbnu Abbas|Resulullah (sav), Kabe'yi başına yular veya başka bir şey takılmış halde tavaf eden bir adam görmüştü. Hemen yuları koparıp attı." (Bir başka rivayette şöyle denmiştir "...burnuna geçirilmiş bir halka ile birisini yeden bir adam görmüştü, derhal halkayı kopardı ve adama: "dinden tutarak yed!" diye emretti.) |Buhari, Hacc, 65, 66, Eyman ve'n-Nüzür 31; Ebu Davud, Eyman ve'n-Nüzür 23, (3302); Nesai, Hacc 186, (5, 221-222), Eyman ve'n-Nüzür 30, (7, 18)|1388
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Safa Ve Merve Arasında Sa'y|muvatta|İbnu Ebi Müleyke|Hz. Ömer (ra), Beytullah'ı tavaf eden cüzzamlı bir kadın görmüştü, hemen: "Ey Allah Teala'nın cariyesi, insanlara eza verme, sen evinde otursan kendin için daha hayırlı olurdu!" dedi. Kadın (söz tutup) evinde oturdu. Hz. Ömer (ra)'in vefatından sonra bir adam kadına uğrayarak: "Seni haccdan yasaklayan kimse artık vefat etti, çık evinden!" dedi. Kadın adama şöyle cevap verdi: "Allah'a yemin olsun, ben ona sağken itaat edip, ölünce isyan edecek kimse değilim." |Muvatta, Hacc 250, (1, 424)|1389
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Safa Ve Merve Arasında Sa'y|ebu davudnesai|Abdullah İbnu's-Saib|Abdullah İbnu's-Saib'in anlattığına göre, (yaşlanıp gözlerini kaybettiği vakit) İbnu Abbas (ra)'a (tavaf sırasında) refakat edip, Haceru'l-Esved'i takip eden (Haceru'l-Esved ile) kapı arasındaki kısımda (mültezem) durdurmuş bu sırada İbnu Abbas (ra) kendisine: "Bana söylendiğine göre, Resulullah (sav) işte burada namaz kılarmış" demiştir. Abdullah İbnu Saib de "evet" demiş, bunun üzerine İbnu Abbas, kalkıp orada namaz kılmıştır. |Ebu Davud, Menasik 55; Nesai, Hacc 133, (5, 221)|1390
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Safa Ve Merve Arasında Sa'y|muvatta||İmam Malik'e ulaştığına göre, Sa'd İbnu Ebi Vakkas (ra), mürahık (yani zaman bakımından daralmış, vakfeyi kaçırma endişesine düşmüş) olarak Mekke'ye gelince, Beytullah'la Safa ve Merve'yi tavaftan önce, Arafat'a çıkar, Arafat'tan döndükten sonra tavafını ifa ederdi. |Muvatta, Hacc 125, (1, 371)|1391
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Safa Ve Merve Arasında Sa'y|ebu davudtirmizi|Aişe|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Beytullah'ı tavaf etmek, Safa ve Merve arasında sa'yetmek ve şeytan taşlamak Allah'ı zikretmek için emredilmiştir." |Ebu Davud, Menasik 51, (1888); Tirmizi, Hacc 64, (902)|1392
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Tavaf Ve Sa'yde Dua|ebu davud|Abdullah İbnu Saib|Safa ile Merve arasındaki tavaf sırasında Resulullah (sav)'ın şöyle dua ettiğini işittim: "Rabbimiz bize dünyada hayır ver, ahirette de hayır ver ve bizi ateş azabından koru." |Ebu Davud, Menasik 52, (1892)|1393
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Tavaf Ve Sa'yde Dua|muvatta|Nafi'|Nafi' (ra)'nin anlattığına göre, İbnu Ömer (ra)'i Safa tepesi üzerinde şöyle dua ederken işitmiştir: "Ey Allah'ım, Kitab-ı Mübin'inde: "Bana dua edin size icabet edeyim!" (Gafir 60) diyorsun, sen sözünden dönmezsin. Ben şimdi senden istiyorum: Bana hidayet verip İslam'ı nasib ettin, onu geri alma. Son nefesimi Müslüman olarak vermemi nasib et" (Amin) (Rezin şunu ilave etmiştir: "(İbnu Ömer), üç kere tekbir getirir ve şöyle derdi: "Allah'tan başka ilah yoktur, O tekdir, O'nun ortağı yoktur, mülk O'nundur, bütün hamdler O'na aittir, O her şeye kadirdir." Bunu da yedi kere tekrarlardı. Merve'de de, her şavtta aynı şeyleri tekrar ederdi. [Rezin'in bu ilavesi de Muvatta'nın aynı babındadır (127. hadis)]) |Muvatta,Hacc 128, (1, 372-373)|1394
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Tavaf Ve Sa'yde Dua|rezin||Rezin'in bir rivayetinde şöyle denir: "Bu yirmi bir tekbir, yedi tehlil eder. Bunlar arasında da dua eder, Allah'tan ister, sonra (tepeden inmeye başlar), vadinin tabanına (şimdilerde Yeşil Sütunlara) varınca koşmaya başlar, buradan çıkıncaya kadar koşar, Merve yamacına vannca normal yürümeye devam eder. Tepeye, zirveye çıkar, orada durup, Safa'da yaptıklarını aynen tekrar ederdi. Bunu yedi kere tekrarlar ve böylece sa'yini tamamlamış olurdu." |Rezin|1395
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Tavaf Ve Sa'yde Dua|muvattamüslimebu davudibnu mace|Cabir|Resulullah (sav) Safa tepesinde durduğu zaman üç kere tekbir getirip sonra: Allah'tan başka ilah yoktur. O tekdir, O'nun ortağı yoktur, mülk (Onundur, hamd O'na aittir, O herşeye kadirdir" derdi. Ve bunu üç sefer tekrar eder, dua okurdu. Aynı şeyi Merve tepesinde de yapardı." |Muvatta, Hacc 127, (1, 372); Müslim, Hacc 147, (1218); Ebu Davud, Menfaik 57, (1908); İbnu Mace, Menlik 84, (3074)|1396
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Tavaf Ve Sa'yde Dua||İbnu Şihab|İbnu Ömer (ra)'in tavaf sırasında telbiye getirmemesi, bunun meşru olmamasındandır. Bu sebeple oğlu Salim de tavafta telbiyeyi mekruh addetmiştir. İbnu Uyeyne der ki: "Kendisine ihtida edilip uyulanlardan Ata İbnu's-Salib hariç hiç kimsenin Beytullah'ın etrafında telbiye getirdiğini görmedim." Şafii hazretleri ve Ahmed İbnu Hanbel sessizce telbiye getirmeyi caiz bulmuşlardır. Ancak Rebia tavaf edince telbiye getirirdi." (Hanefilere göre, telbiye, Zilhicce'nin 10'uncu günü (yani bayramın birinci günü) şeytana ilk taşın atılmasına kadar devam eder, o zaman bırakılır.) ||1397
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Beytullah'a Giriş|ebu davudtirmiziibnu mace|Aişe|Resulullah (sav) mesrur bir halde yanımdan çıkmıştı, sonra üzüntülü olarak geri döndü. Dedi ki: "Kabe'ye girdim. Ancak pişman oldum, yaptığım bu işi geri getirebilseydim, girmezdim. Ümmetime meşakkat vermiş olmaktan korkuyorum." |Ebu Davud, Menasik 95, (2029); Tirmizi, Hacc 45, (873); İbnu Mace, Menasik 79,(3063)|1398
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Beytullah'a Giriş|ebu davudtirmiziibnu mace|Aişe|Tirmizi'de şöyle denir: "...Yapmamış olmayı temenni ettim. Zira, kendimden sonra ümmetimi yormuş olmaktan korkuyorum." |Ebu Davud, Menasik 95, (2029); Tirmizi, Hacc 45, (873); İbnu Mace, Menasik 79,(3063)|1399
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Beytullah'a Giriş|buharimuvattaebu davud|İbnu Ömer|Resulullah (sav), beraberinde Usame İbnu Zeyd, Bilal, Osman İbnu Talha (ra) olduğu halde hep beraber girip kapıyı kapadılar. Açtıkları zaman içeri ilk giren ben oldum. Bilal'le karşılaştım ve hemen Resulullah (sav)'ın Kabe'nin içerisinde namaz kılıp kılmadığım sordum. "Evet" dedi, "iki Yemani direk arasında." Kaç rek'at kıldığını sormayı unuttum." |Buhari, Hacc 51, 52, 54, Megazi 77, 48, Salat 30, 81, 96, Teheccüt 26, Cihad 127; Muvatta, Hacc 193, (1, 398); Ebu Davud, Menasik 93, (2023);|1400
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Beytullah'a Giriş|buharimuvattaebu davud|İbnu Ömer|Bir rivayette geldiğine göre İbnu Ömer şöyle demiştir: "Çıktığı zaman Bilal (ra)'e sordum: "Resulullah (sav) içerde ne yaptı?" Cevaben: "İki direği sağına, birini de soluna aldı, üç direği de arkasına aldı. O zaman Beytullah'ta altı direk vardı- sonra namaz kıldı." |Buhari, Hacc 51, 52, 54, Megazi 77, 48, Salat 30, 81, 96, Teheccüt 26, Cihad 127; Muvatta, Hacc 193, (1, 398); Ebu Davud, Menasik 93, (2023);|1401
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Beytullah'a Giriş|buharimuvattaebu davud|İbnu Ömer|Bir rivayette şöyle gelmiştir: "Beytullah'a girdiği zaman soluna gelen iki direk arasında iki rek'at namaz kıldı. Sonra çıktı ve Kabe'nin önünde iki rek'at namaz kıldı." |Buhari, Hacc 51, 52, 54, Megazi 77, 48, Salat 30, 81, 96, Teheccüt 26, Cihad 127; Muvatta, Hacc 193, (1, 398); Ebu Davud, Menasik 93, (2023);|1402
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Beytullah'a Giriş|müslim|İbnu Ömer|Müslim'in bir diğer rivayetinde şöyle gelmiştir: "Resulullah (sav) Fetih senesi, devesi Kasva'nın üzerinde olduğu halde ilerledi, terkisinde de Üsame (ra) vardı." |Müslim, Hacc 388-397 (1329-1332)|1403
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Beytullah'a Giriş|buharimuvattaebu davud|İbnu Ömer|Bir diğer rivayette şöyle denmiştir: "...Üsame'ye ait bir devenin üzerinde (gelip) Kabe'nin avlusunda deveyi ıhdı. Sonra, Osman İbnu Talha (ra)'ı çağırdı ve: "Kabe'nin anahtarını bana ver!" dedi. Osman annesine koştu. Ancak kadın vermekten imtina etti. Osman (ra): "Allah'a kasem olsun ya derhal verirsin veya şu kılıncım belimden hemen çıkacaktır!"diye kükredi. Bunun üzerine kadın anahtarı Osman'a hemen verdi, o da Resulullah (sav)'a getirip teslim etti. Resulullah (sav) Kabe'yi açtı..." Devamını önceki rivayetteki gibi zikretti. |Buhari, Hacc 51, 52, 54, Megazi 77, 48, Salat 30, 81, 96, Teheccüt 26, Cihad 127; Muvatta, Hacc 193, (1, 398); Ebu Davud, Menasik 93, (2023);|1404
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Beytullah'a Giriş|müslim|İbnu Abbas|Yine Müslim'de kaydedilen bir rivayette, İbnu Abbas (ra) şunu söyler: "Sizler Kabe'yi tavafla emrolundunuz. İçine girmekle değil." Ve der ki: "Üsame (ra) bana, Resulullah (sav)'ın, Beytullah'a girdiği zaman her tarafında dua ettiğini, dışarı çıkıncaya kadar namaz kılmadığını, çıkınca Beytullah'ın önünde (kapısına yakın yerde) iki rek'at kılıp: "Bu (Beyt), kıbledir" dediğini haber verdi." |Müslim, Hacc 388-397 (1329-1332)|1405
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Beytullah'a Giriş|buhari|İbnu Ömer|Buhari'nin bir diğer rivayetinde şöyle denmiştir. "Resulullah (sav) Kabe'ye girdi, içeride altı direk vardı. Her bir direğin yanında bir miktar durdu, dua etti, ama namaz kılmadı." |Buhari, Hacc 51, 52, 54, Megazi 77, 48, Salat 30, 81, 96, Teheccüt 26, Cihad 127|1406
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Beytullah'a Giriş|nesai|İbnu Ömer|Nesai'de şöyle denmiştir: "Kabe'ye girdi ve her tarafında tesbihde bulundu. Namaz kılmadan çıktı. Makam'ın gerisinde iki rek'at namaz kıldı." |Nesai, Mesacid 5, (2, 33-34), Hacc 126, 127, 131, 139 (5, 216-221), Kıble 6, (5, 217)|1407
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Beytullah'a Giriş|nesai|İbnu Ömer|Nesai'nin bir diğer rivayeti şöyle: "Resulullah (sav) Kabe'ye girdi, ilerledi. Kapıya yakın bulunan iki sütunun arasına gelince oturdu. Allah'a hamd ve senada bulundu. Sonra kalkıp Kabe'nin arka cihetinden karşısına gelen kısma kadar yürüdü. Alnını ve yanağını sürdü. Allah'a hamd u senada bulundu, dua ve istiğfar etti. Sonra Kabe'nin her bir köşesine gitti ve her birini tekbir, tehlil, teşbih ve Allah Teala'ya sena, dua ve istiğfarla karşıladı.Sonra çıkıp, Beytullah'ın ön yüzünde iki rekat namaz kıldı. Namazdan çıkınca: "Bu (Beyt), kıbledir" dedi." |Nesai, Mesacid 5, (2, 33-34), Hacc 126, 127, 131, 139 (5, 216-221), Kıble 6, (5, 217)|1408
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Beytullah'a Giriş|buhariebu davud|İbnu Abbas|Resulullah (sav) (Mekke'ye) geldiği vakit içerisinde put olduğu için, Beytullah'a girmekten imtina etti (kaçındı). Onların çıkarılmalarını emretti. Hepsi de çıkarıldı. Hz. İbrahim ve Hz. İsmail (a.s)'in ellerinde fal okları bulunan heykelleri de çıkarıldı. Resulullah (sav) (bunu görünce): "Allah canlarını alsın! Allah'a kasem olsun, onlar da bilirler ki, Hz. İbrahim ve Hz. İsmail (a.s) bu oklarla kısmet aramadılar" |Buhari, Hacc 54, Enbiya 8, Megazi 48; Ebu Davud, Hacc, 93, (2027)|1409
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Beytullah'a Giriş|ebu davud|Eslemiyye|Hz. Osman (ra)'a dedim ki: "Resulullah (sav) seni çağırdığı zaman sana ne söyledi." Bana şu cevabı verdi: "Resulullah (sav) bana: "Sana iki boynuzu örtmeni söylemeyi unuttum. Zira Beytullah'da namaz kılan kimseyi meşgul edecek herhangi bir şeyin bulunması doğru değildir" dedi." |Ebu Davud, Menasik 95, (2030)|1410
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Beytullah'a Giriş|tirmiziebu davudnesaimuvatta|Aişe|Ben Kabe'ye girip içinde namaz kılmayı çok arzu ediyordum. Resulullah (sav) ellerimden tutup beni Hicr'a soktu ve: "Beytullah'a girmek istiyorsan burada namaz kıl. Zira burası ondan bir parçadır. Senin kavmin Kabe'yi (tamir maksadıyla) yeniden inşa ederken, inşaatı kısa tutup onu Beytullah'tan hariç bıraktılar" dedi. (Muvatta'nın rivayeti mana yönüyle mutabakat sağlar) |Tirmizi, Hacc 48, (876); Ebu Davud, Menasik 94, (2028); Nesai, Hacc 129, (5, 219); Muvatta, Hacc 105, (1, 364)|1411
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Beytullah'a Giriş|nesai|Aişe|"Ey Allah'ın Resulü," dedim, "Beytullah'a girmeyeyim mi?" Bana şu cevabı verdi: "Hıcr'a gir, çünkü o da Beytullah'tan bir parçadır." |Nesai, Hacc 129|1412
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Beytullah'a Giriş|buhari|Nafi'|İbnu Ömer (ra), Kabe'ye girdi mi, girince yüzü istikametinde yürür, kapıyı arkasında tutar, karşı duvarla arasında üç zira'lık mesafe kalıncaya kadar düz yürür, (orada durup) namaz kılar, böyle davranmakla, Hz. Bilal (ra)'in, "Resulullah (sav) burada kıldı" diye haber verdiği yerde namaz kılmayı kastederdi. Ancak (İbnu Ömer) şunu da söyledi: "Kişinin, Beytullah'ın içerisinde, dilediği noktada namaz kılmasında bir beis yoktur!" |Buhari, Hacc 52, 51, Salat 30, 81, 96|1413
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Vakfeler Ve Hükümleri|buharimüslimtirmiziebu davudnesai|Aişe|Kureyş ve onun dinine mensub olanlar, (cahiliye devrinde) Müzdelife'de vakfe yapıyorlardı ve kendilerine hums denilirdi. Diğer Araplar ise Arafat'da vakfe yapıyorlardı. İslam dini gelince, Cenab-ı Hakk, Peygamberine (sav) Arafat'a gidip orada vakfe yapmalarını, sonra da oradan topluca ayrılmalarını emretti. Şu ayet bu hususu beyan eder: "Sonra, insanların toplu olarak akın ettiği yerden siz de akın edin..." (Bakara 199). |Buhari, Tefsir, Bakara 35, Hacc 91; Müslim, Hacc 152, (1219); Tirmizi, Hacc 53, (884); Ebu Davud, Menasik 58, (1910); Nesai, Hacc 202 (5, 255)|1414
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Vakfeler Ve Hükümleri|buharimüslimtirmiziebu davudnesai|Aişe|Hums: Allahu Teala hazretlerinin, haklarında: "Sonra, insanların toplu olarak akın ettiği yerden siz de akın edin" (Bakara 199) ayetini indirdiği kimselerdir." Hz. Aişe (ra) devamla şu açıklamayı yaptı: "İnsanlar Arafat'ta (vakfe yaparak oradan) boşanırlardı. Hums olanlar ise, Müzdelife'de (vakfe yaparak oradan) boşanırlar ve: "Biz ancak Harem'den akın ederiz" derlerdi. Ancak, "Sonra, insanların toplu olarak akın ettiği yerden siz de akın edin" (Bakara 199) mealindeki ayet nazil olunca, onlar da, (vakfe için) Arafat'a çıktılar." |Buhari, Tefsir, Bakara 35, Hacc 91; Müslim, Hacc 152, (1219); Tirmizi, Hacc 53, (884); Ebu Davud, Menasik 58, (1910); Nesai, Hacc 202 (5, 255)|1415
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Vakfeler Ve Hükümleri|rezin|Aişe|Rezin de bir rivayet ilave etmiştir: "Kureyş ve onun dininde olanlar -ki bunlar Hums denen zümredir- Müzdelife'de vakfe yapıyorlar ve: "Biz, Allah-u Teala'nın katiniyiz yani Beytullah'ın komşularıyız, biz O'nun Harem'inden dışarı çıkmayız" derlerdi. Ebu Seyyare, Arabi, (semeresiz) bir Arap eşeğinin üzerinde Arafat'tan indirdi. |Rezin|1416
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Vakfeler Ve Hükümleri|buharimüslimnesai|Cübeyr İbnu Mut'im|Bir devemi kaybetmiştim. Arefe günü aramaya çıktım. Resulullah (sav)'ı Arafat'da herkesle vakfe yaparken gördüm. (Hayretimden): "Vallahi bu hums'tan biri, burda ne işi var?" dedim. Kureyş'liler, hums'tan addedilirdi. |Buhari, Hacc 91; Müslim, Hacc 153, (1220); Nesai, Hacc 202, (5,255)|1417
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Vakfeler Ve Hükümleri|tirmiziebu davudnesaiibnu mace|Amr İbnu Abdillah İbni Safvan|Yezid İbnu Seyhan el-Ezdi (ra)'den naklettiğine göre şöyle anlatmıştır: "Biz, vakfe mahallinde (Arafat'ta), Amr'ın imamdan uzak tuttuğu bir yerde vakfe yaparken, İbnu Mirba' el-Ensari yanımıza gelerek: "Ben Allah Resulü (sav)'nun size gönderdiği elçiyim. Efendimiz hazretleri sizlere şu emri gönderdiler: "Meşairleriniz üzere olun. Zira sizler, babanız İbrahim'in mirası üzeresiniz" |Tirmizi, Hacc 53, (883); Ebu Davud, Menasik 63, (1919); Nesai, Hacc 202, (5, 255); İbnu Mace, Menasik 55, (3011)|1418
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Vakfeler Ve Hükümleri|ebu davudnesai|Nübeyt İbnu Şerit el-Eşcai|Resulullah (sav)'ı arafe günü, kızıl bir devenin üzerinde hutbe verirken gördüm. |Ebu Davud, Menlik 62, (1916); Nesai, Hacc 199 (5,253)|1419
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Vakfeler Ve Hükümleri|ebu davud|el-Addd İbnu Halid İbni Hevze el-Amiri|Resulullah (sav)'ı arafe günü, bir devenin üzerinde üzengilere (basarak) doğrulmuş, halka hutbe verirken gördüm. |Ebu Davud, Menasik 62, (1917)|1420
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Vakfeler Ve Hükümleri|ebu davud|Zeyd İbnu Eşlem|Beni Damureli bir adamdan, o da babası veya amcasmdan şunu nakletmiştir: "Resulullah (sav)'ı Arafat'ta bir minber üzerinde gördüm." |Ebu Davud, Menasik 62, (1915)|1421
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Vakfeler Ve Hükümleri|ebu davud|İbnu Ömer|Resulullah (ra) arefe günü sabahı, sabah namazını kılınca Mina'dan hareket ederek Arafat'a geldi, Nemire'ye indi. Burası, Arafat'a gelen ümeranın indikleri yerdir. Öğle namazı vakti olunca Resulullah (sav) sıcakta Nemire'den yürüdü, öğle ile ikindiyi birleştirdi, sonra halka hitab etti. Sonra yürüyüp Arafat'taki vakfe yerinde durdu. |Ebu Davud, Menasik 60, (1913)|1422
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Vakfeler Ve Hükümleri|muvatta|Nafi'|İbnu Ömer (ra) öğleyi, ikindiyi, akşamı, yatsıyı ve sabahı Mina'da kılar, sonra güneş doğunca Arafat'a hareket ederdi. |Muvatta, Hacc 195, (1, 400)|1423
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Vakfeler Ve Hükümleri|tirmizi|İbnu Abbds|Resulullah, terviye günü, Mina'da bize öğleyi, ikindiyi, akşamı, yatsıyı ve ertesi günü (Zilhicce'nin dokuzu) sabahı kıldırır, sonra Arafafa hareket ederdi. |Tirmizi, Hacc 50, 879)|1424
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Vakfeler Ve Hükümleri|ebu davud|İbnu Abbas|Resulullah (sav) terviye günü öğleyi, arefe günü de sabahı Mina'da kıldırdı. |Ebu Davud, Hacc 59, (1911)|1425
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Vakfeler Ve Hükümleri|tirmizi|Urve İbnu Mudarrıs et-Tai|Resulullah (sav)'a, Müzdelife'de namazı kıldığı zaman geldim. "Ey Allah'ın Resulü, dedim, "ben Tayy dağlarından geliyorum. Hayvanım da kendim de yorgunum ve bitkin düştük. Allah'a kasem olsun, ey Allah'ın Resulü, gelirken geçtiğim her dağın başında mutlaka durdum. Benim için hacc imkanı var mı?" Resulullah (sav) şu cevabı verdi: "Bizimle birlikte şu namazı burada kılıp bizimle kalan, bundan önce de Arafat'da geceleyin veya gündüzleyin kalmış olan, artık haccini tamamlamış, haramlardan kurtulmuş olur." |Tirmizi, Hacc 57, (891); Ebu Davud, Menasik 69, (1950); Nesai, Hacc 211, (5, 263); İbnu Mace, Menasik 57, (3016)|1426
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Vakfeler Ve Hükümleri|tirmiziebu davudnesaiibnu mace|Abdurrahman İbnu Ya'mur ed-Dili|Resulullah (sav) Arafat'da iken, münadisine (dellalına) şöyle nida edip duyurmasını emretti: "Hacc Arafat'tır, kim Cem (Müzdelife) gecesi fecrin doğmasından önce (vakfeye) yetişirse, haccı idrak etmiş demektir. Eyyam-ı Mina üç gündür. Kim ilk iki günde acele davranırsa, herhangi bir günah terettüp etmediği gibi, te'hir edene de bir günah terettüp etmez." |Tirmizi, Hacc 57, (889); Ebu Davud, Menasik 69, (1949); Nesai, Hacc 211, (5, 264); İbnu Mace, Menlik 37, (3015)|1427
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Vakfeler Ve Hükümleri|ebu davud|Ali|Resulullah (sav) Kuzah'ta vakfe yaptı ve: "Burası Kuzah'tır, vakfe mahallidir, Cem'in (Müzdelife'nin) tamamı vakfe mahallidir. Ben burada kurbanı kestim. Mina'nın her yanı kesim yeridir. Kurbanlarınızı evlerinizde kesin" buyurdu. |Ebu Davud, Menasik 65, (1935)|1428
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Vakfeler Ve Hükümleri|muvattamüslim||İmam Malik (ra)'e ulaştığına göre, Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: "Arafat'ın tamamı vakfe yeridir. Urene vadisinden çıkın (vakfe yeri değildir). Müzdelife'nin tamamı vakfe yeridir, Mubassır vadisinden çıkın (vakfe yeri değildir)." |Muvatta, Hacc 166 (1, 388); Müslim, Hacc 149|1429
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Vakfeler Ve Hükümleri|buharimüslimebu davudnesai|İbnu Abbas|Resulullah (sav) Arafat'tan yola çıkmıştı, arkasından birisinin (koşturmak için) devesine şiddetle bağırıp, vurduğunu işitti. Bunun üzerine kamçısıyla (etrafındakilere kulak verin diye) işaret edip, şöyle buyurdu: "Sakin olun, (Allah'ı razı edecek iyi davranış ve) birr acelede değildir." |Buhari, Hacc 94; Müslim, Hacc 268, (1282), 282, (1286); Ebu Davud, Menasik 64, (1920); Nesai, Hacc 204, (5, 257-258)|1430
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Vakfeler Ve Hükümleri|buharimüslimmuvattaebu davudnesai|Üsame İbnu Zeyd|Resulullah (sav) güneş battığı zaman Arafat'tan (ifaza yaparak) yola çıktı. Dağ geçidine geldiği zaman deveden inip bevletti. Sonra abdest aldı. Abdesti bol su kullanarak değil, hafifçe aldı. Ben: "Namaz mı kılacağız ey Allah'ın Resulü?" diye sordum. "Hayır, namaz önümüzde!" dedi ve devesine bindi. Müzdelife'ye gelince hayvandan indi ve yeniden abdest aldı. Bu sefer bol su kullandı. Sonra namaz başladı. Akşam namazını kıldı. Sonra herkes devesini ihdı. Yine namaza başlandı. Bu sefer de yatsıyı kıldı, ikisi arasında başka bir namaz kılmadı." |Buhari, Vudu 6, 35, Hacc 93, 95; Müslim, Hacc 266, (1280); Muvatta, Hacc 197, (1, 400-401); Ebu Davud, Menasik 64, (1925); Nesai, Mevakit 56 (1, 292), Hacc 206, (5, 259)|1431
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Vakfeler Ve Hükümleri|buharimüslimmuvattaebu davudnesai|Urve|Hz. Üsame (ra)'ye: "Resulullah (sav) Veda haccından, ifazadan (Arafat'tan ayrıldıktan) sonra yolculuğu nasıl yaptı?" diye sorulmuştu. Şu cevabı verdi: "Hızlı yürürdü. Ancak yolda bir düzlüğe rastlarsa daha hızlı yürürdü." |Buhari, Hacc 92, Cihad 136, Megazi 77; Müslim, Hacc 282, (1286); Muvatta, Hacc 176, (1, 392); Ebu Davud, Menasik 64, (1923); Nesai, Hacc 205, (5, 259)|1432
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Vakfeler Ve Hükümleri|buharimüslimtirmiziebu davudnesaiibnu mace|İbnu Abbas|Ben Resulullah (sav)'ın Müzdelife gecesinde, ailesinden, erkenden taşlamaya gönderdiği zayıflar grubu arasında idim" demiştir. |Buhari, Hacc 98; Müslim, Hacc 300, (1293); Tirmizi, Hacc 58, (892, 893); Ebu Davud, Menasik 66, (1939, 1940); Nesai, Hacc 208, (5, 261, 271, 272); İbnu Mace, Menasik 62, (3025)|1433
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Vakfeler Ve Hükümleri|buharimüslimnesai|Aişe|Sevde (ra), Resulullah (sav)'tan Müzdelife'den geceleyin ifaza yapmak için izin istedi. Sevde iri, ağır yürüyen bir kadındı. Resulullah (sav) ona izin verdi. "Keşte ben de onun gibi izin istemiş olsaydım" diye hayıflanırdım. (Vaktiyle izin almamış olduğum için), hep imamla birlikte ifazada bulunurdum. |Buhari, Hacc 98; Müslim, Hacc 293-296, (1290); Nesai, Hacc 209, (5, 262), 214 (5, 266)|1434
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Vakfeler Ve Hükümleri|ebu davudnesai|Aişe|Resulullah (sav) Ümmü Seleme'yi kurban gecesi (Mina'ya) gönderdi. Ümmü Seleme, daha şafak sökmeden şeytan taşlamasını yaptı. Sonra gidip ifaza (tavafını) yaptı. |Ebu Davud, Menasik 66, (1942); Nesai, Hacc 223, (5, 272)|1435
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Vakfeler Ve Hükümleri|muvatta|Fatıma Bintu'l'Münzir|Esma Bintu Ebi Bekr (ra) kendisi ve beraberindekilere Müzdelife'de sabah namazı kıldırıverecek olan kimseye, şafak söktüğü zaman kıldırmasını emredip, bineğine atlar ve Mina'ya hareket eder (yolda da) durmazdı." |Muvatta, Hacc 175, (1, 392)|1436
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Arafat Ve Müzdelife'de Telbiye|buharimüslimtirmiziebu davudnesai|İbnu Abbas|Hz. Üsame (ra) Arafat'tan Müzdelife'ye kadar Resulullah (sav)'ın terkisinde idi. Sonra Müzdelife'den Mina'ya kadar da Fadi İbnu Abbas'ı terkisine aldı. Her ikisi de: "Resulullah (sav) büyük şeytanı (Cemretu'l-Akabe) taşlayıncaya kadar telbiyeyi bırakmadı" demiştir. (Buhari'de gösterilen bablarda rivayet mana yönüyle mevcuttur, lafzan değil) |Buhari, Hacc 86, Cihad 126; Müslim, Hacc 266, (1281); Tirmizi, Hacc 78, (918); Ebu Davud, Menasik 28, (1815); Nesai, Hacc 216, (5, 268), 229|1437
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Arafat Ve Müzdelife'de Telbiye|nesai|Said İbnu Cübeyr|Ben, İbnu Abbas (ra) ile Arafat'ta beraberdim. Bir ara bana: "Niye halkın telbiyesini işitmiyorum?" diye sordu, ben kendisine: "Muaviye (ra)'den korkuyorlar!" dedim. Bunun üzerine: "Lebbeyk Allahümme lebbeyk, bu insanlar Ali'ye buğuzları sebebiyle sünneti terketmişler!" diyerek çadırından çıktı." |Nesai, Hacc 197 (5, 253)|1438
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Arafat Ve Müzdelife'de Telbiye|buharimüslimnesai|Muhamed İbnu Ebi Bekr es'Sakafi|Arafat'tan Mina'ya gelirken, beraberindeki Enes İbnu Malik (ra)'e telbiyeden sorarak: "Siz Resulullah (sav) ile nasıl yapıyordunuz?" dedim. Bana: "Dileyen telbiye getirirdi, Resulullah (sav) müdahale etmezdi. Dileyen tekbir getirirdi, Resulullah (sav) ona da müdahale etmezdi! Dileyen de tehlil getirirdir ona da müdahale etmezdi. Bizden kimse, (farklı zikirlerde bulunduğu için) arkadaşını ayıplamazdı. |Buhari, Hacc, 86, İldeyn, 12; Müslim, Hacc, 274 (1285); Nesai, Hacc 192, (5,250)|1439
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Arafat Ve Müzdelife'de Telbiye|muvatta|Ca'fer İbnu Muhammed|Ca'fer İbnu Muhammed babasından naklen anlatıyor: "Hz. Ali (ra), haccda, arefe günü güneşin zeval noktasına gelmesine kadar telbiyeye devam eder, ondan sonra keserdi." |Muvatta,Hacc 44, (1, 338)|1440
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Arafat Ve Müzdelife'de Telbiye|nesai|Üsame|Arafat'da ben Resulullah (sav)'ın devesinin terkisinde idim. Bir ara dua için ellerini kaldırmıştı. (O esnada) deve, Resulullah (sav)'ı eğdi. Derken yuları düştü. Hz. Peygamber (sav) yuları elinin biriyle tutup, diğer elini kaldırarak duasına devam etti. |Nesai, Hacc 202, (5, 254)|1441
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Remyin Keyfiyeti|buharimüslimtirmiziebu davudnesai|Abdurrahman İbnu Zeyd|İbnu Mes'ud (ra), vadinin dibinden yedi çakıl atarak büyük şeytanı taşladı. Her taşı attıkça tekbir getriyordu. Bu sırada Beytullah sol tarafında, Mina da sağında olacak şekilde durmuştu, Kendisine: "İnsanlar, taşları yukarısından atıyorlar!" denince şu cevabı verdi: "Burası, kendinden başka ilah olmayan Zat'a kasem olsun, Bakara süresinin üzerine indiği makamdır." |Buhari, Hacc 135, 136, 137, 138; Müslim, Hacc 305, (1296); Tirmizi, Hacc 64, (901); Ebu Davud, Menasik 78, (1974); Nesai, Hacc 226, (5, 273)|1442
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Remyin Keyfiyeti|tirmizi|Abdurrahman İbnu Zeyd|Tirmizi ve Nesai'de şöyle denmiştir: "(İbnu Mesud) Akabe cemresine geldi. Vadinin dibinde durdu, kıbleye karşı yönelip, sağ kaşının üst hizasından yığma (taşları) atmaya başladı.." |Tirmizi, Hacc 64, (901)|1443
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Remyin Keyfiyeti|nesai|Sad|Veda haccından Resulullah (sav)'la, beraber döndük. (Yolda konuşurken) bazılarımız "Yedi taş attım" bazılarımız da: "Altı taş attım" diyordu, kimse kimseyi bu sebeple kınamıyordu." |Nesai, Hacc 227, (5,275)|1444
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Remyin Keyfiyeti|nesai|İbnu Abbas|Resulullah (sav), Akabe (taşlaması) sabahı, bineğinin üzerindeyken: "Bana (taş) toplayıver!" dedi. Ben de (şehadet ve başparmaklarla atılabilecek büyüklükte) ufak taşlardan onun için topladım. Avucuna koyduğum sırada: "İşte bunlar gibi. Dinde aşırılıktan sakının. Sizden öncekileri dinde aşırılıkları helak etmiştir." |Nesai, Hacc, 217, (5, 268)|1445
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Remyin Vakti|buharimüslimtirmiziebu davudnesai|Cabir|Ben, Resulullah (sav)'ı yevm-i nahrde kuşluk vakti taş atarken gördüm. Ama bundan sonraki günlerde, güneşin zevalinden (öğle vaktinden) sonra taş attı. (Bu hadisi Buhari, muallak olarak zikretmiştir) |Buhari, Hacc 134; Müslim, Hacc 313, (1299); Tirmizi, Hacc 59, (894); Ebu Davud, Menasik 78, (1971); Nesai, Hacc 221, (5, 270)|1446
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Remyin Vakti|muvatta|Nafi'|Abdullah İbnu Ömer (ra)'in zevcesi Safiyye Bintu Ebi Ubeyd'in oğlan kardeşinin kızı Müzdelife'de nifas oldu (doğum yaptı). Bu yüzden o da, Safiyye de geri kaldılar ve Mina'ya yevm-i nahrde güneş battıktan sonra geldiler. Hz. Abdulllah İbnu Ömer (ra) onlara geldikleri anda taş atmalarını emretti ve bu gecikmeden dolayı onların herhangi bir kefaret ödemesine hükmetmedi. |Muvatta, Hacc 220 (1, 409)|1447
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Remyin Vakti||Ebu'l-Beddah Asım İbnu Adiyy|Ebu'l-Beddah Asım İbnu Adiyy, babası Adiyy (ra)'den naklediyor: "Resulullah (sav) develerin çobanına, yevm-i nahrde taş atmışlarsa, ertesi gün taş atmayıp develerle kalmaya, sonra da iki günlük taş atmaya ve yevm-i nefrde atmaya ruhsat tanıdı." ||1448
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Remyin Vakti|muvatta|Nafi'|İbnu Ömer (ra) şöyle derdi: "Eyyam-ı teşrikin ortası günü, güneş batmazdan önce Mina'dan ayrılmayan kimse ertesi günü taşları atmadan ayrılmasın." |Muvatta, Hacc 214, (1, 407)|1449
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Binerek Ve Yürüyerek Taşlama|ebu davudtirmizi|İbnu Ömer|Hz. Peygamber (sav) taşları atacağı zaman yaya gider, yaya dönerdi. |Ebu Davud, Menasik 78, (1969); Tirmizi, Hacc 63, (900)|1450
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Binerek Ve Yürüyerek Taşlama|muvatta|Kasım İbnu Muhammed|İnsanlar (yani sahabeler) taşlamaya yayan gider, yayan dönerdi. (Bu safhada) ilk binen Hz. Muaviye (ra) oldu. |Muvatta, Hacc 215, (1, 407)|1451
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Binerek Ve Yürüyerek Taşlama|müslim|Cabir|Yevm-i nahrde (kurban gününde) Resulullah (sav)'ı taşlamayı binerek yaparken gördüm. Taşlarını devesinin üzerinde iken atmış ve şöyle demişti: "Menasikinizi benden alın. Bilemiyorum, belki de bu haccdan sonra hacc yapamam." |Müslim, Hacc 310, (2197); Ebu Davud, 78 (1970); Nesai, Hacc 220, (5, 270)|1452
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Remy Hakkında Mütefferik Hadisler|müslim|Cabir|Resulullah (sav) efendimiz buyurdular ki: "(Taharet maksadıyla) taş kullanmak tektir. Şeytana atılan taş tektir. Safa ile Merve arasında sa'y tektir, tavaf da tektir. Öyle ise sizden biri (taharet için) taş kullanacaksa bunu da tek kılsın." |Müslim, Hacc 315, (1300)|1453
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Remy Hakkında Mütefferik Hadisler|rezin|İbnu Abbas|Resulullah (sav) şöyle demiştir: "Atılan taşlardan kabul edilenler kaldırılmasaydı, Sebir dağından daha büyük bir yığın ortaya çıkardı." [Rezin'in ilavesidir. Hadis Münziri'nin et-Tergib ve't-Terhib'inde kaydedilmiştir (2, 131)] |Rezin|1454
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Halk Ve Taksir Hakkında|buharimüslimtirmiziebu davud|Enes|Resulullah (sav) cemretu'l-Akabe'ye geldi, taşlarını attı, sonra Mina'daki menziline (konakladığı yere) geldi ve kurbanını kesti. Sonra berbere: "Al!" dedi ve sağ yanını işaret etti. Sonra sol tarafını işaret etti, sonra (kesilen saçları) halka vermeye başladı. (Bir rivayette şöyle denir: "Sağ yandan kesileni sağındakilere, sol yandan kesileni de Ümmü Süleym'e verdi." Bir rivayette de şöyle denmiştir: "Sol taraftan kesilenleri Ebu Talha'ya verdi ve ona: "Bunu halka dağıt" diye emretti.") |Buhari, Vudu 33; Müslim, Hacc 323, (1305); Tirmizi, Hacc 73, (912); Ebu Davud, Menasik 79, (1981)|1455
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Halk Ve Taksir Hakkında|tirmizi|Ali|Resulullah (sav) kadının saçını traş etmesini yasakladı. [Rezin'in ilavesinde: "...Haccda da, umrede de" ziyadesi vardır. Bu ziyadeden sonra (Rezin ilaveten şunu) der: "Onlara sadece teksir (kısaltma) gereklidir."] |Tirmizi, Hacc 75, (914)|1457
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Halk Ve Taksir Hakkında|buharimüslimmuvattatirmiziebu davud|İbnu Ömer|Resulullah (sav): "Ey Allahım, traş olanlara rahmet et" diye dua etmişti. Yanındakiler: "Kısaltanlara da ey Allah'ın Resulü!" dediler. Resulullah (sav) efendimiz: "Ey Allahım traş olanlara rahmet et!" diye duasını tekrar etti. Yanındakiler tekrar: "Kısaltanlara da Ey Allah'ın Resulü!" dediler, bu sefer: "Kısaltanlara da!" buyurdu." |Buhari, Hacc 127; Müslim, Hacc 316, (1301); Muvatta, Hacc 184, (1, 395); Tirmizi, Hacc 74, (913); Ebu Davud, Menasik 79, (1979)|1458
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Halk Ve Taksir Hakkında|buharimüslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav): "Ey Allahım, traş olanlara mağfiret et!" demişti, yanındakiler: "Ey Allah'ın Resulü! Kısaltanlar için de (dua ediver!)" dediler. Resulullah (sav) yine: "Ey Allahım, traş olanlara mağfiret et!" buyurdu. Yanındakiler: "Ey Allah'ın Resulü! Kısaltanlar için de (dua ediver!)" dediler. Resulullah (sav): "Ey Allahım, traş olanlara mağfiret et!" dedi.Yanındakiler: "Ey Allah'ın Resulü! Kısaltanlara da (dua ediver)" dediler. Resulullah (sav) (bu üçüncü talebte): "Kısaltanlara da!" dedi. |Buhari, Hacc 127; Müslim, 320, (1302)|1459
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Halk Ve Taksir Hakkında|buharimüslimtirmiziebu davud|Ümmü'l Hüsayn|Veda haccında Resulullah (sav)'ın, traş olanlara üç kere, kısaltanlara bir kere dua ettiğini işittim. |Buhari, Vudu 33; Müslim, Hacc 323, (1305); Tirmizi, Hacc 73, (912); Ebu Davud, Menasik 79, (1981)|1460
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhramdan Çıkma (Tahallül)|buharimüslimmuvattatirmiziebu davudibnu mace|Abdullah İbnu Amr İbni'l-As|Resulullah (sav) Veda haccında Mina'da, halkın meselelerini kendisine sorması için durmuştu. Bir adam gelip: "(Ben kurbanın traştan önce olacağını) bilemedim ve kurbandan önce traş oldum?" dedi. Resulullah (sav): "(Şimdi de kurbanını) kes, burada bir beis yok" cevabını verdi. Bir başkası daha gelip: "(Taşı kurbandan önce atmak gerektiğini) bilemedim ve taşlamayı yapmadan kurban kestim" dedi. Buna da: "Şimdi taşını at, bunda bir mahzur yok!" diye cevap verdi. O gün Resulullah (sav)'a "Şunu önce, yaptık"; "Bunu sonra yaptık" şeklinde takdim te'hirle ilgili her ne soruldu ise hepsine: "Yap, bunda bir mahzur yoktur!" diye cevap verdi. |Buhari, Hacc 131, İlm 23, 46, Eyman 15; Müslim, Hacc 327, (1306); Muvatta, Hacc 242, (1, 421); Tirmizi, Hacc 76, (916); Ebu Davud, Menasik 80, (2014); İbnu Mace, Menasik 74, (3051)|1461
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhramdan Çıkma (Tahallül)|ebu davud|Üsame İbnu Şerik|Resulullah (sav)'la birlikte ben de hacca çıktım. Halk kendisine müracaat ediyordu. Gelenlerden bazısı: "Ey Allah'n Resulü, tavaftan önce sa'y yaptım, bazı şeyleri vaktinden sonraya bıraktım veya vaktinden önce aldım (ne buyurursunuz, hükmü nedir?)" şeklinde soruyordu. Resulullah (sav) da: "Bunda bir günah yok. Ancak bir kimse bir Müslümanın ırzını makaslarsa (gıybetini ederse) o zalimdir, işte günah işleyen ve kendini helake atan odur." buyurdu. |Ebu Davud, Menasik 88, (2015)|1462
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhramdan Çıkma (Tahallül)|muvatta|Nafi'|İbnu Ömer (ra), ifaza tavafını yapmış, fakat cehaletle henüz traş olmamış, kısaltma da yaptırmamış bir adama rastladı. Adama, dönüp traş olmasını veya saçını kısaltmasını, sonra da Beytullah'a yeniden ifaza tavafında bulunmasını emretti. |Muvatta, Hacc 189, (1, 397)|1463
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhramdan Çıkma Vakti|muvatta|İbnu Ömer|(Babam) Hz. Ömer (ra) buyurdu ki: "Kim cemretu'l-Akabe'ye taşını atar, sonra traş olur veya kısaltır ve de -yanında olduğu takdirde- kurbanını keserse, kendisine ihramlı iken haram olanlardan -kadına temas ve koku hariç- hepsi helal olur. Bunların haramlığı Beytullah'a yapacağı ifaza tavafına kadar devam eder. İfaza yapınca onlar da helal olur." |Muvatta, Hacc 221, (1, 410)|1464
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhramdan Çıkma Vakti|nesaiibnu mace|İbnu Abbas|Bir kimse cemretü'l-Akabe'ye taşını attı mı kendisine -kadın dışında- haram olan her şey helal olur." Onun bu sözü üzerine: "Ya koku? (o da mı helal olur?)" diye soruldu. Dedi ki: "Gerçekten ben Resulullah (sav)'ı misk sürünürken gördüm. Yoksa o koku değil miydi?" |Nesai, Hacc, 231, (5, 277); İbnu Mace, Menasik 70, (3041)|1465
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhramdan Çıkma Vakti|ebu davud|Ümmü Seleme|(Veda haccında) yevm-i nahnn gecesinde Resulullah (sav)'la beraber olma nöbeti bende idi. O akşam, Vehb İbnu Zem'a ve beraberinde Ebu Ümeyye ailesinden bir adam olduğu halde, kamislerini giymiş olarak yanımıza geldiler. Resulullah (sav), Vehb (ra)'e: "Sen ifaza tavafını yaptın mı Ey Ebu Abdillah?" diye sordu. Vehb: "Hayır! Vallahi ey Allah'ın Resulü, yapmadım!" deyince, Resulullah (sav): "Öyleyse şu kamisi çıkar!" dedi. Vehb, onu başından çıkardı. Arkadaşı da kamisini basından çıkardı. Sonra Vehb sordu: "Niçin (çıkarıyoruz) Ey Allah'ın Resulü?" "Çünkü bugün, cemreye taş attığınız takdirde ihramdan çıkmanıza, yani size haram edilen her şeyin -kadın hariç- helal olmasına ruhsat tanındı. Eğer siz, Beytullah'ı tavaf etmeden akşama girerseniz, cemretü'l-Akabe'ye taş atmazdan önceki gibi haram olursunuz, bu hal Beytullah'ı tavaf edinceye kadar devam eder" diye cevap verdi. |Ebu Davud, Menasik 83, (1999)|1466
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhramdan Çıkma Vakti|buhari|İbnu Abbas|Beytullah'ı hacc maksadıyla olsun, başka maksadla olsun, her kim tavaf ederse tahallül etmiş (ihram yasaklarından çıkmış) olur." (İbnu Abbas'ın bu sözünü nakleden) Ata'ya: "Bunu neye dayanarak söylüyor?" diye soruldu. Şu cevabı verdi: "Cenab-ı Hakk'ın şu sözüne dayanarak: "Sonra varacakları yer Beyt-i Atik'a müntehidir" (Hacc 33). Kendisine şu cevap verildi: "Ama bu, Arafat'ta vakfeye durulduktan sonra olacaktır." Ata bu cevap üzerine açıkladı: "İbnu Abbas (ra) bunun Arafat vakfesinden önce ve sonra olacağını söylerdi. Bu hükmü, Hz. Peygamber (sav)'in Veda haccı sırasında Ashab'a verdiği ihramdan çıkma emrinden istinbat ediyordu." |Buhari, Megazi 77; Müslim, Hacc 206-208, (1244, 1245)|1467
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhramdan Çıkma Vakti|buharimüslimmuvattaebu davudnesaiibnu mace|Hafsa|Resulullah (sav) zevcelerine, Veda haccı senesinde ihramdan çıkmalarını emretti. Ben: "Siz niye ihramdan çıkmıyorsunuz?" diye sordum. "Ben başımı telbid ettim, kurbanlığımı hazırladım, kurbanlığımı kesmeden ihramdan çıkamam" diye cevap verdi. |Buhari, Hacc 34, 107, 126, Megazi 77, Libas 89; Müslim,Hacc 186, (1229); Muvatta, Hacc 180 (1, 394); Ebu Davud, Menasik 24, (1806); Nesai, Hacc 40, (5, 136) 67, (5, 172); İbnu Mace, Menasik 72, (3046)|1468
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhramdan Çıkma Vakti|müslim|İbnu Abbas|Resulullah (sav) (Veda haccında) umre için ihrama girdi. Ashabı ise (ra) hacc için ihrama girdi. (Mekke'ye varınca) ne Resulullah (sav) ne de beraberinde kurbanlıkları olanlar ihramdan çıkmadılar. Geri kalanlar ihramdan çıktılar." |Müslim, Hacc 196, (1239)|1469
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|İhramdan Çıkma Vakti|muvatta|Nafi'|İbnu Ömer (ra) dedi ki: "İhramlı kadın, ihramdan çıkınca, saç örgülerinin ucundan bir miktar kesmedikçe taranmaz. Şayet kurbanlığı varsa, kurbanı kesilinceye kadar saçından hiçbir şey kesemez." |Muvatta, Hacc 163, (1, 387)|1470
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Kurbanın Vacib Oluşu Ve Sebepleri|tirmiziebu davudnesaiibnu mace|Mihnef İbnu Süleym|Resulullah (sav)'ı işittim şöyle buyurmuştu: "Ey insanlar, her aile sahibine her sene bir kurbanlık, bir de atire borç olmuştur. Atire'nin ne olduğunu biliyor musunuz? O, recebiye dediğiniz şeydir." |Tirmizi, Edahi 18, (1518); Ebu Davud, Dahaya 1, (2788); Nesai, Akika 6, (7, 167-168); İbnu Mace, Menasik 2, (3125)|1471
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Kurbanın Vacib Oluşu Ve Sebepleri|ebu davudnesai|Abdullah İbnu Amr İbnu'l-As|Resulullah (sav): "Kurban gününü bayram olarak kutlamakla emrolundum. Onu bu ümmet için Allah bayram kılmıştır" buyurmuştu. Bir adam kendisine: "Ey Allah'ın Resulü! Ben iareten verilmiş bir hayvandan başka bir şeye sahip değilsem, onu kesebilir miyim?" diye sordu. Resulullah (sav): "Hayır," dedi, "ancak saçını, tırnaklarını kısaltır, bıyıklarından alır, etek traşını olursun. Bu da sana Allah indinde bir kurban yerine geçer." |Ebu Davud, Edahi, 1 (2789); Nesai, Dahaya 2, (7, 213)|1472
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Kurbanın Vacib Oluşu Ve Sebepleri|muvatta|Nafi'|(Ailenin her ferdi için kurban kesmek gerektiği görüşünde olan) Abdullah İbnu Ömer (ra), anne karnındaki çocuk adına kurban kesmezdi. |Muvatta, Dehaya 13, (2, 487)|1473
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Kurbanın Kemiyeti Ve Miktarı|müslimmuvattatirmiziebu davudnesai|Cabir|Biz, Resulullah (sav) ile birlikte (Hudeybiye senesi) umrede temettü yaptık. O zaman yedi kişi adına bir sığır keserek iştirak ettik. Keza deve de yedi kişi adına kesilmişti" |Müslim, Hacc 355, (1318); Muvatta, Dahaya 9, (2, 486); Tirmizi, Hacc 66, (904); Ebu Davud, Dahaya 7, (2807); Nesai, Dahaya 16, (7, 222)|1474
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Kurbanın Kemiyeti Ve Miktarı|tirmizinesai|İbnu Abbas|Biz, Resulullah (sav) ile birlikte bir seferde iken Kurban Bayramı geldi. Kurban için, sığırda yedi kişi, devede on kişi ortak olduk." |Tirmizi, Hacc 66, (905); Nesai, Dahaya (7, 222)|1475
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Kurbanın Kemiyeti Ve Miktarı|tirmizi|Huceyye İbnu Adiyy|Hz. Ali (ra): "Sığır yedi kişi adına kesilir" demişti. Kendisine: "Ya doğurmuşsa?" diye soruldu. "öyleyse yavrusunu da beraber kes!" buyurdu. Kendisine: "Ya topalsa?" diye soruldu. "Kesim yerine ulaşabildiyse tamam" dedi. "Ya boynuzu kırıksa?" dendi. "Zarar etmez. Biz göz ve kulaklarının sağlamlığını kontrol etmekle emrolunduk!" diye cevap verdi. |Tirmizi, Edahi 9, (1503)|1476
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Kurbanın Kemiyeti Ve Miktarı|muvatta|Nafi'|İbnu Ömer (ra) kurbanlıkların: "Tırnaklılar (yani sığırlar) hakkında üçüncü senesine girmiş, veya geçmiş, etli ayaklılar (develer) hakkında da altıncı yaşına girmiş veya geçmiş olmasını" şart koşardı. |Muvatta,Hacc 147, (1, 380)|1477
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Kurbanın Kemiyeti Ve Miktarı|muvattatirmiziibnu mace|Ebu Eyyub|Bizden biri, kendisi ve ailesi halkı için tek bir koyun kurban eder, (etinden hem yerler hem de başkalarına yedirirlerdi). Sonra insanlar, övünmeye başladılar ve (kurbanlar) bir övünme vasıtası oldu. |Muvatta, Dahaya 10, (2, 486); Tirmizi, Dahaya 10, (1505); İbnu Mace, Dahaya 10, (3147)|1478
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Kurbanın Kemiyeti Ve Miktarı|muvatta|İbnu Şihab|Resulullah (sav) (Veda haccı sırasında) kendisi ve aile halkı için sadece bir deve veya bir sığır kesmiştir. |Muvatta, Dahaya 11, (2,486)|1479
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Kurbanın Kemiyeti Ve Miktarı|rezin|İbnu Ömer|Sığır, sadece bir kimse için kesilir, koyun da bir kimse için kesilir, deve de bir kimse adına kesilir. (Keza İbnu Ömer) derdi ki: "İbadet için kesilen hayvana cemaat iştirak edemez, iştirak olsa olsa aynı aile halkı arasında olur." [Rezin ilave etmiştir.] |Rezin|1480
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Kurbanın Kemiyeti Ve Miktarı|buharimüslimtirmiziebu davudnesaiibnu mace|Enes|Resulullah (sav), ayakta olduğu halde yedi deveyi kendi eliyle kesti. Medine'de ise, boynuzlu ve alacalı iki koyun kurban etti. Resulullah (sav) keserken tekbir getiriyor, besmele çekiyor ve ayağını hayvanların boyunlarının üzerine koyuyordu. |Buhari, Hacc 117, 119, Cihad 104, 126; Müslim, Edahi 17, (1966); Tirmizi, Edahi 2, (1494); Ebu Davud, Edahi 4, (2793, 2794); Nesai, Dahaya 28-31, (7, 219-230); İbnu Mace, Edahi 1, (3120)|1481
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Kurbanın Kemiyeti Ve Miktarı|tirmiziebu davudnesaimüslim|Ebu Said|Resulullah (sav) boynuzlu erkek bir koçu kurban etti. Koç siyahın içinde bakar, siyahın içinde yürür, siyahın içinde yerdi. |Tirmizi, Edahi 4, (1496); Ebu Davud, Dahaya 4, (2796); Nesai,Dahaya 14, (7, 221); Müslim, Edahi 19, (1967)|1482
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Kurbanın Kemiyeti Ve Miktarı|tirmizi|Ebu Ümame|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kurbanlığın en hayırlısı (boynuzlu) koçtur. Kefenin en hayırlısı da takımdır." |Tirmizi, Edahi 18, (1517)|1483
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Kurbanın Kemiyeti Ve Miktarı|ebu davud|Aişe|Resulullah (sav) Veda haccında, Muhammed ailesi için tek bir sığır kesti. |Ebu Davud, Menasik, 14, (1750)|1484
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Kurbanın Kemiyeti Ve Miktarı|tirmiziebu davud|Haneş|Hz. Ali (ra)'yi gördüm, iki koç kesmişti. Dedi ki: "Biri kendim için, diğeri Resulullah (sav) için." Hz. Ali (ra) ilave etti: "Resulullah (sav) böyle emretti -veya şöyle demişti: Böyle vasiyet etti. Ben hayatta olduğum müddetçe ebediyyen terketmeyeceğim." |Tirmizi, Edahi 1, (1495); Ebu Davud, Dahaya 2, (2790)|1485
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Kurbanın Kemiyeti Ve Miktarı|muvatta|Urve|Evlatlarına şöyle demiştir: "Evlatlarım, sakın biriniz, bir büyüğe hediye edince utanacağı bir şeyi Allah için kurban sunmasın. Zira Allah, büyüklerinin büyüğüdür ve O, en seçkine herkesten ziyade layıktır." |Muvatta, Hacc 147, (1,380)|1486
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Kurban Olabilecek Hayvanlar|müslimebu davudnesai|Cabir|Resulullah (sav): "Yıllanmış (yaşını başını almış) hayvanlardan kurban kesin. Böylesini bulmakta zorluk çekerseniz o başka. Bu taktirde koyundan bir kuzu kesiverin" buyurdular. |Müslim, Hacc 13, (1963); Ebu Davud, Dahaya 5, (2797); Nesai, Dahaya 13, (7, 218)|1487
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Kurban Olabilecek Hayvanlar|buharimüslimtirmizinesaiibnu mace|Ukbe İbnu Amir|Resulullah (sav) ashabı arasında taksim edilmek üzere bir miktar davar vermişti. Dağıtım yapılınca geriye bir oğlak arttı. Ukbe durumu Resulullah (sav)'a haber verince: "Onu da sen kurban et!" buyurdu." Bir rivayette (artık Ukbe'ye kalan) bir ceze'dir. Resulullah (sav): "(Sen de) onu kurban et!" demiştir. |Buhari, Edahi 7, 2, Vekalet 1, Şirket 12; Müslim, Edahi 15, (1965); Tirmizi, Edahi 7, (1500); Nesai, Dahaya 13, (7, 218); İbnu Mace, Edahi 7, (3138)|1488
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Kurban Olabilecek Hayvanlar|ebu davudnesaiibnu mace|Asım İbnu Küleyb|Asım İbnu Küleyb babasından, o da Mücaşi' es-Sülemi (ra)'den haber veriyor. Onun rivayeti üzere: "Resulullah (sav): "Koyunun kuzusu, keçiden ikinci yaşına basanın gördüğü vazifeyi görür" buyurmuştur. |Ebu Davud, Dahaya 5, (2799); Nesai, Dahaya 13, (7,219); İbnu Mace, Edahi 7, (3140)|1489
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Kurban Olamayacak Hayvanlar|tirmiziebu davudnesaiibnu mace|Ali|Resulullah (sav), (kurbanlık olarak keseceğimiz hayvanın) göz ve kulaklarına dikkat etmemizi, "Kulağı önden delinmişi veya arkadan delinmişi veya ortadan yarılmışı, veya yuvarlak delinmişi kurban yapmayın" diye emretti. |Tirmizi, Edahi 6, (1498); Ebu Davud, Dahaya 6, (2804, 2805, 2806); Nesai, Edahi 10, (7, 217), 11, 12; İbnu Mace, Edahi 8, (3142)|1490
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Kurban Olamayacak Hayvanlar|muvattatirmiziebu davudnesai|Ubeyd İbnu Firuz|Bera (ra)'dan naklen, Resulullah (sav)'ın şöyle söylediğini rivayet etmiştir: "Kurbanlıklarda körlüğü belli olan kör, hastalığı açıkça belli olan hasta, (yürümeye mani olacak derecede) topallığı açık olan topal, iliği kurumuş zayıf hayvanın kurban edilmesi caiz değildir." |Muvatta, Dahaya 1, (2, 482); Tirmizi, Edahi, 5, (1497); Ebu Davud, Dahaya 6, (2802); Nesai, Dahaya 5,6, 7, (7, 214, 215)|1491
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Kurban Olamayacak Hayvanlar|ebu davud|Yezid Zi-Mısr|Utbe İbnu Abd es-Sülemi'ye gelip: "Ey Ebu'l-Velid! Kurbanlık almak için çıkmıştım, hoşuma giden bir şey bulamadım. Azıları dökülmüş bir şey vardı, ona da gönlüm razı olmadı. Siz ne dersiniz?" diye sordum. "Onu bana getirmedin mi?" demesin mi? "Sübhanallah," dedim, "yani o, senin için caiz de benim için mi caiz değil?" "Evet, öyledir," dedi. "Sen şüphe ediyorsun, ben etmiyorum. Bilesin ki, Resulullah (sav) şunları yasakladı: "Kulağı dibinden kesik, boynuzu dibinden çıkmış, gözünün biri oyulmuş, (zayıflığı, dermansızlığı sebebiyle sürüden kalıp) yatır olmuş, ayağı kırılmış." |Ebu Davud, Dahaya 6, (2803)|1492
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Kurbanlığın İşaretlenmesi|müslimtirmiziebu davudnesaiibnu mace|İbnu Abbas|Resulullah (sav) Zülhuleyfe'de öğle namazını kıldı, sonra kurbanlık devesini getirip hörgücünün sağ yanına nişan vurdu, kan akıttı, (boynuna) iki tane nalın taktı. Sonra binek devesine atladı. Beyda düzlüğüne ulaşınca, hacca niyet ederek telbiye getirdi. |Müslim, Hacc 205, (1243); Tirmizi, Hacc, 67 (906); Ebu Davud, Menasik, 15 (1752); Nesai, Hacc 63, (5, 170-172); İbnu Mace, Menasik, 96 (3097)|1493
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Kurbanlığın İşaretlenmesi|buharimüslimtirmiziebu davudnesaiibnu mace|Aişe|Resulullah (sav) kurban olarak davar şevketli ve koyunlara işaret takti. |Buhari, Hacc 110, Edahi 15; Müslim, Hacc 359, (1321); Tirmizi, Hacc 70, (909); Ebu Davud, Menasik 15, (1755); Nesai, Hacc 69, (5, 173, 174); İbnu Mace, Menasik 95, (3096)|1494
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Kurbanlığın İşaretlenmesi|tirmizi|Veki'|"Kurban olacak deveye nişan vurup, boynuna alamet takmak sünnettir" demişti. Ehl-i reyden birisi kendisine: "Nehai'den, bunun müsle (eziyet) olduğu rivayet edilmiştir" dedi. Veki 'kızarak: "Ben sana "Resulullah (sav) devesine işaret vurdu, bu sünnettir" diyorum, sen bana: "Falandan rivayet edildi" diyorsun. Sen hapse tıkılıp şu sözünden vazgeçinceye kadar salınmamaya ne kadar layıksın!" der. |Tirmizi, Hacc 67, (906)|1495
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Kurban Kesmenin Yeri Ve Zamanı|buharimüslimnesai|Enes|Resulullah (sav): "Namazdan önce kurban kesmiş olan (bilsin ki, kestiği kurban değildir, ailesine et takdim etmiştir), yeniden kessin!" buyurdu. |Buhari, Edahi 1, 4, 12, Iydeyn 5, 23; Müslim, Edahi 16, (1962); Nesai, Iydeyn 30, (3, 193)|1496
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Kurban Kesmenin Yeri Ve Zamanı|buharimüslimtirmiziebu davudnesai|Bera|Ebu Bürde İbnu Niyar (ra) namazdan önce kurbanını kesmişti. Resulullah (sav) ona: "Kurbanını yenile!" dedi. Ebu Bürde: "Ey Allah'ın Resulü, benim sadece bir oğlağım var. Ancak nazarımda yıllanmış olandan daha kıymetlidir!" deyince: "Öbürünün yerine bunu kurban et. Ancak oğlak senden sonra, kimseye kurban için yeterli olmayacak!" dedi." |Buhari, Edahi 1, 8,11,12, İydeyn 3, 5, 8, 10, 17, 23; Müslim, Edahi 4, (1961); Tirmizi, Edahi 12, (1508); Ebu Davud, Dahaya 5, (2800); Nesai, Dahaya 17, (7, 222, 223)|1497
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Kurban Kesmenin Yeri Ve Zamanı|muvattaebu davudibnu mace||İmam Malik'e ulaştığına göre, Resulullah (sav), Mina'da şöyle demiştir: "İşte kurban kesilen yer. Mina'nın her tarafı kesim yeridir." Umre sırasında da şöyle buyurmuştur: "Burası kurban kesme yeridir." "Burası" sözü ile Merve'yi kastedmiştir. Mekke'nin bütün geçit ve yolları kurban kesme yeridir." |Muvatta, Hacc 178, (1, 393); Ebu Davud, Menasik 66, (1937); İbnu Mace, Menasik 73, (3048)|1498
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Kurban Kesmenin Yeri Ve Zamanı|muvatta|Nafi'|Kim bir bedene kesmeye nezrederse, artık devesine alamet olarak iki nalın takar, (hörgücünü kanatarak) nişan vurur, sonra da onu Beytullah'ın yanında veya Mina'da yevm-i nahrde (bayramın birinci günü) keser. Kurban için bir başka kesim yeri yoktur. Kim de deve veya sığırdan cezur adamış ise onu dilediği yerde keser. |Muvatta, Hacc 182, (1, 394)|1499
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Kurban Kesmenin Yeri Ve Zamanı|muvatta|Nafi'|İbnu Ömer (ra) şu açıklamayı yapmıştır: "Kurban günleri, yevm-i nahr'den sonra iki gündür." İmam Malik der ki: "Bana, bunun aynısı Ali İbnu Ebi Talib (ra)'den de ulaştı." |Muvatta, Dahaya 12, (2, 487)|1500
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Kurban Kesmenin Adabı|ebu davudtirmiziibnu mace|Cabir|Resulullah (sav) yevm-i nahr'de alacalı, boynuzlu ve iğdiş edilmiş iki koç kesti. Koçları kesmek üzere (yatırıp kıbleye) yöneltince: "Şüphesiz ki ben, bir muvahhid (Allah'ı bir tanıyıcı) olarak yüzümü o gökleri ve yeri yaratmış olan Allah'a yönelttim. Ben müşriklerden değilim" ve "Şüphesiz benim namazım da, menasikim de, hayatım da, ölümüm de hiçbir ortağı olmayan, alemlerin Rabbi Allah'ın dır. Ben böylece emrolundum. Ben (bu ümmette) Müslüman olanların ilkiyim" (En'am 162) (ayetlerim okudu ve:) "Ey Rabbim (bu kurban bize) sendendir, senin rızan için (kesiyoruz) ve sana (ulaşacak)tır. Ey Rabbim, Muhammed ve ümmetinden bunu kabul buyur. Bismillahi vallahu ekber!" deyip, sonra koçu kesti. |Ebu Davud, Dahaya 4, (2795); Tirmizi, Edahi 21, (1520); İbnu Mace, Edahi 1, (3121)|1501
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Kurban Kesmenin Adabı|tirmizi|Cabir|Hz. Peygamber (sav)'le musallada hazır bulundum. Hutbesini tamamlayınca minberinden indi. Kurbanlık koçuna gelip kendi eliyle kesti. Keserken: "Bismillah! Vallahu ekber. Bu benim adıma ve ümmetimden kurban kesmeyenlerin adınadır!" dedi. |Tirmizi, Edahi 22, (1522)|1502
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Kurban Kesmenin Adabı|ebu davud|Garafe İbnu'l-Haris el-Kindi|Veda haccında Resulullah (sav)'a şahid oldum. Kendisine (kesmesi için) bir deve getirilmişti. "Bana Ebu'l-Hasan'ı çağırır" dedi. Hz. Ali (ra) çağırıldı. "Harbenin aşağısından tut!" dedi. Hz. Ali tuttu. Resulullah (sav) da yukarısından yakaladı, ikisi birden deveye dürttüler. Deve sol ön ayağından bağlıydı. Diğer ayaklarının üstünde ayakta duruyordu. Deveyi kesip yere yıkınca: "İsteyen parça alsın!" dedi. Bu müşahedem Mina'da yevm-i nahrde idi. Kesim işinden boşalınca, katırına bindi. Hz. Ali (ra)'yi de terkisine aldı. |Ebu Davud, Menasik 19,1766|1503
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Kurban Kesmenin Adabı|ebu davud|Abdullah İbnu Gurt|Tirmizi'nin Abdullah İbnu Gurt'tan kaydettiği rivayette şöyle denir: "...Hayvan yere yıkılınca: "Dileyen parça alsın!" buyurdu. |Ebu Davud, Menasik 19, (1765)|1504
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Kurban Kesmenin Adabı|muvattaebu davud|Ali|Resulullah (sav) elleriyle otuz deve kesti. Geri kalanı da bana söyledi, ben kestim. Bunlar yetmiş taneydi. |Muvatta, Hacc 181, (1, 394); Ebu Davud, Menasik 19, (1764)|1505
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Kurban Kesmenin Adabı|rezin|Ebu Musa|Kızlarına, kurbanlarını kendi elleriyle kesmelerini, ayağını kurbanın boynuna basmayı, keserken tekbir getirip besmele çekmeyi tenbih etmiştir. Rezin ilavesidir. [Buhari, senetsiz olarak bab başlığında kaydetimistir. (Edahi 10)] |Rezin|1506
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Kurbandan Yemeye Dair|buharimüslimnesai|Cabir|Biz kurbanlarımızın etinden üç günden fazla yemezdik. Resulullah (sav) bize ruhsat tanıdı ve: "Yiyin ve azıklanın dar buyurdu." |Buhari, Hacc 124, Cihad 123, Et'ime 27, Edahi 16; Müslim, Edahi 29, (1972); Nesai, Edahi 36, (7, 233)|1507
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Kurbandan Yemeye Dair|buharimüslimmuvattatirmiziebu davudnesai|Abis İbnu Rebia|Hz.Aişe'ye: "Resulullah (sav) kurbanların etlerinden üç günden fazla yenilmesini yasakladı mı?" diye sordum. "Evet, fakat bunu insanların (kıtlık çekip) acıktığı yılda yaptı. Böylece zenginlerin fakirleri doyurmasını arzu etmişti. Biz koyunun paçasını kaldırıp, on beş gece sonra yiyorduk" dedi. Ben: "Sizi buna mecbur eden şey ne idi!" deyince güldü ve: "Resulullah (sav) Allah'a kavuşuncaya kadar, Muhammed ailesi üç gün üst üste doyuncaya kadar katıkla ekmek yememiştir" dedi. |Buhari, Et'ime 27, Edahi 16; Müslim, Edahi 28, (1971); Muvatta, Edahi 5; Tirmizi, Edahi 14, (1511); Ebu Davud, Edahi 10, (2812); Nesai, Edahi 37, (7, 235, 236)|1508
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Kurbandan Yemeye Dair|ebu davudibnu mace|Nübeyşe|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Biz sizleri, kurbanların etinden üç günden fazla yemenizi, birçoğunuza kurban eti ulaşsın diye yasaklamıştık. Şimdi, Allah Teala bolluk verdi. Artık yiyin, biriktirin ve ücret isteyin. Haberiniz olsun, bu bayram günleri yemek, içmek ve zikir günleridir." |Ebu Davud, Edahi 10, (2813); İbnu Mace, Edahi 16 (3160)|1509
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Helak Olan Kurbanlık Hakkında|muvattatirmiziebu davudibnu mace|Naciye el-Huzai|Resulullah (sav) hedy'ini Medine'den benimle gönderdi. Ben: "Bunlardan yolda helak olan çıkarsa ben ne yapacağım?" diye sordum. "Hemen kesersin, nalınını kanına batırırsın, sonra onunla insanlar arasından çekilirsin, yerler" dedi. |Muvatta, Hacc 148, (1, 380); Tirmizi, Hacc 72, (910); Ebu Davud, Menasik 19, (1762); İbnu Mace, Menasik 101, (3105)|1510
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Helak Olan Kurbanlık Hakkında|muvatta|İbnu'l-Müseyyeb|Nafile olarak sevkedilen bir deve yolda helak olsa ve hemen kesilerek halka terkedilse, halk da bunu yese, bu nafile kurbanın sahibine bir şey gerekmez. Kendisi yese veya ondan yiyene emretse borçlanır. |Muvatta, Hacc 149, (1, 381)|1511
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Helak Olan Kurbanlık Hakkında|muvatta|İbnu Ömer|Kim Kabe'ye bir deve ihda eder, sonra (daha mahalline ulaşıp, kesilmeden) kaybederse veya hayvan ölürse, şayet bu bir nezir idiyse, yerine yenisini alır. Nezir değil de tetavvu idiyse, dilerse yeniler, dilerse terkeder. |Muvatta, Hacc 150, (1,138)|1512
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Kurbanlık Deveye Binmek|buharimüslimmuvattaebu davudnesaiibnu mace|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) bir deve sevkeden birisini görmüştü ki: "Binsene ona!" dedi. Adam: "O kurbanlıktır!" dediyse de Resulullah (sav) emrini tekrarladı: "Bin ona" Adam tekrar: "O kurbanlıktır" diye haykırdı. Resulullah (sav): "Bin ona" diye tekrarladı ve ikinci veya üçüncü seferde: "Yazıklar olsun sana diye ilavede bulundu. (Buhari'nin bir rivayetinde, Ebu Hüreyre'den naklen şu ziyade vardı: "(Ravi) der ki: "Ben o adamı, deveye binmiş Resulullah (sav)'la beraber yürürken gördüm, devenin boynunda nalın takılı idi.") |Buhari, Hacc 103, 112, Vesaya 12, Edeb 95; Müslim, Hacc 371, (1322); Muvatta, Hacc 139, (1, 337); Ebu Davud, Menasik 18, (1760); Nesai, Hacc 74, (5, 176); İbnu Mace, Menasik 100, (3103)|1513
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Kurbanlık Deveye Binmek|müslimebu davudnesai||Hz.Cabir (ra)'e; kurbanlığa binme hususunda sorulmuştu, şu cevabı verdi: "Resulullah (sav)'ı işittim şöyle demişti: "Kurbanlığa, mecbur kaldıysan ma'ruf üzere bin. Bir başka sırt (binek) bulunca da in." |Müslim, Hacc 375, (1324); Ebu Davud, Menasik 18, (1761); Nesai, Hacc 76, (5, 177)|1514
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Kabe'ye Kurban Hediye Eden Mukimin İhram Giymesi|buharimüslimmuvattatirmiziebu davudnesaiibnu mace|Aişe|Resulullah (A) Medine'de iken Kabe'ye kurban sunar, ben de kurbanının boynuna takılacak nişanlarını hazırlardım. Bu sırada Resulullah (sav) ihramlıların sakındığı yasaklardan sakınmazdı. |Buhari, Hacc 110, Edahi 15; Müslim, 359, (1321); Muvatta, Hacc 51, (1, 340); Tirmizi, Hacc 69 (908); Ebu Davud, Menasik 17, (1757, 1758, 1759); Nesai, Hacc 65, 66, 67, 68, 69, 72, (5, 171, 173); İbnu Mace, Menasik 94, (3094)|1515
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Kabe'ye Kurban Hediye Eden Mukimin İhram Giymesi|nesai|Cabir|Hz. Cabir (ra)'in anlattığına göre: "Ashabdan Medine'de Hz. Peygamber (sav) ile kalanlardan bir kısmı Kabe'ye kurbanlıklar göndermiş, bunlardan dileyen ihrama girmiş, dileyen de girmemiştir." |Nesai, Hacc 71, (5,174)|1516
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Kabe'ye Kurban Hediye Eden Mukimin İhram Giymesi|muvatta|Rebia İbnu Abdillah İbni'l-Hüdeyrin|Ravi, Irak'ta elbiseden soyunmuş bir adam görür ve sebebini sorar. Kendisine, bu adamın Kabe'ye kurbanlık gönderdiği, bu sebeple elbiseleri attığı belirtilir. Rebia der ki: "Sonra ben Abdullah İbnu Zübeyr'le karşılaştım ve bu durumu ona anlattım. Bana: "Kabe'nin Rabbine kasem olsun bu bid'attır" dedi." |Muvatta, Hacc 53, (1, 341)|1517
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Kurban Hakkında Müteferrik Hadisler|muvatta|İbnu Ömer|Bedene (yolda) doğuracak olursa, yavrusu da götürülüp annesiyle birlikte kesilir. Yavruyu taşıyacak bir mahmel (taşıyıcı) bulunmazsa annesine yükletilir. |Muvatta, Hacc 143, (1, 378)|1518
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Kurban Hakkında Müteferrik Hadisler|ebu davud|İbnu Ömer|Babam Hz.Ömer, necib (denen çok muteber cinsten bir deveyi) Kabe'ye kurban olarak bağışlamıştı. (O ara necibe) üç yüz dinar verdiler. Resulullah (sav)'a gidip sordu: "Ben necibi Kabe'ye bağışlamıştım. Bu ara bazıları gelip üç yüz dinar verip satın almak istediler. Bunu satıp yerine bir başka deve alayım mı?" "Hayır," dedi. "Başkasını değil, onu keseceksin." |Ebu Davud, Menasik 16, (1756)|1519
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Kurban Hakkında Müteferrik Hadisler|ebu davud|İbnu Abbas|Resulullah (sav) Hudeybiye senesinde, Kabe'de kesilmek üzere birçok deveyi kurban kıldı. Bunlar arasında (vaktiyle) Ebu Cehl'e ait olan, başında gümüşten -bazı raviler altından der- mamul bir büre bulunan deve de vardı. Bununla, müşrikleri öfkelendiriyordu. |Ebu Davud, Menasik 13, (1749)|1520
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Kurban Hakkında Müteferrik Hadisler|muvatta|Nafi'|İbnu Ömer (ra), kurbanlık devesine kabati ketenden, yünden mamul renkli kilimlerden, iki parçalı takımlardan çul sarar, sonra bunu Kabe'ye yollardı. Bunlarla orada Kabe'ye örgü yapılırdı. |Muvatta, Hacc 146, (1, 379, 380)|1521
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Kurban Hakkında Müteferrik Hadisler|buharimüslimebu davudibnu mace|Ali|Resulullah (sav), (beni göndererek), kurbanlık develeriyle ilgilenmemi, onların etlerini, derilerini, çullarını tasadduk etmemi, bunlardan kasaba bir (ücret) vermememi tenbih etti." Hz. Ali (ra) der ki: "Kasaba ücretini kendimizden öderdik." |Buhari, Hacc 122, 112, 120, 122, Vekalet 1; Müslim, Hacc 348, (1317); Ebu Davud, Menasik 20, (1769); İbnu Mace, Menasik 97, (3099)|1522
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Kurban Hakkında Müteferrik Hadisler|tirmizi|İbnu Ömer|Resulullah (sav) kurbanlığını (Mekke ile Medine arasında bir mevki olan) Kudeyd'de satın almıştı. İbnu Ömer (ra) de aynen öyle yaptı. |Tirmizi, Hacc 68, (907)|1523
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Hastalık Ve Eza Sebebiyle Haccda Mahsur Kalanlar|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesaiibnu mace|Ka'b İbnu Ucre|(Biz Hudeybiye'de iken), Resulullah (sav) yanıma geldi. O sırada ben tenceremin altını yakıyordum. Yüzümde de bitler kaynaşıyordu. Resulullah (sav) bana: "Başındaki şu böcekler seni rahatsız etmiyor mu?" diye sordu. Ben: "Evet! Ediyor!" dedim. Bana: "Öyleyse traş ol ve üç gün oruç tut veya altı fakiri, her birine yarım sa' vermek suretiyle doyur veya bir kurban kes. (Bunlardan hangisini yaparsan olur)" dedi. Ancak bu saydıklarının önce hangisini zikretmişti bilemiyorum" diye cevap verdi. Tam o sırada şu ayet nazil oldu: "Artık içinizden kim hasta olur, yahud başından bir eziyeti bulunursa ona oruçtan, ya sadakadan, yahud da kurbandan biriyle fidye vacib olur..." (Bakara 196). |Buhari, Muhsar 5, 6, 7, 8, Megazi 35, Tefsir, Bakara 32, Merda 16, Tıbb 16; Müslim, Hac 80, (1201); Muvatta, Hacc 337, (1, 417); Ebu Davud, Menasik 43, (1856-1861); Tirmizi, Hacc 107 (953); Nesai, Hacc 96, (5, 194, 195); İbnu Mace, Menasik 91, (3079)|1524
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Hastalık Ve Eza Sebebiyle Haccda Mahsur Kalanlar|tirmiziebu davudnesai|el-Haccac İbnu Amr el-Ensdri|Resulullah (sav)'ın şöyle söylediğini işittim: "Kimin (bir bacağı) kırılır veya sakatlanırsa ihramdan çıkar (ve memleketine döner ve müteakip sene yeniden hacc yapar." |Tirmizi, Hacc 96, (940); Ebu Davud, Menasik 44 (1862); Nesai, Hacc 102, (5,198, 199)|1525
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Hastalık Ve Eza Sebebiyle Haccda Mahsur Kalanlar|muvatta|Ebu Esma Mevla Abdillah İbni Ca'fer|Efendisi Abdullah İbnu Ca'fer'le beraber Medine'den çıktılar. Sükya'da hasta olan Hüseyin İbnu Ali (ra)'ye uğradılar, Abdullah İbnu Ca'fer, Hz. Hüseyin'le ilgilenmek için yanında kaldı. Haccın fevte uğramasından (o sene kaçırmaktan) korkarak Medine'de mukim Hz. Ali ve (zevcesi) Esma Bintu Umeys (ra)'e haber gönderdi, bunlar derhal yanına geldiler. Hz. Hüseyin (ra) (ağrıdan şikayet ederek) başına işaret etti. Hz. Ali (ra) başının traş edilmesini emretti. Sonra onun adına Sükya'da kurban kesilmesini emretti ve bir deve kesildi. Yahya İbnu Said der ki: "Bu seferinde Hz. Hüseyin (hacc maksadıyla) Mekke'ye müteveccihen Hz. Osman (ra)'la birlikte yola çıkmıştı." |Muvatta, Hacc 165, (1, 388)|1526
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Hastalık Ve Eza Sebebiyle Haccda Mahsur Kalanlar|rezin|Amr İbnu Said en-Nehai|(Umre yapmak üzere ihrama girdikten sonra) Zatu'ş-Şukuk denen yere varınca orada kendisini yılan sokar. Arkadaşları, bu meseleyi sorabilecekleri bir kimseyle karşılaşmak üzere, (herkesin gelip geçtiği ana) yola çıkarlar. Derken İbnu Mes'ud (ra) karşılarına çıkar. Onlara şu fetvayı verir: "Hemen bir hedy (kurbanlık) veya onun değeri miktarınca nakit parayı (Mekke'ye) gönderin. Onunla kendi aranıza bir günlük alamet koyun, hedy kesildi mi ihramdan çıksın. Ayrıca, bu umreyi de bilahere kaza etmen gerekir." (Rezin tahriç etmiştir.) |Rezin|1527
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Düşman Tarafından Haccdan Mani Olunan Kimse|buhari|İbnu Abbas|Resulullah (sav), (Hudeybiye'de) engellenmişti. Başını traş etti, kurbanını kesti, hanımlarına temasta bulundu, müteakip sene umresini yaptı." |Buhari, Muhsar 1|1528
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Düşman Tarafından Haccdan Mani Olunan Kimse|rezin|Naciye İbnu Cündüb|(Hudeybiye'de) kurbanlıkların önü kesildiği zaman Hz. Peygamber (sav)'a gelerek: "Ey Allah'ın Resulü! Kurbanlığı benimle gönder, onu Harem'de keseyim!" dedim. Bana: "Bunu nasıl yapacaksın?" dedi. Ben: "Onların göremeyecekleri yerlerden ve vadilerden götürürüm" dedim. Resulullah (sav) müsaade etti. Ben de onu götürüp Harem'de kestim. Resulullah (sav), Harem'de kesilmesi için benimle göndermişti. Çünkü (Mekkeli müşrikler) kendisine mani olmuşlardı." [Rezin'in ilavesidir (İbnu Hacer, bu rivayeti Nesai'den naklen Fethu'l-Bari'de kaydeder (4, 382).] |Rezin|1529
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Düşman Tarafından Haccdan Mani Olunan Kimse|muvattabuhari||İmam Malik (rh) demiştir ki: "Kişi (haccda) düşman sebebiyle engellenirse, her nerede engele maruz kaldı ise, orada traş olup ihramdan çıkar. Kendisine yeniden bunu kaza etmesi gerekmez. Zira Resulullah (sav) ve Ashabı (ra), kurbanlığı Hudeybiye'de kestiler. Beytullah'ta kesilmek üzere gönderilen kurbanlıklar mahalline varmazdan ve tavaf yapmazdan önce traş olup, her çeşit ihram yasaklarından çıktılar. Ve dahi, Resulullah (sav)'ın birisine umre mensikinden) bir şey yapması veya (o anda yapmadığını) sonradan yapmasını emrettiği de sahih değilir." |Muvatta, Hacc 98, (1, 360); Buhari, Muhsar 4 (Bab başlığında)|1530
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Haccda Müddette Yanılanlar Veya Yolu Kaybedenler|muvatta|Süleyman İbnu Yesar|Ebu Eyyüb el-Ensari (ra) hacc yapmak üzere yola çıktı. Mekke yolu üzerindeki Badiye'ye gelince develerini kaybetti. Yevm-i nahrde Hz. Ömer (ra)'e gelerek, durumu ona anlattı. Hz. Ömer (ra) kendisine: "Önce umre yapıyorsun gibi hareket et. Sonra ihramdan çık. Sonra müteakip senenin haccına yetişirsen hacc yap, kolayına giden bir de kurban kes." |Muvatta, Hacc 153, (1, 383)|1531
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Haccda Müddette Yanılanlar Veya Yolu Kaybedenler|muvatta|Süleyman İbnu Yesar|Hebbar İbnu'l-Esved, yevm-i nahrde kurban kesmekte olan Hz. Ömer (ra)'e gelerek: "Ey mü'minlerin emiri, hesapta yanıldık. Biz bugünü arefe günü diye hesaplıyorduk" dedi. Hz. Ömer: "Öyleyse Mekke'ye git, sen ve beraberindekiler tavaf edin, beraberinizde kurban getirdiyseniz bir kurban kesin. Sonra traş olun veya saçınızı kısa kesin ve (artık memleketinize) dönün. Gelecek yıl yeniden hacc yapın, kurban kesin. Kurbanlık bulamayan, üç gün hacc sırasında, yedi gün de dönüşte olmak üzere (on gün) oruç tutsun." |Muvatta, Hacc 154, (1, 383)|1532
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Kurban İle İlgili Sair Hadisler|muvatta|İbnu Abbas|Hz. Ali ve Hz. İbnu Abbas (ra) demişlerdir ki: "İhsarlıya ayet-i kerimede "...kolayınıza gelen kurbanı..." ifadesiyle emredilmiş bulunan kurbandan (Bakara 196) maksad bir koyundur." |Muvatta, Hacc 158|1533
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Kurban İle İlgili Sair Hadisler|muvatta|İbnu Ömer|(İhsarlıya kolayına gelen bir hedy terettüp eder) ayetinden sorulmuş, o da şu cevabı vermiştir: "Bundan maksad ya bir deve veya bir sığır veya yedi koyundur. Bir koyun kesmem, bana oruç tutmamdan veya bir deveye ortak olmamdan daha hoş gelir." (Muvatta'da hadisin, "sığır" kelimesine kadar olan kısmı mezkurdur. Geri kalan kısmım Rezin zikretmiştir) |Muvatta, Hacc 160|1534
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Kurban İle İlgili Sair Hadisler|muvatta|Sadaka İbnu Yesar el-Mekki|Saçları örtülü Yemenli bir kimse İbnu Ömer (ra)'e gelip: "Ey Ebu Abdirrahman, ben müstakil bir umre yapmak üzere geldim" dedi. Abdullah İbnu Ömer (ra): "Ben seninle olsaydım da bana sormuş bulunsaydın, sana hacc-ı kıran yapmanı emrederdim" dedi. Adam: "Bu zaten öyleydi (ancak kaçırdım)" dedi. İbnu Ömer (ra): "Başındaki saçlardan şu uçuşanları al (kes) ve kurban kes!" dedi. (Orada bulunan) Iraklı bir kadın söze karıştı: "Kurbanı da neymiş ey Ebu Abdirrahman?" "Kurbanı dır!" Kadın tekrar sordu. "Kurbanı nedir?" İbnu Ömer (ra) şu cevabı verdi: "Sadece bir koyun bulabilsem, onu kurban etmem bana oruç tutmamdan daha hoş gelir." |Muvatta, Hacc 162, (1, 386-387)|1535
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Mekke'ye Giriş Konaklama Ve Oradan Çıkış Adabı|buharimüslimebu davudnesaiibnu mace|İbnu Ömer|Resulullah (sav), Mekke'ye Keda'dan Batha'nın yanındaki yukarı yoldan girdi ve aşağı yoldan da çıktı. |Buhari, Hacc 41, 15; Müslim, Hacc 223 (1257); Ebu Davud, Menasik 45, (1866, 1867); Nesai, 105, (5, 200); İbnu Mace, Menasik 26, (2940)|1536
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Mekke'ye Giriş Konaklama Ve Oradan Çıkış Adabı|buharimüslimmuvattaebu davudnesai|İbnu Ömer|Ravi'den anlatıldığına göre kendisi, iki dağ yolu arasındaki Zu-Tuva nam mevkide geceyi geçirir, sonra Mekke'nin yukarı yolundan şehre girerdi. Hacc veya umre yapmak niyetiyle Mekke'ye geldiği vakit, devesini doğruca Beytullah'ın kapısının yanında ihdırırdı. Sonra (hayvandan iner) Mescid-i Haram'a girer, Haceru'l-Esved rüknüne gelir, oradan başlayarak yedi kere Beyt'i tavaf eder, ilk üçünde koşar, dördünde de yürürdü. Sonra tavaftan çıkar, evine dönmezden önce iki rek'at namaz kılar, Safa ile Merve arasında da tavafta (say) bulunurdu. Hacc ve umreden çıktığı zaman, Zülhuleyfe'deki Batha'da devesini ıhtırırdı. Orada Resulullah (sav) da devesini ıhtırırdı. |Buhari, Hacc 38, 29, 148, 149; Müslim, Hacc 226 (1259); Muvatta, Hacc 6, (1, 324); Ebu Davud, Menasik 45, (1865); Nesai, Hacc 103, (5, 199)|1537
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Mekke'ye Giriş Konaklama Ve Oradan Çıkış Adabı|buharimüslimmuvattatirmiziebu davud|Nafi'|İbnu Ömer (ra) Muhassab'da öğle, ikindi, akşam, yatsı namazlarını kılar, bir miktar uyurdu. İbnu Ömer (ra), Resulullah (sav)'ın böyle yaptığını söylerdi. |Buhari, Hacc 149; Müslim, Hacc 337, (1310); Muvatta, Hacc 207; Tirmizi, Hacc 81, (921); Ebu Davud, Menasik 87, (2012, 2013)|1538
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Mekke'ye Giriş Konaklama Ve Oradan Çıkış Adabı|||Müslim'in bir rivayetinde: "İbnu Ömer (ra) tahsib'i (Muhassab'da konaklamayı) sünnet bilirdi" denir. ||1539
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Mekke'ye Giriş Konaklama Ve Oradan Çıkış Adabı|buharimüslimtirmizi|İbnu Abbas|Tahsib (menasike dahil olan) bir şey değildir, o, Resulullah (sav)'ın konakladığı bir konaklama yeridir. |Buhari, Hacc 147; Müslim, Hacc 341, (1312); Tirmizi,Hacc 81, (921)|1540
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Mekke'ye Giriş Konaklama Ve Oradan Çıkış Adabı|buharimüslimtirmiziebu davud|Aişe|Resulullah (sav), oraya inmiştir, çünkü orası, yola çıkmaya daha uygundur. |Buhari, Hacc 147; Müslim, 339, (1311); Tirmizi, Hacc 82, (923); Ebu Davud, Menasik 87, (2008)|1541
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Mekke'ye Giriş Konaklama Ve Oradan Çıkış Adabı|müslimebu davud|Ebu Rafi'|Resulullah (sav) Mina'dan ayrıldığı zaman Ebtah'a inmemi emretmedi. Fakat ben önceden gelip oraya bir çadır kurdum. Sonra O (sav) da gelip oraya indi." |Müslim, Hacc 342, (1313); Ebu Davud, Menasik 87, (2009)|1542
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Mekke'ye Giriş Konaklama Ve Oradan Çıkış Adabı|tirmizi|Nafi'|İbnu Ömer (ra) Mekke'ye girmek için guslederdi. |Tirmizi, Hacc 29, (852)|1543
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Mekke'ye Giriş Konaklama Ve Oradan Çıkış Adabı|tirmizi||Bir rivayette: "Resulullah (sav) Mekke'ye girmek için gusletti" denmiştir. |Tirmizi, Hacc 29 (852)|1544
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Mekke'ye Giriş Konaklama Ve Oradan Çıkış Adabı|muvatta|İbnu Ömer|Mina gecelerinde, hiçbir hacı, Mina Akabesi'nin gerisinde geceyi geçirmemelidir. |Muvatta, Hacc 209, (1, 406)|1545
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Mekke'ye Giriş Konaklama Ve Oradan Çıkış Adabı|muvatta||Bir diğer rivayet şöyle: "Hz. Ömer (ra), (eyyam-ı Mina'da hususi) adamlar göndererek, halkın Akabe'nin gerisine (Mina cihetine) girmelerini sağlardı." |Muvatta, Hacc 208, (1-406)|1546
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Mekke'ye Giriş Konaklama Ve Oradan Çıkış Adabı|buharimüslimebu davud|İbnu Ömer|Hz. Abbas, Kabe ile ilgili sikaye vazifesi kendi sorumluluğunda olduğu için, eyyam-ı Mina'yı Mekke'de geçirmek için izin istedi. Resulullah (sav) da ona izin verdi. |Buhari, Hacc 133, 75; Müslim, Hacc 346, (1315); Ebu Davud, Menasik 75, (1959)|1547
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Mekke'ye Giriş Konaklama Ve Oradan Çıkış Adabı|buharimüslimtirmiziebu davudnesai|Ala İbnu'l-Hadrami|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Muhacir olanlar, mensiklerini tamamladıktan sonra Mekke'de üç gün kalırlar." |Buhari, Menakıbu'l-Ensar 47; Müslim, Hacc 441, (1352); Tirmizi, Hacc 103, (949); Ebu Davud, Menasik 96, (2022); Nesai, Taksiru's-Salat 4, (3,122)|1548
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Mekke'ye Giriş Konaklama Ve Oradan Çıkış Adabı|tirmizi|Cabir|Anlatıldığına göre, kendisine: "Kişi Beytullah'ı görünce ellerini kaldırır mı." diye sorulunca şu cevabı vermiştir: "Resulullah (sav)'la haccettik. O zaman biz bunu yapardık." (Bu metin Tirmizi'ye aittir. Mevzu üzerine, Ebu Davud ve Nesai'den gelen metin müteakip rivayettedir) |Tirmizi, Hacc 32, (955)|1549
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Mekke'ye Giriş Konaklama Ve Oradan Çıkış Adabı|ebu davudnesai|Cabir|Ebu Davud ve Nesai'de bu rivayet şu şekildedir: "Bu hususta soruldu, şu cevabı verdi: "Yahudilerden başka birisinin yaptığını görmedim. Resulullah (sav)'la birlikte haccettik, bunu yapmadık." |Ebu Davud, Menasik 46, (1870); Nesai, Hacc 122 (5, 212)|1550
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Mekke'ye Giriş Konaklama Ve Oradan Çıkış Adabı|ebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) ilerledi, Mekke'ye girdi. (Doğru Beytullah'a giderek) Hacerul-Esved'e geldi, (ilk iş) onu istilam buyurdu. Sonra Beytullah'ı (yedi şavtta) tavaf etti. (Tavaf tamamlanınca) Safa tepesine geldi, oradan Beytullah'a baktı. Ellerini kaldırıp Allah'ı (tekbir, tehlil, tahmid ve tevhidlerle) zikretmeye başladı ve Allah'ın zikretmesini dilediğince zikretti, dua etti. Bu sırada Ensar (ra) da onun aşağısında (aynı şekilde zikir ve duada bulunuyordu). |Ebu Davud, Menasik 46, (1872)|1551
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Mekke'ye Giriş Konaklama Ve Oradan Çıkış Adabı|muvatta|Nafi'|İbnu Ömer (ra) Mekke'den (ayrılıp Medine'ye) yönelmişti. Kudeyd'e gelmişti ki, kendisine Medine'den bir haber ulaştı. Bunun üzerine, ihramsız olarak Mekke'ye döndü. |Muvatta, Hacc 248 (1, 423)|1552
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Haccda Niyabet|buharimüslimmuvattatirmiziebu davudnesai|İbnu Abbas|Fadl İbnu Abbas (ra), Resulullah (sav)'ın terkisinde idi. Has'ame'den bir kadın birşeyler sormak istiyordu. Fadl, kadına, kadın da Fadl'a bakmaya başladı. Resulullah (sav) eliyle Fadl'ın başını öbür istikamete çevirdi. Kadın: "Ey Allah'ın Resulü, Allah'ın kullarına yazdığı hacc farızası yaşlı ve ihtiyar babama ulaştı. Ancak o, bineğin üzerinde durabilecek halde bile değil. Ben ona bedel hacc yapabilir miyim?" dedi. Resulullah (sav): "Evet." dedi. Bu hadise, Veda Haccında cereyan etti. |Buhari, Hacc 1, Cezfi-u's-Sayd 23, 24, İsti'zan 2; Müslim, Hacc, 407, 408, (1334, 1335); Muvatta, Hacc 97, (1, 359); Tirmizi, Hacc 85, (928); Ebu Davud, Menasik 26, (1809); Nesai, Hacc 9,11.12, (5,117,118)|1553
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Haccda Niyabet|buharinesaimüslim|İbnu Abbas|Bir adam Resulullah (sav)'a gelerek: "Kızkardeşim haccetmeye nezretti. Ancak bunu ifa etmeden öldü, (ne yapmak gerekmektedir?)" diye sordu. Resulullah (sav): "Üzerinde başka borcu var mıydı, sen bunu ödeyiverdin mi?" buyurdu. Adam: "Evet!" deyince: "Öyleyse Allah'a olan borcunu da ödeyiver. O, (celle şanuhu) borç ödenmeye daha layıktır" dedi. |Buhari, Eyman 30, Ceza-u's-Sayd 22, İtisam 12; Nesai, Hacc 7, 8, (5,116); Müslim, Nezr 1, (1638)|1554
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Haccda Niyabet|ebu davudibnu mace|İbnu Abbas|Resulullah (sav), bir adamın: "Şübrüme adına lebbeyk!" dediğini işitir. "Şübrüme de kim?" diye sorar. Adam: "Bir kardeşim veya bir yakınım!" diye cevap verir. Resulullah (sav): "Sen kendi hesabına hacc yapmış mısın?" diye sorar. "Hayır!" cevabını alınca: "Öyleyse önce kendi adına hacc yap, sonra Şübrüme adına yaparsın!" der. |Ebu Davud, Menasik 26, (1811); İbnu Mace, Menasik 9, (2903)|1555
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Teşrik Günlerinde Tekbir|muvatta|Yahya İbnu Said|Hz. Ömer (ra) yevm-i nahrin sabahında gündüz biraz yükselince çıkıp tekbir getirdi. Onun tekbiriyle birlikte halk da tekbir getirdi. Aynı gün, gündüzün tamamen yükselmesinden sonra ikinci defa çıkıp tekbir getirdi, halk da onunla birlikte tekbir getirdi. Sonra güneşin zeval vaktinde çıkıp tekrar tekbir getirdi, halk da onunla birlikte tekbir getirdi. (Getirilen) bu tekbir Mescid-i Haram'a kadar ulaştı ve halk: "Hz. Ömer tekbir getirdi" deyip tekbir getirdiler. |Muvatta, Hacc 205, (1, 404)|1556
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Teşrik Günlerinde Tekbir|buhari|İbnu Ömer|İbnu Ömer (ra)'den anlatıldığına göre, "O, çadırının içinde tekbir getirirdi." (Tercüme'de muallak olarak kaydeder. Ancak Buhari, bunu İbnu Ömer'e değil, Hz. Ömer'e nisbet eder.) |Buhari, İydeyn 12|1557
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Teşrik Günlerinde Tekbir|buhari|Meymune|Meymune (ra)'den anlatıldığına göre, Yevm-i nahrde tekbir getirir, kadınlar da Eban İbnu Osman'ın arkasından tekbir getirirlerdir. |Buhari, İydeyn 12|1558
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Mina'da Hutbe|ebu davudnesai|Abdurrahman İbnu Muaz|Biz Mina'da iken Resulullah (sav) bize hitab etti. Kulaklarımız öylesine açıldı ki, sanki her ne söylese bulunduğumuz yerden (rahat) işitiyorduk. Bir ara, halka menasikini öğretmeye başladı. Böylece taşlama yerine kadar geldi. (Konuşurken) şehadet ve orta parmağını (kulaklarına) koymuştu. (Atılacak taşların nohut büyüklüğündeki) fırlatma taşı olduğunu söyledi. Muhacirlerde emrederek Mescidin ön kısmında konaklamalarını, Ensar'a da Mescid'in arka kısmında konaklamalarını söyledi." Ravi der ki: "İşte bundan sonradır ki herkes (bineklerinden inip) yerleşti." |Ebu Davud, Menasik 70, (1951); Nesai, Hacc 189, (5, 249)|1559
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Mina'da Hutbe|ebu davud|Rafi' İbnu Amr el-Müzeni|Resulullah (sav)'ı Mina'da halka hitab ederken gördüm. Vakit kaba kuşlukta ve efendimiz, boz bir dişi katırın üzerindeydi. Hz. Ali (ra) de, Resulullah (sav)'ın sözlerini rahat işitebileceği bir mesafede durup, eksiltip artırmadan halka tekrar ediyordu. Halkın kimisi ayakta idi, kimisi de oturuyordu. |Ebu Davud, Menasik 73, (1956)|1560
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Çocuğun Haccı|müslimmuvattaebu davud|İbnu Abbas|Resulullah (sav) Ravha'da bir grup yolcuya rastladı. Onlardan bir kadın kendisine bir çocuğu kaldırıp: "Bunun için de hacc caiz olur mu?" diye sordu. Resulullah (sav): "Evet olur ve sana da sevab vardır" buyurdu." |Müslim, Hacc 409, (1336); Muvatta, Hacc 244, (1, 422); Ebu Davud, Menasik 8, (1736)|1561
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Çocuğun Haccı|buharitirmizi|Saib İbnu Yezid|Babam (ra) bana, Veda haccı sırasında Resulullah (sav)'la birlikte hacc yaptırdı. Ben o zaman yedi yaşında idim." |Buhari, Cezau's-Sayd 25; Tirmizi, Hacc 83, (925)|1562
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Çocuğun Haccı|tirmiziibnu mace|Cabir|Biz, kadın ve çocuklara bedel, telbiye getiriyorduk. |Tirmizi, Hacc 84, (927); İbnu Mace, Menasik 68, (3038)|1563
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Şartlı Hacc|buharimüslimnesai|Aişe|Resulullah (sav) Subaa Binti'z-Zübeyr (ra)'in yanına girdi: "Herhalde sen hacc yapmak istiyorsun?" dedi. Subaa: "Vallahi kendimi hasta buluyorum" diye cevap verince: "Hacca çık, fakat şart koş ve de ki: "Ya Rabbi, beni nerede hapsedersen orası (ihramdan çıkıp hacet bırakma) yerimdir." |Buhari, Nikah 15; Müslim, Hacc 104, (1207); Nesai, Hacc 60, (5, 168)|1564
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Şartlı Hacc|||Tirmizi'de der ki: "İbnu Ömer (ra), haccda şart koşmayı reddeder ve şöyle derdi: "Size Hz. Peygamber (sav)'ın sünneti kifayet etmiyor mu?" Nesai'nin rivayetinde şu ziyade yer alır: "O, hiçbir zaman şart koşmamıştır. Eğer sizden biri bir maniden dolayı haccını tamamlayamazsa, Beytullah'a giderek tavaf etsin, Safa ve Merve arasında sa'yetsin, sonra traş olsun yahut saçını kısalttırsın. Böylece ihramdan çıkmış olur ve gelecek sene hacc yapıncaya kadar her şey kendisine helal olur." (Şarihler, bu hadisi İbnu Abbas (ra)'dan rivayet eden Tavus ile Said İbnu Cübeyr'in de bununla amel etmediklerini belirtirler. Esasen haccı tamamlamaya mani bir engelle karşılaşacak olanların tabi olacakları ihsar ahkamı varken, önceden koşulan şart, yeni bir hak getirmiyor) ||1565
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Harem'de Silah Taşımak Hakkında|buhari|İbnu Cüreyc|İbnu Ömer (ra)'in ayağının çukuruna, Mina'da mızrağın uç demiri isabet etti. Haccac, İbnu Ömer (ra)'a geçmiş olsun ziyaretine geldi, İbnu Ömer (ra)'e: "Keşke sana bunu isabet ettireni bilseydik (de cezalandırsaydık)" dedi. İbnu Ömer (ra): "Bana onu sen isabet ettirdin" dedi. Öbürü: "Nasıl olur?" deyince, İbnu Ömer (ra): "Silah taşınması yasak olan bir günde sen silah taşıdın. Harem'e silah soktun. Halbuki Harem'e silah sokulmaz" dedi. |Buhari, İydeyn 9|1566
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Harem'de Silah Taşımak Hakkında|buharimüslimebu davud|Bera İbnu Azib|Resulullah (sav) Hudeybiye'de Mekkelilerle, şehre, silahın sadece cülübbanından yani içindekileriyle dağarcıktan başka bir şey sokmamak şartıyla anlaştılar. |Buhari, Sulh 6, Umre 3, Cezau's-Sayd 17, Cizye 19, Megazi 43; Müslim, Cihad 90, (1783); Ebu Davud, Menasik 33, (1832)|1567
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Zemzem Suyu Hakkında|buharimüslimtirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sav)'a zemzem suyu verdim, ayakta içti. |Buhari, Hacc 76, Eşribe 16; Müslim, Eşribe 117, (2027); Tirmizi, Eşribe 12, (1883)|1568
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Zemzem Suyu Hakkında|rezin|İbnu Ömer|Resulullah (sav) (Hudeybiye Antlaşması) sırasında bir Kureyşliye, Hudeybiye'ye zemzem suyu getirmesini söyledi. Adam getirdi. Resulullah (sav) onu Medine'ye götürdü. [Rezin'in ilavesidir.] |Rezin|1569
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Haccla İlgili Müteferrik Hadisler|ebu davudtirmiziibnu mace|Aişe|"Ey Allah'ın Resulü, Mina'da, seni güneşe karşı gölgeleyecek bir bina yapmayalım mı?" demiştim, bana: "Hayır!" dedi. "Orası oraya gelenlere develerini ıhdırma yeridir!" |Ebu Davud, Menasik 90, (2019); Tirmizi, Hacc 51, (881); İbnu Mace, Menasik 52, (3006, 3007)|1570
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Haccla İlgili Müteferrik Hadisler|ebu davud|Ebu Vakid el'Leysi|Resulullah (sav)'ı dinledim. Veda haccında zevcelerine şöyle demiştir: "Size bu (farzınız!) bundan sonra hasırların arkaları!" |Ebu Davud, Menasik 1, (1722)|1571
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Haccla İlgili Müteferrik Hadisler|buhari|İbrahim|Babası tarikiyle dedesinden rivayet ediyor: "Hz. Ömer (ra), yaptığı en son haccında Resulullah (sav)'ın zevcelerine izin verdi. Onlarla birlikte Abdurrahman İbnu Avf ve Osman İbnu Affan (ra)'ı gönderdi." (Berkani der ki: "(Hadisi rivayet eden) İbrahim'den maksad: İbrahim İbnu Abdirrahman İbni Avf'tır." Humeydi ise: "Bu açıklama isabetli gözükmüyor. Derim ki: O, İbrahim İbnu Abdirrahman İbni Abdillah İbni Ebi Rebia el-Mahzumi'dir. Doğruyu Allah bilir) |Buhari, Cezau's-Sayd 26|1572
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Haccla İlgili Müteferrik Hadisler|tirmiziibnu mace|İbnu Ömer|Resulullah (sav)'a: "Gerçek hacı kimdir?" diye soruldu da şu cevabı verdi: "Saçını düzenleyip yıkamayı ve koku sürünmeyi çoktan terketmiş kimsedir." Kendisine tekrar: "Hangi hacc efdaldir?" diye sorulunca: "Yüksek sesle telbiye getirilen ve kurban kesilen" dedi, "(Hacda ilgili ayette geçen) sebil nedir?" diye soruldu. "Zad (nafaka) ve rahile (binek) dir." cevabını verdi. |Tirmizi, Tefsir, Al-i İmran, (3001); İbnu Mace, Menasik 6, (2896)|1573
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Haccla İlgili Müteferrik Hadisler|rezin|Ebu Hüreyre|Bir adam: "Ey Allah'ın Resulü! Bana hacc farz oldu. Borcum da var (önce hangisini ödeyeyim?" diye sordu. Resulullah (sav): "Önce borcunu öde" dedi. (Rezin'in ilavesidir) |Rezin|1574
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Haccla İlgili Müteferrik Hadisler|buhari|Sümame|Hz.Enes (ra), cimri olmadığı halde havıdlı bir devenin üzerinde haccını yaptı." [Hz. Enes (ra): "Resulullah (sav) da yol eşyasını yüklediği havıdlı bir deve üzerinde hacc yaptı" demiştir.] |Buhari, Hacc 3 (Muallak senetsiz olarak kaydetmiş)|1575
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Haccla İlgili Müteferrik Hadisler|buhari|Ubeyd İbnu Cüreyc|İbnu Ömer (ra)'e "Seni dört şey yaparken görüyorum. Bunları arkadaşlarından bir başkasının yaptığını görmedim" dedim. Bana: "Ey İbnu Cüreyc, onlar nedir?" diye sordu. Ben de saydım: "Sen Kabe'nin rükünlerinden sadece iki Yemani rükne (rükn-i Yemani ve rükn-i Hacer) temasta bulunuyor, diğerlerine temas etmiyorsun. Keza senin tüysüz deriden ma'mul nalın giydiğini görüyorum. Keza senin (saç ve sakalını) sarıya boyadığını görüyorum. Keza seni Mekke'de gördüm, herkes (Zilhicce) hilalini görünce ihrama girdikleri halde sen terviye günü (8 Zilhicce) ihrama girdin!" Bana şu açıklamayı yaptı: "Rükünlere temasa gelince; ben Resulullah (sav)'ın, sadece iki rükne temas ettiğini gördüm. Tüyü yolunmuş nalına gelince; ben Resulullah (sav)'ın nalınlarında hiç tüy görmedim. Ayakları onların içinde iken abdest alırdı. Ben onu giymeyi seviyorum. Sarıya gelince; ben Resulullah (sav)'ın onunla boyandığını gördüm. Ben onunla boyanmayı seviyorum, ihrama girmeye gelince, ben Resulullah (sav)'ın devesi, onu yola koyuncaya kadar telbiye çektiğini görmedim." |Buhari, Vudu' 30; Müslim, Hacc 25, (1187); Muvatta, Hacc 31, (1, 333); Ebu Davud, Menasik 21, (1772)|1576
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Hacc Ve Umresi|tirmizi|Cabir|Resulullah (sav), (üç kere hacc yaptı. Şöyle ki): Hicret etmezden önce iki, hicretten sonra da bir hacc ve bununla birlikte bir umre yaptı. Bu hacc sırasında (Medine'den) altmış üç deve sevketti. O sırada Hz. Ali (ra) Yemeniden geldi, [beraberinde, Resulullah (sav)'ın kestiği kurbanların] geri kısmı da vardı. Bunlar arasında (Ebu Cehl'e ait olup Bedir Savaşanda ganimet olarak alınan) burnunda gümüş halka bulunan deve de vardı. Resulullah (sav) hepsini kesti. Resulullah (sav) her deveden bir parça alınmasını emretti. Bunlar (bir kapta) pişirildi. Efendimiz suyundan içti. |Tirmizi, Hacc 6, (815)|1577
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Hacc Ve Umresi|buharimüslimtirmiziebu davud|Urve İbnu Zübeyr|Ben ve İbnu Ömer (ra), Hz. Aişe'nin hücresine dayanmıştık, (o içerde dişlerini misvaklıyordu. Bu esnada) misvaktan çıkan sesleri işitiyordum. Ben, İbnu Ömer'e: "Ey Ebu Abdirrahman! Resulullah (sav) Receb ayında umre yaptı mı?" diye sordum. "Evet!" dedi. Ben de, Hz. Aişe (ra)'ye seslendim: "Ey anneciğim, Ebu Abdirrahman'ı dinliyor musun ne söylüyor?" "Ne söylüyor?" dedi. "Resulullah (sav) Receb'te umre yaptı diyor" dedim. Hz. Aişe (ra): "Ebu Abdirrahman'a Allah mağfiret etsin. Ömrüm hakkı için, Receb'de umre yapmadı. [Hem O, nasıl olur da yanılır, Resulullah (sav)'ın] yaptığı her umrede o da hazır bulunmuştu" dedi. İbnu Ömer, Hz. Aişe (ra)'nin bu sözlerini işittiği halde ne "evet!" ne de "hayır!" demedi, sükut etti. |Buhari, Umre 3; Müslim, Hacc 219, (1266); Tirmizi, Hacc 93, (936, 97); Ebu Davud, Menasik 80, (1991,1992)|1578
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Hacc Ve Umresi|tirmiziebu davudibnu mace|İbnu Abbas|Resulullah (sav) dört umre yaptı: 1- Hudeybiye umresi, 2- Müteakip sene Zilkade ayında yaptığı umretü'l-kada, 3- Ciırrane'den yaptığı umre, 4- (Veda haccı sırasında) hacc ederken yaptığı umre. |Tirmizi, Hacc 7, (816); Ebu Davud, Menasik 80, (1993); İbnu Mace, Menasik 50, (3003)|1579
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Hacc Ve Umresi|muvatta|Urve|Resulullah (sav) üç umre yaptı: Biri Şevval ayında, ikisi de Zilkade ayındadır. |Muvatta, Hacc 56, (1, 342)|1580
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Hacc Ve Umresi|muvatta||İmam Malik'e ulaştığına göre: "Hz. Peygamber (sav) üç sefer umre yapmıştır: 1- Hudeybiye senesinde, 2- (Hudeybiye yılını takip eden) kaza senesinde, 3- Ciırrüne senesinde" |Muvatta, Hacc 5, (1, 342)|1581
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Hacc Ve Umresi|buharimüslim|İbnu Ömer|Resulullah (sav) aramızda olduğu halde biz Veda Haccından bahsederdik ve Veda Haccının ne olduğunu bilmezdik. (Veda Haccında Resulullah (sav) Allah'a hamd ve sena edip sonra da Mesih Deccal'ı mevzubahis etmişti, sözü onun hakkında epeyce uzatıp şunları da söylemişti: "Allah'ın gönderdiği her peygamber, ümmetini onunla korkuttu. Hz. Nuh (a.s) ve ondan sonra gelen bütün peygamberler onunla korkuttular. Bilesiniz o, aranızdan çıkacaktır. Onun şe'ninden (yapacağı icraatler) hiç bir şey size gizli kalmayacak. Çünkü sizlere gizlemez. Rabbinizin gözü kör değildir. Halbuki onun sağ gözü kördür. Onun gözü pertlek bir üzüm gibidir. Haberiniz olsun! Allah sizlere birbirinizin kanını, malını haram kıldı, bunlar şu günlerinizin, şu beldenizdeki haramlığı gibi haramdır. Acaba tebliğ ettim mi?" (Resulullah (sav)'ın bu sorusuna cemaat hep bir ağızdan: "Evet" diye cevap verdi. Bunun üzerine üç sefer: "Ya Rab şahid ol! Ya Rab şahid ol! Ya Rab şahid ol!" dedi ve tekrar cemaate yönelerek: "Vah size!" veya "Eyvah size! Benden sonra dönüp birbirlerinizin boyunlarını vuran kafirler olmayın!" dedi. |Buhari, Hacc 132, Edeb 43, 95, Hudud 9, Diyat 2, Fiten 8; Müslim, İman 119, (66)|1582
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Hacc Ve Umresi|buhari|İbnu Abbas|Resulullah (sav), saçlarını tarayıp yağladıktan, rida ve izarını giydikten sonra Medine'den ashabıyla birlikte ayrıldı. Rida ve izar çeşitlerinden, vücudun cildine boyası geçen za'feranla boyanmış olanlar dışında hiç bir şeyi yasaklamadı. Böylece Zülhuleyfe'ye geldi. Orada devesine bindi. Devesi onu Beyda sırtına çıkarınca O (sav) da, Ashab'ı (ra) da telbiye getirdiler. Resulullah (sav) kurbanlığına takısını takıp nişanladı. Bu iş, Zilkade ayının sondan beşinci gününde cereyan etmişti. Mekke'ye Zilhicce'nin dördünde indi. (İlk iş) Beytullah'ı tavaf etti, Safa ve Merve arasında sa'yde bulundu. Kurbanlığı sebebiyle ihramdan çıkmadı. Çünkü ona (kurbanlık alameti olan takıyı) takmıştı. Sonra Mekke'nin Hacun yanındaki en yüksek yerine indi. Artık hacc için telbiye getiriyordu. Kabe'ye, onu tavaf ettikten sonra, Arafat'tan dönünceye kadar hiç yaklaşmadı. Ashabına ise, Kabe'yi tavaf etmelerini, Safa ile Merve arasında sa'yetmelerini emretti, sonra saçlarını kısaltarak ihramdan çıkmalarını emretti. Bütün bu emirler, beraberinde kurbanlık olarak takılanmış devesi olmayanlar içindi. Beraberinde hanımı bulunanlara, hanımları da helaldi. Keza koku ve elbise de helaldi. |Buhari, Hacc 21, 70, 128|1583
HACC VE UMRE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Hacc Ve Umresi||Ali|Resulullah (sav) Arafat'ta vakfe yaptı ve: "Burası Arafat'tır, vakfe yeridir, Arafat'ın her yeri vakfe yeridir" dedi. Sonra güneş batar batmaz ifaza yaptı. (Arafat'ı terketti). Devesinin terkisine Üsame İbnu Zeyd (ra)'i bindirdi. Efendimiz (sav), -halk sağında ve solunda (develere telaşla vururlarken) onlara dönüp bakmadan- her zamanki sükun ve rıfk halini koruyarak eliyle işaret edip: "Ey insanlar! Sakin olun" diyordu. Sonra Cem'e (Müzdelife'ye) geldi. Orada iki namazı da (akşam ve yatsı) beraberce kıldırdı. Sabah olunca Kuzeh tepesine gelip üzerinde vakfe yaptı. "Burası Kuzeh'dir, vakfe yeridir. Cem'in tamamı vakfe yeridir!" dedi. Sonra oradan ayrıldı, Mubassır vadisine geldi. Devesine vurdu. Deve dört nala koşarak vadiyi geçti. Orada durup, amcası Abbas (ra)'ın oğlu Fazl'ı devesinin terkisine aldı. Oradan Cemretu'l-Akabe'ye geldi ve taşlama yaptı. Sonra menhara (kesim yerine) geldi: "Burası menhardır (kurbanlarımızı keseceğimiz yer), Mina'nın her tarafı menhardır" buyurdu. Has'am kabilesinden genç bir kadın gelerek: "Ey Allah'ın Resulü! Babam yaşlanmış bir ihtiyardır, Allah'ın hacc farızası kendisine terettüp etmektedir. Ben ona bedel hacc yapabilir miyim?" diye bir sual sordu. Resulullah (sav): "Babana bedel hacc yap!" cevabını verdi. Bu sırada eliyle, devenin terkisinde bulunan Fazl'ın başını büktü. Amcası Abbas (ra): "Ey Allah'ın Resulü! Amcanın oğlu Fazl'ın başını niye büktün?" diye sordu. "İkisini de birer genç görüyorum. Onlar hakkında şeytanın şerrinden emin değilim!" dedi. Derken bir adam daha gelip: "Ey Allah'ın Resulü, ben traş olmazdan önce ifaza tavafını yaptım!" dedi. "Traş da ol, bunda mahzur yok!" cevabını aldı. Derken bir başkası daha gelip: "Ey Allah'ın Resulü, ben taşlama yapmazdan önce kurbanımı kesmiş bulundum!" dedi. "Taşlarını da at, bunda bir mahzur yok!" cevabını aldı. Sonra Resulullah (sav) Beytullah'a geldi, onu tavaf etti. sonra zemzem'e geldi ve: "Ey Abdulmuttaliboğulları, eğer halk size bunun üzerine galebe etmeyecek olsa mutlaka çekerdim" dedi. ||1584
HUDUD BÖLÜMÜ|İrtidad Ve Yol Kesme Haddi|muvatta|Zeyd İbnu Eşlem|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Dinini değiştirenin boynunu vurun." |Muvatta, Akdiye 15, (2, 736)|1585
HUDUD BÖLÜMÜ|İrtidad Ve Yol Kesme Haddi|ebu davudnesai|İbnu Abbas|Abdullah İbnu Sa'd İbni Ebi's'Sarh, Hz. Peygamber (sav)'e katiplik yapıyordu. Şeytan ayağını kaydırdı; adam irtidad ederek kafirlere sığındı. Resulullah (sav) Fetih günü, onun öldürülmesini emretti. Ancak, Hz. Osman (ra) onu himayesi altına aldı. Resulullah da bu himayeyi tanıdı. |Ebu Davud, Hudud 1, (4358); Nesai, Tahrimu'd-Dem 15, (7, 107)|1586
HUDUD BÖLÜMÜ|İrtidad Ve Yol Kesme Haddi|buharimüslimtirmiziebu davudnesaiibnu mace|Enes|Ukl ve Ureyne kabilelerinden bir grup insan Resulullah (sav)'ın yanına gelip: "Ey Allah'ın Resulü! Biz hayvancılıkla uğraşıp sütle beslenen (çöl) insanlarıyız, (çift-çubukla uğraşan) köylüler değiliz" dediler. Bu sözleriyle, Medine'nin havasının kendilerine iyi gelmediğini ifade ettiler. Resulullah (sav), onlara (hazineye ait) develerin ve çobanın (bulunduğu yeri) tavsiye etti. Kendilerine oraya gitmelerini, develerin sütlerinden ve bevillerinden içmelerini söyledi. Gittiler, Harra bölgesine yarınca, İslam'dan irtidad ettiler. Hz. Peygamber (sav)'in çobanını da öldürüp develeri sürdüler. Haber, Hz. Peygamber (sav)'e ulaştı. Resulullah (sav), derhal arkadaşlarından takipçi çıkardı (yakalanıp getirildiler). Gözlerinin oyulmasını, ellerinin kesilmesini ve Harra'nın bir kenarına atılmalarını ve o şekilde ölüme terkedilmelerini emretti. |Buhari, Muharibin 16, 17, 18, Diyat 22, Vudu 66, Zekat 68, Cihad 152, Megazi 36, Tefsir, Maide 6, Tıbb 5, 6, 29; Müslim, Kasame 9, (1671); Tirmizi, Taharet 55, (72), Et'ime 38, (1846); Ebu Davud, Hudud 3, (4364-4371); Nesai, Tahrimu'd-Dem 7, (7, 93-98); İbnu Mace, Hudud 20, (2578)|1587
HUDUD BÖLÜMÜ|İrtidad Ve Yol Kesme Haddi|ebu davudnesai|Ebu'z-Zinad|Resulullah (sav) develerini çalanların (el ve ayaklarını) kestiği, gözlerini de ateşle oyduğu zaman, Allah zülcelal hazretleri, Hz. Peygamberi itab etti ve mesele üzerine şu iyeti inzal buyurdu: "Allah ve Resulüne harp açanların cezası..." (Maide 33). |Ebu Davud, Hudud 3, (4370); Nesai, Tahrimu'd-Dem 7, (7,100)|1588
HUDUD BÖLÜMÜ|Zina Haddi|buharimüslimmuvattatirmiziebu davud|İbnu Abbas|Hz. Ömer (ra)'i hutbe verirken dinledim. Şöyle demişti: "Allah Teala hazretleri Muhammed (sav)'a hak (din ile) gönderdi ve O'na Kitaba indirdi. Bu indirilenler arasında recm ayeti de vardı! Biz bu ayeti okuduk ve ezberledik. Ayrıca, Resulullah (sav) zina yapana recm cezasını tatbik etti, ondan sonra da biz tatbik ettik. Ben şu endişeyi taşıyorum: Aradan uzun zaman geçince, bazıları çıkıp: "Biz Kitabullah'da recm cezasını görmüyoruz (deyip inkara sapabilecek ve) Allah'ın kitabında indirdiği bir farzı terkederek dalalete düşebilecektir. Bilesiniz, recm, kadın ve erkekten muhsan olanların zinaları, -delil veya hamilelik veya itiraf yoluyla- sübüt bulduğu takdirde, onlara tatbik edilmesi gereken Kitabullah'da mevcut bir haktır. Allah'a kasemle söylüyorum, eğer insanlar: "Ömer Allah Teala' nın kitabına ilavede bulundu" demeyecek olsalar, recm ayetini (Kitabullah'a) yazardım." |Buhari, Hudud 31, 30, Mezalim 19, Menakibu'l-Ensar 46, Megazi 21, İ'tisam, 16; Müslim, Hudud 15. (1691); Muvatta, Hudud 8. 10, (823, 824); Tirmizi, Hudud 7, (1431); Ebu Davud, Hudud 23, (4418)|1589
HUDUD BÖLÜMÜ|Zina Haddi|ebu davud|İbnu Abbas|Allahu Teala Kur'an-ı Kerim'inde: "Kadınlarınızdan fuhşu irtikab edenlere karşı içinizden dört şahid getirin. Eğer şehadet ederlerse -onları ölüm alıp götürünceye, yahud Allah onlara bir yol açıncaya kadar- kendilerini evlerde alıkoyun (insanlarla ihtilaftan menedin)" buyurdu. (Nisa 15). Cenab-ı Hakk, bu ayette (zina meselesinde) önce kadını zikrettikten sonra, erkeği kadınla birlikte ele alarak şöyle demiştir: "Sizlerden fuhşu irtikab edenlerin her ikisini de (kınayarak) eziyete koşun. Eğer tevbe edip (nefislerini) ıslah ederlerse artık onlara (eziyetten) vazgeçin. Çünkü Allah tövbeleri çok kabul eden, en çok esirgeyendir" (Nisa 16). Cenab-ı Hakk bu ayeti, celde ayetiyle neshederek şöyle buyurdu: "Zina eden kadınla zina eden erkekten her birine yüzer deynek vurun. Eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız bunlara, Allah'ın dinini tatbik hususunda, acıyacağınız tutmasın. Mü'minlerden bir zümre de bunların azabına (bu cezalarına) şahid olsun" (Nur 2). Sonra Nur süresinde recm ayeti nazil oldu. Önceki (celdeyi emreden) vahiy, bekar (zani) içindi. Sonra recm ayeti tilavetten kaldırıldı, ancak hükmü baki kaldı." (Bu rivayetin "...yüzer deynek vurun" ibaresine kadar olan kısımı Ebu Davud'a aittir, mütebakisini Rezin ilave etmiştir.) |Ebu Davud, Hudud 23, (4413)|1590
HUDUD BÖLÜMÜ|Zina Haddi|müslimmuvattaebu davud|Ebu Hüreyre|Sa'd İbnu Ubade (ra): "Ey Allah'ın Resulü, ne buyurursunuz, zevcemi bir erkekle yakalarsam dört şahid getirmek için bekleyecek miyim?" diye sordu. Resulullah (sav): "Evet bekleyeceksin!" dedi. (Müslim ve Ebu Davud'un bir diğer rivayetinde: "Bir adam, karısının yanında bir yabancı yakalasa onu öldürebilir mi ne dersiniz?" diye sorar, Resulullah (sav): "Hayır!" deyince, Sa'd: "Bilakis evet! Seni hak dinle şereflendiren Allah'a yemin ederim, fırsatı yakalarsam ondan önce kılıncımı işletirim" der. Resulullah (sav): "Efendinizin ne söylediğine bakın!" buyurur.) |Müslim, Lian 14, (1498); Muvatta, Hudud 7, (2, 823); Ebu Davud, Diyat 12, (4532, 4533)|1591
HUDUD BÖLÜMÜ|Zina Haddi|buharimüslimmuvattatirmiziebu davud|Ebu Hüreyre ve Zeyd İbnu Halid|Resulullah (sav)'a, muhsan olmayan cariye zina yaparsa ne gerekir? diye sorulmuştu, şöyle cevap verdi: "Cariye zina yaparsa ona celde uygulayın, yine zina yaparsa yine celde uygulayın, yine zina yaparsa yine celde uygulayın ve sonra onu (kıldan mamul adi) bir ipe mukabil de olsa satın gitsin." (Bir rivayette: "(Efendisi) ona celde tatbik etsin, bir de ayıplamasın" denmiştir.) |Buhari, Büyu 66, 110,17; Müslim, Hudud 30, (1703); Muvatta, Hudud 14, (826); Tirmizi, Hudud 13, (1440); Ebu Davud, Hudud 33, (4469, 4470, 4471)|1592
HUDUD BÖLÜMÜ|Zina Haddi|müslimtirmiziebu davud|Ebu Abdirrahman es-Sülemi|Hz.Ali (ra) hutbede şöyle buyurdu: "Ey insanlar, kölelerinize -ister muhsan olsunlar, ister olmasınlar- haddleri tatbik edin. Zira, Hz. Peygamber (sav)'ın bir cariyesi zina yapmıştı, ona celde tatbik etmemi emretti. (Dövmek üzere) yanına geldim. Yeni nifas olmuştu. Döversem öldürürüm diye korktum. Durumu Resulullah'a arzettim. Bana: "İyi yapmışsın, iyileşinceye kadar ona dokunma" dedi." |Müslim, Hudud 34, (1075); Tirmizi, Hudud 13, (1441); Ebu Davud, Hudud 34, (4473)|1593
HUDUD BÖLÜMÜ|Zina Haddi|rezin|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) hür kimseye terettüp eden haddin bölünebilen çeşidinin yarısını köleye hükmetti. Sözgelimi zina yapan bakirenin haddi, iftira (gazf) haddi ve şürbu'l-hamr (içki) haddi böyledir. (Bunlar bölünebilen haddlerdir, köleye hep yarısı tatbik edilir). [Rezin ilavesidir.] |Rezin|1594
HUDUD BÖLÜMÜ|Zina Haddi|rezin|İbnu Ömer|Cariyelerinden birine hadd tatbik etmiş, bu maksadla ayaklarına ve bacaklarına vurmaya başlamıştı. Bunu gören Salim (rahimehullah) kendisine: "(Sen niye böyle yapıyorsun?) Cenab-ı Hakk'ın "Bunlara Allah'ın dinini tatbik hususunda acıyacağınız tutmasın." (Nur 2) sözü nerede kaldı?" der. Abdullah İbnu Ömer (ra) de: "Beni ona şefkatli davranıyor mu buldun? Her halde Cenab-ı Hakk onu öldürmemi emretmedi" cevabını verir. [Rezin ilavesidir.] |Rezin|1595
HUDUD BÖLÜMÜ|Zina Haddi|tirmiziebu davud|Vail İbnu Hucr İbni Rebia|Resulullah (sav)'ın sağlığında, namaz kılmak maksadıyla bir kadın evinden çıkmıştı. Yolda ona bir erkek rastladı. Kadına çullanıp ihtiyacını giderdi. Kadın bağırdı, adam ise sıvıştı gitti. (Çığlığı üzerine) kadına bir erkek uğramıştı. Ona başından geçeni anlatıp, bir adam bana böyle böyle yaptı dedi. Sonra, bir grup muhacire rastladı, başından geçeni onlara da anlatıp: "Bir adam bana böyle yaptı!" dedi. Hep beraber yürüyüp, kadının kendisine tecavüz ettiği kimseyi yakalayıp kadına getirdiler. Kadın: "Evet bu odur?" dedi. Sonra adamı Hz. Peygamber (sav)'in yanına götürdüler. Resulullah adamın recmedilmesini emrettiği sırada, kadına tecavüz etmiş olan kimse kalkıp: "Ey Allah'ın Resulü, suçlu benim!" diye itirafta bulundu. Resulullah (sav) kadına: "Git. Allah günahlarını affetti" dedi. Zan altında kalmış olan kimseye de güzel sözler söyleyip (gönlünü aldı). Mütecavizin recmedilmesini emretti ve recmedildi. Sonra Resulullah şunu söyledi: "Bu adam öyle bir tevbe ile tevbe etti ki, böyle bir tövbeyi Medine ahalisi yapsaydı kabul edilirdi." (Tirmizi şu ziyadede bulunmuştur: Vail (ra) Hz. Peygamber (sav)in kadına mehir takdir edip etmediğini zikretmedi.") |Tirmizi, Hudud 22, (1452); Ebu Davud, Hudud 7, (4379)|1596
HUDUD BÖLÜMÜ|Zina Haddi|ebu davud|İbnu Abbas|Hz. Ömer (ra)'e, zina yapmış olan deli bir kadın getirildi. (Recm edilip edilemeyeceği hususunda) halkla istişare ederek recmedilmesine hükmetti. Kadına Hz. Ali (ra) uğradı. (Hazırlığı görünce): "Bunun hali nedir?" diye sordu. Kendisine: "Falanca kabileden deli bir kadındır, zina yapmıştır. Hz. Ömer (ra), recmedilmesine hükmetmiştir" dediler. Hz. Ali (ra): "Kadını geri götürün!" dedi, sonra Hz. Ömer'e uğrayıp: "Ey müzminlerin emiri! Bilirsin ki, Resulullah (sav): "Kalem üç kişiden kaldırılmıştır (artık onlar yaptıklarından sorumlu değildirler): Buluğa erinceye kadar çocuktan, uyanıncaya kadar uyuyandan, şifa buluncaya kadar bunamıştan." Bu biçare kadın falanca kabilenin bunağıdır. Ona tecavüz eden, muhakkak ki akli noksanlığı sırasında tecavüz etmiştir" dedi. |Ebu Davud, Hudud 16, (4399, 4400, 4401, 4402)|1597
HUDUD BÖLÜMÜ|Zina Haddi|tirmiziebu davudnesaiibnu mace|Habib İbnu Salim|Abdurrahman İbnu Huneyn denen bir adam karısının cariyesine temasta bulundu. Hadise, Kufe emiri Nu'man İbnu Beşir (ra)'e götürüldü. "Ben, dedi, hakkınızda, Resulullah (sav)'ın hükmüyle hükmedeceğim: Eğer zevcen, cariyeyi sana helal ederse, yüz deynek yiyeceksin, helal etmezse recmedileceksin." Sonra (tahkik etti) karısının cariyeyi adama helal ettiğini görünce, emir yüz deynek vurdu. |Tirmizi, Hudud 21, (1451); Ebu Davud, Hudud 28, (4458, 4469); Nesai, Nikah 70, (6, 124); İbnu Mace, Hudud 8, (2551)|1598
HUDUD BÖLÜMÜ|Zina Haddi|ebu davudnesaiibnu mace|Seleme İbnu Muhabbak|Resulullah (sav), hanımının cariyesine temas eden bir adam hakkında şöyle hükmetti: "Eger, adam cariyeyi zorladı ise, cariye hürdür, adam, cariyenin efendisine (yani karısına) mislini borçlanmıştır, cariye rıza göstermişse, cariye adamın olur, cariyenin efendisine, onun bir mislini borçlanır." |Ebu Davud, Hudud 28, (4460, 4461); Nesai, Nikah 70, (7,124); İbnu Mace, Hudud 8, (2553)|1599
HUDUD BÖLÜMÜ|Zina Haddi|tirmiziebu davudnesaiibnu mace|Bera İbnu'l-Azib|Dayım Ebu Bürde İbnu Niyar -beraberinde bir bayrak olduğu halde- bana uğradı. Kendisine nereye gideceğini sordum. "Resulullah (sav), bana babasının hanımıyla evlenen bir adamın kellesini getirmemi (ve malına da el koymamı) emretti, ona gidiyorum" diye cevap verdi. |Tirmizi, Ahkam 25, (1362); Ebu Davud, Hudud 27, (4466, 4457); Nesai, Nikah 58, (6,109-110); İbnu Mace, Hudud 35, (2607)|1600
HUDUD BÖLÜMÜ|Zina Haddi||İbnu Abbas|Resulullah (sav) şöyle emretti: "Kim, nikahı haram olan bir akrabasına cinsi temasta bulunursa -veya şöyle demişti; kim haram yakını ile evlenirse- onu öldürün." ||1601
HUDUD BÖLÜMÜ|Zina Haddi|müslim|Enes|Bir adam, Resulullah (sav)'ın ümmü veledine temas etmekle itham edilmişti. Resulullah (sav), Hz. Ali (ra)'ye : "Git boynunu vur!" diye emretti. Hz. Ali, adama geldiği vakit, onu bir kuyunun içinde (yıkanıp) serinliyor buldu. "Çık dışarı!" diyerek elinden tutup kuyunun dışına çıkardı. Hz. Ali, adamın mecbub (burulmuş) ve tenasül organından mahrum olduğunu gördü. Artık ona dokunmayıp, durumu Hz. Peygamber (sav)'e haber verdi. Resulullah, onu, davranışı sebebiyle takdir etti. (Bir rivayette şu ziyade gelmiştir: "Resulullah (sav): "Şahid, gaibin görmediğini görür" buyurdu".) |Müslim, Tevbe 59, (2771)|1602
HUDUD BÖLÜMÜ|Zina Haddi|ebu davud|Sehl İbnu Sa'd|Bir adam Resulullah (sav)'a gelerek ismini de verdiği bir kadınla zina yaptığını itiraf etti. Resulullah (sav) kadına adam göndererek meseleyi sordurdu. Kadın, zina ettiğini inkar etti. Bunun üzerine, adama hadd celdesi tatbik etti, kadına dokunmadı. |Ebu Davud, Hudud 31, (4466)|1603
HUDUD BÖLÜMÜ|Zina Haddi|ebu davud|İbnu Abbas|Bekr İbnu Leys kabilesinden bir adam, Resulullah (sav)'a gelerek, bir kadınla (itiraf ederek) dört kere zina yaptığını söyledi. Resulullah (sav) ona yüz sopa vurulmasına hükmetti. Zira adam bekardı. Sonra, kadın aleyhine beyyine sordu. Kadın: "Ey Allah'ın Resulü! Vallahi yalan söylüyor" dedi, bunun üzerine, Resulullah (sav) , adamı iftira (kazf) haddine, yani seksen sopaya mahkum etti. |Ebu Davud, Hudud 31, (4467)|1604
HUDUD BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Hadd Tatbik Ettikleri Kimseler|müslimebu davud|Büreyde|Resulullah (sav)'a, Maiz İbnu Malik el-Eslemi (ra) gelerek: "Ey Allah'ın Resulü, ben nefsime zulmettim, zina fazihasını işledim, beni temizlemeni istiyorum" dedi. Resulullah (sav) onu reddetti (geri çevirip meselenin üzerine gitmedi). Ancak Maiz ertesi gün tekrar geldi. Yine: "Ey Allah'ın Resulü, ben zina fazihasını irtikab ettim!" diye ikinci sefer itirafta bulundu. Adamı ikinci sefer geri çeviren Resulullah (sav) adamın kavmine birisini yollayarak: "Onun aklında bir noksanlık biliyor musunuz, normal bulmadığınız bir davranışına rastladınız mı?"diye tahkik ettirdi. Ancak hep beraber: "Biz onu gördüğümüz kadarıyla, aramızdaki salih kişilere denk akıl (ve feraset) sahibi biliyoruz" dediler. Maiz üçüncü sefer müracaatta bulundu. Hz. Peygamber (sav) onlara yine birini göndererek adam hakkında sordurdu. Yine ne kendinde, ne aklında bir kusur olmadığını söylediler. Adam dördüncü sefer müracaat edince, ona bir çukur kazdırdı. Taşlanmasını emretti ve taşlandı. Ravi der ki: Gamidiye adında bir kadın da gelerek: "Ey Allah'ın Resulü, beni niye reddediyorsun. Görüyorum ki, beni de Maiz gibi geri çevirmek istiyorsun. Allah'a kasem olsun ben hamileyim de!" dedi. Hz. Peygamber (sav) "Öyle ise hayır. Sen git ve çocuğu doğurunca gel" dedi. Kadın gitti, çocuğu doğurunca, bir beze sarılmış olarak çocukla geldi. "İşte çocuk, doğurdum!" dedi. Resulullah (sav): "Git, sütten kesinceye kadar emdir, sonra gel!" buyurdu. Kadın gitti, o çocuğu sütten kesince çocukla birlikte geldi. Çocuğun elinde bir ekmek parçası vardı. "Ey Allah'ın Resulü, işte çocuk, sütten kestim, yemek de yedi" dedi. Resulullah (sav) çocuğu alıp, Müslümanlardan birine teslim etti. Sonra bir çukur kazılmasını emir buyurdu. Göğsüne kadar derinlikte bir çukur kazıldı. Bundan sonra halka taşlamalarını emretti. Herkes taşladı. Halid İbnu Velid (ra) elinde bir taş ilerledi, başına attı. Kan yüzüne fışkırmıştı, kadına küfretti. Resulullah (sav) Halid'in kadına küfrettiğini işitince: "Ey Halid ağır ol!" dedi ve ilave etti: "Nefsimi kudret elinde tutan Zat-ı Zülcelal'e kasem olsun, bu kadın öyle bir tevbe yaptı ki, şayet alış-verişte sahtekarlık yapanlar aynı tevbe ile tevbe yapsalardı, onların bile mağfiretine yeterdi." Sonra Resulullah (sav) (tekfin) emretti. Kadının üzerine namaz kıldırdı ve defnedildi." |Müslim, Hudud 22, (1695); Ebu Davud, Hudud 24, 25, (4434, 4441)|1605
HUDUD BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Hadd Tatbik Ettikleri Kimseler|ebu davud|Cabir|Resulullah (sav) zina yapmış olan bir kimse için celde ile hadd tatbik edilmesini emretti. Sonra, onun muhsan olduğu bildirildi. Bu sefer recmedilmesini emretti ve recmedildi. |Ebu Davud, Hudud 24, (4438,4439)|1606
HUDUD BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Hadd Tatbik Ettikleri Kimseler|müslimtirmiziebu davudnesai|İmran İbnu'l-Husayn|Resulullah (sav)'a Cüheyneli, zinadan hamile kalmış bir kadın geldi ve: "Ey Allah'ın Resulü! Ben bir hadd cürmü işledim, cezasını bana tatbik et" dedi. Resulullah (sav) da kadının velisini çağırıp: "Buna iyi muamelede bulunun. Çocuğu doğurunca kadını bana getirin!" buyurdu. Velisi öyle yaptı. (Doğumdan sonra gelince) Resulullah (sav) kadının elbisesini üzerine bağlamalarını emretti. Sonra taşlamalarını söyledi ve taşlandı. Üzerine cenaze namazı kıldırdı. (Bunu gören) Hz. Ömer: "Bu zaniye kadına namaz mı kıldırıyorsun?" dedi. Aleyhissalatu vesselam Efendimiz: "Bu öyle bir tevbe yaptı ki, onun tevbesi Medine ahalisinden yetmiş kişiye taksim edilseydi onların hepsini rahmete bandırırdı. Sen Allah için canını vermekten daha efdal bir amel biliyor musun?" diye cevap verdi. |Müslim, Hudud 24, (1696); Tirmizi, Hudud 9, (1435); Ebu Davud, Hudud 25, (4440, 4441); Nesai, Cenaiz 64, (4, 63)|1607
HUDUD BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Hadd Tatbik Ettikleri Kimseler|buharimüslimmuvattatirmiziebu davudnesaiibnu mace|Ebu Hüreyre ve Zeyd İbnu Halid el'Cüheni|Bir bedevi, Hz. Peygamber (sav)'e gelerek: "Ey Allah'ın Resulü, Allah aşkına, hakkımda Allah'ın kitabıyla hükmet!" diye yemin verdi. Bundan daha fakih olan bir diğeri de: "Evet aramızda Kitabullah'la hükmet, bana da izin ver!" talebinde bulundu. Aleyhissalatu vesselam Efendimiz: "Meramını söyle! (seni dinliyorum)" dedi. Adam: "Oğlum bunun yanında işçi idi. Karısıyla zina yaptı. Bana, "Oğlun için recm gerekir" dediler. Ben de hemen oğlum namına yüz koyunla bir cariyeyi fidye verdim. Sonra bir de ilim adamlarına sordum. Bana: "Oğluna yüz deynek ve bir yıl sürgün cezası gerekir; bu adamın karısına da recm cezası icabeder" dediler" dedi. Resulullah (sav): "Ruhumu kudret elinde tutan Zat'a yemin olsun ikinizin arasını Kitabullah'a uygun şekilde hükme bağlayacağım: Cariye ve koyunlar sana geri verilecek. Oğluna yüz sopa ve bir yıl sürgün tatbik edilecek" buyurdu. Sonra, Eslemli bir adama seslendi: "Ey Üneys! Bu zatın hanımına git, eğer zinayı itiraf ederse onu recmet gel!" Üneys, kadına vardı. O suçunu itiraf etti. Resululluh (sav) emretti, kadın recmedildi. |Buhari, Muharibin 30, 32, 34, 38, 46, Vekalet 13, Şehadat 8, Sulh 5, Şurut 9, Eyman 3, Ahkam 39, Haberu'l-Vahid 1, İ'tisam 2; Müslim, Hudud, 25, (1697, 1698); Muvatta, Hudud 6, (2, 822); Tirmizi, Hudud 8, (1433); Ebu Davud, Hudud 25, (445); Nesai, Kudat 21, (8, 240, 241); İbnu Mace, Hudud 7, (2549)|1608
HUDUD BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Hadd Tatbik Ettikleri Kimseler|muvatta||İmam Malik diyor ki: "Bana ulaştığına göre, Hz. Osman (ra)'a evliliğinin altıncı ayında doğum yapan bir kadın getirildi. Derhal recmedilmesini emretti. Ancak Hz. Ali (ra): Cenab-ı Hakk, Kur'an-ı Kerim'de "(İnsanın anne karnında) taşınma ve sütten kesilmesi (müddeti) otuz aydır" (Ahkaf 15) buyuruyor. Keza bir başka ayette de: "Anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler. (Bu hüküm) emmeyi tamam yaptırmak isteyenler içindir..." (Bakara 233) buyurmaktadır. Bu durumda hamilelik müddeti altı aydır." Bu açıklama üzerine Hz.Osman (ra) kadının geri gönderilmesini emretmişti, ancak kadın recmedilmiş bulundu. |Muvatta, Hudud, 11 (2, 825)|1609
HUDUD BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Hadd Tatbik Ettikleri Kimseler|buharimüslim|Ebu İshak eş-Şeybani|İbnu Ebi Evfa (ra)'ya: "Resulullah (sav) hiç recm tatbik etti mi?" diye sordum. Bana: "Evet!" cevabını verdi. Ben tekrar: "Nur süresinin nüzülünden önce mi, sonra mı?" diye sordum. "Bilmiyorum!" dedi. |Buhari, Hudud, 21, 37; Müslim, Hudud 29, (1702)|1610
HUDUD BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Hadd Tatbik Ettikleri Kimseler|buhari|Şa'bi|Hz. Ali (ra), kadını recmettiği zaman onu perşembe günü dövdü, cuma günü de recmetti. Ve şunu söyledi: "Ona Kitabullah(ın hükmü) ile celde, Resulullah (sav)'ın sünneti ile de recm tatbik ettim." |Buhari, Hudud 21|1611
HUDUD BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Hadd Tatbik Ettikleri Kimseler|ebu davud|Ebu Hüreyre|Yahudilerden bir kadınla bir erkek zina yaptılar. Birbirlerine: "Bizi şu peygambere götürün. Çünkü bir kısım hafifletmeler getiren bir peygamberdir. Bize recm dışında fetvalar verirse kabul eder, Allah indinde O'nun hükmünü kendimize delil kılarız ve: "Peygamberlerinden bir peygamberin bize verdiği fetvalarda amel ettik, hevamıza uymadık" deriz" dediler. Mescidde ashabıyla birlikte oturmakta olan Hz. Peygamber (sav)'a gelerek: "Ey Ebu'l-Kasım, zina yapan kadın ve erkek hakkında kanaatin nedir?" dediler. O, onlara tek kelime söylemeden Beyt-i Midraslarına geldi. Kapıda durarak: "Hz. Musa (a.s)'ya kitabı indiren Allah aşkına söyleyin, muhsan olan birisi zina yapacak olursa bunun Tevrat'taki hükmü nedir?" diye sordu. "Yüzü siyaha boyanır, eşek üzerine ters bindirilir ve dayak atılır." Hadiste geçen tecbiye: Zanileri, enseleri birbirine bakacak şekilde bir eşeğe bindirilip, bu halde sokaklarda dolaştırılmasıdır. Raivi devamla der ki: "Yahudilerden bir genç (bu cevaba katılmayıp) susmuştu. Resulullah (sav) onun suskunluğunu görünce sualinde ısrar etti. Bunun üzerine genç: "Madem ki sen bize Allah'ın adına yemin veriyorsun (gerçeği söyleyeceğim): "Biz Tevrat'ta recm emrini görüyoruz" dedi. Resulullah (sav): "Allah'ın emrini hafifletmenizin başlangıcı nasıl oldu?" diye sordu. (Genç) şu cevabı verdi: "Krallarımızdan birinin bir yakın akrabası zina yaptı. Kralımız, recmi ona tatbik etmedi. Sonra halka mensup bir aileden bir erkek zina yaptı. Bunu recmetmek istedi. Ancak adamın kavmi buna mani olup: "Sen yakınını getirip recmetmedikçe biz de adamımızın recmedilmesine müsaade etmeyeceğiz!" dediler. Bunun üzerine, aralarında şimdiki cezayı vermek üzere anlaşıp sulh yaptılar. (Bu açıklama üzerine) Resulullah (sav): "Ben Tevrat'taki ayetle hükmediyorum!" dedi ve onların recmedilmelerini emretti ve recmedildiler. Zühri (rh) der ki: "Bana ulaştığma göre şu ayet bunlar hakkında nazil olmuştur: "Şüphesiz ki Tevrat'ı biz indirdik. Ki onda bir hidayet, bir nur vardır. Kendisini (Allah'a) teslim etmiş olan (İsrail) peygamberleri, Yahudilere ait (davalarda) onunla hükmederlerdi..." (Maide 44). Resulullah (sav) onlardan biri idi." |Ebu Davud, Hudud 26, (4450, 4451)|1612
HUDUD BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Hadd Tatbik Ettikleri Kimseler|buharimüslimmuvattatirmiziebu davud|İbnu Ömer|Yahudiler, Resulullah (sav)'a gelip, kendilerinden bir erkekle kadının zina yaptığınısöylediler. Resulullah (sav) onlara: "Recm hakkında Tevrat'ta ne buluyorsunuz?" diye sordu. Onlar: "Teşhir edip rezil ederiz ve dayak atarız" dediler. Abdullah İbnu Selam (ra): "Yalan söylüyorsunuz. Zinanın Tevrat'taki cezası recmdir" dedi. Hemen Tevrat'ı getirip açtılar, içlerinden (Abdullah İbnu Surya adında) biri elini recm ayetinin üzerine koydu. Sonra, ayetten önceki kısımlardan okumaya başlayıp (kapadığı kısmı atlayarak arka kısmını okumaya devam etti. Abdullah İbnu Selam (ra) müdahale edip: "Kaldır elini!" dedi. Adam elini çekti, tam orada recm ayeti mevcut idi. Bunun üzerine: "Ey Muhammed, Abdullah doğru söyledi. Tevrat'ta recm ayeti mevcuttur!" dediler. Resulullah (sav) derhal o iki zaninin recmedilmesini emretti ve recmedildiler." İbnu Ömer (ra) der ki: "Erkeğin, atılan taşlara karşı korumak için, kadının üzerine eğildiğini gördüm." |Buhari, Hudud 37, 24, Cenaiz 61, Menakıb 26, Tefsir, Al-i İmran 6, İ'tisam 16, Tevhid 51; Müslim, Hudud 26, (1699); Muvatta, Hudud 1, (2, 819); Tirmizi, Hudud 10; Ebu Davud, Hudud 26, (4446, 4449)|1613
HUDUD BÖLÜMÜ|Livata Ve Hayvana Temasın Haddi|tirmiziebu davud|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdu ki: "Kimin Lüt kavminin sapık işini yaptığını görürseniz, faili de mefulü de öldürün." (Tirmizi, Ebu Hüreyre'nin de böyle bir rivayette bulunduğunu belirtir. Ebu Davud'da İbnu Abbas (ra)'tan yapılan bir rivayette: "Livata yaparken yakalanan bekar (yani muhsan olmayan kişi) de recmedilir" denmiştir) |Tirmizi, Hudud 24, (1456); Ebu Davud, Hudud 29, (4462, 4463)|1614
HUDUD BÖLÜMÜ|Livata Ve Hayvana Temasın Haddi|rezin|İbnu Abbas|Hz. Ali, livata yapan çifti yaktırmıştır. Hz. Ebu Bekir (ra) üzerlerine bir duvarı yıktırmıştır. (Rezin ilavesidir) |Rezin|1615
HUDUD BÖLÜMÜ|Livata Ve Hayvana Temasın Haddi|rezin|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Lut kavminin iğrenç fiilini işleyen kimse mel'un dur." [Rezin ilavesidir. (Münzir'de kaydedilen uzunca bir hadisin parçasıdır).] |Rezin|1616
HUDUD BÖLÜMÜ|Livata Ve Hayvana Temasın Haddi|tirmiziibnu mace|Cabir|Resulullah (sav): "Ümmetim için en ziyade korktuğum şey Lut kavminin amelidir" buyurdular." |Tirmizi, Hudud 24, (1457); İbnu Mace, Hudud 12, (2563)|1617
HUDUD BÖLÜMÜ|Livata Ve Hayvana Temasın Haddi|ebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav): "Kadına dübüründen temas eden mel'undur" buyurdular." |Ebu Davud, Nikah 46, (2162)|1618
HUDUD BÖLÜMÜ|Livata Ve Hayvana Temasın Haddi|tirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allahu Teala hazretleri, erkeğe temas eden veya kadınlara arka uzvundan temas eden erkeğe (kıyamet günü rahmet nazarıyla) bakmaz." |Tirmizi, Rada 12, (1165)|1619
HUDUD BÖLÜMÜ|Livata Ve Hayvana Temasın Haddi|ebu davudtirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sav): "Kim bir hayvana temas öderse onu öldürün, hayvanı da beraber öldürün" buyurdu. İbnu Abbas'a: "Hayvanın günahı ne (o niçin öldürülsün?)" diye soruldu. Şu cevabı verdi: "(Bu hususta Resulullah'tan bir şey işitmedim). Tahminimce eti yenmesin veya ondan istifade edilmesin diyedir. Zira ona, bu muamele yapılmıştır." (Ebu Davud ve Tirmizi'de şu rivayet de gelmiştir: "Hayvana temas edene bir hadd takdir edilmemiştir.") |Ebu Davud, Hudud 30, (4464); Tirmizi, Hudud 23, (1454)|1620
HUDUD BÖLÜMÜ|Kazf (İftira) Haddi|ebu davud|Aişe|Maruz kaldığım iftiradan beni temize çıkaran vahiy indiği zaman, Resulullah (sav) minbere çıkıp, durumu hatırlattı ve ilgili ayeti (Nur 11-23) tilavet buyurdu. Minberden inince iki erkek ve bir kadına kazf haddi vurulmasını emretti. Ve derhal icra edildi. Burada hadd icra edilen şahıslar Hassan İbnu Sabit, Mistah İbnu Üsase ve Hamna Bintu Cahş (ra) idi." |Ebu Davud, Hudud 35, (4474, 4475)|1621
HUDUD BÖLÜMÜ|Kazf (İftira) Haddi|muvatta|Ebu'z-Zinad|Ömer İbnu Abdilaziz (ra) iftira sebebiyle bir köleye seksen sopa vurdu. Ebu'z-Zinad der ki: "Bu hüküm hakkında, Abdullah İbnu Amir İbni Rebia'ya sordum. Bana şu cevabı verdi: "Ben, Osman İbnu Affan ve arkadan gelen diğer halifelerin zamanlarına yetiştim, hiç birisinin iftira sebebiyle köleye kırktan fazla vurduğunu görmedim!" |Muvatta, Hudud 17, (2,828)|1622
HUDUD BÖLÜMÜ|Kazf (İftira) Haddi|tirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir insan diğer bir insana: "Ey Yahudi" diye hitab edecek olursa ona yirmi sopa vurun. "Ey muhannes (kadınlaşmış)" diyecek olursa yine o kadar ceza verin. Nikahı haram olan birine, bunu bilerek muvakaa (aşk-ı memnu) yaparsa öldürün." |Tirmizi, Hudud 28, (1462)|1623
HUDUD BÖLÜMÜ|Hadd-i Sirkat|buharimüslimmuvattatirmiziebu davudnesai|Aişe|Resulullah (sav) zamanında, hırsızın eli, bir deri kalkanın değerinden daha düşük bir eşya için kesilmezdi. Kalkan, türs veya hacefe diye iki çeşitti, ikisinin de belli bir değeri vardı." |Buhari, Hudud 13; Müslim, Hudud 5, (1684); Muvatta, Hudud 24, (2, 832); Tirmizi, Hudud 16, (1445); Ebu Davud, Hudud 11, (4383); Nesai, Sarik 9, (8, 77-81)|1624
HUDUD BÖLÜMÜ|Hadd-i Sirkat|buharimüslimmuvattatirmiziebu davudnesai|İbnu Ömer|Resulullah (sav) üç dirhem kıymetindeki bir kalkanı çalan hırsızın elini kesti. |Buhari, Hudud 13; Müslim, Hudud 6, (1684); Muvatta, Hudud 24, (2, 832); Tirmizi, Hudud 16, (1446); Ebu Davud, Hudud 11, (4484); Nesai, Sarik 9, (8, 77-82)|1625
HUDUD BÖLÜMÜ|Hadd-i Sirkat|buharimüslimnesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) şöyle buyurdular: "Allah, bir yumurta çalıp da eli kesilen, bir ip çalıp da eli kesilen hırsıza lanet etsin." A'meş der ki: "Buradaki yumurtadan maksadın demir topağı olduğu, bazı iplerin de üç ve daha fazla dirhem ettiği kanaatinde idiler." |Buhari, Hudud 13, 7; Müslim, Hudud 7, (1687); Nesai, Sarik 1, (7, 65)|1626
HUDUD BÖLÜMÜ|Hadd-i Sirkat|ebu davudnesai|Ümeyye el-Mahzumi|Resulullah (sav)'a bir hırsız getirildi. Suçunu itiraf etmişti. Ancak çaldığı eşya beraberinde bulunmadı. Resulullah (sav), (hadden kurtarmak maksadıyla): "Senin çaldığını zannetmiyorum" dedi. Hırsız: "Hayır çaldım" diye te'yid etti. (Resulullah) sözlerini aynı şekilde iki veya üç kere tekrar etti. Sonunda, elinin kesilmesini emretti ve kesildi. Sonra hırsız Resulullah (sav)'a getirildi. Efendimiz: "Allah'a tevbe ve istiğfarda bulun!" diye nasihat etti. Adamcağız: "Allah'a tevbe ediyor, O'ndan mağfiret diliyorum" dedi. Bunun üzerine Resulullah (sav) da: "Allahım, onu mağfiret et!" diyerek üç kere duada bulundu." |Ebu Davud, Hudud 8, (4380); Nesai, Sarik 3, (8, 67)|1627
HUDUD BÖLÜMÜ|Hadd-i Sirkat|buharimüslimtirmiziebu davudnesai|Aişe|Hırsızlık yapan Mahzumlu kadının durumu Kureyşlileri fazlasıyla üzdü. "Bu kadın hakkında Resulullah (sav) nezdinde kim müessir bir şefaatte bulunabilir?" diye adam aradılar. "Bu işe, sadece Resulullah (sav)'ın çok sevdiği Üsame İbnu Zeyd (ra) cür'et edebilir" dediler. Üsame (huzura çıkarak), Resulullah (sav)'a şefaat talebinde bulundu. Efendimiz: "Allah'ın hududundan bir hadd hususunda şefaat mi taleb ediyorsun?" diye çıkıştı. Sonra kalkıp cemaate şu hitabede bulundu: "Sizden öncekileri helak eden şey şudur: İçlerinden şerefli birisi hırsızlık yaptı mı onu terkedip (ceza vermezlerdi). Aralarında kimsesiz zayıf birisi hırsızlık yapınca derhal ona hadd tatbik ederlerdi. Allah'a yemin olsun! Muhammed'in kızı Fatıma hırsızlık yapmış olsa mutlaka onun da elini keserdim." (Ebu Davud ve Nesai'nin, İbnu Ömer (ra)'den kaydettikleri bir rivayette şöyle denmiştir: "Mahzum kabilesinden bir kadın, mal istiare ederdi." Nesai'de şu ziyade mevcuttur: "Mahzumlu kadın (tanınmış komşularının) diliyle bazı malları ariyet olarak almıştı.") |Buhari, Hudud 11, 12, 14, Şehadat 8, Enbiya 50, Fedailu'l-Ashab 18, Megazi 52; Müslim, Hudud 8, 1688; Tirmizi, Hudud 9, (1430); Ebu Davud, Hudud 4, (4373, 4374); Nesai, Sarik 5, (8. 74, 75)|1628
HUDUD BÖLÜMÜ|Hadd-i Sirkat|tirmiziebu davudnesai|Abdullah İbnu Amr İbni'l-As|Resulullah (sav)'a dalındaki meyveden sorulmuştu. Şu cevabı verdi: "İhtiyaç sahibi olmak kaydıyla, eteğine almaksızın, sadece yiyene bir şey gerekmez." (Ebu Davud ve Nesai'de şu ziyade mevcuttur: "Kim ağaçtan beraberinde meyve götürürse, aldığının bedelini iki katıyla borçlanır ve ayrıca ceza da çeker. Kim de kurutma yerine getirilmiş olan meyveden bir şeyler çalar ve bunun miktarı da bir kalkanın değerine ulaşırsa kolunun kesilmesi gerekir. Kim de bu miktardan az çalarsa aldığı miktarın iki misli borç öder ve ayrıca ceza çeker." Nesai'de şu ziyade vardır: "Meradan çalınan koyun için el kesilmez. Eğer bu hayvan ağılda idiyse kalkan değerinde olanı için el kesilir.) |Tirmizi, Büyu 54, (1289); Ebu Davud, Hudud 12, (4390); Nesai, Sarik 11-12, (8, 84-86)|1629
HUDUD BÖLÜMÜ|Hadd-i Sirkat|rezin|Cabir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Hurma özü için, ağacın başındaki meyve için, dağda otlayan (ağıla girmemiş) koyun için, ihanet edilen emanet için, yağmalanılan için, kapıp kaçırılan için el kesilmez."[Rezin ilavesidir.] |Rezin|1630
HUDUD BÖLÜMÜ|Hadd-i Sirkat|ebu davudnesai|Cabir|Resulullah (sav)'a bir hırsız getirilmişti. "Öldürün onu!" diye emretti. Kendisine: "Ey Allah'ın Resulü, bu adam sadece çaldı" denildi. Bunun üzerine "Öyleyse (elini) kesin!" dedi ve derhal eli kesildi. Sonra aynı adam ikinci sefer getirildi. Yine: "Öldürün onu!" diye emretti. Kendisine: "Ey Allah'ın Resulü, bu adam hırsızlık yaptı" dendi. Bunun üzerine "Öyleyse kesin!" dedi ve derhal (sol ayağı) kesildi. Sonra üçüncü sefer getirildi ve hırsızlık yaptığı söylendi. Hz. Peygamber: "Öldürün onu!" diye emretti. Kendisine: "Ey Allah'ın Resulü, bu adam hırsızlık yaptı" denildi. Bunun üzerine: "(Sol elini) kesin!" diye emretti. Sonra aynı adamı dördüncü kere getirdiler. "Öldürün onu!" buyurdu. Kendisine: "Ey Allah'ın Resulü, bu adam hırsızlık yaptı" dediler. Bunun üzerine "(Sağ ayağını da) kesin!" diye emir buyurdu. Aynı adam beşinci sefer getiririldi. Hz. Peygamber (sav): "Öldürün onu" diye emretti. Hz. Cabir (ra) der ki: "Adamı götürüp öldürdük. Sonra sürüyerek götürüp bir kuyuya attık. Üzerini de taşla doldurduk." |Ebu Davud, Hudud 20, (4410); Nesai, Sarik 15, (890,91)|1631
HUDUD BÖLÜMÜ|Hadd-i Sirkat|ebu davudnesai|Ebu Hüreyre|Resullah (sav): "Köle hırsızlık yaparsa, onu bir mangıra da olsa satın gitsin" buyurdular." |Ebu Davud, Hudud 22, (4412); Nesai, Sarik 16, (8,91)|1632
HUDUD BÖLÜMÜ|Hadd-i Sirkat|ebu davudnesai|Ezher İbnu Abdillah el'Harazi|(Yemenli) Kela' kabilesinden bir grubun malı çalındı. Bunlar, bir kısım dokumacıları itham ettiler. Dokumacıları alarak Hz. Peygamber (sav)'ın ashabından olan Nu'man İbnu Beşir'e getirdiler. Nu'man onları bir kaç gün hapsetti, sonra salıverdi. (Şikayetçiler), Nu'man'a gelip: "Sen onları dayaksız, azarsız salıverdin, olur mu?" dediler. Nu'man onlara: "Ne istiyorsunuz? Onları dövmemi istiyorsamz döverim. Malınız çıkarsa alırsınız. Ama dövdüğüm halde malınız çıkmazsa, onlara vurduğum kadar da size vururum" dedi. "Yani hükmün bu mu?" dediler. Nu'man (ra): "(Hayır bu benim değil), Allah ve Resulü'nün (sav) hükmüdür'" cevabını verdi. |Ebu Davud, Hudud 10, (4382); Nesai, Sarik 2, (8,66)|1633
HUDUD BÖLÜMÜ|Hadd-i Sirkat|ebu davud|Ebu Zerr|(Bir gün) Resulullah (sav) beni çağırarak: "İnsanlara (kitleler halinde) ölüm gelip, ev, yani kabir köle mukabilinde temin edilince halin ne olacak?" buyurdu. Ben: "Allah ve Resulü bilir- veya Allah ve Resulü benim için neyi (uygun bulup) seçerlerse olur-" diye cevap verdim. Resulullah (sav): "Sana sabır tavsiye ederim -veya sabret-" buyurdu." Hammad der ki: "Nebbaşın (yani mezarları açarak kefenleri çalanların) eli kesilmelidir" diye hükmedenler bu hadisle amel ettiler. Çünkü, nebbaş ölünün evine girmiş olmaktadır". |Ebu Davud, Hudud 19 (4409)|1634
HUDUD BÖLÜMÜ|Hadd-i Sirkat|nesai|Abdurrahman İbnu Avf|Resulullah (sav) "Hırsız , kendisine hadd tatbik edildi ise borçlandırılamaz" buyurdu. |Nesai, Sarik 17 (8, 93)|1635
HUDUD BÖLÜMÜ|Hadd-i Sirkat|nesai|Üseyd İbnu Hudayr|Resulullah (sav) şöyle hükmetti: "Kişi çalınan malını, hırsızlık ittihamı yapılmayan kimsenin elinde görünce dilerse malını hırsıza ödemiş olduğu bedeli ona ödeyerek alır, dilerse, hırsızın peşine düşer". Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman (ra) böyle hükmettiler. |Nesai, Büyu' 96 (7,313)|1636
HUDUD BÖLÜMÜ|Hadd-i Sirkat|tirmiziebu davudnesai|Cünade İbnu Ümeyye|Büsr İbnu Ertat (ra) demiştir ki: "Resulullah (sav)'ı dinledim: "Seferde eller kesilmez" diyordu." (Tirmizi'deki rivayette "gazvede..." denmiştir.) |Tirmizi, Hudud 20, (1450); Ebu Davud, Hudud 18, (4408); Nesai, Sarik 16, (8, 91)|1637
HUDUD BÖLÜMÜ|Hadd-i Sirkat|buhari|Şa'bi|İki kişi, üçüncü bir şahsın hırsızlık yaptığına dair şahitlikte bulundular. Bunun üzerine Hz. Ali (ra) adamın kolunu kesti. Bu iki kişi gidip bir müddet sonra diğer bir adamı getirip: "Biz hata etmişiz, hırsızlığı yapan o değilmiş (bu imiş)" dediler. Hz. Ali (ra) bunların şahidliğini iptal ederek (getirdikleri bu şahıs aleyhinde kabul etmedi. Ayrıca) onlara, önceki adamın diyetini yükledi ve: "Bilsem ki siz bu işi bilerek yaptınız, kollarınızı keserdim" dedi. |Buhari, Diyat 21 (Bab başlığında senetsiz olarak kaydedilmiştir)|1638
HUDUD BÖLÜMÜ|Haddü'l Hamr|buharimüslimtirmiziebu davud|Enes|Resullullah (sav), hamr için, hurma dalları ve nalınlarla hadd vurdu. Hz. Ebu Bekir (ra) kırk darbeyle hadd vurdu |Buhari, Hudud 2, 4; Müslim, Hudud 37, (1706); Tirmizi, Hudud 13, (1343); Ebu Davud, Hudud 26, (4479)|1639
HUDUD BÖLÜMÜ|Haddü'l Hamr|muvatta|Sevr İbnu Zeyd el-Dili|Hz. Ömer (ra), hamr için uygulanması gereken haddin miktarı hususunda (Ashabla) istişarede bulundu. Hz. Ali (ra): "Seksen sopa vurulmasını uygun görüyorum" dedi. "Çünkü kişi, içince sarhoş olur, sarhoş olunca hezeyana düşer (saçmalar), hezeyana düştü mü iftira atar. (İftiranın cezası ise 80 sopadır)." Böylece Hz. Ömer (ra) içki içenler için haddi 80 sopa takdir etti. |Muvatta, Eşribe 2, (2, 842)|1640
HUDUD BÖLÜMÜ|Haddü'l Hamr|ebu davud|Abdurrahman İbnu Ezher|Huneyn'de iken Hz. Peygamber (sav)'e şarap içen bir adam getirildi. Resulullah (sav) (tahkiren) yüzüne toprak saçtı. Sonra Ashab'a emretti, ayakkabılarıyla ve ellerinde bulunan (deynek, çubuk vs) başka şeylerle adama "Yeter, çekin ellerinizi deyinceye kadar vurdular. Resulullah (sav)'ın vefatından sonra Hz. Ebu Bekir (ra) de içki içenlere kırk darbe vurdurdu. Arkadan Hz. Ömer (ra) de halifeliğinin başlangıcında kırk sopa vurdurmaya devam etti. Ancak, hilafetinin sonunda (insanlar azıp fısk artınca) seksen sopa vurdurdu. Hz. Osman (ra) ise iki kere hadd uyguladı: Birini kırk, diğerini seksen yaptı. Hz. Osman'dan sonra Hz. Muaviye (ra) haddi seksende sabit kıldı. |Ebu Davud, Hudud 37, (4487,4488)|1641
HUDUD BÖLÜMÜ|Haddü'l Hamr|müslimebu davud|Ali|İçki haddi için, Resulullah (sav) kırk, Hz. Ebu Bekir kırk, Hz. Ömer (ra) seksen sopa vurdular. Hepsi de sünnettir. (Bu bana daha hoş geliyor). |Müslim, Hudud 38, (1702); Ebu Davud, Hudud 36, (4480, 4481)|1642
HUDUD BÖLÜMÜ|Haddü'l Hamr|ebu davudtirmizi|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim (ısrarla) içki içerse dördüncü sefere kadar kamçılayın, sonra (devam ederse) öldürün." (Ebu Davud'un, Kabisa İbnu Züeyb (ra)'den yaptığı bir rivayette şöyle denmiştir: "Resulullah (sav)'a şarap içmiş bir adam getirildi. Hemen celde yapıldı, sonra tekrar getirildi, yine celde yapıldı, sonra tekrar getirildi, yine celde yapıldı, sonra tekrar getirildi yine celde yapıldı ve öldürme kaldırıldı. Artık, ölüm cezası bir ruhsat olarak kaldırılmıştı.") |Ebu Davud, Hudud 37, (4482); Tirmizi, Hudud 15, (1444)|1643
HUDUD BÖLÜMÜ|Haddü'l Hamr|ebu davud|İbnu Abbas|Resulullah (sav) hamr hususunda kesin bir hadd takdir etmedi. Bir adam içmiş, sarhoş olmuştu. Caddede yalpa yaparken kendisine rastladı. Adamı hemen tutup Resulullah (sav)'a getirmek için harekete geçtiler. Adam, Abbas (ra)'nın evinin hizasına gelince boşanıp kaçtı ve Abbas'ın evine girerek ona iltica etti. Durum Resulullah (sav)'a anlatılmıştı. Güldü ve: "Yani o bunları (kaçma, girme ve iltica) yaptı mı?" dedi. Hakkında herhangi bir emir vermedi. |Ebu Davud, Hudud, 36 (4476)|1644
HUDUD BÖLÜMÜ|Haddü'l Hamr|buharimüslimebu davud|Umeyr İbnu Said en-Nehai|Hz. Ali (ra)'yi dinledim, şunu söylemişti: "Ben hadd vurduğum kimselerden biri ölecek olsa, içimde üzüntü duymam, ancak içki sebebiyle hadd vurduğum ölürse onun üzüntüsünü hissederim. Çünkü o ölecek olsa (yakınlarına) diyet öderim. Zira Hz. Peygamber (sav) içkinin haddi ile ilgili (kesin bir miktarı) sünnet kılmadı, içki haddiyle ilgili miktarı biz takdir ettik." |Buhari, Hudud 4; Müslim, Hudud 38, (1707); Ebu Davud, Hudud 36, (4486)|1645
HUDUD BÖLÜMÜ|Haddü'l Hamr|muvatta|İbnu Şihab|Raviye "Köle içki içecek olursa ona tatbik edilecek haddin miktarı nedir?" diye sorulmuştu, şöyle cevap verdi: "Bana ulaştığına göre, ona, hüre verilen cezanın yarısını uygulamak gerekir. Hz. Ömer, Hz. Osman ve İbnu Ömer (ra) içkide, kölelerine, hürlere tatbik ettikleri haddin yarısını tatbik ederlerdi." |Muvatta, Eşribe 3, (2, 842)|1646
HUDUD BÖLÜMÜ|Haddü'l Hamr|nesai|Said İbnu'l Müseyyeb|Hz. Ömer (ra), içki sebebiyle Rebia İbnu Ümeyye'yi Hayber'e sürdü. Oradan kaçıp Herakliyus'a giderek Hıristiyanlığa geçti. Hz. Ömer (ra) bu hadise üzerine: "Bundan böyle hiçbir Müslümanı sürmeyeceğim" dedi. |Nesai, Eşribe 47, (8,319)|1647
HUDUD BÖLÜMÜ|Haddü'l Hamr|buhari|Ömer|Lakabı Hımar olan bir adam vardı. Bu zat zaman zaman Resulullah (sav)'ı güldürürdü. Hz. Peygamber bu adamı, içki sebebiyle dövdürmüştü. Bir gün yine içki suçuyla getirildi. Resulullah emretti, celde uygulandı. Cemaatten birisi: "Allah'ım şu adama lanet et! Kaç sefer içki sebebiyle getirildi, bir türlü ıslah olmuyor" diye beddua etti. Resulullah ş (sav): "Ona lanet etmeyin. Allah'a yeminle söylüyorum, bu adam hakkında bildiğim bir şey varsa o da Allah ve Resulü'nü (samimiyetle) sevmiş olmasıdır" buyurdu. (Ebu Davud'da, Ebu Hüreyre (ra)'den kaydedilen bir rivayette: "Böyle söylemeyin, fakat şöyle deyin: "Ey Allahım, ona rahmet et, onun taksiratını affet!" buyurmuştur.) |Buhari, Hudud 5|1648
HUDUD BÖLÜMÜ|Haddlerde Şefaat Ve Müsamaha Hakkında|ebu davud|Yahya İbnu Ebi Raşid|İbnu Ömer'den naklettiğine göre, İbnu Ömer (ra) Resulullah (sav)'ın şöyle söylediğini işitmiştir: "Kim şefaat ederek, Allah'ın haddlerinden birinin tatbik edilmesine mani olursa Aziz ve Celil olan Allah'a muhalefet etmiş olur. Kim bilerek batıl bir davayı kazanmaya çalışırsa ondan vazgeçinceye kadar Allah kendisine buğzeder. Kim mü'mine onda olmayan bir kötülüğü nisbet öderse, bundan tevbe edinceye kadar cehennemliklerin vücudlarından çıkan irinlerden hasıl olan çirkefin içine iskan eder. Kim haksız bir davaya yardımcı olursa, Allah'ın gazabını kazanmış olarak döner." |Ebu Davud, Akdiye 14, (3597, 3598)|1649
HUDUD BÖLÜMÜ|Haddlerde Şefaat Ve Müsamaha Hakkında|muvatta|Zübeyr İbnu'l-Avvam|Anlattığına göre, hırsızı yakalayıp sultana götürmekte olan bir adama rastlar. Zübeyr adamı salıvermesi için lehinde şefaatte bulunur. Adam: "Hayır, sultana ulaştırıncaya kadar onu salmam" der. Zübeyr (ra) şu açıklamayı yapar: "Şefaat, sultana ulaşmadan önce caizdir. Sultana ulaştı mı, ondan sonra şefaat yapan da, şefaati kabul eden de mel'undur." |Muvatta, Hudud 29, (2, 835)|1650
HUDUD BÖLÜMÜ|Haddlerde Şefaat Ve Müsamaha Hakkında|ebu davudnesaimuvatta|Saffan İbnu Ümeyye|Mescide uyumak üzere ridasını yastık yaparak uzanmıştı. Uyurken bir hırsız gelip ridasını aldı. Ama Saffan (uyanarak) hırsızı yakaladı, doğru Hz. Peygamber (sav)'e götürdü. Resulullah (sav) derhal elinin kesilmesini emretti. Saffan: "Ey Allah'ın Resulü, ben bunu istememiştim, ridam ona sadaka olsun!" dedi. Resulullah (sav): "Onu bana getirmezden önce niye yapmadın?" diyerek, teklifi reddetti." |Ebu Davud, Hudud 14, (4394); Nesai, Sarik 4, (8, 68); Muvatta, Hudud 28, (2, 834)|1651
HUDUD BÖLÜMÜ|Haddlerde Şefaat Ve Müsamaha Hakkında|tirmizi|Aişe|Resulullah (sav) dedi ki: "Elinizden geldikçe hadd cezalarını Müslümanlardan defedin. (Muteber) bir özrü varsa hemen salıverin. Zira imamın yanlışlıkla affetmesi yanlışlıkla ceza vermesinden daha hayırlıdır." |Tirmizi, Hudud 2, (1424)|1652
HUDUD BÖLÜMÜ|Haddlerde Şefaat Ve Müsamaha Hakkında|muvattaebu davud|İbnu'l-Müseyyeb|Eşlem kabilesinden Hezzal denen bir adam, bir başkasını Resulullah (sav)'a zina isnad ederek şikayet etti. Bu hadise: "Namuslu ve hür kadınlara (zina isnadıyla) iftira atan, sonra (bu babda) dört şahit getirmeyen kimselerin her birine de seksen deynek vurun." (Nur 4) ayetinin nüzülündan önce idi. Resulullah (sav) adama: "Ey Hezzal, onu ridan ile örtseydin, senin için daha hayırlı idi" dedi." |Muvatta, Hudud 3, (2, 821); Ebu Davud, Hudud 6, (4377)|1653
HUDUD BÖLÜMÜ|Haddlerde Şefaat Ve Müsamaha Hakkında|buharimüslimebu davudibnu mace|Hani' İbnu Niyar|Resulullah (sav): "Allah'ın haddlerinden bir hadd olmadıkça hiç kimse on kırbaçtan fazla dayağa mahkum edilemez" buyurdu. |Buhari, Hudud 42; Müslim, Hudud 40, (1708); Ebu Davud, Hudud 39, (4491); İbnu Mace, Hudud 32, (2601)|1654
HUDUD BÖLÜMÜ|Haddlerde Şefaat Ve Müsamaha Hakkında|ebu davud|Hakim İbnu Hizam|Resulullah (sav) mescidde kısas infazını, şiir okunmasını ve haddierin tatbik edilmesini yasakladı. |Ebu Davud, Hudud 38, (4490)|1655
HUDUD BÖLÜMÜ|Haddlerde Şefaat Ve Müsamaha Hakkında|ebu davudnesaiibnu mace|Ebu Ümame İbnu Sehl İbni Huneyf|Resulullah (sav)'ın Ensari bazı sahabelerinden naklen anlatıyor: "Ensar'dan bir adam hastalandı ve çöktü, öyleki bir kemik bir deriye döndü. Bir ara Ashab'dan birine ait bir cariye hastanın yanına girmişti. Adam, ona müncezib oldu ve temasta bulundu. Bu sırada, kavminden kendisine geçmiş olsun ziyaretine gelenler oldu. Yaptığı işi onlara haber verdi ve: "Benim için Resulullah (sav)'a sorun, ben yanıma giren bir cariyeye temasta bulundum" dedi. Durumu Hz. Peygamber (sav)'e anlattılar ve ilaveten: "Hiç kimsede hastalığın bu derece şiddetlisini de görmedik. Adamı sana getirmeye kalksak kemikleri kırılıp dağılacaktır, bir kemik bir deriden başka bir şey değil!" dediler. Resulullah (sav) "Yüz tane hurma çubuğu alın, (bunları tek bir sopa halinde bağlayıp) adama bir kere vurun!" diye emretti. |Ebu Davud, Hudud 34, (4472); Nesai, Hudut 22, (8, 242); İbnu Mace, Hudud, 18, (2574)|1656
HUDUD BÖLÜMÜ|Haddlerde Şefaat Ve Müsamaha Hakkında|tirmizi|Ali|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim bir hadd cürmü işler de, cezası dünyada verilirse, Allah'ın adaleti kuluna ahirette ikinci sefer ceza vermeye müsaade etmez. Kim de bir hadd cürmü işlemiş, Allah da onun günahını örtmüş ve affetmiş ise, Allah'ın keremi affettiği şeyden dolayı ona dönüp ceza vermeye müsaade etmez" |Tirmizi, İman 11, (2628)|1657
HUDUD BÖLÜMÜ|Haddlerde Şefaat Ve Müsamaha Hakkında|ebu davudtirmizinesai|Ali|Resulullah (sav) buyurdular ki: " Kalem üç kişiden kaldırılmıştır: Uyanıncaya kadar uyuyandan, ihtilam oluncaya kadar çocuktan, aklı erinceye kadar mecnundan." [Ebu Davud, diğer bir rivayette şu ziyadeyi kaydetmiştir: "...yaş sebebiyle aklı fesada uğrayandan..."] |Ebu Davud, Hudud 16, (4398, 4403); Tirmizi, Hudud 7, (1423); Nesai, Talak 21, (6, 156)|1658
HİDANE BÖLÜMÜ|Hidane Hakkında|ebu davud|Amr İbnu Şuayb|Babası vasıtasıyla dedesinden (ra) anlatıyor: "Resulullah (sav)'a, bir kadın gelerek: "Bu çocuğa karnım yuva, göğsüm içecek, kucağım da kundak olmuş iken, babası beni boşadı ve onu da benden koparıp almak istiyor!" diye şikayet etti. Hz. Peygamber (sav): "Sen evlenmedikçe, çocuğa ehaksın!" cevabını verdi." |Ebu Davud, Talak 35, (2276)|1659
HİDANE BÖLÜMÜ|Hidane Hakkında|tirmiziebu davudnesaiibnu mace|Ebu Hüreyre|Hz. Peygamber (sav) bir oğlan çocuğunu, baba veya annesini seçmede muhayyer bıraktı. Çocuk annesini seçti ve onun elinden tuttu. Annesi de çocuğu alıp götürdü. |Tirmizi, Ahkam 21, (1357); Ebu Davud, Talak 35, (2277); Nesai, Talak 52, (6, 185, 186); İbnu Mace, Ahkam 22, (2351)|1660
HİDANE BÖLÜMÜ|Hidane Hakkında|ebu davudbuharitirmizi|Ali|Zeyd İbnu Harise Mekke'ye gitmişti. (Uhud'da şehid düşen) Hz. Hamza'nın kızına uğradı, Cafer (ra): "Kızı yanıma ben alacağım, ona ben ehakkım, o benim amcamın kızıdır ve üstelik yanımda teyzesi var, teyze anne gibidir" dedi. Hz. Ali (ra) de: "Ona ben ehakkım, O amcamın kızıdır. Yanımda Resulullah (sav)'ın kızı Fatıma var. Fatıma ona ehaktır" dedi. Zeyd İbnu Harise (ra) atılarak: "Ona ben ehakkım, o erkek kardeşimin kızıdır, ben onun için yola çıktım ve yanına geldim" dedi. Resulullah (sav), kızı Cafer (ra)'in yanına almasına hükmetti ve: "Muhakkak ki, teyze annedir!" buyurdu. |Ebu Davud, Talak 35, (2278-2280); Buhari, Sulh 6, Megazi 43; Tirmizi, Birr 6|1661
HASEDLE İLGİLİ BÖLÜM|Hased Hakkında|buhari|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Şu iki kişi dışında hiç kimseye gıbta etmek caiz değildir: Biri, Allah'ın kendisine verdiği hikmetle hükmeden ve bunu başkasına da öğreten hikmet sahibi kimse. Diğeri de Allah'ın kendisine verdiği malı hak yolda sarfeden zengin kimse." |Buhari, İlm 15, Zekat 5, Ahkam 3, İ'tisam 13; Müslim, Salatu'l-Müsafirin 268, (816)|1662
HASEDLE İLGİLİ BÖLÜM|Hased Hakkında|buharimüslimtirmizi|İbnu Ömer|İki kişiye karşı hased caizdir: Birincisi o kimsedir ki, Allah kendisine Kur'an-ı Kerim'i nasib etmiştir, o da onu, gece ve gündüz boyu ikame eder. İkincisi de o kimsedir ki, Allah Teala ona mal vermiştir de o da gece ve gündüz (hak yolda) infak eder. |Buhari, Fedailu'l-Kur'an 20, Tevhid 45; Müslim, Müsafirin 266 (815); Tirmizi, Birr 24, (1937)|1663
HASEDLE İLGİLİ BÖLÜM|Hased Hakkında|ebu davud|Ebu Hüreyre|Resululah (sav) buyurdular ki: "Hasedden kaçının. Çünkü o, ateşin odunu -ravi dedi ki: Veya kuru otu- yiyip tükettiği gibi, bütün hayırları yer tüketir." |Ebu Davud, Edeb 52, (4903)|1664
HASEDLE İLGİLİ BÖLÜM|Hased Hakkında|tirmizi|Zübeyr|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Size ümem-i kadime hastalığı sirayet etti: Bu, hased ve buğzdur. Bu kazıyıcıdır. Bilesiniz; kazıyıcı derken saçı kazır demiyorum. O dini kazıyıcıdır. Nefsimi kudret elinde tutan Zat-ı Zülcelal'e yemin ederim, sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Birbirinizi sevmeye yardımcı olacak şeyi haber vereyim mi: Aranızda selamı yaygınlaştırın." |Tirmizi, Sıfatu'l-Kıyame 57, (2512)|1665
HIRS BÖLÜMÜ|Hırs Hakkında|buharimüslimtirmiziibnu mace|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ademoğlu ihtiyarladıkça onda iki şey gençleşir. Mala karşı hırs ve hayata karşı hırs" |Buhari, Rikak 5; Müslim, Zekat 115, (1047); Tirmizi, Zühd 28, (2340); İbnu Mace, Zühd 27, (4234)|1666
HIRS BÖLÜMÜ|Hırs Hakkında|tirmizi|Ka'b İbnu Malik|Resulülullah (sav) buyurdular ki: "Bir sürüye salınan iki aç kurdun sürüye verdiği zarar, kişinin mal ve şeref hırsıyla dine verdiği zarardan daha fazla değildir." |Tirmizi, Zühd, 43, (2377)|1667
HIRS BÖLÜMÜ|Hırs Hakkında|buharimüslimtirmizi|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ademoğlu için iki vadi dolusu mal olsaydı, mutlaka bir üçüncüyü isterdi. Ademoğlunun iç boşluğunu ancak toprak doldurur. Allah tevbe edenleri affeder." |Buhari, Rikak 10; Müslim, Rikak 116, (1048); Tirmizi, Zühd 27, (2338)|1668
HAYA BÖLÜMÜ|Haya Hakkında|tirmizi|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) "Allah'tan hakkıyla haya edin!" buyurdular. Biz: "Ey Allah'ın Resulü, elhamdülillah, biz Allah'tan haya ediyoruz" dedik. Ancak O, şu açıklamayı yaptı: "Söylemek istediğim bu (sizin anladığınız haya) değil. Allah'tan hakkıyla haya etmek, başı ve onun taşıdıklarını, batni ve onun ihtiva ettiklerini muhafaza etmen, ölümü ve toprakta çürümeyi hatırlamandır. Kim ahireti dilerse dünya hayatının zinetini terketmeli, ahireti bu hayata tercih etmelidir. Kim bu söylenenleri yerine getirirse, Allah'tan hakkıyla haya etmiş olur." |Tirmizi, Kıyamet 25, (2460)|1669
HAYA BÖLÜMÜ|Haya Hakkında|buharimüslim|Ebu Saidi'l-Hudri|Resulullah (sav) çadırdaki bakire kızdan daha çok haya sahibi idi. Hoşlanmadığı bir şey görmüşse biz bunu yüzünden hemen anlardık. |Buhari, Edeb 77, Menakıb 23; Müslim, Fedailu'n-Nebi 67, (2320)|1670
HAYA BÖLÜMÜ|Haya Hakkında|muvattaibnu mace|Zeyd İbnu Talha İbnu Rükane|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Her bir dinin kendine has bir ahlakı vardır, İslam'ın ahlakı hayadır." |Muvatta, Hüsnü'l-Hulk 9, (2, 905); İbnu Mace, Zühd 17, (4181, 4182)|1671
HAYA BÖLÜMÜ|Haya Hakkında|tirmiziibnu mace|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Edebsizlik ve çirkin söz girdiği şeyi çirkinleştirir. Haya ise girdiği şeyi güzelleştirir." |Tirmizi, Birr 47, (1975); İbnu Mace, Zühd 17, (4185)|1672
HULK (HUY) BÖLÜMÜ|Hulk (Huy) Hakkında|muvatta|Muaz İbnu Cebel|Resulullah (sav) bana: "Ey Muaz, insanlara karşı iyi ahlaklı ol!" dedi. |Muvatta, Hüsnü'l-Hulk 1|1673
HULK (HUY) BÖLÜMÜ|Hulk (Huy) Hakkında|tirmiziebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Mü'minler arasında imanca en kamil olanı, ahlakça en güzel olanıdır. En hayırlınız da ailesine hayırlı olandır." |Tirmizi, Rada 11, (1162); Ebu Davud, Sünnet 16, (4682)|1674
HULK (HUY) BÖLÜMÜ|Hulk (Huy) Hakkında|tirmiziebu davud|Ebu'd-Derda|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kıyamet günü, mü'minin mizanında güzel ahlaktan daha ağır basan bir şey yoktur. Allah Teala hazretleri, çirkin düşük söz (ve davranış) sahiplerini buğzeder." (Tirmizi'nin bir rivayetinde şöyle denmiştir: "Güzel ahlak sahibi, ahlakı sayesinde, namaz ve oruç sahibinin derecesine ulaşır.") |Tirmizi, Birr 62, (2003, 2004); Ebu Davud, Edeb 8, (4799)|1675
HULK (HUY) BÖLÜMÜ|Hulk (Huy) Hakkında|tirmizi|Cabir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bana en sevgili olanınız, kıyamet günü de bana mevkice en yakın bulunacak olanınız, ahlakça en güzel olanlarınızdır. Bana en menfur olanınız, kıyamet günü de mevkice benden en uzak bulunacak olanınız, gevezeler, boşboğazlar ve yüksekten atanlardır." (Cemaatte bulunan bazıları): "Ey Allah'ın Resulü! Yüksekten atanlar kimlerdir?" diye sordular. "Onlar mütekebbir (büyüklük taslayan) kimselerdir!" cevabını verdi. |Tirmizi, Birr 77, (2019)|1676
HULK (HUY) BÖLÜMÜ|Hulk (Huy) Hakkında|müslimtirmizi|Nevvas İbnu Sem'an|Resullullah (sav)'a iyilik (birr) ve günah hakkında sordum. Bana şu cevabı verdi: "İyilik (birr), güzel ahlaktır. Günah da içini rahatsız eden ve başkasının muttali olmasından korktuğun şeydir." |Müslim, Birr 15, (2553); Tirmizi, Zühd 52, (2390)|1677
KORKU BÖLÜMÜ|Korku Hakkında|tirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim korkarsa akşam karanlığında yol alır. Kim akşam karanlığında yol alırsa hedefine varır. Haberiniz olsun Allah'ın malı pahalıdır, haberiniz olsun Allah'ın malı cennettir." |Tirmizi, Kıyamet 19, (2452)|1678
KORKU BÖLÜMÜ|Korku Hakkında|tirmiziibnu mace|Enes|Resulullah (sav) ölmek üzere olan bir gencin yanına girmişti. Hemen sordu: "Kendini nasıl buluyorsun?" "Ey Allah'ın Resulü, Allah'tan ümidim var, ancak günahlarımdan korkuyorum" diye cevap verdi. Resulullah (sav) da şu açıklamayı yaptı: "Bu durumda olan bir kulun kalbinde (ümit ve korku) birleşti mi Allah o kulun ümid ettiği şeyi mutlak verir ve korktuğu şeyden de onu emin kılar." |Tirmizi, Cenaiz 11, (983); İbnu Mace, Zühd 31, (4261)|1679
KORKU BÖLÜMÜ|Korku Hakkında|buharimüslimebu davudtirmizi|Aişe|Ben Resulullah (sav)'ı ciddi bir şekilde, küçük dili görünecek derecede güldüğünü görmedim. O, sadece tebessüm ederdi. (Buhari'nin bir rivayetinde şu ziyade mevcuttur: "Resulullah (sav) bir bulut görecek olsa bu yüzünden bilinirdi. Ben (bir seferinde): "Ey Allah'ın Resulü, halk bir bulut görecek olsa, yağmur getirebilir ümidiyle sevinir, halbuki sen bir bulut gördüğünde üzüldüğünü yüzünden okuyorum, sebebi nedir?" diye sordum. Bana şu cevabı verdi: "Ey Aişe! Bunda bir azab bulunmadığı hususunda bana kim te'minat verebilir? Nitekim geçmişte bir kavm rüzgarla azaba uğratılmıştır. O kavim azabı gördükleri vakit "Bu gördüğümüz, bize yağmur getirecek bir buluttur" demişlerdi.) |Buhari, Tefsir, Ahkaf 2, Edeb 68; Müslim, İstiska 16, (899); Ebu Davud, Edeb 113, (5098, 5099); Tirmizi, Tefsir, Ahkaf (3254)|1680
KORKU BÖLÜMÜ|Korku Hakkında|tirmiziibnu mace|Ebu Zerr|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ben sizin görmediğinizi görür, işitmediğinizi işitirim. Nitekim sema uğuldadı, uğuldamak da ona hak oldu. Semada dört parmak sığacak kadar boş bir yer yoktur, her tarafta Allah'a secde için alnını koymuş bir melek vardır. Allah'a yemin olsun, benim bildiğimi siz bilse idiniz az güler, çok ağlardınız, yataklarda kadınlarla telezzüz etmezdiniz, yollara, çöllere dökülür, (belanızı defetmesi için) Allah'a yalvar yakar olurdunuz." Ebu Zerr (ra) ilave etti: "Keşke sökülen bir ağaç olsaydım." |Tirmizi, Zühd 9, (2313); İbnu Mace, Zühd 19, (ll90)|1681
KORKU BÖLÜMÜ|Korku Hakkında|rezin|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Mü'min, Allah indindeki ukubeti bilseydi, cennetten ümidini keserdi. Eğer kafir Allah'ın rahmetini bilse idi, cennetten ümidini kesmezdi. [Rezin ilavesidir. Hadise Müslim tahric etmiştir: Tevbe 23, (2755); Keza, Tirmizi de tahric etmiştir: Da'avat 108, (3536)] |Rezin|1682
KORKU BÖLÜMÜ|Korku Hakkında|buhari|Ebu Bürde Amir İbnu Ebi Musa|Bana, Abdullah İbnu Ömer (ra): "Biliyor musun babam babana ne demiş?" diye sordu. Ben: "Bilmiyorum" dedim. Bunun üzerine: "Babam, senin babana: "Ey Ebu Musa! Resulullah (sav)'la olan İslamımız, onunla olan hicretimiz, onunla olan bütün amellerimiz bizim için sabit ve devamlı olsa, ondan sonra işlediğimiz amellerin de herbirinden başa baş kurtulsak bu seni memnun eder mi?" dedi. Baban, babama şu cevabı verdi: "Vallahi hayır! Biz ondan sonra cihad yaptık, namaz kıldık, oruç tuttuk, çok hayırlar işledik. Bizim elimizde çok insan Müslüman oldu. Biz bütün bunların ecrini ümid ediyoruz." Babam tekrar dedi ki: "Fakat ben, Ömer'in ruhu yed-i kudretinde olan Zat-ı Zülcelal'e kasem olsun, bunların bize sabit kalmasını, O'ndan sonra yaptıklarımızdan da başa baş kurtulmayı isterim." Ben atılıp: "Senin baban, vallahi benim babamdan daha hayırlıymış" dedim. |Buhari, Menakibu'l-Ensar 45|1683
ALEMİN YARATILIŞI BÖLÜMÜ|Alemin Yaratılışı Hakkında|buharitirmizi|İmran İbnu Husayn|Mescidde, Resulullah (sav)'ın huzuruna girmiştim. (O sırada) Beni Temim kabilesinden bir grup insan geldi. Onlara: "Ey Beni Temim, size müjde olsun!" diyerek söze başlamıştı. Onlar hemen: "Bize müjde verdin, öyle ise (beytül-malden) iki kere bağış yap!" diye talepde bulundular. Onların bu cevabı karşısında Resulullah (sav)'ın yüzünden rengi attı. Hz. Peygamber (sav)'in huzuruna (Hayberin fethi sırasında) Yemen halkından bir grup (Eş'ari) girmişti. Onlara: "Ey Yemenliler! Beni Temim 'in kabul etmediği müjdeyi siz bari kabul edin!" dedi. Onlar: "Kabul ettik ey Allah'ın Resulü!" dediler ve arkadan ilave ettiler: "Biz dinimizi öğrenmeye ve bu (yaratılış) işinin başı ne idi, onu senden sormaya geldik!" dediler. Bunun üzerine Resulullah (sav), mahlükatın ve Arş'ın başlangıcını anlatmaya başladı: "Bidayette Allah vardı, O'ndan önce başka bir şey yoktu. O'nun Arş'ı suyun üzerinde bulunuyordu. Sonra gökleri ve yeri yarattı. Sonra zikr (denen kader defterinde ebede kadar cereyan edecek) her şeyi yazdı." |Buhari, Megazi, 67, 74, Bed'ul-Halk 1, Tevhid 22; Tirmizi, Menakıb, 3946|1684
ALEMİN YARATILIŞI BÖLÜMÜ|Alemin Yaratılışı Hakkında|tirmizi|Ebu Rezin el-Ukeyli|"Ey Allah'ın Resulü," dedim, "mahlukatını yaratmazdan önce Rabbimiz nerede idi?" Bana şu cevabı verdi: "el-Amd'da idi. Ne altında hava, ne de üstünde hava vardı. Arşını su üzerinde yarattı." (Ahmed İbnu Hanbel dedi ki: "Yezid şunu söyledi: "el-Ama, yani "Allah'a birlikte başka bir şey yoktu" demektir.") |Tirmizi, Tefsir, Hud (3108)|1685
ALEMİN YARATILIŞI BÖLÜMÜ|Alemin Yaratılışı Hakkında|buhari|Tarık İbnu Şihab|Ömer İbnu'l Hattab dedi ki: "(Birgün) Resulullah (sav) aramızdan doğrularak mahlukatın ilk yaratılışından başlayarak (geçmiş olan ve gelecek olan bütün safhaları) cennet ehlinin cennete, cehennem ehlinin cehenneme girmesine kadar anlattı. Bunu bir kısmı öğrendi, bir kısmı unuttu." |Buhari, Bed'ul-Halk 1|1686
ALEMİN YARATILIŞI BÖLÜMÜ|Alemin Yaratılışı Hakkında|rezin|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah Teala hazretleri aklı yarattığı zaman ona: "Gel!" dedi, o da geldi. Sonra "Geri dön!" diye emretti. O da geri döndü. Bunun üzerine akla şunu söyledi: "Ben, kendime senden daha sevgili olan başka bir şey yaratmadım. Seni, nezdimde mahlukun en sevgilisi olana bindireceğim." [Rezin ilavesi] |Rezin|1687
ALEMİN YARATILIŞI BÖLÜMÜ|Alemin Yaratılışı Hakkında|ebu davud|Cabir|Resulullah (sav) bana: "Allah'ın meleklerinden olan Arş'ın taşıyıcılarından bir melek hakkında rivayette bulunmam için bana izin verildi" dedi ve ilave etti: "Onun kulak yumuşağı ile ensesi arasındaki uzaklık yedi yüz senelik mesafedir" |Ebu Davud, Sünnet 19, (4727)|1688
ALEMİN YARATILIŞI BÖLÜMÜ|Alemin Yaratılışı Hakkında|tirmiziebu davudibnu mace|Abbas İbnu Abdilmuttalib|Batha nam mevkide, aralarında Resulullah (sav)'ın da bulunduğu bir grup insanla oturuyordum. Derken bir bulut geçti. Herkes ona baktı. Resulullah (sav): "Bunun ismi nedir bileniniz var mı ?" diye sordu. "Evet bu buluttur!" dediler. Resulullah (sav): "Buna müzn de denir" dedi. Oradakiler: "Evet müzn de denir" dediler. Bunun üzerine Resulullah (sav): "Anan da denir" buyurdu. Ashab da: "Evet anan da denir" dediler. Sonra Hz. Peygamber (sav): "Biliyor musunuz, sema ile arz arasındaki uzaklık ne kadardır?" diye sordu. "Hayır, vallahi bilmiyoruz!" diye cevapladılar. "Öyleyse bilin, ikisi arasındaki uzaklık ya yetmiş bir, ya yetmiş iki veya yetmiş üç senedir. Onun üstündeki sema(nın uzaklığı da) böyledir." Resulullah (sav) yedi semayı sayarak her biri arasında bu şekilde uzaklık bulunduğunu söyledi. Sonra ilave etti: "Yedinci semanın ötesinde bir deniz var. Bunun üst sathı ile dibi arasında iki ema arasındaki mesafe kadar mesafe var. Bunun da gerisinde sekiz adet yabani keçi (süretinde melek) var. Bunların sınnakları ile dizleri arasında iki sema arasındaki mesafe gibi uzaklık var, sonra bunların sırtlarının gerisinde Arş var, Arş'ın da alt kısmı ile üst kısmı arasında iki sema arasındaki uzaklık kadar mesafe var, Allah, bütün bunların fevkindedir" |Tirmizi, Tefsir, Hakka, (3317); Ebu Davud, Sünnet 19, (4723); İbnu Mace, Mukaddime 13, (193)|1689
ALEMİN YARATILIŞI BÖLÜMÜ|Alemin Yaratılışı Hakkında||Abdullah İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: "Allah yedi semayı yarattı. Her birinin kalınlığı beş yüz yıl yürüme mesafesidir." ||1690
ALEMİN YARATILIŞI BÖLÜMÜ|Alemin Yaratılışı Hakkında|ebu davud|Cübeyr İbnu Mut'im|Resulullah (sav)'a bir bedevi gelerek: "Ey Allah'ın Resulü, (kuraklıktan) insanlar meşakkate düştüler. Aile efradı zayiata uğradı. Hayvanlarımız da helak oldular. Bizim için Allah'a dua et, su göndersin. Zira biz Allah'a karşı senin şefaatini, sana karşı da Allah'ın şefaatini taleb ediyoruz!" dedi. Resulullah (sav) adama şu mukabelede bulundu: "Yazık sana, söylediğin şeyin idrakinde misin? Sübhanallah!" Resulullah (sav) sübhanallahları o kadar tekrar etti ki bunun tesiri Ashab'ın yüzünden okunmaya başladı. Sonra Resulullah (sav) sözüne şöyle devam etti: "Yazık sana, mahlukatından hiç kimseye karşı Allah şefaatçi kılınmaz. Allah'ın şanı böyle bir şey yapmaktan çok yücedir. Bak hele! Sen Allah'ın (azametinin) ne olduğunu biliyor musun? O'nun Arş'ı, semavatının şöyle üzerindedir. -Parmaklarıyla işaret ederek- tıpkı üzerinde bir kubbe gibi. Arş Zat-ı Zülcelal sebebiyle inleyip ses çıkarır, tıpkı süvarisi sebebiyle atın ses çıkarması gibi." |Ebu Davud, Sünnet 19, (4726)|1691
ALEMİN YARATILIŞI BÖLÜMÜ|Alemin Yaratılışı Hakkında|müslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) bir gün elimden tuttu ve şu açıklamayı yaptı: "Allah toprağı cumartesi günü yarattı. Ondaki dağları pazar günü yarattı; ağaçları pazartesi günü yarattı. Mekruhları salı günü yarattı. Nuru çarşamba günü yarattı ve onda hayvanları perşembe günü yaydı. Hz. Adem (a.s)'i cuma günü ikindi vaktinden sonra, ikindi ile gece arasındaki gündüz vaktinin en son saatinde en son mahluk olarak yarattı." |Müslim, Sıfatu'l-Kıyame 27, (2789)|1692
ALEMİN YARATILIŞI BÖLÜMÜ|Alemin Yaratılışı Hakkında|buharimüslimtirmizi|Ebu Zerr|Güneş batarken Resulullah (sav) ile birlikte mescidde idim. Bana: "Ey Ebu Zerr, biliyor musun bu Güneş nereye gidiyor?" diye sordu. Ben: "Allah ve Resulü daha iyi bilirler!" dedim. "Arşın altına secde yapmaya gider, bu maksadla izin ister, kendisine izin verilir. Secde edip kabul edilmeyeceği, izin isteyip, izin verilmeyeceği zamanın (kıyametin) gelmesi yakındır. O vakit kendisine: "Geldiğin yere dön!" denir. Böylece battığı yerden doğar. Bu durumu Cenab-ı Hakk'ın şu sözü haber vermektedir. (Mealen): "Güneş, duracağı zamana doğru yürüyüp gitmektedir. Bu aziz ve alim olan Allah'ın takdiridir" (Yasin 38). |Buhari, Tefsir, Ya-sin 1, Bed'u'l-Halk 4, Tevhid 22, 23; Müslim, İman 250, (159); Tirmizi, Tefsir, Ya-sin, (4225)|1693
ALEMİN YARATILIŞI BÖLÜMÜ|Alemin Yaratılışı Hakkında|buhari|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Güneş ve Ay kıyamet günü sarılırlar." |Buhari, Bed'ül-Halk 4|1694
ALEMİN YARATILIŞI BÖLÜMÜ|Alemin Yaratılışı Hakkında|tirmizi|İbnu Abbas|Yahudiler, gök gürültüsünün ne olduğunu Hz. Peygamber (sav)'den sordular: "Bulutlara müvekkel olan melektir. Beraberinde ateşten kamçılar var. Bununla bulutları Allah'ın dilediği yere sevkeder" diye cevap verdi. Onlar tekrar sordular: "Ya şu işitilen ses, o nedir?" "Bu, bulutların istenen yere gitmeleri için onlara yapılan bir sevkdir" dedi. Yahudiler: "Doğru söyledin. Şimdi de İsrail'in [Yakub (aleyhisselam)] kendisine haram kıldığı şey nedir onu söyle?" dediler. Resulullah (sav) "Hz. Yakub (ırku'n-nesa denen) uyluk mafsalından başlayıp dize, topuğa kadar inen bir ağrıdan muzdarib idi. Deve eti ve sütü dışında kendine uygun gelen (ne yiyecek, ne içecek) münasip bir şey yoktu. Bu sebeple o da bunları haram etti" dedi. Yahudiler: "Doğru söyledin" dediler. |Tirmizi, Tefsir Ra'd, (3116)|1695
ALEMİN YARATILIŞI BÖLÜMÜ|Alemin Yaratılışı Hakkında|buharimüslimtirmiziİbnu macemuvatta|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cehennem, Rabbine şikayet ederek dedi ki: "Ey Rabbim, bir kısmım diğer kısmımı yiyor." Bunun üzerine ona iki nefese izin verdi: Bir nefes, kışta, bir nefes de yazda, işte bu (yaz nefesi), en şiddetli şekilde hissettiğiniz hararettir. Öbürü de (kışta) en şiddetli bulduğunuz soğuktur." |Buhari, Bed'ül-Halk 10; Müslim, Mesacid 185, (617); Tirmizi, Sıfatu Cehennem 9, (2595); İbnu Mace, Zühd 38, (4319); Muvatta, Vüktu's-Salat 27 (1,15)|1696
ALEMİN YARATILIŞI BÖLÜMÜ|Alemin Yaratılışı Hakkında|rezin|Katade|Bu yıldızlar üç maksatla yaratıldı: 1- Allah onları semaya zinet (ve süs) kıldı. 2- Şeytanlara atılacak taş kıldı. 3- Geceleri istikamet tayin etmede işaretler kıldı. Kim yıldızlar hakkında bunlar dışmda bir te'vil ileri sürerse (kendi ilave ettiği) hissesinde hataya düşer, nasibini kaybeder, manasız bir yükün altına girer ve hakkında bilgisi olmayan, peygamberler ve meleklerin bile bilmekte aciz kaldıkları bir şeye burnunu sokmuş olur. Allah'a yeminle söylüyorum: Allah hiç kimsenin ne hayatını, ne rızkını, ne de ölümünü herhangi bir yıldızla irtibatlı kılmamıştır. (Aksini iddia edenler) Allah hakkında yalan söyleyerek iftira ediyorlar..." [Rezin ilavesidir. Ancak, ("hakkında bilgisi olmayan") ibaresine kadar olan kısmı, Buhari, Bed'ül-Halk'da (3. bab) senetsiz olarak kaydetmiştir.] |Rezin|1697
ALEMİN YARATILIŞI BÖLÜMÜ|Alemin Yaratılışı Hakkında|ebu davudtirmizi|Ebu Musa|Resulullah (sav)'ı dinledim, şunu söyledi: "Allah Teala hazretleri, Adem'i, yeryüzünün bütün (cüzler)inden almış olduğu bir avuç topraktan yarattı. Adem'in oğulları da arzın kısımlanna göre vücuda geldi. Bir kısmı beyazdır, bir kısmı kızıldır, bir kısmı siyahdır. Bunlar arasında orta (renkliler) de var. Ayrıca bir kısmı uysaldır, bir kısmı haşindir, bir kısmı habis (kötü kalbli), bir kısmı iyi kalblidir." |Ebu Davud, Sünnet 17; Tirmizi, Tefsir, Bakara, (2948)|1698
ALEMİN YARATILIŞI BÖLÜMÜ|Alemin Yaratılışı Hakkında|tirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah Teala, Hz. Adem (a.s)'i yarattığı ve ruh üflediği zaman, Adem hapşırdı ve elhamdülillah diyerek, izni ile Teala'ya hamdetti, Rabbi de ona: "Ey Adem, yerhamukallah (Allah sana rahmet etsin), (mukarreb) meleklerden şu oturan gruba git ve "Esselamu aleyküm" de!" dedi. (Hz. Adem öyle yaptı. Hitab ettiği melekler): "Ve aleyke's-selamu ve rahmetullahi ve berekatuhu!" diye karşılık verdiler. Sonra Adem (a.s) Rabbine döndü. Rabbi ona: "Bu cümle senin ve evladlarının aralarındaki selamlaşmadır" dedi. Allah Teala hazretleri, elleri kapalı olduğu halde Adem'e: "Dilediğini seç" dedi. Hz. Adem: "Rabbimin sağ elini seçtim! Rabbimin iki eli de sağdır, mübarektir" dedi. Sonra Allahu Teala hazretleri sağ elini açtı. İçinde Hz. Adem ve onun zürriyeti(nin emsalleri) vardı. Hz. Adem (a.s): "Ay Rabbim, bunlar nedir?" dedi. Rabb Teala: "Bunlar senin zürriyetindir" dedi. Her insanın iki gözünün arasında ömrü yazılıydı. Aralarında biri hepsinden daha parlak, daha nurlu idi. Hz. Adem: "Ey Rabbim! Bu kimdir?" dedi. Rabb Teala hazretleri: "Bu senin oğlun Davud'dur. Ben ona kırk yıllık ömür takdir ettim" dedi. Adem aleyhisselam: "Ey Rabbim onun ömrünü uzat!" talebinde bulundu. Rabb Teala: "Bu ona takdir edilmiş olandır!" deyince. Adem: "Ey Rabbim, ben ona kendi ömrümden altmış senesini verdim" diye ısrar etti. Bunun üzerine Rabb Teala: "Sen ve bu (talebin berabersiniz)." buyurdu. Sonra Adem cennete yerleştirildi. Allah'ın dilediği kadar orada kaldı. Sonra cennetten (arza) indirildi. Adem burada kendi ecelini yıl be-yıl sayıp hesaplıyordu. Derken ölüm meleği geldi. Hz. Adem (a.s) ona: "Acele ettin, erken geldin. Bana bin yıl ömür takdir edilmiştir" dedi. Melek: "İyi ama sen oğlun Davud'a altmış senesini verdin" dedi. Ne var ki O bunu inkar etti, zürriyeti de inkar etti; o unuttu, zürriyeti de unuttu." Resulullah (sav) ilave etti: "O günden itibaren yazma ve şahidlik emredildi." |Tirmizi, Tefsir, Muavvizateyn (3365)|1699
ALEMİN YARATILIŞI BÖLÜMÜ|Alemin Yaratılışı Hakkında|müslim|Aişe|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Melekler nurdan yaratıldılar, cinler dumanlı bir alevden yaratıldılar. Adem de size vasfı yapılandan yaratıldı." |Müslim, Zühd 60, (2996)|1700
ALEMİN YARATILIŞI BÖLÜMÜ|Alemin Yaratılışı Hakkında|buharimüslimmuvatta|İbnu Ömer|Hayır, Allah'a kasem olsun Resulullah (sav), Hz. İsa'nın kızıl çehreli olduğunu söylemedi. Ancak şunu söyledi: "Ben bir keresinde uyumuştum. Rüyamda Beytullah'ı tavaf ediyordum. O sırada düz saçlı, kumral benizli, başından su akar vaziyette iki kişiye dayanıp ortalarında gitmekte olan birisini gördüm. "Bu kim?" dedim. "Meryem'in oğlu!" dediler. Bunun üzerine daha yakından görmek için ilerledim. Kızıl, iri, kıvırcık saçlı, sağ gözü kor, gözü üzüm gibi pörtlek bir adam daha vardı. "Bu kim?" dedim. "Bu Deccal'dir dediler. İnsanlardan en çok ona benzeyeni İbnu Katan'dı." Zühri der ki: "İbnu Katan, cahiliye devrinde vefat eden Huzaalı bir kimseydi." |Buhari, Ta'bi 33, 11, Enbiya, 42, Libas 68, Fiten 26; Müslim, İmam 275, (169); Muvatta, Sıfatu'n-Nebi 2, (2, 920)|1701
ALEMİN YARATILIŞI BÖLÜMÜ|Alemin Yaratılışı Hakkında|müslim|Cabir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bana geçmiş peygamberler (a.s) arzedildiler. Hz. Musa zayıfça bir erkekti. Sanki Şenue kabilesinden (uzun boylu) birine benziyordu. Hz. İsa (a.s)'ı da gördüm, gördüklerim içinde ona en çok benzeyen Urve İbnu Mes'ud idi. Hz. İbrahim (a.s)'i de gördüm, gördüklerim arasında ona en çok benzeyen, arkadaşınızdı -yani kendisini kastediyor- Hz. Cebrail (a.s)'i de gördüm. Gördüklerimden ona en ziyade benzeyen Dihye İbnu Halife idi." |Müslim, İmam 271, (167), Menakıb 27, (3651)|1702
ALEMİN YARATILIŞI BÖLÜMÜ|Alemin Yaratılışı Hakkında|tirmizi|Semure İbnu Cündüb|Resulullah (sav) buyurdu ki: "Sam, Arapların babasıdır. Yafes, Rumların babasıdır. Ham Habeşilerin babasıdır." |Tirmizi, Tefsir, Saffat, (3229), Menakıb, (3927)|1703
ALEMİN YARATILIŞI BÖLÜMÜ|Alemin Yaratılışı Hakkında|müslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Zekeriyya (a.s) marangoz idi." |Müslim, Fedail 169, (2379)|1704
HİLAFET VE İMAMETLE İLGİLİ BÖLÜM|İmamlar Kureyş'tendir|müslim|Cabir|Resulullah (sav) buyurdu ki: "İnsanlar hayırda da şerde de Kureyş'e tabidir." |Müslim, İmaret 3, (1819)|1705
HİLAFET VE İMAMETLE İLGİLİ BÖLÜM|İmamlar Kureyş'tendir|buharimüslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İnsanlar bu işte Kureyş'e tabidirler. Müslümanları Müslüman olanlarına, kafirleri kafir olanlarına tabidirler, insanlar madenler gibidir. Cahiliyede hayırlı olanlar fıkhı öğrenirlerse İslam'da da hayırlıdırlar. Bu işe en çok nefret edenleri insanların en hayırlısı bulacaksın. Onlar (rızaları hilafına) içine düşmedikçe buna talib olmazlar" |Buhari, Menakib 1; Müslim, İmaret 2, (1818)|1706
HİLAFET VE İMAMETLE İLGİLİ BÖLÜM|İmamlar Kureyş'tendir|buharimüslim|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bu iş (emirlik) insanlardan iki kişi baki kaldıkça Kureyş'te olmaya devam edecektir." |Buhari, Menakıb 2, Ahkam 2, Enbiya 1; Müslim, İmaret 4, (1820)|1707
HİLAFET VE İMAMETLE İLGİLİ BÖLÜM|İmamlar Kureyş'tendir|ebu davudtirmizi|Sefine|Resulullah (sav) buyurdu ki: "Hilafet, ümmetim arasında otuz yıl sürecektir. Bundan sonra saltanat gelecektir." Said İbnu Cumhan dedi ki: "Sonral ilave etti: "Hz. Ebü Bekir (ra)'in hilafetine Hz. Ömer'in hilafetini, Hz.Osman'ın hilafetine Hz. Ali'nin hilafetini (ra) ekle (parmaklarınla say) bak!" dedi. Bunları (sayınca hakikaten) otuz yıl bulduk." Sefine'ye: "Emeviler, hilafetin kendilerinde (devam ettiğini) zannederler denmişti, şu cevabı verdi: "Beni'z-Zerka yalan söylüyor. Onlar krallardır, hem de en kötü krallar." |Ebu Davud, Sünnet 9 (4648, 4647); Tirmizi, Fiten, 48 (2227)|1708
HİLAFET VE İMAMETLE İLGİLİ BÖLÜM|İmamlar Kureyş'tendir|buhari|Cabir İbnu Semüre|Resulullah (sav) buyurdular ki: Bu din, hepsi Kureyş'ten gelecek olan on iki halifeye kadar aziz ve güçlü olacaktır." Resullullah (sav)'a soruldu: "Sonra ne olacak?" "Sonra herc (fitne ve kargaşa) gelecek!" diye cevap verdi." (Buhari, Müslim ve Tirmizi, hadisin "Kureyşten" kelimesine kadar kısmını, Ebu Davud da tamamını tahric etmiştir.) |Buhari, Ahkam 51; Müslim, İmaret 5-9 (1821); Tirmizi, Fiten 46, (2224); Ebu Davud Medhi 1, (4279), 4280)|1709
HİLAFET VE İMAMETLE İLGİLİ BÖLÜM|İmamlığı Ve Emriliği Sahih Olanlar|müslim|Ebu Said|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İki halifeye birden biat edildi mi, onlardan ikincisini öldürüverin." |Müslim, İmaret 61, (l852)|1710
HİLAFET VE İMAMETLE İLGİLİ BÖLÜM|İmamlığı Ve Emriliği Sahih Olanlar|müslim|Arface İbnu Şureyh|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Siz bir kişinin etrafında birlik halinde iken, bir başkası gelip, kuvvetinizi kırmak veya cemaatinizi bölmek isterse, onu öldürüverin." |Müslim, İmaret 60, (1852)|1711
HİLAFET VE İMAMETLE İLGİLİ BÖLÜM|İmamlığı Ve Emriliği Sahih Olanlar|buharimüslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Beni İsrail'i peygamberler (as) idare ediyorlardı. Bir peygamber ölünce onun yerine ikinci bir peygamber geçiyordu. Ancak, benden sonra peygamber yok. Ama ardımdan halifeler gelecek ve çok olacaklar. Orada bulunanlar: "(Onlar hakkında) bize ne emredersiniz?" diye sordular. "Önceki biatınıza sadakat gösterin. Onlara haklarını verin. Onlar üzerindeki haklarınızı (eda etmedikleri taktirde, kendilerinden değil) Allah'tan isteyin. Zira Allah Teala, idareleri altındakilerin hukukunu onlardan soracaktır" buyurdu. |Buhari, Enbiya 50; Müslim, İmaret 44, (1842)|1712
HİLAFET VE İMAMETLE İLGİLİ BÖLÜM|İmamlığı Ve Emriliği Sahih Olanlar|ebu davud|Enes|Resulullah (sav), İbnu Ümmi Mektum'u, iki defa kendi yerine Medine'de halef bıraktı. |Ebu Davud, Haraç 3, (2931)|1713
HİLAFET VE İMAMETLE İLGİLİ BÖLÜM|İmamlığı Ve Emriliği Sahih Olanlar|buharitirmizinesai|Ebu Bekre|Resulullah (sav)'dan işitmiş olduğum bir kelimenin Cemel Vak'ası sırasında Allah'ın izni ile faydasını gördüm. Şöyle ki bir ara, neredeyse ashab-ı Cemel'e katılarak onların yanında yer alıp savaşmaya karar vermiştim. Hemen, Resulullah (sav)'ın, "İranlıların başına Kisra'nın kızı kraliçe oldu" diye haber geldiği zaman (söylemiş olduğu sözü hatırladım ve onlara katılmaktan vazgeçtim. O zaman Efendimiz: "İşlerini kadına tevdi eden bir kavm felah bulmayacaktır" demiş idi. (Tirmizi'de şu ziyade gelmiştir: "Hz. Aişe Basra'ya geldiği zaman bunu hatırladım. Bu söz sayesinde Allah beni muhafaza etti") |Buhari, Fiten 17, Megazi 82; Tirmizi, Fiten 75, (2263); Nesai, Kudat 8 (8, 227)|1714
HİLAFET VE İMAMETLE İLGİLİ BÖLÜM|İmam Ve Emirin Vazifeleri|buharimüslimtirmiziebu davud|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Hepiniz çobansınız ve hepiniz sürünüzden mes'ulsünüz. İmam çobandır ve sürüsünden mes'uldür. Erkek ailesinin çobanıdır ve sürüsünden mes'uldür. Kadın, kocasının evinde çobandır, o da sürüsünden mes'uldür. Hizmetçi, efendisinin malından sorumludur ve sürüsünden mes'uldür." İbnu Ömer der ki: "Bunları Resulullah (sav)'tan işitmiştim. Zannediyorum ki şöyle de demişti: "Kişi babasının malında çobandır, o da sürüsünden mes'uldür." |Buhari, Ahkam 1, Cum'a 11, İstikraz 20, Itk 17, 19, Vesaya 9, Nikah 81, 90; Müslim, İmaret 20, (1829); Tirmizi, Cihad 27, 1705; Ebu Davud, İmaret 1, (2928)|1715
HİLAFET VE İMAMETLE İLGİLİ BÖLÜM|İmam Ve Emirin Vazifeleri|tirmiziebu davud|İbnu Meryem el-Ezdi|Hz. Muaviye (ra)'nin yanına girmiştim. Bana: "Ey Ebu fülan, seni hangi rüzgar attı?" diyerek (ziyaretimden memnuniyeti izhar etti). Ben de: "Resulullah (sav)'tan işitmiş olduğum şu hadisi, (size hatırlatmayı düşündüm)" dedim: "Allah kime Müslümanların işlerinden birşeyler tevdi eder, o da onların ihtiyaçlarına, isteklerine, darlıklarına perde olur (giderirse), kıyamet gününde Allah da onun ihtiyaç, istek ve darlıklarına perde olur (giderir)." Ravi der ki: "Bunun üzerine Hz. Muaviye (ra) insanların ihtiyaçlarıyla ilgilenmek üzere bir adam tayin etti." |Tirmizi, Ahkam 6, (1332,1333); Ebu Davud, Haraç 13, (2948)|1716
HİLAFET VE İMAMETLE İLGİLİ BÖLÜM|İmam Ve Emirin Vazifeleri|müslimnesai|Abdullah İbnu Amr İbni'l-As|Hz. Peygamber (sav) buyurdular ki: "Adil olanlar, kıyamet günü, Allah'ın yanında, nurdan minberler üzerine Rahmanın sağ cihetinde olmak üzere yerlerini alırlar. -Allah'ın her iki eli de sağdır- Onlar hükümlerinde, aileleri ile velayeti altında bulunanlar hakkında hep adaleti gözetenlerdir." |Müslim, İmaret 18, (1827); Nesai, Adab 1, (8, 221)|1717
HİLAFET VE İMAMETLE İLGİLİ BÖLÜM|İmam Ve Emirin Vazifeleri|buharimüslim|Hasan el-Basri|Hasan el-Basri Ma'kıl İbnu Yesar (ra)'dan naklediyor: "Resulullah (sav)'ı işittim, demişti ki: "Allah bir kimseyi başkaları üzerine çoban yapmış, o da idaresi altındakilere hile yapmış olarak ölmüş ise, Allah ona cennetini kesinlikle haram eder." (Müslim'in Hasan Basri'den kaydettiği diğer bir rivayet şöyledir: "Aiz İbnu Amr (ra), Resulullah (sav)'ın Ashab-ı Güzin'inden biri idi. Ubeydillah İbnu Ziyad'ın yanına girdi ve hemen ona: "Ey oğulcuğum, ben Resulullah (sav)'ın: "Çobanların en kötüsü hutame denen merhametsiz deve sürücüsüdür, sakın onlardan olma" dediğini işittim" dedi. Ubeydullah: "Otur, sen muhakkak ki Resulullah (sav)'ın ashabının kepeğindensin" deyince: "Onların kepeği var mıydı? Kepek onlardan sonra ve onların dışındakiler arasında zuhur etti" diye cevap verdi.") |Buhari, Ahkam 8; Müslim, İman 227, (142), İmaret 21, (142)|1718
HİLAFET VE İMAMETLE İLGİLİ BÖLÜM|İmam Ve Emirin Vazifeleri|müslim|Adiyy İbnu Amire el-Kindi|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir işe me'mur tayin ettiğimiz kimse, bizden bir iğne veya ondan daha küçük bir şeyi gizlemiş olsa, bu bir hiyanettir (gulül), kıyamet günü onu getirecektir." Bunun üzerine, Ensar'dan bir zat kalkarak: "Ey Allah'ın Resulü! Vazifeyi benden geri al!" dedi. Hz. Peygamber (sav): "Sana ne oldu?" diye sordu: "Senin (az önce şunu şunu) söylediğini işittim ya!" deyince Hz. Peygamber (sav): "Ben onu şu anda tekrar ediyorum: "Kimi memur tayin edersek az veya çok ne varsa bize getirsin. Ondan kendisine ne verilirse alır, ne yasaklanırsa onu terkeder." |Müslim, İmaret 30, (1833)|1719
HİLAFET VE İMAMETLE İLGİLİ BÖLÜM|İmam Ve Emirin Vazifeleri|tirmizi|Ebu Said|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kıyamet günü, insanların Allah'a en sevgili ve mekan olarak en yakın olanı, adil imamdır. Kıyamet günü, insanların Allah'a en menfuru O'ndan mekan olarak en uzak olanı da zalim sultandır." |Tirmizi, Ahkam 4, (1329)|1720
HİLAFET VE İMAMETLE İLGİLİ BÖLÜM|Emir Olmanın Kötülüğü|ebu davud|Mikdam İbnu Ma'dikerib|Resulullah (sav) omuzuma vurdu ve: "Ey Kudeym (Mikdamcık)! Emir, katip, arif olmadan ölürsen kurtuluşa erdin demektir!" dedi. |Ebu Davud, Harac 5, (2933)|1721
HİLAFET VE İMAMETLE İLGİLİ BÖLÜM|Emir Olmanın Kötülüğü|müslimebu davudnesai|Ebu Zerr|"Ey Allah'ın Resulü! "dedim, "beni memur ta'yin etmez misin?" Bu sözüm üzerine, elini omuzuma vurdu ve sonra da: "Ey Ebu Zerr, sen zayıfsın, memurluk ise bir emanettir. (Hakkını veremediğin taktirde) kıyamet günü rüsvaylık ve pişmanlıktır. Ancak kim onu hakederek alır ve onun sebebiyle üzerine düşen vazifeleri eksiksiz eda ederse o hariç" buyurdu. (Ebu Davud'un diğer bir rivayetinde şöyle gelmiştir: "Ey Ebu Zerr, ben seni zayıf görüyorum. Ben kendim için istediğimi senin için de isterim. Sakın iki kişi üzerine amir olma, yetim malına da velilik yapma." Yine Ebu Davud'un bir diğer rivayeti [Haraç 5, (2934)] şöyle: "Resulullah (sav) buyurdu ki: "Ariflik haktır, halka ariflik gereklidir, ancak arifler ateştedir.") |Müslim, İmaret 17, (1826); Ebu Davud, Vesaya 4, (2868); Nesai, Vesaya 10, (6, 255)|1722
HİLAFET VE İMAMETLE İLGİLİ BÖLÜM|Emir Olmanın Kötülüğü|buhari|Abdurrahman İbnu Semüre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ey Abdurrahman! Emirlik isteme. Eğer senin talebin üzerine sana emirlik verilirse, istediğin şeyin sorumluluğu sana yüklenir. Eğer sen talibi olmadan sana emirlik verilirse, o işte yardım görürsün. Bir iş için yemin eder, sonra da aksini yapmakta hayır görürsen, daha hayırlı gördüğün ne ise onu yap, ettiğin yemin için de kefarette bulun." |Buhari, Ahkam 5, 6, Eyman 1; Müslim, İmaret 19, (1652); Ebu Davud, Haraç 2, (2929); Tirmizi, Nüzur 5, (1529); Nesai, Adabu'l-Kudat 5, (8, 225)|1723
HİLAFET VE İMAMETLE İLGİLİ BÖLÜM|Emir Olmanın Kötülüğü|buhari|Ebu Musa|Yanımda amcamın evlatlarından iki kişi daha olduğu halde Resulullah (sav)'ın huzuruna girdim. Yanımdakilerden biri: "Ey Allah'ın Resulü! Allah'ın sana tevdi ettiği işlerden bazıları üzerine bizi emir tayin et" dedi. Diğeri de aynı talepde bulundu. Resulullah (sav)'ın onlara cevabı şu oldu: "Biz, Allah'a kasem olsun, bu işe, onu taleb eden veya ona hırs gösteren hiç kimseyi tayin etmeyiz!" |Buhari, Ahkam 7, 12, İcare 8, İstitabe 2; Müslim, İmaret 7, (1733); Ebu Davud, Haraç 2, (2930); Nesai, Adabu'l-Kudat 4, (8, 224)|1724
HİLAFET VE İMAMETLE İLGİLİ BÖLÜM|İmam Ve Emire İtaatin Vacib Oluşu|buhari|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Dinleyin ve itaat edin! Hatta, üstünüze, başı kuru üzüm danesi gibi siyah Habeşli bir köle bile tayin edilmiş olsa, aranızda Kitabullah'ı tatbik ettikçe... (itaatten ayrılmayın)." |Buhari, Ahkam 4, Ezan 54,56|1725
HİLAFET VE İMAMETLE İLGİLİ BÖLÜM|İmam Ve Emire İtaatin Vacib Oluşu|buharimüslimnesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim bana itaat etmişse mutlaka Allah'a itaat etmiştir. Kim de bana isyan etmiş ise, mutlaka Allah'a isyan etmiştir. Kim emire itaat ederse mutlaka bana itaat etmiş olur. Kim de emire isyan ederse mutlaka bana isyan etmiş olur." |Buhari, Ahkam 1, Cihad 109; Müslim, İmaret 33, (1853); Nesai, Bey'at 27, (7, 154)|1726
HİLAFET VE İMAMETLE İLGİLİ BÖLÜM|İmam Ve Emire İtaatin Vacib Oluşu|buharimüslimtirmiziebu davudnesai|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Müslüman kişiye, hoşuna giden veya gitmeyen her hususta itaat etmesi gerekir. Ancak, masiyet (Allah'a isyan) emredilmişse o hariç, eğer masiyet emredilmişse, dinlemek de yok, itaat de yok." |Buhari, Ahkam 4, Cihad 108; Müslim, İmaret 38, (1839); Tirmizi, Cihad 29, (1708); Ebu Davud, Cihad 86, (2626); Nesai, Bey'at 34, (7,160)|1727
HİLAFET VE İMAMETLE İLGİLİ BÖLÜM|İmam Ve Emire İtaatin Vacib Oluşu|tirmizi|Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Size emirlerinizin en hayırlıları kimlerdir, en şerirleri kimlerdir haber vereyim mi? Onların en hayırlıları sizlerin sevgisine mazhar olanlar sizleri sevenlerdir; lehlerinde hayırla dua edersiniz, onlar da size hayır dua ederler. Ümeranızın şerirleri de sizin buğzettiklerinizdir, onlar da size buğzederler, siz onlara lanet edersiniz, onlar da size lanet ederler." |Tirmizi, Fiten 77, (2265)|1728
HİLAFET VE İMAMETLE İLGİLİ BÖLÜM|İmam Ve Emire İtaatin Vacib Oluşu|buharimüslimnesaiibnu mace|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim itaatten çıkar, cematten ayrılır (ve bu halde ölürse) cahiliye ölümü ile ölmüş olur. Kim de körü körüne çekilmiş (ummiyye) bir bayrak altında savaşır, asabiyet (ırkçılık) için gadablanır veya asabiyete çağırır veya asabiyete yardım eder, bu esnada da öldürülürse bu ölüm de cahiliye ölümüdür. Kim ümmetimin üzerine gelip iyi olana da, kötü olana da ayırım yapmadan vurur, mü'min olanlarına hürmet tanımaz, ahid sahibine verdiği sözü de yerine getirmezse o benden değildir, ben de ondan değilim." |Buhari, Ahkam 4; Müslim, İmaret 53, (1848); Nesai, Tahrim 28, (7, 123); İbnu Mace, Fiten 7, (3948)|1729
HİLAFET VE İMAMETLE İLGİLİ BÖLÜM|İmam Ve Emire İtaatin Vacib Oluşu|tirmizi|Ebu Bekre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim Allah'ın yeryüzündeki sultanını alçaltırsa, Allah da onu alçaltır." |Tirmizi, Fiten 47, (2225)|1730
HİLAFET VE İMAMETLE İLGİLİ BÖLÜM|İmamların Ve Emirlerin Yardımcıları|ebu davudnesai|Aişe|Hz. Peygamber (sav) buyurdular ki: "Allah bir emir için hayır diledi mi ona doğru sözlü bir vezir nasib eder. Bu, ona unutunca hatırlatır, hatırladığı zaman da yardım eder. Allah emire hayır dilemezse, kötü bir vezir musallat eder. Bu vezir, ona unuttuğunu hatırlatmaz, hatırlayınca da yardımcı olmaz." |Ebu Davud, Harac 4, (2932); Nesai, Bey'at 33, (7,159)|1731
HİLAFET VE İMAMETLE İLGİLİ BÖLÜM|İmamların Ve Emirlerin Yardımcıları|buharinesai|Ebu Hüreyre|Ebu Said ve Ebu Hüreyre (ra) anlatıyor: "Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah bir peygamber gönderdiği veya onun yerine bir halife getirdiği zaman mutlaka onun iki tane de yakını olmuştur: Biri marufu emretmiş ve ona teşvik etmiş, diğeri de şerri emretmiş ve şerre teşvik etmiştir. Masum (yani kötülükten korunmuş) olan, Allah'ın koruduğu kimsedir. |Buhari, Ahkam 42; Nesai, Bey'at 32, (7,158)|1732
HİLAFET VE İMAMETLE İLGİLİ BÖLÜM|İmamların Ve Emirlerin Yardımcıları|tirmizinesai|Kab İbnu Ucre|Resulullah (sav) bana şunu söyledi: "Ey Ka'b İbnu Ucre, seni, benden sonra gelecek ümeraya karşı Allah'a sığındırırım. Kim onların kapılarına gider ve onları, yalanlarında tasdik eder, zulümlerinde onlara yardımcı olursa, o benden değildir, ben de ondan değilim; ahirette havz-ı kevserin başında yanıma da gelemez. Kim onların kapısına gitmez, yalanlarında onları tasdik etmez, zulümlerinde yardımcı olmazsa o bendendir, ben de ondanım; o kimse havzın başında yanıma gelecektir. Ey Ka'b İbnu Ucre! Namaz burhandır. Oruç sağlam bir kalkandır. Sadaka hataları söndürür, tıpkı suyun ateşi söndürdüğü gibi. Ey Kab İbnu Ucre! Haramla biten bir ete mutlaka ateş gerekir." |Tirmizi, Salat 433, (614); Nesai, Bey'at 35, 36, (7, 160)|1733
HİLAFET VE İMAMETLE İLGİLİ BÖLÜM|İmamların Ve Emirlerin Yardımcıları|ebu davud|Cübeyr İbnu Nüfeyr|Kesir İbnu Mürre, Amr İbnu'l-Esved ve el-Mikdam (ra) dediler ki: "Resulullah (sav) buyurdular ki: "Emir, halka karşı suizanna düşerse halkı ifsad eder." |Ebu Davud, Edeb 44, (4989)|1734
HİLAFET VE İMAMETLE İLGİLİ BÖLÜM|Hulefa-i Raşidin Ve Onların Seçimleri|buhari|İbnu Abbas|Hz. Ali (ra), Resulullah (sav)'ı rahmet-i Rahman'a kavuşturan hastalığı sırasında yanından dışarı çıktı. (Dışarıda bekleyen) halk: "Ey Ebu'l-Hasan, Resulullah (sav) ne durumda?" diye sodular. "Allah'a hamdolsun iyileşti!" dedi. Hz. Abbas (ra) elinden tuttu. Ve: "Üç gün sonra [Resulullah (sav) ölecek, sen bir başkasına] me'mur olacaksın. Ben, vallahi Resulullah (sav)'ın bu hastalığından (kurtulamayıp) vefat edeceğini görüyorum. Zira ben, Abdulmuttaliboğullarının ölüm sırasında aldığı şekli biliyorum. Gel Resulullah (sav)'a gidip bu "iş" (hilafet) kimde kalacak onu soralım. Bizde kalacaksa (şimdiden) bilmiş oluruz. Bizden başkasına kalacaksa kendisiyle konuşuruz, bizi (ona) tavsiye eder" dedi. Ali (ra): "Eğer, biz onu sorsak bunun üzerine (hilafeti) bize yasaklasa, halk ondan sonra onu asla bize vermez. Vallahi ben böyle bir şey soramam!" dedi. |Buhari, İstizan 29, Meğazi 83|1735
HİLAFET VE İMAMETLE İLGİLİ BÖLÜM|Hulefa-i Raşidin Ve Onların Seçimleri|buharimüslimtirmizi|Cübeyr İbnu Mut'im|Bir kadın, Resulullah (sav)'a gelerek bir hususta kendisiyle konuştu. Resulullah (sav), (kendisine) tekrar gelmesini emretti. Bunun üzerine kadın: "Ya seni bulamazsam!" dedi. Kadın ( bu sözüyle) sanki ölümü kasdetmişti, Resulullah (sav): "Eğer beni bulamazsan, Ebu Bekir'e uğra!" diye cevap verdi." |Buhari, Ahkam 57, Fedailu Ashabı n-Nebi 5, İ'tisam 24; Müslim, Fedailu's-Sahabe 10, (2386); Tirmizi, Menakıb, (3677)|1736
HİLAFET VE İMAMETLE İLGİLİ BÖLÜM|Hulefa-i Raşidin Ve Onların Seçimleri|buharinesai|Aişe|Resulullah (sav) vefat ettiği zaman, babam Ebu Bekir (ra), (Mescid-i Nebi'den bir mil kadar uzaklıkta olan) Sunh nam mevkide idi -ki Aliye (denen Medine'nin yüksek kısmını ki burası Hazrec'e mensup Beni'l-Harise'nin menzillerinin bulunduğru mevki)yi kasdetmektedir- Hz.Ömer (ra) kalkıp: "Vallahi Resulullah (sav) vefat etmedi. Allah mutlaka onu geri gönderecektir, o da (münafık) kimselerin ellerini ve ayaklarını kesecek..." diyordu. Derken Hz. Ebu Bekir (ra) geldi. Resulullah (sav)'ın yüzünü açtı ve öptü. "Annem babam sana feda olsun. Sağlığında hoştun, ölümünde de hoşsun! Nefsimi kudret elinde tutan Zat-ı Zülcelal'e yemin olsun, Allah sana ebediyyen iki ölüm tattırmayacak!" dedi. Sonra dışarı çıkıp: "(Hz. Ömer'i kasdeterek): "Ey (Peygamber ölmedi diye) yemin eden kişi, ağır ol!" dedi. Hz. Ebu Bekir konuşmaya başlayınca Hz. Ömer (ra) oturdu. Hz. Ebu Bekir Allah'a hamd ü sena ettikten sonra: "Haberiniz olsun! Kim Muhammed'e tapıyor idiyse bilsin ki artık Muhammed ölmüştür. Kim de Allah'a tapıyor idiyse o da bilsin ki Allah hayydır, ölümsüzdür!" dedi ve şu ayeti okudu: "Ey Muhammed, şüphesiz sen de öleceksin, onlar da ölecekler" (Zümer 30). Şu Ayeti de okudu: "Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler geçmişti. Ölür veya öldürülürse geriye mi döneceksiniz? Geriye dönen, Allah'a hiçbir zarar vermez. Allah, şürkedenlerin mükafatını verecektir." (Al-i İmran 144). Bu açıklama üzerine halk boğuk boğuk ağlamaya başladı. Ensar (ra), Beni Saide yurdunda, Sa'd İbnu Ubade'nin etrafında toplandı. (Muhacir de oraya geldi. Ensariler): "Bizden bir emir, sizden de bir emir!" dediler. Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Ebu Ubeyde (ra) de oraya geldiler. Hz. Ömer konuşmaya başladı ise de Hz. Ebu Bekir onu susturdu. Hz. Ömer (bilahere) şöyle diyordu: "Vallahi, ben konuşmayı şu sebeple arzu etmiştim: (Zihnimde) hoşuma giden sözler hazırlamış, Ebu Bekir bunlara ulaşamaz (onun hatırından bunlar geçmeyebilir) diye endişe etmiştim. Ama, yemin olsun, Ebu Bekir öyle bir konuştu ki, vallahi içimde hazırlamış olduğum güzel sözlerin hepsine isabet etti, (benim aklıma gelmeyen daha da güzelini) beliğ şekilde ifade etti. Onun sözleri arasında şu da vardı: "(Ey Ensar) biz (Kureyşli)ler emirleriz, sizler de vezirlersiniz!" Bu söz üzerine Hubab İbnu'l-Münzir ayağa kalktı ve: "Hayır vallahi bunu yapmayız. Bizden bir emir, sizden de bir emir olacak!" dedi. Hz. Ebu Bekir (ra): "Hayır! Olmaz bu. Bizler emirleriz, sizler de vezirlersiniz" dedi. Rezin şunu ilave etti: "Hz. Ebu Bekir devamla şunu söyledi: "Bu "iş (hilafet), şu Kureyş cemaati için meşru tanınacaktır. Onlar, yer itibarıyla Arapların ortasındadır, şerefçe de (eskiden beri) en gözdeleridir. Öyleyse, Ömer'e veya Ebu Ubeydeye biat edin!" Hz. Ömer atılarak: "Bilakis, biz sana biat ediyoruz. Sen bizim efendimizsin, en hayırlımızsın, üstelik Resulullah (sav)'a da en sevgili olanımızsın!" dedi ve Hz. Ebu Bekir (ra)'in elinden tutup ona biat etti. Hz. Ömer (ra)'i müteakip halk da ona biat etti. Bunun üzerine biri: "Sa'd İbnu Ubade'yi katlettiniz!" diye bağırdı. Hz. Ömer (ra) öfkeyle: "Allah onu katletsin!" dedi. Hz. Aişe (ra) devamla der ki: "Bu her iki konuşmada geçen sözleri de Allah faideli kıldı. Nitekim Hz. Ömer'in konuşması halkı korkuttu. Aralarında nifak vardı, onun konuşmasıyla Cenab-ı Hakk nifakı bertaraf etti. Hz. Ebu Bekir (ra) de halkın nazarını Allah'a çevirip, üzerinde oldukları hakkı (islam'ı) öğretti. Oradan şu ayeti okuyarak ayrıldılar. (Mealen): "Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler geçmişti. Ölür veya öldürülürse geriye mi döneceksiniz? Geriye dönen, Allah'a hiçbir zarar vermez. Allah şükredenlerin mükafaatını verecektir" (Al-i İmran 144). [(İbnu Deybe diyor ki:) "Derim ki: "Rezin şunu ilave etti" sözü, et-Tecrid'de ve Tecrid'in aslında mevcuttur. Bu ziyade aynısıyla Sahih-i Buhari'de mevcuttur. Allahu a'lem."] |Buhari, Fedailu'l-Ashab 5, Cenaiz 3, Megazi 83; Nesai, Cenaiz 11, (4, 11)|1737
HİLAFET VE İMAMETLE İLGİLİ BÖLÜM|Hulefa-i Raşidin Ve Onların Seçimleri|buharimüslim|İbnu Abbas|Ben, Muhacirler'den bir çoğundan Kur'an öğreniyordum. Abdurrahman İbnu Avf, onlardan biri idi. (Ben Mina'da onun menzilinde iken, o da, Hz. Ömer'in son defa yapmış olduğu haccda onun yanında idi. Abdurrahman yanıma dönüşte:) "Bugün Hz. Ömer'in yanına gelen bir adamı keşke sen de görseydin. Dedi ki: "Ey mü'minlerin emiri, bir adam görsen ki sana; "Keşke Ömer ölmüş olsa da falancaya (Bezzarın rivayetinde Talha İbnu Ubeydillah'a) biat etsem. Vallahi Hz. Ebu Bekir (ra)'in biati çabucak oldu bitti" dese ne dersin?" dedi. Hz. Ömer bu söze (daha önce hiç görmediğim kadar) öfkelendi ve: "İnşaallah bu akşam halka hitab edip, (ahd ve müşaverede olmaksızın) idareyi gasbetmek isteyen bu heriflere karşı onları uyaracağım" dedi. Abdurrahman ilaveten dedi ki: "(Bunun üzerine) Hz. Ömer'e: "Ey mü'minlerin emiri," dedim, "böyle bir şey yapma. Zira hacc mevsiminde insanların cühela ve serseri takımı biraraya gelir. Konuşmak üzere halkın içinde doğrulduğun zaman bunlar ola ki, etrafında ekseriyeti teşkil ederler. Korkum şu ki, siz kalkar birşeyler söylersiniz, o cahillerin her biri bir başka şey anlar, esas ifade etmek istediğiniz maksad tamamen kaybolur. Şu halde acele etmeyin, Medine'ye varın. Orası daru'l-hicret ve sünnettir (hicretin yapıldığı, sünnetin yaşandığı mahaldir). Orada fıkıh uleması ve insanların eşrafıyla başbaşa kalır, dilediğinizi rahatça söylersiniz. Alimler sözlerinizi eksiksiz öğrenirler ve maksadınız ne ise onu anlarlar." (Bu sözüm üzerine) Hz. Ömer (ra): "Pekala, vallahi inşaallah Medine'ye vardığımda ilk fırsatta bu toplantıyı aktedeceğim!" dedi. İbnu Abbas (ra) devamla dedi ki: "Zilhicce'nin sonlarında Medine'ye geldik. Cuma günü öğle olur olmaz camiye gitmede acele ettim." Rezin şu ilavede bulundu: "Öğle sıcağında çıktım." Sonra önceki hadisi anlatmaya (İbnu Abbas) devam etti ve dedi ki; "(Camiye gelince) Said İbnu Zeyd İbni Amr İbni Nüfeyl (ra)'i minberin köşesinde oturmuş buldum. Dizim dizine değecek şekilde yanına oturdum. (Sağıma soluma bakmaya) başlamadan Ömer İbnu'l-Hattab (yerinden minbere doğru) çıktı. Onun gelmekte olduğunu görünce yanımdaki Said İbnu Zeyd İbni Amr İbni Küfeyle: "Bu öğle, Ömer, halife olduğu günden beri hiç yapmadığı bir konuşma yapacak" dedim. Zeyd, söylediğimi hoş karşılamadı ve: "Daha önce konuşmadığı şeyi konuşması ne mümkün!" deyip beni reddetti. Hz. Ömer (ra) minbere oturdu. Müezzin ezanını tamamlayınca, doğruldu. Cenab-ı Hakk'a layık olduğu hamd ve senada bulundu. Sonra şunları söyledi: "Emma ba'd. Ben şimdi sizlere, Cenab-ı Hakk'ın söylememi takdir buyuracağı bir konuşma yapacağım. Bilemiyorum, belki de ecelim yakındır, (bu son hutbem olur). Kim bu sözlerimi anlar ve hafızasına alabilirse bineğinin götürdüğü her yerde nakletsin. Kim de anlamış olmaktan korkarsa, hiç kimseye hakkımda yalan söylemesin! Helal etmiyorum. Allah celle şanuhu, Muhammed (sav)'i hakla gönderdi, kendisine kitap indirdi. Allah'ın indirdikleri meyanında recm ayeti de vardı. Biz onu okuduk, anladık ve ezberledik. Resulullah (sav) recm cezası verdi. O'ndan sonra da bizler verdik. Şahsen aradan fazla zaman geçince, bazılarının çıkıp: "Allah'ın kitabında biz recm ayeti bulamıyoruz" diyerek Allah'ın indirmiş olduğu bir farzı terkedip sapıtmalarından korkuyorum. Recm, Allah'ın kitabında muhsan, yani baliğ, akil, sahih bir evlilikle evlenmiş ve gerdek yapmış olduğu halde zina eden kadın ve erkeklere -isbatlayıcı beyyine veya hamilelik, veya itiraf olduğu takdirde" uygulanması gereken bir haktır." Zina haddiyle ilgili babta zikri geçmiş olan İbnu Abbas hadisi (1589 numaralı hadis) gibi zikrettikten sonra dedi ki: "...Ve dahi bana ulaştı ki, birileri şöyle demiş: "Ömer ölünce, (herkesle istişare, biat aramaksızın) falancaya biat edeceğim." Sakın ha! Hiç kimseyi, "Hz. Ebu Bekir'in seçimi de oldu bittiye geldi. (Biz de onun seçilme tarzına uygun olarak birini seçebiliriz)" gibi sözler aldatmasın. Haberiniz olsun, -evet onun seçimi çabuk olmuştur bu doğru- ancak, Allah (umumiyetle çabuk yapılan işlerde bilahere karşılaşılan) şerlerden (bu ümmeti) korumuştur. Sizden hiç kimseye, Hz. Ebu Bekir (ra)'e yapıldığı şekilde (alaka gösterilerek) boyunlar koparcasına nazarlar çevrilip baş uzatılmaz. Öyle ise, Müslümanların istişare ve te'yidi tahakkuk etmeksizin kim bir başkasına biat ederse bilsin ki, ne biat edene, ne de edilene itibar edilmeyecektir. Böyle bir biat akdi, edeni de edileni de ölüme maruz bırakacaktır. (Hz, Ebu Bekir'e yapılan biat böyle kıt düşüncelilerin zannettiği gibi değildir, iç yüzünü anlatayım:) Resulullah (sav)'in ruhunu Cenab-ı Hakk kabzettiği vakit, haberimiz oldu ki, Ensar büyük bir grup halinde bizden ayrı olarak Beni Saide sakifinde toplanmışlar. Ali, Zübeyr ve bunlarla birlikte (Abbas gibi diğer) bazıları bizden ayrılarak (cenazeyle meşgul olmak üzere) geride kaldılar. Muhacirler de Hz. Ebu Bekir (ra)'in etrafında toplandılar. Hz. Ebu Bekir'e: "Ey Ebu Bekir, haydi şu Ensari kardeşlerimizin yanlarına gidelim!" dedim. Onlara (bir an önce yetişmek üzere) yürüdük. Yakınlarına varınca, onlardan iki salih zatla karşılaştık, Kavmin (Sa'd İbnu Ubade'yi halife seçme hususundaki) kararlarını zikrettiler, sonra da: "Ey Muhacirler cemaati nereye gidiyorsunuz?" diye sordular. Biz: "Şu Ensari kardeşlerimize gidiyoruz!" dedik. "Hayır, onlara yaklaşmayın, hükümlerim versinler" dediler. Ben: "Vallahi onlara gideceğiz" dedim ve yürüdük. Onları Beni Saide sakifinde bulduk. Ortalarında üzeri örtülü birisi vardı. "Bu da kim?" dedim. Sa'd İbnu Ubade'dir!" dediler. Ben: "Nesi var?" diye sordum. "Titriyor!" dediler. Biraz oturmuştu ki, hatipleri şehadet getirerek söze başladı. Cenab-ı Hakk'a layık olduğu hamd ve senayı ifade ettikten sonra şu konuşmayı yaptı: "Emma ba'd! Biz Allah'ın ensarı ve İslam'ın ordusuyuz. Siz ey Muhacirler, asıl kavminden kopup gelmiş (içimizde) az bir grupsunuz!" (Anladık ki) bunlar, aslen müstehak olduğumuz fonksiyonumuzdan bizi koparmak, emirlikten uzak tutmak istiyorlardı. Hatip sözlerini tamamlayınca konuşmak arzu ettim. Bu esnada, içimden söyleyecek güzel sözler hazırlamıştım, bunlar hoşuma da gitmişti. Bunları Ebu Bekir (ra)'in huzurunda söylemek istiyordum. Ben bazan onun hiddetini yatıştırıyordum. Konuşmak istediğim sırada Ebu Bekir: "Acele etme!" dedi. Onu öfkelendirmek istemedim (ve konuşmaktan vazgeçtim). Ebu Bekir (ra) konuştu. O aslında benden daha çok hilme sahip , daha vakur idi. Allah'a yeminle söylüyorum, içimde hazırladığım bütün güzel sözleri eksiksiz aynı güzellikte ve hatta daha da güzel bir biçimde bu konuşması esnasında söyledi. Demişti ki: "Hakkınızda söylediğiniz hayır (ve fazilet ne varsa) hepsine layıksınız. Ancak bu (emirlik) işi, Kureyş kabilesine (meşru) tanınır. Onlar, neseb yönüyle de, yurt yönüyle de Arab'ın ortasında yer alır. Ben sizin için şu iki şahıstan birini uygun buldum, bunlardan hangisini isterseniz ona biat edin!" Böyle deyip "benim ve Ebu Ubeyde İbnu'l-Cerrah'ın- ellerimizden tuttu. Ebu Bekir, ikimizin arasında oturuyordu. Onun (ikimizi imamlığa teklif eden cümlesinden başka) bütün söyledikleri hoşuma gitti. Vallahi, Ebu Bekir'in bulunduğu bir kavmin başına emir seçilmektense, ortaya çıkarılıp boynunum vurulmasını gerektirecek bir günah işlemek bana daha sevgili gelirdi. Ancak, nefsimin bana ölüm anında hoş gösterdiği şeyi şimdi bulamıyorum. Derken Ensar'ın (Hubab İbnu'l-Münzir adındaki) bir sözcüsü: "Beni (hasta hayvanların kaşınarak rahatladıkları) kaşınma çubukcağızı, yaslandığı dikme ile ayakta duran hurma fidancığı kabul edin (ve fikrimi dinleyin. Diyorum ki): "Sizden bir emir, bizden de bir emir olsun, ey Kureyş cemaati!" dedi. Bunun üzerine her kafadan bir söz çıkmaya başladı, gürültü çoğaldı. Öyle ki ihtilaf çıkacak diye korktum. Hz. Ebu Bekir'e: "Ey Ebu Bekr, uzat elini!" dedim. Elini uzattı, ben ona biat ettim. Muhacirler de biat ettiler. Sonra da Ensar biat etti. Sa'd İbnu Ubade (ra)'nin üzerine atıldık. Derken onlardan biri: "Sa'd İbnu Ubade'yi öldürdünüz!" demez mi? Ben de: "Sa'd İbnu Ubade'yi Allah öldürsün!" dedim. Hz. Ömer (ra) der ki: "Vallahi biz, Hz. Peygamber (sav)'ın defni sırasında, Hz. Ebu Bekir'in seçiminden daha ehemmiyetli bir şey düşünemedik. Biat gerçekleşmeden halkı terketmemiz halinde, oradan ayrılınca, arkamızdan kendilerinden birini halife seçiverecekler diye korktuk. Böyle bir durumda ya bize de razı olmaya olmaya biat edecek veya muhalefet edecek ikisi de fesad olacaktı. Bilesiniz, Müslümanlarla istişare etmeden kim bir başkasına biat ederse, ne biat edene, ne de kendisine biat edilene itibar edilmez, ikisinin de öldürülmesinden korkulur. [Müslim'de hadis muhtasar olarak kaydedilmiştir.] |Buhari, Muharibin 30, 31, İ'tisam 16, Mezalim 19, Menakıbu'l-Ensar 46, Megazi 11; Müslim, Hudud 15, (1691)|1738
HİLAFET VE İMAMETLE İLGİLİ BÖLÜM|Hulefa-i Raşidin Ve Onların Seçimleri|buharimüslim|Aişe|Hz. Fatıma ve Hz. Abbas (ra), Hz. Ebu Bekir (ra)'e uğrayıp, Resulullah (sav)'tan kendilerine kalan mirası sordular. Hz. Ebu Bekir (ra) onlara: "Resulullah (sav)'ın: "Bize kimse varis olamaz, bıraktıklarımız hep sadakadır. Ancak Al-i Muhammed bu maldan (ihtiyacı kadarını) yer" dediğini işittim. Allah'a yemin olsun Resulullah (sav)'ın yaptığını gördüğüm bir şeyi terketmem, mutlaka onu yaparım. Ben O'nun emrinden bir şey terkedecek olsam sapıtmaktan korkarım!" dedi. Bunun üzerine Hz. Fatıma, Hz. Ebu Bekir (ra)'e küstü ve altı ay sonra ölünceye kadar onunla konuşmadı. Hz. Ali, onu geceleyin defnetti. Ölümünü Hz. Ebu Bekir (ra)'e haber vermedi. Hz. Ali, Fatıma (ra) sağken halk nazarında ayrı bir makama, izzete sahipti. Hz. Fatıma vefat edince, halkın alakası ondan kesildi. Bir adam Zühri (ra)'ye: Ali, (Hz. Ebu Bekir'e) altı ay biat etmedi mi?" diye sordu. "Hayır, vallahi hayır, Beni Haşim'den hiç kimse geri kalmadı. Ali (ra), insanların nazarlarının kendinden çevrildiğini görünce Hz. Ebu Bekir (ra)'le musalahaya mecbur kaldı. Ona haber salarak: "Yanında kimse olmadan, yalnız olarak bize gel!" dedi. kendisine Hz. Ömer'in gelmesini istemiyordu, çünkü ondaki şiddet ve hiddet halini biliyordu. Hz. Ömer (ra): "Onlara tek başıa gitme!" dedi. Hz. Ebu Bekir (ra): ""Vallahi tek başıma gideceğim. Bana ne yapabilirler ki?" dedi ve Ebu Bekir (ra) onlara gitti. Hz. Ali (ra)'nin yanına girdi. Beni Haşim, yanında toplanmışlar idi. (Hz. Ebu Bekir'i görünce) kalktı. Allah'a hamd-ü senada bulundu. Sonra şunu söyledi: "Emma ba'd! Ey Ebu Bekir, bizim sana biat etmemize mani olan şey senin faziletini inkarımız değildir, sana karşı bir rekabet düşüncemiz de yok. Ancak, biz, bu "iş"te bizim de bir hakkımız olduğuna inanıyorduk. Bize karşı müstebit davrandınız!" Sonra Resulullah (sav)'a olan yakınlığını zikretti. Ali bunları zikrettikçe Hz. Ebu Bekir (ra) ağlamaktan kendini alamıyordu. Hz. Ebu Bekir (ra) şehadet getirdi, Allah Teala'ya hamdetti, senada bulundu. Sonra şunları söyledi: "Emma ba'd! Allah'a kasem olsun, şurası muhakkak ki, Resulullah (sav)'ın akrabaları bana, kendi akrabalarımdan daha yakın, daha sevgili. Ve ben, yeminle söylüyorum, benimle sizin aranızda olan bu mal meselesinde haktan ve hayırdan hiç ayrılmış değilim. Zira, ben Resulullah (sav)'dan şunu işittim: "Bize kimse varis olamaz, bıraktığımız sadakadır. Al-i Muhammedi bu maldan yer." Vallahi ben, Resulullah (sav)'ın yaptığını gördüğüm bir işi terketmem, Allah'ın izniyle mutlaka yaparım" dedi. Hz. Ali (ra): "Biat için öğleden sonra buluşalım" dedi. Ebu Bekir (ra) öğleyi kılınca, cemaate yönelip Hz. Ali (ra)'nin (biati geciktirmedeki) beyan ettiği özürleri halka anlattı. Sonra da Hz. Ali (ra) kalkıp, Hz. Ebu Bekir (ra)'in hakkını tazim buyurdu, faziletlerini, İslam'a sebkat eden hizmetlerini zikretti. Sonra Ebu Bekir (ra)'e yaklaşıp biat etti. Halk, Hz. Ali (ra)'nin etrafını sarıp:"isabet ettin, çok iyi bir davranışta bulundun" diyerek takdir ettiler. Hz, Ali (ra) bu ma'ruf işe döndüğü zaman halk (tekrar) kendisine yakınlık (ve alaka) gösterdi." [Metin Müslim'dendir. Hadis Buhari'de muhtasardır.] |Buhari, Fedailu'l-Ashab 12; Müslim, Cihad 53, (1759)|1739
HİLAFET VE İMAMETLE İLGİLİ BÖLÜM|Hulefa-i Raşidin Ve Onların Seçimleri|buharimüslim|Kasım İbnu Muhammedi|Hz. Aişe (ra) bir gün hastalanmış: "Vay başım, (ölüyorum)!" demişti. Hz. Peygamber (sav) (şaka olsun diye): "Keşke bu ben sağken olsa, sana istiğfar eder, dua ediveririm!" dedi. Bunun üzerine Hz. Aişe (ra) birden parladı: "Vay başıma gelen. Vallahi görüyorum ki ölmemi istiyorsun. Ben öleceğim, sen de akşama zevcelerinden biriyle başbaşa kalacakın ha!" dedi. Resulullah (sav) (sözü değiştirerek) dedi ki: "Bilakis ben ölüyorum, vay başım! Ebu Bekir'e ve oğluna birini gönderip (benden sonra hilafet hususunda "ben daha layığım" iddia veya temennisinde bulunacaklara karşı) yerime geçeceği tesbit etmek istemiştim. Sonradan (kendi kendime: "Böyle bir iddiayı Ebu Bekir dışında kim yaparsa) Allah kabul etmez, mü'minler de reddederler" dedim (ve vasiyet yapmaktan vazgeçtim)." |Buhari, Ahkam 51, Merda 16; Müslim, Fedailu's-Sahabe 11, (2387)|1740
HİLAFET VE İMAMETLE İLGİLİ BÖLÜM|Hulefa-i Raşidin Ve Onların Seçimleri||Aişe|Hz. Ebu Bekir (ra), ölüm anı yaklaşınca (muhtazar olunca), Hz. Ömer'i çağırttı ve: "Ey Ömer, ben Resulullah (sav)'ın ashabı üzerine seni halife seçiyorum. Mizanı ağır olan, hakka uyması sebebiyle kıyamet günü mizanı ağır basacak ve ağırlık kendine olacak kimsedir. Sadece hakkın girdiği mizanın ağır olması da hak olmuştur. Ey Ömer! Mizanı hafif olan da, batıla uyması sebebiyle, kıyamet günü sevabı az ve hafif olan ve bu hafiflikle teraziye girecek olandır, içerisine sadece batıl giren mizanın hafif olması da haktır." Ayrıca, askerlerin komutanlarına da şunu yazdı: "Başınıza Ömer'i seçtim. Kendim için de, Müslümanlar için de hayrı seçtim." Sonra Ebu Bekir (ra) vefat etti ve geceleyin defnedildi. Bilahere Hz.Ömer (ra), ayağa kalkıp hamd-ü sena ettikten sonra şunları söyledi: "Ey insanlar, ben size, hiç bilmediğiniz bir şeyi kendimden uydurup öğretecek değilim. Ben Ömer'im. Size emir olma hususunda hırsım yok. Ancak vefat eden Ebu Bekir (ra) bunu bana vasiyet etti. Bu işi ona Allah'ın ilham ettiğine inanıyorum, imamlığımı, ona ehil olmayan kimseye bırakmam. Fakat onu, Müslümanlara saygı göstermeye gayret edenlere bırakırım, işte böyleleri, Müslümanlara emir olmaya başkalarından daha çok layıktır." [Muvatta'da bulunamamıştır.] ||1741
HİLAFET VE İMAMETLE İLGİLİ BÖLÜM|Hulefa-i Raşidin Ve Onların Seçimleri|buharimüslimtirmiziebu davud|Ma'dan İbnu Ebi Talha|Hz. Ömer (ra), cuma günü hutbe verdi. Önce Resulullah (sav)'ı hatırlattı, sonra Hz. Ebu Bekir (ra)'i andı. Sonra da şunları söyledi: "Ben rüyamda bir horoz gördüm, bana üç gaga vurdu. Bunu, ecelim yaklaştı diye yordum. Bazı kimseler, yerime birini seçmemi söylüyorlar. Allah ne dini, ne hilafetini, ne de Resulü (sav) ile gönderdiği şeyi zayi edecek değildir. Eğer ecelim çabucak gelirse hilafet, Resulullah (sav) ölürken kendilerinden razı bulunduğu şu altı kişinin müşaveresi ile belirlenecektir. Ben biliyorum ki, bazıları bu seçime dil uzatacaklardır. Bunlar benim şu elimle İslama kattığım kimselerdir. Eğer bunu yaparlarsa bilin ki, onlar ancak Allah'ın düşmanlarıdır, kafirlerdir, sapıklardır. Sonra sözüne şöyle devam etti: "Ey Rabbim, seni Ensar'ın ümerasına şahid kılıyorum. (Bilin ki) ben onları, adaletli olsunlar ve halka dinlerini, Peygamberlerinin (sav) sünnetini öğretsinler (zekatı) aralarında taksim etsinler, dini meselelerde müşkilatla karşılaşınca bana bildirsinler diye başlarına tayin ettim." Hz. Ömer (ra)'in bu hutbesinden bir cuma geçmişti ki hançerlendi. Yanına girmek için önce Muhacirler'e, sonra Ensar'a, sonra Medineliler'e, sonra Şamlılar'a, sonra Iraklılar'a sırayla izin verdi. Biz, huzura girenlerin sonuncusu idik. Siyah bir bürde ile yarası sarılmış, üzerinden kanlar akıyor vaziyette gördük. "Bize vasiyette bulun!" dedik. Ona bizden başka vasiyet talebinde bulunan olmadı. "Size dedi, Allah'ın Kitabı'nı vasiyet ediyorum. Zira ona uyduğunuz müddetçe asla sapıtmazsınız. Size Muhacirleri de vasiyet ediyorum. Zira insanlar çoğalırken onlar azalıyor. Size Ensar'ı da vasiyet ediyorum. Zira onlar, imanın sığındığı melcedir. Size bedevileri de vasiyet ediyorum. Zira onlar aslınız, dayanağınızdır." Bir rivayette şöyle denmiştir: "...Zira onlar kardeşlerinizdir, düşmanınızın düşmanıdır. Size zımmileri de vasiyet ediyorum, zira onlar Peygamberimiz (sav)'in zimmeti ve ailenizin rızkıdır. Beni terkedin artık." (Bir rivayette şöyle gelmiştir: "Hz. Ömer (ra) hançerlendiği zaman kendisine: "Birini yerinize seçseniz!" denilmişti. Şu cevabı verdi: "Yani işinizi sağken de, ölmüşken de ben mi sırtımda taşıyayım? Mamafih, birisini seçecek olsam (bu caizdir, zira) benden daha hayırlı olan Ebu Bekir seçmiştir. Seçimi terkedecek olsam (bu da caizdir zira) benden daha hayırlı olan Resulullah (sav) da seçimi terketti. Ben istedim ki, bundaki nasibim başa baş olsun, ne lehime ne de aleyhime." Abdullah İbnu Ömer (ra) dedi ki: "(Ömer'in bu sözü üzerine) anladım ki, yerine kimseyi tayin etmeyecektir." Oradakiler: "Allah hayırlı mükafaatlar versin. Sen şu şu hizmetleri yaptın" dediler. O da: "Uman ve korkan" diye cevap verdi.") |Buhari, Ahkam 51; Müslim, İmaret 12, (1823); Tirmizi, Fiten 48, (2226); Ebu Davud, Haraç 8, (2939)|1742
HİLAFET VE İMAMETLE İLGİLİ BÖLÜM|Hulefa-i Raşidin Ve Onların Seçimleri|buharimüslimtirmiziebu davud|İbnu Ömer|Hz. Hafsa (ra)'nın yanına girdim, saçlarından su damlıyordu. Bana: "Babam, yerine halife tayin etmiyormuş biliyor musun?" dedi. Ben: "Tayin etmesi gerekir" dedim. "Etmiyor!" dedi. Abdullah der ki: "Bu hususta babamla konuşmak üzere yemin ettim, sustum ve sabahleyin eve gittim. Ama babamla konuşmadım. Sanki elimde bir dağ taşıyor gibi sıkıntılı idim. Nihayet dönüp babamın huzuruna girdim. Bana halkın durumundan sordu. Haber verdim. Sonra kendisine: "Halkın birşeyler söylediğini işittim. Onu size söylemeye azmettim. Sizin, yerinize halife tayin etmeyeceğinizi zannediyorlar. Halbuki sizin bir deve çobanınız veya koyun çobanınız olsa, sonra sürüyü bırakarak size gelse, siz mutlaka sürünün zayi olacağını bilirsiniz, insanlara nezaretin daha (ehemmiyetli ve) çetin olduğu da malumunuzdur" dedim. Bu sözlerim ona muvafık geldi ve bir müddet başını (yastığa) koydu. Sonra tekrar bana doğru kaldırarak: "Allah dinini, muhafaza edecektir. Ben yerime halife bırakmamış olsam meşrudur, çünkü Resulullah (sav) da yerine kimseyi bırakmamıştır. Şayet bir halife bırakacak olsam o da meşrudur, çünkü Ebu Bekir bırakmıştır" dedi. İbnu Ömer der ki: "Vallahi babam, Resulullah (sav) ile Hz. Ebu Bekir'i anmaktan başka bir şey yapmadı. Anladım ki, Resulullah (sav)'a hiç kimseyi denk tutmayacak ve yerine de kimseyi halife bırakmayacak" |Buhari, Ahkam 51; Müslim, İmaret 12, (1823); Tirmizi, Fiten 48, (2226); Ebu Davud, Haraç 8, (2939)|1743
HİLAFET VE İMAMETLE İLGİLİ BÖLÜM|Hulefa-i Raşidin Ve Onların Seçimleri|buhari|Amr İbn Meymun el-Evdi|Hz. Ömer hançerlendiği sabah ben ayaktaydım. O'nunla -yani Hz. Ömer'le- benim aramda sadece Abdullah İbnu Abbas (ra) vardı, iki saf arasından geçince, arada durup bakmıştı. Bir boşluk gördü ve "Safları düz tütün" dedi. Saflarda herhangi bir boşluk kalmayınca öne geçip tekbir getirerek namaza başladı, ilk rek'atte cemaat toplanıncaya kadar, muhtemelen Yusuf veya Nahi suresini veya bunlara mümasil bir süre okudu. (Rüküye gitmek üzere) tekbir getirmişti ki, hançerlendiği sırada "Köpek beni öldürdü" veya "...yedi" diye bir ses işittim. el-Ilc (mel'unu), iki ağızlı bir bıçak elinde olduğu halde (kapıya doğru) fırladı, sağında solunda kime rastladı ise hançer sapladı. O gün cemaatten tam on üç kişi yaralamıştı. Bunlardan dokuzu derhal öldü. Bir rivayete göre yedi kişi ölmüştür. Bu durumu gören Müslümanlardan biri, herifin üzerine bir bürnus attı. el-Ilc yakalandığını zannederek bıçağı kendisine saplayıp intihar etti. Hz. Ömer (ra), Abdurrahman İbnu Avf (ra)'ı tutup öne geçirdi. Ömer'in arkasındakiler de benim gördüklerimi gördüler. Mescidin yan tarafındakiler, olup biten ne idi anlayamamışlardı. Ancak onlar, "sübhanallah, sübhanallah" diyen Hz. Ömer'in sesini duyuyorlardı. Abdurrahman cemaate namazı kısa bir şekilde kıldırıp tamamlattı. Cemaat namazdan çıkınca Hz. Ömer (radıyallahu anh): "Ey İbnu Abbas, bak beni kim öldürdü!" dedi. (İbnu Abbas) bir müddet dolaşıp döndü ve: "Muğire İbnu Şu'be'nin kölesi" dedi. Hz. Ömer (ra): "Allah canını alsın. Ben ona iyilik emretmiştim" dedi ve ilave etti: "ölümümü Müslümanlardan birinin eliyle yapmayan Allah'a hamdolsun. Sen ve baban, Medine'de el-Ilc'ların (İranlı kölelerin) çoğalmasını severdiniz." (Bu söz İbnu Abbas (ra)'ya idi) çünkü en çok köle Abbas (ra)'da vardı, İbnu Abbas (ra): "Dilerseniz yapayım -yani isterseniz onların hepsini öldürelim-" dedi. Hz. Ömer (ra): "Hayır, sizin dilinizle konuşmalarından, kıblenize müteveccih namaz kılmalarından, haccmizla haccetmelerinden sonra hayır!" dedi. Sonra evine taşındı. Onunla bizde gittik. Sanki insanlara o güne kadar hiç musibet gelmemişti. Birisi: "Korkarım ölecek!" bir diğeri: "Bir şeyi yok" diyordu. Nebiz (hurma şırası) getirildi, ondan biraz içti. Bu, karnındaki yaradan geri çıktı. Sonra süt getirildi, ondan da içti. O da yarasından geri çıktı, iyice anlaşılmıştı, Ömer (ra) ölecekti. Halk gelip kendisine senada bulunuyordu. Bir genç geldi: "Ey müzminlerin emiri, Allah'ın müjdesiyle sizi müjdeliyorum. Resulullah (sav)'la sohbetiniz var, bildiğiniz gibi İslama geçmiş hizmetleriniz var. Sonra başa geçtiniz ve adaletli oldunuz ve sonunda şehadet!" dedi. Hz. Ömer (büyük bir tevazu ile): "Bütün bunların (günahlarımı karşılayabilmesini, Allah'ın huzurunda) başa baş yeterli olmasını ne kadar isterim" diye cevapladı. Genç geri dönünce, izarının yere değmekte olduğunu gördü. "Onu bana çağırın" dedi (ve gelince): "Ey kardeşimin oğlu, giysini kaldır, öyle yapman giysini daha temiz kılar, Rabbine karşı muttaki ol!" dedi. Sonra bana yönelerek: "Ey Abdullah, araştır bakalım üzerimde ne kadar borç var!" dedi. Hesapladılar, seksen altı bin dirhem kadar borcu olduğu anlaşıldı. "Ömer ailesinin malı yeterse, bunu onların malından ödeyin. Yetmezse Beni Adiyy İbnu Ka'b'ın malından iste. Onlann malı da yetmezse Kureyş'in malından iste. Kureyş'ten başkasına gitme. Bana bedel bu malı öde. Mü'minlerin annesi Aişe (ra)'ye git ve: "Ömer sana selam ediyor", de. Sakın mü'minlerin emiri deme, bugün artık ben mü'minlerin emiri değilim" De ki: "Ömer İbnu'l-Hattab iki arkadaşıyla birlikte gömülmek için senden izin istiyor." Abdullah der ki: "İzin istedim, selam verip girdim. Hz. Aişe (ra) ağlıyordu. "Ömer sana selam ediyor, iki arkadaşının yanında gömülmek için izin istiyor" dedim. Hz. Aişe: "Onu ben kendim için düşünüyordum. Fakat Ömer'i bugün kendime tercih ediyorum" cevabını verdi. Geri dönünce Ömer'e: "İşte Abdullah İbnu Ömer geldi!" denildi. Hz. Ömer (ra): "Ne haber getirdin?" dedi. "İstediğiniz oldu, Hz, Aişe izin verdi" denilince: "Elhamdülillah" dedi, "nazarımda bundan daha mühim bir şey yoktu." Ruhum kabzedilince beni oraya götürün. (Oraya varınca, Aişe'ye tekrar) selam ver ve: "Ömer izin istiyor!" de. Eğer izin verirse beni içeri alın, eğer beni reddederse, beni Müslümanların mezarlığına götürün." O sırada mü'minlerin annesi Hafsa (ra) geldi. Kadınlar onu örtüyorlardı. Onu görünce kalktık. Ömer'in yanına girdi. Yanında bir müddet ağladı. Erkekler de izin istediler. Onlar için, içerde bir yere girdi, içeriden ağlamasını işitiyorduk. "Ey mü'minlerin emiri, dediler, vasiyet et, yerine birini tayin et!" "Ben, dedi bu işe Resulullah (sav)'ın kendilerinden razı olarak öldüğü şu altı kişiden daha layık birini bilmiyorum, -ve isimlerim saydı: Ali, Osman, Zübeyr, Talha, Abdurrahman İbnu Avf ve Sa'd (ra)." devamla dedi ki: "Size Abdullah İbnu Ömer şehadet ediyor. Onun hilafet işiyle hiçbir ilgisi yok, tıpkı kendisine gelen taziye heyeti gibi. Emirlik, şayet Sa'da isabet ederse, mesele yok. Aksi halde, kim emir olursa ondan istifade etsin. Bilesiniz, ben onu aczi veya hıyaneti sebebiyle azletmedim." Ömer şunu da söyledi: "Benden sonra gelecek halifeye Ensar'ı, Muhacirin'i, bedevileri ve taşra halkını vasiyet ediyorum." Ruhu kabzedilince, onu çıkardık. Yayan (Hz. Aişe'ye kadar) geldik. Abdullah selam verip: "Ömer izin istiyor!" dedi. "Alın içeri!" dedi ve derhal içeri alındı, iki arkadaşıyla birlikte oraya kondu. Defin işinden boşalınca, hilafet hey'eti toplandı. Abdurrahman İbnu Avf (ra): "Seçimin asgari ihtilafla yürümesi için) aranızdan üç kişi seçin!" dedi. Zübeyr (ra): "Ben reyimi Ali (ra)'ye verdim" dedi. Talha (ra) da: "Ben reyimi Osman'a verdim" dedi, Sa'd (ra): "Reyimi ben de Abdurrahman İbnu Avf'a verdim" dedi. Abdurrahman (ra) (Hz. Ali ve Hz. Osman'a yönelerek): "Hanginiz bu işten (halife adaylığından) çekilir, böylece, halifemizi belirleme işini ona bırakırız. Allah ve Müslümanlar onun üzerinde murakıbtır. O da kanaatince en iyi olanı araştıracaktır" dedi. Ancak bu iki şeyh (Hz. Ali ve Hz. Osman (ra) sükut ettiler. Bunun üzerine Abdurrahman onlara: "Seçme işini bana bırakır mısınız? Allah en efdalinizi seçmem hususunda benim üzerimde murakıbdır!" dedi. O ikisi de: "Evet!" dediler. İkisinden birinin (Hz.Ali (ra)'nin elinden tuttu ve: "Senin Resulullah (sav)'a, yakınlığın, İslam'da da kıdemin, (önceliğin) var, bunu biliyorsun. Allah da üzerinde murakıbtır. Kasem ediyorum, seni seçecek olsam mutlaka adaletli olursun, Osman'ı seçecek olsam kesinlikle onu dinleyip itaat edersin." Dedi. Sonra diğerine yönelerek, ona da buna benzer sözler söyledi. Her ikisinden de imsak (yani kesin söz) aldıktan sonra: "Ey Osman kaldır elini!" dedi ve ona biat etti. Ali (ra)'de biat etti. Sonra (kapılar açıldı) Medine halkı da gelip Hz. Osman'a biat etti. |Buhari, Fedailu'l-Ashab 8, Cenaiz 96, Cihad 174, Tefsir, Haşr 5, Ahkam 43, 3|1744
HİLAFET VE İMAMETLE İLGİLİ BÖLÜM|Hulefa-i Raşidin Ve Onların Seçimleri|rezin|Abdullah İbnu Selam|Hz. Osman (ra) muhasara edildiği zaman, namaz kıldırma işine Hz. Ebu Hüreyre (ra)'yi tayin etti. Bazan Hz. İbnu Abbas kıldırıyordu. Sonra, Hz. Osman (isyancılara) elçi yollayıp,benden ne istiyorsunuz? diye sordu. Onlar: "Hilafetten ayrılmanı istiyoruz" dediler. O da: "Allah'ın bana giydirdiği bir kaftanı çıkarmam" diyerek reddetti. "Onlar seni öldürecekler!" dediler. O: "Beni öldürdüğünüz takdirde, ebediyyen birbirinizi sevmeyecek, düşmanla elbirlik savaşamayacaksınız. Göre göre ihtilafa düşeceksiniz. Ey kavm, bana karşı çıkardığınız şu ihtilaf sakın ola başınıza, sizden öncekilerin maruz kaldığı belayı dolamasın!" dedi. İhtilalcilerin tazyikleri artınca, cuma gününe oruçlu olarak girdi. Gün biraz ilerleyince uyudu. Uyanınca: "Şu anda rüyamda Resulullah (sav)'ı gördüm. Bana: "Akşam yanımızda iftarını yapacaksın" buyurdu" dedi. O gün öldürüldü. Sonra Hz. Ali (ra) hutbe okumak üzere kalktı. Hamd-ü senadan sonra: "Ey insanlar, dedi, bana yaklaşın, gözlerinizi, kulaklarınızı dört açın. Şahsen ben ve sizler hepimizin fitnenin içine düşmemizden korkuyorum. Fitne sırasında, hepimize gayret gerekecek." Devamla dedi ki: "Allah bu ümmeti iki edeble terbiye etti: Kitap ve Sünnet. Bunların (tatbiki hususunda), sultan nezdinde gevşeklik olamaz. Öyle ise Allah'tan korkun, aranızdaki meseleleri halledin." Hz. Ali (ra) bunları söyleyip minberden indi ve beytü'l-maldan arta kalan servete yönelerek Müslümanlar arasında taksim etti." [Rezin ilavesidir, kaynağı bulunamamıştır.] |Rezin|1745
HİLAFET VE İMAMETLE İLGİLİ BÖLÜM|Hulefa-i Raşidin Ve Onların Seçimleri|buhari|Hasan Basri|Hasan İbnu Ali, vallahi Hz. Muaviye (ra)'yi dağlar gibi büyük askeri birliklerle karşıladı. Bunun üzerine Amr İbnu'l-As, Hz. Muaviye'ye: "Ben vallahi, öyle askeri birlikler görüyorum ki, bunlar kendileri gibi (sayıca ve keyfiyetçe) akran olan birlikleri öldürmedikçe geri dönmezler" dedi. Muaviye de Amr (ra)'a -ki vallahi Hz. Muaviye bu iki adamın hayırlısıdır- şu cevabı verdi: "Ey Amr, söyle bakalım! Şunlar (bizimkiler) öbürlerini, öbürleri de şunları öldürseler Müslümanların işlerini kim benim adıma yürütecek, kim kadınlarının, yetimlerinin bakımını benim adıma üzerine alacak?" Sulh yapmak için, Kureyş'in Beni Abdişşems boyundan iki kişiyi yani Abdurrahman İbnu Semüre ve Abdullah İbnu Amir'i, Hz. Hasan (ra)'a gönderdi. Bunlara: "Haydi, şu zata gidin, ona (sulh yapmak istediğimizi) söyleyin. (Hilafet arzusundan vazgeçmesini) taleb edin, (buna mukabil ne isterlerse) verin!" dedi. Bunlar Hz. Hasan (ra)'ın yanına gidip, huzuruna çıktılar. (Hz. Muaviye'nin tenbihine uygun olarak) konuştular. (Hilafeti Hz. Muaviye'ye bırakması halinde ne isterse vereceğini) söylediler. Hz. Hasan (ra) onlara: "Bizler Abdulmuttalib'in oğullarıyız. Beytu'l-maldan bir hissemiz var. Bu ümmet (ihtiyaç karşısında mal için) kanını israf etmeye başladı. (Beytu'l-maldan bize ayrılacak hisse nedir?)" dedi. Onlar: "Hz. Muaviye size şunları teklif ediyor, hilafetten vazgeçmenizi taleb ediyor, mukabilinde ne istediğinizi soruyor" dediler. Hz. Hasan (ra): "Sizin bu vaadlerinizi bize kim tekeffül edecek?" dedi. Elçiler: "Sana biz tekeffül ediyor, garanti veriyoruz!" dediler. Hz. Hasan her ne talebte bulundu ise hepsine: "Biz tekeffül ediyoruz!" diyerek teminat verdiler. Böylece Hz. Hasan, Hz. Muaviye (ra) ile sulh yaptı. Hasan Basri demiştir ki: "Ben Ebu Bekir (ra)'i işittim şöyle demişti: "Resulullah (sav)'ı minberde gördüm, yanında Hz.Hasan İbnu Ali vardı. Bazan halka yöneliyor, bazan Hasan'a yöneliyor ve: "Şu oğlum, seyyiddir. Umulur ki, Allah bununla iki muazzam Müslüman orduyu sulha kavuşturacak" diyordu." |Buhari, Sulh 9, Menakıb 25, Fedailu'l Ashab 22, Fiten 20|1746
HUL' BÖLÜMÜ|Hul' hakkında|tirmiziebu davudnesai|Sevban|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ciddi bir sebep olmadan, kocasından hul' yoluyla boşanan kadın, cennetin kokusunu alamaz." [Ebu Davud'un bir rivayetinde şöyle denmiştir: "Hangi kadın zevcesinden boşanma taleb ederse..." Ebu Hüreyre'nin Nesai'de gelen bir rivayetinde: "Kocasından hul' suretiyle boşanan kadınlar (günahça) münafıklar gibidir" buyurulmuştur.] |Tirmizi,Talak 11, (1186, 1187); Ebu Davud, Talak 18, (2226); Nesai, Talak 34, (6, 168)|1747
HUL' BÖLÜMÜ|Hul' hakkında|buharinesaiibnu mace|İbnu Abbas|Sabit İbnu Kays İbni Şemmas (ra)'nın hanımı Hz. Peygamber (sav)'e gelerek: "Ben Sabit'i ahlak ve diyanetinden dolayı itab etmiyorum. Ancak İslam'da küfre düşmekten korkuyorum -bu sözüyle nefret ettiğini söylemek istedi-" dedi. Resulullah (sav): "(Mehir olarak aldığın) bahçesini iade eder misin?" diye sordu. Kadın: "Evet!" deyince, Sabit'e: "Bahçeyi al ve onu boşa!" dedi. |Buhari, Talak 12; Nesai, Talak 34, (6, 169); İbnu Mace, Talak 22, (2056)|1748
HUL' BÖLÜMÜ|Hul' hakkında|muvatta|Nafi'|Safiyye (ra)'nin bir azadlısından rivayet etmiştir: "Safiyye, kendine ait ne varsa hepsini vermek karşılığında kocasından ayrılmıştır da İbnu Ömer (ra) bunu yadırgamamıştır." |Muvatta, Talak 32, (2, 565)|1749
DUA BÖLÜMÜ|Duanın Fazileti Ve Vakti|tirmiziebu davud|Nu'man İbnu Beşir|Resulullah (sav): "Dua ibadetin kendisidir" buyurdular ve sonra şu ayeti okudular. (Mealen): "Rabbiniz: "Bana dua edin ki size icabet edeyim. Bana ibadet etmeyi kibirlerine yediremeyenler alçalmış olarak cehenneme gireceklerdir" buyurdu." (Gafir 60). [Metin Tirmizi'ye aittir.] |Tirmizi, Tefsir, Gafir, (2973); Ebu Davud, Salat 358, (1479)|1750
DUA BÖLÜMÜ|Duanın Fazileti Ve Vakti|tirmizi|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kime dua kapışı açılmış ise ona rahmet kapıları açılmış demektir. Allah'a taleb edilen (dünyevi şeylerden) Allah'ın en çok sevdiği afiyettir. Dua, inen ve henüz inmeyen her çeşit (musibet) için faydalıdır. Kazayı sadece dua geri çevirir. Öyle ise sizlere dua etmek gerekir." |Tirmizi, Da'avat 112, (3542)|1751
DUA BÖLÜMÜ|Duanın Fazileti Ve Vakti|tirmizi|Ubade İbnu's-Samit|Resulullah (sav) buyurdular ki: Yeryüzünde, masiyet veya sıla-i rahmi koparıcı olmamak kaydıyla Allah'tan bir talepte bulunan bir Müslüman yoktur ki Allah ona dilediğini vermek veya ondan onun mislince bir günahı affetmek suretiyle icabet etmesin." |Tirmizi, Da'avat 126, (3568)|1752
DUA BÖLÜMÜ|Duanın Fazileti Ve Vakti|tirmizimuvatta|Ebu'd-Derda|Resul-i Ekrem (sav), (bir gün) sordu: "En hayırlı olan ve derecenizi en ziyade artıran, melikinizin yanında en temiz, sizin için gümüş ve altın paralar bağışlamaktan daha sevaplı, düşmanla karşılaşıp boyunlarını vurmanız veya boyunlarınızı vurmalarından sizin için daha hayırlı olan amelinizin hangisi olduğunu haber vereyim mi?" "Evet! Ey Allah'ın Resulü!" dediler. "Allah'ın zikridir!" buyurdu. |Tirmizi, Da'avat 6, (3374); Muvatta, Kur'an 24|1753
DUA BÖLÜMÜ|Duanın Fazileti Ve Vakti|tirmizi|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allahu Teala hazretleri şöyle seslenir: "Beni bir gün zikreden veya bir makamda benden korkan kimseyi ateşten çıkarın!" |Tirmizi, Cehennem 9, (2597)|1754
DUA BÖLÜMÜ|Duanın Fazileti Ve Vakti|ebu davud|Muaz|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Akşamdan (abdestli olarak) temizlik üzere zikrederek uyuyan ve geceleyin de uyanıp Allah'tan dünya ve ahiret için hayır taleb eden hiç kimse yoktur ki Allah dilediğini vermesin." |Ebu Davud, Edeb 105, (5042)|1755
DUA BÖLÜMÜ|Duanın Fazileti Ve Vakti|rezin|Cabir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir kimse evine veya yatağına girince hemen bir melek ve bir şeytan alelacele gelirler. Melek: "Hayırla aç!" der. Şeytan da: "Şerle aç!" der. Adam, şayet (o sırada) Allah'ı zikrederse melek şeytanı kovar ve onu korumaya başlar. Adam uykusundan uyanınca melek ve şeytan aynı şeyi yine söylerler. Adam, şayet: "Nefsimi, ölümden sonra bana geri iade eden ve uykusunda öldürmeyen Allah'a hamdolsun. İzniyle yedi semayı arzın üzerine düşmekten alıkoyan Allah'a hamdolsun" dese bu kimse yatağından düşüp ölse şehit olur, kalkıp namaz kılsa faziletler içinde namaz kılmış olur." [Rezin ilavesidir] |Rezin|1756
DUA BÖLÜMÜ|Duanın Fazileti Ve Vakti|ebu davud|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah'ı zikreden bir cemaatle sabah namazı vaktinden güneş doğuncaya kadar birlikte oturmam, bana İsmail'in oğullarından dört tanesini azad etmemden daha sevgili gelir. Allah'ı zikreden bir cemaatle ikindi namazı vaktinden güneş batımına kadar oturmam dört kişi azad etmemden daha sevgili gelir." |Ebu Davud, İlm 13, (3667)|1757
DUA BÖLÜMÜ|Duanın Fazileti Ve Vakti|buharimüslimmuvattatirmiziebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Her gece Rabbimiz gecenin son üçte biri girince, dünya semasına iner ve: "Kim bana dua ediyorsa ona icabet edeyim. Kim benden bir şey istemişse onu vereyim, kim bana istiğfarda bulunursa ona mağfirette bulunayım" der." (Rivayetin Müslim'deki bir vechi şöyle: "Allahu Teala gecenin ilk üçte biri geçinceye kadar mühlet verir. Ondan sonra yakın semaya inerek şöyle der: "Melik benim. Melik benim. Kim bana dua edecek?") |Buhari, Tevhid 35, Teheccüd 14, Da'avat 13; Müslim, Salatu'l-Müsafirin 166, (758); Muvatta, Kur'an 30, (1, 214); Tirmizi, Da'avat 80, (3493); Ebu Davud, Salat 311, (1315)|1758
DUA BÖLÜMÜ|Duanın Fazileti Ve Vakti|tirmizi|Ebu Ümame|Derdi ki: "Ey Allah'ın Resulü! En ziyade dinlenmeye (ve kabule) mazhar olan dua hangisidir?" "Gecenin sonunda yapılan dua ile farz namazların ardından yapılan dualardır!" diye cevap verdi." |Tirmizi, Da'avat 80|1759
DUA BÖLÜMÜ|Duanın Fazileti Ve Vakti|ebu davudtirmizi|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ezanla kaamet arasında yapılan dua reddedilmez (mutlaka kabule mazhar olur)." "Öyleyse," dendi, "ey Allah'ın Resulü, nasıl dua edelim?" "Allah'tan," dedi, "dünya ve ahiret için afiyet isteyin!" |Ebu Davud, Salat 36, (521); Tirmizi, Salat 46, (216), Da'avat 138, (3588, 3589)|1760
DUA BÖLÜMÜ|Duanın Fazileti Ve Vakti|muvattaebu davud|Sehl İbnu Sa'd|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İki şey vardır, asla reddedilmezler: Ezan esnasında yapılan dua ile, insanlar birbirine girdikleri savaş sırasında yapılan dua." |Muvatta, Nida 7, (1, 70); Ebu Davud, Cihad 41, (2540)|1761
DUA BÖLÜMÜ|Duanın Fazileti Ve Vakti|müslimebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kul Rabbine en ziyade secdede iken yakın olur, öyle ise (secdede) duayı çok yapın." |Müslim, Salat 215, (482); Ebu Davud, Salat 152, (875)|1762
DUA BÖLÜMÜ|Duanın Fazileti Ve Vakti|tirmiziebu davudibnu mace|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) anlatıyor: "(Allah'ın kabul ettiği) üç müstecab dua vardır, bunların icabete mazhariyetleri hususunda hiç bir şekk yoktur. Mazlumun duası, müsafirin duası, babanın evladına duası." |Tirmizi, Birr 7, (1906), Cennet 2, (2528), Da'avat 139, (3592); Ebu Davud, Salat 364, (1536); İbnu Mace, Dua 11, (3862)|1763
DUA BÖLÜMÜ|Duanın Fazileti Ve Vakti|tirmizimüslimbuhari|Abdullah İbnu Amr İbni'l-As|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İcabete mazhar olmada gaib kimsenin gaib kimse hakkında yaptığı duadan daha sür'atli olanı yoktur." |Tirmizi, Birr 50, (1981), Ebu Davud, Salat 364, (1535); Müslim, Zikr 88, (2733); Buhari, Mezalim 9|1764
DUA BÖLÜMÜ|Dua Edenin Hey'eti (Dış Görünüşü)|ebu davud|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Duvarları örtmeyin. Kim kardeşinin mektubuna, onun izni olmadan bakarsa tıpkı ateşe bakmış gibi olur. Allah'tan avuçlarınızın içiyle isteyin, sırtlarıyla istemeyin; duayı tamamlayınca avucunuzu yüzlerinize sürün" |Ebu Davud, Salat 358, (1489, 1490,1491)|1765
DUA BÖLÜMÜ|Dua Edenin Hey'eti (Dış Görünüşü)|buhari|Enes|Resulullah (sav) dua ederken ellerini öyle kaldırdı ki, koltuk altlarının beyazlığını gördüm." |Buhari, İstiska 21|1766
DUA BÖLÜMÜ|Dua Edenin Hey'eti (Dış Görünüşü)|tirmizi|Ömer|Resulullah (sav) ellerini dua ederken kaldırınca, onları yüzlerine sürmedikçe geri bırakmazlardı." |Tirmizi, Da'avat 11, (3383)|1767
DUA BÖLÜMÜ|Dua Edenin Hey'eti (Dış Görünüşü)|tirmizinesai|Ebu Hüreyre|Adamın biri iki parmağı ile dua ediyordu. Resulullah (sav): "Birle! Birle!" diye müdahale etti. |Tirmizi, Da'avat 117, (3552); Nesai, Sehv 37, (3, 38)|1768
DUA BÖLÜMÜ|Dua Edenin Hey'eti (Dış Görünüşü)|ebu davud|Sehl İbnu Sa'd|Ben Resulullah (sav)'ın ne minberde ne de bir başka şey üzerinde dua yaparken ellerini uzattığını görmedim. Bilakis şöyle gördüm" dedi ve baş ve orta parmaklarını kapayıp şehadet parmağını açmış vaziyette işaret etti. |Ebu Davud, Salat 230, (1105)|1769
DUA BÖLÜMÜ|Dua Edenin Hey'eti (Dış Görünüşü)|tirmiziebu davud|Selman|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Rabbiniz hayiydir, kerimdir. Kulu dua ederek kendisine elini kaldırdığı zaman, O, ellerini boş çevirmekten istihya eder." |Tirmizi, Da'avat 118, (3551); Ebu Davud, Salat 358, (1488)|1770
DUA BÖLÜMÜ|Dua Edenin Hey'eti (Dış Görünüşü)|tirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah'a duayı, size icabet edeceğinden emin olarak yapın. Şunu bilin ki Allah celle şanuhu (bu inançla olmayan ve) gafletle (başka meşguliyetlerle) oyalanan kalbin duasını kabul etmez." |Tirmizi, Da'avat 66, (3474)|1771
DUA BÖLÜMÜ|Duanın Keyfiyeti|tirmiziebu davudnesai|Fadale İbnu Ubeyd|Resulullah (sav) dua eden bir adamın, dua sırasında Hz. Peygamber (sav)'e salat ve selam okumadığını görmüştü. Hemen: "Bu kimse acele etti" buyurdu. Sonra adamı çağırıp: "Biriniz dua ederken, Allahu Teala'ya hamd-u send ederek başlasın, sonra Hz. Peygamber (sav)'e salat okusun, sonra da diledigini istesin" buyurdu. |Tirmizi, Da'avat 66, (3473, 3476); Ebu Davud, Salat 368, (1481); Nesai, Sehv 48, (3, 44)|1772
DUA BÖLÜMÜ|Duanın Keyfiyeti|tirmizi|Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Dua sema ile arz arasında durur. Bana salat okunmadıkça, Allah'a yükselmez. [Beni hayvana binen yolcunun maşrabası yerine tutmayın. Bana, duanızın başında, ortasında ve sonunda salat okuyun.]" (Tirmizi, bunu Hz. Ömer (ra)'e mevkuf olarak rivayet etmiştir. Rezin ise merfu olarak rivayet etmiştir.) |Tirmizi, Salat 352, (486)|1773
DUA BÖLÜMÜ|Duanın Keyfiyeti|tirmizi|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav), Hz. Ebu Bekir, Hz, Ömer (ra) beraber otururlarken ben namaz kılıyordum. (Namazı bitirip) oturunca, Allah'a sena ile zikretmeye başladım ve arkasından Resulullah (sav)'a salat okuyarak devam ettim. Sonra kendim için duada bulundum. (Bu tarzımı beğenmiş olacak ki) Hz. Peygamber (sav): "İşte! İstediğin veriliyor, işte! İstediğin veriliyor." dedi. |Tirmizi, Cum'a 64, (693)|1774
DUA BÖLÜMÜ|Duanın Keyfiyeti|tirmizi|Übeyy İbnu Ka'b|Resulullah (sav) birisine dua edeceği vakit önce kendisine dua ederek başlardı. |Tirmizi, Da'avat, 10, (3382)|1775
DUA BÖLÜMÜ|Duanın Keyfiyeti|ebu davud|Ebu Musahhih el-Makrai|Ebu Züheyr en-Nümeyri (ra)'den naklen anlatıyor: "Bir gece Resulullah (sav) ile beraber çıktık. Derken bir adama rastlatdık. Sual (ve Allah'tan talep) hususunda çok ısrarlı idi. Resulullah (sav) onu dinlemek üzere durakladı. Ve: "Eğer (duayı) sonlandırırsa vacib oldu!" buyurdu. Kendisine: "Ne ile sonlandırırsa ey Allah'ın Resulü!" denildi. "Amin ile" dedi, uzaklaştı. Adama: "Ey fülan! Duanı aminle tamamla ve de gözün aydın olsun!" dedi. |Ebu Davud, Salat 172, (938)|1776
DUA BÖLÜMÜ|Duanın Keyfiyeti|buharimüslimmuvattatirmiziebu davudibnu mace|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizden biri dua edince "Ya Rabb! Dilersen beni affet! Ya Rabb dilersen bana rahmet et!" demesin. Bilakis, azimle (kesin bir üslubla) istesin, zira Allah Teala Haretleri'ni kimse icbar edemez." |Buhari, Da'avat 21, Tevhid 31; Müslim, Zikr 7, (2678-79); Muvatta, Kurban 28 (1, 213); Tirmizi, Da'avat 79 (3492); Ebu Davud, Salat 358, (1483); İbnu Mace, Dua 8, (3854)|1777
DUA BÖLÜMÜ|Duanın Keyfiyeti|buharimüslimtirmiziebu davud|Ebu Musa|Bir sefere (Hayber Seferi) çıkmıştık. Halk (yolda, bir ara) yüksek sesle tekbir getirmeye başladı. Bunun üzerine Hz. Peygamber (sav) (müdahele ederek): "Nefislerinize karşı merhametli olun. Zira sizler, sağır birisine hitab etmiyorsunuz, muhatabınız gaib de değil. Sizler gören, işiten, (nerede olsanız) sizinle olan bir Zat'a, Allah'a hitab ediyorsunuz. Dua ettiğiniz Zat, her birinize, bineğinin boynundan daha yakındır" dedi. |Buhari, Da'avat 50, 67, Cihad 131, Meğazi 38, Kader 7, Tevhid 9; Müslim, Zikr 44, (2704); Tirmizi, Da'avat 3, 69, (3371, 3467); Ebu Davud, Salat 361, (1526, 1527, 1528)|1778
DUA BÖLÜMÜ|Duanın Keyfiyeti|tirmizi|Muaz|Resulullah (sav), bir kimsenin: "Ya Rabbi, senden nimetin kemalini taleb ediyorum" dediğini işitmişti. Sordu: "Nimetin kemali nedir?" "Bu bir duadır, onunla dua edip, onunla hayır (çok mal) ümid ettim" dedi. Resulullah (sav) "Sordum, zira, nimetin kemali cennete girmektir, ateşten kurtulmaktır" dedi. Bir başkasının da şöyle dediğini işitti: "Ey celal ve ikrab sahibi Rabbim!" hemen şunu söyledi: "Duana icabet edilmiştir, (ne arzu ediyorsan) durma iste." Derken, bir başkasının: "Ya Rabbi senden sabır istiyorum!" dediğini işitmişti, ona da: "Allah'tan bela istedin, afiyet de iste!" dedi. |Tirmizi, Da'avat 99, (3524)|1779
DUA BÖLÜMÜ|Duanın Keyfiyeti|ebu davud|Aişe|Resulullah (sav) özlü duaları tercih eder, diğerlerini bırakırdı. |Ebu Davud, Salat 358, (1482)|1780
DUA BÖLÜMÜ|Duanın Keyfiyeti|ebu davud|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) duayı üç kere yapmaktan, istiğfarı üç kere yapmaktan hoşlanırdı. |Ebu Davud, Salat 361, (1524)|1781
DUA BÖLÜMÜ|Duanın Adabı Hakkında Müteferrik Hadisler|buharimüslimmuvattatirmiziebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyudular ki: "Acele etmediği müddetçe herbirinizin duasına icabet olunur. Ancak şöyle diyerek acele eden var: "Ben Rabbime dua ettim duamı kabul etmedi." (Müslim'in diğer bir rivayeti şöyledir: "Kul, günah talebetmedikçe veya sıla-i rahmin kopmasını istemedikçe duası icabet görmeye (kabul edilmeye) devam eder." Tirmizi'nin bir diğer rivayetinde şöyledir: "Allah'a dua eden herkese Allah icabet eder. Bu icabet, ya dünyada peşin olur, ya da ahirete saklanır, yahut da dua ettiği miktarca günahından hafifletilmek suretiyle olur, yeter ki günah taleb etmemiş veya sıla-ı rahmin kopmasını istememiş olsun, ya da acele etmemiş olsun.") |Buhari, Da'avat 22; Müslim, Zikr 92, (2736); Muvatta, Kurban 29 (1, 213); Tirmizi, Da'avat 146, (3602, 3603); Ebu Davud, Salat 368, (1484)|1782
DUA BÖLÜMÜ|Duanın Adabı Hakkında Müteferrik Hadisler|ebu davud|Cabir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Nefislerinizin aleyhine dua etmeyin, çocuklarınızın aleyhine de dua etmeyin, hizmetçilerinizin aleyhine de dua etmeyin. Mallarınızın aleyhine de dua etmeyin. Ola ki, Allah'ın duaları kabul ettiği saate rastgelir de, istediğiniz kabul ediliverir." |Ebu Davud, Salat 362, (1532)|1783
DUA BÖLÜMÜ|Duanın Adabı Hakkında Müteferrik Hadisler|tirmizi|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizden herkes, ihtiyaçlarının tamamını Rabbinden istesin, hatta kopan ayakkabı bağına varıncaya kadar istesin." |Tirmizi, Da'avat 149, (3607, 3608)|1784
DUA BÖLÜMÜ|Duanın Adabı Hakkında Müteferrik Hadisler|tirmiziibnu mace|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah Teala Hazretleri kendisinden istemeyene gadap eder." |Tirmizi, Da'avat 3, (3370); İbnu Mace, Dua 1, (3827)|1785
DUA BÖLÜMÜ|Duanın Adabı Hakkında Müteferrik Hadisler|tirmizi|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allahu Teala Hazretleri'nin fazlından isteyin. Zira Allah, kendisinden istenmesini sever, ibadetin en efdali de (dua edip) kurtuluşu beklemektir." |Tirmizi, Da'avat 126, (3666)|1786
DUA BÖLÜMÜ|Duanın Adabı Hakkında Müteferrik Hadisler|ebu davud|Cabir|Bir kadın: "Ey Allah'ın Resulü, bana ve kocama dua ediver!" diye ricada bulunmuştu. Resulullah (sav) efendimiz: "Allah sana da, kocana da rahmet etsin!" diye dua buyurdu. |Ebu Davud, Salat 363, (1633)|1787
DUA BÖLÜMÜ|Duanın Adabı Hakkında Müteferrik Hadisler|müslimebu davud|Ebu'd-Derda|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kardeşinin gıyabında dua eden hiçbir mü'min yoktur ki melek de: "Bir misli de sana olsun" demesin." (Ebu Davud'un rivayetinde şu ziyade vardır: "Melekler: "Amin, bir misli de sana olsun!" derler.") |Müslim, Zikr 86, 88, (2732, 2733); Ebu Davud, Salat 364, (1534)|1788
DUA BÖLÜMÜ|Duanın Adabı Hakkında Müteferrik Hadisler|tirmizi|Aişe|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Her kim, kendine zulmedene beddua ederse, ondan intikamını (dünyada) almış olur." |Tirmizi, Da'avat 115, (3547)|1789
DUA BÖLÜMÜ|İsm-i Azam Ve Esma-i Hüsna Duaları|tirmiziebu davud|Büreyde|Resulullah (sav), bir adamın şöyle söylediğini işitti: "Allah'ım, şehadet ettiğim şu hususlar sebebiyle senden talep ediyorum: Sen, kendisinden başka ilah olmayan Allah'sın, birsin, samedsin (hiçbir şeye ihtiyacın yok, her şey sana muhtaç), doğurmadın, doğmadın, bir eşin ve benzerin yoktur." Bunun üzerine Efendimiz (sav) buyurdular: "Nefsimi kudret dinde tutan Zat'a yemin olsun, bu kimse, Allah'tan İsm-i Azamı adına talepte bulundu. Şunu bilin ki, kim İsm-i Azamla dua ederse Allah ona icabet eder, kim onunla talepde bulunursa (Allah ona dilediğini mutlaka) verir." |Tirmizi, Da'avat 65, (3471); Ebu Davud, Salat 358, (1493)|1790
DUA BÖLÜMÜ|İsm-i Azam Ve Esma-i Hüsna Duaları|ebu davudnesai|Mihcen İbnu'l-Edra|Resulullah (sav) bir adamın: "Ey Allah'ım, bir ve samed olan, doğurmayan ve doğurulmayan, eşi ve benzeri de olmayan Allah adıyla senden istiyorum. Günahlarımı mağfiret et, sen Gafursun, Rahimsin!" dediğini işitmişti, hemen şunu söyledi: "O mağfiret edildi. O mağfiret edildi. O mağfiret edildi!" |Ebu Davud, Salat 184, (985); Nesai, Sehv 57, (3, 52)|1791
DUA BÖLÜMÜ|İsm-i Azam Ve Esma-i Hüsna Duaları|tirmiziebu davudnesai|Enes|Bir adam şöyle dua etmiştir "Ey Allah'ım , hamdlerim sanadır, nimetleri veren sensin, senden başka ilah yoktur. Sen semavat ve arzın celal ve ikram sahibi yaratıcısısın, Hayy ve Kayyumsun (kainatı ayakta tutan hayat sahibisin.) Bu isimlerini şefaatçi yaparak senden istiyorum!" (Bu duayı işiten) Resulullah (sav) sordu: "Bu adam neyi vesile kılarak dua ediyor, biliyor musunuz?" "Allah ve Resulü daha iyi bilir?" "Nefsimi kudret elinde tutan Zat'a yemin ederim ki, o Allah'a, İsm-i Azam'ı ile dua etti. O İsm-i Azam ki, onunla dua edilirse Allah icabet eder, onunla istenirse verir." |Tirmizi, Da'avat 109 (3538); Ebu Davud, Salat 368, (1495); Nesai, Sehv 57, (3, 52)|1792
DUA BÖLÜMÜ|İsm-i Azam Ve Esma-i Hüsna Duaları|ebu davudtirmizi|Esma Bintu Yezid|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah'ın İsm'i Azam'ı şu iki ayettedir: 1- İlahınız, tek olan ilahdır, ondan başka ilah yoktur, O Rahman ve Rahim'dir." (Bakara 163). 2- Al-i İmran süresinin baş kısmı: Elif-Lam-Mim. O Allah ki, O'ndan başka ilah yoktur, O Hayy ve Kayyumdur" (Al-i İmran 1-3). |Ebu Davud, Salat 358, (1496); Tirmizi, Da'avat 65, (3472)|1793
DUA BÖLÜMÜ|İsm-i Azam Ve Esma-i Hüsna Duaları|buharimüslimtirmizi|Ebu Hüreyre|Resululah (sav) buyurdular ki: "Allah'ın doksan dokuz ismi vardır. Kim bunları ezberlerse cennete girer. Allah tektir, teki sever." (Bir rivayette: "Kim o isimleri sayarsa cennete girer" buyurmuştur. Buhari hadisi bu lafızla tahric etmiştir. Müslim'de "tek" kelimesi yoktur) [Tirmizi'nin rivayetinde Resulullah (sav) Allah'ın isimlerini şöyle yazdı: ("O Allah ki O'nda başka ilah yoktur. Rahman'dır. Rahim'dir, El-Meliku'l-Kuddusu, es-Selamu, el-Mü'minu, el-Müheyminu, el-Azizu, el-Cebbaru, el-Mütekebbiru, el-Haliku, el-Bariu, el-Musavviru, el-Gaffaru, el-Kahharu, el-Vehhabu, er-Rezzaku, el-Fettahu, el-Alimu, el-Kabizu, el-Basitu, el-Hafidu, er-Rafiu, el-Muizzu, el-Müzillu, es-Semiu, el-Basiru, el-Hakemu, el-Adlu, el-Latifu, el-Habiru, el-Halimu, el-Azimu, el-Gafuru, eş-Şekuru, el-Aliyyu, el-Kebiru, el-Hafizu, el-Mukitu, el-Hasibu, el-Celilu, el-Kerimu, er-Rakibu, el-Mucibu, el-Vasiu, el-Hakimu, el-Vedudu, el-Mecidu, el-Baisu, eş-Şehidu, el-Hakku, el-Vekilu, el-Kaviyyu, el-Metinu, el-Veliyyu, el-Hamidu, el-Muhsi, el-Mubdiu, el-Muidu, el-Muhyi, el-Mümitu, el-Hayyu, el-Kayyumu, el-Vacidu, el-Macidu, el-Vahidu, el-Ahadu, es-Samedu, el-Kadiru, el-Muktediru, el-Muahhiru, el-Evvelu, el-Ahiru, ez-Zdhiru, el-Batinu, el-Vali, el-Müte'ali, el-Berru, et-Tevvabu, el-Müntekimu, el-Afuvvu, er-Raufu, Maliku'l-Mülki, Zü'l-Celali ve'l-İkram, el-Muksitu, el-Camiu, el-Ganiyyu, el-Muğni, el-Mani', ed-Darru, en-Nafiu, en-Nuru, el-Hadi, el-Bediu, el-Baki, el-Varisu, er-Reşidu, es-Saburu.") İsimleri bu şekilde, sadece Tirmizi saymıştır.] |Buhari, Da'avat 68; Müslim, Zikr 5, (2677); Tirmizi, Da'avat 87, (3502)|1794
DUA BÖLÜMÜ|Namaz Duaları|buharimüslimebu davudnesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) namaz için tahrime tekbirini alınca kıraate geçmezden önce bir müddet sükut buyurmuştur. Ben: "Ey Allah'ın Resulü", dedim, "anam babam sana feda olsun, tekbir ile kıraat arasındaki sükut esnasında ne okuyorsunuz?" Bana şu cevabı verdi: "Ey Allahım, beni hatalarımdan öyle temizle ki, kirden paklanan beyaz elbise gibi olayım. Allahım beni, hatalarımdan su, kar ve dolu ile yıka" diyorum." (Ebu Davud, Nesai (ve Buhari'nin) rivayetlerinin başında şu ziyade vardır: "Allahım, benimle hatalarımın arasını doğu ile batının arası gibi uzak kıl.") |Buhari, Ezan 89; Müslim, Mesacid 147, (598); Ebu Davud, Salat 123, (781); Nesai, İftitah 15, (2, 128,129)|1795
DUA BÖLÜMÜ|Namaz Duaları|müslimtirmizinesai|İbnu Ömer|Biz, Resulullah (sav) ile birlikte namaz kılarken, cemaatten biri aniden: "Allahu ekber kebiri, velhamdülillahi kesira, subhanallahi bükraten ve asila (Allah, büyükte büyüktür, Allah'a hamdimiz çoktur, sabah akşam tesbihimiz Allaha'dır!" dedi. Resulullah (sav) efendimiz: "Bu sözleri kim söyledi?" diye sordu. Söyleyen adam: "Ben, ey Allah'ın Resulü" dedi. Resulullah (sav) efendimiz: "O sözler hoşuma gitti. Sema kapıları onlara açıldı" buyurdu. İbnu Ömer (ra) der ki: "Söylediği günden beri o zikri okumayı hiç terketmedim." (Nesai, bir rivayette şu ziyadede bulunmuştur: "On iki adet meleğin, bu sözleri (yükseltmek üzere) koşuştuklarını gördüm.") |Müslim, Mesacid 150, (601); Tirmizi, Da'avat 137, (3586); Nesai, İftitah 8, (2,125)|1796
DUA BÖLÜMÜ|Namaz Duaları|müslimebu davudnesai|Enes|Resulullah (sav) namaz kılarken nefes nefese bir adam geldi ve: "Allahu ekber, Elhamdülillahi hamden kesiran tayyiben mubareken fihi. (Allah büyüktür, çok temiz ve mübarek hamdler Allah'adır!)" dedi. Resulullah (sav) namazı bitirince: "Şu kelimeleri hanginiz söyledi?" diye sordu. Cemaat bir müddet sessiz kaldı, Resulullah (sav): "(Kim söylediyse çekinmesin, benim desin), Zira fena bir şey söylemiş değil" dedi. Bunun üzerine adam: "Ben, ey Allah'ın Resulü!" dedi. Resulullah (sav) da: "Ben on iki melek gördüm. Her biri, bu kelimeleri (Allah'ın huzuruna) kendisi yükseltmek için koşuşmuşlardı." |Müslim, Mesacid 149, (600); Ebu Davud, Salat 121, (763); Nesai, İftitah 19, (2,132, 133)|1797
DUA BÖLÜMÜ|Namaz Duaları|nesai|Cabir|Resulullah (sav) namaza başlarken tekbir getirir, sonra (bazan) şunu okurdu: "İnne salati ve nüsüki ve mahyaye ve memati lillahi Rabbi'l-alemin. La şerike lehu ve bi-zalike ümirtü ve ene evvelü'l-müslimin. Allahümmehdini li-ahseni'l a'mali ve ahseni'l-ahlaki. La yehdi li-ahseniha illa ente. Ve kıni seyyie'l-a'mal ve seyyie'l-ahlak. La yaki seyyieha illü ente. (Namazım, ibadetim hayatım ve ölümüm alemlerin şeriksiz Rabbi Allah içindir. Ben bununla emrolundum. Ben bu emre teslim olanların ilkiyim. Ey Allah'ım, beni amellerin ve ahlakın en iyisine şevket. Bunların en iyisine senden başka sevkeden yoktur. Beni kötü amellerden ve kötü ahlaktan koru, bunların kötülerinden ancak sen korursun." |Nesai, İftitah 16, (2,129)|1798
DUA BÖLÜMÜ|Namaz Duaları|nesai|Muhammed İbnu Mesleme|Resulullah (sav) nafile namaz kılmak için kalktığı vakit (bazan) şunu okurdu: "Allahu ekber veccehtü vechiye li'llezi fatara's-Semavati ve'l-arza hani-fen müslimen ve ma ene mine'l-müşrikin..." (Allah büyüktür. Yüzümü Ha-nif ve Müslüman olarak semavat ve arzı yaratan Allah'a yönelttim. Ben müşriklerden değilim)..." (Devamını Hz. Cabir (ra)'in rivayetinde olduğu şekilde zikretti. Sonra şunu okudu: "Allahümme ente'l-Meliku. La ilahe illa ente sübhaneke ve bi-hamdike (Allahım (kainatın gerçek) Meliki sensin. Senden başka ilah yoktur. Seni hamdinle takdis ederim)" Sonra kıraata geçti.) |Nesai, İftitah 17, (2,131)|1799
DUA BÖLÜMÜ|Namaz Duaları|tirmiziebu davudibnu mace|Aişe|Resulullah (sav) namaza (iftitah tekbiri ile) başlayınca şunu okurdu: "Subhaneke Allahümme ve bi-hamdike ve tebareke'smüke ve teala ceddüke ve la ilahe gayruke. (Allah'ım seni her çeşit noksan sıfatlardan takdis ederim, hamdim sanadır. Senin ismin mübarek, azametin yücedir, senden başka ilah da yoktur)." |Tirmizi, Salat 179, (243); Ebu Davud, Salat 122, (776); İbnu Mace, İkameti's-Salat 1, (804)|1800
DUA BÖLÜMÜ|Rüku Ve Secdelerde Okunacak Dualar|müslimebu davudnesai|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Haberiniz olsun, ben rükü ve secde halinde Kuran okumaktan men edildim. Öyleyse rüküda Rabb Teala'yı tazim edin, secdede ise dua etmeye gayret edin, (zira secdede iken yaptığınız dua) icabet edilmeye layıktır." |Müslim, Salat 207 (479); Ebu Davud, Salat 152, (876); Nesai, İftitah 98, (2, 189)|1801
DUA BÖLÜMÜ|Rüku Ve Secdelerde Okunacak Dualar|müslimebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav), secdelerinde şunları söylerdi: "Allahümmagfirli zenbi küllehu, dıkkahu ve cüllehu, evvelehu ve ahirehu, sırrahu ve alaniyyetehu (Allahım! Büyük-küçük birinci-sonuncu, gizli-açık, bütün günahlarımı mağfiret buyur) |Müslim, Salat 216, (483); Ebu Davud, Salat 152, (878)|1802
DUA BÖLÜMÜ|Rüku Ve Secdelerde Okunacak Dualar|buharimüslimebu davudnesai|Aişe|Resullulah (sav) rükusunda ve secdelerinde şu duayı çokça okurdu: "Sübhanekallahumme Rabbena ve bi-hamdike, Allahümmağfirli (Allah'ım, seni takdis ve tenzih ederim. Rabbimiz! Takdisimiz hamdinledir. Ey Allahım, beni mağfiret et.)" Bu duayı okumakla Ku'ran'a yani Kur'an'nın: "Rabbini hamd ile  tesbih et" (Nasr 3) ayetine uyuyordu. [Müslim, Ebu Davud ve Nesai'de gelen bir rivayette şöyle denir: "Resullullah (sav) rüku ve secdesinde şöyle derdi: "Subbühun kuddüsün Rabbü'l-melaiketi ve'r-Ruhi, (Münezzehsin, mukaddessin, meleklerin ve Ruh'un Rabbisin)" Muvatta, Tirmizi ve Ebu Davud'un bir rivayetinde şöyle denir: "Resulullah (sav)'ı yatakta kaybettim ve araştırdım, derken elim ayağının altına rastladı. Secdede idi ve: "Allahümme inni euzu birızake min sahtike ve euzu bi-muafatike min ukubetike ve euzu bike minke La uhsi senaen aleyke. Ente kema esneyte ala nefsike. (Allahım! Senin rızanı şefaatçi kılarak öfkenden sana sığınıyorum. Affını şefaatçi yaparak cezandan sana sığınıyorum. Senden de sana sığınıyorum. Sana layık olduğun senayı yapamam. Sen kendini sena ettiğin gibisin)" diyordu.] |Buhari, Ezan 123, 139, Meğazi 50, Tefsir, İzacae nasrullahi vel-Feth; Müslim, Salat 217, (484); Ebu Davud, Salat 152. (877); Nesai, İftitah 153, (2, 219)|1803
DUA BÖLÜMÜ|Rüku Ve Secdelerde Okunacak Dualar|ebu davudtirmizi|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizden biri rükü edince üç kere "Sübhane rabbiyel azim (Büyük Rabbim (her çeşit kusurdan) münezzehdir" desin. Bu, en az miktardır. Secde yapınca da üç kere "Sübhane Rabbiye'l a'la (Ulu Rabbim (her çeşit kusurdan) münezzehdir" desin. Bu da en az miktardır." |Ebu Davud, Salat 154, (886); Tirmizi, Salat 194, (261)|1804
DUA BÖLÜMÜ|Rüku Ve Secdelerde Okunacak Dualar|nesai|Cabir|Resulullah (sav), rüku yaptığı zaman: "Allahümme leke reka'tu ve bike amentü ve leke eslemtü ve aleyke tevekkeltü ente Rabbiye, haşaa semi ve basari ve lahmi ve demi ve izami lillahi Rabbi'l'alemin, (Ey Allahım sana rüku yapıyorum, sana inandım, sana teslim oldum, sana tevekkül ettim. Sen Rabbimsin, kulağım, gözüm, etim, kanım ve kemiklerim Alemlerin Rabbi olan Allah önünde haşyette, tezellüldedir." [Bu rivayet Müslim'de gelen uzun bir rivayetin bir parçasıdır (Salatul-Müsafirin) 201, (771)] |Nesai, İftitah 104, (2,192)|1805
DUA BÖLÜMÜ|Rüku Ve Secdelerde Okunacak Dualar|müslimebu davud|İbnu Ebi Evfa|Resulullah (sav) sırtını rükudan kaldırdığı zaman: "Semiallahu limen hamideh, Allahümme Rabbena leke'l-hamdü mil'es-semavati ve mil'el'arzi ve mil'e ma şi'te min şey'in ba'du. (Allah, kendisine hamd edeni işitir. Ey Allahım, ey Rabbimiz, semalar doluşu, arz doluşu ve bunlardan başka istediğin her şey doluşu hamdler sana olsun)" derdi. |Müslim, Salat 204, (476); Ebu Davud, Salat 144, (846)|1806
DUA BÖLÜMÜ|Rüku Ve Secdelerde Okunacak Dualar|ebu davudtirmiziibnu mace|İbnu Abbas|Resulullah (sav) iki secde arasında: "Allhümme'ğfir li ve'rhamni ve'cbürni, ve'hdini ve'rzukni. (Allahım bana mağfiret et, merhamet et, beni zengin kıl, bana hidayet ver, bana rızık ver)" derdi. |Ebu Davud, Salat 145, (850); Tirmizi, Salat 211, (284); İbnu Mace, Salat 23, (898)|1807
DUA BÖLÜMÜ|Rüku Ve Secdelerde Okunacak Dualar|müslimtirmiziebu davudnesai|Ali|Hz. Peygamber (sav) secde ettiği vakit şöyle dua okurdu: "Allah'ım sana secde ettim, sana inandım, sana teslim oldum. Yüzüm de, kendisini yaratıp şekillendiren, ona kulak, göz takan yaradanına secde etmiştir. Yaratanların en güzeli olan Allah ne yücedir" (Hacc 14). Resulullah (sav)'ın teşehhüdle selam arasında okuduğu en son duası: "Allahümmağfir li ma kaddemtü ve ma ahhartü ve mü esrertü ve ma a'lentü ve ma esreftü ve ma ente a'lemu bihi minni ente'l-mükaddim ve ente'l-muahhir. La ilahe illa ente. (Allahım, geçmiş ömrümde yaptıklarımı, gelecekte yapacaklarımı, gizli işlediklerimi, aleni yaptıklarımı, israflarımı, benim bilmediğim fakat senin bildiğin kusurlarımı affet. İlerleten sen, gerileten de sensin, senden başka ilah yoktur)". |Müslim, Salatul-Müsafirin 201, (771); Tirmizi, Da'avat 32, (3417, 3418, 3419); Ebu Davud, Salat 121, (760); Nesai, İftitah 17, (2.130)|1808
DUA BÖLÜMÜ|Rüku Ve Secdelerde Okunacak Dualar|buharimüslimtirmizinesai|Abdullah İbnu Amr İbni'l-As|Resulullah (sav)'a Hz. Ebu Bekir (ra) gelerek: "Bana namazda okuyacağım bir dua öğret" dedi. Resulullah (sav) ona şu duayı okumasını söyledi: "Allahümme inni zalemtü nefsi zulmen kesiran ve la yağfiru'z-zünube illa ente fa'ğfir li mağfireten min indike verhamni inneke ente'l-ğafuru'r-rahim. (Allahım ben nefsime çok zulmettim. Günahları ancak sen affedersin. Öyle ise beni, şanına layık bir mağfiretle bağışla, bana merhamet et. Sen affedici ve merhamet edicisin)" |Buhari, Sıfatu's-Salat 149, Da'avat 17, Tevhid 9; Müslim, Zikr 48, (2705); Tirmizi, Da'avat 98, (3521); Nesai, Sehiv 58, (3, 53)|1809
DUA BÖLÜMÜ|Teşehhüdden Sonra Okunacak Dua|ebu davud|İbnu Abbas|Resulullah (sav) teşehhüdden sonra şunu okurdu: "Allahümme inni euzu bike min azabi cehennem ve euzu bike min azabi'l-kabri ve euzu bike min fitneti'd'Deccal ve euzu bike min fitneti'l-mahya ve'l-memat (Allahım, ben cehennem azabıdan sana sığınırım. Kabir azabından da sana sığınırım. Deccal fitnesinden de sana sığınırım, hayat ve ölüm fitnesinden de sana sığınırım)". |Ebu Davud, Salat 184, (984)|1810
DUA BÖLÜMÜ|Selamdan Sonra Okunacak Dua|tirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sav)'ın geceleyin namazdan çıkınca şu duayı okuduğunu işittim: "Allahım! Senden, katından vereceğin öyle bir rahmet istiyorum ki, onunla kalbime hidayet, işlerime nizam, dağınıklığıma tertip, içime kamil iman, dışıma amel-i salih, amellerime temizlik ve ihlas verir, rızana uygun istikameti ilham eder, ülfet edeceğim dostumu lütfeder, beni her çeşit kötülüklerden korursun. Allahım, bana öyle bir iman, öyle bir yakin ver ki, artık bir daha küfür (ihtimali) kalmasın, öyle bir rahmet ver ki, onunla, dünya ve ahirette senin nazarında kıymetli olan bir mertebeye ulaşayım. Allahım! Hakkımızda vereceğin hükümde lütfunla kurtuluş istiyorum, (kurbuna mazhar olan) şühedaya has makamları niyaz ediyorum, bahtiyar kulların yaşayışını diliyorum, düşmanlara karşı yardım taleb ediyorum! Allahım! Anlayışım kıt, amelim az da olsa (dünyevi ve uhrevi) ihtiyaçlarımı senin kapına indiriyor (karşılanmasını senden taleb ediyorum). Rahmetine muhtacım, halimi arzediyorum. (İhtiyacım ve fakrım sebebiyledir ki) ey işlere hükmedip yerine getiren, kalplerin ihtiyacını görüp şifayab kılan Rabbim! Denizlerin aralarını ayırdığın gibi benimle cehennem azabının arasını da ayırmanı, helake davetten, kabir azabından korumanı diliyorum. Allahım! Kullarından herhangi birini verdiğin bir hayır veya mahlukatından birine vaadettiğin bir lütuf var da buna idrakim yetişmemiş, niyetim ulaşamamış ve bu sebeple de istediklerimin dışında kalmış ise ey alemlerin Rabbi, onun husulü için de sana yakarıyor, bana onu da vermeni rahmetin hakkında senden istiyorum. Ey Allahım! Ey (Kur'an gibi, din gibi) kuvvetli ipin, (şeriat gibi) doğru yolun sahibi! Kafirler için cehennem vaadettiğin kıyamet gününde, senden cehenneme karşı emniyet, arkadan başlayacak ebediyet gününde de huzur-ı kibriyana ulaşmış mukarrebin meleklerle, (dünyada iken çok) rüku ve secde yapanlar ve ahidlerini ifa edenlerle birlikte cennet istiyorum. Sen sınırsız rahmet sahibisin, sen (seni dost edinenlere) hadsiz sevgi sahibisin, sen dilediğini yaparsın. (Dilek sahipleri ne kadar çok, ne kadar büyük şeyler isteseler hepsini yerine getirirsin) Allahım! Bizi, sapıtmayıp, saptırmayan hiddyete ermiş hidayet rehberleri kıl. Dostlarına sulh (vesilesi), düşmanlarına da düşman kıl. Seni seveni (sana olan) sevgimiz sebebiyle seviyoruz. Sana muhalefet edene, senin ona olan adavetin sebebiyle adavet (düşmanlık) ediyoruz. Allahım! Bu bizim duamızdır. Bunu fazlınla kabul etmek sana kalmıştır. Bu, bizim gayretimizdir, dayanağımız sensin. Allahım! Kalbime bir nur, kabrime bir nur ver; önüme bir nur, arkama bir nur ver; sağıma bir nur, soluma bir nur ver; üstüme bir nur, altıma bir nur ver; kulağıma bir nur, gözüme bir nur ver; saçıma bir nur, derime bir nur ver; etime bir nur, kanıma bir nur ver; kemiklerime bir nur koy! Allahım nurumu büyüt, (söylediklerimin hepsine bedel olacak) bir nur ver, (söylenmiyenleri de kuşatacak) bir nur daha ver! İzzeti bürünmüş, onu kendine alem yapmış olan Zat münezzehtir. Büyüklüğü bürünmüş ve bu sebeple kullarına ikramı bol yapmış olan Zat münezzehtir. Teşbih ve takdis sadece kendine layık olan Zat münezzehtir. Fazl ve nimetler sahibi Zat münezzehtir. Azamet ve kerem sahibi Zat münezzehtir. Celal ve ikram sahibi Zat münezzehtir." |Tirmizi, Da'avat 30, (3415)|1811
DUA BÖLÜMÜ|Selamdan Sonra Okunacak Dua|müslimtirmiziebu davudnesai|Sevban|Resulullah (sav) selam verip (namazdan çıkınca) üç kere istiğfarda bulunup: "Allahümme ente's-selam ve minke's-selam tebarekte ve tealeyte yel ze'l-celali ve'l-ikram. (Allahım sen selamsın. Selamet de sendendir. Ey celal ve ikram sahibi sen münezzehsin, sen yücesin)" derdi. |Müslim, Mesacid 135, (591); Tirmizi, Salat 224, (300); Ebu Davud, Salat 360 (1513); Nesai, Sehv 80, (3, 68)|1812
DUA BÖLÜMÜ|Selamdan Sonra Okunacak Dua|müslimtirmizinesai|Ka'b İbnu Ucre|Hz. Peygamber (sav) duyurdular ki: "Namazın takipçileri (muakkıbat) var. Onları her namazın peşinden söyleyenler -veya yapanlar- (cennet ve mükafaat hususunda) hüsrana uğramazlar. Bunlar otuz üç adet tesbih, otuz üç adet tahmid, otuzdört adet tekbir'dir." [Nesai'nin Zeyd İbnu Sabit (ra)'ten yaptığı bir rivayette şöyle denmektedir: Bu emredildiği zaman Ensar'dan bir adam rüyasında görür ki bir kimse: "Bunu yirmi beş yapın, tehlili de ilave edin" demektedir. Sabah olunca bunu Resulullah (sav)'a anlattı. Efendimiz: "Söylendiği şekilde yapın!" buyurdu.] |Müslim, Mesacid 144, (596); Tirmizi, Da'avat 25, (3409); Nesai, 91, (3, 75)|1813
DUA BÖLÜMÜ|Selamdan Sonra Okunacak Dua|nesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim sabah namazının arkasından yüz kere tesbihde ve yüz kere tehlilde bulunursa, deniz köpüğü gibi çok bile olsa günahları affedilir". |Nesai, Sehv 95, (3, 79)|1814
DUA BÖLÜMÜ|Selamdan Sonra Okunacak Dua|ebu davudnesai|Ukbe İbnu Amir|Resulullah (sav) her namazın arkasından muavvizatı okumamı emretti. |Ebu Davud, Salat 361, (1523); Nesai, Sehv (79, (3, 68)|1815
DUA BÖLÜMÜ|Teheccüd Namazı Esnasında Dua|buharimüslimmuvattatirmiziebu davudnesai|İbnu Abbas|Resulullah (sav) teheccüt namazı kılmak üzere geceleyin kalkınca şu duayı okurdu: "Allahım, Rabbimiz! Hamdler sanadır. Sen arz ve semavatın ve onlarda bulunanların kayyumu ve ayakta tutanısın, hamdler yalnızca senin içindir. Sen semavat ve arzın ve onlarda bulunanların nurusun, hamdler yalnızca sanadır. Sen haksın, va'din de haktır. Sana kavuşmak haktır, sözün haktır. Cennet haktır, cehennem de haktır. Peygamberler haktır, Muhammed (sav) de haktır. Kıyamet de haktır. Allahım! Sana teslim oldum, sana inandım, sana tevekkül ettim. Sana yöneldim. Hasmına karşı senin (burhanın) ile dava açtım. Hakkımı aramada senin hakemliğine başvurdum. Önden gönderdiğim ve arkada bıraktığım hatalarımı affet. Gizli işlediğim, aleni yaptığım, benim bilmediğim, senin benden daha iyi bildiğin hatalarımı da affet! İlerleten sen, gerileten de sensin. Senden başka ilah yoktur." |Buhari, Teheccüt 1, Da'avat 10, Tevhid 8, 24, 35; Müslim, Salatu'l-Müsafirin 199, (769); Muvatta, Kurban 34, (1, 215, 216); Tirmizi, Da'avat 29, (3414); Ebu Davud, Salat 121, (771); Nesai, Kıyamul-Leyl 9, (3, 209, 210)|1816
DUA BÖLÜMÜ|Akşam Ve Sabah Yapılacak Dualar|müslimtirmiziebu davud|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) akşam olunca şu duayı okurdu: "Elhamdülillah geceye erdik. Mülk de, Allah için geceye erdi. Allah'tan başka ilah yoktur. Tektir, ortağı yoktur. Mülk O'nundur, hamdler O'nadır. O, her şeye kadirdir. Rabbim! Bu gecede olacak hayrı, bundan sonra olacak hayrı senden taleb ediyorum. Bu gecede olacak şerden ve bundan sonra olacak şerlerden sana sığınıyorum. Rabbim! Tembellikten, yaşlılığın kötülüklerinden sana sığınıyorum. Rabbim! Cehennem azabından, kabir azabından sana sığınıyorum!" İbnu Mes'ud (ra) devamla, Resulullah (sav)'ın sabah olunca şu duayı okuduğunu söyledi: "Elhamdülillah sabaha erdik. Mülk de Allah için sabaha erdi". |Müslim, Zikr 75, (2723); Tirmizi, Da'avat 13, (3387); Ebu Davud, Edeb 110, (5071)|1817
DUA BÖLÜMÜ|Akşam Ve Sabah Yapılacak Dualar|ebu davudibnu mace|Ebu Selam|Ebu Selam, Hz. Enes (ra)'ten naklediyor: "Resulullah (sav)'ın şöyle söylediğini işittim: "Kim akşama ve sabaha erdiği zaman: "Rabb olarak Allah'a, din olarak İslama, resul olarak Muhammed (sav)'e razı olduk" derse onu razı etmek de Allah üzerine bir hak olmuştur". (Rezin bu duaya: "Kıyamet günü" ifadesini ilave etmiştir.) |Ebu Davud, Edeb 110, (5072); İbnu Mace, Dua 14, (3870)|1818
DUA BÖLÜMÜ|Akşam Ve Sabah Yapılacak Dualar|ebu davud|Abdullah İbnu Gannam el-Beyazi|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim sabaha erdiği zaman: "Allahım, benimle veya mahlukatından herhangi biriyle hangi nimet sabaha ermişse bu sendendir. Sen birsin, ortağın yoktur, hamdler sanadır, şükür sanadır" derse, o günkü şükür borcunu ödemiştir. Kim de aynı şeyler akşama erince söylerse o da o geceki şükür borcunu eda eder". |Ebu Davud, Edeb 110, (5073)|1819
DUA BÖLÜMÜ|Uyuma Ve Uyanma Duaları|müslimtirmiziebu davud|Enes|Resulullah (sav) yatağına girdiği zaman şu duayı okurdu: "Bize yedirip içiren, ihtiyaçlarımızı görüp bizi barındıran Allah'a hamdolsun. ihtiyacını görecek, barınak verecek kimsesi olmayan niceleri var!" |Müslim, Zikr 64, (2715); Tirmizi, Da'avat 16, (3393); Ebu Davud, Edeb 107, (5053)|1820
DUA BÖLÜMÜ|Uyuma Ve Uyanma Duaları|buharimüslimmuvattatirmiziebu davud|Aişe|Hz. Peygamber (sav) yatağına girdiği zaman, ellerine üfleyip Muavvizeteyn'i ve Kul hüvallahu ahad'i okur ellerini yüzüne ve vücuduna sürer ve bunu üç kere tekrar ederdi. Hastalandığı zaman aynı şeyi kendisine yapmamı emrederdi. |Buhari, Fedailu'l-Kur'an 14, Tıbb, 39, Da'avat 12; Müslim, Selam 50, (2192); Muvatta, Ayn 15, (2, 942); Tirmizi, Da'avat 21, (3399); Ebu Davud, Tıbb 19, (3902)|1821
DUA BÖLÜMÜ|Uyuma Ve Uyanma Duaları|buharitirmiziebu davud|Huzeyfe İbnu'l-Yeman|Resulullah (sav) yatağına girince şu duayı okurdu: "Allahm! Senin adınla hayat bulur, senin adınla ölürüm". Sabah olunca da şu duayı okurdu: "Bizi öldürdükten sonra tekrar hayat veren Allah'a hamdolsun! Zaten dönüşümüz de O'nadır." |Buhari, Da'avat 7, 8, 16, Tevhid 13; Tirmizi, Da'avat 29, (3413); Ebu Davud, Edeb 177, (5049)|1822
DUA BÖLÜMÜ|Uyuma Ve Uyanma Duaları|buharimüslimtirmiziebu davud|Bera|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Yatağına girdiğin zaman şu duayı oku: "Allahım nefsimi sana teslim ettim, yüzümü sana çevirdim, işlerimi sana emanet ettim, sırtımı sana dayadım. Senin rahmetinden ümitvarım, gazabından da korkuyorum. Senin ikabına karşı, senden başka ne melce var, ne de kurtarıcı. İndirdiğin Kitaba, gönderdiğin Peygamber (sav)'e iman ettim". Eğer bunu okuduğun gece ölecek olursan fıtrat üzere ölmüş olursun. Şayet sabaha erersen hayır bulursun". (Tirmizi'nin bir rivayetinde şöyle denmiştir: "Resulullah (sav), uyumak isteyince sağ yanı üzerine dayanır ve şöyle dua ederdi: "Allahım! Kullarını topladığın -veya yeniden dirilttiğin- gün, beni azabından koru") |Buhari, Da'avat 7, 9, Tevhid 34; Müslim, Zikr 56, (2710); Tirmizi, Da'avat 76, (3391); Ebu Davud, Edeb 107, (5046, 5047, 5048)|1823
DUA BÖLÜMÜ|Uyuma Ve Uyanma Duaları|ebu davud|Aişe|Hz. Peygamber (sav) geceleyin uyanınca şu duayı okurdu: "Allahım! Seni hamdinle tenzih ederim. Senden başka ilah yoktur. Günahım için affını dilerim, rahmetini taleb ederim. Allahım ilmimi artır, bana hidayet verdikten sonra kalbimi saptırma. Katından bana rahmet lutfet. Sen lutfedenlerin en cömerdisin". |Ebu Davud, Edeb 108, (5061)|1824
DUA BÖLÜMÜ|Uyuma Ve Uyanma Duaları|ebu davud|Ali|Resulullah (sav) yatacağı sırada şu duayı okurdu: "Allahım, kerim olan Zat'ın adına, eksiği olmayan kelimelerin adına, alınlarından tutmuş olduğun hayvanların şerrinden sana sığınırım. Allahım sen borcu giderir günahı aldırırsın. Allahım senin ordun mağlub edilemez, va'dine muhalefet edilemez. Servet sahibine serveti fayda etmez, servet sendendir. Allahım seni hamdinle tesbih ederim". |Ebu Davud, Ebed 107, (5052)|1825
DUA BÖLÜMÜ|Uyuma Ve Uyanma Duaları|tirmizi|Büreyde|Bir gün, Hailid İbnu Velid el-Mahzumi (ra): "Ey Allah'ın Resulü, bu gece hiç uyuyamadım" diye Hz. Peygamber (sav)'e yakındı. Resulullah (sav) ona şu tavsiyede bulundu: "Yatağına girdinmi şu duayı oku: "Ey yedi kat semanın ve onların gölgelediklerinin Rabbi, ey arzların ve onların taşıdıklarının Rabbi, ey Şeytanların ve onların azdırdıklarının Rabbi! Bütün bu mahlukatının şerrine karşı, bana himayekar ol! Ol ki hiç birisi, üzerime ani çullanmasın, saldırmasın. Senin koruduğun aziz olur. Senin övgün yücedir, senden başka ilah da yoktur, ilah olarak sadece sen varsın" |Tirmizi, Da'avat 96,(3518)|1826
DUA BÖLÜMÜ|Uyuma Ve Uyanma Duaları|muvatta||İmam Malik'den rivayete göre, ona şu haber ulaşmıştır: Halid İbnu'l-Velid (ra), Hz. Peygamber (sav)'e: "Ben uykuda iken korkutuluyorum. (Ne yapmamı tavsiye buyurursunuz?)" diye sordu. Ona şu tavsiyede bulundu: "Allah'ın eksiksiz, tam olan kelimeleri ile O'nun gadabından, ikabından, kullarının şerrinden, şeytanların vesveselerinden ve (beni kötülüğe atan) beraberliklerinden Allah'a sığınırım! de!" |Muvatta, Şi'r 9, (2, 950)|1827
DUA BÖLÜMÜ|Evden Çıkış Ve Eve Giriş Duaları|tirmiziebu davudnesaiibnu mace|Ümmü Seleme|Resulullah (sav) evinden çıktığı zaman şu duayı okurdu: "Allah'ın adıyla Allah'a tevekkül ettim. Allahım! Zillete düşmekten, dalalete düşmekten, zulme uğramaktan, cahillikten, hakkımızda cehalete düşülmüş olmasından sana sığınırız" |Tirmizi, Da'avat 35, (3423); Ebu Davud, Edeb 112, (5094); Nesai, İstiaze 30, (8, 268); İbnu Mace, Dua 18, (3884)|1828
DUA BÖLÜMÜ|Evden Çıkış Ve Eve Giriş Duaları|tirmiziebu davudnesai|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Evinden çıkınca kim: "Allah'ın adıyla, Allah'a tevekkül ettim, güç kuvvet Allah'tandır" derse kendisine: "İşine bak, sana hidayet verildi, kifayet edildi ve korundun da" denir, ondan şeytan yüz çevirir." |Tirmizi, Da'avat 34, (3422); Ebu Davud, Edeb 112, (5095); Nesai, İstiaze (8.268)|1829
DUA BÖLÜMÜ|Evden Çıkış Ve Eve Giriş Duaları|ebu davud|Ebu Malik el-Eş'ari|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kişi evine girince şu duayı okusun: "Allahım! Senden hayırlı girişler, hayırlı çıkışlar istiyorum. Allah'ın adıyla girdik, Allah'ın adıyla çıktık, Rabbimiz Allah'a tevekkül ettik". Bu duayı okuduktan sonra ailesine selam versin." |Ebu Davud, Edeb, 112, (5096)|1830
DUA BÖLÜMÜ|Oturma-Kalkma Dualari|tirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) hazretleri buyurdular ki: "Kim, malayani konuşmaların çok olduğu bir yere oturur da, oradan kalkmazdan önce şu duayı okursa bu yerde oturmaktan hasıl olan günahından arınmış olur: Allahım! Seni hamdinle teşbih ederim. Senden başka ilah olmadığına şehadet ederim. Senden mağfiret diliyorum, Sana tevbe ediyor (af taleb ediyorum)". |Tirmizi, Da'avat 39, (2329)|1831
DUA BÖLÜMÜ|Oturma-Kalkma Dualari|tirmizi|İbnu Ömer|Resulullah (sav) bir cemaatte oturduğu zaman, ashabı için şu duayı okumadan nadiren kalkardı: "Allahım! Bize korkundan öyle bir pay ayır ki, bu, sana karşı işlenecek günahlarla bizim aramızda bir engel olsun, itaatinden öyle bir nasib ver ki, o bizi cennete ulaştırsın. Yakininden öyle bir hisse lutfet ki dünyevi musibetlere tahammül kolaylaşsın. Allahım! Sağ olduğumuz müddetçe kulaklarımızdan, gözlerimizden, kuvvetimizden istifade etmemizi nasib et. Aynı şeyi bizden sonra gelecek olan neslimize de nasib et intikamımızı, bize zulmedenlerden almışlardan kıl (mazlumlardan değil). Bize tecavüz edenlere karşı bizi muzaffer kıl. Bize, dini musibet verme. Dünyayı, ne asıl gayemiz kıl, ne de ilmimizin son hedefi. Bize merhametli olmayanı bize musallat etme." |Tirmizi, Da'avat 73, (3497)|1832
DUA BÖLÜMÜ|Seferde Okunacak Dualar|muvatta||İmam Malik'e ulaştığına göre Hz. Peygamber (sav) sefer arzusuyla ayağını bineğinin özengisine koyduğu zaman şu duayı okurdu: "Bismillah! Allahım! Sen seferde arkadaşım, ailemde vekilimsin. Allahım, bize arzı dür, seferi kolaylaştır. Allahım, yolun meşakkatlerinden, üzüntülü dönüşten, mal ve ailede vukua gelecek kötü manzaralardan sana sığınıyorum". |Muvatta, İsti'zan 34, (2,977)|1833
DUA BÖLÜMÜ|Seferde Okunacak Dualar|buharimüslimmuvattatirmiziebu davud|İbnu Ömer|Resulullah (sav), seferden dönerken, uğradığı her tümsekte üç kere tekbir getirir, arkadan da: "La ilahe illallahu vahdehu la şerike leh, lehü'l-mülkü ve lehü'l-hamdü ve hüve ala külli şey'in kadir. (Allah'tan başka ilah yoktur. O tekdir, ortağı yoktur, mülk O'nundur, hamd O'nadır. O herşeye kadirdir) dönüyoruz, tevbe ediyoruz, kulluk ediyoruz, secde ediyoruz, Rabbimize hamdediyoruz. Allah va'dinde sadık oldu, kuluna yardım etti. (Hendek Harbi'nde) müttefik orduları tek başına helak etti" derdi. |Buhari, Da'avat 52, Ömer 12, Cihad 133, 197, Megazi 29; Müslim, Hacc 428, (1344); Muvatta, Hacc 243, (1,421); Tirmizi, Hacc 104, (950); Ebu Davud, Cihad 170, (2770)|1834
DUA BÖLÜMÜ|Seferde Okunacak Dualar|tirmizi|Ebu Hüreyre|Bir adam Hz. Peygamber (sav)'e: "Ey Allah'ın Resulü, ben sefere çıkmak istiyorum, bana tavsiyede bulun!" diye talepte bulundu. Efendimiz: "Sana Allah'tan korkmanı ve (yol boyu aştığın) her tepenin başında tekbir getirmeni tavsiye ediyorum!" buyurdu. Adam döneceği sırada şu duada bulundu: "Allah'ım! Ona uzaklığı dür, yolculuğu kolay kıl." |Tirmizi, Da'avat 47, (3441)|1835
DUA BÖLÜMÜ|Seferde Okunacak Dualar|ebu davudtirmizi|Abdullah el-Hatmi|Resulullah (sav) birisiyle vedalaştı mı şöyle derdi: "Dininizi, emanetinizi ve işlerinizin akibetini Allah'ın muhafazasına bırakıyorum." |Ebu Davud, Cihad 80 (2600); Tirmizi, Da'avat 45, (3439)|1836
DUA BÖLÜMÜ|Seferde Okunacak Dualar|ebu davud|Abdullah İbnu Ömer|Resulullah (sav) seferde iken gece olunca şu duayı okurdu: "Ey arz, benim de senin de Rabbimiz Allah'tır. Senin de, sende bulunanların da, sende yaratılmış olanların da, senin üzerinde yürüyenlerin de şerrinden Allah'a sığınırım. Arslanın, iri yılanın, yılanın, akrebin ve bu beldede ikamet eden (insilerin ve cinni)lerin, iblis'in ve iblis neslinin şerrinden de Allah'a sığınırım." |Ebu Davud, Cihad 80, (2603)|1837
DUA BÖLÜMÜ|Seferde Okunacak Dualar|müslimmuvattatirmizi|Havle Bintu Hakim|Resulullah (sav) efendimiz buyurmuşlardır ki: "Kim bir yerde konakladığı zaman şu duayı okursa, oradan ayrılıncaya kadar ona hiçbir şey zarar vermez: "Eüzü bi-kelimatillahi't'tammat min şerri ma halaka. (Allah'ın eksiksiz, mükemmel kelimeleri ile, yarattıklarının şerrinden Allah'a sığınıyorum.)" |Müslim, 54, (2708); Muvatta, İsti'zan 34 (2,978); Tirmizi, Da'avat 41, (3433)|1838
DUA BÖLÜMÜ|Üzüntü Ve Tasa Halinde Dua|tirmizi|Sa'd|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Balığın karnında iken, Zü'n-Nun'un yaptığı dua şu idi: La ilahe illa ente sübhaneke inni küntü mine'z-zalimin, (Allahım! Senden başka ilah yoktur, seni her çeşit kusurlardan tenzih edirim. Ben nefsime zulmedenlerdenim). Bununla dua edip de icabet görmeyen yoktur." |Tirmizi, Da'avat 85, (3500)|1839
DUA BÖLÜMÜ|Üzüntü Ve Tasa Halinde Dua|buharimüslimtirmiziibnu mace|İbnu Abbas|Hz. Peygamber (sav) üzüntü sırasında şu duayı okurdu: "Halim ve azim olan Allah'tan başka ilah yoktur. Büyük Arş'ın Rabbi olan Allah'tan başka ilah yoktur. Kıymetli Arş'ın Rabbi, arzın Rabbi, Semavat'ın Rabbi olan Allah'tan başka ilah yoktur." |Buhari, Da'avat 27, Tevhid 22, 23; Müslim, Zikr 83, (2730); Tirmizi, Da'avat 40, (3431); İbnu Mace, Dua 17, (3883)|1840
DUA BÖLÜMÜ|Üzüntü Ve Tasa Halinde Dua|ebu davud|el-Hudri|Resulullah (sav) bir gün Mescide girdi. Orada Ensar'dan Ebu Ümame (ra) denen kimse ile karşılaştı. Ona: "Ey Ebu Ümame, niçin seni namaz vakti dışında Mescid'de oturmuş görüyorum?" diye sordu. "Peşimi brakmayan bir sıkıntı ve borçlar sebebiyle ey Allah'ın Resulü" diye cevap verdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (sav): "Sana bazı kelimeler öğreteyim mi? Bunları okursan, Allah, senden sıkıntını giderir ve borcunu öder" "Evet, ey Allah'ın Resulü, öğret!" dedi. "Öyleyse" dedi, "akşama çıktın mı sabaha erdin mi şu duayı oku: "Allahım üzüntüden ve kederden sana sığınırım. Aczden ve tembellikten sana sığınırım, korkaklıktan ve cimrilikten sana sığınırım. Borcun galebe çalmasından ve insanların kahrından sana sığınırım." (Ebu Ümame) der ki: "Ben bu duayı yaptım, Allah benden gamımı giderdi, borcumu ödedi." |Ebu Davud, Salat 367, (1555)|1841
DUA BÖLÜMÜ|Üzüntü Ve Tasa Halinde Dua|tirmiziibnu mace|Ebu Hüreyre|Hz. Fatıma (ra) Resulullah (sav)'a gelerek bir hizmetçi taleb etmişti. Resulullah ona: "Şu duayı oku(man senin için hizmetçi edinmenden daha hayırlı)" dedi: "Allahım! Sen yedi semanın Rabbi, Arş-ı Azam'ın Rabbisin. Sen bizim Rabbimiz ve herşeyin Rabbisin. Tevrat, İncil ve Furkan'ı indiren, tohum ve çekirdekleri açansın. Her şeyin şerrinden sana sığınıyorum. Her şeyin alnından yapışmışsın (dizginleri senin elindedir). Evvel sensin, senden önce bir şey yoktur. Ahir sensin, senden sonra da bir şey kalmayacak. Sen zahirsin, senin üstünde bir şey mevcut değildir. Sen batınsın, senin dışında bir şey yoktur. Benim borcumu öde, beni fukaralıktan kurlar, zengin kıl." |Tirmizi, Da'avat 68, (3477); İbnu Mace, Dua, 2 (3831)|1842
DUA BÖLÜMÜ|Üzüntü Ve Tasa Halinde Dua|tirmizi|Enes|Resulullah (sav)'ı bir şey üzecek olsa şu duayı okurdu: "Ya Hayyu ya Kayyum, bi-rahmetike estağisu. (Ey diri olan, ey Kayyum olan Rabbim, rahmetin adına yardımım talep ediyorum)." Ve keza şöyle derdi: "Elizzu bi-ya-ze'l-celali ve'l-ikram." (Ya ze'l-celali ve'l-ikram)'ı devamlı söyleyin! |Tirmizi, Da'avat 99, (3522)|1843
DUA BÖLÜMÜ|Üzüntü Ve Tasa Halinde Dua|ebu davudibnu mace|Esma Bintu Umeys|Resulullah (sav) bana: "Sana sıkıntı zamanında okuyacağın bir duayı öğreteyim mi?" diye sordu ve şu duayı söyledi: "Allahu, Allahu Rabbi la üşriku bihi şey'en. (Rabbim Allah'tır, Allah! Ben ona hiçbir şeyi ortak koşmam!)" |Ebu Davud, Salat 361, (1525); İbnu Mace, Dua 17, (3882)|1844
DUA BÖLÜMÜ|Üzüntü Ve Tasa Halinde Dua|rezin|İbnu Mes'ud|Kimin sıkıntısı artarsa şu duayı okusun: "Allahım ben senin kulunum, kulunun oğluyum, cariyenin oğluyum, senin avucunun içindeyim, alnım senin elinde. Hakkımdaki hükmün caridir. Kazan ne olursa hakkımda adalettir. Kendini tesmiye ettiğin veya kitabında indirdiğin veya nezdinde mevcut gayb hazinesinden seçtiğin, sana ait her bir isim adına senden Kur'an'ı kalbimin baharı, sıkıntı ve gamlarımın atılma vesilesi kılmam dilerim." Bu duayı okuyan her kulun gam ve sıkıntısını Allah gidermiş, yerine ferahlık vermiştir." [Rezin ilavesi, (Hadis Mecmau'z Zevaid'de (10,136) mevcuttur. Hakimin Müstedrek'inde de (1,509) kaydedilmiş.] |Rezin|1845
DUA BÖLÜMÜ|Üzüntü Ve Tasa Halinde Dua|tirmizi|İbnu Abbas|Hz. Ali İbnu Ebi Talib (ra) Resulullah (sav)'a gelerek: "Annem ve babam sana kurban olsun, şu Kur'an göğsümde durmayıp gidiyor. Kendimi onu ezberleyecek güçte göremiyorum" dedi. Resulullah (sav) ona şu cevabı verdi: "Ey Ebu'l Hüseyin! (Bu meselede) Allah'ın sana faydalı kılacağı, öğrettiğin takdirde öğrenen kimsenin de istifade edeceği, öğrendiklerini de göğsünde sabit kılacak kelimeleri öğreteyim mi?" Hz. Ali (ra): "Evet, ey Allah'ın Rasulü, öğret bana!" dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (sav) şu tavsiyede bulundu: "Cuma gecesi (perşembeyi cumaya bağlayan gece) olunca, gecenin son üçte birinde kalkabilirsen kalk. Çünkü o an (meleklerin de hazır bulunduğu) meşhud bir andır. O anda yapılan dua müstecabtır. Kardeşim Ya'kub da evlatlarına şöyle söyledi: "Sizin için Rabbime istiğfar edeceğim, hele cuma gecesi bir gelsin." Eğer o vakitte kalkamazsan gecenin ortasında kalk. Bunda da muvaffak olamazsan gecenin evvelinde kalk. Dört rek'at namaz kıl. Birinci rek'atte, Fatiha ile Ya-sin süresini oku, ikinci rek'atte Fatiha ile Ha-mim, ed-Duhan süresini oku, üçüncü rek'atte Fatiha ile Elif-lam-mim Tenzilü's-secde'yi oku, dördüncü rek'atte Fatiha ile Tebareke'l-Mufassal'ı oku. Teşehhüdden boşaldığın zaman Allah'a hamdet, Allah'a senayı da güzel yap, bana ve diğer peygamberlere salat oku, güzel yap. Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar ve senden önce gelip geçen mü'min kardeşlerin için istiğfat et. Sonra bütün bu okuduğun duaların sonunda şu duayı oku: "Allahım, bana günahları, beni hayatta baki kıldığın müddetçe ebediyen terkettirerek merhamet eyle. Bana faydası olmayan şeylere teşebbüsüm sebebiyle bana acı. Seni benden razı kılacak şeylere hüsn-i nazar etmemi bana nasib et. Ey semavat ve arzın yaratıcısı olan Celal, ikram ve dil uzatılamayan izzetin sahibi olan Allahım. Ey Allah! Ey Rahman! Celalin hakkı için, yüzün nuru hakkı için kitabını bana öğrettiğin gibi hıfzına da kalbimi icbar et. Seni benden razı kılacak şekilde okumamı nasib et. Ey semavat ve arzın yaratıcısı, celalin ve yüzün nuru hakkı için kitabınla gözlerimi nurlandırmanı, onunla dilimi açmanı, onunla kalbimi yarmanı, göğsümü ferahlatmanım, bedenimi yıkamanı istiyorum. Çünküy hakkı bulmakta bana ancak sen yardım edersin, onu bana ancak sen nasib edersin. Herşeye ulaşmada güç ve kuvvet ancak büyük ve yüce olan Allah'tandır." Ey Ebu'l-Hasan, bu söylediğimi üç veya yedi cuma yapacaksın, Allah'ın izniyle duana icabet edilecektir. Beni hak üzere gönderen Zat-ı Zülcelal'e yemin olsun bu duayı yapan hiçbir mü'min icabetten mahrum kalmadı." İbnu Abbas (ra) der ki: "Allah'a yemin olsun, Ali (ra) beş veya yedi cuma geçti ki Resulullah (sav)'a aynı önceki mecliste tekrar gelerek: "Ey Allah'ın Resulü!" dedi, "geçmişte dört beş ayet ancak öğrenebiliyordum. Kendi kendime okuyunca onlar da (aklımda durmayıp) gidiyorlardı. Bugün ise, artık 40 kadar ayet öğrenebiliyorum ve onları kendi kendime okuyunca Kitabullah sanki gözümün önünde duruyor gibi oluyor. Eskiden hadisi dinliyordum da arkadan bir tekrar etmek istediğimde aklımdan çıkıp gidiyordu. Bugün hadis dinleyip sonra onu bir başkasına anlatmak istediğimde ondan tek bir harfi kaçırmadan anlatabiliyorum. Resulullah (sav) bu söz üzerine Hz.Ali (ra)'ye: "Ey Ebu'l-Hasan! Kabenin Rabbine yemin olsun sen müminsin!" dedi. |Tirmizi, Da'avat 125, (3565)|1846
DUA BÖLÜMÜ|Üzüntü Ve Tasa Halinde Dua|tirmizinesai|Şeddad İbnu Evs|Resulullah (sav) namazda şu duayı okumamızı öğretiyordu: "Allahım! Senden işte (dinde) sebat etmeyi, doğruluğa da azmetmeyi istiyorum. Keza nimetine şükretmeyi, sana güzel ibadette bulunmayı taleb ediyor, doğruyu konuşan bir dil, eğriliklerden uzak bir kalb diliyorum. Allah'ım, senin bildiğin her çeşit şerden sana sığınıyorum, bilmekte olduğun bütün hayırları senden istiyorum, bildiğin günahlarımdan sana istiğfar ediyorum." |Tirmizi, Da'avat, 22 (3404); Nesai, Sehv, 61|1847
DUA BÖLÜMÜ|Giyinme Ve Yemek Duaları|ebu davudtirmizi|el-Hudri|Hz. Peygamber (sav) elbiseyi yenilediği zaman şu duayı okurdu: "Allahım! Hamd sanadır. -(giydiği şey ne ise) ismen söyleyerek- Bunu bana sen giydirdin. Bunun hayırlı olmasını, yapılış gayesine uygun olmasını diliyor, şerrinden ve yapılış gayesine uygun olmamasından da sana sığınıyorum." |Ebu Davud, Libas 1, (4020); Tirmizi, Libas 29, (1767)|1848
DUA BÖLÜMÜ|Giyinme Ve Yemek Duaları|tirmiziibnu mace|Ebu Ümame|İbnu Ömer (ra) yeni bir elbise giymişti ve şöyle dua etti: "Avretimi örtebileceğim ve hayatta güzellik sağlayabileceğim bir elbise giydiren Allah'a hamd olsun." Sonra şunu söyledi: "Ben Resulullah (sav)'ı dinledim: "Kim yeni bir elbise giyer, böyle söyler, daha sonra da eskittiği elbiseyi tasadduk ederse, sağken de öldükten sonra da Allah'ın himayesi, hıfzı ve örtmesi altında olur." |Tirmizi, Da'avat 119, (3555); İbnu Mace, Libas 2, (3557)|1849
DUA BÖLÜMÜ|Giyinme Ve Yemek Duaları|tirmiziebu davudibnu mace|Ebu Said|Hz. Peygamber (sav) bir şey yeyip içti mi şu duayı okurdu: "Bize yedirip içiren ve bizi Müslümanlardan kılan Allah'a hamdolsun." |Tirmizi, Da'avat 75, (3453); Ebu Davud, Et'ıme 53, (3850); İbnu Mace, Et'ıme 16, (3283)|1850
DUA BÖLÜMÜ|Giyinme Ve Yemek Duaları|ebu davudtirmiziibnu mace|Muaz İbnu Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim bir şey yer ve: "Bana bu yiyeceği yediren ve tarafımdan hiçbir güç ve kuvvet olmadan bunu bana rızık kılan Allah'a hamdolsun" derse geçmiş günahları affolunur". (Ebu Davud'un rivayetinde şu ziyade var: "Kim bir elbise giyer ve: "Bunu bana giydirip, tarafımdan bir güç ve kuvvet olmaksızın beni bununla rızıklandıran Allah'a hamdolsun" derse geçmiş ve gelecek günahları affedilir.") |Ebu Davud, Libas 1, (4023); Tirmizi, Da'avat 75, (3454); İbnu Mace, Et'ıme 16, (3285)|1851
DUA BÖLÜMÜ|Giyinme Ve Yemek Duaları|müslimtirmizi|Muaz İbnu Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Muhakkak ki Allah, kulun bir şey yiyip hamdetmesinden veya bir şey içip hamdetmesinden razı olur." |Müslim, Zikr 89, (2734); Tirmizi, Et'ıme 18, (1817)|1852
DUA BÖLÜMÜ|Giyinme Ve Yemek Duaları|ebu davud|Enes|Resulullah (sav) Sa'd İbnu Ubade'nin yanında ekmek ve zeytinyağı yemişti. Sonunda şöyle bir dua buyurdu: "Yanınızda oruçlular yemek yesin, yemeğinizden ebrarlar yesin, üzerinize melekler dua etsin." (Ebu Davud'un Hz. Cabir (ra)'den kaydettiği diğer bir rivayette şöyle denir: "Ebu'l-Heysem bir yemek hazırladı, Resulullah (sav)'ı ve Ashabını (ra) davet etti. Hz. Peygamber yemekten kalkınca: "Kardeşinizi mükafaatlandırın buyurdu. Ashab: "Mükafaatı da ne?" diye sordular, Efendimiz: "Kişinin evine girilip yemeği yendi, içeceği içildi mi ev sahibi için dua edilir, işte bu onun mükafaatıdır" cevabını verdi.) |Ebu Davud, Et'ıme 55, (3854)|1853
DUA BÖLÜMÜ|Kaza-yı Hacet Duası|buharimüslimtirmiziebu davudnesai|Enes|Resulullah (sav) kaza-yı hacet için helaya girdiği zaman şu duayı okurdu: "Allahümme inni euzu bike mine'lhubsi ve'l-habais. (Allahım, pislikten ve (cin ve şeytan gibi) kötü yaratıklardan sana sığınırım." |Buhari, Vudu 9, Da'avat 15; Müslim, Hayz 122, (375); Tirmizi, Taharet 4, (5); Ebu Davud, Taharet 3, (4,5); Nesai, Taharet 18, (1, 20)|1854
DUA BÖLÜMÜ|Kaza-yı Hacet Duası|ebu davudtirmiziibnu mace|Aişe|Resulullah (sav) heladan çıkınca: "Gufraneke (affını taleb ediyorum)" derdi. (Tirmizi'nin Hz. Ali'den kaydettiği diğer bir rivayette şöyle denir: "Resulullah (sav) buyurdular ki: "Helaya girdiği zaman insanoğlunun avretleri ile cinnilerin gözleri arasındaki perde, kişinin "bismillah" demesidir.") |Ebu Davud, Taharet 17, (30); Tirmizi, Taharet 6, (7); İbnu Mace, Taharet 10, (300)|1855
DUA BÖLÜMÜ|Mescide Giriş Çıkış Duaları|tirmizi|Fatıma Bintu'l-Hüseyin İbni Ali|Fatıma Bintu'l-Hüseyin İbni Ali, büyükannesi Fatımatu'l-Kübra (ra)'dan naklen anlatıyor: "Resulullah (sav) mescide girdiği zaman Muhammed (sav)'e salat (dua) okur, sonra da: "Rabbim! günahımı affet, rahmet kapılarını bana aç" derdi. Çıkarken de yine Muhammed (sav)'e salat okur, sonra da: "Rabbim! Günahımı affet, lütuf kapılarını benim için aç" derdi. |Tirmizi, Salat 234, (314)|1856
DUA BÖLÜMÜ|Hilali Görünce Okunacak Dualar|tirmizi|Talha İbnu Ubeydullah|Hz. Peygamber (sav) hilali görünce şu duayı okurdu: "Allahım, Ay'ın hilal devresini bize bereketli, imanlı, selametli ve İslam üzere geçir. (Ey hilal) benim de senin de Rabbin Allah'tır." |Tirmizi, Da'avat 52, (3447)|1857
DUA BÖLÜMÜ|Hilali Görünce Okunacak Dualar|ebu davud|Katade|Katade (ra)'ye ulaştığına göre, Resulullah (sav) hilali görünce şu duayı okurmuş: "Hayırlı ve istikametli bir ihtilal (devresi diliyorum,)" Bunu üç kere söyledikten sonra, "Seni yaratan Allah'a inandım." Bunu da üç kere tekrar ettikten sonra: "... Ayını çıkarıp ... Ayını getiren Allah'a hamdolsun" dermiş." (Ebu Davud'un yine Katade'den kaydrettiği bir diğer rivayetinde: "Resulullah (sav), hilali görünce yüzünü ondan çevirirdi" denmektedir.) |Ebu Davud, Edeb 111 (5092)|1858
DUA BÖLÜMÜ|Gök Gürleyince; Rüzgar Esince; Bulut Çıkınca Okunacak Dua|tirmizi|İbnu Ömer|Resulullah (sav) gök gürleyip, şimşek çakınca şu duayı okurdu: "Allah'ım bizi gadabınla öldürme, azabınla da helak etme, bu (azabı)ndan önce bize afiyet (içinde ölüm) ver." |Tirmizi, Da'avat 51, (3446)|1859
DUA BÖLÜMÜ|Gök Gürleyince; Rüzgar Esince; Bulut Çıkınca Okunacak Dua|ebu davudibnu mace|Aişe|Resulullah (sav) ufuk-ı semada bir bulut belirtisi gördü mü işi terkeder, namazda idiyse kısa keser ve şu duayı okurdu: "Allah'ım, bunun şerrinden sana sığınırım." Yağmur başlarsa: "Allah'ım, bol yağmur, faydalı yağmur (ver)" derdi. |Ebu Davud, Edeb, 113, (5099); İbnu Mace, Dua 21, (3889)|1860
DUA BÖLÜMÜ|Gök Gürleyince; Rüzgar Esince; Bulut Çıkınca Okunacak Dua|buharimüslimtirmizi|Aişe|Resulullah (sav) rüzgar estiği zaman şu duayı okurdu: "Allah'ım, senden bunun hayrını ve bunda olan (menfaatların da) hayrını ve bunun gönderiliş maksadındaki hayrı da istiyorum. Bunun şerrinden, bunda olanın şerrinden, bununla gönderilen şeyin şerrinden de sana sığınıyorum." |Buhari, Bed'ül-Halk 5, Tefsir, Ahkaf 2, Edeb, 68; Müslim, İstiska 14, (899); Tirmizi, Da'avat 50, (3445)|1861
DUA BÖLÜMÜ|Gök Gürleyince; Rüzgar Esince; Bulut Çıkınca Okunacak Dua|tirmizi|Ubey İbnu Ka'b|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Rüzgara küfretmeyin. Hoşunuza gitmeyen bir rüzgar görünce: "Allah'ım, senden bunun hayrını taleb ediyorum" deyin." |Tirmizi, Fiten 64, (2253)|1862
DUA BÖLÜMÜ|Arefe Günü Ve Kadir Gecesi Duası|muvattatirmizi|Amr İbnu Şuayb an Ebihi an Ceddihi|Hz. Peygamber (sav) buyurdular ki: "Duaların en faziletlisi arefe günü yapılan duadır. Ben ve benden önceki peygamberlerin söyledikleri en faziletli söz, la ilahe illallahu vahdehu la şerike leh lehü'l'mülkü ve lehü'l-hamdü ve hüve ala külli şey'in kadir. (Allah'tan başka ilah yoktur, O tektir, O'nun ortağı yoktur, mülk O'nundur, hamd O'na aittir. O, herşeye kadirdir) sözüdür." |Muvatta, Kur'an 32, (1, 214, 215); Tirmizi, Da'avat 133, (3579)|1863
DUA BÖLÜMÜ|Arefe Günü Ve Kadir Gecesi Duası|tirmizi|Aişe|"Ey Allah'ın Resulü," dedim, "şayet Kadir gecesine tevafuk edersem nasıl dua edeyim?" Şu duayı okumamı söyledi: "Allahümme inneke afuvvun, tuhibbu'l-afve fa'fu anni. (Allahım! Sen affedicisin, affı seversin, beni affet.) |Tirmizi, Da'avat 89, (3508)|1864
DUA BÖLÜMÜ|Hapşıranın Duası|ebu davudtirmizibuharimuvattanesai|Amr İbnu Rebia|Resulullah (sav)'ın arkasında namaz kılan birisi, namazda hapşırdı ve şu duayı okudu: "Mübarek (hayrı bol), ihlaslı ve çok hamdle Allah'a hamdederiz, ta Rabbimiz razı oluncaya kadar; dünya ve ahiret işindeki rızasından sonra da (hamdimize devam ederiz)." Resulullah (sav) namazdan çıktıktan sonra: "Namazda dua okuyan kimdi?" diye sordu. Ancak okuyan kişi sükut etti. Resulullah (sav) tekrar sordu: "Duayı kim okudu? Zira fena bir şey söylemedi" Bunun üzerine adam: "Bendim, bu dua ile sadece hayır murad ettim" dedi. Efendimiz: "(Duanız) Rahmanın Arşına kadar yükseldi" buyurdu. |Ebu Davud, Salat 121, (770, 774); Tirmizi, Salat 296, (404); Buhari, Ezan 115, (muhtasaran); Muvatta, Kur'an 25, (1, 212); Nesai, İftitah 112 (2, 196)|1865
DUA BÖLÜMÜ|Hapşıranın Duası|buhariebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizden biri hapşırınca "Elhamdülillah ala külli hal" (Her hal için elhamdülillah) desin. Kardeşi de -yahut arkadaşı da- ona ''Yerhamükallah" diye cevap versin. (Kardeşi bunu) kendisi için söyleyince, hapşıran da Yehdikümullah ve yuslih baleküm (Allah size de hidayet versin ve işinizi düzeltsin) desin." |Buhari, Edeb 126; Ebu Davud, Edeb 99, (5033)|1866
DUA BÖLÜMÜ|Hz. Davud (as)'un Duası|tirmizi|Ebu'd-Derda|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Hz. Davud (as)'un duaları arasında şu da vardır: "Allahım! Senden sevgini ve seni sevenlerin sevgisini ve senin sevgine beni ulaştıracak ameli taleb ediyorum. Allah'ım! Senin sevgini nefsimden, ailemden, malımdan, soğuk sudan daha sevgili kıl." Ebu'd-Derda der ki: "Resulullah (sav) Hz. Davud'u zikredince, onu "insanların en abidi (yani çok ve en ihlaslı ibadet yapanı) olarak tavsif ederdi." |Tirmizi, Da'avat 74, (3485)|1867
DUA BÖLÜMÜ|Hz. Yunus (as) Kavminin Duası|rezin|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav)'a ref ederek demiştir ki: "Yunus kavminin duaları arasında şu da vardı: "Ey diri olan, ey (mahlukata) kıyam veren, ey hiçbir hayat sahibinin olmadığı zamanda hayat sahibi olan, ey hayat veren, ey ölüm veren, ey celal ve ikram sahibi!" [Rezin ilavesidir.] |Rezin|1868
DUA BÖLÜMÜ|Belaya Uğrayanı Görünce Okunacak Dua|tirmiziibnu mace|Hz. Ömer ve Hz. Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim bir belaya uğrayanı görünce şu duayı okursa: "Seni imtihan ettiği şeyde bana afiyet veren ve birçok yarattığından beni üstün kılan Allah'a hamdolsun!" Artık yaşadığı müddetçe bu bela ne olursa olsun ona maruz kalmaktan muaf kılınır." (Ebü Hüreyre (ra)'nin bir rivayetinde sadece: "...Bu bela ona isabet etmez" denmiştir) |Tirmizi, Da'avat 38, (3427, 3428); İbnu Mace, Dua 22, (3892)|1869
DUA BÖLÜMÜ|Sebebe Ve Vakte Bağlı Olmayan Dualar|müslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) dua ederken şunu söylerdi: "Allahım, dinimi doğru kıl, o benim işlerimin ismetidir, Dünyamı da doğru kıl, hayatım onda geçmektedir. Ahiretimi de doğru kıl, dönüşüm orayadır. Hayatı benim için her hayırda artma (vesilesi) kıl. Ölümü de her çeşit şerden (kurtularak) rahat(a kavuşma) kıl." |Müslim, Zikr 71, (2720)|1870
DUA BÖLÜMÜ|Sebebe Ve Vakte Bağlı Olmayan Dualar|buharimüslimebu davud|Enes|Resulullah'ın duasının çoğu: "Allahümme atina fi'd-dünya haseneten ve fi'l-ahireti haseneten ve kına azabe'n-nar. (Allahım bize dünyada da bir hayır, ahirette de bir hayır ver, bizi cehennem azabından koru" idi. |Buhari, Da'avat 55, Tefsir, Bakara 36; Müslim, Zikr 26, (2690); Ebu Davud, Salat 381, (1519)|1871
DUA BÖLÜMÜ|Sebebe Ve Vakte Bağlı Olmayan Dualar|tirmizinesaiibnu mace|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim cenneti üç kere isterse, cennet: "Allah'ım onu cennete koy" der. Kim Allah'tan üç sefer ateşe karşı koruma taleb ederse, cehennem: "Allah'ım onu ateşten koru" der." |Tirmizi, Cennet 27, (2575); Nesai, İstiaze 56, (8, 279); İbnu Mace, Zühd 39, (4340)|1872
DUA BÖLÜMÜ|Sebebe Ve Vakte Bağlı Olmayan Dualar|tirmizi|Ali|Anlattığına göre, "Bir mükateb ona gelerek: "Kitabet borcumu ödemekten aciz kaldım, bana yardım et" dedi. Ona şu cevabı verdi: "Sana, Resulullah (sav)'ın bana öğretmiş bulunduğu bir duayı öğreteyim. (Onu okuduğun takdirde) Sıyr dağı kadar borcun da olsa, Allah onu sana bedel öder. Şöyle diyeceksin: "Allah'ım, yeterince helalinden vererek beni haramından koru. Lütfunla ver, başkasına muhtaç etme." |Tirmizi, Da'avat 121, (3558)|1873
DUA BÖLÜMÜ|İstiaze|buharimüslimtirmiziebu davudnesai|Enes|Hz. Peygamber (sav) şöyle istiaze ederlerdi: "Allah'ım! Aczden, tembellikten, korkaklıktan, düşkünlük derecesine varan ihtiyarlıktan, cimrilikten sana sığınırım. Keza, kabir azabından sana sığınırım. Hayat ve ölüm fitnesinden sana sığınırım." |Buhari, Da'avat 38, 40, 42, Cihad 25; Müslim, Zikr 52, (2706); Tirmizi, Da'avat 71, (3480, 3481); Ebu Davud, Salat 367, (1540, 1541), Huruf 1, (3972); Nesai, İstiaze 6, (8, 257, 258)|1874
DUA BÖLÜMÜ|İstiaze|ebu davudnesai|Enes|Hz. Peygamber (sav) şu duayı okurlardı: "Allah'ım! Cüzzamdan, barastan (alaten), delilikten ve hastalıkların kötüsünden sana sığınırım." |Ebu Davud, Salat 367, (1554); Nesai, İstiaze 36, (8, 271)|1875
DUA BÖLÜMÜ|İstiaze|tirmizinesai|Abdullah İbnu Amr İbni'l-As|Resulullah (sav) şu duayı okurlardı: "Allah'ım, huşu duymaz bir kalbten sana sığınırım, dinlenmeyen bir duadan sana sığınırım, doymak bilmeyen bir nefisten, faydası olmayan bir ilimden, bu dört şeyden sana sığınırım." |Tirmizi, Da'avat 69, (3478); Nesai, İstiaze 2, (8, 255)|1876
DUA BÖLÜMÜ|İstiaze|buharimüslimnesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Belanın ezmesinden, helakin gelmesinden, kötü kazadan, düşmanların şamatasından Allah'a istiaze edin." |Buhari, Kader 13, Da'avat 28; Müslim, Zikr 53, (2707); Nesai, İstiaze 34, (8, 269, 270)|1877
DUA BÖLÜMÜ|İstiaze|ebu davudnesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) şöyle dua ederdi: "Allahım, şikak ve nifaktan ve kötü ahlaktan sana sığınırım." (Bir rivayette şöyle denmiştir: "Allahım! Açlıktan sana sığınırım, çünkü o pek fena yatak arkadaşıdır. Hıyanetten de sana sığınırım, çünkü o ne kötü huydur.") |Ebu Davud, Salat 367, (1546); Nesai, İstiaze 21, (8, 264)|1878
DUA BÖLÜMÜ|İstiaze|muvatta|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Mirac gecesi cinlerden bir ifrit gördüm. Elinde ateşten bir şule olduğu halde beni takip ediyordu. Nazarımı her atışımda onu görüyordum. Cibril (as) bana: "İstersen sana bir dua öğreteyim, onu okursan, şulesi söner ve ağzının üstüne düşer" dedi." Resulullah (sav): "Pekala!" dedi. Cibril (as) de "Şunu oku!" buyurdu: "Allah'ın kerim olan rızası için, eksiksiz, mükemmel kelimatullah hakkı için -ki hiç kimse muttaki olsun, facir olsun onu aşıp daha güzelini söyleyemez- (bela olarak) semadan inen, semaya yükselen, (ve ceza gerektiren) şerlerden, yeryüzünde yarattığı şerden, yer(in altın)dan çıkan şerden, gece ve gündüz fitnelerinden, gece ve gündüz gelen musibetlerden Allah'a sığınırım. Ey Rahman, hayır getiren hadiseler hariç." |Muvatta, Şi'r 10, (2, 950, 951)|1879
DUA BÖLÜMÜ|İstiğfar; Tesbih; Tehlil; Tekbir; Tahmid Ve Havkale|tirmiziebu davudnesai|Abdullah İbnu Amr İbni'l-As|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İki haslet -veya iki hallet - vardır ki onları Müslüman bir kimse (devam üzere) söyleyecek olursa mutlaka cennete girer. Bu iki şey kolaydır. Kim onlarla amel ederse, azdır da... Her (farz) namazdan sonra on kere tesbih (sübhanallah), on kere tahmid (elhamdülillah), on kere tekbir (Allahu ekber) söylemekten ibarettir." (Abdullah der ki:) "Ben Resulullah (sav)'ın bunları söylerken parmaklarıyla saydığını gördüm. Resulullah devamla buyurdular: "Bunlar beş vakit itibariyle toplam olarak dilde yüzellidir. Mizanda bin beş yüzdür, "ikinci haslet" ise yatağa girince Allah'a yüz kere teşbih, tekbir ve tahmid'de bulunmanızdır. Bu da lisanda yüzdür, mizanda bindir. (Her ikisi toplam iki bin beş yüz eder.)" Resulullah (sav) sözlerine şöyle bir soru ile devam etti: "Hanginiz bir günde, gece ve gündüz iki bin beş yüz günah işler?" "Bunları niye söylemiyelim ey Allah'ın Resulü?" dediler. Şu cevabı verdi: "Şeytan, namazda iken her birinize gelir: "Şunu şunu hatırla" der, ve namazdan çıkıncaya kadar devam eder. (Bu hatırlatmaların neticesi olarak) kişi bu tesbihatı terk bile eder. Kişi yatağına girince de şeytan ona gelir, (zikir yapmasına imkan vermeden) uyutmaya çalışır ve uyutur da." |Tirmizi, Da'avat 25, (3407); Ebu Davud, Edeb 209, (5065); Nesai, Sehv 90, (3, 74)|1880
DUA BÖLÜMÜ|İstiğfar; Tesbih; Tehlil; Tekbir; Tahmid Ve Havkale|ebu davudnesai|İbnu Ebi Evfa|Bir adam gelerek- "Ey Allah'ın Resulü!" dedi, "ben Kur'an'dan bir parça seçip alamıyorum. Bana kifayet edecek bir şeyi siz bana öğretseniz!" "Öyleyse," buyurdu, "Sübhanallah velhamdülülah, ve lailahe illallah, vallahu ekber, vela havle vela kuvvete illa biliah. (Allah'ım seni tenzih ederim, hamdler sana mahsustur. Allah'tan başka ilah yoktur, Allah en büyüktür, güç kuvvet Allah'tandır) de!" "Ey Allah'ın Resulü!" dedi, "bu zikir Allah içindir. (O'nu senadır), kendim için dua olarak ne söyleyeyim?" "Şöyle dua et: "Allahım bana merhamet et, afiyet ver, hidayet ver, rızık ver!" Adam (dinleyip, kalkınca) ellerini sıkıp göstererek: "Şöyle (sımsıkı belledim!)" dedi, Resulullah (sav), bunun üzerine: "İşte bu adam iki elini de hayırla doldurdu!" buyurdu. (Hadis Ebu Davud'da tam olarak, Nesai'de kısmi olarak rivayet edilmiştir) |Ebu Davud, Salat 139, (832); Nesai, İftitah 32, (2, 143)|1881
DUA BÖLÜMÜ|İstiğfar; Tesbih; Tehlil; Tekbir; Tahmid Ve Havkale|buharimüslim|Aişe|Resulullah (sav) ölümünden önce şu duaları çok tekrar ederdi: "Sübhanallahi ve bihamdihi, estağfirullahe ve etubu ileyh. (Allahım seni hamdinle tesbih ederim, mağfiretini diler, günahlarıma tevbe ederim.)" Ben kendisinden bunun sebebini sordum. Şu açıklamayı yaptı: "Rabbim bana bildirdi ki, ben ümmetim hakkında bir alamet göreceğim. Ben onu görünce Sübhanallahi ve bihamdihi, estağfirullahe ve etubu ileyh zikrini artırdım. Bu gördüğüm, iza cae nasrullahi ve'l-fethu... süresidir." |Buhari, Tefsir, Nasr, Ezan 123,139, Megazi 50; Müslim, Salat 220, (484)|1882
DUA BÖLÜMÜ|İstiğfar; Tesbih; Tehlil; Tekbir; Tahmid Ve Havkale|müslimtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sübhanallahi, velhamdu lillahi, veld ilahe illallahu vallahu ekber (Allah'ı tesbih ederim, hamdler Allah'adır, Allah'tan, başka ilah yoktur. Allah en büyüktür) demem, bana, üzerine güneşin doğduğu şeyden (dünyadan) daha sevgilidir." |Müslim, Zikr 32, (2696); Tirmizi, Da'avat 139, (3591)|1883
DUA BÖLÜMÜ|İstiğfar; Tesbih; Tehlil; Tekbir; Tahmid Ve Havkale|tirmizi|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Mirac sırasında İbrahim (as)'le karşılaştım. Bana: "Ey Muhammed, ümmetine benden selam söyle. Ve haber ver ki: Cennetin toprağı temiz, suyu tatlıdır. Burası (suyu tutacak şekilde) düz ve boştur. Oraya atılacak tohum da sübhanallah, velhamdülillah, ve lailahe illallah, vallahu ekber cümlesidir." |Tirmizi, Da'avat 60, (3458)|1884
DUA BÖLÜMÜ|İstiğfar; Tesbih; Tehlil; Tekbir; Tahmid Ve Havkale|tirmiziebu davud|Yüseyre|Ebu Bekri's-Sıddik'ın azadlısı Yüseyre (ra) -ki ilk muhacirlerden idi- anlatıyor: "Resulullah (sav) bize dedi ki: "Size tesbih, tehlil, takdis, tekbir çekmenizi tavsiye ederim. Bunları parmaklarla sayın. Zira parmaklar (Kıyamet günü nelerde kullanıldıklarından) suale maruz kalacaklar ve konuşturulacaklardır." |Tirmizi, Da'avat 131, (3577); Ebu Davud, Salat 359, (1501)|1885
DUA BÖLÜMÜ|İstiğfar; Tesbih; Tehlil; Tekbir; Tahmid Ve Havkale|tirmiziebu davud|Ebu Bekri's-Sıddik|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İstiğfar eden kimse günde yetmiş kere de tevbesinden dönse günahta musır sayılmaz." |Tirmizi, Da'avat 119, (3554); Ebu Davud, Salat 361, (1514)|1886
DUA BÖLÜMÜ|İstiğfar; Tesbih; Tehlil; Tekbir; Tahmid Ve Havkale|müslim|el-Eğarru'l-Müzeni|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Şurası muhakkak ki, bazan kalbime gaflet çöker. Ancak ben Allah'a günde yüz sefer istiğfar eder (affımı dilerim)." |Müslim, Zikr 41, (2702); Ebu Davud, Salat 361, (1515)|1887
DUA BÖLÜMÜ|İstiğfar; Tesbih; Tehlil; Tekbir; Tahmid Ve Havkale|müslim|Eğarru'l-Müzeni|Resulullah (sav)'ın şöyle dediğini nakletmiştir: "Ey insanlar! Rabbinize tevbe edin. Allah'a kasem olsun ben Rabbim Tebarek ve Teala hazretlerine günde yüz kere tevbe ederim." |Müslim, Zikr 42, (2702)|1888
DUA BÖLÜMÜ|İstiğfar; Tesbih; Tehlil; Tekbir; Tahmid Ve Havkale|buharitirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav)'ı işittim, demişti ki: "Allah'a kasem olsun, ben günde Allah'a yetmiş kere istiğfar ediyorum, teubede bulunuyorum." |Buhari, Da'avat 3; Tirmizi, Tefsir, Muhammed, (3255)|1889
DUA BÖLÜMÜ|İstiğfar; Tesbih; Tehlil; Tekbir; Tahmid Ve Havkale|tirmiziebu davudibnu mace|Esma İbnu'l-Hakem el-Fezari|Hazreti Ali'yi dinledim, şöyle demişti: "Resulullah (sav)'dan bir hadis dinledim mi, Allah Teala hazretlerinin faydalanmamı dilediği kadar ondan istifade ediyordum. Şayet bir adam O'andan hadis rivayet edecek olsa (gerçekten duydun mu diye) yemin ettiriyordum. Yemin edince onu tasdik edip rivayetini kabul ediyordum." Hz. Ebu Bekri's-Sıddik (ra) bana şu hadisi rivayet etti ve bu rivayetinde Ebu Bekir doğru söyledi: "Resulullah (sav)'ı dinledim, demişti ki: "Günah işleyip arkasından kalkıp abdest alarak iki rek'at namaz kılan sonra da Allah Teala hazretlerine tevbe eden her insan mutlaka mağfiret olunur." Sonra da şu ayeti okudu. (Mealen): "Onlar fena bir şey yaptıklarında veya kendilerine zulmettiklerinde Allah'ı zikrederler, günahlarının bağışlanmasını dilerler. Günahları Allah'tan başka bağışlayan kim vardır? (Al-i İmran 135). |Tirmizi, Tefsir Al-i İmran, (3009); Ebu Davud, Salat 361, (1521); İbnu Mace, İkametu's-Salat 193, (1395)|1890
DUA BÖLÜMÜ|İstiğfar; Tesbih; Tehlil; Tekbir; Tahmid Ve Havkale|buharimüslimmuvattatirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim: "La ilahe İllallahu vahdehu la'şerike leh, lehul mülkü ve lehu'l-hamdü ve hum ala külli şey'in kadir" duasını bir günde yüz kere söylerse, kendisine on köle azad etmiş gibi sevab verilir, ayrıca lehine yüz sevab yazılır ve yüz günahı da silinir. Bu, ayrıca üç gün akşama kadar onu şeytana karşı muhafaza eder. Bundan daha fazlasını okumayan hiçbir kimse, o adamınkinden daha efdal bir amel de getiremez. Kim de bir günde yüz kere "Sübhanallahi ve bihamdihi" derse hataları dökülür, hatta denizin köpüğü kadar (çok) olsa bile." |Buhari, Da'avat 54, Bed'ü'l-Halk 11; Müslim, Zikr 28, (2691); Muvatta, Kur'an 20, (1, 209); Tirmizi, Da'avat 61, (3464)|1891
DUA BÖLÜMÜ|İstiğfar; Tesbih; Tehlil; Tekbir; Tahmid Ve Havkale|tirmizi|Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim çarşıya girince La ilahe illallahu vahdehu la şerike leh, lehü'l-mülkü ve lehü'l-hamdü yuhyi ve yümitü ve hüve hayyün la yemütü bi-yedihi'l-hayr ve hüve ala külli şey'in kadir. (Allah'tan başka ilah yoktur, tekdir, ortağı yoktur, mülk ve hamd ona aittir. Hayatı O verir, ölümü de O verir. Kendisi hayatlardır, ölümsüzdür. Hayırlar O'nun elindedir. O her şeye kadirdir) duasını okursa Allah ona bir milyon sevab yazar, bir milyon da günah affeder ve mertebesini bir milyon derece yüceltir." (Bir rivayette, üçüncü mükafaata bedel, "Onun için cennette bir köşk yapar" denmiştir) |Tirmizi, Da'avat 36, (3424)|1892
DUA BÖLÜMÜ|İstiğfar; Tesbih; Tehlil; Tekbir; Tahmid Ve Havkale|müslimtirmiziebu davudnesai|Cüveyriyye|Anlattığına göre, "Resulullah (sav) efendimiz bir gün sabah namazını kılınca, daha kendisi namazgahında iken, erkenden yanından çıkmış, gitmiş, kuşluktan sonra Cüveyriyye (aynı yerinde zikrederek) otururken geri gelmiş ve: "Bırakıp gittiğim halde duruyorsun (hiç yerinden kımıldamadın galiba?)" diye sormuştur. "Evet" cevabı üzerine şunu söylemiştir: "Ben senden ayrıldıktan sonra dört kelime(lik bir dua)yı üç kere okudum. Eğer bunlardan hasıl olan sevab tartılacak olsa, senin burada sabahtan beri okuduğun duaların sevabının ağırlığına denk olur. O dua şudur: "Sübhanallahi ve bihamdihi adede halkihi ve rıda nefsihi ve zinete arşihi ve midade kelimatihi. (Allah'ı mahlukatı sayısınca, nefsinin rızasınca, arşının ağırlığınca, kelimelerinin adedince tesbih (noksanlıklardan tenzih) ederim." |Müslim, Zikr 79, (2726); Tirmizi, Da'avat 117, (3550); Ebu Davud, Salat 359, (1503); Nesai, Sehv, 93, (4, 77)|1893
DUA BÖLÜMÜ|İstiğfar; Tesbih; Tehlil; Tekbir; Tahmid Ve Havkale|buharimüslimtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İki kelime vardır, bunlar dile hafif, terazide ağır, Rahman'a da sevgilidirler: Sübhanallahi ve bihamdihi, Sübhanallahi'l-azim (Allahım seni hamdinle tesbih ederim, yüce Allahım seni tenzih ederim) kelimeleridir." |Buhari, Da'avat 65, Eyman 19, Tevhid 58; Müslim, Zikr 31, (2694); Tirmizi, Da'avat 61, (3463)|1894
DUA BÖLÜMÜ|İstiğfar; Tesbih; Tehlil; Tekbir; Tahmid Ve Havkale|tirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "La havle ve la kuvvete illa billah. (Güç de kuvvet de ancak Allah'tandır) sözünü çok tekrar edin." Mekhul dedi ki: "Kim bunu der ve sonra da: "Allah (ın gazabın) dan ancak O (nun rahmeti)'na iltica etmekle kurtuluşa erilebilir" derse, Allah ondan yetmiş çeşit zararı kaldırır ki bunların en hafifi fakirliktir." |Tirmizi, Da'avat 141, (3596)|1895
DUA BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'a Salavat|buharimüslimmuvattatirmiziebu davudnesai|Ebu Mes'ud el Bedri|Biz Sa'd İbnu Ubade'nin meclisinde otururken Resulullah (sav) yanımıza geldi. Kendisine, Beşir İbnu Sa'd: "Ey Allah'ın Resulü! Bize Allah Teala Hazretleri, sana salat okumamızı emretti. Sana nasıl salat okuyabiliriz?" diye sordu. Efendimiz şu cevab verdi: "Şöyle söyleyin "Allahümme salli ala Muhammedin ve ala al-i Muhammed, kema salleyte ala İbrahime ve barik ala Muhammedin ve ala al-i Muhammedin kema barekte ala al-i İbrahime inneke hamidun mecid (Allah'ım! Muhammed'e ve Muhammed'in aline rahmet kıl tıpkı İbrahim'e rahmet kıldığın gibi. Muhammed'i ve Muhammed'in alini mübarek kıl. Tıpkı İbrahim'in alini mübarek kıldığın gibi." (Resulullah ilaveten şunu söyledi): "Selam da bildiğiniz gibi olacak" [Tirmizi dışındaki Kütüb-i Sitte kitaplarında, Ebu Humeyd es-Saidi (ra)'den gelen bir rivayet şöyle: "Ashab sordu: "Ey Allah'ın Resulü sana nasıl salat okuyalım?" Resulullah (sav): "Şöyle söyleyin," dedi: "Allahümme salli ala Muhammedin ve ala ezvacihi ve zürriyyetihi kema salleyte ala İbrahime ve barik ala Muhammedin ve ala ezvacihi ve zürriyyetihi kema barekte ala İbrahime inneke hamidun mecid (Allahım! Muhammed'i zevcelerine ve zürriyetine rahmet kıl, tıpkı İbrahim'e rahmet kıldığın gibi, Muhammed'i zevcelerini ve zürriyetini mübarek kıl, tıpkı İbrahim'i mübarek kıldığın gibi. Sen övülmeye layıksın? şerefi yücesin)." Ka'b İbnu Ucre'den gelen bir rivayet de şöyle: "Resulullah (sav) yanımıza gelmişti: "Ey Allah'ın Resulü," dedik, "sana nasıl selam vereceğimizi öğrendik. Ama, sana nasıl salat okuyacağız (bilmiyoruz)?" "Şöyle söyleyin!" dedi: "Allahümme salli ala Muhammed'in ve ala al-i Muhammedin kema salleyte ala İbrahime inneke hamidun mecid, Allahümme barik ala Muhammedin ve ala al-i Muhammed, kema barekte ala ali İbrahime inneke hamidun mecid."] |Buhari, Da'avat 33, Enbiya 8; Müslim, Salat 65, 66, 69 (406, 407); Muvatta, Kasru's-Salat 66, 67, (1, 165, 166); Tirmizi, Tefsir, Ahzab, (3218), Vitr, 20, (483); Ebu Davud, Salat 183, (976, 979, 980, 981); Nesai, Sehv 49, 51, 54 (3, 45, 46, 47, 49)|1896
DUA BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'a Salavat|nesai|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim bana (bir kere) salat okursa Allah da ona on salat okur ve on günahını affeder, (mertebesini) on derece yükseltir." (Yine Nesai'de Ebu Talha (ra)'dan gelen bir rivayet şöyle: "Bir gün Resulullah (sav), yüzünde bir sevinç olduğu halde geldi. Kendisine: "Yüzünüzde bir sevinç görüyoruz!" dedik. "Bana melek geldi ve şu müjdeyi verdi: "Ey Muhammed! Rabbin diyor ki: "Sana salavat okuyan herkese benim on rahmette bulunmam, selam okuyan herkese de benim on selam okumam sana (ikram olarak) yetmez mi?") |Nesai, Sehv 55, (3, 50)|1897
DUA BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'a Salavat|tirmizi|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kıyamet günü bana insanların en yakını, bana en çok salavat okuyandır." (Yine Tirmizi'de Hz. Ali (ra)'den kaydedilen bir rivayette şöyle denir: "Resulullah (sav) buyurdular ki: "Gerçek cimri, yanında zikrim geçtiği halde bana salavat okumayandır.") |Tirmizi, Salat 357, (484), Da'avat 110, (3540)|1898
DUA BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'a Salavat|nesai|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Yeryüzünde Allah'ın seyyah melekleri vardır. Onlar ümmetimin selamını (anında) bana tebliğ ederler." |Nesai, Sehv 46, (3, 43)|1899
DİYET BÖLÜMÜ|Nefsin (Şahsın) Diyeti|ebu davudtirmizinesai|Amr İbnu Şuayb (an ebihi an ceddihi)|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim hataen öldürülürse, diyeti yüz devedir; bunlardan otuzu bintü mehaz (iki yaşına girmiş dişi deve), otuzu bintü lebün (üç yaşına girmiş dişi deve), otuzu hıkka (dört yaşına girmiş dişi deve), on tane de ibnu lebundur (üç yaşına girmiş erkek deve)." (Tirmizi'nin rivayetinde şöyle denir: "Kim taammüden (kasıtla) öldürürse, öldürülenin velilerine teslim edilir, dilerlerse öldürürler, dilerlerse diyet alırlar. Bu 30 hıkka (dört yaşına giren dişi deve): 30 cezea (beş yaşına girmiş dişi deve); 40 aded halife (hamile deve) dir. Ayrıca ne üzerine sulh yaptıysalar bu da onlarındır, Bu, diyetin şiddetini artırmaktır.") |Ebu Davud, Diyat 18, (4541); Tirmizi, Diyat 1, (1387); Nesai, Kasame 30, (8, 43)|1900
DİYET BÖLÜMÜ|Nefsin (Şahsın) Diyeti|ebu davudtirmizinesai|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Hataen öldürmede diyet olarak yirmi hıkka, yirmi cezea, yirmi bintu mehaz, yirmi bintu lebün ve yirmi benu lebun vardır." |Ebu Davud, Diyat 18, (4545); Tirmizi, Diyat 1, (1386); Nesai, Kasame, 32, (8, 43-44)|1901
DİYET BÖLÜMÜ|Nefsin (Şahsın) Diyeti|ebu davudnesaiibnu mace|Ali|Şibhul amd'in diyeti üç kısımdır. 33 adet hıkka, 33 adet cezea, 34 adet seniyye-bazil arası devedir. (Seniyye altı yaşına, bazil de dokuz yaşına basmış deveye denir. Yine Hz. Ali (ra) şunu da rivayet etmiştir: "Hataen öldürmede diyet dört kısımdır: 25 hıkka, 25 cezea, 25 bintu lebun, 25 bintu mehaz." (Abdullah İbnu Amr İbni'i-As (ra)'ın Ebu Davud ve Nesai'de merfu olarak kaydedilen bir rivayetinde şöyle denmiştir: "(Cürüm sırasında) kamçı ve değnek kullanıldığı müddetçe hata, şibhu'l amd'dir.") |Ebu Davud, Diyat 19, 20, (4651, 4553, 4547, 4665); Nesai, Kasame 42 (8, 40); İbnu Mace, Diyat 5, (2627)|1902
DİYET BÖLÜMÜ|Nefsin (Şahsın) Diyeti|nesai|Amr İbnu Şuayb (an ebihi an ceddihi)|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kadının diyeti, erkeğin diyetine, diyetin üçte bir miktarına kadar eşittir." |Nesai, Kasame 34, (8, 44, 45)|1903
DİYET BÖLÜMÜ|Nefsin (Şahsın) Diyeti|ebu davudnesaitirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sav) öldürülen mükateb hakkında, azad edilen miktarınca hür diyetine göre, geri kalan kısmı için de köle diyetine göre hesaplanmasına hükmetti. (Metin, Nesai'nin metnidir) |Ebu Davud, Diyat 22, (4581); Nesai, Kasame 36, (8, 46, 46); Tirmizi, Büyu, 35, (1259)|1904
DİYET BÖLÜMÜ|Nefsin (Şahsın) Diyeti|ebu davud|Amr İbnu Şuayb (an ebihi an ceddihi)|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Muahedin diyeti hür kimsenin diyetinin yarısıdır." |Ebu Davud, Diyat 23, (4583)|1905
DİYET BÖLÜMÜ|Nefsin (Şahsın) Diyeti|tirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sav) Beni Amir'den iki kişinin diyetini, Müslümanların diyet miktarına göre ödedi. (Müslümanlar tarafından hataen öldürülen) bu iki kişi ile Resulullah (sav)'ın muahedesi (antlaşması) vardı. |Tirmizi, Diyat 12, (1404)|1906
DİYET BÖLÜMÜ|Nefsin (Şahsın) Diyeti|nesai|Amr İbnu Şuayb (an ebihi an ceddihi)|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ehl-i zimmetin diyeti, Müslümanların diyetinin yarısıdır. Ehl-i zimmet de Yahudi ve Hıristiyanlardır." |Nesai, Kasame 36, (8,45)|1907
DİYET BÖLÜMÜ|Nefsin (Şahsın) Diyeti|tirmizi|Amr İbnu Şuayb (an ebihi an ceddihi)|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kafirin diyeti, mü'minin diyetinin yarısıdır." |Tirmizi, Diyat 17, (1413)|1908
DİYET BÖLÜMÜ|Uzuvların Ve Yaraların Diyeti|muvatta|Süleyman İbnu Yesar|Zeyd İbnu Sabit (ra) derdi ki: "Göz yerinde kalır, fakat nuru sönerse diyeti yüz dinardır." |Muvatta, Ukul 9, (2,857)|1909
DİYET BÖLÜMÜ|Uzuvların Ve Yaraların Diyeti|ebu davudnesai|Amr İbnu Şuayb (an ebihi an ceddihi)|Resulullah (sav) yerinde sabit kalarak kör olan göz hakkında diyetin üçte birine hükmetti. (Nesai'nin rivayetinde şöyledir: "Resulullah; yerinde sabit duran kör gözün kapanması halinde diyetinin üçte birine hükmeti.") |Ebu Davud, Diyat 20, (4663); Nesai, Kasame 41, (8,55, 56)|1910
DİYET BÖLÜMÜ|Uzuvların Ve Yaraların Diyeti|ebu davudnesai|Abdullah İbnu Amr İbni'l-As|Resulullah (sav) "Dişlerin diyeti beşer dinardır." buyurdu. |Ebu Davud, Diyat 20, (4563); Nesai, Kasame 41, (8,55)|1911
DİYET BÖLÜMÜ|Uzuvların Ve Yaraların Diyeti|muvatta|İbnu'l Müseyyeb|Ömer İbnu'l Hattab (ra) her azı diş için bir deveye hükmetti. Hz. Muaviye (ra) ise her azı diş için beş deveye hükmetti." |Muvatta, Ukul 7,(2,861)|1912
DİYET BÖLÜMÜ|Uzuvların Ve Yaraların Diyeti|buharitirmiziebu davudnesai|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Şu ve şu -yani serçe parmakla baş parmak- diyette eşittirler." (Tirmizi'nin rivayetinde şu ziyade mevcuttur: "İki elin parmaklarıyla iki ayağın parmakları da eşittir. Her bir parmağın diyeti on devedir." Nesai'deki ziyade şöyledir: "Parmaklar hakkında diyet, onar onardır.") |Buhari, Diyat 20; Tirmizi, Diyat 4, (1391, 1392); Ebu Davud, Diyat 20, (4558); Nesai, Kasame 42, (8, 66, 57)|1913
DİYET BÖLÜMÜ|Uzuvların Ve Yaraların Diyeti|tirmiziebu davudnesai|Amr İbnu Şuayb (an ebihi an ceddihi)|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Muzıha olan yaraların diyeti beşer devedir." |Tirmizi, Diyat 3, (1390); Ebu Davud, Diyat 20, (4566); Nesai, Kasame 43, (8, 57)|1914
DİYET BÖLÜMÜ|Nefis Ve Uzuvlar Hakkında Muhtelif Hadisler|muvattanesai|Abdullah İbnu Ebi Bekr|Abdullah İbnu Ebi Bekr İbni Muhammedi İbni Amr İbni Hazm, babasından naklen anlatıyor: "Resulullah (sav)'ın İbnu Hazm'a diyetler hakkında yazdığı talimatta şu hususlar da vardı: "Nefis için (diyet olarak) yüz deve, burun tamamiyle koparılacak olursa diyet-i kamile, me'mume (denen ve beyin zarına kadar ulaşan yara) için diyetin üçte biri, caife (denen karın veya başın boşluğuna ulaşan yara) için de bunun kadar; göz için elli, ayak için de elli, vücudda bulunan her parmak için on deve, her diş için beş, muzıha (denen ve kemiğe ulaşan yara) için beş deve (lik diyet vardır)." [Nesai'nin bir rivayetinde şu ibare yer alır: "Nefis için diyet-i kamile; burun tamamen koparılmış ise diyet-i kamile, dil için diyet-i kamile, iki dudak için diyet-i kamile, sulb (bel kemiğinin kırılıp kişinin kamburlaşması) için diyet-i kamile iki yumurta (husye) için diyet-i kamile, zeker (erkek tenasül uzvu) için diyet-i kamile, sulb (bel kemiğinin kırılıp kişinin kamburlaşması) için diyet-i kamile, iki göz için diyet-i kamile, bir ayak için diyet-i kamilenin yarısı, me'mume (beyin zarına ulaşan yara) için diyet-i kamilenin üçte biri, caife (baş veya karın boşluğuna ulaşan yara) için diyet-i kamilenin üçte biri, münekkile (küçük kemik çıkan yara) için on beş deve, el veya ayak parmaklarından her biri için on deve, (her bir) diş için beş deve, muzıha (kemiğe ulaşan yara) için beş deve (diyet olarak verilir). Erkek, kadına karşı öldürülür, altını olanlardan (diyet-i kamile olarak) bin dinar alınır."] |Muvatta, Ukul 1, (2, 849); Nesai, Kasame 44, (8, 57, 60)|1915
DİYET BÖLÜMÜ|Nefis Ve Uzuvlar Hakkında Muhtelif Hadisler|ebu davudnesai|Amr İbnu Şuayb (an ebihi an ceddihi)|Resulullah (sav) hatanın diyetini, köylerde yaşayanlar için dört yüz dinar olarak veya buna denk kıymette gümüş olarak değerlendirir, bunu da develerin fiyatlarını esas alarak tesbit ederdi. (Söz gelimi) develer pahalanınca (diyetin dinar ve dirhem miktarında) yükseltme yapar, develerin kıymeti düşünce de (diyetin dinar ve dirhem miktarında) indirme yapardı. (Hataen işlenince cinayetlerin diyeti Resulullah (sav) zamanında dört yüz dinarla sekiz yüz dinar arasına ulaştı. Bunun gümüş nevinden muadili sekiz bin dirhem idi. Sığır besleyenlere (diyet olarak) iki yüz sığır hükmetti. Diyetini davar cinsinden vermek isteyene iki bin davara hükmetmiştir. Resulullah (sav) buyurdular ki: "Diyet, öldürülenin varisleri arasında yakınlık derecelerine göre, (yani Kur'an'da belirtilen nisbet üzere, diğer tereke malları gibi) taksim edilir. (Ashabu'l-feraiz'den) artan olursa asabe (denen akraba)ya geçer. Resulullah (sav) uzuvlar hakkında, daha önce geçtiği şekilde hükmetti." |Ebu Davud, Diyat 20, (4564); Nesai, Kasame 30, (8, 42, 43)|1916
DİYET BÖLÜMÜ|Nefis Ve Uzuvlar Hakkında Muhtelif Hadisler|ebu davud|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Parmaklar diyette eşit değerdedir. Dişler de aralarında eşittirler. Köpek dişi, azı dişi eşittir. Bunlar öbürlerine diyet meselesinde denktirler." |Ebu Davud, Diyat 20, (4659, 4560, 4561)|1917
DİYET BÖLÜMÜ|Nefis Ve Uzuvlar Hakkında Muhtelif Hadisler|ebu davudnesai|Amr İbnu Şuayb (an ebihi an ceddihi)|Resulullah (sav) yerinde sabit duran (bakar) kör gözün (cinayet sebebiyle) kapanması halinde, diyetinin, normal diyetinin üçte biri olacağına hükmetti. Keza sakat elin kesilmesi halinde, diyetinin normal diyetinin üçte biri kadar olacağına, siyahlaşmış dişin (cinayet sebebiyle) düşmesi halinde, normal diyetinin üçte biri olacağına hükmetti." [Ebu Davud "bu rivayetin sadece gözle ilgili kısmını- önceki rivayetin aynı babında), Nesai'de tam olarak tahric etmiştir. (Hadis 1910 numarada geçti).] |Ebu Davud, Diyat 20, (4663); Nesai, Kasame 41, (8,55, 56)|1918
DİYET BÖLÜMÜ|Ceninin Diyeti|buharimüslimmuvattatirmiziebu davudnesai|Ebu Hüreyre|Hüzeyl kabilesinden iki kadın birbirleriyle kavga ettiler. Biri diğerine bir taş atarak kadını da, karnındaki yavruyu da öldürdü. Dava Hz. Peygamber (sav)'e geldi. Efendimiz, ceninin diyetini bir gurre olarak hükme bağladı. Gurre kadın veya erkek bir köle demektir." Ebu Davud'un bir rivayetinde (4577. hadis) şu ziyade vardır: "... veya katır veya ata hükmetti. Kadının diyetini akilesi üzerine hükmetti. Kadına çocukları ve onlarla birlikte olanlar varis oldular." |Buhari, Diyat 25, Tıbb 46, Feraiz 11; Müslim, Kasame 34, (1681); Muvatta, Ukul 5, (2, 855); Tirmizi, Diyat 16, (1410); Ebu Davud, Diyat 21, (4568, 4580); Nesai, Kasame 37, (8, 47, 48)|1919
DİYET BÖLÜMÜ|Diyetin Kıymeti|ebu davud|Abdullah İbnu Amr İbni'l-As|Resulullah (sav) zamanında diyet-i kamilenin kıymeti sekiz bin dirhem idi. Ehl-i Kitab'ın diyeti de o gün, Müslümanların diyetinin yarısına denkti. Bu durum Hz. Ömer (ra)'in halife olmasına kadar devam etti. Halife olunca bir hutbesinde "Artık deve pahalandı" dedi ve diyeti altın sahiplerine bin dinar, gümüş sahiplerine on iki bin dirhem, sığır sahiplerine iki yüz sığır, davar sahiplerine iki bin koyun, elbise sahiplerine de iki yüz takım elbise olarak tesbit etti. Ehl-i zimmetin diyetini, (Hz. Peygamber devrinde ne idiyse) olduğu gibi bıraktı, hiçbir yükseltme yapmadı. |Ebu Davud, Diyat 18, (4642)|1920
DİYET BÖLÜMÜ|Diyetlerle İlgili Hükümler|ebu davud|Ziyad İbnu Sa'd|Ziyad İbnu Sa'd İbni Dumeyre es-Sülemi (an ebihi an ceddihi) (ra) -ki bunlar (Sa'd ve Dumeyre) Resulullah (sav) ile birlikte Huneyn'e katılmışlardı- anlatıyor: "Muhallem İbnu Cessame el-Leysi, Müslüman olduktan sonra Eşca' kabilesinden birisini öldürmüştü. Bu, Hz. Peygamber (sav)'in hüküm verdiği ilk diyet vak'ası oldu. Uyeyne öldürülen Eşcai'nin katli hususunda ileri geri konuştu. Çünkü (Uyeyne) kendisi de Gatafanlı idi. Akra İbnu Habis de Muhallem'in taraftarı (olarak müdafaa için) konuştu, çünkü o da Hındeften idi. Derken (münakaşa ilerledi) sesler yükselmeye başladı, tartışma ve bağırıp çağırmalar arttı, Resulullah (sav) müdahale ederek, "Ey Uyeyne, diyet kabul etmez misin?" diye sordu. "Hayır! Vallahi harb ve ızdırabtan benim kadınlarıma ulaştırılan, onun kadınlarına ulaşmadıkça kabul etmiyorum!" cevabını verdi. Sonra bağırmalar yükseldi, tartışma ve bağırıp çağırmalar arttı. Resulullah (sav) tekrar araya girip: "Ey Uyeyne, diyet kabul etmez misin?" dedi. Uyeyne önceki sözlerini aynen tekrar etti. Bu hal, Beni Leys'ten üzerinde silah ve elinde de deriden mamul bir kalkan bulunan Mukeytil adında birinin kalkıp, "Ey Allah'ın Resulü! Bunun (Muhallem'in) İslam'ın başında yaptığı şu cinayete misal olarak, su içmek üzere havuzun başına koşan koyun sürüsünü gösterebileceğim. Sürünün ilk gelenlerine (öldürülmek veya uzaklaştırılmak üzere taş veya ok) atılır, arkadan gelenler de korkarak kaçarlar. Bugün hüküm koy yarın değiştir!" demesine kadar devam etti. Resulullah (sav) bunun üzerine (Muhallem'e dönüp) hemen şu hükmü verdi. "Derhal huzurumuzda elli deve vereceksin, elli deve de Medine'ye dönüşümüzde vereceksin!" Bu vak'a Resulullah (sav)'ın seferlerinin birinde cereyan etmişti. Muhallem uzun boylu, esmer birisi idi, cemaatin kenarında bulunuyordu. O ölümden kurtuluncaya kadar halk oradan ayrılmadı. Resulullah'ın (bu nihai hükmünden sonra) önüne, iki gözünden de yaşlar akar vaziyette oturdu ve: "Ey Allah'ın Resulü! Ben size ulaşan cinayeti işlemiş bulunuyorum. Ben Allah'a tevbe ettim. Sen de benim için ey Allah'ın Resulü, Allah'tan mağrifet dileyiver!" dedi. Resulullah (sav) yüksek sesle: "Sen onu İslam'ın başında silahınla mı öldürdün! Allah'ım, Muhallem'i mağrifet etme!" dedi. Ebu Seleme şu ilavede bulunur: "Muhallem göz yaşlarını ridasının ucuyla silerek kalktı." İbnu İshak der ki: "Muhallem'in kavmi, Resulullah (sav)'ın daha sonra onun için Allah'a istiğfar ediverdiğine inanıyorlardı." |Ebu Davud, Diyat 3, (4503)|1921
DİYET BÖLÜMÜ|Diyetlerle İlgili Hükümler|ebu davud|Cabir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Diyet aldıktan sonra (katili) öldüren kimseyi asla affetmem." |Ebu Davud, Diyat 5, (4507)|1922
DİYET BÖLÜMÜ|Diyetlerle İlgili Hükümler|muvatta|Amr İbnu Şuayb|Beni Müdlic'ten Katade adında bir adam, oğluna bir kılıç fırlattı. O da bacağına isabet etti. Yaradan fasılasız kan kaybı oldu ve oğlan öldü. Süraka İbnu Cu'şum Hz. Ömer (ra)'e gelip durumu haber verdi. Hz. Ömer: "Kudeyd suyuna yüz yirmi deve hazırla, ben oraya geleceğim" dedi. Ömer (ra) oraya gelince bu develerden otuz hıkka (dört yaşına giren dişi deve), otuz cezea (beş yaşına girmiş dişi deve) ve kırk halife (hamile deve) aldı. Ve sordu: "Maktulün kardeşi nerede?" "İşte benim!" dedi. "Al bunları! Zira Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştu: "Katile (ne diyetten, ne mirastan) hiç bir hisse yoktur." |Muvatta, Ukul 10, (2, 867)|1923
DİYET BÖLÜMÜ|Diyetlerle İlgili Hükümler|ebu davud|Cabir|Huzeyl kabilesinden iki kadın, biri diğerini öldürmüştü. Bunlardan her ikisinin kocası ve birer oğlu vardı. Resulullah (sav) efendimiz maktülenin diyetini ödeme işini, kafilenin (öldüren kadının) akilesine yükledi, kocasını ve oğlunu bu külfetten uzak tuttu. Çünkü bu ikisi Huzeyl'den değillerdi. Maktülenin akilesi, "ölenin mirası da bize aittir" dediler. Aleyhissalatu vesselam: "Hayır! Mirası, kocasına ve oğluna aittir!" buyurdu." |Ebu Davud, Diyat 21, (4575)|1924
DİYET BÖLÜMÜ|Diyetlerle İlgili Hükümler|ebu davudnesai|Aişe|Resulullah (sav) Ebu Cehm İbnu Huzeyfe'yi zekat tahsildarı olarak gönderdi. Adamın biri sadaka ödeme meselesinde onunla inatlaştı. Ebu Cehm (ra) de adama vurup başından yaraladı. Hemen Hz. Peygamber (sav)'e gelip: "Ey Allah'ın Resulü, kısas istiyoruz" dediler. Resulullah onlara: "Size şu şu miktar diyet vereyim!" dedi ise de razı olmadılar. Resulullah (sav) miktarını daha da artırarak: "Size şu şu miktar diyet vereyim" dedi. Onlar yine razı olmadı. Hz. Peygamber (daha da artırarak): "Size şu şu kadar diyet vereyim" dedi. Bu sefer razı oldular. Bunun üzerine aleyhissalatu vesselam Efendimiz: "Ben bu akşam halka konuşup, onlara razı olduğunuzu bildireceğim!" dedi. "Pekala" dediler. Resulullah (sav) hitabesinde: "Bu Leysliler bana kısas talebiyle geldiler. Ben onlara (kısasa bedel) şu şu miktar diyet teklif ettim, onlar da razı oldular, siz de razı mısınız?" diye sordu. Fakat berikiler: "Hayır, razı değiliz!" dediler. Muhacirun onlara kızıp üzerlerine yürüdü. Resulullah (sav) onlara dokunmamalarını emretti. Muhacirun da ileri gitmekten vazgeçti. Sonra onları çağırıp, onlara verdiğini artırdı ve sordu: "Razı oldunuz mu?" "Evet" dediler. Resulullah tekrar: "Ben halka hitap edip, razı oldugunuzu bildireceğim" dedi. Onlar: "Pekala?" dediler. Resulullah halkı çağırarak: "Razı mısın?" diye sordu. "Evet razıyız!" dediler." |Ebu Davud, Diyat 13, (4534); Nesai, Kasame 24, (8,35)|1925
DİYET BÖLÜMÜ|Diyetlerle İlgili Hükümler|ebu davud|Hilal İbnu Sirac|Hilal İbnu Sirac İbni Müccaa (an ebihi an ceddihi) tarikinden anlattığına göre: "(Ceddi Müccaa) Hz. Peygamber (sav)'e gelerek Beni Zühl kabilesine mensup Benu Sedus tarafından öldürülmüş olan kardeşinin diyetini taleb etti. Resulullah (sav) ona: "Eğer ben bir müşrik için diyete hükmetseydim kardeşin için hükmederdim. Fakat ben sana (diyet değil, bunun yerini tutacak) bir bedel vereyim" dedi ve ona, aleyhissalatu vesselam, Beni Zühl müşriklerinden elde edilecek ilk humustan yüz deve vereceğine dair (senet) yazdı. (Müccaa bu yüz deveden) bir miktarını almıştı. (Tamamını almadan) Beni Zühl kabilesi Müslüman oldu. Bilahare Müccaa geri kalan develeri Hz. Ebu Bekr (ra)'den taleb etmek üzere, ona geldi. Resulullah (sav)'ın borç senedini gösterdi. Hz. Ebu Bekir (ra) kendisine Yemame'den gelecek zekattan ödenmek üzere on iki bin sa', yani dört bin sa' buğday, dört bin sa' arpa, dört bin sa' hurma yazdı. Resulullah'ın verdiği yazıda (borç senedinde) şunlar yazılıydı: "Bismillahirrahmanirrahim. Bu Peygamber Muhammed (sav)'den Beni Süleymii Müccaa İbnu Mürare'ye (verilmiş bir borç) senedidir. Ben kendisine (öldürülen) kardeşine bedel olarak. Beni Zülh müşriklerinden gelecek ilk humustan yüz deve vereceğim." |Ebu Davud, Harac 20, (2990)|1926
DİYET BÖLÜMÜ|Diyetlerle İlgili Hükümler|nesai|Cabir|Resulullah (sav) her kabileye bir diyet yazdı. Hiçbir azadlıya kendini azad edenden başka bir Müslümam kendine mevla ittihaz etmesi, asıl azad edenin izni olmadan helal değildir. |Nesai, Kasame 38, (8,52)|1927
DİYET BÖLÜMÜ|Diyetlerle İlgili Hükümler|rezin|İbnu Şihab|(Diyete iştirakte) tatbikat (sünnet) şöyledir: Akile amden yapılan öldürmelerin diyetine (hukuken) iştirak etmez. Gönül rızasıyla ederse o başka. Keza, akileye az da olsa çok da olsa kölenin bedelinden yüklenmez. Kölenin bedeli, ne miktara baliğ olursa olsun, ona, malı olarak tasarruf edenedir. Çünkü o, şu hadise binaen ticaret mallarından bir ticaret malıdır: Amden öldürenin diyetine sulhen tesbit edilen diyete; itiraf yolayla sübut bulan cinayete terettüp eden (diyete); işlenen bir cinayete terettüp eden erş'e (diyete) ve kölenin bedeline akile iştirak etmez, kendi arzusu ile iştirak ederse o başka." (Keza bir başka) tatbikat dahi şöyledir: "Kişi hataen hanımını yaralarsa, diyet öder, fakat kısas yapılmaz. Ancak kadına amden ulaşan (kötülüğü sebebiyle) kısas yapılır." Bana ulaştığına göre, Hz. Ömer (ra) buyurmuştur ki: "Kadın, nefsinin üçte birine ulaşan ve aşan yaralamalar amden olduğu takdirde, erkekten kısas isteyebilir." [Rezin ilavesidir] |Rezin|1928
DİYET BÖLÜMÜ|Diyetlerle İlgili Hükümler||Tarık İbnu Şihab|Büzaha heyeti Hz. Ebu Bekir es-Sıddik (ra)'a gelip sulh istediler. Hz. Ebu Bekir onları yerlerinden yurtlarından edecek harp ile, rezil rüsvay edecek sulh arasında muhayyer bıraktı. Heyet mensupları: "Yerden yurttan edeceği (mücliyyeyi) anladık, rezil-rüsvay edecek (muhziye) ne demektir?" diye sordular. "Sizden silahları ve binekleri alacağız. Sizin mal ve mülkünüzden elimize geçenleri ganimet yapacağız, bizden ele geçirdiklerinizi bize iade edeceksiniz, bizden öldürdüklerinizin (diyetini) borçlanacaksınız, sizin ölüleriniz cehennemlik olacak (onlar için herhangi bir ödeme yapmayacağız). Allah Resulü'nün halifesine ve muhacirlerine sizi mazur kılmalarına sebep olacak bir durum (iyi hal) gösterinceye kadar kabileleri, develerin peşini takib etmeye bırakacak (onlara karışmayacak)sınız." Hz. Ebu Bekir (ra) bu söylediklerini heyet mensuplarına teklif olarak arzetti. Hz. Ömer (ra) söz alıp şunu söyledi: "Bahsettiğin "yerden -yurttan edecek savaş ve rezil- rüsvay edecek sulh" sözün var ya! Ne güzel de söyledin. Ya şu, "Sizden ele geçirdiklerimizi ganimet yapacağız, bizden ele geçirdiklerinizi iade edeceksiniz!" sözün var ya! Ne güzel söyledin. "Bizden öldürdükleriniz için borçlanacaksınız, sizin ölüleriniz cehennemlik" sözüne gelince, bizim ölülerimiz Allah'ın emri üzerine savaştılar ve öldürüldüler, onların ecirleri Allah'ın üzerinedir, onlar için diyet yoktur." Heyet, Hz. Ömer (ra)'in söylediği şartlar üzere beyat yaptı. (Bu rivayeti tam olarak Şerefüddin el-Barizi zikretti. Rivayeti tahric edene nisbet etmedi. Bu rivayeti Camiul Kebir müellifi zikretmedi. Ancak Buhari, rivayetten sadece Hz. Ebu Bekir (ra)'in şu sözünü kaydetti: "Allah Resulü'nün halifesine ve Muhacirlere sizi mazur kılmalarına sebep olacak bir durum gösterinceye kadar kabileleri develerin peşini takib etmeye bırakacak, (onlara karışmayacaksınız." Bu kısım Kitabu'l Ahkam'ın sonunda senetsiz olarak mevcuttur, gerisi yoktur.) ||1929
BORÇ VE ÖDEME ADABI BÖLÜMÜ|Borç Ve Ödeme Adabına Dair|ebu davud|Ebu Musa|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allahu Teala nazarında, bir kulun Allah tarafından yasaklanan kebirelerden sonra, beraberinde getirebileceği en büyük günahlardan biri, kişinin ödenecek karşılık bırakmadan üzerinde borç olduğu halde ölmesidir." |Ebu Davud, Buyu 9, (3342)|1930
BORÇ VE ÖDEME ADABI BÖLÜMÜ|Borç Ve Ödeme Adabına Dair|buhari|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim, ödemek arzusu ile insanların malını alır ise, Allah (onun borcunu) ona bedel eda eder. Kim de telef etmek niyetiyle halkın malını alırsa Allah onu telef eder." |Buhari, İstikraz 2|1931
BORÇ VE ÖDEME ADABI BÖLÜMÜ|Borç Ve Ödeme Adabına Dair|nesaiibnu mace|İmran İbnu Huzeyfe|Meymune (ra) fazlaca borca giriyordu. Ailesi bu meselede müdahale edip ayıpladılar. Şu cevabı verdi: Borcu bırakmayacağım. Ben dostum ve can yoldaşım aleyhissalatu vesselam'ı şöyle söylerken dinledim: "Bir borçla borçlanan bir kimsenin ödeme niyetinde olduğunu Allah bilince, onun borcunu Allah mutlaka dünyada iken öder." |Nesai, Buyu 99, (7, 315); İbnu Mace, Sadakat 10, (2408)|1932
BORÇ VE ÖDEME ADABI BÖLÜMÜ|Borç Ve Ödeme Adabına Dair|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Borcunu ödeyebilecek durumda olan zengin kimsenin ödemeyi geçiktirmesi zulümdür. Biriniz bir zengine havale olunursa (havaleyi kabul etsin)." |Buhari, İstikraz 12, Havalat 1, 2; Müslim, Müsakat 33, (1664); Muvatta, Buyu 84, (2, 674); Ebu Davud, Buyu 10, (3345); Tirmizi, Buyu 68, (1308); Nesai, Buyu 101, (7, 317)|1933
BORÇ VE ÖDEME ADABI BÖLÜMÜ|Borç Ve Ödeme Adabına Dair|ebu davudnesaiİbnu macebuhari|eş-Şerrid|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Zenginin borcunu savsaklaması, haysiyetinin ihlal edilmesini ve cezalandırılmasını helal kılar." İbnu'l-Mübarek der ki: "Irzını helal kılar", kendisine kaba davranılır demektir. "Cezalandırılması" da, hapsedilmesidir." |Ebu Davud, Akdiye 29, (3628); Nesai, Buyu 100, (7, 316); İbnu Mace, Sadakat 18, (2427); Buhari, (bab başlığında kaydetmiştir), İstikraz 13|1934
BORÇ VE ÖDEME ADABI BÖLÜMÜ|Borç Ve Ödeme Adabına Dair|buharimüslim|Aişe|Resulullah (sav) kapıda yüksek sesle münakaşa edenlerin gürültülerini işitti. Bunlardan biri, diğerinden borç indirmesini taleb ediyor, bir hususta da merhametli olmasını istiyor. Öbürü de: "Vallahi yapmam!" diyordu. Resulullah (sav) yanlarına gitti ve: "Hanginiz, hayır yapmamak üzere Allah adına yemin etti?" dedi. Birisi: "Benim ey Allah'ın Resulü! (Borç indirimi ile, merhametli davranmadan) hangisini dilerse onun olsun (teklifini kabul ettim)" dedi. |Buhari, Sulh 10; Müslim, Müsakat 19, (1557)|1935
BORÇ VE ÖDEME ADABI BÖLÜMÜ|Borç Ve Ödeme Adabına Dair|buharimüslimnesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizden önce yaşayanlardan bir tüccar vardı. Halka borç verirdi. Borçluları arasında fakir görürse hizmetçilerine: "Onun borcundan vazgeçiverin, böylece Allah'ın da bizim günahlarımızdan vazgeçeceğini umarız" derdi. Allah da onun günahlarından vazgeçti." |Buhari, Sulh 10; Müslim, Müsakat 19, (1557); Nesai, Buyu 104, (7, 318)|1936
BORÇ VE ÖDEME ADABI BÖLÜMÜ|Borç Ve Ödeme Adabına Dair|buharimüslimnesai|Ebu Hüreyre|Diğer bir rivayette şöyle gelmiştir: "Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir adam hiç hayır amelde bulunmadı. Ancak halka borç verir ve borcunu toplayan elçisine: "Kolay ödeyecekten (zenginden) al, zor ödeyecekten (fakirden) alma, vazgeç. Ola ki Allah da bizim günahlarımızdan vazgeçer" derdi. Allahu Teala hazretleri bunun üzerine: "Haydi senin günahlarından vazgeçtim" buyurdu." |Buhari, Buyu 18, Enbiya 50; Müslim, Müsakat 31, (1562); Nesai, Buyu 104, (7, 318)|1937
BORÇ VE ÖDEME ADABI BÖLÜMÜ|Borç Ve Ödeme Adabına Dair|müslim|Ebu Katade|Anlattığına göre, Ebu Katade, bir boçlusunu (para taleb etmek üzere) aramıştı. O, kendisinden gizlendi. Bilahare adamı buldu. Ancak: "Dardayım" dedi. Bunun üzerine: "Allah'a yemin eder misin?" diye sordu. Borçlu: "Vallahi" diye yemin etti. Ebu Katade: "Ben Resulullah (sav)'ın, "Kim Allah'ın kendisini kıyamet gününün sıkıntısından kurtarmasını isterse darda olana nefes aldırsın veya tamamen bağışlayıversin" dediğini işittim" dedi. |Müslim, Kasame 32, (1563)|1938
BORÇ VE ÖDEME ADABI BÖLÜMÜ|Borç Ve Ödeme Adabına Dair|buharimüslimtirmizinesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav)'da bir adamın (parası ödenmemiş) bir devesi vardı. Borcunu istemeye geldi. Bu sırada kaba sözler sarfetti, hatta Ashabtan bazıları haddini bildirmek istedi. Ancak Resulullah (sav) buna meydan vermeyip: "Bırakın onu! Hak sahibinin konuşma hakkı vardır" buyurdu, sonra da: "Devesini verin!" diye emretti, (ilgililer) devesini aradılarsa da bulamadılar. Fakat onunkinden daha değerli bir deve buldular. Aleyhissaltu vesselam Efendimiz: "Bunu verin" dedi. Adam: "Bana borcunu tam ödedin, Allah da sana ödesin" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "En hayırlınız, borcunu en iyi ödeyendir!" buyurdu. |Buhari, İstikraz, 4, 6, 7, 13, Vekalet 5, 6, Hibe 23, 25; Müslim, Müsakat 118-122, (1600-1601); Tirmizi, Buyu 75, (1316,1317); Nesai, Büyu 64, (7, 291)|1939
BORÇ VE ÖDEME ADABI BÖLÜMÜ|Borç Ve Ödeme Adabına Dair|tirmizinesai|Ebu Katade|Resulullah (sav)'a namazını kıldırıvermesi için bir adamın cenazesi getirildi. Aleyhissalatu vesselam: "Onun üzerinde borç var, arkadaşınızın namazını siz kılın!" buyurdu. Ben: "(Borç) benim üzerime olsun, ey Allah'ın Resulü" dedim. "Sadakatle mi?" dedi. "Sadakatle!" dedim. Bunun üzerine cenazenin namazını kıldı." |Tirmizi, Cenaiz 69, (1069); Nesai, Cenaiz 67, (4, 65)|1940
KİTABU'Z ZİKR|Kitabu'z Zikr'e Dair|buharimüslimtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah'ın, yollarda dolaşıp zikredenleri araştıran melekleri vardır. Allahu Teala'yı zikreden bir cemaate rastlarlarsa, birbirlerini "Aradığınıza gelin!" diye çağırırlar. (Hepsi gelip) onları kanatlarıyla kuşatarak dünya semasına kadar arayı doldururlar. Allah, -onları en iyi bilen olduğu halde- meleklere sorar: "Kullarım ne diyorlar?" "Seni tesbih ediyorlar, sana tekbir okuyorlar, sana tahmid okuyorlar. Sana ta'zim (temcid) ediyorlar" derler. Rabb Teala sormaya devam eder: "Onlar beni gördüler mi?" "Hayır!" derler. "Ya görselerdi ne yaparlardı?" "Eğer seni görselerdi ibadette çok daha ileri giderler; çok daha fazla ta'zim, çok daha fazla tesbihde bulunurlardı" derler. Allah tekrar sorar: "Onlar ne istiyorlar?" "Senden," derler, "cennet istiyorlar" "Cenneti gördüler mi?" der, "Hayır ey Rabbimiz." derler. "Ya görselerdi ne yaparlardı?" der. "Eğer görselerdi," derler, "cennet için daha çok hırs gösterirler, onu daha ısrarla isterler, ona daha çok rağbet gösterirlerdi." Allah Teala sormaya devam eder: "Neden istiaze ediyorlar?" "Cehennemden istiaze ediyorlar" derler. "Onu gördüler mi?" der. "Hayır Rabbimiz, görmediler" derler. "Ya görselerdi ne yaparlardı?" der. "Eğer cehennemi görselerdi ondan daha şiddetli kaçarlar, daha şiddetli korkarlardı" derler. Bunun üzerine Rabb Teala şunu söyler: "Sizi şahid kılıyorum, onları affettim!" Resulullah (sav) sözüne devamla şunu anlattı: "Onlardan bir melek der ki: "Bunların arasında falanca günahkar kul dahi var. Bu onlardan değil. O başka bir maksadla uğramıştı, oturuverdi." Allah Teala: "Onu da affettim, onlar öyle bir cemaat ki onlarla oturanlar da onlar sayesinde bedbaht olmazlar" buyurur. |Buhari, Da'avat 66; Müslim, Zikr 25, (2689); Tirmizi, Da'avat 140, (3595)|1941
KİTABU'Z ZİKR|Kitabu'z Zikr'e Dair|ebu davudtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim bir yere oturur ve orada Allah'ı zikretmez (ve hiç zikretmeden kalkar) ise Allah'tan ona bir noksanlık vardır. Kim bir yere yatar, orada Allah'ı zikretmezse, ona Allah'tan bir noksanlık vardır. Kim bir müddet yürür ve bu esnada Allah'ı zikretmezse, Allah'tan ona bir noksanlık vardır." [Hadisin metni Ebu Davud'a aittir. Sondaki ziyade İbnu Hibban'ın Mevarid'inden alınmadır (2319)] |Ebu Davud, Edeb 31, (4866), 107, (6059); Tirmizi, Da'avat 8, (3377)|1942
KİTABU'Z ZİKR|Kitabu'z Zikr'e Dair|müslimtirmizi|Ebu Müslim el-Eğarr|Ben şehadet ederim ki Ebu Hüreyre ve Ebu Said (ra) Resulullah (sav)'ın şöyle söylediğine şehadet ettiler: "Bir cemaat oturup Allah'ı zikrederse, mutlaka melekler etraflarını sarar, Allah'ın rahmeti onları bürür, üstlerine sekine iner ve Allah onları yanında bulunan (büyük melek)lere anar." |Müslim, Zikr 39, (2700); Tirmizi, Da'avat 7, (3375)|1943
KİTABU'Z ZİKR|Kitabu'z Zikr'e Dair|buharimüslim|Ebu Musa|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İçerisinde Allah zikredilen evlerin misali ile içerisinde Allah zikredilmeyen evlerin misali, diri ile ölünün misali gibidir." |Buhari, Da'avat 66; Müslim, Salatu'l-Müsafirin 211, (779)|1944
KİTABU'Z ZİKR|Kitabu'z Zikr'e Dair|buharimüslimtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah Teala hazretleri diyor ki: "Kulum, hakkımda nasıl bir zan yürütürse ben öyleyimdir. O, beni zikredince ben onunla beraberim, O beni içinden geçirirse, ben de onu içimden geçiririm. O, beni bir cemaat içerisinde anarsa, ben de onu, onunkinden daha hayırlı bir cemaatte anarım. O, bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir arşın yaklaşırım. O bana bir arşın yaklaşırsa, ben ona bir kulaç yaklaşırım. O bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim." |Buhari, Tevhid 50; Müslim, Zikr 2, (2675); Tirmizi, Da'avat 142, (3598)|1945
KİTABU'Z ZİKR|Kitabu'z Zikr'e Dair|tirmizi|Ebu Ümame|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim yatağına temiz (abdestli) olarak girer ve uyku basıncaya kadar Allah'ı zikrederse gecenin herhangi bir saatinde uyanıp da Allah'tan dünya veya ahiret hayırlarından bir şey isterse Allah Teala, istediğini mutlaka ona verir." |Tirmizi, Da'avat 100, (3525)|1946
KİTABU'Z ZİKR|Kitabu'z Zikr'e Dair|muvattatirmiziibnu mace|Muaz İbnu Cebel|Kul, kendini Allah'ın azabından kurtarmada zikrullahtan daha müessir bir ameli işlememiştir. |Muvatta, Kur'an 24, (1, 211); Tirmizi, Da'avat 6, (3374); İbnu Mace, Edeb 53, (3790)|1947
ZEBAİH (KESİMLER) BÖLÜMÜ|Kesim Adabı Ve Yasakları|müslimtirmiziebu davudnesaiibnu mace|Şeddad İbnu Evs|Resulullah (sav) buyurdu ki: "Allah Teala hazretleri, her şeyde iyiliği emretmiştir. Öyleyse öldürdüğünüz zaman öldürmeyi iyi yapın. Kesecek olursanız kesmeyi iyi yapın. Bıçağın ağzını bileyin. Hayvana (zahmet vermeyin) rahat ettirin." |Müslim, Sayd 57, (1955); Tirmizi, Diyat 14, (1409); Ebu Davud, Edahi 12, (2815); Nesai, Dahaya 22, (7, 227); İbnu Mace, Zebaih 3, (3170)|1948
ZEBAİH (KESİMLER) BÖLÜMÜ|Kesim Adabı Ve Yasakları|ebu davud|Ebu Hüreyre ve İbnu Abbas|Resulullah (sav) şeytan kurbanından (şerita) men etti. " Dendi ki şerita, boğazından sadece deri kısmının kesilip, boyun damarı kesilmeden ölmeye terkedilen (kurbanlık) hayvandır." |Ebu Davud, Edahi 17, (2826)|1949
ZEBAİH (KESİMLER) BÖLÜMÜ|Kesim Adabı Ve Yasakları|rezin|İbnu Abbas|(Hayvanı keserken) besmele çekmeyi bir kimse unutmuşsa bunun bir mahzuru yoktur. Ancak kasden terketmiş ise, kesilen yenilmez." [Rezin'in ilavesidir] |Rezin|1950
ZEBAİH (KESİMLER) BÖLÜMÜ|Kesim Adabı Ve Yasakları|nesai|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Haksız yere bir kuş veya daha küçük bir hayvan öldüren insana Allah mutlaka onun hesabını soracaktır." Kendisine: "Onun hakkı da nedir?" diye sorulunca: "Onu keser ve yer. Başını kesip atmaz!" diye cevap verdi. |Nesai, Sayd 34, (7,239)|1951
ZEBAİH (KESİMLER) BÖLÜMÜ|Kesim Adabı Ve Yasakları|tirmiziebu davudibnu mace|Ebu Vakıd|Resulullah (sav) Medine'ye geldiği zaman, Medineliler, (diri olan) devenin hörgücünü kesiyorlar ve koyunların da kuyruklarını koparıyorlar ve bunları yiyorlardı. Bu durum üzerine Resulullah (sav): "Hayvan diri iken ondan her ne kesilmiş ise, bu meyte (iaşe) hükmündedir, yenilmez." dedi. |Tirmizi, Et'ime 4, (1480); Ebu Davud, Sayd 3, (2858); İbnu Mace, Sayd 8, (3216)|1952
ZEBAİH (KESİMLER) BÖLÜMÜ|Kesiş Şekli Ve Yeri|tirmiziebu davudnesai|Ebu'l Uşera Üsame|Ebu'l Uşera Üsame İbnu Malik İbnu Kahtam babasından anlatıyor: "Ey Allah'ın Resulü," dedim, "kesme işi sadece boğazdan ve gırtlaktan (lebbe) değil midir, (hayvanın başka yerinden de olur mu?)" Şu cevabı verdi: "(Mızrağını hayvanın) dizine saplarsan sana o da kifayet eder." (Tirmizi: "Bu, zaruret haline mahsustur" der. Ebu Davud da: "Bu, (yüksekten) düşen bir hayvanın kesimiyle ilgilidir" demiştir) |Tirmizi, Et'ime 5, (1481); Ebu Davud, Edahi 16, (2825); Nesai, Dahaya 25, (7, 228)|1953
ZEBAİH (KESİMLER) BÖLÜMÜ|Kesiş Şekli Ve Yeri|buhari|İbnu Abbas|Elinde (tasarrufunda) olduğu halde (normal kesişten) seni aciz bırakan şey av gibidir." (Yine İbnu Abbas), kuyuya düşen bir deve hakkında: "Neresinden gücün yeterse kes!" demiştir. Hz. Ali, İbnu Ömer ve Hz. Aişe (ra) de bu görüşte idiler. İbnu Abbas, İbnu Ömer ve Enes (ra): "Boğazdan kesmeye başlayınca (acele sebebiyle) başı kopuverse bunda bir beis yok. Ancak, ense tarafından kesilmişse yenmez, baş kopsa da kopmasa da farketmez" demiştir. |Buhari, Zebaih 23, (Bir babın başlığında zikretmiştir)|1954
ZEBAİH (KESİMLER) BÖLÜMÜ|Kesiş Şekli Ve Yeri|ebu davudtirmizi|El-Hudri|Resulullah (sav)'a sorularak dendi ki: "Biz deve, sığır ve davarı karınlarında cenin olduğu halde boğazlıyoruz. Cenini yiyelim mi, atalım mı?" Şu cevabı verdi: "Dilerseniz yiyin. Zira onların tezkiyesi (temiz ve helal olmaları) annelerinin tezkiyesine tabidir." |Ebu Davud, Edahi 18, (2827); Tirmizi, Et'ime 2,(1476)|1955
ZEBAİH (KESİMLER) BÖLÜMÜ|Kesiş Şekli Ve Yeri|muvatta|İbnu Ömer|Bir deve kesildiği zaman karnındaki yavrunun tezkiyesi, devenin tezkiyesine tabidir, yeter ki yavrunun hilkati (bütün uzuvlarının çıkmasıyla) tamamlanmış, tüyleri de bitmiş olsun. Yavru annenin karnından çıkınca (yine de hemen) kesilir, ta ki içteki kan çıksın." |Muvatta, Zebaih 8, (2,490)|1956
ZEBAİH (KESİMLER) BÖLÜMÜ|Kesme Aleti|buharimüslimtirmiziebu davudnesai|Rafi' İbnu Hadic|Bir seferde Resulullah (sav) ile birlikte idik. (Bu esnada) bir deve huysuzluk edip kaçtı. Peşine düştüler. Ama takipçileri yordu. Bir adam deveye bir ok gönderdi. Derken Allah (cc) onu durdurdu. Aleyhissalatu vesselam Efendimiz: "Bu hayvanların kaçkınları var, tıpkı vahşi kaçkınlar gibi. Onlardan biri size galebe çalacak olursa, ona böyle davranın!" dedi. Ben; "Ey Allah'ın Resulü, biz yarın düşmanla karşılaşacağız, yanımızda (hayvan kesecek) bir bıçağımız yok. (Hin-i hacette) kamışla keselim mi?" diye sordum. Bana: "Bolca kanı akıtılan ve üzerine Allah'ın ismi zikredilenin etini yeyiniz. Diş ve tırnak(la kesmek caiz) değildir. Size (bunun sebebini) söyleyeceğim; "Diş kemiktir, tırnak ise, Habeşlilerin bıçağıdır." |Buhari, Şirket 3, 16, Cihad 191, Zebaih 15, 18, 20, 23, 36, 37; Müslim, Edahi 21, (1968); Tirmizi, Ahkam 5, (1491, 1492); Ebu Davud, Edahi 15, (2821); Nesai, Dahaya 20, 21, 26, (7, 226, 227)|1957
ZEBAİH (KESİMLER) BÖLÜMÜ|Kesme Aleti|buharimuvatta|Nafi'|Ka'b İbnu Malik (ra) bir oğlundan, İbnu Ömer'e anlatırken şunları işitmiştir: "Babası kendisine haber vermiştir ki: Davar güden cariyeleri, bir koyunun ölmek üzere olduğunu görmüş, derhal bir taş kırarak, onunla koyunu kesmiştir. Babası ailesine: "Ondan yemeyin. Resulullah (sav)'a sorayım" demiş ve sormuştur. Resulullah (sav) yemelerini emretmiştir." |Buhari, Zebaih 18,19, Vekalet 4; Muvatta, Zebaih 4, (2, 489)|1958
ZEBAİH (KESİMLER) BÖLÜMÜ|Kesme Aleti|tirmizi|Cabir|Kavmimden biri bir veya iki tavşan avladı. Bunları taşla kesti. Resulullah (sav)'dan soruncaya kadar astı. Efendimiz (sav) yemesini emretti." |Tirmizi, Zebaih 1, (1472)|1959
ZEBAİH (KESİMLER) BÖLÜMÜ|Kesme Aleti|muvattaebu davudnesai|Ata İbnu Yesar|Beni Hariseli bir adamdan rivayet eder ki: "Bu zat bir sağmal deveyi gütmekte iken ölmek üzere oldugunu farkeder. Beraberinde, hayvanı kesebilecek bir şey de bulamaz. Eline geçirdiği bir kazığı devenin ümmüğüne saplar, kanını akıtır. Sonra durumu Resulullah (sav)'a haber verir. Efendimiz yemesini söyler." |Muvatta, Zebaih 3, (2, 489); Ebu Davud, Edahi 16, (1823); Nesai, Dahaya 19, (7, 226)|1960
ZEBAİH (KESİMLER) BÖLÜMÜ|Kesme Aleti|nesai|Zeyd İbnu Sabit|Bir kurt bir koyunu dişlemişti, derhal keskin bir taşla kestiler. Resulullah (sav) yenmesine ruhsat verdi. |Nesai, Dahaya 18, (7,225)|1961
ZEBAİH (KESİMLER) BÖLÜMÜ|Yenmesi Yasak Olan Kesilmişler|buharimuvattaebu davudnesai|Aişe|Resulullah (sav)'a soruldu: "Halk bize et getiriyor, kesilirken besmele çekilip çekilmediğini bilmiyoruz, ne yapalım?" "Siz besmele çekin, yiyin!" cevabını verdi. |Buhari, Sayd 21, Büyu 5, Tevhid 13; Muvatta, Zebaih 1, (2, 488); Ebu Davud, Edahi 19, (2829); Nesai, Dahaya 39, (7,237)|1962
ZEBAİH (KESİMLER) BÖLÜMÜ|Yenmesi Yasak Olan Kesilmişler|tirmizi|Ebu'd Derda|Resulullah (sav) mücesseme'nin yenmesini yasakladı, Mücesseme ok atışlarında hedef olarak kullanılan hayvandır. Keza halisanın yenmesini de yasakladı. Halisa, kurdun kaçırdığı, fakat ondan kurtarılan hayvandır." [Bir rivayetin "Ok atışlarına hedef olarak kullanılan hayvan" ibaresine kadar olan kısmı Tirmizi'de gelmiştir. Gerisi Rezin'in ilavesidir. Bu ziyade kısım yine Tirmizi'nin 1474 numarada kayıtlı İbraz hadisinde mevcuttur.] |Tirmizi, Et'ime 1, (1473).|1963
ZEBAİH (KESİMLER) BÖLÜMÜ|Yenmesi Yasak Olan Kesilmişler|rezin|Zühri|Arap Hıristiyanlarının kestiklerini yemekte bir beis yoktur. Ancak, Allah'tan başka birisinin adını andığını işitirsen o zaman kestiğini yeme. İşitmemiş isen, (bu durumda vehimlenme), çünkü Allah, onların küfrünü bildiği halde kestiklerini helal kılmıştır." Hz. Ali'den de bu manada rivayet yapılmıştır. [Rezin ilavesidir. Bu ilave rivayet, Buhari'nin Kitabu'z-Zebaih'de 22. babta bab başlığında kaydedilmiştir] |Rezin|1964
DÜNYANIN VE BAZI YERLERİNİN ZEMMEDİLMESİ BÖLÜMÜ|Dünyanın Zemmi Ve Kötülenmesi|buhari|Ebu Said|Resulullah (sav) minbere oturdu, biz de etrafında yerlerimizi aldık. Buyurdular ki: "Sizin için korktuğum şeylerden biri, dünyanın süs ve güzelliklerinin sizlere açılmasıdır!" Bir adam (araya girerek söze karıştı ve): "Yani (nail olacağımız) hayır, şer mi getirecek?" dedi. Resulullah (sav) bu soru üzerine sükut etti. (Adama: "Sana ne oluyor da Resulullah'ın sözünü kesip, onunla konuşmaya kalkıyorsun? O sana konuşmuyor ki!" diye paylıyanlar oldu). Gördük ki, kendisine vahiy gelmekte. Derken vahiy hali açılmış, yüzündeki terleri silmekte idi. "Şu soru soran nerede?" diye söze başladı. Ve sanki adamı (soruşu sebebiyle) takdir ediyor gibiydi: Sözlerine şöyle devam etti: "Muhakkak ki, hayır, şer getirmez. Ancak derenin bitirdikleri arasında, ya çatlatarak öldüren ya da ölüme yaklaştıran bitki de var. Yalnız yeşil ot yiyen hayvanlar müstesna, Zira bunlar yeyip böğürleri şişince güneşe karşı dururlar. (Geviş getirirler), akıtırlar ve rahatça def'i hacet yaparlar, sonra tekrar dönüp yayılırlar. Şüphesiz ki, bu mal hoştur, tatlıdır. Ondan fakire, yetime ve yolcuya veren bu malın Müslüman sahibi en iyi (insan)dir. Bunu haketmeden alan, yediği halde doymayan kimse gibidir, O mal, kıyamet günü aleyhinde şahidlik yapacaktır." |Buhari, Zekat 47, Cuma 28, Cihad 37, Rikak 7; Müslim Zekat 123, (1052); Nesai, Zekat 81, (5. 90)|1965
DÜNYANIN VE BAZI YERLERİNİN ZEMMEDİLMESİ BÖLÜMÜ|Dünyanın Zemmi Ve Kötülenmesi|müslimtirmiziibnu mace|Ebu Said|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Dünya tatlı ve hoştur. Allah sizi ona varis kılacak ve nasıl hareket edeceğinize bakacaktır. Öyleyse dünyadan sakının, kadından da sakının! Zira Beni İsrail'in ilk fitnesi kadın yüzünden çıkmıştır." (Müslim'in bir rivayetinde: "Kendinden sonra erkeklere, kadından daha zararlı bir fitne bırakmadım" buyurulmuştur.") |Müslim, Zikr 99, (2742); Tirmizi, Fiten 26, (2192); İbnu Mace, Fiten 19, (4000)|1966
DÜNYANIN VE BAZI YERLERİNİN ZEMMEDİLMESİ BÖLÜMÜ|Dünyanın Zemmi Ve Kötülenmesi|tirmiziibnu mace|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Dünya mel'undur, içindekiler de mel'undur, ancak zikrullah ve zikrullah'a yardımcı olanlarla alim veya müteallim hariç" |Tirmizi, Zühd 14, (2323); İbnu Mace, Zühd 3, (4112)|1967
DÜNYANIN VE BAZI YERLERİNİN ZEMMEDİLMESİ BÖLÜMÜ|Dünyanın Zemmi Ve Kötülenmesi|müslimtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Dünya, mü'mine hapishane, kafire cennettir." |Müslim, Zühd 1, (2956); Tirmizi, Zühd 16, (2325)|1968
DÜNYANIN VE BAZI YERLERİNİN ZEMMEDİLMESİ BÖLÜMÜ|Dünyanın Zemmi Ve Kötülenmesi|rezin|Enes|Dünya sevgisi her çeşit hatalı davranışların başıdır. Bir şeye olan sevgin seni kör ve sağır yapar. [Rezin ilavesidir. Beyhaki Şuabul-İman'da kaydetmiştir. Hadisin ikinci yarısı Ebu Davud'da tahric edilmiştir. (Edep 125, (5150).] |Rezin|1969
DÜNYANIN VE BAZI YERLERİNİN ZEMMEDİLMESİ BÖLÜMÜ|Dünyanın Zemmi Ve Kötülenmesi|tirmizi|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav)'ın yanına girmiştir. Onu bir hasır örgünün üzerinde uyumuş buldum. Hasır, (vücudunun açık olan) yan taraflarında izler bırakmıştı. "Ey Allah'ın Resulü dedim, sana bir yaygı te'min etsek de hasırın üstüne sersek, onun sertliğine karşı sizi korusa!" "Ben kim, dünya kim. Dünya ile benim misalim, bir ağacın altında gölgelenir sonra terkedip giden yolcunun misali gibidir." (Tirmizi hadisin sahih olduğunu söyledi) |Tirmizi, Zühd 44, (2378)|1970
DÜNYANIN VE BAZI YERLERİNİN ZEMMEDİLMESİ BÖLÜMÜ|Dünyanın Zemmi Ve Kötülenmesi|tirmiziibnu mace|Sehl İbnu Sa'd|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Eğer dünya Allah nazarında sivri sineğin kanadı kadar bir değer taşısaydı tek bir kafire ondan bir yudum su içirmezdi." |Tirmizi, Zühd 13, (2321); İbnu Mace, Zühd 11, (2410)|1971
DÜNYANIN VE BAZI YERLERİNİN ZEMMEDİLMESİ BÖLÜMÜ|Dünyanın Zemmi Ve Kötülenmesi|tirmizi|Katade İbnu Nu'man|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah bir kulu sevdi mi, onu dünyadan korur. Tıpkı sizden birinin hastasına suyu yasaklaması gibi." |Tirmizi, Tıbb 1, (2037)|1972
DÜNYANIN VE BAZI YERLERİNİN ZEMMEDİLMESİ BÖLÜMÜ|Dünyanın Zemmi Ve Kötülenmesi|rezin|Ali|Dünya arkasını dönmüş gidiyor, ahiret ise yönelmiş geliyor. Bunlardan her ikisinin de kendine has evlatları var. Sizler ahiretin evlatları olun. Sakın dünyanın evlatları olmayın. Zira bugün amel var hesap yok, yarın ise hesap var amel yok." [Rezin tahric etmiştik. Buhari, muallak (senetsiz) olarak kaydetmiştir. (Rikak 4)] |Rezin|1973
DÜNYANIN VE BAZI YERLERİNİN ZEMMEDİLMESİ BÖLÜMÜ|Yeryüzünde Bazı Yerlerin Zemmi|buharimüslim|İbnu Ömer|Resulullah (sav) Hıcr'a uğradığı zaman: "Nefislerini zulmedenlerin meskenlerine girerken onların maruz kaldığı musibetin size de gelmesi korkusuyla ağlayarak girin!" dedi. Sonra başını (ridasıyla) örtüp yürüyüşünü hızlandırdı ve vadiyi geçinceye kadar bu hız üzere devam etti." |Buhari, Enbiya 7, Mesacid 53, Megazi 80, Tefsir, Hicr 2; Müslim, Zühd 38-40, (2980)|1974
DÜNYANIN VE BAZI YERLERİNİN ZEMMEDİLMESİ BÖLÜMÜ|Yeryüzünde Bazı Yerlerin Zemmi|buharimüslim|İbnu Ömer|Halk, Resulullah (sav) ile birlikte Hıcr'a Semud kavminin yurduna inince, kuyularından su aldılar ve onunla hamurları develere yem yapmalarını emretti, ayrıca, Hz. Salih (as)'in devesinin su içtiği kuyudan su almalarını emretti |Buhari, Enbiya 17; Müslim, Zühd 40, (2981)|1975
DÜNYANIN VE BAZI YERLERİNİN ZEMMEDİLMESİ BÖLÜMÜ|Yeryüzünde Bazı Yerlerin Zemmi|ebu davud|Enes|Resulullah (sav) bana: "Ey Enes," dedi, "insanlar yurtlar ediniyor. Bu yurtlardan biri Basra ve Busayra diye tesmiye edilmektedir. Eğer sen oraya uğrar veya ona girersen, oranın çorak (tuzlu) arazisinden, gemilerin yanaştığı limanından, çarşısından, ümerasının kapılarından sakınasın! Sana oranın güneşe açık yerlerini (dağları) tavsiye ederim. Zira orada hasf (yere batma), kazf ve zelzele olacak. Bir kavim de normal şekilde akşama erdiği halde, sabaha maymun ve hınzırlar olarak çıkacak." |Ebu Davud, Melahim 10, (4307)|1976
DÜNYANIN VE BAZI YERLERİNİN ZEMMEDİLMESİ BÖLÜMÜ|Yeryüzünde Bazı Yerlerin Zemmi|muvatta||İmam Malik'e ulaştığına göre, Hz. Ömer (ra) Irak'a çıkmak istemişti. Ka'bu'l-Ahbar kendisine dedi ki: "Ey mü'minlerin emiri! Çıkma, zira sihrin -veya şerrin- onda dokuzu oradadır. Cinlerin fasıkları da oradadır. Devasız hastalık da oradadır." (Malik der ki): "Bununla dini helaki kasteder." (İmam Malik, bunu belağ (senetsiz) olarak rivayet etmiştir) |Muvatta, İsti'zan 30, (2, 975)|1977
RAHMET BÖLÜMÜ|Merhametli Olmaya Teşvik|tirmiziebu davud|Abdullah İbnu Amr İbni'l-As|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah, merhametli olanlara rahmetle muamele eder. Öyleyse, sizler yeryüzündekilere karşı merhametli olun ki, semada bulunanlar da size rahmet etsinler. Rahim (akrabalık bağı) Rahman'dan bir bağdır. Kim bunu korursa Allah onunla (rahmet bağı) kurar, kim de koparırsa, Allah da ondan (rahmet bağını) koparır." |Tirmizi, Birr 16, (1925); Ebu Davud, Edeb 66, (4941)|1978
RAHMET BÖLÜMÜ|Merhametli Olmaya Teşvik|buharimüslimtirmizi|Cerir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah, insanlara merhamet etmeyene rahmette bulunmaz." |Buhari, Tevhid 2, Edeb 27; Müslim, Fedail 66, (2319); Tirmizi, Birr 16, (1923)|1979
RAHMET BÖLÜMÜ|Merhametli Olmaya Teşvik|tirmiziebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: "Merhamet, ancak şaki'mn (ebedi hüsrana uğrayanın) kalbinden çıkarılabilir." |Tirmizi, Birr 16, (1924); Ebu Davud, Edeb 66, (4942)|1980
RAHMET BÖLÜMÜ|Merhametli Olmaya Teşvik|buharimüslimtirmiziebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) (bir gün), Hasan İbnu Ali (ra)'yi öpmüş idi. Bu sırada yanında bulunan Akra' İbnu Habis, (sanki bunu tuhaf karşıladı ve:) "Benim on tane çocuğum var. Fakat onlardan hiçbirini öpmedim" dedi, Resulullah (sav) ona bakıp: "Merhamet etmeyene merhamet edilmez" buyurdu. [Rezin ilave etti: "(Resulullah (sav) şunu da söyledi:) "Allah siz(in kalbiniz)den merhameti çıkardı ise ben ne yapabilirim?"] |Buhari, Edeb 18; Müslim, Fedail 65, (2318); Tirmizi, Birr 12, (1912); Ebu Davud, Edeb 156, (5218)|1981
RAHMET BÖLÜMÜ|Allah (cc)'ın Rahmeti|buharimüslimtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah celle şanühu mahlukatın olmasına hükmettiği zaman -Müslim'in rivayetinde: "Allah mahlukatı yarattığı zaman"- yanında bulunan, Arş'ın gerisindeki bir kitaba şunu yazdı: "Muhakkak ki rahmetim gazabıma galebe çalmıştır." (Buhari'nin bir diğer rivayetinde: "Rahmetim gazabıma galebe çaldı" denmiştir. Buhari ve Müslim'in bir rivayetlerinde: "(Rahmetim) gazabımı geçti" denmiştir.) |Buhari, Tevhid 15,22, 28, 55, Bedi'ül'-Halk 1; Müslim, Tevbe 14, (2751); Tirmizi, Da'avat 109, (3537)|1982
RAHMET BÖLÜMÜ|Allah (cc)'ın Rahmeti|buharimüslimtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah rahmeti yüz parçaya böldü. Bundan doksandokuz parçayı kendine ayırdı. Yer yüzüne geri kalan bir cüzü indirdi. (Bunu da -cin, insan ve hayvan- mahlukatı arasında taksim etti.) Bu tek cüzden nasibine düşen pay sebebiyledir ki mahlukat birbirlerine karşı merhametli davranır. At, (hayvan) yavrusuna basmamak endişesiyle ayağını bu sayede kaldırır." |Buhari, Edeb 19, Rikak 19; Müslim, 17, (2752); Tirmizi, Da'avat 107-108, (3535-3536)|1983
RAHMET BÖLÜMÜ|Allah (cc)'ın Rahmeti|müslim|Selmanu'l-Farisi|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah'ın yüz rahmeti var. Bunlardan biriyle mahlukat kendi aralarında birbirlerine merhamet gösterirler. Doksandokuz rahmet de Kıyamet günü içindir." |Müslim, Tevbe 20, (2753)|1984
RAHMET BÖLÜMÜ|Allah (cc)'ın Rahmeti|müslim||Müslim'de gelen bir diğer rivayette [Resulullah (sav)]: "Allah, arz ve semayı yarattığı gün, yüz rahmet yarattı. Her bir rahmet göklerle yer arasını dolduracak kadardır. Ondan yeryüzüne tek bir rahmet indirmiştir. İşte anne, yavrusuna bununla şefkat eder. Vahşi hayvanlar ve kuşlar birbirlerine bununla merhamet ederler. Kıyamet günü geldiği vakit Allah, rahmetine bunu da ilave ederek (tekrar yüze) tamamlayacaktır." |Müslim, Tevbe 21, (2753)|1985
RAHMET BÖLÜMÜ|Allah (cc)'ın Rahmeti|buharimüslim|Ömer İbnu'l-Hattab|Resulullah (sav)'a bir grup esir getirilmişti. İçlerinde bir kadın vardı, göğüsleri sütle dolu idi. Bu kadın (sağa sola) koşuyor, esirler arasında bir çocuk bulduğu zaman onu yakalayıp kucaklıyor, göğsüne bastırıyor ve emziriyordu. (Dikkatleri çeken bu manzara karşısında), aleyhissalatu vesselam: "Bu kadının, çocuğunu ateşe atacağına kanaatiniz olur mu?" dedi. Bizler: "Hayır!" diye cevap verince: "(Bilin ki), Allah'ın kullarına olan rahmeti, bu kadının çocuğuna olan şefkatinden fazladır" buyurdu. |Buhari, Edeb 18; Müslim, Tevbe 22, (2754)|1986
RAHMET BÖLÜMÜ|Hayvanlara Merhamet|buharimüslimmuvattaebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir adam yolda, yürürken susadı ve susuzluğu arttı. Derken bir kuyuya rastladı. İçine inip susuzluğunu giderdi. Çıkınca susuzluktan soluyup toprağı yemekte olan bir köpek gördü. Adam kendi kendine: "Bu köpek de benim gibi susamış" deyip tekrar kuyuya inip, mestini su ile doldurup ağzıyla tutarak dışarı çıktı ve köpeği suladı. Allah onun bu davranışından memnun kaldı ve günahlarını affetti." Resulullah'ın yanındakilerden bazıları: "Ey Allah'ın Resulü! Yani bize hayvanlar(a yaptığımız iyilikler) için de ücret mi var?" dediler. Aleyhissalatu vesselam: "Evet! Her "yaş ciğer" (sahibi) için bir ücret vardır" buyurdu. |Buhari, Şirb 9, Vudu 33, Mezalim 23, Edeb 27; Müslim, Selam 153, (2244); Muvatta, Sıfatu'n Nebi 23, (2, 929-930); Ebu Davud, Cihad 47, (2550)|1987
RAHMET BÖLÜMÜ|Hayvanlara Merhamet|müslim||Bir diğer rivayette şöyle denmiştir: "Fahişe bir kadın, sıcak bir günde, bir kuyunun etrafında dönen bir köpek gördü, susuzluktan dilini çıkarmış soluyordu. Kadıncağız mestini çıkararak (onunla su çekip köpeği suladı). Bu sebeple kadın mağfiret olundu." |Müslim, Tevbe 166, (2245)|1988
RAHMET BÖLÜMÜ|Hayvanlara Merhamet|buhari|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir kadın, eve hapsettiği bir kedi yüzünden cehenneme gitti. Kediyi hapsederek yiyecek vermemiş, yeryüzünün haşeratından yemeye de salmamıştı." |Buhari, Bed'ü'l-Halk 17, Şirb 9, Enbiya 50; Müslim, Birr 151, (2242)|1989
RAHMET BÖLÜMÜ|Hayvanlara Merhamet|ebu davud|Abdullah İbnu Cafer|Resulullah (sav)'ın kaza-i hacet yaparken geri tarafından istitar (perdelenme) için en ziyade tercih ettiği sütre, bir bina veya bir hurma kümesi idi. Bir seferinde Ensardan bir zatın bahçesine girdi. Orada bir deve vardı. Deve Resulullah (sav)'ı görünce inledi ve gözlerinden yaşlar aktı. Aleyhissalatu vesselam deveye yaklaştı ve gözyaşlarını sildi. Hayvan sakinleşti. "Bu devenin sahibi kimi" diye sorarak ilgi gösterdi, Ensar'dan bir genç: "O bana aittir ey Allah'ın Resulü!" deyip ortaya çıkınca Hz. Peygamber onu payladı: "Allah'n sana mülk kıldığı bu deve hakkında Allah'tan korkmuyor musun? Bak! Bu bana şikayette bulundu. Sen bunu acıktırıyor ve fazla çalıştırarak da yoruyormuşsun." |Ebu Davud, Cihad 47, (2549)|1990
RAHMET BÖLÜMÜ|Hayvanlara Merhamet|ebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Hayvanlarınızın sırtını minberler yerine koymayın. Şurası muhakkak ki tek başınıza güçlükle gidebileceğiniz bir yere sizi götürmeleri için Allah onları sizlere musahhar (hizmetçi) kıldı. Arzı da sizin (durma yeriniz) kıldı, öyleyse ihtiyaçlarınızı (duran hayvanının sırtında değil) arz üzerinde görün." |Ebu Davud, Cihad 61, (2667)|1991
RAHMET BÖLÜMÜ|Hayvanlara Merhamet|ebu davud|Abdurrahman İbnu Abdullah|Abdurrahman İbnu Abdullah, babası Abdurrahman (ra)'dan rivayet eder ki şöyle demiştir: "Biz bir seferde Resulullah (sav) ile beraber idik. Resulullah bir ara bir ihtiyacı için yanımızdan ayrıldı. O sırada hummara denen bir kuş gördük, iki tane de yavrusu vardı. (Kuş kaçtı) yavrularını aldık. Kuşcağız etrafımıza yaklaşıp çırpınmaya, kanatlarını çırpıp havada inip çıkmaya başladı. Resulullah (sav) efendimiz gelince: "Kim bu zavallının yavrusunu alıp onu izdıraba attı? Yavrusunu geri verin!" diye emretti. Bir ara, ateşe verdiğimiz bir karınca yuvası gördü. "Kim yaktı bunu?" diye sordu. "Biz!" dedik. "Ateşle azab vermek sadece ateşin Rabbine hastır" buyurdu." |Ebu Davud, Cihad 122, (2675), Edeb, 176, (5268)|1992
RAHMET BÖLÜMÜ|Hayvanlara Merhamet|ebu davud|Muhammed İbnu İshak|Muhammed İbnu İshak kendisine Ebu Manzur denen Şamlı bir zattan naklediyor, bu da amcasmdan, o da Hadır'ın kardeşi Amiru'r-Ram'dan nakletmiştir. Amir der ki: "Bizim için bayraklar ve sancaklar yükseltildiği zaman memleketimizde idik. Ben: "Bu nedir?" diye sordum. "Resulullah (sav)'ın sancağı!" dediler. Yanına gittim. Bir ağacın altında oturuyordu. Ashabı da etrafını sarmıştı. Ben de yanlarına oturdum. Bir ara Resulullah (sav) hastalıklardan ve dertlerden bahsedip dedi ki: "Mü'mine bir hastalık gelir, sonra da Allah ona şifa verirse, bu hastalık onun geçmiş günahlarına kefaret, geri kalan hayatı için de bir öğüt olur. Şayet münafık hastalanır, sonra da afiyet verilirse o, sahibi tarafından bağlanıp sonra da salıverilen fakat niçin bağlandığını, niçin salıverildiğini bilmeyen bir deve gibidir. Aleyhissalatu vesselamın etrafında oturanlardan biri: "Ey Allah'ın Resulü, eskam (hastalıklar) nedir? Ben asla hiç hastalanmadım?" diye sordu. Resulullah (sav): "Kalk! Sen bizden değilsin." buyurdu." |Ebu Davud, Cenaiz, 1, (3089)|1993
RAHMET BÖLÜMÜ|Hayvanlara Merhamet|buharimüslimebu davudnesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Peygamberlerden birini bir karınca ısırdı. O da (öfkelenerek) karıncanın yuvasının yakılmasını emretti ve yakıldı, Allah Teala Hazretleri ona şöyle vahyetti: "Seni bir karınca ısırmışken, sen tesbih eden bir ümmeti yaktın." |Buhari, Cihad 152, Bed'ü'l Halk 14; Müslim, Selam 148, (2241); Ebu Davud, Edeb 176, (5266); Nesai, Sayd 88. (7, 210, 211)|1994
RIFK BÖLÜMÜ|Rıfk Hakkında|müslimebu davud|Aişe|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Rıfk bir şeye girdimi onu mutlaka tezyin eder, bir şeyden de çıkarıldı mı onu mutlaka kusurlu kılar." |Müslim, Birr 78, (2594); Ebu Davud, Cihad 1, (2578), Edeb 11 (4808)|1995
RIFK BÖLÜMÜ|Rıfk Hakkında|müslim|Aişe|Kendisinde dikbaşlılık olan bir deveye bindim. (Hırçınlık etmeye) başlayınca ileri-geri sürmeye başladım. Bunun üzerine Resulullah (sav): "Rifkla, tatlılıkla davran! diye müdahale etti..." |Müslim, Birr 79, (2594)|1996
RIFK BÖLÜMÜ|Rıfk Hakkında|müslim|Cerir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir kimse yumuşak davranmaktan mahrum ise hayrın tamamından mahrumdur." |Müslim, Birr 75, (2592)|1997
RIFK BÖLÜMÜ|Rıfk Hakkında|ebu davudmüslim|Ebu Musa|Resulullah (sav) herhangi bir işi için bir adam gönderse şu tembihte bulunurdu: "Sevindirin, nefret ettirmeyin, kolaylaştırın, zorlaştırmayın." |Ebu Davud, Edep 20, (4835); Müslim, Cihad 6, (1737)|1998
REHİN BÖLÜMÜ|Rehin Hakkında|buhariebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Rehin (olarak bırakılan hayvan)a, nafakası mukabilinde binilir. Sağmal hayvan rehin bırakılmışsa sütü, nafakası mukabilinde içilir. Nafaka, binen ve sütunu içen üzerinedir." |Buhari, Rehn 4, Tirmizi, Büyu 4, (1254); Ebu Davud, Büyu 78, (3526)|1999
REHİN BÖLÜMÜ|Rehin Hakkında|muvatta|İbnu'l-Müseyyeb|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Rehin kapanmaz." |Muvatta, Akdiye 13, (2, 728)|2000
REHİN BÖLÜMÜ|Rehin Hakkında|buharimüslimnesai|Aişe|Resulullah (sav) bir yahudiden, veresiye yiyecek satın aldı. Rehin olarak zırhını verdi." |Buhari, Rehn 2, 5, Büyu 14, 33, 88, Silm 5, 6, İstikraz 1, Cihad 89, Megazi 86; Müslim, Musakat 124, (1603); Nesai, Büyu 58, 87, (7, 288, 303)|2001
RİYA BÖLÜMÜ|Riya Hakkında|müslimtirmizinesai|Şüfeyyü'l-Esmai|Şüfeyyü'l-Esmai, Hz. Ebu Hüreyre'den naklediyor: "Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kıyamet günü ilk çağrılacaklar, Kur'an-ı ezberleyen biri, Allah yolunda öldürülen biri ve bir de çok malı olan biridir. Allah Teala Hazretleri Kur'an okuyana: "Ben Resulüme inzal buyurduğum şeyi sana öğretmedim mi?" diye soracak. Adam: "Evet ya Rabbi! diyecek. "Bildiklerinle ne amelde bulundun?" diye Rabb Teala tekrar soracak. Adam: "Ben onu gündüz ve gece boyunca okurdum" diyecek. Allahu Teala Hazretleri: "Yalan söylüyorsun! diyecek. Melekler de ona: "Yalan söylüyorsun!" diye çıkışacaklar, Allahu Teala Hazretleri ona: "Bilakis sen, "Falanca Kur'an okuyor" densin diye okudun ve bu da söylendi" der. Sonra, mal sahibi getirilir. Allah Teala Hazretleri: "Ben sana bolca mal vermedim mi? Hatta o kadar bol verdim ki, kimseye muhtaç olmadın?" der. Zengin adam, "Evet ya Rabbi" der. "Sana verdiğimle ne amelde bulundun?" diye Rabb Teala sorar. Adam: "Sıla-i rahimde bulunur ve tasadduk ederdim" der. Allahu Teala Hazretleri: "Bilakis sen: "Falanca cömerttir" desinler diye bunu yaptın ve bu da denildi" der. Sonra Allah yolunda öldürülen getirilir. Allah Teala Hazretleri: "Niçin öldürüldün?" diye sorar. Adam: "Senin yolunda cihadla emrolundum. Ben de öldürülünceye kadar savaştım" der. Hakk Teala ona: "Yalan söylüyorsun!" der. Ona melekler de: "Yalan söylüyorsun!" diye çıkışırlar. Allah Teala Hazretleri ona tekrar: "Bilakis sen: "Falanca cesurdur" desinler diye düşündün ve bu da söylendi" buyurur. Sonra (Resulullah (sav) Ebu Hüreyre'nin dizine vurup): "Ey Ebu Hüreyre! Bu üç kimse. Kıyamet günü, cehennemin, aleyhlerinde kabaracağı Allah'ın ilk üç mahlukudur!" dedi." Şüfey der ki: "Ben Ebu Hüreyre'den aldığım bu hadisi, Hz. Muaviye'ye haber verdim. Bunun üzerine: "Böylelerine bu muamele yapılırsa, insanların geri kalanlarına neler yapılır?" dedi ve Hz. Muaviye şiddetli bir ağlayışla ağlamaya başladı, öyle ki helak olacağını zannettim. Derken bir müddet sonra kendine geldi, yüzündeki (gözyaşlarını) sildi. Ve şunları söyledi: "Allah ve Onun Resulü doğru söylediler: "Dünya hayatını ve onun zinetini isteyenlere, orada işlediklerinin karşılığını tastamam veririz. Onlar orada bir eksikliğe de uğratılmazlar. İşte ahirette onlara ateşten başka bir şey yoktur. İşledikleri şeyler orada boşa gitmiştir. Zaten yapmakta oldukları da batıldır" (Hud 15-16). |Müslim, İmaret 162, (1906); Tirmizi, Zühd 48, (2383); Nesai, Cihad 22, (6, 23, 24)|2002
RİYA BÖLÜMÜ|Riya Hakkında|tirmizi|Ka'b İbnu Malik|Resulullah (sav)'ın şöyle söylediğini işittim: "Kim alim geçinmek, sefihlerle münazara yapmak ve halkın dikkatlerini kendine çekmek gibi maksadlarla ilim öğrenirse Allah o kimseyi cehenneme atar." |Tirmizi, İlm 6, (2666)|2003
RİYA BÖLÜMÜ|Riya Hakkında|tirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) bir gün: "Hüzün kuyusundan Allah'a sığının!" buyurdular. Oradakiler: "Ey Allah'ın Resulü! Hüzün kuyusu da nedir?" diye sordular. "0," dedi, "cehennemde bir vadidir; cehennem, o vadiden her gün yüz kere Allah (cc)'a sığınma taleb eder." "Ey Allah'ın Resulü!" denildi, "oraya kimler girecek?" "Oraya" dedi, "amellerinde riya yapan kurralar girecektir!" |Tirmizi, Zühd 48, (2384)|2004
RİYA BÖLÜMÜ|Riya Hakkında|tirmizi|Ebu Hüreyre ve İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ahir zamanda, dinle dünyayı taleb eden insanlar zuhur edecek. Bunlar, insanlar(a iyi görünüp, onları aldatmak) için öyle bir yumuşaklığa bürünürler ki koyun postu yanlarında kaba kalır. Dilleri de baldan daha tatlıdır. Ancak kalbleri kurtlarınkinden vahşidir. Cenab-ı Hakk (bunlar için) şöyle diyecektir: "Beni aldatmaya mı çalışıyorsunuz, yoksa bana karşı cürete mi yelteniyorsunuz? Zat-ı Akdesime yemin olsun, bunlar üzerine, kendilerinden çıkacak öyle bir fitne göndereceğim ki, içlerinde halim olanlar bile şaşkına dönecekler." |Tirmizi, Zühd 60, (2406.2407)|2005
RİYA BÖLÜMÜ|Riya Hakkında|müslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allahu Teala Hazretleri diyor ki: "Ben ortakların şirkten en müstağni olanıyım. Kim bir amel yapar, buna benden başkasını da ortak kılarsa, onu ortağıyla başbaşa bırakırım." |Müslim, Zühd 46, (2985)|2006
RİYA BÖLÜMÜ|Riya Hakkında|buharimüslimmuvattatirmiziebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: "Kıyamet gününde, Allah nazarında en kötü olanlardan bir kısmını da iki yüzlülerin teşkil ettiğini göreceksiniz. Bunlar bazılarına bir yüzle, diğer bazılarına da başka bir yüzle giden insanlardır." |Buhari, Edeb 52; Müslim, Fedail 199, (2526); Muvatta, Kelam 21, (2, 991); Tirmizi, Birr 78, (2026); Ebu Davud, Edeb 39, (4872)|2007
RİYA BÖLÜMÜ|Riya Hakkında|ebu davud|Ammar İbnu Yasir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kimin dünyada iki yüzü varsa kıyamet günü, ateşten iki dili olacaktır." |Ebu Davud, Edeb 39, (4873)|2008
RİYA BÖLÜMÜ|Riya Hakkında|buharimüslim|Ebu Vail|Hz. Üsame (ra) diyordu ki: "Hz. Peygamber (sav) buyurdular ki: "Kıyamet günü bir adam getirilip ateşe atılır. Karnındaki barsakları dışarı çıkar. Onları, eşeğin değirmen taşını dönderdigi gibi dönderir. Derken, cehennem ahalisi etrafında toplanır ve: "Ey fülan, sen dünyada iken (bize) ma'rufu emderip, münkerden nehyetmiyor muydun?" derler. O: "Evet, ma'rufu emrederdim ama kendim yapmazdım, münkeri yasaklardım ama kendim yapardım" diye cevap verir." |Buhari, Bed'ü'l-Halk 10, Fiten 17; Müslim, Zühd 61, (2989)|2009
ZEKAT BÖLÜMÜ|Zekatın Farziyyeti Ve Terkedenin Günahı|buharimüslimtirmiziebu davudnesai|İbnu Abbas|Resulullah (sav) Hz. Muaz (ra)'ı Yemen'e gönderdi. (Giderken) ona dedi ki: "Sen Ehl-i Kitap bir kavme gidiyorsun. Onları davet edeceğin ilk şey Allah'a ibadet olsun. Allah'ı tanıdılar mı, kendilerine Allah'ın zekatı farz kılmış olduğunu, zenginlerinden alınıp fakirlerine dağıtılacağını onlara haber ver. Onlar buna da itaat ederlerse kendilerinden zekatı al. Zekat alırken halkın (nazarlarında) kıymetli olan mallarından sakın. Mazlumun bedduasını almaktan kork. Zira Allah'la bu beddua arasında perde mevcut değildir." |Buhari, Zekat 1, 41, Sadaka 1, 63, Mezalim 9, Megazi 60, Tevhid 1; Müslim, İman 31, (19); Tirmizi, Zekat 6, (625); Ebu Davud, Zekat 4, (1584); Nesai, Zekat 46, (5, 55)|2010
ZEKAT BÖLÜMÜ|Zekatın Farziyyeti Ve Terkedenin Günahı|buharimüslimmuvattaebu davudnesai|Ebu Hüreyre ve Hz. Cabir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Deve, sığır veya davar sahibi olup da, bunlardaki Allah'ın hakkını eda etmeyen herkese Kıyamet günü, bu mallar, olduğundan daha çok ve mümkün olduğunca iri ve şişman olarak geleceklerdir. Adam, onlar için, düz ve geniş bir yere oturtulacak, hayvanlar bacakları ve tabanlarıyla onun üzerinden geçecekler. Geçiş sırasında boynuzlarıyla toslayacaklar ve ayaklarıyla ezecekler. İçlerinde boynuzsuz veya boynuzu kırık biri bulunmayacak. Bu şekilde sonuncusu da onun üzerinden geçince, birincisi aynı geçise tekrar başlayacak. Mahlukatın hesabı tamamlanıp hüküm verilinceye kadar bu hal devam edecek. Keza "kenz'e (hazine) sahip olup da ondaki (Allah'ın) hakkını ödemeyen herkese, kıyamet günü hazinesi, dazlak başlı bir yılan olarak gelecek, ağzını açıp peşine düşecektir. Yılan yaklaştıkça adam ondan kaçacak. Sonunda yılan ona: "Gizlediğin hazineni al! Ben ondan müstağniyim!" diye bağırır. Adam, neticede yılandan kaçma çaresinin olmadığını anlayınca, elini ağzına sokar. Yılan da onu, aygırın (alafı) kemirmesi gibi kemiriverecek." |Buhari, Zekat 3, Tefsir, Al-i İmran 14, Beraet 6, Hiyel 3; Müslim, Zekat 26, (987); Muvatta, Cihad 3, (2, 444); Ebu Davud, Zekat 32, (1658, 1659, 1660); Nesai, Zekat 2,6, (5,12-14)|2011
ZEKAT BÖLÜMÜ|Zekatın Farziyyeti Ve Terkedenin Günahı|ebu davudnesai|Hz. Muaz|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim malının zekatını sevab umarak verirse ona sevap verilir. Kim de zekatını vermezse biz zekatı ve malın yarısını (cezalı olarak zorla) alırız. Bu, Rabbimizin kesin kararlarından biridir. Al-i Muhammed'e ondan bir hak yoktur." (Rezin tahric etmiştir) |Ebu Davud, Zekat 4, (1575); Nesai, Zekat 4, (5, 15, 16)|2012
ZEKAT BÖLÜMÜ|Zekatın Farziyyeti Ve Terkedenin Günahı|buharimüslimmuvattatirmiziebu davudnesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) vefat edince, ondan sonra Hz. Ebu Bekir (ra) halife seçildi. Bunun üzerine bedevilerden bir kısmı "irtidat" etti. (Hz. Ebu Bekir halife olarak onlarla savaşmaya karar verince) Hz. Ömer, "Resulullah (sav): "İnsanlar lailaheillallah deyinceye kadar onlarla savaşmaya emrolundum. Bunu söylediler mi, benden mallarını ve nefislerini korurlar. (İslam'ın) hakkı hariç artık hesapları da Allah'a kalmıştır!" demiş iken, sen nasıl insanlarla savaşırsın?" dedi. Hz. Ebu Bekir: "Allah'a yemin olsun, namazla zekatın arasını ayıranlarla savaşacağım. Zira zekat, malın hakkıdır. Vallahi, Resulullah (sav)'a vermekte oldukları bir oğlağı vermekten vazgeçseler, onu almak için onlarla savaşacağım" dedi. Hz. Ömer sonradan demiştir ki: "Allah'a yemin ederim, anladım ki, Hz. Ebu Bekir'in bu görüşü, Allah'ın savaş meselesinde ona ilhamından başka bir şey değildi. İyice anladım ki, bu karar hakmış." |Buhari, İ'tisam 2, Zekat 1, İstitabe 3; Müslim, İman 32, (20); Muvatta, Zekat 30, (1, 269); Tirmizi, İman 1, (2610); Ebu Davud, Zekat 1, (1556); Nesai, Zekat 3, (5, 14)|2013
ZEKAT BÖLÜMÜ|Zekatla İlgili Müşterek Hadisler|tirmiziebu davudnesai|Ali|Hz. Peygamber (sav) buyurdular ki: "Sizi (ticari olmayan) atın ve kölenin zekatından affettim, öyle ise gümüş paralannızın zekatını verin. Bunun her kırk dirhemine bir dirhem vereceksiniz. Ancak yüz doksan dirheme zekat düşmez, ikiyüz dirheme ulaştı mı beş dirhem verilecektir." |Tirmizi, Zekat 3, (620); Ebu Davud, Zekat 4, (1574); Nesai, Zekat 18, (5, 37)|2014
ZEKAT BÖLÜMÜ|Zekatla İlgili Müşterek Hadisler|buhariebu davudnesai|Enes|Hz. Ebu Bekir es-Sıddik (ra) kendisini Bahreyn'e gönderdiği zaman ona şu gelecek talimatı yazılı olarak vermiş ve altını da Resulullah (sav)'ın mührü ile mühürlemişti. Mühüre nakşedilen yazı üç satır halinde idi. Bir satırda Muhammed, bir satırda Resul, bir satırda da Allah yazılı idi. Mektup şöyle idi: "Bismillahirrahmanirrahim. Bu, Resulullah (sav)'ın müslümanlara farz kıldığı ve Allah'ın da Resulüne emretmiş olduğu zekat farizasıdır. Müslümanlardan her kimden bu, usulünce taleb edilirse, derhal vermelidir. Kimden de belirtilenden fazlası istenirse vermesin: 1) 24 ve daha aşağı miktardaki deve için koyun olarak vacib zekat, her beş devede bir koyundur. 2) 25'e ulaştı mı, 35'e kadar, dişi bir bintu mehaz (ikinci seneye basan dişi deve); eğer bintu mehaz yoksa, bir ibnu lebun (ikisine basan erkek deve). 3) 36'ya ulaştı mı 45'e kadar, bir dişi bintu lebun (üç yaşına basan dişi deve). 4) 46'ya ulaştı mı 60'a kadar, erkek devenin aşacağı bir dişi deve (Tarükatu'l-fahl). 5) 61'e ulaştı mı 75'e kadar, bir ceza'a (beş yaşına basan bir deve). 6) 70'e ulaştı mı 90'a kadar iki bintu lebun. 7) 91'e ulaştı mı 120'ye kadar, erkek devenin aşacağı iki hıkka (dördüne basan deve). 8) 120'yi aşınca, her kırk için bir bintu lebun. 9) Her 50'de, bir hıkka. 10) Sadece 4 devesi olana zekat düşmez, sahibi nafile olarak verirse o başka. 11) 5 devesi olana bir koyun düşer. 12) Koyunun zekatı saime olanlardan alınır. (Saime kırda otlatılan hayvana denir.) Saime koyun 40'a ulaştı mı 120'ye kadar, bir koyun alınır, 13) 120'yi geçti mi 200'e kadar, iki koyun alınır. 14) 200'ü geçti mi 300'e kadar, üç koyun alınır. 15) 300'ü geçti mi her yüz koyunda bir koyun alınır. 16) Adamın saime koyunları 40'tan bir eksik olsa ona zekat düşmez. Sahibi (nafile olarak) kendiliğinden verirse o başka. 17) Zekat korkusuyla, müteferriklerin araları birleştirilmez, birleşik olanlar da ayrılmazlar. 18) İki ortağın malından alınan zekatta her ikisi de adalet üzere birbirlerine müracaat ederler. 19) Zekat olarak çok yaşlı, ayıplı ve (koç, teke gibi) döl hayvanı verilmez, zekat memuru kabul ederse o başka. 20) (İki yüz dirhemlik) gümüşte, onda birin dörtte biri (yani kırkta bir miktarı) zekat vacibtir. 21) Gümüş miktarı 190 dirhemse, 200 dirhemden az olursa zekat yoktur. Sahibi verirse o başka. 22) Kimin deve sayışı, zekat olarak bir ceza'a vermeyi gerektiren miktarı bulur ve fakat sürüsünde ceza'a olmaz da hıkka olursa, bu kimseden hıkka kabul edilir ve buna, adama kolay geldiği takdirde iki koyun eklenir veya yirmi dirhem eklenir. 23) Kimin zekat olarak hıkka vermesi gerekir ve fakat sürüsünde hıkka olmaz ceza'a olursa, adamdan ceza'a kabul edilir, zekat memuru ona yirmi dirhem veya iki koyun verir. 24) Kimin zekat olarak hıkka vermesi gerekir, fakat sürüde hıkka değil bintu lebun olursa adamdan bintu lebun kabul edilir, kendisine iki koyun veya yirmi dirhem verilir. 25) Kimin zekat olarak bintu lebun vermesi gerekir, ancak bintu lebun'u yok, hıkka'sı varsa kendisinden hıkka kabul edilir, zekat memuru kendisine ayrıca yirmi dirhem veya iki koyun öder. 26) Kimin zekat olarak bintu lebun ödemesi gerekir, fakat bintu lebun'u olmaz, bintu mehaz'ı olursa, ondan bintu mehaz kabul edilir, ancak yirmi dirhem veya iki koyun daha verir. 27) Kimin zekat olarak bintu mehaz vermesi gerekir, fakat bintu mehaz'ı olmaz, bintu lebun'u olursa kendisinden bintu lebun kabul edilir, zekat memuru yirmi dirhem veya iki koyun verir. 28) Eğer adamın münasip şekilde bintu mehazı yoksa, ibnu lebun'u varsa, bu ondan kabul edilir, beraberinde bir ödeme gerekmez." |Buhari, Zekat 33, 34, 35, 37, 38, 39, 40, Şirket 2, Hiyel 3; Ebu Davud, Zekat 4, (1667); Nesai, Zekat 5, (5,18-23)|2015
ZEKAT BÖLÜMÜ|Zekatla İlgili Müşterek Hadisler|tirmiziebu davudibnu mace|Salim|Salim, babası Abdullah İbnu Ömer'den naklen anlatıyor: Resulullah (sav) (mallardan alınması gereken) zekatların miktarını belirten bir kitap yazmıştı. Amillerine göndermeden vefat etti. Resulullah onu kılıncına yakın olarak asmıştı. Hz. Ebu Bekir (ra), ölünceye kadar onunla amel etti. Sonra Hz. Ömer (ra) de ölünceye kadar onunla amel etti. Bu kitapta şunlar yazılı idi: DEVELER: 1) 5 devenin zekatı 1 koyundur. 2) 10 devenin zekatı 2 koyundur. 3) 15 devenin zekatı 3 koyundur. 4) 20 devenin zekatı 4 koyundur. 5) 25'e ulaştı mı 35'e kadar, zekat bir bintu mehaz'dır. 6) 36'ya ulaştı mı 45'e kadar, zekat bir ibnu lebun'dur 7) 46'ya ulaştı mı 60'a kadar, zekat bir hıkka'dır. 8) 61'e ulaştı mı 75'e kadar, zekat bir ceza'a'dır. 9) 76'ya ulaştı mı 90'a kadar, zekat 2 ibnetu lebun'dur. 10) 91 'e ulaştı mı 120'ye kadar, zekat 2 hıkka'dır. 11) Deve 120'den fazla ise zekat her elliye bir hıkka; her kırka bir ibnetu lebun zekat gerekir. KOYUNA GELİNCE 12) 40'a ulaşınca 120 koyuna kadar zekatı 1 koyundur. 13) 121 'e ulaşınca 200 koyuna kadar zekatı 2 koyundur. 14) 201'e ulaşınca 300 koyuna kadar zekatı 3 koyundur. 15) 300'ü aştı mı her 100 koyuna bir koyun zekat düşer, yüzden aşağıda kalan küsurata zekat düşmez. 16) Zekat korkusuyla müctemi (birleşik) olanlar ayrılmaz, müteferrik (ayrı) olanlar da birleştirilmez. 17) İki ortağın malından alınan zekatta, her ikisi de adalet üzere birbirlerine müracaat ederler. 18) Zekat olarak, çok yaşlı ve ayıplı olan hayvan alınmaz. 19) Zühri der ki: "Zekatı almak üzere memur geldiği vakit, koyunlar üç sınıfa ayrılır: Üçte biri kötü, üçte biri iyi, üçte biri de vasat. Zekat memuru, zekat payını vasat kısmından alır." Zühri, sığırdan bahsetmez. |Tirmizi, Zekat 4, (621); Ebu Davud, Zekat 4, (1568, 1569, 1570); İbnu Mace, Zekat 9, (1798)|2016
ZEKAT BÖLÜMÜ|Zekatla İlgili Müşterek Hadisler|tirmizi|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Her otuz sığır için erkek veya dişi bir tebi' zekat verilir. Her kırk sığır için de bir müsinne zekat verilir." |Tirmizi, Zekat 6, (622)|2017
ZEKAT BÖLÜMÜ|Zekatla İlgili Müşterek Hadisler|tirmiziebu davudnesai|Muaz|Resulullah (sav) beni Yemen'e gönderdi ve bana: "Her otuz sığırdan bir erkek veya dişi buzağı (tebi'a), her kırktan bir müsinne, her bir buluğa eren şahıstan bir dinar veya o değerde muğari (adındaki bir giyecek)" almamı emretti. (Metnin lafzı Tirmizi'ye aittir) |Tirmizi, Zekat 5, (623); Ebu Davud, Zekat 4, (1576, 1577, 1578); Nesai, Zekat 8, (5, 25, 26)|2018
ZEKAT BÖLÜMÜ|Zekatla İlgili Müşterek Hadisler|muvatta|Süfyan İbnu Abdillah es-Sakafi|Hz. Ömer (ra) kendisini zekat tahsildarı olarak göndermişti. Gittiği yerde kuzuları halkın addedip, sayıya dahil etmedi. Kendisine: "Kuzuları bizden sayıp, onlardan bir şey almıyor musun?" dediler. (Medine'ye geri dönüp) Hz. Ömer (ra)'e uğrayınca, durumu ona anlattı. Hz. Ömer: "Evet kuzuyu onlara iade edersin, çoban onu götürür, tahsildar almaz. Eküle (denen hususi şekilde kesip, yemek için beslenmiş) olanı, Rübba (denip sütü için evde beslenmekte) olanı, Mahız (denen hamile) olanı, (teke koç gibi) döl alınan davarı zekat olarak almaz. Ceza'ayı (beş yaşına basmış deve), seniyye'yi (altı yasma basmış deve) alır. Bu, davarın iyisi ile düşüğü arasında orta halli olanıdır." |Muvatta, Zekat 26, (1, 265)|2019
ZEKAT BÖLÜMÜ|Zekatla İlgili Müşterek Hadisler|ebu davud|Amr İbnu Şuayb (an ebihi an ceddihi)|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Zekatta ne ayağa getirtme, ne uzağa gitme vardır. Zekatlar evlerinde alınır." Muhammed İbnu İshak bunu şöyle açıklamıştır: "Zekat mükellefi, zekatını tahsildarın ayağına getirmez. Tahsildar da mükellefin uzaktaki (tarla, ağıl, yayla vs. gibi) yerlerine gitmez. Zekatlar mükelleflerin ikamet mahallerinde alınır." |Ebu Davud, Zekat 8, (1591,1692)|2020
ZEKAT BÖLÜMÜ|Zekatla İlgili Müşterek Hadisler|nesai|İmran İbnu Husayn|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İslam'da ne (zekatı) ayağa getirme, ne (zekat için) uzağa gitme, ne de şiğar (mehre bedel nikahlama) vardır." |Nesai, Nikah 60, (6, 111)|2021
ZEKAT BÖLÜMÜ|Zinetlerin Zekatı|ebu davudnesaitirmizi|Amr İbnu Şuayb|Amr İbnu Şuayb (an ebihi an ceddihi) tarikinden anlatıyor: "Resulullah (sav)'a bir kadın, beraberinde bir kızı olduğu halde geldi. Kızın elinde, altından kalın iki bilezik vardı. "Bunların zekatını verdin mi?" diye Resulullah (sav) kadına sordu. Kadın: "Hayır!" diye cevap verdi. Resulullah (sav): "Kıyamet günü Allah'ın, onları sana ateşten iki bilezik yapması seni memnun eder mi?" dedi. Bunun üzerine kadın, bilezikleri derhal çıkarıp Resulullah (sav)'ın önüne bıraktı ve: "Bunlar Allah ve Resulüne aittir!" dedi. |Ebu Davud, Zekat 3, (1563); Nesai, Zekat 19, (5, 38); Tirmizi, Zekat 12, (637)|2022
ZEKAT BÖLÜMÜ|Zinetlerin Zekatı|ebu davud|Ata|Bana ulaştı ki, Ümmü Beleme (ra) şöyle demiştir: "Ben altından zinetler takınıyordum. Bir gün: "Ey Allah'ın Resulü! Bu, (Kur'an'da yasaklanan) kenz sayılır mı?" diye sordum. Bana şöyle cevap verdi: "Zekatı verilecek miktara ulaşan şeyin zekatı verilirse kenz sayılmaz." (Teysir, hadisi Muvatta kaynaklı olarak zikretmiştir. Bir galat yoksa, Muvatta'nın mütedavil olmayan bir nüshasında görülmüş olabilir) |Ebu Davud, Zekat 3, (1564)|2023
ZEKAT BÖLÜMÜ|Zinetlerin Zekatı|muvatta|Kasım İbnu Muhammed|Hz. Aişe (ra) kardeşi Muhammed'in yetim kızlarını terbiyesine almış, onları hacr devrelerinde himaye ediyordu. Kızların (kendi mülkleri olan) zinetleri vardı. Hz. Aişe bu zinetler için zekat vermiyordu. |Muvatta, Zekat 10, (1, 260)|2024
ZEKAT BÖLÜMÜ|Zinetlerin Zekatı|muvatta|Nafi'|Nafi', İbnu Ömer (ra)'den anlatıyor; "İbnu Ömer, kızlarını ve cariyelerini altınla tezyin eder, fakat bu zinetler için zekat vermezdi." |Muvatta, Zekat 11, (1, 250)|2025
ZEKAT BÖLÜMÜ|Meyve Ve Sebzelerin Zekatı|müslim|Cabir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Nehir ve yağmur sularının suladığı şeylerden (zekat olarak) öşür (onda bir) alınır. Hayvanla sulananlardan öşrün yarısı (yirmide bir) zekat alınır." |Müslim, Zekat 7, (981); Ebu Davud, Zekat 11, (1597); Nesai, Zekat 25, (5, 42)|2026
ZEKAT BÖLÜMÜ|Meyve Ve Sebzelerin Zekatı|nesai|Muaz|Resulullah (sav) bana sema(dan inen suyun) suladığı mahsulden tam öşür, aletle çıkarılan suyun suladığı mahsulden yarım öşür almamı emretti. |Nesai, Zekat 25,(5, 42)|2027
ZEKAT BÖLÜMÜ|Meyve Ve Sebzelerin Zekatı|tirmiziebu davudnesaiibnu mace|Attab İbnu Üseyd|Resulullah (sav) bize, hurmaya tahmin biçtiğimiz gibi, üzüme de tahmin biçmemizi ve zekatını kuru üzüm olarak almamızı emretti, tıpkı hurmanın zekatını kuru hurma olarak aldığımız gibi. |Tirmizi, Zekat 17, (644); Ebu Davud, Zekat 13, (1603); Nesai, Zekat 100, (5,109); İbnu Mace, Zekat 18, (1819)|2028
ZEKAT BÖLÜMÜ|Meyve Ve Sebzelerin Zekatı|muvattaebu davud|Süleyman İbnu Yesar|Hz. Peygamber (sav), Abdullah İbnu Revaha'yı Hayber'e yahudilerle kendi arasında mahsulün takdiri için gönderiyordu. Yahudiler, hanımlarının zinetlerinden ona bazı takılar verip: "Bu sanadır (al, karşılığında) bize yükümüzü hafiflet, taksimde lehimize olarak biraz göz yumuver!" dediler. Abdullah (ra) onlara şu cevabı verdi: "Ey yahudiler toplumu! Sizler, bana Allah Teala'nın en menfur mahluklarısınız. Bu, beni size karşı zulme sevketmeyecektir. Bana teklif ettiğiniz rüşvete gelince, o haramdır ve biz bu haramı yemeyiz." Yahudiler: "Arz ve semavatı ayakta tutan işte bu (dürüstlük) dur" dediler. |Muvatta, Müsakat 2, (2, 703, 704); Ebu Davud, Büyu 36, (3413, 3414)|2029
ZEKAT BÖLÜMÜ|Maden Ve Definelerin Zekatı|buharimüslimmuvattatirmiziebu davudnesaiibnu mace|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Hayvan(ın sebep olduğu mağduriyet) hederdir, kuyu(nun sebep olduğu mağduriyet) hederdir. Maden(in sebep olduğu mağduriyet) hederdir. Defineye humus (beşte bir nisbetinde zekat) vardır." |Buhari, Zekat 66, Şirb 3, Diyat 28, 39; Müslim, Hudud 45, (1710); Muvatta, Zekat 9; Tirmizi, Zekat 16, (642), Ahkam 37, (1377); Ebu Davud, İmaret 40, (3086); Nesai, Zekat 28, (5, 45); İbnu Mace, Diyat 27, (2673-2676)|2030
ZEKAT BÖLÜMÜ|Maden Ve Definelerin Zekatı|muvatta|Malik|Bizim nazarımızda ihtilafsız makbul olan ve ehl-i ilimden işitmiş olduğumuz görüş (şu)dur: Derler ki: "Rikaz, cahiliye devri insanlarının gömdüklerinden, bir mal sarfı gerektirmeden, nafaka harcamadan, fazla yorgunluk olmadan, yük altına girmeden ele geçirilen şeydir. Mal taleb edilen, çok fazla çalışmayı gerektiren, bazan rastlanıp bazan rastlanmayan şey rikaz değildir." |Muvatta, Zekat 9|2031
ZEKAT BÖLÜMÜ|Maden Ve Definelerin Zekatı|ebu davudibnu mace|Zuba'a Bintu'z-Zübeyr|Zuba'a Bintu'z-Zübeyr İbnu Abdi'l-Muttalib -ki bu kadın el-Mikdad İbnu Amr (ra)'ın nikahı altında idi- anlatıyor: Mikdad, hacetini kaza etmek üzere Bakiu'l-Habhabe'ye gitti. Orada bir fare, bir delikten bir dinar çıkarıyordu. Sonra birer birer dinarlar çıkarmaya devam etti. Tam on yedi dinar çıkardı. Sonra da kırmızı bir bez çıkardı. Bu, dinarların içine konmuş olduğu bez olmalıydı. Bezin içinden bir dinar daha çıktı. Tamamı onsekiz dinardı. Mikdad bunları Resulullah (sav)'a götürüp durumu haber verdi ve: "Bunun sadakasını alın!" dedi. Resulullah (sav) ona sordu: "Sen deliğe eğildin mi?" "Hayır." "Öyleyse Allah bunu sana mübarek kılsın!" dedi. |Ebu Davud, İmaret 40, (3087); İbnu Mace, Lukata 3, (2508)|2032
ZEKAT BÖLÜMÜ|Maden Ve Definelerin Zekatı|buhari|İbnu Abbas|Anber, rikaz değildir. Bunu deniz atmıştır." |Buhari, Zekat 36 (Bab başlığında senetsiz gelmiştir)|2033
ZEKAT BÖLÜMÜ|At Ve Kölelerin Zekatı|buharimüslimmuvattatirmiziebu davudnesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Müslüman üzerine, atı ve kölesi için zekat mükellefiyeti yoktur." |Buhari, Zekat 45, 46; Müslim, Zekat 10, (982); Muvatta, Zekat 37, (1, 277); Tirmizi, Zekat 8, (628); Ebu Davud, Zekat 10, (1594, 1595); Nesai, Zekat 16, (5, 35)|2034
ZEKAT BÖLÜMÜ|At Ve Kölelerin Zekatı|||Sahiheyn'de gelen diğer bir rivayette şöyle buyurulmuştur: "(Kadın veya erkek köle için) sadece sadaka-i fitr'dan başka bir zekat ödenmez." ||2035
ZEKAT BÖLÜMÜ|Balın Zekatı|tirmizi|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Balda on tuluk için bir tuluk zekat vardır." |Tirmizi, Zekat 9, (629)|2036
ZEKAT BÖLÜMÜ|Yetim Malının Zekatı|tirmizi|Amr İbnu Şuayb (an ebihi an ceddihi)|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim, mal sahibi bir yetime veli olursa, bu malla ticaret yapsın, malın zekatını yiyip bitirmesine terketmesin." |Tirmizi, Zekat 15, (641)|2037
ZEKAT BÖLÜMÜ|Zekatı Vermede Acele Etmek|ebu davudtirmizi|Ali|Hz. Abbas (ra), Resulullah (sav)'a hayırda acele etmek maksadıyla daha senesi dolmadan, erken vakitte zekatın verilmesi hususunda sormuştu. Resulullah (sav) bu hususta ona müsaade etti. |Ebu Davud, Zekat 21, (1624); Tirmizi, Zekat 38, (678, 679)|2038
ZEKAT BÖLÜMÜ|Zekatı Vermede Acele Etmek|muvatta|Muhammed İbnu Ukbe|Zübeyr'in azadlısı Muhammed İbnu Ukbe'den yapılan rivayete göre, Kasım İbnu Muhammed'e, mukatebe akdi yaptığı köle(sin)den aldığı para sebebiyle kendisine zekat düşüp düşmeyeceğini sormuştu. Kasım, kendisine şu cevabı verdi: Hz. Ebu Bekir (ra) üzerinden bir yıl geçmeyen maldan zekat almazdı." Kasım ilaveten der ki: "Hz. Ebu Bekir (ra), halk kendisine bağışlarda bulunurken onlardan her birine: "Sana zekatı vacib kılacak miktarda malın var mı?" diye sorardı. Adam: "Evet!" derse, onun getirdiği bağıştan, malına düşecek miktarda zekat alırdı. Adam: "Hayır!" diyecek olursa, bağışını adama teslim eder ve hiçbir şey almazdı." |Muvatta, Zekat 4, (245)|2039
ZEKAT BÖLÜMÜ|Zekatla İlgili Müteferrik Hükümler|ebu davudibnu mace|Muaz|Resulullah (sav) Yemen'e gönderirken kendisine demiştir ki: "Zekat olarak hububattan hububat al, davardan koyun al, deveden erkek veya dişi bir deve (bair) al, sığırdan da bir sığır al." |Ebu Davud, Zekat 11, (1599); İbnu Mace, Zekat 15, (1814)|2040
ZEKAT BÖLÜMÜ|Zekatla İlgili Müteferrik Hükümler|ebu davud|Semüre İbnu Cündüb|Resulullah (sav) satmak üzere hazırladığımız şeyden zekat vermemizi emrederdi. |Ebu Davud, Zekat 2, (1562)|2041
ZEKAT BÖLÜMÜ|Zekatla İlgili Müteferrik Hükümler|ebu davud|Said İbnu Ebyaz|Said İbnu Ebyaz, babası Ebyaz İbnu Hammal (ra)'dan naklettiğine göre, "O (Ebyaz) kavminin, murahhası olarak Hz. Peyamber (sav) 'a geldiği vakit, Resulullah'la konuşup Sebe halkında zekat almamasını söylemiştir, Hz. Peygamber, ona: "Ey Sebe'nin kardeşi," demiştir, "zekat şart." "Ey Allah'ın Resulü, bizim ektiğimiz şey sadece pamuk. Sebe halkı dağıldı, onlardan halkı dağıldı, onlardan Me'rib'de az bir halk kaldı" dedi. Bunun üzerine Resulullah (sav), Me'rib'de kalan Sebeliler için her yıl, Meafiri kumaşın değerine denk, yetmiş takım kumaş elbise vermeleri şartıyla sulh antlaşması yaptı. Onlar bu zekatı, Resulullah (sav) vefat edinceye kadar ödemeye devam ettiler. Sonra Hz. Ebu Bekir (ra) de hayatı boyunca bu antlaşmayı te'yid etti. Hz. Ebu Bekir vefat edince bu antlaşma sona erdi, onlardan zekatın muktessasına göre vergi alındı." |Ebu Davud, İmaret 27, (3028)|2042
ZEKAT BÖLÜMÜ|Zekatla İlgili Müteferrik Hükümler|buhari|Tavus|Hz. Muaz (ra), Yemen ahalisine dedi ki: "Bana arpa ve mısır yerine size daha kolay gelen Medine'de Resulullah (sav)'nın Ashabı için de daha muvafık olan arz getirin, giyecek getirin." (Buhari, bu rivayeti senetsiz olarak, bab başlığında kaydeder) |Buhari, Zekat 33|2043
ZEKAT BÖLÜMÜ|Fıtır Sadakası|buharimüslimmuvattatirmiziebu davudnesaiibnu mace|İbnu Ömer|Resulullah (sav) sadaka-i fıtrı, müslümanlardan büyük-küçük, kadın-erkek, her bir hür ve köle üzerine bir sa' hurma veya bir sa' arpa olarak farz kıldı." |Buhari, Zekat 70, 71, 73, 74, 76, 78; Müslim, Zekat 13, (984); Muvatta, Zekat 51, 53, 55, (1, 283); Tirmizi, Zekat, 35, (676); Ebu Davud, Zekat 19, (1611, 1612, 1613, 1614, 1615); Nesai, Zekat 30, 31, 32, 33, 34, 41, (5, 47); İbnu Mace, Zekat 21, (1926)|2044
ZEKAT BÖLÜMÜ|Fıtır Sadakası|buhari||Bir başka rivayette de şöyle gelmiştir: "Halk (Hz. Muaviye'nin bir hitabesi üzerine) yarım sa' buğdayı bir sa' hurmaya denk kıldılar. İbnu Ömer Hazretleri (ra) fıtr sadakasını hurmadan verirdi. (Bir sene) Medine halkı hurmaya muhtaç oldu. İbnu Ömer (o yıl) sadaka-i fıtrını arpadan verdi." |Buhari, Zekat 77|2045
ZEKAT BÖLÜMÜ|Fıtır Sadakası|buharimüslimmuvattatirmiziebu davudnesaiibnu mace|Ebu Said|Biz sadaka-i fıtr bir sa' yiyecek veya bir sa' arpa veya bir sa' hurma veya bir sa' ekit (denen yoğurt kurusu) veya bir sa' kuru üzümden çıkarırdık. |Buhari, Zekat 72, 73, 76, 76; Müslim, Zekat 18, (985); Muvatta, Zekat 53, (1, 284); Tirmizi, Zekat 35, (673); Ebu Davud, Zekat 19, (1616, 1617, 1618); Nesai, Zekat 37, 38, 39, 42, 43, (6, 51); İbnu Mace, Zekat 21, (1829)|2046
ZEKAT BÖLÜMÜ|Fıtır Sadakası|tirmizi|Amr İbnu Şuayb (an ebihi an ceddihi)|Resulullah (sav) Mekke caddelerinde dellal çıkararak şöyle ilan ettirdi: "Duyduk duymadık demeyin! Sadaka-i fıtr her müslümana, erkek-kadın, hür-köle, küçük-büyük olsun vacibtir. Bu, ya iki müdd buday veya onun dışında bir sa' yiyecektir." |Tirmizi, Zekat 35, (674)|2047
ZEKAT BÖLÜMÜ|Fıtır Sadakası|buhari|Nafi'|İbnu Ömer (ra) ramazan zekatını müdd-i Nebi (as) ile verirdi. Keffaret-i yemini de müdd-i Nebi ile öderdi. |Buhari, Keffaratul-Eyman 5|2048
ZEKAT BÖLÜMÜ|Fıtır Sadakası|nesaiibnu mace|Kays İbnu Sa'd İbnu Ubade|Resulullah (sav), zekat emri gelmezden önce, bize sadaka-i fıtr'ı emretmişti. Zekat farz kılınınca, fıtr sadakasını ne emretti ne de nehyetti. Biz onu yerine getirmeye devam ettik..." |Nesai, Zekat 35, (6, 49); İbnu Mace, Zekat 21, (1828)|2049
ZEKAT BÖLÜMÜ|Zekat Tahsildarının Hak Ve Vazifeleri|buharimüslimebu davud|Ebu Humeyd es'Saidi|Resulullah (sav) zekat toplama işinde bir adam istihdam etti. -Bir rivayette "Beni Süleym'in zekatını toplama işinde" denmiştir. Adam vazifeden dönünce: "Bu size aittir, şu da bana hediye edilenler!" dedi. Bunun üzerine Resulullah (sav) (öfkeyle) minbere çıkıp, Allah'a hamd ve senada bulunduktan sonra şunları söyledi: "Emma ba'd. Ben sizden birini, Allah'ın bana tevdi ettiği bir işte istihdam ederim. Sonra o gelir: "Bu size aittir, şu da bana hediye edilenler!" der. Bu adama, babasının veya anasının evinde otursaydı da, eğer doğru sözlüyse hediyesi ayağına gelseydi ya! Vallahi sizden kim haksız bir şey alırsa mutlaka onu boynunda taşır olduğu halde Kıyamet günü Allah'la karşılacaktır. Eğer bu haksız aldığı şey deve ise böğürecek, sığırsa möleyecek, koyunsa meleyecek!" Sonra Resulullah ellerini kaldırdı, o kadar ki koltuk altındaki beyazlık gözüktü: "Allah'ım tebliğ ettim mi?" dedi ve bu sözünü üç kere tekrar etti. |Buhari, Hiyel 15, Cum'a 29, Zekat 67, Hibe 17, Eyman 3, Ahkam 24, 41; Müslim, İmaret 26, (1832); Ebu Davud, İmaret 11, (2946)|2050
ZEKAT BÖLÜMÜ|Zekat Tahsildarının Hak Ve Vazifeleri|ebu davud|Beşir İbnu'l-Hasasiye|"Ey Allah'ın Resulü!" dedik, "zekat toplayanlar, bize haksızlık edip borcumuzdan fazlasını alıyorlar, biz malımızdan haksızlıkları kadarını gizleyelim mi?" "Hayır!" cevabını verdi. |Ebu Davud, Zekat 5, (1586,1587)|2051
ZEKAT BÖLÜMÜ|Zekat Tahsildarının Hak Ve Vazifeleri|ebu davudtirmiziibnu mace|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Zekatta haddi aşan, vermeyen gibidir." |Ebu Davud, Zekat 4, (1585); Tirmizi, Zekat 19, (646); İbnu Mace, Zekat 14, (1908)|2052
ZEKAT BÖLÜMÜ|Zekat Tahsildarının Hak Ve Vazifeleri|ebu davud|Cabir İbnu Atik|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Size bir grup sevimsiz atlılar gelecek. Geldikleri zaman, onları iyi karşılayın. Onlarla talep ettikleri şeylerin arasından çekilin. Adalet ederlerse bu kendi lehlerinedir. Zulmederlerse bu da onların aleyhlerindedir. Siz onları razı edin. Zekatınızın kemali onların rızasına bağlıdır, (öyle ise onları razı edin ki) sizlere dua etsinler." |Ebu Davud, Zekat 5, (1588)|2053
ZEKAT BÖLÜMÜ|Zekat Tahsildarının Hak Ve Vazifeleri|ebu davudtirmiziibnu mace|Rafi' İbnu Hadic|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Zekatı hakkaniyetle toplayan tahsildar evine dönünceye kadar, Allah Teala yolunda cihad yapan asker gibidir." |Ebu Davud, İmaret 7, (2936); Tirmizi, Zekat 18, (645); İbnu Mace, Zekat 14, (1809)|2054
ZEKAT BÖLÜMÜ|Zekat Tahsildarının Hak Ve Vazifeleri|buharimüslimebu davudnesai|Abdullah İbnu Ebi Evfa|Babam ashabu'ş-şecereden idi. Resulullah (sav) kendisine bir kavm zekatlarını getirince şöyle dua buyururlardı: "Allah'ım Ebu Evfa'ya rahmet buyur" diye dua etti |Buhari, Zekat 64, Meğazi 35, Da'avat 19, 33; Müslim, Zekat 176. (1078); Ebu Davud, Zekat 6, (1590); Nesai, Zekat 13, (5, 31)|2055
ZEKAT BÖLÜMÜ|Zekatın Haram Olduğu Kimseler|buharimüslim|Ebu Hüreyre|Hasan İbnu Ali (ra) zekat hurmasından bir tanesini alıp, hemen ağzına attı. Resulullah (sav): "Hişt, hişt at onu! Bilmiyor musun, biz zekat yemiyoruz!" -veya: "Bize zekat helal değildir!-" diye müdahale etti. |Buhari, Zekat 60, 57, Cihad 188; Müslim, Zekat 161, (1069)|2056
ZEKAT BÖLÜMÜ|Zekatın Haram Olduğu Kimseler|buharimüslimebu davud||Sahiheyn'de gelen bir diğer rivayette şöyle denmiştir: "Resullulah (sav) buyurdular ki: "Ben bazan evime dönüyor, yatağımda veya odamda yere düşmüş bir hurma buluyorum. Onu yemek üzere kaldırdığım vakit, "bu, sadaka hurması olmasın?" diye aklıma geliyor, korkup (tekrar yere) atıyorum." |Buhari, Lukata 6; Müslim, Zekat 162,163, (1070); Ebu Davud, Zekat 29, (1651, 1652)|2057
ZEKAT BÖLÜMÜ|Zekatın Haram Olduğu Kimseler|buharimüslimtirmizinesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) efendimiz, kendisine bir yiyecek getirilince, mahiyeti hakkında sorardı. Eğer "hediye olduğu" söylenirse ondan yerdi, "sadaka olduğu" söylenirse yemeyip Ashabına, "Siz yiyin!" derdi. |Buhari, Hibe 5; Müslim, Zekat 175, (1077); Tirmizi, Zekat 25, (656); Nesai, Zekat 98, (5, 107)|2058
ZEKAT BÖLÜMÜ|Zekatın Haram Olduğu Kimseler|tirmiziebu davudnesai|Ebu Rafi'|(Peygamberimizin azadlısı) Ebu Rafi' (ra) anlatıyor: "Resulullah (sav). Beni Mahzum'dan bir adamı zekat toplamak üzere gönderdi. Adam bana: "Benimle sen de gel, zekattan sana da bir pay düşsün" dedi. Kendisine "Hele Resulullah'a bir sorayım" cevabını verdim ve sordum. Efendimiz: "Bir kavmin azadlısı o kavimden sayılır, bize sadaka helal değildir" buyurdu. Hadisin metni Ebu Davud ve Tirmizi'nin metnidir) |Tirmizi, Zekat 25, (657); Ebu Davud, Zekat 29, (1650); Nesai, Zekat 97, (5, 107)|2059
ZEKAT BÖLÜMÜ|Zekatın Haram Olduğu Kimseler|tirmiziebu davudnesaiibnu mace|Abdullah İbnu Amr İbni'l-As|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sadaka, ne zengine ne de sakatlığı olmayan güçlüye helal değildir." |Tirmizi, Zekat 23, (652); Ebu Davud, Zekat 23, (1634); Nesai, Zekat 90, (5, 99); İbnu Mace, Zekat 26, (1839)|2060
ZEKAT BÖLÜMÜ|Zekatın Haram Olduğu Kimseler|muvattaebu davudibnu mace|Ata İbnu Yesar|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sadaka şu beş kişi dışında zengine helal değildir: 1-Allah yolunda gazveye çıkan 2-Sadakayı toplamak için çalışan 3-Borçlanan 4-Sadaka malını kendi parasıyla satın alan 5-Komşusu fakir olan kimse. Şöyle ki: Bu fakire sadaka verilir, o da bundan zengin komşusuna hediyede bulunur." |Muvatta, Zekat 29, (1, 268); Ebu Davud, Zekat 22, (1635, 1636); İbnu Mace, Zekat 27, (1841)|2061
ZEKAT BÖLÜMÜ|Zekatın Helal Olduğu Kimseler|ebu davud|Ziyad İbnu'l-Haris es-Suddi|Resulullah (sav)'a gelip biat ettim. O sırada bir adam gelerek: "Bana sadakadan ver!" dedi. Resulullah (sav) adama: "Allah, sadakalar hususunda, ne herhangi bir peygambere ne de bir başkaına hüküm verme yetkisi tanımadı, hükmü bizzat kendisi verdi. Ve, sadakaları sekiz hisseye ayırdı. Eğer sen bunlardan birine girersen senin hakkını derhal sana veririm" buyurdu. |Ebu Davud, Zekat 23, (1630)|2062
ZEKAT BÖLÜMÜ|Zekatın Helal Olduğu Kimseler|buharimüslim|Ümmü Atiyye|Bana bir koyun tasadduk edilmişti. Hz. Aişe (ra)'ye bir miktar et gönderdim. Resulullah (sav) o sırada Hz. Aişe'ye: "Yiyecek birşeyler var mı?" diye sormuş, Hz. Aişe (ra) de: "Hayır! Ancak, Nüseybe şu (kendisine tasadduk edilen) koyundan gönderdiği bir miktar et var" cevabını vermiş. Resulullah: "Getir onu, o koyun yerini bulmuş (bize hediye olarak gelen zekat olmaktan çıkmıştır)" demiş. |Buhari, Zekat 31, 62, Hibe 5; Müslim, Zekat 174, (1076)|2063
ZEKAT BÖLÜMÜ|Zekatın Helal Olduğu Kimseler|buharimüslimebu davud|Enes|Berire (ra)'ye tasadduk edilen bir etten Resulullah'a ikram edilmişti. (Etin menşeini öğrenen Resulullah: "Bu ona sadakadır, bize ise hediyedir buyurdu." |Buhari, Zekat 62, Hibe 5; Müslim, Zekat 170, (1074); Ebu Davud, Zekat 30, (1656)|2064
ZEKAT BÖLÜMÜ|Zekatın Helal Olduğu Kimseler|ebu davudbuhari|Beşir İbnu Yesar|Sehl İbnu Ebi Hasme denen Ensar'dan bir zat şunu haber vermiştir: "Resulullah (sav), kendisine (Sehl'e) zekat develerinden yüz tanesini diyet olarak ödemiştir. Yani, Hayber'de öldürülen Ensari'nin diyeti olarak." |Ebu Davud, Diyat 8, 9, (4521, 4523); Buhari, Diyat 22|2065
ZEKAT BÖLÜMÜ|Zekatın Helal Olduğu Kimseler|buhari|Ebu Las el-Huzai|Hz. Peygamber (sav), (bizi hacca giderken) sadaka develerine bindirdi. (Bu rivayeti Rezin ilave etmiştir. Buhari muallak olarak kaydeder. Ahmed İbnu Hanbel de Müsned'de) |Buhari, Zekat 49|2066
ZÜHD VE FAKR BÖLÜMÜ|Zühd Ve Fakrın Medhi Ve Bunlara Teşvik|buhariibnu mace|Sehl İbnu Sa'd|Bir adam, Resulullah (sav)'a uğradı. Efendimiz, yanında bulunan bir zata: "Şu gelen kimse hakkında reyin nedir?" diye sordu. Adam: "O, halkın eşrafındandır, bu vallahi bir kıza talib olsa hemen evlendirilmeye; birisi lehine şefaate bulunsa, şefaatinin yerine getirilmesine layıktır" dedi. Resulullah (sav) sükut buyurdular. Derken az sonra bir adam daha uğradı. Resulullah (sav) yanındakine: "Pekiyi bunun hakkında reyin nedir?" dedi. Adam: "Ey Allah'ın Resulü! Bu, müslümanların fakir takımındandır. Vallahi, bu bir kıza talib olsa evlendirilmemeye, şefaatte bulunsa itibar edilmemeye, bir şey söylese dinlenilmemeye layıktır?" cevabını verdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (sav): "Bu, onun gibilerin bir arz dolusundan daha hayırlıdır?" buyurdu. |Buhari, Rikak 16, Nikah 15; İbnu Mace, Zühd 5, (4120)|2067
ZÜHD VE FAKR BÖLÜMÜ|Zühd Ve Fakrın Medhi Ve Bunlara Teşvik|tirmiziibnu mace|Ebu Zerr|Resulullah (sav) efendimiz buyurdular ki: "Dünyada zahidlik, helal olanı haram etmek veya malı ziyan etmekle olmaz. Gerçek zahidlik, Allah'ın elinde olana, kendi elinde olandan daha çok güvenmen ve bir müsibete düştüğün zaman getireceği sevabı sebebiyle, onun devamına rağbet göstermendir." [Rezin şunu ilave etti: "Zira Allah Teala Hazretleri şöyle buyurmuştur: "Bu, kaybettiğinize üzülmemeniz ve Allah'ın size verdiği nimetlerle şımarmamanız içindir" (Hadid 23)] |Tirmizi, Zühd 29, (2341); İbnu Mace, Zühd 1, (4100)|2068
ZÜHD VE FAKR BÖLÜMÜ|Zühd Ve Fakrın Medhi Ve Bunlara Teşvik|tirmizi|Aişe|Resulullah (sav) buyurdular ki: "(Ey Aişe! Cennette) benimle olman seni mesrur edecekse sana dünyadan bir yolcunun azığı kadarı kifayet etmelidir. Sakın zenginlerle sohbet arkadaşlığı etme. Bir elbiseye yama vurmadan eskimiş addetme." [Rezin şunu ilave etmiştir: "Urve dedi ki: "Hz. Aişe (ra), bir elbiseyi eskitip yamamadıkça ve içini dışına ters çevirip (bir zamanlar da öyle giyerek iyice eskitmedikçe) yenilemezdi. Bir gün kendisine, Muaviye tarafından gönderilmiş olan seksenbin (dirhem) geldi. Bu paradan, akşama tek dirhem kalmadı (hepsini tasadduk etti). Cariyesi ona: "Bana ondan bir dirhemlik olsun et alsaydın ya!" dedi. Hz. Aişe: "(Para varken) hatırlatmış olsaydın, isteğini yapardım" dedi."] |Tirmizi, Libas 38, (1781)|2069
ZÜHD VE FAKR BÖLÜMÜ|Zühd Ve Fakrın Medhi Ve Bunlara Teşvik|buharimüslimtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) şöyle dua ederdi: "Allah'ım, Al-i Muhammed'in rızkını belini doğrultacak kadar ver -Bir diğer rivayette- "yetecek kadar ver" buyurmuştur." |Buhari, Rikak 17; Müslim, Zekat 126, (1055); Tirmizi, Zühd 38, (2362)|2070
ZÜHD VE FAKR BÖLÜMÜ|Zühd Ve Fakrın Medhi Ve Bunlara Teşvik|tirmizi|Enes|Resulullah (sav) şöyle dua etmişti: "Allah'ım, beni miskin olarak yaşat, miskin olarak ruhumu kabzet, kıyamet günü de miskinler zümresiyle birlikte haşret." Hz. Aişe (ra) atılarak sordu: "Niçin ey Allah'ın Resulü?" "Çünkü," dedi, "onlar cennete, zenginlerden kırk bahar önce girecekler. Ey Aişe! Fakirleri sev ve onları (rivayet meclisine) yaklaştır, ta ki Kıyamet günü Allah da sana yaklaşsın." [Diğer bir hadiste: "Beşyüz yıl" tabiri vardır, iki hadis şöyle cem'edilir: "Kırktan maksad hırs sahibi fakirin, hırs sahibi zenginden öne geçeceği müddettir. Beşyüzden maksad, zahid fakirin hırslı zenginden önce gireceği müddettir. Böylece hırs sahibi fakir, zahid fakirin yirmibeş derece üstünlüğüne nazaran iki derecelik bir üstünlüğe sahiptir. Bu kırkın beşyüze nisbetidir. Bu ve benzeri takdirler Resulullah'ın lisanında mücazefe veya tesadüfi olarak cereyan etmez. Bilakis idrak ettiği bir sır veya ilminin ihata ettiği bir nisbet sebebiyle söylenmiştir. Zira o hevadan konuşmaz] |Tirmizi, Zühd (2353)|2071
ZÜHD VE FAKR BÖLÜMÜ|Zühd Ve Fakrın Medhi Ve Bunlara Teşvik|tirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Fukaralar, cennete zenginlerden beşyüz yıl önce girerler. Bu (Allah'ın indinde) yarım gündür." |Tirmizi, Zühd 37, (2354)|2072
ZÜHD VE FAKR BÖLÜMÜ|Zühd Ve Fakrın Medhi Ve Bunlara Teşvik|müslim|Ebu Abdirrahman el-Hubuli|Bir adam Abdullah İbnu Amr (ra)'a sorarak dedi ki: "Biz muhacirlerin fakirlerinden değil miyiz?" Abdullah da ona sordu: "Kendisine sığındığın bir zevcen var mı?" Adam: "Evet" dedi. Abdullah: "Senin oturduğun bir meskenin var mı? Adam: "Evet!" deyince Abdullah: "Sen zenginlerdensin!" dedi. Adam: "Benim bir de hizmetçim var!" diye ilave edince, Abdullah: "Öyleyse sen krallardansın!" dedi. |Müslim, Zühd 37, (2979)|2073
ZÜHD VE FAKR BÖLÜMÜ|Zühd Ve Fakrın Medhi Ve Bunlara Teşvik|ebu davudtirmizi|Ebu Said|Muhacirlerin fakirlerinden bir grupla birlikte oturmuştum. Bunlardan bir kısmı, bir kısmı(nın karaltısından istifade) ile çıplaklıktan korunuyordu. Bir kari de bize (Kur'an) okuyordu. Derken Resulullah (sav) çıkageldi ve üzerimizde dikildi. Resulullah'ın yanımızda dikilmesi üzerine kari okumayı bıraktı. Resulullah da selam verdi ve : "Ne yapıyorunuz?" diye sordu. "Ey Allah'ın Resulü!" dedik, "o karimizdir, bize (Kur'an) okuyor. Biz de Allah Teala'nın kitabını dinliyoruz." Bunun üzerine Resulullah (sav): "Ümmetim arasında, kendileriyle birlikte sabretmem emredilen kimseleri yaratan Allah'ıma hamdolsun!" dedi. Sonra, kendisini bizimle eşitlemek üzere Resulullah, ortamıza oturdu.Ve eliyle işaret ederek: "Şöyle (halka yapın)" dedi. Cemaat hemen etrafında halka oldu, yüzleri ona döndü. Ebu Said der ki: "Resulullah (sav)'ın onlar arasında benden başka birini daha tanıyor görmedim. (Herkes yeni baştan vaziyetini alınca) Resulullah şu müjdeyi verdi: "Ey yoksul muhacirler, size müjdeler olsun! Size Kıyamet günündeki tam nuru müjde ediyorum. Sizler cennete, insanların zenginlerinden yarım gün önce gireceksiniz. Bu yarım gün, (dünya günleriyle) beşyüz yıl eder." |Ebu Davud, İlm 13, (3666); Tirmizi, Zühd 37, (2352)|2074
ZÜHD VE FAKR BÖLÜMÜ|Zühd Ve Fakrın Medhi Ve Bunlara Teşvik|buharimüslim|Üsame İbnu Zeyd|Resulullah (sav) buyurdular ki: "(Mirac sırasında) cennetin kapısında durup içeri baktım. Oraya girenlerin büyük çoğunluğunun miskinler olduğunu gördüm. Dünyadaki imkan sahiplerinin cehennemlikleri ateşe gitmeye emrolunmuşlardı, geri kalanlar da mahpus idiler. Cehennemin kapısında da durdum. Oraya girenlerin büyük çoğunluğu da kadınlardır." |Buhari, Rikak 51; Müslim, Zühd 93, (2736)|2075
ZÜHD VE FAKR BÖLÜMÜ|Zühd Ve Fakrın Medhi Ve Bunlara Teşvik|ebu davudtirmizinesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bana zayıflarınızı arayın. Zira sizler, zayıflarınız sebebiyle yardıma ve rızka mazhar kılınıyorsunuz." |Ebu Davud, Cihad 77, (2594); Tirmizi, Cihad 24, (1702); Nesai, Cihad 43, (6, 46-46)|2076
ZÜHD VE FAKR BÖLÜMÜ|Zühd Ve Fakrın Medhi Ve Bunlara Teşvik|buharimuvattaibnu mace|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) efendimiz buyurdular ki: "Allah hiçbir peygamber göndermedi ki, koyun çobanlığı yapmamış olsun." "Sen de mi, Ey Allah'ın Resulü?" diye sordular. "Evet," dedi "ben de bir miktar kırat mukabili Mekke ehline koyun güttüm." |Buhari, İcare 2; Muvatta, 18 (2, 971); İbnu Mace, Ticarat 5, (2149)|2077
ZÜHD VE FAKR BÖLÜMÜ|Zühd Ve Fakrın Medhi Ve Bunlara Teşvik|tirmizi|Abdullah İbnu Muğaffel|Bir adam gelerek "Ey Allah'ın Resulü! Ben seni seviyorum" dedi. Resulullah: Ne söylediğim dikkat et!" diye cevap verdi. Adam: "Vallahi ben seni seviyorum!" deyip, bunu üç kere tekrar etti. Resulullah (sav) bunun üzerine adama: "Eğer beni seviyorsun, fakirlik için bir zırh hazırla. Çünkü beni sevene fakirlik, hedefine koşan selden daha sür'atli gelir." |Tirmizi, Zühd 36, (2351)|2078
ZÜHD VE FAKR BÖLÜMÜ|Zühd Ve Fakrın Medhi Ve Bunlara Teşvik|tirmizi|Ali|Biz Resulullah (sav) ile birlikte otururken uzaktan Mus'ab İbnu Umeyr (ra) göründü, bize doğru geliyordu. Üzerinde deri parçası ile yamanmış bir bürdesi vardı. Resulullah (sav) onu görünce, (Mekke'de iken giyim kuşam yönünden yaşadığı) bolluğu düşünerek ağladı. Sonra şunu söyledi: "(Gün gelip, sizden biri, sabah bir elbise, akşam bir başka elbise giyse ve önüne yemek tabakalarının biri getirilip diğeri kaldırılsa ve evlerinizi de (halılar ve kilimler ile) Ka'be gibi örtseniz o zamanda nasıl olursunuz2" "O gün," dediler, "biz bu günümüzden çok daha iyi oluruz. Çünkü hayat külfetimiz karşılanmış olacak, biz de ibadete daha çok vakit ayıracağız." "Hayır!" buyurdu, "bilakis siz bugün o günden daha iyisinizdir." |Tirmizi, Kıyamet 36, (2478)|2079
ZÜHD VE FAKR BÖLÜMÜ|Zühd Ve Fakrın Medhi Ve Bunlara Teşvik|ebu davudibnu mace|Ebu Ümame İbnu Sa'lebe el-Ensari|Resulullah (sav)'ın yanında dünyayı zikretmişlerdi. Buyurdular ki: "Duymuyor musunuz, işitmiyor musunuz? Mütevazi giyinmek imandandır, mütevazi giyinmek imandandır!" |Ebu Davud, Tereccül 1, (4161); İbnu Mace, Zühd 22,(4118)|2080
ZÜHD VE FAKR BÖLÜMÜ|Zühd Ve Fakrın Medhi Ve Bunlara Teşvik|tirmizi|Cabir|Resulullah (sav)'ın yanında bir adamın çok ibadet ettiğinden, bir diğerinin de vera sahibi olduğundan bahsedilmişti. Efendimiz: "Vera'ya denk olacak onunla tartılabilecek bir şey yoktur!" buyurdu. |Tirmizi, Kıyamet 61, (2521)|2081
ZÜHD VE FAKR BÖLÜMÜ|Zühd Ve Fakrın Medhi Ve Bunlara Teşvik|tirmizi|Atiyye es-Sa'di|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kişi mahzurlu olan şeyden korkarak mahzursuz olanı terketmedikçe gerçek takvaya ulaşamaz." |Tirmizi, Kıyamet 20, (2453)|2082
ZÜHD VE FAKR BÖLÜMÜ|Resulullah (sav) Ve Ashabının Yaşayışlarında Fakr|buharimüslimtirmizi|Aişe|Bazı aylar olurdu, hiç ateş yakmazdık, yiyip içtiğimiz sadece hurma ve su olurdu. Ancak, bize bir parçacık et getirilirse o hariç." (Diğer bir rivayette: "Resulullah ölünceye kadar Muhammed ailesi buğday ekmeğini üst üste üç gün doyuncaya kadar yememiştir" denmiştir. Bir diğer rivayette: "Muhammed (as) bir günde iki sefer yedi ise, biri mutlaka hurma idi" denmiştir) |Buhari, Et'ime 23, Rikak 17; Müslim, Zühd 20-27, (2970-2973); Tirmizi, Zühd 38, (2357, 2358), 35, (2473)|2083
ZÜHD VE FAKR BÖLÜMÜ|Resulullah (sav) Ve Ashabının Yaşayışlarında Fakr|tirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sav) ve ailesi üst üste pek çok geceleri aç geçirirler ve akşam yemeği bulamazlardı. Ekmekleri çoğunlukla arpa ekmeği idi." |Tirmizi, Zühd 38, (2361)|2084
ZÜHD VE FAKR BÖLÜMÜ|Resulullah (sav) Ve Ashabının Yaşayışlarında Fakr|müslim|Nu'man İbnu Beşir|Hz. Ömer (ra) insanların nail oldukları dünyalıktan söz etti ve dedi ki: "Gerçekten ben Resulullah (sav)'ın bütün gün açlıktan kıvrandığı halde, karnını doyurmaya adi hurma hile bulamadığını gördüm." |Müslim, Zühd 36, (2978)|2085
ZÜHD VE FAKR BÖLÜMÜ|Resulullah (sav) Ve Ashabının Yaşayışlarında Fakr|tirmizi|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Şurası muhakkak ki, Allah hakkında benim korkutulduğum kadar kimse korkutulmamıştır. Allah yolunda bana çektirilen eziyet kadar kimseye eziyet çektirilmemiştir. Zaman olmuştur otuz gün ve otuz gecelik bir ay boyu, Bilal ile benim yiyeceğim, Bilal'in koltuğunun altına sıkışacak miktarı geçmemiştir." (Tirmizi, hadisin sahih olduğunu belirtir ve ilave eder: "Bu durum Resulullah (sav)'ın (amcası Ebu Talib öldüğü zaman, Taifte yeni bir hami bulmak ümidiyle, müşriklerden) kaçarak Hz. Bilal (ra)'le Mekke'den çıktığı zamanla ilgilidir.") |Tirmizi, Kıyamet 35, (2474)|2086
ZÜHD VE FAKR BÖLÜMÜ|Resulullah (sav) Ve Ashabının Yaşayışlarında Fakr|buharitirmizinesai|Enes|Resulullah (sav)'a arpa ekmeği ile kokusu değişmiş erimiş yağ getirmiştim. (Bir seferinde) şöyle söylediğini işittim: "Muhammed ailesinde, dokuz kadın bulunduğu bir zamanda, ne bir sa' hurma, ne de bir sa' hububat gecelememiştir." |Buhari, Rehn 1, Büyu 14; Tirmizi, Büyu 7, (1215); Nesai, Büyu 50, (7, 288)|2087
ZÜHD VE FAKR BÖLÜMÜ|Resulullah (sav) Ve Ashabının Yaşayışlarında Fakr|tirmizi|Ali|Evimden soğuk bir günde çıktım. Çok açtım, (yiyecek) bir şey arıyordum. Bir yahudiye rastladım, bahçesinde çıkrıkla sulama yapıyordu. Duvardaki bir açıklıktan adama baktım. "Ne istiyorsun ey bedevi, kovasını bir hurmaya bana su çeker misin?" dedi. Ben de: "Evet! ama kapıyı aç da gireyim!" dedim. Adam kapıyı açtı, ben girdim, bir kova verdi. Su çekmeye başladım. Her kovada bir hurma verdi, iki avucum hurma ile dolunca kovayı bıraktım ve bu bana yeter deyip hurmaları yedim, sudan içip sonra mescide geldim. |Tirmizi, Kıyamet 35, (2475)|2088
ZÜHD VE FAKR BÖLÜMÜ|Resulullah (sav) Ve Ashabının Yaşayışlarında Fakr|müslimmuvattatirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) bir gün (veya gece mutad olmayan bir saatte) mescide geldi. Orada Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer (ra)'e rastladı. Onlara (bu saatte) niye geldiklerini sordu. "Bizi evden çıkaran açlıktır!" dediler. Resulullah da: "Beni de evde çıkaran açlıktan başka bir şey değil!" buyurdu. Hep beraber Ebü'l'Heysem İbnu'l Teyyihan'a, gittiler. O, bunlar için arpadan ekmek yapılmasını emretti. Ekmek yapıldı. Sonra kalkıp bir koyun kesti. Yanlarında bir hurma ağacında asılı olan tatlı suyu indirdi. Derken yemek geldi, yediler ve o sudan içtiler. Resulullah (sav): "Şu günün nimetinden (Kıyamet günü) hesap sorulacak! (Açlık sizi evinizden çıkardı. Bu nimetlere nail olduktan sonra dönüyorsunuz!" buyurdu. |Müslim, Eşribe 140, (2038); Muvatta, Sıfatu'n Nebi 28, (2, 932); Tirmizi, Zühd 39, (2370)|2089
ZÜHD VE FAKR BÖLÜMÜ|Resulullah (sav) Ve Ashabının Yaşayışlarında Fakr|müslim|Utbe İbnu Gazvan|Gerçekten ben kendimi, Resulullah (sav) ile birlikte olan yedi kişiden yedincisi olarak görmüşümdür. Huble yaprağından başka yiyeceğimiz yoktu. Öyle ki avurtlarımız yara oldu. |Müslim, Zühd 15, (2967)|2090
ZÜHD VE FAKR BÖLÜMÜ|Resulullah (sav) Ve Ashabının Yaşayışlarında Fakr|tirmizi|Ebu Talha|Resulullah (sav)'a açlıktan şikayet ettik ve karınlarımızı açıp gösterdik. Herkeste bir taş vardı. Resulullah (sav) da karnını açtı, O'nda iki taş vardı. |Tirmizi, Zühd 39, (2372)|2091
ZÜHD VE FAKR BÖLÜMÜ|Resulullah (sav) Ve Ashabının Yaşayışlarında Fakr|tirmizi|Fudale İbnu Ubeyd|Resulullah (sav) halka namaz kıldırırken, bazı kimseler açlık sebebiyle kıyam sırasında yere yıkılırlardı. Bunlar Ashab-ı Suffe idi. (Medine'de misafireten bulunan) bedeviler, bunlara delirmiş derlerdi. Efendimiz namazdan çıkınca yanlarına uğrar ve: "Eğer (bu çektiğiniz sıkıntı sebebiyle) Allah indinde elde ettiğiniz mükafaatı bilseydiniz, fakirlik ve ihtiyaç yönüyle daha da artmayı dilerdiniz" derdi. |Tirmizi, Zühd 39, (2369)|2092
ZİNET BÖLÜMÜ|Takılar Hakkında|buharimüslimebu davudtirmizinesaiibnu mace|Enes|Resulullah (sav) (iran Kisrasına göndermek için) bir mektub yazmıştı. Kendisine: "Onlar mühürlü olmayan mektubu okumazlar" denildi. Bunun üzerine gümüş bir mühür yaptırdı. Üzerine Muhammed Resulullah cümlesini kazdırdı. Cemaate de: "Ben bir mühür yaptırdım. Üzerine Muhammed Resulullah kazdırdım, kimse bunu yüzüğüne kazdırmasın" buyurdu. (Bir rivayette şöyle gelmiştir: "Resulullah (sav) sağ (eli) ne gümüş bir yüzük taktı. Kaşı Habeşi idi. Karşı avucunun içine geliyordu.) |Buhari, Libas 46, 50, 51, 54, 55; Müslim, Mesacid 222, (640), Libas 55-63, (2092-2095); Ebu Davud, Hatim 1-2, (4214-4217, 4221); Tirmizi, İstizan 25, (2719), Libas 14-17, (1739-1748); Nesai, Zinet 48-82, (8,173-195); İbnu Mace, Libas 39, (3639), 41, (3645)|2093
ZİNET BÖLÜMÜ|Takılar Hakkında|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesaiibnu mace|İbnu Ömer|Resulullah (sav) kendisine altından bir yüzük yaptırdı. Bunun üzerine halk da altın yüzükler yaptırdı. Bilahare aleyhissalatu vesselam minbere çıkıp oturdu, yüzüğü çıkardı ve: "Vallahi bunu ebediyen takmıyacağım!" dedi. Halk da yüzüklerini çikarıp attılar. (Bir rivayette şu ziyadeyi yaptı: "Yüzüğü sağ eline takmıştı." Bir diğerinde de şu ziyade vardır: "Resulullah (sav) gümüşten bir mühür edindi, eline takmıştı. Sonra Hz. Ebu Bekir'in eline intikal etti, sonra Hz. Ömer'e, sonra da Hz. Osmana (ra)'a intikal etti. Eriş kuyusuna düşünceye kadar onun elinde kaldı. Üzerindeki yazı Muhammed Resulullah idi.") |Buhari, Libas 45, 46, 50, 53, Eyman 6, İ'tisam 4; Müslim, Libas 53, 55, (2091); Muvatta, Sıfatu'n-Nebi 37, (2, 936); Ebu Davud, Hatem 1-2, (4218, 4219, 4220); Tirmizi, Libas 16, (1741); Nesai, Zinet 43, 53, (8, 165, 178); İbnu Mace, Libas 40, (3642-3644)|2094
ZİNET BÖLÜMÜ|Takılar Hakkında|tirmiziebu davudnesai|Büreyde|Resulullah (sav)'ın yanına, parmağında demir yüzük bulunan bir adam uğramıştı. (Yüzüğü görünce): "Niye bazılarınızın üzerinde ateş ehlinin süsünü görüyorum!" buyurdu. Adam derhal onu çıkarıp attı. Sonra parmağında sarı renkli (pirinç) yüzük taşıyor olduğu halde geldi. Bu sefer "Niye sende putların kokusunu hissediyorum?" dedi. Bilahare adam altın yüzük takmış olarak geldi. Bu sefer de: "Sende niye cennet ehlinin süsünü görüyorum?" dedi. Bunun üzerine adam: "Öyleyse yüzüğüm neden olsun?" diye sordu. "Gümüşten" dedi, "ancak ağırlığı bir miskale ulaşmasın." |Tirmizi, Libas 43, (1786); Ebu Davud, Hatem 4, (4223); Nesai, Zinet 47, (8, 172)|2095
ZİNET BÖLÜMÜ|Takılar Hakkında|müslim|İbnu Abbas|Resulullah (sav) bir adamın elinde altından bir yüzük gördü. Onu çıkarıp attı ve: "Biriniz tutup ateşten bir parçayı alıp eline koyuyor!" buyurdu. Resulullah (sav) gidince adama: "Yüzüğünü al (başka surette) ondan faydalan" dediler. O: "Hayır! Vallahi ebediyen almayacağım, onu Resulullah (sav) attı" dedi. |Müslim, Libas 52, (2090)|2096
ZİNET BÖLÜMÜ|Takılar Hakkında|ebu davud|Aişe|Resulullah (sav)'a, Habeş kralı Necaşi'den hediyeler geldi. İçerisinde Habeşi kaşlı bir de altın yüzük vardı. Resulullah onu bir çöple veya tiksinerek bir parmağıyla aldı. Kızı Zeyneb'in kızı Ümame Bintu Ebi'l-As'ı çağırıp: "Yavrucuğum al şunu, takın!" dedi. |Ebu Davud, Hatem 8, (4235)|2097
ZİNET BÖLÜMÜ|Takılar Hakkında|nesai|Said İbnu'l-Müseyyeb|Hz. Ömer, Süheyb (ra)'e: "Niye parmağında altın yüzük görüyorum?" dedi. Beriki: "Onu senden daha hayırlı olan da gördü, ama ayıplamadı" deyince, Hz. Ömer: "O da kimmiş?" dedi. Süheyb: "Resulullah!" cevabını verdi. |Nesai, Zinet 42, (8, 164, 165)|2098
ZİNET BÖLÜMÜ|Takılar Hakkında|müslimtirmizinesaiebu davud|Ali|Resulullah (sav) yüzüğümü şu parmağa koymamı yasakladı -ve eliyle orta ve ondan sonra gelen (şehadet) parmağına işaret etti- buyurdu. |Müslim, Libas 64, (2078); Tirmizi, Libas 44, (1787); Nesai, Zinet 53, (8, 177); Ebu Davud, Hatem 4, (4225)|2099
ZİNET BÖLÜMÜ|Takılar Hakkında|ebu davudnesai|Ali|Resulullah (sav) yüzüğünü sağ eline takardı. |Ebu Davud, Hatem 5, (4226); Nesai, Zinet 49, (8,175)|2100
ZİNET BÖLÜMÜ|Takılar Hakkında|tirmizi|Cafer İbnu Muhammed|Cafer İbnu Muhammed, babasından naklen anlatıyor: "Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (ra), yüzüklerini sol ellerine takarlardı." |Tirmizi, Libas 16, (1743)|2101
ZİNET BÖLÜMÜ|Takılar Hakkında|ebu davud|İbnu Ömer|Resulullah (sav) yüzüğü sol eline takardı ve kaşını avucunun içine getirirdi. (İbnu Ömer de böyle yapardı) |Ebu Davud, Hatem 5, (4227,4228)|2102
ZİNET BÖLÜMÜ|Takılar Hakkında|tirmizinesai|Enes|Hz. Peygamber (sav) helaya girdiği zaman yüzüğünü çıkarırdı. (Rezin şu ilavede bulunmuştur: "Yüzük Resulullah (sav)'ın sol elinde idi.") |Tirmizi, Libas 16, (1746); Nesai, Zinet 54, (8, 178)|2103
ZİNET BÖLÜMÜ|Takılar Hakkında|nesai|Ebu Hüreyre|Bir kadın Resulullah (sav)'a gelerek sordu: "İki altın bilezik hakkında ne dersiniz, (takayım mı?)" "Ateşten iki bileziktir, (takmayın!)" deyip cevap verdi. Kadın devamla: "Pekala altın gerdanlığa (ne dersiniz?)" diye sordu. Resulullah (sav)'dan yine: "Ateşten bir gerdanlık!" cevabını aldı. O, yine sordu: "Bir çift altın küpeye ne dersiniz?" "Ateşten bir çift küpe!" Kadında bir çift altın bilezik vardı. Onları çıkarıp attı ve: "(Ey Allah'ın Resulü), kadın kocası için süslenmezse, onun yanında kıymeti düşer" dedi. Resulullah (sav): "Sizden birine, gümüş küpeler takınmasından, bunları za'feran veya abir ile sarartmasından kimse engel olmaz!" cevabını verdi. |Nesai, Zinet 39, (8,159)|2104
ZİNET BÖLÜMÜ|Takılar Hakkında|nesai|Sevban|Resulullah (sav)'ın yanına Fatıma Bintu Hübeyre, elinde altından iri yüzükler (Feth) olduğu halde gelmişti. Hz. Peygamber (sav), kadının ellerine vurmaya başladı, Fatıma da hemen (oradan sıvışıp) Resulullah'ın kerimeleri Fatımatu'z-Zehra (ra)'nın yanına girdi. Ona Resulullah (sav)'ın kendisine olan davranışını anlattı. Bunun üzerine Hz. Fatıma (ra) boynundaki altın zinciri çıkanp: "Bunun bana Hasanın babası Hz. Ali (ra) hediye etti" dedi. Zincir daha elinde iken Resulullah (sav) yanlarına girdi ve şunu söyledi: "Ey Fatıma! Halkın: "Resulullah'ın kızının elinde ateşten bir zincir var!" demesi seni memnun eder mi?" dedi ve böyle diyerek oturmadan geri dönüp gitti. Bunun üzerine Fatıma (ra) zinciri çarşıya gönderip sattırdı, parasıyla bir köle satın aldı ve onu azad etti. Bu olanlar Resulullah (sav)'a anlatılınca: "Fatıma'yı ateşten kurtaran Allah'a hamdolsun." buyurdular. |Nesai, Zinet 39, (8,158)|2105
ZİNET BÖLÜMÜ|Takılar Hakkında|ebu davudnesai||Huzeyfe'nin kız kardeşi (ra) anlatıyor: "Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ey kadınlar cemaati! Süs eşyanız gümüşten olmalıdır. Sizden hangi kadın altınla süslenir ve onu izhar eder (yabancıya gösterirse), mutlaka onunla azaba maruz kalır." |Ebu Davud, Hatem 8, (4237); Nesai, Zinet 39, (8, 156, 157)|2106
ZİNET BÖLÜMÜ|Takılar Hakkında|nesai|Ukbe İbnu Amir|Resulullah (sav) ehline takı ve ipeği yasakladı ve: "Eğer sizler cennet takılarını ve cennetin ipeğini seviyorsanız, bunları dünyada takınıp giymeyin" buyurdu. (Nesai'nin İbnu Ömer'den yaptığı bir diğer rivayette: "Resulullah, altın takınmayı, mukatta' yani az bir parça olmak kaydıyla tecviz etti" denilmiştir. Mukatta: Az bir şey demektir, kulağın üst kısmına takılan küçük halka, kadın yüzüğü gibi. İsraf, kibir ve zekat vermekten kaçınmak gibi durumları mekruh addetmiştir) |Nesai, Zinet 39, (8,156)|2107
ZİNET BÖLÜMÜ|Takılar Hakkında|ebu davud|Bünane Mevlatu Abdirrahman İbnu Hayyan el-Ensari|Hz. Aişe (ra)'nin yanına, üzerinde ziller bulunan bir kız getirildi. Kızın zilleri çıngır çıngır ses çıkarıyordu. Hz. Aişe (ra): "Sakın ha! zillerini koparmadan onu yanıma getirmeyin!" dedi ve ilave etti: "Ben Resulullah (sav)'ın: "Zil bulunan eve melake girmez" buyurduğunu işittim. |Ebu Davud, Hatem 6, (4231)|2108
ZİNET BÖLÜMÜ|Takılar Hakkında|ebu davudtirmizinesai|Arfece İbnu Es'ad|Cahiliye devrinde cereyan eden Külab savaşında burnum isabet almış, bu sebeple gümüşten bir burun taktırmıştım. Bilahare kokmaya başladı. (Durumu kendisine açınca), Resulullah (sav), bana altından bir burun yaptırmamı söyledi." |Ebu Davud, Hatem 7, (4232, 4233, 4234); Tirmizi, Libas 31, (1770); Nesai, Zinet 41, (8,163, 164)|2109
ZİNET BÖLÜMÜ|Takılar Hakkında|ebu davudtirmizinesai|Enes|Resulullah (sav)'ın kılıncının kabzasının üst kısmı (kabia) gümüştendi. (Nesai'nin Enes'ten bir rivayetinde, "Resulullah'ın kılıncının pabuç kısmı gümüştü, kabzasının baş kasmı (kabia) da gümüştü. Bunlar arasında gümüş halkalar vardı" denmiştir.) |Ebu Davud, Cihad 71, (2683, 2684, 2686); Tirmizi, Cihad 16 (1691); Nesai, Zinet 121, (8, 219)|2110
ZİNET BÖLÜMÜ|Hidab (Saç Boyama)|buharimüslimebu davudnesaitirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Yahudiler ve hıristiyanlar (saçlarını) boyamazlar. Siz onlara muhalefet edin." (Bu hadis Tirmizi'de "(Saçınızdaki) aklıkların rengini değiştirin, yahudilere benzemeyin!" şeklinde gelmiştir.) |Buhari, Libas 67, Enbiya 50; Müslim, Libas 80, (2103); Ebu Davud, Tereccül 18, (4203); Nesai, Zinet 14, (8, 137); Tirmizi, Libas 20,(1752)|2111
ZİNET BÖLÜMÜ|Hidab (Saç Boyama)|ebu davudibnu mace|İbnu Abbas|(Saçlarına) kına yakmış bir adam gelmiştir. Hz. Peygamber (sav): "Bu ne güzel!" buyurup takdir etti. (Az sonra) kına ve ketem ile boyanmış biri geldi. "Bu evvelkinden de güzel!" buyurdu. Sonra (saçlarını) sarıya boyamış biri daha gelmişti ki: "Bu öbürlerinden de güzel!" buyurdu. |Ebu Davud, Tereccül 19, (4211); İbnu Mace, Libas 34, (3627)|2112
ZİNET BÖLÜMÜ|Hidab (Saç Boyama)|ebu davudnesaibuharimüslim|İbnu Ömer|İbnu Ömer, rivayete göre, sakalını sufra denen sarı boya ile boyar ve derdi ki: "Ben, Resulullah (sav)'ı gördüm, sakalını bununla boyamıştı, en çok sevdiği boya da bu idi. Bununla elbisesini boyadığı da olurdu." (Buhari ve Müslim'de, Hz. Enes'ten gelen bir rivayette şöyle denir: Resulullah hiç saçını boyamadı. Çünkü ondaki beyazlar çok azdı. Başındaki akları saymak istesem sayabilirdim. Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer (ra) saçlarını kına ve ketem ile boyarlardı.) |Ebu Davud, Libas 18, (4064,4209), Tereccül 19, (4210); Nesai, Zinet 17, (8,140,141); Buhari, Libas 66, Menakıb 23; Müslim, Fedail 100-105, (2341)|2113
ZİNET BÖLÜMÜ|Hidab (Saç Boyama)|ebu davudnesai|Kerime Bintu Hümam|Bir kadın, Hz. Aişe'ye kına yakma hususunda sormuştu, şu cevabı aldı: "Bunda bir beis yok (kına yakılabilir). Ancak ben bundan hoşlanmam. Çünkü sevdiğim (sav), onun kokusunu sevmezdi." |Ebu Davud, Tereccül 4, (4164); Nesai, Zinet 19, (3,142)|2114
ZİNET BÖLÜMÜ|Hidab (Saç Boyama)|ebu davudnesai|Aişe|Bir kadın, perde gerisinden Resulullah (sav)'a eliyle bir mektup uzattı. Resulullah (sav) elini derhal geri çekip: "Ne bileyim, bu el kadın eli midir, erkek eli midir?" buyurdu. Kadıncağız: "Kadın elidir!" deyince Hz. Peygamber (sav): "Sen kadın olsaydın, tırnaklarının rengini değiştirirdin" buyurdu. Bununla kına yakmayı kastetmişti. |Ebu Davud, Tereccül 4, (4166); Nesai, Zinet 18, (8, 142)|2115
ZİNET BÖLÜMÜ|Hidab (Saç Boyama)|ebu davud|Aişe|Hint Bintu Utbe, Hz. Peygamber (sav)'e: "Ey Allah'ın Resulü, bana biat ver!" diye talepte bulunmuşta. Kendisine: "Hayır, şu ellerini değiştirmedikçe senden biat almayacağım. Ellerin tıpkı vahşi hayvanların ayağı gibi!" cevabını verdi. |Ebu Davud, Tereccül 4, (4165)|2116
ZİNET BÖLÜMÜ|Hidab (Saç Boyama)|ebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav)'a el ve ayaklarına kına yakmış bir muhannes getirdiler. "Bunu niye getirdiniz, nesi var?" diye sordu. Kendisine: "Kendisini kadınlara benzetmiştir!" dediler. Bunun üzerine Efendimiz emretti ve Naki' nam mevkiye sürgün edildi. "Ey Allah'ın Resulü, onu öldürmeyelim mi?" diye soranlar olmuştu ki: "Hayır!" dedi, "ben namaz kılanları öldürmekten men edildim." |Ebu Davud, Edeb 61, (4928)|2117
ZİNET BÖLÜMÜ|Haluk|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Enes|Resulullah (sav), erkeğin zaferan sürmesini yasakladı. |Buhari, Libas 33; Müslim, Libas 77, (2101); Ebu Davud, Tereccül 7, (4179); Tirmizi, Edeb 51, (2816); Nesai, Zinet 74, (8,189)|2118
ZİNET BÖLÜMÜ|Haluk|ebu davud|Enes|Resulullah (sav)'a, üzerinde sarılık izi bulunan bir adam geldi. Resulullah (sav) hoşlanmadığı bir hususu, insanların yüzüne nadiren vurduğu için (sesini çıkarmadı). Adam oradan kalkıp gidince: "Keşke bu adama, üzerindeki şu şeyi yıkamasını söyleseydiniz" dedi. |Ebu Davud, Tereccül 8, (4182)|2119
ZİNET BÖLÜMÜ|Haluk|tirmizinesai|Ya'la İbnu Mürre|Resulullah (sav) haluk sürünmüş bir adam görmüştüki: "Git bunu yıka, sonra gene yıka, sonra bir daha (za'feran sürünmeye) dönme!" dedi. |Tirmizi, Edeb 51, (2817); Nesai, Zinet 34, (8, 152,153)|2120
ZİNET BÖLÜMÜ|Haluk|ebu davud|Ebu Musa|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah, bedeninde haluk'tan bir parça eser bulunan kimsenin namazını kabul etmez." |Ebu Davud, Tereccül, 8, (4178)|2121
ZİNET BÖLÜMÜ|Tüyler|muvattanesai|Ebu Katade|"Ey Allah'ın Resulü" dedim, "benim omuzlarıma kadar dökülen (gür) saçlarım var, tarayıp tanzim edeyim mi?" "Evet" dedi, "ona ikramda bulun." Ravi der ki: "Ebu Katade, "Evet, ona ikramda bulun!" sözü sebebiyle, günde iki sefer (bakım yapar ve) saçlarını yağlardı." |Muvatta, Şa'ar 6, (2, 949); Nesai, Zinet 60, (9 183)|2122
ZİNET BÖLÜMÜ|Tüyler|ebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav): "Kimin saçı varsa, ona ikram etsin!" buyurdu. |Ebu Davud, Tereccül 3, (4163)|2123
ZİNET BÖLÜMÜ|Tüyler|muvatta|Ata İbnu Yesar|Resulullah (sav)'a saçı sakalı karmakarışık bir adam gelmişti. Efendimiz, ona (eliyle) işaret buyurarak, sanki saçını ıslah etmesini emretmişti. Adam bunu yapıp sonra tekrar geri geldi. Aleyhissalatu vesselam: "Şu hal, sizden birinizin tıpkı bir şeytan gibi başı(ndaki saçlar) karmakarışık vaziyette gelmesinden daha hayırlı değil mı?" buyurdular. |Muvatta, Şa'ar 7, (2,949)|2124
ZİNET BÖLÜMÜ|Tüyler|ebu davudtirmizinesai|Abdullah İbnu Mugaffel|Resulullah (sav) saç bakımını gün aşırı yapmayı emredip, fazlasını yasakladı. |Ebu Davud, Tereccül 1, (4159); Tirmizi, Libas 22, (1766); Nesai, Zinet 7, (8, 131, 132)|2125
ZİNET BÖLÜMÜ|Tüyler|buharimüslimebu davudnesaiibnu mace|Nafi'|İbnu Ömer (ra)'in şu sözünü nakleder: "Resulullah (sav) kaza'ı (yani çocuğun başının bir kısmını traş etmek) yasakladı" deyince, "Kaza'" nedir?" diye sordular. Şöyle açıkladı: "Kişi çocuğun başını traş eder, ancak şurada burada bazı yerleri kesmez, olduğu gibi bırakır." Ravi, bunu söylerken alnına ve başının iki yanına işaret etti. |Buhari, Libas 72; Müslim, Libas 113 (2120); Ebu Davud, Tereccül 14, (4193, 4194); Nesai, Zinet 5, (8, 130); İbnu Mace, Libas 38, (3637)|2126
ZİNET BÖLÜMÜ|Tüyler|ebu davudnesai|Abdullah İbnu Ca'fer|Resulullah (sav), Hz. Ca'fer (ra)'in ölüm haberi gelince, Cafer ailesini üç gün (matem yapmaya) terketti. Sonra yanlarına gelerek: "Kardeşimin üzerine artık bugünden sonra ağlamayın!" dedi ve: "Bana kardeşimin oğullarını toplayın!" emretti. Biz yanına getirildik, tıpkı civcivler gibiydik. "Bana bir berber çağırın!" dedi. (Gelince) berbere emretti, o da başlarımızı traş etti. |Ebu Davud, Tereccül 13, (4192); Nesai, Zinet 58, (8,182)|2127
ZİNET BÖLÜMÜ|Tüyler|nesaitirmizi|Ali|Resulullah (sav) kadınların başlarını traş etmelerini yasakladı. |Nesai, Zinet 4, (8,130); Tirmizi, Hacc 74, (914)|2128
ZİNET BÖLÜMÜ|Tüyler|buharimüslimnesai|Esma|Bir kadın Resulullah (sav)'a gelerek: "Kızım çiçek hastalığına yakalandı ve saçları döküldü. Ben onu evlendirdim, iğreti saç takayım mı?" diye sordu. Aleyhissalatu vesselam: "Allah takana da taktırana da lanet etmiştir?" diye cevap verdi. |Buhari, Libas 83, 85; Müslim, Libas 115, (2122); Nesai, Zinet 71, (8,187, 188)|2129
ZİNET BÖLÜMÜ|Tüyler|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesaiibnu mace|Humeyd İbnu Abdirrahman İbnu Avf|Hz. Muaviye (ra) hacc yaptı. O zaman minbere çıkarak halka bir hutbe irad etti. (Hutbe sırasında), koruma polisinin elinde bulunan bir tutam saçı alarak şunları söyledi: "Ey Medineliler! Alimleriniz nerede? Ben Resulullah (sav)'ı işittim, bu çeşit şeyleri yasaklamış ve şöyle demişti: "İsrailoğullarının kadınları ne zamanki bunu taktılar helak oldular." |Buhari, Libas 83, Enbiya 50; Müslim, Libas 122, (2127); Muvatta, Şa'ar 2; Ebu Davud, Tereccül 5, (4167); Tirmizi, Edeb 32, (2782); Nesai, Zinet 21, (8, 144-147), 68, 69, (8, 186, 187); İbnu Mace, Nikah (1987)|2130
ZİNET BÖLÜMÜ|Tüyler|buharimüslimebu davudnesai|İbnu Abbas|Ehl-i Kitap, saçlarını alınlarına döküyorlardı, müşrikler de ayırıyorlardı. Resulullah (sav) (vahiyle) emir gelmeyen hususlarda Ehl-i Kitab'a muvafakatı severdi. Saçını alnı üzerinde o da serbest bıraktı. Sonra (ortadan) ayırarak (sağ ve sola) taradı. |Buhari, Libas 70; Müslim, Fedail 90, (2336); Ebu Davud, Tereccül 10, (4188); Nesai, Zinet 62, (8,164)|2131
ZİNET BÖLÜMÜ|Tüyler|ebu davudtirmizinesaiİbnu macemüslim|Amr İbnu Şu'ayb (an ebihi an ceddihi)|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Saçtaki akları yolmayın. Zira bir kimse müslüman iken tek bir kıl bile ağarmış olsa, bu Kıyamet günü onun için mutlaka bir nur olur." (Hadisin metni Ebu Davud'dan alınmadır) |Ebu Davud, Tereccül 17, (4202); Tirmizi, Edeb 56, (2822); Nesai, Zinet 13, (8, 136); İbnu Mace, Edeb 25, (3721); Müslim, Fedail 100, (2341)|2132
ZİNET BÖLÜMÜ|Tüyler|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bıyıkları kazıyın, sakalları serbest bırakın." (Sahiheyn'in bir rivayetinde şöyle denmiştir: "Şu ameller fıtrattandır: Kasık traşı, tırnakların kesilmesi, bıyıkların kesilmesi." Bir diğer rivayette: "Müşriklere muhalefet edin, sakallarınızı uzatın, bıyıklarınızı kesin" denir) |Buhari, Libas 64, 65; Müslim, Taharet 53, (259); Muvatta, Şa'ar 1, (2, 947); Ebu Davud, Tereccül 16, (4199); Tirmizi, Edeb 18, (2764); Nesai, Taharet 15, (1, 16)|2133
ZİNET BÖLÜMÜ|Tüyler|tirmizi|Zeyd İbnu Erkam|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bıyığından kim almazsa bizden değildir." |Tirmizi, Edeb 16, (2762); Nesai, Taharet 13, (1, 15)|2134
ZİNET BÖLÜMÜ|Tüyler|tirmizinesai|İbnu Abbas|Resulullah (sav) bıyığından keser ve şöyle derdi: "Halilu'r-rahman İbrahim (as) de böyle yapardı." |Tirmizi, Edeb 16, (2762); Nesai, Taharet 13, (1, 15)|2135
ZİNET BÖLÜMÜ|Tüyler|tirmizi|Abdullah İbnu Amr İbni'l'As|Resulullah (sav) sakalından enine ve boyuna alırdı. |Tirmizi, Edeb 17, (2763)|2136
ZİNET BÖLÜMÜ|Koku Ve Yağ|nesai|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bana, (dünyanızdan) koku ve kadın sevdirildi. Gözümün nuru ise namazda kılındı." |Nesai, İşretu'n-Nisa 1, (7, 61)|2137
ZİNET BÖLÜMÜ|Koku Ve Yağ|tirmizi|İbnu'l-Müseyyeb|Allah Teala Hazretleri münezzehtir, (halde ve sözde) nezih olanı sever; naziftir, nezafeti sever; kerimdir, keremi sever; cömerttir, cömertliği sever. Öyle ise avlularınızı temizleyin ve yahudilere benzemeyin." (Bu hadisi bazı raviler, Amir İbnu Sa'd'ın babası tarikiyle Hz. Peygamber'e ulaştırıp merfu olarak rivayet etmişlerdir) |Tirmizi, Edeb 41, (2800)|2138
ZİNET BÖLÜMÜ|Koku Ve Yağ|müslimebu davudnesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kime tib ikram edilirse onu reddetmesin. Çünkü, o güzel koku verir ve taşıması da kolaydır." |Müslim, Elfaz 20, (2263); Ebu Davud, Tereccül 6, (4172); Nesai, Zinet 75, (8, 189)|2139
ZİNET BÖLÜMÜ|Koku Ve Yağ|tirmizi|Ebu Osman en Nehdi|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizden birine reyhan sunulduğu takdirde onu reddetmesin, zira o cennetten çıkmadır." |Tirmizi, Edeb 37, (2792)|2140
ZİNET BÖLÜMÜ|Koku Ve Yağ|tirmizi|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Üç şey reddedilmez: Minder, yağ ve koku." |Tirmizi, Edeb 37, (2791)|2141
ZİNET BÖLÜMÜ|Koku Ve Yağ|müslimnesai|Nafi'|İbnu Ömer (ra) buhur yaktığı zaman saf öd ve kafurla karışık öd kullanır ve şunu söylerdi: "Resulullah (sav) da böyle yapardı." |Müslim, Elfaz 21, (2264); Nesai, Zinet 38, (8, 156)|2142
ZİNET BÖLÜMÜ|Koku Ve Yağ|tirmizinesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Erkeğin tib'i (sürünme maddesi) koku neşreder, rengi olmaz. Kadının tib'i ise rengi olur, kokusu olmaz." |Tirmizi, Edeb 31, (2788); Nesai, Zinet 32. (8,151)|2143
ZİNET BÖLÜMÜ|Koku Ve Yağ|tirmizinesaiebu davud|Aişe|Resulullah (sav) misk ve anber gibi, renksiz koku maddeleri sürünürdü ve derdi ki: "Sürünme maddelerinin en iyisi misktir." |Tirmizi, Cenaiz 16, (991); Nesai, Zinet 31, (8,151,152); Ebu Davud, Cenaiz 37, (3158)|2144
ZİNET BÖLÜMÜ|Koku Ve Yağ|tirmiziebu davudnesai|Ebu Musa|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Her göz zanidir. Şurası muhakkak ki, kadın koku sürünür, sonra da (erkek) cemaate uğrarsa o da zaniyedir." |Tirmizi, Edeb 35, (2787); Ebu Davud, Tereccül 7, (4174, 4175); Nesai, Zinet 35, (8, 153)|2145
ZİNET BÖLÜMÜ|Koku Ve Yağ|müslimebu davudnesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kendisine buhur değen kadın sakın bizimle yatsı namasına katılmasın." |Müslim, Salat 143, (444); Ebu Davud, Tereccül 7, (4175); Nesai, Zinet 37, (8, 154)|2146
ZİNET BÖLÜMÜ|Ziynetle İlgili Çeşitli Meseleler|buharimüslimmuvattatirmiziebu davudnesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Fıtrat beştir: Sünnet olmak, etek traşı olmak, bıyığı kesmek, tırnakları kesmek, koltuk altını yolmak." |Buhari, Libas 63, 64, İsti'zan 51; Müslim, Taharet 39, (257); Muvatta, Sıfatu'n Nebiyy 3, (2, 921); Tirmizi, Edeb 14, (2757); Ebu Davud, Tereccül 16, (4198); Nesai, Taharet 10,11, (l, 14,15)|2147
ZİNET BÖLÜMÜ|Ziynetle İlgili Çeşitli Meseleler|müslimebu davudtirmizinesai|Aişe|Resulullah (sav) buyurdular ki: "On şey fıtrattandır: Bıyığın kesilmese sakalın uzatılması, misvak, istinşak (burna su çekmek), mazmaza (ağza su çekmek), tırnakları kesmek, parmak mafsallarını yıkamak, koltuk altını yolmak, etek traşı olmak, intikasu'l-ma yani istinca yapmak." |Müslim, 56 (261); Ebu Davud, Taharet 29, (53); Tirmizi, Edeb 14, (2758); Nesai, Zinet 1, (8,126, 127)|2148
ZİNET BÖLÜMÜ|Ziynetle İlgili Çeşitli Meseleler|müslimebu davudtirmizinesai|Enes|Resulullah (sav), bize bıyığın makaslanıp, tırnağın kesilmesini, koltuk altının yolunup, eteğin traş edilmesini kırk gün aşmayacak şekilde vakitledi. |Müslim, Taharet 51, (258); Ebu Davud, Tereccül 16, (4200); Tirmizi, Edeb 15, (2759); Nesai, Taharet 13,14, (1, 15,16)|2149
ZİNET BÖLÜMÜ|Ziynetle İlgili Çeşitli Meseleler|buharimüslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İbrahim (as) Kaddum nam -bazısı da şeddesiz olarak Kadum demiştir- mevkide seksen yaşında olduğu halde sünnet oldu." |Buhari, İsti'zan, 51, Enbiya 8; Müslim, Fedail 151, (2370)|2150
ZİNET BÖLÜMÜ|Ziynetle İlgili Çeşitli Meseleler|muvatta|Yahya İbnu Said|Yahya İbnu Said, Said İbnu'l Müseyyeb (ra)'ten şunu işitmiştir: "Hz. İbrahim (as), misafir ağırlayan ilk kimse idi. Keza o ilk sünnet olan kimseydi. Bıyığını kesenlerin ilki, saçında aklık görenlerin ilki de o idi. Ak saçları görünce: "Ya Rabbi bu nedir?" diye sormuş; Rabbi de: "Bu vakardır ey İbrahim!" demiş. O da: "Rabbim! Öyleyse vakarımı artır!" diyerek duada bulunmuştur." (Rezin şunu ilave etmiştir. "Bu sırada Hz. İbrahim 120 yaşındaydı. Bundan sonra 80 yıl daha yaşadı.") |Muvatta, Sıfatu'n-Nebi 4, (2,922)|2151
ZİNET BÖLÜMÜ|Ziynetle İlgili Çeşitli Meseleler|buhari|İbnu Cübeyr|Hz. İbnu Abbas (ra)'a: "Resulullah (sav)'ın ruhu kabzedildiği vakit sen ne kadardın?" diye sorulmuştu şu cevabı verdi: "O gün ben sünnetliydim... Ve, erkekleri idrak edinceye kadar sünnet etmezlerdi." |Buhari, İsti'zan 51|2152
ZİNET BÖLÜMÜ|Ziynetle İlgili Çeşitli Meseleler|ebu davud|Ümmü Atiyye|Bir kadın Medine'de kızları sünnet ederdi. Resulullah (sav) (kadını çağırtarak) kendisine: "Derin kesme. Zira derin kesmemen kadın için daha çok haz vesilesidir, koca için de daha makbuldür" diye talimat verdi. (Rezin'in rivayetinde Resulullah şöyle buyurur: "Kızları sünnet ederken üstten kes, derin kesme, bu şekilde kesilmesi yüze daha çok parlaklık, kocaya daha çok haz verir.") |Ebu Davud, Edeb 179, (5271)|2153
ZİNET BÖLÜMÜ|Ziynetle İlgili Çeşitli Meseleler|buharimüslimnesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) şöyle buyurdular: "İğreti saç takana da, taktırana da, bedene dövme yapana da, yaptırana da Allah lanet etsin!" |Buhari, Libas 86, Tıbb 36; Müslim, Libas 119, (2124); Nesai, Zinet 25, (8,148)|2154
ZİNET BÖLÜMÜ|Ziynetle İlgili Çeşitli Meseleler|ebu davud|İbnu Abbas|İğreti saç takan, taktıran; kaşları incelten, kaşlarını incelttiren, dövme yapan ve dövme yaptıran lanetlenmiştir. |Ebu Davud, Tereccül 5, (4170)|2155
ZİNET BÖLÜMÜ|Ziynetle İlgili Çeşitli Meseleler|ebu davudnesaiibnu mace|Ebu'l-Husayn el-Heysem İbnu Şefi|Ben ve künyesi Ebu Amir olan Meafirli bir arkadaşım iliya (da denen Kudüs)da namaz kılmak üzere beraberce yola çıktık. Onlara kıssa anlatan büyükleri, Ezd kabilesine mensup Ebu Reyhane künyesini taşıyan bir Sahabi idi. Ebu'l-Husayn der ki: "Arkadaşım benden önce mescide vardı. Sonra da ben geldim ve yanına oturdum. Bana: "Ebu Reyhane'nin anlattığına yetiştin mi?" dedi. "Hayır!" diye cevap verince: "Ben onun anlattığını dinledim, diyordu ki: "Resulullah (sav) on şeyi yasakladı: Dişleri törpüleyip inceltmek, dövme yapmak, (erkeklerin saç ve sakallarındaki akları, kadınların yüzlerindeki tüyleri) yolması, kadının kadınla, erkeğin erkekle aynı örtü altında arada bir mania olmadan yatması, erkeğin Acemler gibi elbisesinin alt kısmına ipek şerit ilave etmesi, yine Acemler gibi omuzlarına alem olarak (dört parmak genişliğinden fazla) ipek koyması, yağmacılık yapması, saltanat sahibi olmayanın (Acemlerin ziyyi (süsü) durumunda olan) kaplan (derisinin) üzerine oturması ve yüzük takması." |Ebu Davud, Libas 11, (4049); Nesai, Zinet 20, (8, 143); İbnu Mace, Libas 47, (3655)|2156
ZİNET BÖLÜMÜ|Ziynetle İlgili Çeşitli Meseleler|ebu davudnesai|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) on şeyi sevmezdi: San yani haluk, yaşlılıkla ortaya çıkan akların rengini değiştirme, izarın (kibirle) yerde sürünmesi, altın yüzük takmak, teberrüc (kadınlann zinetlerini yersiz olarak göstermesi), zar atmak, Muavvizeteyn'den başka bir şey okuyarak rukye yapmak, akdü't-temaim (muska bağlamak), suyu (meniyi) mahallinden başka yere atmak, çocuğu ifsad etmek. Resulullah, bunları) haram kılmaksızın mekruh sayardı. |Ebu Davud, 3, (4222); Nesai, Zinet 17, (8,141)|2157
ZİNET BÖLÜMÜ|Ziynetle İlgili Çeşitli Meseleler|müslimmuvattaebu davudtirmizinesai|Ali|Resulullah (sav), bana altın yüzük takmayı, kıssi elbise giymeyi, rüku ve secdede Kur'an okumayı, sarıya boyanmış elbise giymeyi yasakladı." (Tirmizi ve Nesai'nin rivayetlerinde şu ziyade var: " ...kızıl meysereyi ve el-ciayı da yasakladı." Cia, Mısır'da arpadan veya buğdaydan yapılan bir şaraptır." Ebu Davud'un rivayetinde Hz. Ali: "Bunları size de yasakladı demiyorum" der) |Müslim, Libas 31, (2078); Muvatta, 28, (1, 80); Ebu Davud, Libas 11, (4044, 4045, 4046, 4060), Hatim 4, (4225); Tirmizi, Salat 195, (264); Nesai, 97, (2, 188), Zinet 43, 44, 46, 96, 122, (8, 165, 169, 203, 219)|2158
ZİNET BÖLÜMÜ|Ziynetle İlgili Çeşitli Meseleler|buharimüslimtirmizinesai|Bera|Resulullah (sav) bize yedi şeyi yasakladı: Altın yüzükler altın ve gümüş kaplar, ipekli eyer yaygıları, ipekli kıssi kumaşlar, istibrak denen kalın ipekli kumaşlar, ibrişim kumaşlar ve ipek kumaşlar. |Buhari, İsti'zan 8, Cenaiz 2, Mezalim 5, Nikah 71, Eşribe 28, Marza 4, Libas 28, 36, 45, Edeb 124, Eyman 9; Müslim, 3, (2066); Tirmizi, Edeb 45, (2810); Nesai, Zinet 92, (8, 201)|2159
ZİNET BÖLÜMÜ|Ziynetle İlgili Çeşitli Meseleler|ebu davud|İmran İbnu Hüsayn|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Erguvanın üzerine oturmam, sarıya boyanmış olan elbiseyi, ipekten kenar çekilmiş elbiseyi giymeme -Ravi Hüsayn burada rivayeti keserek gömleğinin cebine işaret etti (ve anlatmaya devam ederek) Resulullah'ın geri kalan sözlerini tamamladı: "Haberiniz olsun erkeğin tıbi (sürünme maddesi) kokuludur, rengi yoktur; kadınların tıbi renklidir, kokusu yoktur." Ravilerden biri demiştir ki: "Bu yasak kadının dışarı çıkma durumuyla ilgilidir. (Evinde) kocanımn yannıda olduğu takdirde istediği kokuyu sürünür." |Ebu Davud, Libas 11, (4048)|2160
ZİNET BÖLÜMÜ|Ziynetle İlgili Çeşitli Meseleler|tirmizi|Ebu Eyyüb|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kına yakma, koku sürünme, misvak kullanma ve evlenme bütün peygamberlerin tabi olageldikleri sünnetlerdendir." |Tirmizi, Nikah 1, (1080)|2161
ZİNET BÖLÜMÜ|Ziynetle İlgili Çeşitli Meseleler|ebu davud|Cabir|Resulullah (sav) bir adam gördü, saçları darmadağınıktı. "Bu adam saçlarını düzeltip tertibe sokacak bir şeyi bulamadı mı?" diye memnuniyetsizlik izhar etti. Derken, o sırada bir diğer adam gördü, bunun da üstü başı kirliydi. Bunun hakkında da: "Şu adam elbisesini yıkayacak bir şey bulamıyor mu?" diye söylendi. |Ebu Davud, Libas 17, (4062)|2162
ZİNET BÖLÜMÜ|Ziynetle İlgili Çeşitli Meseleler|ebu davud|Rafi' İbnu Hadic|Resulullah (sav), bineklerimizin üzerinde bazı torbalar gördü, torbalarda kırmızı yün hatları vardı. "Bu kızıllığın size galebe çaldığını görüyorum" dedi. Resulullah'ın bu sözü üzerine yerlerimizden fırlayıp kalktık, öyle ki develerimizden bir kısmı (telaşımızdan) ürktü. Keseleri aldık, onlardaki kızıl yünleri söküp attık." |Ebu Davud, Libas 20, (4070)|2163
ZİNET BÖLÜMÜ|Ziynetle İlgili Çeşitli Meseleler|buharimüslimmuvattaebu davud|Abbas İbnu Temim|Ebu Beşir el-Ensari (ra) kendisine bildirmiştir ki, Ebu Beşir bir seferde Resullullah (sav) ile beraberdi. Efendimiz, o sırada tellalına emrederek şu hususu ilan ettirdi: "Hiçbir devenin boynunda kirişten mamul bir gerdanlık veya (herhangi) bir gerdanlık kalmasın, mutlaka kesilsin!" Malik: "Zannederim bu yasak, nazar değmesine (karşı develerin boynuna asılan şeyler) için verilmiş olmalı demiştir. |Buhari, Cihad 139; Müslim, Libas 105, (2115); Muvatta, Sıfatu'n-Nebi 39, (2, 937); Ebu Davud, Cihad 49, (6652)|2164
ZİNET BÖLÜMÜ|Ressamların Zemmi; Resim Ve Örtülerin Keraheti|buharimüslimnesai|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Şu resimleri yapanlar var ya, -bir rivayette: "Şu resimlerin sahipleri var ya! Kıyamet günü azab olunacaklar. Onlara: "Şu yaptıklarmızı diriltin" denir." |Buhari, Libas 89, Tevhid 56; Müslim, Libas 103, (2018); Nesai, Zinet 114, (8, 215)|2165
ZİNET BÖLÜMÜ|Ressamların Zemmi; Resim Ve Örtülerin Keraheti|buharimüslimmuvattanesaiibnu mace|Aişe|Resulullah (sav) bir seferden dönmüştü. (O yokken) ben, yüklüğün önüne, üzerinde resimler bulunan bir bez çekmiştim. Resulullah perdeyi görünce, çekip attı, (öfkeden) yüzü de renklenmişti. "Ey Aişe!" buyurdular, "bil ki, Kıyamet günü insanların en çok azab görecek olanı Allah'ın yarattıklarını taklid edenlerdir." Hz. Aişe rivayetine devamla dedi ki: "Biz o bezi kestik bir veya iki minder yaptık." |Buhari, Libas 91, 95; Müslim, Libas 87, (2105); Muvatta, İsti'zan 8, (2, 966, 967); Nesai, Zinet 112,113, (8, 213); İbnu Mace, Libas 45, (3653)|2166
ZİNET BÖLÜMÜ|Ressamların Zemmi; Resim Ve Örtülerin Keraheti|buharimüslimnesai|İbnu Abbas|Anlattığına göre kendisine bir adam gelip: "Ben ressamım, şu resimleri yaptım. Bana bu hususta fetva ver!" dedi. İbnu Abbas adama: "Bana yaklaş!" emretti, adam yaklaşınca: "Bana daha da yaklaş!" dedi. Adam yaklaştı, İbnu Abbas elini başının üzerine koydu ve: "Ben Resulullah (sav)'ı dinledim. Şöyle diyordu: "Bütün tasvirciler ateştedir. Allah ressamın yaptığı her bir resim için bir nefis koyar ve bu ona cehennemde azab verir." İbnu Abbas devamla adama dedi ki: "İlla da resim yapacaksan ağaç yap, canı olmayan şeyin resmini yap." |Buhari, Büyu 104; Müslim, Libas 99, (2110); Nesai, Zinet 1l2, (8,212,214)|2167
ZİNET BÖLÜMÜ|Ressamların Zemmi; Resim Ve Örtülerin Keraheti|buharitirmizinesai|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim resim yaparsa, Allah onu Kıyamet günü, yaptığı resim sebebiyle, onlara ruh üfleyinceye kadar azab eder. Hiçbir zaman da ruh üfleyici değildir." |Buhari, Ta'bir 46; Tirmizi, Libas 19, (1751); Nesai, Zinet 114, (8, 215)|2168
ZİNET BÖLÜMÜ|Ressamların Zemmi; Resim Ve Örtülerin Keraheti|buharimüslimebu davudtirmizinesaiibnu mace|Ebu Talha el-Ensari|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Melekler, içerisinde köpek ve timsaller bulunan eve girmezler." |Buhari, Libas 92, 88, Bed'ül-Halk 6,14, Megazi 11; Müslim, Libas 102, (2606); Ebu Davud, Libas 48, (4155); Tirmizi, Edeb 44, (2805); Nesai, Zinet 112, (8, 212, 213); İbnu Mace, Libas 44, (3649)|2169
ZİNET BÖLÜMÜ|Ressamların Zemmi; Resim Ve Örtülerin Keraheti|ebu davudibnu mace|Sefine|Hz. Ali (ra), Resulullah (sav)'ı hazırladığı bir yemeğe davet etti. Efendimiz gelip, içeri girmek üzere elini kapının kirişleri üzerine koyunca, evin bir köşesine gerilmiş bir kıram görmüştü ki hemen geri döndü. (Resulullah'a geri dönüşünün) sebebi sorulunca: "Bir peygambere tezyin edilip süslenmiş bir eve girmek uygun olmaz" cevabını verdi. |Ebu Davud, Et'ime 8, (3756); İbnu Mace, Et'ime 56, (3360)|2170
ZİNET BÖLÜMÜ|Ressamların Zemmi; Resim Ve Örtülerin Keraheti|müslimebu davudtirmizinesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bana Cibril (as) geldi ve: "Dün sana gelmiştim (ama yanına girmedim)." Girmeyişimin sebebi de üzerinde timsaller bulunan perde bezi idi. Orada bir de köpek vardı, kapının üzerinde de insan resimleri bulunuyordu. Timsallerin başlarının koparılmasını emret ki ağaç şekline dönsun. Örtüden ayak altına atılacak iki minder yapılmasını, köpeğin de dışarı çıkarılmasını söyle!" Bu söylenenler yapıldı." (Bu rivayet Ebu Davud ve Tirmizi'nin metnine mutabıktır) |Müslim, Libas 102 (2112); Ebu Davud, Libas 48, (4158); Tirmizi, Edeb 44, (2807); Nesai, Zinet 113, (8, 216)|2171
ZİNET BÖLÜMÜ|Ressamların Zemmi; Resim Ve Örtülerin Keraheti|ebu davudnesai|Ali|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İçerisinde resim, cünüb ve köpek bulunan eve (rahmet) melekleri girmez." |Ebu Davud, Taharet 90, (227), Libas 48, (4152); Nesai, Taharet 168, (1, 141), Sayd 11, (7,185)|2172
ZİNET BÖLÜMÜ|Ressamların Zemmi; Resim Ve Örtülerin Keraheti|buhari|İbnu Abbas|Resulullah (sav) (Mekke'nin Fethi günü), Beytullah'ta tasvirler görünce, içeri girmedi, önce onların imhasını emretti ve imha edildiler. İçeride Hz. İbrahim ve Hz. İsmail (as)'in ellerinde kumar okları bulunur vaziyetteki suretlerini görmüştü. Şöyle buyurdu: "Allah canlarını alsın. Vallahi onlar asla oklarla kısmet aramadılar." |Buhari, Enbiya 8, Hacc 54, Megazi 48|2173
SEHAVET VE KEREM BÖLÜMÜ|Sehavet Ve Kerem|tirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Şekavet sahibi Allah'a yakındır, insanlara yakındır, cennete yakındır, cehennemden uzaktır. Cimri ise Allah'tan uzaktır, insanlardan uzaktır, cennetten uzaktır, cehenneme yakındır. Cahil şekavet sahibini Allah, cimri ibadet düşkününden daha çok sever." |Tirmizi, Birr 40, (1962)|2174
SEHAVET VE KEREM BÖLÜMÜ|Sehavet Ve Kerem|buharimüslimtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) bir hadis-i kudside, Allah Teala hazretlerinin şöyle söylediğini haber verdi: "Sen infak et, ben de sana infak edeyim." Efendimiz devamla dedi ki: "Allah'ın eli (yedullah) doludur. Gece ve gündüz (boyu yapılan) arkası kesilmez infaklar onu azaltmaz. Arz ve semavatın yaratılaşından beri Allah'ın infak ettiklerini düşünün! Bunlar, O'nun elindekinden hiçbir şey eksiltmemiştir. O'nun Arş'ı suyun üzerindeydi. Elinde mizan da var, alçaltır, yükseltir." |Buhari, Tevhid 22,35, Tefsir, Hud 2, Nafakat 1; Müslim, Zekat 37, (993); Tirmizi, Tefsir, (3048)|2175
SEHAVET VE KEREM BÖLÜMÜ|Sehavet Ve Kerem|tirmizi|Enes|Resulullah (sav) yarın için hiçbir şey biriktirmezdi. |Tirmizi, Zühd 38, (2363)|2176
SEHAVET VE KEREM BÖLÜMÜ|Sehavet Ve Kerem|buhari|Cübeyr İbnu Mut'im|Resulullah (sav) Huneyn dönüşü yol alırken bedeviler ısrarla (ganimetin taksimini) taleb ediyorlardı. Öyle ki bir ara, Resulullah (sav)'ı bir semure ağacına doğru sıkıştırdılar ve ridasını kaptılar. Bunun üzerine durup şunu söyledi: "Ridamı verin, şu taşlar sayısınca koyun olsa, ben yine de onu aranızda taksim ederdim. Ve sonra görürdünüz ki, ben ne cimriyim, ne yalancıyım, ne de korkağım." |Buhari, Cihad 24, Humus 19|2177
SEHAVET VE KEREM BÖLÜMÜ|Sehavet Ve Kerem|buharinesai|Ukbe İbnu'l-Haris|Resulullah (sav) bize ikindi namazı kıldırmış idi. (Selam verince) acele ile cemaati yarıp evine girdi. Halk onun bu telaşesinde hayrete düşmüştü. Ancak geri dönmesi gecikmedi. Gelince, (halkın merakını yüzlerinden anlayan Hz. Peygamber şu açıklamayı yaptı): "Yanımda kalan birkısım altın vardı (namazda) onu hatırladım. Beni alıkoyacağından korktum ve hemen gidip dağıttım." |Buhari, Ezan 155, Amel fi's-Salat 18, Zekat 20, İsti'zan 36; Nesai, 104 (3, 84)|2178
SEHAVET VE KEREM BÖLÜMÜ|Sehavet Ve Kerem|buharimüslim|Enes|Muhacirler Medine'ye geldikleri vakit ellerinde hiçbir şey yoktu. Ensar ise arazi ve akar sahibi kimselerdi. Her yıl mallarını, ürünlerinin yarısını onlara vermek, bunlar da çalışma ve bakım işlerini üzerlerine almak şartıyla anlaştılar. Enes'in annesi kendine ait olan bir hurmalığı Resulullah (sav)' verdi. Resulullah (sav) Hayberlilerle savaşıp orayı fethettikten sonra muhacirler, bağlarını ensar'a iade ettiler. Resulullah (sav) da zikri geçen hurmalığı Enes'in annesine iade etti. |Buhari, Hibe 35; Müslim, Cihad 70, (1771)|2179
SEFER (YOLCULUK) VE ADABI BÖLÜMÜ|Yola (Sefere) Çıkış Günü|ebu davudbuhari|Kab İbnu Malik|Resulullah (sav) hep perşembe günleri yola çıkardı. Perşembe dışında yola çıktığı nadirdi. |Ebu Davud, Cihad 84, (2605); Buhari, Cihad 103|2180
SEFER (YOLCULUK) VE ADABI BÖLÜMÜ|Yola (Sefere) Çıkış Günü|ebu davudtirmizi|Sahr İbnu Vedda el-Gamidi|Resulullah (sav) şöyle dua ederdi: "Allah'ım, ümmetime erkenciliği mübarek kıl." Nitekim, Aleyhissalatu Vesselam Efendimiz bir seriyye veya bir ordu göndereceği zaman, onu günün erken saatinde yola çıkarırdı. (Sahr tüccardı, o da ticarete günün ilk saatinde çıkardı. Böylece zengin oldu ve malı arttı.) |Ebu Davud, Cihad 85 (2606); Tirmizi, Büyu 6, (1212)|2181
SEFER (YOLCULUK) VE ADABI BÖLÜMÜ|Yol Arkadaşı|buharitirmizi|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İnsanlar yalnızlıktaki (mahzuru) benim kadar bilselerdi, hiçbir atlı tek başına bir gececik olsun yol yapmazdi." |Buhari, Cihad 135; Tirmizi, Cihad 4, (1673)|2182
SEFER (YOLCULUK) VE ADABI BÖLÜMÜ|Yol Arkadaşı|muvatta|Said İbnu'l- Müseyyeb|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Şeytan tek başına olanla, iki kişi beraber olana sıkıntı verir.Eğer üç kişi olurlarsa onlara sıkıntı veremez." |Muvatta, İsti'zan 36, (2, 978)|2183
SEFER (YOLCULUK) VE ADABI BÖLÜMÜ|Yol Arkadaşı|muvattaebu davudtirmizi|Amr İbnu Şuayb (an ebihi an ceddihi)|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir atlı bir şeytandır, iki atlı iki şeytandır, üç atlı bir gruptur." |Muvatta, İsti'zan 25, (2, 978); Ebu Davud, Cihad 86, (2607); Tirmizi, Cihad 4, (1674)|2184
SEFER (YOLCULUK) VE ADABI BÖLÜMÜ|Yol Arkadaşı|ebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir sefere üç kişi beraber çıkınca birini emir (başkan) yapsınlar." |Ebu Davud, Cihad 87, (2609)|2185
SEFER (YOLCULUK) VE ADABI BÖLÜMÜ|Yürüme Ve Konaklama|müslimtirmiziebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Münbit yerde sefer yaptığınız zaman, deveye arzdaki hissesini verin. Çorak yerde sefer yaptığınız zaman da orada yürümeyi hızlandırın ilikleri kurumasın. Mola verdiğiniz zaman yoldan sakının çünkü orası geceleyin haşeratın sığınağıdır." (Ebu Davud'da "hissesini verin" dendikten sonra "mutad mola yerlerini (konaklamadan yürüyüp) geçmeyin" ibaresini ilave etmiştir.) |Müslim, İmaret 178, (1926); Tirmizi, Edeb 75, (2862); Ebu Davud, Cihad 63, (2529)|2186
SEFER (YOLCULUK) VE ADABI BÖLÜMÜ|Yürüme Ve Konaklama|muvatta|Halid İbnu Ma'dan|[Merfu olarak (yani Hz. Peygamber (sav)'in sözü olarak)- rivayet ediyor:] Resulullah buyurdular ki: "Allah refikdir, (yumuşaklık, kolaylık, müsamaha sahibi). Bu sebeple rıfkı sever, rıfk sebebiyle razı olur, rıfk (sahibin)'a mahsus bir yardımı vardır ki, şiddet sahipleri bu yardımı göremez. Öyleyse bu, dili olmayan hayvanlara bindiğiniz zaman bunlara konaklama yerlerinde mola verin. Eğer geçtiğiniz arazi çoraksa, oradan hayvanın iliğini kurutmadan çıkın. Gece yürüyüşünü tercih edin. Zira geceleyin arz, gündüzleyin dürülmeyecek şekilde dürülür. Yol üzerine (geceleyin) konaklamaktan kaçının. Çünkü o, hayvanların yolu, yılanların sığınağıdır." |Muvatta, İsti'zan 38, (2, 979)|2187
SEFER (YOLCULUK) VE ADABI BÖLÜMÜ|Yürüme Ve Konaklama|müslim|Ebu Katade|Resulullah (sav) yolculuk sırasında geceleri uyumak üzere konaklayınca sağı üzerine yatardı. Sabah vaktine yakın konaklamış ise, (yastık yerine) kolunu diker, başını avucunun içine koyardı. |Müslim, Mesacid 313, (683)|2188
SEFER (YOLCULUK) VE ADABI BÖLÜMÜ|Yürüme Ve Konaklama|ebu davud|Ebu Salebe el-Huşeni|Resulullah (sav) sefer sırasında konaklayınca yanında bulunan halk vadilere ve dağ geçitlerine dağılırdı. Bunun üzerine Resulullah (sav): "Vadilere ve geçitlere dagılmanız şeytan işidir" diye ikaz etti. Bundan sonra herhangi bir yere inilince birbirlerine yakın şekilde yerleşirlerdi. Öyle ki, "Üzerlerine bir yaygı atılsa hepsini örter" denirdi. |Ebu Davud, Cihad 97, (2628)|2189
SEFER (YOLCULUK) VE ADABI BÖLÜMÜ|Yürüme Ve Konaklama|ebu davud|Sehl İbnu Muaz el-Cüheni|Sehl İbnu Muaz el-Cüheni, babası (Sehl)'den naklen anlatıyor: "Resulullah (sav) bir gazve sırasında bir yerde konaklamıştı. Askerler konakladıkları yerleri birbirine pek yakın tutarak darlığa sebep oldular ve yolu da kestiler. Bunun üzerine bir dellal çıkararak halka şunu ilan ettirdi: "Konak yerini daraltıp yolu kesenin cihadı yoktur." |Ebu Davud, Cihad 97, (2629, 2630)|2190
SEFER (YOLCULUK) VE ADABI BÖLÜMÜ|Seferde Arkadaşa Yardım|müslimebu davud|Ebu Said|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kimin yanında fazla hayvan varsa, onu hayvanı olmayana versin. Kimin de fazla azığı varsa onu azığı olmayana versin." Resulullah, bazı mal çeşitlerini bu suretle saymaya devam etti. Öyle ki, bizden hiç kimsenin (yol sırasında) herhangi bir fazlalıkta hakkı olmadığı düşüncesine vardık. |Müslim, Lukata 18, (1728); Ebu Davud, Zekat 32, (1663)|2191
SEFER (YOLCULUK) VE ADABI BÖLÜMÜ|Seferde Arkadaşa Yardım||Cabir|Resulullah (sav) gazveye çıkmak arzu etti ve: ""Ey Muhacir ve Ensar topluluğu! Kardeşlerinizden öyleleri var ki ne malları var ne de aşiretleri. Herbiriniz, iki veya üç kişiyi yanına alsın" dedi. (Hz. Cabir devamla der ki): "Bu tamim üzerine ben iki veya üç kişiyi yanıma aldım. (Yol boyu) devemde, diğerlerinin sırası gibi benim de bir (binme) sıram vardı." ||2192
SEFER (YOLCULUK) VE ADABI BÖLÜMÜ|Seferde Arkadaşa Yardım|ebu davud|Cabir|Resulullah (sav) yürüme sırasında geride kalır, (kafileye kavuşturmak için) zayıf hayvanı sürer, üzerindekini terkisine alır ve onlara dua ederdi. |Ebu Davud, Cihad 103, (2639)|2193
SEFER (YOLCULUK) VE ADABI BÖLÜMÜ|Kadının Yolculuğu|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah'a ve ahiret gününe inanan bir kadına, bir gece ve gündüz devam edecek bir mesafeye, yanında bir mahremi olmadıkça gitmesi helal değildir." |Buhari, Taksiru's- Salat 4; Müslim, Hacc 419, 422, (1339); Muvatta, İsti'zan 37, (2, 979); Ebu Davud, Menasik 2, (1723-1725); Tirmizi, Rada 15, (1170)|2194
SEFER (YOLCULUK) VE ADABI BÖLÜMÜ|Kadının Yolculuğu|buharimüslim|İbnu Abbas|Resulullah (sav) şöyle buyurdular: "Bir erkek, yanında mahremi bulunmayan (yabancı) bir kadınla yalnız kalmasın!" Bunun üzerine bir adam kalkarak: "Ey Allah'ın Resulü, kadınım hacc için yola çıktı, ben ise falan falan gazvelere yazıldım!" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Öyleyse git hanımına yetiş, onunla hacc yap!" diye emretti." |Buhari, Cezau's-Sayd 26, Cihad 140, 181, Nikah 111; Müslim, Hacc 424, (1341)|2195
SEFER (YOLCULUK) VE ADABI BÖLÜMÜ|Yolcunun Yanında Bulunması Mekruh Olan Şeyler|müslimebu davudtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Melekler, içinde köpek ve çan bulunan kafileye arkadaşlık etmezler." (Bir diğer rivayette şöyle denmiştir: "Çan şeytanın mizmarları (çalgılarıdır)." Ebu Davud'un bir diğer rivayetinde: "Melekler, içerisinde kaplan derisi bulunan kafileye refakat etmez" buyurmuştur.) |Müslim, Libas 103, (2113, 2114); Ebu Davud, Cihad (2555, 2556); Tirmizi, Cihad 25, (1703)|2196
SEFER (YOLCULUK) VE ADABI BÖLÜMÜ|Seferden Dönüş|buharimüslimmuvatta|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: Yolculuk azabtan bir parçadır, herbirinizin yiyeceğine, içeceğine, uykusuna mani olur. Öyleyse işini bitiren, ailesine dönmede acele etsin." |Buhari, Umre 19, Cihad 136, Et'ime 30; Müslim, İmaret 179, (1927); Muvatta, İsti'zan 39, (2, 980)|2197
SEFER (YOLCULUK) VE ADABI BÖLÜMÜ|Seferden Dönüş|buharimüslimebu davudtirmizi|Cabir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Seferden dönünce ailene gece vakti gelme, ta ki kocasını bekleyen kadıncağız usturasını kullansın, dağınık saçlarını tarasın. Sana keys gerekir." |Buhari, Nikah 120, Umre 16; Müslim, İmaret 183-184, (715); Ebu Davud, Cihad 175, (2776, 2777, 2778); Tirmizi, Rada 17, (1172), İsti'zan 19, (2713)|2198
SEFER (YOLCULUK) VE ADABI BÖLÜMÜ|Seferden Dönüş|||Bir diğer rivayette şöyle gelmiştir: "Resulullah (sav) onları (yolculuktan dönenleri), kadınları ihanet zannı altında tutmuş ve açıklarını aramış olmamaları için, evlerinin kapılarını geceleyin çalmaktan nehyetti." ||2199
SEFER (YOLCULUK) VE ADABI BÖLÜMÜ|Seferden Dönüş|tirmizi||Bir diğer rivayette şöyle gelmiştir: "[Resulullah (sav):] "Kocası gurbette olan (yabancı) kadınların yanına girmeyin, Zira şeytan, herbirinizin içinde, vücudunuzda kanın dolaştığı gibi, (kendisini hissettirmeden) dolaşır" buyurdu. Biz atılıp sorduk: "Sende de dolaşır mı?" "Bende de (dolaşır), ancak Allah bana yardım etti de (şeytanım) müslüman oldu." |Tirmizi, Rada 17, (1172)|2200
SEFER (YOLCULUK) VE ADABI BÖLÜMÜ|Seferden Dönüş|buharimüslimebu davudtirmizi|Cabir|Bir diğer rivayette şöyle gelmiştir: "Resulullah (sav), bir gazveden -veya bir seferden- döndüğü vakit Medine'ye gece ulaşacak olsa girmez, sabahı beklerdi. Sabahtan önce ulaşacak olsa yine girmez, sabah vaktini beklerdi. Derdi ki: "Biraz mühlet tanıyın da kokusunu sürünmemiş olan taransın, kocası gurbette olan usturasını kullansın." |Buhari, Nikah 120, Umre 16; Müslim, İmaret 183-184, (715); Ebu Davud, Cihad 175, (2776, 2777, 2778); Tirmizi, Rada 17, (1172), İsti'zan 19, (2713)|2201
SEFER (YOLCULUK) VE ADABI BÖLÜMÜ|Seferden Dönüş|tirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sav) onları kadınların yanına geceleyin gelmeyi yasakladığı zaman, iki kişi (bu yasağı dinlemeyip), geceleyin evlerine geldi. Her ikisi de evinde hanımının yanmda bir yabancı erkek buldu. |Tirmizi, İsti'zan 19, (2713)|2202
SEFER (YOLCULUK) VE ADABI BÖLÜMÜ|Deniz Yolculuğu|ebu davud|Abdullah İbnu Amr İbni'l-As|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Hacc veya umre veya Allah yolunda cihad maksadları dışında gemiye binme. Zira denizin altında ateş, ateşin altında da deniz vardır." |Ebu Davud, Cihad 9, (2489)|2203
SEFER (YOLCULUK) VE ADABI BÖLÜMÜ|Deniz Yolculuğu|rezin|Mater el-Varrak el-Basri|"Denizde ticaret yapmada bir beis yok. Kur'an-ı Kerim'de Cenab-ı Hak ancak hakkı zikreder" sonra da şu ayeti okudu: "Allah'ın lütfuyla rızık aramanız için gemilerin onu yararak gittiğini görürsün..." (Fatır 12). [Rezin ilavesidir. Buhari, bunu bab başlığında kaydetmiştir (Büyu, 8)] |Rezin|2204
SEFER (YOLCULUK) VE ADABI BÖLÜMÜ|Yolcuyu Karşılama|buharitirmiziebu davud|Saib İbnu Yezid|Tebük Gazvesi dönüşünde, biz çocuklarla birlikte, Resulullah (sav)'ı karşılamak üzere Seniyyetül Veda'ya gittik. |Buhari, Cihad 196, Megazi 82; Tirmizi, 38, (1718); Ebu Davud, Cihad 176, (2779)|2205
SEFER (YOLCULUK) VE ADABI BÖLÜMÜ|Yolcuyu Karşılama|tirmizi|Aişe|Resulullah (sav) odamda iken Zeyd İbnu Harise geldi ve kapıyı vurdu. Resulullah (sav) üryan vaziyette üzerindeki örtüsünü sürüyerek kalktı. Allah'a yemin olsun, O'nu, daha önce üryan olarak hiç görmemiştim, sonra da görmedim. Zeyd'i kucakladı ve öptü. |Tirmizi, İsti'zan 32, (2733)|2206
SEFER (YOLCULUK) VE ADABI BÖLÜMÜ|Yolcuyu Karşılama|ebu davud|Şa'bi|Resulullah (sav), Cafer İbnu Ebi Talib'i karşıladı, kucakladı ve gözlerinin arasından öptü. |Ebu Davud, Edeb 157, (5220)|2207
SEFER (YOLCULUK) VE ADABI BÖLÜMÜ|Kudüm (Seferden Dönüş) Namazı|ebu davud|İbnu Ömer ve Ka'b İbnu Malik|Resulullah (sav) bir seferden dönünce önce mescide uğrardı. Orada iki rekat namaz kılar, ondan sonra evine dönerdi." Nafi': "İbnu Ömer de öyle yapardı" demiştir. |Ebu Davud, Cihad 178, (2781,2782)|2208
MÜSABAKA VE ATICILIK BÖLÜMÜ|Müsabaka Ve Atıcılıkla İlgili Hükümler|ebu davudtirmizinesai|Ebü Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Şu üç şeyde armağan vardır: Deve yarışı veya at yarışı veya ok yarışı." |Ebu Davud, Cihad 67, (2574); Tirmizi, Cihad 22, (1700); Nesai, Hayl 14, (6, 226, 227)|2209
MÜSABAKA VE ATICILIK BÖLÜMÜ|Müsabaka Ve Atıcılıkla İlgili Hükümler|ebu davud|İbnu Ömer|Resulullah (sav) atı antremana tabi tutar, (sonra da) onunla yarışa katılırdı. |Ebu Davud, Cihad 67, (2577)|2210
MÜSABAKA VE ATICILIK BÖLÜMÜ|Müsabaka Ve Atıcılıkla İlgili Hükümler|ebu davud|İbnu Ömer|Resulullah (sav) atlar arasında yarışma yaptırdı. Hedefte, beş yaşına basanları tafdil etti. |Ebu Davud, Cihad 67, (2576)|2211
MÜSABAKA VE ATICILIK BÖLÜMÜ|Müsabaka Ve Atıcılıkla İlgili Hükümler|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|İbnu Ömer|Resullullah (sav), antrenmanlı atı el-Hafya'dan Seniyyetul-Veda'ya kadar koşturdu. Antrenmanlı olmayanı da Seniyyetü'l-Veda'dan Bern Zürayk Mescidi'ne kadar koşturdu. |Buhari, Salat 41, Cihad 56, 57, 58, İ'tisam 16; Müslim, İmaret 95, (1870); Muvatta, Cihad 45, (2, 467, 468); Ebu Davud, Cihad 67, (2575); Tirmizi, Cihad 22, (1699); Nesai, Hayl 13, (6, 226)|2212
MÜSABAKA VE ATICILIK BÖLÜMÜ|Müsabaka Ve Atıcılıkla İlgili Hükümler|ebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim, iki at arasına, geçeceğinden emin olunmayan bir üçüncü at dahil ederse, bu kumar olmaz. Kim de geçeceğinden emin olunan atı dahil ederse bu kumar olur." |Ebu Davud, Cihad 69, (2579)|2213
MÜSABAKA VE ATICILIK BÖLÜMÜ|Müsabaka Ve Atıcılıkla İlgili Hükümler|buhariebu davudnesai|Enes|Resulullah (sav)'ın Adba adında bir devesi vardı. Bu bütün yarışları kazanırdı. Bir gün binek devesi üzerinde bir bedevi geldi ve yarışta Adba'yı geçti. Bu durum Ashab'ın ağrına gitti. Resulullah (sav), üzüntülerini yüzlerinden okuyunca şu açıklamayı yaptı: "Yeryüzünde, yükselttiği herşeyi arkadan alçaltmak Allah üzerine bir haktır." |Buhari, Cihad 59, Rikak 38; Ebu Davud, Edeb 9, (4802); Nesai, Hayl 14, (6,227)|2214
MÜSABAKA VE ATICILIK BÖLÜMÜ|Müsabaka Ve Atıcılıkla İlgili Hükümler|müslim|Fukaym el'Lahmi|Ukbe İbnu Amir (ra)'e dedim ki: "Sen yaşlanmış bir ihtiyar olduğun halde bu iki hedef arasında gidip geliyorsun, artık bu sana meşakkat veriyor olmalı." Bana şu cevabı verdi: "Eğer Resulullah (sav)'dan işittiğim bir söz olmasaydı kendimi bu sıkıntıya atmazdım. Efendimizin şöyle söylediğini işittim: "Kim atıcılık öğrenir ve sonra bırakırsa o bizden değildir - veya: asi olmuştur.-" |Müslim, İmaret 169, (1919)|2215
MÜSABAKA VE ATICILIK BÖLÜMÜ|Müsabaka Ve Atıcılıkla İlgili Hükümler|ebu davudtirmizinesai|Ukbe İbnu Amir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah tek bir ok sebebiyle üç kişiyi cennete koyar: 1-Onu yapan; yeter ki bunu hayır maksadıyla yapsın. 2-Atan. 3-Atana ulaştıran." |Ebu Davud, Cihad 24, (2513); Tirmizi, Fedailu'l-Cihad 11, (1637); Nesai, Cihad 26, (6, 28), Hayl 8, (6, 222, 223)|2216
MÜSABAKA VE ATICILIK BÖLÜMÜ|Müsabaka Ve Atıcılıkla İlgili Hükümler|ebu davud||Bir rivayette ise şöyle buyurulmuştur: "Allah tek bir ok sebebiyle üç kişiyi cennete koyar: Yapan, yeterki hayır maksadıyla yapsın, atan) ve oku atana veren (münebbil). Atın, binin. Sizin (ok) atmanızı, ben binmenizde daha çok seviyorum. Her eğlence batıldır. Eğlenceleriniz içinde sadece şu üç şey (mubahtır), övgüye değer: Kişinin atını te'dib etmesi, hanımıyla mulatafede bulunması, yayla ok atıp, atılan okları toplaması. Bunlar Hakk'tandır. Kim öğrendikten sonra atışı, nefretle terkederse bilsin ki, bir nimeti terketmiştir -veya şöyle dedi-: "Bu nimete karşı nankörlük etmiştir." |Ebu Davud, Cihad 24, (2513)|2217
MÜSABAKA VE ATICILIK BÖLÜMÜ|Müsabaka Ve Atıcılıkla İlgili Hükümler|buhari|Seleme İbnu'l-Ekva'|Resulullah (sav) çarşıda ok yarışı yapan Beni Eslem'den bir grupla karşılaşmıştı. Onlara: "Ey İsmailoğulları, atın, zira atalarınız atıcı idiler. Atın, ben falan kabileyi tutuyorum" dedi. Bu söz üzerine bir grup atıştan vazgeçti. Efendimiz: "Ne oldu, niye atmıyorsunuz?" diye sordu. Şöyle cevap verdiler: "Nasıl atalım, siz öbür tarafı tutuyorsunuz!" Bunun üzerine: "Atın!" dedi, "ben hepinizi, her iki tarafı da tutuyorum." |Buhari, Cihad 78, Enbiya 12, Menakıb 4|2218
MÜSABAKA VE ATICILIK BÖLÜMÜ|Atın Vasıfları|ebu davudnesai|Ebu Vehb el-Cüşemi|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Size alnı sakar, ayakları sekili kahverengi atı veya alnı sakar ayakları sekili kızıl atı veya alnı sakar, ayakları sekili siyah atı tavsiye ederim." Ebu Vehb'e: "Kızılın tafdil edilişinin sebebi nedir?" diye soruldu. Şu cevabı verdi: "Çünkü, Hz. Peygamber (sav) bir seriyye göndermişti. Zafer haberini ilk getiren kızıl atın sahibi idi." (Nesai'de şu ziyade vardır: "(Allah yolunda) at besleyin, alınlarından ve arkalarından okşayın. Boyunlarına takı bağlayın fakat kiriş bağlamayın.") |Ebu Davud, Cihad 44, (2544); Nesai, Hayl 3, (6, 218, 219)|2219
MÜSABAKA VE ATICILIK BÖLÜMÜ|Atın Vasıfları|tirmiziibnu mace|Ebu Katade|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Atların en hayırlısı alnında küçük bir sakar, üst dudağında beyaz beneği olan siyahtır. Bunun üç ayağı sekili. Ön sağ ayağı sekisiz siyah takip eder. Eğer siyah değilse alacası, böyle olan kahverengi hayırlıdır." |Tirmizi, Cihad 20, (1696, 1697); İbnu Mace, Cihad 14, (2789)|2220
MÜSABAKA VE ATICILIK BÖLÜMÜ|Atın Vasıfları|ebu davudtirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sav): "Atın bereketi kızıllığındadır." buyurdu. |Ebu Davud, Cihad 44, (2545); Tirmizi, Cihad 20, (2454)|2221
MÜSABAKA VE ATICILIK BÖLÜMÜ|Atın Vasıfları|müslimebu davudtirmizinesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) şikal attan hoşlanmazdı. Bu, atın ön sağ ve arka sol ayağında veya ön sol, arka sağ ayağında (çaprazlama) seki bulunmasıdır. Ancak şikal için şöyle diyen de olmuştur: "Atın üç ayağının sekili, birinin sekisiz olmasıdır veya üçünün sekisiz, birinin sekili olmasıdır, şikal sadece arka ayakta olur. Şu da söylenmiştir: "Şikal, beyazlı alaca ihtilafının çaprazlama olmasıdır." |Müslim, İmaret 102, (1875); Ebu Davud, Cihad 46, (2547); Tirmizi, Cihad 21, (1698); Nesai, Hayl 4, (6. 219)|2222
MÜSABAKA VE ATICILIK BÖLÜMÜ|Atın Vasıfları|buharimüslimtirmizinesai|Urve İbnu'l-Ca'd|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Atın alnına hayır bağlanmıştır: "(Bu hayır), sevap ve ganimettir. Bu hal kıyamete kadar bakidir." |Buhari, Cihad, 43, 44, Humus 8; Müslim, İmaret 98, (1873); Tirmizi, Cihad 19, (1694); Nesai, Hayl 7, (6, 222)|2223
MÜSABAKA VE ATICILIK BÖLÜMÜ|Atın Vasıfları|ebu davud|Utbe İbnu Abdillah es-Sülemi|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Atın alnındaki tüyleri kesmeyin (boynunun üstündeki) yeleleri de kesmeyin, kuyruğundaki tüyleri de. Çünkü kuyruğu sinekleri vs. kovalar, yeleleri onu ısıtan elbisesidir, alnı ise orada hayır bağlıdır." |Ebu Davud, Cihad 43, (2542)|2224
MÜSABAKA VE ATICILIK BÖLÜMÜ|Atın Vasıfları|müslimnesai|Cerir|Resulullah (sav)'ı atın alnındaki tüyleri parmaklarıyla bükerken gördüm. Büküyor ve şöyle diyordu: "Atın alnına Kıyamet gününe kadar hayır bağlanmıştır. Bu hayır sevap ve ganimettir." |Müslim, İmaret 97, (1872); Nesai, Hayl 7, (6, 221)|2225
MÜSABAKA VE ATICILIK BÖLÜMÜ|Atın Vasıfları|muvatta|Yahya İbnu Said|Resulullah (sav)'ın ridası ile atının alnını okşadığı görüldü. Bunun sebebi sorulunca şu cevabı verdi: "Ben bu gece at mevzuunda azarlandım." |Muvatta, Cihad 47, (2,468)|2226
MÜSABAKA VE ATICILIK BÖLÜMÜ|Atın Vasıfları|nesai|Ebu Zerr|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Hiçbir Arabi at yoktur ki, her seher vaktinde şu kelimelerle dua etmesine izin verilmesin: "Ya Rabbi, Beni insanoğlundan diledigine temlik ettin, beni onun malı kıldın. Öyleyse beni, ona onun en sevgili malı, en sevgili ehli kıl" veya "Beni ona, onun en sevgili malından ve ehlinden biri kıl." |Nesai, Hayl 9, (6,223)|2227
MÜSABAKA VE ATICILIK BÖLÜMÜ|Atın Vasıfları|ebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) dişi ata feres derdi. |Ebu Davud, Cihad 45, (2546)|2228
MÜSABAKA VE ATICILIK BÖLÜMÜ|Atın Vasıfları|buhari|Sehl İbnu Sa'd|Resulullah (sav)'ın bizim bahçemizde bir atı vardır, adı el-Lahif idi. |Buhari, Cihad 46|2229
MÜSABAKA VE ATICILIK BÖLÜMÜ|Atın Vasıfları|ebu davudnesai|Ali|Resulullah (sav)'a bir katır hediye edilmişti, ona bindi. Ben kendisine: "Eşekleri atlara aşırtsak da bunun gibi katırlar elde etsek olmaz mı?" dedim. Şöyle cevap verdi: "Bunu (şeriatın bu meseledeki hükmünü) bilmeyenler yapar." |Ebu Davud, Cihad 59, (2565); Nesai, Hayl 10, (6, 224)|2230
SUAL BÖLÜMÜ|Sual Hakkında|buharimüslimtirmizinesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ben sizi terkettikçe siz de beni bırakınız. Zira, sizden öncekileri, suallerinin çokluğu ve peygamberleri üzerindeki ihtilafları helak etmiştir, öyle ise sizi birşeyden nehiy mi ettim (niçin, neden? diye sormaya kalkmadan) ondan kaçının. Bir şey emrettiğim zaman da onu elinizden geldiğince yapmaya çalışın, (soru sormayın)." |Buhari, İ'tisam 2; Müslim, Hacc 412, (1337); Tirmizi, İlm 17, (2681); Nesai, Hacc 1, (5, 110)|2231
SUAL BÖLÜMÜ|Sual Hakkında|buharimüslimebu davud|Sa'd İbnu Ebi Vakkas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Müslümanlar içinde, müslümanlara karşı en büyük cürüm işleyen kimse odur ki, haram kılınmamış olan bir şey hakkında soru sorar da bu suali sebebiyle o şey haram kılınıverir." |Buhari, İ'tisam 3; Müslim, Fedail 132, (2358); Ebu Davud, Sünnet 7, (4610)|2232
SUAL BÖLÜMÜ|Sual Hakkında|buharimüslimebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İnsanlar sizlere ilimden sormaya devam ederken şunu demeye kadar gelirler: "Anladık, Allah herşeyin yaratıcısıdır, pekiyi Allah'ın yaratıcısı kimdir?" (Ebu Hüreyre, bir adamın elini tutarak ilave etti: "Allah ve Resulü doğru söyledi. Bana bunu iki kişi sordu; bu, üçüncüsüdür.") |Buhari, Bed'ü-l-Halk 11; Müslim, İman 232, (135); Ebu Davud, Sünnet 19, (4721, 4722)|2233
SUAL BÖLÜMÜ|Sual Hakkında|ebu davud|Ebu Hüreyre|Ebu Davud'un diğer bir rivayetinde şöyle der: "Bunu söyledikleri zaman siz: "Allah birdir, Allah sameddir (ne bir yaratıcıya ne de bir başka şeye muhtaç değildir), doğurmadı, doğurulmadı da. O'nun bir dengi de yoktur" deyin, sonra solunuza üç kere tükürüp istiaze ile şeytandan Allah'a sığının." |Ebu Davud, Sünnet 19,4722)|2234
SUAL BÖLÜMÜ|Sual Hakkında|rezin|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İnsanların şerlileri, ulemaya (birşey öğrenmek için değil), onları yanıltmak için zararlı meselelerden soru soranlardır." [Rezin'in ilavesidir. Kaynağı bulunamamıştır.] |Rezin|2235
SUAL BÖLÜMÜ|Sual Hakkında|rezin|Ebu Sa'lebe el-Huşeni|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah bir kısım farzlar koymuştur, siz, bunları daraltmayın. Bir kısım da sınırlar (yasaklar) koydu. Bunlara tecavüz etmeyin. Bazı şeyleri de haram kıldı, onlara yaklaşmayın. Bazı şeyleri de (farz, sınır, haram diye tavsif etmeden mutlak) bırakmıştır. Bunları, unutarak bırakmış değildir, öyle ise onları (farz mı, haram mı... vs. diye didikleyip) araştırmayın." [Rezin ilavesidir. Bunu Darakutni, Sünen'inde Rada bahsinde (4, 184) tahric eder. ed-Dürrul Mensurda Suyuti, başka rivayetler de kaydeder (4, 279)] |Rezin|2236
SİHİR VE KEHANETLE İLGİLİ BÖLÜM|Sihir Ve Kehanet Hakkında|nesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim (sihir maksadıyla) bir düğüm vurur sonra da onu üflerse sihir yapmış olur. Kim sihir yaparsa sirke düşer. Kim birşey asarsa, o astığı şeye havale edilir." |Nesai, Tahrim 19, (7, 112)|2237
SİHİR VE KEHANETLE İLGİLİ BÖLÜM|Sihir Ve Kehanet Hakkında|müslim|Safiyye Bintu Ebi Ubeyd|Resulullah (sav)'ın zevce-i paklerinden naklen anlatıyor: "Resululah (sav) buyurdular ki: "Kim bir arrafa (kahine) gelir, birşeyler sorar ve söylediklerine de (inanıp) onu tasdik ederse, kırk gün namazı kabul edilmez." |Müslim, Selam 125, (2230)|2238
SİHİR VE KEHANETLE İLGİLİ BÖLÜM|Sihir Ve Kehanet Hakkında|buharimüslim|Aişe|Hz. Peygamber (sav)'e (yahudiler tarafından) sihir yapıldı, öyle ki, Resulullah (sav) yapmadığı bir şeyi yaptım vehmine düşüyordu. Bir gün benim yanımda iken Allah'a dua etti, sonra tekrar dua etti. Ve dedi ki: "Ey Aişe, hissettin mi, sorduğum hususta Allah bana fetva verdi?" "Hangi hususta Ey Allah'ın Resulü?" dedim. "İki kişi bana gelip, biri başucumda, diğeri de ayak tarafımda oturdu. Biri diğerine: "Bu zatın rahatsızlığı nedir?" dedi. öbürü: "Büyüdür!" dedi. Önceki tekrar sordu: "Kim büyüledi?" Diğeri: "Lebid İbnu'l'A'sam adındaki Beni Züreykli bir yahudi" diye cevap verdi. Öbürü: "Büyüyü neye yaptı?" dedi. Arkadaşı: "Bir tarakla saç döküntüsüne ve bir de erkek hurma tomurcuğunun içine" cevabını verdi. Diğeri: "Pekala, şimdi nerede?" diye sordu. Arkadaşı: "Zervan kuyusunda!" cevabını verdi." Bunun üzerine Resulullah (sav) Ashabından bir grupla birlikte (ra) kuyuya gitti, ona baktı, kuyunun üzerinde bir hurma vardı. Sonra benim yanıma dönüp: "Ey Aişe! Allah'a yemin olsun, kuyunun suyu sanki kına ıslatılmış gibi (bulanık) ve (o kuyu ile sulanan) hurma ağaçlarının başları da sanki Şeytanların başları gibiydi!" dedi. Ben: "Ey Allah'ın Resulü! Onu (kuyudan) çıkardın mı?" diye sordum. "Hayır!" dedi ve ilave etti: "Bana gelince, Allah bana afiyet lütfetti ve şifa verdi. Ben ondan halka bir şer gelmesine sebep olmaktan korktum!" Resulullah onun gömülmesini emretti ve yere gömüldü." |Buhari, Tıbb 47,49,50, Cizye 14, Edeb 56; Müslim, Selam 43, (2189)|2239
SİHİR VE KEHANETLE İLGİLİ BÖLÜM|Sihir Ve Kehanet Hakkında|nesai|Zeyd İbnu Erkam|Resulullah (sav)'a sihir yapıldı. Bu yüzden günlerce hasta düştü. Sonunda Cebrail aleyhisselam gelerek: "Seni yahudilerden bir adam sihirledi. Yaptığı sihir düğümünü falanca kuyuya attı" dedi. Resulullah (sav) Hz. Ali (ra)'yi (bu maksadla oraya) gönderdi. Ali (ra) düğümü oradan çıkarıp çözdü. (Sihir çözülünce) Aleyhissalatu vesselam, bağdan kurtulmuş gibi kendine geldi. Resulullah (sav) bunu, o yahudiye zikretmedi ve onun yüzünü de hiç görmedi." |Nesai, Tahrim 20, (7,112-113)|2240
İÇECEKLER BÖLÜMÜ|Ayakta İçmenin Hükmü|buharimüslimtirmizinesai|İbnu Abbas|Resulullah (sav)'a, zemzemden sundum, ayakta olduğu halde içti. (Bir rivayette: "Resulullah Beytullah'ın yanında iken su istedi, ben ona bir kova getirdim" denmiştir. Bir diğer rivayette şu ziyade gelmiştir: "İkrime o gün (Resulullah'ın) deve üzerinde olduğu hususunda yemin etti.") |Buhari, Eşribe 16, Hacc 76; Müslim, Eşribe 120, (2027); Tirmizi, Eşribe 12, (1883); Nesai, Hacc 165, (5, 237)|2241
İÇECEKLER BÖLÜMÜ|Ayakta İçmenin Hükmü|||Tirmizi ve Nesai'nin bir rivayetinde şöyle denmiştir: "Resulullah (sav) zemzemi ayakta içti." ||2242
İÇECEKLER BÖLÜMÜ|Ayakta İçmenin Hükmü|tirmiziibnu mace|İbnu Ömer|Biz, Resulullah (sav) devrinde yürürken yer, ayakta iken içerdik. |Tirmizi, Eşribe 11, (1881); İbnu Mace, Erime 25, (3301)|2243
İÇECEKLER BÖLÜMÜ|Ayakta İçmenin Hükmü|muvatta||İmam Malik'e ulaştığına göre Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali (ra) ayakta oldukları halde (su) içiyorlardı. |Muvatta, Sıfatu'n-Nebi 13, (2,925)|2244
İÇECEKLER BÖLÜMÜ|Ayakta İçmenin Hükmü|müslimtirmiziebu davud|Enes|Resulullah (sav) ayakta içmeyi yasakladı" demişti. Kendisine: "Ya yemek? (Bu husustaki hüküm nedir)" diye soruldu. "Bu daha şiddetle yasaktır!" dedi veya şöyle dedi. "Bu daha şerli, daha kötü!" |Müslim, Eşribe 113, (2024); Tirmizi, Eşribe 11, (1880); Ebu Davud, Eşribe 13, )3717|2245
İÇECEKLER BÖLÜMÜ|Ayakta İçmenin Hükmü|müslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) şöyle buyurdular: "Sizden kimse sakın ayakta içmesin. Kim unutarak içerse hemen kussun." |Müslim, Eşribe 116, (2026)|2246
İÇECEKLER BÖLÜMÜ|Kapların Ağzından İçmek|tirmiziibnu mace|Kebşetu'l-Ensari|Resulullah (sav) yanıma girmişti. (Duvarda) asılı olan bir kırbanın ağzından ayakta su içti. Ben hemen kırbaya gidip ağzını kestim." (Rezin şu ziyadeyi ilave etmiştir: "... (Kestiğim bu kısmı) su içerken kullanmak üzere hususi bir maşraba yaptım.") |Tirmizi, Eşribe 18, (1893); İbnu Mace, Eşribe 21, (3423)|2247
İÇECEKLER BÖLÜMÜ|Kapların Ağzından İçmek|ebu davud|İsa İbnu Abdillah|Ensardan bir zat olan İsa İbnu Abdillah, babasından naklen anlatıyor: "Resulullah (sav) Uhud günü bir su kabı istedi. (Kap gelince): "Kabın ağzını dışa kıvır!" dedi, ben de kıvırdım. Sonra kabın ağzından su içti." |Ebu Davud, Eşribe 15, (3721)|2248
İÇECEKLER BÖLÜMÜ|Kapların Ağzından İçmek|buharimüslimebu davudtirmizi|Ebu Said|Resulullah (sav) su kaplarının ağzından içmek için ağızlarnın dışa kıvrılmalarını yasakladı. |Buhari, Eşribe 23; Müslim, Eşribe 111, (2023); Ebu Davud, Eşribe 15, (3720); Tirmizi, Eşribe 17, (1891)|2249
İÇECEKLER BÖLÜMÜ|İçerken Nefes Alıp Vermek|tirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Suyu deve gibi bir solukta içmeyin, iki-üç solukta (dinlene dinlene) için. Su içerken besmele çekin. Bitirince de Allah'a hamdedin." |Tirmizi, Eşribe 13, (1886)|2250
İÇECEKLER BÖLÜMÜ|İçerken Nefes Alıp Vermek|buharimüslimtirmiziebu davud|Enes|Enes'den Nesai dışındaki imamların rivayetine göre: Resulullah (sav), suyu üç solukta içerdi." (Müslim ve Tirmizi'nin rivayetlerinde şu ziyade var: "Resulullah (üç solukta içer, böyle içmenin) daha doyurucu, (hastalıklara karşı) daha koruyucu ve daha afiyetli olduğunu söylerdi.") |Buhari, Eşribe 26; Müslim, Eşribe 121, (2028); Tirmizi, Eşribe 13, (1885); Ebu Davud, Eşribe 19, (3727)|2251
İÇECEKLER BÖLÜMÜ|İçerken Nefes Alıp Vermek|buharimüslimtirmizinesai|Ebu Katade|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Biriniz su içerken su kabına nefes etmesin." |Buhari, Eşribe 25, Vudu 18, 19; Müslim, Taharet 64, (267), Eşribe 121, (267); Tirmizi, Eşribe 16, (1890); Nesai, Taharet 42, (1, 43, 44)|2252
İÇECEKLER BÖLÜMÜ|İçerken Nefes Alıp Vermek|muvattatirmiziebu davudibnu mace|Ebu'l-Müsenna el'Cüheni|Ebu Said (ra) Mervan'ın yanına girmiştir. Mervan ona: "Resulullah (sav)'ın kaplara solumayı yasakladığını işittin mi?" diye sordu. Ebu Said (ra): "Evet!" dedi ve anlattı: "Adamın birisi: "Ben bir nefeste su içince bir türlü suya kanamıyorum (ne tavsiye edersiniz)?" diye sormuştu. Aleyhissalatu vesselam efendimiz: "Kabı ağzından ayır, nefes al (sonra içmeye devam et)!" buyurdu. Adam: "Kapta çer-çöp görürsem?" diye sordu. Efendimiz: "O takdirde suyu dök!" diye emretti. |Muvatta, Sıfatu'n-Nebi 12, (2, 925); Tirmizi, Eşribe 15, (1888); Ebu Davud, Eşribe 16, (3722); İbnu Mace, Eşribe 23, (3427)|2253
İÇECEKLER BÖLÜMÜ|İçenlerin Öncelik Sırası|buharimüslimmuvattatirmiziebu davud|Enes|Resulullah (sav)'a bir bardak süt getirilmişti. İçerisine su katıldı. Önce kendisi içti. Solunda Ebu Bekir (ra) vardı, sağında da bir bedevi. Sütten artan kısmı bedeviye verdi ve: "(Öncelik hakkı) sağındır, sonra da onun sağı(ndan devam etsin)!" buyurdu." |Buhari, Hibe 4, Eşribe 14, 18; Müslim, Eşribe 124, (2029); Muvatta, Sıfatu'n-Nebi 17, (2, 926); Tirmizi, Eşribe 19, (1894); Ebu Davud, Eşribe 19, (3726)|2254
İÇECEKLER BÖLÜMÜ|İçenlerin Öncelik Sırası|buharimüslim|Sehl İbnu Sa'd|Resulullah (sav)'a bir içecek getirilmişti. Ondan, önce kendisi içti. Sağında bir oğlan, solunda da yaşlılar vardı. Oğlana: "Bardağı şu yaşlılara vermem için bana izin verir misin?" dedi. Oğlan da: "Ey Allah'ın Resulü, Allah'a yemin olsun bana sizden gelecek nasibime başkasını asla tercih edemem!" diye cevap verdi. Bunun üzerine Resulullah (sav) bardağı onun eline koyduk. (Rezin şunu ilave etti: "Zikri geçen oğlan el-Fadl İbnu Abbas idi.") |Buhari, Eşribe 19; Müslim, Eşribe 127, (2030)|2255
İÇECEKLER BÖLÜMÜ|İçenlerin Öncelik Sırası|ebu davudtirmizi|İbnu Ebi Evfa ve Ebu Katade|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir cemaate içecek dağıtan, en son içer.  (Hadisi Ebu Davud İbnu Ebi Evfa'dan Tirmizi de Ebu Katade 'den rivayet etmiştir) |Ebu Davud, Eşribe 19, (3725); Tirmizi, Eşribe 20, (1859)|2256
İÇECEKLER BÖLÜMÜ|Kapların Ağızlarının Örtülmesi|buharimüslimebu davud|Cabir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kapların ağızlarını örtün, dağarcık (ve tulukların) ağzını bağlayın." (Müslim'in bir rivayetinde şu ziyade var: "Zira yılda bir gece vardır ki onda veba yağar. Şayet ağzı açık kaba veya bağsız dağarcığa rastlarsa bu vebadan ona mutlaka iner." el-Leys dedi ki: "Bizim yanımızdaki acemler bundan kanun-u evvel ayında sakınırlar.") |Buhari, Eşribe 22, Bed'ü'l-Halk 11, 14, İsti'zan 49,50; Müslim, Eşribe 96-99, (2012-2014); Ebu Davud, Eşribe 22, (3731-3734)|2257
İÇECEKLER BÖLÜMÜ|Kapların Ağızlarının Örtülmesi|buharimüslimebu davud||Buhari ve Müslim'de gelen bir rivayette şöyle denmiştir: "Resulullah (sav) su istedi. Bir adam: "Ya Resulullah sana nebiz (şıra) sunmayalım mı?" diye sordu. Efendimiz, "Evet, sun!" buyurdu." Ravi der ki: "Adam hızla çıktı ve içinde nebiz (şıra) olan bir hardalda geri döndü. Resulullah (sav): "Ağzını kapamadın mı, hatta üzerine gereceğin bir çöple bile olsa?" dedi ve nebizi içti. Müslim'de Ebu Humeyd'den gelen bir rivayette şöyle buyurulmuştur "Biz, geceleyin dağarcıkları bağlamakla emrolunduk. Kapıların da geceleyin örtülmesiyle emrolunduk." |Buhari, Eşribe 22; Müslim, Eşribe 96-99; Ebu Davud, Eşribe 22, (3734)|2258
İÇECEKLER BÖLÜMÜ|İçecekler Hakkında Müteferrik Hadisler|ebu davud|Aişe|Resulullah (sav)'a es-Sükya kuyularından tatlı su getirilirdi. Kuteybe der ki: "O (es-Sükya) Medine ile Mekke arasında iki günlük mesafe bulunan bir göze idi." |Ebu Davud, Eşribe 22, (3735)|2259
İÇECEKLER BÖLÜMÜ|İçecekler Hakkında Müteferrik Hadisler|buhariebu davud|Cabir|Resulullah (sav) Ensar'dan bir zatın bahçesine girdi. Bu sırada adam, bahçeye su çevirmekte idi. Resullulah (sav): Yanınızda şenne (eskimiş tuluk) içerisinde akşamdan kalma suyunuz varsa (ver de içelim), yoksa, akan sudan "ağzımızla içeriz" buyurdu. Adam: "Evet yanımda soğuk su var!" deyip, kulübeye giderek bir bardağa su koydu, sonra da üzerine bir keçiden süt sağdı. Efendimiz ondan içti. |Buhari, Eşribe 14, 20; Ebu Davud, Eşribe 18, (3724)|2260
İÇECEKLER BÖLÜMÜ|İçecekler Hakkında Müteferrik Hadisler|nesai|Enes|Ümmü Süleym'in bir bardağı vardı. (Bu bardakla ilgili olarak) derdi ki: "Ben bu bardakla Resulullah'a her çeşit meşrubatı sunmuşum: "Su, bal (şerbeti), süt, şıra." |Nesai, Eşribe 58, (8, 335)|2261
İÇECEKLER BÖLÜMÜ|Her Sarhoş Edici Haramdır|buharimüslimmuvattanesai|Aişe|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sarhoşluk veren her içki haramdır." |Buhari, Eşribe 4, Vudu 71; Müslim, Eşribe 67-68, (2001); Muvatta, Eşribe 9, (2, 845); Nesai, Eşribe 23, (8, (298)|2262
İÇECEKLER BÖLÜMÜ|Her Sarhoş Edici Haramdır|buharimüslimmuvattanesai|Aişe|Bir diğer rivayette şöyle gelmiştir: "Resulullah ()'a bal şerbetinden sunulmuştu: "Sarhoşluk veren her içki haramdır!" diye cevap verdi. |Buhari, Eşribe 4, Vudu 71; Müslim, Eşribe 67-68, (2001); Muvatta, Eşribe 9, (2, 845); Nesai, Eşribe 23, (8, (298)|2263
İÇECEKLER BÖLÜMÜ|Her Sarhoş Edici Haramdır|ebu davudtirmizi|Aişe|Ebu Davud'da gelen diğer bir rivayette (Resulullah'a açıklaması şöyledir): "Her sarhoş edici şey haramdır. Bir farak (küp) içildiği takdirde sarhoşluk veren bir şeyin tek avucu da haramdır." Tirmizi'de gelen bir diğer rivayette "tek yudumu haramdır" diye gelmiştir. |Ebu Davud, Eşribe 6, (3682, 3687); Tirmizi, Eşribe 2, 3, (1864,1867)|2264
İÇECEKLER BÖLÜMÜ|Her Sarhoş Edici Haramdır|buharimüslimebu davudnesai|Ebu Musa|Resulullah'a "Ey Allah'ın Resulü," dedim, "Yemen'de yapmakta olduğumuz şu iki şarap hakkında bize fetva ver: Bit'; bu baldandır, şiddetleninceye kadar nebiz yapılır. İkincisi mizr'dir, bu mısırdan ve arpadan yapılır, bu da şiddetleninceye kadar nebiz yapılır." Resulullah (sav): "Ben her sarhoşluk veren şeyi yasaklıyorum" buyurdular. |Buhari, Megazi 60, Cihad 164, Edeb 80, Ahkam 22; Müslim, Cihad 7, (1733), Eşribe 70; Ebu Davud, Eşribe 5, (3684); Nesai, Eşribe 23, 24, (8, 298, 299)|2265
İÇECEKLER BÖLÜMÜ|Her Sarhoş Edici Haramdır|nesai|İbnu Ömer|Bir adam Resulullah (sav)'a içeceklerden sormuştu. Efendimiz: "Kaynayan sarhoş edicilerin hepsinden az da olsa çok da olsa kaçın" cevabını verdi. |Nesai, Eşribe 24, (8, 300), 48, (8, 324)|2266
İÇECEKLER BÖLÜMÜ|Her Sarhoş Edici Haramdır|ebu davud|Abdullah İbnu Amr İbni'l-As|Resulullah (sav) hamr'dan, kumardan, davuldan, mısır şarabından yasakladı ve dedi ki: "Her sarhoş edici haramdır." |Ebu Davud, Eşribe 5, (3685)|2267
İÇECEKLER BÖLÜMÜ|Alkollü İçkilerin Tahrimi İçenlerin Zemmi|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Her sarhoş edici hamrdır. Ve her sarhoş edici haramdır. Kim dünyada hamr içer ve tevbe etmeden, onun tiryakisi olduğu halde, ölürse, ahirette şarab içemez." |Buhari, Eşribe 1; Müslim, Eşribe 73, (2003); Muvatta, Eşribe 11, (2, 846); Ebu Davud, Eşribe 5, (3679); Tirmizi, Eşribe 1, (1862); Nesai, Eşribe 22, 46, (8, 296, 297, 318)|2268
İÇECEKLER BÖLÜMÜ|Alkollü İçkilerin Tahrimi İçenlerin Zemmi|buharimüslimnesaiebu davudtirmizi|İbnu Ömer|Ömer (ra), Resulullah (sav)'ın minberinde şu açıklamayı yaptı: "Emma ba'd, Ey insanlar! Hamr'ın haram olduğu hükmü inmiştir. Bilesiniz ki hamr (günümüzde ve çevremizde) beş şeyden yapılmaktadır: Üzümden, hurmadan, baldan, buğdaydan, arpadan. Hamr, aklı örten (her) şeydir." |Buhari, Eşribe 2, 5, Tefsir, Maide 10; Müslim, Tefsir 32, (3032); Nesai, Eşribe 20, (8,295); Ebu Davud, Eşribe 1, (3669); Tirmizi, Eşribe 8, (1873)|2269
İÇECEKLER BÖLÜMÜ|Alkollü İçkilerin Tahrimi İçenlerin Zemmi|müslimnesai|Cabir|Allah, sarhoş ediciyi içen kimseye tinetul-habal içirmeye ahdetmiştir. "Tinetu'l-Habal nedir?" diye sorulunca: "Cehennemliklerin (vücudlarından, çıkan) terleridir!" diye cevap verdi. |Müslim, Eşribe 72, (2002); Nesai, Eşribe 49, (8, 327)|2270
İÇECEKLER BÖLÜMÜ|Alkollü İçkilerin Tahrimi İçenlerin Zemmi|tirmiziibnu mace|Enes|Resulullah (sav) hamrla ilgili olarak on kişiye lanet etti: "(Hammaddesinden şarap yapmak maksadıyla) sıkana ve sıktırana, içene ve sakilik yapana, (imalathaneden veya depodan, toptancıdan perakendeciye veya müstehlike kadar) taşıyana ve taşıtana, satana ve satın alana, bağışlayana, bunun parasını yiyene." |Tirmizi, Büyu 59, (1295); İbnu Mace, Eşribe 6, (3381)|2271
İÇECEKLER BÖLÜMÜ|Alkollü İçkilerin Tahrimi İçenlerin Zemmi|nesai|Ebu Musa|Bana göre, ha hamr içmişim, ha Allah'ı bırakarak şu sütuna tapmışım, ikisi de birdir. |Nesai, Eşribe 42, (8, 314)|2272
İÇECEKLER BÖLÜMÜ|Hamrın Tahrimi Ve Yapıldığı Maddeler|nesai|İbnu Abbas|Hamr aynı ile haram edilmiştir, (bu sebeple) azı da haramdır, çoğu da; keza her içkiden hasıl olan sarhoşluk da (haramdır). |Nesai, Eşribe 48, (8, 320,321)|2273
İÇECEKLER BÖLÜMÜ|Hamrın Tahrimi Ve Yapıldığı Maddeler|ebu davudtirmizi|en-Numan İbnu Beşir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Üzümden hamr yapılır, hurmadan hamr yapılır, baldan hamr yapılır, buğdaydan hamr yapılır, arpadan hamr yapılır. Ben sizi bütün sarhoş edicilerden yasaklıyorum." |Ebu Davud, Eşribe 4, (3676); Tirmizi, Eşribe 8, (1873)|2274
İÇECEKLER BÖLÜMÜ|Hamrın Tahrimi Ve Yapıldığı Maddeler|müslimtirmiziebu davudnesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Hamr şu iki ağaçtandır: Hurma ve asma." |Müslim, Eşribe 13, (1985); Tirmizi, Eşribe 8, (1876); Ebu Davud, Eşribe 4 (3678); Nesai, Eşribe 19, (8, 294)|2275
İÇECEKLER BÖLÜMÜ|Hamrın Tahrimi Ve Yapıldığı Maddeler|buhari|İbnu Ömer|Hamr haram edildiği zaman Medine'de mevcut beş çeşit içki arasında üzümden yapılan şarap yoktu. |Buhari, Eşribe 2, Tefsir, Maide 10,3|2276
İÇECEKLER BÖLÜMÜ|Hamrın Tahrimi Ve Yapıldığı Maddeler|müslim|Ebu Said|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah Teala Hazretleri, hamrı mevzubahis etmektedir. Muhtemelen onun hakkında bir emir indirecektir. Şu halde, kimin yanında hamr varsa, onu satsın ve ondan istifade etsin." Aradan çok geçmedi. Resulullah (sav) şunu söyledi: "Allah Teala Hazretleri hamrı haram kılmıştır. Öyle ise, bu ayet kendisine ulaşan herkes, yanında hamr olduğu takdirde, onu ne satın alsın, ne satsın, ne de ondan istifade etsin." Bu emirden sonra halk, hamr olarak evinde ne varsa Medine sokaklarına götürüp döktüler. |Müslim, Musakat 67, (1578)|2277
İÇECEKLER BÖLÜMÜ|Hamrın Tahrimi Ve Yapıldığı Maddeler|buharimüslimebu davud|Hasan İbnu Ali|Hasan İbnu Ali (ra) babasından naklen anlatıyor: "Bedir savaşı ganimetinden hisseme düşen yaşlı bir devem vardı. Resulullah (sav) da humus'dan (o gün) bana yaşlı bir deve daha verdi. Develerim, Ensar'dan bir zatın hücresinde ıhmış dururken (yanlarına) geldim. Bir de ne göreyim, develerimin hörgüçleri kesilmiş, böğürleri oyulmuş, ciğerleri de sökülmüştü. Bu manzarayı görünce kendimi tutamayıp, ağladım. "Bunu kim yaptı?" diye sordum. "Hamza yaptı. Şu anda, falanca evde, Ensardan birinin içki meclisindedir. Şarkıcı cariye ona şarkı okumuş, şarkısında şunları söylemişti" dediler: "Ey Hamza! Şişman yaşlı develere dikkat et, onlar avluda bağlıdırlar, bıçağı onların sinesine vur, pirzola veya benzerini çabuk yap!" Bu şarkı üzerinde Hamza (ra) fırlayıp, kılıcı kapıp develerin hörgüçlerini kesmiş, karınlarını yarmış, ciğerlerini sökmüş." Hz. Ali (ra) devamla şunları söyledi: "Ben hemen gidip Resulullah (sav)'ın huzuruna çıktım. Yanında Zeyd İbnu Harise vardı. Beni görünce, başımdan geçenleri yüzümden okudu. "Neyin var?" diye sordu. Ben: "Ey Allah'ın Resulü! Bugünkü gibi (dehşetli bir manzara) görmedim. Hamza iki deveme saldırıp hörgüçlerini kesmiş, böğürlerini yarmış. Hemencecik şurada, bir içki meclisinde!" dedim. Bunun üzerine Resulullah (sav) ridasını istedi, getirdiler, giyip yayan gitti. Biz de arkasına düştük. Hamza'nın bulunduğu eve kadar geldi. İzin istedi, buyur ettiler. Girince bir içki meclisiyle karşılaştı. Resulullah (sav) fiilinden dolayı Hamza'yı ayıplamaya başladı. Hamza sarhoştu, gözleri kızarmıştı. Resulullah (sav)'a baktı, sonra nazar edip aşağıdan dizlerine kadar süzdü, tekrar ayağından başlayıp beline kadar süzdü, sonra tekrar bakışlarıyla süzerek yüzüne kadar geldi ve: "Siz benim babamın kölelerinden başka bir şey misiniz?" dedi. Resulullah (sav) onun sarhoş olduğunu anladı. Hemen izinin üstüne geri döndü, çıkıp gitti. Peşinden biz de çıktık. Bu vak'a hamr'ın haram edilmesinden önce idi." |Buhari, Hums 1, Büyu 28, Şirb 13, Meğazi 11, Libas 7; Müslim, Eşribe 2, (1979); Ebu Davud, Haraç 20, (2986)|2278
İÇECEKLER BÖLÜMÜ|Haram Ve Helal Olan Şıralar|nesai|İbnu Abbas|Bir rivayette; "Kim Allah'ın haram kıldığını haram kılmaktan hoşlanırsa nebiz'i haram kılsın." dedi. Diğer bir rivayette, Kays İbnu Vehb ona: "Benim bir küpcüğüm var, içerisine şıra koyuyor, şıra kaynayıp durulunca içiyorum" dedi. (İbnu Abbas) cevaben: "Bu söylediğin şey ne zamandan beri içeceğini teşkil etmekte?" diye sordu. Kays: "Yirmi yıldan beri" deyince, İbnu Abbas: "Öyleyse uzun zamandır, damarların su ihtiyacını pislikten gördü" dedi. |Nesai, Eşribe 48, (8, 322-323)|2279
İÇECEKLER BÖLÜMÜ|Haram Ve Helal Olan Şıralar|ebu davudnesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) oruç tutuyordu. Orucunu açacağı vakti kolladım. Kabaktan mamul bir kap içerisinde yaptığım nebizi getirdim. Nebiz kaynayıp kabarıyordu. Resulullah (sav): "Bunu şu duvara çal. Zira artık bu, Allaha ve ahirete inanmayanların içkisidir" buyurdu. |Ebu Davud, Eşribe 12, (3716); Nesai, Eşribe 25, (8,301)|2280
İÇECEKLER BÖLÜMÜ|Haram Ve Helal Olan Şıralar|nesai|İbnu Ömer|Bir adam, Resulullah (sav)'a içerisinde nebiz bulunan bir kadeh getirdi. Efendimiz bu sırada (Hacerul-Esved) rüknunun yanında idi. Bardağı ona sundu. Efendimiz, ağzına kadar götürdü. Ancak nebizin (keskinleşip ekşiliğinin) şiddetlendiğini gördü ve bardağı sahibine geri çevirdi. (Cemaatten) bir adam: "Bu haram mıdır ey Allah'ın Resulü?" diye sordu. Hz. Peygamber: "Bana adamı çagırın!" dedi. Ondan bardağı tekrar aldı. Sonra su istedi sudan bardağa döküp, tekrar ağzına götürdü (yine keskin bularak alnını buruşturup) kaşlarını çattı. Tekrar yine su istedi ve nebize döktü. Sonra da: "Bu kaplar, size keskinleşir ve kaynamaya başlayacak olursa, içindekinin sertliğini su ile kırın" buyurdu.  [İmam Nesai, hadisi tahric ettikten sonra: "Bu hadis meşhur değildir (fukahaca pek bilinmiyor), biz bununla ihticac (edip amel) etmeyiz" demiştir.] |Nesai, Eşribe 82, (8, 323, 324)|2281
İÇECEKLER BÖLÜMÜ|Haram Ve Helal Olan Şıralar|ebu davudtirmizinesai|Aişe|Biz Resulullah (sav) için sabahleyin tuluk içerisine nebiz kurardık, efendimiz onu akşamleyin içerdi, akşamdan kurardık sabahleyin içerdi." Hz. Aişe devamla der ki: "Biz su kabını, biri sabah, biri akşam olmak üzere günde iki kere yıkardık." |Ebu Davud, Eşribe 10, (3711, 3712); Tirmizi, Eşribe 7, (1872); Nesai, Eşribe 48, (8, 320)|2282
İÇECEKLER BÖLÜMÜ|Haram Ve Helal Olan Şıralar|müslimebu davudnesai|İbnu Abbas|Resulullah (sav) için kuru üzümden şıra kurulanca, o gün, ertesi gün ve daha sonraki gün yani üçüncü günün akşamına kadar onu içer, sonra, kalanının hizmetçilere içirilmesini veya dökülmesini emrederdi. |Müslim, Eşribe 79, (2004); Ebu Davud, Eşribe 10, (3713); Nesai, Eşribe 56, (8, 333)|2283
İÇECEKLER BÖLÜMÜ|Haram Ve Helal Olan Şıralar|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Cabir|Resulullah (sav) kuru üzümle hurmanın, taze hurma ile hurmanın karıştırılmasını yasakladı ve dedi ki: "Kuru üzümle hurmayı, koruk hurma ile olgun hurmayı karıştırarak birlikte nebiz kurmayın." |Buhari, Eşribe 11; Müslim, Eşribe 16, (1286); Ebu Davud, Eşribe 8, (3703); Tirmizi, Eşribe 9, (1877); Nesai, Eşribe 8, (8, 290)|2284
İÇECEKLER BÖLÜMÜ|Haram Ve Helal Olan Şıralar|müslimmuvattaebu davudnesaibuhari|Ebu Katade|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Çağala hurma ile olgun hurmadan beraber nebiz yapmayın. Olgun hurma ile kuru üzümden de beraber nebiz yapmayın. Herbirinden ayrı ayrı nebiz yapın." |Müslim, Eşribe 25, (1988); Muvatta, Eşribe 7, (2,844); Ebu Davud, Eşribe 8, (3704); Nesai, Eşribe 6, (8, 289); Buhari, Eşribe 11|2285
İÇECEKLER BÖLÜMÜ|Haram Ve Helal Olan Şıralar|müslimnesai|Enes İbnu Malik|Resulullah (sav) çağala hurma ile olmuş hurmanın karıştırılıp (nebiz yapılmasını) sonra da bunun içilmesini yasakladı. Şarap haram edildiği zaman (Arapların) içeceklerinin tamamını nerdeyse bu teşkil ediyordu. |Müslim, Eşribe 8, (1981); Nesai, Eşribe 13, (8, 291, 292)|2286
İÇECEKLER BÖLÜMÜ|Haram Ve Helal Olan Şıralar|ebu davud|Cabir İbnu Zeyd ve İkrime|Rivayete göre, her ikisi de olgun hurmadan tek başına (da olsa yapılan nebizi) mekruh addediyorlardı ve bu hükmü İbnu Abbas (ra)'tan alıyorlardı. İbnu Abbas: "Nebizin, Abdülkays'a yasaklanan müzza olmasından korkuyorum" derdi. Ben, Katade'ye: "Müzza nedir?" diye sordum da bana "Hantem (sırlı seramik) ve müzeffet (ziftlenmiş) denen kaplarda kurulmuş nebiz" diye cevap verdi. |Ebu Davud, Eşribe 9, (3709)|2287
İÇECEKLER BÖLÜMÜ|Haram Ve Helal Olan Şıralar|ebu davud|Aişe|Biz, Resulullah (sav) için kuru üzümden nebiz kurardık, içerisine de hurma atardık. |Ebu Davud, Eşribe 8, (3707)|2288
İÇECEKLER BÖLÜMÜ|Haram Ve Helal Olan Şıralar|ebu davud|Aişe|Ben bir avuç kuru üzüm, bir avuç da hurma alıyor, bunları bir kaba koyuyor, parmaklarımla ovup sonra da (elde edilen şırayı) Resulullah'a içiriyordum. |Ebu Davud, Eşribe 8, (3708)|2289
İÇECEKLER BÖLÜMÜ|Haram Ve Helal Olan Şıralar|nesai|Süveyd İbnu Gafle|Hz. Ömer'in Ebu Musa (ra)'ya yazdığı mektubu okudum, diyordu ki: "Emma ba'd! Bilesin bana deve katranı gibi siyah, sert bir şarap taşıyan bir kervan Şam'dan geldi. Ben onlara bunun kaynatılarak ne kadarının buharlaştırılacağını sordum. Bana üçte ikisi uçuncaya kadar kaynatacaklarını söylediler, yani pis olan üçte ikisi gidiyor. Şöyle ki üçte biri pis kokulu kısım, üçte biri bozuk kısım (geriye kalan üçte bir temiz kısım kalıyor). Sen yanındakilere, emret, bu kalan üçte biri içsinler." |Nesai, Eşribe 53, (8, 328-330)|2290
İÇECEKLER BÖLÜMÜ|Haram Ve Helal Olan Şıralar|nesai|Abdullah İbnu Yezid el-Hutami|Hz. Ömer (ra) bize şunu yazdı: "Emma ba'd: Şarabınızı ondaki şeytanın hissesi gidinceye kadar kaynatın. Zira onda şeytanın iki, sizin de bir hisseniz vardır." |Nesai, Eşribe 53, (8, 329)|2291
İÇECEKLER BÖLÜMÜ|Haram Ve Helal Olan Şıralar|nesai|İbnu Abbas|Bir adam kendisine şıradan sual etti. İbnu Abbas: "Taze oldukça iç" dedi. Adam: "Ben onu kaynatıyorum, ancak yine de içimde bir şüphe var" deyince, İbnu Abbas: "Yani sen onu kaynatmadan önce içiyor muydun?" diye sordu. Adam: "Hayır!" dedi. İbnu Abbas: "Ateş, haram olan hiçbirşeyi helal kılmaz!" dedi. |Nesai, Eşribe 54, (8,331)|2292
İÇECEKLER BÖLÜMÜ|Haram Ve Helal Olan Kaplar|müslimmuvattaebu davudtirmizinesai|İbnu Ömer|Resulullah (sav), çömlekte, kabak ve ziftli kaplarda yapılan nebizi(n içilmesini) yasakladı. |Müslim, Eşribe 48, (1997); Muvatta, Eşribe 5, (2, 843); Ebu Davud, Eşribe 7, (3690, 3691); Tirmizi, Eşribe 4, (1868, 1869); Nesai, Eşribe 28, 33, 36, (8, 303, 306, 308)|2293
İÇECEKLER BÖLÜMÜ|Haram Ve Helal Olan Kaplar|müslim||Müslim'in bir rivayetinde şöyle denmiştir: "(Resulullah) hantemi yasakladı, bu (topraktan mamul her çeşit) küptür. Dübbayı yasakladı. Bu su kabağıdır. Müzeffeti yasakladı, bu ziftlenmiş kaptır. Nakiri yasakladı, bu kabuğu soyulup, içi oyulmuş hurma ağacıdır. Efendimiz, şırayı tuluklarda kurmamızı emretti." |Müslim, Eşribe 57, (1997)|2294
İÇECEKLER BÖLÜMÜ|Haram Ve Helal Olan Kaplar|müslimebu davudtirmizinesai|Büreyde|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ben size kapları yasaklamış, sadece deri kaplardan (nebiz) içmenizi söylemiştim. Artık her kaptan içebilirsiniz, yeter ki, sarhoş edici içmeyin." |Müslim, Eşribe 64, 65, 66; Ebu Davud, Eşribe 7, (3698); Tirmizi, Eşribe 6, (1870); Nesai, Eşribe 40, 48|2295
İÇECEKLER BÖLÜMÜ|İçecekler Hakkında İlave Hadisler|müslimtirmizi|Enes|Resulullah (sav) hamr'dan sirke yapmayı yasakladı. |Müslim, Eşribe 11, (1883); Tirmizi, Büyu 59, (1294)|2296
İÇECEKLER BÖLÜMÜ|İçecekler Hakkında İlave Hadisler|nesaibuharimüslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Miraca çıkarıldığım gece bana iki kadeh getirildi, birinde şarap diğerinde de süt vardı. Ben sütü aldım. Melek: "Seni fitrata irşad eden Allah'a hamd olsun. Eğer şarabı alsaydın ümmetin azmıştı" dedi." |Nesai, Eşribe 41, (8, 312); Buhari, Eşribe 1; Müslim, İman 272, (168)|2297
İÇECEKLER BÖLÜMÜ|İçecekler Hakkında İlave Hadisler|tirmizi|Aişe|Resulullah'a "içeceklerin en iyisi hangisi?" diye sorulmuştur. "Soğuk olan tatlı!" diye cevap verdi. |Tirmizi, Eşribe 21, (1897)|2298
ŞİRKET BÖLÜMÜ|Şirket Hakkında|ebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allahu Zülcelal hazretleri buyurdu ki: "Biri diğerine ihanet etmediği müddetçe iki ortağın üçüncüsü ben olurum. Biri arkadaşına ihanet etti mi ben aralarından çekilirim." (Rezin şunu ilave etmiştir: "... şeytan gelir.") |Ebu Davud, Büyu 27, (3383)|2299
ŞİRKET BÖLÜMÜ|Şirket Hakkında|ebu davudnesai|İbnu Mes'ud|Ben, Ammar ve Sa'd, üçümüz Bedir'de nasibimize düşecek ganimette ortak olduk. Derken Sa'd, iki esirle geldi, Ammar ve ben ise hiçbirşey getiremedik." |Ebu Davud, Büyu 30, (3388); Nesai, Büyu 109, (7, 319)|2300
ŞİRKET BÖLÜMÜ|Şirket Hakkında|buhari|Zühre İbnu Ma'bed|Zühre İbnu Ma'bed, ceddi Abdullah İbnu Hişam'dan naklen anlatıyor: "Abdullah Resulullah (sav)'ı görmüş idi. Annesi Zeyneb Bintu Humeyd onu (Abdullah'ı) Resulullah'a götürüp şöyle dedi: "Ey Allah'ın Resulü; bundan biat al!" Aleyhissalatu vesselam efendimiz: "O henüz küçük!" deyip başını okşadı, bereketle dua etti. Onu (Zühre İbnu Ma'bed'i) ceddi Abdullah İbnu Hişam çarşıya çıkarır, yiyecek satın alırdı. Bir gün, ona İbnu Ömer'le, İbnu'z-Zübeyr (ra) rastladılar: "(Satın aldıklarına) bizi de ortak kıl, zira Resulullah (sav) sana bereketle dua buyurdu!" dediler. O, (bu teklifi kabul ederek) onları ortak yaptı. (Abdullah İbnu Hişam o duanın bereketine) bazan bir deve yükü kar ederdi de olduğu gibi eve gönderirdi." |Buhari, Şirket 13, Da'avat 31, Ahkam 46,3|2301
ŞİRKET BÖLÜMÜ|Şirket Hakkında|ebu davudibnu mace|Saib İbnu Ebi's-Saib|Resulullah (sav)'a geldim. Beni O'na zikredip hakkımda medh u senada bulun(arak tanıt)maya başladılar. Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam Efendimiz: "Ben onu sizden iyi tanırım" buyurdu. Ben (hemen atılıp): "Annem, babam sana kurban olsun" dedim, "doğru söyledin, zira sen benim ticaret ortağım idin, sen ne iyi ortaktın, ne itham görmüştüm, ne de münakaşa yapmıştık!" |Ebu Davud, Edeb 20, (4836); İbnu Mace, Ticaret 63, (2287)|2302
ŞİİR BÖLÜMÜ|Şiir Hakkında|buhariebu davudtirmiziibnu mace|Übey İbnu Ka'b|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Şiirde hikmet vardır" |Buhari, Edeb 90; Ebu Davud, Edeb 95, (5010); Tirmizi, Edeb 69, (2847); İbnu Mace, Edeb 41, (3755)|2303
ŞİİR BÖLÜMÜ|Şiir Hakkında|ebu davudtirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sav)'a, bir bedevi geldi. (Dikkat çekici bir üslubla) konuşmaya başladı. Efendimiz (sav): "Şurası muhakkak ki beyanda sihir vardır, şurası da muhakkak ki şiirde de hikmetler vardır." buyurdu. |Ebu Davud, Edeb 95, (5011); Tirmizi, Edeb, 63, (2848)|2304
ŞİİR BÖLÜMÜ|Şiir Hakkında|buharimüslimebu davudtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizden birinin içine onu bozacak irin dolması, şiir dolmasından hayırlıdır." (el-Hudri'den Müslim'in kaydettiği bir diğer rivayette şöyle denmiştir; "Resulullah (sav) yürümekte iken karşısına şiir irşad eden bir şair çıktı. Efendimiz: "Şeytanı tutun" veya "Şeytanı yakalayın" diye emretti.) |Buhari, Edeb, 92; Müslim, Şiir 7, (2257); Ebu Davud, Edeb 95, (5009); Tirmizi, Edeb 71, (2855)|2305
ŞİİR BÖLÜMÜ|Şiir Hakkında|buhariebu davudtirmizi|Aişe|Resulullah (sav) şair Hassan İbnu Sabit (ra) için mescide hususi bir minber koymuştu. Hassan, orada kurulup mufahara yapar veya Resulullah (sav)'ın hasımlarına karşı müdafaa ederdi. Aleyhissalatu vesselam: "Allah (cc) Hassan'ı Resulullah'ı müdafaa ettiği veya onun adına mufahara yaptığı müddetçe Rühu'l-Kudüs takviye etmektedir" derdi. |Buhari, Edeb 91; Ebu Davud, Edeb 95, (5015); Tirmizi, Edeb 70, (2849)|2306
ŞİİR BÖLÜMÜ|Şiir Hakkında|müslim|Amr İbnu'ş-Şerrid|Amr İbnu'ş-Şerrid, babasından [Şerrid'den naklen (ra)] anlatıyor: "Bir gün ben Resulullah'ın bineğinin arkasına binmiştim. Bir ara bana: "Hafızanda Ümeyye İbnu Ebi's'Sait'in şiirinden birşeyler var mı?" diye sordu. Ben: "Evet!" deyince: "Söyle!" dedi. Ben kendisine bir beyt okudum. O yine: "Devam et!" dedi. Ben bir beyt daha okudum. O yine, "Söyle!" emretti. Böylece kendisine yüz beyit okudum." |Müslim, Şiir 1, (2266)|2307
ŞİİR BÖLÜMÜ|Şiir Hakkında|tirmizi|Cabir İbnu Semure|Ben, Resulullah (sav)'la yüz defadan fazla birlikte oturdum. Ashabı ona şiirler okuyor, cahiliye devriyle ilgili hadiseleri zikrediyorlardı. Resulullah (sav) da sakitane onları dinlerdi. Bazan (anlatılanlara) onlarla birlikte tebessüm buyurduğu olurdu." |Tirmizi, Edeb 70, (2854)|2308
ŞİİR BÖLÜMÜ|Şiir Hakkında||Enes|Resulullah (sav) Umretu'l-kaza sırasında Mekke'ye girdiği zaman şairi Abdullah İbnu Ravaha, önünde yürüyor ve şu şiiri okuyordu: "Ey kafir çocukları (Resulullah'a) yol açın! Bugün ona gelen vahiy adına, size, öyle bir vururuz ki, tepenizi yerinden uçurur, ve dostu dostuna unutturur." Bunu gören Hz. Ömer: "Ey İbnu Ravaha! Sen Resulullah (sav)'ın önünde ve Allah'ın Harem bölgesinde şiir mi okuyorsun?" dedi. Ancak Resulullah: "Ey Ömer bırak onu. Onun şiirleri, Mekkeli kafirlere okdan daha çabuk tesir eder!" diyerek müdahale etti." ||2309
ŞİİR BÖLÜMÜ|Şiir Hakkında|buharimüslim|Enes|Resulullah (sav)'ın (kafilenin yürüyüş temposunu ezgileriyle) canlı tutan bir kölesi vardı, adı Enceşe idi. Bu zat güzel sesli birisiydi. Resulullah (sav) ona: "Ey Enceşe ağır ol! Şişeleri kırma -veya şişeleri sevkederken ağır ol- dedi. Şişe ile zayıf kadınları kastediyordu." |Buhari, Edeb 90, 96, 111, 116; Müslim, Fezail 70, (2323)|2310
ŞİİR BÖLÜMÜ|Şiir Hakkında|buhari|Heysem İbnu Ebi Sinan|Heysem İbnu Ebi Sinan'ın anlattığına göre, bu zat, Ebu Hüreyre (ra)'yı Resulullah (sav)'ı zikrettiği kıssalarında dinlemiştir. (Bu kıssaların birinde) Ebu Hüreyre, Efendimizin şu sözünü nakletmiştir: "O sizin bir kardeşinizdir, uygunsuz bir söz söylemez." (Ravilerden Zühri der ki), "Resulullah, burada İbnu Ravaha'yı kastetmiştir." (Abdullah İbnu Ravaha, Efendimiz hakkında şu medhiyede bulunmuştur:) "Tan yeri ağarıp fecr-i sadık yükseldiği sırada Resulullah, bize Kitabını okuyarak geldi. O bize körlükten (dalaletten) sonra hidayeti gösterdi. Kalblerimiz onun söylediklerinin hak olduğuna inanmıştır. Kafirlere yatakları ağırlık verirken, Resulümüz geceyi uyanık geçirir." |Buhari, Edeb 91, Teheccüd 21|2311
ŞİİR BÖLÜMÜ|Şiir Hakkında|buharimüslim|Bera|Resulullah (sav), Kureyza günü, (şairi) Hassan İbnu Sabit'e: "Müşrikleri hicvet, zira Cebrail seninle beraberdir!" dedi. |Buhari, Edeb 91, Bed'u'l-Halk 6, Megazi 30; Müslim, Fezailu's-Sahabe 153, (2486)|2312
ŞİİR BÖLÜMÜ|Şiir Hakkında|buharimüslim|Aişe|Hassan İbnu Sabit, (Mekkeli) müşrikleri hicvetmek için Hz. Peygamber (sav)'den izin istedi. Aleyhissalatu vesselam: "Benim nesebimi nasıl hariç tutacaksın?" dedi. Hassan (ra): "Senin (nesebini) sade yağdan kıl çeker gibi, onlardan çekip çıkaracağım!" cevabını verdi. (Müslim'in bir rivayetinde şu ziyade mevcuttur: "(Hassan) dedi ki: "Şerefin en yükseği Al-i Haşim'den Bintu Mahzumoğullarındandır. Senin baban ise köledir.") |Buhari, Edeb 91, Menakıb 16, Megazi 33; Müslim, Fedailu's-Sahfibe 166-157, (2489-2490)|2313
ŞİİR BÖLÜMÜ|Şiir Hakkında|müslim|Aişe|Resulullah (sav)'ın şöyle söylediğini işittim: "Hassan onları -yani müşrikleri- hicvetti, hem şifa verdi, hem de şifa bulduk. Hassan (ra) buyurdu ki: "Sen Muhammed'i hicvettin, ben de onun adına cevap veriyorum. Bu isimde Allah katında mükafaat vardır. Sen Muhammed'i nezih, müttaki, Resulullah vefakar, ahlaklı olduğu halde hicvettin. Sen O'na denk olmadığın halde O'nu hiciv mi ediyorsun? İkinizden hangisi kötü ise iyi olana feda olsun. Muhakkak ki, babam, babası ve ırzım, Muhammed'in ırzını sizden korumak için muhafızdır. Kızcağızımı kaybedeyim, şayet siz atlarımızı Keda'nın etrafını toz duman etmiş göremezsiniz. O atlar, üzerinize gemlerini çökerek gelirken, sırtlarında ince mızraklar vardır. Atlarımız pek hızlı koşarlarken, kadınlar başörtüleriyle tozlarını alırlar. Şayet bizden yüz çevirirseniz umre yaparız, fetih geldi mi, perde kalkar. Aksi takdirde öyle bir günün kavgasını bekleyin ki, o günde Allah dilediğini aziz kılacaktır. Allah der ki: "Ben bir kul gönderdim, o hakkı söyler, kendisinde hiçbir gizlilik yoktur." Allah der ki: "Ben bir ordu hazırladım, bu ordum emeli cihad olan Ensardır." Biz (Ensariler)e her gün Kureyş'ten ya sövmek, ya kavga, ya da hiciv vardır, öyle ise, sizden kim Resulullah'ı hicveder, veya över veya yardım ederse bizce birdir. Allah'ın Resulü Cibril aramızdadır. Ruhu'l-Kudüs'ün bir dengi yoktur." |Müslim, Fezailu's-Sahabe 157, (2490)|2314
ŞİİR BÖLÜMÜ|Şiir Hakkında|buharimüslimtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir şairin söylediği en doğru söz Lebid'in söyledi şu sözdür: "Haberiniz olsun, Allah'tan başka her şey batıldır. Ümeyye İbnu Ebi's-Sait müslüman olayazdı." |Buhari, Edeb 90, Menakıbu'l-Ensar 20, Rikak 29; Müslim, Şiir 3, (2256); Tirmizi, Edeb 70, (2853)|2315
ŞİİR BÖLÜMÜ|Şiir Hakkında|tirmizi|Aişe|Anlattığına göre, kendisinden, Resulullah (sav)'ın şiirden birşeyler terennüm edip etmediği sorulmuştur da şu cevabı vermiştir: "Evet, İbnu Ravaha'nın şiirini terennüm eder ve şu mısraı okurdu: "Kendisine azık vermediğin kimseler sana haber getirecek." |Tirmizi, Edeb 70, (2852)|2316
ŞİİR BÖLÜMÜ|Şiir Hakkında|buharimüslim|Cündeb İbnu Abdullah|Biz Resulullah (sav) ile beraber olduğumuz bir anda kendilerine bir taş isabet etti, kaydı ve parmağı kanadı. Bunun üzerine: "(Parmağım ne sızlarsın?) Sen ancak kanayan bir parmak değil misin? (Bu kazaya da, boşa değil) Allah yolunda uğradın" buyurdu. |Buhari, Edeb 90, Cihad 9; Müslim, Cihad 112, (1796)|2317
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Fazileti|buharimüslimtirmizinesaimuvatta|Ebu Hureyre|Hz. Peygamber (sav)'in şöyle söylediğini işittim: "Sizden birinizin kapısının önünden bir nehir aksa ve bu nehirde hergün beş kere yıkansa, acaba üzerinde hiç kir kalır mi, ne dersiniz?" "Bu hal," dediler, "onun kirlerinden hiçbir şey bırakmaz!" Aleyhissalatu vesselam: "İşte bu, beş vakit namazın misalidir. Allah onlar sayesinde bütün hataları siler" buyurdu. |Buhari, Mevakit 6; Müslim, Mesacid 282, (666); Tirmizi, Emsal 5, (2872); Nesai, Salat 7, (1, 231); Muvatta, Sefer 91, (1, 174)|2318
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Fazileti|muvatta|Sa'd İbnu Ebi Vakkas|İki erkek kardeş vardı. Bunlardan biri öbür kardeşinden kırk gün kadar önce vefat etti. Resulullah (sav)'ın yanında bunlardan birincisinin faziletleri zikredildi. Bunun üzerine Efendimiz (sav): "Diğeri müslüman değil miydi?" diye sordu. "Evet, müslümandı ve fena da değildi!" dediler. Aleyhissalatu vesselam: "Öldükten sonra, namazının ona ne kazandırdığını biliyor musunuz? Namazın misali, sizden birinin kapısının önünde akan ve her gün için beş kere girip yıkandığı suyu bol ve tatlı bir nehir gibidir. Bu (nehrin) onun üzerinde kir bıraktığını göremezsiniz, öyleyse, siz ona namazının neler ulaştırdığını bilemezsiniz." |Muvatta, Kasru's-Salat 91, (1, 174)|2319
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Fazileti|buharimüslimebu davud|Ebu Ümame|Resulullah (sav) ile beraber mescidde idik. O esnada bir adam geldi ve: "Ey Allah'ın Resulü, ben bir hadd işledim, bana cezasını ver!" dedi. Resulullah adama cevap vermedi. Adam talebini tekrar etti. Aleyhisalatu vesselam yine sükut buyurdu. Derken (namaz vakti girdi ve) namaz kılındı. Resulullah (sav) namazdan çıkınca adam yine peşine düştü, ben de adamı takip ettim. Ona ne cevap vereceğini işitmek istiyordum. Efendimiz adama: "Evinden çıkınca abdest almış, abdestini de güzel yapmış mıydın?" buyurdu. O: "Evet ey Allah'ın Resulü!" dedi. Efendimiz: "Sonra da bizimle namaz kıldın mı?" diye sordu. Adam: "Evet ey Allah'ın Resulü!" deyince, Efendimiz: "Öyleyse Allah Teala hazretleri haddini -veya günahını demişti- affetti" buyurdu. |Buhari, Hudud 27; Müslim, Tevbe 44, 45, (2764, 2765); Ebu Davud, Hudud 9, (4381)|2320
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Fazileti|buharimüslim|Enes|Ben Resulullah (sav)'ın yanında idim. Bir adam huzuruna gelerek: "Ey Allah'ın Resulü," dedi, "ben bir hadd (suçu) işledim, cezasını tatbik et!" Resulullah (sav) adama (birşey) sormadı. Derken namaz vakti girdi. Resulullah'la birlikte o da namaz kıldı. Aleyhissalatu vesselam namazını tamamlayınca, adam yanına geldi ve: "Ey Allah'ın Resulü!" dedi, "ben hadd (çeşidine giren bir suç) işledim. Bana Allah'ın Kitabını tatbik et!" Efendimiz: "Sen bizimle birlikte namazını eda etmedin mi?" diye sordu. Adam: "Evet!" dedi. Efendimiz: "Öyleyse git. Zira Allah, senin günahını affetti" veya -hadd'ini affetti-" dedi. |Buhari, Hudud 17; Müslim, Tevbe 44, 45, (2764, 2765), Hudud 24, (1696)|2321
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Fazileti|nesai|Asım İbnu Süfyan es-Sakafi|Anlattığına göre, bunlar Selasil gazvesine gitmişler. Fakat fiilen gazveye iştirak edememişlerdi. Bunun üzerine kendilerini Allah yoluna verdiler. Sonra Hz. Muaviye (ra)'nin yanına döndüler. Hz. Muaviye'nin yanında Ebu Eyyüb el-Ensari ve Ukbe İbnu Amir vardı. Asım: "Ey Ebu Eyyüb!" dedi. "Bu sene gazveyi kaçırdık. Bize, (bunun telafisi için bir çare) haber verildi. Buna göre, kim dört mescitte namaz kılarsa, günahları affedilirmiş." Ebu Eyyüb: "Ey kardeşimin oğlu!" dedi, "Ben sana bundan daha kolayını haber vereyim. Ben Resulullah (sav)'ın şu sözünü işittim: "kim emredildiği şekilde (mükemmel olarak) abdestini alır, emredildiği şekilde namazını kılarsa, önceden yapmış olduğu (kusurlu) ameli sebebiyle affolunur. Ey Ukbe! (Resulullah'ın tebşiri) böyleydi değil mi?" Ukbe: "Evet!" dedi. |Nesai, Taharet 108, (1, 90-91)|2322
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Fazileti|ebu davudnesai|Ukbe İbnu Amir|Resulullah (sav)'ın şöyle söylediğini işittim: "Rabbin, koyun güden bir çobanın, bir dağın zirvesine çıkıp namaz için ezan okuyup sonra da namaz kılmasından hoşlanır ve Allah Teala hazretleri şöyle der: "Benim şu kuluma bakın! Ezan okuyor, namaz kılıyor, yani benden korkuyor. Kasem olsun, kulumu affettim ve onu cennetime dahil ettim." |Ebu Davud, Salat 272, (1203); Nesai, Ezan 26, (2, 20)|2323
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Fazileti|muvattaibnu mace||İmam Malik (ra)'e ulaştığına göre, Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: "İstikamet üzere olun. (Bunun sevabını) siz sayamazsınız. Şunu bilin ki, en hayırlı ameliniz namazdır. (Zahiri ve batıni temizliği koruyarak) abdestli olmaya ancak mü'min riayet eder." |Muvatta, Taharet 36, (1, 34); İbnu Mace, Taharet 4, (277)|2324
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Fazileti|ebu davudnesai|Huzeyfe|Resulullah (sav)'ı herhangi bir şey üzecek olursa namaz kılardı. |Ebu Davud, Salat 312, (1319); Nesai, Mevakit 46, (1, 289)|2325
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Fazileti|ebu davud|Abdullah İbnu Selman|Abdullah İbnu Selman, Resulullah (sav)'ın ashabından birisinden naklediyor: Hayberin fethedildiği gün bir adam Hz. Peygamber'e gelerek: "Ey Allah'ın Resulü, bugün ben öyle bir kar ettim ki böyle bir karı şu vadi ahalisinden hiçbiri yapmamıştır" dedi. Efendimiz: "Bak hele! Neler de kazandın?" diye sordu. Adam: "Ben alıp satmaya ara vermeden devam ettim, öyle ki üçyüz okiyye kar ettim" dedi. Aleyhissalatu vesselam efendimiz: "Sana karların en hayırlısını haber vereyim mi?" diye sordu. Adam: "O nedir, ey Allah'ın Resulü?" dedi. Efendimiz açıkladı: "(Farz) namazdan sonra, kılacağın iki rekattir." |Ebu Davud, Cihad 180, (2785)|2326
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Fazileti|nesai|Enes|Bana kadın ve güzel koku sevdirildi, gözümün nuru namazda kılındı. |Nesai, İşretu'n-Nisa 1, (7,61)|2327
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Fazileti|müslimebu davud|Rebi'a İbnu Ka'b el'Eslemi|Ben Resulullah (sav) ile beraber gecelemiştim, kendisine abdest suyunu ve başkaca ihtiyaçlarını getirdim. Bana: "Dile benden (ne dilersen)!" buyurdu. Ben: "Senden cennette seninle beraberlik diliyorum!" dedim. Bana: "Veya bundan başka birşey?" dedi. Ben: "Hayır, sadece bunu istiyorum!" dedim. "Öyleyse kendin için çok secde ederek bana yardımcı ol!" buyurdu. |Müslim, Salat 226, (489); Ebu Davud, Salat 312, (1320)|2328
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Fazileti|müslimnesaitirmiziibnu mace|Ma'dan İbnu Ebi Talha el-Ya'meri|Resulullah (sav)'ın azadlısı Sevban (ra)'a rastladım. Kendisine: "Bana bir amel söyle de onu yapayım. Allah da onun sayesinde beni cennetine koysun" dedim. -Veya şöyle demişti: "Dedim ki: "..Allah nezdinde en hayırlı ameli bana bildir."- Sevban sükut etti. Sonra ben tekrar aynı şeyi sordum. O yine sükut etti. Ben üçüncü sefer sordum. Sonunda dedi ki: "Aynı şeyleri ben de Resulullah (sav)'a sormuştum. Bana şu cevabı vermişti: "Çokça secde yapman gerekir. Zira sen secde ettikçe, her secden sebebiyle Allah dereceni artırır, onun sebebiyle günahını döker." Ma'dan der ki: "Sonra Ebu'd-Derda'ya geldim. Aynı şeyi ona da sordum. O da Sevban'ın bana söylediğinin aynısını söyledi." |Müslim, Salat 225, 226, (488, 489); Nesai, Tatbik 81; Tirmizi, Salat 169, (388); İbnu Mace, İkamet 201, (1422-1424)|2329
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Eda Ve Kazasının Vücubu Hakkında|müslimtirmizinesai|Enes|Bir adam, Resulullah (sav)'a: "Allah, kullarına kaç vakit namazı farz kıldı?" diye sordu. Aleyhissalatu vesselam: "Allah, kullarına beş vakit namazı farz kıldı" diye cevap verdi. Adam tekrar sordu: "Bunlardan önce veya sonra başka bir şey var mı?" "Allah kullarına beş vakti farz kıldı." Bu cevap üzerine adam, bunlar üzerine hiçbir ilavede bulunmayacağına, onlardan herhangi bir eksiltme de yapmayacağına dair yemin etti. Resulullah (sav): "Bu adam sözünde durursa mutlaka cennete girecektir!" buyurdu." (Bu rivayeti, Müslim ve Tirmizi, Kitabu'l-İman'da mezkur, uzun bir hadis zımnında tahric ederler) |Müslim, İman, 10, (12); Tirmizi, Zekat 2, (619); Nesai, Salat 4, (1, 228, 229)|2330
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Eda Ve Kazasının Vücubu Hakkında|buharimüslimtirmizinesai|Enes|Resulullah (sav)'ın Mirac'a çıktığı gece elli vakit namaz farz kılındı. Sonra bu azaltılarak beşe indirildi. Sonra da şöyle hitap edildi: "Ey Muhammed! Artık, nezdimde (hüküm kesinleşmiştir), bu söz değiştirilmez. Bu beş vakit, (Rabbinin bir lüftu olarak on misliyle kabul edilerek) senin için elli vakit sayılacaktır." |Buhari, Bed'ül-Halk 6, Enbiya 22, 43, Menakıbu'l-Ensar 42; Müslim, İman 259, (162); Tirmizi, Salat 159, (213); Nesai, Salat 4, (1, 228, 229)|2331
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Eda Ve Kazasının Vücubu Hakkında|müslimebu davudnesai|İbnu Abbas|Allah, namazı peygamberinizin diliyle hazerde dört, seferde iki, korku halinde de dört rek'at olarak farz kılmıştır." |Müslim, Salat 5, (687); Ebu Davud, Salat 287, (1247); Nesai, Taksir 1, (3,118,119)|2332
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Eda Ve Kazasının Vücubu Hakkında|buharimüslimmuvattaebu davudnesai|Aişe|Allah namazı ilk defa farz ettiği zaman iki rek'at olarak farz etmişti. Sonra onu hazer için (dörde) tamamladı. Yolcu namazı ilk farz edildiği şekilde sabit tutuldu. |Buhari, Salat 1, Taksiru's-Salat 5, Menakıbu'l-Ensar 47; Müslim, Salatu'-Müsafirin 2, (685); Muvatta, Kasru's-Salat 8, (1, 146); Ebu Davud, Salat 270, (1198); Nesai, Salat 3, (1, 225)|2333
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Eda Ve Kazasının Vücubu Hakkında|nesai|Ömer|Kurban bayramında kılınan namaz iki rek'attir. Fıtır (Ramazan) bayramında kılınan namaz iki rek'attir, sefer namazı iki rek'attir, cum'a namazı da iki rek'attir. Bunlar Resulullah (sav)'ın lisanı üzere, tamamdır, kısaltma yoktur. |Nesai, Cum'a 37, (3,111), Taksir 1, (3,118), İdeyn 11, (3,183)|2334
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Eda Ve Kazasının Vücubu Hakkında|ebu davud|Abdullah İbnu Fudale|Abdullah İbnu Fudale, babası (Fudale'den) naklen anlatıyor; "Resulullah (sav)'ın bana öğrettikleri arasında: Beş vakit namaza devam edin! emri de vardı. Ben: "Bu beş vakit, benim meşguliyetlerimin bulunduğu anlardır. Bana (bunların yerine geçecek) cami (kapsamlı) bir şey emret, öyle ki onu yaptım mı, benden beş vakit namaz borcunun yerine geçsin!" dedim. Bunun üzerine: "Öyleyse Asreyn'e devam et!" buyurdu. Bu kelime bizim dilimizde yoktu. Bu sebeple: "Asreyn nedir?" diye sordum. "Güneş doğmazdan önceki namazla güneş batmazdan önceki namaz" buyurdu. |Ebu Davud, Salat 9, (428)|2335
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Eda Ve Kazasının Vücubu Hakkında|ebu davudtirmizi|Sebretü'bnu Ma'bed|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Yedi yaşına geldi mi çocuğa namazı emredin, on yaşına geldi mi kılmadığı takdirde dövün." (Tirmizi'nin rivayetinde "Çocuğa namazı yedi yaşında öğretin, kılmadığı takdirde on yaşında dövün" şeklindedir.) |Ebu Davud, Salat 26, (494); Tirmizi, Salat 299, (407)|2336
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Eda Ve Kazasının Vücubu Hakkında|ebu davud|Amr İbnu'l-As|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Çocuklarınıza, onlar yedi yaşında iken namazı emredin. On yaşında olunca namaz(daki ihmalleri) sebebiyle onları dövün, yataklarını da ayırın." |Ebu Davud, Salat 26, (495,496)|2337
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Eda Ve Kazasının Vücubu Hakkında|ebu davud|Amr İbnu'l-As|Bir diğer rivayetinde şöyle denir: "Resulullah'a bundan (namazın çocuğa ne zaman emredileceğinden) sorulmuştu: "Çocuk sağını solundan ayırmasını bildi mi ona namazı emredin" buyurdu. |Ebu Davud, Salat 26, (497)|2338
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Eda Ve Kazasının Vücubu Hakkında|buharimüslimtirmiziebu davudnesai|İbnu Ömer|Resulullah (sav) beni Uhud savaşı sırasında teftiş etti. O zaman ondört yaşında idim, savaşa katılmama izin vermedi. Hendek savaşı sırasında da beni gördü, o zaman ben onbeş yaşında idim, bu sefer bana (cihad) izni verdi." Nafi' der ki: "Ben Ömer İbnu Abdilaziz'e uğradım, o zaman halife idi, Kendisine bu vak'ayı anlattım. Bana: "Bu (onbeş yaş) çocukla büyüğü ayıran hududdur" buyurdu. Valilerine yazarak, onbeş yaşına basanları mükellef addetmelerini, daha küçükleri aile efradından saymalarını emretti. |Buhari, Şehadat 18, Megazi 29; Müslim, İmaret 91, (1868); Tirmizi, Cihad 31, (1711); Ebu Davud, Hudud 17, (4406, 4407); Nesai, Talak 20, (6, 155)|2339
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Eda Ve Kazasının Vücubu Hakkında|tirmiziebu davudnesai|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim bir namaz unutacak olursa hatırlayınca derhal kılsın. Unutulan namazın bundan başka kefareti yoktur. |Tirmizi, Salat 131, (178); Ebu Davud, Salat 11, (442); Nesai, Mevakit 52, 53, (2, 293, 294)|2340
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Eda Ve Kazasının Vücubu Hakkında|buharimüslimtirmiziebu davudnesai||Buhari ve Müslim'in bir diğer rivayetinde şöyle denmiştir: "Sizden biriniz namaz sırasında yatmış idiyse veya namaza karşı gaflet etmiş (ve unutmuş) ise, hatırlar hatırlamaz onu kılsın. Zira Allah Teala Hazretleri şöyle buyurmuştur: "Beni anmak için namaz kıl!" (Ta-Ha 14). |Buhari, Mevakitu's-Salat 37; Müslim, Mesacid 314, (684); Tirmizi, Salat 131, (178); Ebu Davud, Salat 11, (442); Nesai, Mevakit 52, 53, (2, 293, 294)|2341
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Eda Ve Kazasının Vücubu Hakkında|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|Ebu Katade|Resulullah'la beraber bir gece boyu yürüdük. Cemaatten bazıları: "Ey Allah'ın Resulü! Bize mola verseniz!" diye talepte bulundular. Efendimiz: "Namaz vaktine uyuyakalmanızdan korkuyorum" buyurdu. Bunun üzerine Hz. Bilal "Ben sizi uyandırırım!" dedi. Böylece Resulullah (sav) mola verdi ve herkes yattı. Nöbette kalan Bilal de sırtını devesine dayamıştı ki gözleri kapanıverdi, o da uyuyakaldı. Güneşin doğmasıyla Resulullah (sav) uyandı ve: "Ey Bilal! Sözün ne oldu?" diye seslendi ve Hz. Bilal: "Üzerime böyle bir uyku hiç çökmedi" diyerek cevap verdi. Aleyhissalatu vesselam: "Allah Teala Hazretleri, ruhlarınızı dilediği zaman kabzeder, (dilediği zaman geri gönderir. Ey Bilal! Halka namaz için ezan oku" buyurdu. Sonra abdest aldı ve güneş yükselip beyazlaşınca kalktı, kafileye cemaatle namaz kıldırdı." |Buhari, Mevakit 35, Tevhid 31; Müslim, Mesacid 309-311; Muvatta, Vaktu's-Salat 25; Ebu Davud, Salat 11, (438, 441); Tirmizi, Salat 130, (177), Tefsir, Ta-ha (3162); Nesai, Mevakit 53, 54, 56, (1, 294-298), İmamet 47, (2,106)|2342
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Eda Ve Kazasının Vücubu Hakkında|ebu davud|Ebu Katade|Bu hadis Ebu Davud'un bir rivayetinde şöyle gelmiştir: "Güneşin harareti onları uyandırınca kalktılar, bir müddet yürüdüler, sonra tekrar konaklayıp abdest aldılar. Hz. Bilal (ra) ezan okudu. Sabahın iki rekatlik (sünnet) namazını kıldılar, sonra da sabah namazını (kazaen) kıldılar. Namazdan sonra hayvanlara binip yola koyuldular. Giderken birbirlerine: "Namazımızda ihmalkarlık ettik" diye yakınıyorlardı. Resulullah (sav): "Uyurken (vaki olan namaz kaçması) ihmal sayılmaz. İhmal uyanıklıktadır. Sizden biri, herhangi bir namazda gaflete düşer kaçırırsa hatırlayınca onu hemen kılsın. Ertesi sabahın namazı da mutad vaktinde kılınır" buyurdu." |Ebu Davud, Salat 11, (438, 441)|2343
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Eda Ve Kazasının Vücubu Hakkında|ebu davud|Ebu Katade|Ebu Davud'un bir diğer rivayetinde şöyle gelmiştir: "Namaz(ın kaçmış olmasın)dan korkarak kalktık, Resulullah (sav): "Ağır olun, ağır olun, bunda bir taksiriniz yok!" buyurdu. Güneş yükselince de: "Sizden kim sabahın iki rekat sünnetini (mutad olarak) kılıyor idiyse yine kılsın" dedi. Bu emir üzerine kılan da, kılmayan da kalkıp sünnetini kıldı. Sonra Resulullah (sav) namaz için kamet emretti. Kamet getirildi. Efendimiz kalktı ve bize namaz kıldırdı. Namaz bitince: "Haberiniz olsun, Allah'a hamdediyoruz ki, bizi namazımızdan, dünyevi işlerimizden herhangi biri alıkoymuş değildir. Ancak ruhlarımız Allahu Teala'nın kabza-i tasarrufundadır, dilediği zaman onu salar. Sizden kim sabah namazına sabahleyin mutad vaktinde kavuşursa, sabah namazıyla birlikte bir mislini de kaza etsin!" dedi." |Ebu Davud, Salat 11, (438, 441)|2344
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Eda Ve Kazasının Vücubu Hakkında|ebu davudtirmizinesai|Ebu Katade|Ebu Davud, Tirmizi ve Nesai'nin bir diğer rivayetinde şöyle gelmiştir: "Şunu bilin ki, uykuda ihmal sözkonusu değildir. İhmal (yani taksir), diğer bir namazın vakti girinceye kadar namazını kılmayan için mevzubahistir." |Ebu Davud, Salat 11, (438, 441); Tirmizi, Salat 130, (177), Tefsir, Ta-ha (3162); Nesai, Mevakit 53, 54, 56, (1, 294-298), İmamet 47, (2,106)|2345
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Eda Ve Kazasının Vücubu Hakkında|müslim|Ebu Katade|Müslim'in Ebu Hüreyre'den kaydettiği bir diğer rivayette şöyle gelmiştir: "...Güneş doğuncaya kadar uyanmadı. Resulullah (sav): "Herkes bineğinin başından tutsun (ve burayı terketsin). Zira burası bize şeytanın musallat olduğu bir yerdir!" dedi. Biz de emri yerine getirdik." |Müslim, Mesacid 309-311|2346
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Eda Ve Kazasının Vücubu Hakkında|ebu davud|Ebu Katade|Ebu Davud'un Ebu Hüreyre'den kaydettiği bir rivayette şöyle denmiştir: "Resulullah (sav): "Size gaflet gelen bu yeri değiştirin!" buyurdu." |Ebu Davud, Salat 11, (438, 441)|2347
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Eda Ve Kazasının Vücubu Hakkında|nesai|İbnu Abbas|Resulullah (sav) gecenin evvelinde yürüdü, sonuna doğru uyku molası verdi. Ancak güneş doğuncaya -veya bir kısmı ufuktan çıkıncaya- kadar uyanamadı. (Uyanınca) namazı hemen kılmadı. Güneş yükselince namazı kıldı. İşte bu orta namazdır (Salatul-Vusta). |Nesai, Mevakit 65, (1, 299)|2348
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Eda Ve Kazasının Vücubu Hakkında|muvatta|Zeyd İbnu Eslem|Resulullah (sav) buyurdu ki: "Muhakkak ki, Allah, ruhlarımızı kabzetmektedir. Dilerse onu, bize bundan başka bir vakitte iade eder. Resulullah (sav) böyle söyledikten sonra Hz. Ebu Bekri's-Sıddık (ra)'a yönelerek: "Şeytan (bu gece) namaz kılmakta iken Bilal'e geldi ve onu yatırdı. Uyuması için bir çocuk nasıl sallanarak avutulursa öylece onu da sallayarak uyuttu" dedi. Resulullah (sav) sonra Bilal'i çağırdı. Gelince Bilal, Resulullah'a onun Hz. Ebu Bekr'e anlattığının tıpkısını haber verdi. Hz. Ebu Bekr bu işittikleri karşısında: "Şehadet ederim ki, sen Allah'ın Resulüsün!" demekten kendini alamadı." |Muvatta, Vukutu's-Salat 26, (1,14-15)|2349
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Eda Ve Kazasının Vücubu Hakkında|buharimüslimtirmizinesai|Cabir|Hz. Ömer, Hendek savaşı sırasında bir keresinde güneş battıktan sonra geldi ve Kureyş kafirlerine küfretmeye başladı ve bu meyanda: "Ey Allah'ın Resulü" dedi, "güneş batmak üzereyken ikindi namazını (güç bela) kılabildim." Resulullah (sav): "Vallahi ikindiyi ben kılamadım" dedi. Beraberce kalkıp Butha'ya gittik. Orada Efendimiz abdest aldı, biz de abdest aldık. Güneş battıktan sonra ikindiyi kıldı, sonra da akşamı kıldı." |Buhari, Mevakit 36, 38, Ezan 26, Salatu'l-Havf, Megazi 29; Müslim, Mesacid 209, (631); Tirmizi, Salat 132, (180); Nesai, Sehv 105, (3, 84, 85)|2350
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Eda Ve Kazasının Vücubu Hakkında|tirmizinesai|İbnu Mes'ud|Müşrikler Hendek günü Resulullah (sav)'ı fazlaca meşgul ederek dört vakit namazı kazaya bıraktırdılar, geceden Allah'ın dilediği bir müddet geçinceye kadar onları kılamadı. Sonra Bilal (ra)'e emretti, o da ezan okudu. Sonra kamet getirdi. Resululllah öğleyi (kazaen) kıldı. (Bilal tekrar) ikamet getirdi, Resulullah ikindiyi kıldı. Sonra (Bilal tekrar) ikamet getirdi. Resulullah akşamı kıldı. Sonra (Bilal yatsı için) kamet getirdi ve Resulullah yatsıyı kıldı. |Tirmizi, Salat 132, (179); Nesai, Mevakit 55, (1, 297, 298)|2351
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Eda Ve Kazasının Vücubu Hakkında|muvatta|Nafi'|Abdullah İbnu Ömer (ra)'e baygınlık gelmiş ve aklı gitmişti. (Bu esnada kılamadığı) namazı kaza etmedi. (İmam Malik der ki: "Doğruyu Allah bilir ya, bana göre bu şundan ileri gelir: "Vakit çıkmıştır. Ama vakit içinde ayılan, o vaktin namazını kılar..") |Muvatta, Vukuf 24, (1, 13)|2352
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Eda Ve Kazasının Vücubu Hakkında|muvatta|Nafi'|İbnu Ömer (ra) dedi ki: "Kim bir namazı unutur ve bunu imamın arkasında namaz kılarken hatırlarsa, imam selamı verince unutmuş olduğu namazı hemen kılsın, sonra da öbür namazı (kıldığını yeniden) kılsın." |Muvatta, Kasru's-Salat 77, (1, 168)|2353
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Eda Ve Kazasının Vücubu Hakkında|müslimibnu mace|Cabir|Resulullah (sav)'ın şöyle söylediğini işitmiştir: "Kişiyle şirk arasında namazın terki vardır."  (Metin Müslim'in metnidir. Tirmizi'nin metni şöyledir: "Küfürle iman arasında namazın terki vardır.") |Müslim, İman 134, (82); İbnu Mace, Salat 77, (1078)|2354
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Eda Ve Kazasının Vücubu Hakkında|tirmiziebu davud|Cabir|Tirmizi ve Ebu Davud'un bir diğer rivayetinde: "Kulla küfür arasında namazın terki vardır." |Tirmizi, İman 9, (2622); Ebu Davud, Sünnet 15, (4678)|2355
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Eda Ve Kazasının Vücubu Hakkında|tirmizinesaiibnu mace|Büreyde|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Benimle onlar (münafıklar) arasındaki ahid (antlaşma) namazdır. Kim onu terkederse küfre düşer." |Tirmizi, İman 9, (2623); Nesai, Salat 8, (1, 231, 232); İbnu Mace, Salat 77, (1079)|2356
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Eda Ve Kazasının Vücubu Hakkında|tirmizi|Abdullah İbnu Şakik|Resulullah (sav)'ım Ashab'ı ameller içerisinde sadece namazın terkinde küfür görürlerdi." |Tirmizi, İman 9, (2624)|2357
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Eda Ve Kazasının Vücubu Hakkında|buharimüslimmuvattatirmiziebu davudibnu mace|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İkindi namazını kaçıran bir insanın (uğradığı zarar yönünden durumu), malını ve ehlini kaybeden kimsenin durumu gibidir." |Buhari, Mevakit 14; Müslim, Mesacid 200, (626); Muvatta, Vukutu's-Salat 21, (1, 11, 12); Tirmizi, İman 9, (2622); Ebu Davud, Sünnet 15, (4678); İbnu Mace, Salat 77, (1078)|2358
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Eda Ve Kazasının Vücubu Hakkında|buharinesai|Ebu'l-Melih|Biz bulutlu bir günde Büreyde (ra) ile bir gazvede beraberdik. Dedi ki: "İkindi namazını erken kılın, zira Resulullah (sav): "Kim ikindi namazını terkederse ameli boşa gider" buyurdu. |Buhari, Mevakit 15, 34; Nesai, Salat 15, (1, 236)|2359
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Vakitleri||Ebu Musa|Resulullah (sav)'a bir zat gelerek namaz vakitlerini sordu. Efendimiz ona hiçbir cevap vermedi. (Sabah vaktinde) şafak sökünce, henüz kimse kimseyi tanıyamayacak kadar ortalık karanlık iken Bilal'e emretti, sabah ezanını okudu. Sonra, güneş tam tepe noktasından batıya dönme (zeval) anında yine Bilal'e emretti, öğle ezanını okudu. Bu vakit için, -öbürlerinden daha iyi bilen- birisi: "Bu, gün ortası (nısfu'n-Nehar)" demişti. Sonra, güneş henüz yüksekte olduğu zaman emretti, Bilal akşam namazı için ezan okudu. Sonra ufuktaki aydınlık (şafak) kaybolunca yatsı için emretti, Bilal yatsı ezanını okudu. Sonra ertesi gün, sabah namazını tehir etti, O kadar geciktirdi ki, kişinin, "sabah vakti çıktı veya çıkmak üzere" demesi anında namazı tamamladı. Sonra öğleyi tehir etti, öyle ki, öğle namazını dün ikindiyi kıldığımız ana yakın bir vakitte kıldı. Sonra ikindiyi tehir etti. Bir kimsenin, "Güneş (ikindi) kızıllığına büründü" diyebileceği bir vakitte namazdan çıktı. Sonra akşamı, nerdeyse ufuktan aydınlığın (şafak) kaybolduğu ana kadar tehir etti. ||2360
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Vakitleri|müslimebu davudnesai||Bir rivayette de şöyle gelmiştir: Akşamı, ikinci günde, ufuktaki aydınlığın kaybolmasından önce kıldı. Sonra yatsıyı, gecenin ilk üçte birine kadar tehir etti. Sonra sabah oldu ve soru sahibini çağırdı: "İşte namazın vakti bu iki hudud arasındadır" buyurdu. (Metin Müslim'e aittir) |Müslim, Mesacid 178, (614); Ebu Davud, Salat 2, (395); Nesai, Muvakit 15, (1, 260, 261)|2361
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Vakitleri|ebu davud||Ebu Davud'un bir rivayetinde şöyle denmiştir: "Sabah namazını kişi arkadaşının yüzünü tanıyamayacak -veya kişi yanındakini tanımayacak- kadar (ortalığın karanlık olduğu) bir anda kıldı. Sonra ikindiyi öylesine tehir etti ki, namazdan çıktığı zaman güneş sararmıştı..." Rivayetin sonunda Ebu Davud der ki: Bu hadisi rivayet edenlerden bazısı şöyle dedi: "sonra yatsıyı gece yarısına kadar tehir ederek kıldı." |Ebu Davud, Salat 2, (396)|2362
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Vakitleri|müslimtirmizinesai|Büreyde|Bir adam Resulullah (sav)'a namazların vaktinden sormuştu. Ona: "Şu (önümüzdeki) iki günde namazları bizimle kıl!" buyurdu. (O gün) güneş tam tepe noktasından (batıyor) kayınca ezan için Bilal'e emretti. O da öğle ezanını okudu. Sonra öğle için kamet okumasını emretti. Sonra güneş yüksekte, beyaz parlak iken emretti ve ikindi için kamet okudu. Sonra güneş batınca emretti, akşam için kamet okudu. Sonra ufuktaki aydınlık kaybolunca emretti, yatsı için kamet okudu. Sonra şafak sökünce emretti sabah için kamet okudu, ikinci gün olunca, Bilal'e ortalığın serinlemesini beklemeyi emretti. O da öğleyi, ortalık iyice serinleyinceye kadar geciktirdi. İkindiyi, güneş yüksekten, dünkü vakitten biraz sonra kıldı. Akşamı ufuktaki beyazlık kaybolmazdan az önce kıldı. Yatsıyı gecenin üçte biri geçtikten sonra kıldı. Sabahı ortalık iyice ağarınca kıldı. Sonra: "Namaz vakitlerinden soran kimse nerede?" diye sordu. Soru sahibi: "Benim ey Allah'ın Resulü!" dedi. "Namazlarınızın vakti" dedi, "gördüğünüz (iki vakit) arasındadır." |Müslim, Mesacid 176, 177, (613); Tirmizi, Salat 115, (152); Nesai, Mevakit 12, (1, 268)|2363
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Vakitleri|tirmiziebu davud|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cibril (as) bana, Beytullah'ın yanında, iki kere imamlık yaptı. Bunlardan birincide öğleyi, gölge ayakkabı bağı kadarken kıldı. Sonra, ikindiyi her şey gölgesi kadarken kıldı. Sonra akşamı güneş battığı ve oruçlunun orucunu açtığı zaman kıldı. Sonra yatsıyı, ufuktaki aydınlık (şafak) kaybolunca kıldı. Sonra sabahı şafak sökünce ve oruçluya yemek haram olunca kıldı, ikinci sefer öğleyi, dünkü ikindinin vaktinde herşeyin gölgesi kendisi kadar olunca kıldı. Sonra ikindiyi, herşeyin gölgesi kendisinin iki misli olunca kıldı. Sonra akşamı, önceki vaktinde kıldı. Sonra yatsıyı, gecenin üçte biri gidince kıldı. Sonra sabahı, yeryüzü ağarınca kıldı. Sonra Cibril (as) bana yönelip: "Ey Muhammed! Bunlar senden önceki peygamberlerin (as) vaktidir. Namaz vakti de bu iki vakit arasında kalan zamandır!" dedi." |Tirmizi, Salat 1, (149); Ebu Davud, Salat 2, (393)|2364
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Vakitleri|nesai|Cabir|Nesai'nin Hz.Cabir (ra)'den yaptığı bir rivayette şöyle denmiştir: "Sonra O'na (Cibril), Fecr (uzayıp ) sabah olunca daha yıldızlar parlak ve cıvıl cıvıl iken geldi. Dünkü yaptığını aynen yaptı, sabah namazını kıldı. Sonra da: "Namaz vakti, işte gördüğünüz bu iki namaz arasıdır" dedi." |Nesai, Mevakit 10, (1, 256)|2365
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Vakitleri|nesai||Bir diğer rivayette şöyle denmiştir: "...öğleyi, güneş (tepeden batıya) meyledince kıldı. (Bu sırada) gölge ayakkabı bağı kadardı. Sonra ikindiyi, gölge ayakkabı bağının misli ve adam boyu olunca kıldı. Sonra akşamı, güneş batınca kıldı. Sonra yatsıyı, ufuktaki aydınlık kaybolunca kıldı. Sonra, sabahı, şafak sökünce kıldı. Sonra ertesi günün öğlesini, gölge, adam boyu olunca kıldı. Sonra ikindiyi, kişinin gölgesi iki misli olunca kıldı. Sonra akşamı, güneş batınca kıldı. Sonra yatsıyı, gecenin üçte birine veya yarısına doğru kıldı. Sonra sabahı kıldı ve ortalık ağardı." |Nesai, Mevakit 15, 7, 10, 17, (1, 251, 255, 261, 263)|2366
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Vakitleri|tirmizimüslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bilesiniz, namazın bir ilk vakti bir de son vakti vardır. Öğle vaktinin evveli güneşin tepe noktasından batıya meyil (zeval) anıdır. Son vakti de ikindinin girdiği andır, ikindi vaktinin evveli, vaktinin girdiği andır. Vaktin sonu da güneşin sarardığı andır. Akşam vaktinin evveli, güneşin battığı andır. Vaktin sonu da ufuktaki aydınlığın (şafak) kaybolduğu andır. Yatsı vaktinin evveli, ufuğun kaybolduğu andır. Vaktin sonu da gecenin yarısıdır. Sabah vaktinin evveli fecrin (aydınlığı) doğmasıdır. Vaktin sonu da güneşin doğmasıdır." |Tirmizi, Salat 114, (151); Müslim, Mevakit 6, (1, 249, 250)|2367
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Vakitleri|muvatta|Abdullah İbnu Rafi' Mevla Ümmü Beleme|Abdullah İbnu Rafi, Ebu Hüreyre'ye namazların vaktini sormuştu. Ebü Hüreyre kendisine şu açıklamayı yaptı: "Ben sana haber vereyim: Gölgen kendi mislin kadarken öğleyi kıl. İkindiyi gölgen iki mislin olunca kıl. Akşamı güneş batınca kıl. Yatsıyı seninle   arana gecenin üçte biri girince kıl. Sabahı da alaca karanlıkta kıl." |Muvatta, Vukutu's-Salat 9, (1, 8)|2368
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Vakitleri|muvatta||İmam Malik'in anlattığına göre, Hz. Ömer valilerine şöyle yazdı: "Nazarımda işlerinizin en ehemmiyetlisi namazdır. Kim onu (farz, vacib, sünnet ve vaktine riayetle) korur ve (tam zamanında kılmaya) devam ederse dinini korumuş olur. Kim de onu(n zamanını tehir suretiyle) zayi ederse, onun dışındakileri daha çok zayi eder." Hz. Ömer yazısına şöyle devam etti: "Öğleyi gölge bir ziralıktan birinizin gölgesi misli oluncaya kadar kılınız, ikindiyi, güneş yüksekte, beyaz, parlak iken, hayvan binicisinin, güneş batmazdan önce iki veya üç fersahlık yol alacağı müddet içerisinde; akşamı güneş batınca; yatsıyı ufuktaki aydınlık battımı gecenin üçte birine kadar kılınız. -Kim (yatsıyı kılmadan) uyursa gözüne uyku düşmesin, kim (yatsıyı kılmadan) uyursa gözüne uyku düşmesin, kim (yatsıyı kılmadan) uyursa gözüne uyku düşmesin- Sabahı da yıldızlar parlak ve cıvıldarken kılınız." |Muvatta, Mevakit 6, (1,6-7)|2369
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Vakitleri|muvatta||Muvatta'nın diğer bir rivayetinde şöyle gelmiştir: "Hz. Ömer (ra), Ebu Musa el-Eş'ari hazretlerine yazdığı bir mektupta aynı şeyi hatırlattı ve (ilaveten) şunu yazdı: "Onda -yani sabah namazında- mufassal surelerden iki uzun süre oku." |Muvatta, Mevakit 7, (1, 7)|2370
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Vakitleri|muvatta||Yine benzer bir diğer rivayette şu ifade mevcuttur: Hz. Ömer, Ebu Musa (ra)'ya şöyle yazdı: "...Yatsıyı seninle (akşam namazıyla) arana gecenin üçte biri girince kıl. Geciktirirsen gecenin yarısına kadar olsun. Sakın gafillerden olma." |Muvatta, 8, (1, 7)|2371
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Vakitleri|müslimebu davudnesai|Abdullah İbnu Amr İbni'l-As|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Öğlenin (başlama) vakti, güneşin (tepe noktasından batıya) meylettiği zamandır. Kişinin gölgesi kendi uzunluğunda olduğu müddetçe öğle vakti devam eder, yani ikindi vakti girmedikçe. İkindi vakti ise güneş sararmadıkça devam eder. Akşam vakti ufuktaki aydınlık (şafak) kaybolmadığı müddetçe devam eder. Yatsı namazının vakti orta uzunluktaki gecenin yarısına kadardır. Sabah namazının vakti ise fecrin doğmasından (yani şafağın sökmesinden) başlar, güneş doğuncaya kadar devam eder. Güneş doğdumu namazdan vazgeç. Çünkü o, şeytanın iki boynuzu arasından doğar." |Müslim, Mesacid, 173, (612); Ebu Davud, Salat 2, (396); Nesai, Mevakit 15, (1, 260)|2372
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Vakitleri|buharimüslimebu davudnesai|Ebu'l-Minhal Seyyar İbnu Selame|Ben ve babam birlikte Ebu Berze el-Eslemi (ra)'nin yanına girdik. Babam ona: "Resulullah (sav) farz namazları nasıl kılardı?" diye sordu. Şu cevabı verdi: "Efendimiz sizin "el-Evvel" dediğiniz öğle namazını güneş (tepe noktasından) batıya kayınca kılardı. Birimiz ikindiyi kıınca, Medine'nin en uzak yerindeki evine dönerdi de güneş hala canlılığını korurdu. Akşam namazı hakkında ne söylediğini unuttum. Sizin atame dediğiniz yatsıyı geciktirmeyi iyi bulurdu (müstehap addederdi). Yatsıdan önce uyumayı, sonra da konuşmayı mekruh addederdi. Kişi (yanında beraber oturduğu) arkadaşını tanıyınca sabah namazından ayrılırdı. Namazda altmış-yüz ayet miktarınca Kur'an okurdu." |Buhari, Mevakit 11, 13, 39, Ezan 104; Müslim, Mesacid 237, (647); Ebu Davud, Salat 3, (398); Nesai, Mevakit 2, (1, 246), 20, (1, 265)|2373
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Vakitleri|buharimüslimebu davudnesai|Muhammed İbnu Amr İbni'l Hasen İbni Ali İbnu Ebi Talib|Haccac, Medine'ye geldiğinde namazı mutad vaktinden tehir ediyordu. Bunun üzerine Cabir İbnu Abdillah (ra)'a (namazların vakti hakkında) sorduk. Bize şu açıklamayı yaptı: "Resulullah (sav) öğleyi hararetin şiddetli olduğu zamanda (hacire vaktinde) kılardı. İkindiyi de güneş parlakken kılardı. Akşamı, güneş batınca, yatsıyı bazan geciktirir, bazen de öne alırdı. Halkın toplandığını görünce tacil eder, onları ağır görünce de tehir ederdi. Sabahı da alaca karanlıkta kılardı." |Buhari, Mevakit 18, 21; Müslim, Mesacid 234, (646); Ebu Davud, Salat 3, (397); Nesai, Mevakit 18, (1, 264)|2374
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Vakitleri|nesai|Enes|Nesai'nin Enes (ra)'ten yaptığı rivayette şöyle denmiştir: "Sabahı, göz(ün görme ufku) genişleyinceye kadar kılardı." |Nesai, 29, (1, 273)|2375
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Vakitleri|ebu davud|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) öğle namazı kıldığı zaman (gölgenin) miktarı, yazda üç ayaktan beş ayağa kadar idi. Kışta da beş ayaktan yedi ayağa kadardır. |Ebu Davud, Salat 4, (400); Nesai, Mevakit 6, (1, 251)|2376
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Vakitleri|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|Aişe|Mü'min kadınlar Resulullah (sav)'la birlikte sabah namazlarını, bürgülerine sarılmış olarak kılarlardı. Sonra, namazlarını kılınca evlerine dönerlerdi de bu esnada karanlıktan dolayı kimse de onları tanıyamazdı. |Buhari, Mevakit 13, 27, Ezan 162, 165; Müslim, Mesacid 231, (645); Muvatta, Vukut 4, (1, 6); Ebu Davud, Salat 8, (423); Tirmizi, Salat 116, (153); Nesai, Mevakit 25, (1, 271)|2377
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Vakitleri|tirmizi|Aişe|Ben öğle namazını, ne Resulullah (sav) kadar, ne de Ebu Bekr ve Ömer kadar tacil edip geciktirmeyen bir başka insan tanımıyorum. |Tirmizi, Salat, 118|2378
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Vakitleri||Ümmü Seleme|Öğleyi tacilde Resulullah (sav) sizden daha titizdi. Siz de ikindiyi tacilde ondan daha titizsiniz. ||2379
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Vakitleri|müslimnesai|Habbab|Resulullah (sav)'a (secde edilen) yerin sıcaklığından şikayet ettik, ancak şikayetimizi dinlemedi. Züheyr, Ebu İshak'a: "Şikayetiniz öğle vaktinden miydi?" diye sordu. Öbürü: "Evet!" dedi. Ben: "Vakit girer girmez, (yani ortalık çok sıcakken) kılınmasından mı?" diye sordum. O yine: "Evet!" dedi. |Müslim, Mesacid, 189, (619); Nesai, Mevakit 2, (1, 247)|2380
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Vakitleri|ebu davudnesai|Enes|"Resulullah (sav) (yolculuk sırasında) bir yere inecek olsa, öğleyi kılmadan orayı terketmezdi" demişti. Bir adam sordu: "Yani gün ortasında olsa da mı?" "Evet," dedi Enes, "gün ortasında olsa da!" |Ebu Davud, Salat 273, (1205); Nesai, Mevakit 3, (1, 248)|2381
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Vakitleri|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Aişe|Resulullah (sav) güneş odama vurduğu sırada ikindiyi kılardı. Ebu Davud'un rivayetinde şu ziyade var: "... (güneş) odamdan yükselmezden önce..." |Buhari, Mevakit 13, Humus 4; Müslim, Mesacid 169, (611); Ebu Davud, Salat 5, (407); Tirmizi, Salat 120, (159); Nesai, Mevakit 8,(1,252)|2382
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Vakitleri|buharimüslimmuvattaebu davudnesai|Enes|Resulullah (sav) güneş yüksekte ve canlı iken ikindiyi kılardı. Bu esnada kişi avali'ye (dış semtlere) gider, oraya varırdı ve hala güneş yüksekliğini muhafaza ederdi. Gidilen bu avali'den bazıları Medine'ye dört mil uzaklıkta idi." (Kaynaklar müteakip 2 hadisi de kapsarlar) |Buhari, Mevakit 13, İtisam 16; Müslim, Mesacid 192-197, (621-624); Muvatta, Vukut 11, (1, 8-9); Ebu Davud, Salat 5, (404-406); Nesai, Mevakit 8, (1, 252-254)|2383
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Vakitleri|buharimüslimmuvattaebu davudnesai|Es'ad İbnu Sehl İbnu Huneyf|Biz Ömer İbnu Ahdilaziz (ra) ile öğleyi kıldık. Sonra çıkıp Hz. Enes İbnu Malik (ra)'in yanına gittik. Varınca onu ikindiyi kılıyor bulduk. Ben kendisine: "Ey amcacığım! Kıldığın bu namaz da ne?" diye sordum. Bana: "Bu, ikindi namazıdır. Ve bu Resulullah (sav)'la beraber kıldığımız namazdır" dedi. (Kaynaklar önceki ve müteakip 1'er hadisi de kapsarlar) |Buhari, Mevakit 13, İtisam 16; Müslim, Mesacid 192-197, (621-624); Muvatta, Vukut 11, (1, 8-9); Ebu Davud, Salat 5, (404-406); Nesai, Mevakit 8, (1, 252-254)|2384
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Vakitleri|buharimüslimmuvattaebu davudnesai||Bir diğer rivayette de şöyle gelmiştir: "Resulullah (sav) bize ikindiyi kıldırdı. Namazdan çıkınca Efendimizin yanına Beni Seleme'den birisi geldi ve: "Ey Allah'ın Resulü!" dedi. "Biz, bir deve kesmek istiyor ve sizin de kesimde hazır bulunmanızı arzu ediyoruz." Efendimiz "Pekala" deyip gitti. Biz de onunla gittik. Varınca, devenin henüz kesilmediğini gördük. Kestiler, parçaladılar. Bir miktarını pişirdiler. Güneş batmadan o eti yedik." (Kaynaklar önceki 2 hadisi de kapsarlar) |Buhari, Mevakit 13, İtisam 16; Müslim, Mesacid 192-197, (621-624); Muvatta, Vukut 11, (1, 8-9); Ebu Davud, Salat 5, (404-406); Nesai, Mevakit 8, (1, 252-254)|2385
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Vakitleri|buharimüslimebu davudtirmizi|Seleme İbnu'l-Ekva|Resullullah (sav) akşamı, güneş batıp perdeye bürününce kılıyordu. (Ebu Davud'un bir rivayetinde şöyle denir: "Resulullah (sav) akşamı, güneşin battığı vakitte, güneş (kursunun son) izi de ufukta kaybolunca kılıyordu.") |Buhari, Mevakit 18; Müslim, Mesacid 216, (636); Ebu Davud, Salat 6, (417); Tirmizi, Salat 122, (164)|2386
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Vakitleri|buharimüslim|Rafi İbnu Hadic|Biz akşamı, Resulullah (sav) ile birlikte kılınca, cemaatten aynlıp (ok atışı yapanımız olurdu da) attığı okun düştüğü yerleri rahat görebilirdik. |Buhari, Mevakit 18; Müslim, Mesacid 217, (637)|2387
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Vakitleri|nesai||Nesai'nin bu hususta Eşlem kabilesine mensup ashabtan bir kimseden kaydettiği beyan şöyledir: "Onlar Resulullah (sav) ile birlikte akşamı kılarlar, sonra da Medine'nin (Mescid'e) en uzak yerinde olan ailelerine dönüp ok atışı yaparlar ve de oklarının düştüğü yerleri görürlerdi." |Nesai, Mevakit 13, (1, 259)|2388
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Vakitleri||Mersed İbnu Abdillah el-Müzeni|Ebu Eyyüb, gazi (mücahid) olarak yanımıza geldi. Bu sırada Ukbe İbnu Amir de Mısırda vali idi. Ukbe, akşam namazını tehir etti. Ebu Eyyüb ona yönelerek: "Ey Ukbe!" dedi. "Bu kıldırdığın namaz ne namazıdır?" Ukbe, hatasını anlayarak: "Meşguliyetimiz vardı" diye özür beyan etti. Ebu Eyyüb: "Sen Resulullah (sav)'ın şu sözünü işitmedin mi? Buyurmuştu ki: "Ümmetim, akşam namazını, yıldızlar cıvıldayana kadar geciktirmedikçe hayır üzere -veya fıtrat üzere demişti- olmaktan geri kalmaz." ||2389
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Vakitleri|tirmizi|Ali|Resulullah (sav) bana şu tembihte bulundu: "Ey Ali, üç şey vardır, sakın onları geciktirme: Vakti girince namaz, (hemen kıl!), hazır olunca cenaze, (hemen defnet!), kendisine denk birini bulduğun bekar kadın, (hemen evlendir." |Tirmizi, Salat, 127 (171)|2390
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Vakitleri|müslimmuvattatirmiziebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim sabah namazından bir rek'ati güneş doğmazdan önce kılabilirse, sabah namazına yetişmiş demektir. Kim ikindi namazından bir rek'ati güneş batmadan önce kılabilirse ikindi namazına yetişmiş demektir." |Müslim, Mesacid 163, (608); Muvatta, Vukut 5, (1, 6); Tirmizi, Salat 137, (186); Ebu Davud, Salat 5, (412)|2391
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Vakitleri|buharinesai|Ebu Hüreyre|Sizden kim, ikindi namazının bir secdesini güneş batmazdan önce kılabilirse, namazını tamamlasın, sabah namazının da bir secdesini güneş doğmazdan önce kılabilen, namazını tamamlasın. (Ancak Nesai (bir rivayetinde de) şöyle der: "..ilk rek'atinde kılarsa...") |Buhari, Mevakit 28, 17; Nesai, Mevakit 11, (1, 257, 258), 28, (1, 273)|2392
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Vakitleri|buharimüslimmuvattaebu davudtirmiziİbnu macenesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Hararet şiddetlenince namazı (vakit) biraz serinleyince kılın. Çünkü, şiddetli hararet cehennemden bir kabarmadır." |Buhari, Mevakit 9, Bed'ü'l-Halk 10; Müslim, Mesacid 180, (616); Muvatta, Vukut 28, (1, 16); Ebu Davud, Salat 4, (402); Tirmizi, Salat 7, (157); İbnu Mace, Salat 4, (677); Nesai, Mevakit 5 (1, 248-249)|2393
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Vakitleri|buharimuvatta||İmam Malik'in bir rivayetinde (Resulullah'ın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir): "Cehennem, Rabbine (ey Rabbim! bir kısmım, diğer bir kısmımı yiyor diye) şikayet etti. Bunun üzerine Rab Teala ona yılda iki kere teneffüs etmesine izin verdi: Kışta bir nefes, yazda bir nefes. (İşte, hararetten en şiddetli hissedilen ve soğuktan en şiddetli hissedilen şey bu soluklardır)." |Buhari, Mevakit 8; Muvatta, Vukut 27, (1, 15)|2394
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Vakitleri|buharimüslimebu davudtirmizi|Ebu Zerr|Biz bir sefer sırasında Resulullah (sav) ile beraberdik. Müezzinimiz öğle namazı için ezan okumak istedi. Resulullah (sav) ona: "Serinlemeyi bekle!" dedi. Bir müddet geçince müezzin ezan okumak istemişti, yine ikinci ve hatta üçüncü defa: "Serinlemeyi bekle!" dedi. (Bekledik), hatta tümseklerin (doğu cihetindeki) gölgelerini gördük. O zaman aleyhissalatu vesselam: "Şiddetli hararet cehennemin bir kabarmasıdır. Öyleyse, hararet şiddetlenince öğle namazını (vakit) serinleyince kılın" dedi. |Buhari, Mevakit 9,10, Ezan 18, Bed'ü'l-Halk 10; Müslim, Mesacid 184, (616); Ebu Davud, Salat 4, (401); Tirmizi, Salat 119, (1, 58)|2395
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Vakitleri|muvatta|Kasım İbnu Muhammed|Ben, Ashab'ı öğle namazını aşiyy'de kılar gördüm. |Muvatta, Vukut 13, (1, 9)|2396
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Vakitleri|nesai|Enes İbnu Malik|Resulullah (sav) hava sıcaksa öğleyi serinleyince kılıyordu, hava serinse ta'cil (edip ilk vaktinde) kılıyordu. |Nesai, Mevakit 4, (1, 248)|2397
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Vakitleri|ebu davud|Ali İbnu Seyhan|Resulullah (sav)'ın yanına geldik, ikindi namazını, güneş gökte beyaz ve (sarılıktan arı ve) parlak olduğu müddetçe tehir ediyordu. |Ebu Davud, Salat 5, (408)|2398
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Vakitleri|buharimüslimtirmizinesai|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Akşam yemeği hazırlanmış ise, yemeğe namazdan önce başlayın. Yemeğinizi aceleye de getirmeyin." |Buhari, Et'ime 58, Ezan 42; Müslim, Mesacid 64, (557); Tirmizi, Salat 262, (353); Nesai, İmamet 67, (2, 111)|2399
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Vakitleri|buharimüslim|Aişe|Resulullah (sav) şöyle buyurdular: "Namaz başlar ve akşam yemeği de hazır olursa akşam yemeğiyle başlayın." |Buhari, Et'ime 58, Ezan 42; Müslim, Mesacid 66, (558)|2400
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Vakitleri||İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Birinizin akşam yemeği konur, (bu sırada) namaz da başlarsa, siz akşam yemeği ile başlayın. Ondan boşalıncaya kadar acele de etmeyin." İbnu Ömer (ra) için yemek konunca namazın başladığı olurdu. O, yemekten boşalmadıkça namaza gelmezdi. Ancak o, imamın kıraatini dinlerdi. ||2401
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Vakitleri|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizi|Abdullah İbnu Ubeyd İbni Umeyr|İbnu'z-Zübeyr zamanında, ben Abdullah İbnu Ömer (ra)'in yanında babamla birlikte bulunuyordum. Abbad İbnu Abdillah İbni'z-Zübeyr sordu: "Biz işittik ki, akşam yemeğine namazdan önce başlanırmış, (doğru mu?)" Abdullah İbnu Ömer (ra) şu cevabı verdi: "Bak hele! Onların akşam yemekleri nasıldı? Zanneder misin ki, bu, babanın akşam yemeği gibiydi?" |Buhari, Ezan 42; Müslim, Mesacid 66, (559); Muvatta, İsti'zan 19, (2, 971); Ebu Davud, Et'ime 10, (3757, 3759); Tirmizi, Salat 262, (363,354)|2402
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Vakitleri|ebu davud|Cabir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Yemek veya bir başka şey için namazınızı tehir etmeyin." |Ebu Davud, Et'ime 10, (3758)|2403
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Vakitleri|buharimüslimnesai|İbnu Abbas|Resulullah (sav) (bir gün) yatsıyı tehir etmişti. Ömer (ra) çıkıp: "Ey Allah'ın Resulü, namazı kılalım. Kadınlar ve çocuklar yattılar" dedi. Aleyhissalatu vesselam başı su damlıyor olduğu halde çıkıp: "Ümmetime meşakkat vermemiş olsam yatsıyı bu vakitte kılmalarını emrederdim!" buyurdu." |Buhari, Mevakit 24; Müslim, Mesacid 225, (642); Nesai, Mevakit 20, (1,265)|2404
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Vakitleri|buharimüslimnesai|Enes|Kendisine: "Resulullah (sav) yüzük kullandı mı?" diye sorulmuştur da şu cevabı vermiştir: "Bir gece, yatsıyı gece yarısına kadar (şatru'l-leyl) tehir etti. Sonra yüzü bize dönmüş olarak yanımıza geldi -sanki şu anda yüzüğünün parıltısını görüyor gibiyim- ve şöyle dedi: "İnsanlar namazlarını kıldılar ve yattılar. Siz ise, namazı beklediğiniz müddetçe namaz kılma(sevabını alma)ktasınız." |Buhari, Mevakit 25, 40, Ezan 36, 156, Libas 48; Müslim, Mesacid, 223, (640); Nesai, Mevakit 21, (1, 268)|2405
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Vakitleri|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Enes|Yatsı namazı için ikamet okunmuştu ki bir adam: "Benim bir işim var!" diyerek araya girdi. Resulullah (sav) (farzı kıldırmazdan önce) kalktı, adamla hususi şekilde konuşmaya başladı, insanlar -veya bir kısmı- uyuyuncaya kadar konuşma uzadı. Namazı sonra kıldılar. |Buhari, Ezan 27, 28, İstizan 48; Müslim, Hayz 126, (376); Ebu Davud, Salat 46, (542); Tirmizi, Salat 373, (517, 518); Nesai, İmamet 13, (2, 81)|2406
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Vakitleri|ebu davud|Muaz İbnu Cebel|(Bir gece) Resulullah (sav)'ı yatsı namazı için uzun müddet bekledik, ama gecikti. O kadar ki, bazıları (hane-i saadetinden) çıkmayacağı zannına düştü, içimizden: "Namazını (evinde) kılmıştır" diyen bile oldu. İşte biz bu hal üzere iken Resulullah (sav) çıktı ve kendisine önceden tahminen söylediklerini tekrar ettiler. Bunun üzerine: "Geceye bu namazla girin. (Bilin ki) siz bu namaz sayesinde diğer ümmetlere üstün kılındınız. Bunu sizden önceki ümmetlerden hiçbiri kılmadı" buyurdu. |Ebu Davud, Salat 7, (421)|2407
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Vakitleri|buharimüslim|Ebu Musa|[Resulullah (sav) bir gün] yatsı namazını geciktirdi. Hatta gecenin çoğu gitti. Sonra çıktı ve cemaate namazlarını kıldırdı. Namazı bitirince Resulullah (sav) orada hazır bulunan cemaate: "(Buradan ayrılmakta) acele etmeyin, size bir husus haber vereyim de sevinin: Bilesiniz, üzerinizdeki Allah'ın nimetlerinden biri de şudur: Şu saatte namaz kılan sizden başka hiç kimse yok -veya sizden başka kimse şu saatte namaz kılmamıştır.-" Bu iki sözden hangisini söylemişti bilemiyoruz." (Ebu Musa ilaveten dedi ki: "Resulullah (sav)'tan işittiklerimize sevinerek evlerimize döndük.") |Buhari, Mevakit 22; Müslim, Mesacid 224, (641)|2408
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Vakitleri|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesaiibnu mace|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Namazdan bir rekate yetişen, namazın tamamına yetişmiş sayılır." |Buhari, Mevakit 28, 17; Müslim, Mesacid, 161, (607); Muvatta, Vukut 16, (1, 10); Ebu Davud, Salat 241, (1121); Tirmizi, Salat 377, (524); Nesai, Mevakit 30, (1, 274); İbnu Mace, İkamet 91, (1122)|2409
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Vakitleri|nesai|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Namazlardan herhangi bir namazın bir rekatine yetişen, o namaza yetişmiş demektir. Ancak, kaçırdığını kaza eder." |Nesai, Mevakit 30, (1, 275)|2410
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Vakitleri|tirmizi|Aişe|Resulullah (sav) ölünceye kadar, hiçbir namazı son vaktinde iki kere kılmış değildir. |Tirmizi, Salat 127, (174)|2411
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Vakitleri|tirmizi|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Namazın ilk vaktinde Allah'ın rızası vardır. Son vaktinde de affı vardır." |Tirmizi, Salat 127, (172)|2412
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Vakitleri|tirmiziebu davudnesai|Rafi' İbnu Hadic|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sabah namazını aydınlıkta kılın." |Tirmizi, Salat 117, (154); Ebu Davud, Salat 8, (424); Nesai, Mevakit 27, (1, 272)|2413
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Vakitleri|muvatta|Yahya İbnu Said|Musalli, (farz) namazı vakti çıkmış olan namazları da kılar. Onun vaktinde kılamayıp kaçırdığı, ehlinden de malından da daha mühim (bir kayıp)dir." |Muvatta, Vukut 23, (1, 12)|2414
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Vakitleri|ebu davudtirmizimüslimbuhari|Ümmü Ferve|Resulullah (sav)'a, "Hangi amel efdaldir?" diye sorulmuştu, şu cevabı verdi: "İlk vaktinde kılınan namaz!" |Ebu Davud, Salat 9, (426); Tirmizi, Salat 127, (170); Müslim, İman 137, (85); Buhari, Mevakit 5|2415
NAMAZ BÖLÜMÜ|Mekruh Vakitler|müslimebu davudtirmizinesai|Ukbe İbnu Amir|Üç vakit vardır ki, Resulullah (sav) bizi o vakitlerde namaz kılmaktan veya ölülerimizi mezara gömmekten nehyetti: 1. Güneş doğmaya başladığı andan yükselinceye kadar. 2. Öğleyin güneş tepe noktasına gelince, meyledinceye kadar. 3. Güneş batmaya meyledip batıncaya kadar. |Müslim, Müsafirin 293, (831); Ebu Davud, Cenaiz 55, (3192); Tirmizi, Cengiz 41, (1030); Nesai, Mevakit, 31, (1, 275, 26)|2416
NAMAZ BÖLÜMÜ|Mekruh Vakitler|buharimüslimmuvattanesai|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Hiç biriniz, güneşin doğması ve batması esnasında namaz kılmaya kalkmasın." |Buhari, Mevakit 31,30, Hacc 78; Müslim, Müsafirin 289, (838); Muvatta, Kur'an 47, (1, 220); Nesai, Mevakit 33, (1, 277)|2417
NAMAZ BÖLÜMÜ|Mekruh Vakitler|muvattanesai|Abdullah es-Sunabihi|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Güneş, beraberinde şeytanın boynuzu olduğu halde doğar, yükselince ondan ayrılır. Bilahare istiva edince (tepe noktasına gelince) ona tekrar mukarenet (yakınlık) peydah eder. Zevalden sonra (tepe noktasından ayrılıp batıya meylettimi) ondan yine ayrılır. Batmaya yakın tekrar ona yakınlık peydah eder, batınca ondan ayrılır." Resulullah (sav) işte bu vakitlerde namaz kılmaktan men etti. |Muvatta, Kur'an 44, (1, 219); Nesai, Mevakit 31, (1, 275)|2418
NAMAZ BÖLÜMÜ|Mekruh Vakitler|ebu davudnesaimüslim|Amr İbnu Abese es'Sülemi|Bir gün Resulullah (sav)'a: "Ey Allah'ın Resulü!" dedim, "Allah'a biri diğerinden daha yakın olan bir saat var mıdır (veya- Allah'ın zikri taleb edilen daha yakın bir saat var mıdır?)" "Evet," dedi, "vardır. Allah'ın kula en yakın olduğu zaman gecenin son kısmıdır. Eğer bu saatte Aziz ve Celil olan Allah'a zikredenlerden olabilirsen ol. Zira o saatte kılınan namaz, güneş doğuncaya kadar (meleklerin) beraberlik ve şehadetine mazhardır. Çünkü güneş şeytanın iki boynuzu arasından doğar ve bu doğma anı kafirlerin ibadet vakitleridir. O esnada, güneş bir mızrak boyunu buluncaya ve (sarı, zayıf) ışıkları kayboluncaya kadar namazı bırak. Bundan sonra namaz -güneş gün ortasında mızrağın tepesine gelinceye kadar- yine (meleklerin) beraberlik ve şehadetine mazhardır. Güneşin tepe noktasına gelme saati, cehennem kapılarının açıldığı ve cehennemin coşturulduğu bir saattir; namazı (eşyaların gölgesi) doğu tarafa sarkıncaya kadar terkedin. Bundan sonra namaz -güneş batıncaya kadar- meleklerin beraberlik, ve şehadetine mazhardır. Güneş, batarken de bu beraberlik ve şehadet kalmaz, çünkü o, şeytanın iki boynuzu arasında kaybolur. O sırada yapılacak ibadet kafirlerin ibadetidir." |Ebu Davud, Salat 299, (1277); Nesai, Mevakit 35, (1, 279, 280); Müslim, Müsafirin 294, (832)|2419
NAMAZ BÖLÜMÜ|Mekruh Vakitler|buharimüslimnesai|Ebu Said|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sabah namazını kıldıktan sonra güneş yükselinceye kadar artık namaz yoktur. İkindiyi kıldıktan sonra da güneş batıncaya kadar namaz yoktur." |Buhari, Mevakit 31; Müslim, Müsafirin 288, (827); Nesai, Mevakit 35, (1, 277, 278)|2420
NAMAZ BÖLÜMÜ|Mekruh Vakitler|buharimüslimebu davudtirmizinesai|İbnu Abbas|Nazarımda pek değerli birçok kimse -ki bence onların en değerlisi Hz. Ömer'di- şu hususta şahidlik ettiler: "Resulullah (sav), sabah namazından sonra güneş doğuncaya kadar, ikindi namazından sonra da batıncaya kadar namaz kılmayı yasakladı." |Buhari, Mevakit 30; Müslim, Müsafirin 286, (826); Ebu Davud, Salat 299, (1276); Tirmizi, Salat 134, (183); Nesai, Mevakit 32, (1, 276, 277)|2421
NAMAZ BÖLÜMÜ|Mekruh Vakitler|nesai|Nadr İbnu Abdirrahman|Nadr İbnu Abdirrahman, ceddi Muaz (ra)'dan anlattığına göre, der ki: "Muaz İbnu Afra ile birlikte tavafta bulundum, (tavaftan sonra kılınan iki rekatlik tavaf namazını) kılmadı. Kendisine: "Namaz kılmıyor musun?" diye sordum. Şu cevabı verdi: "Resulullah (sav) buyurdular ki: "İkindi (namazı)ndan sonra güneş batıncaya kadar namaz yoktur. Sabah (namazın)dan sonra da güneş doğuncaya kadar namaz yoktur." |Nesai, Mevakit 11, (1, 258)|2422
NAMAZ BÖLÜMÜ|Mekruh Vakitler|müslimnesai|Aişe|Ömer vehme düştü (yanıldı). Resulullah (sav): "Namaz kılmak için güneşin batma ve doğma zamanını taharri etmeyin (araştırıp seçmeyin). Çünkü o, şeytanın iki boynuzu arasında doğar." diye yasakladı. (Müslim, şu ziyadede bulundu: "Resulullah (sav) ikindiden sonraki iki rekati hiç bırakmadı.") |Müslim, Müsafirin 296, (833); Nesai, Mevakit 35, (1, 279)|2423
NAMAZ BÖLÜMÜ|Mekruh Vakitler|rezin|Cündüb İbnu's-Seken el-Gıfari|Cündüb İbnu's-Seken el-Gıfari'nin -ki bu zat Eb Zerr (ra)'dir- anlattığına göre, Kabe'nin basamağına çıkıp şöyle demiştir. "Beni bilen bilir, bilmeyen de bilsin ki, ben Cündüb'üm. Resulullah (sav)'ı şöyle söyler işittim: "Sabah (namazın)dan sonra güneş doğuncaya kadar namaz yoktur, ikindi namazından sonra da güneş batıncaya kadar; Mekke'de hariç, Mekke'de hariç, Mekke'de hariç." [Rezin ilavesidir. Bu hadis, Ahmed İbnu Hanbel'in Müsned'inden tahric edilmiştir (5,165)] |Rezin|2424
NAMAZ BÖLÜMÜ|Mekruh Vakitler|ebu davudnesai|Ali İbnu Ebi Talib|Resulullah (sav) ikindi (namazı)ndan sonra, güneşin yüksekte olma halini istisna ederek, namaz kılmayı yasakladı. (Nesai'nin rivayetinde (ibare, ifade bakımından biraz farkla) şöyle gelmiştir: "...güneşin beyaz ve parlak halde olmasını istisna ederek...") |Ebu Davud, Salat 299, (1274); Nesai, Mevakit 36, (1, 280)|2425
NAMAZ BÖLÜMÜ|Mekruh Vakitler|müslimnesai|Ebu Basra el-Gıfari|Resulullah (sav) el-Muhammas'ta ikindi namazı kıldırdı. Ve dedi ki: "Bu namaz, sizden öncekilere de arz olundu, ama onlar bunu zayi ettiler. Kim buna devam ederse ecri iki kere verilecek. Şahid doğuncaya kadar; ondan sonra namaz mevcut değildir." |Müslim, Müsafirin 292, (830); Nesai, Mevakit 14, (1, 259, 260)|2426
NAMAZ BÖLÜMÜ|Mekruh Vakitler|muvatta|es-Saib İbnu Yezid|es-Saib İbnu Yezid (ra)'in anlattığına göre, ikindiden sonra namaz kıldığı için el-Münkedir'i Hz. Ömer (ra)'in dövdüğünü görmüştür. |Muvatta, Kur'an 50, (1, 221)|2427
NAMAZ BÖLÜMÜ|Mekruh Vakitler|ebu davud|Ebu Katade|Resulullah (sav) cuma günü hariç, gün ortasında (nısfu'n-nehar) namaz kılmayı mekruh addederdi ve derdi ki: "Cehennem, cuma dışında (her gün o vakitte) coşturulur." |Ebu Davud, Salat 223, (1083)|2428
NAMAZ BÖLÜMÜ|Mekruh Vakitler|müslimmuvattaebu davudtirmizinesai|Ala İbnu Abdirrahman|Ala İbnu Abdirrahman'ın anlattığına göre, öğle namazından çıkınca, Basra'daki evinde Enes İbnu Malik'e uğramıştı. Zaten evi de mescidin bitişiğindeydi. Der ki: "Huzuruna çıktığım zaman bana: "İkindiyi kıldınız mı?" diye sordu. Ben: "Hayır, şu anda öğle namazından çıktık" dedim: "İkindiyi kılın!" dedi. Kalkıp kıldık. Namazdan çıkınca: "Ben," dedi, "Resulullah (sav)'ın şöyle söylediğini işittim: "Bu, münafıkların namazıdır, oturur, oturur şeytanın iki boynuzu arasına girinceye kadar güneşi bekler, sonra kalkıp dört rek'at gagalar. Namazda Allah'ı pek az zikreder." |Müslim, Mesacid 195, (622); Muvatta, Kur'an 46, (1, 220); Ebu Davud, Salat 5, (413); Tirmizi, Salat 120, (160); Nesai, Mevakit 9, (1, 254)|2429
NAMAZ BÖLÜMÜ|Mekruh Vakitler|buharimüslim|İbnu Mes'ud|Ben Resulullah (sav)'ı vakti dışında sadece iki namazı kılarken gördüm: (Veda Haccı sırasında) Müzdelife'de akşamla yatsıyı birleştirerek kıldı. O gün, sabah namazını da (mutad) vaktinden önce kıldı. |Buhari, Hacc 97, 99; Müslim, Hacc 292, (1289)|2430
NAMAZ BÖLÜMÜ|Mekruh Vakitler|buhari|Abdurrahman İbnu Yezid|İbnu Mes'ud (ra) haccetmişti. Yatsı ezanı sırasında veya buna yakın bir zamanda Müzdelife'ye geldik. Yanındaki bir adama söyledi, ezan ve arkasından ikamet okudu. Sonra akşam namazını kıldı. Arkasından iki rekat (sünnetini) kıldı. Sonra akşam yemeğini istedi ve yedi. Arkadan bir adama emretti, ezan ve ikamet okudu, iki rekat olarak yatsıyı kıldı. Şafak söktüğü zaman: "Resulullah (sav) şu saatte bugün ve bu yer dışında şu namazı hiç kimse kılmamıştır" dedi. Abdullah (ra) dedi ki: "İşte şu ikisi, vakti değiştirilmiş olan yegane iki namazdır. Biri akşam namazı- bu, halk Müzdelife'ye geldikten sonra kılınır; diğeri sabah namazı, bu da şafak söker sökmez kılınır." İbnu Mes'ud sözlerine devamla: "Ben Resulullah (sav)'ın bunu yaptığını, sonra ortalık ağarıncaya kadar kaldığını gördüm" dedi. Sonra sözlerini şöyle tamamladı: "Eğer, Emrü'l Mü'minin -yani Hz. Osman (ra)- şu anda ifaza'da bulunsa (Mina'ya müteveccihen hareket etse) sünnete uygun hareket etmiş olur." (Hadisin ravisi Abdurrahman İbnu Yezid der ki): "Bilemiyorum, İbnu Mes'ud'un bu sözü mü önce telaffuz edildi, Hz. Osman'ın (Mina'ya) hareket emri mi... Derhal telbiye çekmeye başladı ve bu hal, yevm-i nahirde Büyük Şeytan'a taş atılıncaya kadar devam etti." |Buhari, Hacc 99)|2431
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ezanın Fazileti|buharimüslimtirmizinesaimuvatta|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İnsanlar, eğer ezan okumak ile namazın ilk safında yer almada ne (gibi bir hayır ve bereket) olduğunu bilseler, sonra da bunu elde etmek için kur'a çekmekten başka çare kalmasaydı, mutlaka kur aya başvururlardı." |Buhari, Ezan 9, 32, Şehadat 30; Müslim, Salat 129, (437); Tirmizi, Salat 166, (225); Nesai, Mevakit 22, (1, 269), Ezan 31, (2, 23); Muvatta, Nida 3, (1, 68), Cemaat 6, (1, 131)|2432
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ezanın Fazileti|buharimüslimebu davudmuvattanesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Namaz için ezan okunduğu zaman şeytan oradan sesli sesli yellenerek uzaklaşır, ezanı duyamayacağı yere kadar kaçar. Ezan bitince geri gelir. İkamete başlanınca yine uzaklaşır, ikamet bitince geri donüp kişi ile kalbinin arasına girer ve şunu hatırla, bunun düşün diye aklında daha önce hiç olmayan şeylerle vesvese verir, öyle ki (buna kapılan) kişi kaç rekat kıldığını bilemeyecek hale gelir." |Buhari, Ezan 4, Amel fi's-Salat 18, Sehv 6, Bed'ü'l-Halk 11; Müslim, Salat 19, (389), Mesacid 83, (389); Ebu Davud, Salat 31, (516); Muvatta, Nida 6, (1, 69); Nesai, Ezan 30, (2, 21)|2433
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ezanın Fazileti|müslimbuhari||Müslim'in diğer bir rivayetinde şöyle denmiştir: "Şeytan namaz için okunan ezanı işitti mi kaçar. Müezzinin sesini işitmemek için sesli sesli yellenir. (Ezan bitip müezzin) susunca geri döner ve vesvese verir. İkameti işittiği zaman, müezzini duymamak için gider, susunca geri döner ve vesvese verir." |Müslim, Salat 16, (389); Buhari, Ezan 4|2434
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ezanın Fazileti|müslim|Cabir|Resulullah (sav)'ın şöyle söylediğini işittim: "Şeytan namaz için okunan ezanı işitince Ravha nam yere kadar gider." |Müslim, Salat 15, (388)|2435
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ezanın Fazileti|nesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) ile beraberdik. Bilal (ra) kalkıp ezan okudu. (Ezanı bitirip) susunca, Aleyhissalatu Vesselam: "Kim bunun mislini kesin bir inançla söylerse cennete girer" buyurdu. |Nesai, Ezan 34, (2, 24)|2436
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ezanın Fazileti|müslimebu davudnesaitirmiziibnu mace|Abdullah İbnu Amr İbni'l'As|Resulullah (sav)'ın şöyle söylediğini işitmiştir: "Ezanı işittiğiniz zaman müezzinin söylediğini aynen (kelime kelime) tekrar edin. Sonra bana salat u selam okuyun. Zira kim bana salat u selam okursa Allah da ona on misliyle rahmet eder. Sonra benim için el Vesile'yi taleb edin. Zira o, cennette bir makamdır ki mutlaka Allah'ın kullarından birinin olacaktır. Ona sahip olacak kimsenin ben olmamı ümid ediyorum. Kim benim için Allah'tan el-Vesile'yi taleb ederse, şefaat kendisine vacib olur." [(Hadisin ilk cümlesi Buhari'de de rivayet edilmiştir (Ezan 7)] |Müslim, Salat 11, (384); Ebu Davud, Salat 36, (622); Nesai, Ezan 33, (2, 23); Tirmizi, Salat 154, (208); İbnu Mace, Ezan 4, (720)|2437
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ezanın Fazileti|buhariebu davudtirmizinesaiibnu mace|Cabir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ezanı işittiği zaman kim: "Allahümme Rabbe hazihi'd-da'veti't-tamme ve's-salati'l'kaime ati Muhammedeni'l-Vesilete ve'l'fadilete veb'ashu makamen mahmudenillezi va'adtehu. (Ey bu eksiksiz davetin ve kılınan namazın sahibi! Muhammede Vesile'yi ve fazileti ver. O'nu, va'adettiğin -bir rivayette va'adettiğin üzere- makam'ı Mahmud üzere ba's et (dirilt)" derse, ona Kıyamet günü mutlaka şefaatim helal olur." |Buhari, Ezan 8; Ebu Davud, Salat 28, (529); Tirmizi, Salat 157, (211); Nesai, Ezan 38, (2, 26); İbnu Mace, Ezan 4, (722)|2438
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ezanın Fazileti|müslimebu davud|Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Müezzin, "Allahu ekber Allahu ekber" deyince sizden kim samimiyetle, "Allahu ekber Allahu ekber" derse; sonra müezzin: "Eşhedu en la ilahe illallah" deyince, "Eşhedu en la ilahe illallah" derse; sonra müezzin: "Eşhedü enne Muhammeden Resulullah" deyince, "Eşhedü enne Muhammeden Resulullah" derse; sonra müezzin; "Hayye ala's-salat" deyince "La havle vela kuvvete illa billah" derse; sonra müezzin: "hayye ala'l-felah" deyince, "La havle vela kuvvete illa billah" derse; sonra müezzin: "Allahu ekber Allahu ekber" deyince, "Allahu ekber Allahu ekber" derse; sonra müezzin: "Lailahe illallah" deyince "Lailahe illallah" derse cennete girer." |Müslim, Salat 12, (385); Ebu Davud, Salat 36, (527)|2439
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ezanın Fazileti|müslimebu davudtirmiziİbnu macenesai|Sa'd İbnu Ebi Vakkas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Müezzini işittiği zaman, kim: "Ben şehadet ederim ki, bir olan Allah'tan başka ilah yoktur, O'na şerik de yoktur, Muhammed O'nun kulu ve Resulüdür. Rabb olarak Allah'tan Resul olarak Muhammed'den -bir rivayette "...nebi = peygamber olarak Muhammed'den din olan İslam'dan- razıyım" derse günahı affedilir." |Müslim, Salat 13, (386); Ebu Davud, Salat 36, (625); Tirmizi, Salat 156, (210); İbnu Mace, Ezan 4, (721); Nesai, Ezan 38, (2, 26)|2440
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ezanın Fazileti|buhari|Ebu Ümame Es'ad İbnu Sehl|Mu'aviye İbnu Ebi Süfyan (ra)'ı minberde oturmuş (hutbe vermek üzere bekliyorken) dinliyordum. (Ezan başladı.) Müezzin: "Allahu ekber Allahu ekber" deyince, Mu'aviye de: "Allahu ekber Allahu ekber" dedi; Müezzin: "Eşhedu en la ilahe illallah!" dedi. Mu'aviye: "Ben de!" dedi; Müezzin: "Eşhedu en la ilahe illallah!" dedi. Mu'aviye: "Ben de!" dedi. Müezzin: "Eşhedu enne Muhammeden Resulullah!" dedi. Mu'aviye: "Ben de!" dedi. Müezzin: "Eşhedu enne Muhammeden Resulullah!" dedi. Mu'aviye: "Ben de!" dedi. Ezan okuma işi bitince dedi ki: "Ey insanlar! Ben Resulullah (sav)'ı minberde iken işittim, O da, müezzin ezan okurken tıpkı sizin benden işittiğinizi söylüyordu (bizzat işittim)." |Buhari, Cuma 23|2441
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ezanın Fazileti|ebu davud|Aişe|Resulullah (sav), müezzinin ezan okurken şehadet getirdiğini işitince: "Ben de! Ben de!" derdi. |Ebu Davud, Salat 36, (527)|2442
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ezanın Fazileti|buharimüslimebu davudnesaitirmiziibnu mace|Ebu Saidi'l-Hudri|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ezanı işittiğiniz zaman, müezzinin söylediğinin mislini tekrar edin!" |Buhari, Ezan 7; Müslim, Salat 10, (383); Ebu Davud, Salat 36, (522); Nesai, Ezan 33, (2, 23); Tirmizi, Salat 154, (208); İbnu Mace, Ezan 4, (720)|2443
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ezanın Fazileti|tirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim, yedi yıl sevabına inanarak ezan okursa, Allah bunu, onun ateşten kurtulmasına bir senet yapar." |Tirmizi, Salat 152, (206)|2444
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ezanın Fazileti|ebu davudnesaiibnu mace|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Müezzin, sesinin gittiği yer boyunca mağfiret olunur. Yaş ve kuru herşey onun lehinde şehadet eder, namaza katılan kimseye yirmibeş kat namaz yazılır ve iki namaz arasındaki (günahları) affedilir." |Ebu Davud, Salat 31, (515); Nesai, Ezan 14, (2, 13); İbnu Mace, Ezan 5, (724)|2445
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ezanın Fazileti|nesai|Bera|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah ve melekleri namazda birinci safa rahmet ederler. Müezzin sesinin ulaştığı yere kadar mağfiret görür. Yaş ve kuru her ne, sesini işitirse, onu tasdik eder. Ona, beraberinde namaz kılanların ecrinin bir misli verilir." |Nesai, Ezan 14, (42, l3)|2446
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ezanın Fazileti|ebu davud|İbnu Amr İbni'l-As|Bir adam: "Ey Allah'ın Resulü! Müezzinler (sevapça) bizden üstün oluyorlar. (Onlara yetişmemiz için ne tavsiye edersiniz?) diye sordu. Aleyhissalatu vesselam: "Onların söylediklerini sen de tekrar et. Bitirip sona erince dilediğini iste, sana da (aynı sevap) verilecektir" cevabını verdi. |Ebu Davud, 36, (524)|2447
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ezanın Fazileti|buharinesaimuvatta|Abdullah İbnu Abdirrahman İbni Ebi Sa'sa'a|Ebu Said (ra) bana dedi ki: "Seni, koyunları ve kır hayatını seviyor görüyorum. Koyunlarınla birlikte veya kırda olunca namaz ezanı okursan, ezan sırasında sesini yükselt. Zira, müezzinin sesini insan, cin ve sair her ne işitirse en uzağı bile Kıyamet günü onun lehinde şehadet eder." Ebu Said sözlerini şöyle tamamladı: "Ben bunu Resulullah (sav)'dan işittim." |Buhari, Ezan 5, Bed'ü'l-Halk 112, Menakib 25; Nesai, Ezan 14, (2,13); Muvatta, Nida 5, (1, 69)|2448
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ezanın Fazileti|müslim|Mu'aviye|Resulullah (sav)'ı "Müezzinler Kıyamet günü, boyun itibariyle insanların en uzunu olacaklardır" derken işittim. |Müslim, Salat 14, (387)|2449
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ezanın Fazileti|rezin|Asım İbnu Behdele|Zirri'bnu Hubeyş ezan okurken yanına bir adam uğradı ve: "Ey Ebu Meryem, ezan mı okuyorsun? Ben ezan yüzünden senden nefret ediyorum" dedi. Zirr ona şöyle cevap verdi: "Fazilet sebebiyle benden nefret mi ediyorsun? Vallahi seninle konuşmuyorum." [Rezin ilavesidir. (Kaynağı bulunamamıştır).] |Rezin|2450
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ezanın Başlangıcı|buharimüslimtirmizinesai|İbnu Ömer|Müslümanlar Medine'ye geldikleri vakit toplanıyorlar ve namaz vakitlerini birbirlerine soruyorlardı. Namaz için kimse nida etmiyordu. Bir gün bu hususta konuştular. Bazıları: "Hristiyanların çanı gibi bir çan edinin" dedi. Bazıları da: "Yahudilerin boynuzu gibi bir boynuz edinerek (onu öttürün!)" dedi. Hz. Ömer (ra): "Bir adam çıkarsanız da namazı ilan etse!" dedi. Resulullah (sav): "Ey Bilal! Kalk! namazı ilan et!" dedi. |Buhari, Ezan 1; Müslim, Salat 1, (377); Tirmizi, Salat 139, (190); Nesai, Ezan 1, (2, 2-3)|2451
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ezanın Başlangıcı|ebu davud|Ebu Umeyr İbnu Enes|Ebu Umeyr İbnu Enes, Ensar'dan olan bir amcasından naklen anlatıyor: "Resulullah (sav) halkı namaza nasıl toplayacağı meselesine eğildi. Kendisine: "Namaz vakti olunca bir bayrak dik, onu görünce halk birbirine haber verir" dendi. Bu, Aleyhissalatu vesselamın hoşuna gitmedi. Bunun üzerine O'na, boynuz hatırlatıldı. Bu, yahudilerin borazanı idi. Onu bu da memnun etmedi ve hatta: "Bu yahudi işidir!" dedi. Bunun üzerine büyük çan hatırlatıldı. Efendimiz: "Bu hristiyanların işidir" dedi. Bu (konuşmalar)dan sonra Abdullah İbnu Zeyd el-Ensari, Resulullah'ın üzüntüsüne üzülerek ayrıldı. Bunun üzerine rüyasında ezan öğretildi." |Ebu Davud, Salat 27, (498)|2452
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ezanın Başlangıcı|ebu davud||Bir diğer rivayette şöyle denmiştir: "Ensardan bir adam gelerek: "Ey Allah'ın Resulü! Ben sizin üzüntünüzü görüp ayrıldığım vakit (rüyamdan) bir adam gördüm. Üzerinde yeşil renkli iki giysi vardı. Kalkıp mescidin üzerinde ezan okudu. Sonra bir miktar oturdu. Tekrar kalkıp aynı söylediklerini bir kere daha tekrarladı. Ancak bu sefer bir de kad kameti's-salat (namaz başlamıştır) cümlesini ilave etti. Eğer halkın (bana yalancı diyeceğinden korkum) olmasaydı ben "uykuda değildim, uyanıktım" diyecektim" dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam): "Allah sana hayır göstermiş. Bilal'e söyle (bu kelimeleri söyleyerek) ezan okusun!" dedi. Hz. Ömer (ra) de atılarak: "Onun gördüğünü aynen ben de gördüm, ancak o, anlatma işinde benden önce davranınca, ben utandım (anlatamadım)" dedi. "Adam anlattıkları arasında şunları da söyledi: "(Mescidin üzerine çıkan adam) kıbleye yöneldi ve dedi ki: "Allahu ekber Allahu ekber Allahu ekber Allahu ekber, eşhedu en la ilahe illallah, eşhedu en la ilahe illallah. Eşhedü enne Muhammeden Resulullah eşhedu enne Muhammeden Resulullah, hayye ala's'salat -iki defa- hayye ala'l-felah -iki defa- Allahu ekber Allahu ekber, lailahe illallah." Sonra bir miktar durduruldu. Sonra adam tekrar kalktı, aynı şeyleri yeniden söyledi. Ancak bu sefer Hayye ala'l-felah'tan sonra kad kameti's-salat kad kameti's-salat dedi. Ravi ilave etti: "Resulullah (sav): "Bunu Bilal'e öğret!" buyurdu. (Adam emri yerine getirdi) Bilal de onları söyleyerek ezan okudu." |Ebu Davud, Salat 28, (505-507)|2453
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ezanın Başlangıcı|ebu davudtirmizi|Abdullah İbnu Zeyd|Resulullah (sav), halkı namaz için toplamak maksadıyla çalınmak üzere bir çan yapılmasını emrettiği zaman, ben uyurken yanıma bir adam geldi. Elinde bir çan vardı. Ben: "Ey Allah'ın kulu, bu çanı bana satar mısın?" dedim. Adam: "Pekala, ama bunu ne yapacaksın?" dedi. Ben: "Bununla insanları namaza çağıracağım" dedim. Bana: "Sana bu iş için daha hayırlı bir söz göstereyim mi?" dedi. Ben de ona: "Elbette!" dedim. "öyleyse şunu söyle!" diyerek bana öğretti: "Allahu ekber Allahu ekber Allahu ekber Allahu ekber. Eşhedü enne Muhammeden Resulullah, eşhedü enne Muhammeden Resulullah. Hayye ala's-salat, Hayye ala's'salat. Hayye ala'l-felah, Hayye ala'l-felah. Allahu ekber Allahu ekber. Lailahe illallah." Abdullah İbnu Zeyd (ra) devamla dedi ki: "(Rüyamdaki bu zat) benden biraz uzaklaştı sonra tekrar söze başlayıp: "Sonra namazı kılacağın zaman şunu söylersin" dedi ve öğretti: "Allahu ekber Allahu ekber-Eşhedü en la ilahe illallah, Eşhedü enne Muhammeden Resulullah, Hayye ala's-salat, Hayye ala'l-felah, Kad kameti's-salat, kad kameti's-salat, Allahu ekber Allahu ekber. Lailahe illallah." Sabah olunca Resulullah (sav)'a gelerek (rüyamda) gördüklerimi haber verdim. Bana: "İnşallah bu hak bir rüyadır. Kalk rüyada öğrenmiş olduğunu Bilal'e öğret. O bunları söyleyerek ezan okusun. Zira o, sesçe senden daha gür!" buyurdu. Ben de Bilal'le birlikte kalktım. Ona teker teker arzediyordum. O da bunları yüksek sesle söyleyerek ezan okumaya başladı. Bunu evinde olan Ömer İbnu'l-Hattab (ra) işitmişti. Hemen evden çıkıp ridasını çekerek geldi ve: "Ey Allah'ın Resulü! diyordu, seni hak ile gönderen Zat-ı Zülcelal'e yemin olsun, onun gördüğünün aynısını ben de gördüm!" Bunu işiten Resulullah (sav): "Elhamdülillah! Şimdi bu daha sağlam oldu!" dedi. [Bir diğer rivayette şöyle gelmiştir: "(Bilal ezanı okuyup sıra ikamete gelince) Abdullah: "Onu ben gördüm, ben okumak isterim!" dedi. Resulullah (sav) da: "öyleyse sen de ikamet getir!" buyurdu." Tirmizi'nin bir rivayetinde şöyle gelmiştir: "(Abdullah İbnu Zeyd ezanla ilgili kıssayı anlatırken elfazı ikişer ikişer zikretti, ikameti ise birer kere zikretti."] |Ebu Davud, Salat 28,30, (499,512); Tirmizi, Salat 139, (189)|2454
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ezanın Başlangıcı|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Enes|İnsanlar çoğalınca, herkesçe bilinecek olan bir şeyle namaz vaktinin duyurulmasının gerektiğini aralarında konuştular. (Bu meyanda bir ateş yakılması veya bir çan çalınması teklif edildi). Bunun üzerine Resulullah (sav) Bilal'e emrederek ikişer kere söyleyerek de ikamet okumasını emretti. |Buhari, Ezan 2, 3, Enbiya 50; Müslim, Salat 3, (378); Ebu Davud, Salat 29, (508); Tirmizi, Salat 141, (193); Nesai, Ezan 2, (2, 3)|2455
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ezanın Başlangıcı|müslimebu davudtirmizinesai|Ebu Mahzura|"Ey Allah'ın Resulü, bana ezanın usulünü öğret" dedim. Bunun üzerine başımın ön kısmını meshederek: "Allahu ekber, Allahu ekber, Allahu ekber, Allahu ekber dersin ve bunları derken sesini yükseltirsin. Sonra: "Eşhedü en la ilahe illallah, eşhedü en la ilahe illallah, eşhedü enne Muhammeden Resulullah, eşhedü enne Muhammeden Resulullah dersin ve bunları söylerken sesini alçaltırsın, sonra sesini şehadette tekrar yükseltirsin: Eşhedü en la ilahe illallah eşhedü en la ilahe illallah. Eşhedü enne Muhammeden Resulullah, eşhedü enne Muhammeden Resulullah. Hayye ala's-salat, hayye ala's-salat. Hayye ala'l-felah, hayye ala'l-felah. Eğer okuduğun ezan sabah ezanı ise şunu da söylersen: "es-Salatu hayrun mine'n-nevm, es-salatu hayrun mine'n nevm (Namaz uykudan hayırlıdır). Allahu ekber Allahu ekber. Lailahe illallah." |Müslim, Salat 6, (379); Ebu Davud, Salat 28, (500-505); Tirmizi, Salat 140, (191); Nesai, Ezan 3, 4, 5, 6, (2, 4-8)|2456
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ezanın Başlangıcı|ebu davud|Ebu Mahzura|Bana Resulullah (sav) ikameti ikişer ikişer öğretti: "Allahu ekber, Allahu ekber. Eşhedu en la ilahe illallah, Eşhedu en la ilahe illallah. Eşhedu enne Muhammeden Resulullah, Eşhedu enne Muhammeden Resulullah. Hayye ala's-salat, Hayye ala's-salat. Hayye ala'l-felah, Hayye ala'l-felah, Allahu ekber, Allahu ekber. Lailahe illallah. Ebu Davud der ki: "Abdurrezzak rivayetinde dedi ki: "(Resulullah devamla): "ikamet getirince iki sefer de şunu söyle: Kad kameti's-salat, kad kameti's-salat!" (Aleyhissalatu vesselam ayrıca sordu): "Duydun mu?" (Ebu Mahzura): "Evet!" dedi. (Hadisi rivayet eden ravi Saib) der ki: "Ebu Mahzura alnındaki saçı ne kestirir ne de ayırırdı. Çünkü oraya Resulullah (sav)'ın elleri değmiş idi." |Ebu Davud, Salat 28, (501)|2457
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ezanın Başlangıcı|ebu davudnesai|İbnu Ömer|Ezan Resulullah devrinde ikişer ikişer idi. İkamet de birer birer. Ancak (müezzin), ayrıca ikişer sefer olmak üzere kad kameti's-salat, kad kameti's-salat da derdi." İbnu Ömer devam eder: "Biz, ikameti işittik mi abdest alır, namaza giderdik." |Ebu Davud, Salat 29, (510); Nesai, Ezan 2, (2, 3)|2458
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ezanın Başlangıcı|muvatta||İmam Malikle ulaştığına göre: "Müezzin, sabah namazını haber vermek için Hz. Ömer (ra)'in yanına gider. Onu uyuyor bulunca: "Essalatu hayrun mine'n-nevm (namaz uykudan hayırlıdır)" der. Bunun üzerine Hz. Ömer, o ibareyi sabah ezanına ilave etmesini emreder." |Muvatta, Salat 8, (1, 72)|2459
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ezanın Başlangıcı|tirmizi|Mücahid|Abdullah İbnu Ömer (ra)'le bir mescide girdim. Ezan çoktan okunmuştu. Biz namaz kılmak istiyorduk. Müezzin tesvibte bulundu (ikamet okudu). Abdullah mescidi terketti ve: "Haydi bizi bu bid'atçinin yanından çıkar!" dedi ve orada namz kılmadı." (Tirmizi der ki: "İbnu Ömer'den rivayet edildiğine göre, sabah ezanında es-salatu hayrun mine'n nevm derdi.") |Tirmizi, Salat 145, (198)|2460
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ezanın Başlangıcı|ebu davud|Mücahid|Ben İbnu Ömer (ra)'le beraber idim, bir adam öğle veya ikindi namazında tesvibte bulundu. Bunun üzerine (İbnu Ömer): "Bizi (buradan) çıkar, zira şu (yapılan tesvib) bid'attir" dedi. |Ebu Davud, Salat 45, (538)|2461
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ezanın Başlangıcı|tirmizi|Bilal|Resulullah (sav) bana: "Sabah hariç, sakın hiçbir namazda tesvibte bulunma!" tembihini yaptı. |Tirmizi, Salat 145, (l98)|2462
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ezanın Başlangıcı|nesai|Bilal|Ezanın sonu şöyledir: "Allahu ekber, Allahu ekber, Lailahe illallah." |Nesai, Ezan 16, (2,14)|2463
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ezan Ve İkametle İlgili Hükümler|ebu davudtirmizi|İbnu Ömer|Hz. Ömer (ra)'in bir müezzini geceleyin ezan okumuştu. Ezanı iade etmesini emretti. |Ebu Davud, Salat 41, (532, 533); Tirmizi, Salat 149, (203)|2464
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ezan Ve İkametle İlgili Hükümler|tirmizi|İbnu Ömer|Hz. Bilal güneş doğmazdan önce ezan okumuştu. Resulullah (sav) ona: "Haberiniz olsun kul uyudu" diye nida etmesini emretti. |Tirmizi, Salat 149, (203)|2465
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ezan Ve İkametle İlgili Hükümler|ebu davud|Bilal|Resulullah (sav): "Sabah vakti iyice belirinceye kadar ezan okuma!" dedi ve ellerini yanlara doğru açarak: "Şöyle!" diye gösterdi. |Ebu Davud, Salat 41 (634)|2466
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ezan Ve İkametle İlgili Hükümler|nesai|Enes|Bir kimse, Resulullah (sav)'a sabah namazının vaktini sormuştu. O da Hz. Bilal'e emretti. Şafak sökerken ezan okudu. Ertesi gün ortalık ağarıncaya kadar sabah ezanını tehir etti. Sonra ikamet okumasını emretti ve namazı kıldı. Sonra da adama: "İşte bu, (sabah) namazının vaktidir" dedi. |Nesai, Ezan 12, (2, 11, 12)|2467
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ezan Ve İkametle İlgili Hükümler|ebu davudtirmizi|Ziyad İbnu'l-Haris es-Sudai|Sabah ezanının ilk vakti girince, Resulullah (sav) bana emretti, ben de ezan okudum ve: "İkamet de getireyim mi ey Allah'ın Resulü?" diye sordum. (Soruma hemen cevap vermeyip) doğu tarafına, fecre bakmaya başladı ve: "Hayır!" dedi. Ne zaman ki şafak söktü Hz. Peygamber (bineğinden) indi, abdest bozdu. Sonra bana doğru geldi. (Bu ara Ashabı da toplandı.) Abdestini aldı. Bilal ikamet okumak istedi. Resulullah (sav): "Sudai'nin kardeşi ezan okudu, ezanı okuyan ikameti getirsin!" dedi. Ben de ikamet getirdim. |Ebu Davud, Salat 30, (514); Tirmizi, Salat 146, (199)|2468
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ezan Ve İkametle İlgili Hükümler|müslimtirmiziebu davud|Simak İbnu Harb|Bilal, güneş (öğlede, batı cihetine) kayınca ezan okurdu. Resulullah (sav) odasından çıkıncaya kadar ikamet getirmezdi. Odasından çıkınca, O'nu görür görmez ikamet getirirdi. |Müslim, Mesacid 160- (606); Tirmizi, Salat 148, (202); Ebu Davud, Salat 44, (637)|2469
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ezan Ve İkametle İlgili Hükümler|müslimebu davud|İbnu Ömer|Resulullah (sav)'ın iki müezzini vardı: Biri Bilal diğeri İbnu Ümmi Mektum el-A'ma. |Müslim, Salat 7, (380); Ebu Davud, Salat 42, (535)|2470
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ezan Ve İkametle İlgili Hükümler|tirmizi|Cabir|Resulullah (sav) Bilal (ra)'e: "Ezan okuduğun zaman ağır ağır oku. İkamet getirdiğin zaman da peş peşe seri oku. Ezanla ikametin arasına, yemek yiyenin yemeğinden, içenin içmesinden, üzerine sıkışarak helaya girmiş olanın heladan fariğ olacağı bir zaman fasılası koy" diye talimat verdi. Şunu da ilave etti: "Beni görünceye kadar da (ikamet için) kalkmayın." |Tirmizi, Salat 143, (196)|2471
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ezan Ve İkametle İlgili Hükümler|ebu davud||Beni Neccar'dan bir kadın demiştir ki: "Benim evim, Mescid-i Nebevinin etrafındaki en uzun ev idi. Bilal (ra), sabah ezanını evimin damında okurdu. Seher'den gelip, dama oturur vaktin girmesini gözetlerdi. Vaktin girdiğini görünce gerinir, sonra da: "Allah'ım sana hamdediyor, dinini (müslümanların) ikame etmeleri için, Kureyş'e karşı yardımını diliyorum" der, arkadan ezan okurdu." Kadın devamla der ki: "Vallahi, onun bu duayı terkettiği tek gece bilmiyorum!" |Ebu Davud, Salat 33, (519)|2472
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ezan Ve İkametle İlgili Hükümler|tirmizi|Ebu Hüreyre|Namaz için ezanı ancak abdestli olan okusun. |Tirmizi, Salat 147, (201)|2473
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ezan Ve İkametle İlgili Hükümler|tirmizi||Bir diğer rivayette şöyle buyrulmuştur: "Ezanı ancak abdestli olan okusun." Tirmizi der ki: "Önceki rivayet daha sahihtir." |Tirmizi, Salat 147, (200)|2474
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ezan Ve İkametle İlgili Hükümler|ebu davudtirmizinesai|Osman İbnu Ebi'l-As|Resulullah (sav)'ın bana en son vasiyetlerinden biri de, ezanına mukabil ücret almayan bir müezzin tutmamdı. |Ebu Davud, Salat 40, (531); Tirmizi, Salat 155, (209); Nesai, Ezan 32, (2, 23)|2475
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ezan Ve İkametle İlgili Hükümler|ebu davud|Ebu Bekr|Resulullah (sav) ile birlikte sabah namazı için beraber çıktık. Uğradığı her adama namaz için sesleniyor veya ayağı ile dürtüyordu. |Ebu Davud, Salat 293, (1264)|2476
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ezan Ve İkametle İlgili Hükümler|ebu davud|Ebu Ümame|(Bir seferinde) Bilal (ra) ikamete başlamıştı. Kad kameti's-salat deyince Resulullah (sav): "Allah onu (namazı) ikame etsin ve daim kılsın!" buyurdu, İkametin geri kısmında, müezzinin söylediklerini tekrar ediyordu. |Ebu Davud, Salat 39, (528)|2477
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ezan Ve İkametle İlgili Hükümler|muvatta|Nafi'|İbnu Ömer (ra) sefer sırasında ikamete sadece sabah namazından hem ezan, hem de ikamet her ikisini okurdu. Derdi ki: "(Seferde ezana hacet yok, çünkü) ezan, kendisine cemaat gelecek olan imama mahsustur." |Muvatta, Salat 11 (1, 73)|2478
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ezan Ve İkametle İlgili Hükümler|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Ebu Cuhayfe|Anlattığına göre, Hz. Bilal (ra)'i ezan okurken görmüştür. Der ki: "Ben, ezan okurken, onun ağzını şu tarafa, bu tarafa (sağa sola) dönerken takibe koyuldum." (Tirmizi'nin rivayetinde şu ziyade mevcuttur: "İki parmağı kulaklarının üzerinde olduğu halde...") |Buhari, Ezan 18,19, Vudu 40, Salat 17, Sütre 90, 93, 94, Menakib 23, Libas 3, 42; Müslim, Salat 249, (503); Ebu Davud, Salat 34, (520); Tirmizi, Salat 144, (197); Nesai, Ezan 13, (2,12)|2479
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ezan Ve İkametle İlgili Hükümler|ebu davud|Ebu Cuhayfe|Ebu Davud'da şu ifadeye yer verilmiştir: "(Bilal), hayye ala's-salat, hayye ala'l-felah cümlesine gelince boynunu sağa ve sola çevirdi, bizzat kendi dönmedi." |Ebu Davud, Salat 34, (520)|2480
NAMAZ BÖLÜMÜ|İstikbalu'l Kıble|tirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Doğu ile batı arasında tek bir kıble vardır." |Tirmizi, Salat 256, (342, 343, 344)|2481
NAMAZ BÖLÜMÜ|İstikbalu'l Kıble|muvatta|Nafi'|Ömer İbnu'l-Hattab (ra) dedi ki: "Kişi Beytullah istikametine yöneldi mi doğu ile batı arasında tek bir kıble vardır." |Muvatta, Kıble 8, (1, 196)|2482
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Mahiyeti Ve Rükünleri|buharimüslimtirmiziibnu mace|İbnu Ömer|Resulullah (sav) namaza kalktığı zaman, ellerini iki omuzunun hizasına kadar kaldırır sonra tekbir getirirdi. Rüku yapmak isteyince de (ellerini iki omuzu hizasına kaldırmak suretiyle) aynı şeyi yapardı. Rükudan başını kaldırınca da aynı şeyi yapardı. Ancak bunu, secdeden başını kaldırırken yapmazdı." (Bir başka rivayette: "Bunu, secde ederken yapmazdı" denmiştir) |Buhari, Ezan 83, 84, 85, 86; Müslim, Salat 22, (390); Tirmizi, Salat 190, (255); İbnu Mace, İkamet 15, (858 - 868)|2483
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Mahiyeti Ve Rükünleri|buharimüslim|İbnu Ömer|Bir diğer rivayette: "Başını rüküdan kaldırınca, ellerini aynı şekilde kaldırır ve: "Semi'allahu li-men hamideh, Rabbena ve leke'l-hamd. (Allah kendine hamdedeni işitir. Rabbimiz, hamd sanadır)" derdi" şeklinde gelmiştir. [Bu ibarenin elfazı Sahiheyn'e aittir.] |Buhari, Ezan 83, 84, 85, 86; Müslim, Salat 22, (390)|2484
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Mahiyeti Ve Rükünleri|buhari|İbnu Ömer|Buhari'nin diğer bir rivayetinde şöyle gelmiştir: "İbnu Ömer (ra) namaza girince tekbir getirir ve ellerini kaldırırdı." |Buhari, Ezan 83, 84, 85, 86|2485
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Mahiyeti Ve Rükünleri|muvattaebu davud|İbnu Ömer|Muvatta ve Ebu Davud'da gelen bir rivayette de şöyle denmiştir: "İbnu Ömer (ra) namaz için iftitah tekbiri getirince (namaza başlayınca), ellerini iki omuzu hizasına kadar kaldırırdı, rüküdan kalkınca daha aşağı kaldırdı." |Muvatta, Salat 16, (1, 75, 76, 77); Ebu Davud, Salat 117, (721, 722, 741, 743)|2486
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Mahiyeti Ve Rükünleri|muvatta|İbnu Ömer|Muvatta'nın bir diğer rivayetinde şöyle gelmiştir: "(İbnu Ömer) eğilip doğruldukça her seferinde tekbir getirirdi. İbnu Cüreyc der ki: "Nafi'e (Yani İbnu Ömer ellerini) ilk kaldırmada öbürlerinden daha mı yukarı kaldırıyordu?" diye sordum. Bana: "Hayır! eşitti" dedi. Ben tekrar: "Öyleyse bana işaret et (göster)" talebinde bulundum. Göğsüne hatta daha aşağıya işaret etti." |Muvatta, Salat 16, (1, 75, 76, 77)|2487
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Mahiyeti Ve Rükünleri|ebu davud|İbnu Ömer|Ebu Davud'un bir rivayetinde şöyle gelmiştir: "Resulullah (sav) namaza kalktığı zaman ellerini iki omuzunun hizasına kadar kaldırırdı. Sonra eller o halde iken tekbir getirirdi, rüküa giderdi. Sonra belini doğrultmak isteyince ellerini tekrar iki omuz hizasına kadar kaldırır ve, "Semiallahu li-men hamideh" derdi. Secdede ellerini kaldırmazdı. Rükudan önce getirdiği her bir tekbirde ellerini kaldırırdı ve bu hal namazın bitimine kadar devam ederdi." Yine Ebu Davud'un bir diğer rivayetinde: "Rükudan doğrulunca, secdeye eğilince (kaldırır), iki secde arasında kaldırmazdı" denmiştir. |Ebu Davud, Salat 117, (721, 722, 741, 743)|2488
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Mahiyeti Ve Rükünleri|nesai|İbnu Ömer|Nesai'nin rivayetinde şöyle gelmiştir: Resululah (sav) namaza girdiği zaman ellerini kaldırırdı. Rükuya gitmek istediği zaman, başını rüküdan kaldırdığı ve iki rek'at arasında kalktığı zaman aynı şekilde ellerini iki omuzunun hizasına kaldırırdı." |Nesai, İftitah 1, 2,3, (2,121, 122)|2489
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Mahiyeti Ve Rükünleri|ebu davudtirmizinesai|Alkame|Size Resulullah (sav)'ın namazıyla namaz kıldırayım mı?" dedi ve namaz kıldı. Bu namazda ellerini bir kere iftitah tekbiri sırasında kaldırdı, başka kaldırmadı." |Ebu Davud, Salat 119, (748); Tirmizi, Salat 191, (267), 188, (263); Nesai, İftitah 110, (2,196), 124, (1, 204), Sehv 70, (3, 62)|2490
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Mahiyeti Ve Rükünleri|ebu davudtirmizinesai||Bir diğer rivayette şöyle demiştir: "Resulullah (sav) her eğilip doğrulmalarda, kıyam ve oturmalarda tekbir getirirdi. Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer (ra) de aynı şekilde tekbir getirirlerdi." |Ebu Davud, Salat 119, (748); Tirmizi, Salat 191, (267), 188, (263); Nesai, İftitah 110, (2,196), 124, (1, 204), Sehv 70, (3, 62)|2491
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Mahiyeti Ve Rükünleri|ebu davud|Bera|Resulullah (sav)'ı iftitah tekbiri alırken gördüm. Ellerini kulaklarına yakın kaldırmıştı. Sonra (namazdan çıkıncaya kadar) başka kaldırmadı." |Ebu Davud, Salat 119, (762)|2492
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Mahiyeti Ve Rükünleri|buharimüslimmuvattatirmizi|Ebu Hüreyre|Rivayete göre, halka namaz kıldırdığı zaman, her eğilip doğrulmada tekbir getirirdi. Kendisine: "Bu tekbirler de ne?" dendiği vakit: "Bu, Resulullah (sav)'ın namazıdır!" diye cevap verirdi." (Bu hadis, Sahiheyn'in rivayetine lafzen uygundur. Ebu Davud ve Tirmizi'nin bir rivayetinde: "(Ebu Hüreyre) tekbir getirince parmaklarını açardı" denmiştir. Tirmizi'nin bir diğer rivayetinde "O eğilirken tekbir getirirdi" denmiştir) |Buhari, Ezan 115; Müslim, Salat 27-32, (392); Muvatta, Salat 19, (1, 76); Tirmizi, Salat 177, 198, (239, 254)|2493
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Mahiyeti Ve Rükünleri|ebu davud|Ebu Hüreyre|Ebu Davud'un bir diğer rivayetinde: "Şayet Peygamber (sav)'ın ön cihetinde olsaydım koltuk altlarını görürdüm (kollarını öylesine yüksek kaldırırdı)." |Ebu Davud, Salat 118, 119, (746, 763)|2494
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Mahiyeti Ve Rükünleri|nesai|Ebu Hüreyre|Nesai'de gelen bir diğer rivayette şöyle denmiştir: "Ebu Hüreyre (ra) Beni Züreyk Mescidi'ne geldi ve dedi ki: "Üç şey var ki, Resulullah (sav) onları yapıyordu, halk ise terketmiş durumda... Namazda ellerini uzatarak kaldırırdı, (Fatihayı okuyunca kıraate geçmezden önce) bir miktar sükut buyurdu, secdeye varınca (ve secdeden kalkınca) tekbir getirirdi." |Nesai, İftitah 6, (2, 124), 84, (2, 181-182), 184, (2, 236)|2495
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Mahiyeti Ve Rükünleri|müslimnesai|Vail İbnu Hucr|Anlattığına göre, Resulullah (sav)'ı, namaza girdiği sırada ellerini kaldırıp tekbir getirirken görmüştür. |Müslim, Salat 54, (401); Nesai, İftitah 107, (2, 194), 139, (2,211), 187, (2,236), Sehv 29, (3, 34-35)|2496
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Mahiyeti Ve Rükünleri|ebu davud||Ebu Davud'da gelen bir diğer rivayette şöyle denir: "...Sonra Medine'ye geldim, gördüm ki (halk, namazı) üzerlerinde bürnuz ve kisalar olduğu halde kılıyor ve namaza başlarken ellerini göğüslerine kadar kaldırıyor." |Ebu Davud, Salat 117, (723-729, 736, 737)|2497
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Mahiyeti Ve Rükünleri|müslimnesai||Bir diğer rivayette der ki: "Resulullah (sav)'la birlikte namaz kıldım. Tekbir getirdiği zaman ellerini kaldırıyor, sonra (elbisesine) gömülüyordu. Sonra sol elini sağ eliyle tutuyor, ellerini elbisesine sokuyordu, rükü yapmak istediği zaman ellerini çıkarıp sonra kaldırıyordu. Rüküdan başını kaldırmak isteyince de ellerini kaldırıyor, sonra secde ediyordu. (Secdede) yüzünü elleri arasına koyuyor idi. Keza başını secdeden kaldırınca da ellerini kaldırıyordu. Namaz bitinceye kadar (her rekatte böyle yapıyordu)." |Müslim, Salat 54, (401); Nesai, İftitah 107, (2, 194), 139, (2,211), 187, (2,236), Sehv 29, (3, 34-35)|2498
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Mahiyeti Ve Rükünleri|müslimnesai||Bir diğer rivayette şöyle der: "Resulullah (sav) ellerini, omuzları hizasına kadar kaldırdı. Baş parmaklarını da kulaklarıyla, hizaladı, sonra tekbir getirdi." |Müslim, Salat 54, (401); Nesai, İftitah 107, (2, 194), 139, (2,211), 187, (2,236), Sehv 29, (3, 34-35)|2499
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Mahiyeti Ve Rükünleri|müslimnesai||Bir diğer rivayette: "Resulullah (sav)'ı iftitah tekbiriyle birlikte ellerini kaldırırken görmüştür." |Müslim, Salat 54, (401); Nesai, İftitah 107, (2, 194), 139, (2,211), 187, (2,236), Sehv 29, (3, 34-35)|2500
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Mahiyeti Ve Rükünleri|buhari|Said İbnu Haris el-Mualla|Ebu Saidi'l-Hudri (ra) bize namaz kıldırdı. Secdelerden başını kaldırırken, secdeye giderken, iki(nci) rek'atten kalkarken, tekbirlerini cebri (sesli) olarak getirdi ve sonunda: "Resulullah (sav)'ı böyle yapar gördüm!" diye açıklamada bulundu." |Buhari, Ezan 144|2501
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Mahiyeti Ve Rükünleri|buharimüslimebu davudnesai|Mutarrif İbnu Abdillah|Ali İbnu Ebi Talib (ra)'in arkasında ben ve İmran İbnu Husayn beraber namaz kıldık. Ali (ra) secde edince tekbir getiriyor, başını kaldırınca tekbir getiriyor, iki(nci) rek'atten kalkınca yine tekbir getiriyordu." (Nesai'nin rivayetinde şöyle denmiştir: "Her eğilme ve her kalkmada tekbir getirir, rüküyu tamamlardı.") |Buhari, Ezan 144, 115, 116; Müslim, Salat 33, (393); Ebu Davud, Salat 140, (835); Nesai, Sehv 1, (3, 2)|2502
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Mahiyeti Ve Rükünleri|ebu davud|Ali|Resulullah (sav) farz namaza kalkınca tekbir getirir, ellerini omuzlarının hizasına kadar kaldırırdı. Kıraatini tamamlayıp rüküya gitmek isteyince aynı şeyi yapardı. Rüküdan kalkınca da aynı şeyi yapardı. Oturur vaziyette iken ellerini hiçbir surette kaldırmazdı. İki(nci) secdeden de kalkınca ellerini aynı şekilde kaldırır ve tekbir getirirdi. |Ebu Davud, Salat 118, (744)|2503
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Mahiyeti Ve Rükünleri|buharimüslimebu davudnesaiibnu mace|Ebu Kılabe|İbnu Hüveyris (ra), Resulullah (sav)'ın (namaza başlarken) tekbir getirdiği, rüküya gittiği, rüküdan başını kaldırdığı zaman, kulağının üst kısmına ulaşıncaya kadar ellerini kaldırdığını görmüştür. |Buhari, Ezan 84; Müslim, Salat 24-26 (391); Ebu Davud, Salat 118, (745); Nesai, 85, (2, 182); İbnu Mace, İkametu's-Salat; 15, (859)|2504
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Mahiyeti Ve Rükünleri|ebu davudnesai|Nadr İbnu Kesir es-Sa'di|Abdullah İbnu Tavus, Mescidü'l-Hayf'da yanibaşımda namaz kıldı. İlk secdeyi yapıp secdeden başını kaldırdığı zaman ellerini yüzünün hizasına kadar kaldırmıştı. Ben bunu hoş bulmadım ve Vüheyb İbnu Halid'e söyledim. Vüheyb ona: "Sen hiç kimsede görmediğin birşey mi yapıyorsun?" dedi. Ancak Tavus cevaben: "Babamın onu yaptığını gördüm. Üstelik babam şunu da söylemişti: "İbnu Abbas (ra)'ın böyle yaptığını gördüm. Üstelik onun: "Resulullah (sav) bunu yapıyordu" demiş olmasından başka bir şey de bilmiyorum." |Ebu Davud, Salat 117, (740); Nesai, İftitah 177, (2, 232)|2505
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Mahiyeti Ve Rükünleri|ebu davud|Meymun el-Mekki|Meymun el-Mekki, Abdullah İbnu Zübeyr (ra)'i gördüğünü ve kendilerine namaz kıldırdığını anlatmıştır. Devamla der ki: "Abdullah namazda kıyam, rükü, secde ve secdeden kıyama kalkma esnalarında elleriyle işaret yapıyordu (ellerini kaldırıyordu). İbnu Abbas (ra)'a gittim. Ve: "İbnu Zübeyr'i hiç kimsede görmediğim bir tarzda namaz kılıyor gördüm" deyip onun namazda yaptığı işareti anlattım. Bana: "Eğer Resalullah (sav)'ın namazını görmekten hoşlanırsan, Abdullah İbnu Zübeyr'in namazına uy!" dedi." |Ebu Davud, Salat 1l7,(739)|2506
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Mahiyeti Ve Rükünleri|buhariebu davudtirmizinesai|İmran İbnu'l-Husayn|Bende basur vardı. Namazı nasıl kılacağım diye Resulullah (sav)'a sordum. "Ayakta kıl, muktedir olmazsan oturarak kıl, buna da muktedir olmazsan yan üzeri (yatarak) kıl" buyurdu. |Buhari, Taksiru's-Salat 18, 17, 19; Ebu Davud, Salat 179, (951, 952); Tirmizi, Salat 274, (372); Nesai, Kıyamul-Leyl 21, (3, 223-224)|2507
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Mahiyeti Ve Rükünleri|buhariebu davudtirmizinesai|İmran İbnu'l-Husayn|Diğer bir rivayette geldiğine göre, İmran Resulullah (sav)'a kişinin oturarak kılacağı namaz hususunda sordu. Aleyhissalatu vesselam: "Ayakta kılarsa bu efdaldir. Kim de oturarak kılarsa, ona ayakta kılanın ecrinin yarısı verilir. Kim de yatarak kılarsa ona da oturarak kılanın ecrinin yarısı verilir" buyurdu. |Buhari, Taksiru's-Salat 18, 17, 19; Ebu Davud, Salat 179, (951, 952); Tirmizi, Salat 274, (372); Nesai, Kıyamul-Leyl 21, (3, 223-224)|2508
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Mahiyeti Ve Rükünleri|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizi|Abdullah İbnu Şakik|Hz. Aişe (ra)'ye: "Resulullah () oturarak namaz kılar mıydı?" diye sordum. Bana şu cevabı verdi: "Evet! Halk -veya yaş demişti- O'nun dermanını kesince (yani insanların meseleleriyle ömrünü tüketince, dermandan kesilince demektir)." |Buhari, Taksiru's-Salat 20, Teheccüd 16; Müslim, Salatul-Müsafirin 112, 115, (731, 732); Muvatta, Cum'a 20, (1, 137, 138); Ebu Davud, Salat 179, (953-956); Tirmizi, Salat 257, (374, 375)|2509
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Mahiyeti Ve Rükünleri|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizi|Aişe|Resulullah (sav) oturarak namaz kılar, oturduğu halde kıraat buyurur, kıraatinden takriben otuz-kırk ayet kalınca kalkar, kıraatına ayakta devam eder, sonra rüküya ve secdeye giderdi. ikinci rek'atte aynen bunun gibi yapardı. Namazı bitince, ben uyanıksam benimle konuşurdu, uyuyor isem yatardı. |Buhari, Taksiru's-Salat 20, Teheccüd 16; Müslim, Salatul-Müsafirin 112, 115, (731, 732); Muvatta, Cum'a 20, (1, 137, 138); Ebu Davud, Salat 179, (953-956); Tirmizi, Salat 257, (374, 375)|2510
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Mahiyeti Ve Rükünleri|nesai||Nesai'de gelen bir rivayette şöyle denmiştir: "Resulullah (sav)'ı (oturarak namaz kılarken) bağdaş kurma şeklinde oturmuş gördüm." (Nesai der ki: "Bu hadisin hatalı olduğu kanaatindeyim.") |Nesai, Kıyamu'l Leyl, 18, 22, (3, 219-224)|2511
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Mahiyeti Ve Rükünleri|nesai|Ümmü Seleme|Resulullah (sav)'ın ölümüne yakın, farzlar dışındaki namazlarının çoğu oturarak idi. Ona göre, amellerin en güzeli, az da olsa devamlı olanı idi. |Nesai, Kıyamu'l-Leyl 19, (3, 222)|2512
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Mahiyeti Ve Rükünleri|müslimmuvattatirmizinesai|Hafsa|Resulullah (sav)'ın, nafile namazlarını kılarken, ölümüne bir yıl kalıncaya kadar hiç oturduğunu görmedim. Bundan sonra hep oturarak kıldı. Namazda sureyi hep tertil üzere okurdu. Bundan dolayı o sure, aslında ondan daha uzun olan sureden daha uzun görünürdü. |Müslim, Müsafirin 118, (733); Muvatta, Cum'a 20, (1, 137); Tirmizi, Salat 275, (373); Nesai, Kıyamu'l-Leyl 19, (3. 223)|2513
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Mahiyeti Ve Rükünleri|müslimmuvattaebu davudnesai|İbnu Amr İbni'l-As|Bana Resulullah (sav)'ın: "Kişinin oturarak kıldığı (nafile) namaz, normal şekilde kıldığı namazın (sevapça) yarısına denktir" buyurduğu söylenmişti. (Kendisinden sormak üzere) derhal yanına gittim. Varınca, Efendimizi oturarak namaz kılıyor buldum. Elimi başının üzerine koydum. Bana: "Ey Abdullah İbnu Amr! Meselen nedir?" dedi. Ben: "Ey Allah'ın Resulü, bana "Kişinin oturarak kıldığı namaz, normal namazın yarısına denktir" buyurduğunuz söylendi. Halbuki siz de oturarak kılıyorsunuz?" dedim. Aleyhissalatu vesselam: "Evet öyledir. Ancak ben sizlerden biri gibi değilim" cevabını verdi. |Müslim, Müsafirin 120, (735); Muvatta, Salatu'l-Cema'a 20, (1, 136, 137); Ebu Davud, Salat 179, (950); Nesai, Kıyamu'l-Leyl 20, (3, 223)|2514
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Mahiyeti Ve Rükünleri|buhari|Muharib İbnu Disar|Huzeyfe (ra), namaz kılmakta olan ve bu sırada belini tam doğrultamayan bir adam görmüştü. Namazdan çıkınca: "Sırtında bir rahatsızlığın mı var?" diye adama sordu. "Hayır!" cevabını alınca: "Şayet, bu halin üzere ölecek olsan Resulullah (sav)'ın sünnetine muhalefet üzere ölürsün" dedi. (Rezin ilavesidir; Derim ki: "Bu rivayet Buhari'de şu şekilde gelmiştir: "Huzeyfe, (namazda) rükü ve secdesini tamamlayan bir adam gönnüştü. Namazını kılıp bitirince Huzeyfe (ra) ona: "Sen namaz kılmadın. Eğer ölecek olsan, Allah'ın Muhammed (sav)'i yarattığı fıtrattan başka bir fıtrat üzere ölürsün" dedi. Gerçeği Allah, bilir.") |Buhari, Ezan 119,132|2515
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Mahiyeti Ve Rükünleri|buhari, ezan 119,132; muvatta|Ebu Hazım|Sehl İbnu Sa'd (ra) demişti ki: "İnsanlara, namazda sağ elini sol kolu üzerine koysun" diye emredilmişti." Ebu Hazım devamla der ki: "Ben onun (Sehl'in), bu hadisi Resulullah (sav)'a nisbet ettiğini biliyorum." |Buhari Ezan 89; Muvatta, Kasru's-Salat 47, (1, 869)|2516
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Mahiyeti Ve Rükünleri|ebu davudnesai|İbnu Mes'ud|Anlattığına göre, namaz kılarken sol elini sağ eline koymuştur. Bunu gören Resulullah (sav) (bizzat elleriyle tutarak) sağ elini sol elinin üzerine koymuştur. |Ebu Davud, Salat 120, (755); Nesai, İftitah 10, (2, 126)|2517
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Mahiyeti Ve Rükünleri|nesai|Vail İbnu Hucr|Resulullah (sav)'ı namazda kıyamda iken, sağ eliyle sol elinin üstünden tutmuş gördüm. |Nesai, İftitah 9, (2,125,126)|2518
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Mahiyeti Ve Rükünleri|ebu davud|İsmail İbnu Ümeyye|Nafi' merhuma namazda ellerinin parmaklarını kenetleyen kimse hakkında sormuştum. Bana: "Bu hususta Abdullah İbnu Ömer (ra)'i işittim: "Bu, Allah'ın gadabına uğrayanların namazıdır" demişti" diye cevap verdi. (Rezin'in ilave ettiği bir rivayette de şöyle denmiştir: "İbnu Ömer (ra), namazda kuud halinde (otururken) sol elini kabası üzerine dayanan bir adam görmüştü, hemen müdahale ederek: "Böyle oturma, zira azaba uğrayanlar bu şekilde otururlar!" dedi.) |Ebu Davud, Salat 187, (993,994)|2519
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Mahiyeti Ve Rükünleri|ebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "(Namazın) sünnetlerinden biri namazda (sağ) avucu (sol) avuç üzerine koyup, her ikisini birlikte göbeğin altına yerleştirmektir." |Ebu Davud, Salat 120, (756)|2520
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Mahiyeti Ve Rükünleri|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) namazda ihtisarı (elleri böğre koymayı) yasakladı. |Buhari, Amel fi's-Salat 17; Müslim, Mesacid 46, (645); Ebu Davud, Salat 176,(947); Tirmizi, Salat 281, (383); Nesai, İftitah 12, (2, 127)|2521
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Mahiyeti Ve Rükünleri|buhari|Aişe|Hz. Aişe (ra), kişinin ellerini (ihtisar yaparak) böğrüne koymasını mekruh addeder ve: "Bunu yahudiler yapar" derdi. |Buhari, Enbiya 50|2522
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Mahiyeti Ve Rükünleri|rezin||Rezin'in rivayet ettiği diğer bir hadiste: "Resulullah ihtisarı (eli böğre koymayı) namazda ve namaz dışında yasakladı" demiştir. |Rezin|2523
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Mahiyeti Ve Rükünleri|ebu davudnesai|Ziyad İbnu Sübeyh el-Hanef'i|İbnu Ömer (ra)'in yanı başında namaz kıldım. Ellerimi de böğürlerime koydum. Namazı bitirince: "Bu, namazda haç(a benzemek)dir, Resulullah (sav) bunu yasaklamıştı" buyurdu. |Ebu Davud, Salat 160, (903); Nesai, İftitah 12 (2,127)|2524
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Mahiyeti Ve Rükünleri|nesai|İbnu Mes'ud|Anlatıldığına göre, ayaklarının arasını bitiştirerek namaz kılan bir adam görmüştü. Şöyle söylendi: "(Bu adam) sünnete muhalefet etti. Ayaklarını sırayla dinlendirse daha iyidir." |Nesai, İftitah 13, (2,128)|2525
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Mahiyeti Ve Rükünleri|ebu davud|Ümmü Kays Bintu Mihsan|Resulullah (sav) yaşlanıp biraz şişmanlayınca, namaz kıldığı yerde bir sütun bulundurdu namazda ona dayandı. |Ebu Davud, Salat 177, (948)|2526
NAMAZ BÖLÜMÜ|Kıraat|tirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sav) kıraatini bismillahirrahmanirrahim ile başlatıyordu. |Tirmizi, Salat 181, (245)|2527
NAMAZ BÖLÜMÜ|Kıraat|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesaiibnu mace|Enes|Ben, Resulullah (sav), Hz. Ebu Bekr, Hz. Ömer, Hz. Osman (ra) ile birlikte namaz kıldım. Onlardan hiçbirinin bismillahirrahmanirrahim'i okuduklarını işitmedim. |Buhari, Ezan 89; Müslim, Salat 50, (399); Muvatta, Salat 30, (1, 81); Ebu Davud, Salat 124, (782); Tirmizi, Salat 182, (246); Nesai, İftitah 21, 22, (2,133-135); İbnu Mace, İkamet 4, (813-815)|2528
NAMAZ BÖLÜMÜ|Kıraat|tirmizinesai|İbnu Abdillah İbnu Muğaffel|Ben (namazda) bismillahirrahmanirrahim'i okumuştum. Babam işitti. Bana: "Oğulcuğum, (bu yaptığın) bir bid'attir. Bid'atten sakın!" dedi. Ben Resulullah (sav)'ın ashabından her kimle karşılaştı isem, hepsinin de bid'atten nefret ettiği kadar bir başka şeyden nefret etmediğini gördüm. Babam sözlerine şöyle devam etmişti: "Ben Resulullah (sav)'la, Hz. Ebu Bekr'le, Hz. Ömer'le, Hz. Osman'la (ra) namaz kıldım. Onlardan hiç birinin bunu (besmelenin okunacağını) okuduklarını işitmedim. Onu sen de okuma. Sadece "Elhamdülillah! Rabbe'l-alemin" de. |Tirmizi, Salat 180, (244); Nesai, İftitah 22, (2,135)|2529
NAMAZ BÖLÜMÜ|Kıraat|müslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) ikinci rek'atten kalktığı zaman kıraati Elhamdülillahi Rabilalemin ile başlatıyor ve sükut etmiyordu. |Müslim, Mesacid 148, (599)|2530
NAMAZ BÖLÜMÜ|Kıraat|müslimmuvattatirmizinesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim Fatiha-i şerife süresini okumadan namaz kılarsa bilsin ki bu namaz nakıstır -bu sözü üç kere tekrarladı- eksiktir." Ebu Hüreyre (ra)'ye: "Biz imamın arkasında bulunuyorsak (ne yapalım)?" diye sorulmuştu. Şu cevabı verdi: "Yine de içinden oku. Zira ben Resulullah (sav)'ın şöyle söylediğini işittim: "Allah Teala hazretleri (bir hadis-i kudside) buyurdu ki: "Ben kıraati kulumla kendi aramda iki kısma böldüm, yarısı bana ait, yarısı da ona. Kuluma istediği verilmiştir: Kul: "Elhamdülillahi Rabbi'l-alemin, (Hamd alemlerin Rabbine aittir)" deyince, Aziz ve Celil olan Allah: "Kulum bana hamdetti." der. "er-Rahmanirrahim" deyince, Allah: "Kulum bana senada bulundu" der. "Maliki yevmiddin (ahiretin sahibi)" deyince, Allah: "Kulum beni tebcil ve ta'ziz etti (büyükledi)." der. "İyyakena'budü ve iyyakenestain (yalnız sana ibadet eder, yalnız senden yardım isteriz)" deyince, Allah: "Bu benimle kulum arasında bir (taahhüddür). Kuluma istediğini verdim" der. "İhdina's'sırata'l-müstakim sıratallezine en'amte aleyhim gayr'il-mağdubi aleyhim ve la'd-dallin. (Bizi doğru yola sevket, o yol ki kendilerine nimet verdiğin kimselerin yoludur, gadaba uğrayanların ve dalalete düşenlerin değil)" dediği zaman, Allah: "Bu da kulumundur, kuluma istediği verilmiştir" buyurur." |Müslim, Salat 38, (395); Muvatta, Salat 39, (1, 84-86); Tirmizi, Tefsir, Fatiha, (2954, 2955); Nesai, İftitah 23, (2,135, 236)|2531
NAMAZ BÖLÜMÜ|Kıraat|ebu davud||Ebu Davud'da gelen bir rivayette şöyle denmiştir: "...Bana Resulullah (sav): "Haydi git ve Medine'de ilan et ki: "Sadece Fatiha süresi de olsa, Kur'an'dan bir parça okumadıkça kıldığınız namaz namaz değildir" dedi ve başka bir şey ilave etmedi." |Ebu Davud, Salat 136, (819, 820, 821)|2532
NAMAZ BÖLÜMÜ|Kıraat|müslimmuvattatirmizinesai||Rezin'in zikrettiği bir rivayette şöyle gelmiştir: "...Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kıraatsiz namaz sahih değildir." Bilesiniz, Resulullah (sav) bize her ne duyurdu ise biz de size duyurduk. Bize gizli tuttuğunu biz de size gizli tuttuk." Bu açıklama üzerine bir zat ona: "Ey Ebu Hüreyre, Fatiha'ya herhangi bir ilavede bulunmazsam (yeterli midir) ne dersin?" diye sordu. Ebu Hüreyre dedi ki: "Bu sual Aleyhissalatu vesselam'a da sorulmuştu, şu cevabı verdi: "Bununla iktifa edersen sana yeter, ilavede bulunursan senin için daha hayırlı ve efdal olur." |Müslim, Salat 38, (395); Muvatta, Salat 39, (1, 84-86); Tirmizi, Tefsir, Fatiha, (2954, 2955); Nesai, İftitah 23, (2,135, 236)|2533
NAMAZ BÖLÜMÜ|Kıraat|ebu davud|Ebu Said|(Namazda) Fatiha süresi ile kolaya gelen bir miktar (Kur'an ayetin)i okumakla emrolunduk. |Ebu Davud, Salat 136, (818)|2534
NAMAZ BÖLÜMÜ|Kıraat|muvattatirmizi|Cabir|Kim Fatiha'yı okumadan bir rek'at namaz kılarsa, imamın arkasında bulunmadığı takdirde, namaz kılmış sayılmaz. |Muvatta, Salat 38, (1, 84); Tirmizi, Salat 233, (313)|2535
NAMAZ BÖLÜMÜ|Kıraat|ebu davudtirmizi|Vail İbnu Hucr|Resulullah (sav)'ı gayri'l-mağdubi aleyhim ve la'd-dallin'i okuyunca amin dediğini ve bunu söylerken sesini uzattığım işittim. (Bir başka rivayette şöyle gelmiştir. "...Bunu söylerken sesini yükselttiğini işittim.") |Ebu Davud, Salat 172, (932, 933); Tirmizi, Salat 184, (248)|2536
NAMAZ BÖLÜMÜ|Kıraat|ebu davud|Bilal|Söylediğine göre, Aleyhissalatu vesselam'a: "Ey Allah'ın Resulü! Amin'de beni geride bırakma!" demiştir. |Ebu Davud, Salat 172, (937)|2537
NAMAZ BÖLÜMÜ|Amin Demenin Fazileti|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesaiibnu mace|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İmam amin deyince siz de amin deyin. Zira kimin amin'i meleklerin amin'ine tevafuk ederse geçmiş günahları affedilir." İbnu Şihab der ki: "Resulullah (sav) amin derdi." |Buhari, Ezan 112; Müslim, Salat 72, (410); Muvatta, Salat 44, (1, 87); Ebu Davud, Salat 172, (936); Tirmizi, Salat 185 (250); Nesai, İftitah 34, 35, (2,144); İbnu Mace, İkamet 14, (851)|2538
NAMAZ BÖLÜMÜ|Amin Demenin Fazileti|buhari|Ebu Hüreyre|Buhari'de diğer bir rivayette şöyle gelmiştir: "Kari (okuyucu) amin deyince siz de amin deyin. Zira melekler "amin" der. Kimin amin'i meleklerin aminine tevafuk ederse geçmiş günahları affedilir." |Buhari, Da'avat 63|2539
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazda Okunan Sure|nesaibuharimüslim|Ebu Bürde|Resulullah (sav) sabah namazında altmış-yüz arasında ayet okurdu." |Nesai, İftitah 112, (2, 107); Buhari, Mevakit 11, 13, 39, Ezan 104; Müslim, Mesacid 2, (1, 246), 16, (1, 262)|2540
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazda Okunan Sure|müslimebu davudnesai|Amr İbnu Hureys|Resulullah (sav)'ın sabah namazında İza'ş-şemsu küvviret suresini okuduğunu işittim. |Müslim, Salat 164, (456); Ebu Davud, Salat 135, (817); Nesai, İftitah 44, (2,157)|2541
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazda Okunan Sure|buharimüslimebu davudnesai|Abdullah İbnu Saib|Resulullah (sav) bize Mekke'de sabah namazı kıldırdı. Mü'minun süresini kıraat buyurarak namaza başladı. Hz. Musa ve Harun'un zikrine gelince -veya Hz. İsa'nın zikrine, ravi burada tereddüt etti. Resullullah (sav)'ı bir öksürük tuttu, hemen rüküya gitti." (Hadis Buhari'de muallak olmuştur) |Buhari, Ezan 106; Müslim, Salat 163, (455); Ebu Davud, Salat 89, (648, 649); Nesai, İftitah 76, (2,176)|2542
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazda Okunan Sure|müslim|Cabir İbnu Semüre|Resulullah (sav) sabah namazında Kaf ve'l-Kurani'l-Mecid ve benzeri bir sure okurdu. Aleyhissalatu vesselam diğer namazları hafif kıldırırdı. |Müslim, Salat 168, (458)|2543
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazda Okunan Sure|müslimebu davudtirmizinesai|İbnu Abbas|Resulullah (sav) cuma günü, sabah namazında Elif-lam-mim Tenzil es'Secde, ve Hel eta ala'l-insani hinun mine'd-dehr surelerini okurdu. Yine Resulullah (sav) cuma namazında Cu-ma ve Münafikun surelerini okurdu. |Müslim, Cuma 64, (879); Ebu Davud, Salat 218, (1074); Tirmizi, Salat 375, (520); Nesai, Cuma 38, (3,111), İftitah 47, (2,169)|2544
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazda Okunan Sure|muvatta|Urve|Hz. Ebu Bekr es-Sıddik (ra) sabah namazını kıldırdı. Namazın her iki rek'atinde Bakara suresini okudu. |Muvatta, Salat 33|2545
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazda Okunan Sure|muvatta|Fürafisa İbnu Umeyr el-Hanefi|Ben Yusuf süresini, Osman İbnu Affan (ra)'ın sabah namazlarındaki kıraatinden öğrendim. Çünkü o, bu süreyi çok sık okurdu." |Muvatta, Salat 35, (1, 82)|2546
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazda Okunan Sure|rezin|İbnu Mes'ud|Anlatıldığına göre, sabah namazının birinci rekatinde Enfal'den kırk ayet kadar, ikinci rekatinde ise mufassal sürelerden birini okumuştur. [(Rezin ilavesidir. Buhari muallak (senetsiz) olarak tahric etmiştir. (Ezan 106)] |Rezin|2547
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazda Okunan Sure|muvatta|Amr İbnu Rebi'a|Hz. Ömer İbnu'l-Hattab (ra)'ın arkasında sabahı kıldık. Namazda Yusuf ve Hacc surelerini ağır bir kıraatle okudu. Bunun üzerine Amr'e: "Öyleyse fecir doğarken namaza başlamış olmalıdır" dendi. O da: "Evet!" diye cevap verdi. |Muvatta, Salat 34, (1, 82)|2548
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazda Okunan Sure|ebu davud|Muaz İbnu Abdillah el-Cüheni|Cüheyne kabilesine mensup bir zat bana: "Resulullah (sav)'ın sabah namazının her iki rek'atinde de iza zülzilet süresini okuduğunu işittim, bilmiyorum unutarak mı böyle yaptı, bilerek mi okudu" dedi. |Ebu Davud, Salat 134, (816)|2549
NAMAZ BÖLÜMÜ|Öğle Ve İkindi Namazları|buharimüslimebu davudnesai|Ebu Katade|Resulullah (sav) öğlede ilk iki rek'atte Fatiha ile iki süre okurdu. Son iki rek'atte de Fatiha'yı okur, bazan da ayeti bize işittirirdi. Birinci rek'atte (kıraati) uzun tutar ikinci de o kadar uzatmazdı, ikindi ve sabah namazlarında da böyle yapardı. (Ebu Davud, bir rivayette şu ziyadeye şamildir: "O'nun (sav), halk birinci rek'ata yetişebilsin diye böyle yaptığını zannederdik.") |Buhari, Ezan 107, 97, 109, 110; Müslim, Salat 154, (451); Ebu Davud, Salat 129, (798, 799, 800); Nesai, İftitah 56-60, (2, 164, 166)|2550
NAMAZ BÖLÜMÜ|Öğle Ve İkindi Namazları|ebu davud|İbnu Abbas|Resulullah'ın öğle ve ikindi namazlarında kıraatte bulunup bulunmadığını bilmiyorum. |Ebu Davud, Salat 131, (808)|2551
NAMAZ BÖLÜMÜ|Öğle Ve İkindi Namazları|buharimüslimebu davudnesai|Cabir İbnu Semüre|Resulullah (sav) öğlede Velleyli iza yağşa suresini okur, ikindide dahi aynısını yapar, sabah namazında bundan daha uzun bir kıraatte bulunurdu. |Buhari, Ezan 103, 95, 96; Müslim, Salat 159, (453); Ebu Davud, Salat 130, (804); Nesai, İftitah 74, (2, 174)|2552
NAMAZ BÖLÜMÜ|Öğle Ve İkindi Namazları|nesai|el-Bera|Biz, Resulullah (sav)'ın arkasında öğleyi kılmıştık. Kendisinden Lokman ve Zariyat sürelerinin ayetlerini peş peşe işitiyorduk. |Nesai, İftitah 55, (2,163)|2553
NAMAZ BÖLÜMÜ|Öğle Ve İkindi Namazları|ebu davud|İbnu Ömer|Resulullah (sav) bir namazda secde edip sonra kıyama kalktı ve rükü yaptı. Cemaat onun, Eif-Lam-Mim Tenzile's-Secdetü'yü okuduğunu gördü. |Ebu Davud, Salat 131, (807)|2554
NAMAZ BÖLÜMÜ|Akşam Namazı|buhariebu davudnesai|Mervan İbnu'l-Hakem|Bana Zeyd ibnu Sabit (ra) dedi ki: "Sen niye akşam namazında (kısaru'l-mufassal denilen) kısa surelerden okuyorsun? Ben Resulullah (sav)'ın Tula't-Tuleyeyn'i okuduğunu işittim." (Ebu Davud'un rivayetinde şu ziyade var: "...Dedim ki: Tüla't-Tuleyeyn nedir? Bana "el-A'raf, öbürü de "el-En'am" diye cevap verdi.") |Buhari, Ezan 98; Ebu Davud, Salat 132, (812); Nesai, İftitah 67, (2, 169, 170)|2555
NAMAZ BÖLÜMÜ|Akşam Namazı|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|Ümmü'l-Fadl|Resulullah (sav)'ın akşam namazında ve'l-mürselati urfen suresini okuduğunu işittim. Bundan sonra artık bize, ruhu kabzedilinceye kadar hiç namaz kıldırmadı. |Buhari, Ezan 98, Megazi 83; Müslim, Salat 173, (462); Muvatta, Salat 24, (1, 78); Ebu Davud, Salat 132, (810); Tirmizi, Salat 230, (308); Nesai, İftitah 64, (2,168)|2556
NAMAZ BÖLÜMÜ|Akşam Namazı|nesai|Aişe|Resulullah (sav), A'raf süresiyle akşamı kıldırdı. Süreyi ikiye bölerek her iki rek'atte bir parçasını okudu. |Nesai, İftitah 67, (2,170)|2557
NAMAZ BÖLÜMÜ|Akşam Namazı|buharimüslimmuvattaebu davudnesai|Cübeyr İbnu Mut'im|Resulullah (sav)'ı akşam namazında et-Tur süresini okurken işittim. |Buhari, Ezan 99, Cihad 172, Megazi 11, Tefsir, Tür 1; Müslim, Salat 174, (463); Muvatta, Salat 23, (1, 78); Ebu Davud, Salat 132, (811); Nesai, İftitah 65, (2, 169)|2558
NAMAZ BÖLÜMÜ|Akşam Namazı|ebu davud|Ebu Osman en-Nehdi|İbnu Mes'ud (ra)'un arkasında akşam namazı kılmıştım. Namazda Kulhüvallahü ahad'i okudu. |Ebu Davud, Salat 133, (815)|2559
NAMAZ BÖLÜMÜ|Akşam Namazı|nesai|Abdullah İbnu Utbe İbni Mes'ud|Resulullah (sav) akşam namazında Ha-mim-ed-Duhan süresini okudu. |Nesai, İftitah 66, (2,169)|2560
NAMAZ BÖLÜMÜ|Akşam Namazı|muvatta|Ebu Abdillah es-Sunabihi|Hz. Ebu Bekr (ra)'in hilafeti sırasında Medine'ye geldim, arkasında akşam namazını kıldım, ilk iki rek'atinde Fatiha ile (kısaru'l-mufassal denen) kısa sürelerden birer süre okudu. Sonra üçüncü rek'ate kalktı. Ben (ne okuyacağını işitmek için) hemen kendisine -elbisem elbisesine değecek kadar- yaklaştım. Fatiha ve beraberinde "Rabbena la tuziğ kulübena ba'de iz hedeytena veheb lena min ledünke rahmeten inneke ente'l-Vehhab" (Rabbimiz, bize hidayet verdikten sonra kalplerimizi saptırma. Katından bize bir rahmet lutfet. SDen çok lutfedenlerdensin) ayetini okuduğunu işittim. |Muvatta, Salat 25 (1,79)|2561
NAMAZ BÖLÜMÜ|Yatsı Namazı|tirmizi|Büreyde|Resulullah (sav) yatsı namazında Veşşemsi ve duhaha ve benzeri süreleri okurdu. |Tirmizi, Salat 231, (309); Nesai, İftitah 71, (2, 173)|2562
NAMAZ BÖLÜMÜ|Yatsı Namazı|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|el-Bera|Resulullah (sav) bir yolculuk sırasında yatsıyı kılmıştı. İki rek'atin birinde Vettini ve'z-Zeytuni'yi okudu. (Sahiheyn'de şu ziyade yer alır: "Sesçe ve kıraatçe O'ndan daha güzel kimseye rastlamadım.") |Buhari, Ezan 100, 102, Tefsir, Vettin 1, Tevhid 52; Müslim, Salat 175, (464); Muvatta, Salat 27, (1, 79-80); Ebu Davud, Salat 275, (1221); Tirmizi, Salat 231, (310); Nesai, İftitah 72, (2,173)|2563
NAMAZ BÖLÜMÜ|Yatsı Namazı|muvatta|Nafi'|İbnu Ömer (ra) tek başına namaz kılınca dört rek'atin her birinde Fatiha'yı ve Kur'an'dan bir sureyi okurdu. Bazan da farz namazın bir rek'atinde iki ve üç sure birden okurdu. Akşam namazının iki rek'atinde aynı şekilde Fatiha ve birer sure okurdu. |Muvatta, Salat 26, (1, 79)|2564
NAMAZ BÖLÜMÜ|Yatsı Namazı|ebu davud|Amr İbnu Şu'ayb an Ebihi an Ceddihi|Mufassal surelerden -uzunu olsun, kısası olsun- hiçbiri yoktur ki, ben onu Resulullah'ın namaz kıldırırken okuduğunu işitmemiş olayım. |Ebu Davud, Salat 133, (814)|2565
NAMAZ BÖLÜMÜ|Yatsı Namazı|buharimüslimnesai|Aişe|Resulullah (sav) askeri bir birliğin başına bir adamı komutan yapmıştı. Bu zat arkadaşlarına namaz kıldırırken, her seferinde kıraatini kulhüvallahu ahad ile tamamlıyordu. Döndükleri zaman durumu Hz. Peygamber'e söylediler. Aleyhissalatu vesselam: "Sorun ona niçin öyle yapıyormuş?" buyurdu. Dediği gibi kendisine sorulmuştu. "Çünkü O, Rahman sıfatıdır, ben onu okumayı seviyorum!" diye cevap verdi. Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam: "Ona bildirin, Allah onu seviyor!" müjdesini verdi. |Buhari, Ezan 106, Tevhid 1; Müslim, Salat 263, (813); Nesai, İftitah, 69, (2, 171)|2566
NAMAZ BÖLÜMÜ|Yatsı Namazı|buharimüslimebu davudnesaitirmizi|Şakik İbnu Seleme|Bir adam İbnu Mes'ud'a gelerek: "Ben bir rek'atte mufassal sürelerin tamamını okudum" dedi. İbnu Mes'ud (ra) da: "Şiir mırıldar gibi mırıldar, meyve döküştürür gibi döküştürür müsün? Olmaz öyle şey! Resulullah (sav) tek rek'atte birbirine denk iki sure okurdu. Bir rek'atte, İkterebet ve el-Hakka surelerini, bir rek'atte Vettür ve Vezzariyat surelerini, bir rek'atte Ve iza vaka'at ve Nun surelerini, bir rek'atta Seele sailun ve ven-Nazi'at surelerini; bir rek'atte Veylun li'l-Mutaffifin ve Abese surelerini, bir rek'atte el-Müddessir ve, el-Müzzemmil surelerini, bir rek'atte Hel Eta ve La Uksimu biyevmi'l-Kıyame surelerini, bir rek'atte Amme yetesaelun ve Ve'l-Mürselat surelerini, bir rek'atte de ed-Duhan ve İza'ş-Şemsü Küvvirat surelerini okurdu." (Bu rivayet, metin olarak Ebu Davud'un rivayetidir. Ebu Davud: "Bu İbnu Mes'ud'un telifidir" demiştir. Bunu Alkame ve Esved'den kaydeder. Diğerleri, süreleri zikretmezler.) |Buhari, Ezan 106, Fedailu'l-Kur'an 6, 28; Müslim, Müsafirin 275, (822); Ebu Davud, Salat 326, (1396); Nesai, İftitah 75, (2,175,176); Tirmizi, Salat 422, (602)|2567
NAMAZ BÖLÜMÜ|Yatsı Namazı|nesai|Ebu Zerr|Resulullah (sav) gece namazına kalktı ve sabah vakti girinceye kadar namaza devam etti. Namazda tek ayet okudu. O da şu (mealdeki) ayettir: "Onlara azab edersen, doğrusu onlar senin kullarındır. Onları bağışlarsan, güçlü olan, hakim olan şüphesiz ancak sensin" (Maide 118). |Nesai, İftitah 79, (2, 177)|2568
NAMAZ BÖLÜMÜ|Yatsı Namazı|rezin|Ebu Seleme|Hz. Ömer (ra), halka akşam namazı kıldırmıştı. Namazda kıraatte bulunmadı. Namazdan çıkınca kendisine: "Kur'an okumadın!" dendi. "Rükü ve secdeler nasıl oldu?" diye sordu. "İyi oldu!" dediler. "Öyleyse, tamamdır!" dedi. [Rezin tahric etmiştir. Bu hadise Beyhaki Sünen'inde yer vermiştir (2, 381)] |Rezin|2569
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cehri Okuma|ebu davudnesaibuharimüslim|Ebu Hüreyre|(Kur'an) her bir namazda okunur. Resulullah (sav) bize hangilerini işittirmişse biz de size işittiriyoruz. Hangilerini de gizlemişse biz de size gizliyoruz. |Ebu Davud, Salat 129, (797); Nesai, İftitah 58, (2, 163); Buhari, Ezan 104; Müslim, Salat 43, (396)|2570
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cehri Okuma|ebu davudtirmizi|Ebu Katade|Resulullah (sav) bir gece (evinden) çıkmıştı. Hz. Ebu Bekr (ra)'e uğradı. Alçak sesle namaz kılıyordu, Hz. Ömer (ra)'e uğradı, o da yüksek sesle namaz kılıyordu." Ravi der ki: "Resulullah'ın yanında toplanınca Aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Ey Ebu Bekr sana uğradım sen sessizce namaz kılıyordun." Ebu Bekr: "Ben konuştuğum Zat-ı Zülcelal'e sesimi işittirdim ey Allah'ın Resulü!" cevabını verdi. Hz. Ömer'e de: "Sana da uğradım. Sen yüksek sesle namaz kılıyordun!" dedi. O da şu cevabı verdi: "Ey Allah'ın Resulü! Uyuklayanı uyandırıyor, şeytanı da uzaklaştırıyordum." (Hadisin metni Ebu Davud'a ait. Hasan Basri rivayetinde der ki: "Resulullah (sav) Hz. Ebu Bekr'e: "Ey Ebu Bekr sen sesini biraz yükselt" dedi. Hz. Ömer'e de; "Sesini sen de biraz alçalt!" buyurdu.") |Ebu Davud, Salat 315, (1329); Tirmizi, Salat 330, (447)|2571
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cehri Okuma|ebu davud|Ebu Hüreyre|Ebu Hüreyre (ra)'den yapılan rivayette, bu kıssa aynen zikredilir, ancak Hz. Ebu Bekr'e: "Sesini biraz yükselt", Hz. Ömer'e de: "Sesini biraz alçalt" dedi" cümleleri zikredilmez." Fakat şu ziyadede bulunur: "Ey Bilal seni, şu sureden ve şu sureden okurken işittim" dedi. (Bilfil) cevaben: "(Kur'an) tatlı bir kelam, Allah onu kısım kısım yapıp bir araya getirdi" dedi. Sonunda Resulullah (sav): "Hepiniz isabet ettiniz!" buyurdular. |Ebu Davud, Salat, 310, (1330)|2572
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cehri Okuma|muvattaebu davud|el-Beyazi|Resulullah (sav) namaz kılmakta olan insanların yanına geldi. Kıraatte sesleri yüksekti. Hemen: "Namaz kılan kimse Rabbine münacaatta (hususi konuşmada) bulunuyor demektir. Öyleyse ne şekilde münacaatta bulunduğuna dikkat etsin. Kur'an'ı birbirinize cehren okumasın!" dedi. |Muvatta, Salat 29, (1, 80); Ebu Davud, Salat 310, (1332)|2573
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cehri Okuma|ebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav)'ın geceleyin kıraati bazan yüksek sesle, bazan da alçak sesle olurdu. |Ebu Davud, Salat 310, (1328)|2574
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cehri Okuma|buhari|Abdullah İbnu Şeddad|Hz. Ömer (ra)'in: "Ben üzüntü ve hüznümü yalnız Allah'a açarım..." mealindeki ayeti (Yusuf 86) okurken (boğuk boğuk çıkan) sesini en arka safta olduğum halde işittim. |Buhari, Ezan 70, (Bab başlığında senetsiz olarak zikreder)|2575
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cehri Okuma|ebu davudtirmiziibnu mace|Semüre İbnu Cündüb|Namazda iki sekte hatırımda kaldı. Biri, imam "Allahuekber" dedikten kıraata başladığı ana kadar geçen sektedir. Diğeri de Fatiha ve zamm-ı sureyi okuyup bitirince rükuya gitme sırasındaki sektedir. (Hadisi rivayet eden Hasan Basri) der ki: "Bunun üzerine İmran İbnu Husayn ona karşı çıktı (ve tek sekte olduğunu söyledi). Sonunda Medine'ye Übeyy (İbnu Ka'b)'e yazıp sordular. (Übeyy verdiği cevapta) Semüre'yi tasdik etti. (Bir diğer rivayette, "...Kıraatten çıkınca bir sekte" denmiştir. Bir diğer rivayette: "...İftitah tekbiri alınca ve kıraatten çıkınca" denmiştir.) |Ebu Davud, Salat 123, (777, 778, 779); Tirmizi, Salat 186, (251); İbnu Mace, İkamet 12, (844, 845)|2576
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ta'dil-i Erkan|ebu davudtirmizinesaiibnu mace|Ebu Mes'ud el-Bedri|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizden biri, rükü ve secdelerde belini (tam olarak) doğrultmadıkça namazı yeterli olmaz." |Ebu Davud, Salat 148, (855); Tirmizi, Salat 196, (265); Nesai, İftitah 88, (2, 183); İbnu Mace, İkamet 21, 22, (891-893)|2577
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ta'dil-i Erkan|muvatta|Nu'man İbnu Mürre|Resulullah (sav): "İçki içen, zina yapan ve hırsızlıkta bulunan kimse hakkında ne dersiniz?" diye sordu. Bu sual, bunlar hakkında henüz hadd cezası gelmezden önce sorulmuştu. "Allah ve Resulü daha iyi bilir!" diye cevap verdiler. Aleyhissalatu vesselam: "Bu fiiller ağır suçtur, onlar hakkında ceza vardır. Hırsızlığın en kötüsü de namazını çalmaktır" buyurdu. Bunun üzerine: "Ya Resulullah, kişi namazını nasıl çalar?" diye sordular. Şu cevabı verdi: "Rükusunu ve secdelerini tamamlamaz." |Muvatta, Kasru's-Salat 72, (1, 167)|2578
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ta'dil-i Erkan|ebu davudnesai|Salim el-Berrad|Ebu Mes'ud'a gelerek: "Bize Resulullah (sav)'ın namazından anlat!" dedik. Hemen önümüzde kalktı, tekbir getirdi. Rükuya varınca ellerinin ayalarını dizlerinin üzerine koydu. Parmaklarını dizinin alt kısmına getirdi. Dirseklerini yan taraflarına uzattı. Bu halde her uzvu hareketsiz saabit durdu. Sonra semi'allahu li-men hamideh dedi ve her uzvu düz oluncaya kadar doğruldu. |Ebu Davud, Salat 148, (863); Nesai, İftitah 93, (2,186)|2579
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ta'dil-i Erkan|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Enes|Resulullah (sav) şöyle buyurdular: "Secdede ta'dile riayet edin, kimse kollarını köpeklerin yayışı gibi yaymasın." |Buhari, Ezan 141; Müslim, Salat 233, (493); Ebu Davud, Salat 158, (897); Tirmizi, Salat 205, (276); Nesai, İftitah 140, (2, 211, 212)|2580
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ta'dil-i Erkan|buharimüslimnesai|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Rüku ve secdeleri yerine getirin. Allah'a yemin olsun siz secde rüku ettikçe ben arkamda olanları da görüyorum." -Belki "Sırtımın gerisini" demişti-" |Buhari, Eyman 3, Ezan 88; Müslim, Salat 110; Nesai, İftitah 106, (2,193-194)|2581
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ta'dil-i Erkan|buhariebu davudnesai|Malik İbnu'l-Huveyris|Rivayete göre, arkadaşlarına: "Size Resulullah (sav)'ın namazını haber vereyim mi?" diye sormuştur. Ebu Kilabe der ki: "(Böyle söyledikten sonra), bize şeyhimiz Ebu Yezid'in namazı (gibi) namaz kıldırdı. Ebu Yezid, başını birinci ve üçüncü rek'atin ikinci secdesinden kaldırınca otururcasına doğrulur sonra kalkardı." |Buhari, Ezan 127,140,143,45; Ebu Davud, Salat, 142, (342); Nesai, İftitah 182, (2, 234)|2582
NAMAZ BÖLÜMÜ|Rüku Ve Secdelerin Miktarı|ebu davudnesai|Said İbnu Cübeyr|Enes İbnu Malik (ra)'i dinledim şöyle diyordu: "Resulullah (sav)'dan sonra, namazı Resulullah'ın namazına bu derece benzeyen, şu gençten yani Ömer İbnu Abdilaziz'den başka birinin ardında namaz kılmadım." Enes (devamla) dedi ki: "Rükusunda on tesbihat, secdelerinde de o kadar tesbihat tahmin ettik." |Ebu Davud, Salat 154, (88); Nesai, İftitah 166, (2, 224-225)|2583
NAMAZ BÖLÜMÜ|Rüku Ve Secdelerin Miktarı|ebu davud|es'Sa'di|es'Sa'di babasından veya amcasından naklediyor: "Resulullah (sav)'a namazını kılarken dikkatle baktım, rüku ve secdelerinde üçer kere subhanallahi ve biamdihi diyecek kadar duruyordu." |Ebu Davud, Salat 154, (885)|2584
NAMAZ BÖLÜMÜ|Rüku Ve Secdelerin Miktarı||Gunder|İbnu'l-Eş'as zamanında Küfe'ye Mataru'bnu Naciye (adında biri) galebe çaldı, (İbnu Abbas'ın oğlu) Ebu Ubeyde İbnu Abdillah'a halkın önüne geçip namaz kıldırmasını emretti. Ebu Ubeyde, (namaz kıldırırken) başını rükudan kaldırdığı zaman ben: "Allahümme Rabbena ve leke'l-hamdü mil'e's-semavat ve mire'l-ardı ve mil'e ma şi'te min şey'in ba'du. Ehle's-senai ve'l-mecdi. La mani'a li-ma a'tayte ve la mu'tiye li-ma mena'te. Ve la yenfe'u za'l-ceddi minke'l-ceddü" duasını okuyuncaya kadar kıyamda dururdu." el-Hakem der ki: "Bunu ben Abdurrahman İbnu Ebi Leyla'ya zikrettim. Dedi ki: "Bera İbnul-Azib (ra)'i işittim: "Resulullah (sav)'ın kıldığı namazın rükusu secdesi, rüku ve secdeden başını kaldırdığı zamanki ve iki secde arasındaki (fasılaları) birbirine yakın uzunlukta idi" demişti." Şu'be der ki: "Ben bunu Amr İbnu Mürre'ye söyledim. O da: "Ben, İbnu Ebi Leyla'yı gördüm, onun namazı böyle değildi" dedi." ||2585
NAMAZ BÖLÜMÜ|Rüku Ve Secdelerin Miktarı|buharimüslimebu davudtirmizinesai||Sahiheyn'in diğer bir rivayetinde şöyle gelmiştir: "Resulullah (sav)'ın rüku ve secdesi ve iki secde arasındaki (fasıla ile), rükudan başını kaldırdığı zamanki (fasıla) -kıyam ve ku'ud (oturma) hariç- birbirine yakın miktardaydı." |Buhari, Ezan 120, 127,140; Müslim, Salat 194, (471); Ebu Davud, Salat 147, (852); Tirmizi, Salat 207, (279); Nesai, İftitah 114, (2, 197-198)|2586
NAMAZ BÖLÜMÜ|Rüku Ve Secdelerin Miktarı|buharinesai|Zeyd İbnu Vehb|Huzeyfe (ra) bir adamın namaz kılarken hile yaptığını görmüştü. "Sen bu namazı ne zamandan beri kılıyorsun?" diye sordu. Adamcağız; "Kırk yıldan beri!" dedi. Huzeyfe "Öyleyse kırk yıldan beri namaz kılmadın (bütün kıldıkların boşa gitmiş). Şayet bu şekilde namaz kılarak ölecek olursan Muhammed'in fıtratından başka bir fıtrat üzere öleceksin!" dedi ve ilave etti: "Kişi namazı hafif kılar (ama buna rağmen) tam kılar, güzel kılar!" |Buhari, Ezan 119,132; Nesai, Sehv 66, (3, 58-59)|2587
NAMAZ BÖLÜMÜ|Rüku Ve Secdelerin Miktarı|ebu davudnesai|Abdurrahman İbnu Şibl|Resulullah (sav) karga gagalamasından, vahşi hayvanlar gibi kolları yaymaktan, kişinin mescidde deve gibi mekan tutmasından nehyetti. |Ebu Davud, Salat 148, (862); Nesai, İftitah 145, (2, 214)|2588
NAMAZ BÖLÜMÜ|Rüku Ve Sücudun Şekli|ebu davudnesai|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) bize namazı şöyle öğretti: "önce tekbir getirdi iki elini kaldırdı. Rükuya gittiği zaman ellerinı dizlerinin arasında kavuşturdu." Ravi der ki; Sa'd'a bu haber ulaşınca: "Kardeşim doğru söyledi. Biz böyle yapardık, sonra şununla emredildik" dedi ve bununla diz kapaklarını kavrayıp avuçlamayı kastetti. |Ebu Davud, Salat 150, (868); Nesai, İftitah 90, (2, 184, 185)|2589
NAMAZ BÖLÜMÜ|Rüku Ve Sücudun Şekli|tirmizinesai|Ömer|Diz kapağı(nı tutmak) sizin için sünnet kılınmıştır, öyle ise rükuda diz kapaklarını kavrayın. |Tirmizi, Salat 192, (258); Nesai, İftitah 92, (2, 185)|2590
NAMAZ BÖLÜMÜ|Rüku Ve Sücudun Şekli|ebu davudnesai|Ebu İshak|Bera İbnu Azib (ra) bize secdeyi şöyle vasfeyledi: Ellerini (yere) koydu, dizleri üzerine dayandı, kalçasını (havaya) kaldırdı ve: "Resulullah (sav) böyle secde yaparlardı" buyurdu. (Bir diğer rivayette: "Resulullah (sav) namaz kılınca kollarını kanat gibi yanlarına açardı" denmiştir.) |Ebu Davud, Salat 158, (896); Nesai, İftitah 141, (2, 212)|2591
NAMAZ BÖLÜMÜ|Rüku Ve Sücudun Şekli|müslimtirmizi|Bera|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Secde ettiğin zaman ellerini yere koy, dirseklerini (havaya) kaldır." |Müslim, Salat 234, (494); Tirmizi, Salat 202, (271)|2592
NAMAZ BÖLÜMÜ|Rüku Ve Sücudun Şekli|müslimtirmizi|Bera|Bera'ya: "Resulullah (sav) secde edince yüzünü nereye koyardı?" diye soruldu. "Ellerinin arasına" diye cevap verdi. |Müslim, Salat 234, (494); Tirmizi, Salat 202, (271)|2593
NAMAZ BÖLÜMÜ|Rüku Ve Sücudun Şekli|buharimüslimnesai|Abdullah İbnu Malik İbni Buhayne|Resulullah (sav) namazda secdeye gidince ellerinin arasını, koltukaltı beyazlıkları görününceye kadar açardı. |Buhari, Ezan 130; Müslim, Salat 235 (495); Nesai, İftitah 62, (2, 212)|2594
NAMAZ BÖLÜMÜ|Rüku Ve Sücudun Şekli|tirmiziebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Biriniz secde edince kollarını, köpeğin yayması gibi yere yaymasın." |Tirmizi, Salat 206, (275); Ebu Davud, Salat 158, (901)|2595
NAMAZ BÖLÜMÜ|Rüku Ve Sücudun Şekli|tirmizi|Amir İbnu Sa'd|Amir İbnu Sa'd babasından (Sa'd'dan) (ra) naklediyor: "Resulullah (sav) (secdede) ellerin yere konulmasını, ayakların da dikilmesini emretti." |Tirmizi, Salat 206, (277,278)|2596
NAMAZ BÖLÜMÜ|Rüku Ve Sücudun Şekli|nesai|Ebu Humeyd es-Saidi|Resulullah (sav) rüku yapınca itidali muhafaza eder, başını (yukarı) dikmez, (aşağı da) eğmezdi. Ellerini dizkapaklarının üzerine koyardı. Secde için yere eğilince adalelerini koltuk kısmından yana açardı. Ayaklarının parmaklarını da aralardı. |Nesai, İftitah 96, (2,137); 138, (2,211)|2597
NAMAZ BÖLÜMÜ|Rüku Ve Sücudun Şekli|tirmizi|Ebu Humeyd|Resulullah (sav) secde ettiği zaman, burnunu ve alnını yere koyardı. Ellerini yanlarından aralardı, avuçlarını omuzları hizasına koyardı. |Tirmizi, Salat 201, (270)|2598
NAMAZ BÖLÜMÜ|Rüku Ve Sücudun Şekli|ebu davudtirmizinesai|Vail İbnu Hucr|Resulullah (sav) secde edince, yere, dizkapaklarını ellerinden önce koyardı. Kalkınca da ellerini dizkapaklarından önce kaldırırdı. |Ebu Davud, Salat 141, (838); Tirmizi, Salat 199, (268); Nesai, İftitah 128, (2, 206)|2599
NAMAZ BÖLÜMÜ|Rüku Ve Sücudun Şekli|ebu davud||Ebu Davud'un diğer bir rivayetinde şöyle gelmiştir: "Resulullah (sav) secdeye gidince alnını ellerinin arasına koydu, kalkınca da dizkapaklarının üzerine kalktı ve dizlerine dayandı." |Ebu Davud, Salat 141, (839)|2600
NAMAZ BÖLÜMÜ|Rüku Ve Sücudun Şekli|ebu davudtirmizinesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Biriniz secde edince, devenin çöküşü şeklinde yere çökmesin, yani ellerini dizlerinden önce yere koymasın." |Ebu Davud, Salat 141, (840, 841); Tirmizi, Salat 200, (269); Nesai, İftitah 128, (2,206-207)|2601
NAMAZ BÖLÜMÜ|Rüku Ve Sücudun Şekli|tirmizi|Ali|Resulullah (sav) bana şunu söyledi: "Ey Ali! Ben kendim için sevdiğimi senin için de seviyorum, kendim için hoşlanmadığımı senin için de hoşlanmıyorum, öyleyse iki secde arasında ik'ada bulunma." |Tirmizi, Salat 209, (282)|2602
NAMAZ BÖLÜMÜ|Rüku Ve Sücudun Şekli|ebu davud|İbnu Ömer|Resulullah (sav) (namazda) kişinin, elleriyle yere dayanarak oturmasını yasakladı. (Bir başka rivayette şöyle gelmiştir: "Resulullah (sav), namazdan kalkarken kişinin ellerine dayanmasını yasakladı.") |Ebu Davud, Salat 187, (992)|2603
NAMAZ BÖLÜMÜ|Rüku Ve Sücudun Şekli|tirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) namazda ayaklarının sırtı üzerinde kalkardı. |Tirmizi, Salat 214, (288)|2604
NAMAZ BÖLÜMÜ|Rüku Ve Sücudun Şekli|buhariebu davudtirmizinesai|Malik İbnu'l-Huveyris|Anlattığına göre Resulullah (sav)'ı namaz kılarken görmüştür. Efendimiz, tek rekatte iken, tam bir oturuş vaziyeti almadan kalkmamıştır. |Buhari, Ezan 142; Ebu Davud, Salat 142, (844); Tirmizi, Salat 213, (287); Nesai, İftitah 181, (2, 233, 234)|2605
NAMAZ BÖLÜMÜ|Rüku Ve Sücudun Şekli|muvatta|Nafi'|İbnu Ömer (ra) secde ettiği zaman ellerini, yüzünü koyduğu şeyin üzerine koyardı. Ben O'nu çok soğuk bir günde gördüm, ellerini (giymekte olduğu) bürnusunun altında çıkarmış çakılların üzerine koymuştur. |Muvatta, Kasru's-Salat 59, (1, 163)|2606
NAMAZ BÖLÜMÜ|Rüku Ve Sücudun Şekli|buhari|Uhban İbnu Evs|Mecze'e İbnu Zahir, Ashabu Şecereden Uhban İbnu Evs'ten naklettiğine göre, Uhban diz kapaklarından rahatsızdı, secde ettiği zaman dizkapağmın altına minder koyardı. |Buhari, Megazi 35|2607
NAMAZ BÖLÜMÜ|Rüku Ve Sücudun Şekli|muvatta|Nafi'|İbnu Ömer (ra) şöyle derdi: "Hasta kimse secde etmeye muktedir olamazsa başıyla ima eder, alnına herhangi bir şey kaldırmaz." |Muvatta, Kasru's-Salat 74, (1,168)|2608
NAMAZ BÖLÜMÜ|Secde Azaları|buharimüslimebu davudtirmizinesaiibnu mace|İbnu Abbas|Resulullah (sav) bize yedi aza üzerine secde etmemizi, saçımızı ve elbisemizi toplamamamızı emretti. Bu azalar şunlardır: "Alın, eller, diz kapakları, ayaklar. |Buhari, Ezan 133,134, 137; Müslim, Salat 227-231, (490); Ebu Davud, Salat 155, (889, 890); Tirmizi, Salat 203, (273); Nesai, İftitah 130, (2, 208); İbnu Mace, İkamet 19, (883-885)|2609
NAMAZ BÖLÜMÜ|Secde Azaları|buharimüslim|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ben yedi kemik üzerine secde etmekle emrolundum: Alın -ve eliyle burnunu işaret etti- eller, diz kapakları, ayakların etrafları. Ne elbiseleri ne de saçı (secde sırasında) toplamayız." |Buhari, Ezan 133, 134, 137; Müslim, Salat 227-231, (490)|2610
NAMAZ BÖLÜMÜ|Secde Azaları|ebu davudnesai|İbnu Ömer|Resulullah (sav)'a nisbet ederek buyurdu ki: "Eller de secde eder, tıpkı alnın secde etmesi gibi. Öyleyse, biriniz alnını secdeye koyunca ellerini de koysun. Alnı secdeden kaldırdımı onları da kaldırsın." |Ebu Davud, Salat 155, (892); Nesai, İftitah 129, (2, 207)|2611
NAMAZ BÖLÜMÜ|Kunut|buharimüslimebu davudnesai|Enes|Resulullah (sav) bir ihtiyaç sebebiyle, kendilerine Kurra denilen yetmiş kişiyi yola çıkardı. Süleym aşiretinden Ri'l ve Zekvan adında iki kabile, Bi'r-i Ma'une (Maune Kuyusu) denilen bir suyun yanında bunların önünü kesti. Hey'et bunlara: "Biz size gelmedik. Biz Resulullah (sav)'ın bir ihtiyacı için gidiyoruz" dediler. Ancak öbürleri bunları dinlemeyip öldürdüler. Resulullah (sav) (duruma muttali olduktan sonra) sabah namazlarından sonra bir ay boyu onlara beddua etti. Bu hadise namazda kunut okumanın başlangıcı oldu. Biz kunut yapmıyorduk." Abdülaziz İbnu Süheyb der ki: "Bir zat Enes (ra)'e Kunut'tan sorarak: "Bu, rükudan sonra mı yoksa kıraatin tamamlanmasından sonra mı?" dedi. Enes: "Hayır, kıraatin bitiminde" diye cevap verdi." Bir başka rivayette (Enes şöyle) dedi: "Resulullah (sav) bir ay boyu rükudan sonra (kunut yaparak bazı Arap kabilelerine beddua etti.)" |Buhari, Vitr 7, Cengiz 41, Cizye 8, Megazi 38, Da'avat 59; Müslim, Mesacid 297-308, (677-679); Ebu Davud, Salat 345, (1444-1445); Nesai, İftitah 116, (2, 200)|2612
NAMAZ BÖLÜMÜ|Kunut|buharimüslimebu davudnesai||Bir başka rivayette: "Resulullah (sav) sabah namazından sonra bir ay boyu kunut yaptı" denmiştir. |Buhari, Vitr 7, Cengiz 41, Cizye 8, Megazi 38, Da'avat 59; Müslim, Mesacid 297-308, (677-679); Ebu Davud, Salat 345, (1444-1445); Nesai, İftitah 116, (2, 200)|2613
NAMAZ BÖLÜMÜ|Kunut|buharimüslimebu davudnesai||Müslim'in bir rivayetinde: "Resulullah (sav), bir ay boyu sabah namazında rükudan sonra kunut yaparak Useyye (kabilesi)ne beddua etti" denir. Buhari'nin bir rivayetinde: "Kunut, akşam ve sabah namazındaydı" denir. Ebu Davud ve Nesai'nin bir rivayetinde: "Bir ay kunut yaptı sonra terketti" denir. |Buhari, Vitr 7, Cengiz 41, Cizye 8, Megazi 38, Da'avat 59; Müslim, Mesacid 297-308, (677-679); Ebu Davud, Salat 345, (1444-1445); Nesai, İftitah 116, (2, 200)|2614
NAMAZ BÖLÜMÜ|Kunut|ebu davud|İbnu Abbas|Resulullah (sav) tam bir ay boyu, hiç aralık vermeden her namazın peşinde, öğle, ikindi, akşam, yatsı ve sabah namazlarında Kunut yaptı. Şöyle ki: Son rek'at'te semiallahu li-men hamideh deyince Süleym aşiretinden Ri'l, Zekvan, Useyye kabilelerine beddua ediyor, namazda kendine uyanlar da amin diyorlardı. |Ebu Davud, Salat 345, (1443)|2615
NAMAZ BÖLÜMÜ|Kunut|müslim|Hufaf İbnu İma el-Gıfari|Resulullah (sav) rüku'ya gitti, sonra başını kaldırdı ve "Gıfar kabilesini Allah mağfiret etsin. Eşlem kabilesine Allah selamet versin. Useyye Allah'a ve Resulüne isyan etmiştir. Allahım, Beni Lihyan'a lanet et. Ri'l ve Zekvan'a da lanet et" deyip secdeye gitti. |Müslim, Mescid 308, (679)|2616
NAMAZ BÖLÜMÜ|Kunut|buharitirmizinesai|İbnu Ömer|Resulullah (sav)'ın sabah namazının son rekatinin rükusundan başını kaldırınca semi'allahu limen-hamideh Rabbena ve leke'l-hamd dedikten sonra şöyle söylediğini işitmiştir: "Allahım falancaya falancaya lanet et, Allah Teala Hazretleri bunun üzerine şu mealdeki ayeti indirdi: "(Kullarımın) işinden hiçbir şey sana ait değildir. (Allah) ya onların tevbesini kabul eder, yahud onları, kendileri zalim (kimse)ler oldukları için, azablandırır" (Al-i İmran 128). |Buhari, Tefsir, Al-i İmran 9, Megazi 21, İ'tisam 17; Tirmizi, Tefsir Al-i İmran (3007); Nesai, İftitah 121, (2, 203)|2617
NAMAZ BÖLÜMÜ|Kunut|ebu davud|Hasan Basri|Ömer İbnu'l-Hattab (ra), halkı, Übeyy İbnu Ka'b üzerinde topladı. O, bunlara ramazanda yirmi gece namaz kıldırdı. Bu esnada (vitirlerde) sadece son yarıda kunut yaptı, daha önce hiç kunut yapmadı. Son on kalınca cemaate gelmedi, teravihi evinde kıldı. Halk: "Übeyy (cemaatten) kaçtı" dedi. |Ebu Davud, Salat 340, (1428,1429)|2618
NAMAZ BÖLÜMÜ|Kunut|ebu davudtirmizinesai|Hasan İbnu Ali İbnu Ebi Talib|Resulullah (sav) bana vitirde okuduğum bir dua öğretti. Şöyle ki: "Allahım! Beni hidayet verdiklerinden kıl, afiyet verdiklerinden eyle, Beni, işlerini üzerine aldıkların arasına koy. (Ömür, mal, ilim, v.s.'den) verdiklerini hakkımda mübarek kıl. Vukuuna hükmettiğin şerlerden beni koru. Sen dilediğin hükmü verirsin, kimse seni mahkum edemez. Sen kimin işini üzerine aldıysan o zelil olmaz. Rabbimiz! Sen münezzehsin, muallasın." |Ebu Davud, Salat 340, (1425,1426); Tirmizi, Salat 341, (464); Nesai, Kıyamu'l-Leyl, 51, (3, 248)|2619
NAMAZ BÖLÜMÜ|Kunut|ebu davudtirmizinesai|Ali|Resulullah (sav) vitrinin sonunda şunu okurdu: "Allahım! Senin gadabından rızana sığınırım, cezandan affına sığınırım. Senden sana sığınırım. Sana (layık olduğun) senayı saymaya gücüm yetmez. Sen, kendini sena ettiğin gibisin" |Ebu Davud, Salat 340, (1427); Tirmizi, Da'avat 123, (3561); Nesai, Kıyamu'l-Leyl 51, (3, 248-249)|2620
NAMAZ BÖLÜMÜ|Kunut|müslimtirmizi|Cabir|En efdal namaz, kunutu uzun olandır. |Müslim, Musafirin 164, (756); Tirmizi, Salat 285, (387)|2621
NAMAZ BÖLÜMÜ|Teşehhüd|buharimüslimtirmizi|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) bana, avucum avuçlarının içinde olduğu halde, Kur'an'dan sure öğretir gibi teşehhüd'ü öğretti. "Tahiyyat, tayyibat ve salavat Allah içindir. Ey Nebi, selam, Allah'ın rahmet ve bereketleri senin üzerine olsun. Selam bizim üzerimize ve Allah'ın salih kulları üzerine de olsun. Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur, yine şehadet ederim ki Muhammed Allah'ın Resulüdür." (Bir rivayette "Allah'ın salih kulları" ibaresinden sonra şöyle denmiştir: "Siz bu teşehhüdü yaptınız mı sema ve arzdaki bütün salih kullara selam vermiş olursunuz.") |Buhari, Ezan 148,150, el-Amel fi's-Salat 4, İstizan 3, 28, Da'avat 17, Tevhid 5; Müslim, Salat 55-61, (402-403); Tirmizi, Salat 215, (289)|2622
NAMAZ BÖLÜMÜ|Teşehhüd|buharimüslimtirmizi|İbnu Mes'ud|Bir diğer rivayette: "(Teşehhüdden) sonra dilediği senayı yapmakta muhayyerdir" denmiştir. |Buhari, Ezan 148,150, el-Amel fi's-Salat 4, İstizan 3, 28, Da'avat 17, Tevhid 5; Müslim, Salat 55-61, (402-403); Tirmizi, Salat 215, (289)|2623
NAMAZ BÖLÜMÜ|Teşehhüd|ebu davud|İbnu Mes'ud|Ebu Davud'un bir rivayetinde şöyle gelmiştir: "Şehadet ederim ki, Muhammed O'nun kulu ve elçisidir" (dersiniz). Sonra her biriniz hoşuna giden duayı seçip onunla dua etsin." |Ebu Davud, Salat 182, (968-969)|2624
NAMAZ BÖLÜMÜ|Teşehhüd|ebu davud|İbnu Mes'ud|Ebu Davud'un bir diğer rivayetinde şöyle gelmiştir: "...bize onları öğretirdi veya şu duaları bize teşehhüdü öğrettiği gibi öğretirdi: "Allah'ım! Kalplerimizi birleştir, aramızdaki geçimsizliği düzelt. Bizi selamet yollarına şevket, zulümattan nura kavuştur. Bizi, çirkinliklerin açık ve gizli olanlarından uzak tut. Kulaklarımızı, gözlerimizi, kalplerimizi, zevcelerimizi ve çocuklarımızı hakkımızda mübarek ve hayırlı kıl. Tevbelerimizi kabul et, sen rahimsin, tövbeleri kabul edersin. Bizleri verdiğin nimetlere şakir, onlarla sena edici, onları kabul edici kıl, onları (ahirette de nasib ederek) hakkımızda tamamla." |Ebu Davud, Salat 182, (968-969)|2625
NAMAZ BÖLÜMÜ|Teşehhüd|ebu davud|İbnu Mes'ud|Yine Ebu Davud'un bir diğer rivayetinde: "Şehadet ederim ki Muhammed Allah'ın elçisidir" cümlesinden sonra şöyle denir: "Bunu söyledin veya şehadeti ifa ettin mi, namazını ifa ettin demektir. Kalkmak istersen kalk, oturmak istersen otur." |Ebu Davud, Salat 182, (968-969)|2626
NAMAZ BÖLÜMÜ|Teşehhüd|nesai||Nesai'nin bir rivayetinde şöyle denmiştir: "Resulullah (sav)'a, namaz kılınca: "Selam Allah'ın üzerine, selam Cibril ve Mikail üzerine olsun" derdik. Resulullah (sav): "Selam Allah'ın üzerine olsun demeyin. Zira Allah selam'ın kendisidir. Ancak şöyle deyin: "Tahiyyat... Allah içindir..." |Nesai, İftitah 189, (2, 237)|2627
NAMAZ BÖLÜMÜ|Teşehhüd|müslimebu davudnesai|İbnu Abbas|Resulullah (sav) bize, Kur'an'dan sure öğrettiği gibi teşehhüdü öğretirdi. Şöyle derdi: "Tahiyyat, mübarekat, salavat, tayyibat Allah içindir. Ey Nebi selam, Allah'ın rahmet ve bereketi sana olsun. Selam bize Allah'ın salih kullarına olsun. Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur, şehadet ederim ki Muhammed Allah'ın Resulüdür." |Müslim, Salat 60, (403); Ebu Davud, Salat 182, (974); Nesai, İftitah 193, (2, 242-243)|2628
NAMAZ BÖLÜMÜ|Teşehhüd|tirmizi|İbnu Abbas|Tirmizi'de şöyle gelmiştir: "...Selam sana olsun, selam bize olsun." Yani her iki "selam" kelimesi de elif-lamsızdır." |Tirmizi, Salat 216, (290)|2629
NAMAZ BÖLÜMÜ|Teşehhüd|nesai|Ebu Musa|"...Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur, tektir, şeriki yoktur. Muhammed de O'nun kulu ve Resulüdür." |Nesai, İftitah 192, (2, 242)|2630
NAMAZ BÖLÜMÜ|Teşehhüd|nesai|Cabir|Teşehhüdü, Kur'an'dan bir sureyi öğrendiğimiz gibi öğrendik. Şöyle ki: "Bismillah ve billah ettahiyyatu..." Bu rivayette, abduhu ve resulühü ibaresinden sonra şu ziyade mevcuttur: "Es-elu'l-lahe'l'cennete ve e'uzü bihi mine'n'nari. (Allah'tan cenneti istiyor, ateşten O'na sığınıyorum.}" |Nesai, İftitah 194, (2, 243)|2631
NAMAZ BÖLÜMÜ|Teşehhüd|ebu davud|İbnu Ömer|Resulullah (sav)'dan teşehhüd olarak şunu rivayet etmiştir: "et-Tahiy-yatu lillahi vessalavatu ve't-Tayyibatu. es-Selamu aleyke eyyühennebiyyu ve rahmetullahi." İbnu Ömer der ki: "Ben buna şunu ilave ettim: "Ve berekatuhu es'Selamu aleyna ve ala ibadillahi's-Salihin. Eşhedü en La-ilahe illallah..." İbnu Ömer der ki: "Ben buna şunu da ilave ettim: "Vahdehu la-şerike lehu ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Resulühü." |Ebu Davud, Salat 182, (971)|2632
NAMAZ BÖLÜMÜ|Teşehhüd|muvatta|Nafi'|İbnu Ömer (ra) şöyle teşehhüd okurdu: "Bismillahi, et-tahiyyatu lil-lahi, ve'ssalavatu lillahi, ez-Zakiyatu lillahi, es-Selamu ale'n-Nebiyyi ve Rahmetullahi ve berekatuhu, es-Selamu aleynü ve ala ibadillahi's-Salihin. Şehidtü en lü-ilahe illallahu ve şehidtu enne Muhammeden Resulullahi." Bunu ilk iki rek'at(in ka'desin)de okur ve teşehhüdünü tamamlayınca dua ederdi. Namazın sonunda oturunca da yine böyle teşehhüdde bulunur ve teşehhüdü öne alırdı. Sonra dilediği duayı okuyarak dua ederdi. Teşehhüdünü tamamlayıp selamı vermek isteyince şöyle derdi: "Es-selamu ale'n, Nebiyyi ve rahmetullahi ve berekatuhu es-selamu aleynu ve ala ibadillahi's-salihin." Sonra sağına, es-selamu aleyküm derdi. Sonra mukabeleten imama selam verirdi. Solundan biri kendisine selam verirse mukabeleten ona da selam verirdi. (Rezin şunu ilave etti: "Ve dedi ki: "Resulullah (sav) böyle yapmayı emretti.") |Muvatta, Salat 54, (1, 91); Ebu Davud, Salat 182, (971)|2633
NAMAZ BÖLÜMÜ|Teşehhüd|muvatta|Kasım İbnu Muhammed|Hz. Aişe (ra) teşehhüdde iken şunu okurdu: "Et-Tahiyyatu et-tayyibatu es-Salavatu, ez-zakiyatu lillahi, eşhedu en la ilahe illallahu vahdehu la şerike lehu ve enne Muhammeden abduhü ve Resulühü. Esselamu aleyke eyyühennebiyyu ve rahmetullahi ve berekatuhu, es-selamu aleyna ve ala ibadillahi's-salihin, esellamu aleyküm." |Muvatta, Salat 56,(1,91-92)|2634
NAMAZ BÖLÜMÜ|Teşehhüd|ebu davudtirmizi|İbnu Mes'ud|Teşehhüd'ün sessiz okunması sünnettir. |Ebu Davud, Salat 186, (986); Tirmizi, Salat 217, (291)|2635
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ka'de (Oturma)|müslimmuvattaebu davudtirmizi|Ali İbnu Abdirrahman el-Mu'avi|Ben namazda çakıl taşlarını kurcalarken İbnu Ömer (ra) beni gördü. Namazdan çıkınca beni bundan nehyetti ve: "Sen de Resulullah (sav)'ın yaptığı gibi yap!" dedi. Ben: "Resulullah (sav) ne yapmıştı?" diye sordum. "Namazda oturduğu zaman, efendimiz sağ avucunu sağ dizinin üzerine koyarak, bütün parmaklarını yumar, başparmağını takip eden parmağıyla da işarette bulunurdu. Sol avucunu da sol uyluğunun üstüne koyardı." |Müslim, Mesacid 114-116, (580); Muvatta, Salat 48, (1, 88); Ebu Davud, Salat 186, (987); Tirmizi, Salat 220, (294)|2636
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ka'de (Oturma)|müslimmuvattaebu davudtirmizi|Nafi'|İbnu Ömer (ra)'den yaptığı bir diğer rivayette şöyle denmiştir: "...Sol eli de sol dizinin üstüne açmış olarak koydu." |Müslim, Mesacid 114-116, (580); Muvatta, Salat 48, (1, 88); Ebu Davud, Salat 186, (987); Tirmizi, Salat 220, (294)|2637
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ka'de (Oturma)|müslimmuvattaebu davudtirmizi|İbnu Ömer|Sağ elini sağ dizi üzerine koydu. Elliüç akdi yapıp şehadet parmağıyla işarette bulundu. |Müslim, Mesacid 114-116, (580); Muvatta, Salat 48, (1, 88); Ebu Davud, Salat 186, (987); Tirmizi, Salat 220, (294)|2638
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ka'de (Oturma)|nesai|Ali İbnu Abdirrahman|İbnu Ömer (ra)'nın yanında namaz kıldım ve namazda çakılları alt üst ettim. Bana: "Çakılları alt üst etme. Zira çakılların çevrilmesi şeytan işidir. Sen de Resulullah'ın yaptığı gibi yap. Ben O'nun ne yaptığını gördüm" dedi. Ben: "Resulullah'ın ne yaptığını gördün?" diye sordum. "Şöyle" dedi ve sağ ayağını dikti, solunu yatırdı. Sağ elini sağ uyluğu üzerine, sol elini de sol uyluğu üzerine koydu. Şehadet parmağıyla da işaret etti. (Bir diğer rivayette şöyle denmiştir: "Baş parmağı takip eden parmağı ile kıbleye işaret etti, nazarlarını da ona dikti.") |Nesai, İftitah 189, (2, 237), Sehv 32-35, (3, 36-38)|2639
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ka'de (Oturma)|ebu davudnesai|İbnu'z-Zübeyr|Resulullah (sav) namazda oturunca, sol ayağını (sağ) uyluğunun ve bacağının altına koyar, sağ ayağını da yere döşerdi." |Ebu Davud, Salat 186, (988, 989, 990); Nesai, İftitah 189, (2, 237), Sehv 36, 39, (3, 37, 39)|2640
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ka'de (Oturma)|ebu davudnesai|İbnu'z'Zübeyr|Resulullah (sav) (namazda oturur vaziyette iken), dua edince, hareket ettirmeksizin parmağıyla işaret yapar, bu vaziyette dua (teşehhüd) okurdu. Sol eliyle de sol uyluğunun üzerine dayanırdı. (Bir diğer rivayette şöyle gelmiştir: "Gözü de işaretinden ayrılmazdı.") |Ebu Davud, Salat 186, (988, 989, 990); Nesai, İftitah 189, (2, 237), Sehv 36, 39, (3, 37, 39)|2641
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ka'de (Oturma)|tirmizinesai|Vail İbnu Hucr|Resulullah (sav) sol ayağını yere yaydı, elini sol uyluğunun üzerine koydu, sağ ayağını da dikti. Nesai'nin bir rivayetinde: "Kollarını, uyluklarının üzerine koydu. Şehadet parmağıyla işaret ederek dua ediyordu (teşehhüdü okuyordu)." |Tirmizi, Salat 218, (292); Nesai,Sehv 30, (3, 35)|2642
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ka'de (Oturma)|buharimüslimebu davudnesai|Ebu Ya'fur|Mus'ab ibnu Sa'd İbnu Ebi Vakkas'ın şöyle söylediğini işittim: "Babamın yanında namaz kılmış, namazda avuçlarımı iç içe kavuşturup uyluklarımın arasına koymuştum. Babam bu tarzdan beni men' etti ve: "Biz de bir ara böyle yapmıştık. Ondan nehyedildik ve ellerimizi dizlerimizin üzerine koymakla emrolunduk" dedi. |Buhari, Ezan 118; Müslim, Mesacid 29, (535); Ebu Davud, Salat 150, (867); Nesai, İftitah 91, (2,185)|2643
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ka'de (Oturma)|tirmizi|Şihab İbnu'l-Mecnun|Asım İbnu Küleyb el-Cermi (an ebihi an ceddihi) -ki ismi de Şihab İbnu'l-Mecnun'dur- der ki: "Resulullah (sav)'ın huzuruna girdim, namaz kılıyordu. Sol elini sol uyluğunun üzerine koymuş, sağ elini de sağ uyluğunun üzerine koymuş idi. (Sağ elin) parmakları hep yumuk, sadece işaret parmağı acıktı. Şöyle dua ediyordu: "Ey kalbleri döndüren Allah'ım, kalbimi dinin üzerine sabit kıl." |Tirmizi, Da'avat 135, (3581)|2644
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ka'de (Oturma)|tirmizi|Ebu Humeyd es-Saidi|Resulullah (sav) teşehhüd için oturdu, sol ayağını yayıp sağ göğsünü kıbleye çevirdi..." |Tirmizi, Salat 219, (293)|2645
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ka'de (Oturma)|nesai|Ebu Humeyd es-Saidi|Nesai'deki rivayette şu ziyade var: "Namazın sona erdiği rek'atte sol ayağını geride bırakmış ve uyluk kemiğine dayanarak oturmuş, sonra da selam vermiştir. Yine Nesai'nin bir diğer rivayetinde şu ziyade var: "Şehadet parmağını kaldırmış ve onu hafif eğmiş (vaziyette teşehhüdü okuyordu)." |Nesai, Sehv 29, 38, (3, 34, 39)|2646
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ka'de (Oturma)|buharimuvatta|Abdullah İbnu Abdillah İbnu Ömer|İbnu Ömer namazda oturunca bağdaş kurardı. Aynı şeyi ben de yaptım. O sırada yaşım gençti. Beni bundan nehyetti. Ve dedi ki: "Namazın sünneti sağ ayağını dikmen, solu da bükmendir." Ben kendisine: "Ama sen bunu yapıyorsun!" dedim. Bunun üzerine: "Ayaklarım beni taşımıyor" diye açıklamada bulundu. |Buhari, Ezan 145; Muvatta, Salat 51, (1, 89, 90)|2647
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ka'de (Oturma)|nesai|Abdullah İbnu Abdillah İbnu Ömer|Nesai'nin rivayetinde şöyle denmiştir: "... (Namazın sünneti) sağ ayağını dikmen, parmaklarını kıbleye yöneltmen ve sol (ayak ) üzerine de oturmandır." |Nesai, İftitah 189, 190, (2, 235, 236)|2648
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ka'de (Oturma)|müslimebu davudtirmizi|Tavus|İbnu Abbas (ra)'a (namaz'da) iki ayak üzerine ik'a hakkında sordum. "Bu sünnettir" dedi. Kendisine, "Biz bunu erkeğe eziyet görüyoruz!" dedik. O tekrar: "Bilakis, o, Peygamberiniz (sav)'in sünnetidir!" dedi. (Metin Müslim'e aittir. Ebu Davud'da, "iki ayak üzerine" tabirinden sonra "secdede" ziyadesi mevcuttur.) |Müslim, Mesacid 32, (536); Ebu Davud, Salat 143, (845); Tirmizi, Salat 210, (283)|2649
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ka'de (Oturma)|ebu davudtirmizinesai|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) ilk iki rek'atte oturunca, (çabuk) kalkmak için sanki kızgın taş üzerine oturmuş gibiydi. |Ebu Davud, Salat 188, (995); Tirmizi, Salat 270, (366); Nesai, İftitah 195, (2, 243)|2650
NAMAZ BÖLÜMÜ|Selam|müslimnesai|Amir İbnu Sa'd|Amir İbnu Sa'd, babasından (ra) naklediyor: "Resulullah (sav) (namazını tamamlayınca) sağına ve soluna selam verirdi, öyle ki ben (geride olduğum halde) yanağının beyazlığını görürdüm." |Müslim, Mesacid 119, (582); Nesai, Sehiv 68, (3, 61)|2651
NAMAZ BÖLÜMÜ|Selam|ebu davudtirmizinesai|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) (namazı bitince) sağına ve soluna selam verir, şöyle derdi: "Esselamu aleyküm ve rahmetullah, es-selamu aleyküm ve rahmetullah" (Ebu Davud'da "soluna" tabirinden sonra şu ziyade yer alır: "...Öyle ki yanağının beyazını gördük." Nesai'de ise şu ziyade vardır: "...Öyle ki, şu taraftan yanağının beyazlığını görürdük.") |Ebu Davud, Salat 189, (996); Tirmizi, Salat 221, (295); Nesai, Sehiv 71, (3, 63)|2652
NAMAZ BÖLÜMÜ|Selam|ebu davud|Vail İbnu Hucr|[Resulullah (sav)] sağına, "esselamu aleyküm ve rahmetullah ve berekatuhu" diyerek, soluna da "es-selamu aleyküm ve rahmetullah" diyerek selam verirdi." Yine Ebu Davud'da Semüre İbnu Cündeb'ten gelen bir rivayette: "...sonra kendinize ve imamınıza selam verin" buyurulmustur." |Ebu Davud, Salat 189, (997), 182, (875)|2653
NAMAZ BÖLÜMÜ|Selam|müslimebu davudnesai|Cabir İbnu Semüre|Resulullah (sav) ile beraber namaz kılınca, ellerimizle (işaret ederek): "Esselamu aleyküm ve rahmetullah" demiştik -ve eliyle de iki tarafına işaret etti. -Resulullah (sav) bunun üzerine: "Ellerinizle neye işaret ediyorsunuz? Niye ellerinizi hırçın atların kuyruğu gibi (kıpırdak) görüyorum? Namazda sakin olun. Herbirinizin ellerini dizlerine koyup, sonra sağındaki ve solundaki kardeşine selam vermesi yeterlidir!" |Müslim, Salat 119, (430); Ebu Davud, Salat 189, (998, 999, 1000); Nesai, Sehiv 5, (3, 4, 5)|2654
NAMAZ BÖLÜMÜ|Selam|müslimtirmizi|Aişe|Resulullah (sav) selam verince: "Allahümme ente's-selam ve minke's-selam. Tebarekte ya ze'l-celali ve'l-ikram" diyecek kadar otururdu." Bu cümlenin manası: "Ey Allah'ım! Sen selamsın (her çeşit ayıp, kusur ve afetlerden uzaksın), insanların mazhar olduğu selamet sendendir. Ey Celal ve ikram sahibi Rabbimiz! Senin şanın yücedir" demektir. |Müslim, Mesacid 136, (592); Tirmizi, Salat 224, (298)|2655
NAMAZ BÖLÜMÜ|Selam|ebu davud|Semüre İbnu Cündeb|Resulullah (sav) imamın selamına selamla mukabele etmemizi, birbirimizi sevmemizi, birbirimize selam vermemizi emretti. |Ebu Davud,Salat 190, (1001)|2656
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Evsafını Bildiren Bazı Hadisler|ebu davudtirmizi|Ebu Humeyd es-Saidi|Kendisi, Resulullah (sav)'ın Ashabından on kişilik bir grupla oturuyor idi. Resulullah'ın namazını zikrettiler. Bunun üzerine: "Ben içinizde Aleyhissalatu vesselam'ın namazını en iyi bilen kimseyim!" "Nasıl olur. Allah'a yemin olsun, sen O'na bizden daha çok tabi olmuş bizden önce onun sohbetine katılmış değilsin!" dediler. O: "Herşeye rağmen!" deyip (ısrar edince): "Peki (Efendimizin nasıl namaz kıldığını) arzet görelim" dediler. O da anlattı: "Aleyhissalatu vesselam, namaza kalkınca kollarını omuzları hizasına kadar kaldırırdı. Bütün kemikleri mutedil şekilde yerlerinde istikrarını bulunca tekbir getirir, sonra kıraatte bulunur, sonra tekrar tekbir getirir, ellerini omuzları hizasına kadar kaldırır, sonra rükuya gider ve el ayalarını dizlerinin üzerine koyar, sonra o durumda mutedil bir vaziyet alır, başını ne aşağı kırar ne de yukarı kaldırır, sonra başını kaldırıp: "Semi'allahu li-men hamideh (Allah kendisine hamdedeni işitir)!" der, sonra ellerini tekrar omuzlarının hizasma kadar mutedil şekilde kaldırır, sonra: "Allahu ekber!" deyip yere eğilir, ellerini yanlarına açar, sonra başını kaldırır, sol ayağını büker, üzerine oturur, secde edince ayaklarının parmaklarını açar, sonra secde eder, sonra: "Allahu ekber!" der, başını kaldırır, sol ayağını büker, her kemik yerine gelinceye kadar sol ayağının üzerine oturur. Sonra aynı şeyleri diğer (rek'at)de yapardı. Sonra iki rek'ati (tamamlayıp) kalkınca, iftitah tekbirinde olduğu gibi tekbir getirir, ellerini omuzlarının hizasına kadar kaldırır. Sonra aynı şeyleri namazın geri kalan kısmında da yapardı. Selam vereceği son rek'atin secdesi olunca sol ayağını (mak'adının altından sağ tarafına) çıkarır ve sol tarafı üzerine yere çökerek otururdu." (Onun bu açıklamasmı dinleyince yanındakiler:) "Doğru söyledin, Resulullah (sav) böyle namaz kılardı!" dediler." |Ebu Davud, Salat 117, (730-735); Tirmizi, Salat 227, (304, 305) [Hadis Buhari'de muhtasar olarak gelmiştir (Ezan 145)]|2657
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Evsafını Bildiren Bazı Hadisler|tirmiziebu davudnesai|Rifaa İbnu Rafi'|Biz mescidde iken bedevi kılıklı bir adam çıkageldi. Namaza durup, hafif bir şekilde (yani rükunleri, teşbihleri kısa tutarak) namaz kıldı. Sonra namazı tamamlayıp Resulullah (sav)'a selam verdi: Efendimiz: "Üzerine olsun. Ancak git namaz kıl, sen namaz kılmadın!" buyurdu. Adam döndü (tekrar) namaz kılıp geldi, Resulullah'a selam verdi. Aleyhissalatu vesselam selamına mukabele etti ve: "Dön namaz kıl, zira sen namaz kılmadın!" dedi. Adam bu şekilde iki veya üç sefer aynı şeyi yaptı, her seferinde Aleyhissalatu vesselam: "Dön namaz kıl, zira sen namaz kılmadın!" dedi. Halk korktu ve namazı hafif kılan kimsenin namaz kılmamış sayılması herkese pek ağır geldi. Adam sonuncu sefer: "Ben bir insanım isabet de ederim, hata da yaparım. Bana (hatamı) göster, doğruyu öğret!" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Tamam. Namaza kalkınca önce Allah'ın sana emrettiği şekilde abdest al. Sonra (ezan okuyarak) şehadet getir, ikamet getir (namaza dur). Ezberinde Kur'an varsa oku, yoksa Allah'a hamdet, tekbir getir, tehlil getir, sonra rükuya git. Rüku halinde itmi'nana er (azaların rükuda mutedil halde bir müddet dursun). Sonra kalk ve kıyam halinde itidale er, sonra secdeye git ve secde halinde itidale er, sonra otur ve bir müddet oturuş vaziyetinde dur, sonra kalk. İşte bu söylenenleri yaparsan namazını mükemmel (kılmış olursun). (Bundan bir şey) eksik bırakırsan namazını eksilttin demektir." Ravi der ki: "Resulullah (sav)'ın bu sonuncu sözü Ashab'a önceki: (Dön, namaz kıl, zira sen namaz kılmadın!) sözünden daha kolay (ve rahatlatıcı) oldu. Zira (bu söze göre), sayılanlardan bir eksiklik yapan kimsenin namazında eksiklik oluyor ve fakat tamamı heba olmuyordu. |Tirmizi, Salat 226, (302); Ebu Davud, Salat 148, (857-861); Nesai, İftitah 105, (2,193), 167, (2, 225)|2658
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Evsafını Bildiren Bazı Hadisler|ebu davudtirmizi|Ali|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Namazın anahtarı temizliktir, (Namaz dışı şeylerle meşguliyeti) haram kılan şey iftitah tekbiridir, (namaz dışı meşguliyeti) helal kılan şey (de sondaki) selamdır." |Ebu Davud, Taharet 31, (61); Tirmizi, Taharet 3, (3)|2659
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Uzunluğu Ve Kısalığı Hakkında|müslimebu davudnesai|Ebu Said|Resulullah (sav)'ın öğle ve ikinci namazındaki kıyamlarını(n uzunluğunu tahmin ve) takdir ederdik. Öğledeki ilk iki rek'atin uzunluğunu Elif-lam-mim Tenzilü's-Secde suresini okuyacak) kadar tahmin ettik. Sonra iki rek'atin uzunluğunu da bunun yarısı kadar takdir ettik. İkindinin ilk iki rek'atinin kıyamının uzunluğunu, öğlenin son iki rek'atinin uzunluğu kadar takdir ettik, ikindinin son iki rek'atinin uzunluğunu da bunun yarısı kadar." |Müslim, Salat 156, (452); Ebu Davud, Salat 130, (804); Nesai, Salat 16, (1, 237)|2660
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Uzunluğu Ve Kısalığı Hakkında|müslimnesai|Ebu Said|Öğle namazı başlardı, bu anda bir kimse Baki'ye gider, ihtiyacını görür, sonra abdest alır, gelir ve uzunluğu sebebiyle Resulullah'ın birinci rek'atine yetişirdi. |Müslim, Salat 161, (454); Nesai, İftitah 66, (2, 164)|2661
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Uzunluğu Ve Kısalığı Hakkında|buharimüslim|İbnu Mes'ud|Bir gece Resulullah (sav) ile birlikte namaz kıldım. Öylesine namazı uzattı ki, içimden çirkin bir şey yapmak geçti. "Ne yapmak istemiştin?" diye sordular. Dedi ki: "Oturup O (sav)'nu terketmeyi düşündüm." |Buhari, Teheccüd 9; Müslim, Müsafirin 204, (773)|2662
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Uzunluğu Ve Kısalığı Hakkında|tirmizi|Fadi İbnu'l-Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Namaz ikişer ikişer kılınır. Her iki rek'atte bir teşehhüd vardır. Namazda huşu duyulur (tazarruda bulunulur), temeskün (tezellül) izhar edilir. Ellerini kaldırırsın." Şöyle de dedi: "Ellerini, içleri kendi yüzüne dönük olarak Rabbine kaldırır, isteklerini (ısrarla tekrarla söyleyerek) istersin: "Ya Rabbi! Ya Rabbi! Ya Rabbi!..." Kim bunu yapmazsa namazı eksiktir." |Tirmizi, Salat 283, (385)|2663
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Uzunluğu Ve Kısalığı Hakkında|ebu davud|Ammar İbnu Yasir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kişi vardır, namazını kılar bitirir de, kendisine namazın sevabının onda biri yazılır. Kişi vardır, dokuzda biri, sekizde biri, yedide biri, altıda biri, beşte biri, dörtte biri, üçte biri, yarısı yazılır." |Ebu Davud, Salat 128, (796)|2664
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Hadesten Teharet|müslimtirmizi|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah temizlik olmayan namazı kabul etmez, hıyanetle kazanılan paradan verilen sadakayı da kabul etmez." |Müslim, Taharet 1, (224); Tirmizi, Taharet 1, (1)|2665
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Hadesten Teharet|ebu davudtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah, sizlerin namazını hades vaki olunca yeniden abdest almadıkça kabul etmez." |Ebu Davud, Taharet 31, (60); Tirmizi, Taharet 56, (76)|2666
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Hadesten Teharet|ebu davudİbnu macetirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Abdesti olmayanın namazı da yoktur. Üzerine besmele çekmeyenin abdesti yoktur." |Ebu Davud, Taharet 48, (101, 102); İbnu Mace, Taharet 41, (399); Tirmizi, Taharet 20, (25)|2667
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Hadesten Teharet|buhariebu davudtirmizinesai|Enes|Ravi, Resulullah (sav)'ın her namaz için abdest aldığını söylemişti, kendisine: "Siz nasıl yapıyordunuz?" diye soruldu. Şu cevabı verdi: "Aldığımız abdest bozuluncaya kadar bize yetiyordu." |Buhari, Vudu 54; Ebu Davud, Taharet 66, (171); Tirmizi, Taharet 44, (68, 60); Nesai, Taharet 101, (1, 85)|2668
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Hadesten Teharet|müslimebu davudtirmizinesai|Büreyde|Resulullah (sav) Fetih günü bütün namazları tek abdestle kıldı. Ömer İbnu'l-Hattab (ra) kendisine: "Ey Allah'ın Resulü, bugün şimdiye kadar hiç yapmadığın şeyi yapmış olmalısın?" demişti, şu cevapta bulundu: "Ey Ömer, bunu bilerek yaptım." |Müslim, Taharet 86, (277); Ebu Davud, Taharet 66, (172); Tirmizi, Taharet 45, (61); Nesai, Taharet 101, (1, 86)|2669
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Hadesten Teharet|ebu davud|Aişe|Resulullah (sav) buyurdular ki: Namaz kılarken kimin abdesti bozulacak olursa hemen namazdan çıksın. Eğer cemaatle kılınan bir namazda ise burnunu tutarak ayrılsın." (Burnunu tutmasını emretmesi, cemaate burnu kanamış zannını vermek içindir. Bu davranış, avretin örtülmesi ve kabihin gizlenmesi hususunda bir nevi edebe riayettir.) |Ebu Davud, Salat 236, (1114)|2670
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Hadesten Teharet|muvatta|İbnu'l Müseyyeb|İbnu Abbas (ra) namazda iken burnu kanardı, o da çıkar bumunun kanını yıkar, geri döner ve önceki kıldığı namazını (kaldığı yerden) tamamlardı. |Muvatta, Taharet 74, (1, 38)|2671
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Hadesten Teharet|tirmizi|İbnu Amr İbnu'l-As|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir kimse son rek'atte oturmuşken daha selam vermeden hades vaki olsa namazı caizdir." |Tirmizi, Salat 300, (408)|2672
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Hadesten Teharet|ebu davudnesaibuhari|Mu'aviye|Ravi, Resulullah (sav)'ın zevce-i pakleri Ümmü Habibe'ye -ki kızkardeşidir- sormuştur: "Resulullah (sav), içerisinde kendisiyle temasta bulunduğu elbise sırtında olduğu halde namaz kılar mıydı?" Ümmü Habibe (ra) şu cevabı vermiştir: "Evet, yeter ki elbisede bir eza (meni bulaşığı) görmemiş olsun!" |Ebu Davud, Taharet 133, (366); Nesai, Taharet 186, (1, 155); Buhari, Salat 2, (Buhari, bab başlığı (tercüme) olarak kaydeder)|2673
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Hadesten Teharet|ebu davudtirmizinesai|Aişe|Resulullah (sav), bizim (kadınların) çamaşırları içerisinde namaz kılmazdı." |Ebu Davud, Taharet 134, (368); Tirmizi, Salat 420, (600); Nesai, Zinet 116, (8, 217)|2674
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Hadesten Teharet|muvatta|İbnu Ömer|Ravi, anlattığına göre, cünübken içinde terlediği elbise sırtında olduğu halde namaz kılardı. |Muvatta, Taharet 87, (1,52)|2675
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Hadesten Teharet|ebu davud|Ebu Said|Resulullah (sav) ashabiyle namaz kılarken aniden nalınlarını çıkarıp sol tarafına koydu. Bunu gören cemaat de derhal nalınlarını attılar. Resulullah (sav) namazı tamamlayınca: "Nalınlarınızı niye attınız?" diye sordu. "Seni nalınlarını atarken gördük, biz de kendi nalınlarımızı attık!" cevabını verdiler. "Cebrail (as) bana gelip pislik olduğunu haber verdi (onun için attım). Öyleyse sizler mescide gelirken dikkat edin, nalınlarınızda bir pislik (kazurat) -veya eza demişti- görürseniz onu silin; o, ayağınızda olduğu halde namazınızı kılın." |Ebu Davud, Salat 89, (660)|2676
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Setr'ül Avret|ebu davudtirmiziibnu mace|Behz İbnu Hakim|Bir gün Hz. Peygamber'e sorarak) dedim ki: "Ey Allah'ın Resulü! Hangi avretimizi açıp, hangi avretimizi örtelim?" "Zevcen ve sağ elinin sahip oldukları dışında herkese karşı avretini koru!" cevabını verdi. Ben tekrar: "Ey Allah'ın Resulü, erkekle olursa?" dedim, "Gücün yeterse avretini kimseye gösterme!" dedi. "Kişi tek başına olursa?" dedim. "Kendisine karşı haya edilmeye Allah daha layıktır" dedi. |Ebu Davud, Hamam 3, (4017); Tirmizi, Edeb 22, (2770), 39, (2795); İbnu Mace, Nikah 28, (1920)|2677
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Setr'ül Avret|müslimebu davudtirmizi|Ebu Said el'Hudri|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir erkek başka bir erkeğin avretine bakmasın, kadın da kadının avretine. Bir erkek aynı örtünün içinde bir başka erkeğe sokulmasın. Kadın da aynı örtünün içinde bir başka kadına sokulmasın." |Müslim, Hayz 74, (338); Ebu Davud, Hamam 3, (4018); Tirmizi, Edeb 39, (2794)|2678
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Setr'ül Avret|tirmizi|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Çıplaklıktan sakının! Zira sizin yanınızda sadece helaya girdiğiniz zaman ve erkek hanımına sokulunca ayrılan melekler var. Onlardan utanın ve onlara karşı saygılı olun." |Tirmizi, Edeb 42, (2801)|2679
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Setr'ül Avret|ebu davud|Abdullah İbnu Amr İbni'l-As|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizden biri cariyesini veya kölesini veya ücretlisini evlendirdi mi, artık onun avretine bakmasın." |Ebu Davud, Libas 37, (4113, 4114)|2680
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Setr'ül Avret|ebu davud|Ali|Resulullah (sav) bana: "Ey Ali, dizini çıkarma, ne canlı, ne ölü, başkasının dizine de bakma" buyurdu. |Ebu Davud, Cenaiz 32, (3140)|2681
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Setr'ül Avret|tirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sav) uyluğu avret addetti. |Tirmizi, Edeb 40, (2798)|2682
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Setr'ül Avret|buharimüslimebu davudnesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Omuzunuzu da örtmeyen -veya şöyle demişti bir parçası iki omuzunuzu da örtmeyen- tek parçadan müteşekkil kumaş içerisinde kimse namaz kılmasın." |Buhari, Salat 5; Müslim, Salat 277, (516); Ebu Davud, Salat 78, (626); Nesai, Kıble 18, (2, 71)|2683
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Setr'ül Avret|buhariebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim tek parçalı kumaş içerisinde namaz kılarsa onu iki omuzu arasında çaprazlasın." (Ebu Davud'un metninde: "(Kumaşın) iki ucuyla omuzunda çapraz yapsın" denmiştir.) |Buhari, Salat 5; Ebu Davud, Salat 78, (627)|2684
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Setr'ül Avret|buharimüslimmuvattaebu davudnesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav)'a, tek bir kumaş içinde kılınacak namazdan sorulmuştu şu cevabı verdi: "Hepinizin iki parçası var mı?" |Buhari, Salat 4, 9; Müslim, Salat 275, (515); Muvatta, Salatul-Cema'a 30, (1, 140); Ebu Davud, Salat 78, (625); Nesai, Kıble 14, (2, 69-70)|2685
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Setr'ül Avret|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|Ömer İbnu Ebi Seleme|Resulullah (sav) tek parça kumaşa sarınmış olarak namaz kıldı, iki ucu omuzlardan çaprazlama geçmişti. |Buhari, Salat 4; Müslim, Salat 279, (517); Muvatta, Salatu'l-Cema'a 29, (1, 140); Ebu Davud, Salat 78, (628); Tirmizi, Salat 254, (339); Nesai, Kıble 14, (2, 70)|2686
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Setr'ül Avret|ebu davudtirmizi|Aişe|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah hayız görenin (kadının) namazını başörtüsüz kabul etmez." |Ebu Davud, Salat 85, (641); Tirmizi, Salat 277, (377)|2687
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Setr'ül Avret|muvatta|Ubeydullah İbnu'l'Esved el-Havlani|Ravi -ki Resulullah (sav)'ın zevce-i pakleri Meymune (ra)'nin terbiyesinde idi- anlatıyor: "Meymune (ra) üzerinde izar olmaksızın tek entari (dır') ile başörtüsü giyinmiş olduğu halde namaz kılardı." |Muvatta, Salatul-Cema'a 37, (1, 142)|2688
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Setr'ül Avret|muvattaebu davud|Muhammed İbnu Zeyd|Ravinin, İbnu Kunfuz'un annesinden yaptığı nakle göre, annesi Ümmü Seleme (ra)'ye "Kadın, hangi giysiler içerisinde namaz kılmalı?" diye sormuştur. O da: "Başörtüsü ve ayağın üzerini örtecek kadar uzun entari içerisinde!" diye cevap vermiştir. |Muvatta, Salatu'l-Cema'a 36, (1, 142); Ebu Davud, Salat 84, (639, 640)|2689
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Setr'ül Avret|buharimüslimmuvattaebu davudnesai|Aişe|Resulullah (sav), üzerinde çizgiler olan hamisa kumaşı üzerinde namaz kılmıştı. (Namazdan sonra) çizgilere bir göz attı ve: "Bu hamisa'yı Ebu Cehm İbnu Huzeyfe'ye götürün, onun enbicaniye'sini getirin. Zira bu beni az önce namazda meşgul etti" buyurdu. (Muvatta ve Ebu Davucd'un bir rivayetinde (Resulullah) şöyle buyurmuştur: "Ben namazda iken (dikkatimi çekti) ona baktım, bende fitne hasıl edeceğinden korktum.") |Buhari, Salat 14, Ezan 93, Libas 19; Müslim, Mesacid 61, (556); Muvatta, Salat 67, (1, 97, 98); Ebu Davud, Salat 167, (914), Libas 11; Nesai, Kıble 20, (2. 72)|2690
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Setr'ül Avret|nesaibuharimüslim|Ukbe İbnu Amir|Resulullah (sav)'a ipekten mamul bir kaftan hediye edildi. Kaftanı giyip içinde namaz kıldı. Sonra namazdan ayrılıp hemen kaftanı şiddetle çıkarıp attı, sanki kaftandan gayr-ı memnundu: "Bu, muttakilere muvafık düşmüyor!" dedi. |Nesai, Kıble 19, (2, 72); Buhari, [bu mavnada bir rivayette bulunmuştur, (Salat, 16, Libas 12)]; Müslim, Libas 23, (2075)|2691
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Setr'ül Avret|ebu davud|Aişe|Resulullah (sav) bir ucu beni örtmekte olan bir kumaşın diğer ucuyla örtünerek, içinde namaz kıldı. |Ebu Davud, Salat 80, (631)|2692
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Namaz Kılınan Yerler|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|Enes|Ravinin büyükannesi Müleyke (ra) hazırladığı bir yemeğe Resulullah (sav)'ı davet etti. (Efendimiz şeref vererek) yemekten yediler. Sonra: "Kalkın size namaz kıldırayım!" buyurdular. Enes (ra) der ki: "Ben uzun müddettir kullanılmaktan kararmış olan hasırımızı getirdim, üzerine su çiledim. Aleyhissalatu vesselam, üzerinde namaza durdu. Ben ve yetim, arkasında saf yaptık, yaşlı (annem) de bizim arkamızda durdu. Resulullah (sav) bize iki rek'at (nafile namaz) kıldırıp, sonra ayrıldı." |Buhari, Salat 20, Ezan 78, 161, 164, Teheccüd 25; Müslim, Mesacid 266-268, (658-660); Muvatta, Kasru's-Salat 31, (1, 153); Ebu Davud, Salat 71, (612, 658); Tirmizi, Salat 173, (234); Nesai, Mesacid 43, (2, 56, 57), İmamet 19, (2, 85-86)|2693
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Namaz Kılınan Yerler|buharimüslimebu davudnesai|Meymune|Resulullah (sav) ben hayızlı halde tam hizasında dururken, namaz kılardı. Secde ettiği vakit bazan elbisesi bana değerdi. Humra üzerinde namaz kılardı. |Buhari, Salat 21, 19, 107, Hayz 29; Müslim, Mesacid, 273, (613); Ebu Davud, Salat 91, (666); Nesai, Mesacid 44, (2, 57)|2694
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Namaz Kılınan Yerler|buharimüslimebu davudtirmizinesaiibnu mace|Enes|Biz çok sıcak günlerde Resulullah (sav)'la birlikte namaz kılardık. Birimiz alnını sıcak sebebiyle yere koyamayacak olsa, giysisini serer onun üzerine secde ederdi. |Buhari, Amel fi's-Salat 9, Salat 23, Mevakit 11; Müslim, Mesacid 191, (620); Ebu Davud, Salat 93, (660); Tirmizi, Salat 411, (584); Nesai, İftitah 149, (2, 216); İbnu Mace, İkametu's-Salat 64, (1033)|2695
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Namaz Kılınan Yerler|ebu davud|Bera|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Koyun ağıllarında namaz kılın. Zira koyunlar mübarek (hayvanlar)dır. Deve damlarında namaz kılmayın. Zira onlar şeytanlardandır." |Ebu Davud, Salat 25, (493)|2696
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Namaz Kılınan Yerler|tirmizi|İbnu Ömer|Resulullah (sav) yedi yerde namaz kılmayı yasakladı: "Mezbele (çöplük), meczere (hayvan kesilen yer), makbere (mezarlık), yol geçeği, hammam, deve damı, Beytullahil-Haram'ın damının üstü." |Tirmizi, Salat 255, (346)|2697
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Namaz Kılınan Yerler|buharimüslimebu davudnesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) şöyle dediler: "Allah yahudilere ve hıristiyanlara lanet etsin. Peygamberlerinin kabirlerini mescide çevirdiler." (Ebu Davud'un dışındaki bir rivayette Hz. Aişe'den şu ziyadeye yer verilmiştir: "Eğer bu (endişe) olmasaydı, (Resulullah'ın) kabri açıkta bulundurulacaktı. Ancak mescid ittihaz edilmesinden korkuldu.") |Buhari, Salat 54; Müslim, Mesacid 20, (530); Ebu Davud, Cenaiz 76; Nesai, Cenaiz 106, (4, 95, 96)|2698
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Namaz Kılınan Yerler|muvatta|Ata İbnu Yesar|Resulullah (sav) şöyle dua buyurdular: "Allahım, kabrimi ibadet edilen bir put kılma" (ve devamla dedi ki): "Nebilerinin kabirlerini mescidler haline getiren bir kavme Allah'ın öfkesi artmıştır." |Muvatta, Kasru's-Salat 85, (1, 172)|2699
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Namaz Kılınan Yerler|ebu davud|Ali|Resulullah (sav), beni mezarlıkta namaz kılmaktan menetti. Beni Babil toprağında da namaz kılmaktan menetti (ve şöyle dedi:) "Zira orası mel'undur." (Hattabi der ki: "Bu hadisin senedinde zayıflık olduğu söylenmiştir. Ben alimlerden kimseyi bilmem ki Babil toprağında namaz kılmayı yasaklamış olsun. Hadis(in Resulullah'a nisbeti) sahih ise, bu yasak sadece Hz. Ali'nin şahsıyla ilgilidir; böylece, onu Kufe'de maruz kaldığı mihnete (sıkıntılı hadislere) karşı uyarmak istemiştir. (Malum olduğu üzere) Kufe, Babil diyarındadır.") |Ebu Davud, Salat 24, (490)|2700
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Namaz Kılınan Yerler|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|İbnu Ömer|Resulullah (sav) bineğinin üzerinde iken yönü hangi istikamette olursa olsun tesbih ediyor, (nafile namaz kılıyor, rüku ve secde içinde) başıyla imada bulunuyordu, (İbnu Ömer de böyle yapıyordu). (Müslim'de gelen diğer bir rivayette İbnu Ömer şu ziyadeyi yapar: "Aleyhissalatu vesselam, bineğin sırtında tesbihte (nafile namazda) bulunur ve vitir kılardı, fakat farz namaz kılmazdı.") |Buhari, Taksiru's-Salat 7, 8, 11, 12, Vitr 5, 6; Müslim, Müsafirin 39, (700); Muvatta, Kasru's-Salat 22, (1, 160, 151); Ebu Davud, Salat 277, (1224,1225); Tirmizi, Salat 345, (472), Tefsir, Bakara (2961); Nesai, Kıble 23, (243, 244), Kıyamu'l-Leyl 23, (3, 232)|2701
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Namaz Kılınan Yerler|ebu davud|İbnu Ömer|Ebu Davud bir diğer rivayette şu ziyadeyi kaydeder: "Aleyhissalatu vesselam nafile namaz kılmak isteyince, devesini kıbleye çevirir, sonra iftitah tekbiri getir(erek) namaza başlar, sonra bineği nereye yöneltirse yönelsin, namazım kılardı." |Ebu Davud, Salat 277, (1224,1225)|2702
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Namaz Kılınan Yerler|nesai|Cabir|Resulullah (sav) şöyle buyurdular: "Küre-i arz bana bir mescid ve temiz kılındı. Ümmetimden her kim bir namaz vaktine ulaştımı nerede olursa namazını kılsın." |Nesai, Mesacid 42, (2, 56)|2703
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Namaz Kılınan Yerler|buharimüslimnesaiibnu mace|İbrahim İbnu Yezid et-Teymi|Babamdan mescidin avlusunun kenarında Kur'an öğreniyordum. Bu sırada secde ayeti okumuşsam babam hemen secdeye kapanıyordu. Kendisine: "Babacığım yolda niye secde ediyorsun?" diye sordum... Dedi ki: "Ben Ebu Zerr (ra)'in şöyle söylediğini işittim: "Resulullah (sav)'ı yeryüzünde inşa edilen ilk mescidin hangisi olduğunu sordum: "Mescid-i Haram" olduğunu söyledi. Ben: "Sonra hangisi?" dedim, "Mescid'i Aksar" diye cevap verdi. Ben: "İkisi arasında kaç yıl fark var?" dedim. "Kırk yıl!" dedi ve ilave etti: "Arz sana (baştan ayağa) bir mesciddir, öyleyse nerede namaz vaktine ulaşırsan namazını (orada) kıl, çünkü fazilet ondadır (namaz vaktinin girdiği ilk andadır)." |Buhari, Enbiya 8, 40; Müslim, Mesacid 2, (520); Nesai, Mesacid 3, (2, 32); İbnu Mace, İkamet, Mesacid 7, (753)|2704
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Namaz Kılınan Yerler|buharimüslimebu davudtirmizinesai|İbnu Ömer|Resulullah (sav) şöyle buyurdular: "Namazlarınızdan bir kısmını evlerinizde kılın, sakın onları kabirlere çevirmeyin!" |Buhari, Salat 52, Teheccüd 38; Müslim, Musafirin 208, (777); Ebu Davud, Salat 346, (1448); Tirmizi, Salat 331, (451); Nesai, Salatu'l-Leyl 1, (3, 197)|2705
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Namaz Kılınan Yerler|müslim|Cabir|Aleyhissalatu vesselam şöyle emretmiştir: "Sizden kim namazını mescidde kılarsa namazından bir pay da evi için ayırsın. Zira Allah, evinde kılacağı namaz için dahi bir hayır takdir etmiştir." |Müslim, Müsafirin 210, (778)|2706
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Namaz Kılınan Yerler|tirmizi|Mu'az İbnu Cebel|Resulullah (sav) bağ ve bahçelerde namaz kılmayı da müstehab (sevimli ve hoş) addederdi. |Tirmizi, Salat 249, (334)|2707
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Namazda Konuşmamak|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Zeyd İbnu Erkam|Biz, namaz kılarken konuşurduk. Öyle ki herkes kendi yanındakine birşeyler söyleyebilirdi. Derken şu ayet nazil oldu: "Allah'ın divanına tam huşu ve taatle durun" (Bakara 238). Böylece sükut etmekle emrolunduk ve konuşmaktan menedildik. |Buhari, Amel fi's-Salat 2, Tefsir, Bakara 43; Müslim, Mesacid 36, (539); Ebu Davud, 178, (949); Tirmizi, Salat 297 (405); Nesai, Sehv 20|2708
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Namazda Konuşmamak|buharimüslimebu davudnesai|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav)'a selam verirdik, O da bize mukabele ederdi. Necaşi'nin yanından döndüğümüz zaman O'na yine (namazda) selam vermiştik, bize mukabeleten selam vermedi. "Ey Allah'ın Resulü," dedik, "biz sana vaktiyle namazda selam verirdik, sen de selamımızı alırdın (şimdi niye almıyorsun)?" dedik. Bizi şöyle cevapladı: "Namazda meşguliyet var!" |Buhari, Amel fis's-Salat 2, 15, Fadailu'l-Ashab 37; Müslim, Mesacid 34, (538); Ebu Davud, 170, (923, 924); Nesai, Sehv 20, (3, 19)|2709
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Namazda Konuşmamak|müslimebu davudnesai|Mu'aviye İbnu'l-Hakem es-Sülemi|Ben Resulullah (sav) ile birlikte namaz kılıyordum. Derken cemaatten bir şahıs hapşırdı. Ben: "Yerhamükallah" dedim. Cemaattakiler bana bed bed baktılar. Bunun üzerine (kızıp): "Vay başıma gelen, niye bana böyle bakıyorsunuz?" dedim. Bu sefer ellerini dizlerine vurarak beni susturmak istediler. Resulullah (sav) namazı bitirince (bana iyi davrandı), annem babam O'na feda olsun, ben O'ndan, ne önce ne de sonra, daha iyi öğreten bir muallim görmedim. Allah'a yemin olsun O beni ne azarladı, ne dövdü, ne de betimi yıktı; sadece: "Namazda insan kelamından (dünyevi) bir söz münasib değildir, ona uygun olan söz, tesbih, tekbir ve Kur'an kıraatidir!" dedi. Ben: "Ey Allah'ın Resulü," dedim, "ben cahiliyeden daha yeni çıkmış birisiyim. Allah bize İslam'ı lütfetti ama bizde öyleleri var ki, ala kahinlere geliyorlar, (bu hususta ne tavsiye edersiniz?)" dedim. "Sen onlara gitme!" buyurdu. Ben tekrar: "Bizde (kuşun uçuşuna vs'ye bakarak) uğursuzluk çıkaranlar da var?" dedim. Cevaben: "Bu (uğursuzluk zannı) kalplerinde mevcut olan bir (kuruntu)dur. Sakın onları (gayelerine gitmekten) alıkoymasın!" dedi. Ben: "Bizde, kuma hatlar çizerek fala bakanlar da var?" dedim. Şu açıklamayı yaptı: "Peygamberlerden biri de (kuma) çizgi çizerdi. Kim çizgisini onun çizgisine uygun düşürürse isabet eder!" buyurdu. Ben: "Benim bir cariyem vardı, Uhud ve Cevaniyye taraflarında koyun otlatırdı. Bir gün öğrendim ki bir kurt peyda olmuş ve sürüden bir koyun götürmüş. Ben bir insanoğluyum, herkes gibi bende öfkelenirim. (Bu hadise yüzünden kızıp) cariyeye bir tokat aşkettim. (Ravi der ki: Bu sözümü işitince Resulullah tokadımı fazla buldu, yakıştıramadı). "O halde onu azad etmiyeyim mi?" dedim. "Bana bir getir heler." dedi. Ben de cariyeyi ona getirdim, Ona: "Allah nerde?" diye sordu. Cariye: "Semada!" diye cevap verdi. Bu sefer: "Ben kimim" diye sordu. O da: "Sen Resulullah'sın" diye cevap verdi. Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam: "Onu azad et, çünkü mü'mine'dir" buyurdu. |Müslim, Mesacid 33, (537); Ebu Davud, Salat 171, (930, 931); Nesai, Sehv 20, (3, 14-18)|2710
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Namazda Konuşmamak|müslimnesai|Ebu'd-Derda|Bir gün Resulullah (sav) namaza kalktı.Şunu okuduğunu işittik: "Senden Allah'a sığınırım." Sonra da üç kere: "Seni Allah'ın lanetiyle lanetliyorum" dedi ve sanki birşey yakalıyormuşcasına elini uzattı. Namazı bitirince: "Ey Allah'ın Resulü!" dedik, "senden bugün daha önce hiç söylemediğin bir şey işittik. Ayrıca ellerini de açtığını gördük?" Şu cevabı verdi: "Allah'ın düşmanı olan iblis, yüzüme koymak için ateşten bir alev getirdi. Bende ona, üç kere: "Euzu billahi" dedim. Sonra da: "Seni Allah'ın eksiksiz lanetiyle lanetliyorum" dedim, geri çekilmedi, üç kere tekrarladım. Sonunda onu yakalamak istedim. Vallahi kardeşim Süleyman'ın duası olmasa idi, bağlı olarak sabaha erecek ve Medine'nin çocukları onunla oynayacaklardı." |Müslim, Mesacid 40, (542); Nesai, Sehv 19, (3, 13)|2711
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Başka Meşguliyeti Terk|buharimüslimebu davudnesai|Mu'aykib|Resulullah (sav)'a, musalli'nin secde edeceği yerdeki toprağın düzlenmesinden sual edildi... |Buhari, Amel fi's-Salat 8; Müslim, Mesacid 46, (545); Ebu Davud, Salat 175, (946); Nesai, Sehv 8, (3,7)|2712
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Başka Meşguliyeti Terk|tirmizi|Mu'aykib|Tirmizi'nin bir rivayetinde hadis şöyledir: "Resulullah (sav)'a namazda çakıllara dokunup (düzlemekten) sorulmuştu, şu cevabı verdi: "Mutlaka yapmak zorunda isen bari bir kere yap." |Tirmizi, Salat 279, (380)|2713
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Başka Meşguliyeti Terk|muvattaebu davudtirmizinesai|Ebu Zerr|Sizden kim namaza durursa, sakın çakıllara değmesin. Zira rahmet, ona karşıdan gelir. |Muvatta, Kasru's-Salat 43, (1, 157); Ebu Davud, Salat 175, (945); Tirmizi, Salat 279, (379); Nesai, Sehv 7, (3, 6)|2714
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Başka Meşguliyeti Terk|ebu davudnesai|Ebu Zerr|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah, kula namazda sağa sola iltifat etmedikçe rahmetiyle yaklaşmaya devam eder. İltifat etti mi ondan yüz çevirir. |Ebu Davud, Salat 165, (909); Nesai, Sehv 10, (3, 7)|2715
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Başka Meşguliyeti Terk|buhariebu davudnesai|Aişe|Resulullah'a namazda sağa sola bakmak (iltifat) hususunda sordum. Şu cevabı verdi: "Bu bir kapıp kaçırmadır. Şeytan kulun namazından kapar kaçırır. |Buhari, Ezan 93, Bed'ü'l-Halk 11; Ebu Davud, Salat 165, (910); Nesai, Sehv 10, (3, 8)|2716
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Başka Meşguliyeti Terk|buhariebu davudnesai|Enes|Resulullah (sav): "İnsanlara ne oluyor da namaz kılarken gözlerini semaya kaldırıyorlar?" dedi ve bu hususta sert sözler söyledi. Sonra konuşmasını şöyle tamamladı: "Ya bundan vazgeçerler ya da gözleri çıkarılır." |Buhari, Ezan 91; Ebu Davud, Salat 167, (913); Nesai, Sehv 9, (3, 7)|2717
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Başka Meşguliyeti Terk|tirmizi|Enes|Resulullah (sav) bana şöyle nasihat etti: "Ey oğulcuğum, namazda sağa sola bakmaktan sakın. Zira o helak olmaktır. Eğer mutlaka yapacaksan bari nafilelerde olsun, farzlarda değil." |Tirmizi, Salat 413, (589)|2718
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Başka Meşguliyeti Terk|ebu davud|Sehl İbnu'l-Hamaliyye|Sabah namazı için ikamet okundu. Resulullah (sav) namaza başladı. Namazda Şi'b istikametine bakıyordu. Geceden Şib'a korunması için bir atlı göndermişti." |Ebu Davud, Salat 168, (916)|2719
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Başka Meşguliyeti Terk|ebu davudtirmizinesai|İbnu Ömer|Resulullah (sav) Mescid-i Kuba'ya namaz kılmaya gitti. Ensar (ra) gelip, namaz kılarken kendisine selam verdiler. Ben Bilal'e sordum: "Namaz kılarken onların selamına nasıl mukabele ettiğini gördün?" Bana bizzat göstererek: "Şöyle" dedi ve avucunu açıp iç kısmını aşağıya, sırtını yukarıya getirdi." |Ebu Davud, Salat 170, (927); Tirmizi, Salat 271, (368); Nesai, Sehv 6, (3, 5-6)|2720
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Başka Meşguliyeti Terk|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Tesbih erkeklere, el çırpma kadınlara mahsustur." |Buhari, Amel fi's-Salat 5; Müslim, Salat 106, (422); Ebu Davud, Salat 173, (939); Tirmizi, Salat 272, (369); Nesai, Sehv 16, (3,11-12)|2721
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Başka Meşguliyeti Terk|buhariebu davudnesai|Abdullah İbnu'ş-Şıhhir|Resulullah (sav) ile birlikte namaz kıldım. Namazda onu öksürerek boğazını temizleyip (yere attığını ve) sol ayağıyla sürttüğünü gördüm. |Buhari, Mesacid 58, (554); Ebu Davud, Salat 22, (482); Nesai, Mesacid 34, (2,52)|2722
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Başka Meşguliyeti Terk|ebu davud|Abdullah İbnu'ş-Şıhhir|Ebu Davud'un rivayetinde şöyle gelmiştir: "...Sol ayağının altına tükürdü, ayakkabısıyla sürttü." |Ebu Davud, Salat 22, (482)|2723
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Başka Meşguliyeti Terk|ebu davud|Ebu Nadra|Ebu Davud'un Ebu Nadra'dan kaydettiği bir rivayette: "Elbisesine tükürdü, kıvrımları arasında ovaladı" denmiştir. |Ebu Davud, Taharet 143, (389,390)|2724
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Başka Meşguliyeti Terk|ebu davudtirmizinesai|Aişe|Bir gün dışardan geldim. Resulullah (sav) odada namaz kılıyordu, kapı da üzerine kapalı idi. Açmasını istedim, ilerleyip bana açtı. Sonra gerisin geriye namazgahına döndü. (Hz. Aişe kapının kıble cihetinde olduğunu belirtti) |Ebu Davud, Salat 169, (922); Tirmizi, Salat 421, (601); Nesai, Sehv 14, (3, 11)|2725
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Başka Meşguliyeti Terk|ebu davudtirmizinesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav): "Namazda iki siyahı yani yılan ve akrebi öldürün" buyurdu. |Ebu Davud, Salat 169, (921); Tirmizi, Salat 287, (390); Nesai, Sehv 12, (3,10)|2726
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Başka Meşguliyeti Terk|tirmizi|Ümmü Seleme|Resulullah (sav) bizim Eflah adındaki kölemizin, secde sırasında (ağzıyla) üfürdüğünü görmüştü: "Ey Eflah, yüzünü toprakla!" dedi. |Tirmizi, Salat 280, (381)|2727
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Başka Meşguliyeti Terk|ebu davudtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) namazda sedl'i, (sarınmayı) ve erkeğin ağzını örtmesini yasakladı." |Ebu Davud, Salat 86, (643); Tirmizi, Salat 278, (378)|2728
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Kıble|buharimüslimmuvattaebu davudnesai|Aişe|Resulullah (sav) geceleyin ben önünde, kıbleyle arasında bir cenaze gibi uzanmış yatarken, namaz kılardı. Vitir kılacağı zaman bana da haber verirdi, ben de vitir kılardım. |Buhari, Salat 22, 99, 102, 103, 104, 105, 108, Amel fi's-Salat 10, Vitr 3, İsti'zan 37; Müslim, Salat 267, (512); Muvatta, Salatu'l-Leyl 2, (1, 117); Ebu Davud, Salat 112, (711,712, 713, 714); Nesai, Taharet 120, (1, 101,102), Kıble 10, (2, 67)|2729
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Kıble|buharimüslim|Aişe|Sahiheyn'in diğer bir rivayetinde şöyle gelmiştir: "Hz. Aişe (ra)'nin yanında namazı bozan şeylerden söz açılmıştı. Bu meyanda köpek, eşek ve kadının da zikri geçti. Aişe (ra): "Bizi yine eşeklere ve köpeklere benzettiniz. Vallahi, ben Resulullah (sav)'ı kıblesiyle arasında yatakta yatar olduğum halde namaz kılarken gördüm. Benim için ihtiyaç hasıl olunca oturup onu rahatsız etmek istemezdim, (yatağın) ayak tarafından sıyrılıp çıkardım." |Buhari, Salat 22, 99, 102, 103, 104, 105, 108, Amel fi's-Salat 10, Vitr 3, İsti'zan 37; Müslim, Salat 267, (512)|2730
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Kıble||İbnu Abbas|Ben ve Abdulmuttaliboğullarından bir oğlan (veya köle) bir eşeğin üzerinde beraber geldik. Resulullah (sav) bu sırada namaz kılıyordu. Eşeğe aldırma(yıp namaza devam et)ti.Derken yine Abdulmuttaliboğullarından iki kız çocuğu gelip safın arasına dahil oldu, buna da aldırmadı. ||2731
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Kıble|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai||Diğer bir rivayette şöyle gelmiştir: "Resulullah (sav) buyurdular ki: "Biriniz sütresiz olarak namaz kılarsa (önünden geçtiği takdirde) şunlar namazını bozar: Eşek, domuz, yahudi, mecusi, kadın... Namazın bozulmaması için onun önünden, bunların bir taş atımlık uzaktan geçmesi kifayet eder." (Bir diğer rivayette şöyle denmişti: "Namazı, (önden geçen) hayızlı kadın ve köpek bozar.") |Buhari, Salat 90, İlm 18, Ezan 161, Cezau's-Sayd 25; Müslim, Salat 254, (504); Muvatta, Kasru's-Salat 38, (1, 155); Ebu Davud, Salat 110, 113 (703, 704, 715, 716, 717); Tirmizi, Salat 252, (337); Nesai, Kıble 7, (2, 64, 65)|2732
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Kıble|ebu davudnesai|el-Fadl İbnu Abbas|Resulullah (sav) bizi köyümüzde ziyaret etti. O sırada bizim iki küçük köpekle bir dişi eşeğimiz vardı. Bu ikisi önünde bulundukları halde ikindi namazı kıldı. Hayvanları ne azarladı ne de geriye kovaladı. |Ebu Davud, Salat 114, (718); Nesai, Kıble 7, (2, 65)|2733
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Kıble|ebu davudnesaiibnu mace|Kesir İbnu Kesir İbni Ebi Vedd'a|Ravi, Resulullah (sav)'ı Beni Sehm kapısını takip eden yerde, önünden halk gelip geçerken namaz kılar görmüştür. Bu sırada Resulullahla Ka'be arasında bir sütre de mevcut değildir. |Ebu Davud, Menasik 89, (2016); Nesai, Kıble 9, (2, 67); İbnu Mace, Menasik 33, (2958)|2734
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Kıble|müslimmuvattanesai|Ebu Said|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Namazı hiçbir (harici) şey bozamaz, imkanınız  nisbetinde defetmeye çalışın. Çünkü (bozmak isteyen) şeytandır." |Müslim, Salat 259, (505); Muvatta, Kasru's-Salat 33, (1, 154); Nesai, Kıble 8, (2, 66), Kasame 45, (8, 61-62)|2735
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Kıble|ebu davud||Ebu Davud'un bir rivayetinde şöyle denmiştir: "Kim, kıblesi ile kendi arasına bir başkasının girmemesine muktedir olursa, bunu sağlasın." |Ebu Davud, Salat 108, (697, 698, 699,700)|2736
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Kıble|buhari|Ebu Salih Es-Semman|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizden biri, halka karşı sütre olacak bir şeyin gerisinde namaz kılarken, biri önünden geçmeye kalkarsa ona mani olsun, (beriki haddini bilmeyip) ısrar ederse onunla mücadele etsin. Zira o, (bu haliyle ) şeytandır." |Buhari, Salat 100, Bed'ül-Halk 11|2737
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Kıble|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|Bişr İbnu Said|Ravi, anlattığına göre, kendisini Zeyd İbnu Halid, Ebu Cüheym'in yanına gönderip: "Musallinin önünden geçen hakkında Resulullah (sav)'dan ne gittiğini sordurmuştur. Ebu Cüheym (ra) demiştir ki: "Resulullah (sav) buyurdular ki: "Eğer musallinin önünden geçen kimse, bu geçişi sebebiyle kendisine gelen günahı bilseydi orada kırk... kalması onun için, musallinin önünden geçmesinden daha hayırlı olurdu." Ebu'n-Nadr der ki: "Bilemiyorum! Efendimiz kırk gün mü dedi, kırk ay mı dedi, kırk sene mi dedi?" |Buhari, Salat, 101; Müslim, Salat 261, (507); Muvatta, Kasru's-Salat 34, (1, 154,155); Ebu Davud, Salat 109, (701); Tirmizi, Salat 251, (336); Nesai, Kıble 8, (2,66)|2738
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Kıble|ebu davud|Yezid İbnu Nimran|Tebük'de yatalak bir adam gördüm. Dedi ki: "Resulullah (sav) namaz kılarken, ben eşeğin üzerinde olduğum halde önünden geçtim. Bana: "Allah'ım, izini kes!" diye bedduada bulundu. Artık ondan sonra eşek üzerinde (bile) yol alamadım." (Bir rivayette şöyle gelmiştir: "(Resulullah (sav) şöyle dedi:) "O bizim namazımızı kesti, Allah da onun izini kessin.") |Ebu Davud, Salat 110, (705, 706)|2739
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Kıble|ebu davud|İbnu Abbas|Resulullah (sav): "Uyuyanın gerisinde namaz kılmayın, konuşanın gerisinde de!" buyurdular. |Ebu Davud, Salat 106, (694)|2740
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Kıble|ebu davud|Ebu Hüreyre|Biriniz namaz kılınca yüzünün karşısına bir şey koysun. Bulamazsa bir değnek koysun. Beraberinde bir değnek de yoksa bir çizgi çizsin. Böyle yaparsa önünden geçen kendisine zarar vermez." (Ebu Davud der ki: "Alimlerden bazısı çizginin uzunlamasına olacağını, bazısıs da hilal gibi enlemesine olacağını söylemiştir.") |Ebu Davud, Salat 103, (689)|2741
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Kıble|müslimebu davudtirmizi|Talha İbnu Ubeydillah|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Biriniz namaz kılarken, önüne semerin arka kaşı boyunda bir şey koydu mu, namazını rahat kılsın, bunun gerisinden geçene aldırmasın." |Müslim, Salat 241, (499); Ebu Davud, Salat 102; Tirmizi, Salat 250, (335)|2742
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Kıble|müslimebu davudtirmizinesaiibnu mace|Ebu Zerr|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kişi, önüne semer kaşı kadar bir şey bırakmadan namaz kılarsa; (önünden geçtiği takdirde) siyah köpek, kadın, eşek namazını bozar..." Ebu Zerr'e dendi ki: "Siyahın kırmızıdan, beyazdan farkı nedir?" Şu cevabı verdi: "Ey kardeşimin oğlu! Sen bana, benim Resulullah (sav)'a sorduğum şeyi sordun. Efendimiz: "Siyah köpek şeytandır" buyurmuştu." |Müslim, Salat 265, (510); Ebu Davud, Salat 110, (702); Tirmizi, Salat 253, (338); Nesai, Kıble 7, (2, 63); İbnu Mace, İkametu's-Salat 38, (952)|2743
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Kıble|buharimüslimebu davudnesaiibnu mace|İbnu Ömer|Resulullah (sav), bayram günü (namaz) için çıkınca bir harbe alınmasını emrederdi. Harbe, (namaz sırasında) Aleyhissalatu vesselam'ın önüne konur, O da halk arasında olduğu halde harbeye doğru namaz kılardı. Efendimiz sefer sırasında da böyle yapardı. Bu sünnete ittibaen ümera da harbe kullanır oldu. |Buhari, Salat 92, 90; Müslim, Salat 245, (601); Ebu Davud, Salat 102, (687); Nesai, Kıble 4, (2, 62); İbnu Mace, İkametu's-Salat 164, (1304, 1305)|2744
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Kıble|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizi|İbnu Ömer|Resulullah (bazan) bineğini (sütre) olarak öne koyar, ona doğru namazını kılardı. Bir diğer rivayette: "Aleyhissalatu vesselam devesine doğru namaz kılardı" denmiştir. |Buhari, Salat 98, 50; Müslim, Salat 247, (502); Muvatta, Kasru's-Salat 41, (1, 157); Ebu Davud, Salat 104, (692); Tirmizi, Salat 261, (352)|2745
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Kıble|ebu davud|Mikdad İbnu'l-Esved|Ben, Resulullah (sav)'ı çubuğa, direğe ve ağaca karşı namaz kılar vaziyette ne zaman görmüşsem, her seferinde onları sağ kaşının veya sol kaşının karşısına almış görmüşümdür. Hiçbir zaman sütresini tam karşısına almadı. |Ebu Davud, Salat 105, (693)|2746
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Sekiz Şartı - Kıble|ebu davud|Sehl İbnu Ebi Hasme|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Biriniz sütreye karşı namaz kulınca ona yakın olsun, ta ki şeytan namazını bozmasın." |Ebu Davud, Salat 107, (695)|2747
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Şartları Üzerine Muhtelif Hadisler|buharimüslimmuvattaebu davudnesai|Ebu Katade|Resulullah (sav), kızı Zeyneb'in kerimesi olan torunu Ümame'yi omuzunda taşıdığı halde halka namaz kıldırırdı. Secdeye varınca çocuğu (yana) bırakır, kıyam için doğrulunca tekrar omuzuna alırdı. |Buhari, Salat 106, Edeb 18; Müslim, Mesacid 41, (543); Muvatta, Kasru's-Salat 81, (1, 170); Ebu Davud, Salat 169, (917, 918, 919, 920); Nesai, Mesacid 19, (2, 45), Sehv 13, (3,10)|2748
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Şartları Üzerine Muhtelif Hadisler|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|Aişe|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizden biri namaz kılarken uyuklayacak olursa, uykusu gidinceye kadar hemen yatsın. Zira, uyuklayarak namaz kılanınız, istiğfar ederken kendi nefsini sebbetmeye kalkar da farkında olmaz." |Buhari, Vudu 53; Müslim, Müsafirin 222, (786); Muvatta, Salatu'l-Leyl 3, (1, 118); Ebu Davud, Salat 308, (1310); Tirmizi, Salat 263, (355); Nesai, Taharet 117, (1, 99-100)|2749
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Şartları Üzerine Muhtelif Hadisler|müslimebu davudnesai|İbnu Abbas|Abdullah İbnu'l-Haris'i,-saçını arkadan topuz yapmış olduğu halde- namaz kılarken görmüş, arkasında durup, topuzu çözmeye başlamış, öbürü de kımıldamayıp, ona imkan tanımıştır. İbnu'l-Haris namazını bitirince, İbnu Abbas'a gelip: "Benim saçımla niye ilgilendin?" diye sormuş, İbnu Abbas (ra) şu cevabı vermiştir. "Ben Resulullah (sav)'ı işittim, demişti ki: "Böylesinin misali, kolları arkasından bağlı olduğu halde namazını kılan kimsenin misalidir." |Müslim, Salat 232, (492); Ebu Davud, Salat 88, (647); Nesai, İftitah 147, (2, 215-216)|2750
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Şartları Üzerine Muhtelif Hadisler||Ebu Said el-Makberi|Resulullah (sav)'ın azadlısı Ebu Rafi, Hasan İbnu Ali (ra)'ye uğradı. Hasan, örgülerini ensesinde topuz yapmış olduğu halde kalkmış namaz kılıyordu. Ebu Rafi topuzunu çözdü. Hasan (ra) öfkeyle ona baktı. Ebu Rafi (ra): "Öfkelenme, namazına devam et, çünkü ben Resulullah (sav)'ın: "Bu, şeytanın minderi, yani oturma yeridir" dediğim işitmiştim (de onun için çözdüm)" dedi. ||2751
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Şartları Üzerine Muhtelif Hadisler|müslimebu davud|Abdullah İbnu Muhammed İbni Ebi Bekr|Hz. Aişe (ra)'nin yanında idik. Yemeği getirildi. Derken Kasım İbnu Muhammed namaza kalktı. Hz. Aişe: "Resulullah (sav)'ın şöyle söylediğini işittim" dedi. "Yemeğin yanında namaz kılınmaz, iki habisin (yani büyük ve küçük abdestin) sıkışmasında da kılınmaz." |Müslim, Mesacid 67, (560); Ebu Davud, Taharet 43,(89)|2752
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Şartları Üzerine Muhtelif Hadisler|muvattaebu davudtirmizinesaiibnu mace|Abdullah İbnu'l-Erkam|Ravi halka imamlık yapıyordu. (Bir seferinde) ikamet getirilmişti. Bir adamın elinden tutup öne sürdü ve: "Resulullah (sav): "Namaz başlarken birinizin hela ihtiyacı gelirse, önce helaya gitsin!" dediğini işittim" dedi. |Muvatta, Kasru's-Salat 49, (1, 159); Ebu Davud, Taharet 43, (88); Tirmizi, Taharet 108, (142); Nesai, İmamet 51, (2, 110, 111); İbnu Mace, İkametu's-Salat 114, (616)|2753
NAMAZ BÖLÜMÜ|Secdeler Üzerine Fasıl - Sehv Secdesi|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesaiibnu mace|Abdullah İbnu Malik İbnu Büheyne|Resulullah (sav) öğle namazmın ilk iki rekatini tamamlamıştı (oturması gerektiği halde oturmadan) kalktı. Namazı bitirince iki (ziyade) secde daha yaptı, ondan sonra selam verdi. |Buhari, Sehv 1, 5, Ezan 145, 147, Eyman 15; Müslim, Mesacid 85, (570); Muvatta, Salat 65, (1, 96); Ebu Davud, Salat 200, (1034, 1035); Tirmizi, Salat 288, (391); Nesai, Sehv 21, (3,19,20), 28, (3,34), İftitah 196, (2, 244); İbnu Mace, İkamet 131, (1206)|2754
NAMAZ BÖLÜMÜ|Secdeler Üzerine Fasıl - Sehv Secdesi|ebu davud|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Namaz kılarken üç mü kıldım dört mü kıldım diye şüpheye düşerse, eğer zann-ı galibin dört ise hemen teşehhüd yap, sonra sen daha dururken ve selam vermemişken iki secde daha yap, sonra aynı şekilde teşehhüd oku, sonra selam ver." (Ebu Davud der ki: "Bu, İbnu Mes'ud'dan rivayet edilmiştir. Alimlerden kimse bunu Resulullah'a nisbet etmedi.") |Ebu Davud, Salat 198, (1028)|2755
NAMAZ BÖLÜMÜ|Secdeler Üzerine Fasıl - Sehv Secdesi|müslimmuvattaebu davudtirmizinesaiibnu mace|Ebu Saidi'l-Hudri|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Biriniz namazında, iki mi kıldım, üç mü kıldım diye şekke düşerse, şekki atsın, yakin kesbettiği hususu esas alsın, sonra da selam vermezden önce iki secdede bulunsun. Eğer (bu kıldığı ile) beş rek'at kılmışsa, namazını onunla (sehiv secdesiyle) çift yapmış olur. Dördü tam kılmış idiyse, o iki secdesi, şeytanın burnunu sürtme olur." |Müslim, Mesacid 88, (571); Muvatta, Salat 62, (1, 95); Ebu Davud, Salat 197, (1024, 1026, 1027, 1029); Tirmizi, Salat 291, (396); Nesai, Sehv 24, (3, 27); İbnu Mace, İkamet 132, (1210), 133, (1212)|2756
NAMAZ BÖLÜMÜ|Secdeler Üzerine Fasıl - Sehv Secdesi|tirmizi|Abdurrahman İbnu Avf|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Biriniz namazında yanılır da bir mi iki mi kıldığını bilemezse, namazını bir üzerine bina etsin; iki mi üç mü kıldığını bilemezse iki üzerine bina etsin; üç mü dört mü kıldığını bilemezse üç üzerine bina etsin, sonra da selam vermezden önce iki (ziyade) secde yapsın..." |Tirmizi, Salat 291, (398)|2757
NAMAZ BÖLÜMÜ|Secdeler Üzerine Fasıl - Sehv Secdesi|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) namazın ikinci rek'atında selam verip bitirdi. Zülyedeyn (ra) kendisine: "Ey Allah'ın Resulü, namaz kısaldı mı yoksa unuttunuz mu?" diye sordu. Aleyhissalatu vesselam: "Zülyedeyn doğru mu söylüyor?" diye sordu. Herkes: "Evet!" diye cevap verdi. Resul-i Ekrem (sav) de iki rek'at daha kıldı, sonra selam verdi, sonra tekbir getirip iki secde daha yaptı. Bu iki secde diğer secdelerinin uzunluğunda idi veya biraz daha uzundu. Sonra namazdan kalktı." |Buhari, Sehv, 3, 4, 5, Mesacid 88, Cemaat 69, Edeb 45, Haberul-Vahid 1; Müslim, Mesacid 97, (573); Muvatta, Salat 58, (1, 93); Ebu Davud, Salat 195, (1008, 1009, 1010, 1011, 1012); Tirmizi, Salat 289, (394), 292, (399); Nesai, Sehv 22-23, (3, 20, 26)|2758
NAMAZ BÖLÜMÜ|Secdeler Üzerine Fasıl - Sehv Secdesi|ebu davud|Muhammed İbnu Şirin|(Resulullah (sav) öğle ve ikindi namazlarından birini iki rek'at kılmıştı - Ravi der ki: "Zann-ı galibime göre bu, ikindi namazı idi. Sonra selam verdi. Sonra mescidin ön kısmındaki kütüğe gitti. Elini üzerine koydu, (yüzünde öfke okunuyordu). Cemaatte Hz. Ebu Bekr ve Hz. Ömer de vardı. Bunlar (namazda yapılan eksiklikten) Efendimize söz etmekten (hicab edip) korktular. Cemaatin çabuk çıkanları: "(Ey Allah'ın Resulü!) namaz kısaldı mı?" diye sordular. Resulullah (sav)'ın Zülyedeyn dediği bir zat da: "Ey Allah'ın Resulü! Namaz mı kısaldı, siz mi unuttunuz?" dedi. "Ne ben unuttum, ne de namaz kısaldı!" cevabını verdi. Ama Zülyedeyn tekrar: "Hayır (farkında değilsiniz), unuttunuz!" (dedi). Bunun üzerine (Aleyhissalatu Vesselam) kalktı iki rek'at daha kıldı, sonra selam verdi. Sonra tekbir getirdi, tıpkı diğer secdeleri gibi -veya biraz daha uzun olmak üzere- (sehiv için) secde yaptı, sonra başını kaldırdı tekbir getirdi. Sonra başını koydu tekbir getirdi, peşinden önceki secdesi gibi -veya daha uzun- (sehiv için ikinci defa) secde etti, sonra başını kaldırdı ve tekbir getirdi, (oturup teşehhüd okudu ve selam vererek namazı tamamladı). |Ebu Davud, Salat 195, (1008)|2759
NAMAZ BÖLÜMÜ|Secdeler Üzerine Fasıl - Sehv Secdesi|buharimüslimebu davudnesaitirmizi|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) namaz kılmıştı. Namazda (unutarak) ziyade veya noksanda bulundu. Kendisine: "Ey Allah'ın Resulü! Namazda (yeni bir durum mu) hasıl oldu?" diye soruldu. "Bunu niye sordunuz?" diye O da merak etti. "Şöyle şöyle kıldınız" dediler. Resulullah (sav) hemen dizlerini bükerek kıbleye yöneldi ve iki adet sehiv secdesinde bulundu, sonra selam verdi ve yüzünü bize çevirerek: "Şayet namazda yeni bir şey hasıl olsaydı ben size haber verirdim. Ancak ben bir beşerim, sizin unuttuğunuz gibi ben de unuturum. Öyleyse bir şey unutursam bana haber verin. Biriniz namazında şekke düşecek olursa doğruyu araştırsın ve onun üzerine kalanı bina etsin, sonra da iki sehiv secdesi yapsın" dedi. |Buhari, Sehiv 2, Salat 31, 32, Eyman 15, Haberu'l-Vahid 1; Müslim, Mesacid 89, (572); Ebu Davud, Salat 196, (1019, 1020, 1021, 1022); Nesai, Sehv 26, (3, 31-36); Tirmizi, Salat 289, (392, 393)|2760
NAMAZ BÖLÜMÜ|Secdeler Üzerine Fasıl - Sehv Secdesi|ebu davud|Muğire İbnu Şu'be|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İmam, (yanılarak ikinci rek'atte oturacağı yerde müteakip) rek'ate kalkmaya teşebbüs eder ve tam doğrulmadan hatırlarsa, hemen otursun. Tam kalkıp doğrulmuşsa artık (geri dönüp) oturmasın, namazın sonunda sehiv secdesi yapsın." |Ebu Davud, Salat 201, (1036); Tirmizi, Salat 269, (365)|2761
NAMAZ BÖLÜMÜ|Secdeler Üzerine Fasıl - Sehv Secdesi|muvatta||İmam Malik (ra)'a ulaştığına göre, Resulullah (sav): "Ben de unuturum veya sünnet koymak için unutturulurum" buyurmuştur. |Muvatta, Sehv 2, (1, 100)|2762
NAMAZ BÖLÜMÜ|Secdeler Üzerine Fasıl - Tilavet Secdesi|buharimüslimebu davud|İbnu Ömer|Resulullah (sav), içerisinde secde ayeti olan süreyi okur, (ayetler geldikçe) secde ederdi, biz de secde ederdik. Öyle ki (izdiham sebebiyle) namaz dışı vakitlerde alnımızı koyacak secde yeri bulamadığımız olurdu. |Buhari, Sücudu'l-Kur'an 9, 8, 12; Müslim, Mesacid 103, (575); Ebu Davud, Salat 333, (1411, 1412, 1413)|2763
NAMAZ BÖLÜMÜ|Secdeler Üzerine Fasıl - Tilavet Secdesi|buharimuvatta|Rebi'a İbnu Abdillah|Hz. Ömer (ra) cuma günü, minber üzerinde (hutbe verirken) Nahl süresini okumuş, secde ayetine gelince, minberden inip secde yapmış, halk da onunla birlikte secdeye kapanmıştır. Müteakip cumada da (aynı şekilde) aynı sureyi okumuş, secde ayetine gelince: "Ey insanlar, biz secde ayetlerine uymuyoruz. (Bunlar okununca) kim secde ederse isabet eder, kim de secde etmezse üzerine günah yoktur" der ve Hz. Ömer (ra) secde etmez. (Buhari'nin bir rivayetinde şöyle denmiştir: "Allah, secdeyi dilemezsek farz etmemiştir.") |Buhari, Sücudu'l-Kur'an 10; Muvatta, Kur'an 16, (1, 206)|2764
NAMAZ BÖLÜMÜ|Secdeler Üzerine Fasıl - Tilavet Secdesi|müslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ademoğlu secde ayeti okur ve secde ederse şeytan ağlayarak ayrılır ve: "Yazık bana, insanoğlu secdeyle emredildi ve secde etti, mukabilinde ona cennet var. Ben de secdeyle emrolundum ama ben itiraz ettim, benim için de ateş var" der." |Müslim, İman 133, (81)|2765
NAMAZ BÖLÜMÜ|Secdeler Üzerine Fasıl - Tilavet Secdesi|ebu davud|Ebu Temimeti'l'Hüceymi|Ben sabah namazından sonra vaaz u nasihat ediyordum, bu esnada secde (ayeti okuyor ve secde) ediyordum. İbnu Ömer (ra) beni yasakladı. Ama ben O'nu dinlemedim. O üç sefer yasaklamayı tekrarladı. Sonra dönüp: "Ben Resulullah (sav)'ın arkasında namaz kıldım. Hz. Ebu Bekr, Hz. Ömer ve Hz. Osman (ra) ile de namaz kıldım. Onların hiçbiri güneş doğuncaya kadar secde yapmazlardı" dedi. |Ebu Davud, Salat 335, (1415)|2766
NAMAZ BÖLÜMÜ|Secdeler Üzerine Fasıl - Tilavet Secdesi|ebu davudibnu mace|Amr İbnu'l-As|Resulullah (sav) bana Kur'an'dan onbeş secde ayeti okuttu. Bunrdan üçü Mufassal sürelerdedir. Hacc süresinde de iki secde ayeti var. |Ebu Davud, Salat 328, (1401); İbnu Mace, İkamet 71, (1057)|2767
NAMAZ BÖLÜMÜ|Secdeler Üzerine Fasıl - Tilavet Secdesi|buhariebu davudtirmizinesai|İbnu Abbas|Şad süresi azaim-i sücud'dan değildir.Nitekim ben Resulullah (sav)'ı o sürede secde edip: "Davud (as) bu secdeyi tevbe secdesi olarak yaptı, biz ise şükür olarak yapıyoruz!" dediğini işittim. |Buhari, Sücudu'l-Kur'an 3, Enbiya 39; Ebu Davud, Salat 332, (1409); Tirmizi, Salat 405, (577); Nesai, İftitah, 48, (2,159)|2768
NAMAZ BÖLÜMÜ|Secdeler Üzerine Fasıl - Tilavet Secdesi|buharimüslimebu davudnesai|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) Ve'n-necmi suresini okudu ve secde-i tilavette bulundu, beraberindekiler de secde ettiler. Ancak, aralarında bulunan Kureyşli bir ihtiyar yerden bir avuç toprak alarak alnına götürdü ve: "Bu bana yeter" dedi. İbnu Mes'ud der ki: "Ben sonra bu herifin kafir olarak öldürüldüğünü gördüm. Bu Ümeyye İbnu Halef idi." (Metin, Buhari'deki metindir) |Buhari, Sücudul-Kur'an 4, 1, Menakıbu'l-Ensar 29, Meğazi 7, Tefsir, Necm; Müslim, Mesacid 105, (676); Ebu Davud, Salat 330, (1406); Nesai, İftitah 49, (2,160)|2769
NAMAZ BÖLÜMÜ|Secdeler Üzerine Fasıl - Tilavet Secdesi|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Zeyd İbnu Sabit|Resulullah (sav)'a Ve'n-necmi süresini okudum, bunda secde etmedi. |Buhari, Sücudu'l-Kur'an 6; Müslim, Mesacid 106, (577); Ebu Davud, Salat 329, (1404); Tirmizi, Salat 404, (576); Nesai, İftitah 50, (2, 160)|2770
NAMAZ BÖLÜMÜ|Secdeler Üzerine Fasıl - Tilavet Secdesi|buharimüslimmuvattaebu davudnesai|Ebu Seleme|Ebu Hüreyre (ra)'den naklettiğine göre, Ebu Hüreyre İza's'Semaun-şakkat suresini okudu ve secde etti. Ben kendisine: "Ey Ebu Hüreyre seni secde eder görmüyor muyum!" dedim. Bana: "Resulullah'ı secde eder görmemiş olsaydım, bende secde etmezdim!" cevabını verdi. |Buhari, Sücudu'l-Kur'an 7, 6, Ezan 100, 102; Müslim, Mesacid 107; Muvatta, Kur'an 12, (1, 205); Ebu Davud, Salat 331, (1407); Nesai, İftitah 51, (2, 161)|2771
NAMAZ BÖLÜMÜ|Secdeler Üzerine Fasıl - Tilavet Secdesi|müslimebu davudtirmizinesai|Ebu Hüreyre|Biz Resulullah (sav)'la İza's-Semaun-Şakkat süresinde ve İkra' bismi Rabbikellezi halaka süresinde secde ettik. |Müslim, Mesacid 108, (578); Ebu Davud, Salat 331, (1407); Tirmizi, Salat 402, (573, 574); Nesai, İftitah 51, 52, (2, 161, 162)|2772
NAMAZ BÖLÜMÜ|Secdeler Üzerine Fasıl - Tilavet Secdesi|ebu davud|İbnu Abbas|Resulullah (sav) Medine'ye (hicretle) geldiği günden beri mufassal surelerden hiç birinde secde etmemiştir. |Ebu Davud, Salat 329, (1403)|2773
NAMAZ BÖLÜMÜ|Secdeler Üzerine Fasıl - Tilavet Secdesi|ebu davudtirmizinesai|Aişe|Resulullah (sav), geceleyin yaptığı tilavet secdelerinde şöyle derdi: "Yüzüm, kendisini yaratan (maddi ve manevi çeşitli cihazlarla techiz, tezyin ve) tasvir eden, ilahi güç ve kudretiyle onda işitme ve görme duyguları açan Zat'a secde etti." |Ebu Davud, Salat 334, (1414); Tirmizi, Salat 407, (608); Nesai, İftitah 71, (2, 222)|2774
NAMAZ BÖLÜMÜ|Secdeler Üzerine Fasıl - Tilavet Secdesi|tirmizi|İbnu Abbas|Bir adam gelerek dedi ki, "Ey Allah'ın Resulü! Gece uyurken rüyamda kendimi gördüm. Sanki ben bir ağacın arkasında secde yapıyorum. Ben secde yaptım, secdem üzerine ağaç da secde yaptı. Onun şöyle söylediğini işittim: "Allah'ım, secdem sebebiyle bana sevab yaz, onun hürmetine günahımı dök, onu senin nezdinde bana azık yap. Kulun Davud'dan kabul ettiğin gibi, onu benden kabul et." İbnu Abbas (ra) der ki: "Bundan sonra, Resulullah (sav)'ın secde ayeti okuduğunu, (tilavet secdesi sırasında) o adamın kendisine, ağacın sözü olarak haber verdiği duanın aynısıyla dua ettiğini işittim. |Tirmizi, Da'avat 33, (3420)|2775
NAMAZ BÖLÜMÜ|Secdeler Üzerine Fasıl - Şükür Secdesi|ebu davudtirmiziibnu mace|Ebu Bekre|Resulullah (sav) sürurlu bir hadiseyle veya sürur veren bir hadiseyle karşılaşınca Allah'a şükretmek üzere secde ederdi. |Ebu Davud, Cihad 174, (2774); Tirmizi, Siyer 25, (1578); İbnu Mace, İkamet 192, (1394)|2776
NAMAZ BÖLÜMÜ|Secdeler Üzerine Fasıl - Şükür Secdesi|ebu davud|Sa'd İbnu Ebi Vakkas|Resulullah (sav) ile birlikte Mekke'den çıktık. Medine'ye gitmeyi arzu ediyorduk. Yolun bir yerine (Azvera'ya) ulaşınca, Aleyhissalatu vesselam ellerini kaldırıp Allah'a dua etti ve secdeye kapandı. Uzun müddet öyle kaldı. Sonra kalkıp yeniden ellerini kaldırdı, bir müddet (öyle kaldı). Sonra tekrar secdeye kapandı. Bu şekilde üç kere secde yaptı. Sonra dedi ki: "Ben Rabbimden talepte bulundum ve ümmetime şefaat ettim. Rabbim, ümmetimin üçte birini bana verdi. Ben de Rabbim için şükür secdesine kapandım. Sonra başımı yerden kaldırıp, ümmetim lehinde tekrar (mağfiret için) talepte bulundum, bana ümmetimin üçte birini daha verdi, ben de Rabbime şükür secdesinde bulundum. Sonra başımı kaldırdım ümmetim için tekrar talepte bulundum, bana ümmetimin son üçte birini de verdi, ben de Rabbime şükür secdesine kapandım." |Ebu Davud, Cihad 174, (2775)|2777
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cemaatin Fazileti|buharimüslimebu davudtirmiziibnu mace|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kişinin cemaatle kıldığı namazın sevabı evinde ve çarşıda (iş yerinde) kıldığı namazından yirmibeş kat fazladır. Şöyle ki, abdest alınca güzel bir abdest alır, sonra mescide gider, evinden çıkarken sadece mescid gayesiyle çıkmıştır. Bu sırada attığı her adım sebebiyle bir derece yükseltilir, bir günahı affedilir. Namazı kıldı mı, namazgahında olduğu müddetçe melekler ona rahmet okumaya devam ederler ve şöyle derler: "Ey Rabbimiz buna rahmet et, merhamet buyur." Sizden herkes, namaz beklediği müddetçe namaz kılıyor gibidir. |Buhari, Ezan 30, Cuma 2; Müslim, Salat 272 (649); Ebu Davud, Salat 49, (559); Tirmizi, Salat 245, (330); İbnu Mace, Mesacid 16, (788)|2778
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cemaatin Fazileti|buharimüslim|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cemaatle kılınan namaz, ayrı kılınan namazdan yirmiyedi derece üstündür." |Buhari, Ezan 30; Müslim, Salat 272|2779
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cemaatin Fazileti|rezin|Ebu Musa|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Namazda en çok sevap alan kimse, en uzak olanlarıdır, yürüme yönüyle en uzaktan gelenler, imamla kılıncaya kadar namazı bekleyen kimse, hemen kılıp sonra da uyuyandan daha çok sevaba mazhardır." [Rezin ilavesidir. Derim ki bu rivayet Buhari'nin Sahih'inde mevcuttur. (Buhari, Ezan 31).] |Rezin|2780
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cemaatin Fazileti|müslimmuvattaebu davudtirmizi|Osman|Resulallah (sav)'ı işittim, şöyle diyordu: "Kim yatsıyı bir cemaat içinde kılarsa sanki gecenin yarısını ihya etmiş gibi olur, kim de sabah namazını bir cemaat içinde kılarsa sanki gecenin tamamını namazla geçirmiş gibi olur." |Müslim, Mesacid 260, (656); Muvatta, Salatu'l-Cema'a 7, (1, 132); Ebu Davud, Salat 48, (555); Tirmizi, Salat 165, (221)|2781
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cemaatin Fazileti|müslimebu davud|Übeyy İbnu Ka'b|Bir adam vardı Mescide ondan daha uzakta oturan birini bilmiyordum. Namazları da hiç kaçırmıyordu. Kendisine: "Bir eşek alsan da karanlık veya sıcak zamanlarda binsen!" denilmiştir, şu cevapta bulundu: "Evimin mescide yakın olması beni memnun etmez. Ben mescide kadar yürümelerimin, sonra da aileme dönüşlerimin sevab olarak yazılmasını diliyorum." Resulullah (sav), (Adamın bu sözünü işitince): "Allah Teala hazretleri bu isteklerinin hepsini yerine getirdi" buyurdu. |Müslim, Mesacid 278, (663); Ebu Davud, Salat 49, (586)|2782
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cemaate Devam Vacibtir|müslimnesaiebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav)'a ama bir zat gelerek: "Ey Allah'ın Resulü! Beni mescide kadar getirecek bir rehberim yok!" diyerek Aleyhissalatu vesselamdan (namazı evinde kılmak için) ruhsat istedi. (O da izin verdi.) Adam geri dönünce, Resulullah (sav) onu çağırtarak: "Ezanı işitiyor musun?" diye sordu. Adam: "Evet!" deyince: "Öyleyse icabet et" dedi (ve evde kılmaya izin vermedi.) |Müslim, Mesacid 255, (653); Nesai, İmamet 50, (2, 109); Ebu Davud, Salat 47, (552)|2783
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cemaate Devam Vacibtir|ebu davud|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim, müezzini işitir ve kendini engelleyen bir özrü olmadığı halde cemaate katılmazsa, kıldığı namaz (kamil bir sevapla) kabul edilmez." "(Ey Allah'ın Resulü!) denildi, "meşru özür nedir?" "Korku veya hastalıktır!" buyurdu. |Ebu Davud, Salat 47, (551)|2784
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cemaate Devam Vacibtir|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Münafıklara en ağır gelen namaz yatsı namazıyla sabah namazıdır. Eğer bu iki namazdaki hayrın ne olduğunu bilselerdi, emekleyerek de olsa onları kılmaya gelirlerdi. [Nefsimi kudret eliyle tutan Zat'a kasem olsun!] Ezan okutup namaza başlamayı, sonra halkın namazını kıldırması için yerime birini bırakmayı, sonra da beraberlerinde odun desteleri olan bir grup erkekle namaza gelmeyenlere gitmeyi ve evlerini üzerlerine yıkmayı düşündüm." |Buhari, Ezan 29, Husumat 5, Ahkam 52; Müslim, Mesacid 252, (651); Muvatta, Salatu'l-Cema'a 3, (1, 129-130); Ebu Davud, Salat 47, (548, 549); Tirmizi, Salat 162, (217); Nesai, İmamet 49, (2,107)|2785
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cemaate Devam Vacibtir|müslimebu davudnesai|İbnu Mes'ud|Ben (cemaatimizi tedkik edince) gördüm ki, namazı beraber kılmaktan, sadece herkesçe malum münafıklarla hastalar geri kalmaktaydı. Öyle ki iki kişinin arasında yürüyebilecek durumda olan hastalar bile namaz için (mescide) geliyordu." İbnu Mes'ud devamla dedi ki: "Resulullah (sav) bize Sünen-i Huda'yı göstermişti. Sünen-i Huda'dan biri de içerisinde ezan okunan mescidde namaz kılmaktı." |Müslim, Mesacid 256, (654); Ebu Davud, 47, (560); Nesai, İmamet 50, (2, 108, 109)|2786
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cemaate Devam Vacibtir|ebu davud|İbnu Mes'ud|Ebu Davud'daki rivayette şu ziyade var "...Sizden her birinizin evinde mutlaka bir mescid var. Eğer namazı evlerinizde kılıp mescidlerinizi terkederseniz Peygamberiniz (sav)'in sünnetini terketmiş olursunuz. Peygamberinizin sünnetini terkedince de küfran-ı nimete düşmüş olursunuz." |Ebu Davud, 47, (560)|2787
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cemaate Devam Vacibtir|tirmizi|İbnu Abbas|İbnu Abbas (ra)'dan gündüz oruç tutan, gece de namaz kılan ve fakat cemaate ve cumaya gelmeyen bir kimse hakkında sorulmuştu: "Bu, ateş ehlindendir!" diye cevap verdi. |Tirmizi, Salat 162, (218)|2788
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cemaate Devam Vacibtir|buhari|Ümmü'd-Derda|Ebu'd-Derda (ra) öfkeli halde yanıma geldi. Kendisine: "Niye öfkelendin?" diye sordum. Şu cevabı verdi: "Vallahi, Muhammed (sav)'ın işinden bir şey anlamıyorum. Bildiğim tek şey cemaat halinde namaz kılmalarıdır." |Buhari, Ezan 31,3|2789
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cemmati Özrü Olan Terkeder|buharimüslimmuvattanesai|Itban İbnu Malik|"Ey Allah'ın Resulü" dedim, "seller benimle kabilemin mescidi arasına engel çıkarıyor. İstiyorum ki evime kadar şeref verip bir yerde namaz kılsanız da orayı mescit yapsam!" "(İnşaallah bir ara) geleyim!" buyurdular. Beraberinde Hz. Ebu Bekr olduğu halde huzuruyla evimizi şereflendirip (izin isteyerek içeri girdiği) zaman ilk iş olarak, "Nerede namaz kılmamı istersin?" diye sordu. Evin bir köşesini işaret ederek (yer gösterdim. Orada) namaza durdu. Biz de arkasından saf yaptık. Bize iki rek'at (nafile) namaz kıldırdı." |Buhari, Ezan 40, 50, 153, 154, Salat 45, 46, Teheccüd 36, Megazi 11, Et'ime 15, Rikak 6, İstitabe 9; Müslim, İman 54, (33); Muvatta, Kasru's-Salat 86, (1, 172); Nesai, İmamet 10, (2, 80)|2790
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cemmati Özrü Olan Terkeder|buharimüslimmuvattaebu davudnesai|İbnu Ömer|Resulullah (sav) sefer sırasında, soğuk veya yağmurlu gecelerde müezzine (ezan sırasında) şöyle söylemesini de emrederdi: "Dikkat! namazlarınızı yerlerinizde kılacaksınız!" |Buhari, Ezan 18, 40; Müslim, Müsafirin 22, (697); Muvatta, Salat 10, (1, 73); Ebu Davud, Salat 214, (1060-1064); Nesai, Ezan 17, (2,15)|2791
NAMAZ BÖLÜMÜ|İmamın Vasfı|müslimtirmiziebu davudnesai|Ebu Mes'ud El-Bedri|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cemaate, Kitabullah'ı en iyi okuyan kimse imam olur. Eğer kıraatte (okumada) herkes eşitse, sünneti en iyi bilen; sünneti bilmede eşitseler, hicret etmede evvel olan; hicrette de eşitseler, yaşça büyük olan imam olur. Kişi misafir olduğu evin sahibine veya (emri altında çalıştığı) sultanına imamlık yapmasın, ev sahibinin baş köşesine izni olmadan da oturmasın." |Müslim, Mesacid 290, (673); Tirmizi, Salat 174, (236), Edeb 24 (2773); Ebu Davud, Salat 61, (582, 583, 584); Nesai, İmamet 3, 8, (2,76-77)|2792
NAMAZ BÖLÜMÜ|İmamın Vasfı|müslimnesai|Ebu Said|Resulullah (sav) buyurdular ki: "(Namaz kılacaklar) üç kişi iseler içlerinden biri imam olsun. İmamlığa ehak olan akra' (Kur'an-ı Kerim'i daha iyi okur) olandır..." |Müslim, Mesacid 289, (672); Nesai, İmamet 5, (2, 77)|2793
NAMAZ BÖLÜMÜ|İmamın Vasfı|ebu davud|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizin için hayırlınız ezan okusun, kurra olanınız da imam olsun." |Ebu Davud, Salat 61, (590)|2794
NAMAZ BÖLÜMÜ|İmamın Vasfı|buhariebu davudnesai|Amr İbnu Seleme|Ben altı veya yedi yaşında iken kendi kavmime imamlık yaptım. O zaman ben, aralarında Kur'an'ı en çok bilen kimseydim. |Buhari, Megazi 52; Ebu Davud, Salat 61, (585-587); Nesai, Ezan 8, (2, 9-10), Kıble 16, (2, 70), İmamet 11, (2, 80)|2795
NAMAZ BÖLÜMÜ|İmamın Vasfı|buhariebu davud|İbnu Ömer|İlk muhacirler geldiği zaman, Resulullah (sav) gelmezden önce, Kuba'da (Usbe adında) bir menzile indiler. Onlara Ebu Huzeyfe'nin azadlısı Salim imamlık yapıyor idi. O, Kur'an'ı ezbere bilmede herkesten ileriydi. |Buhari, Ezan 54, Ahkam 25; Ebu Davud, Salat 61, (588)|2796
NAMAZ BÖLÜMÜ|İmamın Vasfı|buhari|Aişe|Anlattığına göre: "Kendisine kölesi Zekvan, Mushaf'ın yüzünden okuyarak imamlık yapıyordu." |Buhari, Ezan 54, (Bab başlığında (senetsiz) kaydetmiştir)|2797
NAMAZ BÖLÜMÜ|İmamın Vasfı|ebu davud|Enes|Resulullah (sav) İbnu Ümmi Mektum'u ama olduğu halde, halka imamlık etmek için (sefere çıkarken) yerine halef tayin etti. |Ebu Davud, Salat 65, (595)|2798
NAMAZ BÖLÜMÜ|İmamın Vasfı|buharimüslimebu davudtirmizi|Cabir|Hz. Muaz (ra), Resulullah (sav) ile yatsıyı kılar, sonra kavmine döner, bu namazı onlara kıldırırdı |Buhari, Ezan 60, 63, 66, Edeb 74; Müslim, Salat 180, (465); Ebu Davud, Salat 68, (599, 600); Tirmizi, Salat 410, (583)|2799
NAMAZ BÖLÜMÜ|İmamın Vasfı|ebu davud|İbnu Amr İbnu'l-As|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Üç kişi vardır, Allah onların namazını kabul etmez: 1) Kendisini sevmeyen kimselere imam olan; 2) Namaza arkadan gelen, yani vakti çıktıktan sonra gelen; 3) Köleyi azad ettikten sonra tekrar köle kılan." |Ebu Davud, Salat 63, (593)|2800
NAMAZ BÖLÜMÜ|İmamın Vasfı|tirmizi|Ebu Ümame|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Üç kişi vardır ki, onların namazları kulaklardan öte geçmez: 1) Dönünceye kadar, kaçan köle. 2) Geceyi, kocası kendisine dargın olarak geçiren kadın. 3) Kavminin nefret ettiği imam." |Tirmizi, Salat 266, (360)|2801
NAMAZ BÖLÜMÜ|İmamın Vasfı|buharimüslimebu davudnesai|Cabir|Muaz İbnu Cebel (ra) Resulullah (sav)'la birlikte namaz kılar, sonra gelir, kavmine imamlık yapardı. Bir gece Resulullah (sav)'la birlikte yatsıyı kıldı. Sonra kavmine geldi ve onlara imamlık yaptı ve Bakara süresiyle kıraate başladı. Bir adam cemaatten ayrılarak selam verdi. Namazını tek başına kılarak çekip gitti. Adama: "Ey filan, nifak mı çıkarıyorsun?" dediler. Adam: "Vallahi hayır, Resulullah (sav)'a gidip (Muaz'ın yaptığını) haber vereceğim." dedi. Yanına varıp: "Ey Allah'ın Resulü, biz sulama devesi besleyen insanlarız. Gündüz çalışırız. Muaz sizinle yatsıyı kıldı. Sonra bize gelip bakara süresi ile namaz kıldırmaya başladı" dedi. Resulullah (sav) Muaz'a yönelerek: "Ey Muaz, sen fitneci misin? Veşşemsi ve duhaha'yı, Vedduha'yı, Velleyli iza yağşa'yı, Sebbihi's-me Rabbike'l-a'la'yı oku" buyurdu. |Buhari, Ezan 60, 63, 66, 74; Müslim, Salat 178, (465); Ebu Davud, Salat 127, (790, 791, 793,); Nesai, İmamet 39, 41 (2, 97-98), İftitah 63, 70, (2,168,172)|2802
NAMAZ BÖLÜMÜ|İmamın Vasfı|buharimüslimmuvattaebu davudnesaitirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizden kim halka namaz kıldırırsa namazı hafif (kısa) tutsun. Zira cemaatte zayıf, sakat hasta ve ihtiyaç sahibi vardır. Müstakil kılınca dilediği kadar uzatsın." |Buhari, Ezan 62; Müslim, Salat 186, (467); Muvatta, Cemaat 13, (1, 134); Ebu Davud, Salat 127, (794, 795); Nesai, İmamet 35, (2, 94); Tirmizi, Salat 175, (236)|2803
NAMAZ BÖLÜMÜ|İmamın Vasfı|buharimüslimtirmizinesai|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ben, uzun tutmak arzusuyla namaza başlarım. (Namazı kıldırırken) bir çocuk ağlaması kulağına gelir. Çocuğun ağlamasından annesinin duyacağı elemi bildiğim için namazı uzatmaktan vazgeçerim." |Buhari, Ezan 65; Müslim, Salat 189, (469, 470), 196, (473); Tirmizi, Salat 175, (237), 276, (376); Nesai, İmamet 35, (2, 94-95)|2804
NAMAZ BÖLÜMÜ|İmamın Vasfı|ebu davud|İbnu Ebi Evfa|Resulullah (sav) öğlenin birinci rek'atinin kıyamını, kulağına ayak sesi gelmeyinceye kadar uzatırdı. |Ebu Davud, Salat 129, (802)|2805
NAMAZ BÖLÜMÜ|İmamın Vasfı|ebu davud|Salim İbnu Ebi'n-Nadr|Mescidde namaz için ikamet okununca, Resulullah (sav) cemaati az görürse oturur, (bekler)di. Kalabalık görürse kıldırırdı. |Ebu Davud, Salat 46, (545)|2806
NAMAZ BÖLÜMÜ|İmamın Vasfı|ebu davud|Mugire İbnu Şu'be|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İmam, farz kıldığı yeri değiştirmeden aynı yerde nafile namaz kılmamalıdır." |Ebu Davud, Salat 73, (616)|2807
NAMAZ BÖLÜMÜ|İmamın Vasfı|buharinesaiebu davud|Ümmü Seleme|Resulullah (sav) selam verilice yerinde bir miktar kalırdı. Allah bilir ya, bizim görüşümüze göre O'nun kalışı, kadınların erkeklerden önce çıkmalarını sağlamak içindi. |Buhari, Ezan 157,152,162,164; Nesai, Sehv 77, (3, 67); Ebu Davud, Salat 203, (1040)|2808
NAMAZ BÖLÜMÜ|İmamın Vasfı|ebu davudtirmizi|Sevban|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Üç şey vardır, onları yapmak kimseye helal olmaz: "Kişi bir kavme imamlık yapar, sonra da sadece kendisi için dua eder, cemaatim dua dışı bırakır; bunu yapan onlara ihanet eder. Kişi, izin almazdan önce bir evin içine bakamaz, bunu yapan ev halkına ihanet eder. Kişi küçük abdestine sıkışmış iken hafifleyinceye kadar namaz kılamaz." |Ebu Davud, Taharet 43, (90); Tirmizi, Salat 265, (357)|2809
NAMAZ BÖLÜMÜ|Me'mum (İmama Uyan) İle İlgili Hükümler|müslimnesaiebu davud|Ebu Mes'ud el-Bedri|Resulullah (sav) namazda omuzlarımıza eliyle dokunur ve: "Düzgün olun! Karışık durmayın, sonra kalblerinize de karışıklık ve ihtilaf girer. Hemen arkama, sizden akıl ve dirayet sahibi olanlar dursun. Sonra tedricen bunları takibedenler, sonra da onları takibedenler dursun" derdi. (Ebu Mes'ud ilave eder: "Bugün sizler ihtilafta çok ilerisiniz.") |Müslim, Salat 122, (432); Nesai, İmamet 26, (2, 90); Ebu Davud, Salat 96, (674)|2810
NAMAZ BÖLÜMÜ|Me'mum (İmama Uyan) İle İlgili Hükümler|müslimebu davudtirmizi|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Benim hemen arkama sizden akıl ve dirayet sahipleri dursun. Sonra onları takip edenler, sonra onları takip edenler, sonra da onları takip edenler dursun. Çarşıların karışıklığından sakının. |Müslim, Salat 123, (432); Ebu Davud, Salat 96, (675); Tirmizi, Salat 168, (228)|2811
NAMAZ BÖLÜMÜ|Me'mum (İmama Uyan) İle İlgili Hükümler|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesaiibnu mace|İbnu Abbas|Resulullah (sav) ile birlikte (bir gece) namaz kıldım. Soluna duruvermiştim, perçemimden tutarak sağına koydu. |Buhari, Ezan 57, 58, 59, 77, 79, İlm 41, Vudu 5, 36, Ezan 161, Vitr 1, Amel fi's-Salat 1, Tefsir, Al-i İmran 17, 18, 19, 20, Libas 71, Edeb 118, Da'avat 10, Tevhid 27; Müslim, Salatu'l-Müsafirin 181, (763); Muvatta, Salatu'l-Leyl 11, (1, 121, 122); Ebu Davud, Salat 70, (610, 611); Tirmizi, Salat 171, (232); Nesai, İmamet 45, (2, 104); İbnu Mace, İkametu's-Salat 44, (973)|2812
NAMAZ BÖLÜMÜ|Me'mum (İmama Uyan) İle İlgili Hükümler|müslimebu davudnesai|Alkame ve el-Esved|İbnu Mes'ud (ra)'un yanına girmek için kendisinden müsaade istedik. Bize izin verdi. Sonra kalkıp ikimizin arasında namaz kıldı. Sonra da: "Ben Resulullah (sav)'ın böyle yaptığını gördüm" dedi. |Müslim, Mesacid 26, (534); Ebu Davud, Salat 71, (613); Nesai, Mesacid 27, (2, 49-50), İftitah 90, (2,183)|2813
NAMAZ BÖLÜMÜ|Me'mum (İmama Uyan) İle İlgili Hükümler|müslimebu davudtirmizinesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Erkeklerin teşkil ettiği safların en hayırlısı birinci saftır. En kötüsü de en son saftır. Kadınların teşkil ettikleri safların en hayırlısı en son saftır, en kötüsü de en öndekidir." |Müslim, Salat 132, (440); Ebu Davud, Salat 98, (678); Tirmizi, Salat 166, (224); Nesai, İmamet 32, (2, 93)|2814
NAMAZ BÖLÜMÜ|Me'mum (İmama Uyan) İle İlgili Hükümler|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Nu'man İbnu Beşir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ya saflarınızı düzeltirsiniz ya da Allah kalplerinize muhalefet atar - veya yüzlerinize..." demişti. |Buhari, Ezan 71; Müslim, Salat 127, (436); Ebu Davud, Salat 94, (662, 663); Tirmizi,Salat 167, (227); Nesai, İmamet 25, (2, 89)|2815
NAMAZ BÖLÜMÜ|Me'mum (İmama Uyan) İle İlgili Hükümler|buharimüslimebu davudnesai|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Saflarınızı düzgün kılın, zira safların düzeltilmesi namazın kemalin(i sağlayan şartlar)dandır." |Buhari, Ezan 132, 72, 74, 76; Müslim, Salat 124, (433, 434); Ebu Davud, Salat 94, (667-671); Nesai, İmamet 27, 28, 30, (2, 91)|2816
NAMAZ BÖLÜMÜ|Me'mum (İmama Uyan) İle İlgili Hükümler|ebu davudnesai|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Safları düz kılın, omuzları bir hizaya getirin, aradaki boşlukları kapatın, kardeşlerinizini (sizi düzeltmeye çalışan) ellerine arşı nezaketli olun. Arada şeytan gedikleri bırakmayın. Kim safa kavuşursa Allah ona kavuşur. Kim de saftan koparsa Allah da ondan kopar." |Ebu Davud, Salat 94, (666); Nesai, İmamet 31, (2, 93)|2817
NAMAZ BÖLÜMÜ|Me'mum (İmama Uyan) İle İlgili Hükümler|ebu davud|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizin en hayırlınız, namazda omuzları en yumuşak olandır." |Ebu Davud, Salat 94, (672)|2818
NAMAZ BÖLÜMÜ|Me'mum (İmama Uyan) İle İlgili Hükümler|ebu davudtirmizi|Vabisa İbnu Ma'bed|Resulullah bir adam gördü, safın gerisinde tek başına namaz kılıyordu. Ona namazını yeniden kılmayı emretti. |Ebu Davud, Salat 100, (682); Tirmizi, Salat 170, (230)|2819
NAMAZ BÖLÜMÜ|Me'mum (İmama Uyan) İle İlgili Hükümler|müslimebu davudnesai|Ebu Said|Resulullah (sav), Ashabında bir gerileme görmüştü: "İlerleyin bana uyun. Sizden sonrakiler de size uysunlar. Bir kavm gerilemeye devam eder eder de Allah da onları geriletiverir" buyurdu. |Müslim, Salat 130, (438); Ebu Davud, Salat 98, (680); Nesai, İmamet 17, (2, 83)|2820
NAMAZ BÖLÜMÜ|Me'mum (İmama Uyan) İle İlgili Hükümler|müslimebu davudnesai|Cabir İbnu Semüre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Meleklerin Rabbleri indinde saf tutmaları gibi siz de saf tutmaz mısınız?" Biz: "Melekler nasıl saf tutarlar?" dedik. "Onlar dedi, ön safları tamamlarlar ve safda muntazam dururlar." |Müslim, Salat 119, (430); Ebu Davud, Salat 94, (661); Nesai, İmamet 28, (2, 92)|2821
NAMAZ BÖLÜMÜ|Me'mum (İmama Uyan) İle İlgili Hükümler|müslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Eğer birinci safta ne olduğunu bilseydiniz, mutlaka kur'a çekilirdi." |Müslim, Salat 131, (439)|2822
NAMAZ BÖLÜMÜ|Me'mum (İmama Uyan) İle İlgili Hükümler|buharimüslimebu davudnesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İmam, kendisine uyulmak için meşru kılınmıştır. Öyleyse o tekbir getirdi mi siz de tekbir getirin. Rükuya gidince siz de rükuya gidin." "Semi'allahu li-men hamide" (Allah kendisine hamdedeni işitir) deyince "Allahümme Rabbena leke'l hamd" (Ey Rabbimiz hamdler sanadır) deyin. O ayakta namaz kılarsa siz de ayakta kılın, oturarak kılarsa siz de hepiniz oturarak namaz kılın." |Buhari, Ezan 74, 82; Müslim, Salat 86-89, (414-417); Ebu Davud, Salat 69, (603, 604); Nesai, İftitah 30, (2, 141-142)|2823
NAMAZ BÖLÜMÜ|Me'mum (İmama Uyan) İle İlgili Hükümler|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizden biri, rüku ve secdede başını imamdan önce kaldırdığı zaman Cenda-ı Hakk'ın, (Kıyamet günü) başını, eşek başına veya suretine çevire(rek dirilte)ceğinden korkmaz mı." |Buhari, Ezan 53; Müslim, Salat 114, (427); Ebu Davud, Salat 76, (623); Tirmizi, Salat 409, (682); Nesai, İmamet 38. (2, 96)|2824
NAMAZ BÖLÜMÜ|Me'mum (İmama Uyan) İle İlgili Hükümler|muvatta|Ebu Hüreyre|Başını imamdan önce kaldırıp indiren kimsenin alnı şeytanın elindedir. |Muvatta, Salat 57,(1,92)|2825
NAMAZ BÖLÜMÜ|Me'mum (İmama Uyan) İle İlgili Hükümler|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Bera|Biz Resulullah (sav) ile birlikte namaz kılarken, o "semi'allahu li-men hamideh" deyince, bizden kimse, Resulullah (sav) alnını yere koyuncaya kadar, sırtını eğmezdi. |Buhari, Ezan 52, 91, 133; Müslim, Salat 198, (474); Ebu Davud, Salat 75, (620, 621, 622); Tirmizi, Salat 208, (281); Nesai, İmamet 38, (2, 96)|2826
NAMAZ BÖLÜMÜ|Me'mum (İmama Uyan) İle İlgili Hükümler|buharimüslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir kimse, namazdan tek rek'ati imamla kılabilmişse, namazın tamamını beraber kılmış gibi olur." |Buhari, Mevakitu's-Salat 29; Müslim, Mesacid 162, (607)|2827
NAMAZ BÖLÜMÜ|Me'mum (İmama Uyan) İle İlgili Hükümler|ebu davud|Ebu Hüreyre|Ebu Davud'un bir diğer rivayetinde şöyle gelmiştir: "Siz namaza gelince biz secdede isek hemen secdeye katılın, fakat onu (rek'at veya başka) bir şey saymayın, tek rek'ate kavuşan namaza kavuşmuş sayılır." |Ebu Davud, Salat 156, (893)|2828
NAMAZ BÖLÜMÜ|Me'mum (İmama Uyan) İle İlgili Hükümler|muvatta|Ebu Hüreyre|Muvatta'nın rivayetinde şöyledir: "Rek'ate kavuşan secdeye kavuşur. Kim Fatiha'ya yetişemezse, pek çok hayrı kaçırmış demektir." |Muvatta, Vukütu's-Salat 18, (1, 11)|2829
NAMAZ BÖLÜMÜ|Me'mum (İmama Uyan) İle İlgili Hükümler|tirmiziebu davud|Ali ve Mu'az|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Siz mescide geldiğiniz(de cemaatle namaza başlanmış ise), imam (kıyam, rüku, secde, kuud) hangi hal üzere olursa olsun hemen uyun ve yapmakta olduğunu yapın." |Tirmizi, Salat 414, (591); Ebu Davud, Salat 28, (506)|2830
NAMAZ BÖLÜMÜ|Me'mum (İmama Uyan) İle İlgili Hükümler|ebu davud|Hemmam İbnu'l'Haris|Huzeyfe (ra) Medain şehrinde yüksekçe bir yerde durarak cemaate imam olmuştu. Ebu Mes'ud kamisinden tutarak onu çekti. Namazdan çıkınca, Ebu Mes'ud: "İnsanların bundan men edildiklerini bilmiyor musun?" dedi. Öbürü: "Evet, ancak siz beni (gömleğimden tutup) çekince hatırladım!" dedi. |Ebu Davud, Salat 67, (597)|2831
NAMAZ BÖLÜMÜ|Me'mum (İmama Uyan) İle İlgili Hükümler|buharimüslimebu davudnesai|Ebu Hazım İbnu Dinar|Sehl İbnu Sa'd'a bir grup insan Hz. Peygamber (sav)'in minberinin hangi ağaçtan yapıldığı hususunda münakaşa etmek üzere geldiler. Sehl: "Ben onun hangi ağaçtan yapıldığını, kimin yaptığını, Efendimiz (sav)'ın hangi gün üzerine oturduğunu biliyonum" dedi ve açıkladı: "Resulullah (sav) Ensardan falanca kadına bir adam gönderdi: "Marangoz kölene söyle, bana ahşaptan münasib bir şey yapsın da üzerine çıkıp halka hitabette bulunayım"" dedi. Köle de O'na şu üç basamaklı şeyi imal ediverdi. Sonra Resulullah (sav), bunun şu yere konmasını emretti. Mezkur minber, el-Gabe'nin ılgın ağacından yapılmıştır. Resulullah (sav) minberin üzerine çıkıp namaza durdu ve tekbir getirdi, cemaat de O'nunla birlikte arkasından tekbir getirdi. Sonra rükuya gitti, sonra geri geri gelerek minberden indi ve minberin dibinde secde yaptı,sonra namazdan çıktı, sonra halka yöneldi ve: "Ben bunu, bana uymanız ve namazımı bilmeniz için yaptım" buyurdu. |Buhari, Salat 64, 18, Cuma 36, İ'tikaf 32, Hibe 3; Müslim, Mesacid 44, (544); Ebu Davud, Salat 221, (1080); Nesai, Mesacid 45, (2, 57-50)|2832
NAMAZ BÖLÜMÜ|Me'mum (İmama Uyan) İle İlgili Hükümler|buhariebu davud|Aişe|Resulullah (sav) geceleyin duvarları alçak olan hücresinde namaz kılardı. Halk bu sebeple Aleyhissalatu Vesselam'ın karaltısını (siluetini) görürdü. Böylece onlar da kalkıp geceleyin, O'na uyarak (Onunki gibi namaz kıldılar. Sabah olunca bu durumu konuştular. Resulullah (sav) ikinci gecede de kalktı, halk da aynı şekilde yaptı. Üçüncü gece de aynı şey tekerrür etti. Bundan sonra Resulullah oturdu ve çıkmadı. Sabah olunca durumu medar-ı bahs ettiler, sebebini sordular. Efendimiz şu cevabı verdi: "Gece namazının sizlere farz olmasından korktum." |Buhari, Ezan 80, Libas 43; Ebu Davud, Salat 243, (1126)|2833
NAMAZ BÖLÜMÜ|Me'mum (İmama Uyan) İle İlgili Hükümler|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İkametin okunduğunu duydunuz mu namaza yürüyün. Sakin ve vakur olmayı unutmayın. Sakın koşuşmayın. Yetiştiğiniz yerden kılın, kaçırdığınız kısmı tamamlayın." |Buhari, Ezan 23, Cuma 18; Müslim, Mesacid 151, (602); Muvatta, Salat 4, (1, 68-69); Ebu Davud, Salat 66, (672-573); Tirmizi, Salat 244, (327); Nesai, İmamet 67, (2,114-116)|2834
NAMAZ BÖLÜMÜ|Me'mum (İmama Uyan) İle İlgili Hükümler|ebu davud|Esma Bintu Ebi Bekr|Resulullah (sav)'ı işittim, kadınlara diyordu ki: "Sizden kim Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsa, erkekler başlarını kaldırıncaya kadar başını yerden kaldırmasın, böylece erkeklerin avretlerini görmekten korunmuş olur." |Ebu Davud, Salat 146, (851)|2835
NAMAZ BÖLÜMÜ|Me'mum (İmama Uyan) İle İlgili Hükümler|ebu davudtirmizinesai|Ubadetu'bnu's-Samit|Resulullah (aleyhissaldtu vessel&m) bize, içinde Kur'an'm cehren okunduğu bir namaz kıldırdı. Namazda kıraatta bir iltibasta bulundu. Namazdan çıkınca yüzünü bize çevirdi ve: "Kıraati cehren okuduğum zaman siz de okuyor musunuz?" diye sordu. Bazılarımız: "Evet bunu yapıyoruz!" dediler. Resulullah (sav): "Sakın ha! Ben kendi kendime: "Kim, ben okurken okuyarak benden okumayı kapmaya çalışıyor?" diyordum. Kur'an'ı cehren okuduğum zaman, Kur'an'dan Fatiha hariç hiçbir şeyi okumayın" buyurdular. |Ebu Davud, Salat 136, (823, 824); Tirmizi, Salat 232, (311); Nesai, İftitah 29, (2,141)|2836
NAMAZ BÖLÜMÜ|Me'mum (İmama Uyan) İle İlgili Hükümler|müslimebu davudnesai|İmran İbnu Husayn|Resulullah (sav) öğle namazına durdu. Bir adam da arkasında Sebbihisme Rabbike'l-A'la suresini okumaya başladı. Resulullah (sav) namazdan çıkınca: "Kimdi okuyan?" diye sordu. Adam: "Bendim!" dedi. Bunun üzerine: "Hakikaten anladım ki biriniz bunu benden cezbedip aldı." |Müslim, Salat 47, (398); Ebu Davud, Salat 138, (828); Nesai, İftitah 27, 28, (2,140-141)|2837
NAMAZ BÖLÜMÜ|Me'mum (İmama Uyan) İle İlgili Hükümler|ebu davud|Müsevver İbnu Yezid el'Maliki|Resulullah (sav) namazda (cehri olarak) kıraatte bulunuyordu. Bir kısmını okumayı terketti. (Namazdan sonra, cemaatten) bir adam: "Ey Allah'ın Resulü, şu şu ayetleri okumayı terkettiniz!" dedi. Resulullah: "Niye bana hatırlatmadın?" buyurdular. (Bir rivayette şu ziyade gelmiştir: "(Adam)... ben onların neshedildiğini zannetmiştim.") |Ebu Davud, Salat 163, (907)|2838
NAMAZ BÖLÜMÜ|Me'mum (İmama Uyan) İle İlgili Hükümler|ebu davud|Ali|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ey Ali, namazda (takılırsa) imamı açma!" |Ebu Davud, Salat 164, (903)|2839
NAMAZ BÖLÜMÜ|Me'mum (İmama Uyan) İle İlgili Hükümler|muvattanesai|Bişr İbnu Mihcan|Bişr İbnu Mihcan babasından anlattığına göre, babası (Mihcan) Resulullah (sav)'ın meclisinde idi. O sırada namaz için ezan okundu. Resulullah (sav) kalktı, namaz kıldı ve döndü. Mihcan hala yerindeydi. "Herkesle beraber namaz kılmana mani olan şey nedir, sen müslüman değil misin?" diye sordu. Mihcan: "Elbette müslümanım, ancak ben ailemle namazımı kılmıştım!"dedi. Efendimiz: "Mescide geldiğin zaman namaza kalkılırsa kılmış bile olsan cemaatle birlikte sen de katl." buyurdu. |Muvatta, Salatu'l-Cema'a 8, (1, 132); Nesai, İmamet 53,(2,112)|2840
NAMAZ BÖLÜMÜ|Me'mum (İmama Uyan) İle İlgili Hükümler|muvatta|İbnu Ömer|Anlattığına göre, bir adam kendisine sordu: "Ben evde namazımı kılıp sonra da imamla namaza yetişiyorum; onunla da namaz kılayım mı?" "Evet" deyince adam tekrar sordu: "Peki, bunlardan hangisini (farz olan) namazım yapayım?" "Bu senin elinde mi?" dedi, "bu Allah'a kalmıştır, dilediğini (asıl farz olan) namazın yerine sayar!" |Muvatta, Salatu'l-Cema'a 9, (1, 133)|2841
NAMAZ BÖLÜMÜ|Me'mum (İmama Uyan) İle İlgili Hükümler|ebu davudnesai|Süleyman Mevla Meymune|Süleyman Mevla Meymune'nin İbnu Ömer (ra)'den naklettiğine göre, İbnu Ömer şunu anlatmıştır: "Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir günde aynı namazı iki sefer kılmayın." |Ebu Davud, Salat 68, (579); Nesai, İmamet 56, (2,114)|2842
NAMAZ BÖLÜMÜ|Me'mum (İmama Uyan) İle İlgili Hükümler|muvatta|Nafi'|İbnu Ömer (ra) diyordu ki: "Kim akşamla sabahı kılar sonra da bu namazlarda imama yetişirse, onlara dönmesin." |Muvatta, Salatu'l-Cema'a 12, (1, 133)|2843
NAMAZ BÖLÜMÜ|Me'mum (İmama Uyan) İle İlgili Hükümler|müslimebu davudtirmizinesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Namaz için ikamet okununca farzdan başka namaz yoktur (kılınmaz)." |Müslim, Müsafirin 63, (710); Ebu Davud, Salat 294, (1266); Tirmizi, Salat 312, (421); Nesai, İmamet 60, (2, 126)|2844
NAMAZ BÖLÜMÜ|Me'mum (İmama Uyan) İle İlgili Hükümler|muvatta|Rebia İbnu Ebi Abdirrahman|Hz. Ömer (ra), mescide geldiği vakit, cemaat namazı kılmış ise hemen farza başlardı, ondan önce başka namaz kılmazdı. |Muvatta, Kasru's-Salat 75, (1, 168)|2845
NAMAZ BÖLÜMÜ|Me'mum (İmama Uyan) İle İlgili Hükümler|ebu davudtirmizi|Abdullah İbnu Amr İbni'l-As|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İmam namazı kılıp teşehhüdü tamamladıktan sonra, selam vermezden önce hades vaki olsa (yani abdesti bozulsa), namazı tamamlanmıştır, namazını tamamlayan cemaatteki diğer kimselerin namazı da tamamlanmıştır." |Ebu Davud, Salat 74, (617); Tirmizi, Salat 300, (408)|2846
NAMAZ BÖLÜMÜ|Me'mum (İmama Uyan) İle İlgili Hükümler|buhari|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "(imamlar) sizin için kılarlar. Doğru kılarlarsa (sevabı) sizedir. Hatalı kılarlarsa (sizin namazınızın sevabı) sizedir, hata onların aleyhlerinedir." |Buhari, Ezan 55|2847
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cuma Namazının Fazileti Vücubu Ve Ahkamı|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesaiibnu mace|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim cuma günü cenabet guslü ile gusül yapar, sonra cumaya giderse sanki bir deve kurban etmiş gibi (sevaba nail) olur. Kim ikinci saatte giderse bir sığır kurban etmiş gibi (sevaba nail) olur. Kim üçüncü saat giderse boynuzlu bir davar kurban etmiş gibi (sevaba nail) olur. Kim dördüncü saat giderse bir tavuk kurban etmiş gibi (sevaba nail) olur. Kim beşinci saatte giderse bir yumurta tasadduk etmiş gibi (sevaba nail) olur, imam (hutbeye) çıkınca melekler hazır olur, zikri dinlerler." |Buhari, Cuma 4, 19; Müslim, Cum'a 10, (850); Muvatta, Cuma 1, (1, 101); Ebu Davud, Taharet 129, (351); Tirmizi, Salat 358, (499); Nesai, Cuma 14, (3, 99); İbnu Mace, İkamet 82, (1092)|2848
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cuma Namazının Fazileti Vücubu Ve Ahkamı|müslim||Bir rivayette şöyle denmiştir: "Cuma günü olunca, mescidin her bir kapısında melekler vardır, ilk gelenleri sırayla yazarlar. İmam (minbere) oturunca defterleri kapatıp, zikri dinlemeye giderler." |Müslim, Cuma 24, (850)|2849
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cuma Namazının Fazileti Vücubu Ve Ahkamı|ebu davudtirmizinesaiİbnu macebuhari|Evs İbnu Evs es-Sakafi|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim (cuma günü) yıkar ve yıkanırsa, kim erkenden (mescide) gider ve hutbenin başına yetişirse, yürür ve binmezse, imama yakın durur, dinler, malayani söz etmezse ona her bir adım için bir yıllık amelin oruçları ve namazlarıyla sevabı yazılır." |Ebu Davud, Taharet 129, (345, 346); Tirmizi, Salat 356, (496); Nesai, Cuma 12, 197); İbnu Mace, İkamet 80, (1027); Buhari, Cuma 6|2850
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cuma Namazının Fazileti Vücubu Ve Ahkamı|ebu davud|Abdullah İbnu Amr İbni'l-As|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cuma namazına üç (grup) insan katılır: 1) Kişi var, namaza katılır, boş konuşma yapar. Bunun namazdan hissesi, o konuşmasıdır. 2) Kişi var namaza gelir dua eder. Bu kimse AUah'a duada bulunmuştur, Allah dilerse onun istediğini hemen verir, dilerse vermez. 3) Kişi vardır, namaza gelir sadece dinler ve sükut eder, mü'minlerin arasından yararak geçmez, kimseye eza vermez. Onun bu namazı, daha önce geçen cumaya ve fazladan da üç güne kadar (günahlarına) kefarettir. Bu hal Cenab-ı Hakk'ın şu sözüne binaendir: "Kim bir hayır yaparsa bu kendisinden on misliyle kabul edilir" (En'am 160). |Ebu Davud, Salat 235, (1113)|2851
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cuma Namazının Fazileti Vücubu Ve Ahkamı|ebu davud|Ali|Kufe'de hutbe verirken minberden şöyle seslenmiştir: "Cuma günü olunca şeytan çarşı ve pazara erkenden bayraklarıyla gider, insanlara binbir engel çıkararak mani olmaya, onları cumadan (hiç olsun) geciktirmeye çalışır. Melekler de erkenden gidip mescidin kapılarına dururlar. Gelenleri birinci saatte gelenler, ikinci saatte gelenler diye yazarlar. Bu hal imam (hutbeye) çıkıncaya kadar devam eder. Kişi mescidde, imamı görüp, dinleyebileceği bir yere oturup can kulağıyla dinledi ve konuşmadı mı, kendisine iki kat sevap vardır. Kişi uzakta kalır ve imamı dinleyemeyeceği bir yere oturur, sessiz durur ve konuşmazsa bir hisse sevap alır. Eğer, imamı görüp dinleyebileceği bir yere oturur fakat boş konuşma yapar, sessiz kalmazsa, ona iki hisse vebal yazılır. Eğer, dinleme ve görme imkanı olmayan bir yere oturur ve boş konuşur ve sessiz kalmazsa, ona bir hisse vebal vardır. Kim de yanındaki arkadaşına cuma günü "sus" derse "boş konuşmuş" olur. Kim de boş konuşur ise, o cumadaki sevaptan nasibsiz kalır." (Hz. Ali) konuşmasının sonunda şunu söyledi: "Ben bunu Resulullah (sav)'dan işittim." |Ebu Davud, Salat 209, (1061)|2852
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cuma Namazının Fazileti Vücubu Ve Ahkamı|ebu davud|Tarık İbnu Şihab|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cuma namazı, dört kişi hariç geri kalan her müslüman üzerine cemaat içinde yapması gereken vacib bir hakk'dır. Cumadan istisna edilen bu dört kişi şunlardır: Köle, kadın, çocuk ve hasta." |Ebu Davud, Salat 215, (1067)|2853
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cuma Namazının Fazileti Vücubu Ve Ahkamı|ebu davud|Abdullah İbnu Amr İbni'l'As|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ezanı her işitene cuma farzdır." |Ebu Davud, Salat 212, (1056)|2854
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cuma Namazının Fazileti Vücubu Ve Ahkamı|ebu davudnesai|Hafsa|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Her ihtilam olan erkeğe cumaya gitmek vacibtir. Cumaya her gidene de gusül vaciptir." |Ebu Davud, Taharet 129, (342); Nesai, Cuma 2, (3,89)|2855
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cuma Namazının Fazileti Vücubu Ve Ahkamı|tirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cum'a, geceleyin ailesine dönebilen herkese farzdır." |Tirmizi, Salat 360, (502)|2856
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cuma Namazının Fazileti Vücubu Ve Ahkamı|nesai|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cuma namazından veya başkasından bir rek'ate yetişenin namazı tamam olmuştur." |Nesai, Mevakit 30, (1, 274,275)|2857
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cuma Namazının Fazileti Vücubu Ve Ahkamı|nesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cuma namazından bir rek'ate yetişen, cuma namazına yetişmiştir." |Nesai, Cuma 41, (3,112,113)|2858
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cuma Namazının Fazileti Vücubu Ve Ahkamı|tirmizi||Kuba ahalisinden bir adam -Resulullah (sav)'la sohbet etme şerefine ermiş bulunan- babasından naklen demiştir ki: "Resulullah bize Kuba'dan (gelerek Medine'de) cuma namazına katılmamızı emretti." |Tirmizi, Salat 360, (501)|2859
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cuma Namazının Fazileti Vücubu Ve Ahkamı|ebu davudtirmizinesai|Ebu'l-Ca'd ed'Dumri|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim önemsemiyerek üç cumayı terkedecek olursa, Allah onun kalbini mühürler." |Ebu Davud,Salat 210, (1052); Tirmizi, Salat 359, (500); Nesai, Cuma 2, (3,88)|2860
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cuma Namazının Fazileti Vücubu Ve Ahkamı|ebu davudnesaiibnu mace|Semüre İbnu Cündüb|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cuma namazını özürsüz olarak kim terkedecek olursa bir dinar para tasadduk etsin, (bu kadar) bulamazsa, yarım dinar tasadduk etsin." |Ebu Davud, Salat 211, (1053-1054); Nesai, Keffaret 3, (3,89); İbnu Mace, İkamet 93, (1128)|2861
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cuma Namazının Fazileti Vücubu Ve Ahkamı|ebu davudnesai|Ebu'l-Melih|Ebu'l-Melih, ismi Umayr İbnu Amir el-Hüzeli (ra) olan babasından naklen anlattığına göre, babası Hudeybiye seferi sırasında bir cuma günü, Resulullah (sav) ile birlikte bulunmuştur. O gün, ayakkabılarının altını ıslatmayacak kadar yağmur yağmış, bunun üzerine Efendimiz, herkesin yerlerinde namaz kılmalarını emir buyurmuştur." |Ebu Davud, Salat 213, (1058, 1059); Nesai, İmamet 51, (2, 111)|2862
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cumanın Vakti Ve Ezanı|ebu davudtirmizi|Enes|Resulullah (sav), cumayı (öğleyin) güneş meyl edince kılardı. |Ebu Davud, Cuma 224, (1084); Tirmizi, Salat 361, (503)|2863
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cumanın Vakti Ve Ezanı|buhari|Enes|Buhari'nin bir diğer rivayetinde şöyle gelmiştir: "Resulullah (sav) soğuk şiddetlenince namazı erken (ilk vaktinde) kılardı. Sıcak şiddetlenince namazı-yani cumayı- (öğleyin biraz) serinleyince kılardı." |Buhari, Cum'a 16|2864
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cumanın Vakti Ve Ezanı|buharimüslimebu davudtirmizi|Sehl İbnu Sa'd|Biz Resulullah (sav)'la cum'ayı kılar sonra da kaylule (öğle uykusu) yapardık. |Buhari, Cum'a 40, 41, Hars 21, Et'ime 17, İsti'zan 16, 39; Müslim, Cuma 30, (859); Ebu Davud, Cuma 224, (1086); Tirmizi, Salat 378 (525)|2865
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cumanın Vakti Ve Ezanı|buhariebu davudtirmizinesai|es'Saib İbnu Yezid|Resulullah (sav), Hz. Ebu Bekr ve Hz. Ömer (ra) devirlerinde cuma namazın ilk ezanı, imam minbere oturunca okunurdu. Ancak Hz. Osman zamanı olup cemaat artınca, emri üzerine (Medine çarşısında) Zevra nam yerde üçüncü bir ezan daha okundu. (Cum'a ezanı işi) bu şekilde sabitleşti. |Buhari, Cuma 21, 22, 24, 25; Ebu Davud, Salat 225; Tirmizi, Salat 372, (516); Nesai, Cuma 15, (3,100,101)|2866
NAMAZ BÖLÜMÜ|Hutbe Ve Hutbe İle İlgili Hususlar|buharimüslimebu davudtirmizi|İbnu Ömer|Resulullah (sav) iki hutbe okurdu. Minbere çıkınca otururdu. (Bu esnada müezzin ezan okurdu). Müezzin ezanı bitirince kalkar ve hutbeyi okur, sonra tekrar oturur ve (bu sırada) konuşmazdı. Sonra kalkar (ikinci defa) hutbe okurdu. |Buhari, Cuma 30, 27; Müslim, Cuma 33; Ebu Davud, Salat, 227, (1092); Tirmizi, Salat 363, (506)|2867
NAMAZ BÖLÜMÜ|Hutbe Ve Hutbe İle İlgili Hususlar|nesai|İbnu Ömer|Nesai'nin rivayetinde: "Resulullah (sav) ayakta iki hutbe verir, bunların arasını (kısa) bir oturuşla ayırırdı" denmiştir. |Nesai, Cuma 33, (3,109)|2868
NAMAZ BÖLÜMÜ|Hutbe Ve Hutbe İle İlgili Hususlar|müslimnesai|Ka'b İbnu Ucre|Ka'b, mescide girince Abdurrahman İbnu Ümmi'l Hakem'i oturarak hutbe verir görmüş ve derhal müdahele etmiştir: "Şu habise bakın hele! Oturarak hutbe veriyor. Halbuki Cenab-ı Hakk Kitab-ı Mübin'inde (mealen): "Onlar bir ticaret, yahud bir oyun, bir eğlence gördükleri zaman ona yönelip dağıldılar ve seni ayakta bıraktılar" (Cuma 11) buyurmuştur." |Müslim, Cuma 39, (864); Nesai, Cuma 18, (3,102)|2869
NAMAZ BÖLÜMÜ|Hutbe Ve Hutbe İle İlgili Hususlar|müslimebu davudtirmizinesai|Umare İbnu Rüveybe|Anlattığına göre, Bişr İbnu Mervan'ı, minberde ellerini kaldırarak hutbe verirken görmüş ve derhal müdahale etmiştir: "Allah şu iki kısa elin belasını versin. Ben Resulullah (sav)'ı gördüm, eliyle şundan fazla kaldırmazdı" dedi ve şehadet parmağıyla işaret etti. |Müslim, Cuma 53, (874); Ebu Davud, Salat 230, (1104); Tirmizi, Salat 371, (515); Nesai, Cuma 29, (3,108)|2870
NAMAZ BÖLÜMÜ|Hutbe Ve Hutbe İle İlgili Hususlar|müslimnesai|Cabir|Resulullah (sav) hutbe verdi mi gözleri kızarır, sesi yükselir, öfkesi artardı. Sanki bir orduya "Düşmanınız akşama veya sabaha size baskın yapacak!" diye tehlikeyi haber veren komutan gibi (fevkalde ciddi bir eda ile): "Ben size, Kıyamet şu iki parmak kadar yakınlaşmış olduğu bir zamanda peygamber gönderildim" der ve şehadet parmağı ile orta parmağını birbirine yaklaştırarak gösterir, sözlerine şöyle devam ederdi: "Emmd bad! Bilesiniz, sözlerin en hayırlısı Kitabullah'tır. En güzel yol da Muhammed'in yoludur. İşlerin en şerlisi de sonradan ihdas edilenlerdir. Her bid'at dalalettir." Ayrıca, şunları da söylerdi: "Ben her mü'mine kendi nefsinden daha yakınım. Nitekim, kim bir mal bırakırsa bu ailesi içindir. Kim bir borç veya (bakıma muhtaç) horanta bırakırsa bu bana aittir ve benim uzerimedir." |Müslim, Cuma 43, (867); Nesai, İydeyn 22, (3,188, 189)|2871
NAMAZ BÖLÜMÜ|Hutbe Ve Hutbe İle İlgili Hususlar|ebu davud|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) teşehhüd okuyunca şu mealde zikirde, duada bulunuyordu: "Hamd Allah'adır, O'na sığınır, O'ndan mağrifet dileriz. Nefislerimizin şerrinden de O'na sığınırız. Allah kime hidayet verirse onu kimse sapıtamaz, kimi de sapıtırsa onu kimse hidayete götüremez. Şehadet ederim ki, Allah'tan başka ilah yoktur. Yine şehadet ederim ki, Muhammed O'nun kulu ve Resulüdür. O'nu hak ile, kıyametten önce müjdeleyici ve korkutucu olarak gönderdi. Kim Allah ve Resulüne itaat ederse doğru yolu bulmuştur. Kim de o ikisine isyan ederse, (bilsin ki) sadece kendisine zarar verir, Allah'a hiçbir zarar veremez." [Bir rivayette hadise şu ziyadeyi yaptıktan sonra gerisini aynen rivayet etmiştir.... (Cuma günü teşehhüd'den sonra...)] |Ebu Davud, Salat 229, (1097,1098)|2872
NAMAZ BÖLÜMÜ|Hutbe Ve Hutbe İle İlgili Hususlar|müslimebu davudnesai|Cabir İbnu Semure|Resulullah (sav)'ın namazı vasattı, hutbesi de vasattı. |Müslim, Cuma 41, (866); Ebu Davud, Salat 229, (1101); Nesai, Cuma 35, (3,110)|2873
NAMAZ BÖLÜMÜ|Hutbe Ve Hutbe İle İlgili Hususlar|müslimebu davud|Ebu Vail|Ammar bize hitabetmişti. (Konuşmasını) veciz ve beliğ yaptı. Minberden inince: "Ey Ebul-Yakzan beliğ ve veciz konuştun! Keşke biraz daha nefesleseydiniz (uzatsaydınız)!" dedik. Bize şu cevabı verdi: "Ben Resulullah (sav)'ı dinledim, şöyle buyurmuştu: "Kişinin namazının uzunluğu ve hutbesinin kısalığı onun fıkhının (ilminin) alametidir. Öyle ise, hutbeyi kısa tutun, namazı uzun (zira, beyanda sihir var)." |Müslim, Cuma 47, (869); Ebu Davud, Salat 231, (1106)|2874
NAMAZ BÖLÜMÜ|Hutbe Ve Hutbe İle İlgili Hususlar|tirmiziebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İçerisinde teşehhüd bulunmayan her hutbe kesik bir el gibidir." |Tirmizi, Nikah 16, (1106); Ebu Davud, Edeb 22, (4841)|2875
NAMAZ BÖLÜMÜ|Hutbe Ve Hutbe İle İlgili Hususlar|ebu davud||Ebu Davud'un diğer bir rivayetinde: "Allah'a hamd ile başlamayan her kelam kesiktir" denmiştir. |Ebu Davud, Edeb 21, (4840)|2876
NAMAZ BÖLÜMÜ|Hutbe Ve Hutbe İle İlgili Hususlar|ebu davud|Semüre İbnu Cündüb|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Zikr (yani hutbe) sırasında hazır bulunun, imama yakın olun. Zira kişi, uzaklaşmaya devam ede ede, girse bile cennette de geri kalır." |Ebu Davud, Salat 232, (1108)|2877
NAMAZ BÖLÜMÜ|Hutbe Ve Hutbe İle İlgili Hususlar|müslimnesai|Ebu Rifaa el-Adevi|Resulullah (sav)'a geldim. Hutbe veriyordu. Ben: "Ey Allah'ın Resulü! Yabancı ve dinini bilmeyen bir kimseyim, sizden dinimin ne olduğunu soruyorum!" dedim. Bunun üzerine bana yöneldi, hutbesini bırakarak yanıma kadar geldi. Kendisine bir sandalye getirildi. Zannedersem ayakları demirdendi. Üzerine oturdu. Hemen Allah'ın kendisine öğrettiklerinden bana öğretmeye başladı. Sonra tekrar hutbesine dönerek, sonunu tamamladı. |Müslim, Cuma 60, (876); Nesai, Zinet 123, (8,220)|2878
NAMAZ BÖLÜMÜ|Hutbe Ve Hutbe İle İlgili Hususlar|müslim|Osman|Hz. Osman (ra) hutbelerine çoğu kere şu hususu hatırlatarak başlardı: "İşitin, kulak verin. Zira işiterek, kulak verenle işitmeden kulak verenin sevaptan hissesi birdir." |Müslim, Cuma 8, (1, 104)|2879
NAMAZ BÖLÜMÜ|Hutbe Ve Hutbe İle İlgili Hususlar|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cuma günü, imam hutbe okurken, sen (yanıbaşında konuşan) arkadaşına: "Sus!" desen boş laf etmiş olursun." |Buhari, Cuma 36; Müslim, Cuma 11, (851); Muvatta, Cuma 6, (1, 103); Ebu Davud, Salat 235, (1112); Tirmizi, Salat 368, (512); Nesai, Cuma 22, 3, (103,104)|2880
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namaz Ve Hutbede Kıraat|müslimebu davudtirmizi|Ubeydullah İbnu Ebi Rafi|(Emevi halifelerinden) Mervan, Ebu Hüreyre, (ra)'yi Medine'ye halef tayin etti. Ebu Hüreyre, cumayı kıldırdı ve birinci rek'atte, el-Hamd süresini okuduktan sonra Cuma süresini okudu, ikinci rek'atte Ve iza caeke'l-Münafikun'u okudu. Dedi ki: "Ben Resulullah (sav)'ın bunları okuduğunu işittim." |Müslim, Cuma 61, (877); Ebu Davud, Salat 242, (112); Tirmizi, Salat 374, (519)|2881
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namaz Ve Hutbede Kıraat|ebu davudnesai|Semüre İbnu Cündüb|Resulullah (sav) cum'ada Sebbihisme Rabbike'l-A'la ve Hel etake hadisu'l-Gaşiye sürelerini okurdu. |Ebu Davud, Salat 242, (519); Nesai, Cum'a 39, (3, 111,112)|2882
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namaz Ve Hutbede Kıraat|müslimebu davudtirmizinesai|İbnu Abbas|Resulullah (sav) cuma günü sabah namazında Elif-lam mim Tenzil'i birinci rek'atte; Hel Eta'yı da ikinci rek'atte okurdu. Cuma namazında da Cuma ve Münafikun surelerini okurdu. |Müslim, Cuma 64, (879); Ebu Davud, Salat 218, (1074); Tirmizi, Salat 375, (520); Nesai, Cuma 38, (3,111)|2883
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namaz Ve Hutbede Kıraat|müslimebu davudnesai|Ümmü Hişam Bintu Harise İbnu'n-Nu'man|Kaf ve'l Kur'ani'l-Mecid suresini, cuma günü minber üzerinden her cum'ada okurken Resulullah (sav)'ın kendi dillerinden aldım. |Müslim, Cuma 52, (873); Ebu Davud, Salat 229, (1100); Nesai, Cuma 28, (3,107)|2884
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namaz Ve Hutbede Kıraat|buharimüslimebu davudtirmizi|Ya'la İbnu Ümeyye|Resulullah (sav)'ı minberde: "... (Zuhruf 77) diye okurken işittim." |Buhari, Tefsir, Zuhruf 2, Bed'ü'l-Halk 6, 10; Müslim, Cuma 49, (871); Ebu Davud, Huruf 1, (3992); Tirmizi, Salat 365, (508)|2885
NAMAZ BÖLÜMÜ|Camiye Girme Ve Oturma Adabı|muvatta|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Birinizin Harre'nin sırtında namaz kılması, onun için cuma günü oturup oturup da imam hutbeye başlayınca gelip cemaatin omuzlarını yararak cemaate katılmasından hayırlıdır." |Muvatta, Cuma 18, (1, 110)|2886
NAMAZ BÖLÜMÜ|Camiye Girme Ve Oturma Adabı|tirmizi|Mu'az İbnu Enes|Tirmizi'de Mu'az İbnu Enes'ten merfu olarak şu rivayet kaydedilmiştir: "Cuma günü kim cemaatin omuzlarını yararak ilerlerse cehenneme bir köprü ittihaz olunur." |Tirmizi, Salat 369, (513)|2887
NAMAZ BÖLÜMÜ|Camiye Girme Ve Oturma Adabı|müslim|Cabir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizden kimse, cuma günü kardeşini kaldırıp sonra da yerine oturmasın. Lakin: "Açılın" desin." |Müslim, Selam 27-30, (2178)|2888
NAMAZ BÖLÜMÜ|Camiye Girme Ve Oturma Adabı|buharimüslim|Nafi'|İbnu Ömer (sav)'i işittim, diyordu ki: "Resulullah (sav) kişinin bir başkasını kaldırarak yerine oturmasını yasakladı." Nafi'ye: "Bu yasak cum'aya mı mahsus?" diye soruldu. "Cum'a ve diğer günlerde!" diye cevap verdi. |Buhari, Cuma 20, İsti'zan 31,32; Müslim, Selam 28, (2177)|2889
NAMAZ BÖLÜMÜ|Camiye Girme Ve Oturma Adabı|ebu davudtirmizi|Mu'az İbnu Enes|Resulullah (sav), cuma günü imam hutbe verirken hubve tarzında oturmayı yasakladı. |Ebu Davud, Salat 234, (1110); Tirmizi, Salat 370, (514)|2890
NAMAZ BÖLÜMÜ|Camiye Girme Ve Oturma Adabı|ebu davud|Şeddad İbnu Evs|Hz. Muaviye (ra) ile Beytul-Makdis'te hazır oldum. Bize cuma kıldırdı. Baktım ki, mescidde bulunanların çoğu Resulullah (sav)'ın ashabı idi ve imam hutbe verirken ihtiba ederek oturmuşlardı. |Ebu Davud, Salat 234, (1111)|2891
NAMAZ BÖLÜMÜ|Camiye Girme Ve Oturma Adabı|rezin|Amr İbnu Şu'ayb (an ebihi an ceddihi)|Resulullah (sav), cum'a günü namazdan önce cemaat teşkilini yasakladı." [Rezin ilavesidir. Ebu Davud'da gelen bir hadisin parçasıdır. (Salat 220, (1079)] |Rezin|2892
NAMAZ BÖLÜMÜ|Camiye Girme Ve Oturma Adabı|ebu davud|Cabir|Resulullah (sav)'ın cuma günü minbere çıkınca: "Oturunuz!" dedi. Bunu İbnu Mes'ud (ra) işitince olduğu yerde oturdu, tam mescidin giriş kapısının üstüydü. Resulullah (sav) onu bu halde gördü ve: "Gel! Ey Abdullah İbnu Mes'ud!" buyurdu. |Ebu Davud, Salat 226, (1091)|2893
NAMAZ BÖLÜMÜ|Camiye Girme Ve Oturma Adabı|ebu davudtirmizi|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cum'a günü biriniz (mescitte) uyuklayacak olursa oturduğu yeri değiştirsin." |Ebu Davud, Salat 239, (1119); Tirmizi, Salat 379, (526)|2894
NAMAZ BÖLÜMÜ|Camiye Girme Ve Oturma Adabı|buhariebu davud|İbnu Abbas|Resulullah (sav)'ın mescidinde kılınan cumadan sonra ilk kılınan cuma namazı, Bahreyn köylerinden olan Cuvasa'daki Abdü'l-Kays mescidinde kılınan namazdı. |Buhari, Cuma 11; Ebu Davud, Salat 216, (1068)|2895
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Kasrı (Kısaltılması)|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Enes|Medine'de öğle namazını Resulullah (sav) ile dört rek'at kıldık. Mekke'ye gitmek üzere yola çıkıp Zülhuleyfe'ye gelince ikindiyi iki rek'at kıldı." |Buhari, Taksiru's-Salat 5, Hacc 24, 25, 27,117,119, Cihad 104,126; Müslim, Salatu'l-Müsafirin 11, (690); Ebu Davud, Salat 271, (1202); Tirmizi, Salat 391, (546); Nesai, Salat 17, (1, 237)|2896
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Kasrı (Kısaltılması)|müslimebu davud|Enes|Kendisinden kasru's-salat yani namazın kısaltılması hakkında sorulmuştu. Şöyle cevap verdi: "Resulullah (sav) üç millik mesafeyi veya -Ş'be'nin şekkine göre- üç fersah mesafeyi dışarı çıktı mı iki rek'at kılar." |Müslim, Salatul-Müsafirin 12, (691); Ebu Davud, Salat 271, (1201)|2897
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Kasrı (Kısaltılması)|muvatta|İbnu Abbas|İmam Malik'e ulaştığına göre, İbnu Abbas (ra) Mekke-Taif arasındaki kadar, Mekke- Usfan arasındaki kadar ve keza Mekke-Cidde arasındaki kadar mesafede namazı kasrediyordu. Malik der ki: "Bu mesafeler dört berid'dir." |Muvatta, Kasru's-Salat 15, (1, 148)|2898
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Kasrı (Kısaltılması)|tirmizinesai|İbnu Abbas|Resulullah (sav) Medine'den Mekke'ye gitmek üzere yola çıktı. Rabbulalemin'den başka hiç bir şeyden korkmuyordu. Yolda namazı ikişer ikişer (yani kasrederek) kıldı. |Tirmizi, Salat 391, (547); Nesai, Taksiru's-Salat 1, (3,117)|2899
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Kasrı (Kısaltılması)|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Enes|Resulullah (sav) ile birlikte Mekke'ye gitmek üzere Medine'den çıktık. Efendimiz yolda namazları ikişer ikişer kılıyordu. Medine'ye dönünceye kadar hep böyle yaptı." Enes'e: "Mekke'de ne kadar kaldınız?" diye sorulmuştu: "Orada on gün kaldık" dedi. |Buhari, Taksir 1, Megazi 52; Müslim, Salatu'l-Müsafirin 15, (693); Ebu Davud, Salat 279, (1233); Tirmizi, Salat 392, (548); Nesai, Taksiru'-Salat 4, (3,121)|2900
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Kasrı (Kısaltılması)|buhariebu davudtirmizinesai|İbnu Abbas|Resulullah (Mekke'de) ondokuz gün ikamet etti ve namazları kasretti. Biz de (bundan böyle) sefer yapıp ondokuz gün ikamet ettik mi namazları hep kasrederdik, ondokuzundan fazla kaldık mı artık dörde tamamlardık. (Ebu Davud'un bir diğer rivayetinde "...Onyedi gün" denmiştir. Nesai'nin bir diğer rivayetinde: "Fetih senesinde Mekke'de onbeş gün ikamet etti ve namazları bu esnada kasretti." denmiştir.) |Buhari, Taksir 1, Megazi 52; Ebu Davud, Salat 279, (1230, 1231, 1232); Tirmizi, Salat 392, (549); Nesai, Taksiru's-Salat 4, (3,121)|2901
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Kasrı (Kısaltılması)|ebu davud|İmran İbnu Husayn|Fetih günü, Resulullah (sav)'la birlikte Mekke'de hazır bulundum. Mekke'de onsekiz gece kaldı, bu esnada namazları hep iki kıldı. Şöyle hitabediyordu: "Ey bölge halkı! Siz bize bakmayın, dört kılın. Biz hep yolcuyuz (bu sebeple kasrederek iki kılıyoruz). |Ebu Davud, Salat 270, (1229)|2902
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Kasrı (Kısaltılması)|ebu davud|Cabir|Resalullah (sav) Tebük'de yirmi gün ikamet etti ve namazları hep kasretti." |Ebu Davud, Salat 280, (1235)|2903
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Kasrı (Kısaltılması)|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Harise İbnu Vehb|Resulullah (sav) Mina'da bize, sayıca en çok olduğumuz ve en ziyade güven içinde olduğumuz bir zamanda namazı iki rek'at kıldırdık. |Buhari, Taksir 2, Hacc 84; Müslim, Salatu'l-Müsafirin 21, (696); Ebu Davud, Hacc 77, (1965); Tirmizi, Hacc 52, (882); Nesai, Taksiru's-Salat 3, (3, 119,120)|2904
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Kasrı (Kısaltılması)|buharimüslimnesai|İbnu Ömer|Resulullah (sav) Mina'da bize iki rek'at kıldırdı, arkasından Ebu Bekr de öyle kıldırdı. Ebu Bekr'den sonra Hz. Ömer ve hilafetinin başında Hz. Osman (ra) da iki kıldırdılar. Sonra Hz. Osman dört rek'atli olarak kıldırdı. İbnu Ömer imamla kılarsa dört kılardı, yalnız kılınca da iki kılardı. |Buhari, Taksiru's-Salat 2, Hacc 84; Müslim, Salatu'l-Müsafirin 17, (694); Nesai, Taksiru's-Salat 3, (3,121)|2905
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Kasrı (Kısaltılması)|ebu davud|Osman|Anlatıldığına göre, Hz. Osman (ra) Taif de emval edinip orada ikamet etmeyi arzu ettiği zaman Mina'da dört rek'at kıldı. Sonra imamlar bununla amel ettiler. |Ebu Davud, Menasik 76, (1961-1964)|2906
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Kasrı (Kısaltılması)|ebu davud||Bir rivayette de şöyle denmiştir: "Hz. Osman (sonradan) bedeviler sebebiyle dört kılmıştır. Çünkü o sene pek çok bedevi hacc'a gelmişti. Namazın dört rek'at olduğunu öğretmek için halka dört rek'at kıldırdı." [Bir rivayette de şöyle denmiştir: "(Hz. Osman Mina'da dört kıldı.) Çünkü o, Hacc'tan sonra ikamete azmetmişti."] |Ebu Davud, Menasik 76, (1962)|2907
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Kasrı (Kısaltılması)|ebu davud||Ebu Davud'un kaydına göre İbnu Mes'ud (ra) (Mina'da) namazı dört kılmıştı. Kendisine: "Sen, (daha önce dört kıldığı için) Osman'ı ayıplamıştın, şimdi ise dört kılıyorsun!" denilmişti. (Özür beyan ederek) şu cevabı verdi: "Muhalefet zararlıdır." |Ebu Davud, Menasik 76, (1960)|2908
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namazın Kasrı (Kısaltılması)|muvatta|Ömer|Anlatıldığma göre, Mekke'de namazı halka iki rek'at kıldırdı. Selam verince: "Ey Mekkeliler" dedi, "namazlarınızı dörde tamamlayan. Biz yolcuyuz (bu sebeple iki kıldık)." |Muvatta, Kasru's-Salat 19, (1, 149)|2909
NAMAZ BÖLÜMÜ|Seferde İki Namazın Cemedilmesi|buharimüslimebu davudnesai|Enes|Resulullah (sav), güneş batıya meyletmeden yola çıkınca, öğle namazını ikindi vaktine te'hir eder, ikindi olunca mola verir, ikisini cemederdi (beraber kılardı). Yola çıkmazdan önce güneş batıya meyletti (öğle vakti) girdi ise, hareketten önce her ikisini de (öğle ve ikindi) kılar sonra yola çıkardı." |Buhari, Taksiru's-Salat 16,15; Müslim, Müsafirin 46, (704); Ebu Davud, Salat 274, (1218, 1219); Nesai, Mevakit 42, (1, 284-285)|2910
NAMAZ BÖLÜMÜ|Seferde İki Namazın Cemedilmesi|buharimüslimebu davudnesai|Enes|Bir rivayette de şöyle gelmiştir: "...Acele yürümek gerekirse öğleyi ikindiye te'hir eder, ikisini birleştirirdi, keza ufuktaki aydınlık kaybolunca da akşamla yatsıyı birleştirirdi." |Buhari, Taksiru's-Salat 16,15; Müslim, Müsafirin 46, (704); Ebu Davud, Salat 274, (1218, 1219); Nesai, Mevakit 42, (1, 284-285)|2911
NAMAZ BÖLÜMÜ|Seferde İki Namazın Cemedilmesi|buhari|İbnu Abbas|Resulullah (sav) yol halinde iken öğle ile ikindiyi birleştirirdi, akşam ile yatsıyı da birleştirdi. |Buhari, Taksiru's-Salat 13|2912
NAMAZ BÖLÜMÜ|Seferde İki Namazın Cemedilmesi|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|İbnu Ömer|Resulullah (sav) akşam ve yatsıyı Müzdelife'de beraberce kıldı. Bunlardan herbiri için ayrı bir ikamet okudu, iki namaz arasında nafile kılmadı, Bunlardan birinden sonra da nafile kılmadı. |Buhari, Hacc 93, 96; Müslim, Hacc 286, (703), 987, (1288); Muvatta, Hacc 196, (1, 400); Ebu Davud, Menasik 65, (1926-1933); Tirmizi, Hacc 56, (887, 888); Nesai, Mevakit 49, (1, 291)|2913
NAMAZ BÖLÜMÜ|Seferde İki Namazın Cemedilmesi|buharimüslimebu davudnesai|İbnu Mes'ud|Ben Resulullah (sav)'ı şu ikisi hariç, vakti dışında tek bir namazı kıldığını görmedim: Müzdelife'de akşamla yatsıyı birleştirdi. O gün sabahı da vaktinden önce kıldı." |Buhari, Hac 99, 97; Müslim, Hacc 292, (1289); Ebu Davud, Menasik 65, (1934); Nesai, 49, (1, 291-292)|2914
NAMAZ BÖLÜMÜ|Seferde İki Namazın Cemedilmesi|ebu davud|Ca'fer İbnu Muhammed İbni Mesleme|Resulullah (sav) öğle ve ikindi namazlarını, Arafat'ta tek bir ezan ve iki ayrı ikametle kıldı. İki namaz arasında nafile kılmadı. Müzdelife'de de akşamla yatsıyı bir ezan ve iki ikametle kıldı ve aralarında nafile kılmadı." |Ebu Davud, Menasik 67, (1906)|2915
NAMAZ BÖLÜMÜ|Seferde İki Namazın Cemedilmesi|tirmizi|İbnu Abbas|Kim iki namazı özürsüz olarak cem'ederse büyük günah kapılarından bir kapıya gelmiş olur. |Tirmizi, Salat 138, (188)|2916
NAMAZ BÖLÜMÜ|Seferde İki Namazın Cemedilmesi|buharimüslimebu davudtirmizinesai|İbnu Abbas|Resulullah (sav) Medine'de yedi ve sekiz (rek'at) öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarını (cemederek) kıldı. Eyyub (es-Sahtiyani) der ki: "Belki de bu, yağmurlu bir gecedeydi." Öbürü (Ebu'ş-Şa'sa): "Belki!" dedi. (Sahiheyn'in bir rivayetinde şu ziyade var: "Hadisi İbnu Abbas'tan rivayet eden raviye dendi ki: "Zannederim, öğleyi te'hir, ikindiyi ta'cil, keza akşamı te'hir yatsıyı da ta'cil etmiş olmalı?" Cevaben: "Bunu ben de böyle zannediyorum!" dedi.) |Buhari, Mevakit 12, Teheccüd 30; Müslim, Müsafirin 49, (705); Ebu Davud, Salat 274, (1210, 1211, 1214); Tirmizi, Salat 138, (187); Nesai, Mevakit 47, (1, 290)|2917
NAMAZ BÖLÜMÜ|Seferde İki Namazın Cemedilmesi|muvattamüslim|İbnu Abbas|Müslim'de gelen bir başka rivayette şöyle denmiştir: "Resulullah (sav) korku ve sefer hali olmaksızın öğle ve ikindiyi birleştirerek, akşam ve yatsıyı da birleştirerek kıldı." İmam Malik: "Ben bunu, yağmurlu günde yapılmış olacağını zannediyorum" demiştir. |Muvatta, Kasru's-Salat 4, (1, 144); Müslim, Müsafirin 49, (705)|2918
NAMAZ BÖLÜMÜ|Yolculukta Nafile Namazlar|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|İbnu Ömer|Resulullah (sav)'a (Onsekiz defa) refakat ettim. Ancak, sefer sırasında nafile kıldığını hiç görmedim. Allah Teala hazretleri şöyle buyurmuştur: "Resulullah'tan sizin için güzel örnek vardır" (Ahzab 21)". İbnu Ömer devamla der ki: "Eğer nafileyi kılsaydım namazı da tam kılardım." |Buhari, Taksiru's-Salat 11; Müslim, Müsafirin 9, (689); Muvatta, Kasru's-Salat 22, (1, 150); Ebu Davud, Salat 276, (1223); Tirmizi, Salat 391; Nesai, Taksiru's-Salat 5, (3, 122, 123)|2919
NAMAZ BÖLÜMÜ|Yolculukta Nafile Namazlar|ebu davudtirmizi|Bera|Ben, Resulullah (sav)'a onsekiz seferde iştirak ettim. Onun, güneş meyledince öğleden önce kıldığı iki rek'ati terkettiğini görmedim. |Ebu Davud, Salat 276, (1222); Tirmizi, Salat 393, (550)|2920
NAMAZ BÖLÜMÜ|Yolculukta Nafile Namazlar|muvatta|Nafi'|İbnu Ömer (ra), oğlu Ubeydullah'ı seferde nafile kılarken görürdü de bundan dolayı onu kınamazdı. |Muvatta, Kasru's-Salat 24, (1, 150)|2921
NAMAZ BÖLÜMÜ|Yolculukta Nafile Namazlar|nesai|Aişe|Resulullah (sav) ile birlikte umre yapmak üzere Medine'den Mekke'ye doğru yola çıktık. Mekke'ye gelince: "Ey Allah'ın Resulü, annem babam sana feda olsun. Sen kısa kıldın, ben tam kıldım, sen yedin ben oruç tuttum, (ne dersiniz?)" dedim. Şu cevabı verdi: "Ey Aişe güzel yaptın!" buyurdu ve bu işimde beni kınamadı. |Nesai, Taksiru's-Salat 4, (3, 122)|2922
NAMAZ BÖLÜMÜ|Havf ( Korku) Namazı|buharimüslimmuvattatirmiziebu davudnesai|Seki İbnu Ebi Hasme|Resulullah (sav) ashabına korku namazı kıldırdı. Bu maksadla ashabı arkasında iki saf yaptı. Hemen arkasında bulunan safa birinci rek'ati kıldırdı. Sonra ayağa kalktı ve arkasındakilere bir rek'at namaz kıldırıncaya kadar kıyamda kaldı. Sonra gerideki safta bulunanlar ilerledi, ön safdakiler de geriledi. Bu şekilde ilerleyenlere de bir rek'at namaz kıldırdı, Sonra gerileyenler bir rek'at namaz kılıncaya kadar yerinde oturdu. Sonra da selam verdi. |Buhari, Megazi 31; Müslim, Müsafirin 309, (841); Muvatta, Salatu'l-Havf 1, (1, 183); Tirmizi, Salat 398, (565); Ebu Davud, Salat 282, (1337, 1338, 1339); Nesai, Salatu'l-Havf 1, (3, 170-171)|2923
NAMAZ BÖLÜMÜ|Havf ( Korku) Namazı|muvatta||Muvatta'nın bir diğer rivayetinde şöyle gelmiştir: Korku namazı şöyledir: "İmam, beraberinde arkadaşlarından bir grup olduğu halde namaza durur, bir grup da düşmana karşı yerini alır. İmam bir rek'ati beraberindekilerle rüku ve secde ile kılar, ve ayağa (ikinci rek'ate) kalkar. Tam doğrulunca öyle kalır. Cemaat geri kalan rek'ati kendi başlarına tamamlayıp selam verirler ve oradan ayrılırlar. İmam yerinde ayakta durmaya devam eder. Namazını kılanlar düşmanın karşısında yerlerini alırlar. Namaz kılmamış olan diğerleri gelip imamın arkasında dururlar,tekbir getirerek uyarlar.İmam onlara da bir rek'at namaz kıldırır, secdeden sonra oturur ve selam verir. İmama uyan bu ikinci grup imam selam verince kalkıp, geri kalan rek'ati kılıp selam verirler." |Muvatta, Salatu'l-Havf 2 (1,183)|2924
NAMAZ BÖLÜMÜ|Havf ( Korku) Namazı|buharimüslimnesai|Cabir|Biz Zaturrika'da Resulullah (sav) ile beraberdik. Koyu gölgeli bir ağacın yanına gelmiştik. Bu ağacı, altında dinlenmesi için Aleyhissalatu Vesselam'a bıraktık. (Resulullah kılıncını ağaca asıp istirahete çekilmişti ki, O'nu gizlice takip eden) müşriklerden biri gelip (asılı olan kılıncı kapıp) kınından sıyırarak (Resulullah'a): "Benden korkmuyor musun?" dedi. Aleyhissalatu Vesselam: "Hayır!" deyince: "Peki seni benden kim kurtaracak?"dedi. Efendimiz: "Allah!" diye cevap verdi. (Duruma muttali olan) ashab adamı tehdid etti. (O da kılıncı kınına koydu ve ağaca astı). Sonra namaz kılındı. Resulullah (sav) bir gruba iki rek'at kıldırdı. Bunlar geri çekildiler. Sonra ikinci grup geldi, onlara da iki rek'at namaz kıldırdı. Resulullah'ın namazı dörde tamamlanmıştı, cemaatin namazı ise iki rek'atti." |Buhari, Megazi 31, 84, 87; Müslim, Müsafirin 307-311, (840, 843); Nesai, Salatu'l-Havf 1, (3,175, 176, 178)|2925
NAMAZ BÖLÜMÜ|Havf ( Korku) Namazı|ebu davudnesai|Ebu Ayyaş ez-Züraki|Biz Usfan'da Resulullah (sav) ile beraberdik. Müşriklerin başında (henüz müslüman olmayan) Halid İbnu'l-Velid vardı. Öğleyi kılmıştık. Müşrikler (kendi kendilerine aralarında şöyle) konuştular: "İyi bir fırsat elimize geçmişti, onlar namazda iken saldırsaydık ya!" Bunun üzerine hemen kasr (namazı kısaltma) ile ilgili ayet öğle ile ikindi arasında nazil oldu. İkindi vakti olunca, Resulullah (sav) kalkıp kıbleye karşı durdu. Müşrikler de önlerindeydi. Arka tarafına da bir saf yaptı. Bu safın arkasına da bir saf koydu. Resulullah rükuya varınca hep birlikte rüku yaptılar. Resulullah secde yaptı, hemen arkasındaki safdakiler de secde yaptı. Diğerleri (rükudan) doğrulup onları korumak üzere kıyamda kaldılar. Bunlar iki secdeyi tamamlayıp kalkınca arkalarında bulunanlar secdeye gittiler. Sonra Resulullah'ın arkasındaki saftakiler diğerlerinin yerlerine gittiler, arkadaki saftakiler de öndekilerin yerine ilerlediler. Sonra Resulullah rükuya gitti, hepsi O'nunla birlikte rüku yaptı. Sonra Resulullah secde yaptı ve hemen arkasındaki safdakiler de secde yaptılar. Bu sırada arkadakiler bunları korumak üzere kıyamda kaldılar. Aleyhissalatu Vesselam ve arkasındakiler oturunca, en arkadakiler secdeye gittiler. Sonra hep beraber oturup hep beraber selam verdiler. |Ebu Davud, Salat 281, (1236); Nesai, Salatu'l-Havf 1, (3, 176-177)|2926
NAMAZ BÖLÜMÜ|Havf ( Korku) Namazı|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|İbnu Ömer|Resulullah (sav) korku namazını iki gruptan birine tek rek'at olarak kıldırırken, diğer grup düşmana karşı durmuştur. Kılanlar kalkıp, düşmana dönük vaziyette, (bekleyen) arkadaşlarının yerine geçtiler, onlar da gelip (Resulullah'ın arkasına geçtiler). O da bunlara bir rek'at namaz kıldırdı, sonra da bu iki gruptan her biri birer rek'at namazlarını kaza ettiler." |Buhari, Salatu'l-Havf 2, Megazi 31, Tefsir, Bakara 44; Müslim, Müsafirin 205, (839); Muvatta, Salatu'l-Havf 3, (1, 184); Ebu Davud, Salat 285, (1243); Tirmizi, Salat 398, (564); Nesai, Salatu'l-Havf 1, (3, 171-173)|2927
NAMAZ BÖLÜMÜ|Havf ( Korku) Namazı|ebu davudtirmizinesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) Dacnan ile Üsfan arasında, müşriklerle sarılmış bir yere indi. Müşrikler (aralarında): "Bu müslümanların bir namazları var (topluca kılarlar), bu onlara evlatlarından da, bakirelerinden de kıymetlidir, işte bu, ikindi namazlarıdır. Hazırlığınızı yapın, üzerlerine toptan bir kerede çullanın!" dediler. Cebrail (as), Resulullah (sav)'a, gelerek ashabını iki kısma ayırmasını, onlardan bir grupla namaz kılarken diğer grubun geri tarafta ayakta beklemesini, tedbirli olmalarını ve silahlarını beraberlerine almalarını, birinci gruba bir rek'at kıldırmasını, bu kısmın birinci rekatten sonra geri çekilmesini, arkadaki grubun öne ilerlemesini, bu yeni gruba da bir rek'at kıldırmasını, böylece her bir grubun Resulullah'la birlikte birer rek'atlerinin olmasını, Resulullah'ın da böylece iki rek'at kılmış olmasını emretti." |Ebu Davud, Salat 284, (1240, 1241); Tirmizi, Tefsir, Nisa, (3038); Nesai, Salatu'l-Havf 1, (3, 173, 174)|2928
NAMAZ BÖLÜMÜ|Havf ( Korku) Namazı|ebu davud|Abdullah İbnu Üneys|Resulullah (sav), beni, Halid İbnu Süfyan el-Hüzeli'yi öldürmem için bulunduğu yere gönderdi. O, Urane ve Arafat taraflarında idi. "Git onu öldür!" dedi. Ben onu gördüğümde ikindi namazının vakti girmişti. Kendi kendime: "(Bu herifi öldürme işi) onunla benim arama girip namazımı geciktirmesinden korkarım" dedim. (Ara vermeden) ilerledim. Hem yürüyor hem de ima ile namazımı kılıyordum. Herife tam yaklaşmıştım ki: "Sen kimsin?" dedi. "Araplardan biriyim. Duydum ki, şu adam için asker topluyormuşsun, onun için sana katılmaya geldim!" dedim. "Evet ben bu işin içindeyim" dedi. Onunla bir müddet yürüdüm, öldürmeme imkan sağlayacak bir fırsat doğunca kılıçla tepesine bindim ve geberttim. |Ebu Davud, Salat 289, (1249)|2929
NAMAZ BÖLÜMÜ|Beş Vakit Namaza Bağlı (Ratib) Nafileler|buharimüslimmuvattaebu davudnesaitirmizi|İbnu Ömer|Resulullah (sav) ile birlikte iki rek'at öğleden evvel, iki rek'at sonra, keza iki rek'at cum'adan sonra, iki rek'at akşamdan sonra, iki rek'at yatsıdan sonra namaz kıldım. Akşam ve yatsı(dan sonrakiler) evinde idi. |Buhari, Teheccüd 29, 25, 34, Cuma 39; Müslim, Müsafirin 291, (729), Cuma 71, (882); Muvatta, 69, (1, 166); Ebu Davud, Salat 290, (1252); Nesai, İkamet 64, (2, 119), Cuma 43, (3,113); Tirmizi, Salat 220, (433, 434)|2930
NAMAZ BÖLÜMÜ|Beş Vakit Namaza Bağlı (Ratib) Nafileler|tirmizinesaiibnu mace|Aişe|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sünnette gelen oniki rek'ate kim devam ederse Allah ona cennette bir ev bina eder. Bu oniki rek'atin: Dördü öğleden önce, ikisi öğleden sonra, ikisi akşamdan sonra, ikisi yatsıdan sonra, ikisi de sabahtan önce." |Tirmizi, Salat 206, (414); Nesai, Kıyamu'l-Leyl 66, (3, 260); İbnu Mace, İkamet 100, (1142)|2931
NAMAZ BÖLÜMÜ|Beş Vakit Namaza Bağlı (Ratib) Nafileler|buharimüslimebu davudnesai|Aişe|İki namaz var ki, Resulullah (sav) bunları ne gizli ne de aleni olarak seferde ve hazerde hiç terketmedi: Sabahtan önce iki rek'at, ikindiden sonra iki rek'at. |Buhari, Mevakitu's-Salat 33, 73; Müslim, Salatu'l-Müsafirin 300, (835); Ebu Davud, Salat 290, (1253); Nesai, Mevakitu's-Salat 36, (1, 281), Kıyamu'l-Leyl 56, (3, 251, 252)|2932
NAMAZ BÖLÜMÜ|Beş Vakit Namaza Bağlı (Ratib) Nafileler|ebu davud|Ali|Resulullah (sav) sabah ve ikindi hariç her namazın arkasında iki rek'at (nafile) namaz kılardı. |Ebu Davud, Salat 299, (1275)|2933
NAMAZ BÖLÜMÜ|Beş Vakit Namaza Bağlı (Ratib) Nafileler|buharimüslimebu davudtirmizi|Aişe|Resulullah (sav) nafilelerden hiçbirine, sabah namazının iki rek'atlik nafilesi kadar aşırı ilgi göstermemiştir. |Buhari, Teheccüd 27; Müslim, Salatu'l-Müsafirin 96, (725); Ebu Davud, Salat 291, 292, (1264, 1258); Tirmizi, Salat 307, (416)|2934
NAMAZ BÖLÜMÜ|Beş Vakit Namaza Bağlı (Ratib) Nafileler|ebu davud|Ebu Hüreyre|Sizi, atlılar tardedecek (kovalayacak) bile olsa o iki rek'ati terketmeyin. |Ebu Davud, Salat 291, 292, (1264, 1258)|2935
NAMAZ BÖLÜMÜ|Beş Vakit Namaza Bağlı (Ratib) Nafileler|nesai||Nesai'nin bir rivayetinde: "Sabah namazından önce kılınacak iki rekat nafile namaz dünyanın tamamından daha hayırlıdır." denmiştir. |Nesai, Kıyamu'l-Leyl 56, (252)|2936
NAMAZ BÖLÜMÜ|Beş Vakit Namaza Bağlı (Ratib) Nafileler|buharimüslimmuvattaebu davud|Aişe|Resulullah (sav) sabah namazında ezanla ikamet arasında hafif iki rek'at namaz kılardı. |Buhari, Teheccüd 28, 12; Müslim, Müsafirin 90, (724); Muvatta, Salatu'l-Leyl 29, (1, 127); Ebu Davud, Salat 292, (1255)|2937
NAMAZ BÖLÜMÜ|Beş Vakit Namaza Bağlı (Ratib) Nafileler|buharimüslimmuvattaebu davudnesai||Diğer bir rivayette şu ibare var: "O iki rek'atı öyle hafif tutardı ki, ben "bunlarda Fatiha'yı okudu mu?" derdim. |Buhari, Teheccüd 28, 12; Müslim, Müsafirin 90, (724); Muvatta, Salatu'l-Leyl 29, (1, 127); Ebu Davud, Salat 292, (1255); Nesai, Kıyamu'l-Leyl 60, (3, 256), 58, (3, 252-253)|2938
NAMAZ BÖLÜMÜ|Beş Vakit Namaza Bağlı (Ratib) Nafileler|nesai||Nesai'nin bir başka rivayetinde şöyle gelmiştir: "Müezzin sabah ezanının birincisini bitirip sükut ettimi kalkar, sabah namazından önce ve ufukta fecrin açılmasından sonra iki rek'at hafif namaz kılar, sonra da sağ yanının üzerine uyurdu." |Nesai, Kıyamu'l-Leyl 60, (3, 256), 58, (3, 252-253)|2939
NAMAZ BÖLÜMÜ|Beş Vakit Namaza Bağlı (Ratib) Nafileler|müslimebu davudnesai|İbnu Abbas|Resulullah (sav) sabahın iki rek'atında çoğunlukla şunları okurdu: Birinci rek'atte (mealen): "(Ey müminler) deyin ki: "Biz Allah'a, bize indirilene (Kur'an'a, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a ve torunlarına (esbata) indirilenlere, Musa'ya, İsa'ya verilenlere ve bütün peygamberlere Rabbleri katından verilen (Kitap ve ayetlere) iman ettik. Onlardan hiç birini (kimine inanmak, kimini inkar etmek suretiyle) diğerinden ayırd etmeyiz. Biz, (Allah'a) teslim olmuş (müslümanlar)ız" (Bakara 136). İkinci rek'atte de, Al-i İmran süresindeki şu ayet (mealen): "De ki: "Ey Ehl-i kitap (Yahudiler, Hıristiyanlar) hepiniz bizimle sizin aranızda müsavi (ve adil) bir kelimeye gelin. (Şöyle) diyerek: "Allah'tan başkasına tapmayalım. Ona hiçbir şeyi eş tutmayalım. Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi Rabler (diye) tanımayalım. (Buna rağmen) eğer yine yüz çevirirlerse (o halde) deyin ki: "Şahid olun, biz muhakkak müslümanlarız" (64. ayet). |Müslim, Müsafirin 99, (727); Ebu Davud, Salat 292, (1259); Nesai, İftitah 38, (2, 155)|2940
NAMAZ BÖLÜMÜ|Beş Vakit Namaza Bağlı (Ratib) Nafileler|ebu davudnesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) sabahın iki rek'atında çoğunlukla şunları okurdu: "(Ey mü'minler) deyin ki: "Biz Allah'a, bize indirilene (Kur'an'a), İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a ve torunlarına (esbat) indirilenlere, Musa'ya, İsa'ya verilenlere ve bütün peygamberlere Rabbleri katından verilen (Kitap ve ayetlere) iman ettik. Onlardan hiç birini (kimine imanmak, kimini inkar etmek suretiyle) diğerinden ayıd etmeyiz. Biz, (Allah'a) teslim olmuş (müslümanlarız." (Bakara 136). İkinci rek'atte de: "Ey Rabbimiz, senin indirdiğin (o Kitab'a) inandık, o peygambere de tabi olduk. Artık bizi (birliğini ve peygamberlerini tanıyan) şahidlerle beraber yaz." Al-i İmran 53) ayetni okurdu. |Ebu Davud, Salat 98, (1256); Nesai, İftitah 39, (2, 155,156)|2941
NAMAZ BÖLÜMÜ|Beş Vakit Namaza Bağlı (Ratib) Nafileler|müslimebu davudnesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) sabahın iki rek'atinde şunları okudu: "Kul ya eyyuhe'l-Kafirun" ve "Kul hüvallahu ahad." |Müslim, Müsafirin 98, (726); Ebu Davud, Salat 98, (1256); Nesai, İftitah 39, (2, 155,156)|2942
NAMAZ BÖLÜMÜ|Beş Vakit Namaza Bağlı (Ratib) Nafileler|tirmizi|İbnu Mes'ud|Ben bir ay kadar Resulullah (sav)'ı göz ucuyla takib ettim, sabahın farzdan önce kılınan iki rekatinde şu sureleri okuyordu: "Kul ya eyyühe'l-Kafirun" ve "Kulhüvallahu ahad" |Tirmizi, Salat 308, (417)|2943
NAMAZ BÖLÜMÜ|Beş Vakit Namaza Bağlı (Ratib) Nafileler|nesai|İbnu Mes'ud|Ben Resulullah (sav)'ı yirmi kere göz ucuyla takib ettim, akşamın farzından sonra kılınan iki rek'atle sabahın farzından önce kılınan iki rek'atte Kafirun ve İhlas surelerini okuyordu. |Nesai, Salat 68, (2,170)|2944
NAMAZ BÖLÜMÜ|Beş Vakit Namaza Bağlı (Ratib) Nafileler|buharimüslimebu davudtirmizi|Aişe|Resulullah (sav) sabahın iki rek'at nafilesini kıldı mı, uyanıksam benimle konuşurdu, değilsem, müezzin namaz için (ikamet okuyuncaya kadar yatardı). |Buhari, Teheccüd 24, 26; Müslim, Müsafirin 133, (743); Ebu Davud, Salat 293, (1262,1263); Tirmizi, Salat 309, (418)|2945
NAMAZ BÖLÜMÜ|Beş Vakit Namaza Bağlı (Ratib) Nafileler|ebu davudtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Biriniz, sabahın farzından önce iki rek'atlik sünneti kılınca sağı üzerine yatsın..." |Ebu Davud, Salat 203, (1261); Tirmizi, Salat 311, (420)|2946
NAMAZ BÖLÜMÜ|Beş Vakit Namaza Bağlı (Ratib) Nafileler|ebu davudtirmizi|Muhammed İbnu İbrahim|Ravi ceddi Kays İbnu Ama'dan anlattığına göre: "Resulullah (sav) geldi ve namaza duruldu. Onunla birlikte sabah namazını kıldım. Sonra namaz bitince beni namaz kılar buldu. "Ağır ol ey Kays! dedi. Bir namaz daha mı kılıyorsun?" "Ben sabahın sünnetim kılmamıştım (onu kılıyorum)" deyince: "Öyleyse hayır, (bunda bir beis yok)" buyurdu." |Ebu Davud, Salat 295, (1267); Tirmizi, Salat 313, (422)|2947
NAMAZ BÖLÜMÜ|Beş Vakit Namaza Bağlı (Ratib) Nafileler|buharimüslimnesai|Abdullah İbnu Malik İbnu Buhayne|Resulullah (sav) ikamet başladıktan sonra namaz kılmakta olan bir adam gördü. Resulullah (sav) namazdan çıkınca halk adamın etrafını sardı ve (Resulullah ona): "Sabahı dört mü (kılıyorsun)? Sabahı dört mü (kılıyorsun)?" dedi. |Buhari, Ezan 38; Müslim, Müsafirin 65, (711); Nesai, İmamet 60, (2,117)|2948
NAMAZ BÖLÜMÜ|Beş Vakit Namaza Bağlı (Ratib) Nafileler|müslimebu davudnesai|Abdullah İbnu Sercis|Resulullah (sav) sabah namazını kılarken bir adam mescide girdi. Mescidin yan tarafında sünneti kıldı. Sonra Resulullah'a dahil olup O'nunla da farzı kıldı. Aleyhissalatu Vesselam namazı bitirince: "Ey falan, şu iki namazdan hangisini sayıyorsun? Tek başına kıldığını mı, bizimle kıldığım mı?" buyurdular. |Müslim, Müsafirin 67, (712); Ebu Davud, Salat 294, (1265); Nesai, İmamet 61, (2, 117)|2949
NAMAZ BÖLÜMÜ|Beş Vakit Namaza Bağlı (Ratib) Nafileler|muvatta|Ebu Seleme|Ashabtan bir cemaat ikameti işitmişti, hemen (sünnet) namaza kalktılar. Resulullah (sav) onlara: "İki namazı beraber mi kılıyorsunuz? İki namazı beraber mi kılıyorsunuz?" diye çıkıştı. Bu (hadise) sabah namazı sırasında cereyan etmişti. |Muvatta, Salatu'l-Leyl 31, (1, 128)|2950
NAMAZ BÖLÜMÜ|Beş Vakit Namaza Bağlı (Ratib) Nafileler|tirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim sabahın iki rek'atini vaktinde kılamazsa güneş doğduktan sonra kılsın." |Tirmizi, Salat 314, (423)|2951
NAMAZ BÖLÜMÜ|Beş Vakit Namaza Bağlı (Ratib) Nafileler|muvatta|İbnu Ömer|Raviden anlatıldığına göre, sabah namazının sünnetini kaçırdığı olmuştur. Ancak güneş doğduktan sonra onu kaza etmiştir. |Muvatta, Salatu'l-Leyl 32, (1, 128)|2952
NAMAZ BÖLÜMÜ|Öğle Namazının Nafilesi|tirmizi|Ali|Resulullah (sav) öğleden önce dört, öğleden sonra da iki rek'at kılardı. |Tirmizi, Salat 315,(424)|2953
NAMAZ BÖLÜMÜ|Öğle Namazının Nafilesi|tirmizi|Aişe|Resulullah (sav) öğlenin farzdan önceki dört rek'atli sünneti, namazdan önce kılamazsa sonra kılardı. |Tirmizi, Salat 317, (426)|2954
NAMAZ BÖLÜMÜ|Öğle Namazının Nafilesi|ebu davudtirmizinesai|Ümmü Habibe|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim öğleden önce dört, öğleden sonra da dört (rek'at nafile) kılarsa, Allah onu ateşe haram eder." |Ebu Davud, Salat 296, (1269); Tirmizi, Salat 317, (427, 428); Nesai, Kıyamu'l-Leyl 67, (3, 265)|2955
NAMAZ BÖLÜMÜ|Öğle Namazının Nafilesi|ebu davudtirmizinesai|Ümmü Habibe|Bir rivayette de şöyle gelmiştir: "Kim öğleden evvel dört, öğleden sonra da dört (rek'at nafile) kılmaya devam ederse Allah onu ateşe haram eder." |Ebu Davud, Salat 296, (1269); Tirmizi, Salat 317, (427, 428); Nesai, Kıyamu'l-Leyl 67, (3, 265)|2956
NAMAZ BÖLÜMÜ|Öğle Namazının Nafilesi|ebu davudibnu mace|Ebu Eyyub|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Öğlenin farzından önce tek bir selamla kılınan dört rek'at nafile var ya, bunların önünde sema kapıları açılır." |Ebu Davud, Salat 296, (1270); İbnu Mace, İkamet 105, (1157)|2957
NAMAZ BÖLÜMÜ|Öğle Namazının Nafilesi|tirmizi|Abdullah İbnu's'Saib|Resulullah (sav) güneşin zevalinden sonra ve öğleden önce dört rek'at namaz kılardı ve derdi ki: "Şimdi sema kapılarının açıldığı bir vakittir. Bu anda salih bir amelinin oraya yükselmesini isterim." |Tirmizi, Salat 347, (478)|2958
NAMAZ BÖLÜMÜ|Öğle Namazının Nafilesi|tirmizi|Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Öğleden önce zevalden sonra dört rek'at vardır ki bunlar seherde kılanan emsalleri değerindedirler. Her ne varsa, bu saatte mutlaka Allah'ı tesbih eder." Resulullah, sonra şu ayeti okudular: "Allah'ın yarattığı şeylerin gölgeleri sağa sola vurarak, Allah'a boyun eğerek secde etmekte olduklarını görmüyorlar mı?" (Nahl 48). |Tirmizi, Tefsir, Nahl (3127)|2959
NAMAZ BÖLÜMÜ|İkindi Namazının Nafilesi|ebu davud|Ali|Resulullah (sav) ikindiden önce iki rek'at kılardı. |Ebu Davud, Salat 297, (1272)|2960
NAMAZ BÖLÜMÜ|İkindi Namazının Nafilesi|ebu davudtirmizi|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İkindiden önce dört rek'at nafile kılan kimseye Allah rahmetini bol kılsın." |Ebu Davud, Salat 297, (1271); Tirmizi, Salat 318, (430)|2961
NAMAZ BÖLÜMÜ|İkindi Namazının Nafilesi|tirmizi|Ali|Resulullah (sav) ikindi namazından önce dört rek'at nafile kılardı. Bunların arasını (ikinci rek'atin teşehhüdünde) mukarreb meleklerle müslüman ve mü'minlerden onlara tabi olanlara selam ile ayırırdı. |Tirmizi, Salat 318, (2129)|2962
NAMAZ BÖLÜMÜ|İkindi Namazının Nafilesi|buharimüslimebu davudnesai|Aişe|Resulullah (sav) bana, günümde ikindi namazından sonra iki rek'at nafile kılarak gelirdi. |Buhari, Mevakitu's-Salat 33, Hacc 75; Müslim, Salatu'l-Müsafirin 296-298, (833-835); Ebu Davud, Salat 299, (1279, 1280); Nesai, Mevakit 36, (1, 280, 281)|2963
NAMAZ BÖLÜMÜ|İkindi Namazının Nafilesi|buharimüslimebu davudnesai|Aişe|İkindi namazından sonra kıldığı iki rek'ati, yanımda hiç terketmedi. |Buhari, Mevakitu's-Salat 33, Hacc 75; Müslim, Salatu'l-Müsafirin 296-298, (833-835); Ebu Davud, Salat 299, (1279, 1280); Nesai, Mevakit 36, (1, 280, 281)|2964
NAMAZ BÖLÜMÜ|İkindi Namazının Nafilesi|tirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sav) ikindi namazından sonra iki rek'at nafile kılmıştır, çünkü kendisine gelen bir malın taksimini yapmış, bu meşguliyet O'nun öğle namazından sonra kılmakta olduğu iki rek'ati kılmasına mani olmuştu. Bunun üzerine onları ikindiden sonra kıldı. Sonra bir daha bu iki rek'ati kılmadı. |Tirmizi, Salat 135, (184)|2965
NAMAZ BÖLÜMÜ|İkindi Namazının Nafilesi|müslim|Muhtar İbnu Fulful|Hz. Enes'ten ikindiden sonra kılınacak nafile namaz hakkında sordum. Dedi ki: "Hz.Ömer, ikindiden sonra nafile kılanların ellerine (sopayla) vururdu. Biz iki rek'ati, Resulullah devrinde güneş battıktan sonra akşam namazından önce kılardık. Bizi bunu kılarken Efendimiz görürdü de ne emrederdi ne de nehyederdi." |Müslim, Müsafirin 302, (836)|2966
NAMAZ BÖLÜMÜ|Akşam Namazının Nafilesi|buharimüslimnesai|Enes|Müezzin akşam ezanını okuduğu zaman Resulullah (sav) ashabından bir grup kalkıp mescidin sütunlarına doğru koşup Resulullah (sav) (evinden) çıkıncaya kadar akşamdan önce ikişer rek'at nafile kılıyordu. (Müslim'in rivayetinde şu ziyade var: "Bazan bir yabancı gelip mescide girecek olsa, namaz kılanların çokluğunu görünce, akşamın farzını kılınmış zannederdi.") |Buhari, Ezan 14, Salat 95; Müslim, Müsafirin 303, (837); Nesai, Ezan 39, (2, 28, 29)|2967
NAMAZ BÖLÜMÜ|Akşam Namazının Nafilesi|ebu davudbuharimüslim|Abdullah İbnu Mugaffel el-Müzeni|Resulullah (sav) dediler ki: "Akşamdan önce iki rek'at namaz kılın." (Efendimiz) sonra, insanların bunu bir sünnet yapmasından korkarak "Dileyen kılsın" dediler." |Ebu Davud, Salat 300, (1281); Buhari, Teheccüd 36, İ'tisam 27; Müslim, Müsafirin 304, (838)|2968
NAMAZ BÖLÜMÜ|Akşam Namazının Nafilesi|||Sahiheyn'in kaydettiği bir başka rivayette şöyle gelmiştir: "Resulullah (sav): "Akşam namazından önce namaz kılın" dediler ve (bunu üç kere tekrar ettiler), üçüncüde ise, halk bunu bir sünnet edinir korkusuyla, "Dileyen" buyurdular." ||2969
NAMAZ BÖLÜMÜ|Akşam Namazının Nafilesi|tirmizi|İbnu Ömer|Resulullah (sav)'la birlikte, akşam namazından sonra hane-i saadetlerinde iki rek'at (nafileyi) kıldım. |Tirmizi, Salat 320, (432)|2970
NAMAZ BÖLÜMÜ|Akşam Namazının Nafilesi|ebu davudnesai|Ka'b İbnu Ucre|Resulullah (sav) Beni Abdi'l-Eşhed mescidinde akşam namazını kılmıştı. Cemaat, farzı bitirince nafileyi kılmaya başladı. Bunu gören Resulullah: "Bu, evlerin namazıdır" buyurdular. (Nesai'de şu ifade vardır: "Size, bu namazı evlerde kılmanız gerekir.") |Ebu Davud, Salat 304, (1300); Nesai, Kıyamu'l-Leyl 1, (3,198, 199)|2971
NAMAZ BÖLÜMÜ|Akşam Namazının Nafilesi|rezin|Mekhul|Merfu olarak rivayet ettiğine göre, Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim akşam namazından sonra hiç konuşmadan iki rek'at -bir rivayette dört- kılarsa namazı ılliyyuna yükseltilir." [Rezin tahriç etmiştir. (Feyzu'l-Kadir 6, 167) |Rezin|2972
NAMAZ BÖLÜMÜ|Akşam Namazının Nafilesi|rezin|Huzeyfe|Resulullah (sav) derdi ki: "Akşamın farzından sonraki iki rek'ati kılmada acele edin, çünkü onlar farz namazla birlikte yükselirler." [Rezin ilavesidir. (Feyzu'l-Kadir 4, 307)] |Rezin|2973
NAMAZ BÖLÜMÜ|Yatsı Namazının Nafilesi|ebu davud|Şureyh İbnu Hani|Hz. Aişe (ra)'ye Resulullah (sav)'ın namazından sordum. Dedi ki: "Yatsıyı her kılışında yanıma gelince mutlaka dört veya altı rek'at nafile kılardı. Bir gece yağmura yakalandık. Aleyhissalatu Vesselam'a bir post yaydık, postta suyun akmakta olduğu bir deliğe hala bakar gibiyim. Efendimizin, elbisesini hiçbir surette yerden sakındığını görmedim. |Ebu Davud, Salat 305, (1303)|2974
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cuma Namazının Nafilesi|buhariebu davudtirmizinesai|Cabir|Resulullah (sav) hutbe verirken bir adam girdi. Resulullah adama: "Namaz kıldın mı?" dedi. Adam: "Hayır!" dedi. Efendimiz: "Öyleyse iki rek'atini kıl!" diye emretti. |Buhari, Cuma 32,33, Teheccüd 25; Müslim Cuma 55; Ebu Davud, Cuma 237; Tirmizi, Salat 367, (510); Nesai, Cuma 21, 27, (3, 103, 107)|2975
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cuma Namazının Nafilesi|müslimebu davudtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizden biri cumayı kıldı mı, ondan sonra da dört rek'at kılsın." |Müslim, Cuma 67, (881); Ebu Davud, Salat 244, (1131); Tirmizi, Salat 376|2976
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cuma Namazının Nafilesi|müslim||Bir rivayette şöyle buyrulmuştur: "Senin acele etmen gereken bir şeyin olursa mescidde hemen iki rek'atı kıl, iki rek'at de dönünce kıl." |Müslim, Cuma 67, (881)|2977
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cuma Namazının Nafilesi|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Nafi'|İbnu Ömer (ra), cuma günü bir adamın cumayı kılarken durduğu yerden hiç kımıldamaksızın iki rek'at daha kılmaya devam ettiğini görmüştü, adamı bundan menetti. "Cumayı dört mü kılıyorsun?" dedi. İbnu Ömer, Cuma günü evinde iki rekat kılar ve etrafındakilere: "Resulullah böyle kılardı!" dedi. |Buhari, Cuma 39, Teheccüd 25,29; Müslim, Cuma 70, (882); Ebu Davud, Salat 244, (1127, 1128); Tirmizi, Salat 376, (521, 522); Nesai, Cuma 42, 44, (3, 113)|2978
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cuma Namazının Nafilesi|ebu davudtirmizi|Ata|İbnu Ömer (ra) Mekke'de cumayı kıldı mı ilerler iki rek'at daha kılardı; sonra biraz daha ilerler ve dört rekat daha kılardı. Medine'de olunca da cumayı kılar sonra evine döner, iki rekat daha kılardı, bunu mescidde kılmazdı. Bu durumun sebebi nedir? diye kendisinden sorulmuştu: "Resulullah (sav) böyle yapardı" dedi. |Ebu Davud, Salat 244, (1130, 1131); Tirmizi, Salat 376, (523)|2979
NAMAZ BÖLÜMÜ|Vitir Namazı|ebu davud|Büreyde|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Vitr namazı haktır. Kim bunu kılmazsa bizden değildir." Bunu Efendimiz üç kere tekrar etti. |Ebu Davud,Salat 337, (1419)|2980
NAMAZ BÖLÜMÜ|Vitir Namazı|tirmiziebu davudnesai|Ali|Vitir namazı farz namaz gibi kesin değildir. Ancak Resulullah (sav): "Allahu Teala hazretleri tektir, tek'i sever, öyleyse ey ehl'i Kur'an vitri kılın!" buyurmuştur. |Tirmizi, Salat 333, (453, 454); Ebu Davud, Salat 336, (1416); Nesai, Kıyamu'l-Leyl 27, (3, 228, 229)|2981
NAMAZ BÖLÜMÜ|Vitir Namazı|muvattaebu davudnesai|İbnu Muhayriz|Beni Kinane'den el-Muhdici denen bir adam, Şam'da Ebu Muhammed diye künyesi olan bir adamın: "Vitir namazı vacibtir" dediğini işitti. Kinani dedi ki: "Ben bunu Ubade İbnu's-Samit (ra)'e sordum da: "Ebu Muhammed hata etmiş. Ben Resulullah (sav)'ı dinledim şöyle demişti: "Allah'ın kullar üzerine yazıp farz kıldığı beş namaz mevcuttur. Kim onları eda eder, istihfafla herhangi bir eksikliğe meydan vermeden tam yaparsa Allah indinde ona verilmiş bir söz vardır: Onu cennete koyacaktır. Onları kılmayana ise Allah'ın bir vaadi yoktur. Dilerse azab eder dilerse cennete koyar" der. |Muvatta, Salatu'l-Leyl 14, (1, 123); Ebu Davud,Salat 9, (426), 337, (1420); Nesai, Salat 6, (1, 230)|2982
NAMAZ BÖLÜMÜ|Vitir Namazı|buharimüslimebu davudnesai|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Gece namazının sonu tek olsun." |Buhari, Vitr 4; Müslim, Müsafirin, 149, (751); Ebu Davud, Salat 343, (1438); Nesai, Kıyamu'l-Leyl 30, (3, 230, 231)|2983
NAMAZ BÖLÜMÜ|Vitir Namazı||İbnu Mes'ud|İmam Malik, İbnu Mes'ud'dan naklediyor: "İbnu Mes'ud demiştir ki: "Geceleyin kılacağınız namazın sonunu tek kılın." [Muvatta'da bulunamadı.] ||2984
NAMAZ BÖLÜMÜ|Vitir Namazı|ebu davudnesaiibnu mace|Ebu Eyyüb|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Vitir her müslüman üzerine bir haktır (vazifedir). Kim beş ile vitir kılmayı severse yapsın. Kimde üç ile vitir kılmak isterse yapsın. Kim tek rek'atli vitr kılmayı dilerse kılsın." |Ebu Davud, Salat 338, (1422); Nesai, Salatu'l-Leyl 40, (3, 238, 239); İbnu Mace, İkamet 123, (1190)|2985
NAMAZ BÖLÜMÜ|Vitir Namazı|tirmizinesai|Ümmü Seleme|Resulullah (sav) onüç rek'at kılarak vitir yapardı. İhtiyarlayıp zayıflayınca yedi rek'atte vitir yaptı. |Tirmizi, Salat 336, (468); Nesai, Kıyamu'l-Leyl 30, 40, 45, (3, 237, 243)|2986
NAMAZ BÖLÜMÜ|Vitir Namazı|buharimüslimmuvattatirmizinesai|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Vitir gecenin sonunda kılınır." |Buhari, Vitr 1, Salat 24, Teheccüd 10; Müslim, Müsafirin 155-147, (749, 753); Muvatta, Salatu'l-Leyl 13, (1, 123); Tirmizi, Salat 323, (437); Nesai, Kıyamu'l-Leyl 26, (3, 227, 228), 35, (3, 233)|2987
NAMAZ BÖLÜMÜ|Vitir Namazı|buharimüslimmuvattatirmizinesai||Buhari'nin bir rivayetinde şöyle denmiştir: "Gece namazı ikişer ikişerdir. Gece namazından ayrılacağın zaman, tek rekat daha kıl, bu sana kıldığın namazların tek olmasını sağlar." |Buhari, Vitr 1, Salat 24, Teheccüd 10; Müslim, Müsafirin 155-147, (749, 753); Muvatta, Salatu'l-Leyl 13, (1, 123); Tirmizi, Salat 323, (437); Nesai, Kıyamu'l-Leyl 26, (3, 227, 228), 35, (3, 233)|2988
NAMAZ BÖLÜMÜ|Vitir Namazı|ebu davudtirmizinesai|Abdülaziz İbnu Cüreyc|Hz. Aişe (ra)'ye "Resulullah ne ile vitir namazı kılardı?" diye sorduk. Dedi ki: "Birinci rek'atte Sebbih isme Rabbike'l-a'layı ikinci rek'atte Kulya eyyüal-kafirun suresini, üçüncü rekatte de Kulhuvallahü ahad ve Muavvizateyn'i okurdu. |Ebu Davud, Salat 339, (1424); Tirmizi, Salat 340, (463); Nesai, Kıyamu'l-Leyl 47, 48, (3, 244, 245)|2989
NAMAZ BÖLÜMÜ|Vitir Namazı|ebu davudtirmizi|Harice İbnu Huzafe|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah size (öyle) bir namazla imdad etti ki, O sizin için kızıl deve sürülerinden daha hayırlıdır, işte bu namaz vitirdir. Allah onu, sizin için yatsı namazı ile şafağın sökmesi arasına koydu." |Ebu Davud, Salat 336, (1418); Tirmizi, Salat 332, (452)|2990
NAMAZ BÖLÜMÜ|Vitir Namazı|buharimüslimnesaitirmiziebu davud|Aişe|Resulullah (sav) her gece vitir kılardı. Gecenin evvelinde de kıldı, ortalarında da da kıldı; sonunda da kıldı (ölümü sırasında) gecenin sonunda kıldı. |Buhari, Vitr 2; Müslim, Müsafirin 137, (745); Nesai, Kıyamu'l-Leyl 30, (3, 230); Tirmizi, Salat 334,(456), Sevabu'l-Kur'an 23, (2925); Ebu Davud, Salat 343, (1435,1437)|2991
NAMAZ BÖLÜMÜ|Vitir Namazı|müslimtirmizi|Cabir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim gecenin sonunda kalkamamaktan korkarsa vitrini gecenin başında kılsın.Kim gecenin sonunda kalkmayı umuyorsa gecenin sonunda vitrini kılsın. Çünkü gecenin sonunda kılınan namaz (gece ve gündüz meleklerinin huzurlarında ve şehadetleri altında kılındığı için) meşhud ve mahzurdur. Bu yüzden (gecenin başında kılınana nazaran) daha faziletlidir." |Müslim, Müsafirin 162, (755); Tirmizi, Salat 334, (465)|2992
NAMAZ BÖLÜMÜ|Vitir Namazı|muvattaebu davud|Ebu Katade|Resulullah (sav) Hz. Ebu Bekr (ra)'e "Vitri ne zaman kılıyorsun?"diye sordu. Hz. Ebu Bekr: "Gecenin başında kılıyorum!" dedi. Aynı şekilde: "Vitri ne zaman kılıyorsun?" diye Hz. Ömer (ra)'e de sordu: "Gecenin sonunda kılıyorum!" dedi. Bunun üzerine Aleyhissalatu Vesselam, Hz. Ebu Bekr'e: "Sen ihtiyatla amel ediyorsun!" dedi. Hz. Ömer'e de: "Sen de kuvvet(li olan, takvaya uygun olan) ile amel ediyorsun!" buyurdu. |Muvatta, Salatu'l-Leyl 16, (1, 124); Ebu Davud, Salat 342, (1434)|2993
NAMAZ BÖLÜMÜ|Vitir Namazı|ebu davudtirmizinesaiibnu mace|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Gece ve gündüz namazları ikişer ikişerdir." |Ebu Davud, Salat 302, (1295); Tirmizi, Cuma 418, (597); Nesai, Kıyamu'l-Leyl 26, (3, 227); İbnu Mace, İkamet 172, (1322)|2994
NAMAZ BÖLÜMÜ|Vitir Namazı|ebu davudtirmizi|Ebu Said|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Vitir namazını kılmadan kim uyur veya unutursa hatırladığı veya uyandığı zaman hemen kılsın." |Ebu Davud, Salat 341, (1431); Tirmizi, Salat 342, (465)|2995
NAMAZ BÖLÜMÜ|Vitir Namazı|buhari|Ebu Cemre|Ashab-ı Şecere (ra)'den olan Aiz İbnu Amr'a sordum: "Vitir namazı nakzedilir mi?" "Eğer, evvelinde vitir kıldıysan ahirinde vitir kılma" dedi. (Rezin merhum şunu ilave eder: "Resulullah (sav) şöyle buyurdular: "Bir gecede iki vitir kılınmaz.") |Buhari, Megazi 35|2996
NAMAZ BÖLÜMÜ|Vitir Namazı|muvatta|Nafi'|Ben İbnu Ömer (ra)'le Mekkedeydim. Hava bulutlu olduğu için sabah namazını kaçırmaktan korkuyordu. Tek rekat kılarak vitir yaptı. Sonra bulutlar açıldı. Gördü ki daha üzerinde gece var. Bir rek'at daha kılarak (önceki tek'i) çiftledi, sonra iki rek'at (bir miktar) namaz kıldı. Sabahın geçmesinden korkunca bir rekat daha kılarak vitir yaptı. |Muvatta, Salatu'l-Leyl 19, (1, 125)|2997
NAMAZ BÖLÜMÜ|Vitir Namazı|nesai|Aişe|Resulullah (sav) vitrin ilk iki rek'atinde selam vermezdi. |Nesai, Kıyamu'l-Leyl 36, (3, 235)|2998
NAMAZ BÖLÜMÜ|Vitir Namazı|buharimuvatta|İbnu Ömer|Resulullah (sa} vitrin ilk iki rek'atinde selam verirdi, öyle ki (o sırada) bazı ihtiyaçları için emirde bulunurdu. |Buhari, Vitr 1; Muvatta, Salatu'l-Leyl 20, (1,125)|2999
NAMAZ BÖLÜMÜ|Vitir Namazı|muvatta|,|Muvatta'nın bir rivayetinde şöyle gelmiştir: "Resulullah (sav) buyurdular ki: "Akşam namazı gündüzün vitridir." |Muvatta, Salatu'l-Leyl 22, (1, 125)|3000
NAMAZ BÖLÜMÜ|Vitir Namazı|tirmiziebu davudnesai|Ali|Resulullah (sav) vitrini kılarken şu duayı okurdu: "Allahım gadabından sana sığınırım. Cezandan affına sığınırım. Senden sana sığınırım. Sana (yapılması gereken) senayı sayamam. Sen, kendi nefsine yaptığın övgüdeki gibisin." |Tirmizi, Da'avat 123, (3661); Ebu Davud, Salat 340, (1427); Nesai, Kıyamu'l-Leyl 51, (3, 249)|3001
NAMAZ BÖLÜMÜ|Gece Namazı|tirmizi|Bilal|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Size geceleyin kalkmayı tavsiye ederim. Çünkü o, sizden önce yaşayan salihlerin adetidir; Rabbinize yakınlık (vesilesi)dir, günahlardan koruyucudur, kötülüklere kefarettir, bedenden hastalığı kovucudur." |Tirmizi, Da'avat 112, (3543, 3544)|3002
NAMAZ BÖLÜMÜ|Gece Namazı|ebu davud|İbnu Amr İbni'l-As|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim geceyi on ayet okuyarak ihya ederse gafiller arasına yazılmaz. Kim de yüz ayetle gecesini ihya ederse "kanitin" zümresine yazılır. Kim de bin ayet okuyarak geceyi ihya ederse mukantırin arasında yazılır." |Ebu Davud, Salat 326, (1398)|3003
NAMAZ BÖLÜMÜ|Gece Namazı|ebu davud|Abdullah İbnu Habeşi|Resulullah (sav)'a: "Hangi amel efdaldir?" diye sorulmuştu. Şu cevabı verdi: "Kıyamı uzun olan." |Ebu Davud, Salat 313, (1325)|3004
NAMAZ BÖLÜMÜ|Gece Namazı|buhari|Ubadetu'bnu's-Samit|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Geceleyin kim uyanırsa şunu söylesin: "Allah'tan başka ilah yoktur, O birdir, ortağı yoktur. Mülk O'nundur, hamd de O'na aittir, O herşeye kadirdir. Hamd Allah'a aittir, Allah münezzehtir, Allah büyüktür, bütün amel ve ibadetler için gereken güç ve kuvvet Allah'tandır." Sonra Aleyhissalatu Vesselam buyurdular: "Rabbim beni affet!" desin veya dua ederse duasına cevap verilir. Eğer abdest alır ve namaz kılarsa namazı kabul edilir." |Buhari, Teheccüd 21|3005
NAMAZ BÖLÜMÜ|Gece Namazı|buharimüslimtirmizinesai|Muğire İbnu Şu'be|Resulullah (sav) ayakları kabarıncaya kadar geceleri kalkıp namaz kılardı. Kendisine: "Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını affetti (niye kendini bu kadar hırpalıyorsun?)" denildi. "Şükredici bir kul olmayayım mı?" cevabını verdi." |Buhari, Teheccüd 16, Tefsir, Feth 1, Rikak 20; Müslim, Siffitu'l-Münafikin 79, (2819); Tirmizi, Salat 304, (412); Nesai, Kıyamu'l-Leyl 17, (3, 219)|3006
NAMAZ BÖLÜMÜ|Gece Namazı|ebu davud|Aişe|Resulullah (sav) gece namazını hiç terketmezdi. Öyle ki hastalanacak veya ağırlık hissedecek olsa oturarak kılardı. |Ebu Davud, Salat 307, (1307)|3007
NAMAZ BÖLÜMÜ|Gece Namazı|ebu davudnesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: Allah, geceleyin kalkıp namaz kılan ve hanımını da uyandıran, hanımı imtina ettiği takdirde yüzüne su döken kula rahmetini bol kılsın. Allah, geceleyin kalkıp namaz kılan, kocasını da uyandıran, kocası imtina edince yüzüne su döken kadına da rahmetini bol kılsın." |Ebu Davud, Salat 307, (1308); Nesai, Kıyamu'l-Leyl 5, (3, 205)|3008
NAMAZ BÖLÜMÜ|Gece Namazı|buharimüslimmuvattaebu davudnesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: Biriniz uyuyunca ensesine şeytan üç düğüm atar. Her düğümü atarken, düğüm yerine eliyle vurarak "üzerine uzun bir gece olsun, yat" dilediğinde bulunur. Adam uyanır ve Allah'ı zikrederse bir düğüm çözülür, abdest alacak olursa bir düğüm daha çözülür, namaz kılarsa bütün düğümler çözülür ve böylece canlı ve hoş bir halet-i ruhiye ile sabaha erer. Aksi halde habis ruhlu (içi kararmış) ve uyuşuk bir halde sabaha erer." |Buhari, Teheccüd 12, Bed'ü'l-Halk 11; Müslim, Müsafirin 207, (776); Muvatta, Kasru's-Salat 95, (1, 176); Ebu Davud, Salat 307, (1306); Nesai, Kıyamu'l-Leyl 5, (3, 203)|3009
NAMAZ BÖLÜMÜ|Gece Namazı|buharimüslimnesai|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav)'ın yanında bir adamın zikri geçti ve sabaha kadar uyuduğu namaza kalkmadığı söylendi. Aleyhissalatu Vesselam: "Bu adamın kulağına şeytan işemiştir" buyurdu. |Buhari, Teheccüd 13, Bed'ü'l-Halk 11; Müslim, Müsafirin 205, (774); Nesai, Kıyamu'l-Leyl 6,(3, 204)|3010
NAMAZ BÖLÜMÜ|Gece Namazı|muvattaebu davudnesai|Aişe|Resulullah (sav) buyurdular ki: "(Mutad olarak) geceleyin namaz kılan bir kimse, uykunun galebe çalmasıyla (bir gece uyuyakalsa ve namazını kılamasa) Allah Teala hazretleri onun namazının sevabını yine de yazar, onun uykusu (Allah'ın ona yaptığı bir ikram) bir sadaka olur." |Muvatta, Salatu'l-Leyl 1, (1, 117); Ebu Davud, Salat 310, (1314); Nesai, Kıyamu'l-Leyl 61, (3, 257)|3011
NAMAZ BÖLÜMÜ|Gece Namazı|ebu davud|Aişe|Resulullah (sav) Allah Teala Hazretleri geceleyin uyandırmışsa seher vakti girinceye kadar, hizbini tamamlardı. |Ebu Davud, Salat 312, (1316)|3012
NAMAZ BÖLÜMÜ|Gece Namazı|buharimüslimebu davudnesai|Mesruk|Hz. Aişe (ra)'ye sordum: "Resulullah (sav)'a göre hangi amel efdaldi?" Bana: "Devamlı olan!" diye cevap verdi. Ben tekrar: "Gecenin hangi vaktinde kalkardı?" dedim. "Bağıranı -yani horozu- işittiği zaman kalkardı!" diye cevap verdi. |Buhari, Teheccüd 7, Rikak 18; Müslim, Müsafirin 131, (741); Ebu Davud, Salat 312, (1317); Nesai, Kıyamu'l-Leyl 8, (3, 208)|3013
NAMAZ BÖLÜMÜ|Gece Namazı|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|Aişe|Resulullah (sav)'ın gece namazı on rek'atti. Bir rek'at de tek kılardı. Sabahın sünnetini iki rek'at kılardı. Böylece hepsi onüç rek'at olurdu. (Bu metin Müslim ve Ebu Davud'da gelmiştir) |Buhari, Teheccüd 10; Müslim, Müsafirin 121, 124, (736, 737); Muvatta, Salatu'l-Müsafirin 8 (1, 120); Ebu Davud, Salat 316, (1334-1341-1361); Tirmizi, Salat 325, (439-445); Nesai, Kıyamul-Leyl 30, 35, 36, 44, 53, (3, 230, 233, 234, 239)|3014
NAMAZ BÖLÜMÜ|Gece Namazı|müslimebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Biriniz gece namazına kalkınca ilk önce iki hafif rek'atle namaza başlasın." (Ebu Davud'da şu ziyade var: "...Sonrada dilediğin kadar uzat.") |Müslim, Müsafirin 198, (768); Ebu Davud, Salat 313 , (1323,1324)|3015
NAMAZ BÖLÜMÜ|Kuşluk Vakti|buharimüslimmuvattaebu davudnesai|Aişe|Resulullah (sav) kuşluk namazını her kılışında mutlaka ben de kıldım." |Buhari, Teheccüd 5, 32; Müslim, Müsafirin 75, 77, (717, 718); Muvatta, Kasru's-Salat 29, (152-153); Ebu Davud, Salat 301, (1292,1293); Nesai, Savm 35, (4, 152)|3016
NAMAZ BÖLÜMÜ|Kuşluk Vakti|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|Abdurrahman İbnu Ebi Leyid|Bize, Resulullah (sav)'ın kuşluk namazı kıldığını Ümmü Hani'den başka kimse anlatmadı. O dedi ki: "Resulullah (sav) Fetih günü, benim eve geldi, yıkandı ve sekiz rek'at namaz kıldı. Ben bundan daha hafif bir namazı hiç görmedim. Ancak rüku ve secdeleri tam yapıyordu." |Buhari, Teheccüd 31, Teksiru's-Salat 12, Megazi 50; Müslim, Hayz 71, (336), Müsafirin 80, (336); Muvatta, Kasru's-Salat 28, (1, 152); Ebu Davud, Salat 301, (1290, 1291); Tirmizi, Salat 346, (474); Nesai, Taharet 143, (1, 126); Gusl 11, (1, 202)|3017
NAMAZ BÖLÜMÜ|Kuşluk Vakti|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Ebu Hüreyre|Dostum Aleyhissalatu Vesselam, bana her ay üç gün oruç tutmamı, iki rek'at kuşluk, yatmazdan önce de vitir namazı kılmamı tavsiye etti. |Buhari, Teheccüd 33, Savm 60; Müslim, Müsafirin 85, (721); Ebu Davud, Salat 342, (1432); Tirmizi, Savm 54, (760); Nesai, Kıyamu'l-Leyl 28, (3, 229)|3018
NAMAZ BÖLÜMÜ|Kuşluk Vakti|müslimebu davud|Ebu Zerr|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Her gün, sizin her bir mafsalınız için bir sadaka terettüp etmektedir. Her tesbih bir sadakadır. Her tahmid bir sadakadır, her bir tehlil bir sadakadır, Emr'i bi'l-ma'ruf bir sadakadır. Nehy-i ani'l-münker de bir sadakadır. Bütün bunlara kişinin kuşlukta kılacağı iki rek'at namaz kafi gelir." |Müslim, Müsafirin 84, (720); Ebu Davud, Salat 301, (1286)|3019
NAMAZ BÖLÜMÜ|Kuşluk Vakti|ebu davud|Büreyde|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İnsanda üçyüzaltmış mafsal vardır. Her bir mafsal için bir sadakada bulunması gerekir." (Bunu işitenler): "Buna kimin gücü yeter?" dediler. Aleyhissalütu Vesselam: "Mescidde toprağa gömeceği bir balgam, yoldan bertaraf edeceği bir engel... Bunları bulamazsa, kuşluk vakti kılacağı iki rekat namaz!" |Ebu Davud, Edeb, 172, (5242)|3020
NAMAZ BÖLÜMÜ|Kuşluk Vakti|tirmizi|Ebu Zerr ve Ebu'd-Derda|Resullullah (sav) buyurdular ki: "Allah Teala hazretleri dedi ki: "Ey Ademoğlu! Günün evvelinden benim için dört rek'at namaz kıl, ben de sana günün sonunu garantiliyeyim." |Tirmizi, Salat 346, (475)|3021
NAMAZ BÖLÜMÜ|Kuşluk Vakti|tirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim kuşluğun bir çift (namaz)ına devam ederse, deniz köpüğü kadar çok da olsa, Allah günahlarını affeder." |Tirmizi, Salat 346, (476)|3022
NAMAZ BÖLÜMÜ|Kuşluk Vakti|tirmizi|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim kuşluk namazını oniki rek'at kılarsa Allah Teala Hazretleri cennette onun için altından bir köşk bina eder." |Tirmizi, Salat 346, (473)|3023
NAMAZ BÖLÜMÜ|Kuşluk Vakti|müslim|Aişe|Resulullah (sav) kuşluğu dört kılar, (bazan) dilediğince de artırırdı. |Müslim, Müsafirin 78, 79, (719)|3024
NAMAZ BÖLÜMÜ|Kuşluk Vakti|müslim|Zeyd İbnu Erkam|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kuşluk namazı, hödüğün (yani deve yavrusunun) ayağı kumdan yanmaya başladığı andan itibaren kılınır." |Müslim, Müsafirin 43, (748)|3025
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ramazanda Gece Kalkışı Ve Teravih Namazı|buharimüslimebu davudtirmizinesaimuvatta|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) onları, kesin bir emirde bulunmaksızın ramazan gecelerini ihyaya teşvik ederdi. (Bu maksadla) derdi ki: "Kim ramazan gecesini, sevabına inanarak ve bunu elde etmek niyetiyle namazla ihya öderse geçmiş günahları affedilir." Resulullah (sav) -bu tavsiyesi herhangi bir değişikliğe uğramadan- vefat etti. Bu durum (teravihin ferden kılınması) Hz. Ebu Bekr'in hilafeti zamanında da böylece devam etti, Hz. Ömer'in hilafetinin başında da böyle devam etti. |Buhari, Teravih 1; Müslim, Müsafirin 174, (769); Ebu Davud, Salat 318, (1371); Tirmizi, Savm 83, (808); Nesai, Siyam 39, (4, 164, 156); Muvatta, Salat fi Ramazan 2, (1, 119)|3026
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ramazanda Gece Kalkışı Ve Teravih Namazı|buharimüslimebu davudtirmizinesaimuvatta|Ebu Hüreyre|Bir rivayette şöyle gelmiştir: "Kadir gecesini, kim sevabına inanıp onu kazanmak ümidiyle ihya ederse, geçmiş günahları affedilir."  (Buhari, Ramazan kıyamı ile, Kadir gecesi kıyamı üzerine ondan merfu rivayet kaydeder) |Buhari, Teravih 1; Müslim, Müsafirin 174, (769); Ebu Davud, Salat 318, (1371); Tirmizi, Savm 83, (808); Nesai, Siyam 39, (4, 164, 156); Muvatta, Salat fi Ramazan 2, (1, 119)|3027
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ramazanda Gece Kalkışı Ve Teravih Namazı|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Aişe|Resulullah (sav) Ramazan ayında, diğer aylarda görülmeyen bir gayrete girerdi. Ramazanın son on gününde ise çok daha şiddetli bir gayrete geçerdi. Son on günde geceyi ihya eder, ailesini de (gecenin ihyası için) uyandırırdı, izarını da bağlardı. |Buhari, Fadlu Leyleti'l-Kadir 5; Müslim, İ'tikaf 8, (1175); Ebu Davud, Salat 318, (1376); Tirmizi, Savm 73, (796); Nesai, Kıyamu'l-Leyl 17, (3, 218)|3028
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ramazanda Gece Kalkışı Ve Teravih Namazı|müslim|Enes|Resulullah (sav) ramazanda geceleyin namaz kılardı. (Bir gece) gelip yanında ben de namaza uydum. Sonra bir erkek daha geldi, o da namaza uydu, derken (sayımız arttı ve) bir cemaat olduk. Resulullah (aleyhissalatu vesselam) bizim arkasında olduğumuzu hissedince namazı hızlandırdı. Sonra (selam verip) ayrıldı ve evine girdi. Orada bizim yanımızda kılmadığı bir namaz kıldı. Sabah olunca kendisine: "Bizim arkanıza durduğumuzu geceleyin farketmiş miydiniz?" diye sordum. Bana: "Evet ve işte bu, beni o yaptığıma sevkeden şeydir. (Yani sizi arkamda hissedince namazı hızlı kılarak yanınızdan ayrıldım)" buyurdu. |Müslim, Siyam 69, (1, 104)|3029
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ramazanda Gece Kalkışı Ve Teravih Namazı|buharimüslimmuvattaebu davudnesai|Aişe|Resulullah (sav) (bir gece) mescidde (nafile) namaz kılmıştı. Birçok kimse de (ona iktida ederek) namaz kıldı, (Sabah olunca "Resulullah geceleyin mescidde namaz kıldı" diye konuştular.) Ertesi gece de Efendimiz namaz kıldı. (Halk yine olanları konuştu, katılacakların) sayısı iyice arttı. Üçüncü (veya dördüncü) gece halk yine toplandı. (Öyle ki mescid, insanları alamayacak hale gelmişti.) Ancak aleyhissalatu vesselam (bu dördüncü gecede) yanlarına çıkmadı. Sabah olunca Efendimiz: "Yaptığınızı gördüm. Size çıkmamdan beni alıkoyan şey, namazın sizlere farz oluvermesinden korkmamdır" dedi. İşte bu hadise ramazanda cereyan etmişti. |Buhari, Salatu't-Teravih 1, Cuma 29, 5; Müslim, Müsafirin, 177, (761); Muvatta, Salat-fi'r Ramazan 1, (1, 113); Ebu Davud, Salat 318, (1373, 1374); Nesai, Kıyamu'l-Leyl 4, (3, 202)|3030
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ramazanda Gece Kalkışı Ve Teravih Namazı|ebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) Ramazan'da, mescidin bir kenarında namaz kılmakta olan bir gruba uğramıştı. "Bunlar ne yapıyorlar?" diye sordu. "Bunlar, yanlarında (ezberlenmiş fazla) Kur'an bulunmayan kimselerdir. Übeyy İbnu Ka'b (ra) bunlara namaz kıldırıyor!" dediler. Efendimiz (sav): "İsabet etmişler, bu davranış ne kadar iyi!" buyurdular. |Ebu Davud, Salat 318, (1377)|3031
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ramazanda Gece Kalkışı Ve Teravih Namazı|ebu davudtirmizinesai|Ebu Zerr|Resulullah (sav) ile (bir ramazan) ayında beraber oruç tuttuk. Ay boyunca bize son yedi güne kadar hiç (ziyade) namaz kıldırmadı. Ayın son yedinci gününde gecenin üçte biri geçinceye kadar bize namaz kıldırdı. Altıncı gününde yine bir şey kıldırmadı. Beşinci gününde gecenin yarısı geçinceye kadar namaz kıldırdı. Kendisine: "Bu gecemizin geri kalan kısmında da bize nafile kıldırsanız!" dedik. Talebimize karşı: "Kim imamla namaza başlar, sonuna kadar devam ederse, kendisine gecenin tamamını namazla geçirmiş (sevabı) yazılır" buyurdular. Sonra Resulullah (sav) aydan son üç gece kalıncaya kadar başka namaz kıldırmadılar. Üçüncü gece bize namaz kıldırdılar. Ehline ve kadınlarına dua ettiler. Bize (o kadar uzun) namaz kıldırdılar ki "Felah"ı kaçırmaktan korktuk. (Ebu Zerr'e): "Felah" nedir? diye soruldu: "Sahur!" cevabını verdi. (Sonra ayın geri kalan kısmında bize namaz kıldırmadı.) |Ebu Davud, Salat 318, (1375); Tirmizi, Savm 81, (805); Nesai, Sehv 103, (3, 83, 84), Kıyamu'l-Leyl 4, (3, 202)|3032
NAMAZ BÖLÜMÜ|Ramazanda Gece Kalkışı Ve Teravih Namazı|muvatta|Abdullah İbnu Ebi Bekr|Übeyy (ra)'i dinledim, diyordu ki: "Ramazanda (teravih) namazından aynlıp, hizmetçilerden alelacele sahur yemeği getirmelerini isterdik, çünkü vaktin çıkmasından korkardık." |Muvatta, es-Salat fı'r-Ramazan 7 (1, 116)|3033
NAMAZ BÖLÜMÜ|Bayram Namazları|buharimüslimebu davudtirmizinesai|İbnu Abbas|Resulullah (sav) bayram günü çıkıp iki rekat namaz kıldırdı. Ne bunlardan önce ne de bunlardan sonra başka namaz kıldırmadı. |Buhari, Iydeyn 8, 16, 18, 26, 32, Ezan 161, Zekat 21, 33, Tefsir, Mümtahine 1, Nikah 124, Libas 56, 57, 59, Hisam 16; Müslim, Iydeyn 13, (884); Ebu Davud, Salat 256, (1159); Tirmizi, Salat 387, (537); Nesai, Iydeyn 29, (3, 193)|3034
NAMAZ BÖLÜMÜ|Bayram Namazları|ebu davud|Aişe|Resulullah (sav), fıtr (ramazan) ve kurban bayramlarının namazlarında, birinci rekatte yedi (ziyade) tekbir getirirdi, ikinci rekatte ise, iki rüku tekbirinden başka beş (ziyade) tekbir getirirdi. |Ebu Davud, Salat 252, (1149, 1150)|3035
NAMAZ BÖLÜMÜ|Bayram Namazları|tirmizi|Kesir İbnu Abdillah (an ebihi an ceddihi)|Resulullah (sav) bayramlarda birinci rek'atte kıraatten önce yedi kere tekbir getiriyordu, ikinci rek'atte de kıraatten önce beş kere tekbir getiriyordu. |Tirmizi, Salat 386, (536)|3036
NAMAZ BÖLÜMÜ|Bayram Namazları|müslimebu davudtirmizi|Cabir İbnu Semüre|Resulullah (sav) ile birlikte, birçok kereler bayram namazını ezansız ve ikametsiz kıldım. |Müslim, Iydeyn 7, (887); Ebu Davud, Salat 250, (1148); Tirmizi, Salat 384, (532)|3037
NAMAZ BÖLÜMÜ|Bayram Namazları|buharimüslimtirmizinesai|Nafi'|İbnu Ömer (ra) dedi ki: "Resulullah (sav), Hz. Ömer ve Hz. Ebu Bekr (ra), bayram namazlarını hutbeden önce kılarlardı." |Buhari, Iydeyn 7, 8; Müslim, Iydeyn 8, (888); Tirmizi, Salat 383, (631); Nesai, Iydeyn 9, (3, 183)|3038
NAMAZ BÖLÜMÜ|Bayram Namazları|buharimüslimebu davudnesai|Cabir|Resulullah (sav) ile birlikte bayrama katıldım. Efendimiz hutbeden önce, ezansız ve ikametsiz namaz kılardı. Sonra Bilal (ra)'e dayanarak kalktı. Allah'tan korkmayı emretti ve O'na itaate teşvik etti. İnsanlara vaaz edip (ölümü, ahireti, cenneti, cehennemi) hatırlattı. Sonra kadınlar bölümüne geçti. Onlara da aynı şekilde vaaz etti, hatırlatmalarda bulundu. Ve: "Allah için tasadduk edin, zira sizin ekseriyetiniz cehennem odunusunuz." buyurdu. Yanakları kararmış itibarlı kadınlardan biri kalkarak: "Niçin ey Allah'ın Resulü?" dedi "(niye cehennem odunlarıyız?)" Resulullah açıkladı: "Zira siz kadınlar çok şikayette bulunuyor, kocalarmıza nankörlük ediyorsunuz." Bunun üzerine kadınlar takılarından tasadduk etmeye başladılar. Hz. Bilal'in eteğine atıyorlardı. |Buhari, Iydeyn 7; Müslim, Iydeyn 4, (885); Ebu Davud, Salat 248, (1141); Nesai, Iydeyn 19, (3, 186,187)|3039
NAMAZ BÖLÜMÜ|Bayram Namazları|müslimmuvattaebu davudtirmizinesai|Ubeydullah İbnu Abdillah İbni Utbe İbni Mes'ud|Hz. Ömer (ra), Ebu Vakid el-Leysi (ra)'ye sordu: "Resulullah (sav) kurban ve ramazan bayramlarında ne kıraat buyururdu?" "Resulullah  bu namazlarda Kaf ve'l-Kur'ani'l-Mecid, İkterebeti's-saatu ve'n-Şakka'l-Kameru sürelerini okurdu" diye cevap verdi. |Müslim, Iydeyn 14, (891); Muvatta, Iydeyn 8, (1, 180); Ebu Davud, Salat 252, (1154); Tirmizi, Salat 385, (534); Nesai, Iydeyn 12, (3, 183, 184)|3040
NAMAZ BÖLÜMÜ|Bayram Namazları|müslimmuvattaebu davudtirmizinesai|Nu'man İbnu Beşir|Resulullah (sav), bayramlarda ve cumada Sebbihi'sme Rabbike'l-A'la, Hel etake hadisu'l-ğaşiye okurdu. Bazan cuma ve bayram bir günde birleşirlerdi. Resulullah bu surelerin her ikisini de (cuma ve bayram) namazlarında birlikte okurdu. |Müslim, Cum'a 62, (878); Muvatta, Cuma 19, (1, 111); Ebu Davud, Salat 242, (1122,1123); Tirmizi, Salat 385, (533); Nesai, Iydeyn 13, (3,184)|3041
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cuma Ve Bayramın Aynı Güne Rastlaması|ebu davudibnu mace|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Şu gününüzde iki bayram bir araya geldi. Dileyene (bayram namazı) cuma için de yeterlidir. Biz her ikisini birleştiriyoruz." |Ebu Davud, Salat 217, (1074); İbnu Mace, İkamet 166, (1311)|3042
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cuma Ve Bayramın Aynı Güne Rastlaması|buharimüslim|Ebu Ubeyd Said İbnu Ubeyd|Ravi, Hz. Ömer (ra) ile bir bayramda beraber olmuştur. Hz. Ömer önce namaz kıldırmış, sonra hutbe okuyup halka şöyle hitab etmiştir: "Resulullah (sav) sizleri bu iki bayram gününde oruç tutmaktan men etti. Bu iki bayramdan biri oruç tuttuğunuz aydaki ramazan bayramınızdır. Diğeri de kurbanlarmızdan yediğiniz günün bayramıdır!" Ebu Ubeyd der ki: "Ben Hz. Osman (ra) ile de bayram geçirdim. O da hutbeden önce namaz kıldırdı. Hatta bu bir cuma günüydü. Avali halkına şöyle dediler: "Kim cumayı beklemek isterse beklesin, kimde ailesine dönmek isterse dönsün kendisine izin verdik." |Buhari, Edahi 16, Savm 66, 67; Müslim, Siyam 138, (1137)|3043
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cuma Ve Bayramın Aynı Güne Rastlaması|ebu davudnesai|Ata İbnu Ebi Rebah|İbnu'z-Zübeyr (ra), bize bir cuma günü gündüzün başında (bayram) namazı kıldırdı. Sonra biz (öğle vakti) cuma namazı kılmak üzere (mescide) gittik. İbnu'z-Zübeyr, bize (namaz kıldırmak üzere mescide) gelmedi. Biz de tek başımıza (öğle namazlarımızı) kıldık. O sırada İbnu Abbas (ra) Taifte idi. Medine'ye döner dönmez durumu ona açtık. "Sünnet'e uygun hareket etmiş!" dedi. |Ebu Davud, Salat 217, (1071,1072); Nesai, Iydeyn 32, (3, 194)|3044
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cuma Ve Bayramın Aynı Güne Rastlaması|ebu davudnesai|Ata İbnu Ebi Rebah|Bir başka rivayette şöyle gelmiştir: "İbnu'z-Zübeyr zamanında ramazan bayramı cum'a gününe rastlamıştı, "İki bayram, aynı günde bir araya geldiler!" dedi. Sonra ikisini birleştirip iki rek'at halinde sabah erkenden kıldırdı. Artık, ikindiyi kılıncaya kadar başka bir şey kılmadı. |Ebu Davud, Salat 217, (1071,1072); Nesai, Iydeyn 32, (3, 194)|3045
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cuma Ve Bayramın Aynı Güne Rastlaması|buharitirmizi|Enes|Resulullah (sav), Ramazan bayramında, sayıca tek olan birkaç hurma yemedikçe namaza gitmezdi. |Buhari, Iydeyn 4; Tirmizi, Salat 390, (643)|3046
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cuma Ve Bayramın Aynı Güne Rastlaması|tirmiziibnu mace|Ali|Bayram namazına yaya gitmen, çıkmazdan önce birşeyler yemen sünnettendir. |Tirmizi, Salat 382, (530); İbnu Mace, İkamet 161, (1296)|3047
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cuma Ve Bayramın Aynı Güne Rastlaması|tirmizi|Büreyde|Resulullah (sav), ramazan bayramı namazına bir şeyler yemeden çıkmazdı. Kurban bayramında ise, namazdan dönünceye kadar bir şey yemezdi. |Tirmizi, Salat 390, (542)|3048
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cuma Ve Bayramın Aynı Güne Rastlaması|ebu davud|İbnu Ömer|Resulullah (sav) bayram namazına giderken bir yoldan gider, dönerken başka bir yoldan dönerdi. |Ebu Davud, Salat 254, (1156)|3049
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cuma Ve Bayramın Aynı Güne Rastlaması|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Ümmü Atiyye|Resulullah bize, bayram namazlarına genç kızları, çadırda kalan genç bakireleri, ve hayızlı kadınları da çıkarmamızı emretti. Hayızlıların da katılmaları müslümanların cemaatlerini görmeleri, dualarında hazır bulunmaları içindi, bunlar namazgahların dışında kalacaklardı. |Buhari, Iydeyn 16, 20, Hayz 23, Salat 2, Hacc 81; Müslim, Iydeyn 10, (890); Ebu Davud, Salat 247, (1136-1139); Tirmizi, Salat 388, (539, 540); Nesai, Iydeyn 3, 4, (3, 180, 181)|3050
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cuma Ve Bayramın Aynı Güne Rastlaması|nesai|İbnu Ömer|Resulullah (sav) Ramazan ve Kurban bayramlarında yanında bir mızrak olduğu halde musallaya çıkıyor, (namaz sırasında kıble cihetine) sütre olarak dikiyor, ona doğru namazını kılıyordu. |Nesai, Iydeyn 10, (3,183)|3051
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cuma Ve Bayramın Aynı Güne Rastlaması|nesai|Sa'lebe İbnu Zehdem|Hz. Ali (ra) Ebu Mes'ud (ra)'u halkın başına koyup kendisi bayram günü namaza gitti ve: "Ey insanlar!" dedi, "imamdan önce namaz kılmak sünnette yoktur!" |Nesai, Iydeyn 6, (3, 181, 182)|3052
NAMAZ BÖLÜMÜ|Küsuf Namazı|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|Aişe|Resulullah (sav) zamanında güneş tutulmuştu. Hemen kalkıp halka namaz kıldırdı. Namazda kıraati uzun tuttu. Sonra rükuya gitti, rükuyu da uzun tuttu.Sonra başını kaldırdı, bu sırada uzun okudu, ancak bu okuyuşu öncekinden daha kısa idi. Sonra tekrar rüku yaptı ve rükuyu uzattı, ancak önceki rükudan kısa idi. Sonra başını kaldırdı, sonra secdeye gidip iki secde yaptı. Sonra kalkıp, birinci rek'atte yaptıklarını aynen yaptı. Sonra selam verdi. Artık güneşde açıldı. Sonra kalkıp halka hitab etti. Dedi ki: "Bilesiniz, güneş ve ay bir kimsenin ölümü veya hayatı için tutulmaz. Onlar Allah'ın ayetlerinden iki ayettir, kullarına gösterir. Bunların tutulduğunu görünce namaza koşun." |Buhari, Küsuf 2, 4, 5, 13, 19, el-Amel fi's-Salat 11, Bed'ü'l-Halk 4, Tefsir, Maide 13; Müslim, Küsuf 1, 8, (901, 902, 903); Muvatta, Küsuf 1, (1, 186); Ebu Davud, 261, 263, 264, 265, (1177, 1180, 1187, 1188, 1190, 1191); Tirmizi, Salat 396, (561, 563); Nesai, Küsuf 6, 7, 10, 11, (3, 127, 128, 129, 130)|3053
NAMAZ BÖLÜMÜ|İstiska (Yağmur) Namazı|buharimüslimmuvattaebu davudnesai|Enes|İnsanlar kıtlığa maruz kaldılar. Resulullah (sav) bir cuma günü hutbe verirken bir bedevi kalkıp: "Ey Allah'ın Resulü, malımız helak oldu, horantamız aç kaldı, bizim için Allah'a dua ediver!" dedi. Bunun üzerine Aleyhissalatu Vesselam ellerini kaldırdı. Biz gökte bir bulut göremiyorduk. Nefsim elinde olan Zat'a yemin olsun, daha ellerini geri çekmeden semada dağlar gibi bulutlar peydah oldu. Derken daha minberden inmemişti bile ki, sakalından yağmur damlaları dökülmeye başladı. O gün, ertesi güne kadar yağmur yağdı. Daha sonraki günde de yağdı, onu takib eden günde de yağdı, hatta müteakip cumaya kadar yağış devam etti. Öyle ki, o bedevi veya bir başkası kalkıp: "Ey Allah'ın Resulü, binalarımız yıkıldı, mallarımız suda boğuldu, bizim için Allah'a dua ediver (artık yağmur kesilsin)" dedi. Aleyhissalatu Vesselam ellerini kaldırıp: "Allahım etrafımıza yağdır, üzerimize olmasın!" diye dua ettiler. Eliyle bulutlara doğru hangi istikametteki buluta işaret etti ise, bulutlar orada açıldı. Bütün Medine buluttan temizlendi." Bir rivayette de de şöyle denmiştir: "Allahım, (yağmur) etrafımıza yağsın, üzerimize değil! Allahım,dağların ve tepelerin üzerine, vadilerin içine, ağaç biten yerlere olsun!" Hz. Enes der ki: "Bulut hemen çekildi, biz de çıkıp güneşte yürüdük." |Buhari, İstiska 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 14, 24, Menakıb 25, Cum'a 34, 35, Edeb 68, Da'avat 24; Müslim, İstiska 9, (897); Muvatta, İstiska 3, (1, 191); Ebu Davud, Salat 260, (1174,1175); Nesai, İstiska 1, 9, 10, 17, 18, (3,154,155, 158, 160, 165, 177)|3054
NAMAZ BÖLÜMÜ|İstiska (Yağmur) Namazı|ebu davud|Aişe|Resulullah (sav)'a yağmur kıtlığından şikayet edildi. Bunun üzerine bir minber getirilmesini söyledi. Musallaya minber kuruldu. Halka, oraya gidilecek gün tesbit edildi." Hz. Aişe devamla der ki: "Güneşin kızıllığı ufukta görülür, görülmez yola çıktı. Musallaya vanp minbere oturdu. Tekbir getirdi. Allah'a hamdetti. Sonra: "Sizler memleketinizin kuraklığa uğradığından, yağmurun normal yağma zamanında gelmeyip gecikmesinden şikayetlendiniz. Allah (celle celaluhu) kendisine dua etmenizi emrediyor. Duanıza icabet edeceğini vaadetti" buyurdular ve sonra şöyle dediler: "Hamd alemlerin Rabbine aittir ve Rahim'dir, ahiiret gününün sahibidir. Allah'tan başka ilah yoktur. O dilediğini yapar. Ey Rabbimiz kendisinden başka ilah olmayan Allah'sın. Sen zenginsin, biz fakiriz. Üzerimize yağmur indir, indirdiğini bize kuvvet ve güç kıl. Ecel zamanımıza kadar yetecek kıl!" Bunu söyledikten sonra ellerini kaldırdı. O kadar yukarı kaldırdı ki, koltuk altı beyazlığı göründü. Sonra sırtını halka dönderdi, elbisesini ters çevirdi, elleri bu sırada hep kalkmış vaziyette idi. Sonra tekrar halka yöneldi. Minberden indi ve iki rek'at namaz kıldı. Anında Allah bulut hasıl etti. Gök gürledi. Şimşek çaktı. Allah'ın izniyle yağmur başladı. Resulullah daha mescidine dönmeden seller aktı. Aleyhissalatu Vesselam, cemaatin sığınağa dönmekteki acelelerini gönülce azı dişleri görününceye kadar güldü. Ve: "Şehadet ederim ki, Allah her şeye kadirdir ve ben de Allah'ın kulu ve Resulüyüm" buyurdular. |Ebu Davud, Salat 260, (1173)|3055
NAMAZ BÖLÜMÜ|İstiska (Yağmur) Namazı|ebu davudmüslim|Enes|Biz Resulullah (sav) ile beraberken bize yağmur isabet etti. Efendimiz elbisesini açtı, bedenine yağmur isabet etti. "Bunu niye yaptınız?" diye sorduk. "O Rabbinden yeni geliyor" buyurdular. |Ebu Davud, Edeb 114, (6100); Müslim, İstiska 13, (898)|3056
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cenaze Namazı|buharimüslimebu davudnesaitirmiziibnu mace|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim üzerine namaz kılıncaya kadar cenazede hazır bulunursa kendisi için bir kırat sevab vardır. Kim de cenaze gömülünceye kadar hazır bulunursa iki kıratlık sevab vardır. Bir kıratın miktarı Uhud dağı kadardır." |Buhari, Cenaiz 69; Müslim, Cenaiz 57, (946); Ebu Davud, Cenaiz 45, (3168); Nesai, Cenaiz 54, 59, (4, 54-55, 76, 77); Tirmizi, Cenaiz 49, (1040); İbnu Mace, Cenaiz 34, (1539)|3057
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cenaze Namazı|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav), Necaşi rahimehullah'ın vefatını, ölümünün aynı gününde haber verdi. Ashabıyla musallaya gitti, orada saf bağlatıp dört tekbir getirerek namaz kıldırdı. |Buhari, Cenaiz 4, 55, 61, 65, Menakibu'l-Ensar 38; Müslim, Cenaiz 62, 63, (951); Muvatta, Cenaiz 14, (1, 226, 227); Ebu Davud, Cenaiz 62, (3204); Tirmizi, Cenaiz 37, (1022); Nesai, Cenaiz 76, (4, 72)|3058
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cenaze Namazı|buharimüslimnesai|Ebu Hüreyre|Sahiheyn ve Nesai'de gelen bir diğer rivayette şöyle denir: "[Resulullah (sav)] Necaşi'nin ölüm haberini öldüğü günde haber verdi ve: "Kardeşiniz için (Allah'tan) mağfiret taleb edin" dedi ve başka bir şey söylemedi." |Buhari, Cenaiz 4, 55, 61, 65, Menakibu'l-Ensar 38; Müslim, Cenaiz 62, 63, (951); Nesai, Cenaiz 76, (4, 72)|3059
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cenaze Namazı|müslimebu davudtirmizinesai|Abdurrahman İbnu Ebi Leyla|Zeyd İbnu Ebi Erkam cenazelerimiz üzerine dört tekbir getirirdi. Bir ara bir cenaze üzerine de beş tekbir getirmişti. Sebebini kendisinden sordum, dedi ki: "Resulullah o tekbirleri getirirdi." |Müslim, Cenaiz 72, (957); Ebu Davud, Cenaiz 58, (3197); Tirmizi, Cenaiz 37, (1023); Nesai, Cenaiz 76, (4, 72)|3060
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cenaze Namazı|buhari|Humeyd İbnu Abdirrahman|Hz. Enes İbnu Malik (ra) (cenaze) namazı kıldı. Yanılıp üç sefer tekbir getirdi ve selam verdi. Kendisine (üç sefer tekbir getirdiği) söylendi. Bunun üzerine kıbleye yönelerek dördüncü bir tekbir daha getirdi ve sonra selam verdi. |Buhari, Cenaiz 65, (Bunu ta'lik olarak, bab başlığında zikretmiştir)|3061
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cenaze Namazı|buhariebu davudtirmizinesai|İbnu Abbas|Ravinin anlattığına göre bir cenaze üzerine namaz kılmış ve namazda Fatihayı okumuştur. Bu hususta kendisine (niye onu okuduğu) sorulunca: "Bu, sünnettendir!" diye cevap vermiştir. |Buhari, Cenaiz 66; Ebu Davud, Cenaiz 59, (3198); Tirmizi, Cenaiz, 39, (1026); Nesai, Cenaiz 77, (4, 74, 75)|3062
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cenaze Namazı|muvatta|Nafi'|İbnu Ömer, cenaze için kılınan namazda kıraate yer vermezdi. |Muvatta, Cenaiz 19, (1, 226)|3063
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cenaze Namazı|ebu davudibnu mace|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ölü üzerine namaz kıldınız mı ona İhlasla dua edin." |Ebu Davud, Cenaiz 60, (3199); İbnu Mace, Cenaiz 23, (1497)|3064
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cenaze Namazı|muvatta|Ebu Hüreyre|Ravi, anlattığına göre, kendisine: "Cenaze üzerine nasıl namaz kılarsın?" diye sorulmuştu. Dedi ki: "Ailesinin evinden takibe başlarım, yere kondu mu tekbir getirir, Allah'a hamd, Resulüne salat eder, sonra şu duayı okurum: "Ya Rabbi o senin abdindir, abdinin oğludur, cariyenin oğludur. O, senden başka ilah olmayıp sadece senin ilah olduğuna, Muhammed'in senin kulun ve elçin olduğuna şehadet ederdi, sen onu (bizden) daha iyi bilirsin. Ey Allahım, eğer o muhsin ise ona yapacağın ihsanı artır. Eğer kötülerden ise, günahlarını affet. Ey Allahım, bizi (ona kılınan namazın) ecrinden mahrum etme, ondan sonra bize fitne verme." |Muvatta, Cenaiz 17, (228)|3065
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cenaze Namazı|müslimtirmizinesai|Avf İbnu Malik|Resulullah (sav) bir cenazenin namazını kıldırdı. Okuduğu duadan şunları ezberledik: "Allahım, şunu mağfiret et ve şuna rahmet eyle. Afiyet ver, affeyle, vardığı yerde ikramda bulun, girdiği yeri genişlet. Onun (günahlarını) kar ve buzla yıka, hatalardan pak eyle, tıpkı elbisenin kirden pak edilmesi gibi. Onu dünyadaki evinden daha iyi bir eve, ailesinden daha hayırlı bir aileye koy, eşinden daha hayırlı bir eşe ulaştır. Onu kabir azabından, ateş azabından sakındır." Avf (ra) der ki: "(Resulullah'ın bu dualarını işitince) o ölünün yerinde kendimin olmasını temenni ettim." |Müslim, Cenaiz 86, (963); Tirmizi, Cenaiz 38, (1026); Nesai, Cenaiz 77, (4, 73)|3066
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cenaze Namazı|buhari|Hasan Basri|Ravi "Çocuk üzerine Fatiha okunur" der ve şöyle dua ederdi: "Ey Allahım, bunu bize öncü yap, karşılayıcı kıl, (ahiret) azığı ve ücret yap." |Buhari, Cenaiz 66, (Bab başlığında senetsiz olarak geçmiştir.)|3067
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cenaze Namazı|ebu davud|Ata|Resulullah (sav) oğlu İbrahim (ölünce) üzerine namaz kıldırdı. O zaman çocuk yetmişinci gününde idi. |Ebu Davud, Cenaiz 53, (3188)|3068
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cenaze Namazı|tirmiziibnu mace|Cabir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Çocuk (doğumunda) ağlamadan ölürse üzerine namaz kılınmaz, varis olmaz, ona da varis olunmaz." |Tirmizi, Cenaiz 43, (1032); İbnu Mace, Cenaiz 26, (1508)|3069
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cenaze Namazı|ebu davud|Aişe|Resulullah (sav)'ın oğlu İbrahim onsekiz aylık iken öldü; Aleyhissalatu vesselam, üzerine namaz kılmadı. |Ebu Davud, Cenaiz 53, (3187)|3070
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cenaze Namazı|ebu davudtirmizi|Nafi' İbnu Ebi Galib|Enes, bir erkeğin cenaze namazını kıldırmıştı. Başının yanında durdu. Dört kere tekbir getirdi. Bir kadın üzerine de namaz kıldırdı. Kadının arka tarafında durdu, dört kere tekbir getirdi. Kendisine, "Resulullah böyle mi yapardı?" dendi. "Evet!" cevabını verdi. |Ebu Davud, Cenaiz 57, (3194); Tirmizi, Cenaiz 45, (1034)|3071
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cenaze Namazı|muvatta||Hz. Osman, Hz. Ebu Hüreyre, İbnu Ömer (ra) hazeratı erkek ve kadınların cenazeleri için namaz kılardı. Erkekleri imamın yanına, kadınları da kıble cihetine koyarlardı. |Muvatta, Cenaiz 24, (1, 230)|3072
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cenaze Namazı|muvatta|Muhammed İbnu Ebi Harmele|Zeyneb Bintu Ebi Seleme ölmüştü, o sırada Medine valisi Tarık idi. Sabah namazından sonra cenazesi getirildi ve Baki mezarlığına konuldu. Tarık, sabah namazını alaca karanlıkta kılardı. İbnu Ömer (ra) cenazenin sahibine: "Cenazenizin namazını ister hemen kılın, isterseniz güneşin yükselmesine kadar te'hir edin" dedi. |Muvatta, Cenaiz 20, (1, 229)|3073
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cenaze Namazı|buharimuvatta|Nafi'|İbnu Ömer (ra), sabah ve ikindi namazları vaktinde kılınmış ise bunlardan sonra cenaze namazı kılardı. (Buhari'nin bab başlığında, senetsiz olarak şu rivayet kaydedilmiştir: "İbnu Ömer mutlaka tahir olarak cenaze namazı kılardı. Güneş doğarken ve batarken cenaze namazı kılmazdı. Ellerini (de her tekbirde) kaldırırdı.") |Buhari, Cenaiz 57; Muvatta, Cenaiz 21, (1, 229)|3074
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cenaze Namazı|müslimmuvattaebu davudtirmizinesai|Aişe|Sa'd İbnu Ebi Vakkas (ra) vefat ettiği zaman, Hz. Aişe: "Onu mescide sokun da ben de üzerine namaz kılayım" dedi. Ancak onun bu teklifi yadırgandı ve hüsn-ü kabul görmedi. Bunun üzerine Hz. Aişe: "İnsanlar ne çabuk unutuyorlar, Allah'a yemin olsun Resulullah (sav) Beyza'nın iki oğlu Süheyl ve kardeşinin namazlarını mescidin içinde kıldırdı" dedi. |Müslim, Cenaiz 99, (973); Muvatta, 22, (1, 229); Ebu Davud, Cenaiz 54, (3189, 3190); Tirmizi, Cenaiz 44, (1033); Nesai, Cenaiz 70, (4, 68)|3075
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cenaze Namazı|muvatta|İbnu Ömer|(Babam) Ömer İbnu'l-Hattab'ın cenaze namazı mescidde kılındı. |Muvatta, Cenaiz 23, (1, 230)|3076
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cenaze Namazı|ebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki "Kim cenaze namazını mescidin içinde kılarsa kendisine (bir sevap) yoktur" -bir nüshada- "aleyhinde bir şey yoktur." |Ebu Davud, Cenaiz 54, (3191)|3077
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cenaze Namazı|buharimüslimebu davud|Ebu Hüreyre|Siyahi bir kadın-veya bir genç-mescidin kayyumluk hizmetini yürütüyor (süpürüp temizliyor)du. Resulullah (sav) bir ara onu göremez oldu "Kadın-veya genç-hakkında (ne oldu?" diye) bilgi sordu. "O öldü!" dediler. Bunun üzerine "Bana niye haber vermediniz?" buyurdular. Ashab sanki kadıncağızın-veya gencin-ölümünü (mühim addetmeyip) küçümsemişlerdi. Aleyhissalatu vesselam: "Kabrini bana gösterin!" diye emrettiler. Kabir gösterildi. Resul-i Ekrem kadının kabri üzerine cenaze namazı kıldı. Sonra: "Bu kabirler, sahiplerine karanlıkla doludur, Allah, onlar için kıldığınız namazla kabirleri onlara aydınlatır" buyurdular. |Buhari, Cenaiz 67, Salat 72, 74; Müslim, Cenaiz 71, (966); Ebu Davud, Cenaiz 67, (3203)|3078
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cenaze Namazı|müslim|Enes|Resulullah (sav) bir kabrin üzerinde namaz kıldı. |Müslim, Cenaiz 70, (966)|3079
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cenaze Namazı|tirmizi|İbnu'l-Müseyyeb|Ümmü Sa'd (ra), Resulullah (sav) yokken vefat etti. Gelince üzerine namaz kıldı. Bu esnada bir ay geçmişti. |Tirmizi, Cenaiz 47, (1038)|3080
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cenaze Namazı|ebu davudnesai|Ukbe İbnu Amir|Resulullah (sav) Uhud şehidleri için sekiz yıl sonra, sanki dirilerle (de), ölülerle (de) vedalaşıyormuşcasına cenaze namazı kıldı. |Ebu Davud, Cenaiz 75, (3223, 3224); Nesai, Cenaiz 61, (3, 61, 62)|3081
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cenaze Namazı|buharimüslimnesai|Cabir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bugün Habeşli salih bir kimse öldü, haydi üzerine namaz kılın." Ravi der ki: "Hemen saf yaptık (namaza durduk), ben ikinci safta -veya üçüncüde- idim. Aleyhissalatu vesselam onun üzerine (gıyabında) namaz kıldı. |Buhari, Cenaiz 55, 54, Menakibu'l Ensar 38; Müslim, Cenaiz 64, (952); Nesai, Cenaiz 72, (4, 69, 70)|3082
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cenaze Namazı|ebu davud|Ebu Berze el-Eslemi|Resulullah (sav) Maiz İbnu Malik'in cenazesine namaz kılmadı. Ancak ona namaz kılınmasını yasaklamadı da. |Ebu Davud, Cenaiz 52, (3l86)|3083
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cenaze Namazı|buharimüslimtirmizinesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav)'a üzerinde borç olan bir ölü getirildiği zaman: "Borcunu ödeyecek bir mal bıraktı mı?" diye sorardı. Eğer yeterli mal bıraktığı söylenirse namazını kılardı. Aksi takdirde: "Arkadaşınızın namazını kılın!" derdi. Ancak Allahu Teala Hazretleri, Resulüne fetihler müyesser ettiği zaman (her getirilenin) namazını kıldı ve (borcu var mı? diye) sormadı. Şöyle derdi: "Ben mü'minlere nefislerinden evlayım. Öyleyse kim borç veya ağır bir yük veya horanta bırakırsa o banadır, benim üzerimedir. Kimde mal bırakırsa o da kendi varislerinedir." |Buhari, Feraiz 4, 15, 26, Kefalet 5, İstikraz 11, Tefsir, Ahzab 1, Nafakat 16; Müslim, Feraiz 14, (1619); Tirmizi, Cenaiz, 69, (1070); Nesai, Cenaiz 67, (4, 66)|3084
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cenaze Namazı|müslimtirmizinesai|Cabir İbnu Semüre|Resulullah (sav)'a kendisini öldüren bir adam getirilmişti. Üzerine namaz kılmadı. |Müslim, Cenaiz 107, (978); Tirmizi, Cenaiz 68, (1068); Nesai, Cengiz 68, (4, 66)|3085
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cenaze Namazı|müslimtirmizinesai|Aişe|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Üzerine müslümanlardan, kendisine şefaat taleb eden yüz kişinin namaz kıldığı her ölüye mutlaka şefaat edilir." |Müslim, Cenaiz 58, (947); Tirmizi, Cengiz 40, (1029); Nesai, Cenaiz 78, (4, 75)|3086
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cenaze Namazı|müslimebu davud|İbnu Abbas|Resulullah (sav)'ı işittim, diyordu ki: "Bir müslüman ölür, cenaze namazına Allah'a şirk koşmayan kırk kişi katılırsa, Allah bunların onun hakkındaki şefaatini mutlaka kabul eder." |Müslim, Cenaiz 59, (948); Ebu Davud, Cenaiz 46, (3170)|3087
NAMAZ BÖLÜMÜ|Cenaze Namazı|ebu davudtirmizi|Malik İbnu Hübeyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir müslüman ölür ve üzerine, müslümanlardan üç saf namaz kılarsa, (Allah şefaati) mutlaka vacib kılar." (Hadisin ravisi) Malik (ra), cenazeye katılanlar az olursa, bu hadis sebebiyle cemaati üç safa taksim ederdi." |Ebu Davud, Cenaiz 43, (3166); Tirmizi, Cenaiz 40 (1028)|3088
NAMAZ BÖLÜMÜ|Müteferrik Namazlar (Tahiyyetü'l-Mescid)|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|Ebu Katade|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Biriniz mescide girince oturmazdan önce iki rek'at kılıversin." |Buhari, Salat 60, Teheccüd 25; Müslim, Müsafirin 69, (714); Muvatta, Kasru's-Salat 57, (1, 162); Ebu Davud, Salat 19, (367, 368); Tirmizi, Salat 235, (316); Nesai, 37, (2, 53)|3089
NAMAZ BÖLÜMÜ|Müteferrik Namazlar (Tahiyyetü'l-Mescid)|ebu davudbuhari|Ka'b İbnu Malik|Resulullah (sav), bir seferden dönünce önce mescide uğrar, orada iki rekat namaz kılar, sonra insanlar (ile görüşmek için) otururdu." |Ebu Davud, Cihad 178, (2781); Buhari, Salat 59 (bab başlığında muallak olarak)|3090
NAMAZ BÖLÜMÜ|İstihare Namazı|buhariebu davudtirmizinesaiibnu mace|Cabir|Resulullah (sav) bize, Kur'an'dan bir sure öğrettiği gibi her işte istiharede bulunmamızı öğretirdi. Derdi ki: "Biriniz bir iş yapmaya arzu duyduğu zaman, farzlar dışında iki rek'at namaz kılsın, sonra şu duayı okusun: "Allahım, senden hayır taleb ediyorum, zira sen bilirsin. Senden hayrı yapmaya kudret taleb ediyorum, zira sen vermeye kadirsin, Rabbim yüce fazlını da taleb ediyorum. Sen herşeye kadirsin, ben acizim. Sen bilirsin, ben cahilim. Sen gayıbları bilirsin. Allahım, eğer biliyorsan ki bu işi bana dinim, hayatım ve sonum için -veya hal-i hazırda ve ileride demişti- hayırlıdır, bunu bana takdir et ve yapmamı kolay kıl. Sonra da onu hakkımda mübarek kıl. Eğer bu işin, bana dinim, hayatım ve akibetim için -veya hal-i hazırda ve ileride dedi- zararlıdır, onu benden çevir, beni de ondan çevir. Hayır ne ise bana onu takdir et, sonra da bana onu sevdir!" Hz. Cabir dedi ki: "Bu duadan sonra yapacağı işi zikrederdi." |Buhari, Da'avat 48, Teheccüd 25, Tevhid 10; Ebu Davud, Salat 366, (1538); Tirmizi, Salat 394, (480); Nesai, Nikah 27, (6, 80, 81); İbnu Mace, İkamet, 188, (1383)|3091
NAMAZ BÖLÜMÜ|Hacet Namazı|tirmiziibnu mace|Abdullah İbnu Ebi Evfa|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kimin Allah'a veya herhangi bir insana ihtiyacı hasıl otursa önce abdest alsın, abdesti de güzel yapsın. Sonra iki rek'at namaz kılsın, sonra Allah Teala Hazretlerine senada bulunsun, Resulullah (sav)'a salat okusun, sonra şu duayı okusun: "Halim, kerim olan Allah'tan başka ilah yoktur. Arş-ı Azam'ın Rabbi noksan sıfatlardan münezzehtir. Hamd alemlerin Rabbine aittir. Rahmetine vesile olacak amelleri, mağfiretini celbedecek esbabı (hakkımda yaratmanı) taleb ediyor, her çeşit günahtan koruman için yalvarıyor, her çeşit iyilikten zenginlik, her çeşit günahtan selamet diliyorum. Rabbim! Affetmediğin hiç bir günahımı, kaldırmadığın hiçbir sıkıntımı bırakma! Hangi amelden razı isen onu ver, ey rahim olan, bana en ziyade rahmet gösteren Rabbim." |Tirmizi, Salat 348, (479); İbnu Mace, İkamet 189, (1384)|3092
NAMAZ BÖLÜMÜ|Tesbih Namazı|ebu davudtirmiziibnu mace|İbnu Abbas ve Ebu Rafi|Resulullah (sav) Abbas İbnu Abdilmuttalib (ra)'e dediler ki: "Ey Abbas, ey amcacığım! Sana bir iyilik yapmayayım mı? Sana bağışta bulunmayayım mı? Sana ikram etmeyeyim mi? Sana on haslet(in hatırlatmasını) yapmayayım mı. Eğer sen bunu yaparsan, Allah senin bütün günahlarını önceki-sonraki, eskisi-yenisi, hataen yapılanı-kasden yapılanı, küçüğünü-büyüğünü, gizlisini-alenisini yani hepsini affeder. Bu on haslet şunlardır: Dört rek'at namaz kılarsın, her bir rek'atte Fatiha süresi ve bir süre okursun. Birinci rek'atte kıraati tamamladın mı, ayakta olduğun halde onbeş kere "Subhanallahi velhamdülillahi ve lailahe illallahu vallahu ekber" diyeceksin. Sonra rüku yapıp, rükuda iken aynı kelimeleri on kere söyleyeceksin. Sonra secde edip, secdede iken onları onar kere söyleyeceksin. Sonra başını secdeden kaldıracaksın, onları onar kere söyleyeceksin. Sonra tekrar secde edip aynı şeyleri onar kere söyleyeceksin. Sonra başını kaldırır, bunları on kere daha söylersin. Böylece her bir rek'atte bunları yetmişbeş defa söylemiş olursun. Aynı şeyleri dört rek'atte yaparsın. Dilersen bu namazı her gün bir kere kıl. Her gün yapamazsan haftada birkere yap, haftada yapamazsan her ay da bir kere yap. Ayda olmazsa yılda bir kere yap. Yılda da yapamazsan hiç olsun ömründe bir kere yap." |Ebu Davud, Salat 303, (1297, 1299); Tirmizi, Salat 350, (482); İbnu Mace, İkamet 190, (1386, 1387)|3093
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namaza Müteallik Muhtelif Hadisler|buharimüslimebu davudnesai|İbnu Mes'ud|Hiçbirinizin, namazından şeytana bir pay kalmamalıdır. Herkes namazdan çıkarken, sağından kalkmanın üzerine bir vecibe olduğunu sanır. Halbuki ben Resulullah'ın çok kere solu üzerinden kalktığını gördüm. |Buhari, Ezan 159; Müslim, Müsafirin 59, (707); Ebu Davud, Salat 204, (1042); Nesai, Sehv 100, (3, 81)|3094
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namaza Müteallik Muhtelif Hadisler|nesai|Aişe|Resulullah (sav)'ı ayakta ve otururken su içerken gördüm, yalınayak ve ayakkabılı olduğu halde namaz kılarken gördüm. Namazdan sağı ve solu üzerine ayrılırken de gördüm. |Nesai, Sehv 100, (3,82)|3095
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namaza Müteallik Muhtelif Hadisler|buharimüslimebu davudnesai|İbnu Abbas|Resulullah (sav) zamanında farz namazlardan çıkarken insanlar yüksek sesle zikrederlerdi. |Buhari, Ezan 155; Müslim, Mesacid 120, (583); Ebu Davud, Salat 191, (1002-1003); Nesai, Sehv 79, (3, 67)|3096
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namaza Müteallik Muhtelif Hadisler|ebu davud|Ebu Rimse|Bir adam, namazın ilk tekbirine yetişerek Resulullah (sav) ile birlikte namaz kıldı. Aleyhissalatu vesselam önce sağına sonra soluna selam verdi. (Başını öylesine çevirdi ki, gerisinde olduğumuz halde) yanaklarının beyazlığını gördük. Sonra namazdan çıktı. Kendisiyle namazın ilk tekbirine yetişen zat hemen kalkıp ilave namaza başladı. Hz. Ömer (ra) ona doğru fırlayarak adamı omuzlarından yakalayıp sarstı ve "Otur! Ehl-i kitabı helak eden şey, namazları arasına bir fasıla bırakmamalarından başka bir şey değildir!" dedi. Resulullah (sav) nazarını çevirip: "Ey İbnu'l-Hattab, Allah seni (doğruya) isabet ettirdi" buyurdu. |Ebu Davud, Salat 194, (1007)|3097
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namaza Müteallik Muhtelif Hadisler|müslimebu davudtirmizinesai|Ebu Şa'sa|Biz Ebu Hüreyre (ra) ile birlikte mescidde oturuyorduk. Müezzin ezan okudu. Bir adam kalkıp yürümeye başladı. Ebu Hüreyre, adam mescidden çıkıncaya kadar gözleriyle onu takip etti ve: "Şu adam Ebu'l-Kasım (sav)'a asi oldu!" buyurdu. |Müslim, Mesacid 258, (655); Ebu Davud, Salat 43, (536); Tirmizi, Salat 150, (204); Nesai, Ezan 40, (2, 29)|3098
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namaza Müteallik Muhtelif Hadisler|müslimebu davudtirmizinesai|Simak İbnu Harb|Cabir İbnu Semüre (ra)'ye dedim ki: "Resulullah (sav)'la beraber oturdun mu?" "Evet" dedi, "hemde çok. Sabah namazı kılınca, namaz kıldığı yerden güneş doğuncaya kadar kalkmazdı. Bu esnada (cemaat) birbirlerine cahiliye devri ile ilgili şeyler anlatırlar ve gülerlerdi. Resulullah (sav) da tebessüm buyururlardı." |Müslim, Mesacid 286, (670); Ebu Davud, Salat 301, (1294); Tirmizi, Salat 412, (585); Nesai, Sehv 99, (3, 80)|3099
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namaza Müteallik Muhtelif Hadisler|müslimebu davudnesai|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bedeviler, sakın namazınızın isminde size galebe çalıp değiştirmesinler. Çünkü onun Kitabullah'taki ismi "işa" (yatsı)dır. Bedeviler develerini sağarken karanlığa kalırlar da (yatsıya ateme derler)." |Müslim, Mesacid 228, (644); Ebu Davud, Edeb 86, (4984); Nesai, Mevakit 23,(1,270)|3100
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namaza Müteallik Muhtelif Hadisler|buhari|Abdullah İbnu Mugaffel|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bedeviler, akşam namazının isminde sakın size galebe çalmasınlar!" (Resulullah devamla) dedi ki: "Bedeviler ona (sadece) işa derler." |Buhari, Mevakit 19|3101
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namaza Müteallik Muhtelif Hadisler|buharimüslimebu davudtirmizi|Ebu Berze el-Eslemi|Resulullah (sav) yatsıdan önce uyumayı, sonra da konuşmayı mekruh addederdi. |Buhari, Mevakit 23; Müslim, Mesacid 237, (647); Ebu Davud, Salat 3, (398); Tirmizi, Salat 125|3102
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namaza Müteallik Muhtelif Hadisler|tirmizi|Ömer|Resulullah (sav), Hz. Ebu Bekr (ra) ve yanlarında ben de bulunduğum halde müslümanların meselelerini (konuşmak için) gece geç vakte kadar uyanık kalırlardı. |Tirmizi, Salat 126)|3103
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namaza Müteallik Muhtelif Hadisler|||Ashab'dan Huza'alı birinin rivayet ettiğine göre, bir gün: "Keşke (yatsı) namazımı kılıp da istirahat etseydim" diye temennide bulunmuştu. Kendisini bu sözü sebebiyle ayıpladılar. Onlara şu cevabı verdi: "Ben Resulullah'ın şöyle söylediğini işittim: "Ey Bilal, ikamet oku da bizi rahatlat!" ||3104
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namaza Müteallik Muhtelif Hadisler|ebu davud|Ali|Hz. Ali: "Namazımı kılar istirahat ederim" demişti. Kendisini ayıpladılar. O da şu cevabı verdi: "Ben Resulullah (sav)'ı işittim. Şöyle demişti: "Ey Bilal kalk, bizi namazla istirahate kavuştur." |Ebu Davud, Edeb 86, (4985, 4986)|3105
NAMAZ BÖLÜMÜ|Namaza Müteallik Muhtelif Hadisler|müslim|Osman İbnu Ebi'l-As|"Ey Allah'ın Resulü" dedim, "şeytan benimle namazımın ve kıraatimin arasına girip kıraatimi iltibas etmeme sebep oluyor, (ne yapayım?)" Aleyhissalatu vesselam bana şu cevabı verdi: "Bu Hınzeb denen bir şeytandır. Bunun geldiğini hissettin mi ondan Allah'a sığın. Sol tarafına üç kere tükür." (Osman İbnu Ebi'l-As) de ki: "Ben bunu yaptım, Allah Teala Hazretleri onu benden giderdi." |Müslim, Selam 68, (2203)|3106
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucun Ve Ramazan Ayının Fazileti||Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ademoğlunun her ameli katlanır. (Zira Cenab-ı Hakk'ın bu husustaki sünneti şudur): "Hayır ameller en az on misliyle yazılır, bu yediyüz misline kadar çıkar. Allah Teala Hazretleri (bir hadis-i kudside) şöyle buyurmuştur: "Oruç bu kaideden hariçtir. Çünkü o sırf benim içindir, ben de onu (dilediğim gibi) mükafaatlandıracağım. Kulum benim için şehvetini, yiyeceğini terketti." "Oruçlu için iki sevinç vardır: Biri, orucu açtığı zamanki sevincidir, diğeri de Rabbine kavuştuğu zamanki sevincidir. Oruçlunun ağzından çıkan koku (haluf), Allah indinde misk kokusundan daha hoştur." ||3107
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucun Ve Ramazan Ayının Fazileti|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesaiibnu mace||Bir rivayette de şöyle buyrulmuştur: "Oruç perdedir. Biriniz birgün oruç tutacak olursa kötü söz sarfetmesin, bağırıp çağırmasın. Birisi kendisine yakışıksız laf edecek veya kavga edecek olursa "ben oruçluyum!" desin (ve ona bulaşmasın)." |Buhari, Savm 2, 9, Libas 78; Müslim, Sıyam 164, (1161); Muvatta, Sıyam 58, (1, 310); Ebu Davud, Savm 25, (2363); Tirmizi, Savm 55, (764); Nesai, Sıyam 41, (2,160-161); İbnu Mace, Sıyam 1, (1638), Edeb 58, (3823)|3108
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucun Ve Ramazan Ayının Fazileti|tirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim Allah Teala yolunda bir gün oruç tutsa, Allah onunla ateş arasına, genişliği sema ile arz arasını tutan bir hendek kılar." |Tirmizi, Cihad 3, (1624)|3109
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucun Ve Ramazan Ayının Fazileti|nesai|Ebu Ümame|Ey Allah'ın Resulü dedim, bana öyle bir amel emret ki (yaptığım takdirde) Allah beni mükafaatlandırsın." "Sana" dedi, "orucu tavsiye ederim, zira onun bir eşi yoktur." |Nesai, Sıyam 43, (4,165)|3110
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucun Ve Ramazan Ayının Fazileti|buharimüslimnesaitirmizi|Sehl İbnu Sa'd|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cennette Reyyan denilen bir kapı vardır. Oradan sadece oruçlular girer. Oruçlular girdiler mi artık kapanır, kimse oradan giremez." (Tirmizi'nin rivayetinde şu ziyade var: "Oraya kim girerse ebediyyen susamaz.") |Buhari, Savm 4, Bed'ü'l-Halk 9; Müslim, Sıyam 166, (1152); Nesai, Sıyam 43, (4,168); Tirmizi, Savm 55, (765)|3111
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucun Ve Ramazan Ayının Fazileti|tirmiziibnu mace|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim bir oruçluya iftar ettirirse, kendisine onun sevabı kadar sevap yazılır. Üstelik bu sebeple oruçlunun sevabından hiçbir eksilme olmaz." |Tirmizi, Savm 82, (807); İbnu Mace, Sıyam 45, (1746)|3112
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucun Ve Ramazan Ayının Fazileti|buharimüslimnesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ramazan ayı girdiği zaman cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kapanır ve şeytanlar da zincire vurulur." |Buhari, Savm 5, Bed'ü'l-Halk 11; Müslim, Sıyam 2, (1079); Nesai, Sıyam 5, (4, 129)|3113
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucun Ve Ramazan Ayının Fazileti|nesai||Nesai'nin bir rivayetinde şöyle gelmiştir: "Bir münadi, her gece şöyle nida edip bağırır: "Ey hayır isteyen, gel! Ey şer isteyen kendini şerden tut!" |Nesai, Savm 5, (4,130)|3114
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucun Ve Ramazan Ayının Fazileti|tirmizi|Enes|Resulullah (sav)'a, "Ramazandan sonra hangi oruç efdaldir?" diye sorulmuştu, şu cevabı verdi: "Ramazanı tazim için Şa'ban!" Tekrar soruldu: "Hangi sadaka efdaldir?" "Ramazanda verilen!" cevabını verdi. |Tirmizi, Zekat 28, (663)|3115
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucun Farzları Sünnetleri Ve Ahkamı|buharimüslimmuvattaebu davudnesai|İbnu Ömer|Resulullah (sav) ramazanı zikrederek buyurdular ki: "Hilali görünceye kadar oruç tutmayın, yine (müteakip) hilali görünceye kadar da yemeyin. Bulut araya girerse ayı takdir edin." (Buhari'nin bir rivayetinde: "Bulut, görmenize mani olursa sayıyı otuza tamamlayın" denmiştir. Müslim ve Nesai'nin Ebu Hüreyre'den kaydettikleri bir rivayette: "Hava bulutlu ise otuz gün oruç tutun" denmiştir.) |Buhari, Savm 11, 5, 13, Talak 25; Müslim, Sıyam 9, (1080); Muvatta, Sıyam 1, (1, 286); Ebu Davud, Savm 4, (2320); Nesai, Savm 10,11, (4, 134)|3116
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucun Farzları Sünnetleri Ve Ahkamı|ebu davudnesai|Huzeyfe|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ramazan ayını, hilali görmedikçe veya sayıyı ikmdl etmedikçe öne alıp başlatmayın. (Hilali görüp veya sayıyı tamamladıktan) sonra müteakip hilali görünceye veya sayıyı tamamlayıncaya kadar orucu tutun." |Ebu Davud, Savm 6, (2362); Nesai, Savm 13, (4, 136,136)|3117
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucun Farzları Sünnetleri Ve Ahkamı|ebu davud|Aişe|Resulullah (sav) şaban ayının günlerini hesapladığı kadar başka bir ayın günlerini hesaplamadı. Sonra ramazan hilalini görünce oruca başlardı. Eğer bulut araya girer (hilali göremez) ise (şabanı) otuz gün olarak hesaplar, sonra ramazan orucuna başlardı. |Ebu Davud, Savm 6, (2325)|3118
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucun Farzları Sünnetleri Ve Ahkamı|ebu davudtirmizinesaiibnu mace|İbnu Abbas|Bir Bedevi Resulullah (sav)'a gelerek: "Ben hilali -yani ramazan hilalini- gördüm!" dedi. Aleyhissalatu vesselam: Allah'tan başka ilah olmadığına şehadet getirirmisin?" diye sordu. Adam "evet" deyince: "Muhammed'in Allah Resulü olduğuna da şehadet eder misiniz?" dedi. Adam buna da: "evet" diye cevap verince,Efendimiz: "Ey Bilal!" dedi, "halka yarın oruç tutmalarını ilan et!" |Ebu Davud, Sıyam 14, (2340, 2341); Tirmizi, Savm 7, (691); Nesai, Savm 8, (4,132); İbnu Mace, Sıyam 6, (1652)|3119
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucun Farzları Sünnetleri Ve Ahkamı|ebu davud|İbnu Ömer|Halk hilali görmek için gayret sarfetti. Ben, Resulullah (sav)'ı gördüğümü (tek başıma) söyledim. Sözüm üzerine oruç tuttu ve halka da oruç tutmalarını emretti. |Ebu Davud, Savm 14, (2342)|3120
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucun Farzları Sünnetleri Ve Ahkamı|ebu davud|Haris İbnu Hatib|Hüseyin İbnu'l-Haris el-Cedeli, Haris İbnu Hatib (ra)'den anlatıyor: "Haris dedi ki: "Resulullah (sav) hilali görünce oruç tutmamızı emretti, eğer biz göremez de iki adil şahid gördükleri hususunda şehadet ederlerse, onların şehadetlerine uyarak tutacaktık." |Ebu Davud, Savm 13, (2338)|3121
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucun Farzları Sünnetleri Ve Ahkamı|ebu davudnesai|Ebu Umayr İbnu Enes|Ebu Umayr İbnu Enes, Resulullah (sav)'ın ashabından olan amcalarından naklettiğine göre, bir grup kimse Resulullah (sav)'a binekleriyle gelip: "Dün hilali gördük" diye şehadette bulundular. Bunun üzerine, Efendimiz onlara oruçlarını açmalarını, sabah olunca da musallaya (bayram namazına) gelmelerini emretti. |Ebu Davud, Salat 255, (1157); Nesai, Iydeyn 2, (3, 180)|3122
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucun Farzları Sünnetleri Ve Ahkamı|müslimebu davudtirmizinesai|Küreyb|Ben Şam'da iken ramazan hilali beklenmişti. Hilali bir cuma günü ben de gördüm. Sonra ayın sonunda Medine'ye geldim, İbnu Abbas (ra): "Hilali ne zaman görmüştünüz?" diye sordu. Ben: "Cuma günü!" dedim, İbnu Abbas tekrar: "Sen de hilali gördün mü?"dedi. Ben: "Evet, hem ben, hem de halk gördü ve herkes oruç tuttu. Hz. Muaviye (ra) de oruç tuttu!" dedim, İbnu Abbas (ra): "Ama biz hilali cumartesi gecesi gördük. Öyleyse otuza tamamlayıncaya veya hilali görünceye kadar tutmalıyız." dedi. Ben: "Hz. Muaviye'nin görmesiyle ve onun orucuyla iktifa etmiyor musun?" dedim. Cevaben: "Hayır! Resulullah (sav) bize böyle emretti" dedi. |Müslim, Sıyam 28, (1087); Ebu Davud, Savm 9, (2332); Tirmizi, Savm 9, (693); Nesai, Savm 7, (4, 131)|3123
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucun Farzları Sünnetleri Ve Ahkamı|tirmiziebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "(Muteber) oruç, (hep beraber) tuttuğunuz gündekidir, (Muteber) iftar, (hep beraber) ettiğiniz gündekidir. (Muteber) kurban (hep beraber) kurban kestiğiniz gündekidir." |Tirmizi, Savm 11, (697); Ebu Davud, Savm 5, (2324)|3124
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucun Farzları Sünnetleri Ve Ahkamı|buharimüslimebu davudnesai|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ramazan ayı şöyle, şöyle şöyledir -bu sırada iki elini bütün parmaklarıyla iki sefer çırptı, üçüncü çırpışta sağ veya sol başparmağını yumdu.-" |Buhari, Savm 13, 6, 11, Talak 29; Müslim, Savm 13-16, (1080); Ebu Davud, Savm 4, (2319, 2320, 2321); Nesai, Savm 17, (4,139, 140)|3125
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucun Farzları Sünnetleri Ve Ahkamı|müslimnesai|İbnu Ömer|Müslim ve Nesai'de gelen bir rivayette: "Biz ümmi bir milletiz, yazmayız ve hesap yapmayız. Ay, şöyle şöyledir" dedi. Yani bir defasında yirmidokuz, bir defasında otuz gösterdi" denmiştir. |Müslim, Savm 13-16, (1080); Nesai, Savm 17, (4,139, 140)|3126
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucun Farzları Sünnetleri Ve Ahkamı|buharimüslimebu davudtirmizi|Ebu Bekre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İki bayram ayı eksilmezler: Bunlar Ramazan ve Zü'l-Hicce aylarıdır." |Buhari, Savm 12; Müslim, Sıyam 31, (1089); Ebu Davud, Savm 4, (2323); Tirmizi, Savm 8, (692)|3127
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucun Rükunleri|ebu davudtirmizinesai|Hafsa|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim orucu fecirden önce niyetle (kesin kılmazsa) onun orucu yoktur." |Ebu Davud, Savm 71, (2454); Tirmizi, Savm 33, (730); Nesai, Savm 68, (4, 196, 197)|3128
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucun Rükunleri|nesaimuvatta|Aişe|Hz. Aişe ve Hz. Hafsa (ra) buyurdular ki: "Sadece şafaktan önce niyet edenlerin orucu muteberdir." |Nesai, Savm 68, (4,197, 198); Muvatta, Sıyam 5, (1, 288)|3129
ORUÇ BÖLÜMÜ|Nafile Orucun Niyyeti|müslimnesaitirmiziebu davud|Aişe|Resulullah (sav) bir gün bana: "Yanında (yiyecek) bir şey var mı?"diye sordu. "Hayır!" demem üzerine: "Ben oruç tutacağım!" buyurdu. Yanmıdan çıkınca bize bir hediye geldi "veya bize bir grup misafir geldi.- Resulullah (sav) eve geri dönünce: "Ey Allah'ın Resulü bize bir hediye geldi -veya bize ziyaretçiler geldi- sana yiyecek birşey hazırladım!" dedim. "Nedir o?" diye sordu. Ben: "Hays! (un, yağ, hurmadan yapılan bir yemek)" dedim. "Getir onu" buyurdu. Ben de getirdim. Aleyhissalatu vesselam onu yedi sonra: "Oruçlu olarak sabahlamıştım" buyurdu. (Mücahid (ra) der ki: "Bu, malından sadaka çıkaran adam gibidir, o dilerse çıkardığı sadakayı verir (yani kararını icra eder), isterse vermekten vazgeçer.") |Müslim, Sıyam 169, (1154); Nesai, Savm 67, (4, 193-195); Tirmizi, Savm 35, (733, 734); Ebu Davud, Savm 72, (2455)|3130
ORUÇ BÖLÜMÜ|Nafile Orucun Niyyeti|buhari|Ümmü'd-Derda|Ebu'd-Derda (ra) gündüzleyin gelir: "Yanınızda yiyecek var mı?" diye sorardı. Şayet biz: "Hayır, yok!" diyecek olsak: "öyleyse bugün ben oruçluyum!" derdi. Ebu Talha, Ebu Hüreyre, İbnu Abbas, Huzeyfe (ra) hep böyle yaptılar. |Buhari, Savm 21, (Tercümede, yani bir bab başlığında zikretmiştir)|3131
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucu Bozan Şeylerden Kaçınmak|ebu davudtirmiziibnu mace|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim kendiliğinden kusacak olursa, üzerine kaza gerekmez. Kim de isteyerek kusarsa orucunu kaza etsin." |Ebu Davud, Savm 32, (2380); Tirmizi, Savm 25, (720); İbnu Mace, Savm 16, (1676)|3132
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucu Bozan Şeylerden Kaçınmak|tirmizi|Ebu Said|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Üç şey vardır orucu bozmaz: Hacamat olmak (kan aldırmak), kusmak, ihtilam olmak." |Tirmizi, Savm 24, (719)|3133
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucu Bozan Şeylerden Kaçınmak|ebu davudtirmizi|Ebu'd-Derda|Ma'dan İbnu Talha, kendisine Ebu'd-Derda (ra)'nın şunu anlattığını söylemiştir: "Resulullah (sav) kustu ve orucunu açtı. Sevban (ra)'a bu meseleyi sordu. Sevban: "Doğru söylemiş, o zaman abdest suyunu ben döktüm" dedi. |Ebu Davud, Savm 32, (2381); Tirmizi, Taharet 64, (87)|3134
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucu Bozan Şeylerden Kaçınmak|buharimüslimebu davudtirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sav) ihramlı olduğu halde hacamat oldu. Keza oruçlu iken de hacamat oldu. |Buhari, Savm 32, Tıbb 11; Müslim, Hacc 87, (1202); Ebu Davud, Savm 29, (2372, 2373); Tirmizi, Savm 61, (775, 776, 777)|3135
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucu Bozan Şeylerden Kaçınmak|ebu davudbuhari|Enes|Biz oruçlunun hacamat olmasını, sadece bitap düşmesinden korkarak terkettik. |Ebu Davud, Savm 29, (2375); Buhari, Savm 32|3136
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucu Bozan Şeylerden Kaçınmak|ebu davud|İbnu Ebi Leyla|İbnu Ebi Leyla, Sahabi bir zattan naklediyor: "Resulullah (sav) hacamat olmaktan, muvasaladan (üst üste bir kaç gün oruç açmamaktan) yasakladı. Ancak bunları Ashabına haram kılmadı. Kendisine: "Ey Allah'ın Resulü, sen sahura kadar orucu devam ettiriyorsun" denildi de şu cevabı verdi: "Ben sahura kadar uzatıyorum, zira Rabbim bana yedirip içirmektedir." |Ebu Davud, Savm 29, (2374)|3137
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucu Bozan Şeylerden Kaçınmak|tirmiziebu davudibnu mace|Rafi' İbnu Hadic|Resulullah (sav) şöyle buyurdular: "Hacamat ettiren de, hacamat eden de orucunu açmıştır." |Tirmizi, Savm 60, (774); Ebu Davud, Savm 28, (2367); İbnu Mace, Savm 18 (1679, 1680, 1681)|3138
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucu Bozan Şeylerden Kaçınmak|tirmizi|Enes|Bir adam gelerek: "Ey Allah'ın Resulü, gözüm ağrıyor, oruçlu olduğum halde sürme çekiyorum (bu orucumu bozar mı?)" diye sordu. Resulullah: "Hayır (bozmaz)" dedi. |Tirmizi, Savm 30, (726)|3139
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucu Bozan Şeylerden Kaçınmak|ebu davud|Abdurrahman İbnu Nu'man|Abdurrahman İbnu Nu'man İbni Ma'bed İbni Hevze (an ebihi an ceddihi) anlatıyor: "Resulullah (sav) uyku sırasında gözlere miskle karıştırılmış ismid (sürmesi) çekilmesini emir buyurdu ve: "Oruçlu bundan sakınsın." dedi. |Ebu Davud, Savm 31, (2377)|3140
ORUÇ BÖLÜMÜ|Öpme Ve Mübaşeret|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizi|Aişe|Resulullah (sav) oruçlu olduğu halde hanımlarından birini öperdi." (Hz. Aişe bunu söyleyip sonra güldü.) |Buhari, Savm 24, 23; Müslim, Sıyam 62-65, (1106); Muvatta, Sıyam 14, (1, 292); Ebu Davud, Savm 33, (2382-2386); Tirmizi, Savm 31, (727-729)|3141
ORUÇ BÖLÜMÜ|Öpme Ve Mübaşeret|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizi|Aişe|Bir başka rivayette şöyle der: "Resulullah (sav) oruçlu iken mübaşerette bulunurdu. O, nefsine hepinizden çok hakim idi." |Buhari, Savm 24, 23; Müslim, Sıyam 62-65, (1106); Muvatta, Sıyam 14, (1, 292); Ebu Davud, Savm 33, (2382-2386); Tirmizi, Savm 31, (727-729)|3142
ORUÇ BÖLÜMÜ|Öpme Ve Mübaşeret|ebu davud|Cabir|Hz. Ömer İbnu'l-Hattab (ra) (bir gün telaşla gelerek): "Ey Allah'ın Resulü! Bugün ben büyük bir hatada bulundum, oruçlu iken (hanımımı) öptüm!" dedi. Resulullah da şöyle cevapladı: "Sen oruçlu iken mazmaza yapmaz mısın? (Bu orucunu bozar mı?)" (Ravilerden İsa İbnu Hammad rivayetinde) der ki: "Dedim ki: "Bunda bir beis yok!" Resulullah (sav) buyurdular ki: "Öyleyse niye öpmeden telaşa düşüyorsun?" |Ebu Davud, Savm 33, (2385)|3143
ORUÇ BÖLÜMÜ|Öpme Ve Mübaşeret|ebu davud|Ebu Hüreyre|Bir adam Resulullah (sav)'a, oruçlunun hanımıyla mübaşeretinden sordu. Aleyhissalatu vesselam ruhsat verdi. Arkadan bir başkası geldi, o da aynı şeyi sordu. Buna mübaşereti yasakladı. Resulullah (sav)'ın ruhsat tanıdığı kimse yaşlı birisiydi, yasakladığı kimse de gençti. |Ebu Davud, Savm 35, (2387)|3144
ORUÇ BÖLÜMÜ|Öpme Ve Mübaşeret|muvatta|Nafi'|Abdullah İbnu Ömer (ra) oruçluyu öpme ve mübaşeretten men ederdi. |Muvatta, Sıyam 20, (1,293)|3145
ORUÇ BÖLÜMÜ|Unutarak Orucu Bozma|buharimüslimtirmiziebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim oruçlu olduğu halde unutur ve yerse veya içerse orucunu tamamlasın. Çünkü ona Allah yedirip içirmiştir." |Buhari, Savm 26, Eyman 15; Müslim, Sıyam 171, (1155); Tirmizi, Savm 26, (721); Ebu Davud, Savm 39, (2398)|3146
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucun Zamanı|buharimüslimtirmizi|Enes|Resulullah (sav), bazan olurdu bir ay boyu oruç tutmazdı ve o aydan hiç oruç tutmayacağını zannederdik. Bazan da (öylesine ara vermeden) tutardı ki, o aydan hiç bir günü oruçsuz geçirmeyecek zannederdik. Sen onu, geceleyin namaz kılarken görmek istesen mutlaka görürdün. Geceleyin uyur görmek istesen mutlaka görürdün." |Buhari, Savm 53, Teheccüd 11; Müslim, Sıyam 180, (1158); Tirmizi, Savm 57, (769)|3147
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucun Zamanı|buharimüslimnesai|İbnu Abbas|Resulullah (sav), ramazan dışında hiçbir ayı tam olarak oruçlu geçirmedi. |Buhari, Savm 53; Müslim, Savm 178 (1157); Nesai, Savm 70, (4, 199)|3148
ORUÇ BÖLÜMÜ|Aşura Orucu|tirmizi|Katade|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Aşura orucunun önceki yılın günahlarına kefaret olacağını Allah(ın rahmetin)'den umarım." |Tirmizi, Savm 48, (752)|3149
ORUÇ BÖLÜMÜ|Aşura Orucu|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizi|Aişe|Ramazan (farz olmazdan) önce Aşura orucu tutuluyordu. Ramazanın farziyeti indikten sonra onu dileyen tuttu, dileyen de tutmadı. |Buhari, Savm 69, Hacc 1, 47, Menakıbu'l-Ensar 26, Tefsir, Bakara 24; Müslim, Sıyam 115; Muvatta, Sıyam 80; Ebu Davud, Savm 64, (2442, 2443); Tirmizi, Savm 49, (753)|3150
ORUÇ BÖLÜMÜ|Aşura Orucu|buharimüslimebu davud|İbnu Abbas|Resulullah (sav) Medine'ye gelince, yahudileri Aşura günü oruç tutar gördü. Onlara: "Bu da ne, (niçin oruç tutuyorsunuz)?" diye sordu. "Bu, salih (hayırlı) bir gündür. Allah, o günde Beni İsrail'i düşmanlarından kurtardı. (Şükür olarak) Hz. Musa o gün oruç tuttu." dedilir. Resulullah (sav): "Ben Musa'ya sizden daha layığım" buyurup o gün oruç tuttu ve müslümanlara da tutmalarını emretti. |Buhari, Savm 69, Enbiya 22, Fedailul-Ashab 52, Tefsir, Yunus 1, Ta-ha 1; Müslim, Sıyam 127, (1130); Ebu Davud, Savm 64, (2444)|3151
ORUÇ BÖLÜMÜ|Aşura Orucu|nesai|Kays İbnu Sa'd İbnu Ubade|Biz Aşura günü oruç tutuyor ve sadaka-ı fıtrı ödüyorduk. Ramazan orucunun farziyyeti ve zekat emri inince artık onunla emredilmedik, ondan yasaklanmadık da, biz onu yapıyorduk. |Nesai, Zekat 35, (5,49)|3152
ORUÇ BÖLÜMÜ|Receb Orucu|buharimüslimebu davud|Abbad İbnu Hanif|Said İbnu Cübeyr (ra)'e Receb ayındaki oruçtan sordum. Bana şu cevabı verdi: İbnu Abbas (ra)'ı dinledim, şöyle demişti: "Resulullah (sav) Receb ayında bazı yıllarda öyle oruç tutardı ki biz, "(Galiba) hiç yemeyecek (ayın her gününde tutacak)" derdik. (Bazı yıllarda da öyle) yerdi ki biz, (Galiba) hiç tutmayacak" derdik." |Buhari, Savm 53; Müslim, Sıyam 179, (1157); Ebu Davud, Savm 55, (2430)|3153
ORUÇ BÖLÜMÜ|Şaban Orucu|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|Aişe|Resulullah (sav) (bazan) oruca öyle devam ederdi ki, "(Bu ay) hiç yemiyecek" derdik. Bazan da öyle devamlı yerdi ki, "(Bu ay) hiç tutmayacak" derdik. Ben, onun ramazan dışında bir ayı tam olarak tuttuğunu görmedim. Herhangi bir ayda Şaban ayında tuttuğundan daha fazla tuttuğunu da görmedim. |Buhari, Savm 52; Müslim, Sıyam 175, (1156); Muvatta, Sıyam 56, (1, 309); Ebu Davud, Savm 56, 59, (2431, 2434); Tirmizi, Savm 37, (736); Nesai, Savm 70, (4, 199, 200)|3154
ORUÇ BÖLÜMÜ|Şaban Orucu|tirmiziebu davudnesai|Ümmu Seleme|Ben, Resulullah (sav)'ın Şaban ve Ramazan dışında iki ayı peş peşe tam olarak oruçla geçirdiğini görmedim. |Tirmizi, Savm 37, (736); Ebu Davud, Savm 11, (2335); Nesai, Savm 70, (4, 200)|3155
ORUÇ BÖLÜMÜ|Şaban Orucu|nesai|Üsame|"Ey Allah'ın Resulü" dedim, "Şaban ayında tuttuğun kadar başka aylarda oruç tuttuğunu göremiyorum (sebebi nedir?)" diye sordum. Şu cevabı verdi: "Bu, Receb'le Ramazan arasında insanların gaflet ettikleri bir aydır. Halbuki O, amellerin Rabbülalemin'e yükseltildiği bir aydır. Ben, oruçlu olduğum halde amelimin yükseltilmesini istiyorum." |Nesai, Savm 70, (4,201)|3156
ORUÇ BÖLÜMÜ|Şevval'den Altı Gün|müslimtirmiziebu davud|Eyub|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim Ramazan orucunu tutar ve ona Şevval ayından altı gün ilave ederse, sanki yıl orucu tutmuş olur." |Müslim, Sıyam 204, (1164); Tirmizi, Savm 53, (759); Ebu Davud, Savm 58, (2432)|3157
ORUÇ BÖLÜMÜ|Zilhicce'den On Gün|ebu davudnesai|Hüneyde İbnu Halid|Hüneyde İbnu Halid hanımından, o da Resulullah (sav)'ın zevcelerinden birinden anlatıyor: "Resulullah (sav) Zilhicceden dokuz günle Aşura günü oruç tutardı. Bir de her aydan üç gün, ayın ilk pazartesi ile perşembe günü oruç tutardı." |Ebu Davud, Savm 61, (2437); Nesai, Savm 83, (4, 220)|3158
ORUÇ BÖLÜMÜ|Zilhicce'den On Gün|muvatta|Kasım İbnu Muhammed|Hz. Aişe (ra) Arefe günü oruç tutardı. Ben Arefe akşamı imamın (hacc emirinin, Müzdelife'ye gitmek üzere) hareket ettiği sırada Hz. Aişe'nin yerinde kalarak halka kendi arasında bir boşluk açılana kadar bekleyip sonra içecek birşeyler isteyerek iftar yaptığını gördüm. |Muvatta, Hacc 133, (1, 375)|3159
ORUÇ BÖLÜMÜ|Zilhicce'den On Gün|tirmiziİbnu macemüslim|Ebu Katade|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Arafat günü tutulan orucun, geçen yılın ve gelecek yılın günahlarına kefaret olacağına Allah'ın rahmetinden ümidim var." |Tirmizi, Savm 46, (749); İbnu Mace, Sıyam 40, (1730); Müslim, Sıyam 196, (1162)|3160
ORUÇ BÖLÜMÜ|Haftanın Günleri|tirmizinesaiibnu mace|Aişe|Resulullah (sav) pazartesi ve perşembe günlerinde oruç(la sevap) arardı." |Tirmizi, Savm 44, (745); Nesai, Savm 70, (4, 202, 203); İbnu Mace, Sıyam 42, (1739)|3161
ORUÇ BÖLÜMÜ|Haftanın Günleri|tirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ameller Allah Teala hazretlerine pazartesi ve perşembe günleri arzedilir. Ben, amelimin oruçlu olduğum halde arzedilmesini severim." |Tirmizi, Savm 44, (747)|3162
ORUÇ BÖLÜMÜ|Eyyamu'l-Biz|ebu davudnesai|Abdullah İbnu Katade|Abdullah İbnu Katade İbni Milhan el-Kaysi, babası (ra)'ndan anlatıyor: "Resulullah (as), bize eyyam-ı biz'de yani ayın onüç, ondört ve onbeşinci günlerinde oruç tutmamızı emrederdi ve "Bunlar yıl orucu vaziyetindedir" derdi." |Ebu Davud, Savm 68, (2449); Nesai, Savm 83, (4, 220, 221)|3163
ORUÇ BÖLÜMÜ|Eyyamu'l-Biz|nesai|İbnu Abbas|Resulullah (sav) eyyamu'l-biz'de oruç tutmayı hazerde de seferde de bırakmazdı. |Nesai, Savm 70, (4,198)|3164
ORUÇ BÖLÜMÜ|Eyyamu'l-Biz|müslimebu davudtirmizi|Muazetu'l-Adeviyye|Hz. Aişe (ra)'den sordum: "Resulullah (sav) her ay üç gün oruç tutar mıydı?" "Evet!" diye cevap verdi. Ben tekrar: "Ayın hangi günlerinde tutardı?" dedim. "Hangi günde oruç tuttuğuna ehemmiyet vermezdi" diye cevap verdi. |Müslim, Sıyam 194. (1160); Ebu Davud, Savm 70, (2453); Tirmizi, Savm 54, (763)|3165
ORUÇ BÖLÜMÜ|Eyyamu'l-Biz|tirmizinesai|Ebu Zerr|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim her ayda üç gün oruç tutarsa işte bu, yıl orucu olur. Allah Teala hazretleri bu hususu te'yiden kitabında şu ayeti indirdi: "Kim bir hayır işlerse o kendisinden on misliyle kabul edilir" (En'am 160). Bir gün on misliyle kabul ediliyor." |Tirmizi, Savm 54, (761); Nesai, Savm 82, (4, 219)|3166
ORUÇ BÖLÜMÜ|Eyyamu'l-Biz|tirmizi|Amr İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Zahmetsiz ganimet kışta tutulan oruçtur." |Tirmizi, Savm 74, (797)|3167
ORUÇ BÖLÜMÜ|Eyyamu'l-Biz|buharimüslimebu davud|İbnu Mes'ud|Hz. Aişe (ra)'ye: "Resulullah (sav) herhangi bir güne ayrı bir ehemmiyet verir miydi?" diye sordum. "Hayır!" dedi ve ilave etti: "Onun ameli hafif ve devamlı yağan yağmur gibiydi. Hanginiz Resulullah (sav)'ın tahammül ettiği şeye dayanabilir?" |Buhari, Savm 64, Rikak 18; Müslim, Salatu'l-Müsafirin 217, (783); Ebu Davud, Salat 317, (1370)|3168
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucun Haram Olduğu Günler|buharimüslimebu davudtirmizi|Ebu Said|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İki günde oruç caiz olmaz: Fıtır günü (Ramazan bayramının birinci günü) ve Nahr günü." |Buhari, Savm 67, Fadlu's-Salat 6, Cezau's-Sayd 26; Müslim, Sıyam 288, (827); Ebu Davud, Savm 48, (2417); Tirmizi, Savm 58, (772)|3169
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucun Haram Olduğu Günler|ebu davudtirmizinesai|Ukbe İbnu Amir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Arefe günü, kurban günü ve teşrik günleri, biz müslümanlarm bayramıdır. Bu günler yeme-içme günleridir." (Tirmizi, hadisin sahih olduğunu söylemiştir) |Ebu Davud, Savm 49, (2419); Tirmizi, Savm 59, (773); Nesai, Menasik 195, (5, 252)|3170
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucun Haram Olduğu Günler|müslim|Nübeyşe el-Hüzeli|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Teşrik günleri yeme-içme ve Allah'a zikretme günleridir." |Müslim, Sıyam 144, (1141)|3171
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucun Haram Olduğu Günler|ebu davudtirmizinesaiibnu mace|Sıla İbnu Züfer|Biz Şabandan mı, Ramazandan mı olduğu şüphe edilen günde Ammar (ra)'ın yanında idik. Bize kızartılmış bir koyun getirildi. Cemaatten biri: "Ben oruçluyum" diyerek geri çekildi. Ammar: "Kim bugün oruç tutarsa, muhakkak olarak Ebu'l Kasım (sav)'a isyan etmiştir" dedi. |Ebu Davud, Savm, 10, (2334); Tirmizi, Savm 3, (686); Nesai, Savm 37, (4,153); İbnu Mace, Sıyam 3, (1645)|3172
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucun Haram Olduğu Günler|nesai|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim ebed orucu tutarsa, ne oruç tutmuş, ne iftar etmiştir." |Nesai, Savm 71, (4,206,206)|3173
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucun Haram Olduğu Günler|ebu davudtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Şaban ayı yarılandı mı artık oruç tutmayın." |Ebu Davud, Savm 12, (2337); Tirmizi, Savm 38, (738)|3174
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucun Haram Olduğu Günler|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizden kimse, ramazanı bir veya iki gün önceden oruç tutarak karşılamasın. Eğer bir kimse, önceden oruç tutmakta idiyse, orucunu tutsun." |Buhari, Savm 14; Müslim, Savm 21, (1082); Ebu Davud, Savm 11, (2335); Tirmizi, Savm 2, (684); Nesai, Savm 31, 32, (4, 149)|3175
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucun Haram Olduğu Günler|ebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) Arefe günü Arafat'da oruç tutmayı yasakladı. |Ebu Davud, Savm 63, (2440)|3176
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucun Haram Olduğu Günler|buharimüslimebu davudtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizden hiç kimse, cuma günü oruç tutmasın. Ancak bir gün önceden veya sonradan oruç tutuyorsa bu takdirde cuma günü de oruç tutabilir." |Buhari, Savm 63; Müslim, Sıyam 147,148; Ebu Davud, Savm 50, (2420); Tirmizi, Savm 42, (743)|3177
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucun Haram Olduğu Günler|müslim|Ebu Hüreyre|Müslim'in bir rivayetinde şöyle gelmiştir: "Cuma gecesini, diğer geceler arasında gece namazına tahsis etmeyin, cuma gününü de diğer günler arasında oruç günü olarak tayin etmeyin ancak birinizin tutmakta olduğu oruç arasına denk gelirse o hariç." |Müslim, Sıyam 147,148|3178
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucun Haram Olduğu Günler|ebu davudtirmiziibnu mace|Abdullah İbnu Büsr es'Sülemi|Abdullah İbnu Büsr es'Sülemi, kızkardeşi es-Samma (ra)'dan naklediyor: "Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cumartesi günü oruç tutmayın, ancak Allah'ın size farzettiği şeyde o gün oruç tutarsınız. Biriniz yiyecek nev'inden bir şey bulamaz da sadece üzüm (asması) kabuğu veya bir ağaç çöpü bulacak olsa onu ağzından çiğnesin (ve yine de cumartesi günü oruçlu olmasın)." (Ebu Davud hadisin mensuh olduğunu söylemiştir. Tirmizi de hasen demiştir) |Ebu Davud, Savm 51, (2421); Tirmizi, Savm 43, (744); İbnu Mace, Sıyam 38, (1726)|3179
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucun Sünnetleri|buharimüslimtirmizinesai|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sahur yemeği yiyin, zira sahurda bereket var." |Buhari, Savm 20; Müslim, Sıyam 45, (1095); Tirmizi, Savm 17, (708); Nesai, Savm 18, (4, 141)|3180
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucun Sünnetleri|müslimebu davudtirmizinesai|Amr İbnu'l-As|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bizim orucumuzla Ehl'i Kitab'ın orucunu ayıran fark sahur yemeğidir." |Müslim, Sıyam 46, (1096); Ebu Davud, Savm 15, (2343); Tirmizi, Savm 17, (709); Nesai, Savm 27, (4, 146)|3181
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucun Sünnetleri|buharimüslimtirmizinesai|Zeyd İbnu Sabit|Resulullah (sav)'la birlikte sahur yemeği yedik, sonra namaza kalktık." Kendisine: "(Yemekle sahur) arasında ne kadar zaman geçti?" diye sorulmuştu, şu cevabı verdi: "Elli ayet (okuyacak) kadar!" |Buhari, Savm 19, Mevakitu's-Salat 27, Teheccüd 8; Müslim, Sıyam 47, (1097); Tirmizi, Savm 14, (703); Nesai, Savm 21, 22, (4, 143)|3182
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucun Sünnetleri|buhari|Sehl İbnu Sa'd|Ben ailem içerisinde sahur yemeği yiyordum. Sonra ben, sabah namazını Resulullah (sav)'la birlikte kılmak için sür'atli yiyordum. |Buhari, Savm 19, Mevakit, 27|3183
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucun Sünnetleri|nesai|Zirr İbnu Hubeyş|Huzeyfe (ra)'ye: "Sen Resulullah (sav) ile birlikte hangi vakitte sahur yedin?" diye sorduk. Şu cevabı verdi: "Gündüzdü, ancak güneş doğmamıştı." |Nesai, Savm 20, (4, 142)|3184
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucun Sünnetleri|ebu davudtirmizi|Talk İbnu Ali|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Fecr-i kazib size mani olmasın, fecr-i sadık karşınıza çıkıncaya kadar yiyin için." |Ebu Davud, Savm 17, (2348); Tirmizi, Savm 15, (705)|3185
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucun Sünnetleri|buharimüslimebu davudnesai|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav), fecr-i sadık'ı tarif ederken: "O, enlemesine görülen aydınlıktır, uzunlamasına görülen değil" buyurdu. |Buhari, Ezan 13, Talak 24, Haberu'l-Vahid 1; Müslim, Sıyam 40, (1093); Ebu Davud, Savm 17, (2347); Nesai, Savm 30, (4,148)|3186
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucun Sünnetleri|ebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Biriniz ezanı işitince (yiyip-içtiği) kap elinde ise, ihtiyacını görünceye kadar onu bırakmasın." |Ebu Davud, Savm 18, (2360)|3187
ORUÇ BÖLÜMÜ|İftar Vakti|buharimüslimebu davudtirmizi|Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Gece şu taraftan (doğudan) gelince, gündüz de şu taraftan (batıdan) gidince, güneş de batınca oruçlu orucunu açmıştır." |Buhari, Savm 43; Müslim, Sıyam 51, (1100); Ebu Davud, Savm 19, (2351); Tirmizi, Savm 12, (698)|3188
ORUÇ BÖLÜMÜ|İftar Vakti|muvatta|Humeyd İbnu Abdirrahman|Hz. Ömer ve Hz. Osman (ra), akşam namazını, gecenin karanlığını (ufukta) görür görmez daha iftarı açmadan kılarlar, namazdan sonra da oruçlarını açarlardı. Bunu ramazanda yaparlardı. |Muvatta, Sıyam 8, (1, 289)|3189
ORUÇ BÖLÜMÜ|İftarda Ta'cil|buharimüslimmuvattatirmizi|Sehl İbnu Sa'd|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İnsanlar iftarda ta'cile yer verdikleri müddetçe hayır üzere devam ederler." |Buhari, Savm 45; Müslim, Sıyam 48, (1098); Muvatta, Sıyam 6, (1, 288); Tirmizi, Savm 13, (699)|3190
ORUÇ BÖLÜMÜ|İftarda Ta'cil|muvatta|Abdulkerim İbnu Ebi'l-Muharik|Nübüvvet (peygamberlik) amellerinden biri de iftarın ta'cili (öne alınması), sahurun da te'hir edilmesidir. |Muvatta, Kasru's-Salat 46, (1, 158)|3191
ORUÇ BÖLÜMÜ|İftarda Ta'cil|ebu davudtirmizi|Enes|Resulullah (sav), namaz kılmazdan önce birkaç taze hurma ile orucunu açardı. Eğer taze hurma yoksa kuru hurma ile açardı. Eğer kuru hurma da bulamazsa birkaç yudum su yudumlardı. |Ebu Davud, Savm 22, (2556); Tirmizi, Savm 10, (694)|3192
ORUÇ BÖLÜMÜ|İftarda Ta'cil|ebu davud|Mu'az İbnu Zühre|Bana ulaştı ki, Resulullah (sav), iftar ettiği zaman şu duayı okurdu; "Allahümme leke sumtü ve ala rızkike eftartü. (Ey Allahım senin rızan için oruç tuttum ve senin rızkınla orucumu açıyorum)" |Ebu Davud, Savm 22, (2358)|3193
ORUÇ BÖLÜMÜ|İftarda Ta'cil|ebu davud|İbnu Ömer|Mervan İbnu Salim, Hz. İbnu Ömer (ra)'den naklediyor: "Resulullah (sav) orucunu açınca şöyle derdi: "Susuzluk gitti, damarlar ıslandı, inşaallahu Teala sevap kesinleşti." (Rezin, duanın baş kısmma "Elhamdülillah" kelimesini ziyade etti) |Ebu Davud, Savm 22, (2357)|3194
ORUÇ BÖLÜMÜ|İftarda Ta'cil|buharimüslimtirmizi|Enes|Resulullah (sav) Ramazan ayının sonunda oruçları vasletti (yani hiç bozmadan birkaç gün ard arda devam ettirdi). Onunla birlikte halk da vasletti. Durum Resulullah'a ulaşınca: "Eğer Ramazan ayı bizim için uzatılsaydı biz onu öyle bir vaslederdik ki derine dalanlar (aşırılar) bundan (aşırılıklarından) vazgeçmek zorunda kalırlardı. Ben sizin gibi değilim. Ben gölgelenirim, Rabbim bana hem yedirir hem de içirir. |Buhari, Savm 48, Temenni 9; Müslim, Savm 57-60, (1103-1106); Tirmizi, Savm 62, (778)|3195
ORUÇ BÖLÜMÜ|İftarda Ta'cil|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|Ebu Bekr İbnu Abdirrahman|Ebu Bekr İbnu Abdirrahman'ın anlattığına göre, babası, Mervan'a "Hz. Aişe ve Ümmü Seleme (ra)'nin kendisine şunu haber verdiklerini söylemiştir: "Resulullah (sav) Ramazan ayında, rüya sebebiyle olmaksızın cünüb olarak fecir vaktine ulaştığı olurdu da, kalkıp yıkanır ve orucunu tutardı. |Buhari, Savm 22, 25; Müslim, Sıyam 76, (1109); Muvatta, Sıyam 12, (1, 291); Ebu Davud, Savm 36, (2388, 2389); Tirmizi, Savm 63, (779); Nesai, Taharet 123, (1, 108)|3196
ORUÇ BÖLÜMÜ|İftarda Ta'cil|buhariebu davudtirmizi|Amir İbnu Rebi'a|Ben Resulullah (sav)'ı oruçlu iken misvaklandığını sayamayacağım kadar çok gördüm. (Buhari'nin rivayeti muallaktır) |Buhari, Savm 27; Ebu Davud, Savm 26, (2364); Tirmizi, Savm 29, (725)|3197
ORUÇ BÖLÜMÜ|İftarda Ta'cil|buhari|İbnu Ömer|Oruçlu, günün başında ve sonunda misvak kullanır. |Buhari, Savm 25 (bab başlığında kaydetmiştir)|3198
ORUÇ BÖLÜMÜ|İftarda Ta'cil|buhariebu davudtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim yalanı ve onurda ameli terketmezse (bilsin ki) onun yiyip içmesini bırakmasına Allah'ın ihtiyacı yoktur." |Buhari, Savm 8, Edeb 51; Ebu Davud, Savm 25, (2326); Tirmizi, Savm 16, (707)|3199
ORUÇ BÖLÜMÜ|İftarda Ta'cil|müslimebu davudtirmiziibnu mace|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Biriniz yemeğe davet edilince oruçlu ise; "Ben oruçluyum" desin." |Müslim, Sıyam 159, (1150); Ebu Davud, Savm 76, (2461); Tirmizi, Savm 64, (780, 781); İbnu Mace, Sıyam 47 (1750)|3200
ORUÇ BÖLÜMÜ|İftarda Ta'cil|tirmizi|Aişe|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim bir kavme misafir olursa, onlar müsaade etmedikçe (nafile) oruç tutmasın." (Tirmizi, hadis için; "Münkerdir, Hişam İbnu Urve dışında sika biri tarafından rivayet edildiğini görmedik" der) |Tirmizi, Savm 70, (789)|3201
ORUÇ BÖLÜMÜ|İftarda Ta'cil|tirmizi|Ümmü Ammare Bintu Ka'b|Resulullah (sav) yanına girmiştir. Ammire yemek ikram edince, Aleyhissalatu vesselam: "Sen de ye!" demiş, kadın: "Ben oruç tutuyorum" deyince Resulullah şöyle buyurmuştur: "Oruçlu kimse, başkasına ikramda bulunur ve yemeğinden başkaları yerse, onlar yedikleri müddetçe melaike aleyhimüsselam oruçluyu rahmet duasında bulunurlar." Bir başka rivayette şöyle denmiştir: "Oruçlunun yanında oruçsuzlar yemek yiyecek olurlarsa, melekler oruçluya rahmet okurlar." |Tirmizi, Savm 67, (784, 785, 786)|3202
ORUÇ BÖLÜMÜ|İftarda Ta'cil|buharimüslimebu davudtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kadın, kocası varken izin almadan (nafile) oruç tutmasın." (Ebu Davud'un rivayetinde, "Ramazan dışında" ziyadesi vardır.) |Buhari, Nikah 84, 86; Müslim, Zekat 84, (1026); Ebu Davud, Savm 74, (2485); Tirmizi, Savm 65, (782)|3203
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucu Açmanın Mübah Olma Şartları|müslimtirmizinesai|Cabir|Resulullah (sav) fetih yılında Mekke'ye müteveccihen Ramazan ayında yola çıkmıştı. Küra'u'l-Gamim nam mevkiye gelinceye kadar kendisi de, beraberindekiler de oruç tuttular. Sonra orada bir bardak su istedi ve bardağı kaldırdı. Herkes bardağa baktı. Sonra sudan içti. Bundan sonra bazıları kendisine: "Halkın bir kısmı oruç tuttu" diye haber verdi. Aleyhissalatu vesselam: "Onlar asilerdir! Onlar asilerdir!" buyurdular. |Müslim, Sıyam 90, (1114); Tirmizi, Savm 18, (710); Nesai, Savm 49, (4,177)|3204
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucu Açmanın Mübah Olma Şartları|buharimüslimnesai|Enes|Biz bir seferde Resulullah (sav) ile beraberdik. Aramızda bir kısmı oruç tutuyor bir kısmı da tutmuyordu. Sıcak bir günde bir yerde konakladık. Gölgelenenlerin çoğu elbisesi olanlardı. Bir kısmımız güneşe karşı eliyle korunuyordu. Derken oruçlular yığılıp kaldılar, oruçsuzlar kalkıp çadırları kurdular, hayvanları suladılar. Bunun üzerine, Resul-i Ekrem aleyhissalatu vesselam: "Bugün sevabı oruçsuzlar kazandı!" buyurdular. |Buhari, Cihad 71; Müslim, Sıyam 100, (1119); Nesai, Savm 52, (4,182)|3205
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucu Açmanın Mübah Olma Şartları|buharimüslimebu davudnesai|Cabir|Resulullah (sav) bir seferdeydi. Etrafına insanların toplandığı bir adam gördü, ona gölge yapıyorlardı. "Nesi var?" diye sordu. "Oruçlu biri!" dediler. Resulullah (sav): "Seferde oruç birr (Allah'ı memnun edecek dindarlık) değildir!" buyurdular. (Bir rivayette: "Seferde oruç birr'den değildir" denmiştir) |Buhari, Savm 36; Müslim, Sıyam 92, (1115); Ebu Davud, Savm 43, (2407); Nesai, Savm 48, (4, 176)|3206
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucu Açmanın Mübah Olma Şartları|buharimüslimmuvattatirmiziebu davudnesai|Aişe|Hamza İbnu Amr el-Eslemi (ra), Resulullah (sav)'dan yolculuk sırasında tutulan orucu sordu. Kendisi çok oruç tutan birisi idi. Resulullah şöyle cevap verdiler: "Dilersen tut, dilersen tutma." |Buhari, Savm 33; Müslim, Sıyam 103, (1121); Muvatta, Sıyam 24, (1, 295); Tirmizi, Savm 19, (711); Ebu Davud, Savm 42, (2402); Nesai, Savm 66, (4, 185)|3207
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucu Açmanın Mübah Olma Şartları|buharimüslimmuvattaebu davud|Enes|Biz Resulullah (sav) ile beraber (seferde) idik. Bir kısmımız oruçlu bir kısmımız oruçsuz idi. Ne oruçlu oruçsuzu ayıplıyor, ne de oruçsuz, oruçluyu kınıyordu. |Buhari, Savm 37; Müslim, Sıyam 98, (1118); Muvatta, 23, (1, 295); Ebu Davud, Savm 42, (2405)|3208
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucu Açmanın Mübah Olma Şartları|buharimüslimebu davud|Ebu'd-Derda|Biz çok şiddetli sıcak bir mevsimde, Ramazan ayında Resulullah (sav) ile birlikte sefere çıktık. Hararetin şiddetinden herkes elini başına koyuyordu. Aramızda oruçlu olarak sadece Resulullah (sav) ile İbnu Ravaha vardı. |Buhari, Savm 35; Müslim, Savm 108, (1122); Ebu Davud, Savm 44, (2409)|3209
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucu Açmanın Mübah Olma Şartları|nesai|Amr İbnu Ümeyye ed-Damri|Bir sefer dönüşü Resulullah (sav)'ı uğradım. Bana: "Ey Ebu Ümeyye, sabah yemeğini bekle (beraber yiyelim)" buyurdular. Ben: "Oruçluyum" dedim. "Öyleyse gel yaklaş, sana yolcudan haber vereyim (de dinle!" dedi ve devamla:) "Allah Teala Hazretleri yolcudan orucu ve namazın yarısını kaldırdı" buyurdu. |Nesai, Savm 50, (4, 178)|3210
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucu Açmanın Mübah Olma Şartları|ebu davudtirmizinesaiibnu mace|Abdullah İbnu Ka'b|Malikoğullarından ismi Enes İbnu Malik olan bir adamdan anlatıldığına göre, demiştir ki: "Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah Teala Hazretleri, yolcudan namazın yarısını kaldırdı, oruca da yeme hususunda ruhsat tanıdı. Ayrıca çocuk emziren ve hamile kadınlara, çocukları hususunda endişe ettikleri takdirde, orucu yeme ruhsatı tanıdı." |Ebu Davud, Savm 43, (2408); Tirmizi, Savm 21, (715); Nesai, Savm 51, (4,180-182), 62, (4,190); İbnu Mace, Sıyam 12, (1668)|3211
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucu Açmanın Mübah Olma Şartları|tirmizi|Muhammed İbnu Ka'b|Ramazan'da Enes İbnu Malik (ra)'in yanına geldim. Sefer hazırlığı yapıyordu. Devesi hazırlandı, yolculuk elbisesini giydi. Yemek getirtip yedi. Ben kendisine: "(Yola çıkarken orucu bozmak) sünnet midir?"diye sordum. "Evet!" dedi ve bineğine atlayıp yola çıktı. |Tirmizi, Savm 76, (799,800)|3212
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucu Açmanın Mübah Olma Şartları|muvatta||İmam Malik'e ulaştığına göre, Hz. Ömer (ra) Ramazan ayında yolcu ise ve Medine'ye günün başında gireceğini tahmin etmişse, oruçlu olarak şehre girerdi. |Muvatta, Sıyam 27, (1, 296)|3213
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucu Açmanın Mübah Olma Şartları|ebu davud|Mansur el-Kelbi|Dihye İbnu Halife (ra), Ramazan'da Dımeşk'e bağlı köylerden (Mizze adındaki) birinden çıkıp Fustat'tan Akabe köyüne olan mesafe kadar bir yol aldı. Bu mesafe üç millik bir uzaklıktı. Dihye ve beraberindekilerden bir kısmı (o gün) orucu yediler. Bir kısmı ise orucu yemeyi uygun görmediler. Dihye köyüne dönünce; "Vallahi bugün, vukua geleceği hiç aklımdan geçmeyen bir hadise ile karşılaştım: Bir kısım kimseler Resulullah (sav)'ın ve ashabı'nın sünnetini beğenmediler" dedi. Bunu, o gün orucu açmayanlar için söylemişti. Dihye (ra) bu hayıflanmasını şöyle noktaladı: "Allahım artık beni yanına al!" |Ebu Davud, Savm 46, (24l3)|3214
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucu Açmanın Mübah Olma Şartları|ebu davud|Ubeyd İbnu Cübeyr|Ben, Resulullah (sav)'ın ashabından olan Ebu Basra el-Gıfari (ra) ile Fustat'tan yola çıkan bir gemide Ramazan'da beraberdim. (İskenderiye'ye gitmek istiyordu. Ebu Basra ve beraberindekiler) gemiye çıkarıldı. Daha evleri tamamen geçmemişti ki sofra emretti. Sabah yemeği getirildi. Bana da: "Yaklaş (beraber yiyelim)" dedi. Ben: "Evleri hala görmüyor musun?" dedim. Bana "Yoksa sen Resulullah (sav)'ın sünnetinden hoşlanmıyor musun?" dedi. Bunun üzerine o yedi, ben de yedim. |Ebu Davud, Savm 45,(2412)|3215
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucu Açmanın Mübah Olma Şartları|ebu davud|Seleme İbnu'l'Muhabbak|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim sefer sırasında Ramazan'a erer ve beraberinde kendisini karnını doyuracak yere götürecek bir bineği varsa nerede olursa olsun orucunu tutsun." |Ebu Davud, Savm 44, (2410, 2411)|3216
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucu Yemeyi Gerektiren Şeyler|muvatta|Nafi'|İbnu Ömer (ra) diyor ki: "Ramazanı, hastalık ve sefer sebebiyle yiyenler, onu peş peşe tutarlar." |Muvatta, Sıyam 45, (1, 304)|3217
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucu Yemeyi Gerektiren Şeyler|muvatta|İbnu Şihab|Ebu Hüreyre ve İbnu Abbas (ra) Ramazan orucunun kazası hususunda ihtilaf ettiler. Biri: "Araları açılabilir" dedi. Diğeri, "açılmaz!" dedi. Ben hangisinin "açılabilir" dediğini, hangisinin de "açılamaz!" dediğini bilmiyorum. |Muvatta, Savm 46, (1,304)|3218
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucu Yemeyi Gerektiren Şeyler|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|Aişe|Üzerimde Ramazan orucu bulunurdu da ben onları ancak Şaban ayında kaza edebilirdim. Bu, Resulullah (sav)'ın mevkii sebebiyle idi. |Buhari, Savm 40; Müslim, Sıyam 151, (1146); Muvatta, Sıyam 54, (1, 308); Ebu Davud, Savm 40, (2399); Tirmizi, Savm 66, (783); Nesai, Savm 64, (4, 191)|3219
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucu Yemeyi Gerektiren Şeyler|buharimüslimebu davud|Aişe|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim üzerinde oruç borcu olduğu halde ölürse, velisi ona bedel tutar." |Buhari, Savm 42; Müslim, Sıyam 153, (1174); Ebu Davud, Savm 41, (2400)|3220
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucu Yemeyi Gerektiren Şeyler|buharimüslimebu davudtirmizi|İbnu Abbas|Bir kadın Resulullah (sav)'a gelerek: "Annem vefat etti, üzerinde de nezir orucu borcu var, kendisine bedel oruç tutabilir miyim?" dedi. Resulullah: "Annen üzerinde borç olsaydı da sen ödeyiverseydin, bu borç onun yerine ödenmiş olur muydu?" diye sordu. Kadın: "Evet!" deyince, Aleyhissalatu vesselam: "Öyleyse annene bedel oruç tut!" buyurdu. |Buhari, Savm 42; Müslim, Savm 156, (1148); Ebu Davud, Eyman 25, (3307, 3308); Tirmizi, Savm 22, (716)|3221
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucu Yemeyi Gerektiren Şeyler|muvatta||İmam Malik'e ulaştığına göre İbnu Ömer (ra), bir kimsenin diğer bir kimse yerine oruç tutmasını veya bir kimsenin başka bir kimse yerine namaz kılmasını münker addederdi. |Muvatta, Sıyam 43, (1,303)|3222
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucu Yemeyi Gerektiren Şeyler|muvattaebu davudtirmizi|Aişe|Ben ve Hafsa oruçlu idik. Bize yiyecek hediye edildi. Ondan yedik. Resulullah (sav) yanımıza girdi. Hafsa (cür'ette) babası gibiydi, sözde benden evvel davranıp: "Ey Allah'ın Resulü, biz, Aişe ve ben nafile oruca niyet etmiş, bu niyetle sabaha kavuşmuştuk. Bize bir yemek hediye edildi. Biz de ondan yedik" dedi. Aleyhisalatu vesselam: "Bunun yerine bir başka gün kaza orucu tutun!" buyurdu. |Muvatta, Sıyam 50, (1,306); Ebu Davud, Savm 73, (2457); Tirmizi, Savm 36, (735)|3223
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucu Yemeyi Gerektiren Şeyler|buhariebu davud|Esma Bintu Ebi Bekr|Resulullah zamanında bulutlu bir günde orucumuzu açtık. Sonra güneş doğdu. Hişam'a; "Kaza emredildi mi?" diye soruldu. "Kazasız olur mu?" diye cevap verdi. |Buhari, Savm 46; Ebu Davud, Savm 23, (2359)|3224
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucu Yemeyi Gerektiren Şeyler|muvatta|Eşlem|Ömer bunu, yani kazayı yerine getirdi ve dedi ki: "Bu iş basittir, içtihadda bulunduk." |Muvatta, Sıyam 44, (1,303)|3225
ORUÇ BÖLÜMÜ|Orucu Yemeyi Gerektiren Şeyler|buharitirmiziebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ramazan ayında, hasta veya ruhsat sahibi olmaksızın kim bir günlük orucunu yerse, bütün zaman boyu oruç tutsa bu orucu kaza edemez." |Buhari, Savm 29; Tirmizi, Savm 27, (723); Ebu Davud, Savm 38, (2396)|3226
ORUÇ BÖLÜMÜ|Kefaret|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav)'a bir adam geldi ve: "Ey Allah'ın Resulü, helak oldum" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Seni helak eden şey nedir?" diye sorunca: "Oruçlu iken hanımıma temas ettim" dedi. Bunun üzerine Resulullah'la aralarında şu konuşma geçti: "Azad edecek bir köle bulabilir misin?" "Hayır!" "Üst üste iki ay oruç tutabilir misin?" "Hayır!" "Altmış fakiri doyurabilir misin?" "Hayır!" "Öyleyse otur!" Biz bu minval üzere beklerken, Aleyhissalatu vesselam'a içerisinde hurma bulunan bir büyük sepet getirildi. "Soru sahibi nerede ?"diyerek adamı aradı. Adam: "Benim! Buradayım!" deyince, Aleyhissalatu vesselam: "Şu sepeti al, tasadduk et!" dedi. Adam: "Benden fakirine mi? Allah'a yemin ediyorum. Medine'nin şu iki kayalığı arasında benden fakiri yok!" cevabını verdi. Bunun üzerine Resulullah güldüler ve: "Öyleyse bunu ehline yedir!" buyurdular. |Buhari, Savm 29, 31, Hibe 20, Nafakat 13, Edeb 68, 95, Kefaretu'l-Eyman 3, 4, Hudud 26; Müslim, Sıyam 81, (1111); Muvatta, Sıyam 28, (1, 296, 297); Ebu Davud, Savm 37, (2390, 2391, 2392, 2393); Tirmizi, Savm 28, (724)|3227
ORUÇ BÖLÜMÜ|Kefaret|muvatta||İmam Malik'e ulaştığına göre, Enes İbnu Malik (ra) yaşlanınca oruç tutamaz oldu. O zaman orucu yedi ve oruca bedel fidye ödedi. |Muvatta, Sıyam 51, (1, 307)|3228
ORUÇ BÖLÜMÜ|Kefaret|muvatta||İmam Malik'e ulaştığına göre, Abdullah İbnu Ömer (ra)'e "Hamile kadın, karnındaki çocuk için endişeye düşecek olur ve oruç da kendisine ağır gelmeye baslarsa ne yapmalı?" diye sorulmuştu. Şu cevabı verdi: "Orucu yer, her gün için bir fakire, Resulullah (sav)'ın müddü ile bir müdd buğday verir." |Muvatta, Sıyam 52, (1, 308)|3229
ORUÇ BÖLÜMÜ|Kefaret|tirmizi|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim, üzerinde Ramazan ayının orucu olduğu halde ölecek olursa, (ölünün velisi) her bir gün yerine, bir fakire yiyecek versin." |Tirmizi, Savm 23, (718)|3230
ORUÇ BÖLÜMÜ|Kefaret|muvatta|Kasım İbnu Muhammed|Üzerinde Ramazan borcu olan kimse, kaza edecek güç ve kuvvette olduğu halde, müteakip Ramazan gelinceye kadar bunu tutmamış ise, her bir gün yerine bir fakire bir müdd buğday vermeli ve orucu aynca kaza etmelidir. |Muvatta, Sıyam 53, (1, 308)|3231
SABIR BÖLÜMÜ|Sabır Hakkında|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Enes|Resulullah (sav), (ölen) çocuğu için ağlamakta olan bir kadına rastlamıştı: "Allah'tan kork ve sabret" buyurdu. Kadın (izdırabından kendisine hitab edenin kim olduğuna bile bakmadan): "Benim başıma gelenden sana ne?" dedi. Resulullah (sav) uzaklaşınca,kadına: "Bu Resulullah idi!" dendi. Bunun üzerine, kadın çocuğun ölümü kadar da söylediği sözden dolayı (utanıp) üzüldü. (Özür dilemek için) doğru Aleyhissalatu vesselamın kapısına koştu. Ama kapıda bekleyen kapıcılar görmedi, doğrudan huzuruna çıktı ve: "Ey Allah'ın Resulü, (o yakışıksız sözü) sizi tanımadan sarfettim (bağışlayın)" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Makbul sabır, musibetle karşılaştığın ilk andakidir" buyurdu. |Buhari, Cengiz 43, 7, 32, Ahkam 11; Müslim, Cengiz 14, (626); Ebu Davud, Cenaiz 27, (3124); Tirmizi, Cengiz 13, (987); Nesai, Cenaiz 22, (4, 22)|3232
SABIR BÖLÜMÜ|Sabır Hakkında|müslimmuvattaebu davudtirmizi|Ümmü Seleme|Resullah (sav)'ı şunları söylerken işittim: "Kendisine bir musibet gelen müslüman Allah'ın emrettiği: "İnnalillahi ve inna ileyhi raci'un, allahümme ecirni fi musibeti vahluf li hayran minha: "Biz Allah'ınız ve ancak O'na döneceğiz. Bana bu musibetim için ücret ver. Ve bana bunun arkasından daha hayırlısını ver" derse Allah o musibeti alır ve mutlaka daha hayırlısını verir." Ümmü Seleme der ki: "Ebu Seleme (ra) vefat ettiği zaman ben: "Ebu Seleme'den daha hayırlı olan hangi müslümar var? Resulullah (sav)'la ilk hicret eden hane, onun hanesiydi" dedim. Ben bunu söyledikten sonra Allah, onun yerine bana Resullah (sav)'ı verdi. Şöyle ki: Resulullah (sav), bana Hatib İbnu Ebi Belte'a'yı göndererek kendisi için beni istetti. Ben: "Benim (küçük) bir kız çocuğum var, ayrıca ben kıskanç bir kadınım. (Resulullah'ın ise birçok hanımı var, imtizacsızlıktan korkarım)" diye cevap verdim. Resullah (sav): "Kız çocuğuna gelince, Allah'a dua ederiz, onu kendisinden müstağni kılar, kıskançlığı için de Allah'a gidermesini dua ederim" buyurdular. |Müslim, Cenaiz 3, (918); Muvatta, Cenaiz 42, (1, 236); Ebu Davud, Cenaiz 22, (3119); Tirmizi, Da'avat 88, (3506)|3233
SABIR BÖLÜMÜ|Sabır Hakkında|tirmizi|Ebu Sinan|Oğlum Sinan'ı defnettiğimde kabrin kenarında Ebu Talha el-Havlani oturuyordu. Defin işinden çıkınca bana: "Sana müjde vermeyeyim mi?" dedi. Ben: "Tabii, söyle!" dedim. "Ebu Musa el-Eş'ari (ra) bana anlattı" diye söze başlayıp Resulullah'ın şu sözlerini nakletti: "Bir kulun çocuğu ölürse, Allah meleklere şöyle söyler: "Kulumun çocuğunu kabzettiniz mi?" "Evet" derler. "Yani kalbinin meyvesini elinden mi aldınız?" Melekler yine: "Evet" derler. Allah tekrar sorar: "Kulum (bu esnada) ne dedi?" "Sana hamdetti ve istircada bulundu" derler. Bunun üzerine Allah Teala hazretleri şöyle emreder: "Öyleyse, kulum için cennette bir köşk inşa edin ve bunu Beytu'l-Hamd (hamd evi) diye isimlendirin." |Tirmizi, Cenaiz, 36, (1021)|3234
SABIR BÖLÜMÜ|Sabır Hakkında|tirmizibuhari|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah Teala hazretleri şöyle demiştir: "Ben kimin iki sevdiğini almışsam ve o da sevabını umarak sabretmişse, ona cennet dışında bir mükafaat vermeye razı olmam." [Buhari'deki ibare şöyle: "Hz. Enes (ra) anlatıyor: "Resulullah (sav)'ın şöyle söylediğini işittim: "Allah Teala hazretleri buyurdu ki: "Ben kulumu iki sevdiğiyle imtihan edersem o da sabır gösterir (ve sevap umarsa) onlara bedel cenneti veririm." (Buradaki "iki sevdiği" ile gözlerini kastediyor. Doğruyu Allah bilir.")] |Tirmizi, Zühd 58, (2403); Buhari, Marza 7|3235
SABIR BÖLÜMÜ|Sabır Hakkında|nesai|Abdullah İbnu Amr İbnu'l-As|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Mü'min kul, arz ahalisi içindeki has sevdiği (evladı) dinden alındığı zaman sabreder ve mükafaat umarsa Allah o kulu için cennetten aşağı bir mükafaata razı olmaz." |Nesai, Cenaiz 23, (4, 23)|3236
SABIR BÖLÜMÜ|Sabır Hakkında|buharimüslim|Ata İbnu Ebi Rabah|İbnu Abbas (ra) bana: "Sana cennet ehlinden bir kadın göstereyim mi?" dedi. Ben de; "Evet göster" dedim. "İşte" dedi, "şu siyah kadın var ya, o, Resulullah'a gelip: "Ben saralıyım, (nöbet gelince) üstümü başımı açıyorum, Allah'a benim için dua ediver (hastalıktan kurtulayım) dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Dilersen sabret, sana cennet verilsin, dilersen sana şifa vermesi için Allah'a dua edivereyim" dedi. Kadın: "Öyleyse sabredeceğim, ancak üstümü başımı açmamam için dua ediver" dedi. Resulullah da ona öyle dua etti." |Buhari, Marza 6; Müslim, Birr 54, (2576)|3237
SABIR BÖLÜMÜ|Sabır Hakkında|muvatta|Ata İbnu Yesar|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kul hastalandığı zaman Allah Teala hazretleri ona iki melek gönderir ve onlara: "Gidin bakın, kulum yardımcılarına ne diyor bir dinleyin!" der. Eğer o kul, melekler geldiği zaman Allah'a hamdediyor ve senalarda bulunuyor ise, onlar bunu, her şeyi en iyi bilmekte olan Allah'a yükseltirler. Allah Teala hazretleri, bunun üzerine şöyle buyurur: "Kulumun ruhunu kabzedersem, onu cennete koymam kulumun benim üzerimdeki hakkı olmuştur. Şayet şifa verirsem, onun etini daha hayırlı bir etle, kanını daha hayırlı bir kanla değiştirmem ve günahlarını da affetmem üzerimdeki hakkı olmuştur." |Muvatta, Ayn 5, (2, 940)|3238
SABIR BÖLÜMÜ|Sabır Hakkında|buhariebu davudnesai|Habbab İbnu'l-Eret|Resulullah (sav) Ka'be'nin gölgesinde bir bürdeye yaslanmış otururken, gelip (müşriklerin yaptıklarından) şikayette bulunduk: "Bize yardım etmiyor musun, bize dua etmiyor musun?" dedik. Şu cevabı verdi: "Sizden önce öyleleri vardı ki, kişi yakalanıyor, onun için hazırlanan çukura konuyor, sonra getirilen bir testere ile başının ortasından ikiye bölünüyordu. Bazısı vardı, demir taraklarla taranıyor, vücudunda sadece et ve kemik kalıyordu. Bu yapılanlar onları dininden çeviremiyordu. Allah'a kasem olsun Allah bu dini tamamlayacaktır. Öyle ki, bir yolcu devesine bindi mi San'a'dan kalkıp Hadramevt'e kadar gidecek, Allah'tan başka hiçbir şeyden korkmayacak, koyunu için de sadece kurttan korkacak. Ancak siz acele ediyorsunuz." |Buhari, Menakıbu'l-Ensar 29, Menakıb 25, İkrah 1; Ebu Davud, Cihad 107, (2649); Nesai, Zinet 98, (8, 204)|3239
SABIR BÖLÜMÜ|Sabır Hakkında|buharimüslimebu davudnesai|Üsame İbnu Zeyd|Resulullah (sav)'ın kızı (Zeyneb), babasına birisini göndererek "Oğlum ölmek üzere, son nefesini verirken yanında hazır ol" diye rica etti. Resulullah (sav), adamı geri çevirirken: "Selamımı söyle ve şunu hatırla!: Alan da Allah'tır, veren de Allah'tır. Her şeyin O'nun yanında muayyen bir eceli vardır.Sabretsin ve Allah'ın (sabredenlere vereceği) mükafaatı düşünsün!" |Buhari, Cenaiz 33, Marza 9, Kader 4, Eyman 9, Tevhid 2, 25; Müslim, Cenaiz 11, (923); Ebu Davud, Cenaiz 28, (3125); Nesai, Cenaiz 22, (4, 21, 22)|3240
SABIR BÖLÜMÜ|Sabır Hakkında|buhari|Enes|Ebu Talha'nın bir oğlu hastalandı. Sonunda Ebu Talha evde yokken vefat etti. Çocuğun öldüğünü bilmiyordu. Hanımı, çocuğun öldüğünü görünce (çocuğun defni için gerekli) hazırlığı yaptı, onu evin bir kenarına koydu. Ebu Talha (akşam olup) eve gelince: "Çocuk nasıl oldu?" diye sordu. Hanımı, "Sükunete erdi, istirahate kavuşmuş olmasını umarım" (diye yuvarlak bir) cevapta bulundu. Ebu Talha hanımının doğru söylediğini zannetti. Sonra hanımı, akşam yemeğini getirdi. Yatağını hazırladı. (Sonra kocası için süslendi. Ebu Talha temasta bulundu.) Sabah olunca Ebu Talha gusletti. Evden çıkacağı zaman hanımı çocuğun ölümünü haber verdi. Ebu Talha, Resulullah (sav)'la sabah namazı kıldı. Sonra kadının yaptığını bir bir anlattı. Resulullah (sav): "Allah gecenizi hakkınızda mübarek kılmış olsun" buyurdular. Sonra onlara (Allah Teala Hazretleri) dokuz evlat verdi, hepsi de Kur'an'ı okudular. |Buhari, Cenaiz 42, Akika 1|3241
SABIR BÖLÜMÜ|Sabır Hakkında|muvatta|Kasım İbnu Muhammed|Hanımım vefat etmişti. Bana, Muhammed İbnu Ka'b el-Kurazi, ta'ziye (baş sağlığı dilemek) maksadıyla uğradı. Ve şunu anlattı: "Beni İsrail'de fakih, alim, abid, gayretli bir adam vardı. Onun çok sevdiği bir karısı vefat etmişti. Onun ölümüne adam çok üzüldü, öyle ki, bir odaya çekilip kapıyı arkadan kapattı, yalnızlığa çekildi, kimse yanına giremedi. Onun bu halini, Beni İsrail'den bir kadın işitti. Yanına gelip: "Benim onunla bir meselem var, kendisine bizzat sormam lazım" dedi. Halk oradan çekildi. Kadın kapıda kalıp: "Mutlaka görüşmem lazım" dedi. Birisi adama seslendi: "Burada bir kadın var, senden bir şeyler sormak istiyor, "mutlaka bizzat görüşmem lazım, bizzat sormam lazım" diyor. Herkes gitti kapıda sadece o kadın var ve ayrılmıyor." İçerdeki adam: "O'na müsaade edin gelsin" dedi. Kadın yanına girdi. Ve: "Sana birşey sormak için geldim" dedi. Adam: Nedir o? deyince kadın anlattı: "Ben komşumdan iareten bir gerdanlık almıştım. Onu bir müddet takındım ve iareten kullandım. Sonra onu benden geri istediler. Bunu onlara geri vereyim mi?" Adam: "Evet, vallahi vermelisin!" dedi. Kadın: "Ama o epey bir zaman benim yanımda kaldı. (Onu çok da sevdim)" dedi. Adam: "Bu hal senin, kolyeyi onlara iade etmeni daha çok haklı kılıyor, zira onu iare edeli çok zaman olmuş" demişti(ki, bu cevabı bekleyen kadın) atıldı: "Allah iyiliğini versin! Sen Allah'ın sana önce iare edip, sonra senden geri aldığı şeye mi üzülüyorsun? O, verdiği şeye senden daha çok hak sahibi değil mi?" dedi. Adam bu nasihat üzerine içinde bulunduğu duruma baktı (ve kendine geldi). Böylece Allah, kadının sözlerinden adamın istifade etmesini sağladı." |Muvatta, Cenaiz 43, (1, 237)|3242
SABIR BÖLÜMÜ|Sabır Hakkında|buharimüslim|Ebu Musa|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İşittiği şeyin verdiği ezaya aziz ve celil olan Allah'tan daha sabırlı kimse yoktur. Çünkü O'na şirk koşulur, evladlar nisbet edilir. O, yine de onlara afiyet ve rızık vermeye devam eder." |Buhari, Edeb 71, Tevhid 3; Müslim, Sıfatu'l-Münafıkin 49, (2803)|3243
SABIR BÖLÜMÜ|Sabır Hakkında|buharimüslim|İbnu Mes'ud|Ben, peygamberlerden (as) birinin acıklı bir hikayesini anlatmış olan Resulullah (sav)'ı şu anda sanki tekrar seyrediyor gibiyim. Demişti ki: "Kavmi ona şiddetle vurup yaralamıştı. O hem akan kanlarını siliyor, hem de: "Allah'ım, kavmimi mağfiret et, çünkü onlar bilmiyorlar" demişti." |Buhari, İstitabe 4, Enbiya 60; Müslim, Cihad 105, (1792)|3244
SABIR BÖLÜMÜ|Sabır Hakkında|muvatta|Abdurrahman İbnu'l-Kasım|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Benim (yokluğumdan hasıl olan) musibet, müslümanları musibetlerinde teselli etmelidir." (Bir başka rivayette şöyle denmiştir: "Kim bir musibete uğrarsa, benim yokluğum sebebiyle maruz kaldığı musibetini hatırlasın. Çünkü bu, en büyük musibettir.") |Muvatta, Cenaiz 41, (1, 236)|3245
SABIR BÖLÜMÜ|Sabır Hakkında|tirmiziibnu mace|Yahya İbnu Vessab|Yahya İbnu Vessab, Resulullah (sav)'ın Ashabından bir yaşlıdan naklediyor: "Resulullah (sav) buyurdular ki: "İnsanlara karışıp onların ezalarına katlanan müslüman, onlara karışmayıp, ezalarına katlanmayandan hayırlıdır." |Tirmizi, Kıyamet 56, (2509); İbnu Mace, Fiten 23, (4032)|3246
SIDK (DOĞRULUK) BÖLÜMÜ|Sıdk (Doğruluk) Hakkında|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizi|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sidk insanı birr'e (Allah'ı razı edecek iyiliğe) götürür, birr de cennete götürür. Kişi, doğru söyler ve doğruyu arar da sonunda Allah'ın indinde siddik (doğru sözlü) diye kaydedilir. Yalanda kişiyi haddi aşmaya götürür. Haddi aşmak da ateşe götürür. Kişi yalan söyler ve yalanı araştırır da sonunda Allah'ın indinde yalancı diye kaydedilir." |Buhari, Edeb 69; Müslim, Birr 102, 103, (2606, 2607); Muvatta, Kelam 16, (2, 989); Ebu Davud, Edeb 88, (4989); Tirmizi, Birr 46, (1972)|3247
SIDK (DOĞRULUK) BÖLÜMÜ|Sıdk (Doğruluk) Hakkında|tirmizinesai|Ebi'l-Cevzai|Hasan İbnu Ali (ra)'ye: "Resulullah (sav)'dan ne ezberledin?"diye sordum. Şu cevabı verdi: "Aleyhissalatu vesselamdan "Sana şüphe veren şeyi terket, emin olduğun şeye ulaşıncaya kadar git. Zira sidk (doğruluk) kalbin itminanıdır, yalan şüphedir." |Tirmizi, Kıyamet 61, (2520); Nesai, Eşribe 50, (8, 327, 328)|3248
SADAKA VE NAFAKA BÖLÜMÜ|Sadaka Ve Nafakanın Fazileti|buharimüslimmuvattatirmizinesaiibnu mace|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Temiz şeylerinden kim ne tasadduk ederse -ki Allah sadece temizi kabul eder- Rahman onu sağ eliyle alır -ki O'nun her iki eli de sağdır- bu sadaka bir tek hurma bile olsa. O, Rahman'ın avucunda dağdan daha iri oluncaya kadar büyür, tıpkı sizin bir tayı veya bir boduğu büyütmeniz gibi (O da sadakanızı büyütür)." |Buhari, Zekat 8; Müslim, Zekat 63, (1014); Muvatta, Sadakat 1, (2, 995); Tirmizi, Zekat 28, (661); Nesai, Zekat 48, (5, 57); İbnu Mace, 28, (1842)|3249
SADAKA VE NAFAKA BÖLÜMÜ|Sadaka Ve Nafakanın Fazileti|müslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir adam boş bir arazide giderken bulut içinden gelen bir ses işitti: "Falancanın bahçesini sula!" diyordu. O bulut uzaklaşarak suyunu bir ketire (kayalığa) boşalttı. Derken oradaki sel yollarından biri bu suların tamamını akıtmaya başladı. Adamda suyun istikametini takiben yürüdü. Bir müddet sonra, suyu bahçesine çevirmek üzere elinde bir kürek, çalışan bir adam gördü. Ona: "Ey Allah'ın kulu ismin ne?"diye sordu. "Falan" dedi. Bu isim, adamın buluttan işittiği isimdi. Bu sefer o sordu: "Ben sana şu suyu getiren buluttan bir ses işitmiştim, senin ismini söyleyerek "Falanın bahçesini sula!" diyordu. Sen bahçede ne yapıyorsun?" "Madem ki sordun söyleyeyim. Ben bu bahçeden çıkan mahsule nezaret ederim. Ondan çıkan mahsulün, üçte birini tasadduk ederim. Üçte birini ben ve ailem yeriz, üçte birini de bahçeye iade ederim" dedi. |Müslim, Zühd 45, (2984)|3250
SADAKA VE NAFAKA BÖLÜMÜ|Sadaka Ve Nafakanın Fazileti|nesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir dirhem, yüzbin dirhemi geçmiştir." "Bu nasıl olur, ey Allah'ın Resulü?" diye sordular. Şu cevabı verdi. "Bir adamın iki dirhemi vardı. Bunlardan daha iyisini tasadduk etti. Diğeri ise, malının yanına varıp, malından yüzbin dirhem çıkardı ve onu tasadduk etti." |Nesai, Zekat 49, (5, 59)|3251
SADAKA VE NAFAKA BÖLÜMÜ|Sadaka Ve Nafakanın Fazileti|tirmizi|İbnu Abbas|Ravinin anlattığına göre, kendisine bir dilenci gelmiş o da dilenciye sormuştur: "Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed (sav)'in O'nun elçisi olduğuna şehadet ediyor musun?" Adam, "Evet!" deyince tekrar sormuştur. "Oruç tutuyor musun?" Adam tekrar "Evet!" demiştir. Bunun üzerine İbnu Abbas: "Sen istedin, isteyenin bir hakkı vardır. Bizim de isteyene vermek, üzerimize vazifedir" der ve ona bir elbise verir. Sonra ilaveten der ki: "Resulullah (sav)'ı işittim şöyle demişti: "Bir müslümana elbise giydiren her müslüman mutlaka Allah'ın hıfzı altındadır, ta o giydirdiğinden bir parça onun üzerinde bulundukça." |Tirmizi, Kıyamet 42, (2485)|3252
SADAKA VE NAFAKA BÖLÜMÜ|Sadaka Ve Nafakanın Fazileti|buharimüslimebu davudnesai|Ebu Said|Bir bedevi gelerek: "Ey Allah'ın Resulü! Bana hicretten haber ver!" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Vay sana! O ağır bir iştir. Senin develerin var mı?" dedi. Adam, "Evet!" deyince: "Zekatlarını veriyor musun?" diye sordu. Adam yine "Evet!" deyince: Ö"yleyse sen o uzaklarda kal ve çalış, zira Allah senin amelinden hiçbir şeyi eksiltmeyecektir" buyurdu. |Buhari, Zekat 36, Edeb 95; Müslim, İmaret 87, (1865); Ebu Davud, Cihad 1, (2477); Nesai, Bey'a 11, (7, 144)|3253
SADAKA VE NAFAKA BÖLÜMÜ|Sadaka Ve Nafakanın Fazileti|tirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sadaka Rabbin öfkesini söndürür ve kötü ölümü bertaraf eder." |Tirmizi, Zekat 28, (664)|3254
SADAKA VE NAFAKA BÖLÜMÜ|Sadaka Ve Nafakanın Fazileti|buharimüslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kulların sabaha erdiği her günde iki melek semadan iner ve bunlardan biri şöyle dua eder: "Ey İlahımız! İnfak edene halef (devam) ver." Diğeri de şöyle dua eder: "Ey İlahımız! Cimriye de telef ver." |Buhari, Zekat 28; Müslim, Zekat 57, (1010)|3255
SADAKA VE NAFAKA BÖLÜMÜ|Sadaka Ve Nafakanın Fazileti|nesai|Ebu Zerr|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Müslüman olan bir kul, sahib olduğu her bir maldan Allah yolunda bir çiftini infak öderse, cennetin kapıcıları onu mutlaka karşılar ve her biri kendi beklediği kapıdan girmesi için davet eder." "Bu nasıl olur?" diye sorulmuştu, şöyle cevap verdi; "Diyelim ki malı deve cinsindendir, iki deve; sığır cinsindendir, iki sığır (infak eder)." |Nesai, Cihad 45, (6, 48-49)|3256
SADAKA VE NAFAKA BÖLÜMÜ|Sadaka Ve Nafakanın Fazileti|müslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir dinar var Allah yolunda harcadın, bir dinar var köle azad etmede harcadın, bir dinar var fakirler için tasadduk ettin, yine bir dinar var onu da ailen için harcadın, işte (hep hayırda harcanan) bu dinarların sana en çok sevap getirecek olanı ehlin için harcadığındır." |Müslim, Zekat 39, (995)|3257
SADAKA VE NAFAKA BÖLÜMÜ|Sadaka Ve Nafakanın Fazileti|buharimüslimnesaitirmizi|Ebu Mes'ud el-Bedri|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Müslüman kişi, ailesinin nafakası için harcar ve bundan sevap umarsa bu ona sadaka olur." |Buhari, Nafakat 1, İman 41; Müslim, Zekat 48, (1002); Nesai, Zekat 60, (5, 69); Tirmizi, Birr 42, (1966)|3258
SADAKA VE NAFAKA BÖLÜMÜ|Sadaka Ve Nafakanın Fazileti|rezin|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim ailesine Aşura günü geniş (cömert) davranırsa Allah da ona senenin geri kalan günlerinde geniş davranır." Süfyan Sevri derki: "Biz bunu denedik ve öyle bulduk." [Rezin tahric etmiştir. (Cami'üs-Sağir (Şerhi Feyzu'l-Kadir)de mevcuttur) 6, (235).] |Rezin|3259
SADAKA VE NAFAKA BÖLÜMÜ|Tasadduk Ve İnfaka Teşvik|buharimüslimnesai|Harise İbnu Vehb|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sadaka verin. Kişinin eline parayı alıp sadaka olarak vermek üzere çıktığı ve fakat kendisine bağışta bulunulan kimsenin "Bunu dün getirmiş olsaydın kabul ederdim, ama şu anda ona ihtiyacım yok" diye cevap vereceği ve böylece sadakasını kabul edecek bir kimseyi bulamadan sadakası elinde olduğu halde geri döneceği zaman yakındır." |Buhari, Fiten 24, Zekat 9; Müslim, Zekat 58, (1011); Nesai, Zekat 64, (5, 77)|3260
SADAKA VE NAFAKA BÖLÜMÜ|Tasadduk Ve İnfaka Teşvik|buharimüslim|Ebu Musa|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Muhakkak ki insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o vakit kişi altından sadaka ile (çarşı pazar) dolaşır da bunu kendisinden sadaka olarak kabul edecek tek kişi bulamaz. O zaman, tek bir erkeğe kırk tane kadının tabi olduğunu ve kadınların çokluğu ve erkeklerin azlığı sebebiyle ona sığındıklarını görürsün." |Buhari, Zekat 9; Müslim, Zekat 69, (1012)|3261
SADAKA VE NAFAKA BÖLÜMÜ|Tasadduk Ve İnfaka Teşvik|rezin|Ali|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sadaka vermede acele edin. Çünkü bela sadakanın önüne geçemez." [Rezin tahriç etmiştir. (Camiu's-Sagir şerhi Feyzu'l-Kadir'de mevcuttur) 3, (195)] |Rezin|3262
SADAKA VE NAFAKA BÖLÜMÜ|Tasadduk Ve İnfaka Teşvik|tirmizi|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah arzı yarattığı zaman, arz sallanmaya (tıpkı bir hurma ağacı gibi sağa sola) yalpalar yapmaya başladı, bunun üzerine dağlarla onu sabitleştirdi ve böylece arz istikrarını buldu. Melekler dağların şiddetine hayrette kaldılar. "Ey Rabbimiz!" dediler, "dağlardan daha şiddetli bir mahluk yarattın mı?" "Evet," buyurdu. "Demiri yarattım." "Demirden daha şiddetli bir şey yarattın mı?" dediler. Hak Teala: Evet" dedi. "Ateşi yarattım" "Ateşten daha ağır bir şey yarattın mı?" diye yine sordular. Hak Teala: "Evet," dedi, "suyu yarattım!" "Sudan daha şiddetli bir şey yarattın mı?" dediler. Hak Teala tekrar cevap verdi: "Evet, rüzgarı yarattım." "Rüzgardan daha şiddetli birşey yarattın mı?" diye yine sordular. Hak Teala: "Evet insanoğlunu yarattım" dedi ve devam etti: "Eğer o, sağ eliyle sadaka verir, sol eli görmeyecek kadar gizlerse (daha şiddetlidir)." |Tirmizi, Tefsir, Muavvizateyn 2, (3366)|3263
SADAKA VE NAFAKA BÖLÜMÜ|Tasadduk Ve İnfaka Teşvik|buharimüslimmuvattaebu davudnesai|İbnu Ömer|Resulullah (sav) minberde, sadakadan ve dilenmeye tevessül etmemekten bahsettiği sırada: "Üstteki el, alttaki elden hayırlıdır!" buyurdu. "Üstteki" infak eden, "alttaki" de dilenen demektir." |Buhari, Zekat 18; Müslim, Zekat 94, (1033); Muvatta, Sadaka 8, (2, 998); Ebu Davud, Zekat 28, (1648); Nesai, Zekat 52, (5, 61)|3264
SADAKA VE NAFAKA BÖLÜMÜ|Tasadduk Ve İnfaka Teşvik||Adiyy İbnu Hatim|Resulullah (sav): "Yarım hurma ile de olsa kendinizi ateşten koruyun" buyurdu. ||3265
SADAKA VE NAFAKA BÖLÜMÜ|Tasadduk Ve İnfaka Teşvik|buharimüslimnesai||Bir rivayette de: "Sizden kim, bir yarım hurma ile de olsa ateşten korunabilirse, bunu yapsın" buyurmuştur. |Buhari, Zekat 10, 9, Menakıb 25, Edeb 34, Rikak 49, 51, Tevhid 24, 36; Müslim, Zekat 66-67, (1016); Nesai, 63, (5, 74-75)|3266
SADAKA VE NAFAKA BÖLÜMÜ|Tasadduk Ve İnfaka Teşvik|ebu davud|Ebu Hüreyre|Bir gün: "Ey Allah'ın Resulü! dendi, "hangi sadaka daha üstündür?" "Fakirin cömertliğidir. Sen bakımıyla mükellef olduklarından başla." |Ebu Davud, Zekat 40, (1677)|3267
SADAKA VE NAFAKA BÖLÜMÜ|Tasadduk Ve İnfaka Teşvik|ebu davud|Said İbnu'l Müseyyeb|Sa'd İbnu Ubade (ra), Resulullah (sav)'a gelerek sordu: "Senin hoşuna giden sadaka hangisidir." "Su!" cevabını verdi. |Ebu Davud, Zekat 41, (1679-1680)|3268
SADAKA VE NAFAKA BÖLÜMÜ|Tasadduk Ve İnfaka Teşvik|muvatta|Zeyd İbni Eşlem|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Dilenci at üzerinde de gelse ona sadaka verin." |Muvatta, Sadaka 3, (2, 992)|3269
SADAKA VE NAFAKA BÖLÜMÜ|Tasadduk Ve İnfaka Teşvik|ebu davud|Zeyd İbni Eşlem|Ebu Davud'daki bir rivayette: "Dilenci için bir hak vardır, at üzerinde gelse bile" buyurmuştur. |Ebu Davud, Zekat 33, (1666)|3270
SADAKA VE NAFAKA BÖLÜMÜ|Tasadduk Ve İnfaka Teşvik|müslimtirmizimuvatta|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: 1. "Mal sadaka ile eksilmez." 2. "Allah affı sebebiyle kulun izzetini artırır," 3. "Allah için mütevazi olan bir kimseyi Allah yüceltir." |Müslim, Birr, 69, (2588); Tirmizi, Birr 82, (2030); Muvatta, Sadaka 12, (2,1000)|3271
SADAKA VE NAFAKA BÖLÜMÜ|Tasadduk Ve İnfaka Teşvik|ebu davud|Cabir|Resulullah (sav), hurma mahsulünden her on vask miktara, fakirler için, bir salkım hurmanın mescide asılmasını emretti. |Ebu Davud, Zekat 32,(1662)|3272
SADAKA VE NAFAKA BÖLÜMÜ|Tasadduk Ve İnfaka Teşvik|ebu davud|Avf İbnu Malik|Resulullah (sav), bir gün elinde asası olduğu halde çıktı. Adamın biri çürüklü bir hurma salkımı asmış idi. Aleyhissalatu vesselam salkıma değneğini dürtüyor ve: "Bu sadakanın sahibi, keşke bundan daha iyisini tasadduk etmek isteseydi. Bu sadakanın sahibi, Kıyamet günü çürük hurma yiyecek" diyordu. |Ebu Davud, Zekat 16, (1608); Nesai, Zekat 27, (5, 43, 44)|3273
SADAKA VE NAFAKA BÖLÜMÜ|Tasadduk Ve İnfaka Teşvik|müslimnesai|Cerir|Resulullah (sav)'a üstü başı yok, ayakları çıplak, sadece kaplan postu gibi çizgili bedevi peştamalı -veya abalarına- sarınmış, kılıçları boyunlarında asılı oldukları halde hepsi de Mudarlı olan bir grup geldi. Onların bu fakir ve sefil halini görmekten Resulullah (sav)'ın yüzü değişti. Odasına girdi, tekrar geri geldi. Hz. Bilal'e ezan okumasını söyledi. O da ezan okudu, sonra ikamet getirdi. Namaz kılındı. Aleyhissalatu vesselam namazdan sonra cemaate hitabetti ve: "Ey insanlar! Sizi tek bir nefisten yaratıp, ondan zevcesini halk eden ve ikisinden de pek çok erkek ve kadın var eden Rabbinizden korkun. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'ın ve akrabanın haklarına riayetsizlikten de sakının. Allah şüphesiz görüp gözetmektedir." (Nisa 1) ayetini okudu. Bundan sonra Haşir süresindeki şu ayeti okudu: "Ey insanlar, Allah'tan korkun. Herkes yarına ne hazırladığına baksın. Allah'tan korkun, çünkü Allah işlediklerinizden haberdardır" (Haşr 18). Resulullah sözüne devamla: "Kişi dinarından, dirheminden, giyeceğinden, bir sa' buğdayından, bir sa' hurmasından tasaddukta bulunsun. Hiçbir şeyi olmayan, yarım hurma da olsa mutlaka bir bağışta bulunmaya gayret etsin" buyurdu. Derken Ensar'dan bir zat, nerdeyse taşıyamayacağı kadar ağır bir bohça ile geldi. Sonra halk sökün ediverdi (herkes bir şey getirmeye başladı). Öyle ki, az sonra biri yiyecek, diğeri giyecek maddesinden müteşekkil iki yığının meydana geldiğini gördüm. Resulullah (sav) memnun kalmıştı, yüzünün yaldızlanmış gibi parladığını gördüm. Şöyle buyurdular: "İslam'da kim bir hayırlı yol açarsa, ona bu hayrın ecri ile, kendisinden sonra o hayrı işleyenlerin ecrinin bir misli verilir. Bu, onların ecrinden hiçbir şey eksiltmez de. Kimde İslam'da kötü bir yol açarsa, ona bunun günahı ile, kendinden sonra onu işleyenlerin günahı da verilir. Bu da onların günahından hiçbir eksilmeye sebep olmaz." |Müslim, Zekat 69, (1017); Nesai, Zekat 64, (5, 75-76)|3274
SADAKA VE NAFAKA BÖLÜMÜ|Tasadduk Ve İnfaka Teşvik|buharimüslimnesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir adam: "Bu gece mutlaka bir sadaka vereceğim!" deyip, sadakasıyla çıktı. Fakat (farkına varmadan) onu bir hırsızın avucuna sıkıştırdı. Sabah olunca herkes: "Bu gece bir hırsıza sadaka verilmiş!" diye dedikodu yaptı. Adam: "Ya Rabbi bir hırsıza sadaka verdiğim için sana hamdediyorum" dedi ve ilave etti: "Ancak mutlaka bir sadaka daha vereceğim!" Yine sadakasıyla çıktı. (Gece karanlığından bu sefer de) bir zaniyenin avucuna sıkıştırdı, Sabahleyin herkes: "Bu gece bir zaniyeye sadaka verilmiş!"diye dedikodu yaptı. Adam: "Allah'ım bir hırsız ve zaniyeye sadaka verdiğim için sana hamdolsun! Ancak yine de bir sadakada bulunacağım!" dedi, Sadakasıyla birlikte sokağa çıktı. (Karanlıkta) bu sefer de bir zenginin eline sıkıştırdı, Sabahleyin herkes: "Bu gece bir zengine sadaka verilmiş!" diye dedikodu yaptı. Adam: "Allah'ım, bir hırsız, bir zaniye ve bir zengine sadaka verdiğim için sana hamdediyorum" dedi. (Bilahare rüyasında ona gelip şöyle denildi): "Senin sadakaların kabul edildi. Şöyle ki: (İhlasla yani Allah rızası için vermen sebebiyle) hırsızın hırsızlıktan vazgeçip iffete gelmesi, zaniyenin zinadan vazgeçmesin zenginin ibret alıp Allah'ın kendine verdiklerinden tasadduk etmesi umulur." |Buhari, Zekat 14; Müslim, Zekat 78, (1022); Nesai, Zekat 47, (5, 55-66)|3275
SADAKA VE NAFAKA BÖLÜMÜ|Sadakanın Ahkamı|buhariebu davudnesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sadakanın en hayırlısı zenginlik halinde verilendir. Nafakasını vermek zorunda olduklarından başlar." |Buhari, Zekat 18, Nafakat 2; Ebu Davud, Zekat 39, (1676); Nesai, Zekat 63, (6, 62)|3276
SADAKA VE NAFAKA BÖLÜMÜ|Sadakanın Ahkamı|ebu davudnesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) bir gün sadaka (nafaka) vermeyi emretmişti. Bir adam: "Ey Allah'ın Resulü," dedi "yanımda bir dinarım var!" "Onu kendine tasadduk et (kendi nafakan için harca)!" buyurdu. Adam: "Yanımda bir dinar daha var(sav)?" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Onu da çocuklarına tasadduk et" buyurdular. Adam tekrar: "Bir başka dinarım daha var(sav)?" deyince: "Onu da zevcene tasaddduk et!" emrettiler. Adam bu sefer: "Başka bir dinarım daha var(sav)?" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Onu da hizmetçine tasadduk et!" deyince, adam tekrar atıldı: "Bir başka dinarım var(sav)?" Aleyhissalatu vesselam: "Onun nereye verileceğini sen daha iyi bilirsin" cevabını verdi. |Ebu Davud, Zekat 45, (1691); Nesai, Zekat 54, (5, 62)|3277
SADAKA VE NAFAKA BÖLÜMÜ|Sadakanın Ahkamı|ebu davudnesai|Ebu Saidi'l-Hudri|Resulullah (sav) sadaka vermeyi emrettiği sırada mescide, düşük kıyafetli bir adam girdi. Halk bağışta bulundu. Resulullah (sav) adama iki parça giyecek verdi. Sonra halka tekrar: "Sadaka verin!" diye hitabetti. Derken o adam üzerindeki iki parçalık elbisenin bir parçasını çıkarıp (sadaka olarak) attı. Resulullah (sav): "Benim kılık kıyafetim düşük görerek iki parça giyecek verdiğim şu adamı siz de görüyor musunuz? "Sadaka verin!" dediğim zaman, kendisine az önce verdiğim iki parçadan birini çıkanp (sadaka olarak) attı. "(Resulullah adama yönelip): "Elbiseni al!" dedi ve adamı (niye böyle yapıyorsun? diye) azarladı. |Ebu Davud, Zekat 39, (1575); Nesai, Cuma 26, (3,106), Zekat 59, (5, 63)|3278
SADAKA VE NAFAKA BÖLÜMÜ|Sadakanın Ahkamı|ebu davud|Cabir|Adamın biri yumurta büyüklüğünde bir altın getirip: "Ey Allah'ın Resulü, şunu bir madende ele geçirdim, bunu alın, tasadduk ediyorum! Bundan başka birşeyim de yok" dedi. Aleyhissalatu vesselam (memnuniyetsizliğini ifade için) ondan yüzünü çevirdi. Sonra adam Resulullah'ın sağ tarafından yaklaşıp aynı şeyleri söyledi. Efendimiz yine adamdan yüzünü çevirdi. Adam bu sefer sol tarafından yaklaştı, aynı şeyleri söyledi. Resulullah yine adamdan yüzünü çevirdi, sonra adam arka cihetinden yine yaklaşıp önceki sözlerini aynen tekrar etti. Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam onu aldı ve adama attı. Eğer değseydi canını yakacaktı. Buyurdular ki: "Biriniz bütün sahib olduğu serveti getirip: "Bunu sadaka olarak veriyorum" diyor ve sonra da oturup halka avuç açıyor! Hayır. Sadakanın hayırlısı zengilikten sonrakidir." |Ebu Davud, Zekat 39, (1673)|3279
SADAKA VE NAFAKA BÖLÜMÜ|Sadakanın Ahkamı|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Aişe|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Eğer kadın, evin yiyeceğinden zarar vermeyecek şekilde infak ederse, kadın infak ettiği için, erkek de kazandığı için sevaba kavuşurlar, malı koruyan vekilharç için de aynı şekilde sevab vardır. Bunlardan birinin sevabı diğerinin sevabından hiçbir şey noksanlaştırmaz." |Buhari, Zekat 26, 17, 25, Büyu 12; Müslim, Zekat 80, (1024); Ebu Davud, Zekat 44, (1685); Tirmizi, Zekat 34, (671, 672); Nesai, Zekat 57, (5, 65)|3280
SADAKA VE NAFAKA BÖLÜMÜ|Sadakanın Ahkamı|tirmizi|Ebu Ümame|Resulullah (sav): "Kadın kocasının evinden, onun izni olmadan infak edemez!" buyurmuştu ki sordular: "Ey Allah'ın Resulü! yiyecek de mi veremez?" "Evet" buyurdular, "o mallarımızın en kıymetlisidir." |Tirmizi, Zekat 34, (670)|3281
SADAKA VE NAFAKA BÖLÜMÜ|Sadakanın Ahkamı||Abdullah İbnu Amr İbni'l-As|Resulullah (sav): "Kadının ihsanda bulunması, ancak kocasının izniyle caizdir!" buyurdular. ||3282
SADAKA VE NAFAKA BÖLÜMÜ|Sadakanın Ahkamı|ebu davudnesai|Abdullah İbnu Amr İbni'l-As|Bir rivayette şöyle buyurmuştur: "Koca, kadının ismetine (nikahına) sahipse, kadının kendi malında da tasarrufu caiz olmaz." |Ebu Davud, Büyu 86, (3546, 3547); Nesai, Zekat 58, (5, 65, 66)|3283
SADAKA VE NAFAKA BÖLÜMÜ|Sadakanın Ahkamı|buharimüslim|Ebu Musa|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Müslüman emin vekilharç, kendisine emredilen malı, gönül hoşluğu ile verdiği takdirde tasadduk edenlerden biri olur (ve sevaba iştirak eder)." |Buhari, Zekat 25; Müslim, Zekat 79, (1023)|3284
SADAKA VE NAFAKA BÖLÜMÜ|Sadakanın Ahkamı|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|Ömer|Ben Allah yolunda bir at tasadduk etmiş idim. Ona sahip olan kişi, hayvanın bakımını ihmal etti. Bunun üzerine atı satın almak istedim. Biraz ucuza satar diye düşünüyordum. Önce Resulullah (sav) 'a bir sorayım dedim: "Sakın ha!" buyurdu, "ne onu satın al ne de sadakana dön, hatta onu sana bir dirheme verse bile. Zira sadakasına dönen, kustuğuna dönen gibidir!" buyurdular. (Muvatta'nın bir rivayetinde şu ziyade vardır: "...(Sadakasına dönen) kusmuğuna dönen köpek gibidir.") |Buhari, Zekat 59, Vesaya 31, Cihad 119, 137; Müslim, Hibat 3, (1621); Muvatta, Zekat 50, (1, 282); Ebu Davud, Zekat 9, (1793); Tirmizi, Zekat 23, (668); Nesai, Zekat 100, (5, 108, 109)|3285
SADAKA VE NAFAKA BÖLÜMÜ|Sadakanın Ahkamı|buhariebu davudtirmizinesai|İbnu Abbas|Bir adam gelerek: "Ey Allah'ın Resulü, annem vefat etti. Ben onun için tasaddukta bulunsam ona faydası olur mu?" diye sordu. Aleyhissalatu vesselam: "Evet" deyince, adam: "Benim bir meyveliğim var. Sizi şahid kılıyorum, onu annem için tasadduk ediyorum!" dedi. |Buhari, Vesaya 15, 20, 26; Ebu Davud, Vesaya 15, (2882); Tirmizi, Zekat 33, (669); Nesai, Vesaya 8, (6, 252, 253)|3286
SADAKA VE NAFAKA BÖLÜMÜ|Sadakanın Ahkamı|ebu davudnesai|Sa'd İbnu Ubade|"Ey Allah'ın Resulü" dedim, "annem vefat etti, (onun adına) yapacağım sadakanın hangisi efdaldir?" "Su" buyurdular. Bu cevap üzerine Sa'd bir kuyu kazdı ve: "Bu kuyu Sa'd'in annesi için" dedi. |Ebu Davud, Zekat 42, (1679, 1680, 1681); Nesai, Vesayl 9, (6, 254, 255)|3287
SILA-İ RAHM BÖLÜMÜ|Sıla-i Rahm Hakkında|buhari|Aişe|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Rahim Arş'a asılıdır, der ki: "Kim beni sıla öderse Allah da ona sıla etsin. Kim benden koparsa Allah da ondan kopsun." |Buhari, Edeb 13; Müslim, Birr 17, (2555)|3288
SILA-İ RAHM BÖLÜMÜ|Sıla-i Rahm Hakkında|buhari|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim, rızkının Allah tarafından genişletilmesini, ecelinin uzatılmasını isterse sıla-i rahim yapsın." |Buhari, Edeb 12|3289
SILA-İ RAHM BÖLÜMÜ|Sıla-i Rahm Hakkında|tirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Nesebinizden sıla-i rahm yapacaklarınızı öğrenin. Zira sıla-i rahim akrabalarda sevgi, malda bolluk, ömürde uzamadır." |Tirmizi, Birr 49, (1980)|3290
SILA-İ RAHM BÖLÜMÜ|Sıla-i Rahm Hakkında|buharimüslimebu davud|Meymüne|Resulullah (sav) 'dan izin almadan bir cariye azad ettim. Resulullah'ın benimle kalma günü gelip, beraber olduğumuz zaman: "Ey Allah'ın Resulü, cariyemi azad ettim, farkettiniz mi?" dedim. "(Sahi mi söylüyorsun), bunu yaptın mı?" dedi. Ben, "Evet!" deyince: "Keşke onu dayılarına verseydin, senin için daha hayırlı olacaktı!" buyurdular. |Buhari, Hibe 15; Müslim, Zekat 44, (999); Ebu Davud, Zekat 45, (1690)|3291
SILA-İ RAHM BÖLÜMÜ|Sıla-i Rahm Hakkında|nesaitirmiziibnu mace|Selman İbnu Amir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Fakirlere yapılan tasadduk bir sadakadır, ama zi-rahm'a (yani akrabaya) yapılan ikidir; Biri sıla-i rahim, diğeri sadaka." |Nesai, Zekat 82, (5, 92); Tirmizi, Zekat 26, (658); İbnu Mace, Zekat28, (1844)|3292
SOHBET BÖLÜMÜ|Erkeğin Hanımı Üzerindeki Hakları|tirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Şayet ben bir insanın başka bir insana secde etmesini emredecek olsaydım, kadına, kocasına secde etmesini emrederdim." |Tirmizi, Rada' 10, (1159)|3293
SOHBET BÖLÜMÜ|Erkeğin Hanımı Üzerindeki Hakları|tirmizi|Ümmü Seleme|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Hangi kadın, kocası kendisinden razı olarak vefat ederse, cennete girer." |Tirmizi, Rada' 10, (1161)|3294
SOHBET BÖLÜMÜ|Erkeğin Hanımı Üzerindeki Hakları|buharimüslimebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Nefsim kudret dinde olan Zat-ı Zülcelal'e yemin ederim, bir erkek hanımını yatağa davet ettiginde kadın imtina edip gelmezse, kocası ondan razı oluncaya kadar semada olan (melekler) ona gadab ederler." |Buhari, Nikah 86, Bed'ü'l-Halk 6; Müslim, Nikah 120-122 (1436); Ebu Davud, Nikah 41, (2141)|3295
SOHBET BÖLÜMÜ|Erkeğin Hanımı Üzerindeki Hakları|buharimüslimebu davud|Ebu Hüreyre|Bir başka rivayette şöyle denmiştir: "Erkek, kadınını yatağına çağırır, kadında gelmeye yanaşmaz, erkek öfkelenmiş olarak sabahlarsa, melekler sabaha kadar -bir rivayette yatağa gelinceye kadar- kadına lanet okurlar." |Buhari, Nikah 86, Bed'ü'l-Halk 6; Müslim, Nikah 120-122 (1436); Ebu Davud, Nikah 41, (2141)|3296
SOHBET BÖLÜMÜ|Erkeğin Hanımı Üzerindeki Hakları|buharimüslimebu davud|Ebu Hüreyre|Bir başka rivayette: "Kadın küskünlükle kocasının yatağından ayrı olarak sabahlarsa, melekler onu lanetler" denmiştir. |Buhari, Nikah 86, Bed'ü'l-Halk 6; Müslim, Nikah 120-122 (1436); Ebu Davud, Nikah 41, (2141)|3297
SOHBET BÖLÜMÜ|Erkeğin Hanımı Üzerindeki Hakları|nesai|Ebu Hüreyre|"Ey Allah'ın Resulü!" dendi, "hangi kadın daha hayırlıdır?" "Kocası bakınca onu sürura garkeden, emredince itaat eden, nefis ve malında, kocasının hoşuna gitmeyen şeyle ona muhalefet etmeyen kadın!" diye cevap verdi. |Nesai, Nikah 14, (6, 68)|3298
SOHBET BÖLÜMÜ|Erkeğin Hanımı Üzerindeki Hakları|ebu davud|Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Erkeğe, hanımını ne sebeple dövdüğü sorulmaz." |Ebu Davud, Nikah 43, (2147)|3299
SOHBET BÖLÜMÜ|Erkeğin Hanımı Üzerindeki Hakları|ebu davud|Ebu Said|Safvan İbnu Muattal (ra)'ın hanımı, yanında Savfan da bulunduğu bir anda Resulullah (sav)'a gelerek: "Ey Allah'ın Resulü, namaz kıldığım zaman kocam beni dövüyor, oruç tuttuğum zaman da orucumu bozduruyor, güneş doğuncaya kadar da sabah namazını kılmıyor!" dedi. Resulullah (sav), hanımının bu söyledikleri hakkında Safvan'a sordu. Safvan: "Ey Allah'ın Resulü! "Namaz kıldığım zaman dövüyor" sözüne gelince, o zaman (bir rekatte uzun) bir sure okuyor. Halbuki ben bunu yasakladım" dedi. Resulullah kadına: "İnsanlara tek surenin okunması yeterlidir" buyurdu. Safvan devam etti: "Oruç tuttuğum zaman bozduruyor" sözüne gelince, "Hanımım oruç tutup duruyor. Ben gencim, hep sabredemiyorum" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Bir kadın kocasının izni olmadan (nafile) oruç tutamaz!" buyurdular. Safvan devamla: "Güneş doğuncaya kadar sabah namazı kılmadığım sözüne gelince, biz (gece çalışan) bir aileyiz, bunu herkes biliyor. (Sabaha yakın yatınca) güneş doğuncaya kadar uyanamıyoruz" diye açıklama yaptı. Aleyhissalatu vesselam: "Ey Safvan, uyanınca namazını kıl!" buyurdular. |Ebu Davud, Savm 74, (2459)|3300
SOHBET BÖLÜMÜ|Erkeğin Hanımı Üzerindeki Hakları|buharimüslimtirmiziebu davud|Ebu'l-Verd İbnu Sümame|Hz. Ali (ra) İbnu Ağyed'e dedi ki: "Sana kendimden ve Resulullah (sav)'ın kızı Fatıma (ra)'dan -ki o, babasına, ailesinin en sevgili olanı idi- bahsedeyim mi?" "Evet, bahsedin!" dedim. Bunun üzerine: "Fatıma (ra) değirmen çevirirdi; elinde yaralar meydana gelirdi. Kırba ile su taşırdı. Bu da boynunda yaralar açtı. Evi süpürüyordu. Üstü başı toz-toprak oldu. (Bu sıralarda) Resulullah'a bir kısım köleler getirilmişti. Fatıma'ya: "Babana kadar gidip bir köle istesen!" dedim. Gitti. Aleyhissalatu vesselamın yanında bazılarının konuşmakta olduklarını gördü ve döndü. Ertesi gün Resulullah Fatıma'ya gelerek: "Kızım ihtiyacın ne idi?" diye sordu. Fatıma sükut edip cevap vermedi. Ben araya girip: "Ben anlatayım Ey Allah'ın Resulü!" dedim ve açıkladım: "Fatıma'nın değirmen kullanmaktan elleri yara oldu, kırba ile su taşımaktan da omuzları incindi. Köleler gelince ben kendisine, size uğramasını, sizden bir hizmetçi istemesini ve böylece biraz rahata kavuşmasını söyledim. Bu açıklamam üzerine Resulullah: "Ey Fatıma, Allah'tan kork, Allah'a olan farzlarını eda et, ailenin işlerini yap. Yatağına girince otuzüç kere sübhanallah, otuzüç kere elhamdülillah, otuzdört kere Allahuekber de. Böylece hepsi yüz yapar. Bu senin için hizmetçiden daha hayırlıdır." buyurdular. Fatıma (ra): "Allah'dan ve Allah'ın Resulünden razıyım" dedi. Resulullah ona hizmetçi vermedi. |Buhari, Fedailu'l-Ashab 9, Humus 6, Nafakat 6, 7, Da'avat 11; Müslim, 80, (2727); Tirmizi, Da'avat 24, (3405); Ebu Davud, Haraç 20, (2988, 2989), Edeb 109, (5062, 5063)|3301
SOHBET BÖLÜMÜ|Kadının Kocası Üzerindeki Hakları|buharimüslimtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kadınlara hayırhah olun, zira kadın bir eğe kemiğinden yaratılmıştır. Eğe kemiğinin en eğri yeri yukarı kısmıdır. Onu doğrultmaya kalkarsan kırarsın. Kendi haline bırakırsan eğri halde kalır, öyleyse kadınlara hayırhah olun." |Buhari, Nikah 79, Enbiya 1, Edeb 31, 85, Rikak 23; Müslim, Rada 65, (1468); Tirmizi, Talak 12, (1188)|3302
SOHBET BÖLÜMÜ|Kadının Kocası Üzerindeki Hakları|tirmizi|Amr İbnu'l-Ahvas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kadınlara karşı hayırhah olun. Çünkü onlar sizin yanınızda esirler gibidirler. Onlara iyi davranmaktan başka bir hakkınız yok, yeter ki onlar açık bir çirkinlik işlemesinler. Eğer işlerse yatakta yalnız bırakın ve şiddetli olmayacak şekilde dövün. Size itaat ederlerse haklarında aşırı gitmeye bahane aramayın. Bilesiniz, kadınlarınız üzerinde hakkınız var, kadınlarınızında sizin üzerinizde hakkı var. Onlar üzerindeki hakkınız, yatağınızı istemediklerinize çiğnetmemeleridir, istemediklerinizi evlerinize almamalıdır. Bilesiniz onların sizin üzerinizdeki hakları, onlara giyecek ve yiyeceklerinde iyi davranmanızdır." |Tirmizi, Tefsir, Tevbe, (3087)|3303
SOHBET BÖLÜMÜ|Kadının Kocası Üzerindeki Hakları|ebu davud|Hakim İbnu Mu'aviye|Hakim İbnu Mu'aviye babası Mu'aviye (ra)'den anlatıyor: "Ey Allah'ın Resulü!" dedim, "bizden her biri üzerinde, zevcesinin hakkı nedir?" "Kendin yiyince ona da yedirme,giydiğin zaman ona da giydirmen, yüzüne vurmaman, takbih etmemen, evin içi hariç onu terketmemen." |Ebu Davud, Nikah 42, (2142, 2143, 2144)|3304
SOHBET BÖLÜMÜ|Kadının Kocası Üzerindeki Hakları|buharimüslim|Aişe|Onbir kadın oturup, kocalarının ahvalini haber vermede ve hiçbir şeyi gizlemeyecekleri hususunda birbirlerine kesin söz verip anlaştılar: Birincisi (zemmederek): "Benim kocam (yalçın) bir dağın başındaki zayıf bir devenin eti gibidir. Kolay değil ki çıkılsın, semiz değil ki götürülsün" dedi. (Yani kocasının sert mizaçlı, huysuz, gururlu oluşuna, ailenin kendisinden istifade etmediğine işaret etti.) İkincisi (de zemmederek): "Ben kocamın haberini faş etmek istemem, çünkü korkarım. Eğer zikretmeye başlarsam büyük-küçük herşeyini söyleyip bırakmamam gerekir, (bu ise kolay değil)" dedi. (Bu sözüyle kocasımn çok kötü olduğuna işaret etti). Üçüncüsü (zemmederek): "Benim kocam uzun boyludur, konuşursam boşanırım, konuşmazsam muallakta bırakılırım" dedi. (Bu da kocasının akılca kıt olduğunu belirtmek istedi). Dördüncüsü (överek) "Kocam Tihame gecesi gibidir. Ne sıcaktır, ne soğuktur. Ne korkulur, ne usanılır" dedi. Beşincisi: "Kocam içeri girince pars, dışarı çıkınca arslan gibidir. Bana bıraktığı (ev işlerinden hesap) sormaz" dedi. Altıncısı: Kocam yedi mi (üst üste katlayıp) çok yer, içti mi sömürür, yattı mı sarınır. Benim kederimi anlamak için (elbiseme) elini sokmaz." (Bu da kocasımn kendisiyle ilgilenmediğim, yiyip içmekten başka birşey düşünmediğini söylemek ister.) Yedincisi: "Kocam tohumsuzdur (erlik yapmaktan acizdir). Her dert onundur (vücudunda çeşitli hastalıklar var). Başımı yarar, vücudumu yaralar, (bunları yapmak için) herşeyi toplar, (her eline geçeni kullanır, vurur)" dedi. Sekizincisi: "Onun (vücuduna) dokunmak tavşana dokunmak gibi (yumuşak)tır. Güzel kokulu bitki gibi hoş kokar"dedi. Dokuzuncusu: "Kocamın direği yüksektir (evi rahattır), kılıcının kını uzundur (boylu posludur), ocağının külü çoktur, evi meclise yakın (misafirperver) bir adamdır" dedi. Onuncusu: "Kocam maliktir, hem de ne malik! Artık akıl ve hayalinizden geçen her hayra maliktir. Onun çok devesi vardır. Develerin çökecek yerleri çok, yaylakları azdır. Çalgı sesini duydular mı helak olacaklarını anlarlar. (Yani develer yayılmaya salınmaz, kesilmek üzere bekletilir, çalgı ve eğlence sesi duyunca kesileceklerini anlarlar demektir.) Onbirincisi: "Kocam Ebu Zer'dir. Amma ne Ebu Zer'dir! Anlatayım: Kulaklarımı zinetlerle doldurdu, bazularımı yağla tombullaştırdı. Beni hoşnut kıldı, kendimi bahtiyar ve yüce bildim. O beni Şıkk denen bir dağ kenarında bir miktar davarla geçinen bir ailenin kızı olarak buldu. Beni atları kişneyen, develeri böğüren, ekinleri sürülüp daneleri harmanlanan müreffeh ve mesud bir cemiyete getirdi. Ben onun yanında söz sahibiyim, hiç azarlanmam. (Akşam) yatar sabaha kadar uyurum. Doya doya süt içerim. Ebu Zer'in annesi de var: Ümmü Ebu Zer. Ama o ne annedir! Onun zahire anbarları büyük, hararları iri, evi geniştir. Ebu Zer'in oğlu da var. Ama ne nezaketli gençtir o. Onun yattığı yer, kılıcı çekilmiş kın gibidir. Onu dört aylık bir kuzunun tek budu doyurur (az yer). Ebu Zer'in bir de kızı var. Ama o ne terbiyelidir. Babasına itaatkardır. Anasına da itaatkardır. Vücudu elbisesini doldurur. Endamıyla (kuma ve akranlarını) çatlatır. Ebu Zer'in bir de cariyesi var. O ne sadakatli, ne iyi cariyedir. Aile sırrımızı kimseye söylemez, evimizin azığını asla ifsad ve israf etmez, evimizde çer çöp bırakmaz, temiz tutar. Namusludur, eve kir getirmez. Bir gün Ebu Zer evden çıktı. Her tarafta süt tulumları yağ çıkarılmak için çalkalanmakta idi. Yolda bir kadına rastladı. Kadının, beraberinde, pars gibi çevik iki çocuğu vardı, koltuğunun altından kadının memeleriyle oynuyorlardı. (Kocam bu kadını sevmiş olacak ki) beni bıraktı, onunla evlendi. Ondan sonra ben de şeref sahibi bir adamla evlendim. O da güzel ata binerdi. Hatti mızrağını alır ve akşam üzeri deve ve sığır nev'inden birçok hayvan sürer, bana getirirdi. Getirdiği her çeşit hayvandan bana bir çift verirdi. (Bu kocam da bana): "Ey Ümmü Zer! Ye, iç ve akrabalarına ihsanda bulun!" derdi. Ümmü Zer der ki: "Buna rağmen, ben bu ikinci kocamın bana verdiklerinin hepsini bir araya toplasam, Ebu Zer'in en küçük kabını dolduramaz." Bu hadisi rivayet eden Hz. Aişe der ki: "Resulullah (sav) (gönlümü almak için): "Ey Aişe," buyurdular, "ben sana Ebu Zer'in Ümmü Zer'e nisbeti gibiyim, (şu farkla ki Ebu Zer Ümmü Zer'i boşamıştır, ben seni boşamadım. Biz beraber yaşayacağız.)" |Buhari, Nikah 82; Müslim, Fedailü's-Sahabe 92, (2448)|3305
SOHBET BÖLÜMÜ|Kadının Kocası Üzerindeki Hakları|müslim|Cabir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir mü'min erkek, bir mü'min kadına buğzetmesin. Çünkü onun bir huyunu beğenmezse başka bir huyunu beğenir." |Müslim, Rada' 61, (1469)|3306
SOHBET BÖLÜMÜ|Kadının Kocası Üzerindeki Hakları|ebu davudmüslimbuhariibnu mace|İbnu Ömer|Resulullah (sav): "(Ey kadınlar topluluğu!) Ben, akıl sahiplerine aklı ve dini nakıs olanlardan galebe çalan sizin kadarını hiç görmedim!" demişti. İçlerinden dirayetli bir kadın: "Bizim aklımızın ve dinimizin noksanlığı nedir?" diye sordu. "Aklınızın noksanlığı, şahidlikte, iki kadının şehadetinin bir erkek şehadetine denk olmasıdır. Dindeki noksanlık ise, (ay hali sebebiyle) ramazanda oruç yemeniz ve bazı günler namaz kılmamanızdır" cevabını verdi. (Bu, Sahiheyn'de geçen uzunca bir hadisten bir parçadır) |Ebu Davud, Sünnet 16, (4679); Müslim, İman 132, (79); Buhari, Hayz 6; İbnu Mace, Fiten 19, (4003)|3307
SOHBET BÖLÜMÜ|Kadının Kocası Üzerindeki Hakları|buharimüslimtirmizi|Üsame İbnu Zeyd|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Erkeklere kendimden sonra kadınlardan daha zararlı bir fitne bırakmadım." |Buhari, Nikah 17; Müslim, Zikr 97, (2740); Tirmizi, Edeb 31, (2781)|3308
SOHBET BÖLÜMÜ|Kadının Kocası Üzerindeki Hakları|müslim|Mutarrıf İbnu Abdillah|Ravinin anlattığına göre, bu zatın iki hanımı vardı. Bunlardan birinin yanından çıkmıştı. Geri dönünce, hanımı: "Falan hanımın yanından geliyor olmalısın!" dedi. Mutarrıf: "Hayır," dedi "İmran İbnu Husayn'ın yanından geliyorum. O bana Resulullah'ın şu sözünü nakletti: "Cennet sakinlerinin en azı kadınlardır." |Müslim, Zikir 95, (2738)|3309
SOHBET BÖLÜMÜ|Kadının Kocası Üzerindeki Hakları|müslimebu davud|Ebu Said|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Şüphesiz ki Kıyamet günü, Allah'ın en çok ehemmiyet vereceği emanet, kadın-koca arasındaki emanettir. Kadınla koca birbiriyle içli dışlı olduktan sonra, kadının esrarını erkeğin neşretmesi, o gün en büyük ihanettir." |Müslim, Nikah 123, (1437); Ebu Davud, Edeb 37, (4870)|3310
SOHBET BÖLÜMÜ|Kadının Kocası Üzerindeki Hakları|buharimüslim|Aişe|Resulullah (sav), bana: "Ben senin bana kızdığın ve benden razı olduğun zamanları biliyorum" buyurdular. Ben: "Bunu nereden anlıyorsunuz?" diye sordum: "Benden razı oldun mu bana: "Hayır Muhammed'in Rabbine yemin olsun!" diyorsun. Bana öfkeli olunca: "Hayır! İbrahim'in Rabbine yemin olsun!" diyorsun" dedi. Ben: "Doğru, ey Allah'ın Resulü, ben sadece senin adını terkederim?" dedim. |Buhari, Nikah 108, Edeb 63; Müslim, Fedailü's-Sahabe, 90, (2439)|3311
SOHBET BÖLÜMÜ|Sohbet Adabı|buharimüslimebu davudtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sakın zanna yer vermeyin. Zira zan, sözlerin en yalanıdır. Tecessüs etmeyin, haber koklamayın, rekabet etmeyin, hasedleşmeyin, birbirinize buğzetmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin, ey Allah'ın kulları, Allah'ın emrettiği şekilde kardeş olun. Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona (ihanet etmez), zulmetmez, onu mahrum bırakmaz, onu tahkir etmez. Kişiye şer olarak, müslüman kardeşini tahkir etmesi yeterlidir. Her müslümanın malı, kanı ve ırzı diğer müslümana haramdır. Allah sizin suretlerinize ve kalıblarınıza bakmaz, fakat kalplerinize ve amellerinize bakar. Takva şuradadır -eliyle göğsünü işaret etti- : Sakın ha! Birinizin satışı üzerine satış yapmayın. Ey Allah'ın kulları kardeş olun. Bir müslümanın kardeşine üç günden fazla küsmesi helal olmaz." |Buhari, Nikah 45, Edeb 57, 58, Feraiz 2; Müslim, Birr 28-34, (2563-2564); Ebu Davud, Edeb 40, 56, (4882, 4917); Tirmizi, Birr 18, (1928)|3312
SOHBET BÖLÜMÜ|Sohbet Adabı|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Müslümanın, müslüman üstündeki hakkı beştir: "Selamım almak, hasta ziyaretine gitmek, cenazesine katılmak, davetine icabet etmek, hapşırınca yerhamukallah demek." (Müslim'in bir rivayetinde şu ziyade vardır: "Eğer seni davet ederse icabet et, senden nasihat taleb ederse ona nasihat et") |Buhari, Cenaiz 2; Müslim, Selam 4, (2162); Ebu Davud, Edeb 98, (5030); Tirmizi, Edeb 1, (2738); Nesai, Cenaiz 52, (4,52)|3313
SOHBET BÖLÜMÜ|Sohbet Adabı|buhariebu davud|Ebu Musa|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Aç'ı doyurun, hastayı ziysiret edin, esirleri hürriyetine kavuşturun." |Buhari, Marda 4, Cihad 171, Nikah 71, Ahkam 23; Ebu Davud, Cenaiz 11, (3105)|3314
SOHBET BÖLÜMÜ|Sohbet Adabı|tirmizi|Ebu Zerr|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ey Ebu Zerr! Marufdan (iyilik) hiç bir şeyi hakir görme, hatta bir kardeşini güler bir yüzle karşılaman bile (basit bir şey değildir). Et satın aldığın veya bir tencere kaynattığın zaman suyunu artır, ondan komşuna bir avuç (kadar da olsa) ver." |Tirmizi, Et'ime 30, (1834)|3315
SOHBET BÖLÜMÜ|Meclis (Oturma) Adabı|buharimüslimebu davud|Ebu Said el-Hudri|Resulullah (sav) (bir gün): "Sakın yollarda oturmayın!" buyurmuştu. "Ya Resulullah" dediler, "oturmadan edemeyiz, oralarda (oturup) konuşuyoruz." "Mutlaka oturacaksınız, bari yola hakkını verin!" buyurdu. Bunun üzerine: "Ey Allah'ın Resulü, onun hakkı nedir?" diye sordular. "Gözlerinizi kısmak, (gelip geçeni) rahatsız etmemek, selama mukabele etmek, emr bi'l-ma'ruf nehy-i ani'l-münker yapmaktır!" dedi. (Hz. Ömer'den yapılan bir başka rivayette şu ziyade var: "Yardım isteyen mazluma yardım edersiniz, yolunu kaybedene rehber olursunuz.") |Buhari, İsti'zan 2, Mezalim 22; Müslim, Libas 114, (2121); Ebu Davud, Edeb 13, (4815)|3316
SOHBET BÖLÜMÜ|Meclis (Oturma) Adabı|buharimüslimmuvattaebu davud|İbnu Ömer|Resulullah {sa) buyurdular ki: "Üç kişi beraberken, ikisi aralarında hususi konuşmasınlar, bu öbürünü üzer." |Buhari, İsti'zan 45; Müslim, Selam 36, (2183); Muvatta, Kelam 13, (2, 988, 989); Ebu Davud, Edeb 29, (4852)|3317
SOHBET BÖLÜMÜ|Meclis (Oturma) Adabı|tirmizi|Enes|Resulullah (sav)'dan daha sevgili kimse yoktu. Buna rağmen Aleyhissalatu vesselam'ı gördükleri zaman ayağa kalkmazlardı, çünkü O'nun bundan hoşlanmadığını biliyorlardı. |Tirmizi, Edeb 13, (2755)|3318
SOHBET BÖLÜMÜ|Meclis (Oturma) Adabı|ebu davud|Ebu Ümame|Bir gün Resulullah (sav) yanımıza geldi, elinde bir asa (değnek) vardı. Biz ayağa kalktık. "Yabancıların birbirlerini büyüklemek için ayağa kalkmaları gibi ayağa kalkmayın!" buyurdu. |Ebu Davud, Edeb 165, (5230)|3319
SOHBET BÖLÜMÜ|Meclis (Oturma) Adabı|ebu davudtirmizi|Ebu Miclez|Hz. Muaviye (ra), İbnu'z-Zübeyr ve İbnu Amir (ra)'in yanlarına geldi. İbnu Amir ayağa kalktı, İbnu'z-Zübeyr oturdu (kalkmadı). Hz. Muaviye (ra), İbnu Amir'e: "Otur, zira Resulullah (sav)'ın : "İnsanların kendisi için ayağa kalkmalarından hoşlanan kimse ateşteki yerini hazırlasın" buyurduğunu işittim" dedi. |Ebu Davud, Edeb 165, (5229); Tirmizi, Edeb 13, (2756)|3320
SOHBET BÖLÜMÜ|Meclis (Oturma) Adabı|buharimüslimtirmiziebu davud|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizden kimse, bir başkasını yerinden kaldırıp sonra da oraya oturmasın. Ancak (halkayı) genişletin, yer açın, Allah da size genişlik versin." Birisi yerinden kalkacak olsa, Abdullah İbnu Ömer (ra), oraya oturmazdı. |Buhari, İsti'zan 31, Cuma 20; Müslim, Selam 27, (2177); Tirmizi, Edeb 9, (2750,2751); Ebu Davud, Edeb 18, (4828)|3321
SOHBET BÖLÜMÜ|Meclis (Oturma) Adabı|tirmizi|Vehb İbnu Huzeyfe|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir kimse ihtiyacı için çıkar, sonra geri dönerse, önceki yerine oturmaya (herkesten ziyade) hak sahibidir." |Tirmizi, Edeb 10, (2752)|3322
SOHBET BÖLÜMÜ|Meclis (Oturma) Adabı|ebu davudtirmizi|Cabir İbnu Semüre|Resulullah (sav) 'a geldiğimiz zaman, (halkanın) sonuna otururduk. |Ebu Davud, Edeb 16, (4825); Tirmizi, İsti'zan 29, (2723)|3323
SOHBET BÖLÜMÜ|Meclis (Oturma) Adabı|ebu davudtirmizi|Amr İbnu Şuayb (an ebihi an ceddihi)|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir kimsenin, izin almadan iki kişinin arasına oturması helal olmaz." [Tirmizi'nin rivayetinde: "İzinleri olmadan iki kişinin arasını açması kişiye helal olmaz" şeklinde gelmiştir.] |Ebu Davud, Edeb 24, (4844, 4845); Tirmizi, Edeb 11, (2753)|3324
SOHBET BÖLÜMÜ|Meclis (Oturma) Adabı|ebu davud|Ebu Saidi'l-Hudri|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Meclislerin en hayırlısı geniş olanıdır." |Ebu Davud, Edeb 14, (4820)|3325
SOHBET BÖLÜMÜ|Meclis (Oturma) Adabı|ebu davudtirmizi|Ebu Miclez|Bir adam halkanın ortasına oturmuştu. Huzeyfetu'bnul-Yeman (ra) dedi ki: "Halkanın ortasında oturan, Muhammed (sav) diliyle lahetlenmiştir." |Ebu Davud, Edeb 17, (4826); Tirmizi, Edeb 12, (2754)|3326
SOHBET BÖLÜMÜ|Meclis (Oturma) Adabı|müslimebu davud|Cabir İbnu Semüre|Resulullah (sav) mescide girince cemaatı bir kısım halkalar halinde gördü ve: "Sizleri niye böyle dağınık gruplar halinde görüyorum?" buyurdu. |Müslim, Salat 119, (430); Ebu Davud, Edeb 16, (4823)|3327
SOHBET BÖLÜMÜ|Meclis (Oturma) Adabı|ebu davud|Amr İbnu'ş-Şerid|Amr İbnu'ş-Şerid, babasından (ra) anlatıyor: "Ben oturduğum sırada, Resulullah (sav) bana uğradı. O sırada sol elimi sırtımın gerisine koymuş, (sağ) elimin kabası üzerine dayanmıştım. Bana: "Gadaba uğramışların oturuşuyla mı oturuyorsun" dediler. |Ebu Davud, Edeb 26, (4848)|3328
SOHBET BÖLÜMÜ|Meclis (Oturma) Adabı|ebu davud|Ebu'd-Derda|Resulullah (sav) oturdu mu, etrafına biz de otururduk. Kalkar, (fakat geri) dönmeyi arzu ederse ayakkabılarını veya üzerinde olan (rida, sarık gibi) bir şeyi çıkarır (yerine koyar)dı. Böylece ashabı (geri geleceğini) bilir ve yerlerinde otururlardı. |Ebu Davud, Edeb 30, (4854)|3329
SOHBET BÖLÜMÜ|Meclis (Oturma) Adabı|ebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Biriniz güneşte olunca -bir rivayette gölgede olunca- gölge ondan kalkar da, yarısı gölgede kalacak olursa oradan kalksın." |Ebu Davud, Edeb 15, (4821)|3330
SOHBET BÖLÜMÜ|Meclis (Oturma) Adabı|ebu davud|Kays|Kays, babasından naklediyor: "(Bir seferinde mescide) gelmişti, ki, Resulullah (sav) hutbe irad ediyordu. (Konuşmayı dinlemek üzere) güneşe dikildi. Ancak Resulullah (sav) , kendine gölgede durmasını emretti ve gölgeye geçti. |Ebu Davud, Edeb 15, (4822)|3331
SOHBET BÖLÜMÜ|Arkadaşın Vasfı|buharimüslim|Ebu Musa|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İyi arkadaşla kötü arkadaşın misali, misk taşıyanla körük çeken insanlar gibidir. Misk sahibi ya sana kokusundan verir veya sen ondan satın alırsın. Körük çekene gelince ya elbiseni yakar yahut da sen onun pis kokusunu alırsın." |Buhari, Büyu 38, Zebaih 31; Müslim, Birr 146, (2628)|3332
SOHBET BÖLÜMÜ|Arkadaşın Vasfı|ebu davudbuharimüslim|Cabir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Şu üçü hariç bütün meclisler emniyettedir; "Haram kan dökülen meclis, haram ferc bulunan meclis, haksız mal taksimi yapılan meclis." |Ebu Davud, Edeb 37, (4869); Buhari, Büyu 38, Zebaih 31; Müslim, Birr 146, (2628)|3333
SOHBET BÖLÜMÜ|Arkadaşın Vasfı|buharimüslim|Enes|Resulullah (sav) beni, bir ihtiyacı için göndermişti. Bu yüzden anneme dönmekte geciktim. Eve gelince annem: "Niçin geciktin?" diye hesaba çekti. "Resulullah", dedim, "beni bir iş için göndermişti." "Ne işiydi o?" diye annem sordu. "O sırdır söyleyemem!" deyince, annem: "Resulullah (sav)'ın sırrını sakın kimseye açmayasın!" dedi. (Metin Müslim'e aittir.) |Buhari, İsti'zan 46; Müslim, Fedailu's-Sahabe 145, (2482)|3334
SOHBET BÖLÜMÜ|Karşılıklı Muhabbet|müslimebu davudtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Nefsim yed'i kudretinde olan zata yemin ederim ki, iman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız! Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz şeyi haber vereyim mi? Aranızda selamı yaygınlaştırın!" |Müslim, İman 93, (54); Ebu Davud, Edeb 142, (5193); Tirmizi, İsti'zan 1, (2589)|3335
SOHBET BÖLÜMÜ|Karşılıklı Muhabbet|buharimüslim|Nu'man İbnu Beşir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamette, birbirlerine şefkatte mü'minlerin misali, bir bedenin misalidir. Ondan bir uzuv rahatsız olsa, diğer uzuvlar uykusuzluk ve hararette ona iştirak ederler." |Buhari, Edeb 27; Müslim, Birr 66, (2586)|3336
SOHBET BÖLÜMÜ|Karşılıklı Muhabbet|ebu davudtirmizi|Mikdam İbnu Madikerib|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Biriniz kardeşini (Allah için) seviyorsa ona sevdiğini söylesin." |Ebu Davud, Edeb 122, (5124); Tirmizi, Zühd 54, (2393)|3337
SOHBET BÖLÜMÜ|Karşılıklı Muhabbet|ebu davud|Enes|Resulullah (sav)'ın yanında bir adam vardı. Derken oradan birisi geçti (Aleyhissalatu vesselam'ın yanındaki): "Ey Allah'ın Resulü!" dedi, "ben şu geçeni seviyorum." "Pekiyi kendisine haber verdin mi?" diye Aleyhissalatu vesselam sordu. "Hayır!" deyince, "Ona haber ver!" dedi. Adam kalkıp, gidene yetişti ve: "Seni Allah için seviyorum!" dedi. Adam da: "Kendisi adına beni sevdiğin Zat da seni sevsin!" diye mukabelede bulundu. |Ebu Davud, Edeb 122, (5125)|3338
SOHBET BÖLÜMÜ|Karşılıklı Muhabbet|tirmizi|Yezid İbnu Nu'ame ed'Dabi|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir kimse, bir başkasıyla kardeşleştiği zaman, ilk iş ismini, babasının ismini ve kimlerden olduğunu sorsun. Çünkü böyle yapmak, sevginin artmasına daha uygundur." |Tirmizi, Zühd 54, (2394)|3339
SOHBET BÖLÜMÜ|Karşılıklı Muhabbet|tirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav)'ın şöyle söylediğini işittim: "Dostunu severken ölçülü sev, günün birinde düşmanın olabilir. Düşmanına da buğzunu ölçülü yap, günün birinde dostun olabilir." |Tirmizi, Birr 60, (1998)|3340
SOHBET BÖLÜMÜ|Karşılıklı Muhabbet|müslimmuvatta|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Aziz ve Celil olan Allah Teala hazretleri Kıyamet günü şöyle diyecek: "Benim celalim adına sevişenler nerede? Gölgemden başka hiçbir gölgenin bulunmadığı şu günde onları gölgemde gölgelendireyim." |Müslim, Birr 37, (2566); Muvatta, Şi'r 13, (2952)|3341
SOHBET BÖLÜMÜ|Karşılıklı Muhabbet|tirmizi|Mu'az İbnu Cebel|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah Teala hazretleri buyuruyor ki: "Benim celalim adına birbirlerini sevenler var ya! Onlar için nurdan öyle minberler vardır ki, peygamberler ve şehidler bile onlara gibta ederler." |Tirmizi, Zühd 53, (2391)|3342
SOHBET BÖLÜMÜ|Karşılıklı Muhabbet|muvatta|Ebu İdris el-Havlani|Ebu İdris el-Havlani, Mu'az İbnu Cebel (ra)'den naklediyor: "Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah Tebareke ve Teala Hazretleri şöyle hükmetti: "Benim rızam için birbirlerini sevenlere, benim için bir araya gelenlere, benim için birbirlerini ziyaret edenlere ve benim için birbirlerine harcayanlara sevgim vacip olmuştur." |Muvatta, Şi'r 16, (2, 963, 954)|3343
SOHBET BÖLÜMÜ|Karşılıklı Muhabbet|ebu davud|Ebu Zerr|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Amellerin en faziletlisi Allah için sevmek, Allah için buğzetmektir." |Ebu Davud, Sünnet 3, (4599)|3344
SOHBET BÖLÜMÜ|Karşılıklı Muhabbet|ebu davud|Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah'ın kulları arasında bir grup var ki, onlar ne peygamberlerdir ne de şehidlerdir. Üstelik Kıyamet günü Allah indindeki makamlarının yüceliği sebebiyle peygamberler de, şehidler de onlara gıpta ederler." Orada bulunanlar sordu: "Ey Allah'ın Resulü! Onlar kim, bize haber ver!" "Onlar aralarında ne kan bağı ne de birbirlerine bağışladıkları bir mal olmadığı halde, Allah'ın ruhu (Kur'an) adına birbirlerini sevenlerdir, Allah'a yemin ederim, onların yüzleri mutlaka nurdur. Onlar bir nur üzeredirler. Halk korkarken, onlar korkmazlar, insanlar üzülürken, onlar üzülmezler. Ve şu ayeti okudu: "Haberiniz olsun Allah'ın dostları var ya! Onlara ne korku var ne de onlar üzülecekler" (Yunus 62). |Ebu Davud, Büyu 78, (3527)|3345
SOHBET BÖLÜMÜ|Karşılıklı Muhabbet|buharimüslimmuvattatirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah bir kulu sevdi mi Hz. Cebrail aleyhisselam'a: "Allah falanı seviyor, onu sen de sev!" diye seslenir. Onu Cebrail de sever. Sonra o, sema ehline: "Allah falanı seviyor, onu siz de sevin!" diye nida eder, derken, bütün sema ehli de onu sevmeye başlar. Sonra onun için arz (halkı arasına hüsn-ü kabul) konur. (Hadisin Müslim'deki rivayetlerinde şu ziyade var: "Allah Celle Celaluhu, bir kula da buğzetti mi Cebrail Aleyhisselam'a: "Ben falancaya buğzettim sen de buğzet!" diye seslenir, Ona Cebrail de buğzetmeye başlar. Sonra Cibril sema ehline nida eder: "Allah Celle Celaluhu falan kimseye buğzetti, siz de buğzedin." Sonra yeryüzüne onun için buğz vazedilir.") |Buhari, Tevhid 33, Edeb 41; Müslim, Birr 157; Muvatta, Şi'r 15; Tirmizi, Tefsir, Meryem (3160)|3346
SOHBET BÖLÜMÜ|Karşılıklı Muhabbet|buharimüslimebu davud|Ebu Zerr|"Ey Allah'ın Resulü!" dedim. "Kişi, bir kavmi sever, fakat onların amelini işleyemezse, (sonu ne olacak)?" "Ey Ebu Zerr," buyurdu, "sen sevdiğinle berabersin!" |Buhari, Edeb 96; Müslim, Birr 165, (2640); Ebu Davud, Edeb 122, (5126)|3347
SOHBET BÖLÜMÜ|Karşılıklı Muhabbet|tirmizi|Ebu Zerr|Tirmizi'nin bir rivayetinde: "Kişi sevdiğiyle beraberdir" denmiştir. |Tirmizi, Zühd 50, (2388)|3348
SOHBET BÖLÜMÜ|Karşılıklı Muhabbet|buharimüslimebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ruhlar toplanmış cemaatler (gibidir). Onlardan birbiriyle (önceden) tanışanlar kaynaşır, tanışmayanlar ayrılırlar." |Buhari, Enbiya 2; Müslim, Birr 159, (2638); Ebu Davud, Edeb 19, (4834)|3349
SOHBET BÖLÜMÜ|Dayanışma Ve Yardımlaşma|ebu davudtirmizibuharimüslim|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu tehlikede yalnız bırakmaz. Kim, kardeşinin ihtiyacını görürse Allah da onun ihtiyacını görür. Kim bir müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, Allah da o sebeple onu Kıyamet gününün sıkıntısından kurtarır. Kim bir müslümanı örterse, Allah da onu kıyamet günü örter." (Rezin bir rivayette şunu ilave etti: "Kim, hakkı sübut buluncaya kadar mazlumla birlikte otursa, ayakların kaydığı günde Allah onun ayağını Sıratta sabit kılar.") |Ebu Davud, Edeb 46, (4893); Tirmizi, Hudud 3, (1426); Buhari, Mezalim 3, İkrah 7; Müslim, Birr 58, (2580)|3350
SOHBET BÖLÜMÜ|Dayanışma Ve Yardımlaşma|müslimebu davudtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim bir mü'minin dünyevi kederlerinden birini giderirse, Allah da onun Kıyamet günü kederlerinden birini giderir. Kim bir fakire kolaylık gösterirse, Allah da ona dünyada ve ahirette kolaylık gösterir. Kim bir müslümanı örterse, Allah da onu dünya ve ahirette örter. Kişi kardeşinin yardımında olduğu müddetçe, Allah da onun yardımındadır. Kim ilim aramak düşüncesiyle bir yola düşerse, Allah onun cennete olan yolunu kolaylaştırır. Bir grup, Allah'ın kitabını okumak ve aralarında tedris etmek üzere Allah'ın evlerinden birinde toplanırsa, üzerlerine mutlaka sekme iner ve onları rahmet kaplar, melekler onları sarar. Allah da onları yanında bulunan mukarreb meleklere anar. Bir kimseyi ameli yavaşlatırsa, nesebi hızlandıramaz." |Müslim, Zikr 38, (2699); Ebu Davud, Edeb 68, (4946); Tirmizi, Hudud 3, (1425), Birr 19, (1931), Kıraat 3, (2946)|3351
SOHBET BÖLÜMÜ|Dayanışma Ve Yardımlaşma|tirmizimüslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Din nasihatten (hayırhahlıktan) ibarettir!" Yanındakiler sordu: "Kimin için ey Allah'ın Resulü?" "Allah için, kitabı için, Resulü için, müslümanların imamları ve hepsi için! Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona yardımını kesmez, ona yalan söylemez, ona zulmetmez. Herbiriniz, kardeşinin ayinesidir, onda bir rahatsızlık görürse bunu ondan izale etsin." |Tirmizi, Birr 17,18, (1927,1928,1930); Müslim, İman 95, (55)|3352
SOHBET BÖLÜMÜ|Dayanışma Ve Yardımlaşma|buharimüslimebu davud|Asım el-Ahvel|Hz. Enes (ra)'e "Sana Resulullah (sav)'ın: "İslam'da dayanışma akdi (hılf) yoktur!" dediği ulaştı mı?" diye sordum. Şu cevabı verdi. "Kureyş'le Ensar arasında, benim evimde dayanışma antlaşması yaptı." (Ebu Davud'un rivayetinde: "Resulullah, bizim evde Ensarla Muhacir arasında iki veya üç kere dayanıma akdi yaptı" şeklindedir.) |Buhari, Edeb 67, Kefalet 2, İ'tisam 16; Müslim, Fedailu's-Sahabe 204, (2529); Ebu Davud, Feraiz 17, (2926)|3353
SOHBET BÖLÜMÜ|Dayanışma Ve Yardımlaşma|buharitirmizi|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kardeşine zalim de olsa mazlum da olsa yardım et" "Mazlumsa yardım ederim, zalim nasıl yardım ederim?" diye sorulmuştu. "Onu zulümden alıkoyarsın, bu da ona yardımdır" buyurdu. |Buhari, Mezalim 4, İkrah 7; Tirmizi, Fiten 68, (2256)|3354
SOHBET BÖLÜMÜ|Dayanışma Ve Yardımlaşma|tirmizi|Ebu'd-Derda|Resulullah(sav): "Kim kardeşinın ırzını mudafaa ederse, kıyamet günü Allah, onun yüzünden ateşi çevirir." |Tirmizi, Birr 20, (1932)|3355
SOHBET BÖLÜMÜ|Dayanışma Ve Yardımlaşma|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Ebu Musa|Resulullah (sav) , bir ihtiyaç taleb eden kimse gelince arkadaşlarına yönelir ve: "Şefaat edin, ecir kazanın! Allah da Resulünün diliyle dilediğine hükmetsin!" derdi. |Buhari, Edeb 37, Salat 88, Mezalim 5; Müslim, Birr 145, (2627); Ebu Davud, Edeb 126, (5131); Tirmizi, İlim 14, (2674); Nesai, Zekat 65, (5, 78)|3356
SOHBET BÖLÜMÜ|Dayanışma Ve Yardımlaşma|ebu davud|Ebu Musa|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Şu hususlar da Allah'ı büyüklelemenin birer şubesidir: Bir müslüman yaşlıya ikramda bulunmak. İçindekiyle amel hususunda ölçüyü aşmayan ve ondan uzaklaşmayan Kur'an hamiline (hafızına) ikramda bulunmak. Adil olan iktidar sahibine ikram." |Ebu Davud, Edeb 23, (4843)|3357
SOHBET BÖLÜMÜ|Dayanışma Ve Yardımlaşma|tirmizi|Enes|Resulullah (sav) buyurdular: "Bir genç, ihtiyar bir kimseye yaşı sebebiyle ikramda bulunursa, Allah yaşlılığında ona ikram edecek kimseleri mutlaka takdir eder." |Tirmizi, Birr 75, (2023)|3358
SOHBET BÖLÜMÜ|Dayanışma Ve Yardımlaşma|tirmizi||Resulullah (sav) buyurdular ki: "Küçüklerimize merhamet, büyüklerimize sayı göstermeyen bizden değildir." Bir rivayette şu ziyade gelmiştir: "...Ma'rufu emretmeyen, münkerden nehyetmeyen (de bizden değildir)." |Tirmizi, Birr 15, (1920)|3359
SOHBET BÖLÜMÜ|Dayanışma Ve Yardımlaşma|ebu davud|Aişe|Anlattığına göre, kendisine bir dilenci uğramıştır, o da bir parça ekmek vermiştir. (Bir müddet sonra) üstü başı düzgün, kıyafeti yerinde bir dilenci daha uğramıştır. Hz. Aişe onu oturtup yemek yedirmiştir. Kendisine bunun sebebi sorulunca şu açıklamayı yapmıştır: "Resulullah (sav): "İnsanlara mevkilerine göre ikramda bulunun" buyurmuştur." |Ebu Davud, Edeb 23, (4842)|3360
SOHBET BÖLÜMÜ|İsti'zan (İzin Talebi)|ebu davud|Rıbi İbnu Hiraş|Rıbi İbnu Hiraş, Beni Amir'e mensub bir adamdan naklediyor: "Resulullah (sav) bir evde bulunduğu sırada, yanına girmek için: "Girebilir miyim?" diye izin istedi. Aleyhissalatu vesselam hizmetçisine: "Çık, şu gelene isti'zan adabını öğret, bu maksadla ona: "Esselamünaleyküm, girebilir miyim?" demesini söyle!" buyurdu. Adam bunu işitmişti, (hizmetçiyi beklemeden): "Esselamünaleyküm, girebilir miyim?" dedi. Resulullah (sav) da adama izin verdi, o da girdi. |Ebu Davud, Edeb, 137, (5177, 5178), 5179)|3361
SOHBET BÖLÜMÜ|İsti'zan (İzin Talebi)|ebu davud|Kays İbnu Sa'd İbni Ubade|Resulullah (sav) bizi, evimizde ziyaret etti. Ve: "Esselamü aleyküm ve rahmetullah!" dedi. Babam, çok hafif bir sesle mukabelede bulundu. Babama: "Resulullah'a izin vermiyor musun?" dedim. O: "Bırak, bize çokça selam okusun!" dedi. Resulullah (sav) tekrar: "Esselamü aleyküm ve rahmetullah" dedi. Sa'd yine hafif bir sesle mukabele etti. Sonra Resulullah (sav) tekrar: "Esselamü aleyküm ve rahmetullah" dediler ve döndüler. Sa'd peşine düştü ve: "Ey Allah'ın Resulü, ben senin selamını işitiyordum. Ancak, bize daha fazla selam vermen için alçak sesle mukabele ediyorum" dedi. Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam onunla birlikte geri döndü. Ondan su isteyip gusletti. Sonra Sa'd, zaferan veya versle boyanmış bir havlu verdi, Aleyhissalatu vesselam onu sarındı. Sonra ellerini kaldırıp: "Allah'ım, Sa'd İbnu Ubade ailesine mağfiret ve rahmet buyur!"diye dua etti. Sonra yemek yedi. Geri dönmek isteyince Sa'd, bir merkeb yaklaştırdı. Üzerine kadife bir örtü yaymıştı. Resulullah (sav) merkebe bindi. Sa'd, bana: "Ey Kays, Resulullah'a refakat et!" dedi. Ben de refakat ettim. Yolda Aleyhissalatu vesselam bana: "Benimle sen de bin!" dedi, ben imtina edince: "Ya binersin, ya dönersin!" buyurdular. Ben de geri döndüm. |Ebu Davud, Edeb 138, (5185)|3362
SOHBET BÖLÜMÜ|İsti'zan (İzin Talebi)|ebu davudbuhariibnu mace|Avf İbnu Malik|Tebük Gazvesi sırasında Resulullah (sav) 'a uğradım. Deriden yapılmış bir çadırda idi. Selam verdim. Selamıma mukabele etti ve: "Gir!" buyurdu. Ben: "Tam olarak mı, ey Allah'ın Resulü?" dedim. "Tam olarak gir!" dedi. Ben de girdim." (Ravi) der ki: "Tam olarak mı gireyim?" diye sorması, çadırın küçüklüğünden dolayı idi. |Ebu Davud, Edeb 92, (5000, 5001); Buhari, Cizye 15; İbnu Mace, Fiten 25, (4042)|3363
SOHBET BÖLÜMÜ|İsti'zan (İzin Talebi)|ebu davud|Abdullah Büsr|Resulullah (sav) bir kavmin kapısına gelince, yüzüyle kapıya dönmezdi. Sağ veya sol omuzunu çevirirdi. Sonra da: "Esselamü aleyküm, esselamü aleyküm" derdi. Böyle yapışı o sıralarda kapılarda örtü olmayışındandı. |Ebu Davud, Edeb 138, (5186)|3364
SOHBET BÖLÜMÜ|İsti'zan (İzin Talebi)|tirmizi|İbnu Abbas|Hz. Ömer (ra) bana anlatmıştı: "Ben Resulullah (sav)'dan üç sefer izin istedim ve bana izin verdi." |Tirmizi, İsti'zan 3, (2692)|3365
SOHBET BÖLÜMÜ|İsti'zan (İzin Talebi)|ebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Göz içeri girdi mi artık izin yok." Bir rivayette de şu ziyade gelmiştir: "İzin istemek görme sebebiyledir." |Ebu Davud, Edeb, 136, (5173)|3366
SOHBET BÖLÜMÜ|İsti'zan (İzin Talebi)|ebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Biriniz yemeğe çağırıldığı vakit, elçi ile birlikte gelince bu onun için izin sayılır, (ayrıca izin istemeye gerek yoktur)." |Ebu Davud, Edeb 140, (5189-5190)|3367
SOHBET BÖLÜMÜ|İsti'zan (İzin Talebi)|muvatta|Ata İbnu Yesar|Bir adam Resulullah (sav)'a sordu: "Annemin yanına girerken izin isteyeyim mi?" "Evet iste." "Ama ben evde onunla beraber kalıyorum." "Annenin yanına girerken izin iste!" "Ama ben ona hizmet ediyorum." "Anneden izin iste! Anneni çıplak görmen hoşuna gider mi?" "Hayır!" "Öyleyse ondan izin iste!" |Muvatta, İsti'zan 1, (2,963)|3368
SOHBET BÖLÜMÜ|İsti'zan (İzin Talebi)|müslim|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) bana buyurdular ki: "Senin, yanıma girmen için iznin, perdenin kaldırılması ve benim fısıltımı işitmendir. Seni ben men edinceye kadar iznim böyle devam edecek." |Müslim, Selam 16, (2169)|3369
SOHBET BÖLÜMÜ|İsti'zan (İzin Talebi)|buharimüslimebu davudtirmizi|Cabir|Resulullah (sav)'a gelmiştim. Kapıyı çaldım: "Kim o?" buyurdular. "Benim!" dedim. (Beni almak üzere) çıktı ama: "Ben! Ben!" diye söyleniyordu. (Belliydi ki kendimi tanıtma tarzını) beğenmemişti." |Buhari, İsti'zan 17; Müslim, Adab 38, (2155); Ebu Davud, Edeb 139, (5187); Tirmizi, İsti'zan 18, (2713)|3370
SOHBET BÖLÜMÜ|İsti'zan (İzin Talebi)|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Enes|Bir adam Resulullah (sav)'ın hücrelerinden birinden içeriye bakmıştı. Resulullah (sav) elinde bir okla adama kalktı. Onu batırmak için, ihtiyatla adamın üzerine gitmesini seyreder gibiyim. |Buhari, Diyat 23, 15, İsti'zan 11; Müslim, Adab 42, (2157); Ebu Davud, Edeb 136, (5171); Tirmizi, İsti'zan 17, (2709); Nesai, Kasame 44, (7, 60)|3371
SOHBET BÖLÜMÜ|İsti'zan (İzin Talebi)|nesai||Nesai'nin bir diğer rivayetinde şöyle gelmiştir: Bir bedevi Resulullah (sav)'ın kapısına geldi. Gözlerini kapının kırıklarına yapıştırdı. Resulullah (sav) adamı farketti. Gözünü patlatmak üzere elinde bir çubukla üzerine yürüdü. Adam hemen sırra kadem bastı. Resulullah (sav) "Eğer yerinde kalsaydın gözünü oyduydum!" buyurdular. |Nesai, Kasame 44, (8,60)|3372
SOHBET BÖLÜMÜ|Selamlaşmak|tirmiziebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Biriniz bir meclise gelince selam versin. Kalkmak isteyince de selam versin. Birinci selam sonuncudan evla değildir (İkisi de aynı ölçüde ehemmiyetlidir). |Tirmizi, İsti'zan 16, (2707); Ebu Davud, Edeb 150, (5208)|3373
SOHBET BÖLÜMÜ|Selamlaşmak|tirmiziebu davud|Kelede İbnu Hanbel|Safvan İbnu Ümeyye (ra) benimle, Resulullah (sav)'a süt, ağız ve bir miktar salatalık gönderdi. Aleyhissalatu vesselam o sırada Mekke'nin yukarısında idi. İzin istemeden selam vermeden huzuruna girdim. Bana: "Dön, esselamu aleyküm, gireyim mi? de!" buyurdu. Ben de öyle yaptım. |Tirmizi, İsti'zan 18, (2711); Ebu Davud, Edeb 137, (5176)|3374
SOHBET BÖLÜMÜ|Selamlaşmak|tirmizi|Enes|Resulullah (sav) bana buyurdular ki: "Ey oğulcuğum, ailene girdiğin zaman selam ver ki, selamın hem senin üzerine hem de aile halkına bereket olsun!" |Tirmizi, İsti'zan 10, (2699)|3375
SOHBET BÖLÜMÜ|Selamlaşmak|ebu davud|Abdullah İbnu Amr İbni'l-As|Resulullah'a: "İslam'ın hangi ameli daha hayırlı?" diye sorulmuştu. "Yemek yedirmen, tanıdığın ve tanımadığın herkese selam vermen" diye cevap verdi. |Ebu Davud, Edeb 142, (5194)|3376
SOHBET BÖLÜMÜ|Selamlaşmak|buharimüslimebu davudtirmizi|Enes|Ravinin anlattığına göre, kendisi bir grup çocuğa uğrar ve onlara selam verir. Yanındakilere de şu açıklamayı yapar: "Resulullah (sav) böyle yapardı!" |Buhari, İsti'zan 14; Müslim, Selam 14, (2168); Ebu Davud, Edeb 147, (5202); Tirmizi, İsti'zan 8, (2697)|3377
SOHBET BÖLÜMÜ|Selamlaşmak|ebu davudtirmizibuhari|Esma Bintu Yezid|Resulullah (sav) biz bir grup kadına uğramıştı, selam verdi. (Tirmizi'nin bir rivayetinde: "Eliyle selamladı" denmiştir) |Ebu Davud, Edeb 148, (5204); Tirmizi, İsti'zan 9, (2698); Buhari, İsti'zan 15|3378
SOHBET BÖLÜMÜ|Selamlaşmak|ebu davud|Ubeydullah İbnu Ebi Rafi|Ubeydullah İbnu Ebi Rafi, Hz. Ali (ra)'den nakletmiştir: Ebu Davud der ki: "Hasan İbnu Ali ise bunu merfu olarak yani Hz. Peygamber (sav)'dan rivayet etmiştir. Bir cemaat giderken, yeri gelince içlerinden bir kişinin selam vermesi hepsi için yeterlidir. Oturanlar adına da bir kişinin mukabelesi yeterlidir." |Ebu Davud, Edeb 152, (5210)|3379
SOHBET BÖLÜMÜ|Selamlaşmak|ebu davudtirmizi|Ebu Ümame|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah'a en makbul insan, karşılaşmada selama önce davranandır." |Ebu Davud, Edeb 144, (5197); Tirmizi, İsti'zan 6, (2695)|3380
SOHBET BÖLÜMÜ|Selamlaşmak|buharimüslimebu davudtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Binekte olan yürüyene, yürüyen oturana, az çok'a selam verir." |Buhari, İsti'zan 4, 5, 6; Müslim, Selam 1, (2160); Ebu Davud, Edeb 145, (5198, 5199); Tirmizi, İsti'zan 4, (2704, 2705)|3381
SOHBET BÖLÜMÜ|Selamlaşmak|buharimüslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah Teala Hazretleri, Hz. Adem (as)'i kendi sureti üzere ve boynunu da altmış zira olarak yaratınca: "Git, şu oturan meleklere selam ver, onların seni nasıl selamlayacaklarına da dikkat et, dinle. Zira o selam, senin ve zürriyetinin selamı olacaktır" dedi. (Bunun üzerine Adem onlara gidip): "Esselamü aleyküm!" diye selam verdi. Melekler: "Esselamü aleyke verahmetullahi" dediler ve selama mukabele ederken verahmetullahi'yi ilave ettiler. Cennete her giren Hz. Adem suretinde (ve boyu da altmış arşın boyunda) olacak. Halk şu ana kadar (boyca) hep eksilmektedir." |Buhari, İsti'zan 1, Enbiya 1; Müslim, Cennet 28, (2841)|3382
SOHBET BÖLÜMÜ|Selamlaşmak|ebu davudtirmizi|İmran İbnu Husayn|Biz Resulullah (sav)'ın yanında iken bir adam gelerek selamı verdi ve: "Esselamu aleyküm!" dedi. Resulullah (sav) selamına mukabele etti. Adam da oturdu. Resulullah (sav) "On (sevap kazandı!)" dediler. Sonra birisi daha geldi. "Esselamu aleyküm ve rahmetullahi" dedi. Aleyhissalatu vesselam onun selamına da mukabele etti. Adam oturdu. Aleyhissalatu vesselam. "Yirmi!" dediler. Sonra biri daha geldi ve: "Esselamu aleyküm ve rahmetullahi ve berekatuhu" dedi. Resulullah, selamına mukabele etti, adam da oturdu. Hz. Peygamber bu sefer: "Otuz!" buyurdular. |Ebu Davud, Edeb 143, (5195); Tirmizi, İsti'zan 2, (2690)|3383
SOHBET BÖLÜMÜ|Selamlaşmak|ebu davud|Muaz İbnu Enes|Ebu Davud'da Muaz İbnu Enes'den aynı ma'nada bir rivayet vardır. Ayrıca şu ziyade yer alır: "Sonra bir diğeri geldi ve dedi ki: "Esselamu aleyküm ve rahmetullahi ve berekatuhu ve mağfiretuhu." Resulullah (sav) mukabelede bulundu ve: "Kırk (sevap)" deyip ilave etti: "Böylece (ziyade edilen her kelime için) sevap artar!" |Ebu Davud, Edeb 143, (5196)|3384
SOHBET BÖLÜMÜ|Selamlaşmak|ebu davudtirmizi|Ebu Temime el-Hüceymi|Ebu Temime el-Hüceymi, Ebu Cüreyy el-Hüceymi'den, o da babasından (ra) anlatıyor: "Resulullah (sav)'a gelip: "Aleyke's-selam ya Resulallah. (Sana selam olsun ey Allah'ın Resulü!)" dedim. Bana hemen müdahale etti: "Aleyke's-selam deme. Çünkü aleyke's-selam diye verilen selam, ölülerin tahiyyesidir. Selam verdiğin zaman, "Esselamu aleyke" de! Sana mukabele eden de, "Ve aleykesselam" der." |Ebu Davud, Libas 28, (4084), Edeb 161, (5209); Tirmizi, İsti'zan 28, (2722, 2723)|3385
SOHBET BÖLÜMÜ|Selamlaşmak|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizi|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Yahudiler size selam verince onlardan biri, "es-samu aleyküm" der, sen de ona, "Ve aleyke!" de." |Buhari, İsti'zan 229, İstitabe 4; Müslim, Selam 8, (2164); Muvatta, Selam 3, (2, 960); Ebu Davud, Edeb 149, (5206); Tirmizi, Siyer 41, (1603)|3386
SOHBET BÖLÜMÜ|Selamlaşmak|buharimüslimebu davudtirmizi|Enes|Resulullah (sav)'ın şu sözünü nakletmiştir: "Ehl-i Kitap size selam verince onlara "Ve aleyküm" diye cevap verin." |Buhari, İsti'zan 22; Müslim, Selam 6, (2163); Ebu Davud, Edeb 149, (5207); Tirmizi, Tefsir, Mücadele (3296)|3387
SOHBET BÖLÜMÜ|Selamlaşmak|müslimtirmiziebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Hıristiyan ve yahudilerle karşılaşınca önce siz selam vermeyip (onlar size versinler, siz mukabele edin). Bir yolda onlarla karşılaşınca, (kenardan geçmeleri için) yolu onlara daraltın." |Müslim, Selam 13, (2167); Tirmizi, İsti'zan 12, (2701); Ebu Davud, Edeb 149, (5205)|3388
SOHBET BÖLÜMÜ|Selamlaşmak|müslimebu davudtirmizinesai|İbnu Ömer|Resulullah (sav) bevl ederken bir adam ona uğradı ve selam verdi. Ancak Resulullah (sav), selamına mukabelede bulunmadı. [Ebu Davud'un bir rivayetinde şu ziyade var: "Sonra adama (selama mukabele etmeyişinin) özrünü beyan etti: "Ben, temiz değilken Allah'ı zikretmeyi uygun bulmadım."] |Müslim, Hayz 115, (370); Ebu Davud, Taharet 8, 124, (16, 330, 331); Tirmizi, Taharet 67, (90); Nesai, Taharet 33, (1, 36)|3389
SOHBET BÖLÜMÜ|Musafaha (Tokalaşma) Üzerine|buharitirmizi|Katade|Hz. Enes (ra)'a sordum: "Resulullah (sav)'in Ashabı arasında müsafaha var mıydı?" Bana: "Evet!" diye cevap verdi. |Buhari, İsti'zan 27; Tirmizi, İsti'zan 31, (2730)|3390
SOHBET BÖLÜMÜ|Musafaha (Tokalaşma) Üzerine|ebu davudtirmizi|Bera|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İki müslüman karşılaşıp musafahada bulununca, ayrılmalarından önce (küçük günahları) mutlaka affedilir." |Ebu Davud, Edeb 153, (5211, 5212); Tirmizi, İsti'zan 31, (2729)|3391
SOHBET BÖLÜMÜ|Musafaha (Tokalaşma) Üzerine|tirmizi|İbnu Mes'ud|Tirmizi'nin İbnu Mes'ud'dan kaydettiği bir diğer rivayette şöyle buyrulmuştur: "(Müsafaha etmek üzere mü'min kardeşin) elinden tutulması selamlaşma cümlesindendir." |Tirmizi, İstizan 31, (2731)|3392
SOHBET BÖLÜMÜ|Musafaha (Tokalaşma) Üzerine|muvatta|Ata el-Horasani|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Müsafaha edin ki, kalblerdeki kin gitsin, hediyeleşin ki birbirinize sevgi doğsun ve aradaki düşmanlık bitsin." |Muvatta, Hüsnü'l-Hulk 16, (2, 908)|3393
SOHBET BÖLÜMÜ|Hapşırma Ve Esneme Hakkında|buharimüslimebu davudtirmizi|Enes|Resulullah (sav)'ın yanında iki kişi hapşırdı. Efendimiz, bunlardan birine teşmitte bulundu (yani "yerhamukallah" dedi), diğerine teşmitte bulunmadı. Niye böyle davrandığı sorulunca: "Şu, Allah Teala'ya hamdetti, öbürü Allah Teala'ya hamdetmedi." cevabını verdi." |Buhari, Edeb 127; Müslim, Zühd 53, (2991); Ebu Davud, Edeb 102, (5039); Tirmizi, Edeb 4, (2743)|3394
SOHBET BÖLÜMÜ|Hapşırma Ve Esneme Hakkında||Ebu Musa|Müslim'in Ebu Musa'dan yaptığı bir diğer rivayette şöyle buyrulmuştur: "Biriniz hapşırır ve hamdederse, ona teşmitte bulunun. Allah'a hamdetmezse teşmitte bulunmayın." ||3395
SOHBET BÖLÜMÜ|Hapşırma Ve Esneme Hakkında|ebu davudtirmiziibnu mace|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kardeşine üç kere teşmitte bulun, üçten fazla (hapşırırsa) artık bu nezle olmuştur." |Ebu Davud, Edeb 100, (5036); Tirmizi, Edeb 5, (2745); İbnu Mace, Edeb 20, (3714)|3396
SOHBET BÖLÜMÜ|Hapşırma Ve Esneme Hakkında|buharimüslimebu davudtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah hapşırmayı sever, esnemeden hoşlanmaz. Öyleyse sizden biri hapşırır ve Allah'a hamdederse, bunu işiten her müslüman üzerine, yerhamukallah demesi hak (bir vazife)dir. Ancak esnemeye gelince, işte bu, şeytandandır. Biriniz namazda esneyecek olursa, imkan nisbetinde kendini tutsun ve "hah" diye ses çıkarmasın. Zira buy şeytandandır, şeytan kendisine gülüyor demektir." |Buhari, Edeb 125,128, Bedü'l-Halk 11; Müslim, Zühd 56, (2994); Ebu Davud, Edeb 97, (5028); Tirmizi, Salat 273, (370), Edeb 7, (2747, 2748)|3397
SOHBET BÖLÜMÜ|Hapşırma Ve Esneme Hakkında|ebu davudtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) hapşırdığı zaman, yüzünü elleriyle veya elbisesiyle örterdi ve sesini de kısardı. |Ebu Davud, Edeb 98, (5029); Tirmizi, Edeb 6, (2746)|3398
SOHBET BÖLÜMÜ|Hapşırma Ve Esneme Hakkında|ebu davudtirmizi|Ebu Musa|Yahudiler, Resulullah (sav)'ın huzurlarında zoraki hapşırırlar ve bununla kendileri için yerhamukumullah demesini umarlardı. Resulullah ise onlara: "Allah size hidayet versin ve aklınızı ıslah etsin" derdi. |Ebu Davud, Edeb 101, (5038); Tirmizi, Edeb 3, (2740)|3399
SOHBET BÖLÜMÜ|Hasta Ziyareti Ve Fazileti|ebu davudtirmiziibnu mace|Ali|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim bir hastayı akşam vakti ziyaret ederse onunla mutlaka yetmişbin melek çıkar ve sabaha kadar onun için istiğfarda bulunur, Ona cennette bir bahçe hazırlanır. Kim de hastaya sabahleyin giderse, onunla birlikte yetmişbin melek çıkar, akşam oluncaya kadar ona istiğfarda bulunur, Ona cennette bir bahçe hazırlanır." |Ebu Davud, Cenaiz 7, (3098); Tirmizi, Cenaiz 2, (969); İbnu Mace, Cenaiz 2, (1442)|3400
SOHBET BÖLÜMÜ|Hasta Ziyareti Ve Fazileti|müslimtirmizi|Sevban|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Hasta ziyaretinde bulunan kimse, ziyaretten dönünceye kadar cennet meyveleri arasındadır." |Müslim, Birr 40, (2568); Tirmizi, Cenaiz 2, (967)|3401
SOHBET BÖLÜMÜ|Hasta Ziyareti Ve Fazileti|ebu davud|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim abdest alır ve abdestini mükemmel kılar sevab ümidiyle müslüman kardeşini hasta iken ziyaret ederse, ateşten, yetmiş yıllık yürüme mesafesi kadar uzaklaştırılır." |Ebu Davud, Cenaiz 7, (3097)|3402
SOHBET BÖLÜMÜ|Hasta Ziyareti Ve Fazileti|tirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim Allah rızası için bir arkadaşını ziyaret eder veya bir hastaya geçmiş olsun ziyaretinde bulunursa, bir münadi ona şöyle nida eder: "Dünya ve ahirette hoş yaşayışa eresin. Bu gidişin de hoş oldu. Kendine cennette bir yer hazırladın." |Tirmizi, Birr 67, (2009)|3403
SOHBET BÖLÜMÜ|Hasta Ziyareti Ve Fazileti|ebu davud|Zeyd İbnu Erkam|Resulullah (sav) gözümdeki bir ağrı sebebiyle beni ziyaret etti." |Ebu Davud, Cenaiz 9, (3102)|3404
SOHBET BÖLÜMÜ|Hasta Ziyareti Ve Fazileti|ebu davudnesai|Aişe|Sa'd İbnu Mu'az, Hendek savaşı sırasında kol damarından yaralanınca, Resulullah (sav) onun için mescide bir çadır kurdurdu. Maksadı, onu daha yakından ziyaret etmek (ve ilgilenmek)di." |Ebu Davud,Cenaiz 8, (3101); Nesai, Mesacid 18, (2, 45)|3405
SOHBET BÖLÜMÜ|Hasta Ziyareti Ve Fazileti|ebu davudtirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim eceli gelmeyen bir hastayı ziyaret eder ve yanında şu duayı yedi kere okursa, Allah ona bu hastaltğından mutlaka şifa verir: Es'elullahe'l-azime Rabbe'l-Arşi'l-azimi en yeşfiyeke (Büyük Arş'ın Rabbi olan Allah'tan senin için şifa taleb ediyorum). |Ebu Davud, Cenaiz 12, (3106); Tirmizi, Tıbb 32, (2084)|3406
SOHBET BÖLÜMÜ|Hasta Ziyareti Ve Fazileti|tirmizi|Ebu Said|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir hastanın yanına girince, ona sağlık ve uzun ömür temennisiyle onu rahatlatın. Zira böyle yapmak onun gönlünü hoş eder." |Tirmizi, Tıbb 35, (2088)|3407
SOHBET BÖLÜMÜ|Hasta Ziyareti Ve Fazileti|buhariebu davud|Enes|Yahudilerden bir çocuk Resulullah (sav)'a hizmet ediyordu. Bir gün hastalandı. Resulullah (sav) onun ziyaretine geldi. Baş ucunda oturdu ve: "Müslüman ol!" buyurdu. Çocuk yanında durmakta olan babasına baktı. Babası da: "Ebu'l'Kasim'a, itaat et!" diye emretti. Çocuk derhal müslüman oldu. Resulullah (sav) oradan ayrıldığı vakit şöyle diyordu: "Onu benim vesilemle ateşten kurtaran Allah'a hamdolsun." |Buhari, Cenaiz 80, Merda 11; Ebu Davud, Cenaiz 5,(3095)|3408
SOHBET BÖLÜMÜ|Hasta Ziyareti Ve Fazileti|buhari|İbnu Abbas|Hastayı ziyaret ederken az oturmak ve az gürültü yapmak sünnettendir. (Rezin ilavesidir) |Buhari, İlm 39, Cihad 176, Cizye 6, Megazi 83, İ'tisam 26, Marda 17,3|3409
SOHBET BÖLÜMÜ|Binme Ve Terkiye Alma|buharinesai|İbnu Abbas|Resulullah (sav) Mekke'ye geldiği zaman kendini, Abdulmuttaliboğullarının çocukları karşıladılar. Resulullah (sav) birini önüne, diğerini de arkasına bindirdi. |Buhari, Umre 13, Libas 99, 100; Nesai, Menasik 121, (5, 212)|3410
SOHBET BÖLÜMÜ|Binme Ve Terkiye Alma|buharimüslimebu davud|Abdullah İbnu Cafer|İbnu'z-Zübeyr'in, kendisine şunları söylediğini anlatmıştır: "Hatırlar mısın, hani biz Resulullah (sav)'ı karşılamıştık: Ben, sen ve İbnu Abbas!" Abdullah: "Evet hatırlıyorum", demiş ve ilave etmiştir: "Bizi bineğine almış, seni terketmişti." |Buhari, Cihad 196; Müslim, Fedailu's-Sahabe 66, (2427); Ebu Davud, Cihad 60, (2566)|3411
SOHBET BÖLÜMÜ|Binme Ve Terkiye Alma|ebu davud|Muaz|Resulullah (sav)'ın Ufeyr denen merkebinin terkisinde idim. |Ebu Davud,Cihad 53, (2659)|3412
SOHBET BÖLÜMÜ|Binme Ve Terkiye Alma|ebu davud|Ebu'l-Müleyh|Ravi, bir adamdan naklen demiştir ki: "Ben Resulullah (sav)'ın terkisinde idim. Hayvanın ayağı kaydı, Ben, "Kör şeytan!" demiş bulundum. Bana: "Böyle söyleme, zira böyle söylersen o büyür, hatta ev kadar olur ve "kendi gücümle onu yere attım!" der. Fakat sen: "Bismillah!" de, zira böyle söylersen o küçülür ve sinek kadar olur." |Ebu Davud, Edeb 86, (4982)|3413
SOHBET BÖLÜMÜ|Binme Ve Terkiye Alma|ebu davudtirmizi|Abdullah İbnu Büreyde|Abdullah İbnu Büreyde, babasından (ra) anlatıyor: "Beraberinde bir merkeb olan bir zat Hz. Peygamber'e gelerek: "Ey Allah'ın Resulü! Bin!"dedi ve adam (kayarak, hayvanın) terkisine geçti. Aleyhissalatu vesselam: Hayır, hayvanın önüne binmeye sen benden daha çok hak sahibisin, hakkını bana bağışlarsan o başka!" buyurdu. Adam da: "Önü sana bağışladım!" dedi. Bunun üzerine hayvana bindi." |Ebu Davud, Cihad 65, (2572); Tirmizi, Edeb 25, (2774)|3414
SOHBET BÖLÜMÜ|Komşuyu Himaye|buharimüslimebu davudtirmizi|Aişe|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Hz. Cebrail aleyhisselam bana komşu hakkında o kadar aralıksız tavsiyede bulundu ki, komşuyu varis kılacağını zannettim." |Buhari, Edeb 28; Müslim, Birr 140, (2624); Ebu Davud, Edeb 132, (5151); Tirmizi, Birr 28, (1943)|3415
SOHBET BÖLÜMÜ|Komşuyu Himaye|ebu davudtirmizi|Amr İbni Şu'ayb (an ebihi an ceddihi)|İbnu Ömer (ra) için bir koç kesildi. İbnu Ömer, ailesine: "Ondan yahudi komşumuza hediye ettiniz mi?"diye sordu. "Hayır!" cevabını alınca: "Bundan ona da gönderin. Zira ben Resulullah (sav)'ın: "Cebrail bana komşu hakkında o kadar aralıksız tavsiyede bulundu ki, komşuyu varis kılacağını zannettim" dediğini işittim" buyurdu. |Ebu Davud, Edeb 132, (5152); Tirmizi, Birr 28, (1944)|3416
SOHBET BÖLÜMÜ|Komşuyu Himaye|buharimüslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Komşusu, zararlarından emin olmayan kimse cennete giremez." |Buhari, Edeb 29; Müslim, İman 73, (46)|3417
SOHBET BÖLÜMÜ|Komşuyu Himaye|buharimüslimebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim Allah'a ve ahirete inanıyorsa misafirine ikram etsin. Kim Allah'a ve ahirete inanıyorsa komşusuna ihsanda (iyilikte) bulunsun. Kim Allah'a ve ahirete inanıyorsa hayır söylesin veya sükut etsin." |Buhari, Edeb 31, 85, Nikah 80, Rikak 23; Müslim, İman 74, (47); Ebu Davud, Edeb 132, (5154)|3418
SOHBET BÖLÜMÜ|Komşuyu Himaye|buhariebu davud|Aişe|(Bir gün), "ey Allah'ın Resulü!" dedim, "iki komşum var, hangisine (öncelikle) hediyede bulunayım?" "Sana kapı itibarıyla hangisi yakınsa ona!" cevabını verdi. |Buhari, Edeb 32, Şüfa 3, Hibe 16; Ebu Davud, Edeb 132, (5155)|3419
SOHBET BÖLÜMÜ|Komşuyu Himaye|buharimüslimtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdu ki: "Komşu kadın komşu kadından gelen koyun paçasını bile küçük görmesin." |Buhari, Edeb 30, Hibe 1; Müslim, Zekat 90, (1030); Tirmizi, Vela, (2131)|3420
SOHBET BÖLÜMÜ|Komşuyu Himaye|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizden kimse, duvarına, komşusunun kiriş saplamasına mani olmasın." Ebu Hüreyre'den hadisi rivayet eden zat der ki: "Ebu Hüreyre (ra), sonra şunu ilave etti: "Görüyorum ki, bunu hoş karşılamadınız. Allah'a yemin olsun, onu omuzlarınız arasına uzatırım." |Buhari, Mezalim 20; Müslim, Müsakat 36, (1609); Muvatta, Akdiye 32 (2, 745); Ebu Davud, Akdiye 1, (3634); Tirmizi, Ahkam 18, (1353)|3421
SOHBET BÖLÜMÜ|Komşuyu Himaye|ebu davud|Semüre İbnu Cündeb|Ensar'dan bir zatın bahçesinde benim bodur bir hurma ağacım vardı. O zat ailesiyle beraberdi. Semüre, kendi ağacına gitmek üzere bahçeye girerdi. Bu girişten bahçe sahibi rahatsız oluyordu. Kendisine o ağacı (bir başka yerdeki ağaçla) değiştirmeyi taleb etti. Ama Semüre kabul etmedi. Bunun üzerine Ensari (ra) Resulullah (sav)'a gelip durumu anlattı. Resulullah Semüre'ye o ağacı satmasını taleb etti; fakat o kabul etmedi. Bu sefer (bir başka yerdeki ağaçla) değiştirmeyi teklif etti, o bunu da kabul etmedi. Resulullah: "Ağacı ona bağışla!" dedi ve buna rağbet etmesi için "şöyle şöyle ecir var!" buyurdu. Semüre yine kabul etmedi. Bunun üzerine Resulullah (sav): "Sen muzır birisin!" dedi. Sonra Ensari zata dönüp: "Git, onun hurmasını sök!" buyurdu. |Ebu Davud, Akdiye 31, (3636)|3422
SOHBET BÖLÜMÜ|Komşuyu Himaye|ebu davudtirmiziibnu mace|Ebu Sırma|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim (bir müslümana) zarar verirse Allah da ona zarar verir. Kim de (bir müslüman) ile, nizaya husumete girerse Allah da onunla husumete girer." |Ebu Davud, Akdiye 31 (3635); Tirmizi, Birr 27, (1941); İbnu Mace, Ahkam 17, (2342)|3423
SOHBET BÖLÜMÜ|Küsüşmek|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizi|Ebu Eyyüb|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir müslümana, kardeşine üç günden fazla küsmesi helal değildir. Yani, bunlar karşılaşırlar da her biri diğerinden yüz çevirir. Bu ikisinden hayırlı olanı, birinci olarak selam verendir." |Buhari, Edeb 62, İsti'zan 9; Müslim, Birr 25, (2560); Muvatta, Hüsnü'l-Hulk 13, (2,906, 907); Ebu Davud, Edeb 55, (4911); Tirmizi, Birr 21, (1933)|3424
SOHBET BÖLÜMÜ|Küsüşmek|ebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir mü'minin diğer bir mü'mine üç günden fazla küsmesi helal olmaz. Üzerinden üç gün geçince, ona kavuşup selam versin. Eğer o selama mukabele öderse ecirde her ikisi de ortaktır. Mukabele etmezse günah onda kalmıştır." (Bir diğer rivayette şöyle buyrulmuştur: "Kim üç günden fazla küs kalır ve ölürse cehenneme girer.") |Ebu Davud, Edeb 55, (4912,4914)|3425
SOHBET BÖLÜMÜ|Küsüşmek|ebu davud|Ebu Hıraş es-Sülemi|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim kardeşine bir yıl küserse, bu tıpkı kanını dökmek gibidir." |Ebu Davud, Edeb 55, (4915)|3426
SOHBET BÖLÜMÜ|Küsüşmek|müslimmuvattaebu davudtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ameller her perşembe ve pazartesi günü arzedilir. Aziz ve Celil olan Allah o gün, Allah'a hiçbir şirk koşmayan kulun günahını affeder. Bundan sadece kardeşiyle arasında düşmanlık olanı istisna eder, (onu affetmez) ve der ki: "Bu ikisini barışıncaya kadar terkedin." |Müslim, Birr 36, (2565); Muvatta, Hüsnü'l-Hulk 17, (2, 908); Ebu Davud, Edeb 55, (4916); Tirmizi, Birr 76, (2024)|3427
SOHBET BÖLÜMÜ|Küsüşmek|ebu davud|Aişe|Safiyye Bintu Huyeyy'in devesi hastalandı. Zeyneb Bintu Cahş'ın yanında fazla deve vardı. Resulullah (sav) ona: "Safiyye'ye bir deve ver!" buyurdu. Zeyneb: "Ben bu yahudi kızına deve mi verecek mişim?" diyerek (red cevabı verdi). Resulullah (sav) ona kızıp, Zilhicce ve Muharrem ayları ile Safer ayının bir kısmı boyunca küstü. |Ebu Davud, Sünnet 4, (4602)|3428
SOHBET BÖLÜMÜ|İnsanların Kusurlarını Araştırmak Ve Örtmek|tirmizi|Abdullah İbnu Ömer|(Bir gün) Resulullah (sav) minbere çıkıp yüksek sesiyle şöyle nida etti: "Ey diliyle müslüman olup da kalbine iman nüfuz etmemiş olan (münafık)lar! Müslümanlara eza vermeyin, onları kınamayın, kusurlarını araştırmayın. Zira, kim müslüman kardeşinin kusurunu araştırırsa, Allah da kendisinin kusurlarını araştırır, Allah kimin kusurunu araştırırsa, onu, evinin içinde (insanlardan gizli) bile olsa rüsvay eder." İbnu Ömer bir gün Ka'be'ye nazar etti ve: "Şanın ne yüce, hürmetin ne yüce! Ancak mü'minin Allah yanındaki hürmeti senden de yüce!" dedi. |Tirmizi, Birr 85, (2033)|3429
SOHBET BÖLÜMÜ|İnsanların Kusurlarını Araştırmak Ve Örtmek|ebu davud|Ukbe İbnu Amir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim bir ayıp görür ve onu örterse, diri diri gömülmüş bir kızı ihya etmiş gibi olur." |Ebu Davud, Edeb 45 (4891)|3430
SOHBET BÖLÜMÜ|İnsanların Kusurlarını Araştırmak Ve Örtmek|ebu davud|Zeyd İbnu Vehb|İbnu Mes'ud (ra)'a (bir adam) getirilip: "Şu herif falancadır, sakalından şarap damlıyor" denildi. Abdullah (ra): "Ben tecessüsten men edildim. Lakin bize bir şey zahir olursa onu ele alırız!" cevabını verdi. |Ebu Davud, Edeb 44, (4890)|3431
SOHBET BÖLÜMÜ|İnsanların Kusurlarını Araştırmak Ve Örtmek|müslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir kul dünyada bir kulu örterse, Allah Kıyamet günü onu mutlaka örter." |Müslim, Birr 72, (2590)|3432
SOHBET BÖLÜMÜ|Kadına Bakma Hakkında|buharimüslim|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sakın bir erkek, yanında mahremi olmadıkça yabancı bir kadınla yalnız kalmasın." |Buhari, Nikah 111, Cezau's-Sayd 26, Cihad 140, 181; Müslim, Hacc 424, (1341)|3433
SOHBET BÖLÜMÜ|Kadına Bakma Hakkında|müslimebu davud|Enes|Aklında bir şeyler olan bir kadın vardı. Bir gün Resulullah (sav)'a: "Ey Allah'ın Resulü! Benim sana bir ihtiyacım var!" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Ey ümmü fülan, yollardan hangisini dilersen bak da ihtiyacını göreyim" dedi. Kadınla birlikte bir sokağa gitti, kadın da ihtiyacını arzetti. |Müslim, Fedail 76, (2326); Ebu Davud, Edeb 13, (4818, 4819)|3434
SOHBET BÖLÜMÜ|Kadına Bakma Hakkında|müslimebu davudtirmizi|Cerir|Resulullah (sav)'a bakıştan sordum. Bana: "Nazarını hemen çeviri" buyurdu. |Müslim, Adab 45, (2159); Ebu Davud, Nikah 44, (2159); Tirmizi, Edeb 29, (2777)|3435
SOHBET BÖLÜMÜ|Kadına Bakma Hakkında|tirmiziebu davud|Büreyde|Resulullah (sav) Hz. Ali (ra)'ye buyurdular ki: "Ey Ali, bakılına bakış ekleme. Zira ilk bakış sanadır, ama ikinci bakış aleyhinedir." |Tirmizi, Edeb 28,(2778); Ebu Davud, Nikah 44,(2149)|3436
SOHBET BÖLÜMÜ|Kadına Bakma Hakkında|ebu davud|Enes|Resulullah (sav) Fatıma (ra)'ya, bir köle getirdi. Bunu ona hibe etmişti. Hz. Fatma'nın üzerinde (çok uzun olmayan) bir elbise vardı, elbiseyi başına çekecek olsa öbür ucu ayaklarına ulaşmıyordu. Elbisesiyle ayaklarını örtecek olsa üst ucu başına yetişmiyordu. Resulullah (sav), örtünme hususunda maruz kaldığı sıkıntıyı görünce: "Bu kıyafette olmanın sana bir mahzuru yok, zira, karşındakiler baban ve kölendir." buyurdu. |Ebu Davud, Libas 35, (4106)|3437
SOHBET BÖLÜMÜ|Kadına Bakma Hakkında|buharimüslimmuvattaebu davud|Ümmü Seleme|Resulullah (sav) yanında idi. Evde bir muhannes vardı. Bu muhannes, Ümmü Seleme'nin kardeşi Abdullah İbnu Ebi Ümeyye'ye: "Ey Abdullah, şayet yarın Allah Taifin fethini müyesser kılarsa, ben sana Gaylan'ın kızını göstereceğim. Çünkü o, gelirken dört, giderken sekizdir" der. Bu söz üzerine Aleyhissalatu vesselam: "Böyleleri bir daha yanınıza girmesin" buyurdu. Bu sözüyle muhannesleri kasdetmişti. Bundan sonra onu, (evlerine girmekten) men ettiler. |Buhari, Megazi 56, Nikah 113, Libas 62; Müslim, Selam 32, (2180); Muvatta, Vasiyyet 6, (2, 767); Ebu Davud, Edeb 61, (4929)|3438
SOHBET BÖLÜMÜ|Kadına Bakma Hakkında|buhariebu davudtirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sav) erkeklerden kadınlaşanlara, kadınlardan da erkekleşenlere lanet etti ve: "Onları evlerinizden çıkarın." şeklinde ferman buyurduk. |Buhari, Libas 62, Hudud 33; Ebu Davud, Edeb 61, (4930); Tirmizi, Edeb 34, (2785, 2786)|3439
SOHBET BÖLÜMÜ|Kadına Bakma Hakkında|ebu davudtirmizi|Ümmü Seleme|Ben Resulullah (sav)'ın yanında idim. Yanında Meymüne Bintu'l-Haris (ra) da vardı. (Bu esnada) İbnu Ümmi Mektum bize doğru geliyordu. -Bu vak'a, tesettürle emredilmemizden sonra idi- ve yanımıza girdi. Resulullah (sav) bize: "Ona karşı örtünün!" emretti. Biz: "Ey Allah'ın resulü! O, ama ve bizi görmeyen (ve varlığımızı tanımayan) bir kimse değil mi?" dedik. Bunun üzerine: "Siz de mi körlersiniz, siz onu görmüyor musunuz ?" buyurdu. |Ebu Davud, Libas 37, (4112); Tirmizi, Edeb 29, (2779)|3440
SOHBET BÖLÜMÜ|Kadına Bakma Hakkında|ebu davud|Ebu Üseyd|Resulullah (sav), mescidden çıkıyordu. Yolda kadınlarla erkeklerin karışmış vaziyette olduklarını görünce, kadınlara: "Sizler geride kalın. Yolun ortasından gitmeyin, kenarlarından gidin" diye ferman buyurdu. Bundan sonra, kadınlar nerdeyse duvara değecek şekilde kenardan yürürdü. Bazan bu değmeler sebebiyle, elbisenin duvara takıldığı olurdu. |Ebu Davud, Edeb 180, (5272)|3441
SOHBET BÖLÜMÜ|Kadına Bakma Hakkında|ebu davud|İbnu Ömer|Resulullah (sav), erkeğin iki kadın arasında yürümesini yasakladı. |Ebu Davud, Edeb 180, (5273)|3442
SOHBET BÖLÜMÜ|Kadına Bakma Hakkında|tirmizi|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kadın avrettir, dışarı çıktı mı şeytan ona muttali olur." |Tirmizi, Rada 18, (1173)|3443
SOHBET BÖLÜMÜ|Kadına Bakma Hakkında|müslim|Enes|Resulullah (sav) kadınlarından biriyle beraber idi. Yanından bir adam geçti. Aleyhissalatu vesselam adamı çağırarak: "Bu benim zevcemdir." dedi. Adam: "Ey Allah'ın Resulü! Ben herkesten şüphe etsem de sizden şüphe etmem!" deyince, Aleyhissalatu vesselam: "Şeytan insana kanın nüfuz ettiği gibi nüfuz eder." buyurdular. |Müslim, Selam 23, (2174)|3444
SOHBET BÖLÜMÜ|Sohbet Hakkında Müteferrik Hadisler|ebu davud|Ebu Zerr|Resulullah (sav) bana: "Ey Ebu Zerr!" dedi. Ben: "Ey Allah'ın Resulü, buyurun! Emrinizdeyim, canım sana feda olsun!" diye cevap verdim. |Ebu Davud, Edeb 162, (5226)|3445
SOHBET BÖLÜMÜ|Sohbet Hakkında Müteferrik Hadisler|ebu davudtirmizi|Ebu Saidi'l-Hudri|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sadece mü'minle arkadaşlık et. Senin yemeğini muttaki olan yesin." |Ebu Davud, Edeb 19, (4832); Tirmizi, Zühd 56, (2397)|3446
SOHBET BÖLÜMÜ|Sohbet Hakkında Müteferrik Hadisler|ebu davudtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kişi dostunun dini üzeredir. Öyleyse her biriniz, kiminle dostluk kuracağına dikkat etsin." |Ebu Davud, Edeb 19, (4833); Tirmizi, Zühd 45, (2379)|3447
SOHBET BÖLÜMÜ|Sohbet Hakkında Müteferrik Hadisler|ebu davudtirmizi|Ebu'd-Derda|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Size oruç, namaz ve sadakanın derecesinden daha üstün olan şeyi haber vermeyeyim mi?" "Evet (Ey Allah'ın resulü, söyleyin!)" dediler. "İnsanların arasını düzeltmektir. Çünkü insanların arasındaki bozukluk (dini) kazır." (Tirmizi'de şu ziyade gelmiştir: "Ben saçı kazır demiyorum, velakin dini kazır (diyorum).") |Ebu Davud, Edeb 58, (4919); Tirmizi, Kıyamet 57, (2611)|3448
SOHBET BÖLÜMÜ|Sohbet Hakkında Müteferrik Hadisler|İbnu macetirmizi|İbnu Ömer|Hz. Ömer (ra), el-Cabiye'de bize hitaben: "Ey insanlar," dedi. "Ben, (şu hutbeyi okumak üzere) aranızda kalkıyorum, tıpkı, Resulullah (sav)'ın da bizim aramızda kalktığı gibi. (O kalkıp) şöyle demişti: "Size Ashabınız, sonra da onların peşinden gelecekleri (sonra da bunların peşinden gelecekleri) tavsiye ediyorum. Daha sonra (gelenler arasında) yalan, öylesine yayılacak ki, kişi, kendisinden yemin taleb edilmediği halde yemin edecek, şahidliği istenmediği halde şehadette bulunacak. Haberiniz olsun, bir erkek bir kadınla baş başa kaldı mı onların üçüncüsü mutlaka şeytandır. Size cemaati tavsiye ederim. Ayrılıktan sakının. Zira şeytan, tek kalanla birlikte olur. İki kişiden uzak durur. Kim cennetin ortasını dilerse, cemaatten ayrılmasın. Kimi yaptığı hayır sevindirir ve kötülüğü de üzerse, işte o, mü'mindir. |İbnu Mace, Ahkam 27, (2363); Tirmizi, Fiten 7, (2166)|3449
SOHBET BÖLÜMÜ|Sohbet Hakkında Müteferrik Hadisler|buharimüslimebu davud|Ebu Musa|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizden biri bir meclis veya bir çarşıdan geçerken elinde ok bulunduğu takdirde, okun demir kısmını tutsun, onunla bir müslümanı yaralamasın." Ebu Musa (ra) derdi ki: "Biz, vallahi, onları ölmezden önce birbirimize yönelttik." |Buhari, Fiten 7, Salat 67; Müslim, Birr 124, (2616); Ebu Davud, Cihad 72, (2587)|3450
SOHBET BÖLÜMÜ|Sohbet Hakkında Müteferrik Hadisler|ebu davud|Cabir|Resulullah (sav) çıplak, olarak kılınç teati edilmesini yasakladı. |Ebu Davud, Cihad 73, (2688); Tirmizi, Fiten 5, (2164)|3451
MEHİR BÖLÜMÜ|Mehrin Miktarı|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|Sehl İbnu Sa'd|Resulullah (sav)'a bir kadın gelerek: "Ey Allah'ın Resulü," dedi. "Sana nefsimi bağışlamaya geldim." Aleyhissalatu vesselam kadına şöyle bir nazar edip sonra tepeden tırnağa gözden geçirdi, bir de sabit baktı ve sonunda (hiçbirşey söylemeden) başını yere eğdi. Kadın, Resulullah (sav)'ın hakkında hiç bir hükme varmadığını görünce oturdu. Derken bir adam doğrulup: "Ey Allah'ın Resulü! Sizin ona ihtiyacınız yoksa onu bana nikahlayın!"dedi. Resulullah (aleyhissalatu vesselam): "Yanında (buna mehir olarak verecek) bir şeyler var mı?" diye sordu. Adam: "Vallahi yok ey Allah'ın Resulü!" deyince: "Ailene git, bir şeyler bulabilecek misin bir bak." dedi. Adam gitti ve az sonra geri geldi: "Hayır, vallahi ey Allah'ın Resulü hiç bir şey bulamadım!" dedi. Resulullah tekrar: "İyi bak, demirden bir yüzük de mi yok!" buyurdu. Adam tekrar gidip yine geri geldi ve: "Hayır! Vallahi ya Resulullah, demirden bir yüzük bile yok! Ancak işte şu izarım var, yarısı onun olsun" dedi. Sehl der ki: "Adamın ridası yoktu" Aleyhissalatu vesselam: "İzarın ne işe yarar? Onu sen giyecek olsan onun üzerinde birşey olmayacak, şayet o giyecek olsa senin üzerinde bir şey kalmayacak!" buyurdular. Bunun üzerine adam oturdu. Epey bir müddet oturduktan sonra, kalktı. Resulullah (sav) onun döndüğünü görünce, geri çağırılmasını söyledi. Adamı çağırdılar. "Kur'an'dan ne biliyorsun (hangi sureler ezberinde?)" diye sordu. Adam: "Şu şu sureleri biliyorum!" diye bildiklerini saydı. Yani sen bunları ezbere okuyor musun?" diye tekrar sordu. Adam: "Evet!" deyince, Resulullah (sav): "Haydi git, ben kadını sana temlik ettim" buyurdu. (Bir rivayette: "Kur'an'dan bildiklerinen öğretmen) mukabilinde onu sana nikahladım" buyurdu) |Buhari, Nikah 6, 32, 35, 37, 40,44, 50, 51, Vekale 9, Fedailu'l-Kur'an 21, 22, Libas 49; Müslim, Nikah 76, (1425); Muvatta, Nikah 8, (2, 626); Ebu Davud, Nikah 31, (2111); Tirmizi, Nikah 22, (1114); Nesai, Nikah 62, (6,113)|3452
MEHİR BÖLÜMÜ|Mehrin Miktarı|ebu davud|Ebu Hureyre|Ebu Davud da kaydedilen bir Ebu Hureyre rivayetinde: "Kalk buna yirmi ayet öğret, o senin hanımındı" denmiştir. |Ebu Davud, Nikah 30-31, (2110-2112)|3453
MEHİR BÖLÜMÜ|Mehrin Miktarı|ebu davud|Cabir|Yine Ebu Davud'un Cabir'den yaptığı bir diğer rivayette: "Resulullah: "Kim mehir olarak bir avuç kavud veya hurma verirse kadını kendine helal kılmış olur" buyurmuştur. |Ebu Davud, Nikah 30-31, (2110-2112)|3454
MEHİR BÖLÜMÜ|Mehrin Miktarı|ebu davudtirmizi|Abdullah İbnu Amir|Abdullah İbnu Amir babasından naklediyor; "Beni Fezare'den bir kadın bir çift ayakkabı mehir mukabilinde evlendi. Resulullah (sav): "Nefsin ve malın için bir çift ayakkabıya razı mısın?" diye sordu. Kadın: "Evet!" dedi. Resulullah (sav), bu evliliğe müsaade etti." |Ebu Davud, Nikah 30-31, (2110-2112); Tirmizi, Nikah 21, (1113)|3455
MEHİR BÖLÜMÜ|Mehrin Miktarı|nesai|Enes|Ebu Talha, Ümmü Süleym (ra)'le evlendi. Aralarındaki mehir müslüman olmaktı. Ümmü Süleym, Ebu Talha'dan önce müslüman olmuştu. Ebu Talha, Ümmü Süleym'i istetince, Ümmü Süleym: "Ben müslüman oldum, sen de müslüman olursan evlenirim" dedi. Bunun üzerine o da müslüman oldu. Ümmü Süleym'in mehir olarak istediği şey müslüman olması idi. |Nesai, Nikah 63, (2,114)|3456
MEHİR BÖLÜMÜ|Mehrin Miktarı|ebu davudtirmizinesaiibnu mace|Ebu'l-Acfa es-Sülemi|Bir gün, Hz. Ömer (ra), cuma hutbesi verdi ve hutbede şöyle söyledi: "Sakın, kadınların mehirlerini artırmayın, zira bu, eğer dünya için bir şeref, ahiret için de bir takva olsaydı buna en çok Resulullah layik idi. Halbuki O, kadınlarından veya kızlarından hiç birine oniki okiyyeden fazla mehir takdir etmemiştir." |Ebu Davud, Nikah 29, (2106); Tirmizi, Nikah 22, (1114); Nesai, Nikah 66, (6,117, 118); İbnu Mace, Nikah 17, (1887)|3457
MEHİR BÖLÜMÜ|Mehrin Miktarı|müslimebu davudnesai|Aişe|Resulullah (sav)'ın hanımlarına verdiği mehir ne idi?"diye sorulmuştu şu cevabı verdi: "Oniki okiyye ve bir neşş idi. Neşş nedir biliyor musunuz? Yarım okiyyedir. Bunun tamamı beşyüz dirhem eder." |Müslim, Nikah 78, (1426); Ebu Davud, Nikah 29, (2105); Nesai, Nikah 66, (6,116,117)|3458
MEHİR BÖLÜMÜ|Mehrin Miktarı|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Enes|Resulullah (sav), Safiyye (ra)'yi azad etti ve onun azadlığını mehri yaptı. |Buhari, Nikah 68, Büyu 108, Cihad 74; Müslim, Nikah 78, (1365); Ebu Davud, Nikah 6, (2064); Tirmizi, Nikah 23, (1115); Nesai, Nikah 64, (6, 114)|3459
MEHİR BÖLÜMÜ|Mehrin Miktarı|buharimüslimmuvattatirmiziebu davudnesai|Enes|Abdurrahman İbnu Avf (ra) Medine'ye gelince Resulullah (sav) onu Sa'd İbnu Rebi el-Ensari ile kardeşledi. el-Ensari (zengin birisiydi ve) iki hanımı vardı. Abdurrahman'a malını ve ehlini yan yana paylaşmayı teklif etti. Abdurrahman: "Allah malını ve ehlini sana mübarek kılsın. Bana pazarı göster kafi" dedi. Pazara geldiler. O gün keş ve yağ alıp satmaktan bir miktar kazanç elde etti. Bir müddet sonra, Resulullah (sav), onunla karşılaşınca, üzerinde sürünme maddesinin izlerini gördü ve: "Hayırdır! Neler oldu ey Abdurrahman?" diye sordu. Ensari, bir kadınla evlendim!" dedi. Resulullah: "İyi de kadına mehir olarak ne verdin?" buyurdu. Abdurrahman: "Bir nevat (beş dirhem) altın!" deyince, Aleyhissalatu vesselam: "Birde ziyafet ver, bir tek koyunla da olsa!" ferman etti. |Buhari, Nikah 7, 49, 54, 56. 68, Büyu 1, Kefalet 2, Edeb 67, Da'avat 53, Menakibu'l-Ensar 3, 50; Müslim, Nikah 79, (1427); Muvatta, Nikah 47, (2, 545); Tirmizi, Nikah 10, (1094), Birr 22, (1934); Ebu Davud, Nikah 30, (2109); Nesai, Nikah 67, (6.119,120)|3460
MEHİR BÖLÜMÜ|Mehrin Miktarı|ebu davud|Ümmü Habibe|Ravi, anlattığına göre, Ubeydullah İbnu Cahş'ın nikahı altında idi. Ubeydullah Habeşistan'da vefat etti. Necaşi (ra), onu Resulullah (sav)'e nikahladı. Ve Resulullah'a bedel, Ümmü Habibe'ye dörtbin dirhem mehir verdi. Sonra onu, Aleyhissalatu vesselam'a Şürahbil İbnu Hasene ile birlikte gönderdi ve (mehir miktarını) Resulullah'a mektupla bildirdi. Resulullah aynen kabul etti. |Ebu Davud, Nikah 29, (2107,2108)|3461
MEHİR BÖLÜMÜ|Mehrin Ahkamı|ebu davud|Ukbe İbnu Amir|Resulullah (sav) bir adama: "Sana falan kadını nikahlasam razı mısın?" diye sordu. Adam, "Evet!" deyince, bu sefer o kadına sordu: "Seni falan erkekle nikahlasam razı olur musun?" Kadın, "Evet!" deyince bunları birbirlerine nikahladı. Erkek, kadınla gerdeğe girdi, ama kadın için bir mehir belirlemedi herhangi bir şey de vermedi. Bu erkek, Hudeybiye gazvesine katılanlardan biriydi, Hayber'de onun da hissesi vardı. Adam öleceği zaman: "Resulullah falan kadını bana nikahladı ama ben ona bir mehir belirlemedim, peşin olarak da bir şey vermiş değilim. Şimdi sizleri şahid kılıyorum, kadına mehir olarak Hayber'deki hissemi veriyorum!" dedi. Kadın onu aldı ve erkeğin vefatından sonra yüzbin (dirhem)e sattı." |Ebu Davud, Nikah 32, (2117)|3462
MEHİR BÖLÜMÜ|Mehrin Ahkamı|ebu davud|Ukbe İbnu Amir|Ravilerden biri, bu hadisin baş kısmına şu ilavede bulundu: "Resulullah (sav) buyurdular ki: "Nikahların en hayırlısı en kolayıdır." |Ebu Davud, Nikah 32, (2117)|3463
MEHİR BÖLÜMÜ|Mehrin Ahkamı|ebu davudtirmiziİbnu macenesai|İbnu Mes'ud|Ravinin anlattığına göre ona, kocası ölen bir kadından soruldu, kocası ona mehir tesbit etmemiş, henüz kendisiyle gerdek de yapmamış. Kadına şu cevabı verdi: "Kadın mehrin tamamını alır (ne eksik, ne fazla) iddet bekler ve mirasa da iştirak eder. Ma'kıl İbnu Sinan söz alarak dedi ki: "Resulullah (sav)'ı işittim, Berva' Bintu Vaşık için bunun misli bir hüküm vermişti." Bu açıklamaya İbnu Mes'ud sevindi. |Ebu Davud, Nikah 32, (2114); Tirmizi, Nikah 44, (1145); İbnu Mace, Nikah 18, (1891); Nesai, Nikah 68, (6, 121)|3464
MEHİR BÖLÜMÜ|Mehrin Ahkamı|muvatta|Nafi'|Übeydullah İbnu Ömer'in bir kızı vardı. Annesi de Bintu Zeyd İbni'l-Hattab idi. Bu kız, Abdullah İbnu Ömer'in bir oğlunun nikahı altında idi. Oğlan, Zeyd İbnu'l-Hattab'ın kızıyla gerdek yapmadan vefat etti, üstelik henüz mehir de tesbit etmemişti. Kızın annesi, Abdullah'a gelerek kızın mehrini taleb etti. İbnu Ömer (ra), kadına: "Kızınıza mehir yoktur. Eğer mehir olsaydı onu asla tutmaz verirdim, aksi halde kıza zulmetmiş olurum" dedi. Kadın onun hükmünü kabul etmek istemedi. Aralarında, Zeyd İbnu Sabit (ra)'ı hakem yaptılar. O, kızın mehir hakkının bulunmadığına, fakat mirasa iştirak hakkı olduğuna hükmetti." |Muvatta, Nikah 10, (2, 527)|3465
MEHİR BÖLÜMÜ|Mehrin Ahkamı|muvatta|İbnu Ömer|Ravi demiştir ki: "Boşanan her kadının bir istifade (tazminat) hakkı vardır. Bu tazminattan, kendisine mehir tayin edildiği halde, temas vaki olmadan boşanan hariçtir. Böyle bir kadın, kendisi için tesbit edilen mehrin yarısını alır." |Muvatta, Talak 45, (2,573)|3466
MEHİR BÖLÜMÜ|Mehrin Ahkamı|muvatta|İbnu'l-Müseyyeb|Hz. Ömer (ra): "Nikahda perdeler indirildi mi mehir vacib olur" diye hükmetti." |Muvatta, Nikah 12, (2, 5285)|3467
MEHİR BÖLÜMÜ|Mehrin Ahkamı|ebu davudnesai|İbnu Abbas|Hz.Ali, Fatıma (ra)'yı nikahlayınca, hemen gerdek yapmak istedi. Resulullah (sav) ise, mehir olarak bir şeyler verinceye kadar buna mani oldu. Hz. Ali (ra): "Benim verecek bir şeyim yok!" demişti. Aleyhissalatu vesselam: "Ona zırhını ver!" buyurdu. Hz. Ali (ra) (bu maksadla) zırhını verdi, sonrada gerdek yaptı. |Ebu Davud, Nikah 36, (2125, 2126); Nesai, Nikah 76, (6, 129)|3468
MEHİR BÖLÜMÜ|Mehrin Ahkamı|ebu davud|Aişe|Resulullah (sav), bana, kocası kadına bir şey vermezden önce kadını kocasına göndememi emretti. |Ebu Davud, Nikah 36, (2128)|3469
MEHİR BÖLÜMÜ|Mehrin Ahkamı|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Ukbe İbnu Amir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Yerine getirilmeye en ziyade layık olan şart, fercleri helal kılmak üzere kabul ettiğiniz şartlardır." |Buhari, Nikah 52, Şurut 6; Müslim, Nikah 63, (1418); Ebu Davud, Nikah 63, (2139); Tirmizi, Nikah 31, (1127); Nesai, Nikah 42, (6, 92, 93)|3470
AV BÖLÜMÜ|Kara Avı|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Adiyy İbnu Hatim|(Bir gün): "Ey Allah'ın Resulü! Biz, şu köpeklerle avlanıyoruz. Bunlardan bize helal olanı hangisidir?" diye sormuştum, şu açıklamayı yaptı: "Muallem (terbiye edilmiş) köpeğini besmele çekerek gönderdin mi, senin için tuttuğunu ye. Ancak köpek kendisi yemeye kalkmışsa onu yeme. Zira bu durumda ben, avı köpeğin kendisi için yakalamış olmasından korkarım. Eğer senin gönderdiğin köpeklere başka bir köpek karıştı da (hangisinin yakaladığı belli değilse) yine yeme." |Buhari, Büyu 3, Zebaih 1, 2, 3, 7, 8, 9, 10, Tevhid 13; Müslim, Sayd 1, (1929); Ebu Davud, Sayd 2, (2847-2851); Tirmizi, Sayd 1-7, (1465-1471); Nesai, Sayd 1-8, (7, 179-183), 19-23, (7, 193-195)|3471
AV BÖLÜMÜ|Kara Avı|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Ebu Salebe el-Huşeni|(Bir gün Resulullah (sav)'a) "Ey Allah'ın resulü! Biz Ehl-i Kitab'ın yaşadığı bir diyardayız. Onların kaplarından yiyebilir miyiz? Ve biz av memleketindeyiz; hem muallem (öğretilmiş) köpeğimle ve hem de yayımla avlanıyorum, muallem olmayan köpeğimle de avlandığım olur. Bunlardan hangisi benim için uygundur?" diye sordum. Buna şu cevabı verdi: "Ehl-i Kitapla ilgili sorundan başlayalım: "Başka bir kap bulabilirseniz, onların kabından yemeyiniz. Başka kap bulamazsanız, onları önce yıkayıp sonra içlerinden yemek yiyin. (Ava gelince), yayınla avladığın ve üzerine besmele çektiğin avını ye. Muallem köpeğinle avladığın ve üzerine besmele çekmiş bulunduğun avı da ye. Muallem olmayan köpeğinle avladığın hayvana yetişmiş, kesmiş isen onu da." |Buhari, Sayd 4, 10, 14; Müslim, Sayd 12-14, (1932); Ebu Davud, Sayd 2, (2850, 2855, 2856, 2857); Tirmizi, Sayd 1, (1464); Nesai, Sayd 4, (7, 181)|3472
AV BÖLÜMÜ|Kara Avı|müslimebu davudnesaibuhari|Ebu Sa'lebe|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Okunu attıktan sonra kaybetmiş olsan ve (üç gece) sonra (okun isabet ettiği ava) erişsen, bu av kokmadıkça onu yiyebilirsin." |Müslim, Sayd 9, (1931); Ebu Davud, Sayd 4, (2861); Nesai, Sayd 20, (7,193, 194); Buhari, Sayd 8|3473
AV BÖLÜMÜ|Kara Avı|muvatta|Sa'd İbnu Ebi Vakkas|Sa'd İbnu Ebi Vakkas (ra)'a öğretilmiş (muallem) bir köpek avı öldürecek olursa, yenilip yenmiyeceği sorulmuştu: "Ye!" dedi, ondan sadece bir parça da kalmış olsa." |Muvatta, Sayd 7, (2,493)|3474
AV BÖLÜMÜ|Kara Avı|nesai|Amr İbnu Şu'ayb (an ebihi an ceddihi)|Bir adam dedi ki: "Ey Allah'ın Resulü, benim öğretilmiş köpeklerim var. Onlar hakkında bana fetva ver!" Aleyhissalatu vesselam: "Köpeğin senin için tuttuğu şeyi ye!" buyurdular. Adam: "Köpek, avı öldürmüşse?" dedi. "Öldürse de!" buyurdular. Yayım hakkında da bana fetva ver!" dedi. "Okunun sana geri getirdiğini ye!" buyurdu. "Avı gözden kaybetmişsem?" dedim. "Avı gözden kaybetsen de!" buyurdu, "yeter ki, av üzerinde senin okundan başka bir ok izine rastlamamış olasın. Veya onu kokmuş bulmamış olasın." |Nesai, Sayd 16, (7,191)|3475
AV BÖLÜMÜ|Kara Avı|buharimüslimebu davudnesai|Abdullah İbnu Muğaffel|Resulullah (sav) parmakla çakıl atmayı yasakladı ve: "O, avı öldürmez, düşmanı paralamaz; ancak göz patlatır, diş kırar!" buyurdu. |Buhari, Edeb 122, Tefsir, Feth 5, Zebaih 5; Müslim, Sayd 54, (1954); Ebu Davud, Edeb 178, (5270); Nesai, Kasame 37, (8, 47)|3476
AV BÖLÜMÜ|Kara Avı|tirmizi|Cabir|Resulullah (sav), mecusi köpeğinin avladığı avın etini yemeyi yasakladı. |Tirmizi, Sayd 2, (1466)|3477
AV BÖLÜMÜ|Deniz Avı|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|Cabir|Resulullah (sav) bizi gazveye gönderdi. Biz üçyüz kişilik bir gruptuk, komutanımız da Ebu Ubeyde İbnu'l-Cerrah (ra) idi. Kureyş'in kervanını takip ediyorduk. Azığımız da bir dağarcık içine konmuş hurmadan ibaretti. Başka bir şeyimiz yoklu. Ebu Ubeyde bundan bize [önce avuç avuç veriyordu, sonra] tane tane vermeye başladı. Kendisine: "Bununla nasıl idare ediyordunuz?"diye soruldu. Şu cevabı verdi: "Biz hurmayı adeta emiyorduk, bebeğin emmesi gibi. Sonra da üzerine su içiyorduk. Bu bize geceye kadar yetiyordu. Tükendiği zaman yokluk içinde kaldık, iki hafta sahilde ikamet ettik, şiddetli açlık geçirdik. Öyle ki ağaç yaprakları yedik. Ordumuza yaprak ordusu dendi. (Bu esnada) deniz bize anber (balinaya benzer bir balık, adabalığı) denen bir hayvan attı. Ebu Ubeyde (ra) buna önce, "meytedir (yani leştir, yenmesi haramdır)" dedi. Sonra da: "Hayır, meyte değildir, bizler Resulullah (sav)'ın elçileriyiz, Allah için buradayız, üstelik muzdar durumdayız" dedi. Ondan iki hafta boyu yedik. Yağından da süründük. Hatta vücudumuz kendine geldi, eski halini aldı. Ebu Ubeyde, hayvanın kaburgalarından bir kemik alıp yere dikti. Sonra en boylu şahsı ve en boylu deveyi aradı. Adam deveye bindirildi ve kaburganın altından geçti. Hayvanın göz çukurunun içine tam dört kişi oturdu. Gözünden nice külle yağ çıkardık. Etinden kendimize azık yaptık. Medine'ye gelince durumu Resulullah (sav)'a anlattık. "Bu, Allah'ın sizin için (denizden) çıkardığı bir rızıktır. Beraberinizde, etinden hala var mı?" buyurdu. Biz de bir miktar gönderdik. O, bundan yedi. |Buhari, Sayd 12, Şirket 1, Cihad 124, Megazi 64; Müslim, Sayd 17, (1935); Muvatta, Sıfatu'n-Nebiyy 24, (2, 930); Ebu Davud, Et'ime 47, (3840); Tirmizi, Kıyamet 35, (2477); Nesai, Sayd 35, (7, 207, 209)|3478
AV BÖLÜMÜ|Deniz Avı|ebu davud|Cabir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Denizin dışarı attığı veya yarısından çekildiği balığı yiyin. Denizin içinde ölmüş ve suyun üstüne çıkmış (tafi) balığı yemeyin." |Ebu Davud, Et'ime 36, (3815)|3479
AV BÖLÜMÜ|Köpekler Hakkında|buharimüslimmuvattatirmizinesai|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Av ve çoban köpeği dışında köpek besleyenin ecrinden her gün iki kıratlık eksilme olur." (Salim der ki: "EbA Hüreyre (bu hadisi rivayet ederken): "...Veya ziraat köpeği" derdi.) Çünkü o ziraat sahibi idi." |Buhari, Sayd 6; Müslim, Müsakat 50, (1574); Muvatta, İsti'zan 12, (2,969); Tirmizi, Ahkam 4, (1487); Nesai, Sayd 12-14 (7,187-188)|3480
AV BÖLÜMÜ|Köpekler Hakkında|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sürü veya av veya ziraat köpeği dışında bir köpek besleyen kimsenin ecrinden her gün bir kırat eksilir." |Buhari, Hars 3, Bed'ül-Halk 14; Müslim, Müsakat 58, (1579); Ebu Davud, Sayd 1, (2844); Tirmizi, Ahkam 4, (1490); Nesai, Sayd 14, (7,188,189)|3481
ALLAH'IN SIFATLARI BÖLÜMÜ|Allah'ın Sıfatları|müslim|Ebu Musa|Resulullah (sav) aramızda ayağa kalkıp şu beş cümleyi söyledi: "Allah Teala Hazretleri uyumaz, zaten O'na uyku da yakışmaz. Kıstı (tartıyı, rızkı) indirir ve kaldırır. Geceleyin yapılan amel, gündüzleyin yapılandan önce; gündüzleyin yapılan amel de geceleyin yapılan amelden önce Allah'a yükseltilir. O'nun hicabı nurdur. Eğer o perdeyi açacak olsa, vechinin sübuhatı, başarının ihata ettiği bütün mahlukatını yakardı." |Müslim, İman 293 (179)|3482
ALLAH'IN SIFATLARI BÖLÜMÜ|Allah'ın Sıfatları|buharimüslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizden biri kardeşiyle dövüşünce yüze vurmaktan sakınsın." (Müslim'in rivayetinde şu ziyade var: "...Zira Allah Adem'i kendi suretinde yaratmıştır.") |Buhari, Itk 20; Müslim, Birr, 112, (2612)|3483
ALLAH'IN SIFATLARI BÖLÜMÜ|Allah'ın Sıfatları|tirmizi|Enes|Resulullah (sav) şu duayı çok yapardı: "Ey kalbleri çeviren Allahım! Kalbimi dinin üzerine sabit kıl!" Ben (bir gün kendisine): "Ey Allah'ın resulü! Biz sana ve senin getirdiklerine inandık. Sen bizim hakkımızda korkuyor musun?" dedim. Bana şöyle cevap verdi: "Evet! Kalpler, Rahman'ın iki parmağı arasındadır. Onları istediği gibi çevirir." |Tirmizi, Kader 7, (2141)|3484
ALLAH'IN SIFATLARI BÖLÜMÜ|Allah'ın Sıfatları|ebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav)'ı şu ayetleri okurken işittim. (Mealen): "Hiç şüphesiz Allah size, emanetleri ehline teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz Allah işitir ve görür" (Nisa 58). Bu sırada Resulullah (sav)'ın baş parmağını kulağına, onu takib eden (şehadet) parmağına da gözünün üzerine koyduğunu gördüm. |Ebu Davud, Sünnet 19, (4728)|3485
MİSAFİRLİK (ZİYAFET) BÖLÜMÜ|Misafirlik (Ziyafet)|ebu davud|Ebu Kerime|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir gece misafir olmak müslümanın hakkıdır. Kim, (bir ev sahibinin) avlusunda sabahlarsa, ağırlanma masrafı, (ev sahibi) üzerine bir borç olur. (Misafir) dilerse o hakkını alır, dilerse terkeder (almaz)." |Ebu Davud, Et'ime 5, (3750)|3486
MİSAFİRLİK (ZİYAFET) BÖLÜMÜ|Misafirlik (Ziyafet)|ebu davud||Bir başka rivayette Resulullah (sav)'ın şöyle söylediği kaydedilmiştir: "Kim bir cemaate misafir olur ve fakat misafir, (ağırlanmaktan) mahrum kalırsa -ona yardım, her müslüman üzerine hak (bir vazife) olması hasebiyle- bir gecelik (ağırlanma) masrafını o cemaatin ekininden ve malından alır." |Ebu Davud, Et'ime 5, (3751)|3487
MİSAFİRLİK (ZİYAFET) BÖLÜMÜ|Misafirlik (Ziyafet)|buharimüslimebu davudtirmizi|Ukbe İbnu Amir|Resulullah (sav)'a dedim ki: "Siz, bizi (sefere) gönderiyorsunuz. Bir yere vardığımız zaman, ahalisi ihtiyaçlarımızı görmezlerse ne yapmalıyız?" (Resulullah bize) şu cevabı verdiler: "Bir kavme inince, onlar misafire davranılması gereken muameleyi size de yaparlarsa ikramlarını kabul edin. Aksi takdirde, misafire yapmaları gereken ikram kadarını onlardan (zorla da olsa) alın." |Buhari, Edeb 85, Mezalim 18; Müslim, Lukata 17, (1727); Ebu Davud, Et'ime 5, (3752); Tirmizi, Siyer 32, (1589)|3488
MİSAFİRLİK (ZİYAFET) BÖLÜMÜ|Misafirlik (Ziyafet)|tirmizi|Avf İbnu Malik|"Ey Allah'ın Resulü" dedim, "ben bir adama uğrasam, o beni ağırlamasa, sonra o bana uğrasa ben ona yaptığını yapayım mı?" "Hayır" dedi, "sen onu ağırla!" Bir gün Resulullah (sav) beni eskimiş bir elbise içerisinde görmüştü. "Senin malın yok mu (da böyle giyiniyorsun)?" diye sordu. "Allah bana deve, koyun, [sığır, at, köle] her maldan verdi!" dedim. "öyleyse" buyurdular, "üzerinde görülmelidir!" |Tirmizi, Birr 63, (2007)|3489
MİSAFİRLİK (ZİYAFET) BÖLÜMÜ|Misafirlik (Ziyafet)|ebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Misafirlik üç gündür. Bundan fazlası sadakadır." |Ebu Davud, Et'ime 5, (3749)|3490
MİSAFİRLİK (ZİYAFET) BÖLÜMÜ|Misafirlik (Ziyafet)|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizi|Ebu Şüreyh el-Adevi|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim Allah'a ve ahirde inanıyorsa, misafirine 'caize'sini ikram etsin." Yanındakiler sordular: "Ey Allah'ın Resulü! Caizesi de nedir?" Aleyhissalatu vesselam açıkladı: "Bir gecesi ve gündüzüdür. Misafirlik üç gündür. Bundan fazlası sadakadır. Misafire, ev sahibini günaha sokuncaya kadar yanında kalması hoş değildir. Tekrar sordular: "Misafir ev sahibini nasıl günaha sokar?" Aleyhissalatu vesselam açıkladı: "Adamın yanında ikamet eder kalır, halbuki kendisine ikram edecek bir şeyi yoktur." |Buhari, Edeb 85, 31, Rikak 23; Müslim, Lukata 77, (48); Muvatta, Sıfatu'n-Nebiyy 22, (2, 929); Ebu Davud, Et'ime 5, (3748); Tirmizi, Birr 43, (1968,1969)|3491
MİSAFİRLİK (ZİYAFET) BÖLÜMÜ|Daman Bölümü|ebu davudibnu mace|İbnu Abbas|Bir adam, kendisine on dinar borcu olan kimsenin peşini bırakmadı. Ve hatta dedi ki: "Sen bunu bana ödeyinceye veya bir kefil gösterinceye kadar peşini bırakmayacağım." Resulullah (sav) o borcu üzerine aldı. Bunun üzerine adam, münasip olmayan bir tarzda Resulullah (sav)'a parayı getirdi. Resulullah, borcu adam adına ödeyiverdi ve şunu söyledi: "Kefil, borçludur." [Rezin tahric etmiştir.] |Ebu Davud, Büyu 2, (3328); İbnu Mace, Sadakat 9, (2406)|3492
TAHARET BÖLÜMÜ|Suların Ahkamı|muvattaebu davudtirmizinesai|Ebu Hüreyre|Bir adam Resulullah (sav)'a gelip: "Ey Allah'ın Resulü! Biz gemiye binip, beraberimizde az bir su alabiliyoruz. Abdestlerimizi bu su ile alsak susuz kalacağız. Deniz suyu ile abdest alabilirmiyiz?" diye sordu. Resulullah (sav): "Evet, denizin suyu temizdir, meytesi de helaldir" cevabını verdi. |Muvatta, Taharet 12, (1, 22); Ebu Davud, Taharet 41, (83); Tirmizi, Taharet 52, (69); Nesai, Miyah 55, (1, 176)|3493
TAHARET BÖLÜMÜ|Suların Ahkamı|ebu davudtirmizinesai|Ebu Saidi'l'Hudri|Resulullah (sav)'a: "Ey Allah'ın Resulü! Biz senin için Buda'a kuyusundan su alıyoruz. Halbuki onun içerisine (ölmüş) köpeklerin leşleri, kadınların hayız bezleri, insan pislikleri atılıyor, (ne yapalım, su almaya devam edelim mi?)" diye sordular. Şu cevabı verdi: "Su temizdir, onu hiçbir şey kirletmez." |Ebu Davud, Taharet 34, (66); Tirmizi, Taharet 49, (66); Nesai, Miyah 2, (1, 174)|3494
TAHARET BÖLÜMÜ|Suların Ahkamı|ebu davudtirmizinesaiibnu mace|İbnu Ömer|Resulullah (sav)'ı dinledim. Kendisine çöl bir arazide bulunan bir sudan ve ona uğrayan hayvan ve vahşilerden soruluyordu. Şöyle cevap verdi: "Eğer su iki külle miktarında olursa pislik taşımaz!" |Ebu Davud, Taharet 33 (63, 64, 65); Tirmizi, Taharet 50, (67); Nesai, Miyah 3, (1, 175); İbnu Mace, Taharet 75 (517, 518)|3495
TAHARET BÖLÜMÜ|Suların Ahkamı|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyuruyorlar ki: "Sakın sizden kimse, durgun suya akıtmasın, bilahare onda yıkanır." |Buhari, Vudu 68; Müslim, Taharet 95, (282); Ebu Davud, Taharet 36, (69, 70); Tirmizi, Taharet 51, (68); Nesai, Taharet 46, (1, 49),Gusl 1, (1, 197)|3496
TAHARET BÖLÜMÜ|Suların Ahkamı|müslim|Ebu Hüreyre|Müslim'in bir diğer rivayetinde (yine Ebu Hüreyre şöyle rivayet etmiştir:) "Sizden hiç kimse, cünübken durgun suyun içinde yıkanmasın." Ebu Hüreyre'ye sordular: "Peki nasıl yıkanacak, ey Ebu Hüreyre?" O: "Sudan alıp alıp yıkanacak!" diye cevap verdi. |Müslim, Taharet 97, (283)|3497
TAHARET BÖLÜMÜ|Suların Ahkamı|muvatta|Yahya İbnu Abdirrahman|Hz. Ömer (ra), içerisinde Amr İbnu'l-As'ın da bulunduğu bir grupla yola çıkmıştı. Bir havuza geldiler. Amr İbnu'l-As (ra): "Ey havuz sahibi, havuzunda vahşi hayvan sulanıyor mu?" diye sordu. Hz. Ömer, hemen araya girip: "Ey havuz sahibi bize bunu söyleme: Zira biz, vahşinin peşinden su alacağız, o da bizim peşimizden sulanacak. Çünkü ben, Resulullah (sav)'ın "Vahşinin karnına aldığı onundur, geri kalan da bize temizdir ve içeceğimizdir" dediğini işittim" dedi. |Muvatta, Taharet 14, (1, 23,24)|3498
TAHARET BÖLÜMÜ|Suların Ahkamı|ebu davudnesai|Humeyd el'Hımyeri|Resulullah (sav)'a, Ebu Hüreyre (ra)'nin yaptığı gibi dört yıl arkadaşlık yapmış bir zatın yanına geldim. Dedi ki: "Resulullah (sav), erkeğin artığıyla kadının gusletmesini veya kadının artığıyla erkeğin gusletmesini yasakladı." Bir rivayette şu cümleyi ziyade etti: "İkisi birden suya ellerini soksunlar!" |Ebu Davud, Taharet 40, (81); Nesai, Taharet 147, (1, 130)|3499
TAHARET BÖLÜMÜ|Suların Ahkamı|tirmiziebu davudibnu mace|İbnu Abbas|Resulullah (sav)'ın zevcelerinden biri bir tekne içerisinden su alarak yıkanmıştı. Aynı teknede yıkanmak veya abdest almak üzere Aleyhissalatu vesselam geldi. Zevcesi: "Ben cünübtüm!" dedi. Resulullah (sav): "Su cünüb olmaz!" buyurdular. |Tirmizi, Taharet 48, (65); Ebu Davud, Taharet 35, (68); İbnu Mace, Taharet 33, (370, 371)|3500
TAHARET BÖLÜMÜ|Suların Ahkamı|buharimüslimnesaiebu davud|Ebu Cuhayfe|Resulullah (sav) öğle vakti yanımıza çıktı. Kendisine abdest suyu getirildi. Abdest aldı. Halk, onun abdest suyundan arta kalanı kapışmaya başladı. Bir parça alabilen, onu (teberrüken) vücuduna sürünüyor idi. Hiç alamayan, arkadaşının elindeki yaşlığa değmeye çalışıyordu. |Buhari, Salat 17, Vudu 40, 93, 94, Ezan 18, 19, Libas 3, 42; Müslim, Salat 249-253 (503); Nesai, Taharet 103, (1, 87); Ebu Davud, Salat 102, (688)|3501
TAHARET BÖLÜMÜ|Suların Ahkamı|muvatta|Nafi'|İbnu Ömer (ra) dedi ki: "Kadın hayızlı veya cünüb olmadıkça artığıyla yıkanmada bir beis yoktur." |Muvatta, Taharet 86, (1, 52)|3502
TAHARET BÖLÜMÜ|Suların Ahkamı|buharimüslimebu davudnesai|Aişe|Ben ve Resulullah (sav) tek bir kaptan su alarak cenabetten yıkanıyorduk ve ellerimiz kabın içine beraber girip çıkıyordu. Bir başka rivayette şöyle gelmiştir: "...Farak denen bir kaptan." Süfyan der ki: "Bir farak, dört sa' hacminde (bir ölçek) dir." |Buhari, Gusl 2, 9; Müslim, Hayz 40, 45, (319, 321); Ebu Davud, Taharet 39, (77), 97, (237), 102, (257); Nesai, 130, 144, 145, 146, 148, Gusl 12, (1, 203)|3503
TAHARET BÖLÜMÜ|Suların Ahkamı|buharimuvattaebu davudnesai|İbnu Ömer|Hz. Peygamber (sav) zamanında erkekler ve kadınlar beraberce bir kaptan abdest alıyor idiler. |Buhari, Vudu 43; Muvatta, Taharet 15, (1, 24); Ebu Davud, Taharet 39, (79, 80); Nesai, Taharet 52, (1, 57)|3504
TAHARET BÖLÜMÜ|Suların Ahkamı|ebu davudtirmizi|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav), Cin gecesinde bana: "Kabında ne var?" diye sordular. Ben: "Nebiz!" dedim. "Güzel bir meyve, temiz bir sudur" buyurdular. Sonra da onunla abdest aldılar. |Ebu Davud, Taharet 42, (84); Tirmizi, Taharet 65, (88)|3505
TAHARET BÖLÜMÜ|Büyük Ve Küçük Abdestle İlgili Meseleler|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|Ümmü Kays Bintu Mihsan|Ben, henüz yemek yemeyen küçük bir oğlumla Resulullah (sav)'a gitmiştim. Varınca çocuğu kucağına oturttu. Derken çocuk elbisesine akıttı. Su getirtip elbisesini serpti, fakat yıkamadı. (Bir rivayette: "...çiledi" denmiştir) |Buhari, Vudu 59; Müslim,Taharet 103, (287); Muvatta, Taharet 110, (1, 64); Ebu Davud, Taharet 139, (374); Tirmizi, Taharet 54, (71); Nesai, Taharet 189, (1, 157)|3506
TAHARET BÖLÜMÜ|Büyük Ve Küçük Abdestle İlgili Meseleler|ebu davud|Lübabe Bintu'l-Haris|Hz. Ali'nin oğlu Hasan (ra), Resulullah (sav)'ın kucağında idi, elbisesine akıttı. Ben atılıp: "Ey Allah'ın Resulü (yeni) bir elbise giy. İzarını da bana ver yıkayayım!" dedim. Cevaben: "Kız çocuğun idrarı olsa yıkanırdı; ancak erkek çocuğun idrarı su çilemek suretiyle temizlenir!" buyurdular. |Ebu Davud, Taharet 137, (375)|3507
TAHARET BÖLÜMÜ|Büyük Ve Küçük Abdestle İlgili Meseleler|buharimüslimnesai|Enes|Biz, Resulullah (sav) ile birlikte mescidde otururken bir bedevi çıkageldi. Durup mescidin içine akıtmaya başladı. Resulullah (sav)'ın Ashab'ı kalkıp: "Dur! dur!" diyerek [üzerine yürümeye] kalktılar ki Resulullah (sav) müdahale etti: "Kestirmeyin, bırakın tamamlasın." Ashab müdahale etmedi, adam da ihtiyacını tamamladı. Sonra Resulullah (sav), adamı yanına çağırdı ve: "Bu mescidler, idrar ve pislik bırakma yeri değildir. Allah'ın zikredildiği yerlerdir. Buralarda namaz kılınır. Kur'an okunur" dedi. Sonra cemaatten birine bir kova su getirmesini emretti. Kova gelince sidiğin üzerine boşalttı. |Buhari, Vudu 57, 58, Edeb 35; Müslim, Taharet 99, (284); Nesai, Taharet 45, (1, 48)|3508
TAHARET BÖLÜMÜ|Büyük Ve Küçük Abdestle İlgili Meseleler|buhariebu davudtirmizinesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav), mescidde otururken, bir bedevi girip iki rek'at namaz kıldı. Sonra da şöyle dua etmeye başladı: "Allah'ım, bana da, Muhammed'e de rahmet et. Bizden başka kimseye rahmet etme!" Resulullah (sav) atılıp: "Geniş alanı daralttın!" dedi. Derken adam hemen kalkıp mescidin içine akıtmaya başladı. Halk da hemencecik üzerine yürüdü. Resulullah (sav) onları yasaklayıp: "Kolaylaştırıcılar olarak gönderildiniz, zorlaştırıcılar olarak gönderilmediniz. Üzerine bir kova su dökün!" ferman buyurdular. |Buhari, Vudu 58; Ebu Davud, Taharet 138, (380); Tirmizi, Taharet 112, (147); Nesai, Taharet 45, (1,48, 49)|3509
TAHARET BÖLÜMÜ|Büyük Ve Küçük Abdestle İlgili Meseleler|ebu davud|Ebu Hüreyre|Ebu Davud'un diğer bir rivayetinde şöyle denmiştir: "Üzerine akıttığı toprağı alın ve onu atın, yerine su dokun!" Ebu Davud der ki: "Bu rivayet mürseldir. Çünkü İbnu Malul, Resulullahla karşılaşmadı." |Ebu Davud, Taharet 138, (381)|3510
TAHARET BÖLÜMÜ|Büyük Ve Küçük Abdestle İlgili Meseleler|ebu davud|Ebu Abdullah el-Cüşemi|Bize Cündüp (ra) anlattı ve dedi ki: "Bir bedevi geldi. Devesini önce ıhtırdı, sonra bağladı. En sonra mescide girip Resulullah (sav)'ın arkasında namaz kıldı. Resulullah (sav) selam verince, bedevi bineğinin yanına gelerek bağını çözüp üzerine bindi. Sonra da seslice şöyle duada bulundu: "Allahım, bana ve Muhammed'e rahmet et. Rahmetimizde bir başkasını bize ortak kılma!" Resulullah (sav) müdahale edip: "Bunu mu, yoksa devesini mi, hangisini daha şaşkın görüyorsunuz? Ne söylediğini duymadınız mı?" buyurdular. Oradakiler: "Evet! duyduk" dediler. |Ebu Davud, Edeb 42, (4885)|3511
TAHARET BÖLÜMÜ|Büyük Ve Küçük Abdestle İlgili Meseleler|muvattaebu davudtirmizi|Ümmü Seleme|Bir kadın bana: "Ben eteğimin zeylini fazla uzatıyorum ve pis yerlerde de yürüyorum? (Bu hususta ne dersiniz?)" diye sordu. Bende ona Resulullah (sav)'ın: "(Pis yerlere değen eteği) ondan sonrası temizler" dediğini söyledim. |Muvatta, Taharet 16, (1, 24); Ebu Davud, Taharet 140, (383); Tirmizi, Taharet 109, (143)|3512
TAHARET BÖLÜMÜ|Büyük Ve Küçük Abdestle İlgili Meseleler|ebu davud||Ebu Davud'un bir diğer rivayetinde şöyle denmiştir: "Beni Abdul-Eşhel'den bir kadın anlatıyor: "Ey Allah'ın Resulü" dedim. "Bizim mescide giden yolumuz pis kokulu (topraktır). Yağmur yağınca ne yapalım?" "Sizinkinden sonra, ondan daha temiz bir yol yok mu?" diye sordu. "Evet!" deyince: "İşte bu öbürünü telafi eder, (temizler)!" buyurdu." |Ebu Davud, Taharet 140, (384)|3513
TAHARET BÖLÜMÜ|Büyük Ve Küçük Abdestle İlgili Meseleler|ebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizden biri, ayakkabısıyla bir pisliğe basarsa, bilesiniz, toprak onu temizler." |Ebu Davud, Taharet 141, (385, 386)|3514
TAHARET BÖLÜMÜ|Büyük Ve Küçük Abdestle İlgili Meseleler|rezin|İbnu Abbas|Elbisen yaş bir pisliğe değdi ise veya öylesi bir necasete ayakkabınla bastı isen, o pisliği su ile yıka. Pislik kuru ise, bir beis yok. [Rezin tahric etmiştir.] |Rezin|3515
TAHARET BÖLÜMÜ|Meni Hakkında|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Aişe|Ben Resulullah (sav)'ın elbisesine bulaşan meniyi yıkıyordum. O, elbisesinde ıslak kısım (kurumamış) olduğu halde namaza giderdi. |Buhari, Vudu 64, 65; Müslim, Taharet 108, (289); Ebu Davud, Taharet 136, (371, 372, 373); Tirmizi, Taharet 85, 86, (117, 118); Nesai, Taharet 187, 188, (1, 156)|3516
TAHARET BÖLÜMÜ|Meni Hakkında|müslim|Aişe|Müslim'in bir diğer rivayetinde şöyle gelmiştir: "Hz. Aişe (ra)'ye bir zat misafir oldu. Adam sabahleyin, elbisesini yıkamaya başladı. Hz. Aişe ona: "Sana, (meni) bulaşan yeri [gördüysen] orasını yıkaman kafi idi, göremediğin takdirde etrafını yıkardın. Ben, Resulullah (sav)'ın elbisesinden (meni bulaşığını) ovalamak suretiyle çıkardığımı biliyorum. O, (bir de yıkamaksızın) onun içinde namaz kılardı." (Bir diğer rivayette şöyle gelmiştir: "İyi biliyorum kurumuş meni bulaşığını Resulullah (sav)'ın çamaşırından tırnağımla kazıyarak çıkarıyordum.") |Müslim, Taharet 105,109, (288,290)|3517
TAHARET BÖLÜMÜ|Meni Hakkında|muvatta|Yahya İbnu Abdirrahman İbni Hatib|Anlattığına göre, Hz. Ömer (ra)'la içerisinde Amr İbnul-As (ra)'ın da bulunduğu bir cemaatle birlikte umre yapmıştır. Sefer esnasında su kaynaklarından birine yakın olan bir yolda Hz. Ömer, sabaha doğru mola verdi. (Herkes gibi kendisi de yattı. Bu esnada) ihtilam oldu. Sabah olunca kafilede, (yıkanması için yeterli) su bulunamadı. Hayvanına binip (yakınındaki) suya kadar geldi. Derhal bu ihtilamdan kalan meni bulaşığını yıkamaya başladı. Derken ortalık ağardı. Amr İbni'l-As (ra), Hz. Ömer'e: "Sabah oldu. Yanımızda temiz elbise var, şu elbiseni (yıkamayı) bırak, bilahare yıkanır" dedi. Ancak Hz. Ömer kendisine: "Ey İbnu'l-As, hayret doğrusu! Yani sen elbise buldun diye herkes elbise mi bulacak? Allah'a yemin olsun ben senin söylediğini yapsam bu bir sünnet olur. Hayır, ben gördüğüm (meniyi) yıkarım ve görmediğime de su çiler (temizlenmiş addeder)im!"dedi. |Muvatta, Taharet 83, (1, 50)|3518
TAHARET BÖLÜMÜ|Meni Hakkında|tirmizi|İbnu Abbas|Meni, sümük menzilesindendir. Öyleyse bunu kendinden, izhir otuyla da olsa sil at! |Tirmizi, Taharet 86, (117)|3519
TAHARET BÖLÜMÜ|Hayız Kanı|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|Esma Bintu Ebi Bekr|Bir kadın Resulullah (sav)'a, gelerek: "(Ey Allah'ın Resulü!) Birimizin çamaşırına hayız kanı bulaşınca ne yapmalıdır?" diye sordu. Aleyhissalatu vesselam: "Önce kazır, sonra parmak ucuyla bulaşan yeri yıkar, sonra da [kan görülmeyen yere] su çiler" buyurdu. |Buhari, Hayz 9, Vudu 63; Müslim, Taharet 110, (291); Muvatta, Taharet 103, (1, 60, 61); Ebu Davud, Taharet 132, (360, 361, 362); Tirmizi, Taharet 104, (138); Nesai, Taharet 185, (1, 155)|3520
TAHARET BÖLÜMÜ|Hayız Kanı|buhariebu davud|Aişe|[Resulullah (sav)'ın zevceleri olan] bizlerden her birinin, içinde hayız olduğu bir tek elbisesi vardı. Ona hayız kanı değecek olsa, onu tükrüğü ile ıslatır, sonra onu tırnağı ile ovalar (yıkar )dı" dedi. |Buhari, Hayz 11; Ebu Davud, Taharet 132, (352, 364)|3521
TAHARET BÖLÜMÜ|Hayız Kanı|buhariebu davudnesai|Aişe|Buhari'nin bir diğer rivayeti şöyle: "(Hz. Aişe) dedi ki: "Bizden biri hayız olur, sonra temizlenince, (bulaşma) kanı, elbisesinden kazır ve elbisenin geri kısmına su serper sonra da içinde namaz kılardı." |Buhari, Hayz 9; Ebu Davud, Taharet 107, (269), 132, (357), 142, (388); Nesai, Taharet 179, (1, 150,151)|3522
TAHARET BÖLÜMÜ|Köpek Ve Diğer Hayvanlar Hakkında|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir kaba, köpek banmışsa onun temizlenmesi yedi kere su ile yıkanmasına bağlıdır, hatta bunların ilki toprakla olmalıdır." |Buhari, Vudu 33; Müslim, Taharet 97, (279); Muvatta, Taharet 35, (1, 34); Ebu Davud, Taharet 37, (71, 72, 73); Tirmizi, Taharet 68, (91); Nesai, Miyah 7, (1, 176, 177)|3523
TAHARET BÖLÜMÜ|Köpek Ve Diğer Hayvanlar Hakkında|buhariebu davud|İbnu Ömer|Köpekler Resulullah (sav) devrinde mescidin içinde gidip gelirlerdi. Bu sebeple mescidi yıkamak için içine su serpmezlerdi. |Buhari, Vudu 33; Ebu Davud, Taharet 139, (382)|3524
TAHARET BÖLÜMÜ|Köpek Ve Diğer Hayvanlar Hakkında|muvattaebu davudtirmizinesai|Kebşe Bintu Ka'b İbnu Malik|Ravi -ki, İbnu Ebi Katade'nin nikahı altında idi- anlatıyor: "Ebu Katade (ra) yanıma girdi. Kendisine abdest suyu hazırladım. Bu sırada, sudan içmek üzere bir kedi geldi. Ebu Katade kabı uzattı, kedi içti." Kebşe sözlerine devamla der ki: "Ebu Katide kendisine bakmakta olduğumu gördü ve: "Ey kardeşimin kızı, buna hayret mi ediyorsun?" dedi. Bende: "Evet!" demiş bulundum. Bunun üzerine: "Resulullah (sav): "Kedi necis değildir. Kedi sizin tarafınızda çokça dolaşır" buyurdular" dedi." |Muvatta, Taharet 13, (1, 23); Ebu Davud, 38, (75); Tirmizi, Taharet 69, (92); Nesai, Taharet 54, (1, 55)|3525
TAHARET BÖLÜMÜ|Köpek Ve Diğer Hayvanlar Hakkında|ebu davud|Davud İbnu Salih İbni Dinar et-Temmar|Davud İbnu Salih İbni Dinar et-Temmar, annesinden anlatıyor: "Efendim beni, Hz. Aişe (ra)'ya bir miktar yemekle gönderdi. Gelince Hz.Aişe'yi namaz kılıyor buldum. Bana, elimdekini koymamı işaret etti. (Ben de bıraktım). Ancak bir kedi gelerek üzerinden yedi. Hz. Aişe (ra), namazından çıkınca, kedinin yediği yerden yemeği (bir miktar) yedi. Sonra da şu açıklamayı yaptı: "Resulullah (sav): "Kedi necis değildir, o sizi çokça dolaşan birisidir" demişti. Ben ayrıca Resulullah (sav)'ın kedinin artığıyla abdest aldığını gördüm." |Ebu Davud, Taharet 38, (76)|3526
TAHARET BÖLÜMÜ|Köpek Ve Diğer Hayvanlar Hakkında|buharimuvattaebu davudtirmizinesai|Meymune|Resulullah (sav)'a yağa düşen fareden soruldu. Aleyhissalatu vesselam: "Onu ve etrafındaki kısmı atın, yağınızı yiyin!" buyurdu. |Buhari, Vudu 67, Zebaih 34; Muvatta, İsti'zan 20, (2, 971, 972); Ebu Davud, Et'ime 48, (3841, 3843); Tirmizi, Et'ime 8, (1799); Nesai, Fera've'l-Atire 15, (7,178)|3527
TAHARET BÖLÜMÜ|Köpek Ve Diğer Hayvanlar Hakkında|ebu davud|Ebu Hüreyre|Ebu Davud'un Ebu Hüreyre'den kaydettiği bir rivayette şöyle gelmiştir: "(Eğer yağ) donmuşsa fareyi ve etrafındaki yağı kaldırıp atın, yağ sıvı ise, artık ona yemek niyetiyle yaklaşmayın." |Ebu Davud, Et'ime 48, (3841, 3843)|3528
TAHARET BÖLÜMÜ|Köpek Ve Diğer Hayvanlar Hakkında|ebu davud|Ebu Said|Resulullah (sav) bir koyunu beceriksizce yüzmekte olan bir köleye uğramıştı. Ona: "Çekil de sana göstereyim!" dedi. Derhal elini deri ile et arasına soktu. Elini, bütün kolu koltuğa kadar derinin altında kalacak şekilde ilerletti. Sonra gidip abdest almadan halka namaz kıldırdı. (Bir rivayette, "Yani suya değmedi" ziyadesi vardır.) |Ebu Davud, Taharet 73, (185)|3529
TAHARET BÖLÜMÜ|Deriler Hakkında|müslimmuvattaebu davudtirmizinesai|Mersed İbnu Abdillah el-Yezeni|İbnu Vale es-Sebai'nin üzerinde bir kürk gördüm ve elimle dokundum. Bana: "Kürke niye elini değdin?"dedi. Ben bu hususta İbnu Abbas (ra)'a sordum ve dedim ki: "Biz Mağrib'te yaşıyoruz. Bizimle birlikte Berberiler ve Mecusiler de var. Onlar bize kestikleri koyunu getiriyorlar. Kestiklerini yemiyoruz. Bize, içerisine iç yağı konmuş deriden mamul dağarcık getiriyorlar (bunu kabul edelim mi)?" İbnu Abbas cevaben dedi ki: "Bundan biz de Resulullah (sav)'a sormuştuk: "Derinin debbağlanması onun temizliğidir" buyurdular." (Nesai'nin bir rivayetinde şöyle gelmiştir: "Onların, içerisinde süt ve su bulunan kırbaları (deriden mamul su kapları) var..." gerisi yukandaki gibi) |Müslim, Hayz 106, (366); Muvatta, Sayd 17, (2, 498); Ebu Davud, Libas 41, (4123); Tirmizi, Libas 7, (1723); Nesai, Fera ve'l-Atire 9, (7,173)|3530
TAHARET BÖLÜMÜ|Deriler Hakkında|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|İbnu Abbas|Resulullah (sav) ölmüş (ve terkedilmiş) bir koyuna rastlamıştı. "Bunun derisinden faydalanmıyor musunuz?" buyurdular. Oradakiler: "Ama bu meytedir (leşdir, istifadesi caiz değildir)"dediler. Aleyhissalatu vesselam: "Meytenin yenmesi haramdır!" buyurdular." Bir başka rivayette : "Bunun derisini alıp, debbağlayarak istifade etmiyor musunuz?" demiştir. |Buhari, Büyu 101, Zekat 61, Zebaih 30; Müslim, Hayz 100, 103, 104, (363, 364, 365); Muvatta, Sayd 16, (2, 98); Ebu Davud, Libas 41, (4120, 4121); Tirmizi, Libas 7, (1727); Nesai, Fera ve'l-Atire 9, (7,171,172)|3531
TAHARET BÖLÜMÜ|Deriler Hakkında|muvattaebu davudnesai|Aişe|Resulullah (sav)'a, meytenin zekatından (kendiliğinden ölen hayvanın derisinin nasıl temiz kılınacağından) sorulmuştu. "Meytenin zekatı (temiz kılınması) onun debbağlanmasıdır" diye cevap verdi. |Muvatta, Sayd 18, (2, 498); Ebu Davud, Libas 41, (4124); Nesai, Fera ve'l-Atire 9, (7,174)|3532
TAHARET BÖLÜMÜ|Deriler Hakkında|buharinesai|Sevde Bintu Zem'a|Bizim bir koyunumuz öldü. Derisini debbağladık. Sonra eskiyinceye kadar içerisinde nebiz yaptık. |Buhari, Eyman 21; Nesai, Fera ve'l-Atire 9, (7,173)|3533
TAHARET BÖLÜMÜ|Deriler Hakkında|ebu davudtirmizinesai|Abdullah İbnu Ukeym|Resulullah (sav), ölümünden bir ay önce Cüheyne kabilesine şöyle yazdı: "Meytenin ne deri ne de sinirinden istifade etmeyin." (Tirmizi'nin rivayetinde " ölümünden iki ay önce..." şeklinde gelmiştir) |Ebu Davud, Libas 42, (4127,4128); Tirmizi, Libas 7, (1729); Nesai, Fera ve'l-Atire 10, (7,175)|3534
TAHARET BÖLÜMÜ|Deriler Hakkında|ebu davudtirmizinesai|Üsame|Resulullah (sav) yırtıcı hayvanların derilerini kullanmayı yasakladı. |Ebu Davud, Libas 43, (4132); Tirmizi, Libas 37, (1771); Nesai, Fera ve'l-Atire 12, (7,176)|3535
TAHARET BÖLÜMÜ|İstincanın Adabı|ebu davud|Ebu Musa|Bir gün Resulullah (sav)'la birlikte idim. Aleyhissalaltu vesselam küçük abdest bozmak ihtiyacını duymuşta. Hemen bir duvarın dibine, kumlu toprak bulunan bir noktaya gelip abdest bozdular. Sonra da: "Sizden biri, küçük abdest bozmak isteyince bevli için uygun bir yer arasın!" buyurdular. |Ebu Davud, Taharet 2, (3)|3536
TAHARET BÖLÜMÜ|İstincanın Adabı|ebu davudtirmizinesai|Mugire İbnu Şu'be|Resulullah (sav) kaza-yı hacet için gidince, yoldan uzak olurdu. |Ebu Davud, Taharet 1, (1); Tirmizi, Taharet 16, (20); Nesai, Taharet 16, (1, 18,19)|3537
TAHARET BÖLÜMÜ|İstincanın Adabı|müslimebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav): "İki lanetten korkun." buyurdular. Ashab: "İki lanet de nedir?" diye sorunca, açıkladılar: "İnsanların yollarına abdest bozanla, gölgelerine abdest bozanlardır." |Müslim, Teharet 68, (269); Ebu Davud, Taharet 14, (25)|3538
TAHARET BÖLÜMÜ|İstincanın Adabı|ebu davud|Muaz|Ebu Davud, Hz. Muaz (ra)'dan şu rivayeti kaydetmiştir: "Lanete sebep olan üç yere abdest bozmaktan kaçının: Su yollarına, işlek yollara ve gölgeliklere." |Ebu Davud, Taharet 14, (26)|3539
TAHARET BÖLÜMÜ|İstincanın Adabı|ebu davudnesai|Abdullah İbnu Sercis|Resulullah (sav) (yer üzerindeki haşerat) deliklerine akıtmayı yasakladı. Katade'ye: "Bu deliklere akıtmak niye mekruh kılındı?" diye sorulmuştu. Şu cevabı verdi: "Bunların cinlere ait meskenler olduğu söyleniyordu." |Ebu Davud, Taharet 16, (29); Nesai, Taharet 30, (1,33,34)|3540
TAHARET BÖLÜMÜ|İstincanın Adabı|ebu davudtirmizinesai|Abdullah İbnu Mugaffel|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizden kimse hamam yaptığı yere akıtmasın. Zira vesveselerin çoğu bu yüzden hasıl olur." (Ebu Davud'un rivayetinde şu ziyade var: "...sonra dönüp içinde yıkanacaktır." |Ebu Davud, Taharet 15 (27); Tirmizi, Taharet 17, (21); Nesai, Taharet 32, (1, 34)|3541
TAHARET BÖLÜMÜ|İstincanın Adabı|ebu davudnesai|Ümeyme Bintu Rukiyye|Resulullah (sav)'ın karyolasının altında bulundurduğu hurma kütüğünden bir çanağı vardı. Geceleyin ona küçük abdest bozardı. |Ebu Davud, Taharet 13, (24); Nesai, Taharet 28, (1, 31)|3542
TAHARET BÖLÜMÜ|İstincanın Adabı|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Ebu Eyyub|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Helaya gittiğiniz vakit, (abdest bozarken) kıbleye ne önünüzü ne de arkanızı dönmeyin. Fakat yüzünüzü doğuya ve batıya dönderin." Ebu Eyyub der ki: "Şam'a gelince helaların yönlerinin hep kıble cihetine inşa edildiğini gördük. Onları (kullanırken yönünü yan çeviriyor, ayrıca Allah'tan mağfiret de diliyorduk." |Buhari, Vudu 11, Salat 29; Müslim, Taharet 59, (264); Ebu Davud, Taharet 4, (9); Tirmizi, Taharet 6, (8); Nesai, Taharet 19, 20, 21, (1, 21, 22, 23)|3543
TAHARET BÖLÜMÜ|İstincanın Adabı|muvatta|Ebu Eyyub|İmam Malikin bir rivayeti şöyledir: "Ebu Eyyub (ra) Mısır'da iken demiştir ki: "Vallahi bu kiryas denen kenefleri nasıl kullanacağımı bilemiyorum. Zira Resulullah (sav): "Biriniz büyük veya küçük abdest bozunca kıbleye yönelmesin, arka fercini de çevirmesin." demişti." |Muvatta, Kıble 1, (1, 193)|3544
TAHARET BÖLÜMÜ|İstincanın Adabı|ebu davud|Mervan el-Asgar|İbnu Ömer (ra)'i devesini kıble istikametine ıhtırmış, sonra onun duldasına çömelip deveye doğru yönelerek akıtıyorken gördüm. Kendisine: "Ey Ebu Abdirrahman, bu tarz akıtmaktan nehyedilmedik mi?" dedim. "Evet, ama bundan, açık arazide nehyedildik. Seninle kıble arasında sana perde olan birşey varsa bu durumda akıtmanda bir beis yok!" dedi. |Ebu Davud, Taharet 4, (11)|3545
TAHARET BÖLÜMÜ|İstincanın Adabı|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|İbnu Ömer|Bir ihtiyacım için, (bir gün kız kardeşim Hz.) Hafsa (ra)'nın evinin damına çıkmıştım. Resulullah (sav)'ı yüzünü Şam'a, arkasını da kıbleye çevirmiş olarak kaza-yı hacet yapıyor gördüm. |Buhari, Vudu 12, 14, Humus 4; Müslim, Taharet 62, (266); Muvatta, Kıble 3, (1, 193, 194); Ebu Davud, Taharet 5, (12); Tirmizi, Taharet 7, (11); Nesai, Taharet 22, (1, 23)|3546
TAHARET BÖLÜMÜ|İstincanın Adabı|müslim|İbnu Ömer|Müslim'in bir diğer rivayetinde şöyle gelmiştir: "Abdullah anlatıyor: "Halk: "Kaza-yı hacet için çömelince ne kıbleye karşı ne de Mescid-i Aksa'ya yönelme" demektedir. Halbuki ben, bir işim için Hafsa (ra)'nın evinin damına çıkmıştım..." Gerisi aynen devam eder. |Müslim, Taharet 61, (266)|3547
TAHARET BÖLÜMÜ|İstincanın Adabı||Huzeyfe|Ben Resulullah (sav) ile beraber idim. Bir kavmin küllüğüne gelince durup, ayakta küçük abdest bozdu. ||3548
TAHARET BÖLÜMÜ|İstincanın Adabı|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Ebu Vail|Ebu Musa (ra) küçük abdest hususunda çok titiz davranır (üzerine sıçrantı değmemesi için azami gayreti gösterirdi. O kadar ki) küçük abdestini bir şişe içerisine bozar ve: "Beni İsrail'den birinin bedenine sidik değecek olsa, adam kirlenen derisini bıçakla kazırdı" derdi. (Bunu işiten) Huzeyfe (ra) dedi ki: "Arkadaşınızın titizliği bu kadar ileri götürmemesini tercih ederim. Ben, Resulullah (sav)'la bir beraberliğimizi hatırlıyorum. Beraber yürüyorduk. Derken bir kavmin bir duvar gerisindeki küllüğüne rastladık. Resulullah (sav), tıpkı sizden birinin ayakta bevletmesi gibi durup ayakta bevletti. Ben bu esnada kendilerinden uzaklaşmak istedim. Bana yakın durmamı işaret buyurdu. Geri gelip, hemen arkasmda dikilip abdestini bozuncaya kadar bekledim." |Buhari, Vudu 62, 60, 61, Mezalim 27; Müslim, Taharet 73, 74, (273); Ebu Davud, Taharet 12, (23); Tirmizi, Taharet 9, (13); Nesai, Taharet 24, (3,. 25)|3549
TAHARET BÖLÜMÜ|İstincanın Adabı|muvatta|Nafi'|İbnu Ömer (ra)'ı ayakta bevlederken gördüm. |Muvatta, Taharet 112, (1, 65)|3550
TAHARET BÖLÜMÜ|İstincanın Adabı|tirmizi|Ömer|Ben ayakta abdest bozarken, Resulullah (sav) beni gördü ve: "Ey Ömer, ayakta akıtma" buyurdu. Ondan sonra hiç ayakta akıtmadım. |Tirmizi, Taharet 8, (12)|3551
TAHARET BÖLÜMÜ|İstincanın Adabı|tirmizi|Abdullah İbnu Ömer|Ubeydullah, Nafi'den, o da Abdullah İbnu Ömer (ra)'den anlattığına göre, Hz. Ömer (ra): "Ben müslüman olduğum zamandan beri ayakta abdest bozmadım!" demiştir. (Tirmizi: "Bu, Hz. Ömer'den daha sıhhatli olan rivayettir. Önceki rivayet zayıftır" der. Keza ilaveten der ki: "Ayakta abdest bozma yasağı tedib içindir, tahrim için değil."Yine der ki: "İbnu Mes'ud (ra)'tan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Kişinin ayakta akıtması, nefsine karşı işlediği bir kabalıktır.") |Tirmizi, Taharet 8, (12)|3552
TAHARET BÖLÜMÜ|İstincanın Adabı|tirmizinesai|Aişe|Size kim, Resulullah (sav)'ın ayakta bevlettiğini söylerse, sakın onu tasdik etmeyin. O, daima çömelerek abdest bozardı. |Tirmizi, Taharet 8, (12); Nesai, Taharet 25, (1, 26)|3553
TAHARET BÖLÜMÜ|İstincanın Adabı|müslimebu davud|Abdullah İbnu Cafer|Bir gün Resulullah (sav) beni, bineğinin terkine bindirdi. Bana halktan kimseye söylemiyeceğim bir sözü sır olarak söyledi. Resulullah (sav)'ın kaza-ı hacet için perdelendiği şeylerin O'na en hoş geleni ya bir tümsek veya bir hurma kümesiydi. |Müslim, Hayz 79, (342); Ebu Davud, Cihad 47, (2549)|3554
TAHARET BÖLÜMÜ|İstincanın Adabı|ebu davudnesai|Abdurrahman İbnu Hasene|Resulullah (sav), elinde kalkan gibi bir şey olduğu halde bize doğru geldi ve onu yere bıraktı. Sonra onun gerisine çömelip ona doğru küçük abdest bozdu. Yanımızdakilerden biri: "(Resululah'a) bakın tıpkı kadınlar gibi abdest bozuyor" dedi. Aleyhissalatu vesselam bu sözü işitmişti: "Benİ İsrail'in arkadaşının başına geleni işitmedin mi" dedi ve devam etti: "Onlara idrar bulaşınca, bıçakla idrarın değdiği yeri kazıyorlardı. Arkadaşları onları bu tatbikattan yasakladı. Bu adam, yasaklaması sebebiyle kabrinde azaba uğradı." |Ebu Davud, Teharet 11, (22); Nesai, Taharet 26, (1,26-28)|3555
TAHARET BÖLÜMÜ|İstincanın Adabı|ebu davud|Ebu Said|Resulullah (sav)'ı işittim, şöyle demişti: "İki kişi beraberce helaya gidip, avretleri açık kaza-yı hacet ederken konuşmasınlar. Zira Allah Teala Hazretleri, bu hale gadab eder." |Ebu Davud, Taharet 7, (15)|3556
TAHARET BÖLÜMÜ|İstincanın Adabı|ebu davud|Enes|Resulullah (sav) kaza-yı hacette bulunmak istediği zaman yere yaklaşıncaya kadar elbisesini kaldırmazdı. |Ebu Davud, Taharet 6, (14); Tirmizi, Taharet 10, (14)|3557
TAHARET BÖLÜMÜ|İstincanın Adabı|ebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim gözüne sürme çekerse teklesin. Bu sözümü kim tutarsa işi en güzel şekilde yapmış olur, tutmayana bir mahzur yok. Kim abdest bozduktan sonra taş kullanarak temizlenirse teklesin. Kim böyle yaparsa güzel yapar, kim de yapmazsa bir mahzur yok. Kim yemek yer ve dişlerinin arasından bir şey çıkarırsa onu dışarı atsın, kim de diliyle çıkarmışsa onu yesin. Kim bu söylediğimi yaparsa güzel yapar, kim de yapmazsa bir mahzur yok. Kim helaya giderse (imkan nisbetinde) tesettürde bulunsun, (kuytu bir yer) bulamazsa, hiç olmazsa kum (taş vs.den) bir tümsek yapıp ona arkasını dönsün, zira şeytan, insanoğlunun makadlarıyla (oturak kısmıyla) oynar. Kim bunu yaparsa en güzelini yapmış olur, yapamayana bir beis yok." |Ebu Davud, Taharet 19, (35)|3558
TAHARET BÖLÜMÜ|İstincanın Adabı|ebu davud|Cabir|Resulullah (sav) abdest bozmak isteyince hiç kimsenin göremeyeceği kadar uzaklara giderdi. |Ebu Davud, Taharet 1, (2)|3559
TAHARET BÖLÜMÜ|İstincanın Adabı|müslimtirmiziebu davudnesai|Selman|Ravi, anlattığına göre, müşrikler kendisine: "Sizin arkadaşınızın (sav) sizlere helada abdest bozmayı bile öğrettiğini görüyoruz" demişlerdir. O da onlara şöyle cevap vermiştir: "Evet, doğrudur. Resulümüz (sav), bizi sağ elimizle istinca yapmaktan nehyetti, büyük veya küçük abdest bozarken, kıbleye yönelmektende nehyetti. Abdest bozduktan sonra istinca ederken kurumuş hayvan mayısını veya kemiği kullanmamızı da nehyetti ve dedi ki: "Sizden kimse, üç taştan daha azı ile istinca etmesin." |Müslim, Taharet 57, (262); Tirmizi, Taharet 12, (16); Ebu Davud, Taharet 4, (7); Nesai, Taharet 37, 42, (1, 38, 39, 43)|3560
TAHARET BÖLÜMÜ|İstincanın Adabı|müslim|Cabir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Biriniz istincada taş kullanırsa teklesin. |Müslim, Taharet 24, (239)|3561
TAHARET BÖLÜMÜ|İstincanın Adabı|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Ebu Katade|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Biriniz bevlederken zekerini sağ eliyle tutmasın, sağ eliyle istinca etmesin, (su içerken) kabın içine solumasın." |Buhari, Vudu 18, 19, 25; Müslim, Taharet 63, (267); Ebu Davud, Taharet 18, (31); Tirmizi, Taharet, 11, (15); Nesai, Taharet 23,42, (1, 25, 43)|3562
TAHARET BÖLÜMÜ|İstincanın Adabı|ebu davud|Aişe|Resulullah (sav)'ın sağ eli, suyuna ve yiyeceği (ne değmek) içindi. Sol eli de istinca ve kirletme hasıl edecek şeyler içindi. |Ebu Davud, Taharet 18, (33)|3563
TAHARET BÖLÜMÜ|İstincanın Adabı|ibnu mace|İbnu Mes'ud|Hz. Osman (ra)'ı işittim. Diyordu ki: "Resulullah'a biatta kullandığım sağ elle, müslüman olduğum o günden beri zekerime hiç değmedim." Bu söz, "O, sağ eliyle hiç istincada bulunmamıştır" şeklinde tefsir edilmiştir. [Rezin tahriç etmiştir. İbnu Mace, Taharet 15. (311).] |İbnu Mace, Taharet 15, (311)|3564
TAHARET BÖLÜMÜ|İstincanın Adabı|ebu davudtirmizinesai|Enes|Resulullah (sav) helaya girince yüzüğünü çıkarırdı. |Ebu Davud, Taharet 10, (19); Tirmizi, Libas 16, (1746); Nesai, Zinet 54, (8,178)|3565
TAHARET BÖLÜMÜ|İstincanın Adabı|ebu davud|Enes|Resulullah (sav) helaya girince: "Allahümme inni eüzü bike mine'l-hubsi ve'l-habais, (Ya Rabbi! Pislikten ve pislenmekten sana sığınırım) derdi. |Ebu Davud, Taharet 3, (4)|3566
TAHARET BÖLÜMÜ|İstincanın Adabı|ebu davud||Bir rivayette şöyle gelmiştir: "Resulullah (sav) buyurmuştur ki: "Şu kenefler, (cin ve şeytanların) hazır bulundukları yerlerdir. Öyleyse biriniz helaya girince: "Euzu billahi mine'l-hubsi ve'l'habais" (Pislikten ve pislenmekten Allah'a sığınırım) desin. |Ebu Davud, Taharet 3, (6)|3567
TAHARET BÖLÜMÜ|İstincada Kullanılan Cisimler|buharimüslimebu davudnesai|Enes|Resulullah (sav) kaza-yı haceti için çıktığı zaman ben ve bizden (Ensar'dan) bir gulam (oğlan), O'nu takip ederdik. Beraberimizde, istinca etmeği için su kabı olurdu. |Buhari, Vudu 16, 15, 17, 56, Salat 93; Müslim, Taharet 70, (271); Ebu Davud, Taharet 23, (43); Nesai, Taharet 41, (1, 42)|3568
TAHARET BÖLÜMÜ|İstincada Kullanılan Cisimler|nesaiibnu mace|Cerir|Ben Resulullah (sav) ile birlikte idim. Helaya gitti ve kaza-yı hacette bulundu sonra: "Ey Cabir suyu getir!" diye ferman etti. Ben de suyu götürdüm, eliyle istinca etti. Sonra elini yere sürttü. |Nesai, Taharet 43, (1, 45); İbnu Mace, Taharet 29, (358)|3569
TAHARET BÖLÜMÜ|İstincada Kullanılan Cisimler|ebu davudnesai|Süfyan İbnu'l'Hakem veya Hakem İbnu Süfyan es-Sakafi|Resulullah (sav) bevledince abdest alır ve (istincada) su kullanırdı. |Ebu Davud, Taharet 64, (166, 167, 168); Nesai, Taharet 102, (1, 86)|3570
TAHARET BÖLÜMÜ|İstincada Kullanılan Cisimler|tirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) anlatıyor: "Bana Cibril aleyhisselam geldi ve: "Ey Muhammed, abdest aldınmı intidahda bulun!" diye emretti" dedi. |Tirmizi, Taharet 38, (50)|3571
TAHARET BÖLÜMÜ|İstincada Kullanılan Cisimler|ebu davudibnu mace|Aişe|Resulullah (sav) bevletti. Hz. Ömer de arkasında, elinde su kabı olduğu halde durdu. Resulullah onu görünce: "Bu da ne, ey Ömer?" buyurdular. Hz. Ömer: "Sudur, yıkanırsın!" dedi. Resulullah: "Ben her bevledişimde abdest almakla emrolunmadım, bunu yapacak olsam bu, (ümmete vacib) bir sünnet olur" buyurdular. |Ebu Davud, Taharet 22, (42); İbnu Mace, Taharet 20, (327)|3572
TAHARET BÖLÜMÜ|İstincada Kullanılan Cisimler|rezin|Enes|Resulullah (sav) Küba ahalisine: "Allah, temizlik hususunda sizi övmektedir. Bu neden ileri geliyor?" diye sordular. Onlar: "Biz dediler, istincada taşla suyu birleştiriyoruz: (önce taşla silip arkadan da su ile yıkıyoruz)." [Rezin tahric etmiştir, İbnu Kesir Tefsiri, 3,456] |Rezin|3573
TAHARET BÖLÜMÜ|İstincada Kullanılan Cisimler|ebu davudnesai|Aişe|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Biriniz helaya giderken beraberinde üç tane de taş götürüp onlarla temizliğini yapsın. Bunlar ona yeterlidir." |Ebu Davud, Taharet 21, (40); Nesai, Taharet 40, (1, 41, 42)|3574
TAHARET BÖLÜMÜ|İstincada Kullanılan Cisimler|buharitirmizinesai|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) abdest bozmaya çıkmıştı. Bana üç taş bulmamı söyledi. İkisini buldum, üçüncü taşı aradım fakat bulamadım. Onun yerine bir kurumuş mayıs aldım ve onu getirdim. Taşları aldı, mayısı attı ve: "Bu necistir" buyurdu. |Buhari, Vudu 20; Tirmizi, Taharet 13, (17); Nesai, Taharet 38, (1, 39, 40)|3575
TAHARET BÖLÜMÜ|İstincada Kullanılan Cisimler|tirmizinesaiebu davudmüslim|İbnu Mes'ud|Cinlerin heyeti Resulullah (sav)'a gelince: "Ey Allah'ın Resulü! Ümmetini kemikle, mayısla veya kömürle istinca yapmaktan nehyet. Zira, Allah onlarda bize bir rızk yarattı!" dediler. Bunun üzerine Resulullah (sav) bizi, onları taharette kullanmaktan menetti." |Tirmizi, Taharet 14, (18); Nesai, Taharet 35, (1, 37); Ebu Davud, Taharet 20, (39); Müslim, Salat 50, (450)|3576
TAHARET BÖLÜMÜ|İstincada Kullanılan Cisimler|ebu davudnesai|Rüveyfi|Resulullah (sav) bana: "Ey Rüveyfi" dedi, "umarım benden sonra çok yaşayacaksın. İnsanlara haber ver ki, kim sakalını kıvırcık kılar, (atın boynuna) kiriş takar, bir hayvan mayısı veya kemikle istincada bulunursa bilsin ki Muhammed ondan beridir." |Ebu Davud, Taharet 20, (36); Nesai, Zinet 12, (8,135)|3577
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Faziletleri|müslimmuvattatirmizinesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah'ın hataları silmeye ve dereceleri yükseltmeye vesile kıldığı şeyleri size söylemiyeyim mi?" "Evet ey Allah'ın Resulü, söyleyin!" dediler. Bunun üzerine saydı: "Zahmetine rağmen abdesti tam almak. Mescide çok adım atmak. (Bir namazdan sonra diğer) Namazı beklemek. İşte bu ribattır, işte bu ribattır, işte bu ribattır." |Müslim, Taharet 41, (251); Muvatta, Sefer 55, (1, 161); Tirmizi, Taharet 39, (52); Nesai, Taharet 106|3578
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Faziletleri|ebu davudtirmizi|Ukbe İbnu Amir|Üzerimizde develeri gütme işi vardı, (bunu sırayla yapıyorduk.) (Bir gün) gütme nöbeti bana gelmişti. Günün sonunda develeri kıra ben çıkarıyordum. (Bir gün, nöbetimden dönüşte) Resulullah (sav)'a geldim, ayakta halka hitabediyordu. Söylediklerinden şu sözlere yetiştim: "Güzel abdest alıp, sonra iki rekat namaz kılan ve namaza bütün ruhu ve benliği ile yönelen hiç kimse yoktur ki kendisine cennet vacib olmasın!" (Bunları işitince kendimi tutamayıp): "Bu ne güzel!" dedim. (Bu sözüm üzerine) önümde duran birisi: "Az önce söylediği daha da güzeldi." dedi. (Bu da kim? diye) baktım. Meğer Ömer İbnul-Hattab'mış. O, sözüne devam etti: "Seni gördüm, daha yeni geldin. Sen gelmezden önce şöyle demişti: "Sizden kim abdestini alır ve bunu en güzel şekilde yapar, sonra da: Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Resulühü (Şehadet ederimki Allah'tan başka ilah yoktur ve yine şehadet ederim ki Muhammed Allah'ın kulu ve Resulüdür)" derse, kendisine cennetin sekiz kapısı da açılır; hangisinden isterse oradan cennete girer." (Ebu Davud'un rivayetinde "abdestigüzelyaparsa..." denmiştir. Tirmizi'nin rivayetinde "...resülühü (Allah'ın ...Resulü)" kelimesinden sonra "Allah'ım, beni tevbe edenlerden kıl, temizlenenlerden kıl" duası da vardır.) |Ebu Davud, Taharet 65, (169); Tirmizi, Taharet, 41, (55)|3579
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Faziletleri|müslimmuvattatirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: Mü'min -veya müslüman- bir kul abdest aldı mı yüzünü yıkayınca, gözüyle bakarak işlediği bütün günahlar su ile -veya suyun son damlasıyla- yüzünden dökülür iner. Ellerini yıkayınca elleriyle işlediği hatalar su ile birlikte- veya suyun son damlasıyla- ellerinden dökülür iner. Ayaklarını yıkayınca da ayaklarıyla giderek işlediği bütün günahları su ile veya suyun son damlasıyla- dökülür iner. (öyle ki abdest tamamlanınca) günahlardan arınmış olarak tertemiz çıkar." |Müslim, Taharet 32, (244); Muvatta, Taharet 31, (1, 32); Tirmizi, Taharet 2, (2)|3580
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Faziletleri|buharimüslim|Osman|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim abdest alır ve abdestini güzel yaparsa hataları vücudundan tırnak diplerine varıncaya kadar çıkar dökülür." |Buhari, Vudu 25; Müslim, Taharet 8, (229)|3581
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Faziletleri|buharimüslim|Osman|Bir başka rivayette şöyle gelmiştir: "Hz. Osman (ra) abdest aldı ve dedi ki: "Ben Resulullah (sav)'ın şu benim abdestim gibi abdest aldığını, sonra da şöyle söylediğini gördüm: "Kim bu şekilde abdest alırsa geçmiş günahları affedilir, namazı ve mescide kadar yürümesi de nafile (ibadet) olur." |Buhari, Vudu 25; Müslim, Taharet 8, (229)|3582
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Faziletleri|müslim|Amr İbnu Abese es-Sülemi|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizden kim abdest suyunu hazırlar, mazmaza ve istinsahta bulunur (ağzına ve burnuna su çeker) ve sümkürürse, mutlaka yüzünden, ağzından, burnundan hataları dökülür. Sonra Allah'ın emrettiği şekilde yüzünü yıkarsa, sakalının bittiği mahallin) etrafından su ile birlikte yüzü ile işlediği günahlar dökülür. Sonra dirseklere kadar kollarını yıkayınca, ellerinin günahları su ile birlikte parmak uçlarından dökülür gider. Sonra başını meshedince, başının günahları saçın etrafindan su ile birlikte akar gider. Sonra topuklarına kadar ayaklarını yıkayınca, ayaklarının günahları, parmak uçlarından su ile birlikte akar gider. Sonra kalkıp namaz kılar, Allah'a hamd ve senada bulunur. Ona layık şekilde tazimini gösterir ve kalbinden Allah'tan başkasını(n korku ve muhabbetini) çıkarırsa, annesinden doğduğu gündeki gibi bütün günahlarından arınır." |Müslim, Müsafirin 294, (832)|3583
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Faziletleri|muvattanesaiibnu mace|Abdullah es'Sünabihi|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Mü'min kul abdest aldıkta mazmaza yaptı mı (ağzını yıkadı mı) günahlar ağzından çıkar, (burnunu sümkürdü mü) günahlar burnundan çıkar, yüzünü yıkadı mı günahlar göz kapaklarının altına varıncaya kadar yüzünden çıkar, Ellerini yıkadı mı günahlar tırnak diplerine varıncaya kadar ellerinden çıkar. Başını meshetti mi, günahlar kulaklarına varıncaya kadar başından çıkar. Ayaklarını yıkadı mı, günahlar ayak tırnaklarının altına varıncaya kadar ayaklarından çıkar. Sonra mescide kadar yürümesi ve kılacağı namaz nafile (bir ibadet) olur." |Muvatta, Taharet 30, (1, 31); Nesai, Taharet 35, (1, 74); İbnu Mace, Taharet 6, (283)|3584
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Faziletleri|müslimnesai|Ebu Ümame el-Bahili|Amr İbnu Abese (ra)'yi dinledim, diyor ki: "Resulullah (sav)'a: "Abdest nasıl alınır?" diye sordum. Şöyle açıkladı: "Abdest mi? Abdest alınca şöyle yaparsın: Önce iki avucunu tertemiz yıkarsın. Sonra yüzünü ve dirseklerine kadar ellerini yıkarsın. Başını meshedersin, sonra da topuklarına kadar ayaklarını yıkarsın. (Bunları tamamladın mı) bütün günahlarından arınmış olursun. Bir de yüzünü Aziz ve Celil olan Allah için (secdeye) koyarsan, anandan doğduğun gün gibif hatalarından çıkmış olursun." Ebu Ümame der ki: "Ey Amr İbnu Abese dedim, ne söylediğine dikkat et! Bu söylediklerinin hepsi bir defasında veriliyor mu?" "Vallahi" dedi, "bilesin ki artık yaşım ilerledi, ecelim yaklaştı. (Allah'tan ölümden çok korkar bir haldeyim), ne ihtiyacım var ki, Allah Resulü hakkında yalan söyleyeyim! Andolsun söylediklerim, Resulullah (sav)'dan kulaklarımın işitip, hafızamın da zabtettiklerinden başkasi değildir." |Müslim, Müsafirin 294, (832); Nesai, Taharet 108, (1, 91, 92)|3585
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Faziletleri|tirmizi|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim abdestli olduğu halde abdest tazelerse, Allah bu sebeple kendisine on (misli) sevab yazar." |Tirmizi, Taharet 44,(59)|3586
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Faziletleri|rezin|Ebu Said|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim abdest ahp: "Sübhaneke Allahümme ve bihamdike estağfiruke ve etübu ileyke. (Rabbim seni tenzih ederim, Allah'ım hamdim sanadır, senden bağışlanmak isterim, tevbem de sanadır)" derse, bu bir kağıda yazılır, sonra bir mühür üzerine nakşedilir, sonra da Arş'ın altına kaldırılır ve Kıyamete kadar (mühür) kırılmaz." [Rezin tahric etmiştir.] |Rezin|3587
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sıfatı|buharimüslimebu davudnesai|Humran Mevla Osman|Hz. Osman (ra) su istemişti. (Getirdim. Aldı ve) üç kere ellerine dökerek yıkadı. Sonra sağ elini kaba sokup mazmaza ve istinşakta bulundu (ağzına ve burnuna su alıp yıkadı). Sonra üç kere yüzünü, arkasından da dirseklerine kadar üç kere ellerini yıkadı. Sonra başına meshetti, sonra da topuklarına kadar ayaklarını üçer sefer yıkadı ve: "Ben Resulullah (sav)'ı şu abdestim gibi abdest alırken gördüm" dedi. Abdesti bitince de şöyle demiştir: "Kim şu abdestim gibi abdest alır, arkasından iki rek'at namaz kılar ve namazda kendi kendine (dünyevi bir şey) konuşmazsa geçmiş günahları affedilir." |Buhari, Vudu 24, 28, Savm 27; Müslim, Taharet 3, 4, (226); Ebu Davud, Taharet 50, (106); Nesai, Taharet 27, 28, 93, (1)|3588
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sıfatı|ebu davud|İbnu Müleyke|Hz. Osman (ra)'dan abdest hakkında (nasıl alınacağı) sorulmuştu. Hemen su istedi ve derhal bir abdest kabı getirildi. Kaptan önce sağ eli üzerine su döktü (ve onu yıkadı), sonra sağ elini kaba batırdı, üç kere mazmaza, üç kere istinşakta bulundu... [önceki hadiste geçtiği üzere zikretti. Hadiste şu ziyade var]: "Sonra elini daldırıp su aldı ve başına, kulaklarına meshetti, kulaklarının iç ve dışlarını birer kere meshetti." |Ebu Davud, Taharet 50, (108)|3589
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sıfatı|ebu davud||Yine Ebu Davud'un bir diğer rivayetinde şöyle gelmiştir: "Sağ eliyle sol eli üzerine su döktü, sonra her ikisini de bileklere kadar yıkadı." Yine Ebu Davud'un bir diğer rivayetinde "Başını üç kere meshetti" denmiştir. |Ebu Davud, Taharet 50, (109,110)|3590
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sıfatı|ebu davudtirmizinesai|Abdu Hayr|Hz.Ali (ra) bize geldi ve namaz kıldı. (Namazdan sonra abdest) suyu istedi. "Suyu ne yapacak, namazı kıldı ya! Herhalde bize öğretmek istiyor!" dedik. İçinde su olan bir kapla bir leğen getirildi. Kaptan sağ eline su döktü. Üç defa ellerini yıkadı. Sonra üç kere mazmaza ve istinşakta bulundu. Mazmaza ve istinşakı su aldığı eliyle yaptı. Sonra üç kere yüzünü yıkadı, sağ elini üç kere yıkadı, üç kere sol elini yıkadı. Sonra elini kaba batırdı, bir kere başını meshetti. Sonra üç kere sağ ayağını yıkadı, üç kere sol ayağını yıkadı. Sonra: "Resulullah (sav)'ın abdestini bilmek kimin hoşuna giderse, işte o böyledir!" dedi. |Ebu Davud, Taharet 50, (111); Tirmizi, Taharet 37, (48); Nesai, Taharet 75, (1, 68)|3591
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sıfatı|nesai|,|Nesai'nin bir diğer rivayeti şöyledir: "...Başını meshetti." - Şu'be, bir defasında alnından başının gerisine kadar (eliyle) işaret etti- sonra dedi ki: "Ellerini tekrar geri getirip getirmediğini bilmiyorum." |Nesai, Taharet 76, (1, 68-69)|3592
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sıfatı|ebu davudnesai|İbnu Abbas|Ali (ra) yanıma girdi. Su dökmüş (küçük abdest bozmuş) idi. Abdest suyu istedi, içinde su olan bir kap getirdik. Bana: "Ey İbnu Abbas! Resulullah (sav)'ın nasıl abdest aldığını sana göstereyim mi?"dedi. Ben de: "Evet göster!" dedim. Bunun üzerine su kabını elleri üzerine eğdi ve ellerini yıkadı. Sonra sağ elini kaba soktu, onunla diğeri üzerine su döktü, sonra iki avucunu yıkadı. Sonra mazmaza ve istinşakta bulundu. Sonra iki elini birden kaba soktu. İkisiyle birlikte su avuçlayıp yüzüne çarptı. Sonra başparmaklarını kulaklarının ön kısmına soktu. Sonra ikinci, üçüncü sefer aynı şeyleri tekrar etti. Sonra sağ eliyle bir avuç su aldı ve bunu alnına döktü ve yüzü üzerinde akmaya bıraktı. Sonra dirseklerine kadar kollarını üçer kere yıkadı. Başını ve kulaklarının arkasını meshetti. Sonra tekrar her iki elini beraberce kaba soktu. Bir avuç su alıp onu pabuç içinde olan (sağ) ayağına vurdu ve o su ile ayağını yıkadı. Sonra aynı muameleyi diğer ayağına, (sola) yaptı." (Abdullah el-Havlani) der ki: "(İbnu Abbas'a) sordum: "Ayaklar ayakkabı içinde olduğu halde mi?" "Evet" dedi, "ayakkabı içinde olduğu halde." Ben tekrar sordum: "Ayakkabı içinde mi?" "Evet!" dedi, "ayakkabı içinde!" Ben tekrar sordum: "Ayakkabı içinde mi?" "Evet!" dedi, "ayakkabı içinde." (Nesai'nin bir diğer rivayetinde şöyle denmiştir. "...Sonra bir avuç su ile üçer defa mazmaza ve istinşakta bulundu.") |Ebu Davud, Taharet 50, (117); Nesai, Taharet 76, (1, 68)|3593
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sıfatı|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|Abdullah İbnu Zeyd İbni Asım İbni Ensari|Ravi, anlattığına göre, kendisine: "Bizim için, Resulullah (sav)'ın abdestiyle bir abdest al (da görelim)!" diye talepte bulunuldu. O, hemen bir kap [su] isteyip, önceki hadiste anlatılan şekilde abdest aldı. Abdest alışını anlatan rivayette şu farklı açıklama var: "Başını meshettikte ellerini (saçları üstünde) ileri ve geri doğru yürüttü. (Şöyle ki: Mesh ameliyesine) başın ön kısmından başladı ellerini enseye doğru götürdü. Sonra, başladığı yere kadar geri getirdi. Sonra ayaklarını yıkadı. (Müslim'in bir rivayetinde şöyle denmiştir: "Başım üç kere meshetti.") |Buhari, Vudu 38; Müslim, Taharet 18, 19, (235, 236); Muvatta, Taharet, 1, (1, 18); Ebu Davud, Taharet 50, (118, 119, 120); Tirmizi, Taharet 27, 36, (35, 47); Nesai, Taharet 80, 81, 82, (1, 71, 72)|3594
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sıfatı|buhariebu davud||Buhari rahimehullah'ın bir rivayetinde şöyle denmiştir: "Resulullah (sav) (abdest uzuvlarını) ikişer kere yıkayarak abdest aldı." Ebu Davud'un bir rivayetinde, Mikdam İbnu Ma'dikerb'den şu kaydedilir: "Sonra başını, içiyle ve dışıyla iki kulağını meshetti." Yine, Ebu Davud'un bir başka rivayetinde şöyle denmiştir: "Kulaklarını içleriyle dışlarıyla meshetti, parmaklarını kulaklarının deliklerine soktu." |Buhari, Vudu 23; Ebu Davud, Taharet 50 (121,123)|3595
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sıfatı|ebu davudnesai|Abdullah İbnu Amr İbni'l-As|Resulullah (sav)'a bir bedevi gelerek, abdestten sordu. Resulullah ona uzuvların üçer kere yıkanmasını gösterdi. Sonra da: "Abdest işte böyle alınır! Kim buna bir ziyadede bulunursa, fena bir iş yapmış olur, haddi aşar ve zulmeder" buyurdu. |Ebu Davud, Taharet 51, (135); Nesai, Taharet 105, (1, 88)|3596
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sıfatı|ebu davudnesai||Ebu Davud'un bir rivayetinde şöyle gelmiştir: "...Sonra başını meshetti. Şehadet parmaklarını kulaklarına soktu. Başparmaklarıyla kulaklarının dışlarını meshetti. Şehadet parmaklarıyla kulakların içini meshetti..." Rivayetin sonunda şu ifade var: "Abdest işte böyledir. Kim buna ziyadede bulunur veya bundan eksiltme yaparsa kötü bir iş yapmış ve zulmetmiş olur -yahut zulmetmiş ve kötü bir iş yapmış olur -" Nesai'mn rivayetinde özetle şöyle denmiştir: "...Resulullah (sav)'a bir bedevi geldi ve ondan abdest hakkında sordu. Resulullah (sav) abdestin alınışını, uzuvları üçer sefer yıkayarak gösterdi, sonra şöyle söyledi: "Abdest işte böyledir. Kim buna ziyadede bulunursa kötü bir iş yapmış, haddi aşmış ve de zulmetmiş olur." |Ebu Davud, Taharet 51, (135); Nesai, Taharet 105, (1, 88)|3597
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sıfatı|buhariebu davudnesai|İbnu Abbas|Resulullah (sav) uzuvlarını birer kere yıkayarak abdest aldı. |Buhari, Vudu 22; Ebu Davud, Taharet 53, (1, 38); Nesai, Taharet 84, 85, (1, 73, 74)|3598
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sıfatı|buhariebu davudnesai|İbnu Abbas|Resulullah (sav)'ın nasıl abdest aldığını size göstermemi ister misiniz?" İçinde su olan bir kab istedi, sağ eliyle bir avuç su aldı, mazmaza ve istinşak yaptı, sonra bir avuç daha aldı, bununla iki elini birleştirip (iki eliyle) yüzünü yıkadı. Sonra bir avuç daha aldı bununla sağ elini yıkadı. Sonra bir avuç daha aldı, bununla sol elini yıkadı. Sonra bir avuç su daha aldı, sonra elini çırptı, sonra başını ve kulaklarını meshetti. Sonra bir kabza su daha aldı sağ ayağının üzerine serpti, ayağından nalın olduğu halde, sonra onu iki eliyle meshetti, elin biri ayağın üstünde, diğeri de nalının altında. Sonra aynı şeyi sol ayağa yaptı. |Buhari, Vudu 7; Ebu Davud, Taharet 62, (137); Nesai, Taharet 84, 85, (1, 73, 74)|3599
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sıfatı|ebu davudtirmizi|Rübeyyi Bintu Muavvız İbni Afra|(...Resulullah) avuçlarını üç kere yıkadı, yüzünü üç kere yıkadı, bir kere mazmaza ve istinşak yaptı. Ellerini üçer üçer yıkadı. Başını iki kere meshetti. Başının gerisinden başladı, sonra önünden. İki kulağını da (meshetti) içlerini de, dışlarını da. Ayaklarını da üçer üçer yıkadı. |Ebu Davud, Taharet 50, (126); Tirmizi, Taharet 25, (33)|3600
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sıfatı|ebu davud||Bir diğer rivayette: "Başın tamamını meshetti. Bunu, başın tepesinden başlayıp saçın döküldüğü her tarafa ulaşacak şekilde saçın şeklini bozmadan icra etti" denmiştir. |Ebu Davud, Taharet 50 (128)|3601
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sıfatı|ebu davud||Bir diğer rivayette şöyle gelmiştir: "...Başını meshetti, başın öne gelen kısmını da, arkaya gelen kısmını da, şakaklarını da, kulaklarını da birer birer meshetti." Bir diğer rivayette: "Elinde arta kalan su ile başını meshetti" denmiştir. |Ebu Davud, Taharet 50, (129,130)|3602
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sıfatı|tirmiziebu davud|Ebu Ümame|Resulullah (sav) abdest aldı ve bunu, yüzünü üç, ellerini üç sefer yıkayarak, "Kulaklar baştandır" deyip başını da üç sefer meshederek yaptı. Hammad der ki: "Bir rivayette geçen "Kulaklar baştandır" ibaresi, Ebu Ümame'nin sözü mü yoksa Resulullah'ın sözü mü bilemiyorum." (Bu metin Tirmizi'nindir. Ebu Davud'da şu ifade de yer alır: "Göz pınarlarını da meshederdi." O rivayette: "Kulaklar baştandır" da demiştir.) |Tirmizi, Taharet 29, (37); Ebu Davud, Taharet 50, (134)|3603
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sıfatı|müslimebu davud|Cabir|Hz. Ömer (ra) şunu söyledi: "Bir adam Resulullah (sav)'a gelmişti. Bunun abdest almış fakat ayaklarının üzerinde tırnak kadar bir yeri yıkamadan bırakmış olduğunu gördü. Resulullah (sav), adama derhal müdahale etti: "Git abdestini güzel kıl!" Adam gidip yeniden abdest aldı, sonra namazını kıldı." |Müslim, Taharet 31, (243); Ebu Davud, Taharet 67, (171)|3604
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sıfatı|ebu davud||Ebu Davud'un bir diğer rivayetinde Resulullah'ın ashabından biri şöyle anlatır: "Resulullah (sav), ayağının sırtında dirhem büyüklüğünde bir kısma su değmemiş olduğu halde namaz kılmakta olduğunu görmüştü, derhal abdesti ve namazı iade etmesini emretti. |Ebu Davud, Taharet 173|3605
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sıfatı|buharimüslimmuvattaebu davudnesai|İbnu Amr İbni'l-As|Beraber olduğumuz bir sefer sırasında, bir ara Resulullah (sav) bizden geride kaldı, sonra tekrar kavuştu. Bu sırada namaz vakti girmişti. Bizler de abdest alıyor, ayaklarımıza meshediyorduk. Resulullah (aleyhissaldtu vesselam) yüksek sesle nida etti: "Ökçelerin ateşte vay haline!"Bunu iki veya üç kere tekrarladı. |Buhari, İlm 3, 30, Vudu 27, 29; Müslim, Taharet 25-28, (240-242); Muvatta, Taharet 5, (1, 19); Ebu Davud, Taharet 46, (97); Nesai, Taharet 89, (1, 77, 78)|3606
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sıfatı|müslim||Müslim'in bir diğer rivayetinde şöyle denir: "Halk ikindi namazı sırasında acele etti ve bir kısmı alelacele abdest aldı. Biz onlara ulaştık. Ökçelerine su değmemiş, parlıyordu. Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam: "Ökçelerin ateşte vay haline! Abdesti tam alın!" buyurdular." |Müslim, Taharet 26, (241)|3607
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sıfatı|tirmizi||Tirmizi der ki: "Resulullah (sav)'dan şöyle rivayet edildi: "Ökçe ve ayak çukurlarının ateşte vay haline." |Tirmizi, Taharet 31, (41)|3608
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sıfatı|muvatta|Cabir|Anlatıldığına göre, ravinin kendisine sarık üzerine meshetmekten sorulmuştu. Şu cevabı verdi: "Hayır, olmaz, su ile saca değilmelidir!" |Muvatta, Taharet 38, (1, 35)|3609
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sıfatı||Sevban|Resulullah (sav) bir seriyye göndermişti. Askerler soğukla karşılaşıp üşüdüler. Resulullah (sav)'a döndükleri zaman, onlara sarıklarının ve mestlerinin üzerine meshetmelerini emretti." ||3610
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sıfatı|ebu davud|Enes|Resulullah (sav)'ı abdest alırken gördüm. Üzerinde çizgili kırmızı bir sarık vardı. Elini sarığın altına soktu, başının ön kısmını meshetti, sarığını çözmedi. |Ebu Davud, Taharet 57, (147)|3611
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sıfatı|tirmizi|Sabit İbnu Ebi Safiyye|Ebu Cafer'e -ki Muhammed el-Bakır'dır- dedim ki: "Hz. Cabir (ra), sana Resulullah (sav)'ın uzuvlarını birer birer, ikişer ikişer ve üçer üçer yıkayarak abdest aldığını söyledi mi?" Bu soruma: "Evet!" diye cevap verdi." Bir rivayette de: "Birer birer yıkayarak abdest aldı mı?"diye sordum; "Evet!" diye cevap verdi" şeklinde gelmiştir. |Tirmizi, Taharet 35, (45,46)|3612
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sıfatı||Abdullah İbnu Zeyd|Resulullah (sav) ikişer ikişer yıkayarak abdest aldı ve: "Bu, nur üzerine nurdur" buyurdu." ||3613
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sıfatı|rezin|Osman|Resulullah (sav)'a uzuvlarını üçer üçer yıkayarak abdest aldı ve şöyle buyurdu: "Bu benim ve benden önceki diğer peygamberlerin ve İbrahim aleyhisselam'ın abdestidir." [Rezin tahric etmiştir.] |Rezin|3614
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sünnetleri|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Eğer ümmetim üzerine zahmet vermeyecek olsaydım, her namazda misvak kullanmalarını emrederdim. (Bu metin Sahiheyn'in metnidir, Muvatta'nın rivayetinde: "...her abdestte..." denmiştir.) |Buhari, Cuma 8, Temenni 9; Müslim, Taharet 42, (252); Muvatta, Taharet 115, (1, 66); Ebu Davud, Taharet 115, (46); Tirmizi, Taharet 18, (22); Nesai, Taharet 7, (1, 12)|3615
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sünnetleri|ebu davudtirmizi|Zeyd İbnu Halil el-Cüheni|Resulullah (sav)'nın şöyle söylediğini işittim: "Ümmetime zahmet vermeyecek olsam, her namazda misvak kullanmalarını emrederdim ve yatsı namazını da gecenin üçte birine kadar te'hir ederdim." |Ebu Davud, Taharet 25, (47); Tirmizi, Taharet 18, (23)|3616
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sünnetleri|tirmizi||Tirmizi şu ziyadede bulundu: "Zeyd İbnu Halid, namaza geldiği zaman misvağı kulağının üstünde olurdu, tıpkı katibin, kulağı üstündeki kalemi gibi. Misvaklanmadan namaza durmazdı. Misvaklandıktan sonra yine yerine koyardı." |Tirmizi, Taharet 18, (23)|3617
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sünnetleri|buharimüslimebu davudnesai|Huzeyfe|Resulullah (sav) gece (namaza) kalktığı vakit ağzını misvakla ovalardı. [Bu metin Sahiheyn'e aittir.] |Buhari, Cuma 8, (2, 212), Vudu 73, Teheccüd 9; Müslim, Taharet 45, (254); Ebu Davud, Taharet 30, (55); Nesai, Taharet 2, (1, 8)|3618
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sünnetleri||Aişe|Resulullah (sav)'ın abdest suyu ve misvakı (akşamdan hazırlanıp yanına) konulurdu. Gece kalkınca abdest bozar, sonra misvaklanırdı." ||3619
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sünnetleri|ebu davudmüslimnesai||Bir diğer rivayette şöyle gelmiştir: "Resulullah (sav) gece ve gündüz yattığında ve kalktığında mutlaka abdest almazdan önce misvaklanırdı." |Ebu Davud, Taharet 27, 30, (51, 56, 57); Müslim, Taharet 45, (253); Nesai, Taharet 8, (1, 13)|3620
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sünnetleri|nesai|Aişe|Resulullah (sav) buyurdular ki: ""Misvak ağız için temizlik vasıtasıdır. Rab Teala için de rıza vesilesidir." |Nesai, Taharet 5, (1, 10)|3621
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sünnetleri|buharimüslimebu davudnesai|Ebu Musa|Resulullah (sav)'a uğramıştım. Elindeki bir misvakla dişlerini misvaklıyordu ve ü, ü diye bir ses çıkarıyordu, misvak ağzındaydı, sanki kusuyor gibiydi. |Buhari, Vudu 73; Müslim, Taharet 46, (255); Ebu Davud, Taharet 26, (49); Nesai, Taharet 3, (1, 9)|3622
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sünnetleri|buharimüslim|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Rüyamda gördüm ki, bir misvakla dişlerimi misvaklıyorum. İki kişi yarnıma geldi, biri diğerinden büyüktü. Elimdeki misvakı onlardan küçük olana uzattım. Bana: "(Büyüğü) büyükle!" dendi. Bunun üzerine misvağı büyük olana verdim." (Hadisi, Buhari muallak (senetsiz) olarak kaydetmiştir, Müslim ise senetli olarak kaydetmiştir) |Buhari, Vudu 74; Müslim, Rü'ya 19, (2271)|3623
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sünnetleri|ebu davud|Aişe|Resulullah (sav) bana misvağını yıkamam için verirdi. (Teberrük için, yıkamazdan) önce kendim kullanırdım, sonra yıkayıp ona verirdim. |Ebu Davud, Taharet 28, (52)|3624
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sünnetleri|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|Ebu Hüreyre|Resulllah (sav) buyurdular ki: "Uykudan uyanınca, sizden hiç kimse, üç sefer yıkamadıkça ellerini kaba banmasın. Çünkü o, ellerin geceyi (vücudunun neresinde) geçirdiğini bilemez." |Buhari, Vudu 26; Müslim, Taharet 87, (278); Muvatta, Taharet 9, (1, 21); Ebu Davud, Taharet 49, (103, 104, 105); Tirmizi, Taharet 19, (24); Nesai, Taharet 1, (1, 6, 7)|3625
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sünnetleri|buharimüslimmuvattaebu davudnesai|Ebü Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim abdest alırsa istinsarda bulunsun (sümkürsün), kim taşla istinca yaparsa teklesin." |Buhari, Vudu 25; Müslim, Taharet 20, 22, (237); Muvatta, Taharet 2, 3, (1,19); Ebu Davud, Taharet 55, (140); Nesai, Taharet 70, 72, (1, 66, 67)|3626
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sünnetleri|müslim||Müslim'in bir rivayetinde şöyle gelmiştir: "Sizden biri abdest alınca burnuna su çeksin, sonra sümkürsün." (Bir diğer rivayette: "... Burun deliklerine su çeksin, sonra sümkürsün" şeklindedir.) |Müslim, Taharet 20,21, (237)|3627
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sünnetleri|buharimüslimnesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Biriniz uykudan uyandığı zaman üç kere sümkürsün. Zira şeytan, burnunun içinde geceler." |Buhari, Bed'ül-Halk 11, (6, 243); Müslim, Taharet 23, (238); Nesai, Taharet 73, (1, 67)|3628
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sünnetleri|tirmizi|Abdullah İbnu Zeyd|Resulullah (sav)'ı bir avuç su ile hem mazmaza hem de istinşak yaparken gördüm, bunu üç kere yapmıştı. |Tirmizi, Taharet 22, (28)|3629
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sünnetleri|ebu davud|Talha İbnu Musarrıf (an ebihi an ceddihi)|Resulullah (sav)'ın yanına girdim, abdest alıyordu. Su, yüzünden ve sakalından göğsüne akıyordu. Mazmaza ve istinşakın arasını da ayırmıştı. |Ebu Davud, Taharet 54, (139)|3630
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sünnetleri|nesai|Ali|Ravi, anlatıldığına göre su istemiş ve mazmaza ve istinşak yapmış, sol eliyle sümkürmüş sonra da: "Resulullah (sav)'ın temizliği böyleydi" demiştir. |Nesai, Taharet 74, (1,67)|3631
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sünnetleri|tirmizi|Osman İbnu Affan|Ravinin anlattığına göre, Resulullah (sav) sakalını hilalliyor idi. |Tirmizi, Taharet 23, (31)|3632
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sünnetleri|ebu davud|Enes|Resulullah (sav) abdest alınca bir avuç su alır, onu çenesinin altına tutup onunla sakalını hilaller ve: "Aziz ve Celil olan Rabbim böyle emretti" derdi. |Ebu Davud, Taharet 56, (145)|3633
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sünnetleri|tirmiziebu davud|Müstevrid İbnu Şeddad|Resulullah (sav)'ı gördüm. Abdest aldığı zaman ayaklarının parmaklarını serçe parmağı ile hilalliyordu. |Tirmizi, Taharet 30, (40); Ebu Davud, Taharet 58, (148)|3634
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sünnetleri|ebu davudtirmizinesai|Lakit İbnu Sabıra|Dedim ki: "Ey Allah'ın Resulü! Bana abdestten haber ver!" Aleyhissalatu vesselam: "Abdesti tam al, parmaklar arasını hilalle, istinşak'da mübalağa yap, oruçlu olursan mübalağa yapma." buyurdu. |Ebu Davud, Taharet 55, (142,143, 144); Tirmizi, Taharet 30, (38); Nesai, Taharet 71, 92, (1, 66, 79)|3635
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sünnetleri|ebu davud|Rebii Bintu Muavviz|Resulullah (sav) abdest aldı, (bu esnada) elini kulaklarının hücresine Soktu. |Ebu Davud, Taharet 50, (131)|3636
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sünnetleri|muvatta|Nafi|İbnu Ömer, kulakları için suyu parmağıyla alırdı. |Muvatta, Taharet 37, (1, 34)|3637
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sünnetleri||Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ümmetim Kıyamet günü çağırıldıkları vakit abdestin izi olarak (nurdan) bir parlaklıkları olduğu halde gelirler. Öyleyse kimin imkanı varsa parlaklığını artırsın." ||3638
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sünnetleri|||Bir diğer rivayette şöyle gelmiştir: "Ebu Hüreyre (ra) abdest aldı, yüzünü yıkadı, ellerini yıkadı ellerini yıkarken nerdeyse omuza kadar yıkıyordu. Sonra ayaklarını yıkadı ve nerdeyse bacaklarına kadar yükseldi. Sonra dedi ki: "Ben Resulullah (sav)'ı "Ümmetim Kıyamet günü (abdest uzuvlarındaki) parlaklıkla gelir.." Gerisi yukarıdaki gibi devam ediyor. ||3639
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sünnetleri|buharimüslimnesai||Müslim'in diğer bir rivayetinde şöyle denmiştir: "Resulullah (sav)'ın "...Mü'minin zineti, abdestin yükseldiği yere kadar yükselir." |Buhari, Vudu 3; Müslim, Taharet 34, 35, 40, (246, 250); Nesai,Taharet 110, (1, 94, 95)|3640
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sünnetleri|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Enes|Resulullah (sav) (miktarca) bir sa'dan beş müdd'e kadar olan su ile yıkanır, bir müdd su ile abdest alırdı." Bir başka rivayette: "...beş mekkük ile yıkanır, bir mekkük ile de abdest alırdı" denmiştir. Bir diğer rivayette: "...beş..." denmiştir. Tirmizi'nin rivayetinde "Resulullah (sav) buyurdular ki: "Abdest için iki rıtl su kafidir." Ebu Davud'un rivayetinde: "...Resulullah (sav) iki rıtl ihtiva eden kapla abdest alır, bir sa' ile guslederdi" denmiştir. |Buhari, Vudu 47; Müslim, Hayz 51, (325); Ebu Davud, Taharet 44, (95); Tirmizi, Salat 425, (609); Nesai, Taharet 59, (1, 57, 58)|3641
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sünnetleri|müslimtirmizi|Sefina|Resulullah (sav)'ı bir sa' miktarındaki su cenabetten yıkar, bir müdd su da abdestine yeterdi." |Müslim, Hayz 52 (326); Tirmizi, Taharet 42 (56)|3642
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sünnetleri|ebu davudnesai|Ümmü Ammare|Resulullah (sav) abdest aldı. Bu maksadla kendisine içerisinde üçte iki müdd miktarında su bulunan bir kab getirilmişti. (Nesai şunu ilave etmiştir: "Şu'be der ki: "Ben, Aleyhissalatu vesselam'ın kollarını yıkadığını ve onları ovduğunu, kulaklarının iç kısmını meshettiğini öğrendim. Ancak kulakların dışını da meshettiğini bilmiyorum.") |Ebu Davud, Taharet 44, (94); Nesai, Taharet 59, (1, 58)|3643
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sünnetleri|ebu davud|Abdullah İbnu Zeyd|Bize Resulullah (sav) gelmişti. Kendisine bakır kapta su getirdik, onunla abdest aldı. |Ebu Davud, Taharet 47, (100)|3644
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sünnetleri|tirmizi|Ubeyy İbnu Ka'b|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Abdest (sırasında) vesvese veren bir şeytan vardır. Adı da el-Velehan'dır, öyleyse suyun vesvesesinden kaçının..." |Tirmizi, Taharet 43, (57)|3645
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sünnetleri|tirmizi|Aişe|Resulullah (sav)'ın abdest aldıktan sonra kurulandığı bir bezi vardı. |Tirmizi, Taharet 40, (53)|3646
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sünnetleri|tirmizi|Mu'az|Resulullah (sav)'ı gördüm, abdest alınca elbisesinin bir kenarıyla yüzünü siliyordu. |Tirmizi, Taharet 40, (54)|3647
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sünnetleri|ebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular: "Abdesti olmayanın namazı yoktur. Üzerine Allah'ın ismini zikretmeyen kimsenin abdesti de abdest değildir." |Ebu Davud, Taharet 48, (101)|3648
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sünnetleri|tirmizi|Rabah İbnu Abdirrahman İbnu Ebi Süfyan İbnu Huveytip an ceddetihi an ebiha|Ben Resulullah (sav)'ı işittim. Diyordu ki: "Üzerine Allah'ın ismini zikretmeyen kişinin abdesti yoktur." |Tirmizi, Taharet 20, (25)|3649
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sünnetleri|rezin|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav)'ı işittim. Diyordu ki: "Kim abdestinin başında Allah'ı zikrederse bedeninin tamamı temizlenir. Eğer Allah'ın ismini zikretmezse bu kimsenin sadece abdest uzuvları temizlenir." [Rezin tahric etmiştir. Feyzu'l-Kadir, 6,128)] |Rezin|3650
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdestin Sünnetleri|rezin|Ebu Musa|Resulullah (sav)'a geldim,abdest alıyordu. Şu duayı okuduğunu işittim: "Allahümma'ğfirli zenbi ve vassili ve barik li fi rızki (Allah'ım günahımı mağfiret et evimi bana genişlet, rızkımı bana mübarek kıl." [Rezin tahric etmiştir. İbnu's-Sünni Amelü'l-Yevm ve'l-Leyl, 5,10)] |Rezin|3651
TAHARET BÖLÜMÜ|Vücuddan Çıkan Bozucular|müslimtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ses ve koku olmadıkça abdest alınmaz." Bir rivayette şöyle gelmiştir: "Biriniz mescidde iken, kabaları arasında bir yel hissetse ses işitmedikçe veya koku duymadıkça dışarı çıkmasın." |Müslim, Hayz 99, (362); Tirmizi, Taharet 56, (74, 75)|3652
TAHARET BÖLÜMÜ|Vücuddan Çıkan Bozucular|müslimtirmizi||"Sizden biri, karnında bir şeyler hissetse ve fiilen çıkıp çıkmadığı hususunda tereddüd içinde kalsa, bir ses işitmedikçe veya bir koku duymadıkça mescidden çıkmasın." |Müslim, Hayz 99, (362); Tirmizi, Taharet 56, (74, 75)|3653
TAHARET BÖLÜMÜ|Vücuddan Çıkan Bozucular|ebu davud||"Biriniz namazda iken, dübüründe bir hareket hissetse ve abdestinin bozulup bozulmadığı hususunda tereddüde düşse, bir ses işitmedikçe veya bir koku duymadıkça mescidi terketmesin." |Ebu Davud, Taharet 68, (177)|3654
TAHARET BÖLÜMÜ|Vücuddan Çıkan Bozucular|buharimüslimnesai|Abdullah İbnu Zeyd|Resulullah (sav)'a, namazda iken hayaline abdesti bozuldu gibi gelen bir adamdan bahsedilmişti. Şöyle ferman buyurdular: "Sesi işitip kokuyu duymadıkça namazı sakın terketmesin." |Buhari, Vudu 4, 34, Büyu 5; Müslim, Hayz 98, (361); Nesai, Taharet 116, (1, 99)|3655
TAHARET BÖLÜMÜ|Vücuddan Çıkan Bozucular|ebu davud|Abdullah İbnu Zeyd|Ebu Davud bir rivayette şu ziyadede bulunmuştur: "Biriniz mescide girince, kabaları arasında bir şey hissedecek olsa, çıkanın sesini işitmedikçe sakın mescidden dışarı çıkmasın." |Ebu Davud, Taharet 68, (376)|3656
TAHARET BÖLÜMÜ|Vücuddan Çıkan Bozucular|ebu davud|Ali İbnu Talk|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Biriniz namazda yellenirse derhal namazdan çıksın, abdest alsın ve namazı iade etsin." |Ebu Davud, Salat 193, (1005)|3657
TAHARET BÖLÜMÜ|Vücuddan Çıkan Bozucular|tirmizi|Ali İbnu Talk|Bir bedevi gelerek: "Ey Allah'ın Resulü! Bizden bir kimse çölde bulunsa, azıcık bir yel kaçırsa, suyu da az ise (ne yapmalıdır)?" diye sordu. Aleyhissalatu vesselam: "Sizden biri yellenecek olursa abdest alsın. Kadınlara da arkalarından temas etmeyiniz. Bilesiniz ki Allah hakk(ın sorulması ve açıklanmasıyla ilgili hususlarda sizden) utanma talebinde bulunmaz." |Tirmizi, Rada 12, (1164-1166)|3658
TAHARET BÖLÜMÜ|Vücuddan Çıkan Bozucular|buharimüslimmuvattatirmizinesaiebu davud|Muhammed İbnu Hanefiyye|Hz. Ali (ra) dedi ki: "Ben mezisi akan bir kimseydim. Bunun hükmü hususunda -kızı hanımım olması sebebiyle- Resulullah (sav)'a soramamıştım. Mikdad İbnu Esved (ra)'e söyledim, o sordu. Şu cevabı almıştık: "(Mezisi gelen kimse) zekerini yıkar ve abdest alır." |Buhari, Gusl 13, İlm 51, Vudu 34; Müslim, Hayz 17, (303); Muvatta, Taharet 53, (140); Tirmizi, Taharet 83, (114); Nesai, Taharet 112, (1, 96, 97), Gusl 28, (1, 213); Ebu Davud, Taharet 93, (206, 207, 208, 209)|3659
TAHARET BÖLÜMÜ|Vücuddan Çıkan Bozucular|buharimüslimmuvattatirmizinesaiebu davud|Muhammed İbnu Hanefiyye|Muvatta ve Ebu Davud'un rivayetlerinde Mikdad şöyle demiştir: "Hz. Ali (ra), bana kendisi için Resulullah'tan: "Kadınına yakınlaşınca mezisi akan kimseye ne gerektiği hususunda sormamı söyledi. Ali ilaveten dedi ki: "Zira yanımda Resulullah (sav)'ın kızı var, bu sebeple bizzat sormaktan utanıyorum." Mikdad der ki: Ben bu mesele hakkında Resulullah (sav)'a sordum. Şu cevabı verdi: "Biriniz buna rastlarsa fercini su ile yıkasın. Namaz abdesti ile abdest alsın." Ebu Davud bir başka rivayette şu ziyadeyi kaydeder: "..zekerini ve iki husyesini yıkasın." |Buhari, Gusl 13, İlm 51, Vudu 34; Müslim, Hayz 17, (303); Muvatta, Taharet 53, (140); Tirmizi, Taharet 83, (114); Nesai, Taharet 112, (1, 96, 97), Gusl 28, (1, 213); Ebu Davud, Taharet 93, (206, 207, 208, 209)|3660
TAHARET BÖLÜMÜ|Vücuddan Çıkan Bozucular|ebu davud||Yine Ebu Davud'un bir diğer rivayeti şöyledir: "Hz. Ali (ra) dedi ki: "Ben mezisi akan bir kimseydim, yıkanmaya başladım. (Sonunda) sırtım çatlayacak hale geldim. Durumu Resulullah (sav)'a zikrettim -veya ona zikredildi-. Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam: "Öyle yapma, (her seferinde yıkanma)! Meziyi gördün mü, zekerini yıka, sonra da namaz abdestiyle abdest al. Ancak meni atacak olursan o zaman yıkan!" buyurdular." |Ebu Davud, Taharet 83, (206)|3661
TAHARET BÖLÜMÜ|Vücuddan Çıkan Bozucular|ebu davudtirmiziibnu mace|Sehl İbnu Hüneyf|Ben mezi akıntısından epey bir sıkıntıda idim. Bu yüzden sık sık gusül yapıyordum. Sonunda Resulullah (sav)'a bu husustan sordum. Bana: "Meziden dolayı sana abdest kafidir!" buyurdular. "Ey Allah'ın Resulü! Elbiseye değen meziden ne yapmalıyım?" dedim. "Bir avuç su alıp, bunu, mezinin değdiğini zannettiğin yerlere serpmen sana yeterlidir." cevabını verdi. |Ebu Davud, Taharet 83, (210); Tirmizi, Taharet 84, (116); İbnu Mace, Taharet 70, (506)|3662
TAHARET BÖLÜMÜ|Vücuddan Çıkan Bozucular|ebu davud|Abdullah İbnu Sa'd el-Ensari|Resulullah (sav)'dan guslü gerektiren şeyler nelerdir, sudan sonra olan sudan sordum. Şu cevabı verdi: "Bu mezidir. Her erkek mezi ifraz eder. Mezi akınca fercini ve husyelerini yıkarsın, ve namaz abdestiyle de abdest alırsın." |Ebu Davud, Taharet 83, (211)|3663
TAHARET BÖLÜMÜ|Vücuddan Çıkan Bozucular|muvatta|Ömer|Ben de (meziyi), kendimden ipek ipliği gibi iner görürdüm. Öyleyse bunu sizden biri görünce (telaşlanmayıp) zekerini yıkasın ve namaz abdestiyle abdest alsın." -Burada meziyi kastetmiştir.- |Muvatta, Taharet 54, (1, 41)|3664
TAHARET BÖLÜMÜ|Vücuddan Çıkan Bozucular|ebu davudtirmizi|Ebu'd-Derda|Resulullah (sav) (bir keresinde) kustu ve abdest aldı." Ma'dan der ki: "Resulullah (sav)'ın azadlısı Sevban (ra)'a Şam camiinde rastladım. Bu meseleyi ona hatırlattım ve ondan (mahiyetini) sordum. Şu cevabı verdi: "Doğru söylemiş, o zaman abdest suyunu da Resulullah (sav)'ın kendilerine ben dökmüştüm." |Ebu Davud, Savm 32, (2381); Tirmizi, Taharet 63, (87)|3665
TAHARET BÖLÜMÜ|Vücuddan Çıkan Bozucular|muvatta|Misver İbnu Mahreme|Ömer İbnu'l-Hattab (ra)'ın hançerlendiği gece huzuruna girdi ve Ömer'i sabah namazı için uyandırdı. Ömer (ra): "Namazı terkedenin İslam'dan nasibi yoktur!" buyurdu. Sonra Ömer, yarasından kan aktığı halde namaz kıldı. |Muvatta, Taharet 51, (1,39-40)|3666
TAHARET BÖLÜMÜ|Vücuddan Çıkan Bozucular|ebu davud|Cabir|Resulullah (sav)'la birlikte Zatu'r-Rika' gazvesine çıktık. (Askerlerden) bir kişi, müşriklerden birinin hanımına temasta bulundu. Kocası da: "Muhammed'in Ashabından kan dökmeden geri dönmeyeceğine" diye yemin etti. Evinden çıkıp Resulullah (sav)'ı takibe koyuldu. Resulullah (sav) bir yerde mola verdi ve: "Kim bizi (nöbet tutup) koruyacak?" diye sordu. Muhacir ve Ensardan birer adam vazifeyi üzerlerine aldılar. Resulullah (sav) bunlara: "Şu geçidin girişini tutun (orada bekleyin)!" diye ferman buyurdu. Bu iki zat, geçidin ağzına gelince Muhacirden olanı yattı. Ensari de namaz kılmaya başladı. Derken takipçi adam da oraya geldi. (Namazdaki nöbetçinin) siluetini görünce anladı ki, bu askerlerin koruyucusudur, derhal bir ok attı ve ok, eliyle koymuşcasına hedefini buldu. Ensari oku çıkanp (namazına devam etti). Müşrik (isabet ettiremedim düşüncesiyle atmaya devam etti.) Öyle ki üçüncü okunu da attı. Enseri de (yaraya aldırmadan) aynı şekilde namazına devam etti. Bir müddet sonra arkadaşı uyandı. (Müşrik bunların iki kişi olduğunu görünce) yerinin farkına vardıklarını anladı ve kaçtı. Muhacirden olan zat, Ensari arkadaşındaki kanı görünce: "Sübhanallah! Sana ilk oku atınca beni niye uyandırmadın?" diye sordu. Arkadaşı: "Öyle bir sure okuyordum ki, kesmek istemedim" diye cevapladı. |Ebu Davud, Taharet 79, (198)|3667
TAHARET BÖLÜMÜ|Kadına Ve Ferce Değme|ebu davudtirmizinesaiibnu mace|Aişe|Resulullah (sav) kadınlarından birini öptü, sonra dönüp namaza gitti, abdest tazelemedi. Urve rahimehullah der ki: "Kendisine: "Bu, sizden başka bir hanımı olmamalı!" dedim. Hz. Aişe gülmekle cevap verdi." |Ebu Davud, Taharet 69, (178,179, 180); Tirmizi, Taharet 63, (86); Nesai, Taharet 121, (1, 104); İbnu Mace, Taharet 69, (502)|3668
TAHARET BÖLÜMÜ|Kadına Ve Ferce Değme|muvatta|İbnu Ömer|Erkeğin hanımını öpmesi veya ona eliyle dokunması hep mülamese (değme) sayılır. Öyleyse kim hanımım öperse veya eliyle dokunursa abdest alması gerekir. (Bu rivayetin bir benzeri İbnu Mes'ud'dan gelmiştir) |Muvatta, Taharet 64, (1, 43)|3669
TAHARET BÖLÜMÜ|Kadına Ve Ferce Değme|buharimüslim|Übeyy İbnu Ka'b|"Ey Allah'ın Resulü" dedim, "bir kimse hanımıyla cima yapsa fakat inzal olmasa yıkanması gerekir mi?" "Kadına değen kısmını yıkar, sonra abdest alır ve namaz kılar!" buyurdular. |Buhari, Gusl 29; Müslim, Hayz 85, (346)|3670
TAHARET BÖLÜMÜ|Kadına Ve Ferce Değme|ebu davudtirmizinesai|Talk İbnu Ali|Resulullah (sav)'ın yanına geldik. (Biz huzurlarında iken) bir adam geldi. Sanki o bir bedevi idi. "Ey Allah'ın Resulü!" dedi, "kişi abdest aldıktan sonra zekerine değerse ne gerekir (abdesti bozulur mu, bozulmaz mı?)" Resulullah (sav) şu cevabı verdi: "O, kendisinden bir parça değil midir?" (Bu metin Tirmizi'nin dir) |Ebu Davud, Taharet 71, (182,183); Tirmizi, Taharet 62, (85); Nesai, Taharet 120, (1, 101)|3671
TAHARET BÖLÜMÜ|Kadına Ve Ferce Değme|tirmizimuvattaebu davudnesai|Büsre Bintü Safvan|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Zekerine değen abdest almadıkça namaz kılmasın." |Tirmizi, Taharet 61, (82, 83, 84); Muvatta, Taharet 58, (1, 42); Ebu Davud, Taharet 70, (181); Nesai, Taharet 118, (1, 100)|3672
TAHARET BÖLÜMÜ|Kadına Ve Ferce Değme|muvatta|Mus'ab İbnu Sa'd İbni Ebi Vakkas|Ben, Sa'd İbni Ebi Vakkas (ra)'a Kur'an tutuyordum. Bir ara kaşındım. Sa'd: "Her halde zekerine değdin?" dedi. Ben "evet" deyince: "Kalk, abdest al!" emretti. Ben de gidip abdest alıp geri döndüm. |Muvatta, Taharet 59, (1, 42)|3673
TAHARET BÖLÜMÜ|Kadına Ve Ferce Değme|muvatta|Nafi'|Ben, bir sefer sırasında İbnu Ömer (ra)'le beraberdim. Güneş doğduktan sonra onun abdest alıp namaz kıldığını gördüm. Kendisine: "Bu şimdiye kadar kıldığınızı hiç görmediğim bir namaz!" dedim. Şu açıklamayı yaptı: "Sabah namazı kılmak üzere abdest aldıktan sonra fercime dokundum. Sonra da abdest almayı unuttum (ve namaz kıldım. Şimdi bu durumu hatırlayınca) yeniden abdest alıp namazımı iade ettim." |Muvatta, Taharet 60, (1, 42, 43)|3674
TAHARET BÖLÜMÜ|Uyku; Bayılma; Kendinden Geçme|müslimebu davudtirmizi|Enes|Resulullah'ın ashabı uyurlar, sonra abdest almadan namaz kılarlardı: (Enes'ten bunu rivayet eden) Katade'ye: "Bu sözü Enes'ten bizzat işittin mi?" diye sorulmuştu: "Vallahi evet!" diye te'yid etti." |Müslim, Hayz 125, (376); Ebu Davud, Taharet 80, (200); Tirmizi, Taharet 58, (78)|3675
TAHARET BÖLÜMÜ|Uyku; Bayılma; Kendinden Geçme|müslim, hayz 125, (376);|İbnu Ömer|Anlatıldığına göre ravi, oturarak uyur, sonra kalkar, abdest almadan namaz kılardı. |Muvatta|3676
TAHARET BÖLÜMÜ|Uyku; Bayılma; Kendinden Geçme|ebu davud|Ali|Gözler, halkanın bağıdır, öyleyse uyuyan abdest alsın. |Ebu Davud, Taharet 80, (203)|3677
TAHARET BÖLÜMÜ|Uyku; Bayılma; Kendinden Geçme|tirmiziebu davudnesai|İbnu Abbas|Ravi, Resulullah (sav)'ı secde halinde uyurken görmüş ve hatta Resulullah (sav) horlayıp solumuş, sonra kalkıp (abdest almadan) namaz kılmıştır. İbnu Abbas der ki: "Ey Allah'ın Resulü" dedim, "siz uyudunuz, (abdestiniz bozulmuş olmalı değil mi)?" Bana şu açıklamayı yaptı: "Abdest, yatarak uyuyana gerekir. Zira yatarak uyuyunca mafsalları rehavet basar." |Tirmizi, Taharet 57, (77); Ebu Davud, Taharet 80, (202); Nesai, Ezan 41 (2, 30)|3678
TAHARET BÖLÜMÜ|Uyku; Bayılma; Kendinden Geçme|buharimüslimnesai|Ubeydullah İbnu Abdillah İbni Utbe|Hz. Aişe (ra)'nin yanına girip, kendisine: "Bana Resulullah (sav)'ın hastalığından bahsetmez misiniz?" dedim. "Elbette" dedi ve anlattı: "Resulullah (sav)'ın hastalığı ağırlaşmıştı. Bir ara: "Halk namazı kıldı mı?" diye sordu. "Hayır ey Allah'ın Resulü, sizi bekliyorlar" dedik. "Benim için leğene su koyun!" diye emrettiler. Dediğini yaptık. Yıkandılar. Sonra kalkmaya çalıştı. Ancak üzerine baygınlık geldi. Az sonra açıldı. Tekrar: "Halk namazı kıldı mı?" diye sordu. "Hayır, ey Allah'ın Resulü, sizi bekliyorlar!" dedik. Halk oturmuş, yatsıyı kılmak üzere Resulullah (sav)'ı bekliyordu. |Buhari, Ezan 51, 39, 46, 47, 67, 68, 70, Vudu 45, Hibe 14, Farzu'l-Hums 4, Enbiya 19, Megazi 83, Tıbb 21, İ'tisam 5; Müslim, Salat 90, (418); Nesai, İmamet 40, (2, 101, 102)|3679
TAHARET BÖLÜMÜ|Uyku; Bayılma; Kendinden Geçme|buharimüslim|Esma Bintu Ebi Bekr|Ravi, küsuf namazıyla ilgili rivayetinde der ki: "... Ben de (Resulullah'a uyarak) namaza durdum. (Namazı öylesine uzattı ki) üzerime baygınlık geldi. Başımın üzerine su dökmeye başladım." Urve rahimehullah der ki: "Abdest almadı." |Buhari, Vudu 37, İlm 24, Küsuf 10,11, Sehv 9, Itk 3, İ'tisam 2; Müslim, Küsuf 11 (905)|3680
TAHARET BÖLÜMÜ|Ateşte Pişenin Yenmesi|müslimnesaitirmiziebu davud|Ebu Hüreyre|Ebu Hüreyre mescidde abdest alırken yanına Abdullah İbnu Karız gelir. Ona, Ebu Hüreyre şu açıklamayı yapar: "Bir keş (kurumuş çökelek) parçası yedim, bu sebeple abdest alıyorum. Çünkü ben Resulullah (sav)'ın "Ateşte pişen şeyler yiyince abdest alın" dediğini işittim."(Bu, Müslim'in lafzıdır. Müslim'de Hz. Aişe'den de buna benzer bir rivayet mevcuttur.) |Müslim, Hayz 90, (352); Nesai, Taharet 122, (1, 105, 106); Tirmizi, Taharet 58, (79); Ebu Davud, Taharet 76, (194)|3681
TAHARET BÖLÜMÜ|Ateşte Pişenin Yenmesi|buharimüslimmuvattaebu davudnesai|İbnu Abbas|Resulullah (sav) koyun budu yedi ve namaz kıldı, abdest almadı. (Buhari'nin bir başka rivayetinde: "Tencereden eliyle etli kemik aldı" denmiştir. Müslim'in bir rivayetinde: "Budu kemirdi, sonra namaz kıldı, abdest tazelemedi" denmiştir.) |Buhari, Vudu 50, Et'ime 18; Müslim, Hayz 91, (354); Muvatta, Taharet 91, (1, 25); Ebu Davud, Taharet 75, (187); Nesai, Taharet 123, (1, 108)|3682
TAHARET BÖLÜMÜ|Ateşte Pişenin Yenmesi|buharimüslimtirmizi|Amr İbnu Ümeyye ed-Damri|Resulullah (sav)'ı gördüm, elindeki koyun budundan parça kesiyordu, ezan okundu. Hemen et dildiği bıçağı bırakıp namaza koştu, abdest almadı. |Buhari, Vudu 50, Ezan 43, Cihad 92, Etime 20, 26; Müslim, Taharet 92, (355); Tirmizi, Et'ime 33, (1837)|3683
TAHARET BÖLÜMÜ|Ateşte Pişenin Yenmesi|muvattatirmiziebu davudnesai|Cabir|Resulullah (sav) çıktı, beraberinde ben de vardım. Ensardan bir kadına uğradı. Kadın ona bir koyun kesti. Bir tabak taze hurma getirdi, ondan yeyip sonra öğle için abdest aldı ve namaz kıldı. Sonra (namazdan) ayrıldı. Kadın ona koyundan arta kalan birşeyler getirdi. Resulullah (sav) onu da yiyip ikindiyi kıldı, bu sırada abdest almadı. (Bu Tirmizi'nin lafzıdır. Ebu Davud ve Mesai'nin rivayetinde: "Resulullah'ın son iki icraatından biri, ateşin değiştirdiğinden abdest almayı terketmekti" denmiştir.) |Muvatta, Taharet 25, (1, 27); Tirmizi, Taharet 59, (80); Ebu Davud, Taharet 75, (191,192); Nesai, Taharet 23, (1, 108)|3684
TAHARET BÖLÜMÜ|Ateşte Pişenin Yenmesi|ebu davud|Ubeyd İbnu Sümame el-Muradi|Abdullah İbnu'l'Haris İbni Cez' (ra), Mısır'a yanımıza geldi. Kendisi Resulullah (sav)'ın ashabından idi. Mısır Camii'nde şu hadisi anlatırken işittim: "Ben öyle hatırlıyorum ki, Resulullah (sav)'la bir adamın evinde oturan yedi kişiden yedincisi veya altıdan altıncısıydım. Derken Bilal (ra) geçti ve ezan okudu. Biz de çıktık. Giderken bir adama uğradık, tenceresi ateş üstündeydi. Resulullah (sav) ona: "Tenceren yeterince pişti mi?" diye sordu. Adam: "Evet, annem babam sana feda olsun!" dedi. Resulullah bunun üzerine bir parça aldı. Çiğnemesi devam ederken namaz için iftitah tekbiri aldı. Ben bu sırada ona bakıyordum." |Ebu Davud, Taharet 75, (193)|3685
TAHARET BÖLÜMÜ|Ateşte Pişenin Yenmesi|buharimuvattanesai|Süveyd İbnu'n-Nu'man|Hayber Seferine Resulullah (sav) ile birlikte çıktık. Hayber yakınlarında olan Sahba'ya vardığımız zaman Resulullah (sav) ikindi namazı kıldı. Namaz bitince yiyecek getirilmesini ferman buyurdu. Sadece kavut getirilmişti. Bunun su ile ıslatılmasını emir buyurdu. Resulullah (sav) da, biz de ondan yedik. Sonra akşam namazına kalktı. Ağzını mazmaza etti. Biz de ağızlarımızı mazmaza ettik. Fakat abdest almadı. |Buhari, Vudu 51, 54, Cihad 123, Megazi 35, 38, Et'ime 7, 9, 51; Muvatta, Taharet 20, (1, 26); Nesai, Taharet 124, (1, 108,109)|3686
TAHARET BÖLÜMÜ|Ateşte Pişenin Yenmesi||Enes|Resulullah (sav) süt içti. Ne mazmaza yaptı ne abdest aldı; namazını kıldı. ||3687
TAHARET BÖLÜMÜ|Deve Etleri|müslim|Cabir İbnu Semure|Bir adam Resulullah (sav)'a gelerek: "Koyun eti sebebiyle abdest alayım mı?" diye sordu: "Dilersen abdest al, dilemezsen alma!" diye cevap verdi. Adam bunun üzerine: "Deve eti sebebiyle abdest alayım mı?" diye sordu. Resulullah (sav) bu sefer: "Evet, deve eti sebebiyle abdest al!" cevabını verdi. Adam tekrar: "Koyun ağıllarında namaz kılayım mı?" diye bir başka sual sordu: "Evet!" cevabını aldı. Tekrar sordu: "Pekala, deve ağıllarında namaz kılayım mı?" "Hayır" buyurdu Aleyhissalatu vesselam. |Müslim, Hayz 97, (360)|3688
TAHARET BÖLÜMÜ|Deve Etleri|ebu davudtirmizi|Bera|Resulullah (sav) şöyle demiştir: "Deve ağıllarında namaz kılmayın, çünkü onlar şeytandandır. Koyun ağıllarından soruldu: "Oralarda kılın, çünkü onlar berekettir" buyurdular. |Ebu Davud, Taharet 72, (184); Tirmizi, Taharet 60, (81)|3689
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdesti Bozan Şeyler Hakkında Müteferrik Hadisler|ebu davudibnu mace|İbnu Mes'ud|Biz, yollarda ayağa bulaşan pislik sebebiyle abdest tazelemezdik. |Ebu Davud, Taharet 81, (204); İbnu Mace, İkamet 67, (1041)|3690
TAHARET BÖLÜMÜ|Abdesti Bozan Şeyler Hakkında Müteferrik Hadisler|ebu davud|Ebu Hüreyre|Bir adam izarını salmış olarak namaz kılarken, Resulullah (sav) ona: "Git, abdest al!" ferman buyurdu. Adam gitti abdest aldı, sonra gelip tekrar namaza durdu. [Resulullah (sav) tekrar]: "Git abdest al!" emretti. Adam gitti, abdest aldı, geri geldi. Bir adam: "Ey Allah'ın Resulü, ona niye abdest almasını emir buyurdunuz?" diye sordu. "O," dedi, "izarını sarkıtmış olarak namaz kılıyordu. Allah izarını sarkıtan erkeğin namazını kabul buyurmaz." |Ebu Davud, Libas 28 (4086)|3691
TAHARET BÖLÜMÜ|Mest Üzerine Meshetmek|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|Muğire İbnu Şu'be|Ben Resulullah (sav)'la beraberdim. Bana: "Ey Muğire, su kabını al!" emretti. Ben de onu aldım. Resulullah (sav) [la tenhaya gittik. O] benim gözümden kayboldu, kazayı hacet yaptı, (geri döndü). Üzerinde Şami bir cübbe vardı. (Abdest almak için hazırlık yaptı. Cübbesinin yenlerini cemreyip) kollarını çıkarmaya çalıştı. Ancak (yenler) dardı. Ellerini (yenlerin uç kısmından geri çıkarıp cübbeyi sırtına koyup kollarını) alttan çıkardı. Ben su döktüm, namaz için abdest aldı. Mestleri üzerine meshetti, sonra namaz kıldı." |Buhari, Vudu 48, 35, 49, Salat 7, 25, Cihad 90, Megazi 80, Libas 10, 11; Müslim, Taharet 77, 79, 81, 82, (274); Muvatta, Taharet 42, (1, 36); Ebu Davud, Taharet 59, (149, 150, 151); Tirmizi, Taharet 72, (97, 98, 99, 100); Nesai, Taharet 96, 97, 100, 87, (1, 82, 83, 84, 76)|3692
TAHARET BÖLÜMÜ|Mest Üzerine Meshetmek|buharimüslim|Muğire İbnu Şu'be|Bir diğer rivayette: "Mestlerini çıkarmada yardımcı olmak için eğildim. Bana: "Bırak onları, zira ben, abdestli olarak mestlerimi giyindim" buyurdu ve üzerlerine meshetti. (Bu Sahiheyn'in lafzıdır.) |Buhari, Vudu 48, 35, 49, Salat 7, 25, Cihad 90, Megazi 80, Libas 10, 11; Müslim, Taharet 77, 79, 81, 82, (274)|3693
TAHARET BÖLÜMÜ|Mest Üzerine Meshetmek|müslim|Muğire İbnu Şu'be|Müslim merhumun bir diğer rivayetinde: "Resulullah (sav) mestleri, başının ön kısmı (alnı) ve sarığı üzerine meshetti" denilmiştir. |Müslim, Taharet 77, 79, 81, 82, (274)|3694
TAHARET BÖLÜMÜ|Mest Üzerine Meshetmek|ebu davud|Muğire İbnu Şu'be|Ebu Davud'un bir diğer rivayetinde: "Resulullah (sav) mestleri üzerine meshetmişti; ben: "Ey Allah'ın Resulü! yoksa unuttunuz mu?" dedim. "Bilakis," dedi, "belki sana unutturuldu. Aziz ve celil olan Rabbim, bana böyle emretti." |Ebu Davud, Taharet 59, (149, 150, 151)|3695
TAHARET BÖLÜMÜ|Mest Üzerine Meshetmek|müslimtirmizinesai|Bilal|Resulullah (sav) mestleri ve örtüsü üzerine meshetti. |Müslim, Taharet 84, (275); Tirmizi, Taharet 75, (101); Nesai, Taharet 86, 96 (1, 75, 81)|3696
TAHARET BÖLÜMÜ|Mest Üzerine Meshetmek|ebu davud|Bilal|Ebu Davud'un rivayetinde şöyle denmiştir: "Resulullah (sav) ihtiyacı için (araziye) çıkardı. Ben de O'na su taşırdım. (Kaza-yı hacet yapınca) abdest alırdı. Bu sırada sargı ve botları üzerine meshederdi." |Ebu Davud, Taharet 59, (153)|3697
TAHARET BÖLÜMÜ|Mest Üzerine Meshetmek|tirmizi|Ebu Ubeyde İbnu Muhammedi İbnu Ammar İbnu Yasir|Cabir İbnu Abdillah (ra)'a mest üzerine meshetme hususunda sordum. "Ey kardeşimin oğlu, bu sünnettir" buyurdu. Bunun üzerine sarık üzerine meshetme hakkında sordum: "Saca meshet!" diye cevap verdi. |Tirmizi, Taharet 75, (102)|3698
TAHARET BÖLÜMÜ|Mest Üzerine Meshetmek|buharimüslimtirmizinesai|Cerir İbnu Abdillah el-Beceli|Ravi, abdest alıp mestleri üzerine meshedince, kendisine: "Mest üzerine mesh mi yapıyorsun" diye sormuşlardır. O da: "Evet demiştir, ben Resulullah (sav)'ı gördüm. Bevletti sonra abdest aldı. (Sıra ayaklarına gelince, yıkamayıp) mestlerinin üzerine meshetti" dedi. (A'meş der ki: "İbrahim Nehai dedi ki: "Bu hadis, Abdullah İbnu Mes'ud (ra)'un ashabını taaccübe (hayrete) sevkediyordu, çünkü Cerir (ra)'in müslüman oluşu Maide süresinin nuzülünden sonra idi.") |Buhari, Salat 25; Müslim, Taharet 73, (272); Tirmizi, Taharet 70, (93); Nesai, Taharet 96, (1, 81)|3699
TAHARET BÖLÜMÜ|Mest Üzerine Meshetmek|ebu davud|Cerir|Ebu Davud'un rivayetinde Cerir şöyle demiştir: "Meshetmekten beni ne alıkoyacak? Zira ben Resulullah (sav)'ı meshederken gördüm!" Bu sözü üzerine Cerir'e : "Bu, Maide suresinin nüzulünden önceydi" dendi de şu cevabı verdi: "Hayır! Ben kesinlikle Maide suresinin nüzulünden sonra müslüman oldum." |Ebu Davud, Taharet 59, (154)|3700
TAHARET BÖLÜMÜ|Mest Üzerine Meshetmek|müslimebu davudtirmizinesai|Büreyde|Resulullah (sav), Mekke'nin fethedildiği gün, beş vakit namazın hepsini tek bir abdestle kıldı ve mestlerine meshetti. Hz. Ömer (ra): "Bugün, hiç yapmadığın bir şeyi yaptın!" dedi. Resulullah (sav): "Ammden (bilerek) yaptım ey Ömer" cevabını verdi. (Tirmizi ve Nesai'nin rivayetinde mesh'in zikri geçmez.) |Müslim, Taharet 86, (277); Ebu Davud, Taharet 66, (172); Tirmizi, Taharet 45, (61); Nesai, Taharet 101, (1, 86)|3701
TAHARET BÖLÜMÜ|Mest Üzerine Meshetmek|ebu davud|Muğire|Resulullah (sav) abdest aldı ve çoraplarının ve ayakkabılarının üzerine meshetti. [Ebu Davud der ki: "İbnu Mehdi, bu hadisi rivayet etmezdi. Çünkü Muğire (ra)'den bilinene göre Aleyhissalatu vesselam mestlerine meshediyordu." Yine Ebu Davud der ki: "Bu hadis Ebu Musa el-Eş'ari (ra) tarafından da rivayet edilmiştir: "Aleyhissalatu vesselam çorapları üzerine meshetti." Ancak bu rivayet muttasıl ve kuvvetli değildir, (zayıftır)." Ebu Davud der ki: "Çorap üzerine Ali İbnu Ebi Talib, İbnu Mes'ud, Bera İbnu Azib, Enes İbnu Malik, Ebu Ümame, Seki İbnu Sa'd ve Amr İbnu Hureys (ra) de meshetmiştir. Bu tatbikat Ömer İbnu'l-Hattab ve İbnu Abbas (ra)'dan da rivayet edilmiştir."] |Ebu Davud, Taharet 61, (159); Tirmizi, Taharet 74, (99)|3702
TAHARET BÖLÜMÜ|Mest Üzerine Meshetmek|ebu davud|Evs İbnu Evs es-Sakafi|Ben, Resulullah (sav)'ı, bir kavmin kuyusuna gelmiş, abdest alırken gördüm. Abdestini aldı, ayakkabılarına ve ayaklarına meshetti. |Ebu Davud, Taharet 62, (160)|3703
TAHARET BÖLÜMÜ|Mest Üzerine Meshetmek|tirmiziebu davudnesai|Mugire|Resulullah (sav) mestin üst ve aşağı kısımlarını meshederdi. |Tirmizi, Taharet 72, 73, (97, 98); Ebu Davud, Taharet 63, (161,165); Nesai, Taharet 63, (1, 62)|3704
TAHARET BÖLÜMÜ|Mest Üzerine Meshetmek|ebu davud|Mugire|Ebu Davud'un rivayetinde şöyle gelmiştir: "Resulullah (sav) mestlerinin sırtlarına meshederdi. Tirmizi'nin bir başka rivayetinde de böyle denmiştir. Tirmizi 72, 73, (97, 98), Ebu Davud, Taharet 63, (161,165); Nesai, Taharet 63, (1, 62) |Ebu Davud, Taharet 63, (161,165)|3705
TAHARET BÖLÜMÜ|Mest Üzerine Meshetmek|ebu davud|Ali|Eğer din insanın fikrine göre olsaydı, mestin altını meshetmek, üstünü meshetmekten evla olurdu. Ancak ben Resulullah (sav)'ın mestin üstünü meshettiğini gördüm. |Ebu Davud, Taharet 62, (162)|3706
TAHARET BÖLÜMÜ|Mest Üzerine Meshetmek|ebu davud||Bir başka rivayette şöyle gelmiştir: "Hz. Ali (ra)'yi abdest alırken gördüm, ayağının sırtını meshetti ve dedi ki: "Eğer ben Resulullah (sav)'ı böyle yapar görmeseydim (ayağın altını meshetmeye daha layık düşünürdüm)." |Ebu Davud, Taharet 63, (162,163,164)|3707
TAHARET BÖLÜMÜ|Mest Üzerine Meshetmek|ebu davud|Ali|Bir diğer rivayette de şöyle gelmiştir: "Ben, Resulullah (sav)'ın ayağın üstünü meshettiğini görünceye kadar, daima, altını meshetmenin evla olduğunu düşünürdüm." |Ebu Davud, Taharet 63, (162,163,164)|3708
TAHARET BÖLÜMÜ|Mest Üzerine Meshetmek|müslimnesaiibnu mace|Şüreyh İbnu Hani|Hz. Aişe (ra)'ye mest üzerine meshetmekten sormaya geldim. Bana: "Sana Ebu Talibin oğlu [Hz. Ali] (ra)'yi tavsiye ederim, git ona sor. Zira o, Resulullah (sav) ile birlikte seyahatlerde bulunmuştur!" dedi. Bunun üzerine gidip ona sordum. Şu cevabı verdi: "Resulullah (sav), (mesh müddetini) yolcu için üç gün üç gece tuttu, mukim için de bir gün bir gece tuttu." |Müslim, Taharet 85, (276); Nesai, Taharet 99, (1, 84); İbnu Mace, Taharet 86, (552)|3709
TAHARET BÖLÜMÜ|Mest Üzerine Meshetmek|tirmizinesaiibnu mace|Safvan İbnu Assal|Resulullah (sav) yolcu olduğumuz zaman, bize mestlerimizi üç gün üç gece, cenabet hali dışında küçük ve büyük abdest bozma ve uyku sebebiyle çıkarmamamızı emrederdi. |Tirmizi, Taharet 71, (96), Da'avat 102, (3529, 3530); Nesai, Taharet 98, (1, 83, 84); İbnu Mace, Taharet 86, (554)|3710
TAHARET BÖLÜMÜ|Mest Üzerine Meshetmek|ebu davud|Ubeyy İbnu Ammare|Ravi -ki bu Sahabi, Resulullah (sav) ile birlikte her iki kıbleye namaz kılan ilklerdendir- anlatıyor: "Bir gün Resulullah (sav)'a gelerek sordum: "Ey Allah'ın Resulü! Mestlerimin üzerine meshedeyim mi." "Evet" buyurdular. Ben tekrar: "Bir gün mü?" dedim. "Bir gün!" buyurdular. Ben tekrar: "İki gün (olsa)?" dedim. "İki gün!" buyurdular, ben tekrar: "Üç gün (olsa)?" dedim. "Evet! dilediğin kadar!" buyurdular." |Ebu Davud, Taharet 60, (158)|3711
TAHARET BÖLÜMÜ|Mest Üzerine Meshetmek|ebu davud|Ubeyy İbnu Ammare|Bir rivayette de "...Hatta yediye kadar ulaştı. Resulullah (sav), sonunda: "Evet! Sana uygun geldiği kadar!" buyurdular." |Ebu Davud, Taharet 60, (158)|3712
TAHARET BÖLÜMÜ|Mest Üzerine Meshetmek|ebu davudtirmiziibnu mace|Huzeyme İbnu Sabit|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Mest üzerine meshetmenin müddeti yolcu için üç gündür. Mukim için bir gün bir gecedir!" "(Bir başka rivayette şu ziyade gelmiştir): "Biz müddetin uzatılmasını taleb etseydik, bize mutlaka uzatırdı." |Ebu Davud, Taharet 60, (157); Tirmizi, Taharet 71, (95); İbnu Mace, Taharet 86, (553)|3713
TAHARET BÖLÜMÜ|Teyemmüm|buharimüslimmuvattaebu davudnesai|Aişe|Resulullah (sav)'la bir seferde beraber idik. Beyda nam mevkiye veya Zatul-Ceyş denen yere gelmiştik ki benim bir kolyem kop(up kaybol)du. Resulullah (sav) onu aramak için kaldı, O'nunla birlikte herkes orada kaldı. Bir su başında da değillerdi. Üstelik beraberlerinde su da yoktu. Halk Hz. Ebu Bekr (ra)'e uğrayıp: "Aişe'nin yaptığını gördüm mü! Hem Resulullah'ı, hem de herkesi burada oyaladı. Bir su başında değiller, beraberlerinde su da yok!" demişler. Resulullah başını dizlerimin üzerine koymuş uyurken Ebu Bekr (ra) çıkageldi. "Sen Resulullah (sav)'ı da halkı da, burada hapsettin. Bir su başında değiller, beraberlerinde su da yok!" diyerek, babam beni azarladı ve Allah'ın dilediğince başka şeyler de söyledi. (Öfkesini daha da yenemeyip) eliyle böğrüme böğrüme dürterek (canımı yaktı). Resulullah'ın başı dizimin üzerinde olduğu için kımıldamamaya çalıştım. Resulullah (sav) sabaha kadar, susuz olarak uyudu. Sabah olunca Allah Teala Hazretleri, teyemmüm ayeti'ni inzal buyurdu: "...Su bulamazsanız temiz toprağa teyemmüm edin, yüzlerinizi ve ellerinizi onunla meshedin. Allah size zorluk yapmak murad etmez, bilakis sizi temizlemek, ve üzerinizdeki nimetim tamamlamak ister, ola ki şükredersiniz" (Maide 6). Üseyd İbnu Hüdayr -ki (Akabe biatına katılan) nakiblerden biridir- dedi ki: "Ey Ebu Bekr ailesi! Bu, sizin ilk bereketiniz değildir." (Hz. Aişe) sözüne devam ederek) dedi ki: "Bindiğim deveyi dürtüp kaldırdım. (Kaybolan) kolya altında çıktı." |Buhari, Teyemmüm 2, Fedailu'l-Ashab 5, 30, Tefsir, Nisa 10, Maide 3, Nikah 65, 125, Libas 52, Hudud 39; Müslim, Hayz 108, (367); Muvatta, Taharet 89, (1, 53,64); Ebu Davud, Taharet 123, (317); Nesai, Taharet 194, (1, 163, 164)|3714
TAHARET BÖLÜMÜ|Teyemmüm|ebu davud|Aişe|Ebu Davud'un rivayetinde Hz. Aişe (ra) der ki: "Resulullah (sav) Üseyd İbnu Hüdayr (ra)'la Hz. Enes'i, Hz. Aişe (ra)'nin kaybettiği kolyeyi aramaya gönderdi. Bu esnada namaz vakti girdi. Abdestsiz namaz kıldılar. Gelip durumu Resulullah (sav)'a, haber verdiler. Bunun üzerine teyemmüm ayeti indirildi. Bir rivayette şu ziyade gelmiştir: "Üseyd, Hz. Aişe'ye: "Allah rahmetini bol kılsın, senin başına hoşlanmadığın her ne gelmiş ise onda Allah senin için de müslümanlar için de bir ferec (sıkıntıdan kurtulma) kılmıştır" dedi. |Ebu Davud, Taharet 123, (317)|3715
TAHARET BÖLÜMÜ|Teyemmüm|ebu davudnesai|Ammar İbnu Yasir|Resulullah (sav), beraberinde Hz. Aişe'nin de bulunduğu bir seferinde, Ulafu'l-Ceyş nam mevkide geceleyin istirahat molası vermişti. Bu esnada Hz.Aişe (ra)'nin Yemen boncuğundan mamul kolyesi koptu. Bunun aranması, askerleri yolundan alıkoydu ve sabah aydınlığı girdi, insanların yanında su yoktu. Hz. Ebu Bekr (ra) Aişe'ye kızdı ve hatta: "Herkesi yolundan alıkoydun, yanlarında su da yok!" diye çıkıştı. Derken Allah Teala Hazretleri, Resulullah (sav)'a, temiz toprakla temizlenme ruhsatını indirdi. Bunun üzerine müslümanlar, Resulullah (sav)'la kalkıp ellerini kaldırdılar. Topraktan hiçbir şey almadılar, yüzlerini ve omuzlarına kadar ellerini meshettiler. Ellerinin içlerinden de koltuk altlarına kadar meshettiler." Ebu Davud şu ziyadede bulunmuştur: "Bir hadiste İbnu Şihab der ki: "Alimler bu hadise itibar etmediler." Ebu Davud der ki: "Hadisi, İbnu İshak da böyle rivayet etti ve rivayette İbnu Abbas (ra)'dan onun "iki vuruş zikrettiğini" kaydetti." Nesai'nin bir rivayetinde "Topraktan hiçbir şey çırpmadılar" denmiştir. |Ebu Davud, Taharet 123, (318, 319, 320); Nesai, Taharet 196,197,198, (1, 166-168)|3716
TAHARET BÖLÜMÜ|Teyemmüm|ebu davud|Ammar İbnu Yasir|Ashab, Resulullah'la birlikte sabah namazı için toprakla meshlendiler. Bu maksadla avuçlarını toprağa vurup toprakla yüzlerine bir defa meshettiler. Sonra tekrar dönüp avuçlarını toprağa bir kere daha vurup, ellerinin tamamı ile ellerinin içlerinden koltuk altlarına, omuzlarına kadar meshettiler." Ebu Davud'un bir diğer rivayetinde, İbnu'l-Leys: "Dirseklerinin yukarısına kadar." demiştir. |Ebu Davud, Taharet 123, (318, 319, 320)|3717
TAHARET BÖLÜMÜ|Teyemmüm|buharimüslimebu davudnesai|Şakik|Ben, Abdullah İbnu Mes'ud ile Ebu Musa (ra) arasında idim. Ebu Musa, İbnu Mes'ud'a: "Ey Ebu Abdirrahman! Bir adam cünüb olsa ve bir ay boyu su bulamasa ne yapar, namazı nasıl kılar, ne dersin?" diye sordu. "Suyu bir ay bulamasa da teyemmüm etmez!" dedi. Ebu Musa: "Pekala Maide süresindeki şu ayete ne dersin? "...Su bulamazsanız temiz bir toprakta teyemmüm edin, yüzlerinizi, ellerinizi onunla meshedin" (Maide, 6). Abdullah şu cevabı verdi: "Bu ayette Ashaba ruhsat verilmiş olsaydı çok geçmeden su soğuyunca da toprakla teyemmüm etmeye yeltenirlerdi." Ebu Musa da ona: "Siz teyemmümü bu sebeple mi hoş bulmuyorsunuz?" dedi. İbnu Mes'ud "Evet!" deyince, Ebu Musa, Abdullah'a: "Sen Ammar'ın Hz. Ömer (ra)'e ne dediğini duymadın mı?" Dedi ki: "Resulullah (sav) beni bir vazifeyle yola çıkarmıştı. Sefer esnasında cünüb oldum. Su da bulamadım. Bunun üzerine hayvanların bulanması gibi ben de toprağa bulandım. Sonra Resulullah (sav)'a gelip durumu kendisine arzettim. Bana: "Sana şöyle yapman kafi idi!" dedi (ve gösterdi), iki avucuyla yere bir vurdu, sonra avuçlarını çırptı, sonra soluyla (sağ) avucunun sırtını veya sol avucunun sırtını (sağ) avucuyla meshetti. Sonrada onunla yüzünü de meshetti." |Buhari, Teyemmüm 7, 4, 5, 8; Müslim, Hayz 110 (368); Ebu Davud, Taharet 123 (321); Nesai, Taharet 202, (1, 170)|3718
TAHARET BÖLÜMÜ|Teyemmüm|müslim||Müslim'in rivayetinde [Resulullah (sav) şöyle demiş olmalı]: "Ellerinle şöyle yapman sana yeterdi." Sonra (bizzat göstererek) ellerini bir kere yere vurdu. Sonra soluyla sağını, yani avucunun içini ve dışını meshetti. Abdullah da: "Görmedin mi, Ömer (ra), Ammar (ra)'ın sözüne kanaat getiremedi" dedi." |Müslim, Taharet 110, (368)|3719
TAHARET BÖLÜMÜ|Teyemmüm|buharimüslim||Bir diğer rivayette şöyle geldi: "Resulullah (sav): "Senin şöyle yapman sana yeterdi" buyurdular ve (göstermek için) ellerini yere vurup çırptı, yüzünü ve avuçlarını meshetti." (Bu Sahiheyn'in ibaresidir.) |Buhari, Teyemmüm 6; Müslim, Hayz 111, (368)|3720
TAHARET BÖLÜMÜ|Teyemmüm|buharimüslimebu davudnesai|Abdurrahman İbnu Ebza|Bir adam Hz. Ömer (ra)'e gelerek: "Ben cünüb oldum, su da bulamadım (ne yapayım)?" diye sordu. Hz. Ömer: "Namaz kılma!" diye cevap verdi. (Orada bulunan Ammar (ra) söze girip): "Ey mü'minlerin emiri! Hatırlıyor musun? Ben ve sen bir seriyyede beraberdik. Cenabet olduk ve su bulamadık. O zaman sen namaz kılmamış, ben ise toprağa bulanarak kılmıştık. (Sonra da bu durumu kendisine açınca), Aleyhissalatu vesselam bana: "Ellerini yere vurup sonra üfleyip sonra onlarla yüzünü ve ellerini meshetmen sana kafi idi" buyurdular" dedi. Hz. Ömer (ra): "Ey Ammar Allah'tan kork!" dedi. Ammar: "Dilersen bu hadisi kimseye söylemiyeyim!" deyince, Hz. Ömer "(Vallahi asla! Bu meselede) seni altına girdiğin sorumlulukla başbaşa bırakıyorum" diye cevap verdi." |Buhari, Teyemmüm 4, 5, 7, 8; Müslim, Hayz 112 (368); Ebu Davud, Taharet 123, (318, 319, 322, 323, 324, 325, 326, 327, 328); Nesai, Taharet 196,199, 200, (1, 165-170)|3721
TAHARET BÖLÜMÜ|Teyemmüm|ebu davud|Abdurrahman İbnu Ebza|Ebu Davud'da rivayet şöyledir: "...Sana şöyle yapman yeterlidir (dedi ve göstermek için) ellerini yere vurdu, sonra onlara üfürüp elleriyle yüzünü ve kollarının yansına kadar ellerini meshetti." Yine Ebu Davud'un bir başka rivayetinde: "...sonra ellerini yere vurdu, sonra birbirine vurarak (yapışan toprak parçalarını) çırptı, sonra yüzünü ve kol kemiğinin ortasına kadar kollarını meshetti, dirseğe ulaşmadı (bütün bu mesh ameliyesini yere) bir vuruşta (yaptı)." Bir diğer rivayette: "...dirseğe kadar" denmiştir. |Ebu Davud, Taharet 123, (318, 319, 322, 323, 324, 325, 326, 327, 328)|3722
TAHARET BÖLÜMÜ|Teyemmüm|buharimüslimnesai|Abdurrahman İbnu Ebza|Bu hadisten Tirmizi, şu kısmı tahric etmiştir: "Resulullah (sav) kendisine (Ammar'a), yüze ve ellere teyemmüm yapmasını emretti." (Tirmizi) der ki: "Ammar'ın şöyle söylediği rivayet edildi: "Biz Resulullah (sav)'la birlikte omuzlara ve koltuk altlarına kadar teyemmüm ettik." |Buhari, Teyemmüm 4, 5, 7, 8; Müslim, Hayz 112 (368); Nesai, Taharet 196,199, 200, (1, 165-170)|3723
TAHARET BÖLÜMÜ|Teyemmüm|buharimüslimnesai|İmran İbnu Husayn|Resulullah (sav), bir kenara çekilmiş halkla birlikte namaz kılmayan bir adam gördü. "Ey fülan! Halkla birlikte niye namaz kılmıyorsun?" diye sordu. Adam: "Ey Allah'ın Resulü, cenabet oldum, su da yok" deyince: "Toprağı kullan. o sana yeterlidir" buyurdular. |Buhari, Teyemmüm 6,8, Menakıb 25; Müslim, Mesacid 317, (682); Nesai, Taharet 203, (1, 171)|3724
TAHARET BÖLÜMÜ|Teyemmüm|ebu davudtirmizinesai|Ebu Zerr|Resulullah (sav) buyurdular ki: "On yıl boyu su bulamasa da, temiz toprak müslümanın abdest suyudur. Suyu bulunca, bedenini onunla meshlesin, zira bu daha hayırlıdır." |Ebu Davud, Taharet 125, (332, 333); Tirmizi, Taharet 92, (124); Nesai, Taharet 204, (1, 171)|3725
TAHARET BÖLÜMÜ|Teyemmüm|tirmizi|İbnu Abbas|İbnu Abbas (ra)'a teyemmümden sorulmuştu. Dedi ki: "Allah Teala Hazretleri, Kitab-ı Mübîn'de, abdesti zikrederken şöyle buyurmuştur: "Yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın." Teyemmüm hakkında da şöyle buyurdu: "Yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin" (Yine ayet-i kerime'de Cenab-ı Hakk) şöyle buyurdular: "Erkek ve kadın hırsızın elini kesin." Hırsızın elini kesmede sünnet (bilekten itibaren) avuç kısmı kesmektir (bilek- dirsek arası kesilmez), öyleyse, teyemmüm yapılacak kısım yüz ve (bileğe kadar) ellerdir. |Tirmizi, Taharet 110, (145)|3726
TAHARET BÖLÜMÜ|Teyemmüm|nesai|Tarık|Bir adam cünüb oldu ve namaz kılmadı. Sonra Resulullah'a gelerek, durumu O'na arzetti. Aleyhissalatu vesselam: "İsabetli davranmışsın!" buyurdular. Bir diğer zat da cünüb olmuştu, teyemmüm edip namazını kıldı. Sonra o da Resulullah'a gidip durumunu arzetti. Aleyhissalatu vesselam ona da aynı şeyi söyledi, yani ""isabetli davranmışsın!" dedi. |Nesai, Taharet 205, (1, 172)|3727
TAHARET BÖLÜMÜ|Teyemmüm|ebu davudibnu mace|İbnu Abbas|Resulullah (sav) zamanında bir adam yaralanmış, sonra da ihtilam olmuştu. Kendisine yıkanması emredildi. Adam yıkandı ve öldü. Onun haberi Resulullah (sav)'a ulaşmıştı. (Öfke ile) şunları söyledi: "Onu öldürmüşler, Allah da onların canını alsın! Madem bilmiyorlardı, niye sormadılar? Bilgisizliğin şifası sualdir. Ona, teyemmüm yeterliydi. Yarasına bir bez sarılmalı ve üzerinden meshedilmeli, sonra da bedeninin geri kalan kısmı yıkanmalıydı." |Ebu Davud, Taharet 127, (337); İbnu Mace, Taharet 93, (572)|3728
TAHARET BÖLÜMÜ|Teyemmüm|ebu davud|Amr İbnu'l-As|Zatu's-Selasil Gazvesi'nde, soğuk bir gecede ihtilam oldum. Yıkandığım taktirde helak olacağımdan korktum. Böylece teyemmüm yapıp, arkadaşlarıma sabah namazını kıldırdım. Bu hadiseyi Resulullah (sav)'a anlattılar. Bana: "Ey Amr! Sen cünüb olduğun halde arkadaşlarına namaz mı kıldırdın?" diye sordu. Ben de yıkanmama mani olan durumu haber verdim ve dedim ki: "Ben Allah'ın şöyle söylediğini işittim: "Kendinizi öldürmeyin, Allah sizlere karşı rahimdir." (Nisa 29). Resulullah (sav) güldüler ve hiçbir şey söylemediler. |Ebu Davud, Taharet 126, (334, 335)|3729
TAHARET BÖLÜMÜ|Teyemmüm|ebu davudnesai|Ebu Said|İki kişi bir sefere çıktılar. Derken namaz vakti girdi. Beraberlerinde su olmadığı için temiz toprakla teyemmüm ettiler ve namazlarını kıldılar. Sonra vakti içinde su buldular. Bunlardan biri, abdesti de namazı da iade etti, diğeri iade etmedi. Sonra Resulullah (sav)'a gelince durumu anlattılar, Resulullah (sav), iade etmeyene: "Sünnete isabet ettin, namazın sana yeterlidir!" dedi, Abdesti ve namazı iade eden zata da: "Sana iki kat ücret var!" ferman buyurdu. |Ebu Davud, Taharet 128, (338, 339); Nesai, Gusl 27 (1, 213)|3730
TAHARET BÖLÜMÜ|Teyemmüm|buharimuvatta|İbnu Ömer|Cüruf nam mevkideki tarlasından dönüyordu. Mirbedu'n-Ne'am (denen deve ağılından) geçerken namaz vakti girdi. Hemen teyemmüm edip namazını kıldı. Sonra Medine'ye döndüğünde güneş henüz yüksekteydi (ve namazın vakti çıkmamıştı). Ama namazını iade etmedi. |Buhari, Teyemmüm 3, [önceki rivayet bab başlığında muallak (senetsiz) olarak zikredilmiştir]; Muvatta, Taharet 90, (1, 56)|3731
TAHARET BÖLÜMÜ|Teyemmüm|buharimuvatta|Nafi'|Bir başka rivayette, (bu hadiseyi) Nafi' rahimehullah şöyle anlatır: "Ben ve İbnu Ömer (ra), Cüruf nam mevkiden beraber dönüyorduk. Mirbed'e gelince Abdullah devesinden inip, temiz toprakla teyemmüm yaptı, yüzüne dirseklerine kadar ellerine meshetti, sonra namaz kıldı." |Buhari, Teyemmüm 3, [önceki rivayet bab başlığında muallak (senetsiz) olarak zikredilmiştir]; Muvatta, Taharet 90, (1, 56)|3732
TAHARET BÖLÜMÜ|Cenabetten Gusül||Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Erkek, kadının dört uzvu arasına çöker ve kadına mübaşeret ederse gusül vacib olur." Bir rivayette de şu ziyade var: "...İnzal olmasa bile." ||3733
TAHARET BÖLÜMÜ|Cenabetten Gusül|buharimüslimmuvattaebu davudnesaiibnu mace|Aişe|Hitan, hitanı geçince gusül vacib olur, ben ve Resulullah böyle yaptık ve yıkandık" denmiştir. |Buhari, Gusl 28; Müslim, Hayz 87, (348); Muvatta, Taharet 71, (1, 45, 46); Ebu Davud, Taharet 84, (216); Nesai, Taharet 129, (1, 110, 111); İbnu Mace, Taharet 111 (610)|3734
TAHARET BÖLÜMÜ|Cenabetten Gusül|buhariebu davud|Ebu Said|Resulullah (sav) Ensar'dan birine adam göndererek, yanına çağırttı. Ensari başından sular damlaya damlaya geldi. Aleyhissalatu vesselam: "Herhalde sana acele ettirdik?" buyurdu. Ensari: "Evet ey Allah'ın resulü!" deyince: "Acele ettirilir ve inzal olmazsan gusletmen gerekmez. Sadece abdest gerekir" buyurdular. |Buhari, Vudu 34; Ebu Davud, Taharet 84, (217)|3735
TAHARET BÖLÜMÜ|Cenabetten Gusül|müslim||Müslim'in bir diğer rivayetinde: "Resulullah (sav): "Suyu (yıkanmayı), su (meninin gelmesi) gerektirir" buyurdu" denmiştir. |Müslim, Hayz 81-83, (343-345)|3736
TAHARET BÖLÜMÜ|Cenabetten Gusül|nesai|Ebu Eyyub|Resulullah: "Su, sudan dolayıdır" buyurmuştur. |Nesai, Taharet 132, (1,115)|3737
TAHARET BÖLÜMÜ|Cenabetten Gusül|ebu davudtirmizi|Übeyy İbnu Ka'b|Su, sudan gerekir" hükmü İslam'ın bidayetinde bir ruhsattı. Sonra bundan nehyedildi." Übeyy ilaveten der ki: "Su, sudan gerekir" hükmü ihtilam hakkında muteberdir." |Ebu Davud, Taharet 84, (214, 215); Tirmizi, Taharet 81, (110,111)|3738
TAHARET BÖLÜMÜ|Cenabetten Gusül|ebu davudtirmizi|Aişe|Resulullah'a, "bir kimse elbisesinde ıslaklık bulsa, ancak ihtilam olduğunu hatırlamasa (yıkanması gerekir mi?)" diye sorulmuştu. "Evet, yıkanmalıdır!" diye cevap verdi. Sonra, ihtilam olduğunu görüp de, yaşlık göremeyen kimseden soruldu: "Ona gusül gerekmez" dedi. Ümmü Süleym (ra) sordu: "Bunu kadın görecek olursa, kadına gusül gerekir mi?" Buna da: "Evet! kadınlar, erkeklerin emsalleridir!" diye cevap verdi. |Ebu Davud, Taharet 95, (236); Tirmizi, Taharet 82, (113)|3739
TAHARET BÖLÜMÜ|Cenabetten Gusül|müslimmuvattaebu davudnesai|Aişe|Ümmü Süleym (ra) Resulullah (sav)'a: "Rüyasında, erkeğin gördüğünü gören kadın hakkında sorarak, gusül gerekip gerekmeyeceğini öğrenmek istedi. Aleyhissalatu vesselam: "Evet!, suyu görürse!" cevabını verdi. Aişe (ra) [Ümmü Süleym'e yönelip:] "Allah hayrını versin(neler söylüyorsun)? diye ayıpladı. Resulullah (sav) [Aişe'ye yönelerek]: "Ey Aişe, bırak onu, (dilediğini sorsun!) öyle olmasa (çocuklarda anne tarafına) benzerlik olur mu? Kadının suyu erkeğin suyuna üstün gelirse, çocuk dayılarına benzer; erkeğin suyu kadınınkine üstün gelirse, çocuk amcalarına benzer" buyurdular. |Müslim, Hayz 33, (314); Muvatta, Taharet 84, (1, 51); Ebu Davud, Taharet 96, (237); Nesai, Taharet 131, (1, 112,113)|3740
TAHARET BÖLÜMÜ|Cenabetten Gusül|müslimbuhari|Aişe|Müslim'in bir diğer rivayetinde şu ziyade var: ".. Erkeğin suyu koyu ve beyazdır. Kadının suyu sarı ve akışkandır. Bunlardan hangisi üstün olur veya öne geçerse benzerlik hasıl olur." |Müslim, Hayz 30, (311); Buhari, Menakıbu'l-Ensar, 49|3741
TAHARET BÖLÜMÜ|Cenabetten Gusül|ebu davudtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Her bir kılın dibinde cünüblük vardır. Saçları yıkayın, deriyi paklayın." |Ebu Davud, Taharet 98, (248); Tirmizi, Taharet 78, (106)|3742
TAHARET BÖLÜMÜ|Cenabetten Gusül|ebu davud|Ali|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim, yıkamadan tek bir saç kılının dibini kuru bırakırsa, ateşte nice nice azablara duçar olacaktır." Hz. Ali (ra) der ki: "Bu(nu işitmem) sebebiyle başıma düşman oldum. Bu sebeple başıma düşman oldum. Bu sebeple başıma düşman oldum." (Nitekim Hz. Ali saçlarını keserdi.) |Ebu Davud, Taharet 98, (249)|3743
TAHARET BÖLÜMÜ|Cenabetten Gusül|ebu davud|Sevban|Resulullah (sav)'a cenabetten temizlenmek hususunda sorulmuştu. Buyurdular ki: "Erkek ise, saçını açsın ve su kılların dibine varıncaya kadar yıkasın. Kadın ise, saçını(n örgüsünü) açmamasının ona bir zararı yok. Başına elleriyle üç kere su avuçlayıp döksün." |Ebu Davud, Taharet 100, (255)|3744
TAHARET BÖLÜMÜ|Cenabetten Gusül|buharimüslimmuvattaebu davudnesaitirmizi|Aişe|Resulullah (sav) cenabetten gusledince önce ellerini yıkamaktan başlardı, sonra namaz abdesti gibi abdest alırdı. Sonra parmaklarını suya batırır, onlarla saç diplerim hilallerdi. Deriyi ıslattığı kanaati hasıl olunca tepesinden üç kere su dökerdi. Sonra da bedeninin geri kalan kısımlarını yıkardı. En sonra da ayaklarını yıkardı. |Buhari, Gusl 1, 15,19; Müslim, Hayz 35, (316); Muvatta, Taharet 67, (1, 44), 80, (1, 45); Ebu Davud, Taharet 98, (240, 241, 242, 243, 244), 100, (253); Nesai, Taharet 152, 153, 155, 156, 157, (1, 132-135); Tirmizi, Taharet 76, (104)|3745
TAHARET BÖLÜMÜ|Cenabetten Gusül|buharimüslimmuvattaebu davudnesaitirmizi|Aişe|Bir diğer rivayette: "...Suya sokmazdan önce ellerini yıkayarak başlardı" denmiştir. |Buhari, Gusl 1, 15,19; Müslim, Hayz 35, (316); Muvatta, Taharet 67, (1, 44), 80, (1, 45); Ebu Davud, Taharet 98, (240, 241, 242, 243, 244), 100, (253); Nesai, Taharet 152, 153, 155, 156, 157, (1, 132-135); Tirmizi, Taharet 76, (104)|3746
TAHARET BÖLÜMÜ|Cenabetten Gusül|buharimüslimmuvattaebu davudnesaitirmizi|Aişe|Bir başka rivayette: "Sağ elini yıkayarak başlar, onun üzerine su döker, sonra sağ eliyle vücudundaki ezanın üzerine su döker, sol eliyle de onu yıkardı..." denmiştir. (Bu Sahiheyn'in lafzıdır.) |Buhari, Gusl 1, 15,19; Müslim, Hayz 35, (316); Muvatta, Taharet 67, (1, 44), 80, (1, 45); Ebu Davud, Taharet 98, (240, 241, 242, 243, 244), 100, (253); Nesai, Taharet 152, 153, 155, 156, 157, (1, 132-135); Tirmizi, Taharet 76, (104)|3747
TAHARET BÖLÜMÜ|Cenabetten Gusül|buharimüslimmuvattaebu davudnesaitirmizi|Aişe|Ebu Davud'un bir rivayetinde şöyle gelmiştir: "Hz. Aişe (ra) der ki: "Resulullah (sav), başı üzerine üç kere su dökerdi. Biz ise, örmelerimiz sebebiyle beş kere dökerdik." |Buhari, Gusl 1, 15,19; Müslim, Hayz 35, (316); Muvatta, Taharet 67, (1, 44), 80, (1, 45); Ebu Davud, Taharet 98, (240, 241, 242, 243, 244), 100, (253); Nesai, Taharet 152, 153, 155, 156, 157, (1, 132-135); Tirmizi, Taharet 76, (104)|3748
TAHARET BÖLÜMÜ|Cenabetten Gusül|buharimüslimmuvattaebu davudnesaitirmizi|Aişe|Sahiheyn'in bir rivayetinde şöyle denir: "Resulullah (sav), cenabetten yıkandığı zaman (süt sağılan kab gibi) bir kab(ta su) isterdi. Onu eliyle tutar, başının sağ tarafını yıkayarak başlar, sonra da sol kısmını yıkardı. Sonra iki avucuyla su alır, onlarla başına dökerdi." |Buhari, Gusl 1, 15,19; Müslim, Hayz 35, (316); Muvatta, Taharet 67, (1, 44), 80, (1, 45); Ebu Davud, Taharet 98, (240, 241, 242, 243, 244), 100, (253); Nesai, Taharet 152, 153, 155, 156, 157, (1, 132-135); Tirmizi, Taharet 76, (104)|3749
TAHARET BÖLÜMÜ|Cenabetten Gusül|buharimüslimmuvattaebu davudnesaitirmizi|Aişe|Buhari'nin diğer bir rivayetinde (Hz.Aişe) şöyle demiştir: "(Resulullah'ın zevcelerinden) birimiz cenabet olduğu vakit, eliyle üç kere başının üzerine su döker, sonra eliyle üç kere sağ tarafına su döker, diğer eliyle de sol tarafına dökerdi." |Buhari, Gusl 1, 15,19; Müslim, Hayz 35, (316); Muvatta, Taharet 67, (1, 44), 80, (1, 45); Ebu Davud, Taharet 98, (240, 241, 242, 243, 244), 100, (253); Nesai, Taharet 152, 153, 155, 156, 157, (1, 132-135); Tirmizi, Taharet 76, (104)|3750
TAHARET BÖLÜMÜ|Cenabetten Gusül|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Meymüne|Resulullah (sav) cenabetten yıkanırken ben O'na perde oldum, (şöyle yıkanmıştı): Önce ellerini yıkadı. Sonra sağ eliyle (kaptan) solu üzerine su dökerek fercini ve (meniden) bulaşanları yıkadı. Sonra elini duvara -veya yere- sürdü. Sonra namaz abdesti gibi abdest aldı. Ancak ayaklarını yıkamayı terketti. Sonra üzerine su döktü. Sonra ayaklarını çekip yıkadı. Aleyhissalatu vesselamın cenabetten guslü işte böyledir. |Buhari, Gusl 1, 5, 7, 8, 10, 11, 16, 18, 21; Müslim, Hayz 4, (317); Ebu Davud, Taharet 98 (245); Tirmizi, Taharet 76, (103); Nesai, Taharet 161, (1, 137), Gusl 15, (1, 204), 22, (1, 208)|3751
TAHARET BÖLÜMÜ|Cenabetten Gusül|nesai|İbnu Ömer|(Babam) Ömer (ra) Resulullah (sav)'a, cenabetten nasıl yıkanacağını sordu. Aleyhissalatu vesselam dedi ki: "(Kişi) sağ eli üzerine su dökerek başlar, iki veya üç kere döker (ve ovalayıp yıkar). Sonra sağ elini kaba sokar (avuçladığı suyu) ferci üzerine boşaltır, bu sırada sol eli ferci üzerindedir. Dökülen su ile aralarındaki (meni bulaşığı)nı temizleninceye kadar yıkar. Sonra isterse elini toprağa koyar, sonra sol eli üzerine, temizleninceye kadar su döker. Sonra üç kere ellerini yıkar. İstinşakta bulunur (burnuna su çekip yıkar). Mazmaza yapar (ağzına su alıp yıkar). Yüzünü ve kollarını üçer kere yıkar. Başına sıra gelince meshetmez, suyu döker (ve bedeninin geri kalan kısmını yıkar)." |Nesai, Gusl 18, (1, 205, 206)|3752
TAHARET BÖLÜMÜ|Cenabetten Gusül|müslimebu davudtirmizinesai|Ümmü Seleme|(Bir gün) "ey Allah'ın Resulü!" dedim. "Ben çok örgüsü olan bir kadınım. Hayız ve cenabetten yıkanırken örgüleri çözeyim mi?" "Hayır!" buyurdular, başının üzerine, ellerine üç kere su avuçlayıp dökmen, sonrada bedenine su döküp yıkanman sana yeterlidir." |Müslim, Hayz 58, (330); Ebu Davud, Taharet 100, (251, 252); Tirmizi, Taharet 77, (105); Nesai, Taharet 150, (1, 131)|3753
TAHARET BÖLÜMÜ|Cenabetten Gusül|müslim|Ubeyd İbnu Umayr el-Leysi|Hz. Aişe (ra)'ye, Abdullah İbnu Ömer'in, kadınlara yıkandıkları zaman örgülerini açmalarını emrettiği haberi ulaşmıştı, şöyle dedi: "İbnu Ömer'e hayret doğrusu! Kadınlara başlarını çözmelerini emrediyormuş, bir de traş olmalarını emretmiyor mu? Ben ve Resulullah (sav) aynı kaptan (beraberce) yıkanırdık. Ben, başıma üç kere su dökmekten başka birşey yapmazdım (da Resulullah müdahale edip "örgülerini de çöz" demezdi)." |Müslim, Hayz 59, (331)|3754
TAHARET BÖLÜMÜ|Cenabetten Gusül|buhariebu davudtirmizinesai|Katade|Hz. Enes (ra)'in bize anlattığına göre, Resulullah (sav)'ın tek bir gusülle bütün hanımlarını dolaştığı olmuştur. |Buhari, Gusl 12,24, Nikah 4, 102; Ebu Davud, Taharet 75, (218); Tirmizi, Taharet 106, (140); Nesai, 170, (1, 143)|3755
TAHARET BÖLÜMÜ|Cenabetten Gusül|ebu davud|Ebu Rafi|Resulullah (sav), bir gün bütün hanımlarına uğradı. Her birisinin yanında ayrı ayrı yıkandı. Kendisine: "Ey Allah'ın Resulü" dedim, "en sonunda bir kere yıkansanız olmaz mı?" "(Olmasına olur, ancak) böyle yapmak daha temiz daha hoş ve daha paktır!" buyurdular. |Ebu Davud, Taharet 86, (219)|3756
TAHARET BÖLÜMÜ|Cenabetten Gusül|müslimebu davudtirmizinesai|Ebu Saidi'l-Hudri|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Biriniz ehline temas eder sonra tekrar etmek dilerse ikisi arasında abdest alsın." |Müslim, Hayz 27, (308); Ebu Davud, Taharet 86, (220); Tirmizi, Taharet 107, (141); Nesai, Taharet 107, (1, 142)|3757
TAHARET BÖLÜMÜ|Cenabetten Gusül|tirmizinesaiebu davud|Aişe|Resulullah (sav) yıkanır, (sabahtan önce) iki rekat namazla sabah namazını kılardı. Gusülden sonra Aleyhissalatu vesselam'ın bir de abdest aldığını zannetmiyorum. |Tirmizi, Taharet 79, (107); Nesai, Taharet 162, (1, 137); Ebu Davud, Taharet 99, (250)|3758
TAHARET BÖLÜMÜ|Cenabetten Gusül|buharimüslimmuvattaebu davudnesai|Aişe|Ben ve Resulullah (sav), farak denen tek bir kaptan beraber guslederdik. Süfyan der ki: "Bir farak üç sa'dır." |Buhari, Gusl 2; Müslim, Hayz 41, 42, (319, 320); Muvatta, Taharet 68, (1, 44, 45); Ebu Davud, Taharet 97, (238); Nesai, Taharet 144, (1, 127)|3759
TAHARET BÖLÜMÜ|Cenabetten Gusül|buharimüslimmuvattaebu davudnesai|Ebu Seleme|Hz. Aişe (ra)'nin yanına girmiştim. Yanımda Hz. Aişe'nin süt kardeşi vardı. Kendisine, Resulullah (sav)'ın cenabetten nasıl yıkandığını sorduk. Bir sa' miktarında bir kap getirtti ve onunla yıkandı. Aişe ile aramızda bir perde vardı. (Yıkanırken) üzerine üç kere su döktü ve dedi ki: "Resulullah (sav)'ın zevceleri, saçları kulak memesi civarında olması için saçlarının başlarını alırlardı. |Buhari, Gusl 2; Müslim, Hayz 41, 42, (319, 320); Muvatta, Taharet 68, (1, 44, 45); Ebu Davud, Taharet 97, (238); Nesai, Taharet 144, (1, 127)|3760
TAHARET BÖLÜMÜ|Cenabetten Gusül|buharinesai|Muhammed el-Bakır|Hz. Cabir (ra)'in yanında idik. Yanında gusülden soran bir grup insan vardı. Şöyle cevap verdi: "Bir sa' su sana yeter!" Bir adam: "Bana kafi gelmez" diye itiraz etti. Hz. Cabir: "Ama, saçı senden daha çok ve senden daha hayırlı olan zata yetiyordu!" dedi. Onun burada kasdettiği "hayırlı zat" Resulullah (sav) idi. (İbnu Hacer, bu rivayetin Müslim'de bulunmadığım söyler). |Buhari, Gusl 3, 4; Nesai, Taharet 144, (1, 128)|3761
TAHARET BÖLÜMÜ|Cenabetten Gusül|nesai|Aişe|Ben ve Resulullah (sav) sarıdan mamul bir kaptan su alarak yıkanırdık. |Nesai, Taharet, 47, (98, 99)|3762
TAHARET BÖLÜMÜ|Cenabetten Gusül|ebu davudnesai|Ya'la İbnu Ümeyye|Resulullah (sav) açıkta (izarsız) yıkanan bir adam görmüştür. Derhal minbere çıkarak, Allah'a hamd ve senada bulunduktan sonra: "Allah diridir ve ayıpları örtücüdür, hayayı ve örtünmeyi sever. Öyleyse biriniz yıkanınca örtünsün" buyurdu. |Ebu Davud, Hamam 2; Nesai, Gusl 7, (1, 200)|3763
TAHARET BÖLÜMÜ|Cenabetten Gusül|nesai|Ebu's-Semh|Resulullah (sav)'a hizmet ediyordum. Yıkanmak isteyince: "Bana enseni dön!" derdi. Ben de ensemi dönerdim. Böylece ona perde olurdum. |Nesai, Taharet 143, (1, 126)|3764
TAHARET BÖLÜMÜ|Cenabetten Gusül|müslim|Ümmü Hani Bintu Ebi Talib|(Mekke'nin) Fethi gününde Resulullah (sa}'ın yanına gittim. O'nu yıkanır buldum. Kızı Fatıma da bir giyecekle ona perde yapıyordu. |Müslim, Hayz 70, (336)|3765
TAHARET BÖLÜMÜ|Cenabetten Gusül|nesai|İbnu Abbas|Resulullah (sav) yıkanmıştı. (Kurulanması için) bir havlu getirildi. Onunla kurulanmayıp: "Su(yun) ıslaklığı ile böyle (daha iyi) buyurdular." |Nesai, Taharet 162, (1, 138)|3766
TAHARET BÖLÜMÜ|Cenabetten Gusül|ebu davud|İbnu Ömer|Namaz elli vakitli, cenabetten gusül de yedi defa idi. Elbiseden sidiğin yıkanması da yedi defa idi. Resulullah (sav) (azaltılmasını Cenab-ı Hakk'tan) taleb ede ede namaz beş'e, cenabetten gusül bire, elbiseden sidiğin temizlemesi bir kereye indirildi. |Ebu Davud, Taharet 98, (247)|3767
TAHARET BÖLÜMÜ|Cenabetten Gusül||Aişe|Bazen Resulullah (sav) cenabetten yıkanır, sonra (üşümüş olarak gelip) bana sokulup benim ısıtmamı isterdi, ben de 0'nu bağrıma bastınp ısıtıyordum. Bundan dolayı ben ayrıca yıkanmıyordum. ||3768
TAHARET BÖLÜMÜ|Cenabetten Gusül|ebu davud|Aişe|Resulullah (sav) cenabetten yıkanırken başını hitmi (denen otla) yıkardı. Bununla yetinir, (hitmili su) üzerine ayrıca su dökmezdi. |Ebu Davud, Taharet 101, (256)|3769
TAHARET BÖLÜMÜ|Cenabetten Gusül|ebu davud|Aişe|Biz Resulullah (sav)'ın beraberinde ihramlı ve ihramsız her iki durumda da bulunduk. Bu esnada saçlarımız yapıştırılmış bulunduğu halde yıkanırdık. |Ebu Davud, Taharet 100, (254)|3770
TAHARET BÖLÜMÜ|Cenabetten Gusül|ebu davudtirmizinesai|Ali|Resulullah (sav), cünüb olmadıkça her halimizde bize Kur'an okutup talim ederdi. |Ebu Davud, Taharet 91, (229); Tirmizi, Taharet 111, (146); Nesai, Taharet 171, (1, 144)|3771
TAHARET BÖLÜMÜ|Cenabetten Gusül|ebu davudtirmizinesai|Ali|Resulullah (sav) heladan çıkınca Kur'an okur, bizimle et yerdi. Cenabet halinden başka hiçbir şey O'nunla Kur'an arasına perde olmazdı. |Ebu Davud, Taharet 91, (229); Tirmizi, Taharet 111, (146); Nesai, Taharet 171, (1, 144)|3772
TAHARET BÖLÜMÜ|Cenabetten Gusül|buhari|İbnu Abbas|İbnu Abbas (ra)'dan rivayet edildiğine göre, O cünüb kimsenin Kurban okumasında bir beis görmezdi." [Rezin tahric etmiştir. Buhari bab başlığında muallak olarak kaydetmiştir) |Buhari, (Hayz 7)|3773
TAHARET BÖLÜMÜ|Cenabetten Gusül|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizi|Aişe|Resulullah (sav), cünübken uyumak istediği takdirde fercini yıkar ve namaz abdestiyle abdest alırdı. |Buhari, Gusl 27, 25; Müslim, Hayz 21, (305, 307); Muvatta, Taharet 77, (1, 47, 48); Ebu Davud, Taharet 88, 90 (222, 223, 224, 226, 228), Salat 343, (1437); Tirmizi, Taharet 87, (118, 119)|3774
TAHARET BÖLÜMÜ|Cenabetten Gusül|müslim||Müslim'in bir rivayetinde: "...Yemek veya uyumak istediği zaman namaz abdestiyle abdest alırdı" denmiştir. |Müslim, Hayz 21, (305, 307)|3775
TAHARET BÖLÜMÜ|Cenabetten Gusül|müslim|Abdullah İbnu Ebi Kays|Hz. Aişe (ra)'ye Resulullah (sav)'ın vitir namazından sordum..." Hadisi zikreder. Hadiste şu ibare de var: "Hz. Aişe'ye: "Resulullah cünübken ne yapardı, uyumadan önce yıkanır mıydı. Veya yıkanmadan önce uyur muydu?" diye sordum? Bana şu cevabı verdi: "Bunların hepsini yapardı. Bazan yıkanır ve sonra uyurdu, bazan abdest alır ve uyurdu." Bunu işitince: "Bu meselede genişlik koyan Allah'a hamdolsun!" dedim. |Müslim, Hayz 21, (305, 307)|3776
TAHARET BÖLÜMÜ|Cenabetten Gusül|ebu davud|Gudayf İbnu Haris|Hz. Aişe (ra)'ye sordum:"Resulullah (sav) cenabetten gecenin başında mı yıkanırdı sonunda mı?" "Bazan başında, bazan da sonunda yıkanırdı" dedi. Ben: "Allahu ekber! bu meselede genişlik veren Allah'a hamdolsun." dedim ve tekrar sordum. "Vitir namazını gecenin evvelinde mi kılardı, ahirinde mi?" "Bazan evvelinde bazan ahirinde kılardı" dedi. Ben: "Allahu ekber! Bu meselede genişlik veren Allah'a hamdolsun!" dedim ve tekrar sordum: "Resulullah (sav) Kur'an'ı açıktan mı okurdu sessiz mi okurdu?" "Bazan açıktan okur bazan da sessiz okurdu" dedi. Ben: "Allahu ekber!" dedim. "Bu meselede kolaylık koyan Allah'a hamdolsun!" |Ebu Davud, Taharet 88, 90 (222, 223, 224, 226, 228), Salat 343, (1437)|3777
TAHARET BÖLÜMÜ|Cenabetten Gusül|ebu davudtirmizi||Tirmizi ve Ebu Davud'un bir rivayetinde de şöyle gelmiştir: "Resulullah (sav) cünübken uyur ve hiç suya dokunmazdı." Tirmizi der ki: "Hz. Aişe'den, Aleyhissalatu vesselam'ın uyumazdan önce abdest aldığı da rivayet edilmiştir ve bu rivayet en sahih olanıdır." |Ebu Davud, Taharet 88, 90 (222, 223, 224, 226, 228), Salat 343, (1437); Tirmizi, Taharet 87, (118, 119)|3778
TAHARET BÖLÜMÜ|Cenabetten Gusül|nesai||Nesai'nin bir riveyetinde: "Resulullah (sav) yemek veya içmek istediği zaman ellerini yıkar sonra yer içerdi." denmiştir. |Nesai, Taharet 163, 164, 165, 166 (1, 138-139), Gusl 4, 5, (1, 199)|3779
TAHARET BÖLÜMÜ|Cenabetten Gusül|buharimüslimmuvattaebu davudnesaitirmizi|İbnu Ömer|Ömer İbnu'l-Hattab (ra), geceleyin cünüb olduğunu, (ne yapması gerektiğini) sordu. Aleyhissalatu vesselam: "Abdest al, uzvunu yıka, sonra uyu." buyurdular. [Bu metin Sahîheyn'e aittir.] |Buhari, Gusl 27, 25; Müslim, Hayz 25, (306); Muvatta, Taharet 76, (1, 47); Ebu Davud, Taharet 87 (221); Nesai, Taharet 167, (1, 140); Tirmizi, Taharet 88, (120)|3780
TAHARET BÖLÜMÜ|Cenabetten Gusül|muvatta|Nafi'|İbnu Ömer (ra), cünübken uyumak veya yemek istediği zaman, yüzünü ve dirseklerine kadar ellerini yıkar, başını mesheder, sonra yer veya uyurdu. |Muvatta, Taharet 78, (1, 48)|3781
TAHARET BÖLÜMÜ|Cenabetten Gusül|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) Medine sokaklarından birinde kendisine rastlamıştır. Ebu Hüreyre bu sırada cünüb olduğu için, Aleyhissalatu vesselam'ın nazarından sıvışarak gidip yıkanır gelir. Gelince Aleyhissalatu vesselam: "Ey Ebu Hüreyre neredeydin ?" diye sorar. "Ben cunübtüm, pis pis sizinle oturmak istemedim" cevabında bulunur. Aleyhissalatu vesselam: "Sübhanallah! (bilmez misin ki) müslüman pis olmaz!" ferman eder. |Buhari, Gusl 23, 24; Müslim, Hayz 115, (371); Ebu Davud, Taharet 97, (231); Tirmizi, Taharet 89, (121); Nesai, Taharet 172, (1, 145, 146)|3782
TAHARET BÖLÜMÜ|Cenabetten Gusül|müslimebu davudnesai|Huzeyfe İbnu'l'Yeman|Resulullah (sav)'la bir gün karşılaştığımızda cünüb idim, hemen yolumu çevirip gidip yıkandım. Bilahare gelince: "(Böyle sizi görünce alelacele sıvışmamın sebebi) cünüb olmam idi!" dedim. Aleyhissalatu vesselam: "Müslüman (cenabetle) pis olmaz ki!" buyurdular. |Müslim, Hayz 116, (372); Ebu Davud, Taharet 92, (230); Nesai, Taharet 172, (1, 145)|3783
TAHARET BÖLÜMÜ|Cenabetten Gusül|müslimebu davudnesai||Nesai'nin rivayetinde hadis şöyledir: "Resulullah (sav) Ashabından bir erkekle karşılaşınca onu mesheder ve ona dua ediverirdi. Bir gün erken vakitte Aleyhisalatu vesselam'ı (sokakta) gördüm. Hemen yolumu ondan çevirdim. (Eve gidip yıkandıktan sonra) güneş yükselince yanına geldim. Bana: "(Sabahleyin) seni görmüştüm, hemen yolunu benden çevirdin" buyurdular. Ben de açıkladım: "Çünkü ben cünübtüm (bu halde) bana dokunmanızdan korktum." "Şurası muhakkak ki" dedi Aleyhissalatu vesselam, "mü'min necis olmaz." |Müslim, Hayz 116, (372); Ebu Davud, Taharet 92, (230); Nesai, Taharet 172, (1, 145)|3784
TAHARET BÖLÜMÜ|Cenabetten Gusül|buharimüslimmuvattaebu davudnesai|Ebu Hüreyre|Namaza kalkılıp saflar düzlenmişti ki, Resulullah (sav) geldi, namazgahına geçti. O anda cünüb olduğunu hatırladı. Bize: "Yerinizde durun" deyip, hemen ayrılıp yıkanmaya gitti. Gusledip dönünce başından henüz su damlıyordu. Tekbir getirdi, namaza durdu. Beraber namaz kıldık... |Buhari, Gusl 17, Ezan 24, 25; Müslim, Mesacid 157, (605); Muvatta, Taharet 79, (1, 48); Ebu Davud, Taharet 94, (234, 235); Nesai, İmamet 14, (2, 81, 82)|3785
TAHARET BÖLÜMÜ|Cenabetten Gusül|buharimüslimmuvattaebu davudnesai|Ebu Kekre|Resulullah (sav), sabah namazını kıldırmak üzere (mescide) girmişti. Eliyle "Yerinizde durun!" diye işaret buyurdu (ve çıktı). Sonra başından su damladığı halde geri geldi ve cemaate namazlarını kıldırdı. |Buhari, Gusl 17, Ezan 24, 25; Müslim, Mesacid 157, (605); Muvatta, Taharet 79, (1, 48); Ebu Davud, Taharet 94, (234, 235); Nesai, İmamet 14, (2, 81, 82)|3786
TAHARET BÖLÜMÜ|Cenabetten Gusül|buharimüslimmuvattaebu davudnesai|Ebu Kekre|Bir rivayette: "...Namazı tamamlayınca: "Ben de bir insanım. (İlk geldiğimde) cünübtüm" buyurdu" denmiştir. |Buhari, Gusl 17, Ezan 24, 25; Müslim, Mesacid 157, (605); Muvatta, Taharet 79, (1, 48); Ebu Davud, Taharet 94, (234, 235); Nesai, İmamet 14, (2, 81, 82)|3787
TAHARET BÖLÜMÜ|Cenabetten Gusül|muvatta|Süleyman İbnu Yesar|Hz. Ömer (ra) halka sabah namazını kıldırdı ve arkadan Cüruf nam mevkideki arazisine gitti. Orada, elbisesinde meni bulaşığı gördü. "Biz" dedi, "yağlı yeyince, damarlarımız gevşedi (bu yüzden ihtilam olduk)." Derhal yıkandı ve elbisesinde gördüğü meni bulaşığını da yıkadı. Sonra, namazını iade etti," |Muvatta, Taharet 80, 81, 82, (1, 49)|3788
TAHARET BÖLÜMÜ|Cenabetten Gusül|muvatta|Süleyman İbnu Yesar|Bir başka rivayette "meni" kelimesinden sonra şu ibare yer alır: "Halkın işini üzerime alalıdan beri ihtilam olmaya başladım" dedi. Derhal yıkanıp elbisesinde gördüğü bulaşığı yıkadı. Sonra kuşlukta güneş tam olarak yükselince namazını kıldı." |Muvatta, Taharet 80, 81, 82, (1, 49)|3789
TAHARET BÖLÜMÜ|Hayızlı Ve Nifaslı Kadınların Yıkanması|buharimüslimebu davudnesai|Aişe|Ensardan bir kadın, Resulullah, (sav)'a hayızdan nasıl yıkanacağını sordu. Bunun üzerine, Aleyhissalatu vesselam da nasıl yıkanacaksa öyle emretti ve dedi ki: "Miske bulanmış bir (bez, pamuk vs.) parçası al. Onunla temizlen!" "Onunla nasıl temizleneceğim?" diye kadın tekrar sordu. Resulullah: "Onunla temizlen!" buyurdu. Kadın tekrar etti: "Nasıl?" Resulullah: "Sübhanallah! Temizlen!" dedi. (Baktım ki anlamıyor;) kadını kendime çektim ve: "O parçayı, kan bulaşığına tatbik et!" dedim... |Buhari, Hayz 13, 14, İ'tisam 24; Müslim, Hayz 60, 61, (332); Ebu Davud, Taharet 122, (314, 315, 316); Nesai, Taharet 159, (1, 135-137)|3790
TAHARET BÖLÜMÜ|Hayızlı Ve Nifaslı Kadınların Yıkanması|buharimüslim|Aişe|Diğer bir rivayette: "...misklenmiş bir parça al, üç kere yıka!" buyurdu. Sonra Aleyhissalatu vesselam utanarak yüzünü çevirdi" denmiştir. (Bu Sahîheyn'in metnidir.) |Buhari, Hayz 13, 14, İ'tisam 24; Müslim, Hayz 60, 61, (332)|3791
TAHARET BÖLÜMÜ|Hayızlı Ve Nifaslı Kadınların Yıkanması|müslim|Aişe|Müslim'in diğer bir rivayetinde metin şöyledir: "Esma -ki Bintu Şeker'dir- (ra), Resulullah aleyhissalatu vesselam'a, hayızdan nasıl yıkanacağını sormuştu. Şöyle cevap verdi: "Sizden biri, suyunu ve sidresini alır, sonra temizlenir, ve temizliğini de güzel yapar. Sonra başına suyu döker, başını şiddetli şekilde eliyle ovalar, ta ki su saçın diplerine kadar ulaşsın. Sonra üzerine su döker. Sonra misklenmiş bir (bez) parçası alır, onunla temizlenir!" Esma: "Onunla nasıl temizlenir?" diye sordu. Aleyhissalatu vesselam: "Sübhanallah! Onunla temizlen!" dedi. Hz. Aişe radıyallahu anha -sanki sözünü gizlemek isteyerek (fısıl dayarak)- kadına: "Onu kan bulaşığına tatbik et" dedi. Esma der ki: "Cenabetten yıkanma hususunda da sordum. Bana: "Su al, temizlen ve temizliği güzel kıl veya temizliği mübalağalı yap, sonra başına su dök ve onu ovala, ta su saç diplerine varıncaya kadar. Sonra üzerine su dök!" dedi. Aişe radıyallahu anha devamla der ki: "Ensar kadınları ne iyi kadınlardı, haya onların dinlerini öğrenmelerine mani olmadı." |Müslim, Hayz 61, (332)|3792
TAHARET BÖLÜMÜ|Hayızlı Ve Nifaslı Kadınların Yıkanması|ebu davud|Ümeyye Bintu Ebi's-Salt|Ümeyye Bintu Ebi's-Salt, Beni Gıfarlı -isminde zikrettiği- bir kadından nakleder ki, kadın şöyle demiştir: "Resulullah aleyhissalatu vesselam, beni devesinin döşüne serilen örtünün üzerine bindirdi." Kadın devamla der ki: "Allah'a yemin olsun, sabahleyin indi ve deveyi ıhtırdı. Ben de terkiden indim... Örtüde benden bulaşan kan vardı. Bu benim ilk hayız kanım idi. Görünce deveye doğru sıçradım ve utandım... Resulullah aleyhissalatu vesselam bendeki bu hali farkedip, kanı da görünce: "Neyin var? Belki de hayız oldun" buyurdular. Ben "Evet!" dedim. Resulullah aleyhissalatu vesselam: "Öyleyse (hayız görenlerin tedbirlerine başvurarak) kendine çekidüzen ver. Sonra da bir su kabı al, içerisine tuz at. Sonra örtüye değen kanı yıka, sonra bineğine dön!" ferman buyurdular. Resulullah (sav) Hayber'i fethettiği zaman ganimetten bize de bağışta bulundu. (Ümeyye Bintu Ebi's-Salt) der ki: "(Gıfarlı Sahabiyye), suyuna tuz katmadan hayız kanını yıkamazdı. Öldüğü zaman cenazesinin yıkanacağı suya da tuz atılmasını vasiyet etmiştir." |Ebu Davud, Taharet 122, (313)|3793
TAHARET BÖLÜMÜ|Cuma Ve Bayram Gulü|buharimüslimmuvattaebu davudnesai|Ebu Said|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cuma guslü her muhtelime (buluğa erene) vacibtir. Misvaklanması, bulduğu taktirde koku sürünmesi de öyle." |Buhari, Cuma 2, 3, 12, Ezan 161, Şehadat 18; Müslim, Cuma 5, (846); Muvatta, Cuma 4, (1, 102); Ebu Davud, Taharet 129, (341); Nesai, Cuma 6, 8. (3, 92-93)|3794
TAHARET BÖLÜMÜ|Cuma Ve Bayram Gulü|muvatta|Ebu Hüreyre|Cuma günü gusletmek, her muhtelim'e (buluğa ermiş kimseye) tıpkı cenabet guslü gibi vacibtir. |Muvatta, Cuma 2, (1, 101)|3795
TAHARET BÖLÜMÜ|Cuma Ve Bayram Gulü|tirmizi|Bera İbnu Azib|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Müslümanların cuma günü yıkanmaları, üzerlerine hak olmuştur. Her biri ailesinin kokusundan sürünsün. (Koku) bulamazsa, su onun sürünme maddesi olsun. Yani hem yıkansın hem koku sürünsün, koku yoksa, artık, su (yıkanma) ile yetinsin." |Tirmizi, Salat 381, (525)|3796
TAHARET BÖLÜMÜ|Cuma Ve Bayram Gulü|muvattaibnu mace|Ubeydullah İbnus-Sebbak|Resulullah (sav) cumalardan birinde şöyle buyurmuştur: "Ey müslümanlar! Bu öyle bir gündür ki, Allah Teala Hazretleri onu (sizlere) bayram kılmıştır. Öyleyse yıkanın. Kimin yanında bir tiyb (sürünme maddesi) varsa ondan sürünmesinde bir zarar yoktur. Size misvakı da tavsiye ediyorum." (İbnu Mace'de rivayet mevsuktur) |Muvatta, Taharet 113, (1, 65-66); İbnu Mace, İkametu's-Salat 83, (1098)|3797
TAHARET BÖLÜMÜ|Cuma Ve Bayram Gulü|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizi|İbnu Ömer ve Ebu Hüreyre|Cuma günü, Ömer İbnu'l-Hattab hutbe verirken, Osman İbnu Affan mescide girdi. Ömer radıyallahu anh minberden ona seslendi. "Vaktin farkında mısın, (niye cumaya geciktin?)" Hz. Osman: "Bugün meşguliyetim vardı. Eve gelir gelmez ezanı işittim. Abdest almanın dışında bir oyalanmam da olmadı!" açıklamasında bulundu. Hz. Ömer radıyallahu anh: "Keza abdest(le yetinmen de bir eksiklik). Biliyorsun, Resulullah (sav) bize yıkanmayı da emretmişti." |Buhari, Cuma 4; Müslim, Cuma 3, (845); Muvatta, Cuma 3, (1, 101,102); Ebu Davud, Taharet 129, (340); Tirmizi, Salat 255, (493)|3798
TAHARET BÖLÜMÜ|Cuma Ve Bayram Gulü|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizi|Ebu Hüreyre|(Hz. Ömer, Hz. Osman'a:) "Resulullah (sav)'ın: "Biriniz cumaya giderken yıkansın" dediğini duymadın mı?" demiştir. |Buhari, Cuma 4; Müslim, Cuma 3, (845); Muvatta, Cuma 3, (1, 101,102); Ebu Davud, Taharet 129, (340); Tirmizi, Salat 255, (493)|3799
TAHARET BÖLÜMÜ|Cuma Ve Bayram Gulü|ebu davud|İkrime|Iraklılardan bir grup kimse İbnu Abbas (ra)'a gelerek: "Cuma günü gusletmek vacib midir ne dersin?" diye sordu. İbnu Abbas şu açıklamayı yaptı: [Farz değil], ancak temizliğe çok uygundur ve gusleden için pek hayırlıdır. Yıkanmayan üzerine de vacib değildir. Ben size guslün nasıl başladığını anlatayım: "İnsanlar meşakkatli işler yapıyorlar ve yünlü elbiseler giyiyorlardı. Çalışmaları çoğunlukla sırtlarında yük taşımak şeklinde oluyordu. Mescidleri dardı ve tavan alçaktı, yani ariş (denen üzeri hurma dallarıyla örtülmüş çardak) şeklindeydi. Sıcak bir günde Resulullah aleyhissalatu vesselam (minbere) çıktı. Cemaat yün elbiselerin içinde terlemisti. (Terleri sebebiyle) onlardan çıkan kokular ortalığı sardı ve herkesi rahatsız etti. Koku Resulullah (sav)'a da uzanınca "Ey insanlar, bugün yıkanın. Ayrıca herkes, bulabildiği en güzel kokuyu sürünsün!" buyurdular." İbnu Abbas açıklamasına devam etti: "Bilahare Cenab-ı Hakk'ın lütfu yetişti (bolluk arttı), herkes yünlüden başka elbiseler giydiler, çalışmaları hafifledi, mescidleri genişletildi. Birbirlerini rahatsız eden terlerin bir kısmı ortadan kalktı." |Ebu Davud, Taharet 130, (353)|3800
TAHARET BÖLÜMÜ|Cuma Ve Bayram Gulü|buharimüslim|Tavus|İbnu Abbas radıyallahu anhümaya sordum: "Halk, Resulullah (sav)'ın "Cuma günü yıkanın, başlarınızı da yıkayın, cünüb olmasanız dahi! Ayrıca koku da sürünün!" buyurduğunu söylüyorlar, (ne dersiniz, doğru mudur?)" İbnu Abbas şu cevabı verdi: "Guslü emretmesi doğrudur. Kokuya gelince, o hususta bir şey bilmiyorum!" |Buhari, Cuma 6; Müslim, Cuma 8, (848)|3801
TAHARET BÖLÜMÜ|Cuma Ve Bayram Gulü|ebu davudtirmizinesai|Semüre İbnu Cündeb|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cuma günü kim abdesi alırsa bununla (o, sünneti yerine getirmiş, fazilete ermiş) olur ve (sünneti yapmış olma) nimetine erer. Ama cuma günü kim de guslederse (bilsin ki) gusül daha faziletlidir." |Ebu Davud, Taharet 130, (354); Tirmizi, Salat 357, (497); Nesai, Cuma 9, (3, 94)|3802
TAHARET BÖLÜMÜ|Cuma Ve Bayram Gulü|muvattaebu davudibnu mace|Yahya İbnu Said|Bana ulaştığına göre, Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: "Sizler, günlük iş takımınızdan hariç bir de cuma takımınız olsa ne kaybedersiniz?" |Muvatta, Cuma 17, (1, 110); Ebu Davud, Salat 219, (1078); İbnu Mace, İkametu's-Salat 83, (1095)|3803
TAHARET BÖLÜMÜ|Cuma Ve Bayram Gulü|muvatta|Nafi'|İbnu Ömer (ra) ihramlı olmadıkça yağlanıp kokulanmadan cumaya gitmezdi. |Muvatta, Cuma 17, (1, 110)|3804
TAHARET BÖLÜMÜ|Cuma Ve Bayram Gulü|muvatta||İbnu Ömer (ra)'nın, Fıtır bayramında,  musallaya gitmezden önce yıkandığı rivayet edilmiştir. |Muvatta, İydeyn 2, (1,177)|3805
TAHARET BÖLÜMÜ|Cuma Ve Bayram Gulü|nesai|Cabir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Her müslüman yedi günde bir kere yıkanmalıdır, bu gün de cuma günü olmalıdır." |Nesai, Cuma 8, (3, 93)|3806
TAHARET BÖLÜMÜ|Ölünün Yıkanması Ve Ölü Yıkayanın Yıkanması|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|Ümmü Atiyye el-Ensariye|Resulullah (sav), kızı (Zeyneb radıyallahu anha) vefat ettiği zaman yanımıza girdi ve: "Onu sidreli su ile üç veya beş veya gerek görürseniz- daha fazla yıkayın. Sonuncu yıkamaya kafur koyun. Yıkama işini bitirdiğiniz mi bana haber verin!" buyurdu. İşimiz bitince Resulullah aleyhissalatu vesselam'ı çağırdık. Bize kendi izarını verdi ve: "Ona, önce bunu sarın!" dedi." |Buhari, Cenaiz 12, 8, 9, 10, 11, 13, 14, 15, 16, 17; Müslim, Cenaiz 36, (939); Muvatta, Cenaiz 2, (1, 222); Ebu Davud, Cenaiz 33, (3142, 3143, 3144, 3145, 3146); Tirmizi, Cenaiz 15, (990); Nesai, Cenaiz 28, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, (4, 28-32)|3807
TAHARET BÖLÜMÜ|Ölünün Yıkanması Ve Ölü Yıkayanın Yıkanması|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|Ümmü Atiyye el-Ensariye|Bir diğer rivayette: "Onu üç, beş, yedi ve daha fazla olmak üzere tek olarak yıkayın. Sağ tarafindan ve abdest uzuvlarından yıkamaya başlayın" buyurdu demiştir. Aynı rivayette Ümmü Atiyye radıyallahu anha: "Yıkayan kadınlar, Resulullah (sav)'ın kızının başına üç örgü yaptılar. (Şöyle ki): önce saçının örgülerini bozdular sonra yıkadılar, en sonda tekrar üç örgü yaptılar." Süfyan der ki: "Örgünün ikisi yanda biri alnında idi." |Buhari, Cenaiz 12, 8, 9, 10, 11, 13, 14, 15, 16, 17; Müslim, Cenaiz 36, (939); Muvatta, Cenaiz 2, (1, 222); Ebu Davud, Cenaiz 33, (3142, 3143, 3144, 3145, 3146); Tirmizi, Cenaiz 15, (990); Nesai, Cenaiz 28, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, (4, 28-32)|3808
TAHARET BÖLÜMÜ|Ölünün Yıkanması Ve Ölü Yıkayanın Yıkanması|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|Ümmü Atiyye el-Ensariye|Bir diğer rivayette: "Biz saçına üç örgü yaptık ve örgüleri arkasına koyduk" denmiştir. |Buhari, Cenaiz 12, 8, 9, 10, 11, 13, 14, 15, 16, 17; Müslim, Cenaiz 36, (939); Muvatta, Cenaiz 2, (1, 222); Ebu Davud, Cenaiz 33, (3142, 3143, 3144, 3145, 3146); Tirmizi, Cenaiz 15, (990); Nesai, Cenaiz 28, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, (4, 28-32)|3809
TAHARET BÖLÜMÜ|Ölünün Yıkanması Ve Ölü Yıkayanın Yıkanması|nesai|Ümmü Kays Bintu Mihsan|Oğlum ölmüştü. Bu sebeble çok üzüldüm. Onu yıkayan kimseye: "Oğlumu soğuk su ile yıkama, oğlumu öldüreceksin!" dedim. Bunun üzerine Ukkaşe İbnu Mihsan radıyallahu anh hemen Resulullah aleyhissalatu vesselam'a gidip benim söylediklerimi haber verdi. Resulullah tebessüm buyurup: "Böyle mi söylüyor! Onun ömrü uzadı." Biz, onun gibi uzun yaşayan bir başka kadın bilmiyoruz. |Nesai, Cenaiz 29, (4,29)|3810
TAHARET BÖLÜMÜ|Ölünün Yıkanması Ve Ölü Yıkayanın Yıkanması|ebu davudtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav): "Kim ölü yıkarsa, yıkansın" buyurdular." Ebu Davud'un rivayetinde: "Kim de cenaze taşırsa abdestlensin" ziyadesi mevcuttur. |Ebu Davud, Cengiz 39, (3161); Tirmizi, Cenaiz 17, (993)|3811
TAHARET BÖLÜMÜ|Ölünün Yıkanması Ve Ölü Yıkayanın Yıkanması|ebu davudnesai|Naciye İbnu Kab|Hz. Ali radıyallahu anh dedi ki: "Ebu Talib ölünce Resulullah (sav)'a gelip: "Dalalette olan ihtiyar amcan öldü" dedim. Bana: "Git babanı göm! Sonra, bana gelinceye kadar hiçbir şey yapma!" buyurdular. Ben de gidip gömdüm ve Resulullah (sav)'a gelip haber verdim. Bunun üzerine bana yıkanmamı emir buyurdular ve yıkandım... Sonra bana dua ediverdi [ancak duayı ezberleyemedim]." |Ebu Davud, Cenaiz 70, (3214); Nesai, Taharet 128, (1, 110), Cenaiz 84, (4, 79)|3812
TAHARET BÖLÜMÜ|Ölünün Yıkanması Ve Ölü Yıkayanın Yıkanması|ebu davud|Aişe|Resulullah, dört şeyden dolayı guslederlerdi: "Cenabet, cuma, hacamat, ölü yıkamak." |Ebu Davud, Cengiz 39, (3160)|3813
TAHARET BÖLÜMÜ|Ölünün Yıkanması Ve Ölü Yıkayanın Yıkanması|buharimuvatta|Nafi'|İbnu Ömer (ra), Said İbnu Zeyd'in bir oğlunu mübaşereten tahnit yaptı ve (kabre) taşıdı. Sonra mescide girip, abdest almaksızın namaz kıldı. |Buhari, Cengiz 8, Bab başlığında senetsiz olarak rivayet etmiştir; Muvatta, Taharet 18, (1, 25)|3814
TAHARET BÖLÜMÜ|Ölünün Yıkanması Ve Ölü Yıkayanın Yıkanması|muvatta|Abdullah İbnu Ebi Bekr İbni Muhammed İbni Amr İbni Hazm|Hz. Ebu Bekr'in hanımı Esma Bintu Umeys radıyallahu anhüma vefat ettiği zaman Hz. Ebu Bekr'i yıkadı. Sonra (dışarı) çıkıp, cenazenin yanında hazır bulunan muhacirlere: "Ben oruçluyum. Şu gün de, çok soğuk bir gün. Bana gusül gerekir mi?" diye sordu. Hepsi birden, "Hayır!" dediler. |Muvatta, Cenaiz 3, (1, 223)|3815
TAHARET BÖLÜMÜ|Müslüman Olunca Gusül|ebu davudtirmizinesai|Kays İbnu Asım|Müslüman olmak arzusuyla Resulullah (sav)'a gelmiştim. Bana su ve sidre ile yıkanmamı emir buyurdu. (Tirmizi ve Nesai'nin bir rivayetinde: "(Kays) müslüman oldu, (Resulullah) ona yıkanmayı emretti" denmiştir.) |Ebu Davud, Taharet 131, (355); Tirmizi, Salat 429, (605); Nesai, Taharet 127, (1, 109)|3816
TAHARET BÖLÜMÜ|Müslüman Olunca Gusül|ebu davud|Useym İbnu Kesir İbni Küleyb (an ebihi an ceddihi)|Anlattığına göre (ceddi Küleb), Resulullah (sav)'a gelerek: "Müslüman oldum!" der. Resulullah (sav): "Üstünden küfür saçını at!" der ve traş olmasını söyler. Useym'in babası dedi ki: "Bana bir başka (sahabi)nin bildirdiğine göre Aleyhissalatu vesselam, beraberinde olan bir diğerine de: "Üzerindeki küfür tüyünü at ve sünnet ol!" buyurmuştu." |Ebu Davud, Taharet 131, (356)|3817
TAHARET BÖLÜMÜ|Hamam Hakkında|ebu davudtirmizi|Aişe|Resulullah aleyhissalatu vesselam kadınları da erkekleri de hamama girmekten nehyetmişti. Sonradan, izarlarına sarınmış olarak erkeklerin girmesine izin verdi." |Ebu Davud, Hammam 1, (4009, 4010); Tirmizi, Edeb 43, (2803, 2804)|3818
TAHARET BÖLÜMÜ|Hamam Hakkında|ebu davudtirmizi|Aişe|Bir başka rivayette şöyle denmiştir: "Hz. Aişe radıyallahu anha'nın yanına, Şamlı kadınlardan bir grup girmişti. Hz. Aişe: "Sizler herhalde, hanımları hamamlara giren bölgedensiniz!" dedi. Kadınlar: "Evet!" diye cevap verdiler. Hz. Aişe: "Ama ben Resulullah (sav)'ın: "Elbisesini evinden hariç bir yerde çıkaran her kadın, mutlaka Allah'la kendi arasındaki perdeyi yırtmış olur" dediğini işittim" buyurdu. |Ebu Davud, Hammam 1, (4009, 4010); Tirmizi, Edeb 43, (2803, 2804)|3819
TAHARET BÖLÜMÜ|Hamam Hakkında|ebu davud|Abdullah İbnu Amr İbnu'l-As|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Size Acem diyarının fethi müyesser olacak. Oralarda hammam denen evlere rastlayacaksınız. Sakın ola erkekler onlara izarsız girmesinler. Nifas veya hastalık hali dışında kadınların oralara girmesine izin vermeyin." |Ebu Davud, Hammam 1, (4011)|3820
TAHARET BÖLÜMÜ|Hamam Hakkında|tirmizinesai|Cabir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah ve ahiret gününe inanan kimse izarsız hammama girmesin. Kim Allah'a ve ahirete inanıyorsa, bir özrü olmadan hanımım hammama sokmasın. Kim Allah'a ahirete, inanıyorsa üzerinde içki bulunan sofraya oturmasın." |Tirmizi, Edeb 43, (2802); Nesai, Gusl 2, (1,198)|3821
TAHARET BÖLÜMÜ|Hayızlı Ve Hayızlı İle İlgili Hükümler|müslimebu davudtirmizinesai|Enes|Yahudilerin şöyle bir adeti vardı: İçlerinde bir kadın adet görmeye başlayınca, onunla beraber yiyip içmezler, evlerde beraber oturup kalkmazlardı. Bu durumu Ashab (ra) Resulullah (sav)'a sordular. Bunun üzerine Cenab-ı Hakk şu ayeti inzal buyurdu. (Mealen): "(Ey Muhammed!) Sana kadınların aybaşı halinden sorarlar. De ki: "O bir ezadır. Aybaşı halinde iken kadınlardan uzak kalın. Temizlenmelerine kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendikleri zaman Allah'ın size buyurduğu yoldan yaklaşın..." (Bakara 222) ayeti üzerine Resulullah (sav): "Kadınlarınızla nikah (zevciyat muamelesi) dışında her şeyi yapın!" buyurdu. Bu ruhsat yahudilere ulaşınca: "Bu adam ne yapmak istiyor? Bize muhalefet etmediği bir şey bırakmadı!" dediler. (Bu sözü işiten) Üseyd İbnu Hudayr ve Abbad İbnu Bişr (ra) gelerek: "Ey Allah'ın Resulü! yahudiler şöyle şöyle söylüyorlar" diye haber verdiler. "Biz kadınlarla beraber oturup kalkmıyacak mıyız?" dediler. Resulullah (sav)'ın rengi öylesine değişti ki, biz onlara kızdığını zannettik. Onlar da hemen çıkıp gittiler. Derken onlar yolda Resulullah'a gönderilen hediye sütle karşılaştılar. Resulullah o sütü hemen bunların peşisıra içmeleri için gönderdi. Böylece anladılar ki, Aleyhissalatu vesselam kendilerine gücenmemiştir. |Müslim, Hayz 16, (302); Ebu Davud, Nikah 47, (2165); Tirmizi, Tefsir, Bakara, (2981); Nesai, Taharet 181, (1, 152)|3822
TAHARET BÖLÜMÜ|Hayızlı Ve Hayızlı İle İlgili Hükümler|tirmiziibnu mace|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim hayızlının fercine veya bir kadının dübürüne (arka uzvuna) temas ederse veya kahine uğrarsa Muhammed'e indirilenden teberri etmiş (yüz çevirmiş) olur." |Tirmizi, Taharet 102, (135); İbnu Mace, Taharet 122, (639)|3823
TAHARET BÖLÜMÜ|Hayızlı Ve Hayızlı İle İlgili Hükümler|buharimüslimebu davudtirmizi|Aişe|Bizden biri hayızlı olur, Resulullah (sav) da onunla mübaşeret etmek dilerse, ona, hayız olur olmaz izarını bağlamasını emreder, sonra mübaşeret ederdi. Sizden hanginiz, nefsine, Resulullah (sav)'ın nefsine hakim olduğu kadar hakim olur?" (Ebu Davud'un bir rivayetinde, "fevr" (evvelinde -ki "hayz olur olmaz" diye karşıladık-) yerine "fevh" denilmiştir (ki bu da "çoğunda" ve "evvelinde" ma'nasına gelir) |Buhari, Hayz 5; Müslim, Hayz 1, 4, (293, 295); Ebu Davud, Taharet 107, (267, 268, 273); Tirmizi, Taharet 99, (132)|3824
TAHARET BÖLÜMÜ|Hayızlı Ve Hayızlı İle İlgili Hükümler|nesai|Cümay' İbnu Umayr|Ben, annem ve teyzemle birlikte Hz. Aişe (ra)'nin yanına girdim. Onlar Hz. Aişe ye: "Hayızlı iken, sizlerle Aleyhisalatu vesselam ne şekilde mübaşerette bulunurdu?" diye sordular. Aişe validemiz: "Hayız olduğumuz zaman bize, geniş bir izar giymemizi emreder, sonra sine ve göğsümüze iltizamda (temasta) bulunurdu." |Nesai, Hayz 12,13, (1, 189)|3825
TAHARET BÖLÜMÜ|Hayızlı Ve Hayızlı İle İlgili Hükümler|muvatta||Muvatta'nın rivayetinde şöyledir: "Ubeydullah İbnu Abdillah İbni Ömer (ra), Hz. Aişe'ye göndererek -kişi, hayızlı olan hanımıyla mübaşerette bulunabilir mi?- diye sordurdu. Hz. Aişe radıyallahu anha: "Kadının alt kısmına izarını bağlatsın sonra onunla mübaşerette bulunsun" cevabını verdi." |Muvatta, Taharet 95, (1, 58)|3826
TAHARET BÖLÜMÜ|Hayızlı Ve Hayızlı İle İlgili Hükümler|ebu davudnesai||Ebu Davud ve Nesai'nin bir rivayetinde şöyle denmektedir: "Resulullah (sav) zevcelerinden bir kadınla hayızlı olduğu halde mübaşeret ederdi. Yeter ki, uyluklarının ortasına kadar izarı uzanmış olsun veya dizleri örtülü bulunsun." |Ebu Davud, Taharet 107, (267, 268, 273); Nesai, Hayz 12,13, (1, 189)|3827
TAHARET BÖLÜMÜ|Hayızlı Ve Hayızlı İle İlgili Hükümler|muvatta|Zeyd İbnu Eşlem|Bir adam, Resulullah (sav)'a sordu: "(Ey Allah'ın Resulü!) Hanımım hayızlı iken bana helal olan nedir?" Resulullah (sav): "Üzerine izarını bağlasın, yukarısına istediğinde serbestsin" |Muvatta, Taharet 93,(1, 57)|3828
TAHARET BÖLÜMÜ|Hayızlı Ve Hayızlı İle İlgili Hükümler|ebu davud|Muaz|"Ey Allah'ın Resulü!" dedim, "hanımım hayızlı iken bana helal olan nedir?" "İzarın yukarısı, ancak bundan da sakınsan daha iyi olur!" buyurdular. |Ebu Davud, Taharet 83, (212, 213)|3829
TAHARET BÖLÜMÜ|Hayızlı Ve Hayızlı İle İlgili Hükümler|ebu davud|İkrime|Resulullah (sav)'ın zevcelerinden birinden naklen anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam, hayızlı hanımlarıyla bir mübaşerette bulunmak dileyince hanımının ferci üzerine bir şey örterdi..." |Ebu Davud, Taharet 107, (272)|3830
TAHARET BÖLÜMÜ|Hayızlı Ve Hayızlı İle İlgili Hükümler|tirmiziebu davudnesaiibnu mace|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kişi, hayızlı karısıyla cinsi münasebette bulunursa (hatasına kefaret olarak) yarım dinar tasadduk etsin" |Tirmizi, Taharet 103, (136, 137); Ebu Davud, Taharet 106, (264, 265, 266); Nesai, Taharet 182, (1, 153); İbnu Mace, Taharet 123, (640)|3831
TAHARET BÖLÜMÜ|Hayızlı Ve Hayızlı İle İlgili Hükümler|tirmizi|İbnu Abbas|Bir rivayette ise şöyle denmiştir: "Kişi hayızlı hanımına, hayız halinin başlangıcında, kan kırmızı renkte iken temas öderse bir dinar tasadduk etsin. Kanın kesilmeye yüz tutup akıntının sarardığı zaman temas eden, yarım dinar tasadduk etsin." (Tirmizi der ki: "Bu hadis İbnu Abbas (ra)'dan mevkuf (kendi sözü) olarak da rivayet edilmiştir.") |Tirmizi, Taharet 103, (136, 137)|3832
TAHARET BÖLÜMÜ|Hayızlı Ve Hayızlı İle İlgili Hükümler|ebu davud|İbnu Abbas|Ebu Davud'un bir rivayetinde hayızlı karısına temas eden kimse hakkında Resulullah (sav)'ın: "Bir veya yarım dinar tasadduk etsin" dediği kaydedilmiştir. Ebu Davud der ki: "Bu rivayet (yani İbnu Abbas'ın "bir veya yarım..." diyerek yaptığı rivayet) sahihtir, ( diğer "...yarım dinar..." diyen rivayet bu kadar kavi değildir.)" |Ebu Davud, Taharet 106, (264, 265, 266)|3833
TAHARET BÖLÜMÜ|Hayızlı Ve Hayızlı İle İlgili Hükümler|nesaiibnu mace|İbnu Abbas|Bir rivayette şöyle denmiştir: "Kişi hanımına kanama halinde temasta bulunmuşsa bir dinar, kanın kesilme halinde temas etmişse yarım dinar tasadduk eder." |Nesai, Taharet 182, (1, 153); İbnu Mace, Taharet 123, (640)|3834
TAHARET BÖLÜMÜ|Hayızlı Ve Hayızlı İle İlgili Hükümler|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|Aişe|Ben hayızlı iken Resulullah (sav)'ın başını yıkardım. |Buhari, Hayz 2, İ'tikaf 2, 3, 4, 19, Libas 76; Müslim, Hayz 10, (297); Muvatta, Taharet 102, (1, 60); Ebu Davud, Savm 79, (2467, 2469); Tirmizi, Savm 80, (804); Nesai, Hayz 20, (1, 193)|3835
TAHARET BÖLÜMÜ|Hayızlı Ve Hayızlı İle İlgili Hükümler|buhariebu davudnesai|Aişe|Resulullah (sav), ben hayızlı iken kucağıma yaslanır ve Kur'an okurdu. |Buhari, Hayz 13, Tevhid 52; Ebu Davud, Taharet 103, (260); Nesai, Hayz 16, (1, 191)|3836
TAHARET BÖLÜMÜ|Hayızlı Ve Hayızlı İle İlgili Hükümler|müslimebu davudtirmizinesai|Aişe|Resulullah (sav), (bir gün) bana (kendisi mescidde iken) "Humra'yı bana getiriyor!" buyurdular. "Hayızlıyım" diye cevap verdim. "Senin hayızın elinde değil ki!" dediler. |Müslim, Hayz 11, (298); Ebu Davud, Taharet 104, (261); Tirmizi, Taharet 101, (134); Nesai, Hayz 18, (1, 192)|3837
TAHARET BÖLÜMÜ|Hayızlı Ve Hayızlı İle İlgili Hükümler|nesai|Meymune|Resulullah (sav) bizden biri hayızlı olduğu halde onun kucağına başını koyar, Kur'an okurdu. Bizden birimiz hayızlı iken Resulullah'ın humrasını mescide taşır ve yayardı. |Nesai, Hayz 19, (1, 192)|3838
TAHARET BÖLÜMÜ|Hayızlı Ve Hayızlı İle İlgili Hükümler|muvatta|İbnu Ömer|Kendisinden rivayete göre, cariyeleri hayızlı oldukları halde ayaklarını yıkarlar, humrasını kendisine verirlerdi. |Muvatta, Taharet 88, (1, 52)|3839
TAHARET BÖLÜMÜ|Hayızlı Ve Hayızlı İle İlgili Hükümler|buharimüslimnesai|Ümmü Seleme|Ben, Resulullah (sav) ile birlikte kadife bir örtünün altında yatıyordum. Ay halimin başladığını farkettim. Hemen örtünün altından kayıp hayız elbisemi bulup giyindim. Resulullah (sav): "Hayız mı oldun?" buyurdular. "Evet!" dedim. Beni yanına çağırdı, örtünün altında beraber yattık. |Buhari, Hayz 4, 21, 22, Savm 24; Müslim, Hayz 5, 1, (296); Nesai, Taharet 179, (1, 149,150)|3840
TAHARET BÖLÜMÜ|Hayızlı Ve Hayızlı İle İlgili Hükümler|ebu davud|Umare İbnu Gurab|Anlattığına göre, bir halası kendisine Hz. Aişe radıyallahu anha'dan şöyle sorduğunu anlatmıştır: "Birimiz hayız olduğumuz zaman kocamızla ayrı yatmamız mümkün değil, tek yatağımız var." Hz. Aişe şu cevabı vermiştir: "Ben sana Resulullah aleyhissalatu vesselam'ın yaptığını anlatayım: "Bir gece eve girdi. Ben o sırada ay hali görüyordum. Mescidine geçti. -Ebu Davud der ki: "Bundan maksad evindeki namazgahıdır.- (Orada namaz kıldı), fakat bir türlü ayrılmadı. Derken benim gözlerim kapanmış, soğuk da onu üşütmüş. Gelip "Bana yaklaş!" dedi. Ben de: "Hayızlıyım!" dedim. Resulullah (sav): "Öyle de olsa! Uyluklarını aç!" dedi. Uyluklarımı açtım. Göğüs ve yanağını uyluklarımın üzerine koydu. Ben de üzerine eğildim. Isınıp uyuyuncaya kadar böyle durduk." |Ebu Davud, Taharet 107, (270)|3841
TAHARET BÖLÜMÜ|Hayızlı Ve Hayızlı İle İlgili Hükümler|müslimebu davudnesai|Aişe|Ben hayızlı iken su içer, sonra kabı Resulullah (sav)'a verirdim, O da ağzını, ağzımın değdiği yere koyardı. |Müslim, Hayz 14, (300); Ebu Davud, Taharet 103, (259); Nesai, Taharet 177, (1, 148)|3842
TAHARET BÖLÜMÜ|Hayızlı Ve Hayızlı İle İlgili Hükümler|nesaiebu davud|Aişe|Ebu Davud ve Nesai'de de şu rivayet gelmiştir: "Ben ay halinde iken etli kemiği dişleyerek yer, sonra da Resulullah (sav)'a uzatırdım. O da ağzını, tam ağzımı koymuş bulunduğum yere koyar(ak yer)dı." |Nesai, Taharet 177, (1, 148); Ebu Davud, Taharet 103, (259)|3843
TAHARET BÖLÜMÜ|Hayızlı Ve Hayızlı İle İlgili Hükümler|nesai||Nesai'nin bir diğer rivayeti şöyle: "Şureyh İbnu Hani, Hz. Aişe radıyallahu anha'ya: "Bir kadın hayızlı iken kocası ile birlikte yemek yer mi?" diye sordu. Hz. Aişe "Evet dedi, benim kanamam varken Resulullah aleyhissalatu vesselam beni çağınrdı, ben de onunla birlikte yerdim. (Bu sırada) etli kemiği alır, (bana uzatır, önce benim başlamam için) bana yemin verirdi. Ben de onu alır ve bir miktar dişler (sonra Resulullah'a uzatırdım). O da ağzını, kemikte tam benim ağzımı koyduğum yere koyar(ak yemeye başlar )dı. İçecek bir şey istediği olur, getirince ondan önce benim içmem için bana yemin verirdi, bunun üzerine ben de kabı alır bir miktar içer, sonra bırakırdım. Bu sefer onu Aleyhissalatu vesselam alır, kabın tam benim ağzımı koyduğum yerine ağzını koyarak içerdi." |Nesai, Taharet 177, (1, 148)|3844
TAHARET BÖLÜMÜ|Hayızlı Ve Hayızlı İle İlgili Hükümler|tirmizi|Abdullah İbnu Şad el-Ensari|Resulullah (sav)'a hayızlı kadınlarla beraber yemek hususunda sordum. "Onunla beraber yiyin!" buyurdular. |Tirmizi, Taharet 100, (133)|3845
TAHARET BÖLÜMÜ|Hayızlı Ve Hayızlı İle İlgili Hükümler|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Aişe|Anlattığına göre, bir kadın kendisine: "Temizlendiğimiz zaman kıldığımız mutad namaz bize yeter mi (hayızlı iken kılamadıklarımızın kazası gerekir mi?)" diye sormuş, o da şu cevabı vermiştir: "Sen Haruriyye (Harici) misin? Biz Resulullah aleyhissalatu vesselam'la beraberken ay hali gördüğümüzde, tutamadığımız oruçları kaza etmemizi söylerdi, fakat namazların kazasını söylemezdi." |Buhari, Hayz 20; Müslim, Hayz 67, (335); Ebu Davud, Taharet 105, (262, 263); Tirmizi, Taharet 97, (130), Savm 68, (787); Nesai, Hayz 17, (1, 191, 192), Savm 64, (4, 191)|3846
TAHARET BÖLÜMÜ|Hayızlı Ve Hayızlı İle İlgili Hükümler|ebu davud|Ümmü Büsse|Hacc yapmıştım. Hacc sırasında Ümmü Seleme radıyallahu anha'ya uğradım. Kendisine, "Ey mü'minlerin annesi, Semüre İbnu Cündüb radıyallahu anh, kadınlara, hayız sırasında kılınmayan namazların kazasını emrediyor (ne dersiniz)?" diye sordum, şu cevabı verdi: "Hayır, kaza etmezler. Resulullah aleyhissalatu vesselam kadınlarından biri, nifas sebebiyle kırk gece (namaz kılmadan) dururdu da, Resulullah (sav) nifas namazını kaza etmesini emretmezdi." |Ebu Davud, Taharet 121, (312)|3847
TAHARET BÖLÜMÜ|Hayızlı Ve Hayızlı İle İlgili Hükümler|muvatta|Aişe|Kanama gören hamile kadın hakkında şunu söylemiştir: "Böyle bir kadın namazı bırakır." |Muvatta, Taharet 100, (1, 60) [İmam Malik bu rivayeti belağ (senetsiz) olarak kaydetmiştir.]|3848
TAHARET BÖLÜMÜ|Hayızlı Ve Hayızlı İle İlgili Hükümler|tirmizi|İbnu Ömer|Ne hayızlı kadın ne de cünüp kimse Kur'an'dan hiçbir şey okuyamaz. |Tirmizi, Taharet 98, (131)|3849
TAHARET BÖLÜMÜ|İstihaze Ve Nifa Hakkında|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Aişe|Ümmü Habibe Bintu Cahş radıyallahu anha tam yedi yıl boyu istihaze kanı gördü. Ne yapacağı hususunda Resulullah'a sordu. Aleyhissalatu vesselam yıkanmasını emretti ve "Bu, damar (kanıdır)" dedi. Ümmü Habibe her namazda yıkanırdı. |Buhari, Hayz 26; Müslim, Hayz 64, 66, (334); Ebu Davud, Taharet 111, (288, 289, 290, 291); Tirmizi, Taharet 96, (129); Nesai, Hayz 2, 3, 4, (1, 181, 182)|3850
TAHARET BÖLÜMÜ|İstihaze Ve Nifa Hakkında|müslim||Müslim'in bir rivayeti şöyledir: "Ümmü Habibe radıyallahu anha -ki Abdurrahman İbnu Avf'ın nikahı altında idi- Resulullah (aleyhissalatu vesselam'a, kanamasından şikayet etti. Ona şu tavsiyede bulundu: Hayız (müddetin normalde ne kadar devam ediyor ve) seni bekletiyor idiyse o müddetçe bekle, sonra yıkan!" Ümmü Habibe her namazda yıkanırdı." |Müslim, Hayz 64, 66, (334)|3851
TAHARET BÖLÜMÜ|İstihaze Ve Nifa Hakkında|müslim||Müslim'in bir diğer rivayetinde şöyle gelmiştir: "Hz. Aişe dedi ki: "Ümmü Habibe, kız kardeşi Zeyneb Bintu Cahş'ın hücresinde bir leğenin içinde yıkanırdı. Kanın kızıllığı (bazan) suya galebe çalardı." |Müslim, Hayz 64, 66, (334)|3852
TAHARET BÖLÜMÜ|İstihaze Ve Nifa Hakkında|nesai||Nesai'nin rivayeti şöyledir: "Ümmü Habibe müstehaze idi (devamlı kanaması olurdu), hiç temiz olmazdı. Durumu Resulullah (aleyhissalütu vesselam)'a söylenmişti. Şöyle buyurdular: "Bu, hayız değildir, rahimin bir rahatsızlığıdır. Normal zamanda hayız kanının geldiği kirlilik müddetine baksın. (Her ay) o müddet boyunca namazını terketsin. Sonra bu müddet çıkınca her namaz vaktinde yıkansın." |Nesai, Hayz 2, 3, 4, (1, 181, 182)|3853
TAHARET BÖLÜMÜ|İstihaze Ve Nifa Hakkında|nesai||Nesai'nin bir diğer rivayeti şöyle: "Ümmü Habibe radıyallahu anha'ya Resulullah (sav), (Her ayda) hayız olup kirli bulunduğu kadar namazı terketmesini, sonra yıkanıp namazını kılmasını emretti. O, her namaz vaktinde yıkanırdı. |Nesai, Hayz 2, 3, 4, (1, 181, 182)|3854
TAHARET BÖLÜMÜ|İstihaze Ve Nifa Hakkında|ebu davudtirmizi|Hamne Bintu Cahş|Ben, kızkardeşim Zeyneb Bintu Cahş radıyallahu anha'nın yanındaydım, istihaze kanamam vardı. Resulullah aleyhissalatu vesselam'a: "Ey Allah'ın Resulü! Ben çok şiddetli şekilde istihaze kanamasına maruzum, bu hususta ne tavsiye edersiniz? Bu hal benim namaz ve orucuma mani oluyor" dedim. Bana: "Sana pamuğu vasfeyliyeyim: O, kanı gidericidir (fercine pamuk koy)" buyurdular. Ben: "Ama akıntı pamuğun mani olacağı miktardan çok fazla!" dedim. Resulullah (sav): "Öyleyse bez kullan!" buyurdular. Ben: "Akıntı bezin durduracağı miktardan da fazla! Şarıl şarıl akıyor" dedim. Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam dedi ki: "Sana iki şey söyleyeceğim, hangisini yaparsan, diğerinin de yerine geçer, ikisini de yapabilecek durumdaysan birini seçmek sana ait, dilediğini seç! Bu kanama, şeytanın tekmelerinden bir tekme(si yani zarar vermesi)dir. Sen kendini Allah'ın ilminde altı yedi gün hayızlı bil (orucu ve namazı terket). Sonra yıkan ve kendini hayızdan temizlenmiş bil ve yirmiüç veya yirmidört gece ve gündüz namaz kıl, (bu esnada farz veya nafile) oruç tut Bu, sana yeterlidir. Kadınların her ay hayız görmeleri, hayızlı ve temizlik günlerinin olması gibi, bu şekilde senin de hayız ve temizlik günlerin olacak. (Bu, sana söyleyeceğim iki şeyden birincisidir, ikinci hususa gelince, o da şudur): Eğer öğleyi tehir ve ikindiyi de ta'cil edip, ikisi için gusletmeye gücün yeterse öğle ile ikindiyi birleştir. Keza akşamı geciktirip yatsıyı tacil etmek, sonra da gusletmek suretiyle de bu iki namazı birleştir. Sabah için de ayrıca guslet Bu şekle gücün yeterse orucunu da böylece tutarsın." Resulullah (sav), (birini seçmede beni muhayyer bıraktığı bu iki tarzı zikrettikten sonra) ilaveten dedi ki: "Bu, (ikincisi, zikrettiğim) tarz, benim daha çok hoşuma gidenidir." Ravilerden biri dedi ki: "Hamne radıyallahu anha dedi ki: "Bu, iki tarzdan benim daha çok hoşuma gidenidir. Ravi böylece, bu sözün Resulullah'a ait olmayıp Hamne'ye ait olduğunu ifade etmiş oldu. |Ebu Davud, Taharet 1100, (287); Tirmizi, Taharet 95, (125)|3855
TAHARET BÖLÜMÜ|İstihaze Ve Nifa Hakkında|ebu davud|Esma Bintu Umeys|"Ey Allah'ın Resulü!" dedim, "Fatıma Bintu Ebi Hubeyş, şu şu kadar zamandan beri kanama geçiriyor, namazı bıraktı!" (Bu sözün üzerine Aleyhissalatu vesselam): "Sübhanallah! (hiç namaz bırakılır mı?) Bu şeytandan (bir oyun. Kapılmamalıydı. Söyleyin ona), bir leğene (su koyup içine) otursun. Eğer suyun üstünde (kanamadan hasıl olan) bir sarılık görürse, öğle ve ikindi için tek bir gusül yapsın; akşam ve yatsı için de tek bir gusül yapsın. Sabah için de ayrı bir gusül yapsın. Bu arada (kılacağı namazlar için) abdest alsın" buyurdular." İbnu Abbas radıyallahu anhüma der ki: "(Her namaz için) gusletmek, kadıncağıza zor gelmeye başlayınca iki namazın arasını birleştirmeyi emretmiştir." |Ebu Davud, Taharet 116, (296)|3856
TAHARET BÖLÜMÜ|İstihaze Ve Nifa Hakkında|muvattaebu davudnesai|Ümmü Seleme|Resulullah (sav) zamanında bir kadının kanaması vardı. Ümmü Seleme radıyallahu anha, onun adına, hükmü, Resulullah aleyhissalatu vesselam'dan soruverdi. Resulullah: "İstihaze kanı başlamazdan önce, bir ay içerisinde, kaç gün ve gece hayız kanı gelmekte olduğuna haksin, her ay o kadar müddette namazı terketsin. Bu zaman çıkınca hemen yıkansın ve (fercine pamuk koyup) bir bezle sargı yaparak namazını kılsın." |Muvatta, Taharet 105, (1, 62); Ebu Davud, Taharet 108, (274, 275, 276, 277, 278); Nesai, Hayz (1, 182)|3857
TAHARET BÖLÜMÜ|İstihaze Ve Nifa Hakkında|ebu davud|Sümeyy Mevla İbnu Ebi Bekr İbni Abdirrahman|Ka'ka ve Zeyd İbnu Eşlem, beni, Said İbnu Meseyyeb rahimehullah'a gönderip müstehazenin nasıl yıkanacağını sordular. Said şöyle açıkladı: "Müstehaze, öğleden öğleye yıkanır ve her namaz için abdest alır. Şayet kan galebe çalacak olursa bir bezle sargı yapar." |Ebu Davud, Taharet 114, (301)|3858
TAHARET BÖLÜMÜ|İstihaze Ve Nifa Hakkında|ebu davud|Ali|Müstehaze, hayız müddeti sona erince her gün yıkanır. Üzerine tereyağı veya zeytinyağı sürülmüş bir yün kullanır. |Ebu Davud, Taharet 115, (302)|3859
TAHARET BÖLÜMÜ|İstihaze Ve Nifa Hakkında|muvatta|Abdullah İbnu Süfyan|Bir kadın, İbnu Ömer radıyallahu anhüma'ya şöyle sordu: "Kabe'yi ziyaret maksadıyla gelmiştim. Tam Mescid-i Haram'm kapısına geldiğim sırada kanamam başladı ve derhal geri dönüp, kanama duruncaya kadar bekledim. Sonra yıkandım. Tekrar tavaf için geldiğimde, kapının yamnda yine kan geldi. Aynı şekilde geri döndüm, size geldim." Abdullah şu cevabı verdi: "Bu şeytandan gelen bir zarardır. Bu durumda yıkan. Pamuk tıkayarak bir bez bağla, sonra da tavafını yap!" |Muvatta, Hacc 124, (1, 371)|3860
TAHARET BÖLÜMÜ|İstihaze Ve Nifa Hakkında|ebu davud|İkrime|Ümmü Habibe radıyallahu anha müstehaze idi. Kocası ona temasta bulunurdu. Aynı hal Hamne Bintu Cahş radıyallahu anha için de mevzubahis idi. |Ebu Davud, Taharet 120, (309)|3861
TAHARET BÖLÜMÜ|İstihaze Ve Nifa Hakkında|ebu davudnesai|Ümmü Atiyye|(Hayız müddetimiz dolup) temizlik dönemi başladıktan sonra görülen bulanık ve sarı akıntıyı ciddiye almazdık. |Ebu Davud, Taharet 119, (307, 308); Nesai, Hayz 7, (1, 186, 187)|3862
TAHARET BÖLÜMÜ|İstihaze Ve Nifa Hakkında|muvattabuhari|Mercane Mevla Aişe|Kadınlar Hz. Aişe radıyallahu anha'ya içerisinde pamuk bulunan bez (veya kap) gönderirlerdi. Bu pamuklar hayız kanıyla sarı lekeler taşırdı. (Bu safhada) namaz kılınıp kılınmayacağını sorarlardı. Hz. Aişe radıyallahu anha: "Beyaz akıntıyı görünceye kadar acele etmeyin!" diye cevap verirdi. Beyaz akıntıdan temizliği kastederdir. |Muvatta, Taharet 97, (1, 59); Buhari, bab başlığında senetsiz olarak kaydetmiştir (Hayz 19)|3863
TAHARET BÖLÜMÜ|İstihaze Ve Nifa Hakkında|muvattabuhari|Zeyd İbnu Sabit|Zeyd İbnu Sabit'in kızından nakledildiğine göre, kulağına, bir kısım kadınların gece yarısı, temizliklerini kontrol için, lamba getirtir oldukları haberi ulaşır. O, bu davranıştan dolayı kadınları ayıplar ve: "(Sahabe) kadınları böyle yapmazlardı" der. |Muvatta, Taharet 98, (1, 59); Buhari, bab başlığı olarak (senetsiz) kaydetmiştir. (Hayz 19)|3864
TAHARET BÖLÜMÜ|İstihaze Ve Nifa Hakkında|ebu davudtirmizi|Ümmü Seleme|Resulullah (sav) devrinde, nifas olan kadınlar nifaslarından sonra kırk gün kırk gece otururlardı. Biz yüzlerimize vers -yani kelef alarak- sürerdik... |Ebu Davud, Taharet 121, (311); Tirmizi, Taharet 105, (139)|3865
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Yeme Adabı|buhari|Enes|Ben Resulullah (sav)'ın ne sükürrüce (denilen tahta sofra) üzerinde yemek yediğini, ne ona inceltilmiş (yufka) ekmek ) yapıldığını ve ne de yemek masası (hıvan) üzerinde yemek yediğini hatırlamıyorum." Enes'in bu sözünü rivayet eden Katade'ye "Pekiyi neyin üzerinde yemek yiyorlardı?" diye sorulmuştu, "Sofralar üzerinde" diye cevap verdi. |Buhari, Et'ime 8, 26, Rikak 17; Tirmizi, Et'ime 1 (1789)|3866
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Yeme Adabı|buharitirmizi|Ebu Hazım|Sehl İbnu Sa'd radıyallahu anh'a sordum: "Resulullah (sav) hiç (kepeksiz has undan yapılmış) beyaz ekmek yedi mi?" Bana şu cevabı verdi: "Hayır! Resulullah (sav) Allah'ın O'nu peygamber olarak gönderdiği günden ölünceye kadar hiç beyaz ekmek görmedi." Ben tekrar sordum: "Elekleriniz var mıydı?" "Hayır!" dedi, "Aleyhissalatu vesselam Allah'ın kendisini peygamber olarak gönderdiği günden ölünceye kadar hiç elek görmemiştir." "Öyleyse," dedim, "siz arpa ununu elemeden nasıl yiyebiliyordunuz?" "Arpayı öğütüyorduk, sonra üflüyorduk. Üfrüğümüzün tesiriyle uçabilen (kepek) uçuyor geri kalan kısmına su katıp [hamur yapıyor] ve yiyorduk" diye cevap verdi. |Buhari, Et'ime 22,10; Tirmizi, Zühd 38, (2365)|3867
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Yeme Adabı|müslimebu davud|Huzeyfe|Biz Resulullah (sav)'ın yanında yemeğe oturunca, Resulullah (sav) yemeye başlamadıkça, kesinlikle elimizi yemeğe vurmazdık. Bir seferinde yine O'nunla yemeğe oturmuştuk. Derken bir cariye (küçük kız çocuğu) geldi, sanki arkasından bir iteni var gibi hemen elini yemeğe soktu. Resulullah (sav) elinden tuttu. Arkadan bir bedevi geldi, sanki onun da arkasından iten biri vardı, alelacele o da elini yemeğe soktu. Aleyhissalatu vesselam onun da elinden tuttu. Ve şunu söyledi: "Şeytan, üzerine Allah'ın ismi zikredilmeyen yemeği kendine helal addeder. Nitekim, sayesinde yemeğimizi kendine helal kılmak için bu cariyeyi getirdi. Ben de elinden tuttum. Bunun üzerine şu bedeviyi getirip onunla yemeği kendine helal kılmak istedi, ben onun da elinden tuttum. Nefsim elinde olan Zat-ı Zülcelal'e yemin olsun şeytanın eli o ikisinin eliyle birlikte avucumdadır." "Resulullah (sav) bunları söyledikten sonra besmele çekip yemeye başladık. |Müslim, Eşribe 102, (2017); Ebu Davud, Et'ime 16, (3766)|3868
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Yeme Adabı|ebu davudtirmizi|Aişe|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizden kim bir şey yerse "Bismillah (Allah'in adıyla)" desin. Bidayette söylemeyi unutmuşsun sonunda şöyle söylesin: "Bismillahi fi evvelihi ve ühirihi (başında da sonunda da Bismillah)." |Ebu Davud, Et'ime 16, (3767); Tirmizi, Et'ime 47, (1859)|3869
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Yeme Adabı|tirmizi|Aişe|Resulullah (sav) ashabından altı kişi içerisinde yemek yiyordu. Derken bir bedevi geldi. (Besmele çekmeksizin) iki lokmada yutuverdi. Resulullah (sav): "Eğer bu adam besmele çekseydi yemek hepinize yeterdi!" buyurdu. |Tirmizi, Et'ime 47, (1859)|3870
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Yeme Adabı|ebu davudibnu mace|Vahşi İbnu Harb (an ebihi an ceddihi) Vahşî İbnu Harb el-Habeşi|Resulullah (sav)'ın Ashabı dediler ki: "Ey Allah'ın Resulü! biz yiyoruz, ancak bir türlü doymuyoruz (ne yapalım)?" Bunun üzerine, Resulullah: "Ayrı ayrı yemekte olmayasınız?" diye sordu. "Evet" dediler. Resulullah da: "Öyleyse yemeğinizde toplanın (bir sofra kurarak hep beraber yiyin), yemeğe Allah'ın ismini zikrederek (Bismülahirrahmanirrahim diyerek) başlayın. Böyle yaparsanız yemeğiniz, hakkınızda mübarek kılınır." |Ebu Davud, Et'ime 15, (3764); İbnu Mace, Et'ime 17, (3286)|3871
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Yeme Adabı|ebu davud|Ümeyye İbnu Mahşiyy|Resulullah (sav) otururken bir adam besmele çekmeden yemek yiyordu. Yemeğini yemiş, geriye tek lokması kalmıştı. Onun ağzına kaldırırken: "Bismillahi evvelehü ve ahirahu" dedi. Bunun üzerine Resulullah (sav) güldü ve: "Şeytan onunla birlikte yemeye devam etti. Ne zaman ki Allah'ın ismini zikretti, karnındakileri hep kustu" buyurdu. |Ebu Davud, Et'ime 16, (3768)|3872
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Yeme Adabı|müslimebu davud|Cabir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kişi evine döndüğü zaman içeri girerken ve yemek yerken Allah'ın adını zikrederse, şeytan (avenelerine): "Size burada gecelemek de yok akşam yemeği de yok!" der. Ama kişi, eve girerken Allah'ı zikreder fakat akşam yemeğini yerken zikretmezse, şeytan (avenelerine): "Akşam yemeğine kavuştunuz ama burada gecelemeniz mümkün değilr der. Adam eve girerken ve yemeğe başlarken "Bismillah!" diyerek Allah'ı zikretmezse, şeytan (avanelerine): "Yemeğe de yetiştiniz, yatmaya da!" der." |Müslim, Eşribe 103, (2018); Ebu Davud, Et'ime 16, (3765)|3873
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Yeme Adabı|müslimmuvattaebu davudtirmizi|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizden kimse sakın sol eliyle yiyip içmesin. Çünkü şeytan soluyla yer içer." |Müslim, Eşribe 106, (2020); Muvatta, Sıfatu'n-Nebiyy 5, (2, 922, 923); Ebu Davud, Et'ime 20, (3776); Tirmizi, Et'ime 9, (1801)|3874
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Yeme Adabı|müslim|Seleme İbnu'l-Ekva|Resulullah (sav)'ın yanında bir adam sol eliyle yemek yemişti. "Sağınla ye!" ferman buyurdu. Adam: "Yiyemiyorum!" dedi. Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam: "Yiyemez ol! Onu böyle demeye kibri sevketti." buyurdular. Bundan sonra elini ağzına kaldıramadı. |Müslim, Eşribe 107, (2021)|3875
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Yeme Adabı|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizi|Ömer İbnu Ebi Seleme|Resulullah (sav)'ın terbiyesinde bir çocuktum. Yemekte elim, tabağın her tarafında dolaşıyordu. Resulullah (sav) bana ikazda bulundu: "Evlat! Allah'ın ismini an, sağınla ye, önünden ye." Bundan sonra hep böyle yedim. |Buhari, Et'ime 2, 3; Müslim, Eşribe 108, (2022); Muvatta, Sıfatu'n-Nebiyy 32, (2, 934); Ebu Davud, Et'ime 20, (3777); Tirmizi, Et'ime 47, (1858)|3876
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Yeme Adabı|tirmiziibnu mace|Abdullah İbnu İkraş İbnu Züeyb|Abdullah İbnu İkraş İbnu Züeyb babasıdan naklediyor: "Kavmim Beni Mürre İbnu Abid, benimle mallarının sadakasını Resulullah (sav)'a gönderdi. Medine ye gelince O'nu (sav) Muhacir ve Ensar'ın arasında oturmuş buldum. Elimden tutup beni Ümmü Seleme radıyallahu anha'nın evine götürdü. Varınca: "Yiyecek bir şey var mı?" diye sordu. Bize, içerisinde bolca serid ve (kuşbaşı) et parçaları olan bir tepsi getirildi. Ondan yemek için yanaştık. Ben elimle kabın her tarafını yokladım. Resulullah (sav) önünden yedi. (Bir ara) sol eliyle sağ elimden tuttu ve: "Ey İkraş! bir yerden ye. Çünkü (kabın içindeki yemek) tek bir yemektir. (Her taraf birdir)" buyurdu. Sonra bize, içerisinde taze ve kuru çeşitli hurmalar bulunan bir tabak getirildi. Bu sefer önümden yemeye başladım. Resulullah (sav)'ın eli ise, tabağın her tarafında dolaşıyordu. Bana da: "Ey İkraş! Dilediğin yerinden (alıp) ye. Çünkü (tabağın içindekilerin hepsi) aynı çeşit değil" buyurdu. Sonra bize su getirildi. Resulullah (sav) elini yıkadı, elinin ıslaklığı ile yüzünü kollarını ve başını meshetti ve: "Ey İkraş! Bu, ateşte pişenden (yenince alınması gereken) abdesttir" buyurdu. |Tirmizi, Et'ime 41, (1849); İbnu Mace, Et'ime 11, (3274)|3877
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Yeme Adabı|tirmiziebu davud|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bereket yemeğin ortasına iner. Öyleyse kenarlardan yiyin, ortadan yemeyin." |Tirmizi, Et'ime 12, (1806); Ebu Davud, Et'ime 18, (3772)|3878
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Yeme Adabı|ebu davud|İbnu Abbas|Ebu Davud'daki rivayet şöyledir: "Sizden biri, bir yemek yeyince yemek kabının üstünden yemesin, aşağısından yesin. Zira, bereket üstünden iner." |Ebu Davud, Et'ime 44, (3834)|3879
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Yeme Adabı|buharimüslimebu davudtirmizi|İbnu Ömer|Resulullah (sav) kişinin arkadaşlarından izin almadan iki hurmayı birlikte yemesini yasaklamıştır. |Buhari, Et'ime 44, Mezalim 14, Şirket 4; Müslim, Eşribe 151, (2045); Ebu Davud, Et'ime 44, (3834); Tirmizi, Et'ime 16, (1815)|3880
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Yeme Adabı|ebu davud|Aişe|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Eti bıçakla kesmeyin. Çünkü bu, yabancıların işidir. Siz dişlerinizle kemirerek yiyin. Çünkü bu, sıhhat ve afiyet için daha iyidir. |Ebu Davud, Et'ime 21, (3778)|3881
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Yeme Adabı|buharitirmiziebu davudibnu mace|Ebu Cuhayfe|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ben dayanarak yemem." |Buhari, Et'ime 13; Tirmizi, Et'ime 28, (1831); Ebu Davud, Et'ime, 17, (3769); İbnu Mace, Et'ime 6, (3262)|3882
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Yeme Adabı|müslimebu davud|Enes|Resulullah (sav)'ı çömelir vaziyette durup hurma yerken gördüm. |Müslim, Eşribe 149, (2044); Ebu Davud, Et'ime, 17, (3771)|3883
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Yeme Adabı|ebu davud||Ebu Davud'dan gelen diğer bir rivayette: "Resulullah'a bayat bir hurma getirilmişti. Kurtları çıkarmak için kontrol etmeye başladı. |Ebu Davud, Et'ime 43, (3832, 3833)|3884
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Yeme Adabı|buhariebu davud|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Biriniz yemek yeyince, yalamadıkça veya yalatmadıkça elini (mendile) silmesin." |Buhari, Et'ime 52; Müslim, Eşribe 129, (2031); Ebu Davud, Et'ime 52, (3847)|3885
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Yeme Adabı|müslimtirmizi|Cabir|Resulullah (sav), parmakların ve kapların yalanmasını emretti ve dedi ki: "Siz, bereketin, yemeğinizin hangi (parça)sında olduğunu bilemezsiniz. Öyleyse birinizin lokması düşecek olursa, onu alıp bulaşan ezayı temizlesin, sakın şeytana terketmesin. Parmaklarını yalamadıkça elini mendille de silmesin. Zira o, taamınızın hangisinde bereket bulundugunu bilemez." |Müslim, Eşribe 136, (2034); Tirmizi, Et'ime 11, (1803)|3886
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Yeme Adabı|rezin|Enes|Rezin, Hz. Enes radıyallahu anh'tan yaptığı bir rivayette şu ziyadeyi kaydetmiştir: "Zira yemek kabı, kendisini yalayıp yıkayana istiğfarda bulunur ve: "Beni şeytandan kurtardığın gibi, Allah da seni ateşten kurtarsın" der." |Rezin|3887
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Yeme Adabı|ebu davudtirmizi|Selman|Tevrat'ta okudum: "Yemeğin bereketi, yemekten sonra (el ve ağzı) yıkamadadır" diyordu. Bunu Resulullah (sav)'a söyledim: "Yemeğin bereketi yemekten önce ve sonraki yıkamalardadır" buyurdular. |Ebu Davud, Et'ime, 12, (3761); Tirmizi, Et'ime 39, (1847)|3888
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Yeme Adabı|tirmiziebu davud|Ebu Hüreyre|Resullullah (sav) buyurdular ki: "Şeytan muhakkak ki hassastır, cidden pek hassastır. Kendinizi ondan sakındırın. Kim elinde et kokusu olduğu halde geceler, sonra da kendisine bir fenalık ulaşırsa sakın ha nefsinden başkasını suçlamasın." |Tirmizi, Et'ime 48, (1861); Ebu Davud, Et'ime 54, (3852)|3889
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Yeme Adabı|müslimebu davudtirmizinesai|İbnu Abbas|Resulullah (sav) bir gün heladan çıkmıştı. Hemen kendisine bir yemek takdim edildi. (O da kabul buyurdu. Ashabtan bazısı:) "Size abdest suyu getirmeyelim mi?" dediler. Onlara: "Namaza halkınca abdest almakla emrolundum!" cevabını verdi. |Müslim, Hayz 118, (374); Ebu Davud, Et'ime 11, (3760); Tirmizi, Et'ime 40, (1848); Nesai, Taharet 101, (1, 85)|3890
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Yeme Adabı|buharimüslimmuvattatirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) kafir bir misafir ağırlamıştı. Derhal onun için bir keçinin sağılmasını emretti. Keçi sağıldı. Kafir sütunu içti. Sonra diğer bir keçinin daha sağılmasını emretti. (Adam doymadı). Bu suretle tam yedi keçinin sütunu içti. Adam yatıp, sabah olunca müslüman oldu. Resulullah (sav) bir keçi sağılmasını emretti. Sütunu adam içti, sonra ikinci bir başka keçi daha sağıldı. Fakat bunun sütunu tamamen içemedi. Bunun üzerine Resulullah (sav): "Mümin bir mideye içer, kafir ise yedi mideye içer" buyurdular. |Buhari, Et'ime 12; Müslim, Eşribe 186, (2063); Muvatta, Sıfatu'n-Nebiyy 10, (2, 924); Tirmizi, Et'ime 20, (1820)|3891
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Yeme Adabı|buharimüslimmuvattatirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İki kişinin yiyeceği üç kişiye de yeter. Üç kişinin yiyeceği de dört kişiye yeter." |Buhari, Et'ime, 11; Müslim, Eşribe 178, (2058); Muvatta, Sıfatu'n-Nebiyy 20, 52, (928); Tirmizi, Et'ime 21, (1821)|3892
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Yeme Adabı|müslimtirmizi|Cabir|Resulullah dedi ki: "İki kişilik yiyecek dört kişiye de yeter, dört kişilik yemek sekiz kişiye de yeter." |Müslim, Eşribe 179, (2059); Tirmizi, Et'ime 21, (1821)|3893
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Yeme Adabı|tirmiziibnu mace|İbnu Ömer|(Bir zat) Resulullah (sav)'ın yanında öğürmüştü, ona: "Öğürtünü bizden uzak tut, zira, dünyada insanların en çok doymuş olanları, Kıyamet günü en çok aç kalacak olanlarıdır" buyurdular. |Tirmizi, Kıyamet 38, (2480); İbnu Mace, Et'ime 50, (3350)|3894
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Yeme Adabı|tirmiziibnu mace|Mikdam İbnu Ma'dikerib|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ademoğlu, mideden daha şerli bir kap doldurmaz. Ademoğluna belini doğrultacak birkaç lokmacık yeterlidir. Ancak [nefsinin galebesiyle] illa da (mideyi doldurma işini) yapacaksa bari onu üçe ayırsın: Üçte birini yemeğe, üçte birini suya, üçte birini de nefesine (tahsis etsin, üçte birden fazlasma yemek koymasin)." |Tirmizi, Zühd 47, (2381); İbnu Mace, Et'ime 50, (3349)|3895
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Yeme Adabı|tirmizi|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir avuç çürük hurma ile de olsa akşam yemeği yeyin. Zira akşam yemeğinin terki ihtiyarlık sebebidir." |Tirmizi, Et'ime 46, (1857)|3896
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Yeme Adabı|buharimüslimebu davudtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) hiçbir vakit herhangi bir yemeğe laf etmedi, iştah duyduğu bir yemekse yerdi, hoşuna gitmeyen bir yemekse terkederdi, (yemezdi). |Buhari, Et'ime 21, Menakıb 23; Müslim, Eşribe 187, (2064); Ebu Davud, Et'ime 14, (3763); Tirmizi, Birr 84, (2032)|3897
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Yeme Adabı|ebu davudbuhariİbnu macenesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizden birinizin (yemek) kabına sinek düşecek olursa, onu iyice batırın. Zira onun bir kanadında hastalık, diğerinde şifa vardır. O, içerisinde hastalık olan kanadıyla korunur." |Ebu Davud, Et'ime 49, (3844); Buhari, Tıbb 58, Bed'ül-Halk 14; İbnu Mace, Tıb 31, (3504, 3505); Nesai, Fera' 11 (7, 178)|3898
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Yeme Adabı|ebu davudtirmiziibnu mace|Cabir|Resulullah (sav) cüzzamlı bir kimsenin elinden tuttu ve kendisiyle birlikte elini tabağa koydu, sonra da: "Allah'a güvenerek ve O'na tevekkül ederek ye!" buyurdu. (Rezin şunu ilave etti: "Bunu Ebu Bekr ve Ömer (ra) da yaptılar ve aynı şeyler söylediler.) |Ebu Davud, Tıbb 24, (3925); Tirmizi, Et'ime 19, (1818); İbnu Mace, Tıbb 44, (3542)|3899
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Yeme Adabı|müslimibnu mace|Şerid İbnu Süveyd|Sakif hey'eti arasında bir de cüzzamlı vardı. Resulullah (sav) ona bir haber göndererek: "Biz seninle bey'atımızı yaptık, sen hemen geri dön!" buyurdular. |Müslim, Selam 126, (2231); İbnu Mace, Tıbb 44, (3544)|3900
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Yeme Adabı|müslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) kendisine, ilk çıkan turfanda meyve getirildi de, o zaman şöyle dua ederdi: "Allah'ım Medine'mizi bizim için mübarek kıl, meyvelerimizi, müdd'ümüzü, sa'mızı mübarek kıl, bereketlerini kat kat artır." Bu duadan sonra, getirilen meyveyi orada hazır bulunan çocukların en küçüğüne verirdi. |Müslim, Hacc 474, (1373)|3901
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Yeme Adabı|tirmizi|Aişe|Ashab bir koyun kesmişti. Bu sırada bir dilenci geldi. Etten bir miktar verdiler. Derken başka gelenler oldu, onlara da verdiler. Geriye yine de et kaldı. Resulullah (sav) sordu: "Koyundan geri ne kaldı?" "Sadece omuzu kaldı!" dediler. Aleyhissalatu vesselam ise: "Omuzu hariç geri tarafı kaldı!" buyurdular. |Tirmizi, Kıyamet 34, (2472)|3902
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Hayvanlardan Mübah Ve Mekruh Olanlar|buharimüslimmuvattaebu davudnesai|İbnu Abbas|Halid İbnu Velid (ra)'ın bana bildirdiğine göre, Halid, Resulullah (sav) ile birlikte, Resulullah'ın zevceleri Meymune (ra)'nin yanına girerler. -Meymune hem onun ve hem de İbnu Abbas'ın teyzeleri idi- Meymune'nin yanında kızartılmış bir keler görürler. Bunu, Necid'den, kız kardeşi Hufeyde Bintul-Haris getirmişti. Meymune (ra) keleri Resulullah (sav)'ın önüne sürdü. Önüne bir yemek çıkarılıp da ondan bahsedilmeyip ve isminin de zikredilmediği durum nadirdi. [Resulullah (sav) kelere elini uzatmıştı ki,] orada hazır bulunan kadınlardan biri: "Resululah (sav)'a takdim ettiğiniz şeyden haber verin, ne olduğunu söyleyin!" dedi. Bunun üzerine: "O kelerdir!" dediler. Bunun üzerine Resulullah (uzatmış olduğu) elini derhal geri çekti. Halid (ra): "Bu haram mıdır, ey Allah'ın Resulü?" dedi. Resulullah: "Hayır, ancak o benim kavmimin diyarında bulunmuyor. Bu sebeple (Onu yemeye alışkın değilim), içimde tiksinme hissediyorum!" buyurdular. Halid (ra) der ki: "Ben keleri (önüme) çekip yedim. Resulullah bakıyor fakat beni yasaklamıyordu." |Buhari, Et'ime 10,14, Zebaih 33; Müslim, Sayd 43, 44, 45, (1945, 1946, 1948); Muvatta, İsti'zan 10, (2, 968); Ebu Davud, Et'ime 28, (3793, 3794), Eşribe 21, (37); Nesai, Sayd 26, (7,198,199)|3903
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Hayvanlardan Mübah Ve Mekruh Olanlar|müslim|Ebu Said|Bir bedevi Resulullah (sav)'a gelerek: "Ben keleri bol olan bir bölgede yaşıyorum. Keler atıcının yiyeceğinin ekseriyetini teşkil ediyor (bunun bir mahzuru var mı; ne buyurursunuz?" diye sordu. Ama Resulullah cevap vermedi. Biz: "Tekrar sor!" dedik. O tekrar sordu. Resulullah cevap vermedi. Adam üçüncü sefer sordu. Üçüncü de Resullah adama seslenip yanına çağırdı ve: "Ey bedevi! Allah, Beni İsrail'den bir boya lanet etti veya gadab etti. (Ceza olarak) onları yeryüzünde yürüyen hayvanları haline çevirdi. Bilemem, ola ki bu, o lanete meshe uğrayan kimselerdendir. Bu sebeple ondan ne yerim ne de yiyenleri men ederim!" dedi. |Müslim, Sayd 51, (1951)|3904
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Hayvanlardan Mübah Ve Mekruh Olanlar|ebu davud|Halid İbnu'l'Huveyris|Bir adam bir tavşan avladı ve Abdullah İbnu Ömer (ra)'e gelip: "Ne dersiniz (bunun eti yenir mi?)" diye sordu. Abdullah: "Tavşan Resulullah (sav)'a da (böyle avlanıp) getirilmişti. Ben de o sırada yanında oturuyordum. Ondan ne yedi ne de onun yenmesini yasakladı, tavşanın hayız gördüğüne inanıyordu" dedi. |Ebu Davud, Et'ime 27, (3792)|3905
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Hayvanlardan Mübah Ve Mekruh Olanlar|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Enes|Yürüdük ve Merri'z Zahran'dan bir tavşan kaldırdık. Arkadaşlarımız peşinden koştular ve (sonunda yakalamaktan) aciz kaldılar. Bu sefer ben koştum, yetiştim ve yakaladım. Onu (babalığım) Ebu Talha (ra)'ya getirdim. O, tavşanı keskin bir taşla kesti. Budunu benimle Resulullah'a gönderdi. Resulullah onu yedi. Enes'e: "Yedi mi, (gördün mü yediğini?)" diye sorulmuştu. "Yani kabul etti" dedi. |Buhari, Sayd 32, 10, Hibe 5; Müslim, Sayd 53, (1953); Ebu Davud, Et'ime 27, (3791); Tirmizi, Et'ime 2, (1790); Nesai, Sayd 25, (7,196)|3906
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Hayvanlardan Mübah Ve Mekruh Olanlar|tirmiziebu davudnesai|Abdurrahman İbnu Ebi Ammar|Hz. Cabir (ra)'a: "Sırtlan av mıdır?"diye sordum. "Evet!" dedi. Ben tekrar: "Etini yiyeyim mi?"dedim. "Evet!" dedi. "Bu cevap Resulullah (sav)'dan mıdır?" dedim. "Evet!" dedi." |Tirmizi, Et'ime 4, (1792); Ebu Davud, Et'ime 32, (3801); Nesai, Sayd 27, (7,200)|3907
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Hayvanlardan Mübah Ve Mekruh Olanlar|ebu davud|Abdurrahman İbnu Ebi Ammar|Ebu Davud'un rivayetinde şöyle gelmiştir: "Hz. Cabir (ra) der ki: "Resulullah (sav)'a sırtlandan sordum. Bana: "O, av (hayvanı)dır, ihramlı avlayacak olursa koç da aynı hükme dahil edilir." |Ebu Davud, Et'ime 32, (3801)|3908
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Hayvanlardan Mübah Ve Mekruh Olanlar|tirmizi|Huzeyme İbn Cez'|Resulullah {sa)'a sırtlan hakkında (eti helal mi?)" diye sordum. "Sırtlanı yiyen biri de var mı?" dedi. Bunun üzerine kurdun etinin yenmesini sordum. "Kendisinde hayır olup da kurdu yiyen biri var mı?" diye cevap verdi. |Tirmizi, Et'ime 4, (1739)|3909
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Hayvanlardan Mübah Ve Mekruh Olanlar|ebu davud|Nemletü'l-Ensari|İbnu Ömer (ra)'e kirpiden sorulmuştu. (Cevaben) şu ayeti okudu. (Mealen): "(Ey Muhammed) de ki: "Bana vahyolunanda leş, akıtılmış kan, domuz eti -ki pistir- ve günah işlenerek Allah'tan başkası adına kesilen hayvandan başkasını yemenin haram olduğuna dair bir emir bulamıyorum. Fakat darda kalan, başkasının payına el uzatmamak ve zaruret miktarını aşmamak üzere bunlardan da yiyebilir. Doğrusu Rabbim bağışlar ve merhamet eder." (En'am 146). Ancak, yanında bulunan bir yaşlı dedi ki: "Ben Ebu Hüreyre (ra)'yi dinledim, demişti ki: "Resulullah (sav)'ın yanında kirpinin zikri geçmişti: "O habislerden bir habistir (eti) yenmez" buyurdular." Bunun üzerine İbnu Ömer (ra): "Eğer bunu Resulullah (sav) söyledi ise, bu (kirpinin hükmü), biz bilmesek de O'nun dediği gibidir" dedi. |Ebu Davud, Et'ime 30, (3799)|3910
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Hayvanlardan Mübah Ve Mekruh Olanlar|ebu davudtirmizi|Sefine|Ben, Resulullah (sav) ile birlikte toy (denen kuş)un etini yedim. |Ebu Davud, Et'ime 29, (3797); Tirmizi, Et'ime 26, (1829)|3911
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Hayvanlardan Mübah Ve Mekruh Olanlar|buharimüslimtirmiziebu davudnesai|İbnu Ebi Evfa|Resulullah (sav) ile beraber [altı veya yedi sefer] gazveye çıkmıştık. Gazve esnasında (sav)'la birlikte çekirge yedik. |Buhari, Sayd 13; Müslim, Sayd 52, (1952); Tirmizi, Et'ime 22, (1822, 1823); Ebu Davud, Et'ime 35, (3812); Nesai, Sayd 37, (7, 210)|3912
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Hayvanlardan Mübah Ve Mekruh Olanlar|ebu davudibnu mace|Selman|Resulullah (sav)'a çekirgeden sorulmuştu. "Onlar, Allah'ın en kalabalık ordularıdır. Onu ne yerim ne de haram kılarım" buyurdular. |Ebu Davud, Et'ime 35, (3813); İbnu Mace, Sayd 9, (3219).]|3913
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Hayvanlardan Mübah Ve Mekruh Olanlar|tirmiziibnu mace|Cabir|Resulullah (sav) çekirgelere beddua etti ve dedi ki: "Allah'ım! Çekirgeleri helak et, büyüklerini öldür, küçüklerini helak et, nesillerini kes, ağızlarını geçimliğimiz ve rızkımızdan (uzak) tut. Sen duaları işitensin." (Orada bulunan) bir adam: "Ey Allah'ın Resulü! Çekirgelere nasıl böyle beddua ediyorsunuz, onlar ki Allah'ın ordularından bir ordudur" dedi. Aleyhissalatu vesselam da cevaben: "Çekirge, denizdeki bir balığın hapşırığıdır" buyurdular. |Tirmizi, Et'ime 23, (1824); İbnu Mace, Sayd 9, (3221)|3914
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Hayvanlardan Mübah Ve Mekruh Olanlar|buharimüslimnesai|Esma Bintu Ebi Bekr|Biz, Resulullah (sav) zamanında bir at kestik. O zaman Medine'de idik. Hepimiz onu yedik. |Buhari, Sayd 24, 27; Müslim, Sayd 36, (1942); Nesai, Dahaya 33, (7, 231)|3915
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Hayvanlardan Mübah Ve Mekruh Olanlar|ebu davudnesaitirmizi|Cabir|Hayber(in fethi) zamanında at ve vahşi eşek eti yedik. Resulullah (sav) ehli eşek (etin)i yasakladı ve ata müsaade etti. |Ebu Davud, Et'ime 26, (3788); Nesai, Sayd 32, (7, 205); Tirmizi, Et'ime 5, (1794)|3916
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Hayvanlardan Mübah Ve Mekruh Olanlar|ebu davudtirmizi|İbnu Ömer|Resulullah (sav) pislik yiyen (cellale) deveye binmekten ve sütünü içmekten men etti. |Ebu Davud, Et'ime 25, (3785, 3787); Tirmizi, Et'ime 24, (1825)|3917
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Hayvanlardan Mübah Ve Mekruh Olanlar|ebu davudtirmizinesai|İbnu Abbas|Resulullah (sav) öldürülmek için hedef ittihaz edilmiş (ve mücesseme denilen) hayvanın yenilmesini, pislik yiyen (ve cellale denen) hayvanın yenilmesini, sütünün içilmesini ve su tuluğunun ağzından su içilmesini yasakladı. |Ebu Davud, Et'ime 25, (3786); Tirmizi, Et'ime 24, (1826); Nesai, Dahaya 44, (7,240)|3918
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Hayvanlardan Mübah Ve Mekruh Olanlar|buharimüslimnesai|Zehdem İbnu Mudrib|Ebü Musa (ra)'ya bir tavuk getirilmişti. Cemaatten birisi ayrıldı. (Ebu Musa): "Neyin var?" diye sordu. Adam: "Ben onu pis bir şeyler yerken gördüm ve tiksindim ve yememeye yemin ettim" cevabını verdi. Bunun üzerine Ebu Musa: "Yanaş ve ye! Zira ben, Resulullah (sav)'ı (cellale'yi) yerken gördüm" dedi ve adama, yemini için kefarette bulunmasını emretti. |Buhari, Zebaih 26, Humus 15, Megazi, 74, 78, Eyman 1, 4, 18, Kefaret 9,10, Tevhid 56; Müslim, Eyman 9, (1649); Nesai, Sayd 33, (7, 206)|3919
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Hayvanlardan Mübah Ve Mekruh Olanlar|ebu davud|Hilkam İbnu Telib|Hilkam İbnu Telib rahimehullah babasından naklediyor "Resulullah (sav)'a arkadaşlık yaptım, yeryüzündeki haşerelerden herhangi birini haram ettiğini hiç işitmedim." |Ebu Davud, Et'ime 30, (3798)|3920
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Hayvanlardan Mübah Ve Mekruh Olanlar|ebu davud|Cabir İbnu Semüre|Bir adam beraberinde ailesi ve çocukları olduğu halde Harra'ya indi. Bir adam: "Bir devem kayboldu, onu bulacak olursan yakalayıver" dedi. Adam onu buldu ama sahibini bulamadı. Deve hastalandı. Adamın karısı: "Onu kes (de mundar ölmesin) dedi. Ama erkek kabul etmedi. Deve öldü. Kadın bu sefer: "Derisini soy da etini, yağını kadid yapalım (güneşte kurutalım) ve yiyelim" dedi. Adam: "Hele, Resulullah (sav)'a bir soralım (da söylediklerim sonra yapalırniFdedi. Ona gelip sordu. Aleyhissalatu vesselam: "Seni ondan müstağni kılacak bir zenginliğin var mı?"diye sordu. Adam: "Hayır! yok" dedi. Resulullah da: "öyleyse onu yiyin" buyurdu. Ravi der ki: "Sonra devenin sahibi geldi. Durum kendisine anlatıldı. "Deveyi kesmedin mi?" dedi. Adam: "Senden utandım!" cevabında bulundu. |Ebu Davud, Et'ime 37, (3816)|3921
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Hayvanlardan Mübah Ve Mekruh Olanlar|ebu davud|el-Fucey'el-Amiri|Ey Allah'ın Resulü dedim, meyteden bize helal olan (miktar) nedir?" "Yiyeceğiniz ne (miktarda)dır" diye sordu. Biz: "Akşam ve sabah yiyoruz" diye cevap verdik." Ebu Nuaym Mevla Ukbe der ki: "Ukbe bana bu ifadeyi açıkladı: "Bir bardak sabahleyin, bir bardak da akşam vakti demektir." Dedi ki: "Durum bu, babamın hayatına yemin olsun bu yetmez!" Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam mezkur durumda meyteyi yemelerine ruhsat tanıdı. |Ebu Davud, Et'ime 37, (3817)|3922
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Hayvanlardan Mübah Ve Mekruh Olanlar|muvatta|Eşlem Mevla Ömer İbnu'l-Hattab|Hz. Ömer'e: "Binekler arasında kör bir deve var!" dedim. Bana: "Onu bir aileye ver, ondan istifade etsinler" dedi. Ben "O kör olduğu halde (ondan istifade mi olur)?" dedim. "Onu deve sürüsüne katsınlar (otlamaya sürsünler)" dedi. Ben: "İyi ama arazide nasıl yayılacak?" dedim. "Bu hayvan cizye devesi mi sadaka devesi mi?" diye sordu. Ben, "cizye devesi!" deyince: "Vallahi siz bunu yemek istiyorsunuz" dedi. Ben de: "Üzerinde cizye devesi mührü var?" dedim. Bunun üzerine Ömer (ra) devenin kesilmesini emretti ve kesildi. Hz. Ömer'in yanında dokuz adet tabak vardı. Meyve, çerez her ne olsa ondan bu tabaklara koyup Resulullah (sav)'ın zevcelerine gönderirdi. Bu gönderdiklerinin en sonuncusu, kızı Hafsa'ya gönderdiği olurdu. Eğer bunda eksiklik olursa, kendi hissesinden tamamlardı. İşte bu devenin etinden de o tabaklara koydu ve Resulullah (sav)'ın zevcelerine gönderdi. Bu devenin etinden arta kalanın yemek yapılmasını emretti. Sonra Muhacir ve Ensar'ı ondan yemeye davet etti. |Muvatta, Zekat 44, (1, 279)|3923
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Hayvanlardan Mübah Ve Mekruh Olanlar|muvatta|Ömer|Etten sakının. Çünkü onun hamr (içki) gibi tiryakiliği var. Ayrıca Allah, eti çok yiyen aile halkına buğzeder. |Muvatta, Sıfatu'n-Nebiyy 36, (2, 935)|3924
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Hayvanlardan Mübah Ve Mekruh Olanlar|muvatta|Cabir|Ben, çarşıdan et almış hamala vermiş eve dönüyordum. Hz. Ömer (ra) yolda bana yetişip: "Bu da ne?"diye sordu. "Canımız et çekmişti, gidip bir dirhemlik et satın aldım" dedim. Bunun üzerine: "Canın birşey çektikçe gidip ondan alıyor musun? Herkese, israf olarak canının her istediğini yemesi yeter!" diye çıkıştı. |Muvatta, Sıfatu'n-Nebiyy 36, (936)|3925
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Hayvani Olmayan Mekruh Yiyecekler|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Cabir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim sarımsak veya soğan yerse bizden uzak dursun -veya mescidimizden uzak dursun- evinde otursun." Bazan Resulullah (sav)'a içerisinde yeşil sebzeler bulunan tencere getirildi de onda koku bulur ve (ne olduğunu) sorardı. Kendisine sebze nevinden ne olduğu haber verilince, tencereyi, beraberindeki arkadaşlarından birini göstererek ona vermelerini söylerdi. Aleyhissalatu vesselam, onun yemekten çekindiğini görünce: "Sen bana bakma, ye! Zira ben senin gibi değilim, senin konuşmadığın (meleklere) konuşuyorum" derdi. |Buhari, Et'ime 49, Salat 160, İ'tisam 24; Müslim, Mesacid 73, (564); Ebu Davud, Et'ime 41, (3822); Tirmizi, Et'ime 13, (1807); Nesai, Mesacid 16 (2,43)|3926
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Hayvani Olmayan Mekruh Yiyecekler|ebu davud|Ebu Ziyad Hıyar İbnu Seleme|Hz. Aişe (ra)'ye soğan hususunda sordum. Şu cevabı verdi. "Resulullah (sav)'ın en son yediği yemekte soğan vardı." |Ebu Davud, Et'ime 41, (3829)|3927
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Hayvani Olmayan Mekruh Yiyecekler|buharimüslimmuvattaebu davud|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kimse kardeşinin hayvanını, iznini almadan sağmasın. Sizden kim, odasına başkalarının girip hazinelerini kırmasından, yiyeceklerini saçıp dağıtmasından hoşlanır? Tıpkı bunun gibi, hayvanlarının medmeleri de onlar için yiyeceklerinin hazineleridurumundadir. Öyleyyse kimse izin almadan başkasının hayvanını sağmasın." |Buhari, Lukata 8; Müslim, Lukata 13, (1726); Muvatta, İsti'zan 17, (2, 971); Ebu Davud, Cihad 95 (2623)|3928
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Hayvani Olmayan Mekruh Yiyecekler|ebu davudtirmizi|Semüre İbnu Cündüb|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Biriniz bir sürüye uğradığınızda, sahibi başında ise izin alsın, izin verirse süt sağıp içsin, sahibi orada yoksa, üç sefer seslensin, cevap verirse izin istesin, cevap vermezse sağsın ve içsin." |Ebu Davud, Cihad 93, (2619); Tirmizi, Büyu 60, (1296)|3929
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Hayvani Olmayan Mekruh Yiyecekler|ebu davudtirmizi|Semüre İbnu Cündüb|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Biriniz bir sürüye uğradığınızda, sahibi başında ise izin alsın, izin verirse süt sağıp içsin, sahibi orada yoksa, üç sefer seslensin, cevap verirse izin istesin, cevap vermezse sağsın ve içsin." |Ebu Davud, Cihad 93 (2619); Tirmizi, Büyu 60 (1296)|3930
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Hayvani Olmayan Mekruh Yiyecekler|tirmizi|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim bir bahçeye girerse (meyvesinden) yesin. Ancak beraberinde götürmesin." |Tirmizi, Büyu 54, (1287)|3931
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Hayvani Olmayan Mekruh Yiyecekler|tirmiziebu davudibnu mace|Rafi İbnu Amr|Ben [küçükken] Ensar'ın hurmalarını taşlıyordum. Beni yakalayıp Resulullah (sav)'a götürdüler. "Ey Rafi' niye başkasının hurmalarını taşlıyorsun?" dedi. "Açlık sebebiyle ey Allah'ın Resulü!" dedim. "Taşlama, kendiliğinden [dibine] düşeni ye!" [deyip] başımı okşadı ve: "Allah seni (hurmaya) doyursun ve suya kandırsın!" buyurdu. |Tirmizi, Büyu 54, (1288); Ebu Davud, Cihad 94, (2622); İbnu Mace, Ticarat, 67, (2299)|3932
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Hayvani Olmayan Mekruh Yiyecekler|ebu davudnesaiibnu mace|Abbad İbnu Şurahbil|Kıtlığa uğradım. Bunun üzerine Medine bahçelerinden birine girdim. Başak ovup hem yedim hem de torbama aldım. Derken sahibi gelip beni yakaladı, dövdü, torbamı elimden aldı ve beni Resulullah'a getirdi. Durumu ona anlattı. Resulullah (sav) mal sahibine: "Cahilken öğretmedin, açken de doyurmadın!" dedi. Sonra emri üzerine, torbamı saldı. (Sonra Resulullah) bana bir veya yarım sa' miktarında yiyecek verdi. |Ebu Davud, Cihad 93, (2620, 2621); Nesai, Kudat 20, (8, 240); İbnu Mace, Ticarat 67, (2298)|3933
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Haram Yiyecekler|buharimüslimtirmiziebu davudİbnu macenesai|Ebu Sa'lebe el-Huşeni|Resulullah (sav) vahşi hayvanlardan kesici diş (köpek dişi) taşıyanların hepsini yasakladı." (Müslim/Ebu Davud ve Nesai, İbnu Abbas'tan gelen bir rivayette şu ziyadeyi kaydederler: "Her bir pençe sahibi kuşu da..." |Buhari, Zebaih, 29; Müslim, Sayd 12-16 (1932, 1933); Tirmizi, Et'ime 1, (1477, 1478, 1479); Ebu Davud, Et'ime 33, (3802, 3803, 3805); İbnu Mace, Sayd 13, (3232,3234); Nesai, Sayd 30, 31, (7, 202, 204)|3934
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Haram Yiyecekler|ebu davud|İbnu Abbas|Cahiliye halkı, bir çok şeyi (helal addedip) yiyor, birçoğunu da pis addederek yemiyordu. Allah Teala hazretleri Resulünü gönderdi, kitabını indirdi, helalini helal, haramını da haram kıldı. Helal kıldığı helaldir, haram kıldığı da haramdır, sükut buyurduğu da aff(edilmiş)tir. İbnu Abbas, sonra şu ayet-i kerimeyi okudu: "(Ey Muhammed!) De ki: "Bana vahyolunanda, leş, akıtılmış kan, domuz eti, -ki pistir- ve günah işlenerek Allah'tan başkası adına kesilen hayvandan başkasını yemenin haram olduğuna dair bir emir bulamıyorum. Fakat darda kalan -başkasının payına el uzatmamak ve zaruret miktarını aşmamak üzere- bunlardan da yiyebilir. Doğrusu Rabbin bağışlar ve merhamet eder" (En'am 145). |Ebu Davud, Edirne 31, (3800)|3935
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Haram Yiyecekler|ebu davudtirmizi|Kabisa İbnu Hülb|Kabisa İbnu Hülb babası (ra)'ndan anlatıyor: "Resulullah (sav)'a bir adamın şöyle sorduğunu işittim: "Bazı yiyecekler var, onları yemekte zorluk çekiyor, (günah mıdır diye korkuyorum)?" Resulullah (sav) da cevaben: "İçinde hiç bir şey sıkıntı olmasın, aksi halde hristiyanlara benzersin." |Ebu Davud, Et'ime 24, (3784); Tirmizi, Siyer 16 (1565)|3936
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Haram Yiyecekler|müslimmuvattatirmizinesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Vahşilerden kesici dişi olan her bir hayvanın yenmesi haramdır." |Müslim, Sayd 15, (1933); Muvatta, Sayd 14, (2, 496); Tirmizi, Sayd 3, (1479); Nesai, Sayd 28, (7, 200)|3937
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Haram Yiyecekler|ebu davudbuharimüslimmuvattanesai|Ebu Hüreyre|Ebu Davud'un bir diğer rivayetinde şöyle gelmiştir: "..vahşilerden kesici dişi olan her bir hayvanın, ve pençesi olan her bir kuşun yenmesini yasakladı." |Ebu Davud, Et'ime 33, (3802); Buhari, Sayd 29, Tıbb 57; Müslim, Sayd 12, (1932); Muvatta, Sayd 13, (2, 496); Nesai, Sayd 28, (7,201)|3938
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Haram Yiyecekler|ebu davudnesai|Halid İbnu'l-Velid|Resulullah (sav), at, katır ve eşek etini yemeyi yasakladı." |Ebu Davud, Et'ime 26, (3790), 33, (3806); Nesai, Sayd 30, (7, 202)|3939
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Haram Yiyecekler|ebu davudnesai|Halid İbnu'l-Velid|Ebu Davud'un bir diğer rivayetinde şöyle denir: "Hayber fethi sırasında gazvede, Resulullah (sav) ile birlikte ben de vardım. Bir grup yahudi, Aleyhissalatu vesselam'a gelerek, askerlerin ahırlarına hücum ederek (mallarını yağmalamalarından) şikayet ettiler. Resulullah (sav), bunun üzerine (müslümanlara yönelerek): "(Olamaz!) anlaşma yapılan kimselerin malı onların izni olmadan helal değildir. Ayrıca size ehli eşekler, onların atları, katırları, vahşi hayvanlardan herbir kesici dişi olan, kuşlardan da herbir pençeleri olan haramdır!" buyurdular." |Ebu Davud, Et'ime 26, (3790), 33, (3806); Nesai, Sayd 30, (7, 202)|3940
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Resulullah (sav) Ve Ashabının Yediği Yemekler|müslimebu davudtirmizinesai|Cabir|Resulullah (sav) ailesine katık sormuştu. "Yanımızda sirkeden başka bir şey yok!" dediler. Aleyhissalatu vesselam onu istedi ve gelince yemeye başladı. Hem yiyor, hem de: "Sirke ne iyi katık! Sirke ne iyi katık! Sirke ne iyi katık!" diyordu. |Müslim, Eşribe 166, (2052); Ebu Davud, Et'ime 40, (3820, 3821); Tirmizi, Et'ime 35, (1843); Nesai, Eyman 21, (7,14)|3941
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Resulullah (sav) Ve Ashabının Yediği Yemekler|tirmizi|Ömer ve Ebu Üseyd|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Zeytinyağını yeyin ve onunla yağlanın. Zira, o mübarek bir ağaçtandır." |Tirmizi, Et'ime 43, (1852,1853)|3942
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Resulullah (sav) Ve Ashabının Yediği Yemekler|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizi|Enes|Bir terzi, Resulullah (sav)'ı onun adına hazırladığı bir yemeğe davet etti. Beraberinde ben de gittim. (Ev sahibi sofraya) arpa ekmeği, içerisinde kabak bulunan bir çorba ve kadid (kurutulmuş t) getirdi. Ben, Resulullah (sav)'ın tabağın etrafından kabağı araştırdığını gördüm. O günden beri kabağı sevmeye devam ediyorum. |Buhari, Et'ime 33, 4, 25, 35, 36, 37, 38, Büyu 30; Müslim, Eşribe 144, (2041); Muvatta, Nikah 51, (2, 546, 547); Ebu Davud, Et'ime 22, (3782); Tirmizi, Et'ime 42, (1850, 1851)|3943
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Resulullah (sav) Ve Ashabının Yediği Yemekler|ebu davud|Ömer|Tebük'te Resulunah (sav)'a hristiyanların yaptığı peynir (kalıbı) getirilmişti. Bir bıçak istedi. Besmele çekip kesti ve yedi. |Ebu Davud, Et'ime 39, (3819)|3944
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Resulullah (sav) Ve Ashabının Yediği Yemekler|ebu davud|Yusuf İbnu Abdillah İbni Selam|Resulullah (sav), bir miktar arpa (ekmeği) aldı. Üzerine bir hurma koydu ve: "Bu şuna katıkdır!" buyurdu. |Ebu Davud, Et'ime 42 (3830)|3945
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Resulullah (sav) Ve Ashabının Yediği Yemekler|tirmiziebu davud|Aişe|Resulullah (sav) kavunu taze hurma ile yer ve: "Bunun hararetini şunun serinliğiyle, şunun serinliğini de bunun hararetiyle kırıyoruz!" buyururdu. |Tirmizi, Et'ime 36, (1844); Ebu Davud, Et'ime 45, (3836)|3946
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Resulullah (sav) Ve Ashabının Yediği Yemekler|buharimüslimebu davudtirmizi|Abdullah İbnu Cafer|Resulullah (sav)'ı salatalıkla birlikte taze hurma yerken gördüm. |Buhari, Et'ime 39, 45, 47; Müslim, Eşribe 147, (2043); Ebu Davud, Et'ime 45, (3835); Tirmizi, Et'ime 37, (1845)|3947
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Resulullah (sav) Ve Ashabının Yediği Yemekler|ebu davudibnu mace|Aişe|Annem, Resulullah (sav)'la evleneceğim zaman beni şişmanlatmak istedi. Ancak bana hurma ile birlikte salatalık yedirinceye kadar arzu ettiği diğer şeylerden (ilaçlardan) hiçbirine icabet edemedim. O ikisinden (muntazaman yemeye devam edince) güzel bir şişmanlık kazandım. |Ebu Davud, Tıbb 20, (3903); İbnu Mace, Et'ime 37, (3324)|3948
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Resulullah (sav) Ve Ashabının Yediği Yemekler|ebu davudibnu mace|Büsr es-Sülemi'nin iki oğlu|Resulullah (sav) yanımıza girdi. Biz kendilerine tereyağı ve hurma ikram ettik. Aleyhissalatu vesselam yağla hurmayı severdi. |Ebu Davud, Et'ime 45, (3837); İbnu Mace, Et'ime 43, (3334)|3949
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Resulullah (sav) Ve Ashabının Yediği Yemekler|tirmizi|Aişe|Resulullah (sav) helva ve balı severdi. |Tirmizi, Et'ime 29, (1832)|3950
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Resulullah (sav) Ve Ashabının Yediği Yemekler|ebu davud|İbnu Abbas|Resulullah (sav)'ın en çok sevdiği yiyecek ekmekten yapılan tirid ve hays'dan yapılan tirid idi. |Ebu Davud, Et'ime 23, (3783)|3951
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Resulullah (sav) Ve Ashabının Yediği Yemekler|tirmizi|Abdullah el'Müzeni|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Biriniz et satın alınca suyunu biraz fazla kılsın. (Yemek sırasında) yiyenlerin çokluğu sebebiyle ete rastlamayıp suya rastlasa (bu ona yeterlidir), zira su da, iki etten biri olmuştur. |Tirmizi, Et'ime 30, (1833,1834)|3952
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Resulullah (sav) Ve Ashabının Yediği Yemekler|tirmiziİbnu macebuharimüslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav)'a bir et parçası getirilmişti. Kendisine bunun bud kısını sunuldu. Aleyhissalatu vesselam bud severdi. Bu bud gelince hemen ondan ısırarak yedi. |Tirmizi, Et'ime 34, (1838); İbnu Mace, Et'ime 28, (3307); Buhari, Enbiya 3, Tefsir, İsra 5; Müslim, İman 327|3953
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Resulullah (sav) Ve Ashabının Yediği Yemekler|ebu davudbuharimüslimibnu mace|İbnu Mes'ud|Koyunun ön budu Resulullah (sav)'ın hoşuna giderdi. (Bir defasında) ön buda zehir konuldu. Bu zehiri yahudilerin koyduğu görüşündeydi. |Ebu Davud, Et'ime 21, (3781); Buhari, Megazi 41, Hibe 28; Müslim, Selam 45, (2190); İbnu Mace, Tıb 45, (3546)|3954
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Resulullah (sav) Ve Ashabının Yediği Yemekler|buharimüslim|Sehl İbnu Sa'd|Biz cuma günü olunca sevindirdik. Çünkü bizim yaşlı bir kadın akrabamız vardı. Pazı kökü bulur, tencereye koyar, üzerine de arpa öğütüp ilavede bulunurdu. Vallahi, bunun içinde ne kuyruk yağı ne de iç yağı olurdu. Cuma namazını kıldık mı, mescidden ayrılır, o ihtiyar kadına selam verip hanesine girerdik. O da mezkur yemeği önümüze koyardı. İşte bu sebeple biz cuma olunca sevinirdik. |Buhari, Et'ime 17, Cuma 40, 41, Hars 21, İsti'zan 16, 39; Müslim, Cuma 30, 32, (859, 860)|3955
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Resulullah (sav) Ve Ashabının Yediği Yemekler|buharimüslim|Cabir|Resulullah (sav)'la birlikte Merrü'z-Zahran'da erak ağacının kebas denilen meyvesinden topladığımızı hatırlıyorum. Resulullah (sav) o zaman bize: "Siyahlarını toplayın, onlar daha iyidir!" tavsiyesinde bulunmuştu. Ben kendilerinden "Siz koyun da güttünüz mü?" diye sordum. "Hiç koyun gütmeyen peygamber var mı?" cevabında bulundu. |Buhari, Et'ime 50, Enbiya 29; Müslim, Eşribe 163, (2050)|3956
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Bazı Vesilelerle Yenen Yemekler|buharimüslimtirmiziebu davud|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Davet edildiğiniz zaman bu davete icabet edin. [Nafi' der ki:] "İbnu Ömer, oruçlu bile olsa, düğün ve diğer davetlere mutlaka icabet ederdi." |Buhari, Nikah 71, 74; Müslim, Nikah 103, (1429); Tirmizi, Nikah 11, (1098); Ebu Davud, Et'ime 1, (3736, 3737, 3738, 3739)|3957
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Bazı Vesilelerle Yenen Yemekler|buharimüslimtirmiziebu davud|İbnu Ömer|Ebu Davud'un diğer bir rivayetinde: "Kim davet edildiği halde icabet etmezse, Allah ve Resulüne isyan etmiş olur. Kim de, davetsiz olarak bir sofrada oturursa hırsız olarak girer. Yağmacı olarak çıkar denilmiştir. |Buhari, Nikah 71, 74; Müslim, Nikah 103, (1429); Tirmizi, Nikah 11, (1098); Ebu Davud, Et'ime 1, (3736, 3737, 3738, 3739)|3958
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Bazı Vesilelerle Yenen Yemekler|ebu davud|Humeyd İbnu Abdirrahman el-Hımyeri|Humeyd İbnu Abdirrahman el-Hımyeri'nin ashabından bir kimseden naklettiğine göre, Resulullah (sav) şöyle buyurmuşlardır: "İki kişi birden davet ederse kapı itibariyle hangisi yakınsa ona icabet et. Çünkü kapısı daha yakın olan komşulukta daha yakındır. Bunlardan biri önce davet etmiş ise, önce davranana icabet et!" |Ebu Davud, Et'ime 9, (3756)|3959
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Bazı Vesilelerle Yenen Yemekler|buharimüslimtirmizi|Ebu Mes'ud El-Ensari|Ensar'dan Ebu Şuayb adında bir zat vardı. Bunun et satışı yapan bir kölesi vardı. (Bir gün) Resulullah (sav)'ı gördü ve yüzünden acıkmış olduğunu anladı. Kölesine: "Bize beş kişilik yemek hazırla! Ben Resulullah (sav)'ı da beşin beşincisi olarak davet etmek istiyorum!" dedi. Gerçekten de Resulullah (sav)'ı beşin beşincisi olarak davet etti. Onları bir kişi daha takib etti. Kapıya geldiklerinde Resulullah (sav) (ev sahibine): "Bize bu da uydu, istersen ona da izin ver, istersen dönsün" buyurdular. Adam: "Ey Allah'ın Resulü, ona da izin veriyorum!" dedi. |Buhari, Et'ime 57, 34, Büyu 21, Mezalim 14; Müslim, Eşribe 138, (2036); Tirmizi, Nikah 12, (1099)|3960
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Bazı Vesilelerle Yenen Yemekler|müslimnesai|Enes|Resulullah (sav)'ın İranlı bir komşusu vardı, güzel et yemeği yapardı. (Bir gün) Resulullah (aleyhissalatu vesselam) için yemek hazırladı. Sonra davet etmeye geldi. Resulullah (sav) Aişe'yi göstererek: "Şunun için de davet var mı?" diye sordu. Adam: "Hayır!" deyince, Aleyhissalatu vesselam da: "Hayır, (davetinizi kabul etmiyorum)!" cevabını verdi. Adam dönüp, davetini tekrarladı. Resulullah da: "Ya şu?" diye Hz. Aişe için de izin istedi. Adam: "Hayır" dedi. Resulullah da: "Hayır!" cevabını verdi. Sonra adam tekrar davet etmeye geldi. Resulullah da: "Ya şu?" diye ısrar etti. Adam bu sefer: "Evet (O da davetli!)" dedi. (Resulullah ve Hz. Aişe) ikisi birlikte kalkıp birbirleriyle şakalaşarak davet sahibinin evine geldiler. |Müslim, Eşribe 139, (2037); Nesai, Talak 23, (6,158)|3961
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Bazı Vesilelerle Yenen Yemekler|buharimüslimebu davudtirmizinesaimuvatta|Enes|Resulullah (sav) Abdurrahman İbnu Avf radıyallahu anh'ın elbisesinde bir sarılık görmüş idi. "Hayrola, bu da ne?" diye sordu. Abdurrahman: "Bir kadınla, bir nevat ağırlığında mehir ödeyerek, evlendim!" açıklamasını yaptı. Aleyhissalatu vesselam: "Allah (evliliği) sana mübarek etsin, ancak bir koyunla da olsa bir ziyafet ver!" buyurdular. |Buhari, Nikah 68, 69; Müslim, Nikah 87, (1428); Ebu Davud, Et'ime 2, (3743); Tirmizi, Nikah 10, (1094); Nesai, Nikah 67; Muvatta, Nikah 47)|3962
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Bazı Vesilelerle Yenen Yemekler|buharimüslimebu davud|Enes|Resulullah (sav) Zeyneb Bintu Cahş'ın düğününde verdiği ziyafeti, diğer zevcelerinin hiç birinin düğününde vermemiştir. Bu düğünde bir koyun kesti. [Bir rivayette şöyle der: "(Zeyneb'in düğününe gelenlere doyarak sofrayı) terketmelerine kadar ekmek ve et yedirdi"] |Buhari, Nikah 68, 69; Müslim, Nikah 87, (1428); Ebu Davud, Et'ime 2, (3743)|3963
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Bazı Vesilelerle Yenen Yemekler|ebu davudtirmizi|Enes|Safiyye Bintu Huyeyy'in nikahında Resulullah (sav) sevik ve hurma ile ziyafet verdi. |Ebu Davud, Et'ime 2, (3744); Tirmizi, Nikah 10, (1095)|3964
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Bazı Vesilelerle Yenen Yemekler|buhari|Safiyye Bintu Şeybe|Resulullah (sav), hanımlarından birinin düğününde iki müdd miktarında arpa(dan yapılan yemek) ile ziyafet verdi. |Buhari, Nikah 70|3965
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Bazı Vesilelerle Yenen Yemekler|tirmizi|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Düğün yemeği, düğünün birinci günü haktır, ikinci günü sünnettir, üçüncü günü desinler içindir. Kim desinler için iş yaparsa Allah da ona göre muamele yapar. |Tirmizi, Nikah 10, (1097)|3966
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Bazı Vesilelerle Yenen Yemekler|buharimüslimmuvattaebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) diyordu ki: "En şerli yemek, sadece zenginlerin çağrılıp fakirlerin çağırılmadığı yemektir. Kim de davete icabet etmez, yemeğe gelmezse, Allah ve Resulüne asi olmuştur." (Bir diğer rivayette "(Yemeğin kötüsü) gelene verilmeyen, ona gelmeyeceklerin davet edildiği yemektir" denilmiştir) |Buhari, Nikah 72; Müslim, Nikah 107-110, (1432); Muvatta, Nikah 50, (2, 546); Ebu Davud, Et'ime 1, (3742)|3967
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Bazı Vesilelerle Yenen Yemekler|ebu davudtirmizinesai|Semüre İbnu Cündüb|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Her çocuk, akika kurbanı ile rehinelenmiştir. Bu kurban, (doğumunun) yedinci günü, onun adına kesilir. (O gün) saçı da traş edilir ve çocuğa isim de verilir." |Ebu Davud, Edahi 21, (2837, 2838); Tirmizi, Edahi 23, (1572); Nesai, Akika 5, (7, 166)|3968
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Bazı Vesilelerle Yenen Yemekler|muvatta|Zeyd İbnu Eşlem|Zeyd İbnu Eşlem, Beni Eşlem'den bir adamdan, o da sahabi olan babası (ra)'ndan naklediyor. "Resulullah (sav)'a akikadan sorulmuştu. Şu cevabı verdiler: "Ben ukuku (isyanı) sevmem!" Böyle demekle, sanki akika ismini kullanmaktan hoşlanmadığını ifade etmişti. Şunu ilave ettiler: "Kimin bir evladı olur da, ona bedel kurban kesmek isterse, bunu yapsın." |Muvatta, Akika 1, (2,500)|3969
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Bazı Vesilelerle Yenen Yemekler|ebu davudtirmizinesai|Ümmü Kürz|Resulullah (sav)'ın şöyle söylediğini işittim: "Oğlan çocuğu için birbirine denk iki kurban, kız çocuğu için bir kurban kesmek gerekir. (Kurbanlığın) erkek veya dişi olması farketmez." |Ebu Davud, Edahi 21, (2834, 2835, 2836); Tirmizi, Edahi 17, (1516); Nesai, Akika 3, (7,165)|3970
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Bazı Vesilelerle Yenen Yemekler|muvatta|Nafi'|İbnu Ömer (ra)'e ehlinden her kim bir akika istemiş ise, ona mutlaka bir akika vermiştir. Kız ve erkek, her çocuğu için birer koyun kurban ederdi. Urve İbnu'z-Zübeyr merhum da böyle yapardı. (İmam Malik der ki: "Bana ulaştığına göre, Ali İbnu Ebî Talib (ra)'de böyle yaparmış.") |Muvatta, Akika 4, (2, 501)|3971
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Bazı Vesilelerle Yenen Yemekler|ebu davudnesai|İbnu Abbas|Resulullah (sav), torunları Hz. Hasan ve Hz.Hüseyin için, akika olarak birer koyun kurban etti." Hadisin Nesai'deki vechinde: "...ikişer koyun kurban etti" denmiştir. |Ebu Davud, Edahi 21, (2841); Nesai, Akika 4, (7,166)|3972
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Bazı Vesilelerle Yenen Yemekler|tirmizi|Ali|Resulullah (sav), Hz. Hasan (ra) için akika olarak bir koyun kurban etti ve: "Ey Fatıma!" dedi, "Çocuğun başını tıraş ettir ve saçının ağırlığınca gümüş tasadduk et!" Bu emir üzerine saçı tarttık, ağırlığı bir dirhem veya buna yakın bir şeydi. |Tirmizi, Edahi 20, (1519)|3973
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Bazı Vesilelerle Yenen Yemekler|muvatta|Cafer İbnu Muhammed|Cafer İbnu Muhammed babasından o da Hz. Fatıma (ra)'dan rivayet ettiğine göre, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'in, Zeyneb'in, Ümmü Külsüm (ra)'ün saçlarını tarttı. Bunların ağırlığınca gümüş tasadduk etti. |Muvatta, Akika 2, (2, 501)|3974
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Bazı Vesilelerle Yenen Yemekler|ebu davudnesai|Nübeyse el'Hüzeli|Bir adam sordu: "Ey Allah'ın Resulü! Biz, cahiliye devrinde, Receb ayında atire kurbanı kesiyorduk. Şimdi ne yapmamızı emir buyurursunuz?" Resulullah şu cevabı verdi: "Hangi ayda olursa olsun, Allah için kesin ve Allah için hayır hasenatta bulunun, Allah için yedirip içirin." Yine sordular: "Cahiliye devrinde Fere' kurbanı kesiyorduk, şimdi ne yapmamızı emrederdiniz?" Resulullah (sav) dedi ki: "Kırda otlayan her bir sürü için bir fere' kurbanı vardır. Bu o yıl doğan ve hacılara yük taşıyarak güce gelinceye kadar diğerleriyle birlikte beslediğin bir hayvandır. O safhaya gelince kesip etini yolculara tasadduk edersin." Ebu Kılabe'ye dendi ki: "Bir fere' kurbanı gerektiren sürü ne miktar olmalıdır?" Yüz (baş hayvan)" diye cevap verdi. |Ebu Davud, Edahi 20, (2830); Nesai, Fere' 7-8, (7, 169, 171)|3975
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Bazı Vesilelerle Yenen Yemekler|nesai|Haris İbnu Amr|Haris İbnu Amr, Resulullah (sav)'a atire ve fere' kurbanları hakkında sormuş, Resulullah da kendisine: "Dileyen atire kurbanı kessin, dileyen de kesmesin; dileyen fere' kurbanı kessin dileyen de kesmesin. Davarın bir kurban hakkı vardır!" diye cevap vermiş, parmaklarının hepsini kapayıp sadece birini yummayarak onu göstermiştir. |Nesai, Fere' 1, (7, 168, 169)|3976
YİYECEKLER BÖLÜMÜ|Bazı Vesilelerle Yenen Yemekler|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İslam'da fere' kurbanı da yok, atire kurbanı da yok." |Buhari, Akika 4; Müslim, Edahi 32, (1976); Ebu Davud, Edahi 20, (2831, 2832); Tirmizi, Edahi 15 (1512); Nesai, Fere' 1, (7,167)|3977
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Tedavinin Cevazı|ebu davud|Ebu'd Derda|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah Teala Hazretleri hastalığı da ilacı da indirmiştir. Ve her hastalığa bir ilaç varetmiştir. Öyleyse tedavi olun. Ancak haram olan şeyle tedavi olmayın." |Ebu Davud, Tıbb 11, (3874)|3978
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Tedavinin Cevazı|buhari|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: "Şafi-i Kerim Allah Teala Hazretleri, her ne hastalık indirmişse onun devasını da indirmiştir." (Ebu Davud ve Tirmizi'de şu ziyade var: "Tek bir hastalığın ilacı yoktur" dedi. Kendisine: "O hangi hastalıktır?" diye soruldu da: "İhtiyarlık!" cevabını verdi.") |Buhari, Tıbb 1, Ebu Davud, Tıbb 1, (3855); Tirmizi, Tıbb 2, (2039); İbnu Mace, Tıbb 1, (3436)|3979
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Tedavinin Cevazı||Cabir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Her hastalığın bir devası vardır. Hastalığın ilacına rastlanırsa Allah Teala'nın izniyle hastalıktan şifa bulur." ||3980
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Tedavinin Mekruhluğu|tirmiziibnu mace|Ukbe İbnu Amir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Hastalarınızı yeyip içmeye zorlamayın. Zira Allah Teala Hazretleri onlara yedirir içirir." |Tirmizi, Tıbb 4, (2041); İbnu Mace, Tıbb 4, (3444)|3981
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Tedavinin Mekruhluğu|buharimüslim|Aişe|Resulullah (sav)'a hastalığı sırasında ağzından ilaç içirdik. Bize içirmememizi işaret etti. Ancak biz (itirazını) hastalarda ilaca karşı görülen nefret (diye) değerlendirmiş (ve içirmiştik). Kendine gelince: "Bana ilaç vermeyin demedim mi?" diye bizi payladı. Biz, davranışımızın sebebini: "(Herhalde) hastaların ilaca gösterdikleri nefret olarak değerlendirdik" diye açıkladık. (Resulullah, buna rağmen öfke izhar edip, herkesi cezalandırmak üzere): "İlaçtan içmedik kimse kalmayacak!" emretti ve: "Abbas hariç hepinizi göreceğim, zira o (bana zorla ilaç içirirken) yanınızda değildi" buyurdu. |Buhari, Tıbb 21, Meğazi 83; Müslim, Selam 83, (2213)|3982
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Tedavinin Mekruhluğu|ebu davud|Abdullah İbnu Amr İbni'l-As|Resulullah (sav) buyurdular ki "Benim tiryak içmem, temime (muska) takınmam, içimden gelen şiiri okumam aldırmazlık olur." |Ebu Davud, Tıbb 10, (3869)|3983
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Tedavinin Mekruhluğu|tirmiziibnu mace|Muğire İbnu Şu'be|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim vücudunu dağlatır veya rukye yaptırırsa tevekkülü terketmiş olur." |Tirmizi, Tıbb 14, (2056); İbnu Mace, Tıbb 23, (3489)|3984
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Vasfettiği İlaçlar|buharimüslimtirmizi|Ebu Sa'idi'l-Hudri|Bir adam Resulullah (sav)'a gelerek: "Kardeşim ishal oldu (ne yapayım?)" diye sordu. Aleyhissalatu vesselam: "Ona bal (şerbeti) içir!" ferman buyurdu. Adam içirdi. Bilahare aynı şahıs tekrar gelip: "Ben bal (şerbeti) içirdim. Ancak, bu onun ishalini artırmadan başka bir şeye yaramadı" dedi. (Adamın bu gidip gelmeleri) üç kere tekrar etti, Sonunda Aleyhissalatu vesselam: "Allah doğru söyledi. Kardeşinin karnı yalan söyledi (hata etti)" buyurdu. Sonra bir kere daha içirdi. Bu sefer kardeşi iyileşti. |Buhari, Tıbb 4, 24; Müslim, Selam 91, (2217); Tirmizi, Tıbb 31, (2083)|3985
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Vasfettiği İlaçlar|buharimüslimtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "ölüm dışında hiçbir hastalık yoktur ki çörek otunda onun için bir deva bulunmasın." |Buhari, Tıbb 7; Müslim, Selam 89, (2215); Tirmizi, Tıbb 5, (2042), 22, (2071)|3986
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Vasfettiği İlaçlar|buharimüslimebu davud|Şad İbnu Ebi Vakkas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim her sabah acve hurmasından yedi tane yerse o gün geceye kadar ona ne zehir ne de sihir zarar verir." |Buhari, Tıbb 52, 56, Et'ime 43; Müslim, Eşribe 154, (2047); Ebu Davud, Tıbb 12, (3875, 3876)|3987
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Vasfettiği İlaçlar|müslim|Aişe|Resulullah (sav) buyurdular ki: "(Medine'nin Necd cihetinde yer alan) Aliye acvesinde şifa vardır. O sabahın ilk vaktinde (yenirse) panzehirdir." |Müslim, Eşribe 156, (2048)|3988
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Vasfettiği İlaçlar|buharimüslimtirmizi|Said İbnu Zeyd|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Mantar kudret helvası cinsindendir. Suyu göze şifalıdır." |Buhari, Tıbb 20, Tefsir, Bakara 3; Müslim, Eşribe 157, (2049); Tirmizi, Tıbb 22, (2068)|3989
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Vasfettiği İlaçlar|tirmizi|Ebu Hüreyre|Halk: "Mantar toprağın çiçek hastalığıdır" demiştir. Resulullah (sav) şöyle söylediler: "Mantar (Allah'ın Beni İsrail'e in'am ettiği kudret helvası denen) menn'dendir. Suyu göz için şifadır, Acve (denen hurma cinsi) cennettendir ve zehire karşı şifadır." Ebu Hüreyre ilave eder: "Ben üç veya beş veya yedi mantar aldım, onları sıkıp suyunu bir şişeye koydum. Gözü hasta olan bir cariyeme tatbik ettim. İyileşti." |Tirmizi, Tıbb 22, (2068, 2069, 2070)|3990
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Vasfettiği İlaçlar|tirmizi|Selma|Resulullah (sav)'ın zevcelerinden birine hizmet eden Selma adında bir kadın anlatıyor: "Resulullah (sav)'a bir yara veya bir bere gelecek olsa, bana emrederdi, onun üzerine kına koyardım. |Tirmizi, Tıbb 13, (2055)|3991
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Vasfettiği İlaçlar|tirmizi|Esma Bintu Umeys|Resulullah (sav) bana: "Ne ile (barsaklarını) yumuşatıyorsun?" diye sordu. Ben: "Şübrüm ile!" dedim. "Hararet de hararet!" buyurdu. Bunun üzerine ben, sonra sena otunu müshil olarak kullandım. Resulullah (sav) (bunu öğrenince): "Eğer ölüme karşı şifa taşıyan bir şey olsaydı bu, mutlaka sena'da olurdu" buyurdu. |Tirmizi, Tıbb 30, (2082)|3992
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Vasfettiği İlaçlar|buharimüslimebu davud|Ümmü Kays Bintu Mihsan|Ben küçük bir oğlumla birlikte Resulullah (sav)'ın huzuruna girdim. (O sırada boğazındaki hastalığı sebebiyle çocuğa (i'lak denen) tedavi uygulamıştım. "Çocuklarınızın boğaz hastalığını niye i'lak usulüyle (elle sıkarak) tedavi ediyorsunuz? Size şu ud-u Hindi'yi (Kust-u Hindi) tavsiye ederim. Zira onda yedi türlü şifa vardır. Zatü'l'cenb'in ilacı ondadır. Boğaz hastalığına karşı burna damlatılır. Zatü'l-cenb'e karşı ağızdan verilir." Zühri merhum der ki: "(Resulullah) bize (ilacın fayda vereceği) iki şeyi açıkladı, ama beşini açıklamadı." |Buhari, Tıbb 10, 21, 26; Müslim, Selam 139, (1214); Ebu Davud, Tıbb 13, (3877)|3993
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Vasfettiği İlaçlar|tirmizinesaiİbnu maceebu davud|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İsmid'i kullanmaya devam edin. Zira o, sürmelerinizin en hayırlısıdır. Görmeyi parlatır, saçı bitirir." Resulullah (sav) sürme çekince önce üç kere sağ gözüne çekerdi, onunla başlar, onunla bitirirdi. Sol gözüne de iki kere çekerdi. |Tirmizi, Libas 23, (1757), Tıbb 9, (2049); Nesai, Zinet 28, (8, 150); İbnu Mace, Tıbb 25, (3497); Ebu Davud, Libas 16, (4061)|3994
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Vasfettiği İlaçlar|tirmizinesaiİbnu maceebu davud|İbnu Abbas|Bir başka rivayette şöyle gelmiştir: "Resulullah (sav)'ın bir sürmedanı vardı. Her gece şu gözüne üç, öbür gözüne de üç kere sürme çekerdi. |Tirmizi, Libas 23, (1757), Tıbb 9, (2049); Nesai, Zinet 28, (8, 150); İbnu Mace, Tıbb 25, (3497); Ebu Davud, Libas 16, (4061)|3995
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Vasfettiği İlaçlar|buharimüslimtirmizi|Rafi İbnu Hadic|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Hararet, cehennemden bir kabarmadır. Hararetinizi (soğuk) su ile soğutunuz." |Buhari, Tıbb 28, Bed'ü'l-Halk 10; Müslim, Selam 83, (2212); Tirmizi, Tıbb 25, (2074)|3996
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Vasfettiği İlaçlar|tirmizi|Sevban|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Size humma isabet ederse, humma ateşten bir parça olduğu için, derhal su ile söndürsün. (Şöyle ki): Akmakta olan bir nehrin içine girsin. Akıntıyı karşısına alıp dursun ve sabah namazından sonra ve güneşin doğuşundan önce şu duayı yapsın: "Allah'ın adıyla! Ey Allah'ım, kuluna şifa ver ve Resulun Hz. Muhammed'in sözünü doğrula!" Nehre üç gün, üç kere bansın. Üçte şifa bulamazsa, beş, yedi, dokuz (gün)e kadar çıksın. Zira humma Allah'ın izniyle dokuz (gün)ü tecavüz etmez (şifa hasıl olur)." |Tirmizi, Tıbb 33, (2084)|3997
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Vasfettiği İlaçlar|rezin|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cibril aleyhisselam bana, bir ilaç öğretti. Bu bütün hastalıklara devadır. Ayrıca dedi ki: "Ben bu ilacı Levh-i Mahfuz'dan istinsah edip yazdım." (İlacı şöyle tarif etti): "Dam üzerinden akmayan yağmur suyundan temiz bir kaba alırsın, Üzerine Fatiha suresini yetmiş kere okursun. Bir o kadar da Ayetü'l-Kürsi'yi, bir o kadar da İhlas suresini, bir o kadar Kul euzu bi-Rabbi'l-Felak'ı, bir o kadar Kul euzu bi Rabbi'n'Nas'ı, La-ilahe illallahü vahdehu la şerike leh. Lehül mülkü ve Lehül hamdü yuhyi ve yümit ve hüve hayyun id yematu bi-yedikel hayr ve hüve ala külli şey'in kadir'i okur. Sonra yedi gün oruç tutar ve her gün bu su ile orucunu açar." Rezin ilavesidir. Kaynağı bulunamamıştır. Cami'u'l-Usül muhakkiki Abdulkadir el-Amavud: "Zayıflık veya mevzuluk alameti gözükmektedir" der. |Rezin|3998
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Vasfettiği İlaçlar|buharimüslim|Aişe|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Telbine (denen sütlü çorba) hastanın kalbini dinlendirir, hüznün bir kısmını götürür." |Buhari, Tıbb 8, Et'ime 24; Müslim, Selam 90, (2216)|3999
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Vasfettiği İlaçlar|tirmizi|Aişe|Resulullah (sav), aile halkından birine humma (rahatsızlığı) gelince hamurdan çorba yapılmasını emrederdi ve çorba yapılırdı. Sonra hastalara emrederdi ve onlar da ondan ağır ağır içerlerdi. Resulullah (sav) derdi ki: "Çorba hüzünlü kimsenin kalbini takviye eder, hastanın kalbinden elemi çıkarır, tıpkı birinizin, su ile yüzünden kiri çıkarması gibi." |Tirmizi, Tıbb 3, (2040)|4000
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Vasfettiği İlaçlar|tirmizi|Enes|Ureyne kabilesinden bir grup insan Medine'ye gelmişti. Burası sıhhatlerine iyi gelmedi, hastalandılar. Resulullah (sav) da onları sadaka develerinin bulunduğu yere gönderdi ve: "Sütlerinden ve bevillerinden için!" emir buyurdu. Onlarda içtiler ve iyileştiler. |Tirmizi, Tıbb 6, (2043)|4001
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Vasfettiği İlaçlar|buhari|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Şifa üç şeydedir: * Bal şerbeti. * Kan aldırma, * Ateşle dağlama. Ancak ümmetimi dağlamaktan menediyorum." Bir rivayette: "Balda, hacamat olmada şifa vardır" demiştir. |Buhari, Tıbb 3|4002
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Vasfettiği İlaçlar|tirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdu ki: "Kendisiyle tedavi olduğunuz şeylerin en hayırlısı sa'üt (burun damlası), hacamat (kan aldırma), ledüd (ağızdan damlatma) ve meşiyy (müshil içme)dir." |Tirmizi, Tıbb 9, (2048,2049)|4003
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Vasfettiği İlaçlar|tirmiziibnu mace|Zeyd İbnu Erkam|Resulullah (sav), zatülcenb hastalığının tedavisinde zeytinyağı ve vers'i methederdi." Katade der ki: "Zeytinyağı ağzın, hastalık hissedilen tarafından içirilirdi." Bir rivayette: "Resulullah (sav) bize, zatü'l cenbten kustu'l-bahri ve zeytinyağı ile tedavi olmamızı emrederdi" denmiştir." |Tirmizi, Tibb 25, (2079, 2080); İbnu Mace, Tıbb 17, (3467)|4004
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Vasfettiği İlaçlar|rezin|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İki şeyde ne çok şifa vardır: Sabır ve süffa." [Rezin tahric etmiştir.] |Rezin|4005
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Vasfettiği İlaçlar|buharimüslimebu davudtirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sav) hacamat oldu ve hacamatı yapan doktora ücretini ödedi ve ayrıca burun damlası da kullandı. |Buhari, Tıbb 9; Müslim, Selam 76, (1202); Ebu Davud, Tıbb 8, (3867); Tirmizi, Tıbb 9, (2048)|4006
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Vasfettiği İlaçlar|ebu davudtirmizi|Ümmü'l-Münzir Bintu Kays|Beraberinde Ali (ra) olduğu halde Resulullah (sav) yanıma girdi. Ali bu sırada (geçirdiği bir hastalığın) nekahet devresinde idi. Evimizde busr (hurma çağlası) salkımları asılı idi. Resulullah (sav) ondan yemeye başladı. Ali de yemek üzere kalktı. Resulullah (sav) Ali'ye yönelerek: "Ağır ol, ağır ol! Sen daha nekahet dönemindesin!" dedi ve Ali bırakıncaya kadar tekrarladık. Ümmül-Münzir, anlatmaya devam ederek: "Ben arpa ve çöğender otundan yemek pişirip getirdim. Resulullah (sav): "Ey Ali," buyurdular, "bundan al, bu sana daha faydalı!" |Ebu Davud, Tıbb 2, (3856); Tirmizi, Tıbb 1, (2038)|4007
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Vasfettiği İlaçlar|buharimüslimtirmiziibnu mace|Sehl İbnu Sa'd|Resulullah (sav) Uhud savaşı sırasında yaralanınca, Hz. Fatıma (ra), mübarek yüzlerinden kanı yıkamaya başladılar. Ali de Fatıma (ra)'ya su döküyordu. Fatıma (ra) suyun kanı gittikçe artırdığını görünce bir parça hasır aldı. Onu yakıp iyice kül haline gelince yaraya bastı. Böylece kan da durdu. |Buhari, Cihad 80, 85, 163, Vudu 72, Meğazi 24, Nikah 123, Tıbb 27; Müslim, Cihad 101, (1790); Tirmizi, Tıbb 34 (2086); İbnu Mace, Tıbb 15 (3464)|4008
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Vasfettiği İlaçlar|müslimebu davudtirmizi|Vail İbnu Hucr|Tarık İbnu Süveyd el-Cu'fi (ra), Resulullah (sav)'a hamr (alkollüler) ile tedavi hususunda sordu. Aleyhissalatu vesselam onu bundan men etti ve: "Hayır! O, deva değil, derttir!" buyurdu. |Müslim, Eşribe 12, (1984); Ebu Davud, Tıbb 11, (3873); Tirmizi, Tıbb 8, (2047)|4009
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Vasfettiği İlaçlar|ebu davudtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) zehir ve benzeri her çeşit habis ilacı yasakladı. |Ebu Davud, Tıbb 11, (3870); Tirmizi, Tıbb 7, (2046)|4010
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Vasfettiği İlaçlar|ebu davud|Abdurrahman İbnu Osman et-Teymi|Bir tabib gelerek Resulullah (sav)'a ilaç yapımında kurbağayı kullanmaktan sordu. Resulullah adamı kurbağayı öldürmekten nehyetti. |Ebu Davud, Tıbb 11, (3871); Nesai, Sayd 36, (7, 210)|4011
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Vasfettiği İlaçlar|ebu davudibnu mace|Ebu Kebşe el-Enmari|Resulullah (sav) başından ve iki omuzu arasından hacamat olur ve: "Kim bu kandan akıtırsa, herhangi bir hastalık için, bir başka ilaçla tedavi olmasa da zarar görmez!" buyururdu. |Ebu Davud, Tıbb 4, (3869); İbnu Mace, Tıbb 21, (3484)|4012
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Vasfettiği İlaçlar|ebu davudtirmiziibnu mace|Enes|Resulullah (sav)'a boynunun iki tarafındaki damarlar ile iki omuzun ortasındaki damardan hacamat olurdu. |Ebu Davud, Tıbb 4, (3860); Tirmizi, Tıbb 12, (2052); İbnu Mace, Tıbb 21, (3483)|4013
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Vasfettiği İlaçlar|tirmizi|Enes|Tirmizi şu ziyadede bulunur: "Resulullah (sav) ayın onyedisinde, ondokuzunda ve yirmi birinde hacamat olurdu." |Tirmizi, Tıbb 12, (2052)|4014
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Vasfettiği İlaçlar|buharimüslim||Resulullah (sav) hacamat olur, kimseye ücretinde zülmetmezdi. |Buhari, İcare 18; Müslim, Selam 77 (1577)|4015
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Vasfettiği İlaçlar|tirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Haccam ne iyi kuldur; (fazla) kanı giderir, beli hafifletir, gözü parlatır." İbnu Abbas der ki: "Resulullah (sav) Mi'rac gecesinde, meleklerden mürekkep bir cemaate her uğrayışında; "Hacamat olmaya devam et! Ümmetine de hacamat olmalarını emret!" derlerdi." |Tirmizi, Tıbb 12, (2054)|4016
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Vasfettiği İlaçlar|ebu davud|Ebu Bekre|Kendisinden anlatıldığına göre, bu muhterem sahabi, ailesini salı günü hacamat olmaktan men ederdi. Derdi ki: "Resulullah (sav) buyurdular ki: "Salı günü kan günüdür. O günde bir saat vardır, kan durmaz." |Ebu Davud, Tıbb 5, (3862)|4017
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Vasfettiği İlaçlar|müslimebu davud|Cabir|Sa'd İbnu Mu'az (ra) kolundaki (can) damarından isabet aldığı zaman Resulullah (sav) onu elindeki uzunca bir demir çubukla bizzat dağladı. Ancak yarası tekrar şişti. Resulullah da ikinci sefer dağladı. |Müslim, Selam 75, (2208); Ebu Davud, Tıbb 7, (3866)|4018
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Vasfettiği İlaçlar|tirmizi|Enes|Resulullah (sav), Sa'd İbnu Zürare'yi sivilce sebebiyle dağladı. |Tirmizi, Tıbb 11, (2051)|4019
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Vasfettiği İlaçlar|tirmiziebu davud|İmran İbnu Husayn|Resulullah (sav) bizi dağlama yapmaktan nehyetti. Ancak biz, (ona başvurmaya zorlayan) durumlarla karşılaştık. Birçok defalar dağlama yaptık. (Sünnete muhalefetimiz sebebiyle) rahatsızlığımızdan kurtuluş bulamadık. |Tirmizi, Tıbb 10, (2050); Ebu Davud, Tıbb 7, (3865)|4020
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Rukye Ve Temimlerin (Muskaların) Cevazı|ebu davudmüslim|Avf İbnu Malik|Biz cahiliye devrinde afsunlama yoluyla tedavide bulunurduk. Bu sebeple: "Ey Allah'ın Resulü! Bu hususta ne dersiniz?" diye sorduk. Bize: "Okuduğunuz duaları bana arzedin bakayım!" buyurdular. (Biz de okuyup arzettik. Dinledikten) sonra: "İçerisinde şirk olmayan dua ile rukye yapmada bir beis yoktur!" buyurdular. |Ebu Davud, Tıbb 18, (3886); Müslim, Selam 64, (2200)|4021
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Rukye Ve Temimlerin (Muskaların) Cevazı|müslim|Cabir|Resulullah (sav) Benî Amr İbni Hazm'a yılana karşı rukye yapma ruhsatı tanıdı. Biz Resulullah (sav) ile birlikte otururken bizden bir kimseyi akrep soktu. Bir adam: "Ey Allah'ın Resulü, buna rukye yapayım mı?" diye sordu: "Sizden kim kardeşine faydalı olabilecekse hemen olsun" buyurdular. |Müslim, Selam 60-61, (2198,2199)|4022
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Rukye Ve Temimlerin (Muskaların) Cevazı|müslimebu davudtirmizi|Enes|Resulullah (sav) bize, zehire karşı, göz değmesine karşı, nemle kurduna karşı rukye yapmamıza ruhsat tanıdı. |Müslim, Selam 58, (2196); Ebu Davud, Tıbb 18, (3889); Tirmizi, Tıbb 15, (2057)|4023
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Rukye Ve Temimlerin (Muskaların) Cevazı|ebu davud||Ebu Davud'un bir diğer rivayetinde: "Rukye sadece göz değmesine veya zehire veya kesilmeyen kana karşı yapılır" denmiştir. |Ebu Davud, 18, (3889)|4024
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Rukye Ve Temimlerin (Muskaların) Cevazı|ebu davud|Sehl İbnu Huneyf|Ebu Davud'un Sehl İbnu Huneyf'ten yaptığı bir diğer rivayetinde: "Rukye sadece nefse (insana değen gözden), veya zehire veya sokmaya karşı vardır." |Ebu Davud, Tıbb 18, (3888)|4025
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Rukye Ve Temimlerin (Muskaların) Cevazı|tirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sav), hummaya ve bütün ağrılara karşı şu duayı okumamızı öğretmişti: "Bismillahi'l-Kebiri eüzü billahi'l-Azimi min külli ırkın na'arın ve min şerri harri'n nar." "Ulu Allah'ın adıyla, kanla kabaran her bir damardan ve ateş hararetinin şerrinden büyük Allah'a sığınırım." |Tirmizi, Tıbb 26, (2076)|4026
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Rukye Ve Temimlerin (Muskaların) Cevazı|tirmizibuhari|Ali|Resulullah (sav) bir hastaya geldiği veya kendisine bir hasta getirildiği zaman şu duayı okurdu: "Ey insanların Rabbi, acıyı gider, şifa ver, sen Şafisin. Senin şifandan başka şifa yoktur. Senden hiçbir hastalığı hariç tutmayan şifa istiyoruz." |Tirmizi, Daavat 122, (3560); Buhari, Marda 20, Tıbb 39 [rivayet Buhari'de Hz. Aişe'den gelmiştir]|4027
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Rukye Ve Temimlerin (Muskaların) Cevazı|ebu davud|Sabit İbnu Kays İbni Şemmas|Resulullah (sav), ben hasta iken yanıma gelip şu duayı okudu: "Ey insanların Rabbi, Sabit İbnu Kays İbni Şemmas'tan acıyı kaldır." Sonra (Medine'nin) Buthan (nam vadi)'dan toprak alarak bir kadehe koydu, üzerine su döküp nefes etti, sonra (su ile karışan bu toprağı) üstüme serpti. |Ebu Davud, Tıbb 18, (3885)|4028
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Rukye Ve Temimlerin (Muskaların) Cevazı|tirmiziibnu mace|Ebu Saidi'l-Hudri|Resulullah (sav) cinlerden ve insanın göz (değmesi)'nden (çeşitli dualar okuyarak) Allah'a sığınırdı. Muavvizateyn (Nas ve Felak sureleri) nazil olunca bu iki sureyi esas aldı, diğerlerini terketti. |Tirmizi, Tıbb 16, (2059); İbnu Mace, Tıbb 33, (3511)|4029
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Rukye Ve Temimlerin (Muskaların) Cevazı|müslimtirmizi|Ebu Saidi'l-Hudri|Cibril aleyhisselam Resulullah (sav)'ın yanına geldi ve: "Ey Muhammed, hasta mısın?" diye sordu, "Evet!" cevabını alınca, Cibril aleyhisselam şu duayı okudu. "Bismillahi erkike, min külli dain yü'zike ve min şerri külli nefsin ev aynin hasidin. Allahu yeşfike, bismillahi erkike, (Seni Allah'ın adıyla, sana eza veren bütün hastalıklara karşı, bütün kötü nefis ve hasedce gözlere karşı sana okuyorum. Allah sana şifa versin, ben Allah'ın adıyla sana dua ediyorum)." |Müslim, Selam 40, (2186); Tirmizi, Cenaiz 4, (972)|4030
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Rukye Ve Temimlerin (Muskaların) Cevazı|ebu davud|Ebu'd'Derda|Anlattığına göre, kendisine bir adam gelerek idrar tutukluğuna yakalandığını söyledi. O da adama: "Ben Resulullah (sav)'ın şöyle söylediğini işittim" dedi: "Sizden kim hastalanırsa şu duayı okusun: "Rabbunallahu'llezi fi's-semai tekaddese ismüke, emrüke fi's-semai ve'l-ardı, kema rahmetüke fi's'semai fec'al rahmeteke fi'l-ardı. Veğfir lena hübena ve hatayana. Enle Rabbu't-Tayyibin. Enzil rahmeten min rahmetike ve şifaen min şifaike ala haza'l-vece'i fe yebreu, (Ey huzuru semavatı dolduran Rabbim! Senin ismin mukaddestir. Senin emrin arz ve semadadır, tıpkı Rahmetin semada olduğu gibi. Arza da rahmetinden gönder ve bizim günahlarımızı ve hatalarımızı affet. Sen (kötü söz ve fiillerden kaçınan) bütün iyi kimselerin Rabbisin. Bu ağrıya, Rahmetinden bir rahmet, şifandan bir şifa indir, iyileşsin." [Ebu'd-Derda (ra), adama] bu duayı okumasını emretti. O da, okudu ve iyileşti. |Ebu Davud, Tıbb 19, (3892)|4031
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Rukye Ve Temimlerin (Muskaların) Cevazı|müslimmuvattaebu davudtirmizi|Osman İbnu Ebi'l'As|Resulullah (sav)'a müslüman olduğum günden beri bedenimde çekmekte olduğum bir ağrımı söyledim. Bana: "Elini, vücudunda ağrıyan yerin üzerine koy ve şu duayı okur buyurdu. Dua şu idi: Üç kere: "Bismillah" tan sonra yedi kere, "Euzu bi-izzetillahi ve kudretihi min şerri ma ecidu ve uhaziru." "Bedenimde çekmekte ve çekinmekte olduğum şu hastalığın şerrinden Allah'ın izzet ve kudretine sığınıyorum" diyecektim. Bunu birçok kereler yaptım. Allah Teala hazretleri benden hastalığı giderdi. Bunu ehlime ve başkalarına söylemekten hiç geri kalmadım. |Müslim, Selam 67, (2202); Muvatta, Ayn 9, (2, 942); Ebu Davud, Tıbb 19, (3891); Tirmizi, Tıbb 29, (2081)|4032
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Rukye Ve Temimlerin (Muskaların) Cevazı|buharimüslimebu davudtirmizi|Ebu Said|Biz [Resulullah (sav)'ın çıkardığı askeri] bir seferdeydik. Bir yerde konakladık. Yanımıza bir cariye gelip: "Obamızın efendisi Selim'i bir zehirli soktu. Onunla meşgul olacak erkekler de şu anda yoklar. Sizde rukye yapan biri var mı?" dedi. Bunun üzerine bizden rukye hususunda maharetini bilmediğimiz bir adam kalkıp onunla gitti ve adama okuyuverdi. Adam iyileşti. Kendisine otuz koyun verdiler. Bize sütünden içirdi. Ona: "Yahu sen rukye bilir miydin?" dedik. "Hayır, ben sadece Fatiha okuyarak rukye yaptım" dedi. Biz kendisine "Resulullah (sav)'a sormadan (bu verdiklerine) dokunma!" dedik. Medine'ye gelince, durumu ona söyledik. Aleyhissalatu vesselam "Fatiha'nın rukye olduğunu (tedavi maksadıyla okunacağını) sana kim söyledi? (verdikleri koyunları paylaşın, bana da bir hisse ayırın) buyurdular. |Buhari, Tıbb 39, 33, Icare 16, Fedailu'l-Kur'an 9; Müslim, Selam 66, (2201); Ebu Davud, Tıbb 19, (3900); Tirmizi, Tıbb 20, (2064,2065)|4033
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Rukyenin Nehyi|müslim|İmran İbnu Husayn|Resulullah (sav): "Ümmetimden yetmişbin kişi (Mahşer'de) hesaba çekilmeden cennete girecektir!" buyurdular. Kendisine: "Ey Allah'ın Resulü! Bunlar kimlerdir?" diye sual edildi. "Onlar, kendilerini dağlatmayanlar, rukyeye başvurmayanlar, teşaüm'e (uğursuzluğa) inanmıyanlar ve Rabblerine tevekkül edenlerdir!" buyurdu. Ukkaşe (ra) kalkıp: "Ey Allah'ın Resulü! Dua buyur, Allah beni onlardan kılsın!" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Sen onlardansın" müjdesini verdi. Bir başkası daha kalkıp: "Ey Allah'ın Resulü! Beni de onlardan kılması için Allah'a dua ediver!" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "O hususta Ukkaşe senden önce davrandı!" cevabını verdi. |Müslim, İman, 371, (218)|4034
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Rukyenin Nehyi|ebu davud|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav)'ı işittim, diyordu ki: "Rukyelerde, temimelerde (muskalarda), tivelelerde (muhabbet muskası) bir nevi şirk vardır." Bunu işiten bir kadın atılarak, (İbnu Mes'ud'a): "Böyle söylemeyin, benim gözüm ağrıyordu. Falan yahudiye gittim geldim. O bana rukye yaptı. Ağrım kesildi" dedi. Abdullah İbnu Mes'ud (ra) tereddüt etmeden, "Bu (ağrı) şeytanın işiydi, o eliyle dürtüyordu, sana rukye yapılınca vazgeçti. Bu durumda sana Resulullah (sav) gibi, şöyle söylemen kafidir: Ezhibi'l-bas Rabbe'n-nas eşfi ente'ş-Şafi, Laşifae illa şifauke, şifaen la yuğadiru sakamen. (Ey insanların Rabbi, acıyı gider, şifa ver, sen Şafisin. Senin şifandan başka bir şifa yoktur, hiçbir hastalık bırakmayan bir şifa istiyorum.)" |Ebu Davud, Tıbb 17, (3883)|4035
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Rukyenin Nehyi|ebu davud|Cabir|Resulullah (sav)'dan nüşre hakkında sorulmuştu: "O şeytan işidir!" buyurdu." |Ebu Davud, Tıbb 9, (3868)|4036
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Rukyenin Nehyi|tirmizi|İsa İbnu Hamza|Abdullah İbnu Ukeym (ra)'ın yanına girdim. Kendisinde kızıllık vardı. "Temime (muska) takmıyor musun?" diye sordum. Bana şu cevabı verdi: "Bundan Allah'a sığınırım. Zira Resulullah (sav) şöyle buyurmuştu: "Kim bir şey takınırsa, ona havale edilir." |Tirmizi, Tıbb 24, (2073)|4037
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Taun Ve Veba|buhari|Aişe|Resulullah (sav)'a taundan sual edilmişti. Şu cevabı verdi: "O, sizden öncekilere Allah'ın gönderdiği bir azabtı. (Şimdi) Allah onu mü'minlere bir rahmet kıldı. Taun çıkan memlekette bulunan bir kul, kendisine Allah'ın takdir ettiği şeyin ulaşacağını bilip, sevap umuduyla sabredip orada kalır ve dışarı çıkmazsa, mutlaka ona şehid sevabının bir misli verilir." |Buhari, Tıbb 31, Enbiya 50, Kader 15|4038
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Taun Ve Veba|buharimüslimmuvattatirmizi|Üsame|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir yerde veba çıktığım duyarsanız oraya girmeyiniz, bulunduğunuz yerde veba çıkmışsa oradan ayrılmayınız." |Buhari, Tıbb 30, Enbiya 50, Hiyel 13; Müslim, Selam 92, (2218); Muvatta, Cami 23, (2, 896); Tirmizi, Cenaiz 66, (1065)|4039
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Taun Ve Veba|ebu davud|Yahya İbnu Abdillah İbnu Bahir|Bana, Ferve İbnu Müseyk el'Muradi (ra)'nin şu sözünü dinleyen zat haber verdi: "Ey Allah'ın Resulü! dedim, "yanımızda Ebyen denen bir yer var. Burası bizim ekim yerimiz ve geçim kaynağımızdır. Ancak vebalı bir yerdir. (Bize ne yapmamızı tavsiye edersiniz)?" Aleyhissal&tu vesselam şu cevabı verdi: "Orayı tamamen bırak. Zira hastalığa yaklaşmada helak var!" |Ebu Davud, Tıbb 24, (3923)|4040
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Göz Değmesi|müslimtirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Göz değmesi haktır. Eğer kaderi (delip) geçecek bir şey olsaydı, bu göz değmesi olurdu. Yıkanmanız taleb edilirse yıkanıverin." [Tirmizi'de "GÖZ değmesi haktır" ibaresi yoktur.] |Müslim, Selam 42, (2188); Tirmizi, Tıbb 19, (2063)|4041
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Göz Değmesi|buharimüslimebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav): "Göz değmesi haktır" demiştir. (Buhari dışındaki rivayetlerde: "Dövme yapmayı da yasakladı" ziyadesi vardır.) |Buhari, Tıbb 36, Libas 86; Müslim, Selam 41, (2187); Ebu Davud, Tıbb 15, (3879)|4042
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Göz Değmesi|ebu davud|Aişe|Göze değene (ain) abdest alması emredilir, onun abdest suyu alınır, bununla göz değmesine uğrayan (mani) yıkanırdı. |Ebu Davud, Tıbb 15, (3880)|4043
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Göz Değmesi|muvatta|Muhammed İbnu Ebi Ümame İbni Sehl İbni Hanif|Ravi, babasından şunları işittiğini anlatmıştır: "Babam Sehl (ra) (Cuhfe yakınlarındaki) Harrar nam mevkide yıkandı. Üzerindeki cübbeyi çıkardı. Bu sırada Amir İbnu Rabi'a ona bakıyordu. Sehl, bembeyaz bir tene, güzel görünüşlü bir cilde sahipti. Amir: "Ne bugünkü bir manzarayı, ne de böylesine ancak çadıra çekilmiş bakirede bulunabilen bir cildi hiç görmedim" dedi. Sehl daha orada iken hummaya yakalandı ve rahatsızlığı şiddet peyda etti (ve yere yıkıldı). Durum Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'a haber verildi ve: "Başını kaldıramıyor" dendi. Halbuki Sehl orduya kaydedilmişti. "Ya Resulallah o, sizinle gelemez. Vallahi başını bile kaldıramıyor!" dediler. Aleyhissalatu vesselam: "Onunla ilgili olarak herhangi bir kimseyi ittiham ediyor musunuz?" diye sordu. "Amir İbnu Rebi'a var" dediler. Resulullah onu çağırtıp kendisine kızdı ve: "Sizden biri niye kardeşini öldürüyor? Niye bir "Barekallah! demedin? Onun için abdest al!" buyurdu. Bunun üzerine Amir yüzünü, ellerini, kollarını, dizlerini ve ayaklannın etrafını ve izarının içini bir kaba yıkadı. Sonra, bir adam bu suyu onun (Sehl'in) üzerine arkasından döktü; derken o anında iyileşti." |Muvatta, Ayn 1, (2,938)|4044
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Talakta Kullanılan Elfaz|ebu davud|İbnu Abbas|Bir erkek hanımına bir defada "Sen üç talakla boşsun!" dese, bu bir talak sayılır." |Ebu Davud, Talak 10, (2197)|4045
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Talakta Kullanılan Elfaz|rezin|İbnu Abbas|Rezin'in zikrettiği bir rivayette (İbnu Abbas şöyle demiştir): "Erkek hanımına (aynı anda üstüste): "Sen boşsun, sen boşsun, sen boşsun" diye üç kere söylerse, bu bir boşama sayılır, yeterki bunlarla birinci defaki söylediği "Sen boşsun!" sözünü tekid etmeyi kastetmiş olsun veya hanımıyla henüz gerdek yapmamış olsun." |Rezin|4046
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Talakta Kullanılan Elfaz|muvatta|İbnu Abbas|Anlattığına göre, bir adam kendisine gelip: "Ben hanımımı yüz talakla boşadım, bu hususta fikriniz nedir (bana bir şey gerekir mi?)" diye sordu. Benden şu cevabı aldı: "Kadın senden üç talakla boşanmıştır. Geri kalan doksan yedisi ile Allah'ın ayetleriyle alay etmiş oluyorsun." |Muvatta, Talak 2, (2, 552)|4047
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Talakta Kullanılan Elfaz|nesai|Mahmud İbnu Lebid|Resulullah (sav)'a bir adamın hanımın üç talakla birden boşadığını haber verdiler, öfke ile kalkıp: "Daha ben aranızda iken Allah'ın kitabıyla mı oynanıyor?" buyurdu. Derken birisi kalkıp: "Ey Allah'ın Resulü, onu öldürmeyeyim mi?" dedi. |Nesai, Talak 6, (6,142)|4048
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Talakta Kullanılan Elfaz|tirmiziebu davud|Abdullah İbnu Yezid İbni Rükane an abihi an ceddihi|Dedim ki: "Ey Allah'ın Resulü, (vallahi) ben hanımımı kesinlikle boşadım." "Peki bununla ne kasdettin?" diye sordu. Bir (talak) kastettim" dedim. Bunun üzerine: "Bununla bir kastettiğim dair Allah'a yemin eder misin?" dedi. Ben de: "Vallahi bununla sadece bir talak kastettim" dedim. Bunun üzerine: "O halde bu senin kastettiğin şekildedir!" buyurdu ve kadını ona geri verdi. O ise, hanımı ikinci kere Hz. Ömer (ra) zamanında, üçüncü kere de Hz. Osman (ra) zamanında boşadı. |Tirmizi, Talak 2, (1177); Ebu Davud, Talak 10, (2196), 14, (2206, 2207, 2208)|4049
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Talakta Kullanılan Elfaz|muvatta||İmam Malik'e ulaştığına göre, Ömer İbnu'l-Hattab (ra)'a, İrak'tan yazılarak sorulmuştur: "Bir erkek hanımına: "Senin ipin (benim elimde değil), boynundadır (dilediğin yere gidebilirsin)" dedi. (Bunun hükmü nedir, hanımı boş mu değil mi?)" Hz. Ömer bunun üzerine oradaki memuruna: "Hacc mevsiminde beni Mekke'de bulmasını emret!" diye yazdı... Hz. Ömer (ra) tavaf yaparken adam yanına gelip selam verdi. Hz. Ömer ona: "Sen kimsin" diye sordu. Adam kendini tanıtarak: "Ben seni bulmamı emrettiğin (Iraklı) kimseyim!" dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer: "Ben sana şu Beyt-i Muazzama'nın Rabbi adına soruyorum: "İpin boynundadır!" derken ne kastettin?" dedi. Adam: "Sen bu mukaddes mekandan başka bir yerde yemin verseydin sana doğruyu söylemezdim. Ben bununla ayrılık kastetmiştim" dedi. Hz. Ömer (ra): "Bunun hükmü senin kastettiğin şeydir" buyurdu. |Muvatta, Talak 5, (1, 551)|4050
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Talakta Kullanılan Elfaz|muvatta|Nafi|İbnu Ömer (ra) haliyye ve beriyye hakkında der ki: "Bunlardan her biri üç kere boşanmış sayılır." |Muvatta, Talak 7, (1, 552)|4051
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Talakta Kullanılan Elfaz|muvatta||İmam Malik'e ulaştığına göre: "Hz. Ali (ra) karısına: "Sen bana haramsın" diyen erkek hakkında: "Bu adam hanımını üç talakla boşadı" diyordu." |Muvatta, Talak 6, (1, 552)|4052
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Talakta Kullanılan Elfaz|buharimüslimnesai|İbnu Abbas|Kim hanımını (kendine) haram kılarsa, bu (boşanma ifade eden) bir şey değildir, bu söz bir yemindir, yemin kefaretinde bulunur. Nitekim ayet-i kerime'de Cenab-ı Hakk: "Allah'ın Resulünde sizin için güzel örnek vardır." (Ahzab 21) buyurmuştur. |Buhari, Talak 8, Tefsir, Tahrim 1; Müslim, Talak 19, (1473); Nesai, Talak 16, (6,151)|4053
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Talakta Kullanılan Elfaz|nesai|İbnu Abbas|Bir adam İbnu Abbas (ra)'a gelerek: "Ben hanımımı kendime haram kıldım! (Ne yapayım, hükmü nedir?)" diye sordu. İbnu Abbas: "Yalan söyledin, o haram değildir" dedi ve şu ayeti okudu. (Mealen): "Ey Peygamber, Allah'ın sana helal kıldığını sen niye kendine haram ediyorsun?" (Tahrim 1) İbnu Abbas ayeti okuduktan sonra dedi ki: "Sen, bu sayılan kefaretlerin en ağırı olan köle azadını yerine getireceksin." |Nesai, Talak 16, (6, 151)|4054
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Talakta Kullanılan Elfaz|muvatta||İmam Malik'e ulaştığına göre, bir adam İbnu Ömer (ra)'a gelerek: "Ben, hanımımın işini kendi eline koydum, o da kendini (benden) boşadı. Bu hususta ne dersiniz?" diye sordu. İbnu Ömer (ra): "Ben, kadının yaptığı gibi olduğuna kaniyim" deyince adam: "Ey Ebu Abdirrahman, böyle yapma!" diye itiraz etti. İbnu Ömer ise: "Bunu ben değil, sen yaptın!" diye cevap verdi. |Muvatta, Talak 10, (2, 553)|4055
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Talakta Kullanılan Elfaz|muvatta|Harice İbnu Zeyd|Ben Zeyd İbnu Sabit (ra)'in yanında oturuyor idim. Muhammed İbnu Ebi Atik gözlerinden yaşlar boşandığı halde ona uğradı. Zeyd (ra): "Neyin var?" diye sordu: "Ben," dedi, "hanımımın işini kendine bırakmıştım, o da beni bıraktı." "Peki (boşanma işini ona bırakmaya) seni sevkeden şey ne idi?" dedi. Muhammed İbnu Ebi Atik: "Kader!" deyince, Zeyd: "Dilersen hanımına dönersin, zira bu bir (talak)dır. Sen ise ona (kadına) daha çok hak sahibisin" fetvasını verdi. |Muvatta, Talak 12, (2, 554)|4056
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Talakta Kullanılan Elfaz|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Mesruk|O beni ihtiyar ettikten sonra hanımını bir veya yüz veya bin defa muhayyer kılmama aldırmam. Nitekim Hz. Aişe'ye sordum da bana: "Resulullah (sav) bizi muhayyer bırakmıştı. [Hepimiz onu ihtiyar ettik.] Bu, talak mıydı?" diye cevap verdi." |Buhari, Talak 5; Müslim, Talak 25, 1477; Ebu Davud, Talak 12, (2203); Tirmizi, Talak 4, (1179); Nesai, Nikah 2, (6, 56)|4057
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Duhulden (Gerdekten) Önce Boşama|müslimebu davudnesai|Tavus|Ebu's-Sahba [adında birisi] İbnu Abbas (ra)'a [sık sık sualler sorardı]. Bir defasında: "Bir kimsenin, hanımını duhulden (temastan) önce üç kere boşaması halinde, alimlerin bunu, bir talak addetiklerini bilmiyor musunuz?" dedi. İbnu Abbas (ra) şu cevabı verdi: "Elbette biliyorum. Resulullah (sav), Hz.Ebu Bekr devirlerinde ve Hz. Ömer (ra)'ın hilafetinin de ilk yıllarında, bir erkek hanımını, daha onunla temastan önce boşayacak olsa, bu bir tek talak addediliyordu. Hz. Ömer, insanların talaka düşkünlüklerini görünce: "Erkeklerin aleyhine olarak bu talaklara müsaade ediyorum" dedi." |Müslim, Talak 17, (1472); Ebu Davud, Talak 10, (2199, 2200); Nesai, Talak 8, (6,145)|4058
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Duhulden (Gerdekten) Önce Boşama|muvattaebu davud|Muhammed İbnu İyas İbnu'l-Bukeyr|Bir adam karısını, temastan (gerdekten) önce üç talakla boşadı. Sonra da onunla nikahının devamını uygun gördü. Fetva sormaya gitti, ben de beraberinde idim. İbnu Abbas ve Ebu Hüreyre (ra)'nin yanlarına geldi. Onlar: "Senden başka bir erkekle evlenmedikçe o hanımla evlenmen mümkün değil!" dediler. Adam, "İyi ama ben onu bir talakla boşadım" dedi. İbnu Abbas (ra): "Sen, kendine ait fazlalığı dinden bırakmışsın!" buyurdu. [Bu metin, Muvatta'daki metindir.] |Muvatta, Talak 37,39, (2,570,571); Ebu Davud, Talak 10, (2198)|4059
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Duhulden (Gerdekten) Önce Boşama|muvatta|Ata İbnu Yesar|Bir adam Abdullah İbnu Amr İbni'l'As (ra)'a, temastan (gerdekten) önce hanımını üç talakla boşayan kimsenin durumunu sordu. Ata rahimehullah der ki: "Ben bakirenin talakı birdir" dedim. Ancak Abdullah bana dedi ki: "Sen hikayecisin (kafadan attın). Bir talak, talak-ı bainle kadını boş kılar, üç ise, kadını bir başkasıyla evlenip ondan boşanıncaya kadar eski kocasına haram kılar." |Muvatta, Talak 33, (2,570)|4060
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Hayızlı Kadının Talakı|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|İbnu Ömer|Anlattığına göre, hanımını hayızlı iken boşamış, babası Hz. Ömer (ra), durumu Resulullah (sav)'a sormuştur. Aleyhissalatu vesselam da: "Ona emret, hanımına dönsün. Kadın temizleninceye kadar yanında tutsun. Sonra tekrar hayz olup temizleninceye kadar beklesin. Kadın temizlenince boşamak dilerse, temastan önce boşasın. İşte bu, aziz ve celil olan Allah'ın (boşama hususunda) emir buyurduğu iddettir" buyurdu. Müslim'in bir rivayetinde: "...Ona söyle, hanımına dönsün, sonra onu temizken veya hamile iken boşasın." demiştir. |Buhari, Talak 2, 3, 44, 45, Ahkam 13, Tefsir, Talak 1; Müslim, Talak 1, (1471); Muvatta, Talak 53, (2, 576); Ebu Davud, Talak 4, (2179-2185); Tirmizi, Talak 1, (1175); Nesai, Talak 1, 3, 4, (6, 137-141)|4061
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|İcbar Edilenin Delinin Sarhoşun Talakı|tirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Matuh ve mükreh ve mecnunun talakı hariç bütün talaklar caizdir." |Tirmizi, Talak 15, (1191)|4062
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|İcbar Edilenin Delinin Sarhoşun Talakı|buhari|Ali|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Matuh ve mükreh'inki hariç bütün talaklar muteberdir" ve ilave ettiler: "Bilmez misin, kalem üç (kişi)den kaldırılmıştır: İfakat buluncaya kadar "mecnun"dan, idrak edinceye kadar "çocuk"tan, uyanıncaya kadar "uyuyan"dan. |Buhari, Talak 11, (Bab başlığında senetsiz olarak kaydedilmiştir.)|4063
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|İcbar Edilenin Delinin Sarhoşun Talakı|buhari|Osman|Ne sarhoşun ne de mecnunun talakı muteber değildir. |Buhari, Talak 11, (Bab başlığında senetsiz olarak kaydedilmiştir.)|4064
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|İcbar Edilenin Delinin Sarhoşun Talakı|buhari|İbnu Abbas|Ne müstekreh ne de mecnunun talakı muteber değildir. |Buhari, Talak, 11 (Bab başhğında senetsiz olarak kaydedilmiştir.)|4065
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Nikahdan Önceki Talak|muvatta||İmam Malik'e ulaştığına göre, Ömer İbnu'l-Hattab ve Abdullah İbnu Mes'ud, Salim İbnu Abdillah, Kasım İbnu Muhammed, İbnu Şihab, Süleyman İbnu Yesar (ra) şöyle hükmediyorlardı: "Kişi evlenmezden önce hanımını boşadığına dair yemin eder de sonra (yeminini tutmayarak) günah işlerse, işte bu, evlenince o adama gerekli olur." |Muvatta, Talak 73, (2, 584)|4066
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Nikahdan Önceki Talak|muvatta|İbnu Mes'ud|"Evleneceğim her kadın boştur" diyen kimse hakkında derdi ki: "Bu kimse, kadının mensup olduğu kabileyi veya muayyen bir kadını ismen belirterek zikretmemişse, -malik olduğu hariç-onun bu sözüne hiç bir şey gerekmez." |Muvatta, Talak 73, (2,585)|4067
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Nikahdan Önceki Talak|ebu davudtirmizi|Amr İbnu Şuayb (an ebihi an ceddihi)|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Boşama, azadlık, satış malik olunan şeyler için caizdir. Kim günah bir şey üzerine yemin ederse ona yemin yoktur. Kim sıla-ı rahmi keseceğim diye yemin ederse, ona da yemin yoktur. Nezir de kendisiyle Allah'ın rızası taleb edilen şeyler üzerine yapılır." |Ebu Davud, Talak 7, (2190, 2191, 2192); Tirmizi, Talak 6, (1181)|4068
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Nikahdan Önceki Talak|buhari|İbnu Abbas|Allah talakı, nikahtan sonraya koymuştur. |Buhari, Talak 9, (Bab başlığında senetsiz olarak kaydetmiştir.)|4069
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Köle Ve Cariyenin Talakı|ebu davudtirmiziibnu mace|Aişe|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cariyenin talakı iki talaktır, iddeti de - bir nüshada: "kurü'u da" - iki hayız müddetidir." |Ebu Davud, Talak 6, (2189); Tirmizi, Talak 7, (1182); İbnu Mace, Talak 30, (2080)|4070
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Köle Ve Cariyenin Talakı|muvatta|İbnu Ömer|Köle, hanımını iki talakla boşadı mı artık kadın, başka bir kocaya var(ıp ondan boşan)madıkça ona haram olur. Bu kölenin hanımı hür de olsa, köle de olsa hüküm böyledir. Hür kadının iddeti üç hayız müddeti, köle kadının iddeki iki hayız müddetidir." |Muvatta, Talak 50, (2,574)|4071
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Köle Ve Cariyenin Talakı|ebu davudnesai|Ebu Hasan Mevla Beni Nevfel|İbnu Abbas (ra)'a dedim ki: "Bir köle, nikahı altında bulunan köle bir kadını iki talakla boşasa, sonra bunlar azad edilseler, onurda yeniden evlenmek istemesi caiz olur mu?" İbnu Abbas (ra) şöyle cevapladı: "Evet! Ona bir talak daha kalmıştır, Resulullah (sav) böyle hükmetti." |Ebu Davud, Talak 6, (2187, 2188); Nesai, Talak 19, (6,154,155)|4072
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Köle Ve Cariyenin Talakı|muvatta|Nafi'|İbnu Ömer (ra) derdi ki: "Kim kölesine evlenme izni verirse, boşama yetkisi kölenin elinde olur. Onun boşama yetkisinden hiç biri başkasının elinde olamaz. Ancak, kişi kendi kölesinin cariyesini veya cariyesinin cariyesini almasında bir günah yoktur." |Muvatta, Talak 51, (2,575)|4073
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Köle Ve Cariyenin Talakı|muvatta|Süleyman İbnu Yesar|Nüfey' Resulullah (sav)'ın zevce-i pakleri Ümmü Seleme'nin mükatebi idi veya, nikahında hür bir kadın olan bir köle idi. Nüfey' bu kadını iki talakla boşadı. Sonra kadim geri almak istedi. Durumu Hz. Osman ve Zeyd İbnu Sabit (ra)'e sordu. Bunlar: "O artık sana haram oldu, o artık sana haram oldu!" dediler. |Muvatta, Talak 47, (2, 574)|4074
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Köle Ve Cariyenin Talakı|rezin|İbnu Abbas|Cariyenin boşanması beş suretle vukua gelir: Azad edilmesi, kocasının boşaması, efendisinin satması, efendisinin hibe etmesi, miras olmasıyla. [Rezin tahric etmiştir.] |Rezin|4075
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Köle Ve Cariyenin Talakı|ebu davud|Aişe|Ben, karı-koca iki kölemi azad etmek istemiştim. Resulullah (sav) önce erkekten başlayıp sonra da kadını azad etmemi emretti. [Rezin, (Resulullah'ın bu emrinin sebebini belirtmek üzere) şu ziyadede bulunmuştur: "kadına hakk-ı hıyar (erkeği kabul veya reddetme muhayyerliği) olmasın diye."] |Ebu Davud, Talak 22, (2237); Nesai, Talak 28, (6,161)|4076
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Köle Ve Cariyenin Talakı|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|Aişe|Berire radıyallahu anha'da üç sünnet vardı: 1- Azad edildi ve kocasını tercih edip etmemede muhayyer kılındı. 2- Resulullah (sav) onun hakkında: "Vela, fizad edenedir" buyurdu. 3- Resulullah (sav) tencere kaynarken eve girmişti. Kendisine ekmek ve evde bulunan katıktan bir sofra kuruldu. "Galiba bir tencerenin kaynadığını görüyorum" buyurdu." Oradakiler "Evet ama, bu Berire'ye tasadduk edilen bir ettir. Sen ise sadaka yemiyorsun?" dediler. Aleyhissalatu vesselam: "Bu ona sadakadır, (ama ondan) bize hediyedir!" buyurdu. |Buhari, Talak 14, Nikah 18, Et'ime 31, Itk 10, Feraiz 22, 23, 19, 25; Müslim, Itk 14, (1504); Muvatta, Talak 25, (2, 562); Ebu Davud, Talak 19, (2233, 2235, 2236); Tirmizi, Rada' (1154,1155); Nesai, Talak 29,30 (6,162,163)|4077
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Köle Ve Cariyenin Talakı|buhariebu davudtirmizinesai|İbnu Abbas|Berire'nin kocası, Muğis adında bir köle idi. Ben onu, Berire'nin etrafında ağlayarak tavaf edercesine dolaştığını görür gibiyim. Gözyaşları sakallarını ıslatmıştı. Hatta Resulullah (sav) bir ara amcası Abbas (ra)'a: "Muğis'in Berire'ye olan sevgisine mukabil, Berire'nin Muğis'e olan nefreti seni hayrete sevketmiyor mu?" buyurdu. (Muğis'in haline acıyarak) Berire'ye "Muğîs'e ric'at etmez misin?" diye şefaatte bulundu. Ancak Berire kararlı idi: "Ey Allah'ın Resulü, bunu emir mi buyuruyorsunuz? (Eğer, emirse hayhay. Hemen ayrılma kararımdan döneyim!)" dedi. Resulullah: "Hayır! ben sadece onun lehine şefaatte bulunuyorum!" deyince, Berire: "Öyleyse ona ihtiyacım yok!" cevabını verdi. |Buhari, Talak 15, 16; Ebu Davud, Talak 31, (2231, 2232); Tirmizi, Rada' 7 (1156); Nesai, Kudat 27, (8,245)|4078
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Köle Ve Cariyenin Talakı|muvatta||İmam Malik'e ulaştığına göre: "Resulullah (sav)'ın zevce-i pakleri, ümmü'l-mü'minin Hafsa radıyallahu anha, Beni Adiyy'e ait bir cariye olan Zebra'ya -ki bir kölenin nikahı altında idi ve efendisi azad etmişti - haber salıp yanına çağırttı ve dedi ki: [Şimdi sen, zevcin sana temas etmedikçe muhayyersin.] Eğer sükut edersen, muhayyerliğin kalmaz." Böyle bir hakkın varlığını öğrenen kadın derhal: "O boştur, yine boştur, yine boştur" diyerek kocasını üç talakla boşadı." |Muvatta, Talak 27, (2,563)|4079
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Talak Hakkında Müteferrik Hükümler|nesai|Abdullah İbnu Ömer|Talaku's-sünne (sünnete uygun boşama), kadını temizlik döneminde cimada bulunmadan yapılan boşamadır. |Nesai, Talak 2, (6,140)|4080
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Talak Hakkında Müteferrik Hükümler|muvatta|Ebu Hüreyre|İmam Malik anlatıyor: İbnu'l-Müseyyeb'i, Humeyd İbnu Abdirrahman İbni Avfı, Ubeydullah İbni Abdillah İbni Utbe'yi, Süleyman İbnu Yesar'ı dinledim, hepside Ebu Hüreyre'nin şöyle söylediğini işitmiş olduklarını bildirdiler: "Ben Hz. Ömer (ra)'i dinledim. Demişti ki: "Bir kadın kocası, bir veya iki talakla boşayıp, kadını (iddeti bitip de başkasına) helal oluncaya kadar bıraksa, kadın da bir başka erkekle evlense, u ikinci koca ölse veya kadını boşasa, sonra kadın tekrar ilk kocası ile evlense, bu kadın onun yanında, önceden baki kalan talakdar) üzerine olur." İmam Malik der ki: "İşte bu, hiç bir ihtilaf olmaksızın kabullendiğimiz sünnettir." |Muvatta, Talak 77, (1, 586)|4081
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Talak Hakkında Müteferrik Hükümler|ebu davud|Muharib İbnu Disar|Muharib İbnu Disar, İbnu Ömer (ra)'den naklen anlatıyor: "Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah'ın, helal kıldıkları arasında en sevmediği şey talaktır." Bir diğer rivayette ise şöyle gelmiştir: "Allah'ın en sevmediği helal, talaktır." |Ebu Davud, Talak 3, (2177, 2178)|4082
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Talak Hakkında Müteferrik Hükümler|ebu davudtirmiziibnu mace|Sevban|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Hangi kadın (çok ciddî) bir gerek yokken kocasına boşanma talebinde bulunursa, bilsin ki, cennetin kokusu kendisine haramdır." |Ebu Davud, Talak 18, (2226); Tirmizi, Talak 11, (1187); İbnu Mace, Talak 21, (2055)|4083
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Talak Hakkında Müteferrik Hükümler|tirmizi|Aişe|Erkek hanımını boşamak isteyince hemen boşuyordu. Erkek, yüz ve hatta daha çok kerelerde boşamış olsa, iddeti içerisinde iken, döndüğü takdirde kadın yine de onun hanımı olmaya devam ediyordu. Bu hal şu hadiseye kadar devam etti. Bir adam hanımına: "Vallahi seni ne tam boşayacağım ne de himayeme alacağım, ebedi şekilde böyle tutacağım!" dedi. Kadın: "Bu nasıl olur?" deyince: "Seni boşayacağım, iddetin bitmek üzere iken geri döneceğim. (Bu şekilde tekrar edeceğim) cevabını verdi. Kadın bunun üzerine Aişe (ra)'ye gidip durumu haber verdi. Aişe, Resulullah gelinceye kadar cevap vermedi. Durumu O'na anlattı. Aleyhissalatu vesselam da sükut buyurdular. Derken şu ayet indi. (Mealen): "Boşama iki defadır, (Ondan sonrası) ya iyilikle tutmak, ya güzellikle salmaktır. (Ey kocalar! Boşandığınız zaman) onlara (kadınlara) verdiğiniz bir şeyi (mehri geri) almanız size helal olmaz...." (Bakara 229). Aişe (ra) der ki: "Bunun üzerine halk [o günden itibaren] talaka [yeniden yönelip] gözden geçirdi, bir kısmı boşadı, bir kısmı boşamadı." |Tirmizi, Talak 16, (1192)|4084
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Talak Hakkında Müteferrik Hükümler|ebu davudibnu mace|İmran İbnu Husayn|Anlattığına göre kendisine, hanımını boşayıp sonra da onunla cima yapan, kadını ne boşadığı ne de rücu ettiği hususunda işhadda (beyanda) bulunmayan bir adam, durumunu sormuş, onun da cevabı şu olmuştur: "Sen hanımını sünni olmayan talakla boşamışsın, sünni olmayan tarzda geri dönmüşsün. Boşadığına da, döndüğüne de işhadda bulun ve (şahidleme işini) bir daha terketme." |Ebu Davud, Talak 5, (2186); İbnu Mace, Talak 5,(2025)|4085
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Talak Hakkında Müteferrik Hükümler|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir kadının kız kardeşinin tabağındakini boşaltmak ve kendisi evlenmek için boşanmasını talebetmesi helal değildir. Kendisine de (rızık, nafaka nevinden Allah tarafından) takdir edilen şey vardır." |Buhari, Nikah 53, Kader 4; Müslim, Nikah 38, (1408); Muvatta, Kader 7, (2,900); Ebu Davud, Talak 2, (2176); Tirmizi, Talak 14, (1190); Nesai, Büyu 19, (7, 258)|4086
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Talak Hakkında Müteferrik Hükümler|ebu davudtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Üç şey vardır ki onların ciddisi de ciddi, şakası da ciddidir: Nikah, talak, ric'at." |Ebu Davud, Talak 9, (2194); Tirmizi, Talak 9, (1184)|4087
TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ|Talak Hakkında Müteferrik Hükümler|muvatta|Abdurrahman İbnu Avf|Rivayetine göre hanımını boşamış, ve onu bir cariye ile  nimetlendirmiştir. |Muvatta, Talak 45, (2,573)|4088
UĞURSUZLUK VE FAL BÖLÜMÜ|Uğursuzluk Ve Fal Hakkında|ebu davud|Büreyde|Resulullah (sav) (halkın uğursuzluk çıkardığı) hiç bir şeyden uğursuzluk çıkarmazdı. Bir memur göndereceği zaman ismini sorardı, hoşuna giderse sevinirdi ve hatta bunun neşesi yüzünde görülürdü. İsimden hoşlanmazsa bu da yüzünden belli olurdu. Bir köye girecek olsa onun da ismini sorardı, hoşuna giderse sevinirdi, hoşlanmazsa, bu yüzünden okunurdu. |Ebu Davud, Tıbb 24, (3920)|4089
UĞURSUZLUK VE FAL BÖLÜMÜ|Uğursuzluk Ve Fal Hakkında|ebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) hoşuna giden bir kelime işitince: ("Amin!"; "Dediğin çıksın!"; "Allah muradını versin!" ma'nasında olmak üzere): "Senin uğurunu kendi ağzından işittik!" buyururlardı. |Ebu Davud, Tıbb 24, (3917)|4090
UĞURSUZLUK VE FAL BÖLÜMÜ|Uğursuzluk Ve Fal Hakkında|tirmizi|Enes|Resulullah (sav), bir ihtiyacı görmek üzere (yola) çıktığı zaman ya raşid (uğurlar olsun) ya necih (hayırlı muvaffakiyetler) temennilerini işitmekten hoşlanırdı. |Tirmizi, Siyer 47, (1616)|4091
UĞURSUZLUK VE FAL BÖLÜMÜ|Uğursuzluk Ve Fal Hakkında|ebu davud|Urve İbnu Amir el-Kureşi|Resulullah (sav)'ın yanında uğursuzluktan bahsedilmişti. Buyurdular ki: "Bunun en iyisi fe'l (uğur çıkarma)dır. (Uğursuzluk inancı) bir müslümanı yolundan alıkoymasın. Biriniz hoşlanmadığı bir şey görecek olursa şu duayı okusun: "Allahümme la ye'ti bi'l-hasenatı illa ente ,ve la yedfe'u's-Seyyiati illa ente vela havle ve la kuvvete illa bike. (Allahım! Hayrı ancak sen verebilirsin, kötülüğü de ancak sen defedebilirsin. (İbadet, çalışma, korunma vs. için muhtaç olduğumuz) güç ve kuvvet de ancak sendendir.) |Ebu Davud, Tıbb 24, (3919)|4092
UĞURSUZLUK VE FAL BÖLÜMÜ|Uğursuzluk Ve Fal Hakkında|ebu davudtirmizi|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Uğursuzluk çıkarmak şirktir, uğursuzluk çıkarmak şirktir, uğursuzluk çıkarmak şirktir. (İktiyarsız kalbine uğursuzluk vehmi gelip içinde bazı şeylere karşı neferet duyan) hariç bizden kimsede bu yoktur. Lakin Allah onu tevekkülle giderir." |Ebu Davud, Tıbb 24, (3910); Tirmizi, Siyer, 47, (1614)|4093
UĞURSUZLUK VE FAL BÖLÜMÜ|Uğursuzluk Ve Fal Hakkında|buharimüslimebu davudtirmizi|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ne sirayet (bulaşma), ne de uğursuzluk vardır. Benim fe'l hoşuma gider." Yanındakiler sordu: "Fe'l nedir?" "Güzel bir sözdür!" buyurdu." [Buhari'nin rivayetinde şu ziyade mevcuttur: "Resulullah (sav): "Benim," dedi, "fe'l-i salih, güzel bir kelime hoşuma gider."] |Buhari, Tıbb 44, 54; Müslim, Selam 113, (2224); Ebu Davud, Tıbb 24, (3916); Tirmizi, Siyer 47, (1615)|4094
UĞURSUZLUK VE FAL BÖLÜMÜ|Uğursuzluk Ve Fal Hakkında|buharimüslimmuvatta|Sehl İbnu Sa'd|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir şeyde (uğursuzluk) olsaydı, bu atta, kadında, meskende olurdu." |Buhari, Cihad 47, Nikah 17; Müslim, Selam 119, (2226); Muvatta, İsti'zan 21|4095
UĞURSUZLUK VE FAL BÖLÜMÜ|Uğursuzluk Ve Fal Hakkında|müslim|Cabir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ne sirayet, ne safer, ne de gül vardır." |Müslim, Selam 109, (2222)|4096
UĞURSUZLUK VE FAL BÖLÜMÜ|Uğursuzluk Ve Fal Hakkında|buharimüslimebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ne sirayet, ne safer ne de hame vardır!" Bunu işiten bir bedevi atılıp: "Ey Allah'ın Resulü! Öyle de, kumda geyik gibi olan develer, uyuzlu bir deve aralarına girince hepsine uyuz bulaşması nasıl oluyor?" diye sordu. Aleyhissalatu vesselam şu cevabı verdi: "Peki, birinciye kim sirayet ettirdi?" |Buhari, Tıbb 54; Müslim, Selam 101, (2220); Ebu Davud, Tıbb 24, (3911, 3912, 3913, 3914, 3915)|4097
UĞURSUZLUK VE FAL BÖLÜMÜ|Uğursuzluk Ve Fal Hakkında|ebu davud|Katan İbnu Kubeysa|Katan İbnu Kubeysa babası (ra)'ndan naklen anlatıyor: "Resulullah (sav) şöyle söylediğini işittim: "İyafe, tıyere, tark sihirdendir." |Ebu Davud, Tıbb 23, (3907)|4098
UĞURSUZLUK VE FAL BÖLÜMÜ|Uğursuzluk Ve Fal Hakkında|ebu davud|Enes|Bir adam dedi ki: "Ey Allah'ın Resulü! Biz bir evdeydik, oradayken sayımız çok, malımız bol idi. Sonra bir başka eve geçtik. Burada sayımız da azaldı, malımız da." Resulullah (sav): "Burayı zemim (addederek) terkedin!" buyurdular. |Ebu Davud, Tıbb 24, (3924)|4099
ZIHAR BÖLÜMÜ|Zıhar Hakkında|ebu davudtirmiziibnu mace|Seleme İbnu Sahr el-Beyazi|Ben, bir başkasında rastlanmayacak derecede kadın mevzuunda zaafı olan (ve şiddetli ihtiyaç duyan) bir kimseydim. Ramazan ayı girince (tahammül edemeyip oruçlu iken) hanımına temas ediveririm diye korktum. Ve Ramazan boyu devam edecek bir zıharda bulundum. Sabah olunca yakınlarıma gidip durumu haber verdim. Ve: "Benimle Resulullah (sav)'a gelin (durumumu serayım)" dedim. "Vallahi hayır! Gelmeyiz!" dediler. Resulullah'a tek başıma gittim, durumu haber verdim. "Yani sen böyle mi yaptın ey Seleme?" buyurdular. Ben: "Evet ben öyle yaptım! Evet ben öyle yaptım. Ancak Allah'ın emri karşısında sabırlıyım, Allah size her ne göstermişse onu bana hükmedin!" dedim. "Bir köle azad et!" emrettiler. Ben: "Sizi hak peygamber olarak gönderen Zat-ı Zülcelal'e yemin olsun şundan başka rakabem yok" deyip rakabeme elimle şaplattım. "Öyleyse peş peşe iki ay oruç tutacaksın!" buyurdular. Ben: "Ama ben bu günahı oruç yüzünden işledim, (dayanamam)!" dedim. "Öyleyse" buyurdular, "altmış fakire bir vask kuru hurma taksim et!" "Seni hak peygamber gönderen Zat-ı Zülcelale yemin olsun (ben ve hanım, her) ikimiz aç ve yiyeceksiz olarak geceyi geçirdik" dedim. (Aleyhissalatu vesselam bu sözüm üzerine): "Beni Zureyk'in sadaka mallarına bakan memura git, o miktar (hurma)yı sana versin, sen altmış fakire yedir. Geri kalan bakiyeyi de sen ve iyaliniz yeyin" buyurdular. Ben kavmime döndüm. Onlara: "Sizden zorluk ve bed fikir gördüm. Resulullah (sav)'da ise genişlik ve güzel fikir buldum. Bana sadakanızdan verilmesini emretti!" dedim. |Ebu Davud, Talak 17, (2213); Tirmizi, Talak 20, (1200), Tefsir, Mücadile 3295; İbnu Mace, Talak 25, (2062)|4100
ZIHAR BÖLÜMÜ|Zıhar Hakkında|ebu davud||Cemile, Evs İbnu's-Samit (ra)'in nikahı altında idi, Evs ise, kendisinde kadına karşı şiddetli istek bulunan birisi idi. Bu duygusu şiddet peyda edince (nefsini frenlemek maksadıyla) hanımına zıharda bulundu. Bunun üzerine, Allah Teala Hazretleri, onun hakkında kefaret-i zıhar(la ilgili ayet)i inzal buyurdu. |Ebu Davud, Talak 17, (2218)|4101
İLİM BÖLÜMÜ|Alimlerin Fazileti|tirmizi|Ebu Ümame|Resulullah (sav)'a biri abid diğeri alim iki kişiden bahsedilmişti. "Alimin Abide üstünlüğü, benim sizden en basitinize olan üstünlüğüm gibidir" buyurdu. |Tirmizi, İlm 19, (2686)|4102
İLİM BÖLÜMÜ|Alimlerin Fazileti|tirmizi||Yine Tirmizi'nin bir rivayetinde şöyle gelmiştir: "...Aleyhissalatu vesselam sonra buyurdular ki: "Allah Teala Hazretleri, melekleri, semavat ehli, deliğindeki karıncaya, denizindeki balıklara varıncaya kadar arz ehli, halka hayrı öğretene mağfiret duasında bulunun" |Tirmizi, İlm 19|4103
İLİM BÖLÜMÜ|Alimlerin Fazileti|tirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Tek bir fakih, şeytana bin abidden daha yamandır." |Tirmizi, İlm 19, (2083)|4104
İLİM BÖLÜMÜ|Alimlerin Fazileti|buharimüslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav)'a Allah indinde en efdal insanın kim olduğu sorulmuştu: "Allah indinde en kıymetlileri en muttaki olanlardır!" buyurdular. "Biz bunu sormadık!" demeleri üzerine: "Öyleyse o, Halilullah'ın oğlu, Nebiyyullah'ın oğlu Nebiyyullah'ın oğlu Yusuftur" buyurmuştu. Yine itirazla: "Hayır, bunu da sormadık" dediler. Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam: "Siz bana Arap hanedanlarından mı soruyorsunuz" dedi. "Evet (Ey Allah'ın Resulü!)" dediler. "Onların cahiliye dönemindeki hayırlıları, fıkıh öğrendikleri takdirde, İslam'da da en hayırlılarıdır!" cevabını verdi. |Buhari, Enbiya 8, 14, 19, Menakıb 1, 25, Tefsir, Yusuf 1; Müslim, Fezail 168, (2378)|4105
İLİM BÖLÜMÜ|Alimlerin Fazileti|rezin|Ali|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Dinde fakih (bilgili) olan kimse ne iyi kimsedir! Kendisine muhtaç olununca faydalı olur, Kendisine ihtiyaç olmayınca ilmini artırır." [Rezin tahric etmiştir.] |Rezin|4106
İLİM BÖLÜMÜ|Alimlerin Fazileti|rezin|Ali|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim, benden sonra öldürülmüş olan bir sünnetimi ihya ederse beni seviyor demektir. Beni seven de benimle beraberdir." [Rezin tahric etmiştir] |Rezin|4107
İLİM BÖLÜMÜ|Alimlerin Fazileti|ebu davudtirmiziibnu mace|Ebu'd-Derda|Resulullah (sav)'ın şöyle dediğini işittim: "Kim bir ilim öğrenmek için bir yola süluk ederse Allah onu cennete giden yollardan birine dahil etmiş demektir. Melekler, ilim talibinden memnun olarak kanatlarını (üzerlerine) koyarlar. Semavat ve yerde olanlar ve hatta denizdeki balıklar alim için istiğfar ederler. Alimin abid üzerindeki üstünlüğü dolunaylı gecede kamerin diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir. Alimler peygamberlerin varisleridir. Peygamberler, ne dinar ne dirhem miras bırakırlar, ama ilim miras bırakırlar. Kim de ilim elde ederse, bol bir nasib elde etmiştir." |Ebu Davud, İlm 1, (3641); Tirmizi, İlm 19, (2683); İbnu Mace, Mukaddime 17, (223)|4108
İLİM BÖLÜMÜ|İlme Teşvik|buharimüslimtirmizi|Humeyd İbnu Abdirrahman|Hz. Muaviye (ra)'yi işittim demişti ki: "Resulullah (sav)'ın şöyle söylediğini işittim: "Allah kimin için hayır murad ederse onu dinde fakih kılar." |Buhari, Farzu'l-Humus 7, İlm 13, İ'tisam 10; Müslim, İmaret 98, (1038), Zekat 98.100, (1038); Tirmizi, İlm 1, (2647)|4109
İLİM BÖLÜMÜ|İlme Teşvik|tirmiziibnu mace|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İlim talebi için yola çıkan kimse dönünceye kadar Allah yolundadır." |Tirmizi, İlm 2, (2649); İbnu Mace, Mukaddime 17, (227)|4110
İLİM BÖLÜMÜ|İlme Teşvik|tirmizi|Sahbere|Aleyhissalatu vesselam: "Kim ilim taleb ederse, bu işi, geçmişteki günahlarına kefaret olur" buyurmuştur. |Tirmizi, İlm 2, (2650)|4111
İLİM BÖLÜMÜ|İlme Teşvik|rezin|Ukbe İbnu Amir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Zancılardan önce, ilim öğrenin, yani zanlarıyla konuşanlardan önce." [Rezin tahric etmiştir. Buhari de bunu bir bab başlığında muallak (senetsiz) olarak kaydetmiştir. (Feraiz 2).] |Rezin|4112
İLİM BÖLÜMÜ|İlme Teşvik|tirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Feraizi ve Kur'an'ı öğrenin ve halka da öğretin, zira benim ruhum kabzedilecek (ve ben aranızdan gideceğim)." (İbnu Mes'ud (ra)'dan aynı ma'nada bir rivayet yapılmıştır. Rezin şu ziyadede bulunmuştur: "Feraizi bilmeyen alimin misali, baş kısmı olmayan bürnus gibidir.") |Tirmizi, Feraiz 2, (2092)|4113
İLİM BÖLÜMÜ|İlme Teşvik|tirmizi|Ebu Said|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Mü'min, sonu cennet oluncaya kadar hayır işitmekten asla doymayacak." |Tirmizi, İlm 19, (2687)|4114
İLİM BÖLÜMÜ|İlme Teşvik|tirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Hikmetli söz mü'minin yitiğidir. Onu nerede bulursa, onu hemen almaya ehaktır." |Tirmizi, İlm 19, (2688)|4115
İLİM BÖLÜMÜ|İlme Teşvik|ebu davudibnu mace|İbnu Amr İbni'l-As|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İlim üçtür. Bunlardan fazlası fazilettir. Muhkem ayet, kaim sünnet, adil taksim." |Ebu Davud, Feraiz 1, (2285); İbnu Mace, Mukaddime 8, (54)|4116
İLİM BÖLÜMÜ|İlme Teşvik|buharimüslimmuvattatirmizi|Ebu Vakid el'Leysi|Resulullah (sav) mescidde otururken üç kişi çıktı geldi, ikisi Resulullah (sav)'a, yönelerek önünde durdular. Bunlardan biri, bir aralık bularak hemen oraya oturdu. Diğeri de onun gerisine oturdu. Üçüncü kimse ise, geri dönüp gitti. Resulullah (sav) (dersinden) boşalınca buyurdular: "Size üç kişiden haber vereyim mi? Bunlardan biri Allah'a iltica etti. Allah da onu himayesine aldı. Diğeri istihyada bulundu, Allah da onun istihyasını kabul etti. Üçüncüsü ise geri döndü, Allah da ondan yüz çevirdi." |Buhari, İlm 8, Salat 84; Müslim, Selam 26, (2176); Muvatta, Selam 4, (2, 960, 961); Tirmizi, İsti'zan 29, (2725)|4117
İLİM BÖLÜMÜ|İlim Adabı|ebu davudtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim, bir ilimden sorulur, o da bunu ketmedip söylemezse (kıyamet günü) ateşten bir gem ile gemlenir." |Ebu Davud, İlm 9, (3658); Tirmizi, İlm 3, (2651)|4118
İLİM BÖLÜMÜ|İlim Adabı|ebu davudbuharimüslim|Sehl İbnu Sa'd|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Vallahi, senin hidayetinle bir tek kişiye hidayet verilmesi, senin için kıymetli develerden müteşekkil sürülerden daha hayırlıdir." |Ebu Davud, İlm 10, (3661); Buhari, Ashabu'n-Nebi 9; Müslim, Fedailu'l-Ashab 34, (2046)|4119
İLİM BÖLÜMÜ|İlim Adabı|tirmizi|Ebu Harun el-Abdi|Biz Ebu Said el-Hudri (ra)'a uğradık. O bize: "Resulullah (sav)'ın (bize) vasiyetine merhaba" (derdi ve ilave ederdi): Resulullah (sav) demişti ki: "İnsanlar (dinde) size tabidirler. Size (aktar-ı alemden yani) dünyanın her tarafından bir kısım erkekler gelip İslam dinini öğrenecekler. Onlar geldikleri vakit, onlara hep hayrı tavsiye edin." |Tirmizi, İlm 10, (3661)|4120
İLİM BÖLÜMÜ|İlim Adabı|tirmizi|Yezid İbnu Beleme el-Cüft|"Ey Allah'ın Resulü!" dedim, "ben senden pek çok hadis işittim. Ancak bunlardan, sonradan işittiklerimin, önceden işittiklerimi unutturacağından korkuyorum. Bana (hepsinin yerini tutacak) cami bir kelime söyle!" "Bildiklerinde Allah'a karşı müttaki ol (bu sana yeter)!" buyurdular. (Rezin şu ziyadeyi yaptı: "...ve onunla amel et!") |Tirmizi, İlm 19, (2684)|4121
İLİM BÖLÜMÜ|İlim Adabı|buhari|Rebi'a İbnu Ebi Abdirrahman|Yanında bir miktar ilim olan kimseye, nefsini zayi etmesi münasib düşmez. |Buhari, bab başlığında kaydetmiştir (İlm 21)|4122
İLİM BÖLÜMÜ|İlim Öğretme Adabı|buhari|İkrime|İbnu Abbas (ra) dedi ki: "İnsanlara haftada bir kere hadis anlat. Buna uymazsan iki kere olsun. Daha çok yapmak istersen üç olsun. Sakın halkı şu Kur'an'dan usandırma! Halk kendi meselelerini konuşurken, senin onlara gelip, sözlerini keserek, bir şeyler anlatıp onları bıktırdığını görmeyeceğim. Onlar konuşurken süs ve dinle. Onlar sana gelip "Konuş!" diye talebte bulununca, istiyorlar demektir, o zaman konuşursun. Dua'da seci meselesine dikkat et ve ondan kaçın. Zira ben, Resulullah (sav) ve Ashab-ı Kiram'ın devrinde yaşadım, bunu yapmıyorlardı." |Buhari, Da'avat 20|4123
İLİM BÖLÜMÜ|İlim Öğretme Adabı|buhari|Ali|İnsanlara anlayacakları şeyleri anlatın. Allah ve Resulünün tekzib edilmelerini ister misiniz? |Buhari, İlm 49|4124
İLİM BÖLÜMÜ|İlim Öğretme Adabı|müslim|İbnu Mes'ud|Sen bir cemaate akıllarının almayacağı bir şey söylersen mutlaka bu, bir kısmına fitne olur. |Müslim, Mukaddime 5|4125
İLİM BÖLÜMÜ|Hadis Rivayeti Ve Nakli|tirmizi|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Benden bir şey işitip onu (artırıp eksiltmeden) işittiği şekilde başkasına ulaştıran kimsenin (kıyamet günü) Allah yüzünü taze kılsın. Zira, kendisine ulaştırılan öyleleri var ki, bizzat işitenden daha iyi kavrar." |Tirmizi, İlm 7, (2658)|4126
İLİM BÖLÜMÜ|Hadis Rivayeti Ve Nakli|buharitirmizi|Abdullah İbnu Amr İbni'l-As|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir ayet bile olsa benden başkasına götürün. Beni İsrail (hikayelerin)den de rivayet edin, bunda bir mahzur yok. Ancak kim bile bile bana yalan nisbet ederse cehennemdeki yerini hazırlasın." |Buhari, Enbiya 50; Tirmizi, İlm 13, (2671)|4127
İLİM BÖLÜMÜ|Hadis Rivayeti Ve Nakli|buharimüslim|Mahmud İbnu'r-Rebi|Resulullah (sav)'ın ben beş yaşlarında iken, evimizin kuyusunun kovasından ağzına aldığı suyu yüzüme püskürttüğünü hatırlıyorum. |Buhari, İlm 18; Müslim, Mecacid 54 (33)|4128
İLİM BÖLÜMÜ|Hadis Rivayeti Ve Nakli|buhari|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav)'dan iki kap ilim hıfzıma aldım. Bunlardan birini aranızda neşrettim. Ama diğerini söyleyecek olsam şu gırtlağımı kesersiniz. |Buhari, İlm 42|4129
İLİM BÖLÜMÜ|Hadis Rivayeti Ve Nakli|buhari|Ebu Zerr|Eğer kılıncı şuraya koysanız -eliyle ensesini göstermiştir- ben bu esnada, Resulullah (sav)'dan işitmiş bulunduğum bir hadisi, sizin işimi bitirmezden önce söyleyebileceğime kanaatim gelse onu mutlaka söylerim. |Buhari, İlm 10|4130
İLİM BÖLÜMÜ|Hadisin Yazılması|ebu davud|İbnu Amr İbni'l-As|Ben Resulullah (sav)'dan işittiğim her şeyi yazıyordum. Kureyş bu işten beni men etti. Dediler ki: "Sen her (işittiğin) şeyi yazıyorsun, halbuki Resulullah (sav) bir insandır, memnun ve öfkeli halde de konuşur." Bunun üzerine yazmaktan vazgeçtim. Sonra durumu Resulullah (sav)'a anlattım. Parmağı ile ağzına işaret ederek: "Yaz, nefsimi elinde tutan zata yemin olsun, ondan haktan başka bir şey çıkmaz!" buyurdu. |Ebu Davud, İlm 3, (3646)|4131
İLİM BÖLÜMÜ|Hadisin Yazılması|tirmizi|Ebu Hüreyre|Ensardan bir zat Resulullah (sav)'a (hafızasını) şikayet ederek dedi ki: "Ey Allah'ın Resulü! Ben senden hadis işitiyorum, çok hoşuma gidiyor, ancak hafızamda tutamıyorum. Resulullah (sav) ona şu cevabı verdi: "Sağ elini yardıma çağır!" ve eliyle yazma işareti yaptı." |Tirmizi, İlm 12, (2668)|4132
İLİM BÖLÜMÜ|Hadisin Yazılması|tirmizibuhariebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) (bir gün, halka) hitabetti, (Ebu Hüreyre, hadisin vürudu ile ilgili) bir kıssa anlattı (hadiste şu ibare de vardı): "Ebu Şah dedi ki: "Ey Allah'ın Resulü! (bu hutbeyi) bana yazıverin!" Bu taleb üzerine Aleyhissalatu vesselam: "Evet Ebu Şah'a yazıverin!" emir buyurdular. |Tirmizi, İlm 12, (2669); Buhari, İlm 39, Lukata 7, Diyat 8; Ebu Davud, İlm 3, (3649)|4133
İLİM BÖLÜMÜ|Hadisin Yazılması|buharitirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav)'ın Ashabı arasında İbnu Amr hariç, benden daha çok hadis bilen yoktu. (Onun beni geçmesi şuradan ileri geliyordu:) O hadisleri yazıyordu, ben ise yazmıyordum. |Buhari, İlm 39; Tirmizi, İlm, (2670)|4134
İLİM BÖLÜMÜ|Hadisin Yazılması|buhariebu davudtirmizi|Zeyd İbnu Sabit|Resulullah (sav) bana emretti, ben de onun için, Süryanice (yahudi) yazışını öğrendim. Şöyle demişti: "Allah'a yemin olsun , ben yazı işinde yahudiye emniyet edemiyorum!" (Zeyd) der ki: "Allah'a yemin olsun bir ayın yarısı geçmeden, o yazıyı öğrendim ve hazakat kazandım, Resululah'ın onlara olan mektuplarını yazıyor, onların gönderdiklerini de ona okuyordum." |Buhari, Ahkam 40; Ebu Davud, İlm 2, (3645); Tirmizi, İsti'zan 22, (2716)|4135
İLİM BÖLÜMÜ|Hadisin Yazılması|ebu davud|el-Muttalib İbnu Abdillah İbni Hantab|Zeyd İbnu Sabit Hz. Muaviye (ra)'nin yanına girmişti. Hz. Muaviye ona bir hadisten sual etti. Zeyd de hadisi ona söyledi. Hz. Muaviye (orada hazır bulunan bir adama) hadisi yazmasını emretti. Zeyd müdahalede bulunarak Resulullah (sav)'ın hadislerinden hiçbir şey yazmamamızı emretmişti" dedi. Bunun üzerine Hz. Muaviye yazılanı derhal imha etti. |Ebu Davud, İlm 3, (3647)|4136
İLİM BÖLÜMÜ|Hadisin Yazılması|müslim|Ebu Said'l-Hudri|Resulullah (as) şöyle emrettiler: "Benden Kur'an dışında bir şey yazmayın. Kim, Kur'an'dan başka bir şey yazmış ise, onu imha etsin." |Müslim, Zühd 72, (3004)|4137
İLİM BÖLÜMÜ|İlmin Kaldırılması|buharimüslimtirmizi|İbnu Amr İbni'l-As|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah ilmi [verdikten sonra], insanların [kalbinden] zorla söküp almaz. Fakat ilmi, ülemayı kabzetmek suretiyle alır. Ulema kabzedilir, öyle ki, tek bir alim kalmaz. Halk da cahilleri kendine reis yapar. Bunlara meseleler sorulur, onlar da ilme dayanmaksızın [kendi reyleriyle] fetva verirler, böylece hem kendilerini hem de başkalarını dalalete atarlar." |Buhari, İlm 34, İ'tisam 7; Müslim, İlm 13, (2573); Tirmizi, İlm 5, (2654)|4138
İLİM BÖLÜMÜ|İlmin Kaldırılması|tirmizi|Ebu'd-Derda|Resulullah (sav) ile beraberdik. Gözünü semaya dikti. Sonra: "Şu anlar, ilmin insanlardan kapıp kaçırıldığı anlardır. Öyle ki, bu hususta insanlar hiçbir şeye muktedir olamazlar!" buyurdular. Ziyad İbnu Lebid el-Ensari araya girip: "Bizler Kur'an'ı okuyup dururken ilim bizlerden nasıl kapıp kaçırılır? Vallahi biz onun hem okuyacağız, hem de çocuklarımıza, kadınlarımıza okutacağız!" dedi. Resulullah da: "Anasız kalasın, ey Ziyad, ben seni Medine fakihlerinden sayıyordum. (Bak) işte Tevrat ve İncil, yahudilerin ve nasranilerin elinde, onların ne işine yarıyor (sanki onunla amel mi ediyorlar)?" buyurdu. Cübeyr der ki: "Ubade İbnu's-Samit (ra)'e rastladım. "Kardeşin Ebu'd-Derda ne söyledi, işittin mi?" dedim. Ve ona, Ebu'd'Derda'nın söylediğini haber verdim. Bana: "Ebu'd-Derda doğru söylemiş, dilersen kaldırılacak olan ilk ilmin ne olduğunu sana haber vereyim: İnsanlardan kaldırılacak olan ilk ilim huşudur. Büyük bir camiye girip huşu üzere olan tek şahsı göremeyeceğin vakit yakındır!" dedi. |Tirmizi, İlm 5, (2655)|4139
İLİM BÖLÜMÜ|İlmin Kaldırılması|buhari|Ömer İbnu Abdilaziz|Nakledildiğine göre, (Medine valisi) Ebu Bekr İbnu Hazm'a şöyle yazmıştır: "Bak, Resulullah (sav)'ın hadisinden ne varsa yaz. Zira ben, ilmin kaybolmasından ve ülemanın gitmesinden korkuyorum. Resulullah (sav)'ın hadisinden başka bir şey kabul etme. Alimler ilmi yaysınlar, ilim için (herkese açık yerlerde) halkalar teşkil etsinler, ta ki bilmeyenler de böylece öğrensin. Zira ilim, gizli kalmazsa helak olmaz." |Buhari, İlm 34|4140
AF VE MAĞFİRET BÖLÜMÜ|Af Ve Mağfiret Hakkında|müslimtirmizi|Ebu Eyyub|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Eğer siz hiç günah işlemeseydiniz, Allah Teala hazretleri sizi helak eder ve yerinize, günah işleyecek (fakat tevbeleri sebebiyle) mağfiret edeceği kimseler yaratırdı." |Müslim, Tevbe, 9, (2748); Tirmizi, Da'avat 105, (3533)|4141
AF VE MAĞFİRET BÖLÜMÜ|Af Ve Mağfiret Hakkında|müslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Nefsim kudret elinde olan Zat'a yemin ederim ki, eğer siz hiç günah istemeseniz, Allah sizi toptan helak eder; günah işleyen, arkadan da istiğfar eden bir kavim yaratır ve onları mağfiret ederdi." [Rezin şu ziyadede bulundu: "Resulullah (sav) buyurdu ki: "Nefsim elinde bulunan Zat-ı Zülcelal'e yemin olsun ki, günah işlemediğiniz takdirde ondan daha büyük olan ucb'e düşeceğinizden korkarım." [Bu rivayet, Münziri'nin et-Terğib ve't-Terhib'inde kaydedilmiştir (4.20)] |Müslim, Tevbe 9, (2748)|4142
AF VE MAĞFİRET BÖLÜMÜ|Af Ve Mağfiret Hakkında|buharimüslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) (bir hadis-i kudsi'de) Rabbinden naklen buyururlar ki: "Bir kul günah işledi ve: "Ya Rabbi günahımı affet!" dedi. Hak Teala da: "Kulum bir günah işledi; arkadan bildi ki günahları affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi vardır." Sonra kul dönüp tekrar günah işler ve: "Ey Rabbim günahımı affet!" der. Allah Teala Hazretleri de: "Kulum bir günah işledi ve bildi ki, günahı affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi vardır. Sonra kul dönüp tekrar günah işler ve: "Ey Rabbim beni affeyle!" der. Allah Teala da: "Kulum günah işledi ve bildi ki, günahı affeden veya günah sebebiyle muaheze eden bir Rabbi olduğunu bildi. Dilediğini yap, ben seni affettim!" buyurdu." |Buhari, Tevhid 35; Müslim, Tevbe 29, (2758)|4143
AF VE MAĞFİRET BÖLÜMÜ|Af Ve Mağfiret Hakkında|tirmizi|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah Teala Hazretleri diyor ki: "Ey Ademoğlu! Sen bana dua edip, (affımı) ümid ettikçe ben senden her ne sadır olsa, aldırmam, ben seni affederim. Ey Ademoğlu! Senin günahın semanın bulutları kadar bile olsa, sonra bana dönüp istiğfar etsen, çok oluşuna bakmam, seni affederim. Ey Ademoğlu! Bana arz doluşu hata ile gelsen, sonunda hiç bir şirk koşmaksızın bana kavuşursan, seni arz doluşu mağfiretimle karşılarım." |Tirmizi, Da'avat 106, (3534)|4144
AF VE MAĞFİRET BÖLÜMÜ|Af Ve Mağfiret Hakkında|müslim|Cündeb|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir adam: "Vallahi Allah falancayı mağfiret etmiyecek!" diye kesip attı. Allah Teala Hazretleri de: "Falancaya mağfiret etmiyeceğim hususunda yemin eden de kim? Ben ona mağfiret ettim, senin amelini de iptal ettim!" buyurdu." |Müslim, Birr 137, (2621)|4145
AF VE MAĞFİRET BÖLÜMÜ|Af Ve Mağfiret Hakkında|ebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Beni İsrail'de birbirine zıd maksad güden iki kişi vardı: Biri günahkardı diğeri de ibadette gayret gösteriyordu. Abid olan diğerine günah işlerken rastlardı da: "Vazgeç!" derdi. Bir gün, yine onu günah üzerinde yakaladı. Yine, "vazgeç" dedi. Öbürü: "Beni Allah'la başbaşa bırak. Sen benim başıma müfettiş misin?" dedi. Öbürü: "Vallahi Allah seni mağfiret etmez. Veya: "Allah seni cennetine koymaz!" dedi. Bunun üzerine Allah ikisininde ruhlarını kabzetti. Bunlar Rabbülaleminin huzurunda bir araya geldiler. Allah Teala Hazretleri ibadette gayret edene: "Sen benim elimdekine kadir misin?" dedi. Günahkara da dönerek: "Git, rahmetimle cennete gir!" buyurdu. Diğeri için de: "Bunu ateşe götürün" emretti. Ebu Hüreyre (ra) der ki: "(Adamcağız Allah'ın gadabına dokunan münasebetsiz) bir kelime konuştu, bu kelime dünyasını da, ahiretini de heba etti." |Ebu Davud, Edeb 51, (4901)|4146
AF VE MAĞFİRET BÖLÜMÜ|Af Ve Mağfiret Hakkında|buharimüslimmuvattanesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir adam vardı, (günah isteyerek nefsine zulmetmekte) çok ileri idi. Ölüm gelip çatınca oğullarına dedi ki: "Ben ölünce, cesedimi yakın, külümü iyice ezin ve rüzgarın önünde saçın, Allah'a yemin olsun, eğer Rabbim beni bir yakalarsa hiç kimseye vermediği azabı verir!" Ölünce, bu söylediği ona yapıldı. Allah da arz'a emrederek: "Sende ondan ne varsa bana toplayıver!" dedi. Arz da topladı. Adam ayakta duruyordu. "Sen böyle bir vasiyeti niye yaptın?" diye Rabb Teala sordu. "Senden korktuğum için ey Rabbim" cevabını verdi. Allah Teala hazretleri bu cevap üzerine onu affetti." |Buhari, Tevhid 35, Enbiya 50; Müslim, Tevbe 25, (2756); Muvatta, Cenaiz 51, (1, 240); Nesai, Cenaiz 117, (4,113)|4147
AF VE MAĞFİRET BÖLÜMÜ|Af Ve Mağfiret Hakkında|ebu davud|Ümmü'd-Derda|Ebu'd-Derda (ra)'yı işittim. Demişti ki: "Resulullah (sav)'ı işittim, şöyle buyurdu: "Müşrik olarak ölenle, bir müslümanı haksız yere öldüren hariç, Allah bütün günahları affedebilir." |Ebu Davud, Fiten 6, (4270)|4148
AZAD MÜDEBBER KILMA; MUKATEBE VE KÖLE İLE MUSAHABE|Köle Azad Etmenin Fazileti|buharimüslimtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim bir müslüman erkeği azad ederse, onun her bir uzvuna mukabil, bunun bir uzvunu Allah ateşten azad eder. (Bir diğer rivayette şu ziyade var: "...hatta fercine mukabil fercini...") |Buhari, Itk 1; Müslim, Itk 24, (1509); Tirmizi, Nüzur 19, (1547)|4149
AZAD MÜDEBBER KILMA; MUKATEBE VE KÖLE İLE MUSAHABE|Köle Azad Etmenin Fazileti|ebu davud|Vasile İbnu'l-Eska'|Kendisine -katl sebebiyle ateş- vacib olan bir arkadaşımızla Resulullah (sav)'a gelmiştik. "Ona bedel bir köle azad edin, Allah da onun her bir uzvuna bedel sizden bir uzvu ateşten azad etsin!" buyurdu. |Ebu Davud, Itk 13, (3964)|4150
AZAD MÜDEBBER KILMA; MUKATEBE VE KÖLE İLE MUSAHABE|Köleyle Musahabe Ve Muamele Adabı|tirmizi|Ebu Bekr|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kötü muamele sahibi cennete giremez." |Tirmizi, Birr 29, (1947)|4151
AZAD MÜDEBBER KILMA; MUKATEBE VE KÖLE İLE MUSAHABE|Köleyle Musahabe Ve Muamele Adabı|ebu davud|Rafi' İbnu Mekis|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İyi muamele artmadır -veya uğurdur dedi- kötü huyda uğursuzluktur." |Ebu Davud, Edeb, 133, (5162, 5163)|4152
AZAD MÜDEBBER KILMA; MUKATEBE VE KÖLE İLE MUSAHABE|Köleyle Musahabe Ve Muamele Adabı|ebu davudtirmizi|İbnu Ömer|Bir adam Resulullah (sav)'a gelerek: "Hizmetçiyi ne kadar affedeyim?" diye sordu. Aleyhissalatu vesselam susup cevap vermedi. Adam tekrar: "Ey Allah'ın Resulü! Hizmetçimi ne kadar affedeyim?" diye sordu. Bu sefer: "Her gün yetmiş kere affet." cevabını verdi. |Ebu Davud, Edeb 133, (5164); Tirmizi, Birr 31, (1950)|4153
AZAD MÜDEBBER KILMA; MUKATEBE VE KÖLE İLE MUSAHABE|Köleyle Musahabe Ve Muamele Adabı|buharimüslimebu davudtirmizi|Ma'rur İbnu Süveyd|Ebu Zerr'i gördüm, üzerinde bir takım (hülle) vardı, kölesi de aynı şekilde bir takım giyiyordu. Bunun sebebini sordum. Bana şu cevabı verdi: "Resulullah (sav)'ın şöyle söylediğini işitmiştim: "Onlar sizin kardeşleriniz ve yakın adamlarınızdır. Allah Tedla Hazretleri onları ellerinizin altına (emaneten) koymuştur. Kimin kardeşi eli altında ise, yediğinden yedirsin, giydiğinden giydirsin, yapamayacağı iş buyurmayınız, eğer buyurursanız onlara yardım edin." |Buhari, İman 22, Itk 16, Edeb 44; Müslim, Eyman 40 (1661); Ebu Davud, Edeb 133, (5157, 5168, 5161); Tirmizi, Birr 29, (1946)|4154
AZAD MÜDEBBER KILMA; MUKATEBE VE KÖLE İLE MUSAHABE|Köleyle Musahabe Ve Muamele Adabı|buharitirmiziebu davudmüslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Birinize hizmetçisi yemeğini getirince, onu beraber yemek üzere oturtmayacaksa, hiç olsun bir iki lokma veya bir iki yiyecek yersin. Zira yemeğin hararet (pişirme) ve muamele (zahmeti)ni o çekmiştir." |Buhari, Et'ime 55, Itk 18; Tirmizi, Et'ime 44, (1854); Ebu Davud, Et'ime 51, (3846); Müslim, Eyman 42, (1663)|4155
AZAD MÜDEBBER KILMA; MUKATEBE VE KÖLE İLE MUSAHABE|Köleyle Musahabe Ve Muamele Adabı|tirmizi|Ebu Saidi'l-Hudri|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Biriniz hizmetçisini dövünce, hizmetçi Allah'ın ismini zikrede(rek Allah aşkına vurma diye)cek otursa derhal elinizi kaldırın." |Tirmizi, Birr 32, (1951)|4156
AZAD MÜDEBBER KILMA; MUKATEBE VE KÖLE İLE MUSAHABE|Köleyle Musahabe Ve Muamele Adabı|müslimtirmiziebu davud|Muaviye İbnu Süveyd İbni Mukarrin|Bizim bir azadlımıza bir tokat attım ve kaçtım. Sonra öğleden az önce döndüm, babamın arkasında namaz kıldım. Babam azadlıyı da beni de çağırdı. Sonra hizmetçiye: "Misilleme (onun sana yaptığının mislini) yap!" dedi. Hizmetçi affetti. Bunun üzerine babam anlattı: "Biz Beni Mukarrin, Resulullah (sav) zamanında tek bir hizmetçiye sahiptik. Ona birimiz bir tokat vurdu. Bu hadise Aleyhissalatu vesselamın kulağına ulaşmıştı: "Onu azad edeceksiniz!" emir buyurdular. Kendisine: "Ondan başka hizmetçileri yok!" dendi. Bunun üzerine: "öyleyse onu hizmetlensinler. Ancak ne zamandan ondan müstağni olurlarsa, derhal yol versinler!" buyurdular. |Müslim, Eyman 31, (1658); Tirmizi, Nüzur 14, (1542); Ebu Davud, Edeb 133, (6166, 5167)|4157
AZAD MÜDEBBER KILMA; MUKATEBE VE KÖLE İLE MUSAHABE|Köleyle Musahabe Ve Muamele Adabı|müslimebu davudtirmizi|Ebu Mes'ud el-Bedri|Ben köleme kamçıyla vuruyordum. Arkamdan bir ses işittim. "Ebu Mes'ud, bil!" diyordu. Öfkeden sesi tanıyamadım. Bana yaklaşınca onun Resulullah (sav) olduğunu gördüm. "Ebu Mes'ud bil! Ebu Mes'ud bil!" diyordu. Kamçıyı elimden attım. "Ebu Mes'ud bil! Allah senin üzerinde senin bunun üzerindekinden daha fazla muktedir" dedi. Ben: "Bundan sonra ebediyen köle dövmeyeceğim" dedim. |Müslim, Eyman 34, (1659); Ebu Davud, Edeb 133, (5169, 6160); Tirmizi, Birr 30,(1949)|4158
AZAD MÜDEBBER KILMA; MUKATEBE VE KÖLE İLE MUSAHABE|Köleyle Musahabe Ve Muamele Adabı|buharimüslimebu davudtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim kölesine kazifta bulunursa (zina isnadı yaparsa) kölesi bu iftiradan beri ise, Kıyamet günü celde uygulanır. Dediği doğru ise o başka." |Buhari, Hudud 46; Müslim, Eyman 77, (1660); Ebu Davud, Edeb 133, (5165); Tirmizi, Birr 30, (1948)|4159
AZAD MÜDEBBER KILMA; MUKATEBE VE KÖLE İLE MUSAHABE|Köleyle Musahabe Ve Muamele Adabı|buharimüslimebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizden kimse "kölem", "cariyem" demesin. Köle de Rabbi (sahibim), rabbeti (sahibem) demesin. Malik (efendi) "Oğlum" "kızım" desin, Memluk (köle) de Seyyidi (efendim), seyyideti desin. Zira hepiniz memluklersiniz. Rabb de aziz ve celil olan Allah'tır." |Buhari, Itk 17; Müslim, Elfaz 14, (2249); Ebu Davud, Edeb 83, (4975, 4976)|4160
AZAD MÜDEBBER KILMA; MUKATEBE VE KÖLE İLE MUSAHABE|Köleyle Musahabe Ve Muamele Adabı|müslim||Bir rivayette şöyle gelmiştir: "Hiç kimse "Rabbini (efendini) doyur; "Rabbine abdest suyu dok"; "Rabbine su ver" demesin. Bilakis "Seyidim"; "efendim" desin. Sizden kimse abdi (kulum), emeti (cariyem) de demesin. Bilakis "oğlum", "kızım", "yavrum" desin." |Müslim, Elfaz 15, (2249)|4161
AZAD MÜDEBBER KILMA; MUKATEBE VE KÖLE İLE MUSAHABE|Köleyle Musahabe Ve Muamele Adabı|müslim||Müslim'in bir diğer rivayetinde: "Sizden kimse "kölem!" "cariyem!" diye söylemesin. Hepiniz Allah'ın kölelerisiniz, bütün kadınlarınız da Allah'ın kullarıdır." |Müslim, Elfaz 13, (2249)|4162
AZAD MÜDEBBER KILMA; MUKATEBE VE KÖLE İLE MUSAHABE|Köleyle Musahabe Ve Muamele Adabı|müslimebu davudnesai|Cerir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Hangi köle kaçarsa, bilsin ki ondan zimmet (garanti) kalkmıştır, dönünceye kadar namazı kabul edilmez." |Müslim, İman 122-124, (68, 69, 70); Ebu Davud, Hudud 1, (4360); Nesai, Tahrimu'd-Dem 12, (7, 102)|4163
AZAD MÜDEBBER KILMA; MUKATEBE VE KÖLE İLE MUSAHABE|Azad Etme|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim, kendisi ile bir başkası arasında (ortak) olan bir köle(deki kendine mahsus hisse)yi azad ederse, köleye onun malından adilane bir kıymet biçilir, ne eksik nede fazla. Sonra, eğer zenginse, onun malından [ortaklara hisseleri verilerek] köle azad edilir. Değilse köleden azad ettiği kısım azad olmuştur." |Buhari, Şirket 5, 14, Itk 4, 17; Müslim, Itk 1, (1501); Muvatta, Itk 1, (2, 772); Ebu Davud, Itk 6 (3940, 3941, 3942, 3943, 3944, 3945, 3946, 3947); Tirmizi, Ahkam 14 (1346, 1347); Nesai, Büyu 106, (7, 319)|4164
AZAD MÜDEBBER KILMA; MUKATEBE VE KÖLE İLE MUSAHABE|Azad Etme|ebu davudtirmizi|Ebu'd-Derda|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Köleyi ölme anında azad edenin misali, doyduğu zaman hediyede bulunan adam gibidir." |Ebu Davud, Itk 16, (3968); Tirmizi, Vesaya 7, (2124)|4165
AZAD MÜDEBBER KILMA; MUKATEBE VE KÖLE İLE MUSAHABE|Azad Etme|müslimmuvattatirmiziebu davudnesai|İmran İbnu Husayn|Bir adam, öleceği sıra, kendine ait altı köleyi azad etti. Onlardan başka malı da yoklu. Resulullah (sav) onları çağırdı. Onları üç gruba ayırdı, sonra aralarında kur'a çekti, ikisini azad etti, dördünü köle olarak bıraktı. Adamı da şiddetle azarladı. |Müslim, Eyman 56, (1668); Muvatta, Itk 3, (2, 774); Tirmizi, Ahkam 27, (1364); Ebu Davud, Itk 10, (3958, 3959, 3960, 3961); Nesai, Cenaiz 65, (4, 64)|4166
AZAD MÜDEBBER KILMA; MUKATEBE VE KÖLE İLE MUSAHABE|Azad Etme|muvatta|İbnu Ömer|Hangi cariye, efendisinden bir çocuk dünyaya getirirse, artık efendi bu cariyeyi satamaz, hibe edemez, miras da kılamaz. Hayatta oldukça ondan istifade eder, öldü mü artık cariye hür olur. |Muvatta, Itk 6, (2, 776)|4167
AZAD MÜDEBBER KILMA; MUKATEBE VE KÖLE İLE MUSAHABE|Azad Etme|ebu davudtirmiziibnu mace|Semüre İbnu Cündeb|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim zü-rahm mahrem birisin malik olursa, o hürdür." |Ebu Davud, Itk 7, (3949); Tirmizi, Ahkam 28, (1365); İbnu Mace, Itk 5, (2524)|4168
AZAD MÜDEBBER KILMA; MUKATEBE VE KÖLE İLE MUSAHABE|Azad Etme|ebu davudibnu mace|Amr İbnu Şu'ayb (an ebihi an ceddihi)|Resulullah (sav)'a yardım taleb etmek üzere bir adam gelip: "Ey Allahın Resulü! (Efendim) falana ait şu cariye var ya (onun yüzünden efendim bana sıkıntı veriyor)" dedi. Aleyhissalatu vesselam "Vah! Neyin var?" deyince adam: "Bela hasıl oldu. Köle (ben demek istiyor) efendinin cariyesine bakmıştı, efendi kıskançlıkla erkeklik uzvunu burdu (hadım etti)" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Adamı bana getir!" emretti. Efendi çağırıldı ama getirilemedi. Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam: "Öyleyse git, sen hürsün!" ferman buyurdu. Adam: "Ey Allah'ın Resulü! (Efendimin kölesi olmamda direnmesi halinde) kim bana yardımcı olacak?" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Sana yardımcı olmak bütün müslümanlara terettüp eder" cevabını verdi. |Ebu Davud, Diyat 7, (4519); İbnu Mace, Diyat 29, (2680)|4169
AZAD MÜDEBBER KILMA; MUKATEBE VE KÖLE İLE MUSAHABE|Azad Etme|ebu davudibnu mace|Sefine|Ben Ümmü Seleme (ra)'nin kölesi idim. Bir gün bana: "Seni azad ediyorum, ancak yaşadığın müddetçe Resulullah (sav)'a hizmet etmeni şart koşuyorum dedi. "Sen bu şartı koşmasan da başka bir şey yapacak değilim!" dedim. Beni azad etti ve bana bu şartı koştu. |Ebu Davud, Itk 3, (3932); İbnu Mace, Itk 6, (2626)|4170
AZAD MÜDEBBER KILMA; MUKATEBE VE KÖLE İLE MUSAHABE|Azad Etme|muvatta||İmam Malik'e ulaştığına göre, İbnu Ömer (ra)'e azad etme şartıyla satın alınan rakabe-i vacibe'den sorulmuştu. "Hayır, olmaz" cevabını verdi. |Muvatta, Itk 12, (2,778)|4171
AZAD MÜDEBBER KILMA; MUKATEBE VE KÖLE İLE MUSAHABE|Azad Etme|muvatta|Fudale İbnu Ubeyd el-Ensari|Anlatıldığına göre Fudale'ye, "üzerinde bir köle azad etme borcu bulunan kimsenin veled-i zina'yı azad etmesi caiz olur mu?" diye sorulmuş, o da "Evet" demiştir. |Muvatta, Itk 11, (2,777)|4172
AZAD MÜDEBBER KILMA; MUKATEBE VE KÖLE İLE MUSAHABE|Azad Etme|muvatta|Abdurrahman İbnu Ebi Amra el-Ensari|Anlattığına göre, annesi, bir köle azad etmek istemiş ve bunu sabaha tehir etmiş, köle de bu sırada ölmüştür. Abdurrahman Kasım İbnu Muhammed'e: "Ben anneme bedel bir köle azad etsem, anneme faydası olur mu (sevabı ulaşır mı)?" diye sorar. Kasım: "Sa'd İbnu Ubade (ra) Resulullah (sav)'a gelip: "Annem vefat etti, ben onun adına bir köle azad etsem ona faydası olur mu?" diye sormuştu. "Evet" cevabını aldı" dedi. |Muvatta, Itk 13, (2,779)|4173
AZAD MÜDEBBER KILMA; MUKATEBE VE KÖLE İLE MUSAHABE|Azad Etme|muvatta|Yahya İbnu Said|Abdurrahman İbnu Ebi Bekr (ra), uyuduğu bir uykuda vefat etti. Kız kardeşi Hz. Aişe (ra) onun adına birçok köle azad etti. |Muvatta, Itk 14, (2, 779)|4174
AZAD MÜDEBBER KILMA; MUKATEBE VE KÖLE İLE MUSAHABE|Azad Etme|ebu davudibnu mace|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim malı olan bir köle azad ederse, kölenin malı kendisinin olur, yeter ki efendisi bu hususta bir şart koşmamış olsun." |Ebu Davud, Itk 11, (3962); İbnu Mace, Itk 8, (2629)|4175
AZAD MÜDEBBER KILMA; MUKATEBE VE KÖLE İLE MUSAHABE|Azad Etme|muvatta|Rebia İbnu Ebi Abdirrahman|Zübeyr İbnul Avvam (ra) bir köle satın aldı ve onu azad etti. Bu kölenin, hür bir kadından oğulları vardı. Hz. Zübeyr: "Oğulları benim mevalimdir" dedi. Annesinin efendileri: "Hayır, onlar bizim mevalimizdir" dediler. Bunun üzerine davaları Hz. Osman (ra)'a intikal etti. O, vela'nın Hz. Zübeyr'e ait olduğuna hükmetti. |Muvatta, Itk 21, (2, 782)|4176
AZAD MÜDEBBER KILMA; MUKATEBE VE KÖLE İLE MUSAHABE|Azad Etme|muvattabuharimüslim|Aişe|Resulullah (sav)'a "Hangi köleyi azad etmek efdaldir?" diye sorulmuştu. "Fiyatça yüksek olanı ve efendisinin nazarında en nefis olanıdır!" cevabını verdi. |Muvatta, Itk 15, (2, 779); Buhari, Itk 2; Müslim, İman 136 (84)|4177
AZAD MÜDEBBER KILMA; MUKATEBE VE KÖLE İLE MUSAHABE|Müdebber Kılma - Mükatebe Yapma|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Cabir|Bir adam, kölesini "benden sonra hür olsun" diye azad etmişti. Sonradan ona ihtiyacı doğdu. Resulullah (sav) köleyi alarak: "Bunu benden kim satın alacak?" dedi. Nuaym İbnu Abdillah İbni'n-Nehham (ra) şu şu miktar fiyata satın aldı. Resulullah o parayı (köle sahibine) verdi. |Buhari, Büyu 59, 110, İstikraz 16, Husumat 2, Itk 9, Kefaretu'l-Eyman 7, İkrah 4, Ahkam 32; Müslim, Eyman 41, (997); Ebu Davud, Itk 9, (3955, 3956, 3957); Tirmizi, Büyu 11, (1219); Nesai, Büyu 84, (7, 304)|4178
AZAD MÜDEBBER KILMA; MUKATEBE VE KÖLE İLE MUSAHABE|Müdebber Kılma - Mükatebe Yapma|muvatta|Nafi'|İbnu Ömer (ra), kendine ait iki cariyeyi müdebber kıldı. Onlar müdebber oldukları halde İbnu Ömer onlara temasta bulunuyordu. |Muvatta, Müdebber 4, (2,814)|4179
AZAD MÜDEBBER KILMA; MUKATEBE VE KÖLE İLE MUSAHABE|Müdebber Kılma - Mükatebe Yapma|ebu davudtirmiziibnu mace|Amr İbnu Şuayb (an ebihi an ceddihi)|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim kölesi ile yüz okiyye üzerinden mükatebe yapsa da, kölesi bunun on okiyyesi hariç hepsini ödese, yine de köledir." |Ebu Davud, Itk 1, (3927); Tirmizi, Büyu 35, (1260); İbnu Mace, Itk 3, (2519)|4180
AZAD MÜDEBBER KILMA; MUKATEBE VE KÖLE İLE MUSAHABE|Müdebber Kılma - Mükatebe Yapma|ebu davud||Ebu Davud'un bir rivayetinde şöyle buyurulur: "Mükateb, üzerinde bir dirhemlik borç kaldığı müddetçe köledir." |Ebu Davud, Itk 1, (3926)|4181
AZAD MÜDEBBER KILMA; MUKATEBE VE KÖLE İLE MUSAHABE|Müdebber Kılma - Mükatebe Yapma|tirmiziebu davudnesai|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Mükatebe karşı bir hadd işlenir (diyet almaya hak kazanırsa) veya mirasa mazhar olursa, (borcunu ödeyerek) hürriyetinden kazandığı miktarca onlara varis olur." Resulullah (sav) şöyle buyurdular: "Mükateb, ödediği hisse nisbetinde hür diyeti öder, geri kalanı köle diyetinden öder." |Tirmizi, Büyu 35, (1259); Ebu Davud, Diyat 22, (4582); Nesai, Kasame 36, (8, 45, 46)|4182
AZAD MÜDEBBER KILMA; MUKATEBE VE KÖLE İLE MUSAHABE|Müdebber Kılma - Mükatebe Yapma|ebu davudtirmiziibnu mace|Ümmü Seleme|Resulullah (sav) bize buyurdular ki: "Sizden birinin mükatebetinin size hala ödeyeceği borcu varsa da, ona karşı örtünsün." |Ebu Davud, Itk 1, (3928); Tirmizi, Büyu 35, (1261); İbnu Mace, Itk 3, (2520)|4183
AZAD MÜDEBBER KILMA; MUKATEBE VE KÖLE İLE MUSAHABE|Müdebber Kılma - Mükatebe Yapma|buhari|Musa İbnu Enes İbn-i Malik|Şirin, Hz. Enes'e mükatebe yapma talebinde bulundu. Hz. Enes çok zengindi, mükatebe yapmayı reddetti. Şirin Hz. Ömer (ra)'e başvurdu. Hz. Ömer, Enes (ra)'i çağırarak: "Şirinle mükatebe yap!" emretti. Enes (ra) yine kabul etmedi. Hz. Ömer, çubuğuyla Enes'e vurdu. Ve şu ayeti okudu: "Kölelerinizden hür olmak için bedel vermek (mukatebe yapmak) isteyenlerin, -onlardan bir iyilik görürseniz- bedel vermesini kabul edin" (Nur 33). Bunun üzerine Hz. Enes mukatebe yaptı. |Buhari, Mükateb 1|4184
AZAD MÜDEBBER KILMA; MUKATEBE VE KÖLE İLE MUSAHABE|Müdebber Kılma - Mükatebe Yapma|buharimüslimmuvattaebu davudnesaitirmiziibnu mace|Aişe|Berire mükatebe bedelini ödemede yardım istemeye geldi..." |Buhari, Mesacid 70, Zekat 61, Büyu 67, 73, Itk 10, Mekatib 2, 3, 4, 5, Hibe 7, Şurut 3, 10, 13, 17, Talak 16, Kefaratü'l-iman 8, Feraiz 19, 20, 22, 23; Müslim, Itk 5, (1504); Muvatta, Itk 17, (2, 780); Ebu Davud, Itk 2, (3929-3930); Nesai, 85, 86 (7, 300); Tirmizi, Büyu 33, (1256), Vesaya 7, (2125); İbnu Mace, Itk 3, (2521)|4185
AZAD MÜDEBBER KILMA; MUKATEBE VE KÖLE İLE MUSAHABE|Müdebber Kılma - Mükatebe Yapma|nesai|Aişe|Nesai'nin rivayetinde şu ziyade mevcuttur: "Berire (ra) kendi nefsinin hürriyete kavuşması için dokuz okiyye üzerine mükatebe yaptı. Her sene bir okiyye ödeyecekti. Resulullah (sav) onu, (hürriyetine kavuştuğu zaman) kocası ile beraberliğe devam etme veya boşanma hususunda muhayyer bıraktı, Kocası köle idi. Berire kendini (kocadan ayrılmayı) tercih etti. Urve der ki: "Kocası hür olsaydı, Aleyhissalatu vesselam Berire'yi muhayyer bırakmazdı." |Nesai, 85, 86 (7, 300)|4186
İDDET VE İSTİBRA BÖLÜMÜ|Mutallaka Ve Muhteleanın İddetleri|ebu davud|Esma Bintu Yezid İbni's-Seken el-Ensariyye|Anlattığına göre, "Esma, Resulullah (sav) zamanında kocasından boşanmıştır. Ve o sıralarda boşanan kadın için henüz iddet bekleme hükmü yoktu. İşte bu sebeple, Esma boşanınca, Allah Teala Hazretleri, boşanan için iddet bekleme emrim indirdi." |Ebu Davud, Talak 36, (2281)|4187
İDDET VE İSTİBRA BÖLÜMÜ|Mutallaka Ve Muhteleanın İddetleri|ebu davudnesai|İbnu Abbas|Allah Teala Hazretleri: "Boşanan kadınlar kendi kendilerine üç aybaşı hali beklerler" (Bakara 228) buyuruyor. Yine Allah Teala hazretleri: "Kadınlarınız arasında ay hali görmekten kesilenler ile ay hali görmemiş olanların iddetleri hususunda şüpheye düşerseniz, bilin ki, onların iddet beklemesi üç ay dır... (Talak 4). (Önceki ayet) bu ikinci ile neshedilmiş oldu. Keza Allah Teala hazretleri (birinci ayetten bazı hükümleri neshederek) buyurmuştur ki: "Mü'min kadınlarla nikahlanıp, onları, temasta bulunmadan boşadığınızda, artık onlar için size iddet saymaya lüzum yoktur. Kendilerine bağışta bulunarak onları güzellikle serbest bırakın" (Ahzab 49). |Ebu Davud, Talak 10, (2195), 37, (2282); Nesai, Talak 64, (6,187), 74, (6, 212)|4188
İDDET VE İSTİBRA BÖLÜMÜ|Mutallaka Ve Muhteleanın İddetleri|nesai|İbnu Abbas|Boşanan kadınlar kendi kendilerine üç aybaşı hali beklerler, eğer Allah'a ve Ahiret gününe inanmışlarsa, rahimlerinde Allah'ın yarattığını gizlemeleri kendilerine helal değildir, kocaları bu arada barışmak isterlerse, karılarını geri almakta daha çok hak sahibidirler" (Bakara 223) ayeti için der ki: "Bu ayete göre, erkek hanımını üç kere de boşasa ona dönmeye hakkı vardı. Bu hüküm şu ayetle neshedildi. "Boşanma iki defadır (Ondan sonrası) ya iyilikle tutmak, ya güzellikle salmaktır" (Bakara 229). |Nesai, Talak 74, (6,212)|4189
İDDET VE İSTİBRA BÖLÜMÜ|Mutallaka Ve Muhteleanın İddetleri|muvatta|Süleyman İbnu Yesar|el-Ahvas, hanımını boşamıştı. Hanımı üçüncü hayızın kanama müddetinde iken Şam'da öldü. Hz. Muaviye (ra), Zeyd İbnu Sabit (ra)'e yazarak bunun hükmünü sordu. Zeyd cevaben şöyle yazdı: "Eğer kadın, üçüncü hayz'ın kanama devresine girmiş idiyse, kocadan tamamen ayrılmış, koca da ondan ayrılmıştır. Ne kadın, kocaya, ne de koca, kadına varis olamaz." |Muvatta, Talak 56, (2,577)|4190
İDDET VE İSTİBRA BÖLÜMÜ|Mutallaka Ve Muhteleanın İddetleri|tirmizi|Rebi Bintu Muavvız|Anlattığına göre, Resulullah (sav) zamanında, kocasından muhala'a yoluyla ayrılmıştır. Resulullah (sav) da ona bir hayız müddetince iddet beklemesini emretmiştir (veya kadına... emredilmiştir). |Tirmizi, Talak 10, (1185); Nesai, Talak 53, (5,186)|4191
İDDET VE İSTİBRA BÖLÜMÜ|Vefat İddeti|buharimüslimmuvattatirmizinesai|Ümmü Seleme|Beni Eslem'den Sübey'a adında bir kadın hamile iken kocası ölmüştü. Beni Abdi'd-dar'dan Ebu's-Senabil İbn Ba'kik, kadınla evlenmek istedi. Kadın onunla evlenmekten imtina etti. Adam: "Vallahi, iki müddetin sonuncusuna kadar iddet beklemedikçe evlenmen caiz değil!" dedi. Kadın yirmi gün kadar bekledi, derken nifas oldu. Sonra da Resulullah (sav)'a gelerek durumu arzetti. Aleyhissalatu vesselam: "Evlen!" buyurdu. |Buhari, Talak 39, Tefsir, Talak 2; Müslim, Talak 57, (1485); Muvatta, Talak 83, (2, 589, 590); Tirmizi, Talak 17, (1193); Nesai, Talak 56, (6,190,191)|4192
İDDET VE İSTİBRA BÖLÜMÜ|Vefat İddeti|müslim|Ümmü Seleme|Müslim'deki rivayet şöyledir: "Ümmü Seleme (ra) dedi ki: "Sübey'a, kocasının vefatından birkaç gece sonra nifas oldu. Kadın, durumunu Resulullah'a zikretti, Aleyhissalatu vesselam evlenmesini söyledi." |Müslim, Talak 57, (1485)|4193
İDDET VE İSTİBRA BÖLÜMÜ|Vefat İddeti|nesai|Ebu Seleme İbnu Abdurrahman|Ben ve Ebu Hüreyre, İbnu Abbas (ra)'ın yanında iken, bir kadın gelerek: "Ben hamileyken kocam öldü, çocuk da kocamın ölmesinden dört ay geçmeden doğdu. (İddetim dolmuş sayılır mı)?" diye sordu, İbnu Abbas (ra): "İddetin, iki müddetin sonuncusudur" dedi. Ebu Seleme: "Bana Resulullah (sav)'ın Ashab'ından bir adam, böyle bir durumda Resulullah (sav)'ın evlenmeyi emrettiğini haber verdi" dedi. Ebu Hüreyre der ki: "Buna ben de şehadet ederim." |Nesai, Talak 66, (6,194)|4194
İDDET VE İSTİBRA BÖLÜMÜ|Vefat İddeti|muvatta|Nafi'|İbnu Ömer (ra)'e hamile iken kocası ölen kadından sorulmuştu. "Çocuğu doğurunca helal olur, (evlenebilir)" cevabını verdi. [Orada bulunan bir adam ilave etti]: "Hz. Ömer (ra) de: "Kocası yatakta, henüz defnedilmemiş iken doğum yapsa da kadın (evlenmeye) helaldir" demişti." |Muvatta, Talak 84, (2, 589)|4195
İDDET VE İSTİBRA BÖLÜMÜ|Vefat İddeti|ebu davud|Amr İbnu'l-As|Peygamberimiz (sav)'in sünnetini bize çarpıtmayın. Kocası ölen kadının iddeti dört ay on gündür yani ümmü veled hakkında." |Ebu Davud, Talak 48, (2308)|4196
İDDET VE İSTİBRA BÖLÜMÜ|Vefat İddeti|muvatta|İbnu Ömer|Efendisi olan ümmü veledin iddeti bir hayız devresidir. |Muvatta, Talak 92, (2,593)|4197
İDDET VE İSTİBRA BÖLÜMÜ|İstibra|müslimtirmiziebu davudnesai|Ebu Said|Resulullah (sav) Huneyn seferi sırasında Evtas'a bir ordu gönderdi. Ordu düşmanla karşılaştı ve çarpıştılar. Müslüman askerler onlara galebe çaldı, bir miktar kadını da esir etti. Resulullah (sav)'ın Ashabından bir kısımları, ele geçirilen cariyelere teması, müşrik kocaları sebebiyle sanki günah addettiler. Bunun üzerine aziz ve celil olan Allah şu ayeti inzal buyurdu. (Mealen): "Evli kadınlarla evlenmeniz de haram kılındı. Maliki bulunduğunuz cariyeler müstesna..." (Nisa 24) Yani "bunlar (esir aldıklarınız) iddetlerini doldurunca size helaldir." |Müslim, Rada' 33, (1456); Tirmizi, Nikah 36, (1132); Ebu Davud, Nikah 45, (2155, 2157); Nesai, Nikah 59, (6,110)|4198
İDDET VE İSTİBRA BÖLÜMÜ|İstibra|tirmizi|İrbaz İbnu Suriye|Resulullah (sav) karnındaki yükü vaz' etmedikçe (doğurmadıkça) esirelere temasta bulunmayı yasakladı. |Tirmizi, Siyer 15, (1564)|4199
İDDET VE İSTİBRA BÖLÜMÜ|İstibra|ebu davudtirmizi|Ruveyfi' İbnu Sabit el'Ensari|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah'a ve ahiret gününe inanan bir kimseye, suyunu başkasının ekinine dökmesi, yani hamile (esire)ye teması helal değildir. Keza Allah'a ve ahirete inanan mü'min kişiye, istibra hasıl olmazdan önce esire kadına temas helal olmaz. Keza Allah'a ve ahirete inanan kimseye, taksim edilmezden önce ganimet malından satması helal değildir." |Ebu Davud, Nikah 45, (2158, 2159); Tirmizi, Nikah 35, (1131)|4200
İDDET VE İSTİBRA BÖLÜMÜ|İstibra|müslimebu davud|Ebu'd-Derda|Resulullah (sav) seferlerinin birinde, bir çadırın kapısında, doğumu yakın olan hamile bir kadın gördü. Kadın hakkında sual etti: "Falancanın cariyesi!" dediler. Aleyhissalatu vesselam: "Herhalde o, cariyeye temas etmek istiyor" buyurdu. Muhatapları "Evet!" deyince: "Ona, kabre kadar onunla beraber olacak bir lanetle lanet etmek içimden geldi. O nasıl olur da kendine helal olmadığı halde (kadının karnındaki çocuğu) kendine varis kılar veya nasıl olur da kendine helal olmayan (bebeği) hizmetçi kılar?" buyurdular. |Müslim, Nikah 139, (1441); Ebu Davud, Nikah 45, (2156)|4201
İDDET VE İSTİBRA BÖLÜMÜ|İstibra|rezin|İbnu Ömer|Temas edilmiş bulunan bir cariye hediye edilir veya satılır veya azad edilirse onun rahmi bir hayız müddetince istibra edilsin. Bakirenin istibrası aranmaz. [Rezin tahric etmemiştir. Buharı, bu rivayeti muallak olarak zikretmiştir. (Büyu 111).] |Rezin|4202
İDDET VE İSTİBRA BÖLÜMÜ|Sükna Ve Nafaka|müslimmuvattaebu davudtirmizinesai|Fatıma Bintu Kays|Anlattığına göre, kocası kendisini talak-ı bette ile boşamıştır. Kocası ortalıkta olmadığı halde, vekilini (bir miktar) arpa ile Fatıma'ya göndermiş, Fatıma da bunu pek az bulmuştu. (Veya vekile kızmıştı.) Vekil: "Vallahi bizim üzerimizde (nafaka hakkı olarak) bir şeyin yok!" demiştir. Fatıma da Resulullah (sav)'a gelerek durumu anlatmış. Aleyhissalatu vesselam da : "Senin onun üzerinde nafakan yok" buyurmuş ve Ümmü Şerik el-Ensariyye (ra)'nin yanında iddetini geçirmesini emretmiştir. Sonra, Fatıma'ya: "Bu kadın, ashabımın çokça uğradıkları birisidir. Sen iddetini İbnu Ümmi Mektum'un yanında geçir. Zira o, ama birisidir, örtünü de (onun yanında) çıkarabilirsin. (İddetin bitip) helal oldun mu bana haber ver!" buyurdu. (Fatıma der ki): "Helal hale geldiğim zaman, Resulullah (sav)'a gelip Muaviye İbnu Ebi Süfyan ve Ebu Cehm (ra)'in benimle evlenmek istediklerini haber verdim. Aleyhissalatu vesselam buyurdular ki "Ebu Cehm, sopasını omuzundan indirmez. Muaviye ise fakirdir, parası yoktur. Sen Üsame İbnu Zeyd (ra) ile evlen!" Üsame hoşuma gitmedi. (Resulullah (sav) bunu seçmiş olacak ki tekrar): "Sen Üsame'yle evlen!" buyurdu. Ben de onunla evlendim. Allah Teala Hazretleri onu bana hayırlı kıldı. Onunla mes'ud oldum. |Müslim, Talak 36, (1480); Muvatta, Talak 23, (2, 580, 581); Ebu Davud, Talak 39, 40, (2284, 2285, 2286, 2287, 2288, 2289, 2290, 2291); Tirmizi, Nikah 38, (1135), Talak 5, (1180); Nesai, Nikah 21, (6, 74), Talak, 69, (6, 207), 71, 72, (6, 210)|4203
İDDET VE İSTİBRA BÖLÜMÜ|Sükna Ve Nafaka|muvatta|Nafi'|Said İbnu Zeyd'in kızı Abdullah İbnu Amr İbnu Osman'ın nikahı altında idi. Kadını, kocası talak-ı bette ile boşadı. Kadın, kocasının evini (iddeti dolmadan) terketti. Onun bu davranışını Abdullah İbnu Ömer (ra) hoş karşılamadı. |Muvatta, Talak 64, (2, 579)|4204
İDDET VE İSTİBRA BÖLÜMÜ|Sükna Ve Nafaka|müslimebu davudnesai|Cabir|Teyzemi kocası [üç talakla] boşamıştı. Teyzem hurmalarının meyvesini kesmek istedi. Bir adam onu evden çıkmaktan men etti. Teyzem de Resulullah (sav)'a gelip durumunu arzetti. Aleyhissalatu vesselam: "Tabii, hurmalarını devşir, ondan dilersen tasadduk eder, dilersen ma'ruf üzere tasarruf edersin!" buyurdu. |Müslim, Talak 65, (1483); Ebu Davud, Talak 41, (2297); Nesai, Talak 70, (6,209)|4205
İDDET VE İSTİBRA BÖLÜMÜ|Sükna Ve Nafaka|buhariebu davudnesai|Mücahid|"İçinizden ölenlerin bırakmış olduğu eşler kendi kendilerine dört ay on gün beklerler" (Bakara 234) mealindeki ayetle ilgili olarak demiştir ki: "Kadının, bu iddeti, kocasının yanında beklemesi vacibtir. Bunun üzerine Allah Teala Hazretleri şu ayeti inzal buyurdu: "İçinizden ölüp, eşler bırakacak olanlar, evlerinden çıkarılmaksızın senesine kadar eşlerinin geçimini sağlayacak şeyi vasiyet etsinler. Eğer kadınlar çıkarlarsa kendilerinin meşru olarak yaptıklarından dolayı size sorumluluk yoktur" (Bakara 240). Mücahid devamla der ki: "Allah Teala Hazretleri böylece kadına tam bir yıl (iddet) kıldı, bunun yedi ay yirmi günü vasiyet yoluyla tanınacak. Kadın dilerse bu vasiyet müddetinde kocasının evinde kalacak, dilerse terkedecek. Ayette geçen "evlerinden çıkarılmaksızın... Eğer çıkarlarsa... size sorumluluk yoktur" ibaresinin ma'nası budur. Esas iddet ise, onu beklemesi kadına vacibtir." İbnu Abbas (ra) der ki: "Bu ayet, kadının kocası yanında iddet geçirme mecburiyetini neshetmiştir, kadın dilediği yerde iddetini geçirir." Ata der ki: "Sonra miras ayeti geldi, o da, süknayı neshetti. Böylece kadının, koca yanındaki süknası kalktı, artık dilediği yerde iddetini geçirir." |Buhari, Tefsir, Bakara 41, Talak 60; Ebu Davud, Talak 42, 45, (2298, 2301); Nesai, Talak 60, (6,200)|4206
İDDET VE İSTİBRA BÖLÜMÜ|Sükna Ve Nafaka|muvatta|Yahya İbnu Said|Bir kadın, İbnu Ömer (ra)'e gelip kocasının öldüğünü ve kendilerinin (Medine'nin) Kanat nam mevkiinde bir ekinlerinin olduğunu söyledi ve geceyi orada geçirmesinin kendisi için caiz olup olmadığını sordu." İbnu Ömer (ra) kadını bundan nehyetti. Bu sebeple kadın, erkenden oraya gider, orada gölgelenir, sonra aksama Medine'ye döner, evinde gecelerdi. |Muvatta, Talak 88, (2,592)|4207
İDDET VE İSTİBRA BÖLÜMÜ|İHdad (Matem)|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|Humeyd İbnu Nafi'|Bana Zeyneb Bintu Ebi Seleme şu üç hadisi haber verdi: Dedi ki: "Babası Ebu Süfyan İbnu Harb vefat edince, Resulullah (sav)'ın zevce-i pekleri Ümmü Habibe'nin yanına girdim. (Ben yanında iken) Ümmü Habibe içerisinde sarı renk bulunan bir sürünme maddesi (tiyb) getirtti, bu haluk veya bir başkası idi. Ondan bir cariyeye sürdü, sonra da yanaklarına süründü. Sonra dedi ki: "Vallahi benim sürünüp süslenmeye ihtiyacım yok. Ancak Resulullah (sav)'ın şöyle söylediğini işittim: "Allah'a ve ahiret gününe inanan bir kadına, bir ölü üzerine üç geceden fazla matem tutması helal olmaz. Fakat kocası müstesna, ona dört ay on gun matem tutar." Zeyneb dedi ki: "Kardeşi öldüğü zaman Zeyneb Bintu Cahş (ra)'nın yanına girdim. O da bir tiyb istedi ve ondan süründü. Sonra dedi ki: "Doğrusu, vallahi sürünmeye bir ihtiyacım yok. Ancak Resulullah (sav)'ın şöyle söylediğini işittim: "Allah'a ve ahiret gününe inanan bir kadına..." diye başlayan önceki hadisi aynen zikretti." Zeyneb (üçüncü rivayetinde) dedi ki: "Annem Ümmü Seleme'yi işittim, diyordu ki: "Bir kadın Resulullah (sav)'a, gelerek: "Kızımın kocası öldü. Gözünden de hasta, gözüne (ilaç niyetiyle) sürme çekebilir miyiz?" diye sordu. Aleyhissalatu vesselam: "Hayır!" dedi. Kadın iki veya üç sefer aynı talebte bulundu. Aleyhissalatu vesselam her seferinde "Hayır!" dedi ve sonuncuda ilave etti: "Onun matem müddeti dört ay on gündür. Cahiliye devrinde sizden biri, sene başına mayıs atardı." [Ravi Humeyd der ki: "Zeyneb'e "Senenin başına mayıs atma" nedir?" diye sordum] Zeyneb (ra) dedi ki: "Kocası ölen bir kadın hıfş (denen hücre)'ına çekilir, en kötü elbisesini giyer, üzerinden bir yıl geçmedikçe tiyb sürünmez (yıkanmaz, tırnak kesmez, hiçbir temizlik ameliyesinde bulunmaz, sonra bir yıl tamam olunca berbat bir manzara ile çıkar)dı. Sonra ona bir hayvan getirilirdi. Bu eşek veya koyun veya bir kuş olabilirdi. Bu (hayvanı önüne sürmek suretiyle iddet halini) kırardı. İddetini kırmada kullandığı hayvan hemen hemen ölürdü. Sonra (iddetten) çıkardı, kendisine mayıs verilirdi, o da bunu [önüne] atardı. (Böylece evlenmeye helal olurdu.) İşte bundan sonra tiyb ve diğer (süslenme ve başka) şeylere müracaat ederdi." |Buhari, Talak 46, 47, 60, Cenaiz 31; Müslim, Talak 58 (1486-1489); Muvatta, Talak 101, (2, 596-598); Ebu Davud, Talak 42, (2299); Tirmizi, Talak 18, (1195, 1196, 1197); Nesai, Talak 61, (6, 201), 60, (6, 205)|4208
İDDET VE İSTİBRA BÖLÜMÜ|İHdad (Matem)|buharimüslimebu davudnesai|Ümmü Atiyye|Biz, kocalarımız hariç, herhangi bir ölü üzerine üç günden fazla matem tutmaktan men edilmiştik. Kocalarımız için dört ay on gün matem tutmalıydık. Bu esnada ne sürme çekerdik, ne tiyb sürünürdük, ne de boyalı elbise giyerdik. Giyebildiğimiz, sadece asb (denen daha dokunmazdan önce boyanmış kumaşlardan mamul) elbise idi. Matemli kadına, hayız halinden çıkıp temizlik dönemine girince, yaptığı yıkanmada azıcık koku kullanmasma izin verildi. |Buhari, Talak 48, 49, Hayız 12, Cenaiz 30, 31; Müslim, Cenaiz 34, (938), Talak 66, (938); Ebu Davud, Talak 46, (2302, 2303); Nesai, Talak 63-64, (6, 203, 204)|4209
İDDET VE İSTİBRA BÖLÜMÜ|İHdad (Matem)|ebu davudnesaimuvatta|Ümmü Seleme|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kocası ölen kadın sarıya boyanmış veya kırmızıya boyanmış elbise giymez, zinet takınmaz, kına yakınamaz, sürmelenemez, başını tararken kokulu madde kullanamaz, başını sidre ile kaplar." |Ebu Davud, Talak 46, (2304); Nesai, Talak 65 (6,203); Muvatta, Talak 104-108 (2, 598, 600)|4210
İDDET VE İSTİBRA BÖLÜMÜ|İHdad (Matem)|muvatta|İbnu'l Müseyyeb ve Süleyman İbnu Yesar|Tuleyha el-Esediye, Reşid es-Sakafi'nin nikahı altındaydı. Reşid, Tuleyha'yı boşadı. Kadın, iddeti içerisinde iken evlendi. Hz. Ömer (ra), ona da kocasına da değnekle çokça vurdu ve aralarını ayırdı. Sonra şunu söyledi: "İddeti içerisinde hangi kadın evlenirse, onun evlenen kocası, gerdek yapmamış bile olsa araları ayrılacak ve kadın, önceki iddetinden geri kalan kısmı tamamlayacak. Sonra ikincisi, taliblerden bir talib olacak. Eğer erkek; kadınla gerdek yapmış idiyse, araları ayrılır, kadın önceki iddetini tamamlar. Sonra ikinciden dolayı yeniden iddet bekler. Bunlar ebediyyen evlenemezler." İbnu'l-Müseyyeb der ki: "Erkek, kadını kendine helal addettiği için ona tam mehir öder." |Muvatta, Nikah 27, (2,536)|4211
İDDET VE İSTİBRA BÖLÜMÜ|İHdad (Matem)|muvatta|Nafi'|Safiyye Bintu Ebi Ubeyd, kocası İbnu Ömer'den iddet beklerken gözlerinden hastalandı. Gözleri nerdeyse çapaklanıyordu, yine de sürme çekmedi. |Muvatta, Talak 107, (2,599)|4212
İDDET VE İSTİBRA BÖLÜMÜ|İHdad (Matem)|rezin|İbnu Mes'ud|Kendi anlattığına göre, şu ayeti okumuştu (Mealen): "Boşanan kadınlar, kendi kendilerine, üç aybaşı hali beklerler..." (Bakara 228). Ve şu ayeti (mealen): "Ey peygamber! Kadınları boşayacağınızda, onları, iddetlerini gözeterek boşayın ve iddeti sayın. Rabbiniz olan Allah'tan sakının. Onları, apaçık bir hayasızlık yapmaları hali bir yana- evlerinden çıkarmayın, onlar da çıkmasınlar. Bunlar, Allah'ın sınırlarıdır. Allah'ın sınırlarını kim aşarsa, şüphesiz, kendine yazık etmiş olur. Bilmezsin, olur ki, Allah bunun ardından (gönlünüzde sevgi gibi) bir hal meydana getirir. Kadınların iddet süreleri biteceğinde, onları ya uygun şekilde alıkoyan, ya da uygun bir şekilde onlardan ayrılın; içinizden de iki adil şahid getirin, şahidliği Allah için yapın. İşte bu, Allah'a ve ahiret gününe inananan kimseye verilen öğüttür. Allah kendisine karşı gelmekten sakınan kimseye kurtuluş yolu sağlar, ona beklemediği yerden rızık verir. Allah'a güvenen kimseye O yeter. Allah buyurduğunu yerine getirendir. Allah her şey için bir ölçü var etmiştir. Kadınlarınız içinde ay hali görmekten kesilenler ile, henüz ay hali görmemiş olanların iddetleri hususunda şüpheye düşerseniz, bilinki, onların iddet beklemesi üç aydır..." (Talak 1-4). Ve dedi ki: "Bu, boşanan kadınların iddetleridir. Allah Teala hazretleri bundan henüz temas edilmemiş olan kadınları, "Ey iman edenler, mü'min kadınlarla nikahlanıp, onları, temasta bulunmadan boşadığınızda artık onlar için size iddet saymaya lüzum yoktur. Kendilerine bağışta bulunarak onları güzellikle serbest bırakın" (Ahzab 49) mealindeki ayetle istisna etmiştir. Yine Allah Teala buyurur ki, (mealen): "İçinizden ölenlerin bırakmış olduğu eşler, kendi kendilerine dört ay on gün beklerler; müddetleri sona erdiğinde, onların kendi haklarında uygun şekilde yaptıklarından dolayı size sorumluluk yoktur" (Bakara 234). Sonra Allah Teala Hazretleri, kadınlardan hamile olanların ruhsatını şu ayetle indirmiştir. (Mealen): "(Boşanan veya kocası ölen kadınlardan) gebe olanların iddeti doğumları ile tamamlanır..." (Talak 4). [Rezin tahric etmiştir] |Rezin|4213
ARİYET BÖLÜMÜ|Ariyet Hakkında|ebu davud|Safvan İbnu Ümeyye|Resulullah (sav) Huneyn savaşı sırasında benden bir miktar zırhı ariyet olarak istedi. Ben de: "Zorla (gasbederek) mi almak istiyorsun?" dedim. "Hayır!" dedi, "garantili olarak taleb ediyorum!" |Ebu Davud, Büyu 90, (3562)|4214
ARİYET BÖLÜMÜ|Ariyet Hakkında|tirmizi|Enes|Resulullah (sav) bir tabak istiare etmişti, kap ziyana uğradı. Sahiplerine tazmin etti. |Tirmizi, Ahkam 23, (1360)|4215
ARİYET BÖLÜMÜ|Ariyet Hakkında|ebu davudtirmizi|Semüre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Aldığı şeyi sahibine ödemek "el'e vecibedir" Katade der ki: "Hasan (bunu rivayet ettiğini) unuttu ve dedi ki: "O, [yani ariyet] emanetindir, (Zayi olması halinde) sana tazmin gerekmez." |Ebu Davud, Büyu 90, (3561); Tirmizi, Büyu 39, (1266)|4216
ARİYET BÖLÜMÜ|Ariyet Hakkında|tirmiziebu davud|Ebu Ümame|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ariyet (sahibine) verilecektir. Kefil borçludur, borç ödenmelidir." |Tirmizi, Büyu 39, Vesaya 5, (2121), (1265); Ebu Davud, Büyu 90, (3569)|4217
ARİYET BÖLÜMÜ|Ariyet Hakkında|buharimüslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Başkasına sütünden istifade etmesi için verilecek bir hayvan olarak, sütlü deve ve bol sütlü koyun ne muvafıktır. Sabah bir kap, akşam bir kap süt verir." |Buhari, Hibe 35, Eşribe 14; Müslim, Zekat 73, (1019)|4218
UMRA VE RUKBA BÖLÜMÜ|Umra Ve Rukba Hakkında|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|Cabir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim bir başkasına hayat boyu ev bağışında bulunursa, artık bu ev onun ve varislerinin olur. Bu söz, o maldaki hakkını keser. Ev, kendine ömür boyu bağışlanana ve onun varislerine aittir." [Sahiheyn'de gelen bir diğer hadiste: "Resulullah (sav) umra hakkında "kendisine bağışlananın lehinde hükmetti" şeklinde gelmiştir. Bir başka rivayette: "Umra caizdir" denmiştir. Müslim'in rivayetinde: "Umra onun ehline mirastır" denmiştir.] |Buhari, Hibe 32; Müslim, Hibat 21, (1625); Muvatta, Akdiye 43, (2, 752); Ebu Davud, Büyu 87, 88, 89, (3550-3558); Tirmizi, Ahkam 15, (1350); Nesai, Umra 2, 3, 4,(6, 272-278)|4219
UMRA VE RUKBA BÖLÜMÜ|Umra Ve Rukba Hakkında|ebu davudnesai|Zeyd İbnu Sabit|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim bir şeyi umra kılarsa o şey artık mu'mer'e (umre kılınan şahsa) aittir, hayatta iken de ölmüş iken de. Malı rukba kılmayın. Kimde rukba kılarsa [bu mal miras] yolundadır." |Ebu Davud, Büyu 89, (3559); Nesai, Rukba 1, (6, 269)|4220
UMRA VE RUKBA BÖLÜMÜ|Umra Ve Rukba Hakkında|nesai|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Mallarınızı rukba kılmayın. Kim rukba kılarsa mal artık rukba kılınan kimsenin olur." |Nesai, Rukba 1-2, (6,269)|4221
UMRA VE RUKBA BÖLÜMÜ|Umra Ve Rukba Hakkında|nesai|İbnu Abbas|Bir başka rivayette: "Umra, umra kılınan şahıs için caizdir. Rukba da rukba kılınan kimse için caizdir. Hibesinden dönen, kusmuğuna dönen gibidir" buyurulmuştur. |Nesai, Rukba 1-2, (6,269)|4222
UMRA VE RUKBA BÖLÜMÜ|Umra Ve Rukba Hakkında|nesai|İbnu Abbas|Ne rukba ne de umra helal değildir. Kime bir şey umra kılınmışsa bu onundur, kime de bir şey rukba kılınmışsa o şey onundur. |Nesai, Rukba 1-2, (6,269)|4223
UMRA VE RUKBA BÖLÜMÜ|Umra Ve Rukba Hakkında|muvatta|Nafi'|İbnu Ömer (ra)'e, kız kardeşi Hafsa (ra)'dan bir ev tevarüs etti. Hafsa (ra), bu eve hayatı boyunca olmak kaydıyla Zeyd İbnu'l-Hattab'ın kızını oturtmuştu. Zeyd'in kızı ölünce İbnu Ömer (ra) meskeni kabzetti. O bu evin kendine ait olduğu reyinde idi. |Muvatta, Akdiye 45, (2, 756)|4224
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler Hakkında|buharimüslimtirmizi|Büreyde|Resulullah (sav) onaltı gazve yapmıştır. |Buhari, Megazi 89, 1, 77; Müslim, Hacc 218, (1254), Cihad 147, (1814); Tirmizi, Cihad 6, (1676)|4225
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler Hakkında|müslim|Büreyde|Müslim'in rivayetinde: "[Büreyde (ra)] Resululluh'la birlikte onaltı gazveye katıldığını söyler." |Müslim, Cihad 146,147, (18l4)|4226
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler Hakkında|müslimbuhari||Yine Müslim'in bir rivayetinde: "Resulullah (sav) ondokuz gazve yaptı, bunlardan sekizinde savaştı" denmektedir. |Müslim, Cihad 146, (1819); Buhari, Megazi 87|4227
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler Hakkında|buharimüslim|Seleme İbnu'l-Ekva'|Resulullah (sav) ile birlikte yedi gazve yaptım. Ayrıca çıkardığı seferlerden de dokuzuna katıldım. Bir defasında başımıza Ebu Bekr (ra) bir defasında da Üsame İbnu Zeyd (ra) vardı. |Buhari, Megazi, 87; Müslim, Cihad 148, (1815)|4228
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Bedir|müslimebu davud|Enes|Resulullah (sav), kendisine Ebu Süfyan'ın gelmekte olduğu haber verilince, ashabıyla istişare etti. Önce Ebu Bekr (ra) konuştu. Ondan yüzünü çevirdi (iltifat etmedi). Sonra Hz. Ömer (ra) konuştu. Ondanda yüzünü çevirdi. Derken Sa'd İbnu Ubade (ra) (Resulullah'ın maksadı sezerek) ayağa kalktı ve "Ey Allah'n Resulü, biz (Ensariler)i mi kastediyorsunuz? Nefsimi kudret elinde tutan zata yemin ederim, eğer bize bineklerimizi denize sürmemizi emredecek olsanız, mutlaka (gözümüzü kırpmadan) daldırırız. Bize onlara binip Berkı'l Gımad'a gitmemizi emretseniz onu da yaparız!" dedi. Bunun üzerine Resulullah (sav) halkı hazırladı. Yola çıktılar ve Bedr'e kadar gelip indiler. Orada, Kureyş'in su almaya gönderdiği kimselerle karşılaştılar. İçlerinde Beni Haccac'a ait siyahi bir köle vardı. Onu yakaladılar. Resulullah (sav)'ın ashabı Ebu Süfyan ve arkadaşları hakkında bilgi soruyorlardı. Köle: "Ebu Süfyan hakkında bilgim yok. Ancak (burada) Ebu Cehil, Utbe, Şeybe ve Umeyye İbnu Halef var!" dedi. O böyle söyleyince ashab onu dövdü. O da: "Evet, ben size haber veriyorum. Bu Ebu Süfyan'dır!" dedi. Onu bıraktıkları zaman başkaları sordular. O yine: "Ben Ebu Süfyan hakkında bir şey bilmiyorum, lakin burada halkın içinde Ebu Cehil, Utbe, Şeybe, Umeyye İbnu Halef var!" dedi. Böyle söyleyince onlarda aynı şekilde dövdüler. Bu esnada Resulullah (sav) namaz kılıyordu. Bu hali görünce namazı bıraktı ve: "Nefsimi kudret elinde tutan Zat-ı Zülcelal'e yemin olsun, size doğruyu söyleyince onu dövüyorsunuz! Yalan söyleyince de bırakıyorsunuz" dedi. Ravi der ki: "Resulullah (sav) elini koyarak "Şurası falancanın öldürüleceği yer, şurası feşmekancanın öldürüleceği yer" diye teker teker gösterdi." Ravi der ki: "Allah'a yemin olsun onlardan hiçbiri, Aleyhissalatu vesselam'ın elini koyduğu yerin dışına sapmadan, gösterdiği yerlerde öldürüldüler." |Müslim, Cihad 83, (1779); Ebu Davud, Cihad 125, (2681)|4229
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Bedir|müslimbuharitirmiziebu davud|İbnu Abbas|Bana Ömer İbnu'l-Hattab (ra) anlattı. Dedi ki: "Bedir günü olunca, Aleyhissalatu vesselam müşriklere bir baktı. Onlar bin kişiydiler. Halbuki ashabı üçyüzondokuz kişi. Hemen kıbleye yönelip, ellerini kaldırdı. Rabbine sesli olarak şöyle dua etmeye başladı: "Ey Allahım! Bana vaadettiğin (zaferi) yerine getir, Allahım! Bana zafer ver! Ey Allahım, eğer ehl-i İslam'ın bu bölüğünü helak edersen artık yeryüzünde sana ibadet edilmeyecek!" Ellerini uzatmış olarak yakarmalarına öyle devam eti ki, rıdası omuzundan düştü. Bunu gören Ebu Bekr (ra) yanına gelerek rıdasını aldı omuzuna attı, sonra arkasından yaklaşıp: "Ey Allah'ın Resulü! Rabbine olan yakarışın yeter. Allah Teala Hazretleri sana vaadini mutlaka yerine getirecek!" dedi. O sırada aziz ve celil olan Allah şu vahyi inzal buyurdu: "Hani siz Rabbinizden imdad taleb ediyordunuz da, O da: "Muhakkak ki ben size meleklerden birbiri ardınca bin(lercesi ile) imdad ediciyim" diyerek duanızı kabul buyurmuştu" (Enfal 9). Gerçekten Hak Teala Hazretleri o gün meleklerle yardım etti." |Müslim, Cihad 58, (1763); Buhari, Megazi 4; Tirmizi, Tefsir, Enfal (3081); Ebu Davud, Cihad 131, (2690)|4230
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Bedir|buhari|İbnu Mes'ud|Mikdad İbnu'l-Esved'in ağzından gayet kesin bir söz söylediğine şahid oldum ki, o sözün sahibi olmak, bana (sevabca) ona denk olabilecek her kıymetli sözden daha sevimlidir. O (Resulullah) bu sırada halkı müşriklere karşı Bedr'e katılmaya davet ediyordu. Resulullah'a gelerek dedi ki: "Ey Allah'ın Resulü! Biz, Beni İsrail'in, (Hz. Musa'ya): "Sen ve Rabbin ikiniz gidin savaşın, biz burada durucularız!" dediği gibi diyecek değiliz. Bilakis, "Sen hükmet! Biz sağında, solunda önünde ve arkanda seninle beraberiz!" diyoruz." Bu söz üzerine Resulullah'ın yüzünün parladığını ve sevinçle dolduğunu gördüm. |Buhari, Megazi 4, Tefsir, Maide 4|4231
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Bedir|buhari|İbnu Abbas|Resulullah (sav) Bedir günü buyurdular ki: "İşte Cebrail aleyhisselam! Atının başından tutmuş, üzerinde de savaş teçhizatı var, (yardımınıza gelmiş durumda)!" |Buhari, Megazi 11|4232
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Bedir|ebu davud|İbnu Amr İbni'l'As|Resulullah (sav), Bedir günü, ashabından üçyüzonbeş kişi ile yola çıktı. Bedir'e gelince: "Allahım bunlar açtır, doyur! Allahım bunlar ayakkabısızdır, bindir! Allahım bunlar çıplaktır giydir!" diye dua etti. Allah Bedir günü fetih ve zafer müyesser etti. Savaş bitince döndüler. Savaşa katılanlardan her biri bir veya iki deve ile döndüler. Elbiseler giydiler, doydular da. |Ebu Davud, Cihad 157, (2747)|4233
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Bedir|rezin|Ali|Bedir savaşı başlayınca bir miktar savaştım. Sonra Resulullah (sav)'ın yanına geldim. Ne yaptığına bakmak istiyordum. Secde etmiş, şöyle diyor buldum: "Ey hayy (diri) olan, ey kayyum olan (kainatı ayakta tutan) Allahım, rahmetinle sana sığınıyor yardımım taleb ediyorum!" Oradan aynlıp tekrar bir miktar daha savaştım, tekrar geldim, o hala secde halinde idi ve: "Ey hayy olan, kayyum olan Allahım, rahmetinle sana sığınıyor, yardımını taleb ediyorum!" diyordu. Ben tekrar döndüm savaşmaya gittim. Bir müddet sonra yine geldim. Hala aynı halde devam ediyordu. Allah zafer verinceye kadar bu halde devam etti. [Rezin tahric etmiştir, İbnu Hacer, Hakim ve Nesai'nin rivayet ettiğini belirtir. (Fethu'l-Bari 8, 291).] |Rezin|4234
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Bedir|buhariebu davud|İbnu Mes'ud|(Bedir günü savaş meydanından) geçiyordum. Ebu Cehl'in ayağından isabet alarak yıkılmış olduğunu gördüm. "Ey Allah'ın düşmanı! Ey Ebu Cehil, nihayet Allah seni de böyle rüsvay etti!" dedim (ve ilaveten): "Bu halde ondan korkacak değilim!" dedim. (Ebu Cehil): "Kavminin öldürdüğü kimseden daha şereflisi var mıdır?" diye cevap verdi. Ben, keskin olmayan bir kılıçla vurdum. Bu, bir işe yaramadı. Kendi kılıncı elinden düşünceye kadar vurdum. Onu alıp, onunla vurup geberttim. Resulullah (sav) onun kılıncını bana (ganimet hissemden fazla olarak) verdi. |Buhari, Megazi, 8; Ebu Davud, Cihad 142, (2709)|4235
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Bedir|ebu davud|Aişe|Mekke halkı, esirlerinin fidye-i necatlarını gönderdikleri zaman, (Resulullah (sav)'ın kerimeleri) Zeyneb de kocası Ebul-As İbnu'r-Rebi'in fidye-i necatı olarak mal gönderdi. Bunun gönderdikleri arasında Hz. Hatice (ra)'nin Ebu'l-As'la evlenmesi sırasında Zeyneb'e vermiş olduğu bir kolye de vardı. Resulullah (sav) bu kolyeyi görünce son derece duygulandı ve: "İsterseniz Zeyneb'in esirini serbset bırakın ve kolyesini de ona iade edin!" buyurdular. Ashab: "Baş üstüne!" dedi. Resulullah (sav) Ebu'l'As'dan Zeyneb'i kendine göndermesi [hicretine izin vermesi] hususunda söz aldı -veya Ebul-As... vaadetti- Aleyhissalatu vesselam ensar'dan bir zatla Zeyd İbnu Harise (ra)'yi, Zeyneb'i getirmek üzere gönderdi ve onlara: "Batn-ı Ye'cic'e gidin. Orada, size Zeyneb uğrayacak, buraya gelinceye kadar ona refakat edin" emir buyurdu. |Ebu Davud, Cihad 131, (2692)|4236
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Bedir|müslimtirmiziebu davud|Aişe|Resulullah (sav) Bedir cihetine yola çıktı. Harratu'l-Vebere'ye varınca arkasından cüret ve şecaatiyle tanınan bir adam ona yetişti. Resulullah (sav)'ın Ashabı onu görünce sevindiler. Adam kavuşunca Resulullah'a: "Ben sana uymak ve seninle birlikte yaralanmak için geldim!" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Allah ve Resulüne inanıyor musunuz?" diye sordu. Adam: "Hayır!" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Öyleyse dön. Ben müşrikten yardım taleb etmem" buyurdu. Hz. Aişe devamla der ki: "Adam gitti sonra bir ağacın yanında Aleyhissalatu vesselam'a yine yetişti ve önceki söylediğini yine söyledi. Resulullah (sav) da önceki sözünü aynen tekrar etti: "Geri dön, ben müşrikten yardım taleb etmem" dedi. Adam döndü. Ancak Beyda'da tekrar yetişti. Önceki söylediğini aynen yine söyledi. Resulullah da: "Allah'a ve Resulüne inanıyor musun?" dedi. Adam bu sefer: "Evet!" dedi. Aleyhissalatu vesselam da: "Öyleyse yürü!" buyurdu. Adam orduya katıldı. |Müslim, Cihad 150, (1817); Tirmizi, Siyer 10, (1558); Ebu Davud, Cihad 153, (2732)|4237
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Bedir|müslim|Ebu't-Tufeyl|Huzeyfe İbnu'l Yeman (ra) dedi ki: "Benim Bedr'e katılmama mani olan şey şudur: Ben ve babam el-Hüseyl ikimiz beraber yola çıkmıştık. Kureyş kafirleri bizi tuttular ve: "Siz muhakkak Muhammed'in yanına gitmek istiyorsunuz!" dediler. Biz de: "Hayır, ona gitmiyoruz, Medine'ye gitmek istiyoruz!" dedik. Bunun üzerine bizden, Muhammed'in safında yer alıp beraber savaşmayacağımız hususunda Allah'a ahd ve misak aldılar. Biz Medine'ye gelince, durumu Resulullah'a arzettik. "Haydi gidin. Biz onlara verdiğiniz sözü tutar, onlara karşı Allah'tan yardım dileriz!" buyurdular. |Müslim, Cihad 98, (1787)|4238
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Beni Nadir|buharimüslimtirmiziebu davud|İbnu Ömer|Resulullah (sav) Beni'n-Nadir hurmalığını kesti ve yaktı. Bu hurmalığa el Büveyre deniyordu. Büveyre hakkında Hassan İbnu Sabit (ra) şöyle demişti: "Büveyre'de tutuşan yangın, Beni Lüey reislerine ehemmiyetsiz geldi." Ebu Süfyan İbnu'l-Haris İbni Abdilmuttalib ona şöyle cevap verdi: "Allah bu yapılanı (yangını) devam ettirsin. -Büveyre'nin etrafını da cehennem yaksın. Yangından hangimizin uzakta olduğunu bileceksin.- Mekke, Medine'den hangisinin zarardîde olduğunu göreceksin." Müslim'in rivayetinde şu ziyade var: "Şu ayet bu hadise hakkında nazil olmuştur: "İnkarcı kitap ehlinin yurtlarında hurma ağaçlarını kesmeniz veya onları kesmeyip gövdeleri üzerinde ayakta bırakmanız Allah'ın izniyledir. Allah yoldan çıkanları böylece rezilliğe uğratır." (Haşr 5). |Buhari, Megazi 14, Hars 6, Cihad 154, Tefsir, Haşr; Müslim, Cihad 29, (1746); Tirmizi, Tefsir, Haşr, (3298); Ebu Davud, Cihad 91, (2615)|4239
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Beni Nadir|ebu davud|Bintu Muhayyisa|Bintu Muhayyisa, babasından naklediyor: "Allah Teala Hazretleri, Peygamberine, yahudilerin tasarladıkları suikasdi bildirince, Resulullah (sav): "Yahudi erkeklerden kimi yakalarsanız onu hemen öldürün!" ferman buyurdu. Bunun üzerine babam Muhayyısa (ra), yahudi tüccarlarından biri olan Şebibe'nin üzerine atılıp öldürdü. Amcam Huvayyısa o sırada henüz müslüman değildi ve babamdan daha yaşlıydı. Babama hem vuruyor ve hem de: "Ey Allah'ın düşmanı! (onu nasıl öldürürsün?) Karnındaki yağ belki de onun malından!" diyordu. Babam şu cevabı verdi: "Bana onu yapmamı öyle bir zat emretti ki, eğer seni öldürmemi emretse seni de sağ bırakmazdım." Amcam o esnada müslüman oldu." |Ebu Davud, Haraç 22, (3002)|4240
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Beni Nadir|buharimüslimebu davud|İbnu Ömer|Nadir ve Kureyza yahudileri Resulullah Aleyhissalatu vesselam ile savaştılar. O da Beni'n-Nadir'i sürdü. Kureyza'yı yerinde bıraktı. Kureyza'ya ihsanda dahi bulundu. Sonradan onlar da Resulullahla savaştılar. Aleyhissalatu vesselam da erkeklerini öldürdü, kadınlarını, mallarını, çocuklarını müslümanlar arasında taksim etti. |Buhari, Megazi 14; Müslim, Cihad 62, (1766); Ebu Davud, İmaret23, (3005)|4241
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Ka'b İbnu Eşref'in Katli|buharimüslimebu davud|Cabir|Resulullah (sav) (bir gün): "Ka'b İbnu'l-Eşref'in hakkından kim gelecek? Zira bu Allah ve Resulüne eza veriyor!" buyurdular. Muhammed İbnu Mesleme (ra) atılarak: "Onu öldürmemi ister misiniz?" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Evet!" deyince Muhammed İbnu Mesleme: "Hakkınızda menfi şeyler söylememe de izin veriyor musunuz? [Güvenini kazanmamız için buna gerek olacak]" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "İstediğinizi söyleyin" buyurdu. Bunun üzerine Muhammed İbnu Mesleme (ra) Ka'b İbnu'l-Eşref'e gelip onunla konuştu, aralarındaki (eski) dostluğu hatırlattı ve: "Şu adam var ya, sadaka istiyor ve bize sıkıntı oluyor!" dedi. Ka'b bunu işitince: "Ha şöyle! Vallahi ondan daha da çekeceksiniz!" dedi. Muhammed İbnu Mesleme: "Biz ona şimdi gerçekten tabi olduk. Onu büsbütün terkedip sonunun ne olacağını seyretmekten de korkuyoruz" dedi. Ka'b "Söyle bana" dedi, "içinde ne var, ne yapmak istiyorsunuz?" Muhammed: "Onu yalnız bırakmak, ondan ayrılmak istiyoruz" deyince, Ka'b): "Şimdi beni mesrur ettin" dedi. Muhammed ilave etti: "Bana biraz ödünç vermeni talebediyorum." dedi. Ka'b da: "Bana rehin olarak ne bırakacaksın?" diye sordu. Muhammed İbnu Mesleme: "Ne istersin?" dedi. Ka'b: "Kadınlarınızı bana rehin bırakmalısın!" dedi. "Ama sen Arapların en yakışıklısısın. Sana kadınlarımızı nasıl rehin bırakalım? [Şu yakışıklılığın sebebiyle hangi kadın nefsini senden men edebilir?]" dedi. Ka'b: "Öyleyse çocuklarınızı rehin bırakırsınız!" dedi. "Ama nasıl olur, birimizin çocuğuna hakaret edip: "Bir veya iki vask hurma karşılığında rehin edildin" diye başıma kakarlar. Ama sana zırhları yani silahı rehin bırakalım" dedi. (Ka'b bu teklifi makul bulup:) "Pekala, bu olur!" dedi. Bunun üzerine Muhammed İbnu Mesleme, ona el Haris İbnu'l-Evs, Ebu Abs İbnu Cebr ve Abbad İbnu Bişr ile birlikte gelmek üzere randevulaştı. Bunlar geceleyin gelip onu (dışarı) çağırdılar. Ka'b yanlarına indi. Kadını: "Ben bazı sesler işitiyorum, bu sanki kan sesidir (gitme!)" dedi. Ancak O: "Hayır, bu gelen Muhammed İbnu Mesleme ile süt kardeşi ve Ebu Nale'dir. Mert kişi geceleyin yaralanmaya bile çağırılsa icabet eder!" dedi. Muhammed İbnu Mesleme arkadaşına: "Gelince, ben elimi başına uzatacağım. Onu tam yakaladım mı göreyim sizi!" dedi. Ka'b kılıncını kuşanmış olarak indi. "Sende tiyb kokusu hissediyoruz!" dediler. Ka'b: "Evet! nikahımda falan kadın var. Arap kadınlarının (sevdiği) kokuyu sürüyorum" dedi. Muhammed İbnu Mesleme: "Ondan koklamama müsaade eder misin?" dedi. Ka'b: Tabii ederim, kokla!" dedi. Muhammed yakalayıp kokladı. Sonra: "Bir kere daha koklamama müsaade eder misin?" dedi. Sonra onu yakaladı. "Göreyim sizi!" dedi ve orada öldürdüler. |Buhari, Megazi 15, Rehn 3, Cihad 158, 159; Müslim, Cihad 119, (1801); Ebu Davud, Cihad 169, (2768)|4242
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Ebu Rafi Abdullah İbnu Ebi'l-Hukayk'ın Katli|buhari|Bera|Resulullah (sav), Ebu Rafi'e bir heyet gönderdi. Abdullah İbnu Atik, geceleyin evine girerek, onu uyurken öldürdü. |Buhari, Megazi, 16, Cihad 155|4243
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Ebu Rafi Abdullah İbnu Ebi'l-Hukayk'ın Katli|buhari|Bera|Resulullah (sav) yahudi Ebu Rafi'e, Ensar'dan bir grup adam gönderip, başlarına da Abdullah İbnu Atik'i koydu. Ebu Rafi' Resulullah (sav)'a eza veriyor ve aleyhinde çalışmalar yapıyordu. Ebu Rafi Hicaz bölgesindeki kendine has bir kalede oturuyordu. Kaleye yaklaştıkları zaman güneş batmıştı. Halk artık sürüleriyle dönüyordu. Abdullah arkadaşlarına: "Siz burada oturun ve yerinizden ayrılmayın. Ben gidip, kapıcılara biraz iltifat edip, içeri girme imkanı arayacağım" dedi ve ilerledi. Kapıya kadar geldi. Kazayı hacet yapıyormuş gibi elbisesini toparladı,i însanlar içeri girmişti. Kapıcı seslendi. "Ey Allah'ın kulu, girmek istiyorsan gir. Kapıyı kapatacağım (çabuk ol)!" dedi. Ben de girdim ve (bir köşeye) gizlendim. Halk tamamen girince kapıyı kapattı. Sonra da anahtarları bir kazığa taktı. Ben (müsait bir anda) kalkıp anahtarları alıp kapıyı açtım. Ebu Rafi evinde gece sohbeti yapıyordu. Ve hususi bir köşkte idi. Sohbet arkadaşları dağılınca, yanına çıktım. Her bir kapıyı açıp girdikçe içeriden üzerime kapadım. "Eğer halkın haberi olur da beni öldürmeye azmederlerse, ben Ebu Rafi'i öldürmeden ona ulaşamasınlar diye böyle yaptım. Sonunda yanına kadar geldim. Köşkün ortasında yer alan karanlık bir odadaydı. Ancak, odanın neresinde olduğunu bilemiyordum. "Ebu Rafi'" diye seslendim. "Kim o?" dedi. Sese doğru yöneldim. Heyecan içerisinde bir kılıç darbesi indirdim, ama boşa gitti. Adam bir çığlık attı. Hemen odadan çıktım. Azıcık bekleyip tekrar girdim, [sesimi değiştirip, yardıma gelmiş gibi:] "O ses de ne? ey Ebu Rafı" dedim. "Kahrolası, odada biri var az önce bana kılıç vurdu" dedi. (Yerini iyice keşfetmiştim), bir darbe daha indirdim. Yaraladım, fakat öldüremedim. Sonra kılıcın ucunu karnına sapladım, sırtına kadar dayandı. Öldürdüğümü anladım. Geri dönüp, kapıları teker teker açmaya başladım. Merdivene kadar geldim. Ayağımı bastım. Yere kadar ulaştığımı zannettim. Ay ışığıyla aydınlık bir gecede düştüm. Bacağım kırıldı. Sarığımla sardım. Sonra gidip kapının önüne oturdum. Onu gerçekten öldürdüm mü, öğreninceye kadar bu gece kaleden dışarı çıkmayacağım" dedim. Horozlar ötünce, surların üzerinden ölüm ilan edildi. Ölüm habercisi: "Hicaz ahalisinin tüccarı Ebu Rafi'in ölümünü duyuruyorum!" diye bağırıyordu. Ben hemen arkadaşlarımın yanına gittim. "Zafer!" dedim, Allah Ebu Rafi'in canını aldı!" Resulullah (sav)'a geldim, olup biteni anlattım. Bana: "Uzat ayağını!" buyurdular. Ben de ayağımı uzattım. Meshediverdi. Sanki hiçbir şey olmamış gibi hiçbir rahatsızlık kalmadı. |Buhari, Megazi, 16, Cihad 155|4244
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Ebu Rafi Abdullah İbnu Ebi'l-Hukayk'ın Katli|muvatta|Abdurrahman İbnu Ka'b|Resulullah (sav) İbnu Ebi'l-Hukayk'ı öldürenleri, (bu işe giderken) kadın ve çocukları öldürmekten nehyetmişti. Onlardan bir adam dedi ki: "Karısı bağırmalarıyla bize sıkıntı olmuştu. Kılıncı sıyırıp tepesine kaldırdım. (Vuracağım sırada) Resulullah (sav)'ı(n tenbihini) hatırladım ve kendimi tuttum. Bu tenbih olmasaydı ondan da rahata erecektik. |Muvatta, Cihad 8, (2,447)|4245
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Uhud|buharimüslimtirmizi|Zeyd İbnu Sabit|Resulullah (sav) Uhud'a çıktığı zaman, (bir müddet sonra) O'nunla beraber çıkanlardan bir kısmı geri döndü. [Bunlar hakkında] Resulullah (sav)'ın ashabı ikiye ayrıldı. Bir grup: "Bunları öldürelim" diyordu. Öbür grup ise: "Hayır onları öldürmeyelim" diyordu. Bu ihtilaf üzerine şu ayet nazil oldu: "(Ey Müslümanlar!) Münafıklar hakkında iki fırka olmanız da niye? Allah onları yaptıklarından dolayı baş aşağı etmiştir, Allah'ın saptırdığını siz mi yola getirmek istiyorsunuz? Allah'ın saptırdığı kimseye sen hiç yol bulamayacaksın" (Nisa 88). Resulullah da şöyle buyurdu: "Burası Taybe'dir. Deccal'i sürer çıkarır, tıpkı körüğün, demirin pasını çıkardığı gibi." |Buhari, Megazi 17, Fedailu'l-Medine 10, Tefsir, Nisa 15; Müslim, Münafikun 6, (2776); Tirmizi, Tefsir, Nisa (3031)|4246
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Uhud|buhariebu davud|Bera İbnu Azib|O gün müşriklerle karşılaştık. Resulullah (sav) ok atıcılarından müteşekkil [elli kişilik] bir grup askeri ayırıp, başlarına Adullah İbnu Cübeyr (ra)'ı tayin etti. Ve şu tenbihte bulundu. "Hiç bir surette yerinizden ayrılmayın! Hatta bizim onlara galip geldiğimizi görseniz bile yerinizden ayrılmayın. Onların bize galebe çaldıklarını [ve kuşların cesetlerimize üşüştüklerini] görseniz dahi [ben size adam göndermedikçe] bize yardıma gelmeyin." Müşriklerle karşılaştığımız zaman [Allah onları hezimete uğrattı ve] kaçtılar. Hatta dağa hızla kaçan kadınların eteklerini topladıklarını gördüm. (Ayak bileklerindeki) halkaları bile gözüküyordu. (Bizimkiler) şöyle demeye başlamışlardır "Ganimet, ganimet!" Abdullah İbnu Cübeyr (ra): "Resulullah (sav)'ın size ne söylediğini unuttunuz mu? Yerlerinizi  terketmeyin" diye tenbihledi!" dedi ise de (okçular) dinlemediler. ["Vallahi, biz de arkadaşlarımızın yanına gdip, ganimet alacağız" dediler.] Onlar bu emre itiraz edince, yüzleri ters çevrildi, (ne yapacağını bilemeyen şaşkınlara döndüler ve) [mağlup oldular]. Yetmiş ölü verildi. Ebu Süfyan ortaya çıkıp: "Aranızda Muhammed var mı?" diye sordu. Aleyhissalatu vesselam "Ona cevap vermeyin!" dedi. Ebu Süfyan tekrar sordu: "Aranızda İbnu Ebi Kuhafe var mı?" Resulullah yine: "Cevap vermeyin" buyurdu. Ebu Süfyan: "Aranızda İbnu'l-Hattab var mı?" diye sordu.Hiç kimse ona cevap vermedi, O zaman Ebu Süfyan: "Bunların hepsi öldürüldüler. Eğer sağ olsalardı cevap verirlerdi." dedi. Bu söz karşısında Hz. Ömer (ra) kendini tutamadı: "Ey Allah düşmanı yalan söyledin. Sana üzüntü verecek şeyleri Allah ibka etsin!" dedi. Ebu Süfyan: "(Şanın) yüce olsun Ey Hübel!" dedi. Resulullah (sav): "Buna cevap verin!" emretti. Ashab: "Ne diyelim?" diye sordu. "Allah mevlamızdır, sizin mevlanız yoktur!" deyin" dedi. Ebu Süfyan: "Güne gün! [Uhud Bedir'e karşılıktır.] Harb (elden ele geçen) kova gibidir! Müsleye uğramış (uzuvları koparılmış) kimseler bulacaksınız. Bunu ben emretmedim, [Buna memnun olmadım, kızmadım da, yasaklamadığım gibi emir de etmedim] beni kötülemeyin!" dedi. Resulullah (sav): "Buna cevap verin!" emrettiler. Ashab: "Ne söyleyelim?" diye sordu: "Hayır eşitlik yok! Bizim ölülerimiz cennette, sizinkiler cehennemde! deyin!" buyurdular. ("Beni kötülemeyin" den sonrasını Rezin ilave etmiştir) |Buhari, Megazi 17, 9, 20, Cihad 164, Tefsir, Al-i İmran 10; Ebu Davud, Cihad 116, (2662)|4247
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Uhud|buharimüslimtirmizi|Enes|Amcam Enes İbnu'n-Nadr (ra) Bedir savaşında bulunamadı. Bu sebeple: "Ben Resulullah (sav)'ın müşriklere karşı yaptığı ilk savaşta yoktum. Eğer Allah, bana Resulullah (sav)'la birlikte müşriklerle savaşmak nasib ederse, Allah ne yapacağımı görecektir!" dedi. Uhud günü müslümanlar (bozulup) dağılınca: "Ey Allahım, bunların -yani müslümanların- yaptığından dolayı özürlerinin kabulünü dilerim. Ben onların -yani müşriklerin- yaptığından da sana sığınıyorum!" dedi ve kılıncını çekip ilerledi. Karşısına Sa'd İbnu Mu'az çıkmıştı: "Ey Sa'd İbnu Mu'az! Cenneti istiyorum! Nadr'ın Rabbine yemin olsun ben Uhud'un önünde(n gelen) cennetin kokusunu duyuyorum!" dedi. (O günü anlatan) Sa'd İbnu Mu'az, (Resulullah (sav)'a: "Ey Allah'ın Resulü, (o gün) onun yaptıklarını (bir bir anlatmaya) muktedir değilim! İlerledi (diyeyim o kadar)" dedi. Enes İbnu Malik, (Sa'd İbnu Mu'az (ra)'ı te'yiden) dedi ki: "Biz (Enes İbnu Nadr'ın) cesedinde seksen küsur darbe izi bulduk, kimisi kılıç, kimisi mızrak, kimisi ok yarasıydı. Ayrıca biz onu müşrikler tarafından müsle edilmiş (gözü oyulup, burnu, kulakları koparılmış) olarak bulduk. Öyle ki onu kimse tamyamamıştı. Kızkardeşi (halam Rübeyyi') -bedenindeki bir ben'inden veya- parmağının ucundan tanıdı. Enes (ra) devamla dedi ki: "Biz şu ayetin, Enes İbnu Nadr ve benzerleri hakkında indiğine inanırdık: "Mü'minlerden Allah'a verdiği ahdi yerine getiren adamlar vardır. Kimi bu uğurda canını vermiş, kimi de beklemektedir, ahdlerini hiç değiştirmemişlerdir. (Ahzab 23)." |Buhari, Megazi 17, Cihad 12; Müslim, İmaret 148, (1903); Tirmizi, Tefsir, (3198)|4248
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Uhud|buharimüslimnesai|Cabir|Uhud günü bir adam Resulullah (sav)'a sordu: "Öldürülecek olsam, nereye gideceğim Ey Allah'ın Resulü?" "Cennete!" cevabını alınca elindeki hurmaları fırlattp attı, (Kafirlerin içine dalıp) öldürülünceye kadar savaştı. |Buhari, Megazi 17; Müslim, İmaret 143, (1899); Nesai, Cihad 31, (6, 33)|4249
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Uhud|buharimüslim|İbnu'l-Müseyyeb|Sa'd İbnu Ebi Vakkas (ra)'ı işittim, demişti ki: "Uhud gününde Resulullah (sav) sadakının içerisindeki okları bana bir bir verip: "At!" diyordu, "at annem babam sana feda olsun!" Müşriklerden biri müslümanları(n canlarını) yakmıştı, ona kanatsız bir ok attım. Yan tarafından isabet ettirdim. Herif yere yıkıldı ve avret yerleri de açıldı. Resulullah (sav) güldüler, o kadar ki yan dişlerini gördüm." |Buhari, Megazi 18, 15; Müslim, Fedailu's-Sahabe 41, (2411, 2412)|4250
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Uhud|buharimüslim|Sa'd İbnu Ebi Vakkas|Uhud günü, Resulullah (sav)'ın sağ ve sol iki tarafında beyaz elbiseli iki adam görüyordum. Bunlar şiddetli bir şekilde savaşıyorlardı. Onları ne daha önce görmüştüm ne de daha sonra gördüm. -Yani bunlar Cibril ve Mikail (as) idiler-" |Buhari, Megazi 18, Libas 24; Müslim, Fedail 46, (2306)|4251
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Uhud|buharimüslimnesai|Cabir|Babam Uhud günü şehid oldu. Yüzünü açıp ağlamaya başladım. Bana mani oldular. Ancak Resulullah (sav) mani olmuyordu. Fatıma Bintu Amr İbni Haram (ra) ona ağlamaya başladı. Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam: "Ona ağlasan da ağlamasanda melekler onu, siz (cenazesini) kaldırıncaya kadar, kanatlarıyla gölgelemektedirler" buyurdular. |Buhari, Cenaiz 3, 34, Cihad 20, Megazi 26; Müslim, Fedailu's-Sahabe 130, (2471); Nesai, Cenaiz 13, (4,13)|4252
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Uhud|ebu davudibnu mace|Saib İbnu Yezid|İsmini söylemiş olduğu bir adamdan naklediyor: "Resulullah (sav) Uhud günü (üst üste giyilmiş) iki zırhdan (destek) gördü." |Ebu Davud, Cihad 75, (2590); İbnu Mace, Cihad 18, (2806)|4253
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Uhud|buharimüslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) Uhud günü: "Peygamberine böyle yapan bir kavme Allah'ın öfkesi arttı" dedi ve (kırılan) dişine işaret etti. Ve ilave etti: "Allah'ın gadabı, Resulullah'ın Allah yolunda öldürdüğü kişiye de Allah'ın öfkesi şiddetlendi." |Buhari, Megazi 24; Müslim, Cihad 106, (1793)|4254
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Uhud|müslimtirmizibuhari|Enes|Resulullah (sav)'ın Uhud günü dişi kırıldı, başından yaralandı. [Yüzüne akan] kanı, yüzünden siliyor ve: "Allah, kendilerini Allah'a davet eden peygamberlerinin (başını) yarıp, dişini kıran [ve yüzünü kana bulayan] bir kavmi nasıl iflah eder?" diyordu. Bunun üzerine Allah şu ayeti indirdi: "Allah'ın onların tevbelerini kabul veya onlara azab etmesi işiyle senin bir ilgin yoktur. Çünkü onlar zalimlerdir. Göklerde olanlarda yerde olanlar da Allah'ındır. Dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder. Allah bağışlayandır, merhamet edendir. Al-i İmran (128-129)." |Müslim, Cihad 104, (1791); Tirmizi, Tefsir, Al-i İmran, (3005, 3006); Buhari, muallak olarak kaydetmiştir (Megazi, 21)|4255
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Reci|buhariebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) bir gözcü seriyye gönderdi. Başına Asım İbnu Sabit'i komutan tayin etti. Bu zat Amr İbnu Asım İbn'l-Hattab'ın ceddi idi. Usfan ile Mekke arasında bulunan bir yere kadar gittiler. Huzeyl Kabilesi'nin Beni Lihyan denen bir koluna haber verdiler. Bunları yüz okçu yakından takibe aldı. İzlerini takiben onların inmiş bulunduğu yere kadar geldiler. Onların azık olarak Medine'den beraberlerine almış oldukları hurmanın çekirdeğini buldular. "Bu Yesrib (Medine) hurmasıdır!" dediler ve izlerini takibe devam ederek, Ashab'a kavuştular. Asım ve ashabı onları hissedince sarp bir yere sığındılar. Takipçiler gelip onları kuşattılar. "Eğer bize teslim olursanız size ahd ve misakımız var, sizden kimseyi öldürmeyeceğiz!"dediler. Asım: "Ben bir kafirin zimmetine teslim olmam. Allahım, Resulüne bizden haber ver!" dedi. Aralarında mukatele (vuruşma) çıktı. Takipçiler ok attılar. Asım (ra) yedi kişiyle birlikte şehid oldu. Geriye Hubeyb, Zeyd ve bir kişi daha kaldı.Takipçiler, bunlarada ahd ve misak teklif ettiler. Bunlar, onlara teslim oldular. Ele geçirir geçirmez, derhal yaylarının kirişlerini çözerek, bunları onlarla bağladılar. Hubeyb ve Zeyd'in yanındaki üçüncü şahıs: "Bu verdikleri söze birinci ihanetleri" deyip, onlarla beraberliği reddetti. Onu sürüyüp braberliğe zorladılar. O yine de direndi. Onu da şehid ettiler, Hubeyd ve Zeyd'i Mekke'ye götürüp orada sattılar. Hubeyb'i Beni'l-Haris İbni Amir İbni Nevfel satın aldı. Hubeyb, Bedir günü el-Haris'i öldürmüştü. Yanlarında esir olarak kaldı. Sonunda öldürmeye karar verdiler. (Bir ara) el-Haris'in kızlarından birinden etek traşı olmak için ustura istedi, kız getirdi. Kadın der ki: "Bir çocuğum vardı, gafil davrandım. Hubeyb'in yanına kadar çıktı. Hubeyb onu dizine oturttu. O vaziyette görünce çok korktum. Benim korktuğumu Hubeyb farketti, ustura de elindeydi." "Çocuğu öldüreceğimden mi korkuyorsun? İnşaallah böyle bir şey yapmam" dedi." Yine o kadın şunu anlatmıştı: "Ben Hubeyb'ten daha hayırlı bir esir görmedim. Bir gün onun, salkımdan üzüm yediğim gördüm. Halbuki o sırada Mekke'de hiç bir meyve yoktu. Üstelik demir zincirlerle bağlı idi. Demek ki o, Allah'ın Hubeyb'e lütfettiği bir rızıktı. Öldürmek üzere onu, Harem bölgesinden çıkardılar. Orada: "Beni bırakın iki rek'at namaz kılayım!" dedi. (Bıraktılar namazını kılınca) geri geldi. "Eğer ölümden korktu demiyecek olsaydınız daha fazla kılacaktım!" dedi. İdam sırasında namaz kılmayı ilk sünnet kılan kimse Hubeyb idi. "Allahım, onların hepsini say, [dağınık dağınık oldur]" dedi. Sonra şu beyitleri terennüm etti: "Müslüman olarak öldürüldükten sonra gam yemem. Nerede olursa olsun Allah için ölüyorum. Bu ölüm O'nun zatı(nın rızası) yolundadır. Dilerse O, darmadağınık uzuvların eklemleri üzerine bereket verir. [Sonra Hubeyb: "Allahım, Resulüne selamımı götürecek kimse bulamıyorum, sen duyur" der.] Sonra Ukbe İbnu'l'Haris kalkıp Hubeyb'i öldürdü. Kureyş Bedir'de pek çok büyüklerini öldürmüş bulunan Asım'ın cesedinden bir parça getirtmek için, onun ölümünden sonra, ölüsüne adamlar gönderdi. Allah Teala Hazretleri de onun üzerine arı oğulu nevinden bir gölgelik gönderdi. Bu, Kureyş'in gönderdiklerine karşı onun cesedini korudu, hiç bir şey alamadılar. |Buhari, Megazi, 38, 9, 170, Tevhid 14; Ebu Davud, Cihad 115, (2660, 2661), Cenaiz 16, (3112)|4256
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Bi'r-i Mauna|buharimüslim|Enes|Resulullah (sav) Beni Süleym'den bir grubu Beni Amir'e gönderdi. -Bir rivayette: (annem) Ümmü Süleym'in kardeşi dayım Haram'ı yetmiş süvari içerisinde gönderdi.- (Bir-i Mauna'ya) vardıkları zaman dayım onlara: "Ben sizden önce gideyim. Eğer bana Resulullah'tan tebliğde bulunmam için eman verilirse (tebliğde bulunurum). Eman vermezlerse, sizler bana yakın bir yerde bulunmuş olursunuz" dedi. Ve ilerledi. Gerçekten dayıma önce eman verdiler. O, kendilerine Resulullah Aleyhissalatu vesselam'dan bahsederken, kendilerinden bir adama ima ile işaret ettiler. O da dayıma ansızın mızrak sapladı. Dayım: "Allahu ekber. Kalenin Rabbına yemin olsun, (şehidlik) kazandım!" dedi. Sonra dayımın diğer arkadaşlarına yönelip (dağa kaçan iki kişi hariç) hepsini öldürdüler. Cibril aleyhisselam Resulullah (sav) onların Rablerine kavuştuğunu, Allah'ın onlardan razı olup onları da razı ettiğini haber verdi. unun üzerine Aleyhissalatu vesselam bir ay boyu, Arap kabilelerinden Ril, Zekvan, Usayye ve Beni Lihyan'a sabah namazında beddua etti. |Buhari, Megazi 38, Vitr 7, Cihad 9; Müslim, Mesacid 297, (677)|4257
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Fezare|müslimebu davud|Seleme İbnu'l'Ekva'|Bizimle su arasında bir müddetlik mesafe kalınca Hz. Ebu Bekr emretti, gece istirahati için mola verdik. Sonra baskını başlattı. Suya vardı. Suyun başında ölen öldü, esir alınan esir alındı. Bu halktan bir cemaate bakıyordum. İçerisinde çocuklar ve kadınlar vardı. Dağa benden önce varırlar diye korkarak onlarla dağın arasına bir ok attım. Oku görünce durdular. Onları sürerek getirdim. Aralarında Beni Fezare'den bir kadın vardı. Üzerinde deriden bir kaş' vardı. Kaş' kuru post demektir. Kadının yanında Arapların en güzelinden bir kız vardı. Onları, sürerek Hz. Ebu Bekr (ra)'e kadar getirdim. Ebu Bekr, kızı bana hediye etti. Medine'ye kadar geldik. Kızın elbisesini bile açmadım. Resulullah (sav) çarşıda bana rastladı. "Ey Seleme," dedi, "kadını bana bağışla." "Ey Allah'ın Resulü," dedim, "vallahi hoşuma gitti, ancak henüz elbisesini bile açmadım." Ertesi günü, çarşıda bana yine rastladı. "Ey Seleme, ceddine rahmet, kadını bana bağışla!" buyurdu. "Ey Allah'ın Resulü!" dedim, "o senindir, Allah'a yemin olsun, kadının elbisesini açmadım!" Sonra Aleyhissalatu vesseldm o kadını Mekke'ye gönderdi ve Mekke'de esir edilen bazı müslümanların fidye-i necatı yaptı. |Müslim, Cihad 46, (1755); Ebu Davud, Cihad 134, (2697)|4258
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Hendek|buharimüslimtirmizi|Enes|Resulullah (sav) Hendek'e gitti. Gördü ki Muhacir ve Ensar soğuk bir sabah vakti hendek kazıyorlar. Onların, bu işi kendilerine bedel yapacak köleleri yok. Onları vuran yorgunluk ve açlıklarını görünce (şiirimsi bir ifade) terennüm ettiler: "Ey Allah'ım! Gerçek hayat ahiret hayatıdır. Ensar ve muhaciri mağfiret buyur!" Çalışanlar da O'na şöyle mukabele ettiler: "Biz Muhammed'e bey'at edenleriz. Hayatta kaldıkça cihad gayemiz." |Buhari, Megazi 29, 33, 34, 110, Fedailu'l-Ashab 9, Rikak 1, Ahkam 43; Müslim, Cihad 127, (1805); Tirmizi, Menakıb (3857)|4259
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Hendek|buharimüslim|Bera|(Hendek kazarken) Resulullah (sav)'ı gördüm, bizimle birlikte omuzunda O da toprak taşıyordu. Karnının beyazlığını toprak bürümüştü. (Bu esnada, ashabı şevke getirmek için zaman zaman) şöyle terennüm ediyordu: "Vallahi Allah olmasaydı hidayeti bulamazdık, Ne sadaka verir ne namaz kılardık, Üzerimize sekinet indir Allahım! Ayaklarımıza sebat ver Allahım! Müşrikler bize karşı azdılar. Fitne çıkarmak dilerler ama yandılar." Resulullah bunları söylerken sesini yükseltiyordu. |Buhari, Megazi 29, Cihad 34, 161, Kader 16, Temenni 7; Müslim, Cihad 125, (1803)|4260
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Hendek|buharimüslimebu davudnesai|Aişe|Resulullah (sav) Hendek'ten döndüğü zaman, silahları bırakıp (elini yüzünü) yıkamış, tam başındaki toprakları çırparken Cebrail aleyhisselam geldi. "Sen" dedi, "silahını bıraktın, vallahi biz daha bırakmadık! Onlara geri git." "Nereye kadar?" dedi Resulullah. "Şuraya!" diyerek Beni Kureyza'yı gösterdi. Resulullah (aleyhissalatu vesselam) bu emir üzerine onlarla savaşmaya çıktı. Kureyzalılar hükmüne razı oldular. Hakem olarak Sa'd İbnu Mufaz'ı seçtiler. O da: "Ben onlardan muharib olanların öldürülmesine, kadın ve çocukların esir edilmesine, malların da taksim edilmesine hükmediyorum!" dedi. Sa'd, Hendek savaşı sırasında ana damarından yara almıştı. Resulullah (sav) tedavisiyle yakından ilgilenmek için mescidin içinde ona bir çadır kurdurmuştu. -Bir rivayette Sa'd der ki: "Ey Allahım sen biliyorsun ki, senin yolunda kendileriyle cihad etmekten en ziyade memnun olacağım bir kavim Resulünü tekzib eden ve Onu yurdundan sürüp çıkaranlardır. Ey Allahım kanaatim şu ki, sen, bizimle onların arasındaki [harbi artık] bıraktın. Eğer hala Kureyş'le savaş olacaksa bana daha hayat ver de senin yolunda onlara karşı cihad edeyim. Eğer savaşı kesti isen damarımı daha da aç, ölümüm ondan olsun." -Bu dua üzerine, o gece damarı iyice açıldı. O zaman mescidde bulunan Beni Gıfar'a ait çadırda kalanları kanın kendilerine doğru akmasından başka bir şey ürkütmemiş. "Ey çadır sahibi," dediler. "Sizin taraftan bize doğru gelen nedir?"  Bu kanamakta olan Sa'd'ın yarasından akmıştı. O sebeple öldü, (ra)." |Buhari, Megazi 30, Cihad 18; Müslim, Cihad 67, (1769); Ebu Davud, Cenaiz 8, (3101); Nesai, Mesacid 18, (2, 45)|4261
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Hendek|tirmizi|Cabir|Ahzab (Hendek) günü Sa'd İbn Mu'az (ra) [Kureyş'ten İbnu'l-Arika'nın attığı bir okla] koldaki ana damardan vurulmuştu, böylece damarı kesilmiş oldu. (Kanı durdurmak için) Resulullah (sav) dağlama uyguladı. Bunun üzerine eli şişti, çokça kan akarak Sa'd'ı zayıf düşürdü. Resulullah tekrar bağladı. Eli yine şişti. Bu hali görünce (Sa'd (ra)): "Allahım, Beni Kureyza'dan gönlüm rahata ermedikçe canımı alma!" diye dua etti. Derken kanı durdu. Kureyza onun hükmüne baş eğinceye kadar tek damla akmadı. Onlar hakkında erkekleri öldürülmesine, kadınların sağ bırakılmasına hükmetti. Resulullah (sav): "Haklarında Allah'ın verdiği hükme isabet ettin!" buyurdu. Dörtyüz kişiydiler. Onların katli tamamlanmca, damarı patladı. Sa'd (ra) vefat etti. (Allah rahmetini bol kılsın.) |Tirmizi, Siyer 28, (1582)|4262
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Zatu'r-Rika'|buharimüslim|Ebu Musa|Resulullah (sav) ile birlikte bir gazveye çıktık. Biz aramızda bir deve olan altı kişiydik, sırayla biniyoruk. Derken ayaklarımız delindi. Benim ayaklarım da delindi ve tırnaklarım düştü, ayaklarımıza bezler sarıyorduk. Böylece seferimiz, ayaklarımıza sardığımız parçalar sebebiyle Zatu'r-Rika' gazvesi diye isimlendi. |Buhari, Megazi 31, (7, 326); Müslim, Cihad 149, (1816)|4263
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Beni Müstalik|buharimüslimebu davud|Abdullah İbnu Avn|Nafi' rahimehullah'a kıtalden önce (yapılan İslam'a) davet hakkında sormak üzere yazmıştım. Bana şöyle yazdı: "Bu İslam'ın evvelinde idi. Resulullah (sav) Beni Müstalik'e (önceden haber vermeden ani) baskın yaptı. Onlar (bu sırada) gafil haldeydi, hayvanları su kenarında sulanııyorlardı. Mukatillerini öldürdü, çocuklarını ve kadınlarını esir aldı. O gün Cüveyriye'yi de ele geçirmişti." |Buhari, Itk 13; Müslim, Cihad 1, (1730); Ebu Davud, Cihad 100, (2633)|4264
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Enmar|buhari|Cabir|Resulullah (sav)' Enmar Gazvesi'nde bineğinin üzerine doğuya müteveccih olarak nafile namaz kılarken gördüm. |Buhari, Megazi 33, Salat 31, Taksiru's-Salat 7, 9|4265
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Hudeybiye|buhariebu davud|Urve İbnu Zübeyr|Urve İbnu Zübeyr, Misver İbnu Mahreme ve Mervan'dan almış. Misver ve Mervan her ikisi de birbirlerinin sözünü tasdik etmişlerdir. Derler ki: Resulullah (sav) Hudeybiye senesinde Medine'den çıktı. Yolda bir yerlere ulaşınca aleyhissalatu vesselam: "Halid İbnu'l-Velid, Kureyş'e ait gözcülük yapan bir grup atlının başında olarak el-Gamim'dedir, siz sağ tarafı takib edin!" dedi. Vallahi, Halid müslümanların varlığını sezemedi. Ne zaman ki müslüman askerlerin kaldırdığı toz bulutunu görünce, (müslümanların geldiğini) Kureyş'e haber vermek üzere hayvanını koşturarak gitti. Resulullah (sav) yoluna devam etti. Seniyye nam mevkiye gelindi. Oradan (devam edildiği takdirde) Kureyşlilerin bulunduğu yere inmek mümkündü. Ama devesi orada ıhıverdi. Halk: "Kalk, kalk, yürü, yürü!" dedi ise, deve kalkmamakta ısrar etti. Halk bu sefer: "(Resulullah (sav)'ın devesi) Kasva çöküp kaldı, Kasva çöküp kaldı!" dediler. Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam: "Hayır! Kasva çöküp kalmadı. Onun böyle bir huyu da yok. Ancak onu, "Fil'i (Mekke'ye girmekten alıkoyan) Zat" durdurmuştur!" buyurdu. Sonra ilave etti: "Nefsimi kudret eliyle tutan o Zat'a yemin olsun, (Kureyş, Mekke'de) Allah'ın haram kıldığı şeyelri tazim sadedinde her ne taviz isterlerse onlara vereceğim!" Sonra deveyi zorladı, deve sıçrayıp kalktı. Ravi dedi ki: Resulullah (sav) Kureyş tarafından saptı, suyu az olan Semed Kuyusunun yanma indi. Burası Hudeybiye mevkiinin en uç noktasında idi. (Mezkur kuyunun suyu azdı. Öyle ki) insanlar ondan suyu avuç avuç toplarlardı. Çok geçmeden suyu kurudu. Resulullah (sav)'a susuzluktan şikayette bulundular. Aleyhissalatu vesselam sadağından bir ok çıkardı, onu kuyuya koymalarını söyledi. Allah'a yemin olsun çok geçmeden, su coşmaya başladı ve ashab oradan ayrılıncaya kadar onlara yetecek kadar akmaya devam etti. Onlar bu halde iken Budeyl İbnu Verka' el-Huza'i Huza'a kabilesinden bir grupla çıkageldi. Huza'lılar, (Mekke civarında tavattun etmiş bulunan) Tihame kabileleri arasında Resulullah'm sırdaşı ve dostu olagelmişlerdi. Dedi ki: "Ben (Mekke'nin) Ka'b İbnu Lüeyy ve Amir İbnu Lüeyy kabilelerini, bir çok Hudeybiye surlarının başına, beraberlerinde sütlü ve yavrulu develeri olduğu halde konaklıyorlar gördüm. Onlar seninle savaşacak, Beytullah'ı ziyaretine mani olacak olmasınlar! Resulullah (sav) dedi ki: "Biz kimseyle savaşa gelmedik. Biz sadece umre yapmaya geldik! Mamafih Harb Kureyş'in (iliğine işlemiş). Halbuki çok da zarar gördüler. Eğer onlar dilerse ben (onlarla sulh yapar) kendilerine müddet tanırım, onlar da benimle diğer insanların arasından çekilirler. Eğer ben öbürlerine galebe çalarsam, Kureyşliler de dilerlerse onlarla yapacağım sulha (kendi mallarıyla) girerler. Şayet ben galebe çalamazsam (Kureyşliler benimle savaşmak zahmetinden kurtulup) rahata ererler. Şurası da var ki, eğer Kureyşliler bu teklifime itiraz ederlerse, ruhumu elinde tutan Zat-ı Zülcelal'e yemin olsun, bu davam için, ölünceye kadar onlarla savaşacağım. O zaman Allah, bana olan emrini (gerçekleştirme hususundaki vaadini mutlaka) yerine getirecektir." Resulullah (sav)'ın bu sözü üzerine Büdeyl: "Senin bu sözlerini Kureyş'e mutlaka duyuracağım!" dedi ve gitti. Kureyşlilere gelince: "Ben, size şu adamın yanından geliyorum. O'nun bazı sözlerini işittik. Eğer dilerseniz size söyleriz" dedi. Onların serseri takımı: "Ondan herhangi bir haber söylemene ihtiyacımız yok!" dedi ise de aklı başında olanlar: "Hele şu işittiğini söyle!" dediler. Büdeyl: "Ben Muhammed'in şöyle şöyle söylediğini işittim!" diyerek Aleyhissalatu vesselam'ın söylediklerini bir bir nakletti. Bunun üzerine Urve İbnu Mes'ud kalkıp: "Ey kavm! Siz benim babam değil misiniz?" dedi. Hepsi: "Evet!" dediler. "Benim hakkımda bir (itimatsızlığınız) ithamınız var mı?" dedi. "Hayır!" dediler. "Biliyorsunuz ki ben Ukaz halkını toptan sizin yardımınıza çağırmış, onlar yanaşmayınca ailem, çocuklarım ve bana itaat edenlerle kendim gelmiştim değil mi?" diye sordu. (Kureyşliler), hep bir ağızdan buna da "evet" deyince Urve (bu tasdikleri aldıktan sonra): "Bu adam size uygun bir şey teklif ediyor. Onu kabul edin ve benim ona (anlaşmak üzere) gitmeme izin verin!" dedi. Kureyşliler: "Pekala git!" dediler. Urve, Resulullah (sav)'a geldi, Onunla konuştu. Aleyhissalatu vesselam Büdeyl'e söylediklerine yakın şeyler söyledi. Urve bu esnada: "Ey Muhammed! Kavminin kökünü kazıdığını farzedelim, (eline ne geçecek). Senden önce, Araplardan kavmini toptan helak eden birini işittin mi? Durum aksi olursa (başınıza geleceği, Kureyş'in size neler yapacağını tahmin edebilirsin. Üstelik bu daha kavi bir ihtimal) zira ben, aranızda ileri gelenlerden bazı kimseler görüyorum, halktan toplanmış, seni terkedip kaçmaya mütemayil kimseler de görüyorum" dedi. Hz. Ebu Bekr (ra) (onun bu sözüne dayanamayıp): "(Halt etmişsin, git!) Lat putunun fercini yala! Demek biz Resulullah'ı terkedip yalnız bırakacakmışız ha!" diye (şiddetle çıkıştı). Urve: "Bu da kim?" dedi. Kendisine onun Ebu Bekr olduğu söylendi. Urve: "Nefsimi elinde tutan Zata yemin olsun! Eğer senin bende, henüz ödeyemediğim bir yardımın bulunmamış olsaydı ben sana (layık olduğun) cevabı verirdim" dedi. Ravi der ki: "Urve, Resulullah (sav)'a konuşmaya devam etti. Her konuşmasında (cahiliye adeti üzere) Resulullah (sav)'ın sakalından tutuyordu. Bu sırada Muğire İbnu Şu'be, üzerinde miğfer, elinde kılıç Aleyhissalatu vesselam'ın yanında ayakta (muhafız gibi) bekliyordu. Urve, tutmak üzere, elini Resulullah'ın sakalına her uzatışında, kılıncın demiriyle eline vuruyor: "Elini Resulullah'ın sakalından çek!" diyordu. Urve, (bir ara) başını kaldırıp ona baktı. "Bu da kim?" dedi. Kendisine: "Bu Muğire İbnu Şube'dir!" dendi. Bunun üzerine Urve: "Ey zalim! Ben hala senin (geçmişteki) gadr ve ihanetini ödemekle meşgul değil miyim?" dedi. (Onu bu söze sevkeden şey şu idi): "Cahiliyede Muğire İbnu Şu'be bir grup kimse ile yolculuk yapmış, yolda arkadaşlarını öldürüp mallarını almıştı. Sonra gelip müslüman olmuş, Resulullah (sav) da: "Müslüman olmanı kabul ediyorum, ancak malları kabul etmiyorum, (bu ihanet malıdır)" demişti. Urve bu esnada göz ucuyla Resulullah (sav)'ın Ashabını tedkikten geçiriyordu. (Bilahare gördüklerini şöyle anlatacaktır): "Vallahi (öylesine hürmet hiç görmedim). Resulullah (sav) yere bir kerecik tükürmeye görsün, mutlaka onlardan bir adamın eline düşüyordu. Onu alıp yüzlerine, derilerine (teberrüken, bir tiyb gibi) sürüyorlardı. Bir şey söyleyecek olsa emrine hepsi birden koşuyordu. Abdest alacak olsa, abdest suyundan kapabilmek için nerdeyse (itişip-kakışıp) kavga ediyorlardı. Konuşsalar onun yanında seslerini kısıyorlardı. Saygıları sebebiyle O'na dikkatle bakamıyorlardı bile." Urve arkadaşlarının yanına dönünce dedi ki: "Ey kavm dinleyin! Vallahi ben muhtelif kıralların huzuruna çıktım. Kisra'nın, Kayser'in, Necaşi'nin yanlarına girdim. Vallahi, Muhammed'in ashabının, Muhammed'e gösterdiği saygıya, hiç bir kralın ashabında rastlamadım. Vallahi tükürecek olsa mutlaka onlardan birinin eline düşüyor, bunu alıp yüzlerine bedenlerine sürüyorlar. Bir şeye emretse hesi birden koşuşuyorlar. Abdest alsa, abdest suyu(ndan kapmak) için nerdeyse kavga ediyorlar. Konuşsalar, onun yanında seslerini kısıyorlar. Ona hürmeten dikkatle yüzüne bakmıyorlar. Bu adam size makul bir teklifte bulunuyor, onu kabul edin!" Urve'nin bu açıklaması üzerine, Beni Kinane'den bir adam: "Beni bırakın, ona bir de ben gideyim!" dedi. Ona da müsaade ettiler, "git!" dediler. Resulullah (sav) ve ashabına yaklaşınca, Aleyhissalatu vesselam: "işte falan! Bu, hacc ve umre için ayrılan kurbanlık develere saygı gösteren bir kavimdendir. Kurbanlıklarınızı önüne salıverin görsün!" buyurdu. Ashab o zatı telbiyelerle karşıladı. Adam bu manzarayı görünce: "Sübhanallah! Bu kimselere Beytullah'ın yolunu kapamak münasip düşmez!" dedi. Arkadaşlarının yanına dönünce: "Ben kurbanlık develer gördüm, takıları boyunlarına takılmış, gerekli işaretler vurulmuş, onlara Beytullah'ı yasaklamayı uygun görmüyorum!" dedi. Onun kavminden Mikrez İbnu Hafs denen bir zat kalkıp: "Bırakın, bir de ben gideyim! dedi. Ona da müsaade edip "git!" dediler. Müslümanlara yaklaşınca, Aleyhissalatu vesselam: "Bu gelen Mikrez'dir, facir birisidir" dedi. Resulullah (sav)'a konuşmaya başladı. Onlar konuşurken Süheyl İbnu Amr çıkageldi. Aleyhissalatu vesselam: "İşiniz artık size kolaylaştırıldı, size Süheyl İbnu Amr geldi." Resulullah'a: "Gel! seninle aramızda bir antlaşma (metni) yazalım!" dedi. Resulullah (sav) katibini çağırdı ve emretti: "Yaz Bismillahirrahmanirrahim." Süheyl itiraz etti: "Rahman ne demek? Vallahi onun ne olduğunu bilmiyorum. Fakat: Bismikallahümme yaz, vaktiyle senin de yazdığın gibi" dedi. Müslümanlar da ona itiraz ettiler: "Biz onu değil, bismillahirrahmamrrahim'i yazarız!" dediler. Ama Resulullah (sav) emreder: "Bismikallahümme yaz! ve devam et: "Bu Allah Resulü ve Süheyl'in üzerinde mutabık kaldıkları hususlardır." Süheyl yine itiraz eder: "Vallahi, eğer bilsek ki sen Allah'ın Resulüsün sana Beytullah'ı kapamazdık, seninle savaşmazdık da. Şöyle yaz: Muhammed İbni Abdillah." Resulullah (sav): "Vallahi siz beni tekzib etseniz de ben kesinlikle Allah'ın Resulüyüm. Bununla beraber, Muhammed İbni Abdillah yaz!" buyurur ve devam eder: "Bizimle Beytullah arasından çekilmeniz ve onu tavaf etmemiz şartıyla." Süheyl itiraz eder: "Vallahi hayır. (Biz size bu yıl tavafa izin versek), Araplar "bizim aniden emrivakiye geldiğimiz" hususunda dedikodu yapar. Ancak ziyareti gelecek yıl yapacaksınız" der. Böyle yazılır. Süheyl ilave eder: "Senin dinine de girse, bizden hiç bir erkeğin sana gelmemesi, gelirse iade etmen şartıyla." Müslümanlar bu şarta itiraz ederek: "Sübhanallah! Bize iltica eden bir müslüman, müşriklere nasıl iade edilir?" derler. Bu halde iken Ebu Cendel İbnu Süheyl İbni Amr zincirleri arasında seke seke geldi. Mekke'nin aşağısındaki hapsedildiği yerden kaçmış, kendini müslümanlann arasına atmıştı. Süheyl: "Ey Muhammed, bu seninle üzerine anlaştığınız maddelerin ilk uygulaması olacak, bunu bana iade edeceksin!" dedi. Resulullah (sav): "Biz henüz anlaşmayı yazıp bitirmedik" buyurdu. Süheyl: "Öyleyse, vallahi ben seninle hiç bir madde üzerine sulh yapamam!" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Öyleyse şu Ebu Cendel'i bana bağışla da imza et" buyurdu. Fakat Süheyl: "Asla ben bunu sana bağışlamam" diye direndi. Aleyhissalatu vesselam: "Hayır, hatırım için yap!" ricasında bulundu. Süheyl direndi: "Asla yapmam!" Mikrez İbnu Hafs atılıp: "Biz onu sana müsaade ettik!" dedi. (Ancak imza yetkisine sahip olmadığı için Süheyl onu dinlemedi. Ebu Cendel teslim edilecekti). Ebu Cendel (ra): "Ey müslümanlar, (nasıl olur?) Ben size müslüman olarak sığınmışım. Beni müşriklere teslim mi ediyorsunuz? Bana yaptıklarını görmüyor musunuz?" dedi. Ebu Cendel'e Allah yolunda çok işkenceler yapılmıştı. Ömer İbnu'l-Hattab der ki: "(O gün, bu cereyan eden hadiseleri çok alçaltıcı bularak) Resulullah (sav)'a gelip: "Sen Allah'ın hak peygamberi değil misin?" dedim. "Evet!" dedi. "Biz hak üzere, düşmanlarımız da batıl üzere değiller mi?" dedim. "Evet" dedi. "Öyleyse biz niye dinimiz uğrunda alçaklığı kabul ediyoruz" dedim. "Ben Resulullah'ın; (bu anlaşmayı imzalamakla) Allah'a asi olmuş da değilim. Allah yardımcımızdır!" dedi. "Sen, bize (Medine'den çıkarken) Beytullah'a gideceğiz, onu tavaf edeceğiz demedin mi?" dedim. "Pek tabii, ama, sana bu yıl gideceksin dedim mi?"dedi. Hayır!" dedim. "Sen mutlaka onu tavaf etmeye geleceksin!"'buyurdu. Ben Hz. Ebu Bekr (ra)'e geldim. "Ey Ebu Bekr! Bu adam Allah'ın hak peygamberi değil mi?" dedim. "Elbette hak peygamberi!" dedi. "Biz hak, düşmanlarımız da batıl üzere değiller mi?" dedim. "Elbette (onlar batıl, biz hak üzereyiz)" dedi. "Öyleyse, niye dinimiz için alçaklığı kabul ediyoruz?" dedim. "Be adam! O Allah'ın Resulüdür. (Bunu kabul etmekle) Rabbine isyan etmiş olmayacak da. Allah onun yardımcısıdır. Şu halde sen O'nun emrine sarıl. Allah'a yemin ederim o hak üzeredir!" dedi. "O bize: "Kabe'ye gideceğiz, onu tavaf edeceğiz!" demiyor muydu?" dedim. "Evet ama, sana bu yıl gideceksin dedi mi?" dedi. "Hayır!" dedim. "Sen ona gidecek, onu tavaf edeceksin!" dedi. (Hadisi rivayet eden Zühri) der ki: "Hz. Ömer (ra) dedi ki: "(O günki nezaketsiz çıkışımın günahını affettirmek için nice amellerde bulundum." Anlaşmayı yazma işinden çıkınca, Resulullah (sav) ashabına: "Kalkın kurbanlarınızı, kesin, sonra da traş olun" buyurdu. Ancak (müşriklerle yapılan bu antlaşmadan hiç kimse memnun değildi. Bu sebeple) kimse kalkamadı. Resulullah (sav), emrini üç kere tekrar etti. Yine kalkan olmayınca Ümmü Seleme (ra)'ın çadırına girdi. Ona halktan maruz kaldığı bu hali anlattı. O, kendisine: "Ey Allah'ın Resulü! Bunu (yani halkın kurbanını kesip, traşını olmasını) istiyor musun? Öyleyse çık, Ashab'tan hiçbiriyle konuşma, deveni kes, berberini çağır, seni traş etsin!" dedi. Aleyhissalatu vesselam kalktı, hiç kimse ile konuşmadan bunların hepsini yaptı: Devesini kesti, berberini çağırdı, traş oldu. Ashab bunları görünce kalktılar kurbanlarını kestiler, birbirlerini traş ettiler. Ancak, bu sırada gam ve kederden birbirlerini öldüreyazdılar. Sonra bazı mü'mine kadınlar (Mekkelilerden kaçarak) geldiler. Allah Teala Hazretleri, (onların geri verilmemesi için) şu ayeti indirdi: "Ey iman edenler, (kendi ifadelerince) mü'min kadınlar muhacir olarak geldikleri zaman onları imtihan edin. Allah onların imanlarını iyi bilendir ya, fakat siz de mü'min kadınlar olduklarına kail olursanız onları kafirlere geri vermeyin. Bunlar onlara helal değildir. Onlar da bunlara helal olmazlar. (Kafir zevcelerinin bu kadınlara) sarfettikleri (mehri) onlara (kafirlere) verin. Sizin onları nikahla almanızda, mehirlerini verdiğiniz takdirde, üzerinize bir günah yoktur..." (Mümtehine 10). Hz. Ömer, ayet üzerine o gün cahiliye devrinde evlendiği iki hanımını boşadı. Birini Hz. Muaviye İbnu Ebu Süfyan nikahladı, diğerini de Safvan İbnu Ümeyye. Sonra Resulullah (sav) Medine'ye döndü. Kureyş'ten Ebu Basir müslüman olarak Medine'ye iltica etti. Mekkeliler onu almak üzere arkasından iki adam gönderdiler. "(Antlaşmada) bize verdiğin söz var, onu teslim et!" dediler. Resulullah (sav) derhal onu onlara teslim etti. Bunlar Ebu Basir'i alıp gittiler. Yolda Zülhuleyfe nam mevkiye gelince, (azıkları olan) hurmadan yemek üzere konakladılar. Ebu Basir onlardan birine: "Vallahi şu kılıncı çok güzel görüyorum!" dedi. O, hemen kınından sıyırıp: "Doğru! Vallahi pek harika! Onunla ne tecrübelerim var!" dedi. Ebu Basir: "Hele bir göster, daha yakından bakayım!" deyip kaptığıyla adama vurup öldürdü. Öbürü kaçıp Medine'ye geldi, koşarak Mescide girdi. Resulullah (sav) onu görünce (yanındakilere): "Bu adam her halde bir korku geçirmiş" dedi. Adam (sav)'a gelince: "Vallahi arkadaşım öldürüldü! Beni de öldürecek!" dedi, Ebu Basir (ra) da geldi. "Ey Allah'ın Resulü! Allah senin zimmetini (taahhüdünü) yerine getirdi, beni onlara iade ettin. Allah beni onlardan tekrar kurtardı" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Harbi kızıştıranın anası ağlar. Keşke ona bir kişi daha olsa!" cevabını verir. Ebu Basir bu sözü işitince anlar ki, aleyhissalatu vesselam onu yine iade edecek. Hemen oradan çıkıp deniz kenarına gelir [İs denen bir yere yerleşir]. Mekkelilerin elinden Ebu Cendel İbnu Süheyl de kurtulup Ebu Basir'e iltihak eder. Derken Kureyş'ten müslüman olan herkes Ebu Basir'e katılmaya başlar. Kısa zamanda orada bir grup teşekkül eder. Allah'a yemin olsun. Kureyş'ten Şam'a gitmek üzere bir kervanın haberini aldılar mı, ona saldırıp adamları öldürüyor, mallarına da el koyuyorlardı. Kureyş Resulullah (sav)'a elçi gönderip, Allah'ın adını ve aralarındaki akrabalık bağlarını hatırlatarak, Mekke'den geleceklerin emniyette olacağını, yeter ki Ebu Basar ve arkadaşlarının yaptığı baskınların önlenmesini rica ettiler. [Bazı rivayette, bunu temin için Medine'ye bizzat Ebu Süfyan'nın geldiği belirtilir.] Resulullah da onları Medine'ye çağırdı. Bunun üzerine şu ayet nazil oldu: "O size Mekke'nin kanunda (hududu içinde), onlara karşı muzaffer kıldıktan sonra, onların ellerini sizden, sizin ellerinizi onlardan çekendi. Allah ne yaparsanız hakkıyla görücüdür. Onlar, küfreden, sizi Mescid-i Haram'dan ve alıkonulmuş hediyelerin mahalline ulaşmasından men edenlerdir. Eğer (Mekke'de) kendilerini henüz tanımadığınız mü'min erkeklerle mü'min kadınları bilmeyerek çigneyip de o yüzden size bir vebal isabet edecek olmasaydı (Allah size fetih için elbette izin verirdi). (Bunu) kimi dilerse, onu rahmetine kavuşturmak için (yaptı). Eğer onlar seçilip ayrılmış olsalardı biz onlardan küfredenleri muhakkak elem verici bir azaba giriftar etmiştik bile. O küfredenler kalplerine o taassubu, o cahillik taassubunu yerleştirdiği sırada idi ki hemen Allah, Resulünün ve müzminlerin üzerine kuvve-i maneviyesini indirdi, onları takva sözü üzerinde durdurdu. Onlar da buna çok layık ve buna ehil idiler. Allah her şeyi hakkıyla bilendir." Feth 24-26). |Buhari, Şurut 16, 1, Hacc 106, Muhsar 3, Megazi 35, Tefsir, Mümtahine 2; Ebu Davud, Cihad 168, (2765, 2766), Sünnet 9, (4655)|4266
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Hudeybiye|ebu davudtirmizi|Ali|Hudeybiye günü bir grup köle, Resulullah (sav)'a sulhtan önce gelmişti. Efendileri (sav)'a: "Ey Muhammed, onlar senin yanına, dinine iştiyak göstererek gelmiş değiller, kölelikten kaçtılar" diye mektup yazdılar. (Ashabdan bazı) kimseler de: "[Doğru söylüyorlar], onları sahiplerine geri ver!" dediler. Resulullah (sav), (şeriat bu çeşit sığınan müslümanları hürler olarak kabul edip himaye vermeye hükmettiği halde müslümanların müşrik dostlarının: "Bunlar din için değil, hürriyet için sana geldiler" şeklindeki tahkiki mümkin olmayan aldatıcı sözlerini esas alıp geri göndermelerini teklif etmelerine) öfkelenip: "Ey Kureyş'liler, öyle zannediyorum ki, siz böyle hükmederek, Allah'ın, boyunlarınızı vuracak birini göndermesini bekliyorsunuz." dedi ve köleleri iade etmekten imtina etti ve: "Onlar aziz ve celil olan Allah'ın azadlılarıdır!" buyurdu. |Ebu Davud, Cihad 136, (2700); Tirmizi, Menakıb, Hz. Ali'nin menakıbı, (3716)|4267
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Hudeybiye|müslim|Seleme İbnu'l-Ekva'|Resulullah (sav) ile birlikte Hudeybiye'ye geldik. Biz, bindörtyüz kişi idik. (Kuyunun başında) elli koyun vardı. Suyu bunlara bile yetmiyordu. Resulullah (sav) kuyunun kenarına oturdu. (İyice hatırlıyamıyorum) ya dua buyurdu, ya da kuyuya tükürdü. Derken kuyunun suyu coştu. Biz de hem kendimiz içtik, hem de hayvanlarımızı suladık. Sonra Aleyhissalatu vesselam, bizi bir ağacın altında biat etmeye çağırdı. Önce ben biat ettim, sonra herkes gelip sırayla biat etti. Nihayet halkın ortasında kalınca: "Ey Seleme, biat et!" buyurdu." "Ey Allah'ın Resulü, en başta ben biat ettim!" dedim. "Yine de!" buyurdu. Resulullah (sav) beni çıplak, yani silahsız bulmuştu. Bana deriden yapılmış bir kalkan verdi. Sonra bey'at almaya devam etti. Son kişiden de bey'at alınca: "Ey Seleme, sen bana biat etmiyormusun?" dedi. "Ey Allah'ın Resulü, ben sana, başta da, ortada (da olmak üzere) iki kere biat ettim" dedim. "Olsun, yine de" buyurdu. Ben de üçüncü sefer biat ettim. Sonra bana: "Ey Seleme! Benim sana verdiğim kalkanın nerede?" dedi. "Ey Allah'ın resulü dedim, amcam Amir çıplak olarak bana rastladı, ben de kalkanı ona verdim. Bu sözüm üzerine Aleyhissalatu vesselam güldü ve: "Sen," dedi, "vaktin birinde adamın dediği gibisin: "Allahım, demiş, bana öyle bir dost ver ki, o bana, kendi nefsimden daha sevgili olsun?" Sonra müşrikler bizimle sulh hususunda haberleşmeye başladılar. Öyle ki, birbirimize gidip gelmeler oldu. (Sonunda) sulh yaptık. Ben Talha İbni Ubeydillah (ra)'ın hizmetçisi idim. Atını sular, kaşağılar, kendine de hizmet eder, yemeğinden yerdim. (Çünkü) Allah ve Resulü yolunda hicret için malımı ve ailemi terketmiştim. Biz ve Mekkeliler aramızda sulh yapınca, birbirimizle karıştık. Ben bir ağacın yanına gelip dikenlerini süpürerek dibine yattım. Mekke halkından dört müşrik yanıma geldi. Resulullah (sav)'a hakaret etmeye başladılar. Ben onlara kızdım ve bir başka ağacın dibine geçtim. Silahlarını ağaca asıp yattılar. Onlar bu vaziyette iken vadinin aşağısından bir münadi şöyle sesleniyordu. "Muhacirlerin imdadına yetişin! İbnu Züneym öldürüldü!" Hemen kılıncımı çekip, bu uyuyan dört kişiye hızla yürüyüp silahlarını aldım, elimde deste yapıp, sonra da: "Muhammed'in yüzünü mükerrem kılan o Zat'a yemin olsun, sakın sizden kimse başını kaldırmasın, iki gözü taşıyan (kellesini) uçururum!" dedim. Sonra onları sürerek Resulullah (sav)'a getirdim. O sırada amcam Amir (ra) da Abelat'tan Mikrez denilen bir adamı, üzeri çullanmış bir at üzerinde beraberinde yetmiş müşrik olduğu halde Resulullah'a getirdi. Aleyhissalatu vesselam onlara bir nazar edip: "Bırakın onları, fücurun başı da sonu da onların olsun!" dedi ve hepsini affetti. Bunun üzerine Allah Teala hazretleri şu ayeti indirdi: "O sizi Mekke'nin kanunda (hududu içinde) onlara karşı muzaffer kıldıktan sonra, onların ellerini sizden, sizin ellerinizi onlardan çekendi." (Fetih 24-26). Sonra Medine'ye müteveccihen oradan ayrıldı. Beni Lihyan ile aramızda bir dağın yer aldığı bir yerde konaklardık. Beni Lihyan'ın hepsi müşrik idi. Aleyhissalatu vesselam geceleyin dağa tırmanacak kimseye istiğfarda bulundu. Sanki o kimse Resulullah (sav)'ın ashabının gözcülüğünü yapacaktı. O gece iki veya üç kere dağa çıktım. Sonra Medine'ye geldik. Resulullah (sav) yük develerini, beraberinde, ben de olduğum halde, hizmetcisi Rabah ile gönderdi. Ben onun maiyyetine Talha İbni Ubeydillah (ra)'ın atı ile çıktım. Ben atı develerle birlikte kırasıya götürüp getiriyordum. Sabahleyin bir de ne göreyim! Abdurrahman el-Fezari, Resulullah (sav)'ın develerini yağmalamış, hepsini götürmüş, çobanı da öldürmüş. "Ey Rabah!" dedim, "şu atı al; durumu Talha İbni Ubeydillah'a bildir, Resulullah'a haber ver ve de ki: "Müşrikler mer'adaki sürüyü yağmaladılar. Sonra bir tepenin üzerine çıkarak Medine'ye yönelip üç defa nida ettim: "Ey Sabahım!" Sonra adamların arkasından ok atmak üzere çıktım ve şunları da terennüm ediyordum: "Ben İbnu Ekva'ım, bugün alçakların vay haline! Onlardan birine kavuştum ve semerine bir ok attım. Hatta okun kanadı omuzuna değdi. "Al bunu!" dedim. Ben İbnu'l-Ekva'ım, Bugün alçakların vay haline! Vallahi onlara atıyor ve yaralıyordum. Bir atlı bana dönecek olsa, bir ağaca gelip dibine oturuyordum. Sonra tekrar atıyordum. Derken dağ(ın vadisi) daraldı. Dar yere girdiler. Ben, dağa tırmandım. Onlara taş atmaya başladım. Böylece onları takib etmeye devam ettim. Öyle ki, Resulullah (sav)'ın hayvanlarından Allah'ın yarattığı hiç bir deve yoktu ki arkama almamış olayım. Böylece müşrikler benimle hayvanların arasından çekildiler. Sonra onlara ok atarak arkalarını takip ettim. Nihayet otuzdan fazla bürde ve otuz mızrak bıraktılar. (Hızlı kaçabilmek için) hafiflemek istiyorlardı. Bir şey atacak olsalar, üzerine taşlardan nişan koyuyordum. Ta ki, Resulullah ve ashabı onları tanısın. Böyle gide gide dar bir dağ yoluna geldiler. Bir de ne görsünler! Yanlarına Bedr el Fezari'nin falan oğlu gelmiş. Hemen kuşluk yemeği yemek üzere oturdular. Ben de bir tümseğin üzerine oturdum. Fezarî: "Şu gördüğüm de ne?" diye sordu. "Bununla başımız belada! Vallahi sabahın köründen beri peşimizde. Bize durmadan atıyor. Elimizde ne varsa çekip aldı" dediler. "Öyleyse sizden ona dört kişi gitsin!" dedi. Böylece bana müteveccihen dört kişi ayrıldı ve dağa tırmandı. Bana konuşma imkanı verdikleri vakit, onlara: "Beni tanıyor musunuz?" dedim. "Hayır, sen kimsin?" dediler. "Ben Seleme İbnu'l-Ekva'ım, Muhammed'in yüzünü şereflendiren Zata yemin olsun sizden kimi istesem mutlaka yakalarım. Ama sizden kimse beni yakalayamaz!" dedim. Onlardan bir adam: "Ben biliyorum!" dedi ve geri döndüler. Ben yerimden ayrılmadım. Derken Resulullah (sav)'ın atlılarını, ağaçların arasına girerken gördüm. En önde el-Ahram el-Esedi, arkasında Ebu Katade el-Ensari, onun arkasında el-Mikdad İbnu'l-Esved (ra) ardı. Ahram'ın atının gemini tuttum. (Bu sırada) küffar dönüp gitti. Ahram'a: "Ey Ahram! Bunlardan sakın. Resulullah ve ashabı gelinceye kadar yolunu kesmesinler!" dedim. Bana: "Ey Seleme! Eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıyor, cennetin de cehennemin de hak olduğunu biliyorsan, benimle şehadet arasına engel olma!" dedi. Ben de onu bıraktım. Abdurrahmanla karşılaştılar. Abdurrahman'ın atını hemen öldürdü. Abdurrahman da onu yaralayarak öldürdü ve onun atına atladı. Derken Resulullah (sav)'ın üvarisi Ebu Katae (ra) Abdurrahman'a yetişti, yaralayıp öldürdü. Muhammed'in yüzünü şerefli kılan Zat'a yemin olsun, ben onları yaya koşarak takip ettim. Öyle ki, arkamda Resulullah (sav)'ın ashabı ve tozları sebebiyle bir şey görmüyordum. Gün batımı öncesine kadar böyle devam ettik. Bu sırada bir dağ yoluna saptılar, orada Zu-Karad denen bir su vardı. Sudan içmek için sapılmıştı, çünkü susamışlardı. Peşlerinden koşarak gelen bana baktılar. Ben onları bundan uzaklaştırdım, bir damla bile tadamadılar. Oradan çıkıp zorluk veren bir dağ yoluna saptılar. Ben koşup onlardan bir adama yetiştim, omuz kemiğine bir ok sapladım. "Al bunu! Ben İbnul-Ekva'ım. Bugün alçakların vay haline!" dedim. "Anasız kalasıca! Bu, sabahki Ekva'mı?" dedi. "Evet ey kendinin düşmanı! Sabahki Ekva'ım!" dedim. Dağ yoluna iki at bıraktılar. Onları Resulullah (sav)'a getirdim. Amcam Amir İbnu'l-Ekva da birinde sulandırılmış süt diğerinde su bulunan iki kapla bana yetişti. Hem içtim, hem abdest aldım. Sonra Resulullah (sav)'a geldim. Az önce kafirleri başından kovaladığım suyun başında idi. Resulullah (sav)'ı, bütün develeri ve müşriklerden kurtardığım bütün eşyaları, bürdeleri, mızrakları almış buldum. Bilal (ra) da kurtardığım o develerden birim kesmiş, Resulullah (sav)'a ciğerini ve hörgücünü kızartıyordu. "Ey Allah'ın Resulü! Beni bırak, ashabtan yüz kişi seçip müşrikleri takip edeyim, geriye bıraktıkları bütün habercilerini geberteyim!" dedim. Resulullah (sav) yan dişleri gündüz ışığında görününceye kadar güldü. "Ey Seleme! buyurdu, kendini bunu yapabilecek güçte görüyor musun?" "Evet dedim, seni şerefli kılan Zat'a yemin olsun! Evet!" "Şimdi onlara Gatafan yurdunda ziyafet verilmektedir" dedi. Derken Gatafanlı bir adam geldi ve: "Onlara falan kişi bir deve kesmişti, derisini soyar soymaz bir toz gördüler ve: "Düşman size de gelmiş" deyip kaçıp gittiler" dedi. (Geceyi orada geçirdik.) Sabah olunca Resulullah (sav): "Bugün en hayırlı süvarimiz Ebu Katade, en hayırlı piyademiz de Seleme idi" buyurdu. Resulullah (sav) bana iki hisse verdi: Biri süvari hissesi, biri de piyade hissesi idi. Bana bu iki hisseyi de vermişti. Sonra Resulullah (sav) devesi Adba'nın terkisine beni alarak Medine'ye müteveccihen hareket etti. Biz yolda giderken, yaya yürüyüşünde hiç kimsenin kendisini geçemediği Ensar'dan bir adam: "Medine'ye kadar yarış yapacak var mı; koşucu yok mu? demeye başladı. Bu sözünü habire tekrar ediyordu. Sesini işitince: "Sen hiç bir iyiye ikram etmez, hiç bir şerefliyi saymaz mısın?" dedim. "Resulullah (sav) hariç hayır!" dedi. Ben (sav)'a yönelip: "Ey Allah'ın Resulü! Annem babam sana kurban olsun, bana müsaade buyurun, şu adamla yarışayım!" dedim. "Sen bilirsin!" buyurdular. Adama: "Geliyorum hazır ol!" dedim. Ayaklarımı ayarlayıp sıçradım, koştum. Nefesimi canlı tutmak için bir veya iki tepede kendimi tuttum. Sonra yine onun peşinden koştum. Yine bir-iki tepede kendimi tuttum. Sonra yetişmek ve omuzları arasına dokunmak için (tabanları) kaldırdım. [Ve dokundum]. "Geçildin, vallahi seni geçtim!" dedim. "Biliyorum!" dedi. Medine'ye varıncaya kadar onu geçtim. Vallahi Medine'de üç gece kalıp, Resulullah (sav) ile birlikte hemen Hayber'e gittik. Yolda amcam Amir İbnu'l-Ekva, halka şu beyitleri terennüm etti: "Vallahi Allah olmasaydı hidayeti bulamazdık. Ne sadaka verir ne de namaz kılardık. Biz senin fazlından müstağni değiliz. Düşmanla karşılaşınca ayağımıza sebat ver. Üzerimize sekine (kuvve-i manevi) indir." Resulullah (sav) "Bu da kim." dedi, Amcam: "Ben Amir İbnu'l-Ekva" cevabını verdi. Aleyhissalatu vesselam: "Mağfiret göresin Ey Amir!" diye dua buyurdu. Resulullah (sav) bir kimseye mağfiret dilediğinde bulundu mu mutlaka şehid olurdu. Bunun üzerine Ömer İbnu'l-Hattab (ra) kendi devesinin üstünde seslendi. "Ey Allah'ın Resulü! Keşke bizi Amir'le faydalandırsan!" Hayber'e vardığımız zaman, kralları Merhab kılıncı elinde (karşımıza) çıktı. Şöyle i söylüyordu: "Hayber bilir ki ben Merhab'ım. Silahı tamam tecrübeli bir kahraman. Savaş olunca alevlenen bir yiğit!" Amcam Amir (ra) da ilerleyip şunları söyledi: "Hayber benim de Amir olduğumu bilir. Silahı tam yiğit kahraman." Hemen iki darbe birbirine girdi. Merhab'ın kılıncı amcam Amir'in kalkanının içine rastladı. Amir onu alttan vurmaya yeltendi. Ama kılıcı kendine döndü ve ana damarını kesti. Ölümü de bundan oldu. (Bir ara) dışarı çıktım. Bir de ne göreyim! Resulullah (sav)'ın ashabından birkaç kişi: "Amir'in ameli batıl oldu, o kendi kendini öldürdü!" demezler mi! Hemen ağlayarak Aleyhissalatu vesselam'ın yanına geldim. "Ey Allah'ın resulü! Amir'in ameli batıl mı oldu?" dedim. "Bunu kim söyledi?" buyurdular. "Ashabınızdan bazıları!" dedim. "Bunu kim söylemişse yanılmış. Bilakis onun ecri iki kattır!" buyurdular. Sonra beni Ali İbnu Ebi Talib (ra)'e gönderdiler. O gözünden hasta idi. Bu arada Aleyhissalatu vesselam: "Sancağı yarın öyle bir zata vereceğim ki Allah ve Resulü'nü sever; Allah ve Resulü de onu sever" dedi. Ali'ye geldim, gerçekten gözünden rahatsızdı. Onu yederek getirdim. Resulullah (sav) gözlerine tükürdü. Anında iyileşti. Sancağı ona verdi. Sonra Merhab çıktı. Şöyle demeye başladı: "Hayber bilir ki ben Merhab'ım. Silahı tamam tecrübeli bir kahraman. Savaş olunca alevlenen bir yiğit!" Ali (ra) da şöyle dedi: "Ben, annemin arslan dediği kimseyim. Ormanların çirkin manzaralı arslanı gibi. Düşmanlara kilo ile ton tartarım." Sonra Merhab'ın başına bir darbe indi ve onu öldürdü. Hayber onun eliyle fethedilmişi! |Müslim, Cihad 132, (1807)|4268
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Hudeybiye|buharimüslim|Amr İbnu Dinar|Cabir İbnu Abdillah (ra)'ı dinledim, diyordu ki: "Resulullah (sav) Hudeybiye günü bize şöyle söyledi: "Bugün siz arz ehlinin en hayırlı olanlarısınız. O gün biz bindörtyüz kişi idik. Bugün görebilseydim, size (Altında biat yapılan) ağacın yerini gösterirdim." |Buhari, Megazi 35, Menakıb 25, Tefsir, Feth 5, Eşribe 31; Müslim, İmaret 71, (1856)|4269
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Umretu'l-Kaza|buharimüslim|Bera İbnu'l-Azib|Resulullah (sav) Zülkade ayında umreye çıkmıştı. Mekkeliler Onun Mekke'ye girmesine izin vermediler. Resulullah, gelecek yıl girmek, orada üç gün kalmak, Mekke'ye silahlar torbalarda olarak girmek, ailelerinden peşine düşmek isteyen çıksa bile kimseyi almamak, Ashabından Mekke'de kalmak isteyen çıkarsa kimseye mani olmamak şartları üzerine anlaşmıştı. Resulullah (sav) (Mekke'ye umre için) girip, müddet de dolunca, Mekkeliler Hz. Ali'ye gelip: "Arkadaşına söyle, bizi terketsin, müddet doldu!" dediler. Resulullah (sav) çıktı, ancak Hamza'nın kızı (ra) peşine takıldı: "Ey amcam, ey amcam!" diye bağırıyordu. Hz. Ali (ra) onu alıp elinden tuttu. Hz. Fatıma (ra)'ya: "Amcanın kızını yanına al!" dedi. [Medine'ye gelince] kızı (yanına alma) hususunda Hz. Ali, Zeyd ve Cafer (ra) ihtilafa düştüler. Hz. Ali: "O benim amcamın kızıdır! (Ben ehakkım)" diyordu. Cafer (ra): "O hem amcamın kızı, hem de teyzesi nikahım altında!" diyordu. Zeyd de: "Kardeşimin kızıdır! diyordu. Resulullah (sav), kızın, teyzesinin yanında kalmasına hükmetti ve: "Teyze anne makamındadır!" buyurdu. Hz. Ali (ra)'a yönelerek: "Sen bendensin, ben de senden!" buyurdu. Cafer (ra)'a: "Yaratılışın ve huyun bana benzer" diyerek iltifat etti. Zeyd (ra)'e de: "Sen bizim hem kardeşimiz, hem de mevlamız (azadlımız)sın!" buyurdu. |Buhari, Meğazi 43, Umre 3, Cezau's-Sayd 17, Sulh 6, Cizye 19; Müslim, Cihad 90, (1783)|4270
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Muta|buhari|İbnu Ömer|Resulullah (sav) Muta gazvesinde Zeyd İbnu Harise (ra)'i emir (komutan) tayin etti ve dedi ki: "Eğer Zeyd öldürülecek olursa, komutan Cafer'dir. Cafer öldürülecek olursa Abdullah İbnu Ravaha'dır" (ra). Abdullah der ki: "Bu gazvede aralarında ben de vardım. (Bir ara) Cafer İbnu Ebi Talib (ra)'i aradık. Onu ölüler arasında bulduk. Öyleydi ki cesedinin ön cephesinde doksan küsur ok ve mızrak yarası saydık." Bir rivayette de şu ziyadeyi ilave etmiştir: "Arka tarafında hiç yara yoktu." |Buhari, Meğazi 44|4271
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Muta|buharinesai|Enes|Resulullah (sav), Zeyd, Cafer ve İbnu Ravaha'nın öldüklerini onlardan haber gelmezden önce bildirdi. Şöyle demişti: "Bayrağı Zeyd aldı ve isabet aldı (öldü). Bayrağı ondan sonra Cafer aldı o da öldü. Sonra Abdullah İbnu Ravaha aldı, o da öldü. -Böyle deyince Resulullah (sav)'nın gözleri yaşla doldu." (Resulullah sözlerine devam etti): "Bayrağı,sonra Allah'ın kılıçlarından bir kılıç, tayin edilmeksizin aldı: Halid İbnu'l- Velid... Allah Teala Hazretleri ona zafer verdi." |Buhari, Cenaiz 4, Cihad 7, 183, Menakıb 26, Fedaili'l-Ashab 25, 44; Nesai, Cenaiz 27, (4, 26)|4272
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Muta|buhari|Kays İbnu Ebi Hazım|Halid'in şöyle söylediğini işittim: "Muta günü elimde dokuz kılıç kırıldı. Elimde sadece Yemen'de mamul bir safiha (geniş demirli kılıç) kaldı." |Buhari, Megazi 44|4273
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Muta|ebu davudmüslim|Avf İbnu Malik el-Eşcai|Muta gazvesine Zeyd İbnu Harise (ra) ile birlikte çıktım. Bana Yemenli bir asker refakat etti ki, üzerinde sadece bir kılıncı vardı. Müslümanlardan biri bir deve kesti. Yemenli, ondan derinin bir parçasını istedi, o da verdi. Yemenli ondan kendine bir nevi kalkan yaptı. Yolumuza devam ederken bir Rum birliğiyle karşılaştık. Onlar arasında, üzerinde müzehheb (altın işlemeli) eğer taşıyan sarı bir at üzerinde bir adam vardı. Adamın silahı da müzehheb idi. Rumi adam müslümanlara şiddetle saldırmaya başladı. Yemenli asker de bir kayanın arkasında saklanarak onu takibe başladı. Derken rumi ona uğradı. Yemenli kılıncıyla atın ayaklarını kırdı ve Rumi yere düştü. Hemen kılıcıyla üzerine atılıp adamı öldürdü. At(ta olanları) ve silahı aldı. Allah Teala Hazretleri müslümanlara zafer müyesser edince, Halid İbnu'l-Velid adama birini göndererek selebden (öldürdüğü kimsenin eşyalarından el koyduğu şeylerden) bazısını ondan aldı. Avf der ki: "Ben Halid'e gelerek, kendisine: "Bilmiyor musun, Resulullah, selebin öldürene ait olduğuna hükmetmiştir!" dedim. "Elbette biliyorum. Fakat aldıkları gözüme çok geldi!" dedi. Ben: "Ya bunu adama geri verirsin, ya da durumu Aleyhissalatu vesselam'a söylerim!" dedim. Ama Halid, geri vermekten imtina etti." Avf der ki: "Resulullah (sav)'ın yanında toplanınca, ben Yemenlinin ve Halid'in yaptığı şeyleri hikaye ediverdim. Resulullah (sav): "Ey Halid niye böyle yaptın?" diye sordu. Halid: "Bu gözüme çok göründü!" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Ondan ne aldı isen geri ver" dedi. Ben: "Ey Halid! Al işte, ben sana (böyle yapman gerektiğini) söylemedim miydi?" dedim. Resulullah: "Bu da ne demek?" buyurdu. Ben de anlattım. Bunun üzerine Resulullah öfkelendi ve: "Ey Halid, ona geri verme! Siz benim komutanlarımı bana bırakır mısınız hiç! Sizin ve komutanlarımın misali, deve veya koyun çobanı tutulup da onları güden, sulama vakti gelince havuza götüren çoban ve sürüsüne benzersiniz. Sürü gelir havuza girer, temiz suyu içer, çobana bulanığı kalır. Temizi size bulanığı komutanlarıma." |Ebu Davud, Cihad 148, {2719, 2720); Müslim, Cihad 44, 45, (1753,1754)|4274
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Huraka'ya Gönderilen Seriyye|buharimüslimebu davud|Ebu Zabyan|Üsame İbnu Zeyd (ra)'i dinledim, diyordu ki: "Resulullah (sav) bizi Huruka'ya gönderdi. Sabah baskını yapıp hezimete uğrattık. Ben ve Ensar'dan biri, Hurukalı bir adama rastladık. Adama galebe çalmıştık, Lailaheillallah dedi. Adam bunu söyler söylemez Ensari savaşmayı bıraktı, ben devam ettim ve mızrağımı saplayıp öldürdüm. Medine'ye geldiğimiz zaman benim yaptığım, Resulullah'ın kulağına ulaşmış. (Beni çağırttı ve) "Ey Usame! Sen, lailaheillallah dedikten sonra adam mı öldürdün?" diye sordu. Ben: "O bunu, canını kurtarmak için söyledi!" dedim. Resulullah (sav): "Sen onu Lailaheillallah dedikten sonra öldürdün mü?" dedi. Bu cümleyi o kadar çok peşpeşe tekrar etti ki, keşke bugünden daha önce müslüman olmasaydım (müslüman olarak böyle bir cinayeti işlememiş olurdum) diye temenni ettim. [Müslim'in Cündeb'ten kaydettiği bir diğer rivayet şöyle: "Sen Lailaheillallah diyeni öldürdün mü? Kıyamet günü Lailahellallah gelince ona nasıl hesap vereceksin?" Bunu ona çok tekrarladı."] |Buhari, Diyat 2; Müslim, İman 158, (96); Ebu Davud, Cihad 104, (2643)|4275
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Fetih|buharimüslimebu davudtirmizi|Ali|Resulullah (sav) beni, Zübeyr'i ve Mikdad'ı gönderdi ve dedi ki: "Gidin Ravzatu Hah nam mevkiye varın. Orada bir kadın bulacaksınız. Onda bir mektup var, mektubu ondan alın gelin." Gittik. Atımız bizi çabuk götürdü. Ravza'ya geldik. Kadınla karşılaşınca: "Mektubu çıkar!" dedik. Kadın: "Bende mektup yok!" dedi. "Ya mektubu çıkarırsın yahut senin elbiselerini soyarız!" diye ciddi konuştuk. Saç örgülerinin arasından mektubu çıkardı. Onu Resulullah (sav)'a getirdik, içerisinde şu vardı: "Hatib İbnu Ebi Belte'a tarafindan, Mekke'de olan bazı müşriklere yazılmıştı. Resulullah (sav)'ın (sefer hazırlığı ile ilgili) faaliyetlerini haber veriyordu. Resulullah (sav) (Hatib'ı çağırarak): "Ey Hatib, bu da ne?" diye sordu. Hatib: "Ey Allah'ın resulü, bana kızmada acele etme. Ben Kureyş'e dışardan katılan bir adamım. Ben onlardan değilim (aramızda kan bağı yok). Senin beraberindeki muhacirlerin (Mekke'de) akrabaları var. Mekke'deki malları ve fiilelerini himaye ederler. Bu şekilde nesebten gelen hamilerim olmadığı için oradaki yakınlarımı himaye edecek bir el edineyim istedim. Bunu katiyyen küfrüm veya dinimden irtidadım veya islam'dan sonra küfre rızamdan dolayı yapmadım" dedi. Resulullah (sav): "Bu bize doğruyu söyledi" dedi. Hz. Ömer atılarak: "Ey Allah'ın Resulü! Bırak beni, şu münafığın kellesini uçurayım!" dedi. Resulullah (sav) da: "Ama o Bedr'e katıldı. Ne biliyorsun, belki de Allah Teala Hazretleri Bedir ehlinin haline muttali oldu da: "Dilediğinizi yapın, sizleri mağfiret etmişim" buyurdu. Bunun üzerine Allah Teala Hazretleri şu vahyi indirdi: "Ey iman edenler! Benim düşmanımı da kendi düşmanlarınızı da dostlar edinmeyin. (Kendileriyle aranızdaki) sevgi yüzünden onlara (peygamberin maksadını) ulaştırırsınız (değil mi?) Halbuki onlar Hak'tan size gelene küfretmişlerdir" Mümtehine 1). |Buhari, Meğazi 9, Cihad 141, 195, Tefsir, Mümtehine 1, İsti'zan 23, İstitabe 9; Müslim, Fedailu's-Sahabe 161; Ebu Davud, Cihad 108, (2650, 2651); Tirmizi, Tefsir, Mümtahine. (3302)|4276
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Fetih|buharimüslim|İbnu Abbas|Resulullah (sav) Feth gazvesini Ramazan ayında yaptı. |Buhari, Megazi 47, Savm 34, Cihad 106; Müslim, Sıyam 88, (1113)|4277
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Fetih|buhari|Urve İbnu Zübeyr|Resulullah (sav) Fetih senesinde (Mekke'ye müteveccihen) yürüyünce, bu haber Kureyş'e ulaştı. Ebu Süfyan İbnu Harb, Hakim İbnu Hizam, Büdeyl İbnu Verka haber toplamak üzere şehrin dışına çıktılar. Yürüyerek ilerleyip Merrü'z-Zehrto nam mevkie kadar geldiler. Bir de ne görsünler; her tarafta ateşler yanıyor, tıpkı Arafat'ta hacıların yaktığı ateşler gibi. Ebu Süfyan şaşkın: "Bu da ne? Sanki Arafat'taki ateşler!" der. Büdeyl İbnu Verka, "Beni Amr'ın ateşleri olmasın?" der. Ebü Sufyan: "Ama, Beni Amr'ın ateşi bundan az olmalı!" der. Resulullah (sav) devriyelerinden bazıları bunları görür, yaklaşır ve tevkif edip, Resulullah (sav)'a getirirler. Ebu Süfyan müslüman olur. Yürüdükleri zaman Abbas (ra)'a: "Sen Ebu Süfyan'ı şu dağın burnunda durdur da müslümanları görsün!" buyurur. Tenbih edildiği şekilde Hz. Abbas, Ebu Süfyan'ı (hakim bir noktada) durdurur. Kabileler, Resulullah (sav)'la birlikte bölük bölük Ebu Süfyan'ın önünden geçmeye başlarlar. Bir bölük geçer, Ebu Süfyan sorar: "Ey Abbas bunlar kim?" "Bunlar Beni Gıfar!" der. Ebu Süfyan: "Bana ne Gıfar'dan!" der. Sonra Ceheyne kabilesi geçer. Ebu Süfyan aynı şekilde sorar, aldığı cevaba benzer mukabelede bulunur. Arkadan Süleym geçer. Ebu Süfyan aynı şekilde sorar, aldığı cevaba benzer mukabelede bulunur. Derken bir bölük gelir ki, bu öncekilerden çok farklıdır. Yine sorar: "Ey Abbas bunlar kim?" "Bunlar," der Abbas, "Ensardır. Başlarında Sa'd İbnu Ubade, beraberlerinde de bayrak var!" Sa'd der ki: "Ey Ebu Süfyan, bugün savaş günüdür. Bugün Kabe'nin helal addolunacağı gündür!" Ebu Süfyan Abbas'a: "Ey Abbasi (Sen Mekkelisin) bugün muhafaza vazifeni yapacağın en iyi fırsat. Görelim seni (şehri yağmalatma)" der. Derken bir bölük daha geçer. Bu geçenlerin sayıca en küçüğü. Bunların içinde Resulullah (sav) ve (yakın) ashabı var. Resulullah'ın sancağı da Zübeyr İbnü'l-Avvam (ra)'ın elindedir. Resulullah (sav) Ebu Süfyan'ın yanından geçerken, Ebu Süfyan: "Sa'd İbnu'l-Ubade'nin söylediğini biliyor musun?" der. Resulullah (sav): "Ne demişti?" diye sorar. Ebu Süfyan: "Şunu şunu söyledi" diyerek (yukarıda kaydedilen sözlerini) hatırlatır. Bunun üzerine Resulullah: "Sa'd İbnu Ubade yanıldı. Bilakis, bugün Allah'ın Ka'be'nin şanını yücelttiği bir gündür; bugün Ka'be'ye örtünün giydirildiği bir gündür!" dedi. Resulullah (sav), sancağının (Mekke'nin Batı ve Kuzey cihetinde yer alan iki dağdan biri olan) el-Hacun'a dikilmesini emretti. Halid İbnu Velid (ra)'e, şehre Mekke'nin üst kısmından, Keda'dan girmesini ferman buyurdu. O gün Halid İbnu Velid'in süvarilerinden iki kişi öldürülür: Hubeyş İbnu'l-Eş'ar ve Kürz İbnu Cabir el-Fihri (ra). |Buhari, Megazi, 48|4278
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Fetih|ebu davud|İbnu Abbas|Abbas, Ebu Süfyan İbnu Harb'i getirmişti, Merrü'z-Zahr'dan müslüman oldu. Abbas (ra) dedi ki: "Ey Allah'ın Resulü, Ebu Süfyan, şereflenmeyi seven bir kimsedir. (Onun şerefleneceği) bir şey yapsanız!" "Doğru söyledin! (şehre girerken ilan edin): "Kim Ebu Süfyan'ın evine girerse emniyettedir, kim kapısını kapar (evinden dışarı çıkmazsa) emniyettedir, kim silahını atarsa o da emniyettedir. Kim Mescide (Ka'be'ye) girerse o da emniyettedir!" |Ebu Davud, Harac 25, (3021,3022)|4279
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Fetih|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|Enes|Resulullah (sav), Fetih günü, Mekke'ye başında miğferiyle girdi. Onu çıkardığı zaman, bir adam gelerek: "İbnu Hatal Ka'be'nin örtüsüne sarınmış (vaziyette yakalandı), affedelim mi?" dedi. "Onu öldürün!" emr buyurdular. |Buhari, Megazi 48, Cezau's-Sayd 18, Cihad 169, Libas 17; Müslim, Hacc 450, (1357); Muvatta, Hacc 247, (1, 423); Ebu Davud, Cihad 127, (2686); Tirmizi, Cihad 18, (1693); Nesai, Hacc 107, (5, 201)|4280
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Fetih|ebu davudnesai|Sa'd İbnu Ebi Vakkas|Resulullah (sav), fetih günü dört erkek iki kadın dışında, herkese (hayatını bağışladı ve) eman tanıdı. Bu dörtler arasında İbnu Ebi Sarh da vardı. Hz. Osman'ın yanında saklandı. Resulullah (sav) halkı, kendisine biat etmeye çağırınca, Hz. Osman (ra) onu da getirip Resulullah (sav)'ın yanında durdurdu ve: "Ey Allah'ın Resulü! Abdullah'tan biat al!" dedi. Aleyhissalatu vesselam (hiç ses çıkarmadan) üç sefer başını kaldırıp ona baktı. Her seferinde bey'at'tan imtina ediyordu. Üç seferden sonra, onunla da biat etti. Sonra ashabına yönelip: "İçinizden elimi bey'at için vermekten imtina ettiğimi görünce kalkıp öldürecek aklı başında bir adam yok muydu?" buyurdular. Ashab: "İçinizden geçeni nasıl bilelim. Keşke bize gözünüzle bir imada bulunsaydınız!" dediler. Bunun üzerine: "Bir peygambere hain gözlü olmak yaraşmaz" buyurdular. [Ebu Davud der ki: "Abdullah, Hz.Osman'ın süt kardeşiydi."] |Ebu Davud, Cihad 127, (2683); Nesai, Tahrimu'd-Dem 14, (7,105,106)|4281
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Fetih|buharimüslimtirmizi|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) fetih günü, (Mescid-i Haram'a) girdiği zaman Beytullah'ın etrafında üç yüz altmış tane dikili (put) vardı. Elindeki çubukla onlara dürtüyor ve: "Hak geldi, batıl zeval buldu. Batıl zaten zeval bulucudur" (İsra 81); "Hak geldi, batıl hiçbir şeyi yoktan varedemez, gideni de getiremez" (Sebe' 49) diyordu. |Buhari, Megazi 48, Mezalim 32, Tefsir, Beni İsrail 12; Müslim, Cihad 87, (1781); Tirmizi, Tefsir, Beni İsrail, (3137)|4282
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Fetih|ebu davud|Cabir|Resulullah (sav), Fetih sırasında Ömer İbnu'l-Hattab'a, Batha'da iken Ka'be'ye gelip oradaki bütün suretleri ortadan kaldırmasını emretti. Resulullah (sav) oradaki bütün suretler ortadan kaldırılmadıkça Ka'be'ye girmedi. |Ebu Davud, Libas 48, (4156)|4283
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Fetih|buharimüslim|İbnu Ömer|Resulullah (sav), Fetih günü Mekke'nin yukarı kısmından, devesinin üzerinde olarak ilerledi. Terkisinde de Üsame İbnu Zeyd (ra) vardı. Beraberinde Hz. Bilal ve (Kabe'nin) haciblerinden olan Osman İbnu Talha da vardı. Mescid-i Haram'da devesini ıhtırdı. Osman'a Kabe'nin anahtarını getirmesini emretti. Osman annesine gitti. Ancak kadın anahtarı vermekten imtina etti. Osman: "Vallahi, ya anahtarı verirsin ya da şu kılıç belimden çıkacaktır!" dedi. Kadın anahtarı verdi. Osman Resulullah'a getirdi. Aleyhissalatu vesselam kapıyı açıp, Beytullah'a girdi. Onunla birlikte Hz. Üsame, Bilal ve Osman da girdiler. Gündüzleyin içinde uzun müddet kaldı,sonra çıktı. Halk (içeri girmede) yarış etti. Abdullah İbnu Ömer ilk giren kimseydi. Girince, Bilal (ra)'i kapının arkasında ayakta duruyor buldu. "Resulullah (sav) nerede namaz kıldı?" diye sordu. Bilal, Aleyhissalatu vesselam'ın namaz kıldığı yeri işaret ederek gösterdi. Abdullah der ki: "Kaç rek'at kıldığını sormayı unuttum." |Buhari, Cihad 127, Salat 30, 81, 96, Teheccüd 25, Hacc 51, 52, Megazi 77, 48; Müslim, Hacc 389, (1329)|4284
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Fetih|buharimüslimebu davud|Ebu Hüreyre|Allah Teala Hazretleri, Resul-i Ekrem (sav)'e Mekke'nin fethini nasib edince, halkın içinde kalkıp, Allah'a hamd ve sena ettikten sonra dedi ki: "Allahu Zülcelal Hazretleri, Mekke'yi filin girmesinden korumuştur. Mekkelilere Resulünü ve mü'minleri musallat etti. Mekke(de savaşmak) benden önce hiç kimseye helal edilmedi. Bana da bir günün muayyen bir zamanında helal edildi. Benden sonra da kimseye helal edilmeyecek. Onun avı ürkütülmemeli, otu yolunmamalı, ağacı kesilmemeli. Buluntular da ancak sahibi aranmak kasdiyla alınabilir. Kimin bir yakını öldürülmüşse, o kimse iki husustan birinde muhayyerdir: Ya diyet alır, ya da ölünün ailesi kısas ister (katil öldürülür)." Abbas (ra): "Ey Allah'ın Resulü! İzhir otu bu yasaktan hariç olsun! Zira biz onu kabirlerimizde ve evlerimizde kullanıyoruz!" dedi. Aleyhissalfitu vesselam da: "İzhir hariç!" buyurdu. |Buhari, İlm 39, Lukata 7, Diyat 8; Müslim, Hacc 447, (1355); Ebu Davud, Menasik 90, (2017)|4285
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Fetih|ebu davud|Vehb|Hz. Cabir (ra)'e sordum: "Mekke fethedildiği gün, herhangi bir şey ganimet kılındı mı?" "Hayır! cevabını verdi." |Ebu Davud, Haraç 25, (3023)|4286
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Fetih|ebu davudtirmizi|Cabir|Resulullah (sav) Mekke'ye girdiğinde sancağı beyaz, üzerindeki sargı da siyahtı. |Ebu Davud, Cihad 76, (2692); Tirmizi, Cihad 9, (1679)|4287
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Huneyn|buharimüslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) Huneyn Gazvesine çıkmayı arzu edince: "Yarınki konaklama yerimiz inşallah Beni Kinane Hayfı'dır. Onlar küfür üzerine orada yeminleşmişlerdi" buyurdu. |Buhari, Megazi 48, Hacc 45, Fedailu'l-Ashab 39, Tevhid 31; Müslim, Hacc 345, (1314)|4288
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Huneyn|ebu davud|Sehl İbnu Hanzaliyye|Resulullah (sav)'la Huneyn günü beraber yürüdük, öğle sonrası oluncaya kadar yürümeyi uzattık. Öğle namazı(mn vakti) girdi. Derken bir atlı geldi. "Ey Allah'ın Resulü!" dedi. "Ben sizin önünüzden ilerledim. Hatta falan falan dağa çıktım. Bir de ne göreyim! Havazin kabilesi toptan karşımda. Kadınları, develeri, davarları toptan Huneyn'de toplanmışlar" dedi. Aleyhissalatu vesselam tebessüm buyurdu ve: "İnşallah, yarın bunlar müslümanların ganimetidir!" dedi ve sordu: "Bu gece bizi kim bekleyecek?" Enes İbnu Ebi Mersed el-Ganevi atılıp: "Ben, ey Allah'ın Resulü!" dedi. Resulullah (sav): "Öyleyse bin!" buyurdular. Enes atına bindi ve Aleyhissalatu vesselam'ın yanına geldi. O zaman: "Şu geçide yönel, en yüksek yerine kadar çık. [Gece boyu atından inme.] Sakın senin cihetinden geceleyin aldatılmayalım" tenbihinde bulundu. Sabah olunca Aleyhissalatu vesselam namazgahına geçti, iki rek'at namaz kıldı. Sonra: "Atlıdan bir haberiniz var mı?" diye sordu. "Bir haberimiz yok!" dediler. Namaza duruldu. Resulullah (aleyhissalatu vesselam) namaz kılarken geçide doğru (bazan) göz atıyordu. Namazı kılıp selam verince: "Müjde, atlınız geldi!" buyurdu. Biz de geçidin ağaçları arasına baktık, gerçekten o idi. Geldi, Resulullah (sav)'ın yanında durdu. (Selam verdi ve): "Ben" dedi, "gittim bu geçidin en yüksek yerine, Resulullah'ın emrettiği şekilde vardım. Sabah olunca iki geçit daha tırmandım. Baktım, kimseyi görmedim!" dedi. Resulullah (sav) ona: "Gece (attan) indin mi?"diye sordu: "Namaz veya kaza-yı hacet dışında inmedim!" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "(Bu amelinle cenneti kendine) vacib kıldın. Bundan böyle ameli terketmenin sana bir günahı yok. (Bu amelin cennete girmen için kafidir)" buyurdular. |Ebu Davud, Cihad 17, (2501)|4289
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Huneyn|buharimüslimtirmizi|Enes|Huneyn gününde, Hevazin, Gatafan ve diğerleri çocukları ve develeriyle birlikte (savaş yerine) geldiler. O gün Resulullah (sav)'ın ordusunda da 10 bin kişi vardı. Mekkeli Tuleka'da Resulullah'ın safında idi. (Savaş başlar başlamaz) hepsi geri kaçtı. Aleyhissalatu vesselam yalnız kaldı. O gün iki defa nida etti. İkisi arasına bir başka söz karıştırmadı. Şöyle ki: Sağ tarafına yönelip: "Ey Ensar cemaati!" diye bağırdı. O taraftakiler: "Buyurun ey Allah'ın Resulü! Biz seninle beraberiz! Müjde" dediler. Aleyhissalatu vesselam sonra da soluna döndü: "Ey Ensar cemaati!" diye bağırdı. O taraftakiler de: "Buyur ey Allah'ın Resulü! Müjde, biz seninleyiz!" dediler. Aleyhissalatu vesselam beyaz bir katırın üstünde idi. Katırdan indi ve: "Ben Allah'ın kulu ve elçisiyim!" dedi. (Müslümanlar toparlanıp mukabil hücuma geçince) müşrikler hezimete uğradı. Aleyhissalatu vesselam çok ganimet elde etti. Onu Muhacirler ve Tuleka arasında taksim etti. Ondan Ensar'a hiçbir şey vermedi. Bunun üzerine Ensariler (ra) (serzenişte bulunup): "Sıkıntı olunca biz çoğalıyoruz: Ama ganimeti bizden başkasına veriyor!" dediler. Bu sözleri Aleyhissalatu vesselamın kulağına ulaşmıştı, hemen Ensar'ı topladı. "Ey Ensar cemaati! Herkes dünyalıkla dönerken, siz Muhammed (sav)'la dönmekten, evinizde onunla beraber olmaktan razı ve memnun değil misiniz?" dedi. Ensar: "Elbette ey Allah'ın Resulü, razıyız, memnunuz!" dediler. Aleyhissalatu vesselam: "İnsanlar bir vadiye yürüseler, Ensar da bir geçide yürüse, ben Ensar'ın geçidinde giderim" buyurdular. |Buhari, Megazi 56, Humus 19, Menakıb 14, Menakıbu'l-Ensar 1, Feraiz 34; Müslim, Zekat 135, (1059); Tirmizi, Menakıb, (3897)|4290
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Huneyn|buharimüslimtirmizi|Ebu İshak|Bir adam Bera İbnu Azib (ra)'e geldi ve: "Ey Ebu İmare! Huneyn gününde hepiniz geri mi kaçtınız?" diye sordu. Bera: "Ben, Resulullah (sav)'ın kaçmadığına şehadet ederim! Ancak, askerlerden yükü hafif olan (aceleciler) ile zırh taşımayanlar Hevazin'in bir kanadına yürüdüler. Halbuki buradakiler okçu kimselerdi. Onları çekirge sürüsü gibi hep birden ok yağmuruna tuttular. Bunun üzerine dağılmak zorunda kaldılar. Böylece düşman, Resulullah (sav)'a yöneldi, Resulullah (sav)'ın katırını Ebu Sufyan İbnu'l-Haris İbni Abdilmuttalib (ra) yediyordu. Aleyhissalatu vesselam katırından indi, dua etti, (Allah'tan) yardım taleb etti. Şöyle diyordu: "Ben Peygamberim yalan değil! Ben Abdulmuttalibin Oğluyum! Allahım yardımını indir." Sonra askerleri düzene koydu. Bera devamla der ki: "Vallahi, biz savaş kızıştı mı Resulullah (sav)'a sığınırdık.Bizim cesurumuz Resulullah (sav)'a, aynı hizada durabilendi." |Buhari, Megazi 54, Cihad 52, 61, 97, 167; Müslim, Cihad 79, (1776); Tirmizi, Cihad 15, (1688)|4291
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Huneyn|buharimüslimebu davud|Seleme İbnu'l-Ekva|Resulullah (sav) bir seferde iken yanına bir düşman gözcüsü uğradı. Ashabla konuşmaya oturdu. Sonra birden sıvıştı: Resulullah (sav): "Onu yakalayın ve öldürün!" emir buyurdu. Ben (yakalayıp) öldürdüm. Resulullah (sav) seleb'ini bana verdi. |Buhari, Cihad 173; Müslim, Cihad 45, (1754); Ebu Davud, Cihad 110, (2654)|4292
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Huneyn|müslimebu davud|Enes|(Annem) Ümmü Süleym, Huneyn savaşı sırasında bir hançer temin etmişti, yanından ayırmıyordu. Resulullah (sav) [hançeri görünce] sordu: "Ey Ümmü Süleym, şu da ne?" "Bunu, müşriklerden biri bana yaklaşacak olursa karnına saplamak için temin ettim!" dedi. Resulullah (sav) bu söz üzerine gülmeye başladı. Ümmü Süleym: "Ey Allah'ın Resulü, sizinle olup da şu Tuleka'dan hezimete uğrayan bizim dışımızdakileri öldür!" dedi. Resulullah (sav): "Ey Ümmü Süleym, şurası muhakkak ki Allah bize kafi geldi ve iyi yaptı" buyurdu. |Müslim, Cihad 134, (1809); Ebu Davud, Cihad 147, (2718)|4293
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Evtas|buharimüslim|Ebu Musa|Resulullah (sav) Huneyn Gazvesi'nden fariğ olunca, Ebu Amir (ra)'i bir askeri birliğin başında Evtas'a gönderdi. Ebu Amir, orada Dureyd İbnu's-Sımme ile karşılaştı. Dureyd öldürüldü, Allah da adamlarını hezimete uğrattı. (O sırada) ben Ebu Amir ile beraberdim. Dizine bir ok atıldı. Yanına gelip: "Bu oku sana kim attı?" diye sordum. Bana bir şahsı işaret ederek (ok atanı) gösterdi. Ona yönelip yanına vardım. Beni görünce kaçtı. Ben de peşine düştüm. "Utanmıyor musun, durmuyor musun" diye peşinden bağırmaya başladım. Birden durdu. Karşılıklı olarak bir-iki kılıç salladık. Derken ben onu öldürdüm. Sonra gelip Ebu Amir'e: "Allah seninkinin canını aldı!" dedim. "Hele şu oku bir çek!" dedi. Ben oku çektim. (Okun yerinden) su çıktı. "Ey kardeşimin oğlu," dedi, "Resulullah (sav)'a benden selam söyle, benim için Allah'tan mağfiret deyiversin." Ebu Amir, birliğin komutanlığını bana devretti. Bir müddet durup sonra vefat etti. Dönünce, durumdan Resulullah (sav)'a bilgi verdim. Bir miktar su getirtti, abdest alıp ellerini kaldırdı. Koltuk altlarının beyazlığını gördüm. Sonra şöyle dua etti: "Allahım, Ubeyd Ebu Amir'e mağfiret buyur, Allahım, Kıyamet günü onu, onun derecesini kullarının -veya insanların- birçoğunun derecesinden üstün tut." "(Ey Allah'ın Resulü) benim için de istiğfar ediver!" dedim. "Allahım, Abdullah İbnu Kays'ın günahını mağfiret et! Onu, kıyamet günü iyi bir yere koy!" dedi. Ebu Bürde der ki: "O iki duadan biri Ebu Amir içindi, diğeri de Ebu Musa içindir." |Buhari, Megazi 55, Cihad 69, Da'avat 49; Müslim, Fedailü's-Sahabe 165, (2498)|4294
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Taif|buharimüslim|İbnu Ömer|Resulullah (sav) Taif'i kuşatınca hiç bir netice elde edemedi. Bunun üzerine: "İnşaallah yarın yolcuyuz (muhasarayı kaldıracağız)" dedi. Bu Ashabın pek ağrına gitti: "Yani Taif'i fethetmeden gidecek miyiz? -bir rivayette dönecek miyiz" -dediler. Aleyhissalatu vesselam da: "Sabahleyin saldırın!" buyurdular. Sabahleyin saldırdılar ve birçokları yaralar aldı. Resulullah tekrar: "Yarın inşaallah gideceğiz!" buyurdular. Bu sefer askerler memnun kaldılar. Aleyhissalatu vesselam (onların haline) güldü. |Buhari, Megazi 56, Edeb 68, Tevhid 31; Müslim, Cihad 82, (1778)|4295
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Taif|ebu davud|Osman İbnu Ebi'l-As|Sakif hey'eti geldiği zaman, Resulullah (sav)'ın yanına indiler. Aleyhissalatu vesselam onları mescidde ağırladı, ta ki kalplerini daha bir rikkate getirip müessir olsun. Onlar (müslüman olup bey'at yapmak için) öşür alınmamasını, cihada çağrılmamalarını ve namazın kendilerine farz kılınmamasını şart koştular. Resulullah (sav): "Sizden öşür alınmasın, cihada da çağrılmayın. Ama rükusuz (namazsız) bir dinde hayır yoktur" buyurdu. |Ebu Davud, Haraç 26, (3026)|4296
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Taif|ebu davud|Vehb İbnu Münebbih|Bey'at yaptıkları zaman Sakif'in durumu ne idi?" diye sordum. "Sadaka (zekat=vergi) vermemeyi, cihad etmemeyi şart koştular" dedi ve Resulullah (sav)'ın: "(Onlar gerçek manada müslüman olunca, kendiliklerinden) zekat da verecekler, cihada da katılacaklar!" dediğini işittiğini söyledi. |Ebu Davud, Haraç 26, (3025)|4297
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Muhtelif Seriyyeler|buharinesai|İbnu Ömer|Resulullah (sav), Halid (ra)'i Beni Cezime'ye gönderdi. (Yurdlarına varınca Halid) onları önce İslam'a davet etti. Onlar "müslüman olduk!" demeyi güzel söyleyemediler, "Sabii olduk, Sabii olduk!" dediler. Halid de onları öldürmeye, esir etmeye başladı. Bizden her bir askere esirini verdi. Sonra bir gün geçince, herkese esirini öldürmeyi emretti. Ben: "Vallahi ben esirimi öldürmem! Arkadaşlarımdan da kimse esirini öldürmez!" dedim. Resulullah (sav)'a gelince, durumu haber verdik. Ellerini kaldırıp: "Allah'ım, Halid'in yaptığından beriyim!" dedi ve bunu iki sefer tekrar etti. |Buhari, Megazi 58, Ahkam 35; Nesai, Adabu'l-Kudat 16, (8, 237)|4298
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Muhtelif Seriyyeler|buharimüslimebu davudnesai|Ali İbnu Ebi Talib|Resulullah (sav) bir seriyye gönderdi ve birliğin başına Ensar'dan bir zat koydu ve askerlere komutanlarına itaat etmelerini emretti. (Sefer esnasında komutan, bir meseleden) öfkelenip: "Resulullah (sav) bana itaat etmenizi emretmedi mi?"dedi. Hepsi de: "Evet emretti!" dediler. "Öyleyse," dedi, "derhal bana odun toplayın!" Hemen odun toplanmıştı. Bu sefer: "Ateş atın!" emretti. Ashab (odun yığınına) ateş attı. Komutan: "İçine girin!" emretti. Girmek üzere ilerlediler. Ancak birbirlerinden tutup: "Biz, ateşten kaçarak Resulullah (sav)'a geldik (şimdi ateşe girmemiz olur mu?)" diyerek girmediler. Öyle durdular. Ateş söndü. Komutanın da öfkesi geçti. Bu vak'a Resulullah (sav)'a intikal edince: "Eğer girselerdi. Kıyamet gününe kadar bir daha ondan çıkamazlardı! Allah'a isyanda (kula) itaat yok! Taat masruftadır!" buyurdular. |Buhari, Megazi, 59, Ahkam, 4, Haberu'l-Vahid 1; Müslim, İmaret 40, (1840); Ebu Davud, Cihad 96, (2625); Nesai, Bey'at 34, (7,159)|4299
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Muhtelif Seriyyeler|buharimüslimebu davudnesai|Ebu Musa|Resulullah (sav) beni ve Muaz (ra)'ı Yemen'e gönderdi ve şu tenbihte bulundu: "İnsanları dine (tatlılıkla) davet edin. Müjdeleyin, nefret ettirmeyin. Kolaylaştırın, zorlaştırmayın. Uyumlu olun geçimsiz olmayın." Biz Yemen'e vardık. Her ikimizin ayrı birer çadırı vardı, çadırlarımızı müstakilen kullanıyorduk. Birbirimize ziyaretlerimiz olur, (birleşirdik. Bir seferinde) Mu'az, Ebu Musa (ra)'ya geldi. Ebu Musa, çadırının önünde oturuyordu. Yanında [zincire vurulmuş], öldürmek istediği bir yahudi duruyordu. "Ey Ebu Musa, nedir bu manzara (ne oluyor?)" dedim. "Bu bir yahudidir, müslüman olmuştu, tekrar yahudiliğe döndü" dedi. "Sen onu öldürmeyince oturmayacağım!" dedim. Kalkıp öldürdü. Sonra oturup konuşmaya başladılar. Muaz (ra): "Ey Ebu Musa, Kur'an'ı nasıl okuyorsun?"diye sordu. "Yatağımın üzerinde, namazımda, bineğimde zaman zaman (fırsat buldukça) parça parça okuyorum!" dedi. Sonra Ebu Musa, Muaz'a: "Ya sen nasıl okuyorsun?" diye sordu. "Bunu sana bildireceğim: Ben uyurum, sonra kalkar Kur'an'dan okurum. Böylece uyanıkken ümid ettiğim sevabı uykumda da kazanacağımı ümid ederim" diye cevap verdi. |Buhari, Megazi 60, İcare 8, İstitabe 2, Ahkam 7, 12; Müslim, Cihad 7, (1733), Eşribe 71; Ebu Davud, Hudud 1, (4354, 4355, 4356, 4357); Nesai, Taharet 4, (1,10)|4300
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Muhtelif Seriyyeler|buhari|Büyerde|Resulullah (sav), Hz. Ali (ra)'yi humusu (ganimetin beşte birini) almak üzere Halid'e gönderdi. Halid (ra), humsu ona verdi. Ali, ondan (kendine) bir cariye seçti. Ali, geceleyin gusül yapmış olarak sabaha erdi. Ali'ye kızmıştım. Halid (ra)'e: "Şunu görmüyor musun?" diye söylendim. Sonra da Resulullah (sav)'a gelince durumu anlattım. "Ey Büyerde!" buyurdular, "sen Ali'ye kızıyor musun?" "Evet!" dedim. "Kızma!" buyurdular, "zira onun humustaki hissesi aldığından fazladır." [Ondan sonra Ali en çok sevdiğim insan oldu.] |Buhari, Megazi, 61|4301
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Muhtelif Seriyyeler|buharimüslimebu davud|Cerir İbnu Abdillah|Resulullah (sav), bana: "Beni, Zü'l-Halasa'dan kurtarmaz mısın?" buyurdu. Bu, Has'amda bir bina idi. el-Kabetu'l-Yemaniyye denmekte idi. Ahmes kabilesinden yüzelli atlı ile oraya vardım. Ahmesliler at besleyen insanlardı. Ben ise at üzerinde duramıyordum. [Durumu Resulullah'a söyledim.] Aleyhissalatu vesselam göğsüme vurdu; öyle ki, parmaklarının izni göğsümün üzerinde gördüm. Sonra: "Allah'ım, Cerir'i (atının üstünde) sabit kıl, onu hidayete ermiş ve hidayet edici kıl!" buyurdu. Ben gittim, onu kırdım ve yaktım. |Buhari, Megazi 62, Cihad 154, 162, Menakibu'l-Ensar 21, Edeb 68, Da'avad, 19; Müslim, Fedailu's-Sahabe 137; Ebu Davud, Cihad 172, (2772)|4302
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Zatü's-Selasil|buharimüslim|Ebu Osman en-Nehdi|Resulullah (sav) Amr İbnu'l-As (ra)'ı Zatu's-Selasil ordusunun başında göndermişti. Amr İbnu'l'As der ki: "(Ya Resululah) sana en sevgili insan kimdir?" dedim. "Aişe'dir!" buyurdular. Ben tekrar sordum: "Erkeklerden kim?" "Onun babasıdır!" buyurdular. Ben bir kere daha sorayım dedim: "Sonra kim?" "Ömer" buyurdular ve bazı erkek (adları) saydılar. Beni en sona atacak korkusuyla sükut edip başka sormadım." |Buhari, Megazi 63, Fedailu'l-Ashab 5; Müslim, Fedailu'l-Ashab 8, (2384)|4303
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Tebük|buharimüslim|Ebu Musa|Ashabım, Resulullah (sav)'a usre (darlık) ordusu, yani Tebük Gazvesi sırasında yüklerini koyacakları deve hakkında sormam için beni gönderdiler. Yanına vardığımda meğer öfkeliymiş de ben hissedememişim. "Ey Allah'ın Resulü," dedim, "arkadaşlarım size, beni gönderdiler, kendilerine yük devesi vermenizi istiyorlar." "Vallahi ben onlara hiçbir yük devesi veremem!" buyurdular. Ayrıldım, ama üzgündüm, hem yük devesi verilmeyişine, hem de bana kızmış olabileceği korkusuyla üzgündüm. Arkadaşlarımın yanına varıp Aleyhissalatu vesselam'ın söylediğini kendilerine haber verdim. Sonra Resulullah bana birini [Bilal'i] göndererek beni çağırdı ve: "Şu çifti, şu çifti, şu çifti al! Bunları arkadaşlarına götür. Ve dedi ki: "Allah -veya Resulullah- sizi bunlarla taşıyacak, bunlara binin" dedi. Ben onları arkadaşlarıma götürdüm ve: "Resulullah sizleri bunlarla taşıyacak. Lakin, vallahi sizden biri, sizin için ilk istediğim zaman, Resulullah'ın söylediğini ve vermem dediğini duyan birine gitmedikçe yakanızı bırakmam" dedim. Arkadaşlarım: "Vallahi sen yanımızda (müttehem değilsin), doğru söylediğine inanıyoruz. Ama sen yine de dilediğini yap!" dediler. Ebu Musa, onlardan bir grupla gitti. Resulullah (sav)'ın önce söylemiş olduğu sözü işitenlere vardılar. Bunlar Ebu Musa'nın kendilerine söylediği şeyleri aynen söylediler. |Buhari, Megazi 78, 74, Humus 15, Zebaih 26, Eyman 1, 4, 18, Kefaret 9, 10, Tevhid 56; Müslim, Eyman 8, (1649)|4304
GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Tebük|ebu davud|Vasile İbnu'l'Eska'|Resulullah (sav) Tebük Gazvesine katılmak için çağrıda bulundu. Ben hemen ehlime gittim. Gazveye gitmeye yöneldim. Resulullah'ın ashbının ilk kısmı yola çıkmıştı bile, Medine'de seslenmeye başladım: "(Ganimetten gelecek) hissesi taşıyana olacak bir kimseyi (devesiyle) taşıyacak bir kimse yok mu?" diyordum. Ensar'dan yaşlı bir zat: "Kendisini münavebe ile bindirmem ve yiyeceğim de vermem karşılığında (savaştan elde edeceği) hissesi bize olmak kaydıyla götürürüm!" dedi. Ben: "Anlaştık!" dedim. Ensari: "Öyleyse Allah'ın bereketi üzere yürü!" dedi. Böylece en hayırlı bir arkadaşla yola çıktım. Allah ganimetde nasib etti, hisseme bir miktar deve isabet etti. Bunları sürüp, (beni devesine alan Ensariye) getirdim. Adam çıkıp devesinin havıdındaki çullardan biri üzerine oturdu, ve: "Bu develeri sen geri sür!"dedi. Sonra tekrar: "Sen bu develeri ileri sür, (bana getirme)!" dedi ve ilave etti: "Ben senin bu develerini değerli görüyorum" dedi. Vesile de: "Bu başlangıçta anlaştığımız şarta göre senin ganimetin!" dedim. Ama Ensari: "Ey kardeşimin oğlu, ganimetini al. Ben senin bu maddi payını istememiştim (sevaba, manevi kazanca iştirak etmeyi düşünmüştüm)" dedi. |Ebu Davud, Cihad 123, (2676)|4305
KISKANÇLIK BÖLÜMÜ|Kıskançlık Hakkında|buharimüslimtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah kıskançtır, mü'min de kıskançtır. Allah'ın kıskanması, mü'minin Allah'ın haram ettiği şeyi yapmasıdır. |Buhari, Nikah 107; Müslim, Tevbe 36, (2761); Tirmizi, Rada 14, (1168)|4306
KISKANÇLIK BÖLÜMÜ|Kıskançlık Hakkında|buharimüslimtirmizi|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav)'ı işittim, şöyle diyordu: "Allah'dan daha kıskanç kimse yoktur. Bu sebeptendir ki fevahişin açığını da kapalısını da haram kıldı. Medihten Allah kadar hoşlanan bir kimse de yoktur. Bu sebeptendir ki nefsini medhetmiştir." |Buhari, Nikah 107, Tefsir, En'am 7, Tefsir A'raf 1, Tevhid 15; Müslim, Tevbe 33, (2760); Tirmizi, Da'avat 97, (3520)|4307
KISKANÇLIK BÖLÜMÜ|Kıskançlık Hakkında|müslimmuvattaebu davud|Ebu Hüreyre|Sa'd İbnu Ubade (ra) dedi ki: "Ey Allah'ın Resulü, ben zevcemle birlikte bir adam yakalasam, dört şahit getirinceye kadar ona mühlet mi tanıyacağım?" "Evet!" buyurdu Aleyhissalatu vesselam. Sa'd: "Asla dedi, seni hakla gönderen Zat-ı Zülcelal'e yemin olsun, şahid aramazdan önce kılıncımı indiririm." Resulullah (sav): "Şu efendinizin söylediğine bakın! Evet (biliyoruz ki) o kıskanç bir adamdır. Ama ben ondan da kıskancım, Allah da benden kıskanç" |Müslim, Li'an 16, (1498); Muvatta, Akdiye 17, (2, 737); Ebu Davud, Diyat 12, (4532)|4308
KISKANÇLIK BÖLÜMÜ|Kıskançlık Hakkında|müslimnesai|Aişe|Resulullah (sav) bir gece yanımdan çıkıp gitmişti. (Benim nöbetimde) hanımlarından birinin yanına gitmiş olabilir diye içime kıskançlık düştü. Geri gelince halimi anladı ve: "Kıskandın mı yoksa?" dedi. Ben de: "Evet! Benim gibi biri senin gibi birini kıskanmaz da ne yapar?" dedim. Aleyhissalatu vesselam: "Sana yine şeytanın gelmiş olmalı" dedi. Ben: "Benimle şeytan mı var?" dedim. "Şeytanı olmayan kimse yoktur" dedi. "Seninle de var mı?" dedim. "Evet, ancak ona karşı Allah bana yardımcı oldu da müslüman oldu" buyurdu. |Müslim, Münafıkun 70, (2815); Nesai, İşretü'n-Nisa 4 (7, 72)|4309
KISKANÇLIK BÖLÜMÜ|Kıskançlık Hakkında|ebu davudnesai|Aişe|Safiyye (ra) gibi güzel yemek yapanı görmedim. (Bir defasında) Resulullah (sav) benim odamda iken, Safiyye ona yemek yapıp [göndermişti]. Çok şiddetli bir kıskançlık hissettim. Öyle ki beni bir titreme sardı. (Gidip) kabını kırdım, sonra da pişman oldum ve: "Ey Allah'ın Resulü" dedim, "yaptığım bu hareketin keffareti nedir?" "Tabağa aynıyla tabak, yemeğe misliyle yemek" buyurdular. |Ebu Davud, Büyu 91 (3568); Nesai, İşaretu'n-Nisa 4, (7, 71)|4310
GADAB (ÖFKE) BÖLÜMÜ|Gadab (Öfke) Hakkında|müslimebu davud|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) (bir gün): "Siz aranızda kimi pehlivan addedersiniz?" diye sordu. Ashab (ra): "Erkeklerin yenmeye muvaffak olamadığı kimseyi!" dediler. Resulullah (sav): "Hayır," dedi, "gerçek pehlivan öfkelendiği zaman nefsine hakim olabilen kimsedir." |Müslim, Birr 106, (2608); Ebu Davud, Edeb 3, (4779)|4311
GADAB (ÖFKE) BÖLÜMÜ|Gadab (Öfke) Hakkında|buharimüslimmuvatta|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kuvvetli kimse, (güreşte hasmını yenen) pehlivan değildir. Hakiki kuvvetli, öfkelendiği zaman nefsini yenen kimsedir." |Buhari, Edeb 76; Müslim, Birr 107, (2760); Muvatta, Hüsnü'l-halk 12, (2, 906)|4312
GADAB (ÖFKE) BÖLÜMÜ|Gadab (Öfke) Hakkında|ebu davud|Ebu Vail|Urve İbnu Muhammed es'Sadi'nin yanına girdik. Bir zat kendisine konuştu ve Urve'yi kızdırdı. Urve kalkıp abdest aldı ve: "Babam, dedem Atiye (ra)'den anlatır ki, o, Resulullah (sav)'ın şöyle söylediğini nakletmiştir: "Öfke şeytandandır, şetyan da ateşten yaratılmıştır, ateş ise su ile söndürülmektedir; öyleyse biriniz öfkelenince hemen kalkıp abdest alsın." |Ebu Davud, Edeb 4, (4784)|4313
GADAB (ÖFKE) BÖLÜMÜ|Gadab (Öfke) Hakkında|ebu davud|Ebu Zerr el-Gıffari|Resulullah (sav) bize buyurmuştu ki: "Biriniz ayakta iken öfkelenirse hemen otursun. Öfkesi geçerse ne ala, geçmezse yatsın." |Ebu Davud, Edeb 4, (4782 )|4314
GADAB (ÖFKE) BÖLÜMÜ|Gadab (Öfke) Hakkında|tirmiziebu davud|Muaz İbnu Cebel|İki kişi Resulullah (sav)'ın huzurunda küfürleştiler. (Öyle ki) birinin yüzünde (diğerine karşı) öfkesi gözüküyordu. Resulullah (sav): "Ben bir kelime biliyorum, eğer onu söyleyecek olsa, kendinden zuhur eden öfke giderdi; Euzu billahi mineşşeytanirracim!" buyurdular. |Tirmizi, Da'avat 53, (3448); Ebu Davud, Edeb 4, (4780)|4315
GADAB (ÖFKE) BÖLÜMÜ|Gadab (Öfke) Hakkında|buharitirmizimuvatta|Ebu Hüreyre|Bir adam: "Ey Allah'ın Resulü! Bana kısa bir nasihatta bulun, uzun yapma! Ta ki nasihatini unutmayayım" demişti. [ve birkaç kere tekrar etmişti], Aleyhissalatu vesselam (bir kelimeyle): "Öfkelenme!" cevabını verdi. |Buhari, Edeb 76; Tirmizi, Birr 73 (2021); Muvatta, Hüsnü'l-Hulk 11, (2, 906)|4316
GADAB (ÖFKE) BÖLÜMÜ|Gadab (Öfke) Hakkında|tirmiziebu davud|Sehl İbnu Mu'az İbni Enes el-Cüheni|Sehl İbnu Mu'az İbni Enes el-Cüheni, babası (ra)'ndan naklediyor: "Resulullah (sav) buyurdular ki: "Öfkesinin gereğini yerine getirebilecek güçte olduğu halde öfkesini tutan kimseyi, Allah Teala Hazretleri, Kıyamet günü, mahlukatın başları üstüne davet eder; ta ki, (onlardan önce) dilediği huriyi kendine seçsin." |Tirmizi, Birr 74, (2022); Ebu Davud, Edeb 3, (4777)|4317
GADAB (ÖFKE) BÖLÜMÜ|Gadab (Öfke) Hakkında|buhari|İbnu Abbas|Uyeyne İbnu Hısn (Medine'ye) gelince, kardeşinin oğlu Hürr İbnu Kays'ın yanına indi. Hürr İbnu Kays ise Hz. Ömer'in yakınlarındandı. Onun meclisinde yaşlı veya genç bir kısım kurra ve fakihler müşavere heyeti olarak bulunurdu. Üyeyne İbnu Hısn: "Ey kardeşimin oğlu! Emirül-mü'mininin yanına girmem için izin taleb et!" dedi. O da izin istedi. Ancak yanına girince: "Yeter artık! Ey İbnu'l-Hattab sen bize bol vermediğin gibi, aramızda adaletle de hükmetmiyorsun!" dedi. Hz. Ömer (ra) pek öfkelendi. Neredeyse dövmek için üzerine yürüyecekti ki, Hürr (ra) atılıp: "Ey emrel-mü'minin, Allah Teala Hazretleri Resulüne: "Affa esas tut, masrufu emret ve cahillerden de yüz çevir." (A'raf, 199) emretmiştir. Bu adam da cahillerden biridir" dedi. Vallahi, Hürr ayeti okuyunca Hz. Ömer olduğu yerde kalıp hiçbir şey yapmadı. Hz. Ömer Kitabullah'ın yanında hemen durur, onu koyup geçmezdi (ra). |Buhari, İ'tisam 2, Tefsir, A'raf 5|4318
GASB BÖLÜMÜ|Gasb Hakkında|buharimüslim|Ebu Seleme İbnu Abdirrahman|Hz. Aişe (ra)'den anlattığına göre Resulullah (sav) şöyle buyurdu: "Kim (gasben başkasının) arazisine bir karış haksız tecavüz ederse yedi kat yerin dibine kadar boynuna dolandırılarak cezalandırılır." |Buhari, Bed'ül-Halk 2, Mezalim 13; Müslim, Müsakat 142, (1612)|4319
GASB BÖLÜMÜ|Gasb Hakkında|buhari|İbnu Ömer|Resulullah (sav) şöyle buyrulmuştur: "Kim, araziden haksız olarak bir karışlık yer alırsa, Kıyamet günü, onunla yedi kat yere batırılır." |Buhari, Mezalim 13, Bedü'l-Halk 2|4320
GIYBET VE NEMİME BÖLÜMÜ|Gıybet Ve Nemime (Söz Taşıma) Hakkında|ebu davudtirmizimüslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Gıybetin ne olduğunu biliyor musunuz?" "Allah ve Resulü daha iyi bilir!" dediler. Bunun üzerine: "Birinizin, kardeşini hoşlanmayacağı şeyle anmasıdır!" açıklamasını yaptı. Orada bulunan bir adam: "Ya benim söylediğim onda varsa, (Bu da mı gıybettir?) dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Eğer söylediğin onda varsa gıybetini yapmış oldun. Eğer söylediğin onda yoksa bir de bühtanda (iftirada) bulundun demektir." |Ebu Davud, Edeb 40, (4874); Tirmizi, Birr 23, (1935); Müslim, Birr 70 (2589)|4321
GIYBET VE NEMİME BÖLÜMÜ|Gıybet Ve Nemime (Söz Taşıma) Hakkında|ebu davudtirmizi|Aişe|"Ey Allah'ın Resulü, sana Safiyye'deki şu şu hal yeter!" demiştim. (Bundan memnun kalmadı ve): "Öyle bir kelime sarfettin ki, eğer o denize karıştırılsaydı (denizin suyuna galebe çalıp) ifsad edecekti" buyurdu. Hz. Aişe ilaveten der ki: "Ben Resulullah (sav)'a bir insanın (tahkir maksadıyla) taklidini yapmıştım. Bana hemen şunu söyledi: "Ben bir başkasını (kusuru sebebiyle söz ve fiille) taklid etmem. Hatta (buna mukabil) bana, şu şu kadar (pek çok dünyalık) verilse bile." |Ebu Davud, Edeb 40, (4875); Tirmizi, Sıatu'l-Kıyame 52, (2503, 2504)|4322
GIYBET VE NEMİME BÖLÜMÜ|Gıybet Ve Nemime (Söz Taşıma) Hakkında|ebu davud|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Mirac gecesinde, bakır tırnakları olan bir kavme uğradım. Bunlarla yüzlerini (ve göğüslerini) tırmalıyorlardı. "Ey Cebrail! Bunlar da kim?" diye sordum: "Bunlar," dedi, "insanların etlerini yiyenler ve ırzlarını (şereflerini) payimal edenlerdir." |Ebu Davud, Edeb 40, (4878, 4879)|4323
GIYBET VE NEMİME BÖLÜMÜ|Gıybet Ve Nemime (Söz Taşıma) Hakkında|ebu davud|Müstevred|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim bir müslüman(ı gıybet ve şerefini payimal etmek) sebebiyle tek lokma dahi yese, Allah ona mutlaka onun mislini cehennemden tattıracaktır. Kime de müslüman bir kimse(ye yaptığı iftira, gıybet gibi bir) sebeple (mükafaat olarak) bir elbise giydirilse, Allah Teala Hazretleri mutlaka, onun bir mislini cehennemden ona giydirecektir. Kim de (malı, makamı olan büyüklerden) bir adam sebeiyle bir makam elde eder (orada salah ve takva sahibi bilinerek para ve makama konmak için riyakarlıklara girer)se Allah Teala Hazretleri Kıyamet günü onu mürdiler makamına oturtarak (rezil eder ve mürdilere münasib azabla azablandırır.)" |Ebu Davud, Edeb 40, (4876)|4324
GIYBET VE NEMİME BÖLÜMÜ|Gıybet Ve Nemime (Söz Taşıma) Hakkında|ebu davud|Said İbnu Zeyd|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ribanın en kötüsün haksız yere müslümanın ırzını (manevi şahsiyetini) rencide etmektir." |Ebu Davud, Edeb 40, (4876)|4325
GIYBET VE NEMİME BÖLÜMÜ|Gıybet Ve Nemime (Söz Taşıma) Hakkında|ebu davud|Muaz İbnu Esed el-Cüheni|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim bir mü'mini bir münafığa (gıybetçiye) karşı himaye ederse, Allah da onun için Kıyamet günü, etini cehennem ateşinden koruyacak bir melek gönderir. Kim de müslümana kötülenmesini dileyerek bir iftira atarsa, Allah onu, kıyamet günü, cehennem köprülerinden birinin üstünde, söylediğinin (günahından paklanıp) çıkıncaya kadar hapseder." |Ebu Davud, Edeb 41, (4883)|4326
GIYBET VE NEMİME BÖLÜMÜ|Gıybet Ve Nemime (Söz Taşıma) Hakkında|müslim|Cabir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ne fasık ne de mücahir (günahı açıktan işleyen) kimse için söylenen gıybet sayılmaz. Mücahir olan hariç, bütün ümmetim affa mazhar olmuştur." [Rezin ilavesidir. Buhari'de ikinci kısım mevcuttur. Edeb, 60] |Müslim, Zühd 52, (2990)|4327
GIYBET VE NEMİME BÖLÜMÜ|Gıybet Ve Nemime (Söz Taşıma) Hakkında|buharimüslimebu davudtirmizi|Huzeyfe|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kattat (söz taşıyan) cennete girmeyecektir." [Müslim'in rivayetinde "nemmam cennete girmeyecektir" şeklinde gelmiştir.] |Buhari, Edeb 50; Müslim, İman 169, (105); Ebu Davud, Edeb 38, (4771); Tirmizi, Birr 79, (2027)|4328
GIYBET VE NEMİME BÖLÜMÜ|Gıybet Ve Nemime (Söz Taşıma) Hakkında|tirmiziebu davud|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bana kimse ashabımın birinden (canımı sıkacak bir ) şey getirmesin. Zira ben, sizin karşınıza, içimde hiç bir şey olmadığı halde çıkmak istiyorum." |Tirmizi, Menakıb (3893); Ebu Davud, Edeb 33, (5860)|4329
MUSİKİ VE EĞLENCE BÖLÜMÜ|Musiki Ve Eğlence Hakkında|buharimüslimnesai|Aişe|Resulullah (sav), benim yanımda iki cariye, Buas (savaşı ile ilgili hamasi) türküler söylerken çıkageldi. Gidip yatağın üzerine (yan üstü uzandı ve yüzünü de (aksi istikamete) çevirdi. Derken (babam) Hz. Ebu Bekr (ra) girdi. Derhal beni azarladı ve: "Resulullah'ın hane-i saadetlerinde şeytan çalgısı ha!" dedi. Bunun üzerine Resulullah (sav), ona yönelip: "Bırak onları (söylesinler!)" buyurdu. (Onlar sohbete dalıp, bizden) dikkatlerini çekince, ben cariyelere göz işareti yaptım, kalkıp gittiler." Hz. Aişe devamla der ki: "Bir bayram günüydü. Siyahiler, mescidde kılıç-kalkan oyunu oynuyorlardı. Ben mi Resulullah (sav)'dan taleb etmiştim (bilemiyorum), yoksa o (kendiliğinden) mi, "Seyretmek ister misin?" buyurdular. Ben: "Tabii!" dedim. Kalktı, beni geri tarafına aldı yanağım yanağının üstünde olduğu halde durduk. "Ey Erfideoğulları göreyim sizi (oynayın)!" diyordu. Ben usanınca(ya kadar böyle devam ettik. Usandığımı farkedince): "Yeter mi?" buyurdular. Ben: "Evet!" dedim. "Öyleyse git!" dediler. |Buhari, İydeyn 2, 3, 25, Cihad 81, Menakıb 15, Menakıbu'l-Ensar 46, Nikah 82, 114; Müslim, İydeyn 19, (892); Nesai, İydeyn 35-36, (3,195-197)|4330
MUSİKİ VE EĞLENCE BÖLÜMÜ|Musiki Ve Eğlence Hakkında|nesai|Amr İbnu Sa'd|Bir düğün sırasında Karaza İbn Ka'b ve Ebu Mes'ud el-Ensarî'nin yanına girdim, bir kısım cariyeler şarkı söylüyorlardı. Dayanamayıp: "Sizler Resulullah (sav)'ın Bedir ashabından olun da yanınızda şu iş yapılsın, olacak şey değil" dedim. Bunun üzerine onlar "dilersen bizimle dinle, dilersen git. Bize düğünde eğlenme ruhsatı verildi!" dediler. |Nesai, Nikah 80, (6,135)|4331
MUSİKİ VE EĞLENCE BÖLÜMÜ|Musiki Ve Eğlence Hakkında|rezin|Muhammedi İbnu'l-Münkedir|Bana ulaştığına göre, Allah Teala Hazretleri Kıyamet günü şöyle seslenecektir: "Kulaklarını eğlence ve şeytan çalgısından uzak tutanlar neredeler? Onları misk bahçelerine dahil edin!" Sonra Melaike aleyhimüssalatü vesselam'a seslenecek: "Onlara benim takdirlerimi duyurun ve haber verin ki, kendilerine artık ne korku var, ne de üzüntü!" [Rezin ilavesidir.] |Rezin|4332
GADR (VEFASIZLIK) BÖLÜMÜ|Gadr (Vefasızlık) Hakkında|buharimüslimebu davudtirmizi|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kıyamet günü, Allah öncekileri ve sonrakileri birleştirip topladığı zaman her vefasız için, onu tanıtan bir bayrak dikilir ve: "Bu falan (oğlu falanın) vefasızlığıdır" denilir." |Buhari, Edeb, 99, Cizye 22, Hiyel 9, Fiten 21; Müslim, Cihad 10, (1735); Ebu Davud, Cihad 162. (2756); Tirmizi, Siyer 28, (1681)|4333
GADR (VEFASIZLIK) BÖLÜMÜ|Gadr (Vefasızlık) Hakkında|müslim||Müslim'in el-Hudri'den nakline göre, Resulullah (sav) şöyle demiştir: "Her zalimin arkasında bir bayrağı vardır, zulmü ölçüsünde bu bayrak yükseltilir. Haberiniz olsun, amme hizmetlerini üzerine alandan daha büyük vefasız yoktur." |Müslim, Cihad 15, (1738)|4334
FEZAİL BÖLÜMÜ|Bazı Peygamberlerin Faziletleri - Hz. İbrahim (as)|müslimtirmiziebu davud|Enes|Resulullah (sav)'a bir adam gelip: "Ey Hayru'l-Beriyye (yaratılmışların en hayırlısı)" diye hitabetmişti. Aleyhissalatu vesselam hemen müdahale etti: "Bu söylediğin İbrahim aleyhisselam'ın vasfı dır." |Müslim, Fedail 150, (2369); Tirmizi, Tefsir, Lem yekun suresi, (2349); Ebu Davud, Sünnet 14, (4672)|4335
FEZAİL BÖLÜMÜ|Bazı Peygamberlerin Faziletleri - Hz. İbrahim (as)|buhari|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kerim İbnu Kerim İbni Kerim İbni Kerim: Yusuf İbnu Yakup İbni İshak İbni İbrahim'dir." |Buhari, Enbiya 19, Tefsir, Yusuf 1|4336
FEZAİL BÖLÜMÜ|Bazı Peygamberlerin Faziletleri - Hz. Musa (as)|buharimüslimebu davudtirmizi|Ebu Hüreyre|Müslümanlardan biri ile Yahudilerden biri aralarında münakaşa edip küfürleştiler. Müslüman öbürüne: "Resulullah (sav)'ı alemler üzerine seçkin kılan Zat-ı Zülcelal'e kasem olsun!" diye yemin etti. Yahudi de: "Musa aleyhisselam'ı alemler üzerine seçkin kılan Zat-ı Zülcelal'e kasem olsun!" diye yemin etti. Derken, o böyle der demez, müslüman elini kaldınp yahudi'ye bir tokat vurdu. Yahudi de doğruca Aleyhisselatu vesselam'a gidip hadiseyi haber verdi. Aleyhissalatu vesselam: "Beni Hz. Musa'ya üstün kılmayın! Çünkü insanlar hep bayılacaklar. İlk kalkan ben olacağım. Ben ayılınca Hz. Musa'yı Arş'ın bir ucundan tutmuş göreceğim. Bilemiyorum. O, bayılıp hemen ayılanlardan mıdır, yoksa Allah'ın istisna ettiklerinden midir?" buyurdu. |Buhari, Husumet 1, Enbiya 34, 35, Rikak 43, Tevhid 31; Müslim, Fezail 160, (2373); Ebu Davud, Sünnet 14, (4671); Tirmizi, Tefsir, Zümer, (3240)|4337
FEZAİL BÖLÜMÜ|Bazı Peygamberlerin Faziletleri - Hz. Yunus (as)|buharimüslimebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir kulun: Benim, Yunus İbnu Metta'dan hayırlı oldugumu söylemesi uygun olmaz. Onun nesebi de babasınadır." [Bazı alimler demiştir ki: "Rivayette geçen "Onun nesebi babasınadır" cümlesi, Ebu Hüreyre'nin kelamıdır, bir derçtir. Zira bu hadisteki Yunus İbnu Metta babasına değil, annesine nisbettir. Böylece ravi "Onun nesebi..." sözüyle, Resulullah (sav)'ın Hz. Yunus'u annesine değil, babasına nisbet ettiğini beyan etmiştir."] |Buhari, Enbiya 35, Tefsir, Nisa 26, Tefsir, En'am 4. Tefsir, Saffat 1; Müslim, Fezail 166, (2376); Ebu Davud, Sünnet 14, (4669, 4670)|4338
FEZAİL BÖLÜMÜ|Bazı Peygamberlerin Faziletleri - Hz. Davud (as)|buhari|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Davud aleyhisselam'a okumak (Kur'an) kolaylaştırılmıştı. Böylece hayvanının eğerlenmesini emreder, eğerlenmezden önce (baştan sona Kur'an'ı) okurdu. O, kendi el emeğiyle kazandığından başka bir şey yemezdi." |Buhari, Enbiya 37, Büyu 15, Tefsir, Beni İsrail 5|4339
FEZAİL BÖLÜMÜ|Bazı Peygamberlerin Faziletleri - Hz. Süleyman (as)|buharimüslimnesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İki kadın vardı. Bunların beraberlerinde iki de çocukları vardı. Bir kurt gelerek bu çocuklardan birini kapıp kaçırdı. Kadın, arkadaşına: "Kurt senin çocuğunu kaçırdı!" dedi. Diğeri ise: "Hayır, senin çocuğunu alıp gitti!" dedi. Bunlar (ihtilafa düşüp) Hz. Davud aleyhisselam'a dava açtılar. Hz. Dauud, büyük kadın lehine hükmetti. Küçük, hükme razı olmayınca, davayı Hz. Süleyman'a götürdüler. Hz. Süleyman aleyhisselam: "Bir bıçak getirin, çocuğu ikiye böleyim, size birer parça vereyim!" diye hükmetti. Küçük kadın: "Böyle yapma! Allah'ın rahmetine mazhar ol! Çocuk onundur." dedi. Hz. Süleyman bu cevap üzerine çocuğun küçük kadına ait olduğuna hükmetti. |Buhari, Feraiz 30, Enbiya 40 (muallak olarak); Müslim, Akdiye 20, (1720); Nesai, Kudat 14.(8,236)|4340
FEZAİL BÖLÜMÜ|Bazı Peygamberlerin Faziletleri - Hz. Süleyman (as)|nesaiibnu mace|İbnu Amr İbni'l-As|Resulullah (sav) buyrudular ki: "Hz. Süleyman Beytu'l-makdis'i bina ettiği zaman, Allah'tan kendisine üç imtiyaz vermesini istedi: İlahi hükme müsadif olacak (uygun düşecek) hüküm (verme kapasitesi) taleb etti; bu ona verildi. Kendisinden sonra kimseye verilmeyecek bir saltanat taleb etti; bu da ona verildi. Mescidin inşaatını bitirdikten sonra bu mescide sırf namaz kılmak için gelenlerin oradan çıkarken, annelerinden doğdukları gündeki gibi bütün günahları affedilmiş olarak çıkmalarını yalvardı; bu duası da kabul edildi." |Nesai, Mesacid 6, (2, 34); İbnu Mace, İkametu's-Salat 196, (1408)|4341
FEZAİL BÖLÜMÜ|Bazı Peygamberlerin Faziletleri - Hz. Eyyub (as)|buharinesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Eyyub aleyhisselam üryan (çıplak) vaziyette yıkanırken üzerine altından bir yığın çekirge düştü. Eyyub aleyhisselam hemen onu elbisesine avuç avuç koymaya başladı. Bunun üzerine Rabbi ona nida etti: "Ey Eyyub, ben seni bu gördüğün (dünyalıktan) müstağni kılmadım mı?" Eyyub aleyhisselam: "Evet! Ey Rabbim! Velakin senin bereketine karşı istiğna yok!" diye mukabele etti. |Buhari, Gusl 20, Enbiya 20, Tevhid 35; Nesai, Gusl 7,1 (1, 200-201)|4342
FEZAİL BÖLÜMÜ|Bazı Peygamberlerin Faziletleri - Hz. İsa (as)|buharimüslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ademoğlundan doğduğu vakit, şeytanın dürtüp de ağlatmadığı kimse yoktur. Bundan sadece Meryem oğlu İsa hariçtir." |Buhari, Enbiya 44, Bed'ü'l-Halk 11, Tefsir, Al-i İmran 2; Müslim, Fezail 147, (2366)|4343
FEZAİL BÖLÜMÜ|Bazı Peygamberlerin Faziletleri - Hz. İsa (as)|buharimüslimebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ben, dünyada da ahirette de Meryem'in oğluna insanların en yakınıyım. Benimle onun arasında başka bir peygamber yok. Peyamberler anneleri ayrı, babaları bir kardeştirler, dinleri de birdir." |Buhari, Enbiya 44; Müslim, Fezail 145, (2366); Ebu Davud, Sünnet 14, (4675)|4344
FEZAİL BÖLÜMÜ|Bazı Peygamberlerin Faziletleri - Hz. Hızır (as)|buharitirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Hızır'ın Hızır diye isimlenmesi şuradan gelir. O, kupkuru beyazlamış ot destesinin üzerine oturmuştu. Deste, altında derhal yeşerdi." |Buhari, Enbiya 27; Tirmizi, Tefsir, Kehf (3150)|4345
FEZAİL BÖLÜMÜ|Bazı Peygamberlerin Faziletleri - Tahyirin Nehyi|ebu davud|Ebu Said|Resulullah (sav) buyurdular: "Peygamberlerden birini diğerine üstün kılmayın." |Ebu Davud, Sünnet 14, (4668)|4346
FEZAİL BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Fazilet Ve Menkıbeleri|tirmizi|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İnsanlar (Kıyamet günü) diriltilecekleri zaman yerden ilk çıkacak olan benim. Onlar (huzur-u ilahiye) geldiklerinde (onlar adına) hatipleri ben olacağım. (Allah'ın rahmetinden) ümidlerini kestiklerinde (rahmet ve mağfireti) onlara ben müjdeleyeceğim. O gün Livdu'l-hamd (şükür sancağı) benim elimde olacak. Ademoğlunun Allah'a en kerim olanı da benim. Bunda fahr yok!" |Tirmizi, Menakıb 2, (3614)|4347
FEZAİL BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Fazilet Ve Menkıbeleri|tirmizi|Ubey İbnu Ka'b|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kıyamet günü geldi mi, ben peygamberlerin imamı, hatibi ve (onlar arasında) şefaat (etmeye yetki) sahibi olacağım. Bunda övünme yok." |Tirmizi, Menakıb 3, (3617)|4348
FEZAİL BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Fazilet Ve Menkıbeleri|buharimüslimnesai|Cabir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bana beş şey verilmiştir ki, bunlar benden önceki peygamberlerden hiçbirine verilmemiştir. Her peygamber sadece kendi kavmine gönderilmiştir. Ben ise kırmızılara (Acemlere) ve siyahlara (Araplara) da gönderildim. Bana ganimetler helal kılındı. Halbuki benden öncekilerden kimseye helal değildi. Yer bana fahur, pak ve mescid kılındı. Her kim namaz vaktine girerse, nerede olursa olsun namazını kılar. Ben, bir aylık mesafede olan düşmanımın içine düşen bir korku ile yardıma mazhar oldum. Bana şefaat (etme yetkisi) verildi." |Buhari, Teyemmüm 3, Salat 56, 1, Humus 8; Müslim, Mesacid 3, (521); Nesai, Gusl 26, (1, 210-211)|4349
FEZAİL BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Fazilet Ve Menkıbeleri|müslim|Huzeyfe|Resululah (sav) buyurdular ki: "İnsanlara karşı üç şeyle faziletli (üstün) kılındık: Saflarımız meleklerin safları düzeninde kılındı. Arzın tamamı bize mescid kılındı. Toprak bize, su bulamadığımız zaman, fahur (temiz ve temizleyici) kılındı." |Müslim, Mesacid 4, (522)|4350
FEZAİL BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Fazilet Ve Menkıbeleri|buharimüslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Her peygambere mutlaka insanların inanmakta olageldikleri şeyler cinsinden bir mucize verilmiştir. Ama bana verilen (mucize) ise vahiydir ve bunu bana Allah vahyetmiştir. Bu sebeple Kıyamet günü, diğer peygamberlere nazaran etbaı en çok olan peygamberin ben olacağımı ümid ediyorum." |Buhari, Fezailu'l-Kur'an 1, İ'tisam 1; Müslim, İman 239, (152)|4351
FEZAİL BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Fazilet Ve Menkıbeleri|buhari|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ademoğlu nesillerinin en temizinden süzüle süzüle gelerek bulunduğum nesilde ortaya çıktım." |Buhari, Menakıb 23|4352
FEZAİL BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Fazilet Ve Menkıbeleri|buharimüslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Benimle benden önceki diğer peygamberlerin misali, şu adamın misali gibidir: Adam mükemmel ve güzel bir ev yapmıştır, sadece köşelerinin birinde bir kerpiç yeri boş kalmıştır. Halk evi hayran hayran dolaşmaya başlar ve (o eksikliği görüp): "Bu eksik kerpiç konulmayacak mi" der. İşte ben bu kerpicim ben peygamberlerin sonuncusuyum." |Buhari, Menakıb 18; Müslim, Fedail 21, (2286)|4353
FEZAİL BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Fazilet Ve Menkıbeleri|müslim|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ben kıyamet günü cennetin kapısına gelip açılmasını isterim. Hazin (kapıcı melek): "Sen kimsin?*' diye seslenir. Ben: "Muhammed'im!" derim. Bunun üzerine "Sana açıyorum. Senden önce kimseye açmamakla emrolundum" diyecek!" |Müslim, İman 333, (197)|4354
FEZAİL BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Fazilet Ve Menkıbeleri|tirmizi|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) (bir gün) yatsı namazını kıldı. Sonra namazdan çıkınca elimden tuttu. Batha-i Mekke'ye kadar gidip orada beni oturttu. (Yere dairevi) bir hat çizip: "Hattından dışarı çıkma! Sana bazı kimseler gelecek, sakın onlara bir şey söyleme. Zira onlar seninle konuşacak değiller!" buyurdu. Sonra dilediği yere çekip gitti. Ben çizgimin içinde otururken bana bir grup insan geldi. Esmer renkleriyle sanki Hindulara benziyorlardı. (Pek uzun olan) saçları, vücutlarını öylesine örtmüştü ki, ne bir avret yerlerini ne de bir elbiselerini görüyordum. Bana kadar geldiler, ancak çizgiyi geçmediler. Sonra Resulullah (sav)'ın gittiği yere yürüdüler. Gecenin sonuna doğru Resululah (sav), ben otururken yanıma geldi ve çizgiden içeri girdi. Dizime dayanıp yattı. Yatınca (ağzından) soludu. Ben oturuyordum, O da dizime dayanmış vaziyette böyle duruyorduk. Derken, üzerinde beyaz elbiseler olan bir grup adam geldi. Güzelliklerinin derecesini Allah bilebilir. Bana kadar yaklaştılar. Bir kısmı Aleyhissalatu vesselamın baş tarafına, bir kısmı da ayakları tarafına oturdular. Sonra aralarında konuşarak: "Biz şimdiye kadar bu peygambere verilen gibisinin, bir başkasına verildiğini hiç görmedik. Bunun gözleri kapalı, kalbi uyanık. Ona bir misal verin!" (dediler ve şu temsili anlattılar): "Bir efendi köşk yaptırmış sonra bir ziyafet verip sofra kurmuş, insanları yiyip içmeye çağırmıştır, icabet edenler gelip yemeğinden yiyip, suyundan içmiştir, icabet etmeyenleri de cezalandırmıştır" dediler ve kalktılar. Resulullah (sav) da kendine geldi ve: "Bunların ne dediklerim işittim. Onların kim olduklarını biliyor musun?" dedi. Ben: "Allah ve Resulü bilir!" dedim. "Onlar meleklerdir" buyurdu ve ilave etti. "Onların getirdikleri temsilin manasını anladın mı?" "Allah ve Resulü bilir!" dedim. Aleyhissalatu vesselam açıkladı: "Rahman (olan Rabbimiz) cenneti kurdu. Kullarını ona davet etti. Kim davete icabet ederse cennete girer, kim de icabet etmezse onu cezalandırır." |Tirmizi, Emsal 1, (2865)|4355
FEZAİL BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Fazilet Ve Menkıbeleri|buhari|Abdullah İbnu Hişam|Biz Resulullah (sav) ile beraberdik. O sırada, Aleyhissalatu vesselam, Ömer (ra)'in elinden tutmuştu. Hz. Ömer: "Ey Allah'ın Resulü! Sen bana, nefsim hariç herşeyden daha sevgilisin!" dedi. Resulullah hemen şu cevabı verdi: "Hayır! Nefsimi elinde tutan Zat-ı Zülcelal'e yemin ederim, ben sana nefsinden de sevgili olmadıkça (imanın eksiktir)!" Hz. Ömer (ra): "Şimdi, sen bana nefsimden de sevgilisin!" dedi. Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam: "İşte şimdi (kamil imana erdin) ey Ömer!" buyurdular. |Buhari, Fedailu'l-Ashab 6, İsti'zan 27, Eyman 3|4356
FEZAİL BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Fazilet Ve Menkıbeleri|müslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Muhammed'in nefsi yed-i kudretinde bulunan Zat-ı Zülcelal'e yemin olsun ki, sizden birine, beni görmeyeceği bir gün gelecek ki, o gün beni beraberlerinde görmek, ona ehlinden ve malından daha makbul olacak." Resulullah'ın bu sözünü, Ashab, kendilerine ölümünü haber veriyor diye yorumladılar. Bunun üzerine, ölümüyle kendisini kaybedince getirmiş olduğu bereketleri müşahede ettikleri müddetçe duyacakları, Aleyhissalatu vesselam'a kavuşma temennisini kasdettiğini bildirdi. |Müslim, Fezail 142, (2364)|4357
FEZAİL BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Fazilet Ve Menkıbeleri|tirmizi|Ebu Hüreyre|"Ey Allah'ın Resulü!" dendi. "Sana peygamberlik ne zaman vacib oldu? Şöyle cevap verdi: "Hz. Adem ruhla cesed arasında iken!" |Tirmizi, Menakıb 1, (3613)|4358
FEZAİL BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Fazilet Ve Menkıbeleri|müslim|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizden hiç kimse yoktur ki ona, biri şeytandan diğeri melekten olmak üzere yanından ayrılmayan iki "karin" tevkil edilmemiş olsun!" "Size de mi ey Allah'ın Resulü!" denildi. "Bana da!" buyurdular. "Ancak, Allah ona karşı bana yardım etti de o müslüman oldu. Artık o bana hayırdan başka bir şey emretmiyor!" |Müslim, Münafıkun 69, (2814)|4359
FEZAİL BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Fazilet Ve Menkıbeleri|ebu davud|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bana bir mu'min selam verdi mi, kendisine mukabele etmem için Allah ruhumu bedenime iade eder. Ben de mutlaka selama mukabele ederim." |Ebu Davud, Menasik 100, (2041)|4360
FEZAİL BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Fazilet Ve Menkıbeleri|tirmizi|Enes|Resulullah (sav)'ın Medine'ye girdiği gün, şehirdeki her şeyi aydınlık bürüdü, vefat ettiği günde ise her şey karardı. Defin işinden çıktığımız zaman hepimiz kalplerimizi (vahyin inkılaı sebebiyle) üzüntülü bulduk. |Tirmizi, Menakıb 3, (3622)|4361
FEZAİL BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Fazilet Ve Menkıbeleri|müslim|İbnu Amr İbni'l'As|Resulullah (sav) (Hz. İbrahim'in duası olan): "Ey Rabbim şüphesiz ki o putlar insanlardan pek çoğunu saptırmıştır. Kim bana uyarsa muhakkak ki o bendendir. Kim de emirlerine karşı gelirse, şüphesiz ki sen çok bağışlayıcı, çok merhamet edicisin." (İbrahim 36) mealindeki ayeti ile, Hz. İsa'nın duası olan: "Eğer onlara azab edersen onlar senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan, elbette sen dilediğini yapmaya kadirsin ve sen herşeyi hikmetle yaparsın." (Maide 113) mealindeki ayeti tilavet buyurdu ve ellerini kaldırdı, şöyle yalvardı: "Allahım! Ümmetimi (mağfiret et), ümmetimi (mağfiret et!)" ve ağladı. Allah Teala Hazretleri: "Ey Cibril, Muhammed'e git!" dedi, -Rabbin bildiği halde- niye ağladığını sor." diye emretti: Cebrail aleyhisselam, O'na gelip niye ağladığını sordu. (Rabb Teala'ya dönüp Muhammed'in) ne söylediğini -O çok iyi bildiği halde- haber verdi. Bunun üzerine Allah Teala Hazretleri: "Ey Cebrail! Muhammed'e git ve ona söyle ki: "Biz seni ümmetin hususunda razı edeceğiz, asla kederlendirmeyeceğiz." |Müslim, İman 346,(202)|4362
FEZAİL BÖLÜMÜ|Ashabın Faziletlerinin Mücmel Zikri|buharimüslimtirmiziebu davudnesai|İmran İbnu Huseyn|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İnsanların en hayırlıları benim asrımda yaşayanlardır. Sonra bunları takip edenlerdir, sonra da bunları takip edenlerdir." İmran (ra) dedi ki: "Kendi asrını zikrettikten sonra iki asır mı, üç asır mı zikretti bilemiyorum." Bu sonuncuları takiben öyle insanlar gelir ki kendilerinden şahidlik istenmediği halde şahidlikte bulunurlar, onlar ihanet içindedirler, itimad olunmazlar. Nezirlerde (adak) bulunurlar, yerine getirmezler. Aralarında şişmanlık zuhur eder." [Bir rivayette şu ziyade var: "Yemin taleb edilmeden yemin ederler."] |Buhari, Şehadat 9, Fezailu'l-Ashab 1, Rikak 7, Eyman 27; Müslim, Fezailu's-Sahabe, 214, (2535); Tirmizi, Fiten 45, (2222), Şehadat 4, (2303); Ebu Davud, Sünnet 10, (4657); Nesai, Eyman 29, (7, 17, 18)|4363
FEZAİL BÖLÜMÜ|Ashabın Faziletlerinin Mücmel Zikri|tirmizi|Cabir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Beni gören veya beni göreni gören bir müslümana ateş değmeyecektir." |Tirmizi, Menakıb, (3857)|4364
FEZAİL BÖLÜMÜ|Ashabın Faziletlerinin Mücmel Zikri|müslim|Cabir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ashabıma sebbetmeyin (dil uzatmayın). Nefsim elinde olan Zat-ı Zülcelal'e yemin olsun (sizden) biri, Uhud dağı kadar altın infak etse, onlardan birinin infak ettiği bir müdd'e hatta yarım müdd'e bedel olmaz." |Müslim, Fedailu's-Sahabe 221, (2540)|4365
FEZAİL BÖLÜMÜ|Ashabın Faziletlerinin Mücmel Zikri|müslim|Ebu Musa|Resulullah (sav) ile beraber akşam namazı kılmıştık. Aramızda: "Burada oturup yatsıyı da onunla birlikte kılsak" dedik ve oturduk. Derken yanımıza geldi ve: "Hala burada mısınız?" buyurdular. "Evet!" dedik. "İyi yapmışsınız!" buyurdu ve başını semaya kaldırdı. Başını sıkça semaya kaldırdı ve şöyle buyurdu: "Yıldızlar semanın emniyetidir. Yıldızlar gitti mi, vaadedilen şey semaya gelir. Ben de Ashabım için bir emniyetim. Ben gittim mi, onlara vaadedilen şey gelecektir. Ashabım da ümmetim için bir emniyettir. Ashabım gitti mi ümmetime vaadedilen şey gelir." |Müslim, Fedailu's-Sahabe 207, (2531)|4366
FEZAİL BÖLÜMÜ|Ashabın Faziletlerinin Mücmel Zikri|tirmizi|Büreyde|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir yerde ölen Ashabımdan hiçbirisi yoktur ki, kıyamet günü oranın ahalisine bir nur ve onlara (cennete şevkte) bir rehber olmasın." |Tirmizi, Menakıb (3864)|4367
FEZAİL BÖLÜMÜ|Ashabın Faziletlerinin Mücmel Zikri|rezin|Said İbnu'l-Müseyyeb|Hz. Ömer (ra)'den naklediliyor: "Demişti ki: "Ben Resulullah (sav)'ı dinledim, buyurmuştu ki: "Ben, Rabbimden Ashabımın benden sonra düşeceği ihtilaf hakkında sordum. Bunun üzerine şöyle vahyetti: "Ey Muhammed! Senin Ashabın benim nezdimde, gökteki yıldızlar gibidir. Bazıları diğerlerinden daha kavidirler. Her biri için bir nur vardır. Öyleyse, kim onların ihtilaf ettikleri meselelerden birini alırsa, o kimse benim nazarımda hidayet üzeredir." Hz. Ömer der ki: "Resulullah (sav) (devamla) ilave etti: "Ashabım yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız hidayeti bulursunuz." [Rezin tahriç etmiştir. (Hadisin birinci kısmım Cami'u'us-Sağir'de Suyuti kaydeder (Feyzu-Kadir 4,76). İkinci kısmı da İbnu Abdu'l-Berr, Cami'ul-İlm'de kaydetmiştir (2,91)] |Rezin|4368
FEZAİL BÖLÜMÜ|Ashabın Fazilet Ve Menkıbelerinin Yüceliği|ebu davud|Said İbnu Zeyd|Resulullah (sav)'ın şöyle söylediğini işittim: "Ebu Bekr cennetliktir, Ömer cennetliktir, Osman cennetliktir, Ali cennetliktir, Talha cennetliktir, Zübeyr cennetliktir, Sa'd İbnu Malik cennetliktir, Abdurrahman İbnu Avf cennetliktir, Ebu Ubeyde İbnu'l-Cerrah cennetliktir." (Ravi der ki: Zeyd) onuncu da sükut etti. Dinleyenler: "Onuncu kim?" diye sordular. (Bu taleb üzerine): "Said İbnu Zeyd!" dedi. Yani bu, kendisi idi. Zeyd sonra ilave etti: "Allah'a yemin ederim. Onlardan birinin Resulullah (sa} ile birlikte yüzü tozlanacak kadar bulunuvermesi, sizden birinin ömür boyu çalışmasından daha hayırlıdır, hatta ömrü, Hz. Nuh aleyhisselam'ın ömrü kadar uzun olsa bile." |Ebu Davud, Sünnet 9, (4648, 4649, 4650)|4369
FEZAİL BÖLÜMÜ|Ashabın Fazilet Ve Menkıbelerinin Yüceliği|tirmizi|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ümmetimde ümmetime karşı en çok merhametli olan kimse Ebu Bekr'dir. Onlar içinde Allah'ın emri hususunda en çok titiz olanı Ömer'dir. Haya cihetiyle en şiddetli olanı Osman'dır. (Davalarda) en isabetli hüküm vereni Ali'dir. Helal ve haramı en iyi bileni Muaz İbnu Cebel'dir, Feraizi en iyi bilen Zeyd İbnu Sabit'tir. Kur'an okumasını en iyi bileni Ubey İbnu Ka'b'dır. Her ümmetin bir emini vardır. Bu ümmetin emini Ebu Ubeyde İbnu'l-Cerrah'dır. Ebu Zerr'den daha doğru sözlü olan birini ne gök gölgeledi, ne de yer taşıdı. O, verada Hz. İsa aleyhisselam gibiydi. Hz. Ömer (ra) (hased etmişçesine): "Yani biz bu hasletin onda olduğunu kabul edecek miyiz?" dedi. Resulullah (sav): "Evet Bu hasletleri onda var bilin!" buyurdular. |Tirmizi, Menakıb (3793, 3794)|4370
FEZAİL BÖLÜMÜ|Ashabın Fazilet Ve Menkıbelerinin Yüceliği|tirmizi|Huzeyfe|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ben aranızda ne kadar kalacağımı bilemiyorum. Benden sonra "iki'ye uyun" dedi ve Ebu Bekr ile Ömer'e işaret etti. (Sözlerine devam ederek): "Ammar'ın davranışlarını örnek alın. İbnu Mes'ud ne söylemişse tasdik edin" buyurdu. |Tirmizi, Menakıb, (3804)|4371
FEZAİL BÖLÜMÜ|Ashabın Fazilet Ve Menkıbelerinin Yüceliği|ebu davud|Cabir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Geceleyin (rüyamda) bana salih bir adam gönderildi. Sanki Ebu Bekr, Resulullah'a yamanmış gibiydi, Ömer de Ebu Bekr'e yamanmış gibiydi. Osman da Ömer'e yamanmış gibiydi." Cabir der ki: "Resulullah (sav)'ın yanından kalktığımız zaman dedik ki: "(Rüyanın yorumu şöyle olmalıdır): Oradaki salih kimse Resulullah'tır. Onların birbirlerine yamanmaları, Allah'ın, peygamberleriyle gönderdiği işin (dinin) sorumluları olmalarıdır." |Ebu Davud, Sünnet 9, (4636)|4372
FEZAİL BÖLÜMÜ|Ashabın Fazilet Ve Menkıbelerinin Yüceliği|buharimüslim|Cabir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ben kendimi cennete girmiş gördüm. Derken Ebu Talha'nın hanımı Rumeysa ile karşılaştım (ra). Bir de hışırtı kulağına geldi. "Bu kimitn hışırtısı" dedim, "Bilal'in" dediler. Avlusunda bir cariye bulunan bir köşk gördüm. "Bu kime ait?" dedim. "Ömer İbnu'l-Hattab'ındır" dediler, içine girip bakmayı arzu ettim. Ancak senin kıskanç olduğunu hatırladım ve geri döndüm." Ömer, bu söz üzerine ağladı ve: "Sana karşı da mı kıskanç olacağım ey Allah'ın Resulü!" dedi. |Buhari, Ta'bir 31, 32, Bed'ü'l-Halk 9, Fezailu'l-Ashab 19, Nikah 107; Müslim, Fezailu's-Sahabe 21, (2395)|4373
FEZAİL BÖLÜMÜ|Ashabın Fazilet Ve Menkıbelerinin Yüceliği|tirmizi|Büreyde|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ey Bilal! Ne ile benden önce cennete girdin? Her ne zaman cennete girdiysem, her seferinde önümde senin hışırtını işittim. Dün gece de cennete girmiştim, önümde (yine) senin hışırtını duydum. Sonra altından şerefeler olan murabba bir köşke geldim. "Bu köşk kimin?" diye sordum. "Arapardan birinin!" dediler. Ben cevaben: "Ama ben de bir Arabım, (benim olmadığına göre) bu köşk kimin?" dedim. Bunun üzerine: "Kureyş'ten birinin!" dediler. Ben tekrar: "Ben de bir Kureyşliyim, bu köşk kimin?" dedim. Bu sefer: "Muhammed ümmetinden birinin." dediler. Ben de: "Muhammed benim, bu köşk kimin?" dedim. Bunun üzerine: "Ömer İbnu'l-hattab'ın" dediler (ra). Bunun üzerine Bilal: "Ya Resulullah! Her ezan okuyuşunda iki rek'at namaz kıldım. Her ne zaman hades vaki oldu ise derhal abdest tazeledim ve Allah'a iki rek'at namaz kılmayı üzerimde borç gördüm" dedi. Bilal'in bu açıklaması üzerine Aleyhisselatu vesselam: "İşte bu iki şey sebebiyle (cennete girmede benden evvel davranmış olmalısın" buyurdular. |Tirmizi, Menakıb, (3690)|4374
FEZAİL BÖLÜMÜ|Ashabın Fazilet Ve Menkıbelerinin Yüceliği|buharimüslimtirmizi|Amr İbnu'l-As|Resulullah (sav)'a sordum: "(Ey Allah'ın Resulü!) insanların hangisi size daha sevgilidir?" "Aişe" buyurdular. "Ya erkeklerden?" dedim "babası" buyurdular. "Sonra kim?" dedim. "Ömer" buyurdular ve başka bazı erkekler saydılar. |Buhari, Megazi 63; Müslim, Fezailu's-Sahabe 8, (2384); Tirmizi, Menakıb, (3879)|4375
FEZAİL BÖLÜMÜ|Ashabın Fazilet Ve Menkıbelerinin Yüceliği|tirmizi|Usame İbnu Zeyd|Ben Resulullah (sav)'ın yanında oturuyordum. Ali ve Abbas (ra) gelip (huzuruna girmek için) izin istediler. Aleyhisselatu vesselam: "Ne getirdiler biliyor musun?" buyurdular. "Hayır, bilmiyorum!" dedim. "Ama ben biliyorum, onlara izin ver" buyurdular. (İçeri aldım), onlar da girdiler. "Ey Allah'ın Resulü! Ehlinden hangisi sana daha sevgili? Sormaya geldik!" dediler. "Ehlimin bana en sevgili olanı, kendisine (hidayet ederek) Allah'ın nimetlendirdiği, (azad edip evlat edinmemle de) kendimin ikram etmiş olduğu kimsedir!" buyurdu ve Usame İbnu Zeyd (ra)'i zikretti. "Pekala sonra kim?" dediler. "Sonra Ali İbnu Ebi Talib!" buyurdular. Bunun üzerine amcası Abbas (ra): "Ey Allah'ın Resulü! Amcanı en sona bıraktın!" dedi. "Ali hicrette senden önce davrandı!" cevabını verdiler. |Tirmizi, Menakıb, (382l)|4376
FEZAİL BÖLÜMÜ|Ashabın Fazilet Ve Menkıbelerinin Yüceliği|buhariebu davudtirmizi|İbnu Ömer|Biz Resulullah (sav) zamanında insanları derecelendirir ve şöyle sıralardık: [Ümmet-i Muhammed'in, Resulullah (sav)'dan sonra en efdali] Ebu Bekr, sonra Ömer, sonra Osman. [Resulullah (sav) bu sıralamayı işitir] bize itiraz etmezdi (radıyallahu anhüm ecmain). |Buhari, Fezailu'l-Ashab 4, 7; Ebu Davud, Sünnet 8, (4627,4628); Tirmizi, Menakıb, (3707)|4377
FEZAİL BÖLÜMÜ|Ashabın Fazilet Ve Menkıbelerinin Yüceliği|buhari|Enes|Üseyd İbnu Hudayr ve Abbad İbnu Bişr (ra) karanlık bir gecede Resulullah (sav)'ın yanında idiler. (Sohbet bitince) yanından ayrıldılar. Derken önlerinde iki nur peydah oldu. Yolları ayrıldığı zaman her birinin bir nuru vardı. |Buhari, Mesa'id 78, Menakib 28, Menakıbu'l-Ensar 13|4378
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Hz. Ebu Bekr (ra)|tirmizi|Aişe|Ebu Bekr (ra), Resulullah (sav)'ın yanına girmişti. Aleyhissalatu vesselam: "Müjde, (Ey Ebu Bekr!) Sen Allah'ın ateşten azad ettiği kimsesin!" buyurdular. İşte o günden itibaren Hz. Ebu Bekr, Atik (azadlı) diye isimlendirildi. |Tirmizi, Menakıb, (3679)|4379
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Hz. Ebu Bekr (ra)|ebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cebrail aleyhisselam yanıma gelerek elimden tuttu ve bana ümmetimin gireceği cennet kapısını gösterdi." Hz. Ebu Bekr atılıp: "Ey Allah'ın Resulü! Ben o sırada seninle olmayı ne kadar isterdim, ta ki ona ben de bakayım!" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Ey Ebu Bekr, ümmetimden cennete ilk girecek kimse olman sana yetmez mi!" karşılığında bulundular. |Ebu Davud, Sünnet, 9, (4652)|4380
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Hz. Ebu Bekr (ra)|tirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Nezdimizde bir eli (ihsanı) bulunan hiç kimse yoktur ki, o ihsan sebebiyle biz ona (misliyle veya daha fazlasıyla) karşılıkta bulunmayalım. Ancak Ebu Bekr bundan hariç. Çünkü onun nezdimizde yardımı varsa da, onun karşılığını Kıyamet günü ona Allah verecektir. Bana Ebu Bekr'in malı kadar kimsenin malı faydalı olmadı. Ben müslüman olmasını teklif ettiğim herkesten bir zorluk gördüm, Ebu Bekr hariç. Zira o teklifim karşısında hiç tereddüd etmeden kabul etti. Eğer kendime bir dost (halil) ittihaz etseydim, mutlaka Ebu Bekr'i dost edinirdim. Haberiniz olsun, arkadaşınız Allah Teala'nın dostu (halilullah'tır)." |Tirmizi, Menakıb, (3662)|4381
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Hz. Ebu Bekr (ra)|buharimüslimtirmizi|Ebu Said|Resulullah (sav) (bir gün) halka hitab ederek buyurdular ki: "Allah Teala Hazretleri bir kulunu, dünya ile nezdindeki tercihte muhayyer bıraktı, O kul, Allah'ın nezdindekini tercih etti." Bu söz üzerine Hz. Ebu Bekr ağlamaya başladı. Biz, Aleyhissalatu vesselam, Allah tarafından muhayyer bırakılan bir kul hakkında verdiği haber sebebiyle onun ağlamasına hayret ettik. Meğer, muhayyer bırakılan o kul Aleyhissalatu vesselamın kendisi imiş. Meğer bunu en iyi anlayan da aramızda Ebu Bekr imiş. Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sohbetiyle olsun malıyla olsun bana en ziyade ikramda bulunan Ebu Bekr'dir, Eğer, ben Rabbimden başkasını halil (dost) tutacak olsaydım, mutlaka Ebu Bekr'i halil edinirdim, (Allah arkadaşınızı kendine halil kıldı). Ancak (aramızda) İslam kardeşliği ve İslam muhabbeti var [(bu) efdaldir]. Mescide açılan (hususi) hiçbir kapı bırakılmayıp, hepsi kapatılacak, sadece Ebu Bekr'in kapısı açık bırakılacak." |Buhari, Fezailu'l-Ashab 3, Menakıbu'l-Ensar 45, Mesacid 80; Müslim, Fezailu's-Sahabe 2, (2382); Tirmizi, Menakıb, (3661)|4382
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Hz. Ebu Bekr (ra)|buhari|Ebu'd-Derda|Ben Resulullah (sav)'ın yanında oturuyordum. Derken, Ebu Bekr (ra) elbisesinin eteğini tutarak çıkageldi, öyle ki, dizleri açılmış durumdaydı. Aleyhissaldtu vesseldm (onu bu halde görür görmez): "Arkadaşınız biriyle çekişmiş olmalı!" buyurdular. Ebu Bekr selam verdi ve: "(Ey Allah'ın Resulü!) Benimle İbnu'l-Hattab arasında bir şey (tatsızlık) oldu. Üzerine yürüdüm, sonra da pişman oldum. Beni affetmesini taleb ettim, kabul etmedi. Bunun üzerine sana geldim!" dedi. Aleyhissalatu vesselam da: "Ey Ebu Bekr! Allah sana mağfiret etsin!" buyurdu ve bunu üç kere tekrar etti. Sonra da Ömer (ra), davranışından pişman oldu. Ebu Bekr (ra)'in evine gitti ve: "Ebu Bekr evde mi?" diye sordu. "Hayır!" cevabını alınca, o da doğru Aleyhissalatu vesselam'ın yanına geldi ve selam verdi. Aleyhissalatu vesselam'ın yüzü (öfkeden) renk renk olmaya başladı. Bu hal, Hz. Ebu Bekr (ra)'i korkuttu. Derhal diz çökerek: "Ey Allah'ın Resulü! Bu meselede (hata benim), ben zulmettim!" dedi. Aleyhissalatu vesselam (hepimize): "Allah beni size (peygamber olarak) gönderdi. Size tebliğ ettiğim zaman hepiniz bana: "Sen yalancısın" dediniz, Ebu Bekr ise: "Doğru söyledin" dedi ve bana canıyla, malıyla yardımcı oldu. Siz arkadaşımı bana bırakırsınız değil mi?" buyurdular ve iki veya üç kere, bu sözü tekrar ettiler. Ebu'd-Derda der ki: "Bundan sonra, (Rasulullah'ın hatırı için) Ebu Bekr'e hiç eziyet edilmedi." |Buhari, Fezailu'l-Ashab 5, Tefsir, A'raf 3|4383
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Hz. Ebu Bekr (ra)|buhari|İbnu Ömer|Resulullah (sav)'ın hastalığı şiddetlenince, kendisine cemaate namazı kimin kıldıracağı soruldu. "Ebu Bekr'e söyleyin, halka namazı o kıldırsın" buyurdular. Hz. Aişe (ra): "Ebu Bekr yufka yürekli bir kimsedir, senin yerinde namaza duracak olsa (dayanamayıp ağlar ve ağlamaktan halka kıraati duyuramaz, (namaz kıldırma işini) Ömer'e emretseniz!" dedi. Aleyhissalatu vesselam yine: "Ebu Bekr'e söyleyin, namazı kıldırsın" buyurdular. Hz. Aişe önceki sözünü tekrar etti. Aleyhissalatu vesselam: "Ona (Ebu Bekr'e) emredin, namazı kıldırsın" dedi ve: "Siz (kadınlar) kendi kafanıza göre düzende Hz. Yusuf'un kadın arkadaşları gibisiniz!" diye söylendi. |Buhari, Ezan 46|4384
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Hz. Ebu Bekr (ra)|buharimüslimnesai|Enes|Resulullah (sav)'ı vefata götüren hastalığı şiddetlendiği zaman, halka namazı Hz. Ebu Bekr (ra) kıldırıyordu. Pazartesi günü, cemaat saf olmuş halde namaza durduğu sırada Aleyhissalatu vesselam hücresinin perdesini açtı, ayakta olduğu halde bize bakıyordu. Yüzü sanki bir mushaf yaprağı gibi (uçuk) idi. Sonra tebessüm ederek güldü. Resulullah (sav)'ı (böyle) görmenin sevinciyle namazı bozayazdık. Hz. Ebu Bekr derhal safta namaz kılmak üzere geri çekildi. Resulullah (sav)'ın namaza geldiğini zannetmişti. Ancak (sav), bize işaret ederek namazı tamamlamamızı söyledi ve perdeyi indirdi. O gün vefat etti. |Buhari, Ezan 46, 94, Amel fı's-Salat 6, Megazi 83; Müslim, Salat 98; Nesai, Cenaiz 7, (7, 4)|4385
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Hz. Ebu Bekr (ra)|buhari|Urve|Abdullah İbnu Ömer'e, "müşriklerin Resulullah (sav)'a yaptıkları kötülüklerin en fenası hangisi idi?" diye sordum. Şunu anlattı: "Resulullah (sav) namaz kılarken Ukbe İbnu Ebi Mu'ayt'ın kendisine gelerek ridasını boynuna geçirip şiddetli şekilde boğduğunu gördüm. O sırada Ebu Bekr (ra) gelerek onu itti ve: "Sen, Rabbim Allah'dır dediği için mi bir adamı öldürmek istiyorsun? O size Rabbinizden açık hükümler getirdi!" dedi." |Buhari, Fezailu'l-Ashab 5, Menakibu'l-Ensar 29, Tefsir, Mü'min 1|4386
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Hz. Ebu Bekr (ra)|ebu davud|Süfyan|Süfyan-ı Sevri dedi ki : "Kim, Hz. Ali'nin imamete, Hz. Ebu Bekr ve Hz. Ömer'den daha çok hak sahibi olduğu kuruntusuna düşerse, Hz. Ebu Bekir'i, Hz. Ömer'i, Muhacirleri ve Ensarları toptan hatakarlıkla itham etmiş olur. Bu bozuk akidesiyle onun amelinin semaya yükseleceğini zannetmiyorum." |Ebu Davud, Sünnet 8, (4630)|4387
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Hz. Ömer (ra)|tirmizi|Cabir|Hz. Ömer (ra), Hz. Ebu Bekr'e: "(Ey Ebu Bekr!) Allah'ın Resulü Muhammed (sav)'den sonra insanların en hayırlısı" diye hitab etmişti. Hz. Ebu Bekr: "Sen böyle söylersen ben (de sana) Resulullah (sav)'dan işittiğimi söyleyeceğim. Demişti ki: "Güneş, Ömer'den daha hayırlı bir kimse üzerine doğup batmadı." |Tirmizi, Menakıb, (3685)|4388
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Hz. Ömer (ra)|tirmizi|İbnu Ömer|Resulullah (sav) şöyle dua etmişti: "Allahım, İslam'ı şu iki şahıstan sana en sevgili olanla aziz kıl: Ebu Cehil ile veya Ömer İbnu'l-Hattab ile. Bunlardan Allah'a daha sevgili olanı Ömer'dir." |Tirmizi, Menakıb, (3682)|4389
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Hz. Ömer (ra)|tirmiziebu davud|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah Teala Hazretleri, hakkı, Hz. Ömer'in diline ve kalbine koydu." İbnu Ömer der ki: "Halkın başına ne zaman bir iş gelse, (o hususta) Ömer bir şey demiş, halk da başka bir şey demiş ise mutlaka Ömer (ra)'in dediği üzere Kur'an'dan bir vahiy gelmiştir." |Tirmizi, Menakıb (3683); Ebu Davud, Harac 18, (2962)|4390
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Hz. Ömer (ra)|buhari|Salim|Salim, babasından (ra) naklediyor: "Dedi ki: "Ben Ömer (ra)'in bir şey için: "Zannederim ki bu şöyledir" deyip de dediği gibi olmadığını hiç görmedim. (Nitekim bir gün), Ömer otururken güzel bir adam yanmdan geçti. Ömer: "Zannımda yanıldım." Veya: "Bu adam cahiliye devrindeki dini üzere devam etmektedir." Veya: "Bu, cahiliyede kavminin kahiniydi!" dedi ve: "Şu adamı bana çağırın!" buyurdu. Adam çağırıldı. Ömer: "Zannımda yanıldım veya sen cahiliye devrindeki dinin üzeresin, veya cahiliyede sen onların kahini idin!" diyerek hakkındaki tereddütlerini dile getirdi. Adam: "Bu günkü gibi bir gün görmedim (yani bugün gördüğüm şeyi hiç görmedim). Bugün müslüman bir kimse (olmayacak şekilde) karşılandı" dedi. Hz. Ömer: "Sana yemin veriyorum, benim istediklerimi doğru olarak söyleyeceksin!" buyurdu. Adam: "Cahiliye devrinde ben onların kahinleri idim!" dedi. Ömer ona: "Dişi cinninin sana getirdiği haberlerin en acayibi hangisi idi?" dedi. Adam: "Bir gün ben çarşıda iken, bana dişi cin geldi. Ondaki korkuyu biliyorum. Dedi ki: "Sen cinni ve onun ye'sini ve başı üzerine devrilmesinden (yanı kulak hırsızlığından men olarak haber alamayışından) sonraki ümidsizliğini ve sırtlarına ince çullar konulmuş genç develerle yetişilip yakalamasını görmedin mi?" Ömer şöyle dedi: "Doğru söyledi. Ben onların putlarının dibinde uyurken, bir adam bir buzağı ile geldi ve kesti. O zaman ona birisi öyle bir bağırdı ki, bu kadar yüksek sesle bağıran birisini hiç işitmemiştim. Şöyle diyordu: "Ey celih (ey düşmanlığnı açığa vuran kimse)! Emrun necih (zafer bulmuş bir iş), reculün fasih (fasih konuşan bir adam) var. Senden başka ilah yoktur diyor!" Oradaki cemaaat o adama doğru sıçradılar. (Hz. Ömer devamla dedi ki): "Ben bunu görünce kendi kendime: "Ben bu işin arkasında ne olduğunu anlayıncaya kadar buradan ayrılmayacağım!" dedim. Sonra o zat yine bağırdı: "Ey celih, emrun necih, reculün asih (Ey düşmanlığını açığa vuran kimse! Muvaffak olacak bir iş, fasih konuşan bir adam (var!) Lailahe illallah! diyor!" Ben kalktım. Aradan çok geçmeden "Bir peygamber (çıktı)" dendi." |Buhari, Menakıbu'l-Ensar 35|4391
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Hz. Ömer (ra)|buharimüslim|Ömer|Üç şeyde Rabime muvafakat ettim: (Resulullah (sa'a): "Ey Allah'ın Resulü! Makam-ı İbrahim'de bir namaz yeri edinsen!" dedim, arkadan: "İbrahim'in makamını namazgah edinin" (Bakara 125) ayeti nazil oldu. "(Bir gün) "Ey Allah'ın Resulü! Huzurunuza iyiler de facirler de giriyor. Emretseniz de ümmühatu'l-mü'minin örtünseler!" dedim. Bunun üzerine hicab (örtünme) ayeti nazil oldu. Resulullah (sav)'ın hanımları kıskançlıkta birleştiler. Ben de: O sizi boşarsa Allah O'na sizden hayırlısını verir" demiştim, bunun üzerine şu ayet indi (Mealen): "Rabbi O'na sizden daha hayırlı olan, Allah'a teslim olmuş, iman etmiş, ibadet ve itaatte sebat eden, günahlarından tevbe eden, Allah'a kullukta bulunan, orucunu tutan hanımlar nasib eder ki, onlardan dul olanı da bakire olanı da bulunur" (Tahrim 5). |Buhari, Talak 32, Tefsir, Bakara 9, Ahzab 8, Tahrim 1; Müslim, Fezailu's-Sahabe 24 (2399)|4392
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Hz. Ömer (ra)|buharimüslimtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir çoban sürüsünü otlatırken, bir kurt koşarak gelip, sürüden bir koyun kapar. Çoban kurtun peşine düşer ve koyunu ondan kurtarır. Ancak kurt, çobana dönüp bakar ve: "Bu koyunlara yırtıcı gününde, onlara benden başka çobanın olmadığı günde kim bakacak?" der. Halk bunun üzerine: "Sübhanallah! Kurt konuşur mu?" diye hayrete düşerler. Resulullah (sav) (onların bu tereddütleri üzerine): "Buna ben inanıyorum, Ebu Bekr ve Ömer de inanıyor" der. Halbuki o sırada Ebu Bekr ve Ömer orada değillerdi. |Buhari, Fezailu'l-Ashab 8, Hars 4, Enbiya 50; Müslim, Fezailu's-Sahabe 13, (2388); Tirmizi, Menakıb, (3681, 3696)|4393
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Hz. Ömer (ra)|müslim|Ebu Hüreyre|Müslim'in bir rivayeti şöyledir: "Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir adam bir ineği sevkederken üzerine bindi. İnek adama bakıp dik geldi ve: "Ben bunun için yaratılmadım, ben ziraat için yaratıldım" dedi. Halk, hayret ve korku ile: "Sübhanallah, konuşan bir inek ha!" dediler. Resulullah (sav): "Ben (onun konuşmasına) inanıyorum. Ebu Bekr ve Ömer (ra) de inanıyorlar, buyurdular." |Müslim, Fezailu's-Sahabe 13, (2388)|4394
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Hz. Ömer (ra)|ebu davudtirmizi|Hudri|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Yüksek derece sahiplerini onların altında olanlar görür. Tıpkı sizin, semanın ufkunda doğan yıldızı görmeniz gibi. Ebu Bekr ve Ömer (ra) onlardandır (yüksek derece sahiplerindendir) ve daha da ileridirler." |Ebu Davud, Huruf ve'l-Kıraat, (3987); Tirmizi, Menakıb, (3659)|4395
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Hz. Ömer (ra)|tirmizi|Enes|Resulullah (sav) Hz. Ömer ve Hz. Ebu Bekr (ra) için: "Bu ikisi var ya, bunlar, öncekiler ve sonrakilerden cennetlik olan kühulün efendisidirler." |Tirmizi, Menakıb, (3366)|4396
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Hz. Ömer (ra)|tirmizi|Huzeyfe|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Benden sonra şu ikiye ihtida edin: Ebu Bekr ve Ömer (ra)." |Tirmizi, Menakıb, (3663, 3664)|4397
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Hz. Ömer (ra)|buhariebu davud|Muhammed İbnu'l'Hanefiyye|Babam (ra)'a dedim ki: "Babacığım, Resulullah (sav)'dan sonra insanların hangisi hayırlıdır?" "EbuBekr" dedi. "Sonra kim?" dedim. "Ömer!" dedi. Ben: "Sonra kim?" diye sormaya devam edip "Osman!" cevabını almaktan korktum da: "Sonra sen!" deyiverdim. Ama babam: "Ben mi? Ben sıradan bir müslümanım" dedi. |Buhari, Fezailu'l-Ashab 5; Ebu Davud, Sünnet 8, (4629)|4398
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Hz. Osman (ra)|müslim|Aişe|Hz.Ebu Bekr (ra), Resulullah (sav)'ın yanına girmek üzere izin istedi. Bu sırada Aleyhissalatu vesselam yatağı üzerinde yatmakta idi. Üzerinde benim bürgüm vardı. Resulullah halini bozmadan izin verdi. (Konuştular), meselelerini hallettiler. Hz. Ebu Bekr gitti. Bir müddet sonra Hz. Ömer girmek için izin istedi. Resulullah (sav) aynı halini hiç değiştirmeden ona da izin verdi. Ömer'in ihtiyacını da gördü. Sonra da gitti. Bir müddet sonra Osman izin istedi. Bu sefer (sav) yatağında doğrulup oturdu. Üstünü başını düzeltti. Bana da: "Elbiseni üzerine toplar emretti. Ve ona da girmesi için izin verdi. Onun da ihtiyacını gördü. Osman da gitti. O gidince ben dayanamayıp: "Ey Allah'ın Resulü! Ebu Bekir ve Ömer gelince istifini bozmadığın halde Osman gelince kendine çekidüzen verdin. Sebebi nedir?" diye sordum. Dedi ki: "Osman çok utangaç birisidir. Ben istifimi hiç bozmadan eski halimde iken içeri aldığım takdirde arzusunu açmadan gideceğinden korktum." [Bir rivayette: "Kendisinden meleklerin haya duydukları bir kimseden ben haya duymayayım mi?" demiştir.] |Müslim, Fezailu's-Sahabe 36, (4201)|4399
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Hz. Osman (ra)|buharitirmizi|Osman İbnu Abdillah İbnu Mevhib|Mısır ehlinden biri geldi, hacc yapmak istiyordu. Oturan bir grup gördü ve: "Bunlar da kim?" dedi. "Kureyşliler" denildi. "Aralarındaki yaşlı zat da kim?" dedi. "Abdullah İbnu Ömer (ra)" denildi. (Abdullah'a yaklaşarak) "Sana bir şey soracağım, bana ondan haber ver. Hz. Osman Uhud günü (savaş meydanından) kaçmış mıydı, biliyor musun?" diye sordu. O da: "Evet!" dedi. "Onun Bedir'de kaybolduğunu ve savaşta hazır bulunmadığını da biliyor musun?" diye sordu. "Evet!" dedi. Adam bu cevap üzerine: "Allahuekber!" deyip döndü. Abdullah İbnu Ömer (ra): "Gel!" dedi, sana açıklayayım: "Uhud'daki firarına gelince: " şehadet ederim ki, Allah onu affetti, mağfirette bulundu. Nitekim Allah Teala Hazretleri, haklarında şu ayeti indirdi: "Muhakkak ki iki ordunun karşılaştığı günde içinizden geri dönen kimseleri, Resulullah'ın emrine muhalefet gibi hareketleriyle kazandıkları bazı günahlar yüzünden şeytan kaydırmak istedi. Fakat gerçekten Allah onların günahlarını bağışladı..." (Al-i İmran 155). Bedir'deki kayboluşuna gelince: Onun nikahı altında Resulullah (sav)'ın kerimeleri Rukiyye (ra) vardı ve hasta idi. Aleyhisaalatu vesselam kendisine: "Rukiyye ile kal. Sana Bedr'e katılan bir kimsenin sevabı ve (ganimetten alacağı) pay var" buyurdu. (O da bu istek üzerine kaldı). Bey'atu'r-Rıdvan'daki kayboluşuna gelince: Eğer Batn-ı Mekke'de ondan daha aziz biri olsaydı, (Resulullah), yerine onu gönderecekti. Aleyhissalatu vesselam, Mekke'ye onu gönderdi. Bey'atu'r-Rıdvan, Osman (ra) Mekke'ye gittikten sonra akdedildi. Resulullah (sav), Bey'at akdi sırasında sağ elini sol eli üzerine koyarak: "Bu da Osman yerine!" buyurdular. Resulullah (sav)'ın sol elinin Osman için hayrı, onların sağ elinin, kendileri için olan hayrından fazla idi. Sonra İbnu Ömer (ra), adama: "Haydi şimdi bu (anlattıklarımı) beraberinde götür!" dedi. |Buhari, Fezailu'l-Ashab 7, Humus 14, Megazi 19; Tirmizi, Menakıb, (3709)|4400
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Hz. Osman (ra)|tirmizi|Abdurrahman İbnu Semüre|Hz. Osman (ra) Resulullah (sav)'a ceyşü'l-Usre'yi (Tebük'e gidecek orduya) teçhiz ettiği sırada bin dinar getirdi ve Resulullah'ın kucağına döktü. Aleyhissalatu vesselam, parayı kucağında (eliyle karıştırıp) altüst etti ve şöyle dedi: "Bugünden sonra Osman'a, (her ne) yapsa zarar vermeyecektir." ve bu sözü iki sefer tekrar etti. |Tirmizi, Menakıb, (3702)|4401
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Hz. Osman (ra)|tirmizi|Abdurrahman İbnu Habbab|Resulullah (sav) ceyşül-Usre'yi teçhiz ederken şahid oldum. Osman İbnu Affan (ra) kalktı ve: "Ey Allah'ın Resulü!" dedi, "yüz deve çuluyla, semeriyle Allah rızası için (bağış olarak) bendendir!" Resulullah (sav) ordu için bağış, yapmaya tekrar teşvikte bulundu. Osman yine kalkıp: "Ey Allah'ın Resulü! Çuluyla, semeriyle ikiyüz deve Allah rızası için bendendir!" dedi. Sonra Resulullah (sav) ordu için bağışta bulunmaya yine teşvikte bulundu. Osman tekrar kalktı ve: "Ey Allah'ın Resulü!" dedi. "Benden üçyüz deve çuluyla, semeriyle Allah rızası için bağışımdır!" Abdurrahman der ki: "Resulullah (sav)'ı minberden inerken gördüm, hem iniyor, hem de: "Bu hayırdan sonra, Osman'ın yapacağı (kötü amel) aleyhine olmaz!" diyordu. |Tirmizi, Menakıb, (3701)|4402
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Hz. Ali (ra)|tirmizi|Enes İbnu Malik|Resulullah (sav) pazartesi günü gönderildi. Hz. Ali (ra) da salı günü namaz kıldı. |Tirmizi, Menakıb, (3730)|4403
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Hz. Ali (ra)|tirmizi|İbnu Ömer|Resulullah (sav) Ashabının arasını kardeşlemişti. Hz. Ali (ra) yanına geldi ve: "Ashabmızın arasını birbirleriyle kardeşlediniz, ama beni kimseyle kardeşlemediniz!" dedi. Bunun üzerine (sav): "Sen dünyada da ahirette de benim kardeşimsin" buyudular. |Tirmizi, Menakıb, (3722)|4404
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Hz. Ali (ra)|tirmizi|Zeyd İbnu Erkam|Resulullah (sav) şöyle buyurdular: "Ben kimin dostu (mevlası) isem, Ali de onun dostudur." |Tirmizi, Menakıb, (3714)|4405
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Hz. Ali (ra)|buharimüslimtirmizi|Sa'd İbnu Ebi Vakkas|Resulullah (sav) Tebük seferine çıkınca Hz. Ali'yi geride (Medine'de) bırakmıştı. "Ey Allah'ın Resulü, siz beni çocukların ve kadınların arasında mı bırakıyorsunuz?" dedi (kalmak istemedi). Bunun üzerine Resulullah (sav): "Sen, Hz. Harun'un Hz. Musa yanında aldığı yeri, benim yanımda almaktan razı değil misin? Şu farkla ki benden sonra peygamber yok!" buyurdular. |Buhari, Megazi 78, Fezailu'l-Ashab 9; Müslim, Fezailu'l-Ashab, 31, (2404); Tirmizi, Menakıb, (3731)|4406
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Hz. Ali (ra)|müslimtirmizi||Müslim ve Tirmizi'nin bir rivayetinde şöyle gelmiştir: "Resulullah (sav) Hayber günü buyurdular ki: "Yarın sancağı öyle bir kimseye vereceğim ki, O, Allah'ı ve Resulünü sever, Allah ve Resulü de onu sever." Ravi devamla der ki: "Bu söz üzerine (beni mi seçer ümidiyle, Resulullah (sav)'a görünmek için) boyunlarını uzattılar. Ama o: "Bana Ali (ra)'yi çağırın!" buyurdular. Ali getirildi ama gözlerinden rahatsız idi. Hemen gözlerine tükürdü ve sancağı ona verdi. Allah Teala Hazretleri onun eliyle fethi müyesser kıldı." Ravi devamla der ki: Şu ayet indiği zaman "Gelin, oğullarınızı ve oğullarımızı çağıralım..." (Al-i İmran 61) Resulullah (sav) hemen Ali'yi, Fatıma'yı, Hasan ve Hüseyin'i (ra) çağırdı ve: "Allahım, bunlar benim ailemdir" buyurdu. |Müslim, Fezailu'l-Ashab 32, (2404); Tirmizi, Menakıb, (3726)|4407
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Hz. Ali (ra)|müslimtirmizinesai|Zirr İbnu Hubeyş|Hz. Ali (ra)'nin şöyle söylediğini işittim. "Daneyi açan, canlılan yaratan Zat-ı Zülcelal'e yeminle söylüyorum: Ümmi peygamberim (sav), bana şu hususu garantiledi: "Beni mü'min olan sevecek, münafık olan da bana buğzedecektir." |Müslim, İman 131, (78); Tirmizi, Menakıb, (3737); Nesai, İman 20, (8,117)|4408
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Hz. Ali (ra)|tirmizi|Cabir|Resulullah (sav) Taif günü Hz. Ali (ra)'ı çağırdı ve onunla hususi konuşma yaptı. (Bu görüşme o kadar uzadı ki) halk: "Resulullah (sav) amcasının oğluyla görüşmesini uzattı" dedi. (Resulullah bunu işitince): "Onunla hususi görüşmeyi ben (kendi arzumla) yapmadım. Allah(ın arzusu ve emri ile Resulü) yaptı" açıklamasmda bulundu. |Tirmizi, Menakıb, (3728)|4409
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Hz. Ali (ra)|tirmizi|Enes|Resulullah (sav) Beraet (Tevbe) süresini, (Arafat'ta haçlılara tebliğ edilmek üzere) Hz. Ebu Bekir (ra)'i göndermişti. Sonra onu çağırarak: "Bunun, ehlimden olmayan bir kimse ile tebliğ edilmesi muvafık değil!" buyurdu. Hz. Ali (ra)'yi çağırarak sureyi, (Arafat'ta okuması için) ona verdi. |Tirmizi, Tefsir, Tevbe, (3089)|4410
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Talha İbnu Ubeydullah (ra)|tirmizi|Cabir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Yeryüzünde (iki ayak üzerinde) yürüyen bir şehid görmek isteyen Talha İbnu Ubeydullah (ra)'a baksın." |Tirmizi, Menakıb|4411
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Talha İbnu Ubeydullah (ra)|tirmizi|Kays İbnu Ebi Hazım|Ben Talha İbnu Ubeydullah (ra)'ın, Uhud'da Resulullah (sav)'ı himaye ettiği elini kurumuş gördüm. |Tirmizi, Fezailu'l-Ashab 14|4412
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Zübeyr İbnu'l-Avvam (ra)|buharimüslimtirmizi|Cabir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Her peygamberin bir havarisi vardır. Benim havarim ise Zübeyr İbnu'l-Avvam'dır (ra)." |Buhari, Fezailu Ashab 13, Cihad 40, 41, 135, Megazi 29, Haber-i Vahid 2; Müslim, Fezailu's-Sahabe 48, (2415); Tirmizi, Menakıb, (3746)|4413
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Sa'd İbnu Ebi Vakkas (ra)|buharimüslimtirmizi|Ali|Resulullah (sav)'ın Sa'd (ra)'dan başka kimseye "Annem babam sana feda olsun" dediğini işitmedim, Uhud Savaşında: "Ey Sa'd (okunu) at! Annem ve babam sana feda olsun!" dediğini duydum. |Buhari, Megazi 18, Cihad 80, Edeb 103; Müslim, Fezailu's-Sahabe 41, (2411); Tirmizi, Menakıb, (3756)|4414
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Said İbnu Zeyd (ra)|buhari|Kays İbnu Hazım|Said İbnu Zeyd (ra)'i dinledim, diyordu ki: "Vallahi ben şu halimi hatırlıyorum: "Allah'a yemin olsun, Ömer İslam'a girmezden önce, beni ve kızkardeşini müslüman olduk diye bağlamıştı. Eğer Osman'a yaptığınız (öldürme işin)den dolayı Uhud dağı yerinden gitse, gitmede haklı idi." |Buhari, Menakıbu'l-Ensar 34, 35, İkah 1|4415
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Abdurrahman İbnu Avf (ra)|tirmizi|Aişe|Resulullah (sav) (bir gün) hanımlarına: "Ölümümden sonra beni üzecek şeylerden biri de sizin meselenizdir. Size ancak sıddık (Hz. Aişe der ki yani mutasaddık) ve sabırlılar tahammül edebilir" der. Hz. Aişe devamla, Ebu Seleme İbnu Abdirrahman'a dedi ki: "Allah senin babana cennetin selsebil çeşmesinden içirsin." İbnu Avf, Ümmühatu'l-mü'minin'e tasadduk edenlerdendi, kırkbin dirheme satılan bir bahçe tasadduk etmiş idi. |Tirmizi, Menakıb, (3760)|4416
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Ebu Ubeyde İbnu'l-Cerrah (ra)|buharimüslim|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Her ümmetin bir emini vardır. Bizim eminimiz, ey ümmet, Ebu Ubeyde İbnu'l-Cerrah (ra)'tır." |Buhari, Fezailu'l-Ashab 21, Megazi 72; Müslim, Fezailu'l-Ashab 53, 54 (2419)|4417
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Ebu Ubeyde İbnu'l-Cerrah (ra)|buhari|Enes|Yemenliler (sav)'a gelerek: "Bizimle birlikte birisini gönder de bize sünneti ve islam'ı öğretsin!" dediler. Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam Ebu Ubeyde İbnu'l-Cerrah (ra)'ın elinden tutup: "İşte bu, ümmetin eminidir" buyurdu. |Buhari, Fezailu'l-Ashab 21, Megazi 72; Müslim, Fezailu'l-Ashab 53, 54 (2419)|4418
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Abbas İbnu Abdulmuttalib (ra)|tirmizi|Ali|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim amcama eziyet verirse mutlaka bana eziyet vermiştir. Şurası muhakak ki, kişinin amcası babası yerindedir." |Tirmizi, Menakıb, 3764)|4419
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Abbas İbnu Abdulmuttalib (ra)|tirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sav) Abbas (ra)'a dedi ki: "Ey amcam, pazartesi sabahı bana sen ve oğlun beraber gelin size dua edivereyim. Allah bu dua bereketine, sana da oğluna da hayırlar halketsin!" İbnu Abbas devamla der ki: "Abbas gitti, biz de beraberinde gittik. (Resulullah) hepimize bir kısa örttü; sonra da şöyle dua buyurdu: "Allahım! Abbas'ı ve oğlunu mağfiretine erdir, öyle bir mağfiret ki zahiri batıni bütün günahlarına ulaşıp temizlesin, hiçbir günah hariç kalmasın. Allahım, ona çocuğu sebebiyle ikram et." [Rezin bir rivayette şu ziyadeyi kaydetti: "Hilafeti onun neslinde baki kıl."] |Tirmizi, Menakıb, (3766)|4420
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Abbas İbnu Abdulmuttalib (ra)|tirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Horasan'dan siyah bayraklar çıkacak. Bu bayrakları hiçbir şey geri çeviremeyecek ve mutlaka İlya'ya (Kudüs şehrine) dikilecek." |Tirmizi, Fiten 79, (2270)|4421
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Cafer İbnu Ebi Talib (ra)|tirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Caferi gördüm, cennette meleklerle birlikte uçuyorduk." |Tirmizi, Menakıb, (3767)|4422
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Cafer İbnu Ebi Talib (ra)|buharitirmizi|Ebu Hüreyre|Açlıktan karnımı yere yapıştırdığım, yönlerini dönüp de halimi onlarla da yiyecek ikram ederler umuduyla bildiğim ayetleri bana okumalarını taleb ettiğim zamanlar olurdu. Faklriere en çok hayrı dokunan kimse Ca'fer İbnu Ebi Talib idi. Gerçekten (söylediğim durumlarda) o bizimle ilgilenir, evinde ne varsa ondan bize ikram ederdi. Öyle ki, bazan içi tamamen boşalmış olan yağ kilesini bize çıkarıp açıverir, biz de onun içinde kalan (bulaşığın)ı yalanırdık. |Buhari, Fezailu'l-Ashab 10; Tirmizi, Menakıb, (3770)|4423
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Cafer İbnu Ebi Talib (ra)|buharimüslimtirmizi|Bera|Resulullah (sav), Cafer İbnu Ebi Talib (ra)'e dedi ki: "Sen bana hem huy ve hem de yaratılış yönüyle benziyorsun." |Buhari, Megazi 43; Müslim, Cihad 90, (1783); Tirmizi, Menakıb, (3769)|4424
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Hasan Ve Huseyin (ra)|buharimüslimtirmizi|Bera|Resulullah (sav)'ı gördüm. Hz. Hasan'ı omuzunda taşıyor ve de: "Allahım, ben bunu seviyorum, onu sen de sev" diyordu. |Buhari, Fezailu'l-Aahab 22; Müslim, Fezailu's-Sahabe 58, 59, (2422); Tirmizi, Menakıb, (3784)|4425
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Hasan Ve Huseyin (ra)|tirmizi|Bera|Tirmizî'nin bir rivayetinde şöyle gelmiştir: "Resulullah (sav) Hz. Hasan ve Hüseyin'e bakıp: "Allahım, ben bunları seviyorum, sen de sev!" buyurdu. |Tirmizi, Menakıb, (3784)|4426
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Hasan Ve Huseyin (ra)|buhari|Ukbe İbnu'l-Haris|Hz. Ebu Bekr (ra) (bir gün) ikindi namazını kıldı, sonra beraberinde Hz. Ali (ra) olduğu halde yürümeye başladı. Yolda Hz. Hasan'ı çocuklarla oynuyor gördü. Omuzuna alıp: "Babam feda olsun! Ali'ye değil, Resulullah'a benziyor!" buyurdu. Hz. Ali de gülüyordu. |Buhari, Fezailu'l-Ashab 22|4427
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Hasan Ve Huseyin (ra)|tirmizi|Enes|Resulullah (sav)'a "Ehl-i Beyt'inden hangisini en çok seviyorsun?" diye sorulmuştu. "Hasan ve Hüseyin!" diye cevap verdi. Hz. Fatıma (ra)'ya: "Benim oğullarımı bana çağır!" emreder, onları getirtip koklar, kucaklardı. |Tirmizi, Menakıb, (3774)|4428
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Hasan Ve Huseyin (ra)|tirmiziibnu mace|Ya'la İbnu Mürre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Hüseyin bendendir ben de Hüseyin'denim. Allah Hüseyin'i seveni sever. Hüseyin esbat'tan biridir." |Tirmizi, Menakıb, (3777); İbnu Mace, Mukaddime, (144)|4429
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Hasan Ve Huseyin (ra)|tirmizi|Ebu Said|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Hasan ve Hüseyin, cennet ehlinin iki gencidir." |Tirmizi, Menakıb, (3778)|4430
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Hasan Ve Huseyin (ra)|nesai|Abdullah İbnu Şeddad|Abdullah İbnu Şeddad, babasından (ra) naklediyor. Der ki: "Resulullah (sav) iki akşam namazının (yani akşam ve yatsının) birinde yanımıza geldi. Hasan veya Hüseyin'den birini taşıyordu. Resulullah (sav) öne geçip çocuğu yere bıraktı. Sonra tekbir getirip namaza durdu. Sonra namaz sırasında uzunca bir secde yaptı." Babam devamla dedi: "(Secde çok uzadığı için) başımı kaldırıp baktım. Bir de ne göreyim! Secdede olan Resulullah'ın sırtına çocuk binmiş duruyor. Ben hemen secdeme döndüm. Namaz bitince, Resulullah (sav)'a cemaatten: "Ey Allah'ın Resulü! Namaz sırasında öyle uzun bir secde yaptınız ki, bir hadise meydana geldi zannettik veya sana vahiy indi zannettik!" diye soranlar oldu. "Hayır!" dedi, "bunlardan hiçbiri olmadı. Velakin, oğlum sırtıma bindi. Ben, acele edip hevesi geçmeden sırtımdan indirmeyi uygun bulmadım (kendisi ininceye kadar bekledim). |Nesai, İftitah 83, (2, 229, 230)|4431
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Hasan Ve Huseyin (ra)|tirmizi|Ensardan Selma|Ümmü Sele'nin yanına girdim, ağlıyordu. "Niye ağlıyorsun!" diye sordum. Bana şu cevabı verdi. "Şimdi Resulullah (sav)'ı rüyamda gördüm. Başında ve sakallarında toprak vardı. "Neyiniz var, ey Allah'ın Resulü?" dedim, "Az önce Hüseyin'in öldürüldügüne şahid oldum" buyurdu." |Tirmizi, Menakıb, (3774)|4432
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Hasan Ve Huseyin (ra)|buharitirmizi|Enes|Ubeydullah İbnu Ziyad'a Hz. Hüseyin (ra)'in başı getirildi. Elindeki çubuğun ucuyla burnuna dürtüyor ve: "Bu kadar güzelini de hiç görmedim!" diyordu. Ben de: "O, (Al-i Beyt arasında) Resulullah (sav)'a en çok benzeyeni idi" dedim. |Buhari, Fezailu'l-Ashab 22; Tirmizi, Menakıb, (3780)|4433
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Hasan Ve Huseyin (ra)|tirmizi|Ammar İbnu Umayr|Ubeydullah İbnu Ziyad ve arkadaşlarının kellesi geldikçe Kufe'nin Rahabe mahallesinin mescidinde üst üste dizildi. (Seyirci kalabalığı) ben de yaklaştım. "Geldi! Geldi!" diyorlardı. (Ne idi bu gelen? Merak edip daha da yaklaştım). Meğerse bir yılanmış. (Nerden geldiyse) gelmiş, kelleler arasına girip (kayboluyor, tekrar) çıkıyordu. Derken Ubeydullah İbnu Ziyad'ın burun deliğine girdi ve orada bir müddet kaldı. Sonra çıkıp gitti ve kayboldu. Biraz sonra kalabalık tekrar bağırmay a başladı. "Yine geldi! Yine geldi!" Bu hal iki veya üç kere tekerrür etti. |Tirmizi, Menakıb, (3782)|4434
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Zeyd İbnu Harise Ve Oğlu (ra)|buharimüslimtirmizi|İbnu Ömer|Resulullah (sav) askeri bir sefere hazırlamış, askerlerin başına da Üsame İbnu Zeyd'i komutan yapmıştı. (Üsame siyahi bir azadlının oğlu olması hasebiyle) onun komutanlığından memnun kalmayan bazı kimseler dedikodu yaptılar. (Söylenen yersiz sözler kulağına ulaşmış olan) Resulullah (sav): "Onun komutanlığı hususunda dedikodu yapan sizler, aynı dedikoduyu daha önce babasının komutanlığı için de yapmıştınız, Allah'a yemin olsun! O komutanlığa layık idi. Ve o, bana, insanların en sevgililerindendi. Bu da, bana ondan sonra insanların en sevgili olanlarındandır" buyurdu. |Buhari, Fezailu'l-Ashab 17, Megazi 42, 87, Eyman 2, Ahkam 33; Müslim, Fezailu's-Sahabe 63, (2426); Tirmizi, Menakıb, (3819)|4435
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Zeyd İbnu Harise Ve Oğlu (ra)|tirmizi|İbnu Ömer|Ömer, Üsame İbnu Zeyd'e (fey'den) üçbinbeşyüz (dirhemlik) pay ayırmıştı. Bana ise üçbin (dirhemlik) pay verdi. "Niye Üsame'yi benden üstün tuttun? Vallahi hiçbir savaşta benden ileri geçmiş değil (yani ben de onun katıldığı her savaşa katıldım) dedim. Bana şu cevabı verdi: "Ey oğulcuğum! Zeyd (ra), Resulullah (sav) nezdinde babandan daha sevgili idi. Üsame (ra) da Resulullah (sav)'a senden daha sevgilidir. Ben Resulullah (sav)'ın sevgisini kendi sevgime tercih ettim." |Tirmizi, Menakıb, (3815)|4436
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Ammar İbnu Yasir (ra)|tirmizi|Ali|Ammar (ra), Resulullah (sav)'ın yanına girmek için izin istedi. "Ona müsaade edin, girsin!" buyurdular. Ammar girince de: "Tayyib ve mutayyeb Ammar'a merhaba!" diyerek selamladılar. |Tirmizi, Menakıb, (3799)|4437
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Ammar İbnu Yasir (ra)|buhari|İkrime|İbnu Abbas (ra), bana ve oğlu Ali'ye: "Ebu Said'e gidin, onun rivayet ettiği hadisi dinleyin!" dedi. Biz de gittik. Onu, bakımını yapmakta olduğu bir bahçede bulduk. (Bizi görünce) ridasını alıp sarındı. Sonra bize (en baştan) anlatmaya koyularak, mescidin inşaasını zikretmeye kadar geldi ve: "Biz kerpiçleri tane tane taşıyorduk. Ammar (ra) ise (biri kendi, biri de Resulullah adına) ikişer ikişer taşıyordu. Resulllah (sav) onu gördü. Üzerindeki toprakları çırpmaya başladı ve: "Vay Ammar. Onu baği (asi) bir grup öldürecek. Bu, onları cennete çağırır, onlar da bunu ateşe çağırır!" buyurdu." [Buhari'nin rivayetinde "Onu bagi bir grup öldürecek" ibaresi mevcut değildi. Bu ibare Ebu Bekr el-Berkani ve el-İsmaili'nin rivayetinde mevcuttur.] |Buhari, Salat 63, Cihad 17|4438
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Ammar İbnu Yasir (ra)|tirmizi|Aişe|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ammar hangi meselede muhayyer bırakılmışsa mutlaka en doğrusunu seçmiştir." |Tirmizi, Menakıb, (3800)|4439
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Ammar İbnu Yasir (ra)|nesai|Amr İbnu Şurahbil|Amr İbnu Şurahbil, Resulullah'ın ashabından bir kişiden naklediyor: "Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ammar takırdaklarına kadar iman doldurulmuştur." |Nesai, İman 17, (8, 111)|4440
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Abdullah İbnu Mes'ud (ra)|buharitirmizi|Abdurrahman İbnu Yezid|Huzeyfe (ra)'ye, "içiyle dışıyla, hal ve hareketleriyle Resulullah (sav)'a en çok benzeyen şahıs kimse, onu bize söyle de kendisinden hadis dinleyelim" diye sordum. Bize şu cevabı verdi: "Biz içiyle dışıyla, hal ve hareketleriyle, evinin duvarlarıyla gizleninceye kadar Resulullah'a en çok benzeyen, İbnu Mes'ud (ra)'dan başka birisini tanımıyoruz." |Buhari, Fezailu'l-Ashab 27, Edeb 70; Tirmizi, Menakıb, (3809)|4441
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Abdullah İbnu Mes'ud (ra)|buharimüslimnesai|Mesruk ve Şakik|Abdullah İbnu Mes'ud (ra) dedi ki: "Kenisinden başka ilah olmayan Zat-ı Zülcelal'e yemin olsun, Kur'an'dan nazil olan her bir surenin nerede indiğini, her bir ayetin de ne sebeple indiğini mutlaka biliyorum. Eğer bilsem ki, bir kimse Kitabullah'ı benden daha iyi bilmektedir ve ona da deve ulaşabilmektedir, mutlaka binip giderim." |Buhari, Fezailu'l-Kur'an 8; Müslim, Fezailu's-Sahabe 114, (2462); Nesai, Zinet 10, (8, 134)|4442
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Abdullah İbnu Mes'ud (ra)|buharimüslimtirmizi|Ebu Musa|Yemen'den ben ve kardeşim beraber (Medine'ye) geldik. Bir müdet kaldık. Bu esnada İbnu Mes'ud ve annesini, Resulullah (sav)'ın yanına çok girip çıkmaları ve beraberliklerinin fazlalığı sebebiyle Resulullah (sav)'ın aile efradından olduklarına hükmetmiştik." |Buhari, Fezailu'l-Ashab 27, Megazi 74; Müslim, Fezailu's-Sahabe 110, (2460); Tirmizi, Menakıb, (3808)|4443
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Abdullah İbnu Mes'ud (ra)|müslimtirmizi|İbnu Mes'ud|Şu ayet indiği zaman (mealen): "İman edip güzel işler yapanlar, haramdan sakınıp iman ederek güzel işler yaptıkları, sonra yine haramdan kaçınmaya devam edip imanlarında sebat ettikleri, sonra da takvayı kalplerinde iyice kökleştirip iyilikte bulundukları takdirde, onların, haram şeyleri, henüz haram kılınmazdan önce tatmış olmalarından dolayı üzerlerine bir günah yoktur. Zira Allah iyilik yapanları ve iyi kullukta bulunanları sever" (Maide 93) Resulullah (sav) bana: "Sen bunlardan birisin" buyurdu. |Müslim, Fezailu's-Sahabe 109, (2459); Tirmizi, Tefsir, Maide, (3056)|4444
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Ebu Zerr El-Gıfari (ra)|müslim|Ebu Zerr|Hz. Ebu Zerr (ra), "Resulullah (sav) ile karşılaşmazdan önce üç yıl ibadet ettim" demişti. Kendisine: "(Bu ibadeti) kimin için yaptın?" diye sordular. "Allah için!" cevabını verdi. Tekrar: "Pekiyi nereye yönelerek yaptın?" denildi. "Rabbim beni nereye yöneltmiş idiyse oraya!" dedi ve açıklamaya devam etti: "Akşam vakti namaza başlıyor, gecenin sonuna kadar devam ediyordum. O zaman kendimi bir örtü gibi atıyor, güneş tepeme yükselinceye kadar öyle kalıyordum. (Bir gün kardeşim) Üneys bana: "Benim Mekke'de görülecek bir işim var. Sen bana baş-göz ol (eksikliğimi duyurma) dedi ve Mekke'ye gitti. Oraya varınca bana dönmekte gecikti. Nihayet geldi. "Ne yaptın?" dedim. "Mekke'de bir adama rastladım, senin (gibi farklı bir) din üzerine yaşıyor. Ancak O, kendisini Allah Teala'nın gönderdiğini zannediyor" dedi. "Halk ne diyor?" diye sordum. "Halk mı? Halk O'na şair diyor, kahin diyor, sahir (sihirbaz) diyor!" dedi. Esasen Üneys şairlerden biriydi. Tekrar sordum: "Pekala sen ne diyorsun?" "Ben" dedi, "kahinlerin sözünü işittim, bilirim. Onun ki kahin sözü değil. Onun söylediklerini şiir çeşitlerine tatbik ettim. Hiçbirine uygun gelmiyor. Benden sonra kimse O'na şiir diyemez. Vallahi O doğru sözlüdür, kahinler ise hep yalancıdırlar!" dedi. Bu açıklama üzerine ben ona: "Öyleyse benim işlerime de sen baş-göz ol, bir de ben gidip göreyim!" dedim. Ebu Zerr, gerisini şöyle anlatır: "Mekke'ye geldim. Halktan zayıf bir adam buldum. Ona: "Şu Sabii (sapık) dediğiniz adam nerede?" diye sormuştum. Adam, beni göstererek: "Burada bir sabii var! Burada bir sabii var!" diye bağırmaya başladı. Derken vadi halkı kesek ve kemiklerle üzerime hücum etti. Bayılarak yığılmış kalmışım. Kendime gelip kalktığım zaman kırmızı bir dikili taş gibiydim. Zemzem'e kadar gittim. Kanlarımı yıkadım, suyundan biraz içtim. Böylece otuz gün, gece ile gündüz arası kaldım. Bu esnada zemzem suyundan başka hiçbir taam almadım. Buna rağmen şişmanladım ve karnımın kavrımları arttı. Ciğerimde açlık hissi duymadım. Mekkeliler, ay ışığı olan bir gecede uyurken Beytullah'ı tavaf eden yoktu. Onlardan sadece iki kadar, İsaf ve Naile (adındaki putlarına) dua ediyordu. Tavafları sırasında bana kadar geldiler. (Dayanamayıp): "Onları birbirlerine nikahlayıverin bari!" dedim. Onlar dualarından vazgeçmeyip, tavaflarını yaparken yanıma kadar geldiler. Bu sefer: "Onlar(a niye tapıyorsunuz)? Odundan farkları ne?" dedim. Kadınlar: "(İmdat!) burada bir adam yok mu?" diye velvele kopararak gittiler. Tam o sırada kadınları Resulullah (sav) ve Ebu Bekr (ra), tepeden inerlerken karşılayıp: "(Niye bağırdınız) başınıza ne geldi?" derler. Kadınlar (onları daha tanımadan): "Ka'be ile örtüsü arasında bir sabii (sapık) var!" derler. Onlar sorarlar: "Size ne dedi?" "Bize ağzı dolduran (ağza alınmaz) sözler söyledi" derler. Derken Resululah (sav) geldi, Haceru'l-Esved'e istilamda bulundu, arkadaşıyla birlikte Beytullah'ı tavaf etti. Sonra namaz kıldı. Namazını bitirince, -Ebu Zerr der ki: "Aleyhissalatu vesselam'ı islam selamı ile ilk selamlayan ben oldum.- "Esselamu aleyke ya Resulullah. (Ey Allah'ın Resulü! Selam üzerine olsun)!" dedim. Bana: "Ve aleyke ve Rahmetullah. (Selam senin üzerine olsun, Allah'ın rahmeti de)!" diye mukabele etti. Sonra: "Sen kimlerdensin?" diye sordu. "Gıfar'danım!" dedim. Bunun üzerine eliyle eğilerek parmaklarını alnına koydu, içimdem: "Galiba kendimi Gıfar'a nisbet etmemden hoşlanmadı" dedim. Elinden tutmak üzere ilerledim. Fakat arkadaşı bana mani oldu. Onu benden iyi biliyordu. Sonra başını kaldırıp sordu: "Buraya ne zaman geldin? "Otuz gündür burdayım!" dedim. "Sana kim yiyecek verdi?" dedi. "Zemzen suyundan başka bir yiyeceğim olmadı. Şişmanladım bile. Öyle ki karnımın kıvrımları arttı. Ciğerimden açlık hissi de duymadım!" dedim. "Zemzem suyu mübarektir. O hakikaten besleyici bir gıdadır!" buyurdu. Hz. Ebu Bekr (ra): "Ey Allah'ın Resulü! Bana müsaade et, bu geceki yiyeceğini ben ikram edeyim!" dedi. Resulullah (sav) ve Ebu Bekr (ra) gittiler, onlarla ben de gittim. Ebu Bekr bir kapı açtı. Taif kuru üzümünden benim için bir avuç çıkarmaya başladı. Bu, Mekke'de yediğim ilk yemekti. Orada kaldığım kadar kaldım. Sonra Resulullah'a geldim. Bana dedi ki: "Ben hurmalıklı bir yere sevkedileceğim. Burasının Yesrib olduğu kanaatindeyim. Sen kavmine benden mesaj götür. Umarım, sayende Allah onları hayırla menfaatlendirecek ve onlar sebebiyle de sana sevap verecek." Bundan sonra ben kardeşim Üneys'e geldim. Bana: "Ne yaptın?" diye sordu. Ben: "Müslüman oldum ve (Muhammed'in hak bir peygamber olduğunu) tasdik ettim" dedim. "Ben senin dinine karşı değilim. Ben de müslüman oldum ve tasdik ettim" dedi. Sonra kalkıp annemize geldik. (Durumu anlattık). O da bize: "Ben sizin dininize karşı değilim. Ben de müslüman oldum ve tasdik ettim!" dedi. Sonra kalkıp hayvanlarımıza binip kavmimiz Gıfar'a geldik. Resulullah (sav)'ın mesajını getirdik, ilk anda yarısı müslüman oldu. Eyma İbnu Rahza el-Gıfari müslüman olanların imamlığını yürütüyordu, bu onların efendisi idi. Diğer (müslüman olmayan) yarı: "Resulullah (sav) Medine'ye gelince müslüman oluruz!" dediler. Derken (sav) Medine'ye geldi. O geri kalan yarı da müslüman oldu. Bir müddet sonra Eşlem kabilesi de gelerek: "Ey Allah'ın Resulü! (Gıfarlılar) bizim kardeşlerimizdir. Onların müslüman oldukları şey üzere biz de müslüman oluyoruz!" dediler ve onlar da müslüman oldular. Resulullah (sav): "Gıfar'a Allah mağfiretini bol kılsın. Eşlem'i de Allah selamete kavuştursun!" diyerek o iki kabileden memnuniyetini ifade buyurdular." [Metin Müslim'in metnidir.] |Müslim, Fezailu's-Sahabe 132, (2473)|4445
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Ebu Zerr El-Gıfari (ra)|buhari|Ebu Zerr|Ebu Zerr'in Buhari'de gelen bir rivayetinde şöyle denmiştir: "Resulullah (sav)'ın bi'set (peygamber olarak gönderildi) haberi Ebu Zerr (ra)'e ulaşınca, kardeşi (Üneys')e: "Devene bin! Şu vadiye (Mekke'ye) git! Kendisini peygamber zanneden ve semadan haber geldiğini söyleyen şu adam hakkında bana bilgi edin, sözlerini dinle ve bana getir!" dedi. Kardeşi gidip, Mekke'ye vardı. Onun sözlerinden dinledi. Sonra Ebu Zerrin yanına döndü ve şu bilgiyi verdi: "Onu gördüm, insanlara güzel ahlakı emrediyordu, (insanlara getirdiği) kelam da şiir değil." Ebu Zerr (kardeşinin anlattıklarını tatminkar bulmayarak), kardeşine: "Arzuladığım kadar merakımı gideremedim!" dedi. Azık hazırladı. İçerisine su olan dağarcığını yüklenip yola çıktı. Mekke'ye geldi. Mescide uğrayıp Resulullah (sav)'ı kolladı. Esasen O'nu tanımıyordu. Doğrudan sormayı da uygun görmedi. Böylece birkaç gece geçirdi. Tutup (bir kuytuya) yattı. Derken Ali (ra) onu görüp, bir yabancı olduğunu anladı. Onu görünce takip etti. Bu ikisinden hiçbiri diğerine herhangi bir şey sormadı. Bu suretle sabaha erdiler. Sonra kırbasını ve azığını Mescid'e taşıdı. O gün de öyle geçti ve Resulullah (sav)'ı akşama kadar göremedi. Bunun üzerine yattığı yere döndü. (Az sonra) Ali (ra) ona uğradı ve adama: "Yerimi öğrenme zamanı gelmedi mi?" dedi. Böylece Ebu Zerr'i kaldırdı ve beraberinde götürdü. (Ebu Zerr onu geriden takip etti.) Birbirlerine hiçbir şey söylemediler. Üçüncü güne ermişlerdi. O gün de aynı şekilde hareket ettiler. Ali onu beraberinde ikamet ettirdi. Ve: "Seni bu memlekete getiren sebebi bana söylemez misin?" diye sordu. Ebu Zerr: "Bana yardımcı olup yol göstereceğin hususunda ahd-u misakda bulunur (kesin söz verir)sen açıklarım!" dedi. Ali söz verdi, o da açıkladı. Ali dedi ki: "O haktır ve Allah'ın Resulüdür. Sabah olunca peşimi takip et. Ben, senin hakkında korktuğum bir şey görürsem, sanki su döküyorum gibi doğrulurum, değilse yürümeye devam ederim. Böylece girdiğim yere sen de girinceye kadar beni takip et!" Ali böyle yaptı. O da onu takip edip geldi. Ali, Resulullah (sav)'ın yanına girdi. O da onunla birlikte içeri daldı. Resulullah'ın sözünü dinledi ve anında müslüman oldu. Resulullah kendisine: "Hemen kavmine don. (Gördüklerini) onlara haber ver. Emrim sana gelinceye kadar (orada kal)" ferman etti. Ebu Zerr de: "Nefsim elinde olan Zat'a yemin olsun, ben de haberi onlar arasında bağırarak söyleyeceğim!" dedi. Oradan çıkıp Msecid'e geldi. Yüksek sesle: "Eşhedu en-la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden Resulullah!" dedi. Halk üzerine atılıp, onu iyice dövdüler, canını pek yaktılar. Derken Abbas (ra) gelip üzerine kapanarak (mani oldu). "Yazık size! Bunun Gıfarlı olduğunu, Şam'a giden tüccarlarınızın yolunun oradan geçtiğini bilmiyor musunuz?" diyerek onu ellerinden kurtardı. Ebu Zerr, ertesi günü aynı şeyi tekrarladı. Mekkeliler, üzerine atılıp tekrar dövdüler. Yine Abbas üzerine kapandı ve onu kurtardı. (Ravi der ki): "Bu, Ebu Zerr el-Giffiri'nin müslüman oluşunun başlangıcı oldu." |Buhari, Menakıbu'l-Ensar 33, Menakıb 10|4446
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Huzeyfe İbnu'l-Yeman (ra)|tirmizi|Huzeyfe|Annem bana: "Resulullah (sav) (en son) ne zaman gördün?" diye sordu. Ben: "Şu şu zamandan beri görmedim!" dedim. Annem bana (kızdı ve) azarladı. Bunun üzerine: "İzin ver Aleyhissalatu vesselam'a gideyim, akşam namazını O'nunla kılayım ve bana da sana da mağfiret dileyivermesini taleb edeyim!" dedim. (O gün) Aleyhissalatu vesselam'a gittim. Akşamı onunla kıldım. Yatsıyı da kılıncaya kadar (orada nafile) namaz kıldı. Sonra ayrıldı. Ben de peşine düştüm. Derken sesimi işitti. "Bu kim? Huzeyfe değil mi?" dedi. "Evet, Huzeyfe'dir!" dedim. "Hacetin nedir? Allah Teala Hazretleri sana da, annene de mağfiret buyursun. Şu bir melektir. Bu geceden önce arza hiç inmemiştir. Bana selam vermek ve Fatıma'nın cennetteki kadınların efendisi olduğunu, Hasan'ın ve Hüseyin'in de cennetteki gençlerin efendisi olduğun bana müjdelemek için Rabbinden izin istedi" buyurdu. |Tirmizi, Menakıb, (3783)|4447
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Huzeyfe İbnu'l-Yeman (ra)|tirmizi|Huzeyfe|Ashab: "Ey Allah'ın Resulü! Yerinize bir halife tayin etseniz!" demişti. Şu cevapta bulundu: "Ben birini yerime koysam, sonra da siz ona isyan etseniz, azaba maruz kalırsınız. Velakin, siz, Huzeyfe'nin size rivayet edeceği sözleri tasdik edin, Abdullah İbnu Mes'ud'un okuyacağını okuyun." |Tirmizi, Menakıb, (3814)|4448
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Sa'd İbnu Muaz (ra)|buharimüslimtirmizi|Bera|Resulullah (sav)'a sündüs bir cübbe hediye edildi, elimizle yoklamaya başladık, hepimiz hayran olmuştuk. "Nefsim (kudret) elinde olan Zat'a yemin olsun, Sa'd İbnu Muaz'ın cennetteki mendilleri bundan hayırlıdır" buyurdular. |Buhari, Libas 26, Bed'ül-Halk 8, Menakıbu'l-Ensar 12, Eyman 3; Müslim, Fezail 126, (2468); Tirmizi, Menakıb, (3846)|4449
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Sa'd İbnu Muaz (ra)|buharimüslimtirmizi|Cabir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sa'd İbnu Mu'az'ın vefatından Arş titredi. -Bir rivayette "Arş-ı Rahman titredi-" |Buhari, Menakıbu'l-Ensar 12; Müslim, Fezailu's-Sahabe 125, (2467); Tirmizi, Menakıb, (3847)|4450
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Sa'd İbnu Muaz (ra)|tirmizi|Enes|Sad İbnu Mu'az (ra)'ın cenazesi taşındığı zaman münafıklar: "Cenazesi ne kadar hafif" dediler. (Bu sözleriyle) Beni Kureyza hakkındaki hükmünü kastediyorlardı. Bu, Resulullah (sav)'ın kulağına ulaştı. Hemen şunu söyledi: "Onun cenazesini melekler taşıyordu. (Bu sebeple insanlara hafif geldi)." |Tirmizi, Menakıb, (3848)|4451
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Abdullah İbnu Abbas (ra)|buharimüslimtirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sav) beni sinesine bastırdı ve: "Allahım, bunu dinde fakih kıl" diye dua etti. [Bir başka rivayette: "Allahım ona Kitab'ı öğret", bir diğer rivayette: "Hikmeti öğret" demiştir.] |Buhari, Fezail'l-Ashab 24, İlm 17, Vudu 10, İ'tisam 1; Müslim, Fezailu's-Sahabe 138, (2477); Tirmizi, Menakıb, (3823, 3824)|4452
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Abdullah İbnu Ömer (ra)|buharimüslimtirmizi|Abdullah İbnu Ömer|(Rüyamda) elimde bir iştirak parçası gördüm. Cennette her nereye istedi isem bu parça beni (bir kanat gibi) oraya uçuruyordu. Rüyamı (kızkardeşim) Hafsa'ya anlattım, O da Resulullah (sav)'a anlatmış. Aleyhissalatu vesselam, Hafsa'ya: "Kardeşin Abdullah (Allah'ın ve kulların hakkına riayet eden) salih bir insan, keşke geceleyin de namaza kalksa!" buyurmuş. Ben bu vak'adan sonra gece namazını hiç bırakmadım. |Buhari, Fezailu'l-Ashab 19, Mesacid 58, Teheccüd 2, 21, Tabir 25, 35, 36; Müslim, Fezailu's-Sahabe 139, (2478); Tirmizi, Menakıb, (3825)|4453
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Abdullah İbnu Zübeyr (ra)|buharimüslim|Aişe|İslam'da doğan ilk çocuk Abdullah İbnu'z-Zübeyr (ra)'dir. Doğunca onu Resulullah (sav)'a getirdiler. Bir hurma alarak ağzında gevdi, sonra (sevdiği şeyi) çocuğun ağzına soktu. Karnına ilk giren şey Resulullah (sav)'ın tükrüğü oldu. |Buhari, Menakıbu'l-Ensar 46; Müslim, Adab 26, (2146)|4454
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Abdullah İbnu Zübeyr (ra)|tirmizi|Aişe|Resulullah (sav) Zübeyr'in evinde bir kandil görmüştü: "Ey Aişe" dedi. "Ben Esma'yı nifas olmuş (doğum yapmış) zannediyorum. Sakın çocuğa isim koymayın, ben isim koyacağım!" Sonra ona Abdullah ismini koydu ve elindeki bir hurma ile de tahnik yaptı. |Tirmizi, Menakıb, (3826)|4455
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Bilal İbnu Rabah (ra)|buharimüslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ey Bilal! İslam olalıdan beri işlediğin ve sen çok menfaat ümid ettiğin ameli bana söyler misin? Çünkü ben, bu gece (rüyamda), cenette ön tarafımda senin ayakkabılarının sesini işittim!" Bilal şu cevabı verdi: "Ben İslamda, nazarımda, daha çok menfaat umduğum şu amelden başkasını işlemedim: Gece olsun gündüz olsun tam bir temizlik yaptığım (abdest aldığım) zaman, mutlaka bana kılmam yazılan bir namaz kılarım." |Buhari, Teheccüd 17; Müslim, Fezailu's-Sahabe 108, (2458)|4456
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Bilal İbnu Rabah (ra)|buhari|Cabir|Hz. Ömer (ra) derdi ki: "Ebu Bekir, efendimizdir, seyyidimizi azad etmiştir." Bundan, Bilal (ra)'i kastederdi. |Buhari, Fezailu'l-Ashab'ın-Nebi 23|4457
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Ubey İbnu Ka'b (ra)|buharimüslimtirmizi|Enes|Resulullah (sav) Ubey İbnu Ka'b (ra)'a: "Allah bana, Lemyekünillezine keferu'yu sana okumamı emretti!" demişti. Ka'b: "Yani Allah Teala Hazretleri benim ismimi size zikir mi etti?" diye sual etti. Aleyhissalatu vesselam: "Evet" buyurdular. Bunun üzerine Ubey (ra) ağladı. |Buhari, Menakıbu'l-Ensar 16, Tefsir, Lem-Yekun 1; Müslim, Fezailu's-Sahabe 122, (799); Tirmizi, Menakıb, (3894)|4458
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Ebu Talha El-Ensari (ra)|buharimüslim|Ebu Hüreyre|Bir adam Resulullah (sav)'a gelerek: "Ben açlıktan bitkinim!" dedi. Aleyhissalatu vesselam derhal hanımlarından birine (adam) gönderip yiyecek istedi. Ama kadın: "Seni hak ile gönderen Zat-ı Zülcelal'e yemin olsun yanımızda sudan başka bir şey yok" diye cevap verdi. Aleyhissalatu vesselam bunun üzerine diğer bir kadına gönderdi. O da aynı şeyi söyledi. Aleyhissalatu vesselam sonunda: "Bu (bitkin) açı kim misafir edip (doyurursa) Allah ona rahmet edecektir!" buyurdu. Ensardan Ebu Talha (ra) denen birisi kalkıp: "Ey Allah'n Resulü! Ben misafir edeceğim!" buyurdu ve onu evine götürdü. Evde hanımına: Yanında yiyecek bir şey var mı?" diye sordu. Hanım: "Hayır, sadece çocukların yiyeceği var!" dedi. Bunun üzerine hanımına: "Sen onları bir şeylerle avut, sonra da uyut. Misafirimiz girince, ona sanki yiyormuşuz gibi görünelim. Yemek için elini tabağa uzatınca lambayı düzeltmek üzere kalk ve onu söndur!" diye tenbihatta bulundu. Kadın söylenenleri yaptı. Beraberce oturdular. Misafir yedi. Karı-koca geceyi aç geçirdiler. Sabah olunca Aleyhissalatu vesselam'a geldiler. Resulullah (sav), Ebu Talha'ya: "Dün gece misafirinize olan davranışınız sebebiyle Allah Teala Hazretleri taaccüp etti (ve güldü)!" buyurdu ve şu ayet-i kerime nazil oldu. (Mealen): "...Ve kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile, onları kendi nefîslerine tercih ederler" (Haşr 9). |Buhari, Menakıbu'l-Ensar 10, Tefsir, Haşr 6; Müslim, Eşribe 172, (2054)|4459
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Ebu Musa El-Eş'ari (ra)|buharimüslimtirmizi|Ebu Musa|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Keşke dün akşam senin kıraatini dinlerken beni bir görseydin! Gerçekten sana, Hz. Davud'un mizmarlarından bir mizmar verilmiş." |Buhari, Fezailu'l-Kur'an 31; Müslim, Müsafirin 236, (793); Tirmizi, Menakıb (3854)|4461
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Abdullah İbnu Selam (ra)|buharimüslim|Sad İbnu Ebi Vakkas|Yeryüzünde yürüyen hiç kimseye Resulullah (sav)'ın "Cennetliktir" dediğini duymadım. Ancak Abdullah İbnu Selam müstesna. Onun hakkında şu ayet indi. (Mealen): "(De ki: Söyleyin bana, eğer bu Kur'an Allah tarafından gönderildiği halde onu inkar ettiyseniz ve) İsrailoğullarından bir şahit de, Tevrat'a dayanarak onu hak kitap olduğuna şahidlik edip iman ettiği halde, siz iman etmeyi büyüklüğünüze yediremezseniz, zalim olmaz mısınız? Muhakkak ki Allah zalimler güruhuna yol göstermez." (Ahkaf 10). |Buhari, Menakibu'l-Ensar 19; Müslim, Fezailu's-Sahabe 147, (2483)|4462
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Cerir İbnu Abdillah El-Becali (ra)|buharimüslimtirmizi|Cerir|Resulullah (sav) müslüman olduğum günden beri beni yanına girmekten men etmedi. Beni görüp de yüzüme karşı tebessüm etmediği de olmadı. Ona at üzerinde duramamaktan dert yandım. Bunun üzerine eliyle göğsüme vurdu ve: "Allahım, bunu (atı üzerinde) sabit kıl, onu hidayete eren ve hidayete erdiren kıl" buyurdu. |Buhari, Menakıbu'l-Ensar 21; Müslim, Fezailu's-Sahabe 36, (2476); Tirmizi, Menakıb, (3822)|4463
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Cabir İbnu Abdillah (ra)|tirmizi|Cabir|Resulullah (sav) (kendisine devemi sattığım) Leyletu'l-Bair'de yirmibeş kere benim için istiğfar ediverdi. |Tirmizi, Menakıb, (3851)|4464
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Cabir İbnu Abdillah (ra)|tirmizi|Cabir|Bir defasında ben üzgün bir halde iken Resulullah (sav)'la karşılaşmistik. Bana: "Seni niye böyle üzgün görüyorum" buyurdu. "Babam Uhud'da şehid düştü. Geriye bakıma muhtaç horanta ve bir de borç bıraktı" dedim. Bunun üzerine: "Allah'ın babana hazırladığı nimeti sana müjde edeyim mi?" dedi. Ben: "Evet!" deyince: "Allah, hiç kimse ile yüz yüze konuşmuş değildir, daima perde gerisinde konuşur. Ancak, babanı ihya etti ve perdesiz konuştu: "Ey kulum," dedi. "Ne dilersen benden iste vereyim!" "Ey Rabbim" dedi baban, beni dirilt, senin yolunda ikinci sefer bir daha öldürüleyim." Allah Teala hazretleri: "Ama ben daha önce şu hükmü koymuşum: "Ölenler artık geri dönmeyecekler" buyurdu. Bunun üzerine şu ayet nazil oldu. (Mealen): "Allah yolunda şehid edilenleri ölü sanma. Onlar, Rabblerinin katında hayat sahibidirler ve O'nun nimetleriyle rızıklanırlar" (Al-i İmran 169). |Tirmizi, Tefsir Al-i İmran, (3013)|4465
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Enes İbnu Malik (ra)|buharimüslimtirmizi|Enes|Ümmü Süleym (ra) dedi ki: "Ey Allah'ın Resulü! Hadimin Enes için Allah Teala Hazretlerine dua ediver!" Bunun üzerine şu duayı yapıverdi: "Allahım, onun malını, çocuklarını çoğalt ve ona verdiklerini hakkında mübarek kıl!" |Buhari, Da'avat 19, 26, 47, Savm 61; Müslim, Mesacid 268, (660), Fezailu's-Sahabe 141, 142, (2480, 2481); Tirmizi, Menakıb, (3827, 3828)|4466
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Enes İbnu Malik (ra)|tirmizi|Ebu Halde Halid İbnu Dinar|Ebu'l-Aliye'ye: "Enes, Resulullah (sav)'dan hadis işitti mi?" diye sordum. Ebü'l-Aliye: "(Bu nasıl soru?) Hz. Enes on yıl Resulullah'a hizmet etti, Resulullah onun için duada bulundu. Enes'in bir bahçesi vardı, yılda iki sefer meyve verirdi. Bahçede bir reyhanı vardı, ondan misk kokusu gelirdi" diye cevap verdi. |Tirmizi, Menakıb, (3832)|4467
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Bera İbnu Malik (ra)|tirmizi|Enes İbnu Malik|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Saçı sakalı birbirine karışmış, eski püskü elbiseler içinde, kimsenin itibar etmediği niceleri vardır ki, Allah'a kasemde bulunsa, Allah onun yeminini boşa çıkarmaz, işte Bera İbnu Malik öylelerindendir." |Tirmizi, Menakıb, (3853)|4468
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Sabit İbnu Kays (ra)|buharimüslim|Enes|Resulullah (sav) Sabit İbnu Kays'ı kaybetmişti. Bir adam: "Ey Allah'ın Resulü! Ben onun yerini biliyorum!" dedi ve gidip evinde oturmuş, başı önde ağlıyor vaziyette buldu. "Neyin var, (niye ağlıyorsun)?" dedi. "(Sorma), Şerr var! Sesim, Resulullah (sav)'ın sesinin üstüne çıkıyordu, bütün amelim gitti, cehennemliğim" dedi. Adam, Sabit'in bu sözlerini işitince doğru Aleyhissalatu vesselam'a geldi ve durumu haber verdi. "Ona git ve söyle" buyurdular, "sen cehennemlik değilsin, bilakis sen cennetliksin!" |Buhari, Menakıb 25, Tefsir , Hucurat 1; Müslim, İman 187, (119)|4469
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Sabit İbnu Kays (ra)|müslim|Enes|Müslim'in bir rivayetinde: "Allah Teala'nın şu ayeti indiği zaman (mealen): "Ey iman edenler! Seslerinizi, Peygamberin sesinden fazla yükseltmeyin..." (Hucurat 2), Sabit (ra) evinde oturup ağlamaya başladı. Resulullah (sav) onu aradı..." şeklindedir. |Müslim, İman 187, (119)|4470
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Adiyy İbnu Hatim (ra)|müslim|Adiyy|Kavmimden bir grupla Ömer İbnu'l-Hattab (ra)'ın yanına geldim. Tayy kabilesine mensup her bir adam için ikibin (dirhem) tahsisat ayırdı, benden ise yüz çevirdi. Ben karşısına geçtim, yine benden yüz çevirdi. Ben tekrar karşı tarafına geçtim. O yine bana tersini döndü. Bu durumda, ben: "Ey mü'minlerin emiri! Beni tanıyor musun?" dedim. Güldü ve: "Evet! Vallahi seni tanıyorum" dedi ve ilave etti: "Onlar kafirken sen iman etmiştin. Onlar yüz çevirirken sen gelmiş (teslim olmuş)tun. Onlar ahdinden cayarken sen ahdinde sadık kalmıştın. Ayrıca, Resulullah (sav)'ın yüzünü ve Ashab'ının yüzlerini ağartan ilk zekat parası da, senin Tayy kabilesinden Resulullah'a getirdiğin zekat parası olmuştur. (Hz. Ömer bu sözlerinden) sonra, (bana vermeyişinin) özrünü beyana geçti ve dedi ki: "Ben, fakirlik sebebiyle yoksul duruma düşenlere tahsisat ayırdım. Onlar aşiretlerinin seyyidleridir. Temsil ettikleri adamlarının (arız olacak kıtlık hallerinde onlara infak gibi) hukuklarını üzerlerinde taşımaktadırlar. (Bu sebeple, geride kalan adamları adına onlara tahsisat verdim.) Bu açıklama üzerine Adiyy, Hz. Ömer'e: "Öyleyse tamam, bana vermemeni normal karşılarım" dedi. [Bu rivayeti müellif, Buhari ve Müslim'e nisbet etmektedir. Buhari'de mevcut değildir. Müslim'de muhtasar olarak gelmiştir (Fezailu's-Sahabe 196, (2523). Rivayet, Ahmed İbnu Hanbel'in Müsned'inde yer almaktadır, (1, 45).] |Müslim, Fezailu's-Sahabe 196, (2523)|4471
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Ebu Hüreyre (ra)|buharimüslimtirmizi|Ebu Hüreyre|"Ey Allah'ın Resulü!" dedim, senden çok güzel şeyler işitiyorum, fakat ezberimde tutamıyorum!" "Ridanı aç" emrettiler. Ben de açtım [Dua buyurdu, sonra topladım]. Bundan sonra bana çok hadis söyledi. Ben söylediklerinden hiçbirini unutmadım. |Buhari, İlm 42; Müslim, Fezailu's-Sahabe 159, (2492); Tirmizi, Menakıb, (3833, 3834)|4472
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Cüleybib (ra)|müslim|Ebu Berze el-Eslemi|Resulullah (sav) gazvelerinden birinde idi. Allah Teala Hazretleri ganimet nasib etti. Ashab'ına: "Arkadaşlarınızdan herhangi bir kayıp verdiniz mi?" diye sordu. "Evet!" dediler. "Falanca, falanca ve falanca!" Resulullah yine sordu: "Başka bir kaybınız var mı?" Ashab: "Evet! Falanca, falanca, falanca!" dediler. Aleyhissalatu vesselam yine sordu: "Başka bir kaybınız yok mu?" "Hayır! Yok!" dediler. "Ama ben Cüleybib'i kaybettim [Onu arayın!]" emretti. Ashab onu aradı ve öldürmüş olduğu yedi kişinin yanında bulundu. Düşmanlar da onu öldürmüşlerdi. Aleyhissalatu vesselam gidip başucunda durdu ve: "O, yedi kişiyi öldürmüş, onlar da onu öldürmüşler! Bu bendendir, ben de ondanım. Bu bendendir, ben de ondanım" buyurdu. Sonra Cüleybib'i kolları arasına aldı. Ona, Resulullah'ın kollarından başka yatak olmamıştı. Ravi devamla der ki: "Ona bir mezar kazıldı, Kabrinin içine konuldu." Gusledildiğini zikretmedi. |Müslim, Fezailu's-Sahabe 131, (2472)|4473
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Harise İbnu Süraka (ra)|buharitirmizi|Enes|Ümmü Harise (ra), Resulullah (sav)'a geldi ve: "Ey Allah'ın Resulü! Bana Harise'den haber ver!" dedi. -Harise, Bedir günü isabet eden serseri bir ok sebebiyle ölmüştü.- (Kadın devamla): "Eğer cennetteyse sabredeceğim, değilse (dünya evinde olduğum müddetçe) ağlamaya devam edeceğim" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Ey Ümmü Harise! [Cennetin tek bir bahçe oldugunu mu sanırsın?] Cennette bahçeler var. Senin oğlun ise, Firdevs-i a'la'ya kondu" buyurdular. [Bunun üzerine kadın gülerek geri döndü.] |Buhari, Cihad 14, Megazi 9, Rikak 51; Tirmizi, Tefsir, Mü'minun, (3173)|4474
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Halid İbnu'l-Velid (ra)|tirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) ile birlikte bir yere indik. Halk geçmeye başladı. Resulullah (sav): "Ey Ebu Hüreyre bu kim?" diye soruyordu. Ben de: "Falanca!" diyordum. "Bu, Allah'ın ne iyi kulu!" diyordu. Sonra tekrar soruyordu: "Peki şu kim?" "Falanca" diyordum. "Bu Allah'ın ne kötü kulu!" diyordu. Bu hal, Halid İbnu'l-Velid (ra) geçinceye kadar devam etti. O zaman: "Bu kim?" diye yine sordu. Ben: "Halid İbnul-Velid!" dedim. "Bu Allah'ın ne iyi kulu! Bu Allah'ın kılınçlarından bir kılınç!" buyurdu. |Tirmizi, Menakıb, (3845)|4475
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Amr İbnu'l-As (ra)|tirmizi|Ukbe İbnu Amir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İnsanlar teslim oldu, Amr İbnu'l As ise iman etti." |Tirmizi, Menakıb, (3843)|4476
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Ebu Sufyan İbnu Harb (ra)|müslim|İbnu Abbas|Resulullah (sav)'a Ebu Süfyan, her ne taleb etti ise, mutlaka "Tamam!" diye müsbet cevap almıştır. |Müslim, Fezailu's-Sahabe 168, (2501)|4477
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Muaviye (ra)|tirmizi|Ebu İdris el-Havlani|Ömer İbnu'l-Hattab (ra), Umeyr İbnu Sa'd'ı Humus valiliğinden azledince yerine Hz. Muaviye (ra)'yi tayin etti. Halk: "Umeyr'i azledip Muaviye'yi mi tayin etti?" diye mırıldandı. Umeyr (ra): "Muaviye'yi hayırla yadedin. Zira ben Resulullah (sav)'ın: "Allahım, onunla (insanlara) hidayetini ulaştır!" dediğim duydum!" dedi. |Tirmizi, Menakıb, (3842)|4478
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Muaviye (ra)|müslim|İbnu Abbas|Ben çocuklarla birlikte oynuyordum. Derken Resulullah (sav) geldi. Ben hemen bir kapının arkasına saklandım. (Beni orada bulup) enseme dokundu. "Muaviye'ye git! Onu bana çağır" dedi. (Ben derhal gittim ve) geldim: "O yemek yiyor! dedim. Resulullah (sav) tekrar: "Git Muaviye'yi bana çağır" emrettiler. Ben (yine gidip) döndüm ve: "O yemek yiyor!" dedim. Resulullah tekrar: "Git! Muaviye'yi bana çağır!" emrettiler. Ben yine gidip geldim ve: "O yemek yiyor!" dedim. Bunun üzerine: "Allah onun karnını doyurmasın!" buyurdular. |Müslim, Birr 96, (2604)|4479
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Muaviye (ra)|tirmizi|Abdurrahman İbnu Ebi Umeyre|Resulullah'ın Muaviye için şöyle dua ettiğini rivayet etmektedir: "Allahım, onu hidayet edici ve hidayeti bulmuş kıl ve onunla (insanlara) hidayet ver." |Tirmizi, Menakıb, (3841)|4480
FEZAİL BÖLÜMÜ|Kadın Sahabilerin Faziletleri - Hatice Bintu Huveylid (ra)|buharimüslim|Ebu Hüreyre|Hz. Cebrail aleyhisselam Resulullah (sav)'a gelerek: "Ey Allah'ın Resulü," dedi. "İşte Hatice geliyor. Beraberinde bir kap var, içerisinde katık -veya yiyecek, veya içecek- mevcut. O yanınıza ulaştığı vakit, ona Rabbinden [ve benden] selam söyleyin ve onu gürültü ve yorgunluk bulunmayan cennette, içerisi oyulmuş inciden mamul bir evle müjdeleyin!" |Buhari, Menakıbu'l-Ensar 20, Tevhid 35; Müslim, Fezailu's-Sahabe 71, (2432)|4481
FEZAİL BÖLÜMÜ|Kadın Sahabilerin Faziletleri - Hatice Bintu Huveylid (ra)|buharimüslimtirmizi|Aişe|Resulullah (sav)'ın hanımlarından hiçbirine, Hz. Hatice (ra)'ye karşı duyduğum kıskançlığı hiç duymadım. Halbuki onu hiç görmüşlüğüm de yok. Ancak, (aleyhissalatu vesselam) onun yadını çok yapardı. Ne zaman bir koyun kesip parçalara ayırsa Hatice'nin dostlarına da gönderirdi. Bazan ona: "Sanki dünyada Hatice'den başka kadın yok!" derdim de bana: "(Onun gibisi var mıydı!) o şöyleydi, o böyleydi...! [Öbür kadınlar beni çocuktan mahrum ederken] benim çocuklarım ondan oldu" diye karşılık verirdi. [Hz. Aişe der ki: içimden "Bir daha Hatice hakkında kötü söz söylemeyeceğim" dedim.] Hz. Aişe devamla der ki: "Resulullah (sav), Hatice'den üç yıl sonra benimle evledi." |Buhari, Menakıbu'l-Ensar 20, Nikah 108, Edeb 73, Tevhid 32; Müslim, Fezailu's-Sahabe 73, 74, 77, 78, (2434, 2435, 2436, 2437); Tirmizi, Menakıb, (3885, 3886)|4482
FEZAİL BÖLÜMÜ|Kadın Sahabilerin Faziletleri - Hatice Bintu Huveylid (ra)|buharimüslimtirmizi|Ali|Resulullah (sav) buyurdular ki: "(Ahiretin) en hayırlı kadını Meryem Bintu İmran'dır. (Dünyanın) en hayırlı kadını Hatice Bintu Huveylid'dir." Ravi bunu söylerken, eliyle semaya ve arza işaret etti.[Rezin bir rivayette şu ziyadeyi kaydetmiştir: "Resulullah (sav) buyurdular ki: "Erkeklerden pek çokları kemale ermiştir. Kadınlardan ise İmran'ın kızı Meryem, Firavun'un karısı Asiye, Huveylid'in kızı Hatice ve Muhammed'in kızı Fatıma'dan başka kimse kemale ermemiştir. Hz. Aişe'nin kadınlara üstünlüğü, tiridin diğer yiyeceklere üstünlüğü gibidir." Bu rivayet Buhari'de Ebu Musa hadisi olarak gelmiştir.] |Buhari, Menakıbu'l-Ensar 20, Enbiya 45; Müslim, Fezailu's-Sahabe 69, 70 (2430, 2431); Tirmizi, Menakıb, (3887), Et'ime 31, (1835)|4483
FEZAİL BÖLÜMÜ|Kadın Sahabilerin Faziletleri - Fatıma (ra)|tirmizi|Cemi' İbnu Umeyr et-Teymi|Halamla birlikte Hz. Aişe ()'nin yanına gittim. Hz. Aişe'ye: "Hangi kadın Resulullah (sav)'a daha sevgili idi?" diye soruldu. "Fatıma" dedi. "Ya erkeklerden?" dendi. "Fatıma'nın kocası! Zira bildiğim kadarıyla Ali (ra) çok oruç tutar, çok namaz kılardı." |Tirmizi, Menakıb, (3873)|4484
FEZAİL BÖLÜMÜ|Kadın Sahabilerin Faziletleri - Fatıma (ra)|tirmizi|Ümmü Seleme|Resulullah (sav) Fetih senesinde Fatıma'yı çağırarak hususi konuştular. Fatıma ağladı. Sonra tekrar hususi olarak konuştular. Fatıma bu sefer güldü. Resulullah (sav) vefat edince, Fatıma'dan o ağlama ve gülmesi hususunda sordum. Dedi ki: "Önce, Resulullah (sav) bana öleceğini haber verdi, ben de ağladım. İkinci konuşmamızda benim, İmran kızı Meryem hariç diğer kadınların cennette efendisi olacağımı müjdeledi, bunun üzerine güldüm." |Tirmizi, Menakıb, (3872)|4485
FEZAİL BÖLÜMÜ|Kadın Sahabilerin Faziletleri - Aişe (ra)|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Aişe|Resulullah (sav) bana: "Ey Aişe! İşte Cebrail! Sana selam ediyor" dedi. Ben de: "Ve aleyhisselamu ve rahmetullahi ve berakatuhu!" dedim. Resulullah benim görmediğimi görürdü. |Buhari, Fezailu'l-Ashab 30, Bed'ül-Halk 6, Edeb 11, İsti'zan 16, 19; Müslim, Fezailu's-Sahabe 91, (2447); Ebu Davud, Edeb 166, (5232); Tirmizi, Menakıb, (3876); Nesai, İşretu'n-Nisa 3, (7, 69)|4486
FEZAİL BÖLÜMÜ|Kadın Sahabilerin Faziletleri - Aişe (ra)|tirmizi|Ebu Musa|Resulullah (sav)'ın Ashabı olan bizlere her ne zaman bir hadis müşkilat arzedecek olsa, hemen Hz. Aişe'ye sorardık, o bize bu hususta mutlaka bir bilgi sunardı. |Tirmizi, Menakıb, (3877)|4487
FEZAİL BÖLÜMÜ|Kadın Sahabilerin Faziletleri - Aişe (ra)|buhari|Ebu Vail|Hz. Ali (ra), asker toplamak için Ammar İbnu Yasir ve Hasan İbnu Ali (ra)'yi Kufe'ye gönderince, Ammar halka şöyle hitab etti: "Ben de biliyorum. O (Hz. Aişe), dünyada da ahirette de Peygamberimiz (sav)'in zevcesidir. Velakin Allah sizleri imtihan ediyor. Kendisine mi, yoksa, Aişe'ye mi tabi olacaksınız?" |Buhari, Fezailu'l-Ashab 30, Fiten 17|4488
FEZAİL BÖLÜMÜ|Kadın Sahabilerin Faziletleri - Safiyye Bintu Huyey (ra)|tirmizi|Enes|Hz. Safiyye'ye, Hz. Hafsa (ra)'ya "Yahudi kızı" deyip (istiskal ettiği) ulaşıyor. Bu sözü işiten Safiyye ağlıyor. Tam o ağlarken Aleyhissalatu vesselam yanına giriyor ve: "Niye ağlıyorsun?" diye soruyor. Safiyye: "Hafsa bana "Sen Yahudi kızısın!" dedi" der. Resulullah (sav): "Sen bir peygamber kızısın. Senin amcan da bir peygamberdir, ayrıca bir peygamerin de nikahı altındasın. Öyleyse o sana karşı neyi ile iftihar ediyor ki?" diyerek onu teselli etti. Sonra da öbürüne: "Ey Hafsa! Allah'tan kork!" dedi. [Nesai'de bulunamamıştır. Belki de Nesai'nin es-Sünenü'l-Kübra'sında mevcuttur. Hadise Tirmizi "sahih" demiştir.] |Tirmizi, Menakıb, (3891)|4489
FEZAİL BÖLÜMÜ|Kadın Sahabilerin Faziletleri - Sevde Bintu Zeme'a (ra)|ebu davudtirmizi|İkrime|(Bir gün) Sabah namazından sonra, İbnu Abbas (ra)'a, Hz. Sevde'nin vefat ettiği söylenmişte hemen secdeye kapandı. Niye böyle davrandığı sorulunca şu cevabı verdi: "Resulullah (sav): "(Allah'ın ayetlerinden) bir ayet gördüğünüz vakit secde edin" buyurmuştu. İmdi Resulullah (sav)'ın zevcelerinin gitmesinden daha büyük bir ayet var mıdır?" [Ebu Davud ve Tirmizi, hadisi kaydederler, ancak Resulullah'ın zevcelerinden hangisinin vefat haberinin geldiğini zikretmezler. Sevde diye tesmiye, Rezin'in ilavesinde gelmiştir.] |Ebu Davud, Salat 269, (1197); Tirmizi, Menakıb, (3889)|4490
FEZAİL BÖLÜMÜ|Kadın Sahabilerin Faziletleri - Ümmü Eymen (ra)|müslim|Enes|Hz. Ömer, Resulullah (sav)'ın vefatından sonra, Hz. Ebu Bekr (ra)'e: "Gel beraber Ümmü Eymen (ra)'e gidip ziyaret edelim, tıpkı Aleyhissalatu vesselam'ın onu ziyaret ettiği gibi" dedi ve gittiler. Ümmü Eymen onları görünce ağladı. "Niye ağlıyorsun? Resulullah'ın Allah nezdinde bulacağı (mükafaatlar)ın daha hayırlı olduğunu bilmiyor musun?" dediler. Ümmü Eymen: "Evet bilmez olur muyum? Allah indinde olan, Resulullah için elbette daha hayırlıdır. Velakin beni ağlatan, semadan gelen vahyin kesilmiş olmasıdır" dedi. Bu sözleri onları da hüzünlendirdi. Ümmü Eymer'le birlikte onlar da ağladılar. |Müslim, Fezailu's-Sahabe 103, (2453)|4491
FEZAİL BÖLÜMÜ|Ehl-i Beyt'in Fazileti|tirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Nimetleriyle sizi beslediği için Allah'ı sevin. Beni de Allah sevgisi için sevin. Ehl-i Beytimi de benim sevgim için sevin." |Tirmizi, Menakıb, (3792)|4492
FEZAİL BÖLÜMÜ|Ehl-i Beyt'in Fazileti|tirmizi|Sa'd İbnu Ebi Vakkas|Şu ayet indiği zaman, (mealen): "Sana bu ilim geldikten sonra, kim seninle bu hususta mücadele edecek olursa de ki: "Gelin, çocuklarımızı ve çocuklarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendinizi ve kendimizi çağırıp toplanalım, sonra niyaz edelim ki, Allah'ın laneti yalancılar üzerine olsun!" (Al-i İmran 61), Resulullah (sav) Ali'yi, Fatıma'yı, Hasan ve Hüseyn (ra)'i çağırdı ve: "Allah'ım, bunlar da benim ehlim (ailem)" buyurdu. |Tirmizi, Tefsir, Al-i İmran (3002)|4493
FEZAİL BÖLÜMÜ|Ehl-i Beyt'in Fazileti|tirmizi|Ümmü Seleme|Ben Resulullah (sav)'ın evinin kapısında iken şu ayet nazil oldu: "...Ey peygamber ailesi! Allah günahlarınızı giderip sizi tertemiz yapmak istiyor..." (Ahzab 33). Evde Resulullah (sav), Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin vardı. Onlara bir örtü bürüdü ve: "Allahım, işte bunlar benim ehl-i beytimdir, bunlardan günahı gider ve bunları kirlerden tertemiz kıl" buyurdu. Ben atılıp: "Ey Allah'ın Resulü! Ben ehl-i beytten değil miyim?" dedim. Bana: "Sen (yerinde dur, sen zaten) hayırdasın, sen Resulullah'ın zevcesisin" diye cevap verdi. |Tirmizi, Menakıb, (3870)|4494
FEZAİL BÖLÜMÜ|Ehl-i Beyt'in Fazileti|tirmizi|Enes|Şu ayet indiği zaman (mealen): "...Ey peygamber ailesi! Allah günahlarınızı giderip sizi tertemiz yapmak istiyor" (Ahzab 33), Resulullah (sav) sabah namazına giderken, altı aya yakın bir müddette, Hz. Fatıma (ra)'nın kapısına uğrayıp: "Namaz(a halkın) ey Ehl'i Beyt "Allah günahlarınızı giderip sizi tertemiz yapmak istiyor!" buyurdu. |Tirmizi, Tefsir, Ahzab (3204)|4495
FEZAİL BÖLÜMÜ|Ehl-i Beyt'in Fazileti|müslim|Aişe|Resulullah (sav), üzerinde siyah (yünden) nakışlı bir kumaş olduğu halde sabahleyin (evden) çıktı. O sırada Hasan geldi, onu örtünün altına soktu. Sonra Hüseyin geldi onu da soktu, sonra Fatıma geldi, onu da soktu. Sonra Ali geldi onu da örtünün altına soktu. Sonra da: "Ey Ehl-i Beyt Allah günahlarınızı giderip sizi tertemiz yapmak istiyor" (Ahzab 33) buyurdu. |Müslim, Fezailu's-Sahabe 61, (2424)|4496
FEZAİL BÖLÜMÜ|Ehl-i Beyt'in Fazileti|müslim|Zeyd İbnu Erkam|Yezid İbnu Hayyan, Zeyd İbnu Erkam (ra)'tan naklen anlatıyor: "Resulullah (sav) buyurdular ki: "Haberiniz olsun! Ben size iki ağırlık bırakıyorum. Bunlardan biri Allah Teala'nın Kitabı'dır. O, Allah'ın (sema-arz arasına uzanmış) ipi olup, kim ona tutunursa hidayet üzere olur, kim de onu terkederse dalalete düşer. İkincisi itretim, Ehl-i Beytim'dir." Biz, Zeyd İbnu Erkam'a sorduk: "Kadınları da Ehl-i Beyt'inden midir?" "Hayır!" dedi, Allah'a yemin olsun, kadın bir müddet erkekle beraber olur. Sonra (kocası) onu boşar, o da babasına ve kavmine döner. Resulullah (sav)'ın Ehl-i Beyt'i aslı ve kendinden sonra sadaka haram olan asabesi'dir." |Müslim, Fezailu's-Sahabe 37, (2408)|4497
FEZAİL BÖLÜMÜ|Ehl-i Beyt'in Fazileti|buhari|İbnu Ömer|Ebu Bekr (ra) buyurdular ki: "Muhammed (sav)'i Ehl-i beytinde gözetin." |Buhari, Fezailu'l-Ashab, 12,22|4498
FEZAİL BÖLÜMÜ|Ensarın Fazileti|buhari|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Şayet Ensar vadiye veya geçide süluk etse ben de mutlaka Ensarın gittiği vadiye ve geçide süluk ederim. [Eğer hicret olmasaydı ben Ensar'dan biri olurdum]" Ebu Hüreyre der ki: "Ona annem ve babam feda olsun. (Bu sözüyle haddi aşmış, Ensarın hakkından fazlasını onlara vererek) zulmetmiş değildir. (Zira) onlar O'nu barındırdılar ve O'na yardım ettiler veya bir başka kelime (ile ifade edilecek) yardımlar yaptılar. Mallarıyla kendisine ve Ashabına muavenette bulundular." |Buhari, Menakıbu'l-Ensar 2, Temenni 9|4499
FEZAİL BÖLÜMÜ|Ensarın Fazileti|tirmizi|Ebu Said|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Benim kendisine sığındığım sırdaşım ehl'i Beyt'imdir, dayanağım da Ensar'dır. Öyleyse onların (Ehl'i Beyt ve Ensar'ın) kusurlularını affedin, faziletli olanlarına da sarılın" |Tirmizi, Menakıb, (3900)|4500
FEZAİL BÖLÜMÜ|Ensarın Fazileti|tirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah'a ve ahirete iman eden kimse Ensar'a buğzetmesin." |Tirmizi, Menakıb, (3903)|4501
FEZAİL BÖLÜMÜ|Ensarın Fazileti|buharimüslimtirmizi|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ensar dayanağımdır, sırdaşımdır. İnsanlar sayıca artarken onlar azalacaklar. Öyleyse onların iyilerine yapışın, kusurlularını da affedin." [Buhari, İbnu Abbas (ra)'dan kaydettiği bir diğer rivayette: "Onlar azalacaklar" lafzının peşinde şu ziyadeye yer verir: "öyle ki yemekteki tuz gibi olacaklar."] |Buhari, Menakıbu'l-Ensar 11; Müslim, Fezailu's-Sahabe 176, (2510); Tirmizi, Menakıb, (3901)|4502
FEZAİL BÖLÜMÜ|Bedir; Akabe Ve Bey'atu'r-Rıdvan'a Katılanların Fazileti|buhari|Rifa'a İbnu Rafi' ez-Züraki|Cibril aleyhisselam, Resulullah (sav)'a gelerek: "İçinizdeki Bedir ehlini ne addediyorsunuz?" diye sordu. Aleyhissalatu vesselam: "Müslümanların en faziletlisi!" buyurdu. Cebrail: "Biz de Bedir'e katılan melekleri öyle (en faziletlimiz) biliyoruz!" dedi. Rifa'a (ra) da Bedir ehlindendi. Rafi' ise Akabe ehlindendi ve oğluna: "Akabe bey'atlerinde hazır bulunmam yerine Bedirde hazır bulunmuş olmam beni sevindirmez!" derdi. |Buhari, Megazi 11|4503
FEZAİL BÖLÜMÜ|Bedir; Akabe Ve Bey'atu'r-Rıdvan'a Katılanların Fazileti|ebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah Teala Hazretleri, Bedir Ehli(nin yaptığı fedakarlık ve ihlasları)na muttali oldu da: "Artık ne isterseniz yapın. Ben sizi affetmişim!" buyurdu." |Ebu Davud, Sünnet 9, (4654)|4504
FEZAİL BÖLÜMÜ|Bedir; Akabe Ve Bey'atu'r-Rıdvan'a Katılanların Fazileti|müslimebu davudtirmizi|Cabir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "(Hudeybiyede) ağaç altında Bey'at edenlerden hiç kimse ateşe girmeyecektir." |Müslim, Fezailu's-Sahabe 163, (2496); Ebu Davud, Sünnet 9, (4653); Tirmizi, Menakıb, (3859)|4505
FEZAİL BÖLÜMÜ|İslam Ümmetinin Fazileti|buhari|Ebu Musa|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Müslüman, yahudi ve hıristiyanların meseli şuna benzer: Bir adam var, bir grup kimseyi ücretli olarak tutmuş; kendisi için belli bir ücret mukabilinde, geceye kadar çalıştırıyor. Bunlar gündüzün yarısına kadar çalışıp: "Bize şart koştuğun ücrete ihtiyacımız yok. (Biz gideceğiz). Şu ana kadar yaptığmız iş için de para istemiyoruz" derler. Adam onlara: "Böyle yapmayın, işin geri kalan kısmını da tamamlayın ve ücretinizi tam olarak alın!" diye rica eder. Ancak onlar buna yanaşmazlar ve terkedip giderler. Adam onlardan sonra işi için başkalarını ücretle tutar. Onlara: "Şu gününüzü tamamlayın, öncekilere vaadettiğim ücreti size tam olarak vereyim!" der. Bunlar ikindi vaktine kadar çalışırlar. O zaman: "İşin senin olsun, yaptığımız çalışmanın ücretini de istemiyoruz. (Çalışmayı terkediyoruz)!" derler. Adam onlara da: "İşinizin geri kısmını tamamlayın, şurada az bir zamanınız kaldı" diye rica eder, ancak onlar dinlemeyip giderler. Adam geri kalan zamanda çalışmaları için yeni işçiler tutar. Bunlar da geri kalan zamanda güneş batıncaya kadar çalışırlar ve önceki iki grubun ücretini de alırlar. İşte bu, onların ve bu nurdan kabul ettikleri miktarın meselidir." |Buhari, İcare 11, Mevakitu's-Salat 17|4506
FEZAİL BÖLÜMÜ|İslam Ümmetinin Fazileti|buharitirmizi|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizden önce geçen ümmetlere nazaran sizin bekanız, ikindi vakti ile güneşin batması arasındaki müddet gibidir. Tevrat ehline Tevrat verildi, onlar gün ortasına kadar onunla amel ettiler. Daha fazla devam etmekten aciz kaldılar. Onlara kırat kırat ücretleri verildi. Sonra Ehl'i İncil'e İncil verildi. Onlar da ikindi namazına kadar çalıştılar. O zaman onlar da aciz kaldılar, kırat kırat onlara da ücretleri verildi. Sonra bize Kur'an verildi. Biz güneşin batmasına kadar çalışacağız. Bize ücretimiz ikişer kırat, ikişer kırat verildi. İki kitap mensupları: "Ey Rabbimiz, sen bunlara ikişer kırat, ikişer kırat olarak verdin. Halbuki bize birer kırat, birer kırat vermiştin. Halbuki biz, amel yönüyle onlardan ileriyiz!" dediler. Allah Teala Hazretleri: "Ben ücretlerinizde bir haksızlık yaptım mı?" buyurdu. Onlar "Hayır" dediler. "Öyleyse, bu benim lütfumdur, onu ben dilediğime veririm" buyurdu." |Buhari, İcare 8, 9, Mevakitu's-Salat 17, Enbiya 50, Fezailu'l-Kur'an 17, Tevhid 31, 47; Tirmizi, Emsal 7, (2875)|4507
FEZAİL BÖLÜMÜ|İslam Ümmetinin Fazileti|buharimüslimtirmizinesaiebu davud|Enes|Resulullah (sav)'ın yanından bir cenaze geçti. Oradakiler, cenaze hakkında hayırlı senada bulundular. Aleyhissalatu vesselam: "Vacib oldu! [Vacib oldu! Vacib oldu!]" buyurdular. Sonra bir cenaze daha geçti. Bunu kötü sözlerle yadettiler. Resulullah yine: "Vacib oldu" buyurdular. Hz. Ömer (ra): "Ey Allah'ın Resulü! Vacib olan nedir?" diye sordu. "Öncekini hayırla yadettiniz ona cennet uacib oldu. İkincisini kötülükle yadettiniz ona da cehennem vacib oldu. Sizler Allah'ın yeryüzündeki şahidlerisiniz!" buyurdu. |Buhari, Cenaiz 86, Şehadet 6; Müslim, Cenaiz 60, (949); Tirmizi, Cenaiz 63, (1058); Nesai, Cenaiz 50, (4, 49, 50); Ebu Davud, Cenaiz 80, (3233)|4508
FEZAİL BÖLÜMÜ|İslam Ümmetinin Fazileti|müslim|Huzeyfe|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah Teala hazretleri, bizden öncekileri cum'ayı bulma işinde şaşırttı. Bu sebeple cumartesi yahudilerin, pazar günü de hıristiyanların oldu. Allah Teala hazretleri bizi yarattı ve bizlere cuma gününü bulma hususunda hidayet nasib etti: Cumayı da, cumartesiyi de, pazarıda (ibadet günleri) kıldı. Onlar Kıyamet günü de bize tabidirler. Biz, dünya ehli arasında sonuncuyuz, fakat Kıyamet günü birinciler olacağız ve bütün mahlukattan önce hesapları görülüp bitirilecekler olacağız." |Müslim, Cum'a 22, (856)|4509
FEZAİL BÖLÜMÜ|İslam Ümmetinin Fazileti|buharimüslim|Ebu Said|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kıyamet günü Aziz ve Celil olan Allah: "Ey Adem" diye seslenir. Adem: "Ey Rabbim buyur, emrindeyim, bütün hayırlar senin elindedir!" der. Şöyle bir nidada bulunulur: "Allah sana, cehennem heybetini çıkarmanı emrediyor!" Adem sorar: "Ey Rabbim, cehennem hey'eti ne kadardır?" "Her binden dokuzyüzdoksandokuzu!" İşte hamilelerin çocuğunu düşürdüğü, çocukların ihtiyarladığı, insanların sarhoş olmadıkları halde, azabın şiddetinden sarhoşa döneceklerini göreceğin zaman bu zamandır." Bu haber Ashab'a çok ağır geldi. Öyle ki yüzlerinin rengi değişti. "Ey Allah'ın Resulü!" dediler, "bu binde bir içine hangimiz gireceğiz?" "Ye'cuc ve Me'cuc'dan binde dokuzyüzdoksandokuz, sizden ise bir olacak. Şunu da bilin: Siz insanlar arasında, beyaz bir öküzde siyah bir kıl veya siyah bir öküzde beyaz bir kıl durumundasınız." |Buhari, Tefsir, Hac 1, Enbiya 7, Rikak 46, Tevhid 32; Müslim, İman 379, (222)|4510
FEZAİL BÖLÜMÜ|İslam Ümmetinin Fazileti|tirmiziibnu mace|Ebu Ümame|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Rabbim bana, ümmetimden yetmişbin kişiyi hesab ve ceza olmaksızın cennete koymayı uaadetti. Her bin ile birlikte yetmişbin ve Rabbimin avucuyla üç avuç daha." |Tirmizi, Sıfatu'l-Kıyame 13, (2439); İbnu Mace, Zühd 34, (4286)|4511
FEZAİL BÖLÜMÜ|İslam Ümmetinin Fazileti|tirmizi|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ümmetimin cennete gireceği kapının genişliği, iyi bir atlının üç gün (veya yıl) yürüme mesafesidir. Onlar (cennet ehli) kapıdan girerken sıkışırlar da omuzları ezilecek hale gelir." |Tirmizi, Cennet 14, (2552)|4512
FEZAİL BÖLÜMÜ|İslam Ümmetinin Fazileti|tirmizi|Büreyde|(Resulullah (sav)'ın şu sözünü) nakleder: "Cennet ehli yüz yirmi saftır. Bunlardan seksen safı bu ümmetten, kırk safı da diğer ümmetlerdendir." |Tirmizi, Cennet 13, (2549)|4513
FEZAİL BÖLÜMÜ|İslam Ümmetinin Fazileti|müslim|Ebu Musa|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Müslüman bir kimse öldü mü, Allah ona bedel bir yahudi veya hıristiyanı cehenneme koyar." |Müslim, Tevbe 50, (2767)|4514
FEZAİL BÖLÜMÜ|İslam Ümmetinin Fazileti|buhari|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav): "İmtina edenler hariç, bütün ümmetim cennete girecektir." buyurmuşlardı. "İmtina edenler de kim?" dediler. "Kim bana itaat ederse cennete girer, kim asi olur (itaat etmezse) o imtina etmiş demektir!" buyurdular. |Buhari, İ'tisam 2|4515
FEZAİL BÖLÜMÜ|İslam Ümmetinin Fazileti|ebu davud|Ebu Malik el'Eş'ari|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah sizi üç hasletten himaye etti: "Hepinizi helak edecek olan peygamberinizin bedduasından, batıl ehlinin hak ehline (nurunu söndürecek kesin) bir galebesinden, dalalet üzerine birleşmenizden." |Ebu Davud, Fiten 1, (4253)|4516
FEZAİL BÖLÜMÜ|İslam Ümmetinin Fazileti|ebu davud|Ebu Musa|Resulullah (sav) buyurdular ki: Şu ümmetim rahmete mazhar olmuş bir ümmettir. Ahirette azaba maruz kalmayacaktır. Onun azabı dünyadadır: Fitneler, zelzeleler ve katl." |Ebu Davud, Fiten, (4277)|4517
FEZAİL BÖLÜMÜ|İslam Ümmetinin Fazileti|tirmizi|Ebu Musa|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah Teala Hazretleri (şu ayetle) ümmetim için bana iki eman indirdi: 1) Sen aralarında olduğun müddetçe Allah onlara (umumi bir) azab vermeyecektir. 2) Onlar istiğfarda bulundukları müddetçe, Allah onlara azab vermeyecektir. (Enfal 33) Ben aralarından ayrıldım mı, (Allah'ın azabını önleyecek ikinci eman olan) istiğfarı Kıyamete kadar aralarında bırakıyorum." |Tirmizi, Tefsir, Enfal (3082)|4518
FEZAİL BÖLÜMÜ|İslam Ümmetinin Fazileti|müslim|Amir İbnu Sa'd|Amir İbnu Sa'd babası (ra)'ndan naklen anlatıyor: "Resulullah (sav) Beni Muaviye Mescidine girdi. Orada iki rek'at namaz kıldı, biz de onunla berber kıldık. Sonra Rabbine uzun uzun dua etti. Sonra yanımıza döndü. Dedi ki: "Rabbimden üç şey taleb ettim, ikisini verdi, birini geri çevirdi: Rabbimden ümmetimi umumi bir kıtlıkla helak etmemesini talep ettim, bunu bana verdi. Ümemtimi suda boğulma suretiyle helak etmemesini diledim, bana bunu da verdi. Ümmetimin kendi aralarında savaşmamalarını da talep etmiştim, bu geri çevrildi." |Müslim, Fiten 20, (2890)|4519
FEZAİL BÖLÜMÜ|İslam Ümmetinin Fazileti|tirmizi|Ebu Said|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ümmetimden (alim, şehid, salih) bazıları var; bir(çok kabilelere şamil bir) cemaate şefaat eder, bazıları var bir kabileye şefaat eder; bazıları var bir bölüğe şefaat eder; bazıları da tek bir ferde şefaat eder ve cennete girmelerini sağlar." |Tirmizi, Kıyamet 11, (2442)|4520
FEZAİL BÖLÜMÜ|İslam Ümmetinin Fazileti|tirmizi|Ebu Said|Rezin şunu ilave etmiştir: "Şefaatim, ümmetimden büyük günah işleyenler içindir. Bir adamın ateşe atılması için emir verilir. Giderken, (dünyada) susadığı zaman su vermiş olduğu adama rastlar, onu tanır ve ona: "Benim için şefaat etmeyecek misin?" der. Adam: "Sen de kimsin?" diye sorunca: "Ben sana falan gün su içirmedim mi?" der. Öbürü bunu tanır ve (Allah nezdinde) onun lehinde şefaatte bulunur. Adam da böylece geri çevrilir ve cennete gider." |Tirmizi, Kıyamet 11, (2437)|4521
FEZAİL BÖLÜMÜ|İslam Ümmetinin Fazileti|tirmizi|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ümmetim yağmur gibidir, evveli mi, ahiri mi daha hayırlıdır bilinemez." |Tirmizi, Emsal 6, (2873)|4522
FEZAİL BÖLÜMÜ|İslam Ümmetinin Fazileti|buharimüslim|Mugire|Resulullah (sav) buyurdular ki: Ümmetimden bir grup, (hak üzerine) galip olmaktan hiç geri kalmaz. Allah'ın emri (Kıyamet) gelince de onlar galibtir." [Buhari: "Bu grup, alimlerdir" demiştir.] |Buhari, İ'tisam 10, Menakıb 27, Tevhid 29; Müslim, İmaret 171, (1921)|4523
FEZAİL BÖLÜMÜ|İslam Ümmetinin Fazileti|müslim|Sa'd İbnu Ebi Vakkas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ehl'i garb hak üzere galib olmaya, kıyamet kopuncaya kadar devam ederler." |Müslim, İmaret 177, (1925)|4524
FEZAİL BÖLÜMÜ|İslam Ümmetinin Fazileti|tirmizi|Muaviye İbnu Kurre|Muaviye İbnu Kurre, babası (ra)'ından naklen anlatıyor: "Resulullah (sav) buyurdular ki: "Şam (Suriye) halkı fesada uğradımı artık (orada) sizin için hayır yoktur. Ümmetimden bir grup, Kıyamet kopuncaya kadar mansur (Allah'ın yardımına mazhar) olmaya devam edecek, onları mahrum bırakanlar onlara zarar veremeyecekler." [Ali İbnu'l-Medini: "Bunlar hadis ashabıdır" demiştir.] |Tirmizi, Fiten 27, (2193)|4525
FEZAİL BÖLÜMÜ|İslam Ümmetinin Fazileti|ebu davud|İmran İbnu Husayn|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ümmetimden bir grup (taife), hak üzerine savaşmaya devam edeceklerdir. Onlar kendilerine meydan okuyanlara karşı muzafferdirler. Öyle ki, bunların sonuncuları Mesih-Deccal'le de savaşırlar." |Ebu Davud, Cihad 4, (2484)|4526
FEZAİL BÖLÜMÜ|İslam Ümmetinin Fazileti|müslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ümmetim içinde beni en çok sevenlerden bir kısmı benden sonra gelenler arasından olacak: Mallarını ve ailelerini feda pahasına beni görmeyi arzu edecekler." |Müslim, Cennet (2832)|4527
FEZAİL BÖLÜMÜ|İslam Ümmetinin Fazileti|tirmizi|Abdullah İbnu Büşr|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kıyamet gününde, ümmetimin (iki alameti olacak: Biri) secde sebebiyle alnındaki parlaklık, (diğeri de) abdest sebebiyle kolarındaki parlaklıktır." |Tirmizi, Salat 427, (607)|4528
FEZAİL BÖLÜMÜ|İslam Ümmetinin Fazileti|müslim|Ebu Musa|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah bir ümmete rahmet diledi mi, peygamberlerini kendilerinden önce kabzeder ve onu ümmete bir öncü ve hazırlayıcı yapar. Bir ümmetin helakini de diledi mi, onları peygamberleri hayatta iken cezalandırır da onun gözünün önünde onları helak eder. Böylece, o ümmetin, inkar ve tekzibleri sebebiyle- helakleriyle peygamberin içi rahatlar." |Müslim, Fezail 24, (2288)|4529
FEZAİL BÖLÜMÜ|Kureyş'in Fazileti|müslim|Cabir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İnsanlar hayırda da şerde de Kuryeş'e tabidir." |Müslim, İmaret 3, (1819)|4530
FEZAİL BÖLÜMÜ|Kureyş'in Fazileti|tirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ey Allahım, Kureyş'in ilkine azab tattırdın, hiç olsun, ahirine ihsanı tattır." |Tirmizi, Menakıb, (3904)|4531
FEZAİL BÖLÜMÜ|Kureyş'in Fazileti|buharimüslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kureyş kadınları, deveye binen kadınların en hayırlılarıdır: Onlar küçük çocuklara karşı daha şefkatli, kocalarının mallarına karşı daha muhafızlardır." [Ebu Hüreyre (ra): "Meryem Bintu İmran hiçbir zaman deveye binmedi" derdi.] |Buhari, Nikah 12, Enbiya 46, 1 Nefahat 10; Müslim, Fezailu's-Sahabe, 10 (2529)|4532
FEZAİL BÖLÜMÜ|Kureyş'in Fazileti|müslim|Abdullah İbnu Muti|Abdullah İbnu Muti, babası (ra)'ndan naklen anlatıyor: "Resulullah (sav) Mekke'nin fethedildiği gün buyurdular ki: "Bugünden sonra hiçbir Kureyşli, Kıyamete kadar sabren öldürülemez." [Ravi der ki:] "Kureyş'in Asi (isim)lerinden Muti'den başka kimse müslüman olmadı. Muti'nin ismi de Asi idi. Resulullah (sav) ona Muti ismini taktı." |Müslim, Cihad 88-89, (1782)|4533
FEZAİL BÖLÜMÜ|Bazı Arap Kabilelerinin Fazileti|buharimüslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Eşlem kabilesini Allah selametli kılsın, Gıfar kabilesine de mağfiret buyursun!" |Buhari, Menakıb 6; Müslim, Fezailu's-Sahabe 183, (2515, 2516)|4534
FEZAİL BÖLÜMÜ|Bazı Arap Kabilelerinin Fazileti|buharimüslimtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kureyş, Ensar, Cüheyne, Müzeyne, Eşlem, Eşca' ve Gıfar benim dostlarımdır. Onların da Allah ve Resulünden başka dostları yoktur." |Buhari, Menakıb 6; Müslim, Fezailu's-Sahabe 189, 190, (2520-2521); Tirmizi, Menakıb, (3945)|4535
FEZAİL BÖLÜMÜ|Bazı Arap Kabilelerinin Fazileti|buharimüslim|Ebu Musa|Resulullah (sav) buyurdular ki; "Ben Eş'ari cemaatinin geceleyin evlerine girerkenki Kur'an okuyuşlarını seslerinden tanırım. Gündüzleyin girerlerken evlerini görmemiş de olsam, geceleyin Kur'an okuyuşları sebebiyle seslerinden evlerini tanırım. Onlardan biri Hakim'dir. Atlılara -yahut düşmana dedi- rastlayınca, onlara: "Arkadaşlarım, kendilerini beklemenizi söylediler" dedi" |Buhari, Megazi 38, Humus 15, Menakıbu'l-Ensar 37; Müslim, Fezailu's-Sahabe 166, (2499)|4536
FEZAİL BÖLÜMÜ|Bazı Arap Kabilelerinin Fazileti|buharimüslim|Ebu Musa|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Eş'ariler, gazve sırasında azıkları tükenir, Medine'de de ailelerinin yiyecekleri azalırsa, yanlarında bulunanları bir yaygının üzerinde toplarlar sonra onu tek bir kabla eşit olarak paylaşırlar. Onlar bendendir, ben de onlardanım." |Buhari, Şirket 1; Müslim, Fezailu's-Sahabe 167, (2500)|4537
FEZAİL BÖLÜMÜ|Bazı Arap Kabilelerinin Fazileti|buharimüslim|Ebu Hüreyre|Beni Temim'i, haklarında Resulullah (sav)'dan işittiğim üç şeyden sonra hep sever oldum. Demişti ki: "Onlar Deccal'e karşı ümmetimin en şiddetlisidirler." Onların zekatları gelmişti. Aleyhissalatu vesselam: "Bu, kavmimizin zekatlarıdır!" buyurdular. Hz. Aişe (ra)'nin yanında onlardan bir esire kadın vardı. "Onu azad et, çünkü o, Hz. İsmail evlatlarından." buyurdular. |Buhari, Itk 13, Megazi 67; Müslim, Fezailu's-Sahabe 198, (2525)|4538
FEZAİL BÖLÜMÜ|Bazı Arap Kabilelerinin Fazileti|tirmizi|Ebu Hüreyre|Kays'tan bir adam: "Ey Allah'ın Resulü! Hımyer'e lanet et!" dedi. Aleyhissalatu vesselam ondan yüzünü çevirdi. Adam aynı talebi tekrar edince, Aleyhissalatu vesselam: "Allah Hımyer'e rahmet kılsın. Onların ağızları selam, elleri yiyecek, kendileri de emniyet ve iman ehli kimseler!" buyurdu. |Tirmizi, Menakıb, (3985)|4539
FEZAİL BÖLÜMÜ|Bazı Arap Kabilelerinin Fazileti|tirmizi|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ezd kabilesi, Allah'ın yeryüzündeki ordusu (ve dininin yardımcıları)dır. Halk onları alçaltmak ister, Allah ise onları yüceltir. İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o zaman kişi: "Keşke babam Ezdi olsaydı! Keşke anem de Ezdi olsaydı!" diye temennide bulunacak." |Tirmizi, Menakıb, (3933)|4540
FEZAİL BÖLÜMÜ|Bazı Arap Kabilelerinin Fazileti|buharimüslim|Ebu Hüreyre|Tufeyl İbnu Amr ed-Devsi, Resulullah (sav)'a gelerek: "Devs kabilesi helak oldu. (Allah'a) asi oldu (ve İslam'a girmekten) imtina etti. Onlara bir bedduada bulunun!" dedi. Orada bulunanlar, Aleyhissalatu vesselamın beddua yapacağını zannetti. Ama O: "Allah'ım, Devs'e hidayet ver, onları imana getir" buyurdu. |Buhari, Megazi 75, Cihad 100, Da'avat 59; Müslim, Fezailu's-Sahabe 197, (2524)|4541
FEZAİL BÖLÜMÜ|Bazı Arap Kabilelerinin Fazileti|tirmizi|Cabir|Sahabeler (ra), Aleyhissalatu vesselam'a müracat ederek: "Ey Allah'ın Resulü! Taiflilerin okları bizleri yaralayıp parçaladı. Aleyhlerine Allah'a bir bedduada bulunuverseniz! " dediler. Aleyhissalatu vesselam: "Allahım, Taiflilere hidayet ver" buyurdular! |Tirmizi, Menakıb, (3937)|4542
FEZAİL BÖLÜMÜ|Bazı Arap Kabilelerinin Fazileti|müslim|Ebu Berze el-Eslemi|Resulullah (sav), bir sahabiyi Arap kabilelerinden birine irşad vazifesiyle gönderdi. Ancak kabile halkı ona hakaretler edip bir güzel dövdüler. Sahabi, Resulullah (sav)'a gelerek durumu haber verdi. Aleyhissalatu vesselam: "Eğer Umman ahalisine gitmiş olsaydın onlar ne söverler ne de seni döverlerdi" buyurdu. |Müslim, Fezail's-Sahabe 228, (2544)|4543
FEZAİL BÖLÜMÜ|Bazı Arap Kabilelerinin Fazileti|tirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Mülk (saltanat, idare) Kureyş'tedir. Keza (davaları hükme bağlama) Ensar'dadır. Ezan Habeşli'lerdedir, emanet (güven) Ezd'dedir, yani Yemen'dedir." |Tirmizi, Menakıb, (3932)|4544
FEZAİL BÖLÜMÜ|Bazı Arap Kabilelerinin Fazileti|ebu davud|Ebu Sekine|Ebu Sekine (ki Muharrerlerden bir kimsedir) Resulullah (sav)'ın bir sahabesinden naklen anlatıyor: "Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizi bıraktıkları müddetçe siz de Habeşileri bırakın. Sizi terkettikleri müddetçe Türkleri terkedin." |Ebu Davud, Melahim 8, (4302)|4545
FEZAİL BÖLÜMÜ|Bazı Arap Kabilelerinin Fazileti|tirmizi|İmran İbnu Husayn|Resulullah (sav) üç kabileye ikrah eder halde vefat etti: Sakif, Beni Hanife, Beni Ümeyye. |Tirmizi, Menakıb, (3938)|4546
FEZAİL BÖLÜMÜ|Arapların Fazileti|tirmizi|Selman'ı Farisi|Resulullah (sav) bana: "Bana buğzetme, dinini terketmiş olursun!" buyurdular. Ben: "Ey Allah'ın Resulü, ben size nasıl buğzederim? Allah hidayeti bana sizin elinizden ulaştırdı" dedim. "Araba buğzedersin, böylece bana buğzetmiş olursun" buyurdular. |Tirmizi, Menakıb, (3923)|4547
FEZAİL BÖLÜMÜ|Arapların Fazileti|tirmizi|Osman İbnu Affan|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim Arab'ı aldatırsa şefaatime giremez ve sevgim de ona ulaşmaz." |Tirmizi, Menakıb, (3924)|4548
FEZAİL BÖLÜMÜ|Acem Ve Rum'un Fazileti|buharimüslimtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) Cum'a süresini tilavet buyurdu: "Onlardan diğer bir grup gönderdi ki (faziletçe) birincilere yetişememişlerdir" (Cum'a 3) ayetine gelince, bir sahabe: "Ey Allah'ın Resulü! Bize kavuşamayacak olan bunlar kimlerdir?" diye sordu. Aleyhissalatu vesselam elini Selman (ra)'ın üzerine koyarak: "Ruhumu kudret elinde tutan Zat-ı Zülcelal'e yemin olsun, eğer iman Süreyya yıldızında olsaydı, ona, bunun kavminden bazı kimseler yine de ulaşacaklardır -Bir diğer rivayette: "Fars'tan bazı kimseler"- buyurdu. |Buhari, Tefsir, Cum'a 1; Müslim, Fezailu's-Sahabe (2546); Tirmizi, Menakıb, (3229)|4549
FEZAİL BÖLÜMÜ|Acem Ve Rum'un Fazileti|tirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav)'ın yanında Acemler zikredilmişti, şöyle buyurdular: "Ben onlara -veya bazılarına- sizden -veya bazınızdan- daha çok güven duyuyorum!" |Tirmizi, Menakıb, (3928)|4550
FEZAİL BÖLÜMÜ|Acem Ve Rum'un Fazileti|müslim|Müstevrid el-Kureyşi|Resulullah (sav)'ı işittim, diyordu ki: "Rumlar insanların ekserisi olduğu bir sırada Kıyamet kopar" (Bunu işiten) Amr İbnul-As (ra) atılarak: "Söylediğine dikkat et!" dedi. Müstevrid: "Ben Resulullah (sav)'dan işittiğimi söylüyorum!" diye te'yid etti. Amr: "Sen bunu söylersen (bil ki) onlarda dört haslet vardı: Fitne sırasında, insanların en halimidirler. Musibete uğrayınca da onu en çabuk atlatanıdırlar. Kaçtıktan sonra geri dönmede insanların en çabuğudurlar. Miskin, yetim ve zayıflara en hayırlı olanlarıdır. Beşinci olarak hoş ve güzel bir hasletleri de kralların zulümlerine en fazla karşı koyan kimseler olmalarıdır." |Müslim, Fiten 35, (2898)|4551
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabe Dışındaki Bazı Kimselerin Fazileti - Üveys el-Karani|müslim|Üseyr İbnu Cabir|Hz. Ömer (ra)'e Yemenlilerin takviye kuvveti geldikçe her defasında onlara: "Aranızda Üveys İbnu Amir var mı?" diye sorardı. Nihayet Üveys İbnu Amir'e rastladı. Aralarında şu konuşma geçti: "Sen Üveys İbnu Amir misin?" "Evet!" "Murad'dan, sonra da Karan'dan?" "Evet!" "Sende alaca hastalığı vardı, bir dirhem kadar bir yer hariç tamamını atlattın, deği mi?" "Evet!" "Senin bir annen olacak?" "Evet!" "Ben Resulullah (sav)'ı işittim. Şöyle diyordu: "Size, önce Muradi sonra da Karani olan Üveys İbnu Amir, Yemen imdat kuvvetiyle gelecek. Onun alaca hastalığı vardı, dirhem kadar yer hariç atlattı. Onun bir annesi var. O annesine karşı saygılıdır. O, (bir şey için) yemin edecek olsa Allah (dilediğini yerine getirmek suretiyle) onun yeminden halas eder. Eğer ondan kendin için istiğfar talep edebilirsen et. Benim için istiğfar ediver" dedi. O da istiğfar ediverdi. Bunun üzerine Hz. Ömer ona: "Nereye gidiyorsun?" diye sordu. "Kufe'ye!" "Senin için valisine mektup yazayım mı?" "Ben (hususi muamele istemem, herkesle bir olmayı), avamdan biri olmayı tercih ederim." Ravi der ki: "Müteakip sene Kufe'nin eşrafından biri hacc yaptı ve Ömer'le karşılaştı. Ona Üveys rahimehullah'ı sordu. "Ben onu," dedi, "evi perişan, eşyası az bir halde bıraktım!" Hz. Ömer, Resulullah (sav)'ı işittiğini ona da söyledi. Adam hacc'dan dönünce Üveys'e geldi ve: "Benim için istiğfar ediver!" dedi. Sen hayırlı bir seferden yeni döndün, sen benim için istiğfar et" dedi ve: "Ömer'e mi rastladın?" diye sordu. "Evet!" dedi. Bunun üzerine Üveys ona da istiğfarda bulundu. Böylece halk onun ne olduğunu anladı. Bir müddet sonra da (Kufe'yi terkedip) geri gitti, (rahimehullah)." |Müslim, Fezailu's-Sahabe 225, (2542)|4552
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabe Dışındaki Bazı Kimselerin Fazileti - Necaşi|ebu davud|Aişe|Necaşi (ra) öldüğü zaman biz onun kabrinin üzerinde uzun müddet bir nur görüldüğünü konuşurduk. |Ebu Davud, Cihad 29, (2523)|4553
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabe Dışındaki Bazı Kimselerin Fazileti - Zeyd İbnu Amr||İbnu Ömer|Resulullah (sav)'ı anlatarak der ki: "Aleyhissalatu vesselam, Zeyd İbnu Amr İbnu Nüfeyl'e Beldah'ın aşağı kısmında rastladı. Bu karşılaşma, Aleyhissalatu vesselam'a hünez vahiy gelmeye başlamazdan önce idi. Resulullah (sav)'a bir sofra ikram edildi, sofrada et de vardı. Aleyhissalatu vesselam sofradan yemekten kaçındı ve onu Zeyd'e sundu. O da yemekten kaçındı. Sonra Zeyd şunları söyledi: "Ben sizin putlarınıza kestiğiniz etten yemem. Ben sadece Allah'ın ismi zikredilerek kesilenden yerim." Zeyd, Kureyş'i kestikleri sebebiyle ayıplar ve şöyle derdi: "Koyunu Allah yarattı. Onun için gökten yağmur indirdi, yerden de bitki çıkardı. Ama siz onu Allah'ın ismini zikretmeden kesiyorsunuz." Böylece, Zeyd onların bu davranışlarının münker olduğunu ortaya koyuyordu." ||4554
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabe Dışındaki Bazı Kimselerin Fazileti - Zeyd İbnu Amr|buhari||Bir başka rivayette ise şöyle gelmiştir: "Zeyd İbnu Amr İbnu Nüfeyl hakiki dini sorup, ona tabi olmak üzere [Varaka İbnu Nevfel ile birlikte] Şam'a gitti. Orada bir yahudi alimine rastladı. Ona dinleri hakkında sordu ve: "Belki de dininize gireceğim, (bana onu tanıtın)!" dedi. Yahudi: "Sen, Allah'ın gadabından nasibini almadıkça bizim dine giremezsin!" diye cevap verdi. Zeyd: "Ben Allah'ın gadabından kaçarak buralara geldim, (gadap değil, rıza ve rahmet arıyorum), elimden geldiğince, Allah'ın gadabından herhangi bir pay almaya asla niyetim yok. Sen bana bir başkasını göster (de ona gideyim)!" der. Yahudi alim: "Ben haniflikten başka bir şeyi tanımıyorum!" cevabını verir. Zeyd: "Haniflik nedir?" der. Yahudi alim açıklar: "Hz. İbrahim aleyhisselam'ın dinidir. O, ne yahudi ne de hıristiyandı, Allah'tan başka bir şeye tapmıyordu." Zeyd onun yanından çıkınca hıristiyan alimlerden biriyle karşılaşır. Ona da aynı şeyleri söyler. O da: "Sen Allah'ın lanetinden nasibini almadıkça bizim dinimize giremezsin!" der. Zeyd ona da: "Ben zaten Allah'ın lanetinden kaçarak bu diyarlara geldim. Elimden geldiğince, ebediyyen Allah'ın lanetinden bir şey yüklenmeyeceğim. Sen bana bir başkasını gösterebilir misin?" der. O alim de: "Hayır ben haniflikten başka bir şey bilmem!" cevabım verir. Zeyd ona da: "Haniflik nedir?" diye sorar. Alim: "Hz. İbrahim aleyhisselam'ın dinidir. O ne yahudi ne de hıristiyandı, o sadece Allah'a tapardı" cevabını verir. Zeyd onların Hz. İbrahim hakkındaki sözlerini işitince, oradan ayrılır. Dışarı çıkınca ellerini kaldırıp: "Allahım, seni şahid kılıyorum: Ben İbrahim aleyhisselam'ın dini üzereyim!" der." |Buhari, Menakıbu'l-Ensar 24, Zebaih 16|4555
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabe Dışındaki Bazı Kimselerin Fazileti - Zeyd İbnu Amr|buhari|Esma Bintu Ebi Bekr|Zeyd İbnu Amr İbnu Nüfeyl'in ayakta dikilip sırtını Ka'be'ye dayayarak şöyle söylediğini işittim: "Ey Kureyş topluluğu! Vallahi ben hariç hiçbiriniz Hz. İbrahim aleyhisselam'ın dini üzere değilsiniz!" Zeyd diri diri toprağa gömülecek kızları (kurtarıp) hayatını bağışlardı. Kızını öldürmek isteyen adama: "Onu öldürme, onun külfetini ben üzerime alıyorum" der ve kızı alırdı. Kız büyüyüp serpilince, babasına: "Dilersen sana teslim edeyim, dilersen külfetini ben çekeyim" der (bakımına devam eder)di |Buhari, Menakıbu'l-Ensar 24|4556
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabe Dışındaki Bazı Kimselerin Fazileti - Ebu Talib|buharimüslimnesai|Müseyyeb İbnu'l-Hazn|Ebu Talib'in ölüm anı gelince, Resulullah (sav) yanına geldi. Başucunda Ebu Cehil ile Abdullah İbnu Ebi Umeyye İbni'l-Muğire'yi buldu. "Ey Amcacığım! Bir kelimelik Lailahe illallah de! Onunla Allah indinde senin lehine şehadette bulunayım!" dedi. Ebu Cehil ve Abdullah atılarak (Ebu Talib'e): "Sen Abdulmuttalib'in dininden yüz mü çevireceksin?" diye müdahale ettiler. Resulullah (sav), (kelime-i şehadeti) ona arzetmeye devam etti. Onlar da kendi sözlerini aynen tekrara devam ettiler. Öyle ki bu hal Ebu Talib'in son söz olarak, onlara: "Ben Abdulmuttalib'in dini üzereyim!" demesine kadar devam etti. Ebu Talib Lailahe illallah demekten kaçınmıştı. Resulullah (sav): "Yasaklanmadığı müddetçe senin için istiğfar edeceğim!" dedi. Bunun üzerine aziz ve celil olan Allah şu vahyi indirdi. (Mealen): "Akraba bile olsalar, onların cehennemlik oldukları ortaya çıktıktan sonra müşrikler hakkında Allah'tan af dilemek ne Peygmaber'e ve ne de iman edenlere uygun düşmez" (Tevbe 113). Cenab-ı Hak şu ayeti de Ebu Talib hakkında indirmiştir. (Mealen): "Sen, sevdiğin kimseyi hidayete erdiremezsin. Ancak Allah dilediğine hidayet verir. Doğru yolda olanları en iyi bilen de O'dur" (Kasas 56 ). |Buhari, Menakıbu'l-Ensar 40, Cenaiz 81, Tefsir, Beraet 16, Kasas 1, Eyman 19; Müslim, İman 39, (34); Nesai, Cenaiz 102, (4, 90, 91)|4557
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabe Dışındaki Bazı Kimselerin Fazileti - Ebu Talib|buharimüslim|Ebu Sa'id|Ebu Talib Resulullah (sav)'ın yanında zikredilmişti. "Umulur ki. Kıyamet günü şefaatim ona fayda eder de, böylece ateşten, topuklarına kadar yükselen sığ bir yere konur, yine de beyni kaynar." |Buhari, Menakıbu'l-Ensar 40, Rikak 51; Müslim, İman 360, (210)|4558
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabe Dışındaki Bazı Kimselerin Fazileti - Ebu Talib|buharimüslim|Abbas|"Ey Allah'ın Resulu" dedim, "amcana (istiğfarla yardım)dan seni alıkoyan nedir? O seni koruyor, senin için kafirlere kızıyordu." "Evet!" dedi, "olacak. O ateşin sığ bir yerindedir. Eğer ben olmasaydım cehenemin en derin yerinde olacaktı." |Buhari, Menakıbu'l-Ensar 40, Edeb 115, Rikak 61; Müslim, İman 357, (209)|4559
FEZAİL BÖLÜMÜ|Sahabe Dışındaki Bazı Kimselerin Fazileti - Malik İbnu Enes|tirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İnsanların ilim taleb etmek üzere seferlere çıkacakları zaman yakındır. (O zaman) Medine aliminden daha bilginini bulamazlar." [Abdurrezzak, rivayetinde: "Bu (hadiste haber verilen alim) Malik İbnu Enes'dir" demiştir.] |Tirmizi, İlm 18, (2682)|4560
FEZAİL BÖLÜMÜ|Bazı Zamanların Fazileti - Bayram|ebu davud|Abdullah İbnu Kurt|Resululah (sav) buyurdular ki: "Allah indinde günlerin en büyüğü Kurban bayramı günüdür, bunu, fazilette Nefr günü (teşrik günlerinin ikinci günü) takib eder." |Ebu Davud, Menasik 19, (1765)|4561
FEZAİL BÖLÜMÜ|Bazı Zamanların Fazileti - Bayram|ebu davudnesai|Enes|Resulullah (sav) Medine'ye geldiğinde Medinelilerin iki (bayram) günleri vardı. O günlerde oynayıp eğlenirlerdi. "Bu ikigün(ün mana ve mahiyeti) nedir?" diye sordu. "Biz cahiliye devrinde bu günlerde eğlenirdik!" dediler. Aleyhissalatu vesselam: "Allah, bu iki bayramınızı onlardan daha hayırlı diğer iki günle değiştirdi: Kurban bayramı, Fıtır bayramı" buyurdu. |Ebu Davud, Salat 246, (1134); Nesai, Iydeyn 1, (3,179)|4562
FEZAİL BÖLÜMÜ|Bazı Zamanların Fazileti - Zilhicce'de 10 Gün|buhariebu davudtirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sav): "Salih amellerin Allah'a en ziyade sevgili olduğu günler bu on gündür!" buyurmuştu. Cemaatten: "Allah yolundaki cihaddan da mı?" diye soran oldu. "Cihaddan da!" buyurdu. "Ancak bir kimse, canını, malını muhataraya atarak çıkar, hiçbir şeyle dönmezse (yani cihad arasında ölürse) o kimse haric." |Buhari, Iydeyn 11; Ebu Davud, Savm 61, (2438); Tirmizi, Savm 52, 1 (7577)|4563
FEZAİL BÖLÜMÜ|Bazı Zamanların Fazileti - Zilhicce'de 10 Gün|tirmizi|Ebu Hüreyre|Tirmizi, bir diğer rivayette Ebu Hüreyre (ra)'den şu ziyadeyi kaydetmiştir: "Ondaki her bir günün orucu bir yıllık oruca (sevabca) eşittir. Ondaki bir gece kıyamı (ibadetle ihya edilmesi) Kadir gecesinin kıyamına (ihyasına) eşittir." |Tirmizi, Savm 52, (758)|4564
FEZAİL BÖLÜMÜ|Bazı Zamanların Fazileti - Arefe Günü|müslimnesai|Aişe|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah, hiçbir günde, arafe günündeki kadar bir kulu ateşten çok azad etmez. Allah (mahlukata rahmetiyle) yaklaşır ve onlarla meleklere karşı iftihar eder ve: "Bunlar ne istiyorlar?" der." |Müslim, Hacc 436, (1348); Nesai, Hacc 194,1 (6, 251, 252)|4565
FEZAİL BÖLÜMÜ|Bazı Zamanların Fazileti - Arefe Günü|muvatta|Talha İbnu Ubeydillah İbni Keiz|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Günlerin en efdali arafe günüdür. (Faziletçe) cuma'ya muvafakat eder. O, cum'a günü dışında yapılan yetmiş haccdan efdaldir. Duaların en efdali de arefe günü yapılan duadır. Benim ve benden önceki peygamberlerin söylediği en efdal söz de: "Lailahe illallah vahdehu la-şerikelehu" (Allah birdir, ondan başka ilah yoktur, O'nun ortağı da yoktur) sözüdür." [İmam Malik "Duaların en efdali..." ibaresinden sonraki kısmım Muvatta'da tahric etmiştir. Rezin ise rivayeti baştan sona kadar tam olarak tahric etmiştir.] |Muvatta, Hacc, 246, (1, 422)|4566
FEZAİL BÖLÜMÜ|Bazı Zamanların Fazileti - Nısf-u Şaban|tirmizi|Aişe|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah Teala Hazretleri, Nısf-u Şa'ban gecesinde dünya semasına iner ve Kelb Kabilesinin koyunlarının tüyünün adedinden daha çok sayıda günahı affeder." [Rezin bu rivayete "Ateşe müstehak olanlardan" ziyadesini kaydetmiştir] |Tirmizi, Savm 39, (739)|4567
FEZAİL BÖLÜMÜ|Bazı Zamanların Fazileti - Cuma Günü|ebu davudnesai|Evs İbnu Evs|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cum'a, en hayırlı günlerinizden biridir. Hz. Adem aleyhisselam(ıntoprağı) o gün yaratıldı, o gün kabzedildi. (Kıyamette Sur'a) o gün üflenecek, sayha da o günde olacak. Öyleyse o gün bana salavatı çok okuyun. Zira salavatlarınız bana arzedilir." Orada bulunanlar: "Salavatlarımız size nasıl arzedilir? Siz çürümüş olacaksınız!" dediler. Aleyhissalatu vesselam: "Allah Teala Hazretleri, Arz'a peygamberlerin cesetlerini yemeyi haram kıldı" buyurdular. |Ebu Davud, Salat 207, (1047); Nesai, Cum'a 5, (3, 91,92)|4568
FEZAİL BÖLÜMÜ|Bazı Zamanların Fazileti - Cuma Günü|tirmizi|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cum'a gecesi veya cum'a günü vefat eden hiçbir müslüman yoktur ki, Allah onu kabir fitnesinden korumamış olsun." |Tirmizi, Cenaiz 72, (1074)|4569
FEZAİL BÖLÜMÜ|Bazı Zamanların Fazileti - Cuma Günü|buharimüslimmuvattanesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) cum'a gününden bahis açıp dedi ki: "Onda bir saat vardır; müslüman bir kul namaz kılar olduğu halde, o saate erse, Allah'tan her ne istemişse onu Allah kendisine mutlaka verir." Bunu söylerken [Resulullah] eliyle o vaktin azlığını işaretliyordu. |Buhari, Cum'a 37, Talak 24, Da'avat 61; Müslim, Cum'a 13, (852); Muvatta, Cum'a 15, (1, 108); Nesai, Cum'a 45, (3, 115,116)|4570
FEZAİL BÖLÜMÜ|Bazı Zamanların Fazileti - Cuma Günü|müslimebu davud|Ebu Bürde|Ebu Bürde, babası Ebu Musa el'Eş'ari (ra)' den naklediyor: "Resulullah (sav): "Cum'adaki icabet saati imamın minbere oturduğu anla, namazdan çıkması anına kadar geçen vakittir" dediğini işittim." |Müslim, Cum'a 16, (853); Ebu Davud, Salat 208, (1049)|4571
FEZAİL BÖLÜMÜ|Bazı Zamanların Fazileti - Cuma Günü|tirmizi|Enes|Cuma günü, (duaların kabul edileceği) ümit edilen saati, ikindi namazından sonra güneşin ufuktan kaybolması anına kadar arayın. |Tirmizi, Salat 354, (489)|4572
FEZAİL BÖLÜMÜ|Bazı Zamanların Fazileti - Muharrem|müslimebu davudtirmizinesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ramazan ayından sonra en faziletli oruç (ayı) şehrullah olan Muharrem ayıdır. Farz namazdan sonra en efdal namaz da gece namazıdır." |Müslim, Sıyam 202, (1163); Ebu Davud, Savm 55, (2429); Tirmizi, Salat 324, (438); Nesai, Kıyamu'l-Leyl 7, (3, 207, 208)|4573
FEZAİL BÖLÜMÜ|Bazı Zamanların Fazileti - Muharrem|tirmizi|Ali|Anlattığına göre bir adam ona sorar: "Ramazandan sonra hangi ayda oruç tutmamı tavsiye edersiniz?" Ali (ra) şu cevabı verir: "Ben bu soruyu Resulullah'a soran kimseye rastlamamıştım. Nihayet bir adam sordu. O zaman ben de yanlarında idim. Dedi ki: "Ey Allah'ın Resulü! Ramazandan sonra hangi ayda oruç tutmamı tavsiye edersiniz?" Şu cevabı lütfettiler: "Ramazan dışında da oruç tutmak istersen Muharrem ayında tut. Çünkü o Şehrullah (Allah'ın ayı)dır. O ayda bir gün vardır ki, Allah onda bir kavmin günahlarını affetti, bir başka kavmin günahını da affedecek." |Tirmizi, Savm 40, (741)|4574
FEZAİL BÖLÜMÜ|Bazı Zamanların Fazileti - Muharrem|müslim|Cabir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Gecede bir saat vardır ki, müslüman bir kimsenin Allah'tan, dünya veya ahirete müteallik bir hayır talebi o saate rastlarsa, Allah dilediğini ona mutlaka verir. Bu saat her gecede vardır." |Müslim, Müsafirin 166, (757)|4575
FEZAİL BÖLÜMÜ|Mekkenin Fazileti|buharimüslimnesai|Ebu Zerr|Resulullah (sav): "Şurası muhakkak ki, (yeryüzündeki) ilk ev, mübarek olsun ve içinde namaz kılınsın diye Mekke'de inşa edilen Ka'be'dir" buyurdular. Ben: "Sonra hangisi?" diye sordum. "Mescid'i Aksa" buyurdular. Ben: "İkisi arasında ne kadar fark var?" dedim. "Kırk yıl!" buyurdular. |Buhari, Enbiya 8, 40; Müslim, Mesacid 2, (520); Nesai, Mesacid 3, (2, 32)|4576
FEZAİL BÖLÜMÜ|Mekkenin Fazileti|tirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Haceru'l-Esved, cennetten indi. İndiği vakit sütten beyazdı. Onu insanların günahları kararttı." |Tirmizi, Hacc, 40, (877)|4577
FEZAİL BÖLÜMÜ|Mekkenin Fazileti|tirmizi|İbnu Amr İbnu'l-As|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Rükn ve makam iki cennet yakutu idiler, Allah onların nurlarını aldı. Eğer onların nurlarını almamış olsaydı, o ikisi mağrible maşrık arasını aydınlatırdı." |Tirmizi, Hacc 49, (878)|4578
FEZAİL BÖLÜMÜ|Mekkenin Fazileti|buhari|el-Hudri|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bu Beyt'e Ye'cüc ve Me'cüc'den sonra da hacc yapılacak umre icra edilecek." |Buhari, Hacc 47|4579
FEZAİL BÖLÜMÜ|Mekkenin Fazileti|müslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Vallahi Meryem oğlu (Hz. İsa aleyhisselam), Feccu'r-Ravha nam mevkide, hacc yapmak veya umre yapmak yahut da her ikisini de yapmak için telbiye getirecektir." |Müslim, Hacc 216, (1252)|4580
FEZAİL BÖLÜMÜ|Mekkenin Fazileti|buharimüslim|Aişe|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ka'be'ye karşı bir ordu, saldırı tertipleyecek. Yerin bir çölüne geldikleri vakit en öndekileri de en sondakileri de (tamamiyle) yere batıracak!" Ben söze girip: "Ey Allah'ın Resulü, onların içerisinde çarşı-pazar (ehli) olanlar, onlardan olma(dığı halde katılan)lar da var. Nasıl olur da hepsi birden yere batırılıp (cezalandırılır)?" dedim. Aleyhissaletu vesselam: "Öndekileri de, arkadakileri de batırılır. Ancak, herbiri niyetlerine göre diriltilir" buyurdular. |Buhari, Büyu 49; Müslim, Fiten 8, (2884)|4581
FEZAİL BÖLÜMÜ|Mekkenin Fazileti|buhariebu davud|Şeybe İbnu Osman|Şakik'in bir rivayetine göre Şeybe İbnu Osman şöyle anlatmıştır: "Hz. Ömer (ra) Ka'be'ye girdi. Orada bulunan emvali görünce: "Kabe'nin malını taksim etmedikçe çıkmayacağım" dedi. Ben de: "Sen bunu yapamazsın" dedim. O: "Hayır, yaparım!" dedi. Ben tekrar: "Sen onu yapamazsın!" dedim. O: "Niye?" diye sordu. Ben de: "Çünkü onun yerini Resulullah (sav) da, Hz. Ebu Bekir de gördü. Onlar mala senden daha fazla muhtaç idiler. Buna rağmen o malı çıkarmadılar" dedim. Bunun üzerine kalkıp çıkıp gitti." |Buhari, İ'tisam 2, Hacc 48; Ebu Davud, Menasik 96, (2031)|4582
FEZAİL BÖLÜMÜ|Mekkenin Fazileti|buharimüslimtirmizi|Ebu Said|Resulullah (sav) buyurdular ki: "(Ziyaret için) sadece üç mescide seyahat edilebilir: Mescid-i Haram, Mescid-i Resulullah, Mescid-i Aksa." |Buhari, Fezailu's-Salat 6, Hacc 26, Savm 67; Müslim, Hacc 288, (827); Tirmizi, Salat 243, (326)|4583
FEZAİL BÖLÜMÜ|Mekkenin Fazileti|buharimüslimmuvattatirmizinesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Şu mescidimdeki namaz efdaldir,"-Bir başka rivayette- "Bu mescidimdeki bir namaz, Mescid-i Haram hariç bütün mescidlerde kılınan bin namazdan daha hayırlıdır." |Buhari, Fazlu's-Salat 1; Müslim, Hacc 505, (1394); Muvatta, Kıble 9, (1, 196); Tirmizi, Salat 243, (325); Nesai, Mesacid 7, (2, 36)|4584
FEZAİL BÖLÜMÜ|Mekkenin Fazileti|buharimüslimtirmizinesai|Ebu Şüreyh el-Adevi|Mekke'ye asker sevkeden Amr İbnu Sa'id'e dedim ki: "Ey emir, bana müsaade et. Fethin ferdası gününde Resulullah (sav)'ın söylemiş bulunduğu bir hadisi hatırlatayım: Allah'a hamd ve senadan sonra şöyle buyurmuştu: "Mekke'yi insanlar değil, Allah haram kılmıştır. Allah'a ve ahirete inanan hiçbir mü'mine orada kan dökmek helal olmaz. Ağaç sökmek de helal olmaz. Eğer biri çıkıp da Resulullah (sav)'ın oradaki savaşını göstererek kan dökmeye ruhsat vermeye kalkarsa kendisine şunu söyleyin: "Allah, Resulüne izin vermişti, ama size izin vermiyor!" Mekke'de bana bir gündüzün bir müddetinde [gün doğumundan ikindiye kadar] izin verildi. Sonra bugün tekrar eski hürmeti (haramlığı) ona geri döndü. Bu hususu, sizden burada hazır olanlar, hazır olmayanlara ulaştırsın." Ebu Şüreyh'e: "Amr sana ne dedi?" diye soruldu. "Ey Ebu Şüreyh bunu ben, senden daha iyi biliyorum. "Harem", asi olana, kan döküp kaçana, cinayet işleyip kaçana sığınma tanımaz!" diye cevap verdi" dedi. |Buhari, İlm 37, Cezau's-Sayd 8, Megazi 50; Müslim, Hacc 446, (136); Tirmizi, Hacc 1, (809), Diyat 13, (1406); Nesai, Menasik 11, (6, 206,206)|4585
FEZAİL BÖLÜMÜ|Mekkenin Fazileti|buharimüslimnesaiebu davud|İbnu Abbas|Resulullah (sav) Fetih günü buyurdular ki: "Fetihten sonra artık hicret yoktur. Ancak cihad ve niyet vardır. Öyleyse askere çağrıldığınız zaman hemen asker olun!" Resulullah (sav) sözlerine şöyle devam etti: "Allah, bu beldeyi semavat ve arzı yarattığı zaman haram kıldı. Burası, Kıyamete kadar Allah'ın haramıyla haramdır (onu insanlar haram kılmamıştır). Benden önce kimseye orada kıtal helal olmadı. Bana da günün bir müddetinde helal kılındı. Burası Kıyamete kadar Allah'ın haramıyla haramdır. [Allah'a ve ahirete inanan hiç kimseye, orada kan dökmesi helal değildir]. Ayrıca onun dikeni koparılmaz, av (hayvan)ı ürkütülme, buluntusu da alınmaz (yerinde bırakılır). Ancak ilan edip sahibini arayacak olanlar alabilir. Mekke'nin otu da biçilmez!" Abbas (ra) atılarak: "Ey Allah'ın Resulü! İzhir otu hariç olsun" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "İzhir hariç!" buyurdu. |Buhari, Cezau's-Sayd 9, Hacc 43, Cenaiz 77, Büyu 28, Megazi 52; Müslim, Hacc 445, (1353); Nesai, Hacc 110, (5, 203, 204); Ebu Davud, Menasik 90. (2017, 2018)|4586
FEZAİL BÖLÜMÜ|Mekkenin Fazileti|müslim|Cabir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Mekke'de silah taşımak hiç kimseye helal değildir." |Müslim, Hacc 449, (1356)|4587
FEZAİL BÖLÜMÜ|Mekkenin Fazileti|tirmizi|İbnu Abbas|Resululah (sav) Mekke'ye hitaben şöyle buyurdular: "Sen ne hoş beldesin. Seni ne kadar seviyorum! Eğer kavmim beni buradan çıkmaya mecbur etmeseydi, senden başka bir yerde ikamet etmezdim." |Tirmizi, Menakıb, (3922)|4588
FEZAİL BÖLÜMÜ|Mekkenin Fazileti|ebu davud|Ya'la İbnu Ümeyye|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Harem'de mal ihtikarı orada işlenen bir zulümdür." |Ebu Davud, Menasik 90, (2020)|4589
FEZAİL BÖLÜMÜ|Mekkenin Fazileti|buharimüslimmuvattanesaitirmizi|Aişe|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Biliyor musun, senin kavmin Ka'be'yi yeniden inşa ederken Hz. İbrahim'in atmış bulunduğu temellere (tam riayet etmeyip) inşaatı kısa tuttu." Ben: "Ey Allah'ın Resulü" dedim, "inşaatı Hz. İbrahim'in temellerine oturtmayacak mısın?" dedim. "Kavmin küfre yakın olmasa mutlak yapardım!" buyurdu. İbnu Ömer (ra) dedi ki: "Hz. Aişe (ra)'nin, bunu Resulullah (sav)'ın işitmesine göre, ben Resulullah (sav)'ın, Hıcr'ı takip eden iki rüknün istilamını terketmesini Ka'be'nin inşaatının Hz, İbrahim (as)'in temelleri üzerine tamamlanmamış olmasıyla izah ederim." |Buhari, İim 48, Hacc 42, Enbiya 8, Tefsir, Bakara 10, Temenni 9; Müslim, Hacc 399, (1333); Muvatta, Hacc 104, (1, 363, 364); Nesai, Hacc 125, (5, 214-216); Tirmizi, Hacc 47, (875)|4590
FEZAİL BÖLÜMÜ|Mekkenin Fazileti|buharimüslim|Amr İbnu Dinar|Cabir İbnu Abdillah (ra)'ı işittim. Demişti ki: "Ka'be inşa edilirken Resulullah (sav) ve (amcası) Abbas taş taşımakta idiler. Bir ara Abbas (ra), Aleyhissalatu vesselama: "İzarını omuzuna koy da taşın incitmesine mani olsun" dedi. O da öyle yapmıştı. Bu hadise peygamberlik gelmezden önce idi. Birden yere yığıldı. Gözleri semaya dikilmiş kalmıştı. "İzarım! İzarım!" dedi ve derhal onu üzerine bağladı." [Bir rivayette şu ziyade var: "...Bayılıp düştü. Bundan sonra hiç üryan görülmedi."] |Buhari, Hacc 42, Salat 8, Menakıbu'l-Ensar 25; Müslim, Hayz 76, (340)|4591
FEZAİL BÖLÜMÜ|Mekkenin Fazileti|buhari|Amr İbnu Dinar ve Ubeydullah İbnu Ebi Yezid|Resulullah zamanında Ka'be'nin (etrafında ihata) duvarı yoktu. İnsanlar Beytullah'ın etrafında namaz kılıyorlardı. Bu hal, Hz. Ömer zamanına kadar devam etti. Ömer (ra) etrafına duvar çektirdi. Bu duvarın boyu alçaktı. İbnu'z-Zübeyr yükseltti." |Buhari, Menakıbu'l-Ensar 25|4592
FEZAİL BÖLÜMÜ|Mekkenin Fazileti|buharimüslimnesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kabe'yi, Habeşlilerden bacakları ince bir adam tahrip edecektir." |Buhari, Hacc 49; Müslim, Fiten 57, (2909); Nesai, Hacc 125, (5,216)|4593
FEZAİL BÖLÜMÜ|Mekkenin Fazileti|buhari|İbnu Abbas|Resulullah (sav) şöyle buyurmuştu: "Ka'be'yi yıkacak olan o ayrık iri ayaklı, güdük kafalı (koyu siyah) Habeşli'yi Ka'be'nin taşlarını birer birer söker halde görür gibiyim!" |Buhari, Hacc 49|4594
FEZAİL BÖLÜMÜ|Mekkenin Fazileti|ebu davud|İbnu Amr İbni'l-As|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Habeşliler sizi terkettikçe onları terkedin. Zira, Ka'be'nin hazinesini sadece zü's-süvaykateyn (ince bacaklı olan kimse) çıkaracaktır." |Ebu Davud, Melahim 11, (4309)|4595
FEZAİL BÖLÜMÜ|Medine'nin Fazileti|buharimüslim|Enes|Resulullah (sav) Medine'yi şu şu yer arasında kalan kısımlarıyla haram ilan etti. "Kim bu haramı ihlal edecek bir davranışta bulunursa, Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun, Allah Kıyamet günü o kimseden ne farz ne nafile (hiçbir hayır) kabul etmesin"(buyurdu). |Buhari, Fezailu'l-Medine 1, İ'tisam 6; Müslim, Hacc 462, 463, 464, (1365, 1366, 1367)|4596
FEZAİL BÖLÜMÜ|Medine'nin Fazileti|buharimüslim||Yine Sahiheyn'in bir rivayetinde anlatıldığına göre, Resulullah (sav) (Medine'nin dışına doğru) yürüdü, önünde Uhud görünmüştü: "Bu dağ var ya, o bizi çok seviyor, bizde onu seviyoruz" buyurdular. Medine'ye yönelince de: "Ey Allahım! Hz. İbrahim Mekke'yi haram kıldığı gibi, ben de [Medinciyi] iki dağı arasıyla haram kılıyorum. Allahım, (Medine halkını) müdd ve sa'larınla mübarek kıl" buyurdular. |Buhari, Fezailu'l-Medine 6; Müslim, Hacc 462, (1365)|4597
FEZAİL BÖLÜMÜ|Medine'nin Fazileti|buharimüslimebu davudtirmizi|Ali|Biz Resulullah (sav)'dan Kur'an-ı Kerim ve bir de şu sahifede olandan başka bir şey yazmadık. (Bu sahifede bulunana gelince) Resulullah (sav) buyurmuştu ki: "Medine Ayr dağı ile Sevr dağı arasında kalan hudud içerisinde haramdır. Kim orada bir bid'atte bulunur veya bid'atçiyi himaye ederse, Allah, melekler ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun. Allah onun farz, ne nafile hiçbir hayrını kabul etmesin. Müslümanların garantisi birdir, en düşükleri de bu garantiye sahiptir. Kim bir müslümana garantisinde ihanet ederse, Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti üzerine olsun. Onun (Kıyamet günü) ne farz ve ne nafile hiçbir hayrı kabul edilmez." [Bu rivayetin metni Sahiheyn'e uygundur. Ebu Davud'da şu ziyade var: "Otu yolunmaz, av hayvanı ürkütülmez, yitik malı, onu ilan edecek olan alabilir. Hiç kimseye kıtal maksadıyla orada silah taşımak caiz olmaz. Oradan ağaç kesilmez. Kişi devesini otlatabilir.] |Buhari, Fezailu'l-Medine 1, Cizye 10, 17, Feraiz 21, İ'tisam 5; Müslim, Hacc 467, (1370); Ebu Davud, Menasik 99, (2034, 2035); Tirmizi, Vela ve'l-Hibe 3, (2128)|4598
FEZAİL BÖLÜMÜ|Medine'nin Fazileti|müslimtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Medine'nin sıkıntı ve meşakkatlerine ümmetimden sabır gösteren herkese, Kıyamet günü şefaatçi ve (hayır ameline) şahid olacağım." |Müslim, Hacc 484, (1378); Tirmizi, Menakıb (3920)|4599
FEZAİL BÖLÜMÜ|Medine'nin Fazileti|buharimüslimmuvatta|Süfyan İbnu Ebi Züheyr|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Yemen fethedilecek. Bir grup insan, Medine'den oraya aileleri ve kendilerine tabi olanlarla gidecekler. Halbuki bilselerdi Medine onlar için hayırlıydı. Şam da fethedilecek. Bir kavim Medine'den aileleri ve kendilerine tabi olanlarla oraya göç edecekler. Bilselerdi Medine onlar için hayırlı idi. Irak da fetholacak. Bir grup kimse ailesi ve kendilerine tabi olanlarla Medine'den oraya taşınacaklar. Halbuki bilselerdi Medine onlar için hayırlı idi." |Buhari, Fezailul-Medine 5; Müslim, Hacc 497, (1388); Muvatta, el-Cami, 7, (2, 887, 888)|4600
FEZAİL BÖLÜMÜ|Medine'nin Fazileti|buharimüslimmuvatta|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ben karyeleri yiyen karye(ye hicret)le emrolundum. Buna Yesrib diyorlar. Burası Medine'dir. Medine, tıpkı körüğün cürufu ayırması gibi insanların kötüsünü) defedip ayırır." |Buhari, Fezailu'l-Medine 2; Müslim, Hacc 488, (1382); Muvatta, el-Cami, 4, (1, 886)|4601
FEZAİL BÖLÜMÜ|Medine'nin Fazileti|tirmizi|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Medine'de ölmeye muktedir olan orada olsun. Zira ben, orada ölene şefaat ederim." |Tirmizi, Menakıb, (3913)|4602
FEZAİL BÖLÜMÜ|Medine'nin Fazileti|buharimüslimmuvatta|Aişe|Resulullah (sav) Medine'ye geldiği vakit Ebu Bekr ve Bilal (ra) hastalandılar. Ben yanlarına gittim: "Ey babacığım," dedim. "Kendini nasıl hissediyorsun? Ey Bilal sen nasılsın?" diye sordum. Hz. Ebu Bekr (ra) hummaya yakalanınca: "Her insana "sabahın hayırlı olsun" denmiştir. Halbuki ölüm ona ayakkabısının bağından daha yakındır" derdi. Hz. Bilal (ra) da humma nöbetinden çıkınca sesini yükseltir ve (Mekke'ye hasretini ifade eden şu beyitleri) terennüm ederdi: "Bilmem ki! Mekke vadisinde etrafımı izhir ve celil otları sarmış olarak bir gece daha geçirebilecek miyim? Macenne suyuna ulaşacağım bir gün daha gelecek mi? (Mekke'nin) Şame ve Tafil dağları bana bir kere daha görünecek mi?" [Sonra Bilal şöyle beddua etti: "Allahım, bizi yurdumuzdan çıkarıp bu vebalı diyara süren Şeybe İbnu Rebi'a, Utbe İbnu Rebi'a ve Umeyye İbnu Halef'e lanet et!] Hz. Aişe der ki: "(Ben gidip, bunlardaki Mekke hasretini) Resulullah (sav)'a haber verdim. O, şöyle dua buyurdu: "Allahım bize Medine'yi sevdir. Tıpkı Mekke'yi sevdiğimiz gibi, hatta fazlasıyla! Allahım onun havasını sıhhatli kıl. Onun müddünü, sa'ını hakkımızda mübarek eyle. Onun hummasını al, Cuhfe'ye koy!" |Buhari, Fezailu'l-Medine 11, Menakıbu'l-Ensar 46, Marda 8, 22, 43; Müslim, Hacc 480, (1376); Muvatta, Cami' 14, (2, 890, 891)|4603
FEZAİL BÖLÜMÜ|Medine'nin Fazileti|buharimüslimmuvatta|Enes|Resulullah (sav) şöyle dua buyurdular: "Allahım! Mekke'ye verdiğin bereketi iki katıyla Medine'ye de ver." |Buhari, Büyu, 53, Kefaret 5, İ'tisam 16; Müslim, Hacc 465, (1368); Muvatta, Cami' 1, (2, 884, 885)|4604
FEZAİL BÖLÜMÜ|Medine'nin Fazileti|müslimmuvattatirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav)'a (yılın turfanda) ilk meyvesi getirildiği zaman şöyle buyururlardı: "Allahım, bize Medine'mizi, meyvelerimizi, müddümüzü, sa'mızı bereket üzerine bereketle mübarek kıl. Allahım, İbrahim senin kulun, peygamberin ve halilindir. Ben de senin kulun ve peygamberinim. O sana Mekke için dua etti. Ben de Medine için, onun Mekke hakkında yaptığı duayı bir misli ziyadesiyle aynen yapıyorum." Resulullah bu şeklide dua ettikten sonra getirilen meyveyi, orada hazır olan çocuklardan en küçüğüne veerirdi. |Müslim, Hacc 473, (1373); Muvatta, Cami 2, (2, 885); Tirmizi, Da'avat 55, (3460)|4605
FEZAİL BÖLÜMÜ|Medine'nin Fazileti|buharimüslimmuvattatirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Medine'ye geçit veren dağ gediklerinde [birbiriyle kenetlenmiş] melekler var. [Her gedikte (kınından çekilmiş) kılıçlarıyla bekleyen iki meleğin korumaları sebebiyle] Medine'ye ne veba ve ne de Deccal giremez." [Müslim'in rivayetinde şu ziyade var: "Resulullah (sav) buyurdular ki: "Mesih Deccal, doğu tarafından gelir. Kasdı Medine'dir. Uhud'un arka tarafına iner. Derken (Medine'yi bekleyen) melekler, onun yüzünü Şam tarafına çevirirler ve orada helak olur."] |Buhari, Fezailu'l-Medine 9, Tıbbı 30, Fiten 27; Müslim, Hacc 485, 486, (1379), 1380); Muvatta, Cami' 16, (2, 892); Tirmizi, Fiten 51, (2244)|4606
FEZAİL BÖLÜMÜ|Medine'nin Fazileti|buharimüslim|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Mekke ve Medine hariç Deccal'ın çiğnemeyeceği memleket yoktur. Mekke ve Medine'ye geçit veren yolların herbirinde saf tutmuş melekler var, buraları korurlar. (Deccal) es-Sebbiha nam mevkie iner. Sonra Medine ahalisini üç sarsıntı ile sarsar. Bunun üzerine (şehirde bulunan) bütün kafir ve münafıklar (şehri terkederek Deccal'e) gelirler." |Buhari, Fezailu'l-Medine 9; Müslim, Fiten 123, (2943)|4607
FEZAİL BÖLÜMÜ|Medine'nin Fazileti|buharimüslimmuvatta|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Evimle minberim arası cennet bahçelerinden bir bahçedir. Minberim havuzumun üzerindedir." |Buhari, Fazlu's-Salat 5, Fezailu'l-Medine 11, Rikak 53, İ'tisam 16; Müslim, Hacc 502 (1392); Muvatta, Kıble 10, (1, 197)|4608
FEZAİL BÖLÜMÜ|Medine'nin Fazileti|müslimtirmizinesai|el-Hudri|İki kişi "takva üzerine kurulmuş olan mescid" hakkında münakaşa ettiler. Biri: "Bu Kuba mescididir!" dedi. Diğeri de: "O, Resulullah (sav)'ın mescididir!" dedi. (Bu münakaşayı işiten) Aleyhissalatu vesselam: "Şu benim mescidimdir!" buyurdular. |Müslim, Hacc 514, (1398); Tirmizi, Tefsir, Tevbe, (3098); Nesai, Mesacid 8, (2, 36)|4609
FEZAİL BÖLÜMÜ|Medine'nin Fazileti|tirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İslam şehirlerinden en son harap olacak olan Medine'dir." |Tirmizi, Menakıb, (3915)|4610
FEZAİL BÖLÜMÜ|Medine'nin Fazileti|buharimüslimmuvatta|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Medine'yi, taşıdığı yüce hayra rağmen terkedecekler. Onu rızık arayanlar yani kuşlar ve kurtlar istila edecek, Oraya [en son gelecek] iki çoban bu maksadla Müzeyne'den çıkıp koyunlarını ayarlayacaklar. Fakat Medine'yi vahşi hayvanlarla dolmuş bulacaklar. Seniyyetü'l-Veda'ya ulaştıkları vakit yüzüstü düşe(rek ölecekler)." |Buhari, Fezailu'l-Medine 5; Müslim, Hacc 499, (1389); Muvatta, Cami 8, (2, 888)|4611
FEZAİL BÖLÜMÜ|Medine'nin Fazileti|buharimüslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İman Medine'ye çekilecek, tıpkı yılanın deliğine çekilmesi gibi." |Buhari, Fezailu'l-Medine 6; Müslim, İman 233, (147)|4612
FEZAİL BÖLÜMÜ|Medine'nin Fazileti|müslim|Cabir İbnu Sümere|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah Teala hazretleri Medine'yi Tabe diye tesmiye buyurdu." |Müslim, Hacc 491, (1385)|4613
FEZAİL BÖLÜMÜ|Medine'nin Fazileti|buhari|Enes|Resulullah (sav) bir seferden dönünce, Medine'nin duvarlarına bakar, develerini hızlandırırdı. Eğer bir bineğin üzerinde ise, onu tahrik ederdi. Bu davranışı Medine'ye sevgisinden ileri gelirdi. |Buhari, Fezailu'l-Medine 10, Umre 17; Tirmizi, Da'avat 44, (3437)|4614
FEZAİL BÖLÜMÜ|Medine'nin Fazileti|rezin|Sa'd|Resulullah (sav) Tebük'ten dönünce, (sefere katılmayıp Medine'de kalmış olan) mütehallifinden bazıları onu karşıladılar. Bu sırada toz kaldırdılar. Bunun üzerine beraberinde bulunanlardan bazıları burunlarını sardı. Resulullah (sav) yüzündeki sargıyı çıkardı ve: "Nefsimi kudret elinde tutan zata yemin olsun. Medine'nin tozu, her hastalığa şifadır!" buyurdu ve O'nun devamla "Cüzzamdan, barastan (ala terlikten)" diye saydığını gördüm. [Rezin tahric etmiştir.] |Rezin|4615
FEZAİL BÖLÜMÜ|Medine'nin Fazileti|buharimüslimmuvattanesaiebu davud|İbnu Ömer|Resulullah (sav) her cumartesi günü Kuba Mescidini binekli ve yaya olarak ziyaret ederdi ve içinde iki rek'at namaz kılardı. |Buhari, Fazlu's-Salat 3, 4, İ'tisam 16; Müslim, Hacc 516, (1399); Muvatta, Salat fi's-Sefer 71, (1, 167); Nesai, Mesacid 9, (2, 37); Ebu Davud, Menasik 99, (2040)|4616
FEZAİL BÖLÜMÜ|Medine'nin Fazileti|nesai|Sehl İbnu Huneyf|Resululah (sav) buyurdular ki: "Kim evinden çıkıp Kuba mescidine gelir ve orada iki rek'at namaz kılarsa bu ona bir umreye bedel olur." |Nesai, Mesacid 9, (2,37)|4617
FEZAİL BÖLÜMÜ|Medine'nin Fazileti|buharimüslimmuvattatirmizi|Enes|Resulullah (sav) buyurdu ki: "Uhud öyle bir dağdır ki biz onu severiz, o da bizi sever." |Buhari, Cihad 71, 74, Enbiya 8, 27, Et'ime 28, Da'avat 36, İ'tisam 16; Müslim, Hacc 504, (1393); Muvatta, Cami 10, (2, 889); Tirmizi, Menakıb, (3918)|4618
FEZAİL BÖLÜMÜ|Medine'nin Fazileti|buharimüslimnesai|İbnu Ömer|Resulullah (sav), Zü'l-huleyfe'de, vadinin içinde istirahatgahında iken yanına gelip kendisine: "Sen mübarek Batha'dasın!" diyen olmuş. Musa İbnu Ukbe der ki: "Salim rahimehullah, Abdullah'ın devesini indirdiği mescidin yanına bizim de devemizi ıhdırdı. Abdullah İbnu Ömer orada Resulullah'ın istirahat ettiği yeri araştırmak gayesiyle devesini ıhtırırdı. Orası, vadinin dibindeki mescidin aşağısında, mescidle kıble arasında orta bir yerdir." |Buhari, Hacc 16, Hars 15, İ'tisam 16; Müslim, Hacc 434, (1346); Nesai, Hacc 24, (5, 126, 127)|4619
FEZAİL BÖLÜMÜ|Medine'nin Fazileti|buhariebu davud|İbnu Abbas|İbnu Abbas, Hz. Ömer (ra)'den naklen anlatıyor: "Resulullah (sav)'ın Akik vadisinde olduğu sırada şöyle söylediğini işittim: "Bana Rabbimden bir elçi geldi ve "Bu vadide namaz kıl ve Hacc için de umre(ye niyet ediyorum) de!" emretti." |Buhari, Hacc 16, Hars 16, İ'tisam 16; Ebu Davud, Menasik 24, (1800)|4620
FEZAİL BÖLÜMÜ|Medine'nin Fazileti|ebu davud||İmam Malik'ten nakledildiğine göre, şöyle demiştir: "Medine'ye giden hiç kimseye, en az iki rekat namaz kılmadan Mu'arras'ı geçmesi muvafık olmaz. Çünkü bana ulaştığına göre, Resulullah (sav), orada gecelemiştir. Orası Medine'ye altı mil mesafededir." |Ebu Davud, Menasik 100, (2045)|4621
FEZAİL BÖLÜMÜ|Yeryüzünde Faziletli Yerler|tirmizi|Amr İbnu Avf|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bu din Hicaz'a çekilecek. Tıpkı yılanın deliğine çekildiği gibi. (Allah'a kasem olsun!) Yaban keçisinin dağın tepesine sığınması gibi, din de Hicaz'a sığınacaktır. Bu din garip olarak başladı, tekrar garipliğe dönecektir. Gariplere ne mutlu. O garipler ki, benden sonra insanların sünnetimden bozdukları şeyi ıslah edecekler." |Tirmizi, İman 13, (2632)|4622
FEZAİL BÖLÜMÜ|Yeryüzünde Faziletli Yerler|müslim|Cabir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kabalık ve kalp katılığı şarktadır, iman ise Hicaz ahalisi içerisindedir." |Müslim, İman 92, (53)|4623
FEZAİL BÖLÜMÜ|Yeryüzünde Faziletli Yerler|müslim|Cabir|Resulullah (sav)'ı işittim, şöyle diyordu: "Şeytan artık Arap yarımadasında namaz kılanların kendisine ibadet etmelerinden ümidi kesti. Ancak onları aldatacaktır." |Müslim, Münafıkun 65, (2812)|4624
FEZAİL BÖLÜMÜ|Yeryüzünde Faziletli Yerler|muvatta|İbnu Şihab|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ceziretü'l-Arap'ta iki din içtima edemez." İbnu Şihab devamla der ki: "Hz. Ömer bu meseleyi, kesin bir kanaat ve yakin elde edinceye kadar araştırdı. Gördü ki, Resulullah gerçekten bunu söylemiş. Bunun üzerine Hayber Yahudilerini sürgün etti." |Muvatta, Cami' 18, (2, 892, 893)|4625
FEZAİL BÖLÜMÜ|Yeryüzünde Faziletli Yerler|müslimebu davudtirmizi|Ömer|Resulullah (sav)'ın şöyle söylediğini işittim: "Arap yarımadasından Hıristiyan ve Yahudileri mutlaka çıkaracağım, orada Müslüman olmayanı bırakmayacağım." Said İbnu Abdilaziz der ki: "Arap yarımadası, el-Vadi'(l-Kura)dan Yemen'in uzak kısmına, Irak sınırına, denize kadar olan kısımdır." |Müslim, Cihad 63; Ebu Davud, Harac 28, (3030); Tirmizi, Siyar 43, (1606)|4626
FEZAİL BÖLÜMÜ|Yeryüzünde Faziletli Yerler|buharimüslimtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Size Yemenliler geldi. Onlar, ince ruhlu ve yufka yürekli insanlardır. İman Yemenlidir, hikmet de Yemenlidir. Küfrün başı şark cihetindedir. Böbürlenme ve kibirlenme deve besleyenlerdedir. Sükunet ve vakar koyun (besleyenler)dedir." |Buhari, Menakıb 1, Megazi 74, Bed'ü'l-Halk 14; Müslim, İman 84, (52); Tirmizi, Fiten 61, (2244)|4627
FEZAİL BÖLÜMÜ|Yeryüzünde Faziletli Yerler|ebu davud|İbnu Amr İbni'l-As|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir hicretten sonra bir hicret daha olacak. Arz ehlinin hayırlılarına Hz. İbrahim'in hicret ettiği yer (Şam) gereklidir. Arzda, ahalisinin şerirleri kalır. Arzları, onları (öbür dünyaya) atar. Allah Teala da onlardan hoşlanmaz. Onları ateş, maymunlar ve hınzırlarla birlikte haşreder." |Ebu Davud, Cihad 3, (2482)|4628
FEZAİL BÖLÜMÜ|Yeryüzünde Faziletli Yerler|tirmizi|Zeyd İbnu Sabit|Biz bir gün Resulullah (sav)'ın yanında idik. Parçalar üzerinde Kur'an (ayetlerini) tanzim ediyorduk. Aleyhissalatu vesselam: "Şam'a ne mutlu!" buyurdular. Ben: "Bu mutluluk nereden geliyor ey Allah'ın Resulü?" diye sordum. "Çünkü," buyurdular. "[Rahman'ın] melekleri onun üzerine kanatlarını geriyorlar!" |Tirmizi, Menakıb, (3949)|4629
FEZAİL BÖLÜMÜ|Yeryüzünde Faziletli Yerler|ebu davud|İbnu Havale|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bu iş, sizin bir kısım toplu gruplara ayrılmanıza müncer olacak: Şam'da bir grup, Yemen'de bir grup, Irak'da bir grup!" "Öyleyse" dedi, "sana Şam'ı tavsiye ederim! Çünkü orası, Allah'ın, arzında mümtaz kıldığı yerdir. Allah kulları arasında seçkin olanları oraya tahsis eder. Ancak (oraya gitmekten) imtina ederseniz, size Yemen'inizi tavsiye eder, (oradaki) havuzlarınızdan için derim. Zira Allah, Şam ve ahalisini (fitnelerden koruma hususunda) bana garanti verdi." |Ebu Davud, Cihad 3, (2483)|4630
FEZAİL BÖLÜMÜ|Yeryüzünde Faziletli Yerler|ebu davud|Ebu'd-Derda|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Guta'daki savaş sırasında Müslümanların sığınağı, Şam şehirlerinin en hayırlısı olan Dımeşk denen şehrin yakınındadır." |Ebu Davud, Melahim 6, (4298), Sünnet 9, (4639)|4631
FEZAİL BÖLÜMÜ|Yeryüzünde Faziletli Yerler|ebu davud|Abdurrahman İbnu Süleyman|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Acem krallarından bir kral gelecek, Dımeşk hariç bütün şehirler üzerinde hakimiyet kuracak." |Ebu Davud, Sünnet 9, (4639)|4632
FEZAİL BÖLÜMÜ|Yeryüzünde Faziletli Yerler|ebu davud|Meymune|"Ey Allah'ın Resulü!" dedim, "bize Beytul-Makdis hakkında fetva verin!" "Ona gidin, içinde namaz kılın!" buyurdular. -O zaman her tarafta savaş vardı. [Resulullah (sav) bu durumu nazar-ı itibara alarak sözlerini şöyle tamamladılar]: -"Gidip, içinde namaz kılamıyorsanız, hiç olmassa kandillerinde yanacak zeytinyağı gönderin!" |Ebu Davud, Salat 14|4633
FEZAİL BÖLÜMÜ|Yeryüzünde Faziletli Yerler|ebu davud|Zübeyr|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Veca (vadisin)in avı ve ağaçları haramdır. Allah için haram kılınmıştır." |Ebu Davud, Menasik 97, (2032)|4634
FEZAİL BÖLÜMÜ|Yeryüzünde Faziletli Yerler|ebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav)'ı işittim. Buyurmuştu ki: "Allah Teala Hazretleri, Mescidu'l-Aşşar'dan, kıyamet günü bir kısım şehidleri ba's eder (yeniden diriltir) ki, Bedir şehidleriyle sadece onlar kalkar." [Ebu Davud der ki; "Mescidu'l-Aşşar, Übülle'de (Fırat) nehrinin hemen yanındaki mesciddir."] |Ebu Davud, Melahim 10, (4308)|4635
FEZAİL BÖLÜMÜ|Yeryüzünde Faziletli Yerler|müslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Seyhan, Ceyhan, Fırat ve Nil cennet nehirlerindendir." |Müslim, Cennet 26, (2839)|4636
FEZAİL BÖLÜMÜ|Hususi Salavatların Fazileti|müslimtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Beş vakit namaz, bir cuma namazı diğer cuma namazına, bir Ramazan diğer Ramazana hep kefarettirler. Büyük günah irtikab edilmedikçe aralarındaki günahları affettirirler." |Müslim, Taharet 14, (223); Tirmizi, Salat 160, (214)|4637
FEZAİL BÖLÜMÜ|Hususi Salavatların Fazileti|tirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sabah namazını (cemaatle) kılan, Allah'ın garantisi altındadır. Sakın Allah, (ona verdiği garantisi sebebiyle) size bir ceza vermesin." [Rezin şunu ilave etti: "Kim bu garantiyi talep ederse onu elde eder ve bir daha da kaçırmaz."] |Tirmizi, Fiten 6, (2165)|4638
FEZAİL BÖLÜMÜ|Hususi Salavatların Fazileti|buharimüslimmuvattanesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Gece ve gündüzde bir kısım melekler nöbetleşe aranızda bulunurlar. Bunlar sabah namazı ile ikindi namazında toplanırlar. Sonra sizi geceleyin takip eden melekler (hesabınızı vermek üzere huzur-u ilahiye) yükselir. Sizi çok iyi bilen Allah, bu meleklere sorar: "Kullarımı nasıl bıraktınız?" "Biz onları namaz kılıyorlarken bıraktık, biz onlara namaz kılarlarken vardık!" derler." |Buhari, Mevakitu's-Salat 16, Bed'ü'l-Halk 6, Tevhid 23, 33; Müslim, Mesacid 210, (632); Muvatta, Kasru's-Salat 82, (1, 170); Nesai, Salat 21, (1, 240, 241)|4639
FEZAİL BÖLÜMÜ|Hususi Salavatların Fazileti|müslimebu davudnesai|Ammare İbnu Rueybe|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Güneşin doğmasından ve batmasından önce namaz kılan hiç kimse ateşe girmeyecektir. -Burada sabah ve ikindi namazları kastedilir.-" |Müslim, Mesacid 213, (634); Ebu Davud, Salat 9, (427); Nesai, Salat 21, (1, 241)|4640
FEZAİL BÖLÜMÜ|Hususi Salavatların Fazileti|ebu davud|Muaz İbnu Enes el-Cüheni|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim sabah namazından çıkınca, iki rekatlik kuşluk namazını kılıncaya kadar hayırdan başka bir şey söylemeden namaz kıldığı yerde oturur beklerse, Allah onun günahlarını, denizin köpüğü kadar çok da olsa bağışlar." |Ebu Davud, Salat 301, (1287)|4641
FEZAİL BÖLÜMÜ|Hususi Salavatların Fazileti|müslimebu davudtirmizinesai|Ümmü Habibe|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim hergün farzlar dışında on iki rekat (nafile) kılarsa Allah onun için cennette mutlaka bir ev inşa eder." Ümmü Habibe der ki: "Bunu Resulullah (sav)'dan işittiğim günden beri bu namazları terketmedim." |Müslim, Müsafirin 103, (728); Ebu Davud, Salat 290, (1250); Tirmizi, Salat 306, (415); Nesai, Kıyamu'l-Leyl 66, (3, 261)|4642
FEZAİL BÖLÜMÜ|Hususi Salavatların Fazileti|ebu davud|Zeyd İbnu Halid|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim güzelce abdest alır, sonra da iki rek'at namaz kılar ve namazında gaflete yer vermezse Allah, (seğairden olan) geçmiş günahlarını mağfiret buyurur." |Ebu Davud, Salat 162, (905)|4643
FEZAİL BÖLÜMÜ|Hususi Salavatların Fazileti|muvatta|Said İbnu'l-Müseyyeb|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bizimle münafıklar arasında yatsı ve sabah namazlarında hazır bulunma farkı vardır. Onlar bu iki namaza muktedir olamazlar." |Muvatta, Salatu'l-Cema'a 6, (1, 130)|4644
FEZAİL BÖLÜMÜ|Hususi Salavatların Fazileti|ebu davudtirmizimuvatta|Zeyd İbnu Sabit|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kişinin evindeki namazı, benim şu mescidimde kılacağı namazdan efdaldir; tabii ki farzlar hariç." |Ebu Davud, Salat 205, (1044), 340, (1447); Tirmizi, Salat 331, (450); Muvatta, Salatu'l-Cema'a 4, (1, 130)|4645
FEZAİL BÖLÜMÜ|Hususi Salavatların Fazileti|rezin|Abdülvahid İbni Ziyad|Abdülvahid İbni Ziyad merhum, merfu olarak şunu rivayet etmiştir: "Kişinin çölde kılacağı namazı, tamamladığı takdirde cemaatle kılacağı namazdan efdaldir." [Rezin tahric etmiştir. Hadis, Ebu Davud'da gelmiştir, (Salat 49, (560)] |Rezin|4646
FEZAİL BÖLÜMÜ|Hususi Salavatların Fazileti|buharimüslimmuvattatirmizinesai|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cemaatle kılınan namaz münferid kılınan namazdan yirmi yedi derece üstündür." -"Yirmi beş derece" diye de rivayet edildi.-" |Buhari, Ezan 30, 31; Müslim, Mesacid 249, (650); Muvatta, Cema'a 1; Tirmizi, Salat 161, (215); Nesai, İmamet 42, (2,103)|4647
FEZAİL BÖLÜMÜ|Hususi Salavatların Fazileti|ebu davudnesai|Ebu'd-Derda|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Köyde olsun, kırda olsun üç kişi olur da orada cemaatle namaz kılınmazsa, şeytan onlara galebe çalmış demektir. Size cemaatle namaz kılmanızı tavsiye ederim." [Rezin şu ziyadede bulunmuştur: "Zira insanın kurdu şeytandır. Onu yalnız yakaladı mı yer."] |Ebu Davud, Salat 47, (547); Nesai, İmamet 48, (2,106)|4648
FEZAİL BÖLÜMÜ|Hususi Salavatların Fazileti|tirmiziebu davud|Ebu Said|Resulullah (sav), namazı kılıp bitirdikten sonra bir adam gelip namaza durdu, Resulullah (sav): "Şununla namaza durup ticaret yapacak kimse yok mu?" buyurdular. Bunun üzerine bir adam kalkıp onunla (ona uyarak) namaz kıldı. |Tirmizi, Salat 164, (220); Ebu Davud, Salat 56, (574)|4649
FEZAİL BÖLÜMÜ|Hususi Salavatların Fazileti|müslimmuvattaebu davudtirmizi|Osman|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim yatsı namazını cemaatle kılarsa sanki gecenin yarısını ihya etmiş gibidir. Kim de sabahı da cemaatle kılmışsa gecenin tamamını ihya etmiş gibidir." |Müslim, Mesacid 260, (5656); Muvatta, Cema'at 7, (1, 132); Ebu Davud, Salat 18, (565); Tirmizi, Salat 165, (221)|4650
FEZAİL BÖLÜMÜ|Hususi Salavatların Fazileti|tirmizi|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim kırk gün, iftitah tekbirim kaçırmadan cemaatle namaz kılarsa, kendisine iki beraet yazılır; ateşten beraet, nifaktan beraet. |Tirmizi, Salat 178, (241)|4651
FEZAİL BÖLÜMÜ|Hususi Salavatların Fazileti|ebu davudtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İmam zamin, müezzin de mü'temendir. Allahım, imamları irşad et, müezzinlere de mağfiret buyur." |Ebu Davud, Salat 32, (617); Tirmizi, Salat 153, (207)|4652
FEZAİL BÖLÜMÜ|Hususi Salavatların Fazileti|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kişinin cemaatle kıldığı namaz, evinde ve işyerinde kıldığı namazından yirmi beş kat daha sevablıdır. Çünkü, güzelce abdest alır, mescide gider. Bu gidişte gayesi sadece ve sadece namazdır. Her adım atışında bir derece yükseltilir, günahından da biri dökülür. Namazını kılınca, namazgahında kıldığı müddetçe melekler ona mağfiret duasında bulunur ve: "Allahım ona mağfiret et, Allahım ona rahmet et, Allahım onun tevbesini kabul et" derler. Bu kimseye, orada eza vermedikçe, hadeste bulunmadıkça böyle devam eder." Ebu Hüreyre (ra)'ye: "Hadeste bulunması ne demek?" diye sorulmuştu: "Sesli veya sessiz yel bırakmadıkça!" diye açıkladı. "Sizden biri, namazı beklediği müddetçe namazdadır." |Buhari, Ezan 30, Salat 87, Büyu 49; Müslim, Mesacid 246, (649); Muvatta, Taharet 33, (1, 33); Ebu Davud, Salat 49, (669); Tirmizi, Salat 423, (603)|4653
FEZAİL BÖLÜMÜ|Hususi Salavatların Fazileti|ebu davud|Said İbnu'l-Müseyyeb|Ensardan biri ölmek üzere idi. Dedi ki: "Size bir hadis rivayet edeceğim. Bunun da sadece sevap ümidiyle yapacağım. Resulullah (sav)'ı işittim, şöyle buyurmuştu: "Biriniz abdest alır ve abdestini güzel yapar sonra da namaza giderse, sağ adımını her atışta, bu adım sebebiyle Allah mutlaka ona bir sevap yazar; sol adımını attıkça da her seferinde mutlaka bir günahını döker. -Öyleyse (mescide) yaklaşsın veya uzaklaşsın- mescide gelir ve cemaatle namazını kılarsa mağfirete mazhar olur. Mescide geldiğinde namazın birkaç rek'ati kılınmış, birkaç rek'ati kalmış ise yetiştiğini cemaatle kılıp, kaçırdıklarını da tamamlamışsa, keza mağfirete mazhar olur. Eğer mescide geldiğinde namazı kılınmış bulur ve tek başına tamamlarsa yine mağfirete mazhar olur." |Ebu Davud, Salat 51, (563)|4654
FEZAİL BÖLÜMÜ|Hususi Salavatların Fazileti|ebu davud|Ebu Ümame|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim evinden temizlenmiş olarak farz namaz için çıkarsa, onun ecri, tıpkı ihrama girmiş hacının ecri gibidir. Kim de kuşluk namazı için çıkar ve sırf bu maksadla yorulursa onun ücreti de umre yapanın ücreti gibidir. Namaz kıldıktan sonra araya lağv (dünyevî kelam) sokmadan kılınan ikinci namaz, İlliyyin (denen cennetin yüce makamın)da yazılıdır." |Ebu Davud, Salat 49, (558)|4655
FEZAİL BÖLÜMÜ|Hususi Salavatların Fazileti|buhari|Enes|Beni Selime yurtlarını bırakarak Mescid-i Nebeviye yakın bir yere gelip yerleşmek istediler. (Durumdan haberdar olan) Resulullah (sav): "(Yürüdüğünüz zamanki) adımların sevabını hesaba katmıyor musunuz?" dedi. Bunun üzerine yerlerinde kaldılar. |Buhari, Fezailu'l-Medine 11, Ezan 33|4656
FEZAİL BÖLÜMÜ|Hususi Salavatların Fazileti|ebu davudtirmizi|Büreyde|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Karanlıkta mescide gidenlere kıyamet günü tam bir nura kavuşacaklarını müjdele!" |Ebu Davud, Salat 50, (561); Tirmizi, Salat 165, (223)|4657
FEZAİL BÖLÜMÜ|Hastayı Ziyaretin Fazileti|ebu davud|Ali|Bir hastayı akşamleyin ziyaret eden hiçbir kimse yok ki beraberinde kendisine sabaha kadar istiğfar edecek yetmiş bin melekle çıkmış olmasın. Ayrıca onun cenette bir bahçesi de vardır. Kim de hasta ziyaretine sabahleyin gelirse onunla birlikte yetmiş bin melek çıkar, akşam oluncaya kadar ona istiğfar ederler. Onun da cennette bir bağı vardır. |Ebu Davud, Cenaiz 7, (3098, 3099, 3100)|4658
FEZAİL BÖLÜMÜ|Hastayı Ziyaretin Fazileti|ebu davud|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim güzel bir şekilde abdest alır, Müslüman kardeşine, sevap düşüncesiyle hasta ziyaretinde bulunursa, cehennemden yetmiş yıllık yürüme mesafesi uzaklaştırılır." Sabit dedi ki: "Ey Ebu Hamza, harif nedir?" diye Enes'ten sordum. Bana: "Yıl!" diye cevap verdi." |Ebu Davud, Cenaiz 7, (3098)|4659
FEZAİL BÖLÜMÜ|Hastayı Ziyaretin Fazileti|tirmiziibnu mace|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim bir hastaya veya bir din kardeşine Allah rızası için ziyarette bulunursa, bir münadi ona nida eder: "(Dünyada da ahirette de) iyi olasın, (ahiret yolculuğun da) iyi olsun. (Bu davranışınla) cennette bir ev hazırladın!" der." |Tirmizi, Birr 64, (2009); İbnu Mace, (Cenaiz 2, (1443)|4660
FEZAİL BÖLÜMÜ|Fazileti Belirtilen Amel Ve Sözler|tirmizi|Muaz İbnu Cebel|Bir seferde Resulullah (sav)'la beraberdik. Bir gün yakınına tesadüf ettim ve beraber yürüdük. "Ey Allah'ın Resulü," dedim. "Beni cehennemden uzaklaştırıp cennete sokacak bir amel söyle!" "Mühim bir şey sordun. Bu, Allah'ın kolaylık nasib ettiği kimseye kolaydır; Allah'a ibadet eder, Ona hiçbir şeyi ortak koşmazsın, namaz kılarsın, zekat verirsin, Ramazan orucunu tutarsın, Beytullah'a hacc yaparsın!" buyurdular ve devamla: "Sana hayır kapılarını göstereyim mi?" dediler. "Evet ey Allah'ın Resulü" dedim. "Oruç (cehenneme) perdedir; sadaka hataları yok eder, tıpkı suyun ateşi yok etmesi gibi. Kişinin geceleyin kıldığı namaz salihlerin şiarıdır" buyurdular ve şu ayeti okudular. (Mealen): "Onlar ibadet etmek için gece vakti yataklarından kalkar, Rabblerinin azabından korkarak ve rahmetini ümid ederek O'na dua ederler. Kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeyden de bağışta bulunurlar" (Secde 16). Sonra sordu: "Bu (din) işinin başını, direğini ve zirvesini sana haber vereyim mi?" "Evet, ey Allah'ın Resulü!" dedim. "Dinle öyleyse" buyurdu ve açıkladı: "Bu dinin başı islam'dır, direği namazdır, zirvesi cihaddır!" Sonra şöyle devam buyurdu: "Sana bütün bunları (tamamlayan) baş amili haber vereyim mi?" "Evet ey Allah'ın Resulü!" dedim. "Şuna sahip ol!" dedi ve eliyle diline işaret etti. Ben tekrar sordum: "Ey Allah'ın Resulü! Biz konuştuklarımızdan sorumlu mu olacağız?" "Anasız kalasıca Muaz! İnsanları yüzlerinin üstüne -veya burunlarının üstüne dedi- ateşe atan, dilleriyle kazandıklarından başka bir şey midir?" buyurdular. |Tirmizi, İman 8, (2619)|4661
FEZAİL BÖLÜMÜ|Fazileti Belirtilen Amel Ve Sözler|nesai|Ebu'd-Derda|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim namazı kılar, zekatı verir ve Allah'a hiçbir şeyi şirk koşmadan ölürse, ona mağfiret etmek Allah üzerine bir hak olur. Hicret etse veya doğduğu yerde ölse de!" Dedik ki: "Ey Allah'ın Resulü! Biz bunu halka anlatsak da sevinseler olmaz mı?" "Cennette yüz derece var. Her iki derece arasında arzla sema arasındaki kadar mesafe var. Allah onu kendi yolunda cihad edenlere hazırladı. Ben mü'minleri bindirebileceğim bir şey bulamamam sebebiyle onlar da (bu yüzden cihada iştirak edemedikleri için) benden geri kalmalarına üzülmeleri suretiyle mü'minlere meşakkat vermemiş olsaydım, hiçbir seriyyeden geri kalmaz, (her birine) iştirak ederdim. Ben (cihad esnasında) öldürülüp, sonra tekrar diriltilmeyi, tekrar öldürülmeyi isterim" buyurdular. |Nesai, Cihad 18, (6, 20)|4662
FEZAİL BÖLÜMÜ|Fazileti Belirtilen Amel Ve Sözler|buhari|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah Teala hazretleri şöyle ferman buyurdu: "Kim benim veli kuluma düşmanlık ederse ben de ona harp ilan ederim. Kulumu bana yaklaştıran şeyler arasında en çok hoşuma gideni, ona farz kıldığım (ayni veya kifaye) şeyleri eda etmesidir. Kulum bana nafile ibadetlerle yaklasmaya devam eder, sonunda sevgime erer. Onu bir sevdim mi artık ben onun işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı [aklettiği kalbi, konuştuğu dili) olurum. Benden birşey isteyince onu veririm, benden sığınma talep etti mi onu himayeme alır, korurum. Ben yapacağım bir şeyde, mü'min kulumun ruhunu kabzetmedeki tereddüdüm kadar hiç tereddüte düşmedim: O ölümü sevmez, ben de onun sevmediği şeyi sevmem." |Buhari, Rikak 38|4663
FEZAİL BÖLÜMÜ|Fazileti Belirtilen Amel Ve Sözler|ebu davud|Ebu Ümame|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Üç şey vardır; her birine Allah garanti vermiştir: "Allah yolunda cihad etmek üzere yola çıkan kimse: Bu öldüğü takdirde cennete koyma hususunda, ölmeyip döndüğü takdirde ganimet ve sevapla gelme hususunda garantilidir. Mescide giden kimseye, öldüğü takdirde, Allah cennete koyma hususunda garanti vermiştir. Kişi (fitne zamanında bulaşmayıp) evine çekildiği takdirde Allah ona da garanti vermişti." |Ebu Davud, Cihad 10, (2494)|4664
FEZAİL BÖLÜMÜ|Fazileti Belirtilen Amel Ve Sözler|ebu davud|Muaz İbnu Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Namaz, oruç ve zikir Allah yolunda infak üzerine yedi yüz misli katlanır." |Ebu Davud, Cihad 14, (2498)|4665
FEZAİL BÖLÜMÜ|Fazileti Belirtilen Amel Ve Sözler|müslim|Cabir|Nu'man İbnu Nevfel (bir gün) dedi ki: "Ey Allah'ın Resulü! Farz namazlarımı kılsam, Ramazan orucumu tutsam, helali helal bilip haramı da haram tanısam ve bunlara hiçbir ilave (hayır ve ibadet)de bulunmasam cennete gider miyim?" Resulullah (sav): "Evet!" buyurdular. Nu'man: "Vallahi (bu farzlara) hiçbir ilavede bulunmayacağım!" dedi. |Müslim, İman 16, (15)|4666
FEZAİL BÖLÜMÜ|Fazileti Belirtilen Amel Ve Sözler|tirmizi|El-Haris el-Eş'ari|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah Teala hazretleri, Yahya İbnu Zekeriyya aleyhimasselam'a, beş kelime söyleyip bunlarla amel etmesini ve onlarla amel etmelerini Beni İsrail'e de söylemesini emir buyurdu. Ancak O, bu hususta ağır aldı. İsa aleyhisselam kendisine: "Allah sana beş kelime öğretip onlarla amel etmeni ve Beni İsrail'e de onlarla amel etmelerini emretmeni söyledi. Ya sen bunları onlara emredersin veya bunları onlara ben emredeceğim" dedi. Yahya aleyhisselam: "Onları emretmede benden önce davranacak olursan yere batırılmam veya azab görmemden korkarım!" dedi ve halkı Beytu'l Makdis'te topladı. Mescid ağzına kadar doldu. Mahfillere de oturdular. (Söz alıp): "Allah bana beş kelime gönderdi ve onlarla amel etmemi ve size de amel etmenizi emretmemi bana emretti: Bunlardan birincisi Allah'a ibadet etmeniz, ona hiçbir ortak koşmamanızdır. Allah'a ortak koşanın misali şudur: Bir adam, kendi öz malından altın veya gümüş mukabilinde bir köle satın alır ve: "Bu benim evim, bu da işim (çalış kazandığını) bana öde!" der. Köle çalışır, fakat kazancını efendisinden başkasına öder. Kölenin böyle yapmasına hanginiz razı olur? Aynen bunun gibi, Allah da size namazı emretti. Namaz kılarken (sağa-sola) bakınmayın. Zira Allah yüzünü, namazda bulunan kulunun yüzüne karşı diker, o sağa sola bakmadığı müddetçe. Allah size orucu emretti. Bunun misali şu insanın misaline benzer: O bir grup içerisindedir. Beraberinde bir çıkın içinde misk var. Herkes onun kokusundan hoşlanmaktadır. Oruçlunun (ağzında hasıl olan) koku, Allah indinde miskin kokusundan daha hoştur. Allah size sadakayı emretti. Bunun misali de şu adamın misaline benzer: Düşmanlar onu esir edip ellerini boynuna bağlamışlar ve boynunu vurmaları için cellatlara teslim etmişlerdir. Adam: "Ben az veya çok (bütün malımı) vererek kendimi fidye mukabilinde kurtarmak istiyorum" der ve nefsini fidye ödeyerek kurtarır.  Allah size, Allah'ı zikretmenizi de emretti. Bunun da misali, peşinden hızla düşmanın geldiği bir adamdır. Bu adam muhkem bir kaleye gelip, düşmandan kendini korur. Kul da böyledir. Şeytana karşı kendisini sadece zikrullahla koruyabilir." Resulullah (sav) (buraya hikayeyi tamamlayarak) dedi ki: "Ben de size beş şeyi emrediyorum: Allah onları bana emretti. Dinlemek, itaat etmek, cihad, hicret ve cemaat. Zira, kim cemaatten bir karışcık ayrılırsa boynundaki İslam bağını çıkarıp atmıştır, geri dönen hariç. Kim de cahiliye davası güderse o cehennem molozlarından biridir!" Bir adam: "Ey Allah'ın Resulü! O kimse namazını kılar, orucunu tutar idiyse (yine mi cehennemlik)?" diye sordu. Aleyhisselatu vesselam: "Evet, namaz kılsa, oruç tutsa da! Ey Allah'ın kulları! Sizi Müslümanlar, mü'minler diye tesmiye eden Allah'ın çağrısı ile çağırın!" buyurdular. |Tirmizi, Emsal 3, (2867)|4667
FEZAİL BÖLÜMÜ|Fazileti Belirtilen Amel Ve Sözler|tirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bu gece Rabbimden bir (melek, elçi olarak) geldi. -Bir rivayette ise şöyle demiştir: "Rabbim bana en güzel bir surette geldi"- ve: "Ey Muhammedi" dedi. "Buyur Rabbim, emrindeyim!" dedim. "Mele-i A'la(da bulunanların) nelerde yarıştıklarını biliyor musun?" dedi. "Hayır!" dedim. Bunun üzerine elini omuzlarımın arasına koydu. Hatta onun serinliğini göğüslerimde hissettim. Derken semavat ve arzda olanları öğrendim. Sonra: "Ey Muhammedi Mele-i A'la (efradı) nelerde yarışır biliyor musun?" dedi. "Evet! Dereceler(i artıran ameller)de, keffaretlerde. [Keffaretler ise yaya olarak cemaatlere gitmek, şiddetli soğuklarda abdesti tam almak, namazdan sonra namaz beklemektedir. Kim bunlara devam ederse hayır üzere yaşar, hayır üzere ölür, günah mevzuunda da annesinden doğduğu gündeki gibi olur" dedim. Sonra tekrar: Ey Muhammed!" dedi. "Buyurun emrinizdeyim!" dedim. "Namaz kıldığın vakit," dedi, "şunu oku: "Allahım, senden hayırları yapmamı, kötü şeyleri de terketmemi ve fakirleri sevmemi talep ediyorum! Kullarına bir fitne arzu edersen, beni fitneye düşmeden, yanına al!" (Gece bana gelen elçi -veya Rabbim- son olarak) dedi ki: "Dereceler ise, selamı yaymak, yemek yedirmek, insanlar uyurken gece namaz kılmaktır!" |Tirmizi, Tefsir, Sad, (3231, 3232)|4668
FEZAİL BÖLÜMÜ|Fazileti Belirtilen Amel Ve Sözler|tirmizi|Ali|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cennette bir takım odalar vardır. Dışları içlerinden, içleri de dışlarından görülür." Bunu işiten bir bedevi ayağa kalkıp: "Bu odalar kim(ler)e ait ey Allah'ın Resulü?" diye sordu. Aleyhissalatu vesselam: "Sözü güzel yapan, yemek yediren, oruca devam eden, gece herkes uyurken namaz kılan kimse(lere) ait!" buyurdu. |Tirmizi, Birr 53, (1985)|4669
FEZAİL BÖLÜMÜ|Fazileti Belirtilen Amel Ve Sözler|buharimüslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah Teala hazretleri diyor ki: "Ben, kulumun hakkımdaki zannı gibiyim. O, beni andıkça ben onunla beraberim. O, beni içinden anarsa ben de onu içimden anarım. O, beni bir cemaat içinde anarsa, ben de onu daha hayırlı bir cemaat içinde anarım. O, şayet bana bir karış yaklaşacak olursa, ben ona bir zira yaklaşırım. Eğer o, bana bir zira yaklaşırsa ben ona bir kulaç yaklaşırım. Kim bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim. Kim bana şirk koşmaksızın bir arz dolusu günahla gelse, ben de onu bir o kadar mağfiretle karşılarım." |Buhari, Tevhid 16, 35; Müslim, Zikr 2, (2675), Tevbe 1, (2675)|4670
FEZAİL BÖLÜMÜ|Fazileti Belirtilen Amel Ve Sözler|müslim|Ebu Zerr|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah Teala hazretleri demiştir ki: "Kim bir hayır işlerse ona sevabının on katı verilir veya arttırırım da. Kim bir günah işlerse bunun cezası, misli kadardır, veya affederim. Kim bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir zira yaklaşırım. Kim bana bir zira yaklaşırsa ben ona bir kulaç yaklaşırım. Kim bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim. Kim bana hiçbir şeyi şirk koşmaksızın arz dolusu hata ile kavuşursa ben de onu bir o kadar mağfiretle karşılarım." |Müslim, Zikr 22, (2687)|4671
FEZAİL BÖLÜMÜ|Fazileti Belirtilen Amel Ve Sözler|müslimtirmizinesai|Ebu Malik el-Eş'ari|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Abdest imanın yarısıdır. Elhamdülillah mizanı doldurur; sübhanallah velhamdülillah arz ve sema arasını doldurur; namaz nurdur; sadaka burhandır; sabır ziyadır; Kur'an ise lehine veya aleyhine bir hüccettir. Herkes sabahleyin kalkar, nefsini satar; kimisi kurtarır kimisi de helak eder." |Müslim, Taharet 1, (223); Tirmizi, Da'avat 91, (3512); Nesai, Zekat 1, (5, 5-6)|4672
FEZAİL BÖLÜMÜ|Fazileti Belirtilen Amel Ve Sözler|müslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) bir gün: "Bugün sizden kim oruçlu olarak sabahladı?" diye sordular. Hz. Ebu Bekir (ra): "Ben!" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Bugün kim bir cenazeye katıldı?" dedi. Yine Hz. Ebu Bekir (ra): "Ben!" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Bugün kim bir hastayı ziyaret etti?" dedi. Bu sefer de Hz. Ebu Bekir: "Ben!" dedi. Bunun üzerine Resulullah (sav): "Bunlar bir kimsede biraraya geldi mi, o kimse mutlaka cennete girer!" buyurdu. |Müslim, Zekat 87, (1028)|4673
FEZAİL BÖLÜMÜ|Fazileti Belirtilen Amel Ve Sözler|müslim|Ebu Zerr|(Ashabtan bazıları): "Ey Allah'ın Resulü! Zenginler ücretleriyle gittiler. Onlar da bizim gibi namaz kıldılar, bizim gibi oruç tuttular, mallarının artanından da sadaka verdiler!" dediler. Aleyhissalatu vesselam: "Allah size de tasadduk edeceğiniz şeyler verdi: Her bir tesbih sadakadır, her bir tekbir sadakadır, her bir tahmid sadakadır, her bir tehlil sadakadır, emr-i bil-ma'ruf sadakadır, nehy-i ani'l-münker sadakadır, herbirinizin (hanımıyla) ciması sadakadır!" buyurdu. Derken cemaatten: "Ey Allah'ın Resulü! Yani birimizin şehvetine mübaşeret etmesine ücret mi var?" diye soranlar oldu. Aleyhissalatu vesselam: "İhtiyacını haramla görmüş olsaydı bundan ona bir vebal var mıydı, yok muydu ne dersiniz?" diye sual ettiler. "Evet vardı!" demeleri üzerine: "Öyleyse, ihtiyacını helal yolla gördü mü bunda onun için ücret vardır!" buyurdular. |Müslim, Zekat 53, (1106)|4674
FEZAİL BÖLÜMÜ|Fazileti Belirtilen Amel Ve Sözler|tirmizi||Tirmizi'nin bir rivayetinde şöyle buyurulmuştur: "Kardeşine karşı izhar edeceğin tebessümün bir sadakadır. Emr-i bi'l-ma'rufun ve nehy-i ani'l-münkerin sadakadır. Yolunu kaybeden kimseye yolu gösterivermen sadakadır; gözü sakat kimse için görüvermen sadakadır; yoldan taş, diken, kemik (gibi şeyleri) kaldırıp atman sadakadır; kovandan kardeşinin kovasına su boşaltman sadakadır." |Tirmizi, Birr 36, (1967)|4675
FEZAİL BÖLÜMÜ|Fazileti Belirtilen Amel Ve Sözler|tirmizi|Cabir|Resullullah (sav) buyurdular ki: "Üç şey vardır, bunlar kimde bulunursa, Allah onun üzerine himayesini açar ve onu cennete koyar: "Zayıflara rıfk, anne-babaya şefkat, kölelere ihsan." |Tirmizi, Kıyamet 49, (2496)|4676
FEZAİL BÖLÜMÜ|Fazileti Belirtilen Amel Ve Sözler|tirmizinesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Üç kimse vardır ki, bunlara yardım Allah üzerine bir haktır: Allah yolunda cihad eden, borcunu ödemek isteyen mükateb, iffetini korumak niyetiyle evlenen kimse." |Tirmizi, Fezailu'l-Cihad 20, (1655); Nesai, Nikah 6, (6, 61)|4677
FEZAİL BÖLÜMÜ|Fazileti Belirtilen Amel Ve Sözler|tirmizinesai|Ebu Zerr|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Üç kişi vardır, Allah onları sever, üç kişi de vardır Allah onlara buğzeder. Allah'ın sevdiği üç kişiye gelince: "Bir adam bir cemaate gelir, onlardan Allah adına birşeyler ister, kendisiyle onlar arasında mevcut bir karabet sebebiyle istemez. Onun başvurduğu kimseler, istediğini vermezler. İçlerinden biri cemaatin arkasına kayıp, isteyen kimseye gizlice ihsanda bulunur. (Öyle gizli verir ki) onun verdiğini sadece Allah'la ihsanda bulunduğu adam bilir. (ikinci adam ise:) Bir cemaat yoldadır. Gece boyu da yürürler. Derken (yorulurlar ve) uyku herşeyden kıymetli bir hal alır. Konaklarlar, [başlarını koyup yatarlar.] Bir adam kalkıp bana karşı tevazu ve tazarruda bulunur, ayetlerimi okur. (Üçüncü adama gelince:) Seriyyeye katılmıştır. Seriyye düşmanla karşılaşır, hezimete uğrarlar. Ancak o ilerler, öldürülünceye veya başarıncaya kadar savaşmaya devam eder. Allah'ın buğzettigi üç kişiye gelince: Bunlar zani ihtiyar, kibirli fakir, zalim zengindir." |Tirmizi, Cennet 26, (2671); Nesai, Zekat 76, (6, 84)|4678
FEZAİL BÖLÜMÜ|Fazileti Belirtilen Amel Ve Sözler|buharimüslimmuvattatirmizinesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Yedi kişi var, Allah onları hiçbir gölgenin olmadığı kıyamet gününde kendi gölgesinde gölgeler; Adil imam, Allah'a ibadet içinde yetişen genç, tekrar dönünceye kadar kalbi mescide bağlı olan kimse, Allah için birbirlerini seven, Allah rızası için biraraya gelip, Allah rızası için ayrılan iki kişi, güzel ve makam sahibi bir kadın tarafından davet edildiği halde: "Ben Allah'tan korkarım" de(yip icabet etmey)en kimse, sağ eliyle verdiğini sol eli görmeyecek kadar gizli bir şekilde sadaka veren kimse, Allah'ı tek başına zikrederken gözlerinden yaş boşanan kimse." |Buhari, Ezan 36, Zekat 16, Rikak 24, Hudud 19; Müslim, 91, (1031); Muvatta, 14, (962, 963); Tirmizi, Zühd 53, (2392); Nesai, Kudat 2, (8, 222, 223)|4679
FEZAİL BÖLÜMÜ|Fazileti Belirtilen Amel Ve Sözler|müslimtirmiziebu davudmuvatta|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim bir hidayete davette bulunursa, buna uyanların sevaplarının bir misli ona gelir ve bu durum, onların ücretlerinden hiçbir şey eksiltmez. Kim bir dalalete çağrıda bulunursa, buna uyanların günahlarından bir misli de ona gelir ve bu onların günahlarından hiçbir eksiltme yapmaz." |Müslim, İlm 16, (2674); Tirmizi, İlm 15, (2676); Ebu Davud, Sünnet 7, (4609); Muvatta, Kur'an 41, (1, 218)|4680
FEZAİL BÖLÜMÜ|Fazileti Belirtilen Amel Ve Sözler|tirmizi|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Hayra delalet eden onu yapan gibidir." |Tirmizi, İlm 14, (2672)|4681
FEZAİL BÖLÜMÜ|Fazileti Belirtilen Amel Ve Sözler|buharimüslimtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah Teala hazretleri meleklerine şöyle emreder; "Kulum kötü bir amel yapmak isteyince, onu yapmadıkça yazmayın. Yapınca, onu aleyhine bir günah olarak yazın. Eğer benim rızamı düşünerek terketti ise bunu onun lehine bir sevap yazın. Kulum iyi bir iş yapmak arzu edince, yapmasa bile onu, lehine bir sevap yazın. Eğer onu yaparsa en az on misli olmak üzere yedi yüz misline kadar ona sevap yazın." |Buhari, Tevhed 35; Müslim, İman 203, 205, (128,129); Tirmizi, Tefsir, Enam (3075)|4682
FEZAİL BÖLÜMÜ|Fazileti Belirtilen Amel Ve Sözler|tirmizi|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki:"Kulun gündüz veya gece amelini yazan hafaza melekleri, yazdıklarını Allah'a yükseltirler. Allah sahifenin baş ve son kısmını hayırlı bulursa, meleklere şöyle der: "Sizi şahid kılıyorum, ben kulumun sahifesinin iki tarafı arasında kalan kısmını mağfiret ettim." |Tirmizi, Cenaiz 9, (981)|4683
FEZAİL BÖLÜMÜ|Fazileti Belirtilen Amel Ve Sözler|tirmizinesaiebu davud|Amr İbnu Abese|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim Müslüman olduğu halde, saçından bir kıl beyazlarsa, bu, kıyamet günü onun için bir nur olur. Kim Allah yolunda bir ok atarsa, bu düşmana değse de değmese de, atan için bir köle azadı yerine geçer. Kim mü'min bir köleyi azad ederse bu onun için cehennemden bir azadlık vesilesi olur: Her bir uzuv için bir uzvu ateşten kurtulur." |Tirmizi, Fezailu'l-Cihad, (1634); Nesai, Cihad 26, (6, 26); Ebu Davud, Itk 14, (3966)|4684
FEZAİL BÖLÜMÜ|Fazileti Belirtilen Amel Ve Sözler|müslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kıyamet günü aziz ve celil olan Allah şöyle buyuracak: "Ey ademoğlu! Ben hasta oldum beni ziyaret etmedin." Kul diyecek:"Ey Rabbim, sen Rabbülalemin iken ben seni nasıl ziyaret ederim?" Rab Teala diyecek: "Bilmedin mi, falan kulum hastalandı, fakat sen onu ziyaret etmedin, bilmiyor musun? Eğer onu etseydin, yanında beni bulacaktın?" Rab Teala diyecek: "Ey ademoğlu ben senden yiyecek istedim ama sen beni doyurmadın!" Kul diyecek: "Ey Rabbim, ben seni nasıl doyururum. Sen ki Alemlerin Rabbisin?" Rab Teala diyecek: "Benim falan kulum senden yiyecek istedi. Sen onu doyurmadın. Bilmez misin ki, eğer sen ona yiyecek verseydin ben onu yanımda bulacaktım."Rab Teala diyecek: "Ey ademoğlu! Ben senden su istedim bana su vermedin!" Kul diyecek: "Ey Rabbim, ben sana nasıl su içirebilirim, sen ki Alemlerin Rabbisin!" Rab Teala diyecek: "Kulum falan senden su istedi. Sen ona su vermedin. Bilmiyor musun, eğer ona su vermiş olsaydın bunu benim yanımda bulacaktın!" |Müslim, Birr 43, (2569)|4685
FEZAİL BÖLÜMÜ|Fazileti Belirtilen Amel Ve Sözler|tirmizi|Ebu Said|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim temiz rızık yer ve sünnete uygun amelde bulunur, halk da kendisinden bir kötülük gelmeyeceği hususunda güven duyarsa cennete girdi demektir." "Bir adam: "Ey Allah'ın Resulü! Bugün insanlar arasında böyleleri çoktur!" dedi. Aleyhissalatu vesselam da: "Benden sonraki zamanlarda da olacaklar!" buyurdu. |Tirmizi, Kıyamet 61, (2522)|4686
FEZAİL BÖLÜMÜ|Fazileti Belirtilen Amel Ve Sözler|tirmizi|Bera|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim sağmal bir hayvanı veya parayı (karz-ı hasen olarak ) iareten verirse veya yolunu kaybedene yolunu gösterirse veya amayı sokağına koyarsa kendisine bir köle azad edenin sevabı verilir." |Tirmizi, Birr 37, (1968)|4687
FEZAİL BÖLÜMÜ|Fazileti Belirtilen Amel Ve Sözler|tirmizi|Ebu Hüreyre|Hz. Peygamber (sav)'e soruldu: "Ey Allah'ın Resulü! Bir adam gizli olarak hayırlı ameller yaparken bir de bakarsın halk buna muttali olmuştur da bu onun hoşuna gitmiştir?" Aleyhissalatu vesselam: "Bu kimsenin iki ücreti vardır: Gizli yapmanın ücreti ve aleni yapmanın ücreti." |Tirmizi, Zühd 49, (2385)|4688
FEZAİL BÖLÜMÜ|Fazileti Belirtilen Amel Ve Sözler|müslim|Ebu Zerr|Resulullah (sav)'a soruldu: "Ey Allah'ın Resulü! Kişi hayır yapsa halk da bu sebeple onu övse (bunun hükmü nedir?)" "Bu mü'mine (Allah'ın razı olduğuna dair) peşin bir müjdedir" buyurdular. |Müslim, Birr 166, (2642)|4689
FEZAİL BÖLÜMÜ|Fazileti Belirtilen Amel Ve Sözler|nesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki; "Allah için sefer yapanlar üçtür: Gazi, hacı, umreci." |Nesai, Hacc 4, (5,113)|4690
FEZAİL BÖLÜMÜ|Fazileti Belirtilen Amel Ve Sözler|buharimüslimtirmizi|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir Müslüman bir ağaç diker veya bir tohum eker de bunların mahsulatından bir kuş veya insan veya hayvan yiyecek olsa, bu onun için bir sadaka olur." |Buhari, Hars 1, Edeb 27; Müslim, Müsakat 12, (1553); Tirmizi, Ahkam 40, (1382)|4691
FEZAİL BÖLÜMÜ|Hastalık Ve Musibetlerin Faziletleri|buharimüslimtirmizi|Ebu Hüreyre ve Ebu Said|Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: "Mü'min kişiye bir ağrı, bir yorgunluk, bir hastalık, bir üzüntü hatta ufak tasa isabet edecek olsa, Allah onun sebebiyle mü'minin günahından bir kısmını mağrifet buyurur." |Buhari, Marda 1; Müslim, Birr 52, (2573); Tirmizi, Cenaiz 1, (966)|4692
FEZAİL BÖLÜMÜ|Hastalık Ve Musibetlerin Faziletleri||Cabir|Resulullah (sav), Ümmü's-Saib (ra)'in yanına girdi ve: "Niye zangırdıyorsun, neyin var?" dedi. Kadın: "Humma (sıtma)! Allah belasını versin!" dedi.Aleyhissalatu vesselam da: "Sakın hummaya sövme! Çünkü, o, insanların hatalarını temizlemektedir, tıpkı körüğün demirdeki pislikleri temizlediği gibi!" buyurdular." ||4693
FEZAİL BÖLÜMÜ|Hastalık Ve Musibetlerin Faziletleri|rezin|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) bir hummalıyı ziyaret etmişti. Hastaya: "Müjde! Zira Allah Teala hazretleri diyor ki: "Humma benim ateşimdir, ben onu mü'min kuluma musallat ederim, ta ki, ateşten tadacağı nasibini dünyada tadmiş olsun." [Rezin tahriç etmiştir. (Ahmet îbnu Hanbel'in Müsned'inde mevcuttur: 2, 440).] |Rezin|4694
FEZAİL BÖLÜMÜ|Hastalık Ve Musibetlerin Faziletleri|tirmizi|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah bir kuluna hayır murad etti mi onun cezasını tacil edip dünyada verir; bir kulu hakkında da kötülük murad ettimi onun günahlarını tutar, kıyamet günü cezasını verir." |Tirmizi, Zühd 57, (2398)|4695
FEZAİL BÖLÜMÜ|Hastalık Ve Musibetlerin Faziletleri|tirmizi|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Mükafatın büyüklüğü belanın büyüklüğü ile (orantılıdır). Allah bir cemaati sevdi mi onları musibete müptela eder. Kim bundan razı olursa Allah da ondan razı olur, kim de razı olmazsa Allah da ondan razı olmaz." |Tirmizi, Zühd 57, (2398)|4696
FEZAİL BÖLÜMÜ|Hastalık Ve Musibetlerin Faziletleri|tirmizi|Cabir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kıyamet günü, afiyet ehli kimseler, bela ehline sevapları verilince, dünyada iken derilerinin makaslarla kazınmış olmasını temenni edecekler." |Tirmizi, Zühd 59, (2404)|4697
FEZAİL BÖLÜMÜ|Hastalık Ve Musibetlerin Faziletleri|muvatta|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Mü'min erkek ve kadının nefsinde, çocuğunda, malında bela eksik olmaz. Ta ki hatasız olarak Allah'a kavuşsun." |Muvatta, Cenaiz 40, (1, 236), Zühd 67, (2401)|4698
FEZAİL BÖLÜMÜ|Hastalık Ve Musibetlerin Faziletleri|tirmizi|Mus'ab İbnu Sa'd|Babası (ra)'ndan naklediyor. Der ki: "Ey Allah'ın Resulü!" dedim, "insanlardan kimler en çok belaya uğrar?" "Peygamberler, sonra büyüklükte onlara ve bunlara yakın olanlar. Kişi diyaneti nisbetinde belası da şiddetli olur. Şayet dininde zayıflık varsa, Allah onu da diyaneti nisbetinde imtihan eder. Bela kulun peşini bırakmaz. Ta, o kul, hatasız olarak yeryüzünde yürüyünceye kadar." |Tirmizi, Zühd 67, (2400)|4699
FEZAİL BÖLÜMÜ|Hastalık Ve Musibetlerin Faziletleri|rezin|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah Teala hazretleri ferman etti: "izzetim ve celalim hakkı için, mağfiret etmek istediğim hiç kimseyi, bedenine bir hastalık, rızkına bir darlık vererek boynundaki günahlarından temizlemeden dünyadan çıkarmayacağım." [Rezin tahriç etmiştir.] |Rezin|4700
FEZAİL BÖLÜMÜ|Hastalık Ve Musibetlerin Faziletleri|buhariebu davud|Ebu Musa|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir kul, salih amel işlerken araya bir hastalık veya sefer girerek ameline mani olsa, Allah ona sıhhati yerinde ve mukim iken yapmakta olduğu salih amelin sevabını aynen yazar." |Buhari, Cihad 134; Ebu Davud, Cenaiz 2, (3091)|4701
FEZAİL BÖLÜMÜ|Çocuk Ölümü|buharimüslim|Ebu Said|Kadınlar Resulullah (sav)'a dediler ki: "Ey Allah'ın Resulü! Sizden (istifade hususunda) erkekler bize galip çıktı (yeterince sizi dinleyemiyoruz). Bize müstakil bir gün ayırsanız!" Resulullah (sav) bunun üzerine onlara bir gün verdi. O günde onlara vaaz u nasihat etti, bazı emirlerde bulundu. Onlara söyledikleri arasında şu da vardı: "Sizden kim, kendinden önce üç çocuğunu gönderirse, onlar mutlaka kendisine ateşe karşı bir perde olur!" Bir kadın sormuştu: "Ey Allah'ın Resulü! Ya iki çocuğu ölmüşse?" "İki de olsa!" buyurmuşlardı. |Buhari, İlm 36, Cenaiz 6, İ'tisam 9; Müslim, Birr 152, (2633)|4702
FEZAİL BÖLÜMÜ|Çocuk Ölümü|buharimüslimmuvattatirmizinesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Mü'minlerden birinin üç çocuğu ölür ve ona da ateş değerse, bu çok hafif bir alev yalamasıdır." |Buhari, Cenaiz 6, Eyman 9; Müslim, Birr 150-164, (2632-2635); Muvatta, Cenaiz 38, (1, 235); Tirmizi, Cenaiz 64, (1060); Nesai, Cenaiz 25, (4, 26)|4703
FEZAİL BÖLÜMÜ|Çocuk Ölümü|tirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ümmetimden kimin iki öncüsü varsa, onlarla birlikte cennete girer!" Hz. Aişe (ra) sordu: "Bir öncüsü olan?" "Bir öncüsü olan da, ey (hayırda) muvaffak olan!" buyurdular. Hz. Aişe tekrar sordu: "Ümmetinden hiç öncü göndermeyen?" "Ben, ümmetimin öncüsüyüm, (şefaatimle onları cennete ben sevkedeceğim. Hatta ben bütün öncülerin en büyüğüyüm. Çünkü ücret, çekilen meşakkate göre büyür). Benim ki gibisine de hedef olmayacaklar. (Onların beni önden göndermekten daha büyük bir kayıpları, daha acılı bir musibetleri yoktur ve olmayacak da. Zira vahiy kesilmiş oldu.)" |Tirmizi, Cenaiz 64, (1062)|4704
FEZAİL BÖLÜMÜ|Ölüm Ve Allah'a Kavuşma Sevgisi|buharimüslimtirmizinesai|Ubade İbnu's-Samit|Resulullah (sav) buyurdu ki: "Kim Allah'a kavuşmayı severse, Allah da ona kavuşmayı sever. Kim Allah'a kavuşmaktan hoşlanmazsa Allah da ona kavuşmaktan hoşlanmaz!" Hz. Aişe (ra): "Biz ölmekten hoşlanmayız" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Kasdimiz bu değil. Lakin, mü'mine ölüm gelince, Allah'ın rızası ve ikramıyla müjdelenir. Ona, önünde (ölümden sonra kendisini bekleyen) şeyden daha sevgili birşey yoktur. Böylece o, Allah'a kavuşmayı sever, Allah da ona kavuşmayı sever. Kafir ise, ölüm kendisine gelince Allah'ın azabı ve cezasıyla müjdelenir. Bu sebeple ona önünde (kendini bekleyenlerden) daha menfur bir şey yoktur. Bu sebeple Allah'a kavuşmaktan hoşlanmaz, Allah da ona kavuşmaktan hoşlanmaz." |Buhari, Rikak 41; Müslim, Zikr 14, (2683); Tirmizi, Cenaiz 67, (1066); Nesai, Cenaiz 10, (4, 10)|4705
FERAİZ BÖLÜMÜ|Mirasın Sebepleri Manileri|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizi|Üsame İbnu Zeyd|Resulullah (sav) buyurdu ki: "Müslüman kimse kafir kimseye varis olamaz; kafir de Müslümana varis olamaz." |Buhari, Feraiz 26; Müslim, Feraiz 1, (1614); Muvatta, Feraiz 10, (2, 519); Ebu Davud, Feraiz 10, (2909); Tirmizi, Feraiz 15, (2108)|4706
FERAİZ BÖLÜMÜ|Mirasın Sebepleri Manileri|ebu davudtirmizi|İbnu Amr İbni'l-As ve Cabir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İki farklı din mensupları birbirlerine varis olamazlar." [Ebu Davud'un rivayeti İbnu Amr'dan, Tirmizi'nin rivayeti Hz. Cabir'dendir.] |Ebu Davud, Feraiz 10, (2911); Tirmizi, Feraiz 16, (2109)|4707
FERAİZ BÖLÜMÜ|Mirasın Sebepleri Manileri|buharimüslimebu davud|Üsame|[Haccı sırasında Aleyhissalatu vesselam'a] denmiştir ki: "Ey Allah'ın Resulü! Yarın nereye ineceksin, Mekke'deki evine mi?" "Akil bize ev-bark bıraktı mı ki?" buyurdular. Akil ile Talip, Ebu Talib'e varis olmuşlardı. Ne Ali ne de Cafer (ra) ona varis olamamışlardı. Çünkü bu ikisi Müslüman idiler. Akil ve Talib ise kafirdiler. |Buhari, Hacc 44, Cihad 180, Megazi 48; Müslim, Hacc 439, (1351); Ebu Davud, Feraiz 10, (2910)|4708
FERAİZ BÖLÜMÜ|Mirasın Sebepleri Manileri|tirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Katil varis olamaz." |Tirmizi, Feraiz 17, (2110)|4709
FERAİZ BÖLÜMÜ|Mirasın Sebepleri Manileri|muvatta|Said İbnu'l-Müseyyeb|Hz. Ömer (ra), Arap (memleketinde) doğmadıkça, Acem'den birini varis kılmaktan imtina etmiştir." [Rezin şu ilavede bulundu: "Hamile olarak gelip Arap (memleketinde) doğuran kadını da hariç kıldı. Bu durumda erkek, eğer ölürse kadına varis olur. Eğer erkek ölürse, kadın da ona varis olur. Erkeğin miras (taki pay nisbet)i Allah'ın kitabında vardır."] |Muvatta, Feraiz 14, (2,520)|4710
FERAİZ BÖLÜMÜ|Mirasın Sebepleri Manileri|ebu davud|Ebu'l-Esved ed-Düeli|Hz. Muaz'a bir Yahudinin miras meselesi getirildi. Onun Müslüman oğluna da mirastan pay verdi ve dedi ki: "İslam [galebe çalar, ona galebe çalınmaz], artar eksilmez." |Ebu Davud, Feraiz 10, (2912, 2913)|4711
FERAİZ BÖLÜMÜ|Mirasın Sebepleri Manileri|tirmizi|Amr İbnu Şuayb|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Hür veya cariye bir kadınla kim zina yaparsa, bundan hasıl olacak çocuk veled-i zinadır, ne o babasına, ne de babası ona varis olamaz." |Tirmizi, Feraiz 21, (2114)|4712
FERAİZ BÖLÜMÜ|Feraizin Ahkamı Ve Varisler|buhari|İbnu'z-Zübeyr|Anlattığına göre, Ehl-i Küfe, kendisine yazarak dede hakkında sormuşlardı. O da şu cevabı vermişti: "Hakkında Resulullah (sav)'ın, "Ben bu ümmet içerisinde birini kendime halil seçseydim, onu seçerdim" dediği kimse, yani Ebu Bekr, dedeyi (miras meselesinde) baba yerine koymuştu." |Buhari, Fezailu'l-Ashab 5|4713
FERAİZ BÖLÜMÜ|Feraizin Ahkamı Ve Varisler|ebu davud|İmran İbnu Husayn|Resulullah (sav)'a bir adam gelerek: "Oğlumun oğlu vefat etti. Ondan miras hakkım nedir?" diye sordu. Aleyhissalatu vesselam: "Sana altıda biri var!" buyurdu. Adam dönüp gidince geri çağırdı ve: "Sana diğer bir altıda bir daha var!" buyurdu. Adam dönüp gidince tekrar çağırdı ve: "Diğer altıda bir, (hak değil) fazladan bir ikramdır!" buyurdu. [Ebu Davud der ki: "Katade şunu söyledi: "(Sahabe, Resulullah (sav)'ın bu kimseyi, başka) hangi varisler olduğu halde varis kıldığını bilmiyor." Katade devamla der ki: "Dedenin tevarüs ettiği en az miktar, altıda birdir."] |Ebu Davud, Feraiz 6, (2896); Tirmizi, Feraiz 9, (2100)|4714
FERAİZ BÖLÜMÜ|Feraizin Ahkamı Ve Varisler|muvatta|Muaviye|Anlattığına göre, kendisine dedenin miras payından soran Zeyd İbnu Sabite şöyle yazmıştır: "Bana yazarak dededen soruyorsun. Doğruyu Allah bilir. Bu mesele, ancak umeranın -yani halifelerin- hükmedeceği meselelerden biridir. Ben sizden önce iki halifeyi gördüm. Onlar ölenin tek bir kardeşi ile verasete iştirak eden dedeye malın yarısını veriyorlardı, iki ve daha fazla kardeş olması halinde üçte bir veriyorlardı. Erkek kardeşler çok da olsa dedenin payı üçte birden aşağı düşmezdi." |Muvatta, Feraiz 1, (2, 610)|4715
FERAİZ BÖLÜMÜ|Feraizin Ahkamı Ve Varisler|ebu davud|Büreyde|Resulullah (sav), büyükanneye, önünde, (ölenin) anne(si) olmadığı takdirde, altıda bir pay koydu. |Ebu Davud, Feraiz 5, (2896)|4716
FERAİZ BÖLÜMÜ|Feraizin Ahkamı Ve Varisler|buhariebu davud|Esved İbnu'l-Yezid|Bize (Yemen'e), Muaz (ra), muallim ve emir olarak geldi. Ona, bir kızla bir kızkardeş bırakarak ölen kimse(nin veraset durumu) hakkında sorduk. O, kız için yarım, kızkardeşi için de yarıma hükmetti. O sırada Aleyhissalatu vesselam sağdı. |Buhari, Feraiz 6, 12; Ebu Davud, Feraiz 4, (2893)|4717
FERAİZ BÖLÜMÜ|Feraizin Ahkamı Ve Varisler|buhariebu davudtirmizi|Hüzeyl İbnu Şurahbil|Ebu Musa (ra)'ya "Ölenin bir kızıyla kızkardeşinin oğlu ve [ana-baba bir] kızkardeşinin miras payından soruldu. Dedi ki: "Kız için yarı, [anne baba bir] kızkardeş için de yarı. [İbni Mes'ud'a gidin, ondan da sorun. O da benim söylediğime muvafakat edecektir!] [Ebu Musa, fetvasında oğlan kardeşin kızına mirastan pay vermemişti.] Bunun üzerine doğru İbnu Mes'ud'a sorulmaya gidildi ve Ebu Musa'nın söylediği de kendisine haber verildi, İbnu Mes'ud (ra) dedi ki: "(Eğer ben onun fetvasına uyarsam) dalalete düşmüş olurum ve hidayetten ayrılanlara katılırım!" Sonra ilave etti: "Onlar hakkında, Resulullah (sav)'ın verdiği hükümle hükmedeceğim: "Kız için yarı, oğulun kızı için- üçte ikiyi tamamlamak üzere- altıda bir, geri kalan da kızkardeş içindir!" Ebu Musa'ya İbnu MesWun sözü haber verildi. Bunun üzerine: "Bu derin alim aranızda olduğu müddetçe (müşkillerinizi) bana sormaya gelmeyin!" dedi. |Buhari, Feraiz 7, 12; Ebu Davud, Feraiz 4, (2890); Tirmizi, Feraiz 4, (2094)|4718
FERAİZ BÖLÜMÜ|Feraizin Ahkamı Ve Varisler|tirmizi|Ali|Sizler şu ayeti okuyorsunuz: "...Bu hisseler, onların borçları ödendikten ve vasiyetleri yerine getirildikten sonradır..." (Nisa 12). Bilesiniz ki Resulullah (sav) vasiyyetin yerine getirilmesinden önce borçlarının ödenmesine hükmetti. Anne-baba bir kız ve erkek kardeşler, baba bir, anne ayrı kız ve erkek kardeşlerden önce birbirlerine varis olurlar. Erkek, anne-baba bir erkek kardeşine, baba bir erkek kardeşinden önce varis olur." |Tirmizi, Feraiz 5, (2095)|4719
FERAİZ BÖLÜMÜ|Feraizin Ahkamı Ve Varisler|buharimüslimtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav), ölü olarak düşürülen bir cenin için köle veya cariye bir gurreye hükmetti. Sonra lehine bir gurreye hükmedilen kadın ölmüştü. Aleyhissalatu vesselam, kadının mirasının oğullarına ve kocasına kalacağına, diyetinin de asabesine kalacağına hükmetti. |Buhari, Feraiz 11, Tıbb 46, Diyat 25; Müslim, Kasame, 35, (1681); Tirmizi, Diyat 15, (1410), Feraiz 19, (2112)|4720
FERAİZ BÖLÜMÜ|Feraizin Ahkamı Ve Varisler|ebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav), "doğan çocuk ağlar sonra ölürse, varis olur ve ona varis olunur. Ağlamazsa (ölü doğarsa), ne varis olur ne de ona varis olunur" buyurdular. |Ebu Davud, Feraiz 15, (2920)|4721
FERAİZ BÖLÜMÜ|Feraizin Ahkamı Ve Varisler|ebu davud|Mekhul|Resulullah (sav), mülaane (ile ayrılan karı-kocanın) çocuğunun mirasını annesine kıldı, anneden sonra da annenin varislerine kıldı. |Ebu Davud, Feraiz 9, (2907)|4722
FERAİZ BÖLÜMÜ|Feraizin Ahkamı Ve Varisler|ebu davudtirmizi|Vasile İbnu'l-Eska|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kadın üç mirası toplar. Azadlısı(nın mirası), buluntusu(nun mirası), üzerine mülaane bulunduğu çocuğu(nun mirası)." |Ebu Davud, Feraiz 9, (2906); Tirmizi, Feraiz 23, (2116)|4723
FERAİZ BÖLÜMÜ|Feraizin Ahkamı Ve Varisler|muvatta|Muhammed İbnu Yahya İbni Hibban|Dedem Hibban'ın iki hanımı vardı. Biri Haşimiye, diğeri Ensariye idi. Dedem, Ensariye'yi, çocuğu meme verir halde boşadı. Kadının üzerinden bir yıl geçti, sonra dedem öldü, kadın hala hayız olmadı. Bunun üzerine: "Ben kocama varis olurum, çünkü hayız olmadım!" dedi. Dava Hz. Osman (ra)'a intikal etti. Hz. Osman kadının mirasa iştirak etmesine hükmetti. Haşimiye kadın, bu kararı sebebiyle Hz, Osman'ı levmetti. Hz. Osman: "Bu, senin amcaoğlunun işidir. Böyle hükmetmemize o işaret etti!" dedi. "Amcaoğlun" sözüyle Hz.Ali (ra)'yi kasdetmişti. |Muvatta, Talak 43, (2, 672)|4724
FERAİZ BÖLÜMÜ|Feraizin Ahkamı Ve Varisler|muvatta|Abdurrahman İbnu Hürmüz el-A'rac|Osman İbnu Affan (ra) İbnu Mükemmil'in hanımlarını kendisine varis kıldı, İbnu Mükemmil hasta iken hanımlarını boşamıştı. |Muvatta, Talak 41, (2, 572)|4725
FERAİZ BÖLÜMÜ|Feraizin Ahkamı Ve Varisler|muvatta|Rebia İbnu Ebi Abdirrahman|Abdurrahman İbnu Avf'ın hanımı, ondan kendisini boşamasını talep etti. Abdurrahman: "Adetten temizlenince bana haber ver!" dedi. Kadın haber verdi. O da talak-ı bette ile (üç talakla) -veya baki kalan tek bir talakla- boşadı. Ne var ki Abdurrahman o gün hasta idi. Hz. Osman, kadının iddeti tamamlanınca kocasının malına onu da varis kıldı. |Muvatta, Talak 40, (2, 571, 572)|4726
FERAİZ BÖLÜMÜ|Feraizin Ahkamı Ve Varisler|muvattamüslim|Zeyd İbnu Eşlem|Hz. Ömer (ra), Resulullah (sav)'a kelale'(nin miras hissesin)den sormuştu. "Bu yaz nazil olan, Nisa suresinin sonundaki ayet, bu meselede sana yeterlidir" buyurdular. Hadisin ravisi der ki: "Ebu İshak'a sordum: "Kelale, ne çocuk ne de baba bırakmadan ölen kimse değil mi?" Bana: "Böyle zannettiler!" diye cevap verdi. |Muvatta, Feraiz 7, (2, 515); Müslim, Feraiz 9, (1617)|4727
FERAİZ BÖLÜMÜ|Feraizin Ahkamı Ve Varisler|muvatta|Muhammed İbnu Ebi Bekr İbni Hazm|Anlattığına göre babasının sıkça şöyle söylediğini işitmiştir: "Hz. Ömer (ra) pek çok defalar şöyle derdi: "Halanın haline hayret ediyorum! Kendisine varis olunur, fakat o varis olmaz." |Muvatta, Feraiz 9, (2, 517)|4728
FERAİZ BÖLÜMÜ|Feraizin Ahkamı Ve Varisler|ebu davudnesaibuhari|Ebu Musa|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir kavmin kızkardeşlerinin oğlu, kendilerindendir." [Nesai'de şu ibare de gelmiştir: "Bir kavmin kızkardeşlerinin oğlu, kendi nefislerindendir."] |Ebu Davud, Edeb 121, (5122); Nesai, Zekat 96, (6,106); Buhari, Feraiz 24|4729
FERAİZ BÖLÜMÜ|Feraizin Ahkamı Ve Varisler|ebu davudtirmizi|Said İbnu'l-Müseyyeb|Hz. Ömer (ra) diyordu ki: "Diyet akile üzerinedir. Öyle ise akile(yi teşkil edenler) diyete varis olurlar; kadın (akileden olmadığı için) kocasının diyetine varis olamaz." Dahhak İbnu Süfyan (ra) kendisine (itiraz ederek) dedi ki: "Resulullah (sav), bana Eşyem ed-Dibai'nin hanımını kocasının diyetine varis kılmamı yazmıştı. Kadın bir başka cemaatten idi." Bunun üzerine Hz. Ömer, önceki tatbikatından hemen vazgeçti. |Ebu Davud, Feraiz 18, (2927); Tirmizi, Feraiz 18, (2111)|4730
FERAİZ BÖLÜMÜ|Feraizin Ahkamı Ve Varisler|müslimtirmiziebu davud|Büreyde|Bir kadın Resulullah (sav)'a, gelip: "Ben anneme bir cariye tasadduk etmiş idim. Şimdi annem, cariyeyi bırakarak vefat etti" (deyip, hükmünü sordu). Aleyhissalatu vesselam: "Sana onun sevabı vacip olmuştur. Miras yoluyla da cariye sana geri gelmiştir!" buyurdular. |Müslim, Sıyam 154, (1149); Tirmizi, Zekat 31, (667); Ebu Davud, Vesaya 12, (2877), Zekat 31, (1656)|4731
FERAİZ BÖLÜMÜ|Feraizin Ahkamı Ve Varisler|muvatta||İmam Malik'e ulaştığına göre, ensardan bir zat, ebeveynine bir bağışta bulundu. Bilahare ebeveyni vefat etti. Oğulları tekrar bu mala veraset yoluyla sahip oldu. Bu bir hurmalıktı. Oğlan, Resulullah (sav)'a bu hususta sual etti. Aleyhissalatu vesselam ona: "Şurası muhakkak ki tasadduk sevabını aldım. Şimdi o malı (Allah) sana miras olarak geri gönderdi" buyurdu. |Muvatta, Akdiye 54, (2,760)|4732
FERAİZ BÖLÜMÜ|Feraizin Ahkamı Ve Varisler|buhari|İbnu Abbas|Cahiliye devrinde ölen babanın malı oğluna kalırdı. Vasiyet de valideyn için yapılırdı. Allah Teala hazretleri bundan dilediği kısmı neshedip erkeğin hissesini kadının hissesinin iki misli kıldı, ebeveynden herbiri için (eğer çocuk varsa) altıda bir, üçte bir kıldı. Kadına (çocuk varsa) dörtte bir kıldı. Zevc'e, (çocuk yoksa) yarı, (çocuk varsa) dörtte bir miras payı kıldı. |Buhari, Vesaya 6, Tefsir, Nisa 5, Feraiz 10|4733
FERAİZ BÖLÜMÜ|Feraizin Ahkamı Ve Varisler|buhari|Zeyd İbnu Sabit|Oğulların çocukları, kendileriyle ölü arasında başka bir erkek çocuk olmadığı takdirde, ölenin çocuğu menzilesindedir: Oğlanların erkek çocuklan, ölenin erkek çocukları gibidir. Oğulların kız çocukları da ölenin kız çocuğu gibidirler. Oğulların çocukları, oğullar gibi miras alırlar. Oğullar kendilerinden aşağıdakilerden mirasına mani oldukları gibi, oğulların oğulları da kendilerinden aşağıdakilerin miras almasına mani olurlar. Oğulun çocuğu, oğulla birlikte miras alamaz. Ölen kimse, bir kızla, bir oğulun oğluna bıraksa, kız yarı alır, geri kalanı da oğulun oğlu alır. Zira Aleyhissalatu vesselam şöyle buyurmuştur: "Miras paylarını (Kur'an'da zikredilen) hak sahiplerine verin. Geri kalan, (baba tarafından) en yakın erkeğe aittir." |Buhari, Feraiz 7|4734
FERAİZ BÖLÜMÜ|Feraizin Ahkamı Ve Varisler|rezin|Ali|Hz. Ali (ra)'den biri anne bir erkek kardeş, diğeri koca olan iki amca çocuğu hakkında sorulmuştu. Şu cevabı verdi: "Koca için yarı, anne bir erkek kardeş için altıda bir, geri kalan da aralarında ikiye bölünür." [Rezin tahric etmiştir. (Buhari'de muallak olarak gelmiştir: Feraiz 15)] |Rezin|4735
FERAİZ BÖLÜMÜ|Feraizin Ahkamı Ve Varisler|ebu davud|Zeynep|Muhacir kadınlardan bir kısmı Resulullah (sav)'a evlerinin darlığından ve kendilerinin evlerden çıkarıldıklarından şikayet ettiler. Bunun üzerine Resulullah (sav), kadınların muhacir evlerine varis kılınmalarını emretti. |Ebu Davud, Haraç 7, (3080)|4736
FERAİZ BÖLÜMÜ|Feraizin Ahkamı Ve Varisler|tirmizi|Amr İbnu Şuayb (an ebihi an ceddihi)|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Mala kim varis olursa vela'ya da varis olur." |Tirmizi, Feraiz 22, (2115)|4737
FERAİZ BÖLÜMÜ|Feraizin Ahkamı Ve Varisler|rezin|Amr İbnu Şuayb (an ebihi an ceddihi)|Resulullah (sav) anlatıyor: "Vela, erkeklerden en büyüğe aittir. Kadınlar, velaya (iki durum dışında) varis olamazlar. Bu iki durum şudur: Bizzat azad ettikleri veya azad ettiklerinin azad ettikleri." [Rezin tahriç etmiştir.] |Rezin|4738
FERAİZ BÖLÜMÜ|Feraizin Ahkamı Ve Varisler|müslim|Ebu Hüreyre|Hz. Aişe (ra), azad etmek niyetiyle bir cariye satın almak arzu etti. Ancak, kölenin sahibi velanın kendilerine ait olmasını şart koştu. Hz. Aişe durumu Resulullah (sav)'a söyledi. Efendimiz: "Bu şart sana mani olmasın, (zira batıldır); vela, köleyi kim azad etmişse ana aittir!" buyurdu. |Müslim, Itk 15, (1606)|4739
FERAİZ BÖLÜMÜ|Feraizin Ahkamı Ve Varisler|muvatta|Ebu Bekr İbnu Abdirrahman İbni'l-Haris İhni Hişam|As İbnu Hişam ölmüş, geride üç oğlan bırakmışta. Bunlardan ikisi bir anadan, biri de bir başka anadandı. Aynı anadan olan iki oğlandan biri daha öldü. Bu da mal ve azadlılar bıraktı. Aynı anadan olan kardeşi mala ve azadlıların velasına varis oldu. Sonra da mal ve velaya varis olan kardeş de öldü, geriye bir oğlanla, baba bir kardeşini bıraktı. Oğlu: "Ben babamın sahip olduğu şeylere sahibim!" dedi. Kardeşi de: "Durum böyle değil. Sen sadece mala sahip olursun, azadlıların velasına sahip olamazsın! Bilmez misin, kardeşim bugün ölseydi, ben ona varis olmayacak mıydım?" dedi ve Hz. Osman (ra) nezdinde dava açtılar. O, velanın ölen kardeşe; malın da ölenin oğluna ait olduğuna hükmetti. |Muvatta, Itk 22, (2,784)|4740
FERAİZ BÖLÜMÜ|Feraizin Ahkamı Ve Varisler|buharimüslimtirmiziebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ben mü'minlere, kendi nefislerinden evlayım. Öyleyse kim üzerinde borcu olduğu halde ölür, bunu ödeyecek mal bırakmazsa, onu ödemek bana aittir. Kim de mal bırakarak ölürse bu mal varislerine aittir. -Bir rivayette- Kim bir mal bırakmışsa, buna, kim olursa olsun asabesi varis olur." |Buhari, Feraiz 4, 15, 25, Kefalet 5, İstikra 11, Tefsir, Ahzab 1, Nafakat 15; Müslim, Feraiz 16, (1619); Tirmizi, Feraiz 1, (2091), Cenaiz 69, (1070); Ebu Davud, Haraç 15, (2955)|4741
FERAİZ BÖLÜMÜ|Feraizin Ahkamı Ve Varisler|ebu davud|Mikdam|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim külfet bırakırsa yükü banadır. Kim de mal bırakırsa bu varislerinedir. Ben varisi olmayanın varisiyim. Onun yerine diyet öderim, ona varis de olurum. Dayı da varisi olmayanın varisidir, ona bedel diyet de öder. Esirine de ona (fidye ödeyerek) kurtarıverir, ona varis de olur." |Ebu Davud, Feraiz 8, (2900)|4742
FERAİZ BÖLÜMÜ|Feraizin Ahkamı Ve Varisler|tirmizi|Aişe|Tirmizi'de Hz. Aişe (ra)'den merfu olarak şu rivayet gelmiştir: "Dayı, sadece varisi olmayana varis olur." |Tirmizi, Feraiz 12, (2106)|4743
FERAİZ BÖLÜMÜ|Feraizin Ahkamı Ve Varisler|ebu davudtirmizi|Aişe|Tirmizi'de Hz. Aişe (ra)'den merfu olarak, şu rivayet edilmiştir: "Resulullah (sa()'ın bir azadlısı vefat etti ve mal bıraktı. Geride ne evladı ne de bir yakını yoktu. Resulullah (sav): "Mirasını köyünden bir adama verin!" emretti." |Ebu Davud, Feraiz 8, (2902); Tirmizi, Feraiz 213, (2106)|4744
FERAİZ BÖLÜMÜ|Feraizin Ahkamı Ve Varisler|ebu davud|Büreyde|Bir adam Resulullah (sav)'a geldi ve: "Bende Ezd'den birisinin mirası var. Ben onu verecek bir Ezdli bulamıyorum (ne yapayım?)" dedi. Aleyhisselatu vesselam: "Git bir yıl bir Ezdli ara!" emretti. Adam bir yıl sonra tekrar geldi ve "Mirası verecek bir Ezdli bulamadım!" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Git bak; karşılaşacağın ilk Huzai'ye malı ver!" buyurdu. Adam geri dönünce: "Adamı bana çağırın" emretti. Adam çağırıldı. Gelince: "Huzaa'nın en yaşlısına bak, malı ona ver!" buyurdu. |Ebu Davud, Feraiz 8, (2903, 2904)|4745
FERAİZ BÖLÜMÜ|Feraizin Ahkamı Ve Varisler|ebu davudtirmizi|İbnu Abbas|Bir kişi ölmüş, geride azad ettiği bir köleden başka [varis] bırakmamıştı. Resulullah (sav): "Bu adamın geride bıraktığı bir adamı var mı?" diye sordu. "Hayır yok! Sadece azad etmiş olduğu bir kölesi var!" dediler. Resulullah (sav), mirasını azadlısına verdi. |Ebu Davud, Feraiz 8, (2905); Tirmizi, Feraiz 14, (2107)|4746
FERAİZ BÖLÜMÜ|Feraizin Ahkamı Ve Varisler|rezin|Ömer|Lakit (buluntu) hürdür (ölünce) malı da beytülmale aittir. Şaibe de böyledir [hürdür]" buyurdu. [Rezin tahric etmiştir. (Hadisi Buhari muallak olarak kaydetmiştir: Feraiz 19.)] |Rezin|4747
FERAİZ BÖLÜMÜ|Resulullah (sav) Ve Geride bıraktıklarının Mirası|müslimebu davudnesaibuhari|Aişe|Hz. Fatıma (ra), Hz. Ebu Bekr (ra)'den, Resulullah (sav)'ın bıraktığı maldaki hissesini taksim edivermesini talep etti. Hz. Ebu Bekr, ona şu cevabı verdi: "Resulullah (sav): "Bize varis olunmaz, bıraktığımız sadakadır" buyurmuştu." Hz. Fatıma bu cevaba öfkelendi ve Hz. Ebu Bekr'e küstü, ölünceye kadar da konuşmadı. Zaten Aleyhissalatu vesselam'dan sonra altı ay kadar hayatta kalmış (ve rahmet-i Rahman'a kavuşmuştu.) Sonra Hz. Ömer (ra) bunu yaptı: Medine'deki sadakasını Hz. Ali ve Abbas (ra)'a verdi. Hayber ve Fedek'teki (sadakasını) kendi elinde tuttu ve: "Bu iki arazi, Resulullah (sav)'ın karşısına çıkan hakları ve hadiseleri içindi. (Şimdi) bu iki arazinin işi, Resulullah'tan sonra devlet işini eline alan halifenin tasarrufuna kalmıştır" dedi. Ravi devam eder: "Bu iki yer, bugüne kadar aynı minval üzere devam etmiştir." |Müslim, Cihad 52, (1759); Ebu Davud, Haraç 18, (2968, 2969); Nesai, Kasmu'l-Fey 1, (7, 132); Buhari, Feraiz 4, (Buhari muhtasar olarak almıştır)|4748
FERAİZ BÖLÜMÜ|Resulullah (sav) Ve Geride bıraktıklarının Mirası|tirmizi|Ebu Hüreyre|Hz. Fatıma (ra), Hz. Ebu Bekr (ra)'in yanına gelip: "Sana kim varis olacak?" diye sordu. "Ehlim ve çocuğum!" cevabını alınca: "Öyleyse ben niye babamın bıraktığına varis olamıyorum?" dedi. Bunun üzerine Hz. Ebu Bekr: "Ben Resulullah (sav)'ın: "Bize varis olunamaz!" dediğini işittim. Ancak ben, Resulullah (sav)'ın geçimini sağladıklarının geçimlerini sağlarım. Resulullah (sav)'ın nafaka verdiklerine ben de nafakalarını veririm!" dedi. |Tirmizi, Siyer 44, (1608)|4749
FERAİZ BÖLÜMÜ|Resulullah (sav) Ve Geride bıraktıklarının Mirası|buharimüslimmuvattaebu davud|Aişe|Resulullah (sav)'ın hanımları, Resulullah vefat ettiği zaman Hz. Osman'ı, Hz. Ebu Bekr (ra)'e gönderip miras hisselerini talep ettirmek istediler. O zaman ben onlara: "Resulullah (sav): "Bize varis olunmaz, bıraktığımız sadakadır!" demedi mi (nasıl miras talep edebilirsiniz?" dedim (ve onları, bu niyetten vazgeçirdim). |Buhari, Feraiz 3; Müslim, Cihad 51, (1758); Muvatta, Kelam 27, (2, 993); Ebu Davud, Haraç 19, (2976, 2977)|4750
FERAİZ BÖLÜMÜ|Resulullah (sav) Ve Geride bıraktıklarının Mirası|buharinesai|Amr İbnu'l-Haris el-Huzai|Resulullah (sav) (öldüğü vakit geride) ne dinar, ne dirhem, ne köle, ne cariye ne de başka bir şey bıraktı. Onun bıraktıkları beyaz katırı, silahı ve yakınları için tasadduk ettiği bir tarladan ibaretti. |Buhari, Vesaya 1, Cihad 61, 86, Humus 3, Megazi 83; Nesai, Ahbas 1, (6, 229)|4751
FERAİZ BÖLÜMÜ|Resulullah (sav) Ve Geride bıraktıklarının Mirası|müslimebu davudnesai|Aişe|Resulullah (sav) (öldüğü vakit) ne dinar, ne dirhem, ne koyun ve ne de deve bıraktı. Hiçbir vasiyette de bulunmadı. |Müslim, Vasiyyet 18, (1635); Ebu Davud, Vesaya 1, (2863); Nesai, Vesaya 2, (6, 240)|4752
FERAİZ BÖLÜMÜ|Resulullah (sav) Ve Geride bıraktıklarının Mirası|ebu davudtirmizi|Yunus İbnu Ubeyd Mevla Muhammed İbnu'l-Kasım|Muhammed İbnu'l-Kasım, beni Bera İbnu Azib (ra)'e gönderip, Resulullah (sav)'ın sancağının neden yapılmış olduğunu sormamı emretti. (Ben de gidip sordum). Şu cevabı verdi: "Sancağı siyahtı. Kaplan alacası şeklinde olacak bezden dört köşeli idi." |Ebu Davud, Cihad 76, (2591); Tirmizi, Cihad 10, (1680)|4753
FERAİZ BÖLÜMÜ|Resulullah (sav) Ve Geride bıraktıklarının Mirası|tirmiziebu davud|Cabir|Resulullah (sav)'ın Mekke'ye girdiği gün bayrağı beyaz renkliydi. |Tirmizi, Cihad 9, (1679); Ebu Davud, Cihad 76, (2592)|4754
FERAİZ BÖLÜMÜ|Resulullah (sav) Ve Geride bıraktıklarının Mirası|tirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sav)'ın bayrağı siyah, sancağı beyazdı. |Tirmizi, Cihad 10, (1681)|4755
FERAİZ BÖLÜMÜ|Resulullah (sav) Ve Geride bıraktıklarının Mirası|ebu davud|Sımak İbnu Harb|Sımak İbnu Harb, -kavminden bir adamdan, bu da onlardan bir başkasından naklen- anlattığına göre, adam: "Resulullah'ın bayrağını sarı gördüm!" demiştir. |Ebu Davud, Cihad 76, (2593)|4756
FERAİZ BÖLÜMÜ|Resulullah (sav) Ve Geride bıraktıklarının Mirası|buhari|Asım el-Ahvel|Resulullah (sav)'ın su bardağını Enes İbnu Malik (ra)'in yanında gördüm; bardak çatlamıştı. Enes onu gümüş (halkalar) ile bağlayıp tutturmuştu." Asım ilaveten dedi ki: "O nudar ağacından yapılmış geniş, [güzel] bir bardaktı." Ma'mer der ki: "Nudar, Necid'de yetişen bir ağaç çeşididir." Enes der ki: "Ben bu bardakla, Resulullah (sav)'a sayamayacağım kadar çok su verdim!" Muhammed İbnu Şirin rahimehullah der ki: "Ben bu bardağı gördüm. Onun demirden bir halkası vardı. Enes onun yerine gümüşten veya altından bir halka koymak istemişti. Ebu Talha kendisine: "Resulullah (sav)'ın yapmış olduğu bir şeyi değiştirme!" dedi. O da bundan vazgeçti. Enes (ra) der ki: "Ben bu kadehimle Resulullah (sav)'a, her çeşit meşrubat içirdim: Bal, nebiz, su ve süt!" |Buhari, Eşribe 30, Humus 5, (Hadis bu veçhiyle Buhari'de mevcut olmayıp Ahmed İbnu Hanbel'in Müsned'inde gelmiştir: 3, (247)|4757
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Fitne Patlak Verince Yapılacak Tavsiye|ebu davudtirmiziibnu mace|Ebu Ümeyye eş-Şa'bani|"Ey Ebu Sa'lebe," dedim, "şu ayet hakkında ne dersin?" (Mealen): "Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda oldukça sapıtmış olanlar size zarar vermez.." (Maide 105)." Bana şu cevabı verdi: "Gerçekten bunu, iyi bilen birine sordun. Zira ben aynı şeyi Resulullah (sav)'a sormuştum: Demişti ki: "Ma'rufa sarılın, münkerden de kaçının! Ne zaman uyulan bir cimrilik, takip edilen bir heva, (dine, ahirete) tercih edilen dünyalık görür, rey sahiplerinin (selefi dinlemeden) kendi reylerini beğendiklerini müşahede edersen, o zaman kendine bak. İnsanlarla uğraşmayı bırak. Zira (bu safhaya gelince) arkanızda sabır günleri var demektir. O günler avuçta ateş tutmak gibi (sıkıntılı)dır. O günlerde, sizin kadar amel yapabilen bir kimseye elli kişinin ecri verilecektir." |Ebu Davud, Melahim 17, (4341); Tirmizi, Tefsir, Maide, (3060); İbnu Mace, Fiten 21, (4014)|4758
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Fitne Patlak Verince Yapılacak Tavsiye|buhariebu davudibnu mace|Vakid İbnu Muhammed|Vakid İbnu Muhammed babasından, o da Abdullah İbnu Amr İbnil-As (ra)'dan anlattığına göre demişti ki: "Resulullah (sav), (bir gün) parmaklarını kenetledi ve dedi ki: "Ey Abdullah İbnu Amr! Ahidleri bozulup şöyle karmakarışık hale gelen bir kısım ayak takımı (hezele) kimselerle başbaşa kalırsan ne yaparsın?" "Ne yapmamı tavsiye edersiniz, Ey Allah'ın Resulü!" dedim. Buyurdular ki: "Güzel bulduğun şeyi yaparsın, kötü bulduğun şeyi de terkedersin. Kendi yakınlarının (hallerini düzeltmeye) yönelirsin. O hezele takımı (ile de), onların cemaatı ile de (uğraşmayı) terkedersin." |Buhari, Salat 88, Fiten 13; Ebu Davud, Melahim 17, (4342); İbnu Mace, Fiten 10, (3957)|4759
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Fitne Patlak Verince Yapılacak Tavsiye|ebu davudibnu mace|Ebu Zerr|Resulullah (sav) seslendiler: "Ey Ebu Zerr!" "Buyurun, Ey Allah'ın Resulü, emrinizdeyim!" dedim. "İnsanlara (kitle halinde) ölüm isabet edip, kabirlerin (ücretli) hizmetçiler tarafından kazılacağı zaman ne yapacaksın?" buyurdular. "Benim için Allah ve Resulü neyi ihtiyar buyurursa onu yaparım!" dedim. "Sabrı tavsiye ederim!" buyurdular -veya, sabredersin! dediler- ve sonra bana tekrar seslendiler: "Ey Ebu Zerr!" "Buyurun ey Allah'ın Resulü, sizi dinliyorum!" dedim. "Zeyt mıntıkasının taşları kanda boğulduğunu gördüğün zaman ne yapacaksın?" "Allah ve Resulü benim için neyi ihtiyar buyurursa onu!" dedim. "Sana kendilerinden olduğun yakınlarını tavsiye ederim!" dedi. Ben sordum: "Ey Allah'ın Resulü! (O zaman) kılıcımı alıp omuzuma koymayayım mı?" "Böyle yaparsan (fitneci) kavme ortak olursun!" buyurdular. "Bana ne emredersiniz!" dedim. "Evine çekil!" buyurdular. "Evime girilirse?" dedim. "Eğer kılıcın parıltısının seni şaşırtacağından korkarsan, elbiseni yüzüne ört. Gelen hem senin günahınla, hem de kendi günahıyla dönsün!" buyurdular. |Ebu Davud, Fiten 2, (4261); İbnu Mace, Fiten 10, (3958)|4760
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Fitne Patlak Verince Yapılacak Tavsiye|ebu davudtirmizi|Ebu Musa|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kıyametten hemen önce karanlık gecenin parçaları gibi fitneler var. Kişi o fitnelerde mü'min olarak sabaha erer, aksama kafir olur; mü'min olarak aksama erer, sabaha kafir çıkar. O fitnede oturan, ayakta durandan hayırlıdır. Yürüyen koşandan hayırlıdır. Öyleyse yaylarınızı kırın, kirişlerinizi parçalayın, kılıçlarınızı da tasa vurun. Sizden birinin evine girerlerse Hz. Adem'in iki oğlundan hayırlısı olsun (ölen ölsün, öldüren değil)". [Ebu Davud, "koşandan" kelimesinden sonra şu ziyadeyi kaydetmiştir: "Yanındakiler, "Bize ne emredersiniz (ey Allah'ın Resulü)?" dediler. "Evinizin demirbaşları olun!" buyurdu."] |Ebu Davud, Fiten 2, (4259, 4262); Tirmizi, Fiten 33, (2205)|4761
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Fitne Patlak Verince Yapılacak Tavsiye|buharimuvattaebu davudnesai|Ebu Said|Resulullah (sav) buyurdular ki; "Kişinin en hayırlı malının peşine takılıp dağ geçitlerini ve yağmur düşen yerleri takip edeceği koyunu olacağı zaman yakındır. Böylece dinini fitnelerden kaçırmış olur." |Buhari, İman 12, Bed'ü'l-Halk 14, Menakıb 25, Rikak 34, Fiten 14; Muvatta, İsti'zan 16, (2, 970); Ebu Davud, Fiten 4, (4267); Nesai, İman 30, (8, 123, 124)|4762
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Fitne Patlak Verince Yapılacak Tavsiye|müslimtirmizi|Ma'kıl İbnu Yesar|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Herc (fitne) zamanında ibadet, tıpkı bana hicret çiftidir." |Müslim, Fiten 130, (2948); Tirmizi, Fiten 31, (2202)|4763
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Fitne Patlak Verince Yapılacak Tavsiye|ebu davud|Mikdad İbnu'l-Esved|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bahtiyar, fitneden kaçınan kimse ile, belalarla karşılaşınca sabreden kimsedir. Ne mutlu ona!" |Ebu Davud, Fiten 2, (4263)|4764
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Fitne Patlak Verince Yapılacak Tavsiye|ebu davud|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Yaklaşan bir şerden yazık Araplara! Elini çeken ondan kurtulur." |Ebu Davud, Fiten 1, (4249)|4765
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Zamanla Vukua Gelecek Fitne Ve Hevalar|buharimüslimtirmizi|Huzeyfe|Hz. Ömer (ra)'in yanında idik: Bize: "Resulullah (sav)'ın fitne hakkındaki hadisini kim hafızasında tutuyor?" dedi. Ben atılıp: "Ben biliyorum!" dedim. "Sen iyi cür'etlisin, nasılmış söyle bakalım!" dedi. Ben de anlattım: "Resulullah (sav)'ı işittim. Demişti ki: "Kişinin fitnesi ehlinde, malında, çocuğunda, nefsinde ve komşusundadır. Oruç, namaz, sadaka, emr-i bi'l-maruf ve nehy-i ani'l-münker bu fitneye kefaret olur!" Ömer (ra) atılıp: "Ben bu fitneyi kastetmemiştim. Ben öncelikle denizin dalgaları gibi dalgalanacak (bütün cemiyeti sarsacak) fitneyi kastetmiştim!" dedi. Bunun üzerine ben: "Ey mü'minlerin emiri! O fitne ile sizin ne alakanız var! Sizinle onun arasında kapalı bir kapı mevcut!" dedim. "Bu kapı kırılacak mı, açılacak mı?" dedi. "Hayır açılmayacak bilakis kırılacak!" dedim. Hz. Ömer (hayıflanarak): "(Eyvah) Öyleyse ebediyen kapanmayacak!" buyurdu." Ravi der ki: "Biz Huzeyfe (ra)'ye sorduk: "Ömer bu kapının kim olduğunu biliyor muydu?" "Evet," dedi, "yYarından önce bu gecenin olacağıni bildiği katiyyette onu biliyordu. Ben hadis rivayet ettim; boş söz (ve efsane) anlatmadım." Huzeyfe (ra)'ye soruldu: "O kapı kimdir?" "Ömer (ra)'dir!" buyurdu. |Buhari, Mevakitu's-Salat 4, Zekat 23, Savm 3, Menakıb 25, Fiten 17; Müslim, Fiten 17, (144); Tirmizi, Fiten 71, (2259)|4766
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Zamanla Vukua Gelecek Fitne Ve Hevalar|müslim|Huzeyfe|Resulullah (sav)'ı işittim. Demişti ki: "Fitneler, tıpkı (kamışlardan örülen) hasır gibi, (insanların kalbine) çubuk çubuk atılır. Hangi kalbe bir fitne nüfuz ederse onda siyah bir leke hasıl olur. Hangi kalp de onu reddederse onda beyaz bir benek hasıl olur. Böylece iki ayrı kalp ortaya çıkar: Biri cilalı taş gibi bembeyazdır; dünyalar durdukça buna hiçbir fitne zarar vermez. Diğeri ise, alaca siyahtır. Tepetaklak duran testi gibidir; bu kalp, ne iyiyi iyi bilir, ne de kötüyü kötü. O, hevadan (beşeri değerlerden) kendisine ne yutturulmuşsa, onu (hak veya batıl) bilir." Bu rivayette Huzeyfe (ra) der ki: "(Ey Ömer!) Seninle o fitne arasında kapalı bir kapı vardır kırılması yakındır!" Hz. Ömer atıldı: "Ey babasız kalasıca! O kırılacak mı? Keşke açılsaydı. Böylece tekrar (kapatılarak eski normal hale) dönülürdü!" Huzeyfe der ki: "Ben ona bu kapı ile öldürülecek veya ölecek bir şahsın kinaye edildiğini bildiren bir hadis söyledim. Mugalata (ve efsane anlatıp boş laf) etmedim." Ravi der ki: "Sa'd İbnu Tarık'a (hadiste geçen) "esvedü mürbad" tabiri ne demektir?" diye sordum. "Siyah üzerine şiddetli beyazlıktır" dedi. Ben tekrar "el-kuzu meçhıyy" nedir?" dedim. "Tepetaklak (ters çevrilmiş) testi!" diye cevap verdi." |Müslim, İman 231, (144)|4767
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Zamanla Vukua Gelecek Fitne Ve Hevalar|ebu davud|Ebu Bekr|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ümmetimden bir kısım insanlar Dicle denen bir nehir yanında, Basra denen geniş bir düzlüğe inerler. Nehrin üzerinde bir köprü vardır. Oranın halkı (kısa zamanda) çoğalır ve muhacirlerin (Müslümanların) beldelerinden biri olur. Ahir zamanda geniş yüzlü, küçük gözlü olan Beni Kantura gelip nehir kenarına inerler. Bundan böyle (Basra) halkı üç fırkaya ayrılır: Bir fırka sığır ve kır develerinin peşlerine takılıp (kır ve ziraat hayatına dönerler, bunlar) helak olurlar. Bir fırka nefislerini(n kurtuluşunu esas) alırlar (ve Beni Kantura ile sulh yolunu) tutarlar. Böylece bunlar küfre düşerler. Bir fırka da çocuklarını geride bırakıp onlarla savaşırlar, işte bunlar şehit olurlar." |Ebu Davud, Mehalim 10, (4306)|4768
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Zamanla Vukua Gelecek Fitne Ve Hevalar|ebu davud|Hassan İbnu Atiyye|Hassan İbnu Atiyye, Cübeyr İbnu Nüfeyr'den, o da Resulullah (sav)'ın Zi-Mihber denen bir sahabisinden naklen anlatıyor: "Resulullah (sav) buyurdular ki: "Rumlarla güvenilir bir sulh yapacaksınız. Onlar arkanızda (başkalarına) düşman olacaklar, sizler (de diğer düşmanlarınızla) savaşacak ve (Allah'ın keremiyle) yardıma mazhar olacaksınız; ganimet elde edecek, selamete ereceksiniz. Sonra dönüp tepelikli bir çayıra ineceksiniz. Hıristiyanlardan biri salibi kaldıracak ve: "Salib galebe çaldı!" diyecek. Müslümarlardan bir adam öfkelenip onu (salibi) kıracak. Bunun üzerine Rum, (antlaşmasına) ihanet edip büyük bir savaş için toplanacak. Müslümanlar da silaha sanlıp savaşacaklar. Allah bu orduya şehadet lutfedecek." |Ebu Davud, Melahim 2, (4292, 4293)|4769
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Zamanla Vukua Gelecek Fitne Ve Hevalar|ebu davud|Ümmü Seleme|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir halifenin ölümü anında (ehl-i hal ve akd arasında) ihtilaf olacak. (O zaman) Medine ahalisinden bir adam (Mehdi) kaçarak Mekke'ye gidecek. Mekke halkından bir kısmı ona gelecek ve (fitne çıkar korkusuyla) istemediği halde onu (evinden) çıkaracaklar. Rükn ile Makam arasında ona biat edecekler. Onları (ortadan kaldırmak için) Şam'dan bir ordu gönderilecek. Ordu Mekke-Medine arasındaki el-Beyda'da yere batırılacak. İnsanlar bu (kerameti) görünce Şam'ın ebdalı ve Irak ahalisinin velileri ona gelip biat ederler. Sonra Kureyş'ten dayıları Kelb kabilesinden olan bir adam zuhur eder ve (Mehdi ve adamlarına) karşı bir ordu gönderir. Ama onlar bu orduya galebe çalarlar. Bu ordu, Kelbi'nin (ihtirasıyla çıkarılmış) bir ordudur. Bu Kelbi'nin ganimetine iştirak edemeyen zarara uğramıştır. (Mehdi, malı taksim eder. Halk arasında peygamberlerinin sünnetini (ihya eder ve onun) ile amel eder. İslam yeryüzünde yerleşir. Yedi yıl hayatta kalır. -Bazı raviler dokuz yıl demiştir.- Sonra ölür ve Müslümanlar cenaze namazını kılarlar." |Ebu Davud, Melahim 1, (4286, 4288, 4289)|4770
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Zamanla Vukua Gelecek Fitne Ve Hevalar|ebu davud|Sevban|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Size çullanmak üzere, yabancı kavimlerin, tıpkı sofraya çağrışan yiyiciler gibi, birbirlerini çağıracakları zaman yakındır." Orada bulunanlardan biri: "O gün sayıca azlığımızdan mı?" diye sordu: "Hayır," buyurdular. "Bilakis o gün siz çoksunuz. Lakin sizler bir selin getirip yığdığı çer-çöpler gibi hiçbir ağırlığı olmayan çer-çöpler durumunda olacaksınız. Allah, düşmanlarınızın kalbinden size karşı korku duygusunu çıkaracak ve sizin kalplerinize zaafı atacak!" "Zaaf da nedir ey Allah'ın Resulü?" denildi. "Dünya sevgisi ve ölüm korkusu!" buyurdular. |Ebu Davud, Melahim 5, (4297)|4771
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Zamanla Vukua Gelecek Fitne Ve Hevalar|ebu davud|Huzeyfe|Vallahi bilemiyorum! Arkadaşlarım gerçekten unuttular mı yoksa unutmuş mu gözüküyorlar? Allah'a kasem olsun, Resulullah (sav) kıyamete kadar gelecek fitne başılardan üç yüz ve daha fazla etbaı bulunan herkesi, hiçbirini bırakmadan, bize ismiyle, babasının ismiyle, kabilesiyle söyleyip haber verdi. |Ebu Davud, Fiten 1, (4243)|4772
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Zamanla Vukua Gelecek Fitne Ve Hevalar|müslimtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Karanlık gecenin parçaları gibi olan fitnelerden önce, hayırlı ameller işlemede acele edin. O fitne geldi mi kişi mü'min olarak sabaha erer de kafir olarak aksama girer. Mü'min olarak akşama erer de kafir olarak sabaha ulaşır; dinini basit bir dünya menfaatine satar." |Müslim, İman 186, (118); Tirmizi, Fiten 30, (2196)|4773
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Zamanla Vukua Gelecek Fitne Ve Hevalar|ebu davud|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bu ümmette dört (büyük) fitne olacak. Sonuncusunda kıyamet kopacak!" |Ebu Davud, Fiten 1, (4241)|4774
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Zamanla Vukua Gelecek Fitne Ve Hevalar|müslimebu davudnesai|Arfece|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Şerler ve fesadlar olacak. Kim, birlik içinde olan bu ümmetin içinde tefrika çıkarmak isterse, kim olursa olsun kılıçla boynunu uçurun." -Bir rivayette: "...onu öldürün!" denmiştir-. |Müslim, İmaret 59, (1852); Ebu Davud, Sünnet 30, (4762); Nesai, Tahrim 6, (7, 93)|4775
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Zamanla Vukua Gelecek Fitne Ve Hevalar|ebu davud|Muauiye|Resulullah (sav) (bir gün) aramızda doğrulup buyurdular ki: "Haberiniz olsun! Sizden önce Ehl-i Kitap, yetmiş iki millete (dine) bölündüler. Bu ümmet ise yetmiş üç fırkaya bölünecek. Bunlardan yetmiş ikisi ateşte, sadece biri cennettedir. Bu da Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaattir." [Bir rivayette şu ziyade var: "Ümmetimden bir kısım gruplar çıkacak, bunları bid'alar istila edecek, tıpkı kuduzun, buna yakalanan kimsede hiç bir damar, hiçbir mafsal bırakmayıp her tarafını sardığı gibi, bu bid'a da onların her hallerine sirayet edecek."] |Ebu Davud, Sünnet 1, (4597)|4776
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Zamanla Vukua Gelecek Fitne Ve Hevalar|tirmizi|İbnu Amr İbni'l-As|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Beni İsrail üzerine gelen şeyler, aynıyla ümmetimin üzerine de gelecektir. Öyle ki onlardan aleni olarak annesine gelen olmuşsa, ümmetimden de bu çirkin işi mutlaka yapan olacaktır. Nitekim, Beni İsrail yetmiş iki millete (dine, fırkaya) bölünmüştü. Benim ümmetim de yetmiş üç millete bölünecektir. Bunlardan bir tanesi hariç hepsi ateştedir." "Bu fırka hangisidir?" diye soruldu. "Benim ve ashabımın üzerinde olduğu şeyden ayrılmayanlardır!" buyurdular. |Tirmizi, İman 18, (2643)|4777
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Zamanla Vukua Gelecek Fitne Ve Hevalar|müslim|Aişe|Resulullah (sav) (bir gün): "Lat ve Uzza'ya (tekrar) tapılmadıkça gece ile gündüz gitmeyecektir!" buyurdular. Ben atılıp: "Ey Allah'ın Resulü! Allah Teala Hazretleri "O Allah ki Resulünü hidayet ve hak dinle göndermiştir, ta ki onu bütün dinlere galebe kılsın" (Saff 9) ayetini indirdiği zaman ben bunun tam olduğunu zannetmiştim!" dedim. Aleyhissalatu vesselam cevaben: "Bu hususta Allah'ın dediği olacak. Sonra Allah hoş bir rüzgar gönderecek. Bunun tesiriyle kalbinde zerre miktar imanı olanın ruhu kabzedilecek. Kendisinde hiçbir hayır olmayan kimseler dünyada baki kalacaklar ve bunlar atalarının dinlerine dönecekler" buyurdular. |Müslim, Fiten 52, (2907)|4778
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Zamanla Vukua Gelecek Fitne Ve Hevalar|müslimebu davudtirmizi|Sevban|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ümmetim için saptırıcı imamlardan korkarım. Ümmetimin arasına kılıç bir kere girdi mi, artık kıyamet gününe kadar kaldırılmaz. Ümmetimden bir kısım kabileler müşriklere iltihak etmedikçe, ümmetimden bir kısım kabileler putlara tapmadıkça kıyamet kopmaz. Ümmetimde otuz tane yalancı çıkacak hepsi de kendisinin peygamber olduğunu iddia edecek. Halbuki ben peygamberlerin mührüyüm (sonuncusuyum) ve benden sonra peygamber de yoktur. Ümmetimden bir grup hak üzerinde olmaktan geri durmaz. Onlara muhalefet edenler onlara zarar veremezler. Allah'ın (Kıyamet) emri, onlar bu halde iken gelir." Ali İbnu'l-Medini: "Bunlar ashabu'l-hadistir" demiştir. [Hadisi, Müslim, Ebu Davud ve Tirmizi parça parça rivayet etmişlerdir. Rezin ise bu lafızla (kaydettiğimiz şekilde tek bir rivayet halinde) tahriç etmiştir.] |Müslim, İmaret 170, (1920); Ebu Davud, Fiten 1, (4252); Tirmizi, Fiten 32, (2203, 2220, 2230)|4779
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Zamanla Vukua Gelecek Fitne Ve Hevalar|müslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İnsanlar öyle günler görecek ki, katil niçin öldürdüğünü, maktul de niçin öldürüldüğünü bilemeyecek." "Bu nasıl olur?" diye soruldu. Şu cevabı verdi: "Herçtir! Öldüren de ölen de ateştedir." |Müslim, Fiten 56, (2908)|4780
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Zamanla Vukua Gelecek Fitne Ve Hevalar|buharimüslim|Üsame İbnu Zeyd|Resulullah (sav), Medine'nin Ütüm denen (eski ve yüksek) binalarından birine yaklaşmıştı: "Benim gördüklerimi siz de görüyor musunuz?" buyurdular. Yanındakiler: "Hayır" deyince, açıkladı: "Ben, şu evlerinizin arasında bir kısım fitnelerin yerlerini görüyorum, tıpkı yağmur yerleri gibi." |Buhari, Fezailu'l-Medine 8, Mezalim 26, Menakıb 25, Fiten 4; Müslim, Fiten 9, (2885)|4781
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Zamanla Vukua Gelecek Fitne Ve Hevalar|müslimebu davud|Ebu Said|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Müslümanlar arasına tefrika girip (iki fırkaya ayrıldıkları) zaman dinden çıkan bir taife zuhur edecek. Onları, iki taifeden halka en yakın olanı öldürecektir." |Müslim, Zekat 150, (1065); Ebu Davud, Sünnet 13, (4467)|4782
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Zamanla Vukua Gelecek Fitne Ve Hevalar|tirmizi|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ümmetim çalımlı çalımlı yürüdü ve meliklerin evladları, Rumlar ve İranlılar hizmetini yaptı mı, şerirleri hayırlılarına musallat edilecektir." |Tirmizi, Fiten 64, (2262)|4783
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Zamanla Vukua Gelecek Fitne Ve Hevalar|müslim|İbnu Amr İbni'l-As|Resulullah (sav) bir gün: "Size İran ve Bizans'ın hazineleri açılınca, nasıl bir kavim olacaksınız?" diye sormuştu. Abdurrahman İbnu Avf: "Allah'ın emrettiği şekilde oluruz!" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Bilakis, sizler birbirinizle münafese (menfaat yarışı) edecek, hasedleşecek sonra da birbirinizden yüz çevirecek ve kinleşeceksiniz. Daha sonra da muhacirlerin miskin (ve zayıf olan)larına gidip bir kısmım diğeri üzerine valiler yapacaksınız." |Müslim, Zühd 7, (2962)|4784
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Zamanla Vukua Gelecek Fitne Ve Hevalar|tirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Umeranız hayırlı olanlarınızdan iseler, zenginleriniz sehavetkar kimselerse, işlerinizi aranızda müşavere ile hallediyorsanız, bu durumda yerin üstü (hayat), altından (ölümden) hayırlıdır. Eğer umeranız şerirlerinizden, zenginleriniz cimri ve işleriniz kadınların elinde ise, yerin altı üstünden, (ölmek yaşamaktan) daha hayırlıdır. (Çünkü artık dini ikame imkanı kalmaz.)" |Tirmizi, Fiten 78, (2267)|4785
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Zamanla Vukua Gelecek Fitne Ve Hevalar|rezin|Ali|Resulullah (sav) (bir gün): "Gençlerinizin fıska düştüğü, kadınlarınızın azdığı zaman haliniz ne olur?" diye sormuştu. (Yanındakiler hayretle): "Ey Allah'ın Resulü, yani böyle bir hal mi gelecek?" dediler. "Evet, hatta daha beteri!" buyurdu ve devam etti: "Emr-i bi'l-ma'rufta bulunmadığınız, nehy-i ani'l-münker yapmadığınız vakit haliniz ne olur?" diye sordu, (Yanındakiler hayretle): "Yani bu olacak mı?" dediler. "Evet, hatta daha beteri!" buyurdular ve sormaya devam ettiler: "Münkeri emredip, ma'rufu yasakladığınız zaman haliniz ne olur? (Yanında bulunanlar iyice hayrete düşerek): "Ey Allah'ın Resulü! Bu mutlaka olacak mı?" dediler. "Evet, hatta daha beteri!" buyurdular ve devam ettiler: "Ma'rufu münker, münkeri de ma'ruf addettiğiniz zaman haliniz ne olur?" (Yanındaki Ashab): "Ey Allah'ın Resulü! Bu mutlaka olacak mı?" diye sordular. "Evet, olacak!" buyurdular. [Rezin tahric etmiştir. Bu rivayet daha muhtasar olarak Ebu Ya'la'nın Müsned'inde ve Taberani'nin el-Mucemu'l-Evsat'ında tahric edilmişir. Heysemi, Mecmau'z-Zevaid'de kaydetmiştir (7, 281)] |Rezin|4786
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Zamanla Vukua Gelecek Fitne Ve Hevalar|buhari|Ebu Amir el-Eş'ari|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ümmetimden bir kavim, ferci (zinayı), ipeği, içkiyi, çalgıyı helal addedecektir. Bir kısım kavimler de bir dağın eteğine inecekler. Onların sürüsünü, çoban sabahları yanlarına getirecek. (Fakir) bir adam da bir ihtiyacı için yanlarına gelecek. Onlar adama: "Bize yarın gel!" derler. Bunun üzerine Allah onları geceleyin yakalayıverir ve dağı tepelerine koyarak bir kısmım helak eder. Geri kalanları da mesh ederek kıyamete kadar maymun ve hımırlara çeuirir." |Buhari, Eşribe 6|4787
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Zamanla Vukua Gelecek Fitne Ve Hevalar|buharimüslimebu davud|Huzeyfe|Resulullah (sav)'a halk hayırdan sorardı. Ben ise, bana da ulaşabilir korkusuyla, hep şerden sorardım. (Yine bir gün): "Ey Allah'ın Resulü! Biz cahiliye devrinde şer içerisinde idik. Allah bize bu hayrı verdi. Bu hayırdan sonra tekrar şer var mı?" diye sordum. "Evet var!" buyurdular. Ben tekrar: "Pekiyi bu şerden sonra hayır var mı?" dedim. "Evet var! Fakat onda duman da var" buyurdular. Ben: "Duman da ne?" dedim. "Bir kavim var. Sünnetimden başka bir sünnet edinir, hidayetimden başka bir hidayet arar. Bazı işlerini iyi (maruf) bulursun, bazı işlerini kötü (münker) bulursun" buyurdular. Ben tekrar: "Bu hayırdan sonra başka bir şer kaldı mı?" diye sordum. "Evet!" buyurdular. "Cehennem kapısına çağıran davetliler var. Kim onlara icabet ederek o kapıya doğru giderse, onlar bunu ateşe atarlar" buyurdular. Ben: "Ey Allah'ın Resulü! Ben (o güne) ulaşırsam, bana ne emredersiniz?" dedim. "Müslümanların cemaatine ve imamlarına uy, onlardan ayrılma. [İmam sırtına (zulmen) vursa, malını (haksızlıkla) alsa da onu dinle ve itaat et!]" buyurdular. "O zaman ne cemaat ne de imam yoksa?" dedim. "O takdirde bütün fırkaları terket (kaç)! Öyle ki, bir ağacın köküne dişlerinle tutunmuş bile olsan, ölüm sana gelinceye kadar o vaziyette kal." buyurdular. |Buhari, Fiten 11, Menakıb 25; Müslim, İmaret 51, (1847); Ebu Davud, Fiten 1, (4244, 4245, 4246, 4247)|4788
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Zamanla Vukua Gelecek Fitne Ve Hevalar|müslimnesaiebu davudibnu mace|Abdurrahman İbnu Abdi'l-Ka'be|Mescide girmiştim. Abdullah İbnu Amr İbni'l-As (ra)'yı gördüm, Ka'be'nin gölgesinde oturuyordu. Ka'be'nin gölgesinde birçok kimse ona müteveccih olarak oturmuştu. Ben de ona doğru oturdum. Şunu anlattı: "Bir seferde Resulullah (sav)'la beraberdik. Bir yerde konakladık. Kimimiz çadırını tamir ediyor, kimimiz yerini düzlüyor, kimimiz hayvanlarını güdüyordu. Derken Resulullah (sav)'ın münadisi seslendi: "es-Salatu camia: Haydin namaza!" Resulullah'a gittik, yanında toplandık. Şöyle buyurdular: "Benden önce her peygamber, ümmeti için hayır bildiği şeyi onlara öğretmekle mükellef idi. Onlar için şer bildiği şeyden de onları imar etmesi (korkutması) gerekli idi. Bilesiniz, şu ümmetinizin afiyeti önce gelenler hakkında kesin kılınmıştır. Sonrakiler belaya ve kötü addedeceğiniz bir kısım hallere maruz kalacaklardır. Birbirini takip eden fitneler gelecek. Mü'min: "Bu fitne helakimdir" diyecek. Sonra bu kalkacak, başka bir fitne gelecek. "Helakim işte bundan, işte bundan" diyecek. Öyleyse, kim ateşten uzak kalmayı ve cennete girmeyi dilerse, Allah'a ve ahiret gününe inanır olduğu halde ölümü karşılasın. İnsanlara, onların kendisine nasıl muamele etmelerini dilerse öyle muamelede bulunsun. Kim bir imama biat edip samimiyetle sadakat sözü vermiş ise, dinden geldikçe ona itaat etsin. Bir başkası gelip, önceki ile münazaaya girişecek olursa sonradan çıkanın boynunu uçurun." Ravi (Abdurrahman) der ki: "Abdullah İbnu Amr'a yanaştım ve: "Allah aşkına söyle. Bu anlattıklarını bizzat kendin Resulullah (sav)'dan işittin mi?" dedim. Sorum üzerine eliyle kulak ve kalbini tutarak: "Evet kulaklarım işitti, kalbim de belledi" dedi. Ben: "Ama, amcaoğlun Muaviye, bize mallarımızı aramızda batıl bir şekil de yememizi, birbirimizi öldürmemizi emrediyor. Halbuki Allah Teala hazretleri (mealen): "Ey iman edenler! Birbirinizin malını haram şekilde yemeyin; ancak karşılıklı rıza ile yaptığınız ticaret başkadır. Birbirinizi ve kendinizi öldürmeyin. Canlarınızı da boşu boşuna tehlikeye atmayın. Şüphesiz ki Allah size merhametlidir" (Nisa 29) buyuruyor" dedim. Biraz sustu sonra: "Allah'a itaatte ona itaat et, Allah'a isyanda ona isyan et!" dedi. |Müslim, İmaret 46, (1844); Nesai, Bey'at 25, (7, 153); Ebu Davud, Fiten 1, (4248); İbnu Mace, Fiten 9, (3956)|4789
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Zamanla Vukua Gelecek Fitne Ve Hevalar|müslim|Cabir|Resulullah, "Irak ehline bir ölçeklik yiyecek ve tek dirhemlik paranın gelmeyeceği zaman yakındır!" buyurmuşlardı. "Nereden?" diye soruldu. "Acem diyarından. Onlar bunu yasaklayacak" buyurdu ve devamla: "Şam ehline de tek dinarlık paranın ve bir ölçeklik yiyeceğin gelmeyeceği zaman yakındır!" buyurdular. Yine: "Bu nereden gelmeyecek?" diye soruldu. "Rum cihetinden!" buyurdular. Sonra (Hz. Cabir) bir müddet sustu [ve ilave etti: "Resulullah (sav) dedi ki: "Ümmetimin sonunda bir halife gelecek; malı sayı ile değil, avuç avuç dağıtacak!]" |Müslim, Fiten 67, (2913)|4790
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Zamanla Vukua Gelecek Fitne Ve Hevalar|müslim|Cabir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ümmetimin sonunda bir halife gelecek, malı sayarak değil, avuçlayarak dağıtacak." Hadisi (Hz. Cabir'den rivayet eden) Ebu Nadre ve Ebu'l A'la'ya: "Bunun Ömer İbnu Abdilaziz olmasına ne dersiniz?" diye sorulmuştu. Onlar: "Hayır, (değildir)!" dediler. |Müslim, Fiten 67, (2913)|4791
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Zamanla Vukua Gelecek Fitne Ve Hevalar|müslimebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) "Irak'a ölçeği ve dirhemi verilmeyecek. Şam'a da ölçeği ve dinarı verilmeyecek. Mısır'a da ölçeği ve dinarı verilmeyecek. Başladığınız yere döneceksiniz" buyurdu ve üç kere tekrar etti. Buna Ebu Hüreyre'nin eti ve kani şahit oldu. |Müslim, Fiten 33, (2896); Ebu Davud, Haraç 29, (3035)|4792
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Zamanla Vukua Gelecek Fitne Ve Hevalar|müslim|Cabir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İblis'in arşı deniz üzerindedir. Oradan askerlerini gönderip insanları fitneye atar. Bunlardan, yanında mertebece en yüksek olanı en büyük fitneyi çıkarandır. Askerlerinden biri gelip: "Şunu şunu yaptım!" der. İblis: "Hiçbir şey yapmamışsın!" der. Sonra bir diğeri gelip: "Ben falanı(n peşini) hanımıyla arasını açıncaya kadar bırakmadım!" der. |Müslim, Münafikun 66-67, (2813)|4793
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Zamanla Vukua Gelecek Fitne Ve Hevalar|ebu davud|Ebu'l-Bahteri|Resulullah (sav)'ı dinleyen bir zatın bana anlattığına göre Resulullah demiştir ki: "İnsanlar, günahları çoğalmadıkça helak olmayacaklardır." |Ebu Davud, Melahim 17, (4347)|4794
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Zamanla Vukua Gelecek Fitne Ve Hevalar|müslim|Seleme İbnu'l-Ekva|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim bize kılıç kaldırırsa bizden değildir." |Müslim, İman 162, (99)|4795
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Zamanla Vukua Gelecek Fitne Ve Hevalar|buharimüslimtirmizi|Ebu Musa ve İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim bize karşı silah taşırsa bizden değildir." |Buhari, Fiten 7; Müslim, İman 163, (100); Tirmizi, Hudud 26, (1459)|4796
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Zamanla Vukua Gelecek Fitne Ve Hevalar|nesai|Abdullah İbnu'z-Zübeyr|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim kılıcını çeker sonra koyarsa kanı hederdir." |Nesai, Tahrim 26, (7, 117)|4797
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Asabiyet Ve Ehva|müslimnesai|Cündeb İbnu Abdillah|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim ummiyye (gayesi islam olmayan) bir bayrak altında bir asabiyete çağırırken veya bir asabiyete yardım ederken öldürülürce onun ölümü, cahiliye ölümü üzeredir." |Müslim, İmaret 57, (1850); Nesai, Tahrim, 28, (7,123)|4798
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Asabiyet Ve Ehva|ebu davud|Süraka İbnu Malik el-Cu'şemi|Resulullah (sav) buyurdular ki: "En hayırlınız, (zulme düşerek) günah işlemedikçe aşiretini müdafaa edendir." |Ebu Davud, Edeb 121, (5120)|4799
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Asabiyet Ve Ehva|ebu davud|Vasile İbnu'l-Eska|"Ey Allah'ın Resulü," dedim, "asabiyet nedir?" "Asabiyet," buyurdular, "zulümde kavmine yardım etmendir." |Ebu Davud, Edeb 121, (5519)|4800
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Asabiyet Ve Ehva|ebu davud|Amr İbnu Ebi Kurre|Huzeyfe (ra) Medain'de iken, Resulullah (sav)'ın öfke halinde, ashabından bazılarına sarfettiği sözleri anlatıyordu. Huzeyfe'den bunları işitenlerden bir kısmı Selman (ra)'a gelip, Huzeyfe'nin anlattıklarını kendisine söylüyorlardı. Selman da onlara: "Huzeyfe söylediğini daha iyi bilir!" diyordu. Onlar da tekrar Huzeyfe'nin yanına dönüp kendisine: "Biz senin söylediklerini Selman'a soruk. Ne tasdik etti ne de reddetti" dediler. Bunun üzerine Huzeyfe (sebze tarlasında bulunan) Selman (ra)'nın yanına gidip: "Resulullah (sav)'dan işittiğim şeyler hususunda beni niye tasdik etmedin?" diye sordu. Selman da: "Resulullah (sav) öfkelenir ve öfkeli iken konuşurdu. Razı olur ve rıza halinde de konuşurdu!" cevabını verdi ve sonra devamla: "Ey Huzeyfe!" dedi, "sen, kalplerde, bir kısım insanlara sevgi, bir kısım insanlara buğz hasıl edip aralarında ihtilaf ve ayrılıklara sebep olan bu konuşmalardan vazgeçsen olmaz mı! Nitekim biliyorsun ki, Resulullah (sav) (bir gün) hutbesinde şöyle buyurmuştu: "Allahım! Ben senin katından bir garanti talep ediyorum: Ümmetimden kimi öfkeli halimde (haksız yere) sebbetmiş veya lanet etmiş [veya vurmuş veya incitmiş] isem -ki ben de ademoğluyum, tıpkı onların öfkelenmeleri gibi öfkelenirim. Halbuki sen beni alemlere rahmet olarak gönderdin- bu (haksız sözümü) o kimseler için kıyamet günü rahmet, [zekat, ecir, yakınlık vesilesi, tuhur] kıl. [Ta ki o vesile ile sana yaklaşsın!]" Ey Huzeyfe! Allah'a yemin olsun, ya bu konuşmalardan vazgeçeceksin, yahut da seni Ömer İbnu'l-Hattab (ra)'a yazıp şikayet edeceğim!" |Ebu Davud, Sünnet 11, (4659)|4801
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Asabiyet Ve Ehva|muvatta|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Küfrün başı doğu cihetindedir. Övünme ve çalım satma işi at, deve, sığır besleyenler, çadırda oturanlar arasındadır. Sükunet de koyun besleyenlerdedir." |Muvatta, İsti'zan 15, (2, 920)|4802
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Asabiyet Ve Ehva|buhari|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Resulullah (sav) buyurdular ki: "İman Yemenlidir. Fitne şu tarafta, şeytanın boynuzunun doğduğu yerdedir." |Buhari, Bed'ü'l-Halk 15, Menakıb 1, Megazi 74|4803
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Asabiyet Ve Ehva|müslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İman Yemenlidir. Küfür de şark cihetindedir. Sükunet koyun besleyenlerin yanındadır. Övünmek ve çalım satmak feddadların, yani at besleyip çadırda kalanların yanındadır." |Müslim, İman 85, (52)|4804
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Müslümanların Birbirleriyle Savaşları|buharimüslimebu davudnesai|Ahnef İbnu Kays|Şu adamı kastederek (evden) çıkmıştım. Yolda Ebu Bekre (ra)'ye rastladım. "Ey Ahnef, nereye gidiyorsun?" dedi. "Resulullah (sav)'ın amcaoğluna yardım etmeyi arzu ediyorum!" dedi. "Dön!" dedi. "Zira ben, Resulullah (sav)'ın şöyle söylediğini işittim: "İki Müslüman kılıçlarıyla birbirlerinin üzerine yürürlerse öldüren de ölen de ateştedir!" (Bu söz üzerine Resul-i Ekrem'e): "Ey Allah'ın Resulü! Katili anladık ama maktul niye ateşte?" diye sorulmuştu. "Çünkü o da kardeşini öldürme hırsı taşıyordu!" cevabını verdi. -Bir başka rivayette ise: "O da kardeşini öldürmek istemişti" demiştir.- |Buhari, Diyat 2, Fiten 10; Müslim, Fiten 14, (2888); Ebu Davud, Fiten 5, (4268); Nesai, Tahrim 29, (7, 125)|4805
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Müslümanların Birbirleriyle Savaşları|buharimüslimtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah buyurdular ki: "Sizden kimse kardeşine silahla işarette bulunmasın. Zira, o bilemez, belki de şeytan elinde bir fesatta bulunur da ateşten bir çukura düşer." |Buhari, Fiten 7; Müslim, Birr 126, (2617); Tirmizi, Fiten 4, (2163)|4806
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Müslümanların Birbirleriyle Savaşları|buharimüslimtirmizinesai|Abdullah İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Müslümana sövmek fısktır, onunla çarpışmak da küfürdür." |Buhari, Fiten 8, İman 36, Edeb 44; Müslim, İman 116, (64); Tirmizi, İman 15, (2636); Nesai, Tahrim 27, (7,132)|4807
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Müslümanların Birbirleriyle Savaşları|tirmizibuhariebu davudmüslimnesai|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Benden sonra birbirinizin boynunu vuran kafirler olarak (dinden) dönmeyin." [Nesai, İbnu Mes'ud'dan yaptığı bir rivayette şu ziyadeye yer verir; "Kişi ne babasının ne de kardeşinin cinayetinden sorumlu tutulmaz."] |Tirmizi, Fiten 28, (2194); Buhari, Fiten, 8, Diyat 2; Ebu Davud, Sünnet 16, (4686); Müslim, İman 66, (119); Nesai, Tahrim 28, (7, 127)|4808
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Sahabe Ve Tabiin Arasında Çıkan Kavga Ve İhtilaflar|tirmizi|Abdullah İbnu Selam|Abdullah İbnu Selam'ın kardeşioğlu, amcası (Abdullah İbnu Selam) (ra)'ndan naklediyor. "Hz. Osman (ra) öldürülmek istendiği zaman yanına geldim. Osman bana: "Sen niye geldin?" diye sordu. "Sana yardım edeyim diye geldim" dedim. "Öyleyse halka çık. Onları benden uzaklaştır. Zira sen bana hariçte olursan, yanımda olmaktan daha faydalı olursun!" dedi. Ben de çıkıp: "Ey insanlar! Bilirsiniz, benim adım cahiliye devrinde falandı. Ama Resulullah (sav) beni Abdullah diye tesmiye buyurdu. Benim hakkımda Kitabullah'ta bir kısım ayetler nazil olmuştur. Şu ayet benim hakkımda nazil olanlardan biridir: "De ki: "Söyleyin bana, eğer bu Kur'an Allah tarafından gönderildiği halde, onu inkar ettiyseniz ve İsrailoğullarından bir şahit de Tevrat'a dayanarak onun hak kitap olduğuna şahitlik edip iman ettiği halde siz iman etmeyi büyüklüğünüze yediremezseniz, zalim olmaz mısınız? Muhakkak ki, Allah zalimler güruhuna yol göstermez" (Ahkaf 10). Keza şu ayet de benim hakkımda nazil oldu: "İnkar edenler "Sen Allah tarafından gönderilmiş bir peygamber değilsin" diyorlar. De ki: "Sizinle benim aramızda şahid olarak Allah ile O'nun kitapları hakkında bilgi sahibi olanlar yeter" (Ra'd 43). Allah'ın size karşı kınına konmuş bir kılıcı var. Resulullah (sav)'ın inmiş olduğu bu beldenizde melekler size mücavir oldular. Öyleyse bu adamı öldürmekten Allah'tan korkun! Allah'tan korkun! Allah'a yemin olsun eğer onu öldürürseniz, komşularınız olan melekleri buradan tardetmiş olacaksınız ve Allah'ın size karşı kında tuttuğu kılıcı kınından çıkartacaksınız ve artık o kıyamete kadar kınına girmeyecek!" Bu sözlerim üzerine: "Şu Yahudiyi öldürün! Osman'ı öldürün" diye bağrıştılar." |Tirmizi,Tefsir, Ahkaf|4809
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Sahabe Ve Tabiin Arasında Çıkan Kavga Ve İhtilaflar|buhari|Abdullah İbnu Ziyad|Hz. Talha, Zübeyr ve Hz. Aişe (ra) Basra'ya yürüyünce, Hz. Ali, Ammar İbnu Yasir ve Hasan'ı (ra) gönderdi. Bu ikisi Kufe'ye yanımıza geldiler ve minbere çıktılar. Hz. Hasan (ra) minberin yukarısında idi. Ammar (ra) da ondan aşağıda idi. Biz onların etrafında toplandık. Ammar'ın şöyle konuştuğunu işittim: "Aişe, Basra'ya yürüdü. Muhakkak ki o, dünyada da ahirette de Peygamber (sav)'in zevcesidir. Ancak Allah sizi imtihan ediyor: Kendisine mi itaat edeceksiniz, yoksa ona (Hz. Aişe'ye) mi?" |Buhari, Fezailu'l-Ashab 30, Fiten 17|4810
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Sahabe Ve Tabiin Arasında Çıkan Kavga Ve İhtilaflar|buhari|Şakik İbnu Abdullah|Ben, Ebu Musa el-Eş'ari, Ebu Mes'ud el-Ensari ve Ammar (ra) ile oturuyordum. Ebu Mes'ud, Ammar'a: "Senin arkadaşlarından herkese dilediğim takdirde bir kulp takabilirim. Ama sen hariçsin. Senin hakkında bir şey söyleyemem. Senin, Resulullah (sav)'a arkadaş olduğun günden beri şu işteki aceleciliğinden başka bir kusurunu görmedim!" dedi. Ammar da ona şu cevabı verdi: "Ey Ebu Mes'ud! Ben de ne senden ne de şu arkadaşından, Resulullah (sav)'a arkadaş olduğunuz günden beri, ikinizin şu işteki ağırlığmızdan başka bir kusurunuzu görmüş değilim!" Ebu Mes'ud -zengin birisiydi- şu karşılıkta bulundu: "Ey oğlum! İki hülle (takım) getir. Birini Ebu Musa'ya ver, diğerini de Ammar'a!" Ve ilave etti: "Bunların içinde ikiniz cumaya gidin." |Buhari, Fiten 18, Fezailu'l-Ashab 30|4811
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Sahabe Ve Tabiin Arasında Çıkan Kavga Ve İhtilaflar|ebu davud|Kays İbnu Abbad|Ali (ra)'ye: "Söyle bize! (Savaş için) şu yürüyüşünü Resulullah (sav)'ın bir emrini yerine getirmek üzere mi yapıyorsun, şahsi bir içtihadın olarak mı?" diye sordum. "Resulullah (sav) bana bu yürüyüşü yapmam için herhangi bir emirde bulunmadı. Ben bunu şahsi reyimle yapıyorum!" cevabını verdi. |Ebu Davud, Sünnet 13, (4666)|4812
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Sahabe Ve Tabiin Arasında Çıkan Kavga Ve İhtilaflar|müslim|Zeyd İbnu Vehb el-Cüheni|Zeyd İbnu Vehb el-Cüheni - ki bu zat Hz. Ali, Haricilerle savaşmak üzere yürüdüğü zaman beraberindeki orduda bulunuyordu- anlatıyor: "Hz. Ali dedi ki: "Ey insanlar, ben Resulullah (sav)'ın şöyle söylediğini işittim: "Ümmetimden bir grup çıkar. Kur'an'ı öyle okurlar ki, sizin okuyuşunuz onlarınkinin yanında bir hiç kalır. Namazınız da namazlarına göre bir hiç kalır. Orucunuz da oruçları yanında bir hiç kalır. Kur'an'ı okurlar, onu lehlerine zannederler. Halbuki o aleyhlerinedir. Namazları köprücük kemiklerinden öteye geçmez. Okun avı delip geçmesi gibi dinden hemen çıkarlar. Onlarla harb eden ordu(nun askerlerini) peygamberlerinin diliyle ne (kadar çok ücret)ler takdir edilmiş oldugunu bilselerdi (başkaca) amel yapmaktan vazgeçerlerdi. Onların alameti şudur: Aralarında pazusu olduğu halde kolu olmayan bir adam olacak. Pazusu üzerinde meme ucu bir çıkıntı bulacak. Bunun üzerinde de beyaz kıllar bulunacak. Sizler Muaviye ve Şamlıların üzerine gidecek, buradakileri terkedeceksiniz. Onlar da sizin (yokluğunuzdan istifade ile) çoluk-çocuğunuza ve mallarınıza sizin namınıza halef olacaklar!" (Hz. Ali ilave etti): "O vallahi! Ben, onların bu kavim olacağını kuvvetle ümit ediyorum. Çünkü onlar haram kan döktüler. Halkın meradaki hayvanlarını gasbettiler. Öyleyse Allah adına bunlar üzerine yürüyün!" Ravi der ki: "Haricilerin başında o gün, Abdullah İbnu Vehb er-Rasibi olduğu halde, onlarla karşılaşınca Hz. Ali (ra) askerlerine: "Mızraklarınızı bırakın, kılıçlarınızı kınlarından çıkarın. Çünkü ben, onların Harura günü size yaptıkları gibi yine size sulh teklif edeceklerinden korkuyorum!" dedi. Bu emir üzerine döndüler, mızraklarını bertaraf ettiler ve kılıçlarını sıyırdılar. Askerler onlara mızraklarını sapladı. Öldürüp üst üste yığdı. O gün cengaverlerden sadece iki kişi isabet alıp şehit düştü. Ali (ra): "Aralarında o sakat herifi arayın!" emretti. Aradılar, fakat bulamadılar. Bizzat Ali kalkıp üst üste öldürülmüş insanların yanına geldi: "Bunları geri çekin!" dedi. Sonra yere gelen cesetler arasında onu buldular. Onun bulunması üzerine Hz. Ali (ra) tekbir getirdi ve: "Allah doğru söyledi, Resulü de doğru tebliğ etti" dedi. Ubeyde es-Selmani, Hz. Ali'ye doğrulup: "Ey mü'minlerin emiri! Kendisinden başka ilah olmayan Allah aşkına söyle. Sen bu hadisi Resulullah (sav)'dan bizzat işittin mi?" diye sordu. Ali (ra): "Kendisiden başka bir ilah olmayan Allah'a yemin ederim, evet!" dedi. Ubeyde Hz. Ali'ye üç sefer yemin verdi. O da ona üç sefer yemin etti. |Müslim, Zekat 156, (1066)|4813
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Sahabe Ve Tabiin Arasında Çıkan Kavga Ve İhtilaflar|müslim|Abdullah İbnu Rafi|Müslim, (bu hadisi) Abdullah İbnu Rafi'den de aynı şekilde tahriç etmiştir. O rivayetin baş kısmında şu ziyade var: "Haruriyye, Ali İbnu Ebi Talib (ra)'e karşı huruç ettikleri zaman: "Hüküm Allah'ındır" dediler. (Bu ibare Kur'an'dan bir iktibas olması hasebiyle) Hz. Ali de: "Kendisiyle batıl murad edilen hak bir söz" dedi. |Müslim, Zekat 157, (1066)|4814
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Sahabe Ve Tabiin Arasında Çıkan Kavga Ve İhtilaflar|buharimüslimebu davudnesai|Süveyd İbnu Gafle|Ali (ra) dedi ki: "Ben size Resulullah (sav)'dan bir hadis söyleyince, Allah'a yemin olsun Aleyhisselatu vesselam'ın söylemediği bir şeyi söylemektense gökten atılmayı tercih ederim. Ancak benimle sizin aranızda cereyan eden şeyler hakkında konusunca, bilesiniz harp hiledir. Zira ben Resulullah (sav)'ın şöyle söylediğini işittim: "Ahir zamanda yaşça küçük, akılca kıt birtakım gençler çıkacak. Yaratılmışın en hayırlısının sözünü söylerler, Kur'an'ı okurlar. İmanları gırtlaklarından öteye geçmez. Okun avı delip geçtiği gibi dinden çıkarlar. Onlara nerede rastlarsanız onları gebertin. Zira, onları öldürene, kıyamet günü, Allah'ın vereceği ücret var." |Buhari, Fezailu'l-Kur'an 36, Menakıb 25, İstitabe 6; Müslim, Zekat 154, (1066); Ebu Davud, Sünnet 31, (4767); Nesai, Tahrim 26, (7, 119)|4815
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Sahabe Ve Tabiin Arasında Çıkan Kavga Ve İhtilaflar|ebu davudbuharimüslimmuvattanesai|Ebu Said ve Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ümmetimde ihtilaf ve ayrılıklar meydana gelecek. (Onlardan) bir grup lafıyla güzel, ameliyle kötü olacak. Bunlar Kur'an'ı okuyacaklar, ancak köprücük kemiklerinden aşağı geçmeyecek. Bunlar, dinden tıpkı okun avı delip geçmesi gibi çıkarlar. Onlar, ok, kirişine dönmedikçe bir daha dine geri gelmezler. Bunlar mahlukatın en şeriridir. Onları öldürene ve onlar tarafindan öldürülene ne mutlu! Onlar insanları Kitabullah'a çağırırlar, fakat Kitap'tan zerre kadar nasipleri yoktur." Yanında bulunan Ashab: "Ey Allah'ın Resulü onlann alameti nedir?" diye sordular da: "Tıraş olmak!" buyurdular. (Benzer bir rivayeti Ebu Saidi'l-Hudri'den Sahiheyn kaydetmiştir) |Ebu Davud, Sünnet 31, (4765); Buhari, Fezailu'l-Kur'an 36, Menakıb 25, Edep 95, İstitabe 6, 7; Müslim, Zekat 143-148, (1064); Muvatta, Kur'an 1O, (1, 204, 205); Nesai, Zekat 79, (5, 87), Tahrim 26, (7, 119)|4816
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Sahabe Ve Tabiin Arasında Çıkan Kavga Ve İhtilaflar|buharimüslimmuvattanesai|Enes|Hz. Enes (ra)'ten gelen bir rivayette (Resulullah şöyle) buyurmuştur: "Onların alameti tıraş ve saçın yolunmasıdır. Onları gördüğünüz zaman öldürün." |Buhari, Fezailu'l-Kur'an 36, Menakıb 25, Edep 95, İstitabe 6, 7; Müslim, Zekat 143-148, (1064); Muvatta, Kur'an 1O, (1, 204, 205); Nesai, Zekat 79, (5, 87), Tahrim 26, (7, 119)|4817
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Sahabe Ve Tabiin Arasında Çıkan Kavga Ve İhtilaflar|buharimüslim|Cabir|Resulullah (sav)'ın Huneyn dönüşünde bir adam yanına geldi. Bu sırada Hz. Bilal'ın eteğinde gümüş (para) vardı. Resulullah (sav) bundan avuç avuç alıp insanlara dağıtıyordu. Gelen adam: "Ey Muhammed! Adil ol!" dedi. Aleyhissalatu vesselam (öfkeli olarak); "Yazık sana! Ben de adil olmazsam kim adil olabilir? Eğer adil olmazsam zarara ve hüsrana düşerim!" buyurdular. Hz. Ömer atılıp: "Ey Allah'ın Resulü! Bana müsaade buyurun şu münafığın kellesini uçurayım!" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Halkın "Muhammed arkadaşlarını öldürüyor" diye dedikodu yapmasından Allah'a sığınırım. Bu ve arkadaşları Kur'an okurlar (ama okudukları) hançerelerinden aşağı geçmez. Dinden, okun avı delip geçtiği gibi çıkıp giderler!" buyurdular. [Metin Müslim'inkidir.] |Buhari, Humus 16; Müslim, Zekat 142, (1063)|4818
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Sahabe Ve Tabiin Arasında Çıkan Kavga Ve İhtilaflar|buhari|İbnu Ömer|Hz. Hafsa (ra)'nın yanına girdim ve: "(Ali ile Muaviye (ra)'nin Sıffin'deki hadiseleri sebebiyle) halka gelenleri görüyorsun. (Şimdi Harameyn ve başka yerde hayatta kalan sahabeleri toplayıp fikirlerini almak istiyorlar.) Bu hilafet ve emirlik meselesinde bana hiçbir hak tanımadılar (bu sebeple gitmek istemiyorum, ne dersin?)" dedim. "Katıl. Çünkü onlar seni bekliyorlar. Onlardan geri durmanı, onların bir muhalefet saymalarından korkarım!" dedi ve Abdullah, oraya gidinceye kadar Hafsa onu bırakmadı. (Hakemlerin hüküm vermesinden sonra) Hz. Muaviye bir hutbe irad etti ve (Abdullah'la babası Ömer'i kastederek) dedi ki: "Kim bu hilafet meselesi hakkında bizimle konuşmak isterse kendini bize göstersin (meydana çıksın). Şurası muhakkak ki biz, halifeliğe ondan da babasından da ehakkız." Habib İbnu Mesleme der ki: "Abdullah'a: "Ona cevap vermedin mi?" dedim. Abdullah cevaben: "Bu işe senden daha ehak olan, İslam adına sana ve babana karşı (Uhud'da, Hendek'te) mücadele vermiş olan Ali (ra)'dir!" demek istedim. Fakat, herkesin arasına tefrika sokup, kan akıtacak ve istemediğim bir manaya çekilecek bir kelime sarfetmekten korktum. Allah'ın (sabredene) cennette hazırladığı mükafaatları da hatırlayarak (Muaviye'ye) karşılık vermedim" demiştir. Habib İbnu Mesleme: "Bu tavrı takdir ederek: "Sen bir fitneden (inayet-i ilahi ile) korunmuş ve (ciddi) bir felaketten muhafaza edilmişsin!" dedim" der. |Buhari, Megazi, 29|4819
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Sahabe Ve Tabiin Arasında Çıkan Kavga Ve İhtilaflar|buhari|İbnu'l-Müseyyeb|İlk fitne, yani Hz. Osman (ra)'ın şehid edilmesi vukua geldiği zaman Ashab-ı Bedr'den kimseyi hayatta bırakmadı. Sonra ikinci fitne yani Harra hadisesi vukua geldi. Bu da Hudeybiye ashabından kimseyi hayatta bırakmadı. Sonra üçüncüsü vukua geldi. O da insanlar arasında akıl ve kuvvet (sahabe) bırakmadı. |Buhari, Megazi 11|4820
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Sahabe Ve Tabiin Arasında Çıkan Kavga Ve İhtilaflar|müslim|Ebu Nevfel|Abdullah İbnu'z-Zübeyr (ra)'i (Mekke'deki) Akabetü'l-Medine (denilen yerde) (asılmış) gördüm. Kureyş ve diğer halk onun yanına gelmeye başlamıştı. Derken Abdullah İbnu Ömer (ra) de geldi. Yanında durdu, "es- Selamu aleyke ey Ebu Hubeyb!" dedi ve bu selamı üç kere tekrar etti. Sonra sözlerine devamla [üç kere de] "Vallahi seni bu işten men etmiştim (ama beni dinlemedim)" deyip şunları söyledi: "Vallahi, benim bildiğime göre sen, çok oruç tutan, çok namaz kılan, yakınlara çokça yardımcı olan bir kimseydin. Vallahi, en kötüsü sen olan bir ümmet mutlaka en hayırlı bir ümmettir!" Haccac'a, Abdullah İbnu Ömer (ra)'in İbnu'z-Zübeyr karşısındaki tavrı ve söylediği bu sözleri ulaştı. Derhal adam göndererek İbnu'z-Zübeyr'in cesedini asılı olduğu kütükten indirtip, Yahudilerin kabirlerine attırdı. Sonra annesi Esma Bintu Ebi Bekr (ra)'i de bir adam gönderip çağırttı. Fakat kadıncağız gitmekten imtina etti. Haccac ikinci bir elçi daha gönderdi ve: "Ya bana kendi rızanla gelirsin ya da, sana saç örgülerinden sürüyerek getirecek birisini gönderirim!" dedi. Esma yine imtina edip: "Sen, örgülerimden tutup beni sürükleyecek birini gönderinceye kadar vallahi gelmeyeceğim!" dedi. Haccac: "Bana ayakkabılarımı gösterin!" dedi. Papuçlarını alıp, çalımla koşup Esma'nın yanına girdi. "Allah düşmanına ne yaptığımı gördün mü?" dedi. "Ona dünyasını berbat ettiğini, onun da senin ahiretini berbat ettiğini gördüm. Bana ulaştığına göre ona: "Ey iki kuşaklının oğlu" demişsin. Vallahi iki kuşaklı benim. Onlardan biriyle ben Resulullah (sav) ve Ebu Bekr'in (hicret sırasındaki) yiyeceklerini bağladım. Diğeri de, kadının belinden ayırmadığı kuşağıdır. Şunu ilave edeyim ki, Resulullah (sav) bana: "Sakifte bir yalancı, bir de zalim var!" demişti. Yalancıyı gördük. Zalime gelince; bunun da ancak sen olacağını zannediyorum!" dedi. Haccac, hiç cevap vermeden yanından ayrıldı. [Rezin şu ilavede bulundu: "Haccac (bilahare) demiş ki: "Ben Esma'nın yanına onu üzmek için girmiştim, ama o beni üzdü."] |Müslim, Fezailu's-Sahabe 229, (2546)|4821
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Sahabe Ve Tabiin Arasında Çıkan Kavga Ve İhtilaflar|buharitirmizi|Zübeyr İbnu Adiy|Hz. Enes İbnu Malik (ra)'in yanına girdik. Haccac'ın bize yaptıklarını şikayet ettik. "Sabredin," buyurdu. "Zira öyle günlerle karşılaşacaksınız ki, her yeni gün, gidenden daha kötü olacak. Bu hal Rabbinize kavuşuncaya kadar devam edecek. Ben bunu, Resulünüz (sav)'den işittim." |Buhari, Fiten 6; Tirmizi, Fiten 36, (2207)|4822
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Sahabe Ve Tabiin Arasında Çıkan Kavga Ve İhtilaflar|tirmizi|İbnu Ömer|Resululah (sav) buyurdular ki: "Sakif'ten bir yalancı, bir de zalim çıkacaktır." |Tirmizi, Fiten 44 (2221)|4823
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Sahabe Ve Tabiin Arasında Çıkan Kavga Ve İhtilaflar|tirmizi|Hişam İbnu Hısan|Haccac'ın hükmen öldürttüğü insanların miktarı sayılmış, 120 bin kişiye ulaştığı görülmüştür. |Tirmizi, Fiten 43, (2221)|4824
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Sahabe Ve Tabiin Arasında Çıkan Kavga Ve İhtilaflar|buhari|Said İbnu Amr İbni Said İbni'l-As|Ceddim bana dedi ki: "Ben Ebu Hüreyre (ra) ile beraber Medine mescidinde oturuyordum. Yanımızda Mervan da vardı. Bir ara Ebu Hüreyre (ra): "Ben, sadık ve masduk olan Resulullah (sav)'ın şöyle buyurduklarını işittim: "Ümmetimin helak olması Kureyş'e mensup [aklı kıt] bir grup çocukcağızın elleriyledir!" Mervan: "Allah onlara lanet etsin!" dedi. Ebu Hüreyre der ki: "Eğer ben dileseydim falan falan diye onları teker teker ismen sayardım." Said rahimehullah dedi ki: "Ben, Beni Mervan iktidar olduğu zaman dedemle birlikte Şam'a gittim. Orada onları genç oğlanlar olarak görünce: "Ebu Hüreyre (ra)'nin kastettiği bunlar olmasın?" dedi. Ben de: "Sen daha iyi bilirsin" dedim". |Buhari, Fiten 3, Menakıb 25|4825
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Sahabe Ve Tabiin Arasında Çıkan Kavga Ve İhtilaflar|buharimüslim|Huzeyfe|Resulullah (sav) (bir gün): "Bana İslam telaffuz eden kaç kişi olduğunu sayıverin" buyurdular. Biz: "Ey Allah'ın Resulü! Bizim sayımız altı-yedi yüze ulaşmış olduğu halde hakkımızda korku mu taşıyorsunuz?" dedik. "Siz bilemezsiniz, (çokluğunuza rağmen) imtihan olunabilirsiniz!" buyurdular. Gerçekten öyle (belaya maruz kalıp) imtihan olunduk ki, içimizden namazını gizlice kılanlar oldu. |Buhari, Cihad 181; Müslim, İman 235, (149)|4826
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Sahabe Ve Tabiin Arasında Çıkan Kavga Ve İhtilaflar|buharimüslim|Huzeyfe|Resulullah (sav) buyurdular ki: "(Kıyamet günü, havz-ı kevserime bir kısım gruplar da gelecekler ki, onlar oradan uzaklaştırılacaklar. Ben: "Onlar benim ashabımdır!" diyeceğim. Fakat: "Sen, onların arkandan neler işlediklerini bilmiyorsun!" denilecek." |Buhari, Rikak 53; Müslim, Fezail 32, (2297)|4827
FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ|Sahabe Ve Tabiin Arasında Çıkan Kavga Ve İhtilaflar|buhari|Müseyyeb İbnu Rafi|Bera İbnu Azib (ra)'e rastladım. Kendisine: "Sana ne mutlu! Resulullah (sav)'la sohbet şerefine erdin. O'na (Hudeybiye'de) ağaç altında biat ettin!" demiştim. Bana şu cevapta bulundu: "Ey kardeşimoğlu! Biz ondan sonra ne bid'alar işledik sen bilemezsin." |Buhari, Megazi, 35|4828
KADER BÖLÜMÜ|Kadere İman|tirmizi|Cabir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kul, hayrıyla, şerriyle kadere inanmadıkça, kendine (hayır ve şerden) isabet edecek şeyi atlatamayacağını, (hayır ve şerden) kaçacak olan şeyi de yakalamayacağını bilmedikce iman etmiş olmaz." |Tirmizi, Kader 10, 2145|4829
KADER BÖLÜMÜ|Kadere İman|ebu davudtirmizi|Ubade İbnu's-Samit|Oğluna ölümü sırasında demiştir ki: "Oğulcuğum, başına gelecek olan şeyin asla atlatılamayacağını, kaçırdıklarını da yakalayamayacağını bilmedikçe sen, imanın hakikatının tadını asla bulamazsın. Zira ben, Resulullah (sav)'ın şöyle söylediğini işittim: Allah'ın ilk yarattığı şey kalemdir. Kalemi yarattı ve: "Kıyamete kadar olacak şeylerin miktarlarını yaz!" dedi." Oğulcuğum, Resulullah (sav)'dan şunu da işittim: "Kim bu inanç dışında olarak ölürse benden değildir." |Ebu Davud, Sünnet 17, (4700); Tirmizi, Kader 17, (2156 )|4830
KADER BÖLÜMÜ|Kaderle Amel|tirmizi|İbnu Amr İbni'l-As|Resulullah (sav), elinde iki kitap olduğu halde yanımıza geldi ve: "Bu iki kitap nedir biliyor musunuz?" buyurdular. Cevaben: "Hayır, ey Allah'ın Resulü! bilmiyoruz. Ancak bildirmenizi istiyoruz!" dedik. Bunun üzerine sağ elindekini göstererek: "Bu Rabbülalemin'den (gelmiş) bir kitaptır, içerisinde cennet ehlinin isimleri mevcuttur. Hatta onların babalarının ve kabilelerinin isimleri de mevcuttur ve sonunda da icmal yapmıştır. Bunlara asla ne ilave yapılır, ne de onlardan eksiltmeye yer verilir. Hiç değişmeden ebedi olarak sabit kalır" buyurdular. Sonra sol elindekini göstererek: "Bu da Rabbülalemin'den bir kitaptır. Bunun içinde de ateş ehlinin isimleri, onların atalarının isimleri ve kabilelerinin isimleri vardır. En sonda da icmallerini yapmıştır. Bunlara asla ne ziyade yapılır, ne de eksiltmeye yer verilir!" buyurdular. Ashabı sordu: "Öyleyse ey Allah'ın Resulü, niye amel ediliyor? Madem ki her şey önceden olmuş bitmiş, yazılmış ve artık yazma işinden fariğ olunmuş (bir daha yapma gayreti de niye)?" Resulullah şu cevabı verdi: "Siz amelinizle doğruyu ve istikameti arayın! İtidali koruyun. Zira, cennetlik olan kimsenin ameli, cennet ehlinin ameliyle sonlanır; (daha önce) ne çeşit amel yapmış olursa olsun. Keza cehennemlik olanın ameli de cehennem ehlinin ameliyle sonlanır, hangi çeşit amel ile amel etmiş olursa olsun!" Resulullah (sav), sonra elindeki kitapları atıp, elleriyle işaret ederek dedi ki: "Rabbiniz kullardan artık fariğ oldu, bir kısmı cennetlik, bir kısmı da cehennemliktir." |Tirmizi, Kader 8, (2142)|4831
KADER BÖLÜMÜ|Kaderle Amel|buharimüslimebu davudtirmizi|Ali|Biz bir cenaze vesilesiyle Bakiu'l-Garkad'da idik. Derken yanımıza Resulullah (sav) çıkageldi ve oturdu. Biz de etrafında (halka yapıp) oturduk. Elinde bir çubuk vardı. Çubuğuyla yere birşeyler çizmeye başladı. Sonra: "Sizden kimse yok ki, şu anda cennet veya cehennemdeki yeri yazılmamış olsun!" buyurdular. Cemaat: "Ey Allah'ın Resulü," dedi. "Öyleyse hakkımızda yazılmasına itimad edip ona dayanmayalım mı?" "Çalışın," buyurdular. "Herkes kendisi için yaratılmış olana erecektir. Cennetlik olanlar, saadet(e götüren) amelde (muvaffak) olacaktır. Şekavet ehli olanlar da şekavet(e götüren) amelde (muvaffak) olacaktır!" Sonra şu ayeti tilavet buyurdular. (Mealen): "Kim bağışta bulunur, günahtan kaçınır ve dinin en güzelini tasdik ederse, biz de ona hayır ve kolaylık yolunu kolaylaştırırız" (Leyl 5-7) |Buhari, Tefsir, Leyl, Cenaiz 83, Edeb 120, Kader 4, Tevhid 54; Müslim, Kader 6, (2647); Ebu Davud, Sünnet 17, (4694); Tirmizi, Kader 3, (2137) Tefsir, Leyl, ( 3341)|4832
KADER BÖLÜMÜ|Kaderle Amel|müslim|Cabir|Süraka İbnu Malik İbnu Cu'şem (ra) gelerek sordu: "Ey Allah'ın Resulü! Bize dinimizi açıkla. Sanki yeni yaratılmış gibiyiz. Şimdi amel ne husustadır: Kalemlerin kuruduğu, miktarların kesinleştiği şeylerde mi, yoksa istikbale ait şeylerde mi çalışacağız?" "Hayır (istikbale ait şeylerde değil). Bilakis kalemlerin kuruduğu, miktarların cereyan ettiği (kesinleştiği hususta!" buyurdular. Süraka tekrar: "Öyleyse niye amel edelim (boşa zahmet çekelim)?" diye sordu. Aleyhissalatu vesselam: "Çalışın! Herkes yaratıldığı şeye erecektir! Herkes, (yazıldığı) ameliyle amil olacaktır!" buyurdular. |Müslim, Kader 78, (2648)|4833
KADER BÖLÜMÜ|Kaderle Amel|buharimüslimebu davudtirmizi|İbnu Mes'ud|Sadık ve Masduk olan Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizden birinin yaratılışı, annesinin karnında kırk günde cem olur. Sonra bu kadar müddette "alaka" olur. Sonra bu kadar müddette "mudga" olur. Sonra Allah bir meleği dört kelimeyle gönderir: (Bu melek) rızkını, ecelini, amelini, şaki veya said olacağını yazar, sonra ona ruh üflenir. Kendinden başka ilah olmayan Zat'a yemin olsun, sizden biri, (hayatı boyunca) cennet ehlinin ameliyle amel eder. Öyle ki, kendisiyle cennet arasında bir ziralık mesafe kaldığı zaman ona yazışı galebe çalar ve cehennem ehlinin ameliyle amel ederek cehenneme girer. Aynı şekilde sizden biri (hayatı boyunca) cehennem ehlinin amelini işler. Kendisiyle cehennem arasında bir ziralık mesafe kalınca yazışı ona galebe çalar ve cennet ehlinin amelini isteyerek cennete girer." [Rezin şu ziyadede bulundu: "Resulullah şunu da buyurdular: "Nutfe düştü mü, kırk gün rahimde uçar. Sonra kırk günde alaka olur. Sonra kırk günde mudga olur. Bir nefis olarak yaratılma safhasına gelince, Allah onu tasvir edecek (şekillendirecek) bir melek gönderir. Melek iki parmağının arasında toprak olduğu halde gelir. Onu mudgaya karıştırır. Sonra onu yoğurur, sonra da emredildiği üzere onu tasvir eder."] |Buhari, Kader 1, Bed'ü'l-Halk 6, Enbiya 1, Tevhid 28; Müslim, Kader 1, (2643); Ebu Davud, Sünnet 17, (4708); Tirmizi, Kader 4, (2138)|4834
KADER BÖLÜMÜ|Kaderle Amel|müslim|Amr İbnu Vasıta|Abdullah İbnu Mes'ud (ra)'u dinledim. Demişti ki; "Şaki, annesinin karnında iken şaki olandır. Said de başkasından ibret alandır." (Bunu işittikten sonra) Resulullah (sav)'ın ashabından Huzeyfe denen zata uğradı ve İbnu Mes'ud'un söylediğini anlattı ve sordu: "Kişi amelsiz nasıl şaki olur?" Huzeyfe (ra): "Buna hayret mi ediyorsun? Ben Resulullah (sav)'ın şöyle söylediğini işittim: "Nutfenin (rahme düşmesinden sonra) kırk iki gece geçti mi, Allah ona bir melek gönderir (ve onun vasıtasıyla) nutfeyi şekillendirir; işitmesini, görmesini, derisini, etini, kemiğini yaratır. Sonra melek sorar: "Ey Rahim! Bu erkek mi, dişi mi?" Rabbin dilediğini hükmeder, melek de yazar. Sonra sorar: "Ey Rabbim! Eceli nedir?" Rabbin dilediğini hükmeder, melek de yazar. Tekrar sorar: "Ey Rabbim! Rızkı nedir?" Rabbin dilediğini hükmeder, melek de yazar. Sonra melek elinde sahife olduğu halde çıkar. Artık buna ne bir şey ilave eder ne de eksiltir." |Müslim, Kader 3, (2645)|4835
KADER BÖLÜMÜ|Kaderle Amel|tirmizi|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) (bir gün) aramızda doğrulup: "(Hastalık nev'inden) hiçbir şey hiçbir şeye sirayet etmez!" buyurmuşlardı ki bir bedevi: "Ey Allah'ın Resulü! Nasıl olur? Bir deve sürüsüne, kuyruğu ile haşefesini uyuzlamış bir deve gelince hepsini uyuzlu yapar!" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Pekala, birincisini kim uyuzladı? Ne sirayet, ne safer (inancınızda hakikat) vardır. Şurası muhakkak ki, Allah her nefsi yaratmış, onun hayatını, ölümünü, rızkını ve uğrayacağı musibetlerini yazmıştır." |Tirmizi, Kader 9, (2144)|4836
KADER BÖLÜMÜ|Kaderle Amel|tirmizi|Enes|Resulullah (sav) (bir gün): "Allah Teala hazretleri bir kulun hayrını diledi mi onu isti'mal eder!" buyurmuştu. Kendisine: "Onu nasıl istimal eder?" diye soruldu. "Ölümden önce salih amel işlemede muvaffak kılar!" buyurdu." |Tirmizi, Kader 8, (2134)|4837
KADER BÖLÜMÜ|Kaderle Amel|müslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kişi vardır, uzun müddet cennet ehlinin amelini işler, sonra da ameli cehennem ehlinin ameliyle hitam bulur. Yine kişi vardır, uzun müddet cehennem ehlinin ameliyle amel eder de sonunda cennet ehlinin ameliyle hitam bulur." |Müslim, Kader 11, (2651)|4838
KADER BÖLÜMÜ|Kaderle Amel|tirmizi|İbnu Amr İbni'l-As|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah (cin ve ins dahil) mahlukatını bir karanlık içinde yarattı. Sonra üzerlerine kendi nurundan serpti. Bu nur, kimlere isabet ettiyse hidayeti buldular, kimlere de isabet etmediyse sapıttılar. Bu sebeple diyorum ki: "Kalem, Allah Teala'nın ilmi hususunda kurumuştur." |Tirmizi, İman 18, (2644)|4839
KADER BÖLÜMÜ|Kadere Rıza|tirmizi|Sa'd İbnu Ebi Vakkas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ademoğlunun saadet (sebepleri)nden biri de Allah Teala'nın hükmettiğine rıza göstermesidir. Şekavet (sebepleri)nden biri de Allah Teala'ya istihareyi terketmesidir. Keza şekavet (sebepleri)nden bir diğeri de Allah'ın hükmettigine razı olmamasıdır." |Tirmizi, Kader 15, (2152)|4840
KADER BÖLÜMÜ|Kadere Rıza|müslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kuvvetli mü'min, Allah nazarında zayıf mü'minden daha sevgili ve daha hayırlıdır. Aslında her ikisinde de bir hayır vardır. Sana faydalı olan şeye karşı gayret göster. Allah'tan yardım dile, acz izhar etme. Bir musibet başına gelirse: "Eğer şöyle yapsaydım bu başıma gelmezdi" deme. "Allah takdir etmiştir. Onun dilediği olur!" de! Zira "eğer" kelimesi şeytan işine kapı açar." |Müslim, Kader 34, (2664)|4841
KADER BÖLÜMÜ|Çocukların Hükmü|müslimnesaiebu davud|Aişe|Bir çocuk ölmüştü. Ben: "Ne mutlu ona! Cennet kuşlanndan bir kuş oldu!" dedim. Aleyhissalatu vesselam: "Sen Allah'ın cenneti de cehennemi de yarattığını, beriki için de öteki için de ahali yarattığını bilmiyor musun?" buyurdular. |Müslim, Kader 30, (2662); Nesai, Cenaiz 58, (4, 57); Ebu Davud, Sünnet 18, (4713)|4842
KADER BÖLÜMÜ|Çocukların Hükmü|buharimüslimebu davudnesai|İbnu Abbas|Resulullah (sav)'dan müşriklerin çocukları hakkında sorulmuştu. "Allah onları yarattığı zaman ne yapacaklarını iyi biliyordu!" buyurdular. |Buhari, Kader 3, Cenaiz 93; Müslim, Kader 28, (2660); Ebu Davud, Sünnet 18, (4711); Nesai, Cenaiz 60, (4, 59)|4843
KADER BÖLÜMÜ|Çocukların Hükmü|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Hz. Adem ve Musa aleyhimasselam münakaşa ettiler. Musa, Adem'e: "İşlediğin günahla insanları cennetten çıkaran ve onları şekavete (bedbahtlığa) atan sensin değil mi!" dedi. Adem de Musa'ya: "Sen, Allah'ın risalet vermek suretiyle seçtiği ve hususi kelamına mazhar kıldığı kimse ol da, daha yaratılmamdan [kırk yıl] önce Allah'ın bana yazdığı bir işten dolayı beni ayıplamaya halk (bu olacak şey değil)!" diye cevap verdi." Resulullah devamla dedi ki: "Hz. Adem Musa'yı ilzam etti!" |Buhari, Kader 11, Enbiya 31, Tefsir, Ta-ha 1, 3, Tevhid 37; Müslim, Kader 13, (2652); Muvatta, Kader 1, (2, 898); Ebu Davud, Sünnet 17, (4701); Tirmizi, Kader 2, (2135)|4844
KADER BÖLÜMÜ|Çocukların Hükmü|ebu davud|Ömer İbnu'l-Hattab|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Musa aleyhisselam: "Ey Rabbim! bizi ve kendisini cennetten çıkaran Adem'i bize bir göster!" diye niyazda bulundu. Hak Teala ve Tekaddes hazretleri de babası Adem aleyhisselam'ı ona gösterdi. Bunun üzerine Hz. Musa: "Sen babamız Adem misin?" dedi. Adem: "Evet!" deyince: "Yani sen, Allah'ın kendi ruhundan üflediği kimsesin. Sana bütün isimleri öğretti, meleklere emretti ve onlar da sana secde ettiler öyle değil mi?" diye sordu. Adem yine: "Evet!" dedi. Hz. Musa sormaya devam etti: "Öyleyse sen niye bizi ve kendini cennetten çıkardın?" Bu soru üzerine Hz. Adem: "Sen kimsin ?" dedi. O: "Ben Musa'yım!" deyince: "Yani sen, Allah'ın risalet vererek mümtaz kıldığı kimsesin. Sen Beni İsrail'in peygamberi, perde gerisinde Allah'ın konuştuğu kimsesin. Allah seninle kendi arasına mahlukatından bir elçi de koymadı değil mi?" dedi. Hz. Musa "Evet!" deyince; Hz. Adem: "Öyleyse sen, (bu söylediğin şeyin) ben yaratılmazdan önce Allah'ın (kader) kitabında yazılmış olduğunu görmedin mi?" dedi. Hz. Musa "Evet!" deyince: "Öyleyse Allah'ın kazası (hükmü) benden önce cereyan etmiş bir şey hakkında beni niye levmediyorsun?" dedi." Aleyhissalatu vesselam, devamla: "Hz. Adem, Musa'yı ilzam etti. Hz. Adem Musa'yı ilzam etti. Hz. Adem, Musa aleyhimesselam'ı ilzam etti" buyurdular. |Ebu Davud, Sünnet, 17, (4702)|4845
KADER BÖLÜMÜ|Kaderiyye'nin Zemmi|ebu davud|Huzeyfe|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Her ümmetin Mecusileri vardır. Bu ümmetin Mecusileri "kader yoktur!" diyenlerdir. Bunlardan kim ölürse cenazelerinde hazır bulunmayın. Onlardan kim hastalanırsa ona ziyarette bulunmayın. Onlar Deccal bölüğüdür. Onları Deccal'e ilhak etmek Allah üzerine bir haktır." |Ebu Davud, Sünnet 17, (4692)|4846
KADER BÖLÜMÜ|Kaderiyye'nin Zemmi|ebu davud|İbnu Ömer|Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: "Kaderiye fırkası, bu ümmetin Mecusileridir. Eğer hastalanırlarsa ziyaret etmeyin, ölürlerse cenazelerine katılmayın." |Ebu Davud, Sünnet 17, (4691)|4847
KADER BÖLÜMÜ|Kaderiyye'nin Zemmi|ebu davud|İbnu Ömer|Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: "Kader ehli ile düşüp kalkmayın, onlara dava açmayın." |Ebu Davud, Sünnet 17, (4720)|4848
KADER BÖLÜMÜ|Kaderiyye'nin Zemmi|tirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ümmetimde iki sınıf vardır ki, onların islam'dan nasipleri yoktur: Mürcie ve Kaderiye." |Tirmizi, Kader 13, (2150)|4849
KADER BÖLÜMÜ|Kaderiyye'nin Zemmi|ebu davudtirmizi|Nafi|Bir adam İbnu Ömer (ra)'e gelerek: "Falan kimse sana selam ediyor!" diyerek, Şamlı birisinden selam getirdi. İbnu Ömer (ra): "Bana ulaştığına göre, o kimse kaderi inkar ediyormuş. Eğer o böyle bir bid'a fikre saplandı ise, sakın ona benden selam söyleme! Zira ben, Resulullah (sav)'ı işittim: "Bu ümmette hasf (yere batırma), mesh (suret değişmesi) [ve kazf = taş yağması)] olacak. Bu musibetler kaderi inkar edenlere gelecek." |Ebu Davud, Sünnet 7, (4613); Tirmizi, Kader 7, (2153, 2154)|4850
KADER BÖLÜMÜ|Kaderiyye'nin Zemmi|müslimtirmizi|İbnu Amr İbni'l-As|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah mahlukatın miktarlarını, semavat ve arzı yaratmazdan elli bin sene evvel, arşı da su üzerinde iken yazdı." |Müslim, Kader 16, (2663); Tirmizi, Kader 18, (2157)|4851
KADER BÖLÜMÜ|Kaderiyye'nin Zemmi|tirmizi|Ebu Azze|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah bir kulunun bir memlekette ölmesini takdir etti mi, onu oraya -veya orada bulunan bir şeye dedi- muhtaç kılar." |Tirmizi, Kader 11, (2148)|4852
KADER BÖLÜMÜ|Kaderiyye'nin Zemmi|rezin||İmam Malik'e ulaştığına göre, İyas İbnu Muaviye'ye, "Kader hakkında fikrin nedir?" diye sorulmuş da o şu cevabı vermiştir: "(Benim fikrim) kızımın fikridir!" Bu sözle, onun sırrını ancak Allah'ın bildiğini söylemek istemiştir, İyas, anlayışta darb-ı mesel olmuştu. (Bir gün) bir adam ona kader hakkında sordu: "Kadere inanmıyor musun?" dedi. Adam: "Elbette inanıyorum!" deyince: "Bu kadarı sana yeter! (Fazlası senin için malayanidir). Zira Ali İbnu Hüseyin, babası (Hz. Ali İbnu Ebi Talib) (ra)'dan bana nakletti ki, Resulullah (sav) şöyle buyurmuşlardır: "Kişinin malayani şeyleri terketmesi, onun Müslümanlığının güzelliğindendir!" Yine ona ulaştığına göre Lokman'a: "Sende gördüğümüz (bu fazilet)in sebebi nedir?" diye sorulunca şu cevabı vermiştir: "Emaneti eda, doğru söz ve beni ilgilendirmeyen şeyleri terketmem!" [Rezin tahric etmiştir. (Rivayette geçen "Kişinin malayaniyi terketmesi İslam'ının güzelliğindendir" şeklindeki Resulullah (sav)'ın bu sözü şu kaynaklarda geçer: Muvatta, Hüsnü Hulk 3, (2, 903); Tirmizi, Zühd 11, (2318, 2319); İbnu Mace, Fiten 12, (2976); Rivayetin sonundaki "Yine ona ulaştığına göre Lokman'a..." kısmı da, Muvatta'da gelmiştir (Kelam 17, 2, 990)] |Rezin|4853
KANAAT BÖLÜMÜ|Kanaat Hakkında|tirmizi|Ubeydullah İbnu Mihsan el-Hutami|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizden kim nefsinden emin, bedeni sıhhatli ve günlük yiyeceği de mevcut ise sanki dünyalar onun olmuştur." |Tirmizi, Zühd 34, (2347); İbnu Mace, Zühd 9, (4141)|4854
KANAAT BÖLÜMÜ|Kanaat Hakkında|tirmizi|Osman|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ademoğlunun şu üç şey dışında (temel) hakkı yoktur, ikamet edeceği bir ev, avretini örteceği bir elbise, katıksız bir ekmek ve su." |Tirmizi, Zühd 30, (2342)|4855
KANAAT BÖLÜMÜ|Kanaat Hakkında|tirmizi|Fadale İbnu Ubeyd|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İslam hidayeti nasip edilen ve yeterli miktarda maişeti olup, buna kanaat edene ne mutlu!" |Tirmizi, Zühd 35, (2350)|4856
KANAAT BÖLÜMÜ|Kanaat Hakkında|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|Ebu Saidi'l-Hudri|Ensar (ra)'dan bazı kimseler, Resulullah (sav)'dan bir şeyler talep ettiler. Aleyhissalatu vesselam da istediklerini verdi. Sonra tekrar istediler, o yine istediklerini verdi. Sonra yine istediler, o isteklerini yine verdi. Yanında mevcut olan şey bitmişti; şöyle buyurdular: "Yanımda bir mal olsa, bunu sizden ayrı olarak (kendim için) biriktirecek değilim. Kim iffetli davranır (istemezse), Allah onu iffetli kılar.Kim istiğna gösterirse Allah da onu gani kılar. Kim sabırlı davranırsa Allah ona sabır verir. Hiç kimseye sabırdan daha hayırlı ve daha geniş bir ihsanda bulunulmamıştır." [Rezin rahimehullah şu ziyadede bulunmuştur: "İslam'a girip, yeterli miktarla rızıklandırılan ve verdiği bu miktara Allah'ın kanaat etmeyi nasip ettiği kimse kurtuluşa ermiştir."] |Buhari, Zekat 50, Rikak 20; Müslim, Zekat 124, (1053); Muvatta, Sadaka 7, (2, 997); Ebu Davud, Zekat 28, (1644); Tirmizi, Birr 77, (2025); Nesai, Zekat 85, (5, 95)|4857
KANAAT BÖLÜMÜ|Kanaat Hakkında|müslimtirmizi|Ebu Ümame|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ey ademoğlu! Eğer fazla malını Allah yolunda harcarsan bu senin için daha hayırlıdır. Kendine saklarsan senin için zararlıdır. Kefaf (yeterli miktar) sebebiyle levm edilmezsin. (Harcamaya), bakımları üzerinde olanlardan başla. Üstteki el (yani veren), alttaki elden (yani alandan) daha hayırlıdır." |Müslim, Zekat 97, (1036); Tirmizi, Zühd 32, (2344)|4858
KANAAT BÖLÜMÜ|Kanaat Hakkında|tirmizi|Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Siz Allah'a hakkıyla tevekkül edebilseydiniz, sizleri de, kuşları rızıklandırdığı gibi rızıklandırıdı: Sabahleyin aç çıkar, akşama tok dönerdiniz." |Tirmizi, Zühd 33, (2345)|4859
KANAAT BÖLÜMÜ|Kanaat Hakkında|buharimüslimtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Zenginlik mal çokluğuyla değildir. Bilakis zenginlik göz tokluğuyladır." |Buhari, Rikak 15; Müslim, Zekat 120, (1051); Tirmizi, Zühd 40, (2374)|4860
KANAAT BÖLÜMÜ|Kanaat Hakkında|buharimüslimmuvattaebu davudnesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "(Hakiki) fakir, kapı kapı dolaşırken verilen bir iki lokmanın veya bir iki hurmanın geri çevirdiği kimse değildir. Fakat gerçek fakir, ihtiyacım giderecek bir şey bulamayan ve halini anlayıp kendisine tasaddukta bulunacak biri çıkmayan, (buna rağmen) kalkıp halktan birşey istemeyen kimsedir." |Buhari, Zekat, 53, Tefsir, Bakara 48; Müslim, Zekat 102, (1039); Muvatta, Sıfatu'n-Nebiyy 7, (2, 923); Ebu Davud, Zekat 23, (1631,1632); Nesai, Zekat 76, (5,85)|4861
KANAAT BÖLÜMÜ|Kanaat Hakkında|buharimüslimtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizden biri, mal ve yaratılışça kendisinden üstün olana kakınca, nazarını bir de kendisinden aşağıda olana çevirsin. Böyle yapmak, Allah'ın üzerinizdeki nimetini, küçük görmemeniz için gereklidir." [Rezin bir rivayette şu ziyadede bulundu: "Avn İbnu Abdillah İbnu Utbe rahimehullah dedi ki: "Ben zenginlerle düşüp kalkıyordum. O zaman benden daha heveslisi yoktu. Bir binek görsem benimkinden daha iyi görürdüm; bir elbiseye baksam, benimkinden daha iyi olduğuna hükmederdim. Ne zaman ki bu hadisi işittim, fakirlerle düşüp kalktım ve rahata erdim."] |Buhari, Rikak 30; Müslim, Zühd 8, (2963); Tirmizi, Kıyamet 59, (2515)|4862
KANAAT BÖLÜMÜ|Kanaat Hakkında|buharimüslimnesai|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizden biri dilenmeye devam ettiği takdirde yüzünde bir parça et kalmamış halde Allah'a kavuşur." |Buhari, Zekat 52; Müslim, Zekat 103, (1040); Nesai, Zekat 83, (5, 94)|4863
KANAAT BÖLÜMÜ|Kanaat Hakkında|ebu davudtirmizinesai|Semüre İbnu Cündeb|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İstemeler bir nevi cırmalamalardır. Kişi onlarla yüzünü cırmalamış olur. Öyle ise, dileyen (hayasını koruyup) yüz suyunu devam ettirsin, dileyen de bunu terketsin. Şu var ki, kişi, zaruri olan (şeyleri) iktidar sahibinden istemelidir." |Ebu Davud, Zekat 26, (1639); Tirmizi, Zekat 38, (681); Nesai, Zekat 92, (5, 100)|4864
KANAAT BÖLÜMÜ|Kanaat Hakkında|nesai|Aiz İbnu Amr|Bir adam Resulullah (sav)'dan birşeyler istedi. Aleyhissalatu vesselam da verdi. Adam dönmek üzere ayağını kapının eşiğine basar basmaz, Aleyhissalatu vesselam: "Dilenmede olan (kötülükleri) bilseydiniz kimse kimseye birşey istemek için asla gitmezdi!" buyurdular. |Nesai, Zekat 83, (5, 94, 95)|4865
KANAAT BÖLÜMÜ|Kanaat Hakkında|buhari|Zübeyr|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kişinin iplerini alıp dağa gitmesi, oradan sırtında bir deste odun getirip satması, onun için, insanlara gidip dilenmesinden daha hayırlıdır, insanlar istediğini verseler de vermeseler de." |Buhari, Zekat 60, Büyu 15|4866
KANAAT BÖLÜMÜ|Kanaat Hakkında|ebu davudnesai|Sevban|Resulullah (sav) (bir gün): "Cenneti garanti etmem mukabilinde, insanlardan hiçbir şey istememeyi kim garanti edecek?" buyurdular. Sevban (ra) atılıp: "Ben, (Ey Allah'ın Resulü!)" dedi. Sevban (bundan böyle) hiç kimseden birşey istemezdi. |Ebu Davud, Zekat 27, (1643); Nesai, Zekat 86, (5,96)|4867
KANAAT BÖLÜMÜ|Kanaat Hakkında|müslimnesai|Muaviye|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İstemede ısrar etmeyin. Vallahi, kim benden bir şey ister, ben ona vermek arzu etmediğim halde, ısrarı (sebebiyle) bir şey kopartırsa, verdiğim o şeyin bereketini görmez." |Müslim, Zekat 99, (1038); Nesai, Zekat 88, (5, 97, 98)|4868
KANAAT BÖLÜMÜ|Kanaat Hakkında|ebu davudnesai|İbnu'l-Firasi|İbnu'l-Firasi'nin anlattığına göre, babası (ra): "Ey Allah'ın Resulü! (ihtiyacımı başkasından) isteyeyim mi?" diye sormuş, Aleyhissalatu vesselam da: "Hayır, isteme! Ancak istemek zorunda kalmışsan, bari salihlerden iste!" buyurmuşlardır. |Ebu Davud, Zekat 28, (1646); Nesai, Zekat 84, (5, 95)|4869
KANAAT BÖLÜMÜ|Kanaat Hakkında|ebu davudtirmizinesaiibnu mace|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim, kendisini müstağni kılacak miktarda malı olduğu halde isterse, kıyamet günü, istediği şey suratında bir tırmalama veya soyulma veya ısırma yarası olarak gelir!" Yanında bulunanlar: "Kişiyi müstağni kılan (miktar) nedir?" diye sordular. "Kırk dirhem altın veya o kıymette bir başka şey" buyurdular. |Ebu Davud, Zekat 23, (1626); Tirmizi, Zekat 22, (650); Nesai, Zekat 87, (5, 97); İbnu Mace, Zekat 26, (1840)|4870
KANAAT BÖLÜMÜ|Kanaat Hakkında|müslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim (malını artırmak için) insanlardan dilenirse, o mutlak surette ateş talep etmiş olur. Öyleyse ister azla yetinsin isterse çoğaltmayı istesin, (artık kendisi bilir}!" |Müslim, Zekat 105, (1041)|4871
KANAAT BÖLÜMÜ|Kanaat Hakkında|müslimebu davudnesai|Kabisa İbnu Muharik|Sulh için diyet (hamale) ödemeyi kabullenmiştim. Bu hususta yardım istemek için Resulullah (sav)'ı aradım ve karşılaştık. (Meseleyi açınca): "Bekle, bize sadaka malı gelecek. O zaman ondan sana da verilmesini emrederim" buyurdular. Sonra da: "Ey Kabisa! İstemek, üç kişi dışında hiç kimseye helal olmaz:  Sulh diyeti (hamale) kabullenen kimse. Buna, gereken miktarı buluncaya kadar, istemeği helaldir. Ama o miktara ulaşınca, artık istemez. Afete uğrayıp malını kaybeden kimse. Buna da maişetini temin edecek miktarı elde edinceye kadar istemesi helaldir. Fakirliğe uğrayan adam. Eğer kavminden üç kişi, "Falancaya fakirlik isabet etti" diye ittifak ederlerse, geçimine yetecek miktarı elde edinceye kadar istemesi helaldir. Bunlar dışında istemek, ey Kabisa haramdır." |Müslim, Zekat 109, (1044); Ebu Davud, Zekat 26, (1640); Nesai, Zekat 86), (5, 96, 97)|4872
KANAAT BÖLÜMÜ|Kanaat Hakkında|ebu davudtirmiziibnu mace|Enes|Ensari bir zat gelip Resulullah (sav)'dan birşeyler istemişti. "Evinde hiçbir şey yok mu?" buyurdular. Adam: "Evet," dedi. "Bir çulumuz var. Bir kısmıyla örtünüp, birkısmını da yaygı olarak yere seriyoruz! Bir de su içtiğimiz kabımız var." "Onları bana getir!" diye emrettiler. Adam gidip getirdi. Aleyhissalatu uesselam eşyaları eline alıp: "Şunları satın alacak yok mu?" buyurdular. Bir adam: "Ben bir dirheme satın alıyorum" dedi. Resulullah (sav): "Bir dirhemden fazla veren yok mu?" dedi ve iki üç sefer tekrarlayarak (açık artırmaya çıkardı). Orada bulunan bir adam: "Ben onlara iki dirhem veriyorum" dedi. Aleyhissalatu vesselam eşyaları ona sattı, iki dirhemi alıp Ensariye verdi ve: "Bunun biriyle ailen için yiyecek al, ailene ver. Diğeriyle de bir balta al bana getir!" buyurdular. Adam gidip bir balta alıp getirdi. Resulullah (sav), ona eliyle bir saplık geçirdi. Sonra: "Git, odun eyle, sat ve on beş gün bana gözükme!" buyurdu. Adam aynen böyle yaptı, sonra yanına geldi. Bu esnada on dirhem kazanmış, bunun bir kısmıyla giyecek, bir kısmıyla da yiyecek satın almıştı. Resulullah (sav): "Bak, bu senin için, kıyamet günü alnında dilenme lekesiyle gelinenden daha hayırlıdır!" buyurdu ve sözlerine şöyle devam etti: "Dilenmek, sersefil, fakra düşmüş veya rüsvay edici borca batmış veya elem verici kana bulaşmış inanlar dışında, kimseye caiz değildir." |Ebu Davud, Zekat 26, (1641); Tirmizi, Büyu 10, (1218); İbnu Mace, Ticarat 25, (2198)|4873
KANAAT BÖLÜMÜ|Kanaat Hakkında|tirmizi|Habeşi İbnu Cünade es-Selüli|Resulullah (sav) Arafat'ta vakfede iken bir bedevi gelerek ridasının bir ucundan tutup, ondan bunu istedi. Aleyhissalatu vesselam da onu ona verdi. Adam ridayı beraberinde alıp gitti. Tam o sırada dilenmek haram kılındı. Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam: "Sadaka zengine helal değildir; sağlığı yerinde güç kuvvet sahibine de helal değildir. O, sersefil edici, fakre düşen, haysiyeti kırıcı borca giren, eleme boğan kana bulaşan kimseler dışında hiç kimseye helal değildir. Öyleyse, kim malını artırmak için insanlara el açarsa, bu, kıyamet günü suratında cırmalama yaralarına ve cehennemde yiyeceği kızgın taşlara dönüşür. Öyleyse (buyursun) dileyen azla yetinsin, dileyen de çoğaltmaya çalışsın." [Rezin merhum şu ziyadede bulunmuştur: "Ben, bir adama ihsanda bulunurum. Adam da onu koltuğunun altına koyarak alıp gider veya yiyip midesine indirir. Halbuki bu, (eğer layık değilse) o adam için ateşten başka bir şey değildir. Resulullah'ın bu sözü üzerine Hz. Ömer (ra): "Ey Allah'ın Resulü! Öyleyse ateş olan bir şeyi niye veriyorsunuz?" diye sordu. Aleyhissalatu vesselam: "Allah benim cimri olmamı kabul etmedi, insanlar da benden istememeyi kabul etmedi!" cevabını verdi. Orada bulunanlar: "Dilenmeyi haram kılan zenginlik nedir?" diye sordular. Aleyhissalatu vesselam: "Sabah veya akşam yetecek kadar yiyecektir!" buyurdular."] |Tirmizi, Zekat 23, (653)|4874
KANAAT BÖLÜMÜ|Kanaat Hakkında|tirmiziebu davud|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim kendisine gelen bir fakirliği hemen halka intikal ettirirse (yani onlara açarak dilenmeye kalkarsa), onun fakirliğinin önüne geçilmez. Kime de fakirlik gelir, o da bunu Allah'a açarsa, Allah ona er veya geç rızkıyla imdat eder." |Tirmizi, Zühd 18, (2327); Ebu Davud, Zekat 28, (1645)|4875
KANAAT BÖLÜMÜ|Kanaat Hakkında|rezin|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İnsanların en şerlisi, "Allah rızası için" diyerek dilenip de, istediği verilmeyen kimsedir." İbnu Abbas derdi ki: "Allah rızası için" diyerek istekte bulunmayın. Bu tabiri sadece Allah'tan isterken kullanın." [Rezin tahric etti. Hadis Suyuti'nin el-Camiu's-Sagir'inde mevcuttur. (Feyzu'l-Kadir şerhi 4, 159); Nesai'de de, hadisin birinci kısmı, uzun bir rivayetin bir parçası olarak geçer. (Zekat 74, (5, 83-84)] |Rezin|4876
KANAAT BÖLÜMÜ|Kanaat Hakkında|rezin|Ali|Anlatıldığına göre, arafe günü (dilenerek) insanlardan (sadaka) isteyen bir adam görür ve: "Yani şu günde, şu yerde Allah'tan başkasından mı istiyorsun?" der ve adama çubuğunu vurur. [Rezin tahric etmiştir.] |Rezin|4877
KANAAT BÖLÜMÜ|Kanaat Hakkında|rezin|Ömer|Şöyle hitap etmiştir: "Ey insanlar! Bilin ki tamahkarlık fakirliktir, yeis (tamahkar olmamak) zenginliktir. Kişi bir şeye tamah göstermezse ondan müstağni olur." [Rezin tahric etmiştir.] |Rezin|4878
KANAAT BÖLÜMÜ|Kanaat Hakkında|buharimüslimnesai|İbnu Ömer|(Babası) Ömer İbnu'l-Hattab (ra) dedi ki: "Resulullah (sav), (zaman zaman) bana ihsanda bulunuyordu. (Her seferinde ben): "(Ey Allah'ın Resulü!) bunu, buna benden daha muhtaç olan birine verseniz!" diyordum. Resulullah (sav) da: "Al bunu! Bu maldan, sen istemediğin ve gelmesini bekler durumda olmadığın halde gelen birşey otursa onu al ve temellük et (yani kendi malın kıl, malın olduktan sonra) dilersen ye, dilersen sadaka olarak bağışla. (Bu vasıfta) olmayan mala nefsini bağlama!" buyurdular. (Hadisi İbnu Ömer'den rivayet eden) Salim der ki: "Bu (hadis) sebebiyle Abdullah, kimseden bir şey istemezdi, (kendiliğinden) gelen bir şey olursa onu da reddetmezdi." |Buhari, Ahkam 17, Zekat 51; Müslim, Zekat 110, (1045); Nesai, Zekat 94, (6, 106)|4879
KANAAT BÖLÜMÜ|Kanaat Hakkında|buhari|Amr İbnu Tağlib|Resulullah (sav)'a bir mal -veya bir şey- getirilmişti. Hemen onu taksim edip dağıttı. (Ancak, bunu yaparken) bir kısmına verdi, bir kısmına vermedi. Kendilerine verilmemiş olan kimselerin, sonradan hakkında dedikodu yaptıkları kulağına geldi. Bunun üzerine, (uygun bir fırsatta, halka hitap etmek üzere doğruldu). Allah'a hamd ve sena ettikten sonra: "Sadede gelince; vallahi ben, birine verip diğerine vermediğim olur (bu doğrudur, ancak) vermediğim, nazarımda, verdiğimden daha çok sevgiye mazhardır. Ben birkısım insanlara, kalplerinde gördüğüm sabırsızlık ve hırs sebebiyle veririm; birkısmını da, Allah Teala'nın kalplerine koymuş bulunduğu zenginlik ve hayra havale eder (ve onlara bir şey vermem). İşte bunlardan biri Amr İbnu Tağlib'dir!" buyurdular. Amr devamla der ki: "Vallahi, Resulullah (sav)'ın (hakkımda telaffuz buyurduğu) bu kelamına bedel kırmızı develerim olsaydı bu kadar sevinmezdim." |Buhari, Cum'a 29, Humus 19, Tevhid 49|4880
KAZA (DAVA) VE HÜKÜM BÖLÜMÜ|Kazanın Kerahati|ebu davudtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim insanlar arasında kadı tayin edilmiş ise, bıçaksız boğazlanmış demektir." |Ebu Davud, Akdiye 1, (3571, 3572); Tirmizi, Ahkam 1, (1328)|4881
KAZA (DAVA) VE HÜKÜM BÖLÜMÜ|Kazanın Kerahati|ebu davud|Büreyde|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kadı üçtür: Biri cennetlik, ikisi cehennemliktir. Cennetlik olan, hakkı bilip öyle hükmedendir. Hakkı bilip hükmünde (bile bile) adaletsiz davranan cehennemliktir. Halka cahilane hükümde bulunan da cehennemliktir." |Ebu Davud, Akdiye 2, (3673)|4882
KAZA (DAVA) VE HÜKÜM BÖLÜMÜ|Kazanın Kerahati|tirmizi|Abdullah İbnu Mevhib|Osman İbnu Affan, İbnu Ömer radıyallahu anhüm'e: "Git insanlar arasında hükmet!" dedi. Abdullah: "Ey mü'minlerin emiri, beni bu vazifeden affetmez misiniz?" diye ricada bulundu. Hz. Osman radıyallahu anh: "Bundan niye kaçıyorsun? Senin baban da kadı idi" diye ısrar etmek istedi. Ancak Abdullah dedi ki: "Doğru da, ben Resulullah (sav)'ın: "Kim kadı olur ve adaletle hükmederse, bu kimse başabaş (sevap ve günahı eşit) ayrılmaya liyakat kazanmıştır" dediğini işittim. Artık (Resulullah'ın bu sözünden) sonra ne ümid edebilirim?" [Hz. Osman bunun üzerine İbnu Ömer'e teklifte bulunmadı.]" |Tirmizi, Ahkam 1, (1322)|4883
KAZA (DAVA) VE HÜKÜM BÖLÜMÜ|Adil Ve Zalim Hakim|ebu davudtirmizi|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim kadılık talep eder ve bunun gerçeklesmesinde şefaatçilere baş vurursa (iş) kendisine yıkılır (Allah'ın yardımı olmaz). Kime de o iş zorla verilirse, Allah onu dogruya sevkedecek bir melek gönderir." |Ebu Davud, Akdiye 3, (3678); Tirmizi, 1, (1323,1324)|4884
KAZA (DAVA) VE HÜKÜM BÖLÜMÜ|Adil Ve Zalim Hakim|ebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim Müslümanların kadılık hizmetini talep edip elde etse, sonra adaleti zulmüne galebe çalsa cennete girer. Zulmü adaletine galebe çalsa, ateş onundur." |Ebu Davud, Akdiye 2, (3575)|4885
KAZA (DAVA) VE HÜKÜM BÖLÜMÜ|Adil Ve Zalim Hakim|tirmizi|Abdullah İbnu Ebi Evfa|Resulullah (sav) buyurdular ki: Kadı zulmetmedikçe, Allah Teala hazretleri onunla birliktedir (yardımcısıdır). Zulme yer verdiği zaman onu terkeder, artık şeytan onunla beraber olur." |Tirmizi, Ahkam 4, (1330)|4886
KAZA (DAVA) VE HÜKÜM BÖLÜMÜ|Müçtehidin Sevabı|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Amr İbnu'l-As|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Hakim içtihad eder ve isabet ederse kendisine iki ücret (sevap) verilir. Eğer içtihad eder ve hata edese ona bir ücret vardır." |Buhari, İtisam 21; Müslim, Akdiye 15, (1716); Ebu Davud, Akdiye 2, (3574); Tirmizi, Ahkam 2, (1326); Nesai, Kaza 3, (8, 224)|4887
KAZA (DAVA) VE HÜKÜM BÖLÜMÜ|Müçtehidin Sevabı|muvatta|Yahya İbnu Said|Ebu'd-Derda, Selman-ı Farisi (ra)'ye: "Arz-ı Mukaddese'ye gel!" diye yazmıştı. Selman ona şöyle cevap yazdı: "Arz kimseyi takdis etmez. İnsanı mukaddes kılan şey amelidir. Bana ulaştığına göre, sen orada tabib kılınmışsın ve hastaları tedavi ediyormuşsun. Eğer tedavi edebiliyorsan ne mutlu sana. Eğer mütetabbib isen, insanları öldürüp cehennemlik olmaktan sakın!" Ebu'd-Derda (ra) iki kişi arasında hükmedince, onlar yanından ayrıldıkları vakit onlara bakar ve: "Vallahi mütetabbibdir. Bana geri donun. Kıssanızı bana iade edin (meselenizi iyice tetkik edeyim)!" derdi. |Muvatta, Vasiyyet 7, (2,769)|4888
KAZA (DAVA) VE HÜKÜM BÖLÜMÜ|Rüşvet Hakkında|tirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav), hükümde rüşvet alan ve rüşvet veren [ve aracılık eden] kimseyi lanetlemiştir." |Tirmizi, Ahkam 9, (1336)|4889
KAZA (DAVA) VE HÜKÜM BÖLÜMÜ|Rüşvet Hakkında|tirmizi|Muaz İbnu Cebel|Resulullah (sav) beni Yemen'e göndermişti. (Hareket edip) yürüdüğüm zaman arkamdan birini göndererek geri çağırdı. (Yanına varınca): "Sana niye adam gönderip (geri çağırdığımı) biliyor musun?" buyurdular ve ilave ettiler: "Benim iznim olmadan hiçbir şey almayacaksın. Zira bu gulüldür (hırsızlık). Kim gulül yaparsa, aldığı şeyle kıyamet günü (Allah'ın huzuruna gelir). İşte bu (hususu tenbih etmek için) seni çağırdım, artık işine gidebilirsin." |Tirmizi, Ahkam 8, (1335)|4890
KAZA (DAVA) VE HÜKÜM BÖLÜMÜ|Kadılık Adabı|ebu davudtirmiziibnu mace|Ali|Resulullah (sav) beni Yemen'e kadı olarak gönderdi. O sıralarda henüz yaşım küçüktü, kazayı (hüküm vermeyi) bilmiyordum (Beni takviye için): "(Sen tereddüt etme, git! Bu vazife için) Allah kalbine hidayet koyacak ve delili de sabit kılacak. Yanına iki hasım geldiği vakit, birinciyi dinlediğin gibi, diğerini de dinlemeden sakın hüküm verme. Böyle yapman (daha isabetli) karar vermen için gereklidir!" buyurdular. Hz. Ali devamla der ki: "Ondan sonra hep kadılık yaptım. Henüz, bir kerecik olsun hükümde tereddüde düşmedim." |Ebu Davud, Akdiye 6, (3582); Tirmizi, Ahkam 6, (1331); İbnu Mace, Ahkam 1, (2310)|4891
KAZA (DAVA) VE HÜKÜM BÖLÜMÜ|Kadılık Adabı|ebu davud|İbnu'z-Zübeyr|Resulullah (sav), iki hasmın da kadı'nın önüne oturmasına hükmetmiştir. |Ebu Davud, Akdiye 8, (3588)|4892
KAZA (DAVA) VE HÜKÜM BÖLÜMÜ|Kadılık Adabı|buharimüslimtirmiziebu davudnesai|Ebu Bekre|Anlattığına göre, Sicistan'da kadılık yapan oğlu Abdullah'a şöyle yazmıştır: "İki kişi arasında, öfkeli olduğun zaman hüküm verme. Zira, ben Resulullah (sav)'tn şöyle söylediğini işittim: "Kimse, öfkeli iken iki kişi arasında hüküm vermesin." |Buhari, Ahkam 13; Müslim, Akdiye 16, (1717); Tirmizi, Ahkam 7, (1334); Ebu Davud, Akdiye 9, (3589); Nesai, Kudat 17, (8, 337, 238)|4893
KAZA (DAVA) VE HÜKÜM BÖLÜMÜ|Kadılık Adabı|ebu davud|Avf İbnu Malik|Resulullah (sav) iki kişi arasında bir hükümde bulunmuştu. Hasımlar ayrıldıkları vakit, aleyhine hükmedilen kimse: "Hasbiyallahu ve ni'mel-vekil (Allah bana yeterlidir, O ne iyi vekildir)!" dedi. (Bu sözü işiten) Aleyhissalatu vesselam: "Allah Teala Hazretleri aczi levmediyor (kötülüyor). Fakat sana akıllılık düşer. Ama bir şey sana galebe çalacak olursa o zaman "hasbiyallahu ve ni'mel-vekil" de!" buyurdular. |Ebu Davud, Akdiye 28, (3624)|4894
KAZA (DAVA) VE HÜKÜM BÖLÜMÜ|Kadılık Adabı|buhari||Hz. Ömer, Hz. Ali ve diğer bir kısım Ashab (ra) demişlerdir ki: "Kadı ve hakim mescidde hüküm verebilir. Şayet bir haddle ilgili hüküm vermişlerse, bunun icrası mescidin dışında yapılır." |Buhari, bab başlığı olarak kaydetmiştir, Ahkam 19|4895
KAZA (DAVA) VE HÜKÜM BÖLÜMÜ|Hükmün Keyfiyeti|ebu davudtirmizi|Muaz|Haris İbnu Amr İbni Ahi'l-Muğire İbni Şu'be, Muaz (ra)'dan naklen anlatıyor: "Resulullah (sav) Muaz'ı Yemen'e gönderdiği zaman kendisine sorar: "Sana bir dava geldiği vakit nasıl hükmedeceksin?" "Allah'ın kitabıyla hükmedeceğim" der Muaz. "(Meseleyi Kitabullah'ta) bulamazsan?" "Resulullah'ın sünnetiyle hükmedeceğim!" "Ne Kitabullah'ta ve ne de Resulullah'ın sünnetinde bulamazsan?" "Kendi re'yimle ictihad edeceğim, (hüküm vermekten) geri durmayacağım." Hz. Muaz der ki: "Bu cevabım üzerine Resulullah (sav) (memnun kaldı), göğsüme eliyle vurup: "Allah'ın elçisinin elçisini, Allah'ın elçisini memnun edecek usulde muvaffak kılan Allah'a hamdolsun!" buyurdular." |Ebu Davud, Akdiye 11, (3592, 3593); Tirmizi, Ahkam 3, (1327,1328)|4896
KAZA (DAVA) VE HÜKÜM BÖLÜMÜ|Hükmün Keyfiyeti|muvattaebu davudtirmizinesai|Ümmü Seleme|Resulullah (sav), odasının kapısında bir münakaşa işitmişti. Yanlarına çıkıp: "Ben bir beşerim. Bana ihtilaflılar gelir. Bunlardan biri, diğerine nazaran daha belagatlı (ikna edici) olur. Ben de onun doğru söylediğini zanneder, lehine hükmederim. Ancak kime bir Müslümanın hakkını vermiş isem, bunun ateşten bir parça olduğunu bilsin. O ateşi ister yüklensin, ister terketsin (kendisi bilir)" buyurdular. |Muvatta, Akdiye 1, (2, 719); Ebu Davud, Akdiye 7, (3583, 3584); Tirmizi, Ahkam 11, (1339); Nesai, Kudat 13, (8, 233)|4897
KAZA (DAVA) VE HÜKÜM BÖLÜMÜ|Hükmün Keyfiyeti|buharimüslim|Ümmü Seleme|Sahiheyn'in bir rivayetinde hadis şöyledir: "Ben de sizin gibi bir insanım. Siz davalarınızın halli için bana geliyorsunuz. Bazınızın hüccet yönüyle, diğer bazısından daha ikna edici olması, böylece benim, işittiğime dayanarak onun lehine hükmetmem mümkündür. Kimin lehine, kardeşinin hakkından bir şey hükmetmişsem (bilsin ki), onun için cehennemden bir ateş parçası kesmiş oluyorum." |Buhari, Şehadat 27, Mezalim 16, Hiyel 9, Ahkam 20, 29, 31; Müslim, Akdiye 5, (1713)|4898
KAZA (DAVA) VE HÜKÜM BÖLÜMÜ|Hükmün Keyfiyeti|ebu davudnesai|Eş'as İbnu Kays|Anlattığına göre, Humus'tan bir köleyi Abdullah'tan yirmi bin (dirhem)e satın almış ve Abdullah kölenin bedelini almak üzere kenisine bir adam göndermiştir. Adam gelince: Eş'as: "Ben onu on bine satın aldım" dedi. Abdullah da: "Öyleyse seninle benim arama (hakem olacak) bir kimse tayin et!" dedi. Eş'as: "Benimle kendi aranda sen hakem ol!" dedi. Bunun üzerine Abdullah: Ben Resulullah (sav)'ın: "Alış-veriş yapan iki kişi ihtilafa düşerlerse ve aralarında da delil yoksa, mal sahibinin söylediği esas alınır veya (alış-verişi) terkederler" dediğini işittim" dedi. [Nesai'de sadece müsned (Resulullah'a ait) kısım kaydedilmiştir.] |Ebu Davud, Büyu 74, (3511); Nesai, Büyu 82, (7, 302, 303)|4899
KAZA (DAVA) VE HÜKÜM BÖLÜMÜ|Davalar Ve Beyyineler|tirmizi|İbnu Amr İbni'l-As|Resulullah (sav) bana dedi ki: "Beyyine davacı üzerine, yemin de davalı uzerine düşer." |Tirmizi, Ahkam 12, (1341)|4900
KAZA (DAVA) VE HÜKÜM BÖLÜMÜ|Davalar Ve Beyyineler|buharimüslimebu davudtirmizinesai|İbnu Abbas|İki kadın bir odada deri dikiyorlardı. Bunlardan biri avucuna biz batırılmış olarak dışarı çıktı. Bunu diğerinin yaptığını iddia etti. Dava İbnu Abbas (ra)'a götürüldü, İbnu Abbas dedi ki: "Resulullah (sav) şöyle buyurmuşlardı: "Eğer insanlara sırf iddialarıyla (delil olmadan) talep ettikleri verilseydi, insanlar başkalarının kan ve mallarını istemeye kalkarlardı. Ancak iddia sahibine beyyine gerekmektedir. İddiayı inkar edene de yemin gerekmektedir. (Bu kadına) Allah'ı (yalan yere yemin etmenin günahını) hatırlatın. Ona şu ayeti okuyun: "Allah'ın ahdini ve yeminlerini az bir pahaya değişenler, işte bunlar için ahirette hiçbir nasib yoktur" (Al-i İmran 77). Kadına bu hatırlatıldı. Bunun üzerine kadın suçunu itiraf etti. |Buhari, Tefsir, Al-i İmran 3, Rükun 6; Müslim, Akdiye 2, (1711); Ebu Davud, Akdiye 23, (3619); Tirmizi, Ahkam 13, (1343); Nesai, Kudat 35, (8, 248)|4901
KAZA (DAVA) VE HÜKÜM BÖLÜMÜ|Davalar Ve Beyyineler|müslimebu davud|İbnu Abbas|Resulullah (sav) (iddia sahibi iki şahid bulamazsa) bir yemin ve bir şahid(in yeterli olacağın)a hükmetmiştir." |Müslim, Akdiye 3, (1712); Ebu Davud, Akdiye 21, (3608)|4902
KAZA (DAVA) VE HÜKÜM BÖLÜMÜ|Davalar Ve Beyyineler|buhari|Abdullah İbnu Ubeydillah İbni Ebi Müleyke|Beni Süheyb (ra), Mervan nezdinde, iki ev ve bir odanın kendilerine ait olduğunu, bunları (babaları) Süheyb'e Resulullah (sav)'ın verdiğini iddia ettiler. Mervan: "Söylediğiniz şeye şahidiniz var mı?" dedi. Onlar: "İbnu Ömer!" dediler. Mervan İbnu Ömer'i çağırdı. O, Resulullah (sav)'ın Süheyb (ra)'e iki ev ve bir oda verdiğini söyledi. Mervan sadece onun şehadetiyle onlar lehine hükmetti. |Buhari, Hibe 30|4903
KAZA (DAVA) VE HÜKÜM BÖLÜMÜ|Davalar Ve Beyyineler|ebu davudnesai|Ebu Musa|Resulullah (sav) zamanında iki kişi bir deve hakkında iddiada bulundular. Her biri, iki tane şahid getirdi. Bunun üzerine (sav) deveyi ikiye bölerek aralarında taksim etti." |Ebu Davud, Akdiye 22, (3613, 3614, 3615); Nesai, Kudat 34, (8, 248)|4904
KAZA (DAVA) VE HÜKÜM BÖLÜMÜ|Davalar Ve Beyyineler|buhariebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) (bir mal hususunda ihtilaf eden, fakat beyyineleri olmayan) bir kavme yemin teklif etti. (İki taraf da) birden yemin etmeye koştu. Bunun üzerine (önce) yemin (edecek tarafın tesbiti için) kur'a çekilmesini emretti." |Buhari, Şehadat 24; Ebu Davud, Akdiye 22, (3616, 3617, 3618)|4905
KAZA (DAVA) VE HÜKÜM BÖLÜMÜ|Davalar Ve Beyyineler|muvatta|Ebu Gatafan İbnu Tarif el Mürri|Zeyd İbnu Sabit ve İbnu Muti aralarındaki bir ev sebebiyle (Medine valisi) Mervan'a dava açtılar. Mervan, minberde yemin etmesi şartıyla, evin Zeyd İbnu Sabit'e ait olduğuna hükmetti. Zeyd: "Ben onun için şu yerimde yemin ederim!" dedi. Mervan da: "Hayır! Hukukun kesinleştiği yerde yemin edeceksin!" dedi. Bunun üzerine Zeyd "Hakkım haktır" diye yemin etmeye başladı ve minberde yemin etmekten imtina etti. Mervan bu duruma hayret etti. |Muvatta, Akdiye 12, (2,728)|4906
KAZA (DAVA) VE HÜKÜM BÖLÜMÜ|Davalar Ve Beyyineler|ebu davud|İbnu Abbas|Resulullah (sav), yemin teklif ettiği bir adama: "Kendinden başka ilah bulunmayan Allah'ın adıyla, o kimsenin yani dava sahibinin senin yanında malı olmadığına yemin et!" buyurdu. |Ebu Davud, Akdiye 24, (3620)|4907
KAZA (DAVA) VE HÜKÜM BÖLÜMÜ|Adalet Ve Şehadet|ebu davudİbnu macetirmizi|Amr İbnu Şuayb (an ebihi an ceddihi)|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Hain erkek ve haine kadının, zani erkek ve zaniye kadının, kardeşine kin taşıyan kimsenin şehadeti caiz değildir." [Tirmizi'de Hz. Aişe'den yapılan bir rivayette, haine kelimesinden sonra şu ziyade vardır: "Hadd-i hazfla celde tatbik edilenin, şehadette (yalanı) tecrübe edilmiş olanın, ev halkına hizmet edenin, kendisini nisbet ettiği mevla ve akrabaları hususlarında müttehem olan (gerçek nesebini, gizleyen)in."] |Ebu Davud, Akdiye 16, (3600, 3601); İbnu Mace, Ahkam 30, (2366); Tirmizi, Şehadet 1, (2299)|4908
KAZA (DAVA) VE HÜKÜM BÖLÜMÜ|Adalet Ve Şehadet|ebu davudibnu mace|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bedevinin, köylü aleyhindeki şehadeti caiz değildir." |Ebu Davud, Akdiye 17, (3602); İbnu Mace, Ahkam 30, (2367)|4909
KAZA (DAVA) VE HÜKÜM BÖLÜMÜ|Adalet Ve Şehadet|tirmiziebu davudibnu mace|Eymen İbnu Hureym İbni Fatih|Resulullah (sav): "Yalan şehadet Allah'a şirkle bir tutulmuştur!" buyurdular ve şu ayeti okudular. (Mealen): "...Putlara tapmak gibi bir pislikten ve yalan sözden de kaçının." (Hacc 30). |Tirmizi, Şehadet 3, (2300, 2301); Ebu Davud, Akdiye 15, (3599); İbnu Mace, Ahkam 32, (2372)|4910
KAZA (DAVA) VE HÜKÜM BÖLÜMÜ|Adalet Ve Şehadet|müslimmuvattaebu davudtirmizi|Zeyd İbnu Halid|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Size şahidlerin en hayırlısını haber vermeyeyim mi: O kendisine taleb edilmezden önce şehadet etmeye gelendir." |Müslim, Akdiye 19, (1719); Muvatta, Akdiye 3, (2, 720); Ebu Davud, Akdiye 13, (3596); Tirmizi, Şehadat 1, (2296)|4911
KAZA (DAVA) VE HÜKÜM BÖLÜMÜ|Adalet Ve Şehadet|ebu davudnesai|Huzeyme İbnu Sabit|Resulullah (sav) bir bedeviden bir at satın almıştı. Aleyhissalatu vesselam, onu eve kadar getirivermesini ve orada parasını almasını söyledi. Bu sırada kendisi hızlı hızlı yürüdü; bedevi ise ağır ağır yürüyordu. (Aralarında epeyce bir mesafe hasıl oldu. Bu sırada) bazı kimseler bedeviye gelip at üzerinde pazarlık yapmaya başladılar. Onu Resulullah (sav)'ın satın almış olduğunu kimse bilmiyordu. Bedevi, Aleyhissalatu vesselam'a seslenip: "Şu atı alacaksan al, değilse sattım!" dedi. Resulullah (sav) bedevinin bu sözünü işitince adama yönelip; "Ben onu zaten senden satın aldım ya!" buyurdular. Ama bedevi: "(Bu ne demek?) Vallahi ben onu sana satmadım!" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Bilakis! Ben onu senden aldım" dedi. Bunun üzerine bedevi: "Bir şahit getir!" demeye başladı. Hemen Huzeyme alınıp: "Ben şehadet ederim, siz onu satın aldınız!" dedi. Aleyhissalatu vesselam, Huzeyme'ye gelerek: "Ne ile şehadet ediyorsun?" diye sordu. Huzeyme: "Sana olan tasdikim ile, Ey Allah'ın Resulü!" dedi. bunun üzerine (sav) Huzeyme'nin şehadetini iki kişinin şehadeti yerine koydu. [Rezin şu ziyadeyi ilave etti: "Bedevi: "Bu, Resulullah mı?" dedi. Ebu Hüreyre kendisine: "Peygamberini tanımaman cahillik olarak sana yeter, Allah Teala Hazretleri doğru söyledi: "Bedeviler küfür ve nifak yönünden daha şiddetli ve Allah'ın Resulü'ne indirdiği emir ve yasakları bilmemeye daha müsaitdirler" (Tevbe 97). Bedevi bunun üzerine atı sattığını itiraf etti."] |Ebu Davud, Akdiye 20, (3607); Nesai, Büyu 91, (7, 302)|4912
KAZA (DAVA) VE HÜKÜM BÖLÜMÜ|Adalet Ve Şehadet|buhari|İbnu Abbas|Şöyle hitab etmiştir: "Ey Müslümanlar! Peygamberiniz (sav)'e indirilen kitap, Allah'ın en yeni kitabı ve içine hiçbir şey karışmamış olduğu halde, onu okuyup durduğunuz halde, nasıl olur da Ehl-i Kitab'a (şeri) birşey sormaktasınız? Halbuki Allah Teala Hazretleri, Ehl-i Kitab'ın Allah'ın kitabını değiştirip elleriyle yeni bir kitap yazdıklarını, sonra da az bir menfaati satın almak için: "Bu, Allah katındandır" dediklerini haber vermektedir. Bilesiniz, size gelen ilim, onlara soru sormanızı men etmektedir. Hayır! Vallahi onlardan bir kişinin bile sizen inen kitaptan sizlere bir şey sorduğunu görmüyoruz." |Buhari, İ'tisam 25, Şehadat 29, Tevhid 42|4913
KAZA (DAVA) VE HÜKÜM BÖLÜMÜ|Adalet Ve Şehadet|ebu davud|Şa'bi|Müslümanlardan birine, Dakuka'da ölüm geldi. Vasiyetine şahidlik edecek hiçbir Müslüman bulamadı. Bunun üzerine Ehl-i Kitap'tan iki kişiyi vasiyetine şahid kıldı. Bunlar Kufe'ye geldiler. Ebu Musa el-Eş'ari'yi bulup durumu haber verdiler. Bunlar ölenin tereke ve vasiyetini beraberlerinde getirmişlerdi. Ebu Musa (ra) onlara: "Bu hadise, Resulullah (sav) devrinden sonra hiç görülmeyen bir hadisedir" dedi. İkindi namazından sonra onlara, ihanet etmedikleri, yalan söylemedikleri, vasiyeti tebdil etmedikleri, gizlemedikleri, değiştirmedikleri, söylediklerinin o adamın vasiyeti, getirdiklerinin de terikesi olduğuna dair yemin ettirdi. Sonra şehadetlerini(n gereğini yerine getirip) uygulamaya koydu. |Ebu Davud, Akdiye 19, (3605)|4914
KAZA (DAVA) VE HÜKÜM BÖLÜMÜ|Hapis Ve Takip|ebu davudtirmizinesai|Behz İbnu Hakim an ceddihi|Resulullah (sav) bir adamı bir töhmet sebebiyle hapsetti, sonra da serbest bıraktı. |Ebu Davud, Akdiye 29, (3630); Tirmizi, Diyat 21, (1417); Nesai, Sarık 2, (8, 67)|4915
KAZA (DAVA) VE HÜKÜM BÖLÜMÜ|Hapis Ve Takip|ebu davud|Behz İbnu Hakim an ceddihi|Kardeşi veya amcası, hutbe vermekte olan Resulullah (sav)'a doğrulup: "Komşularım (ve kavmim, ashabın tarafından) niçin tutulup hapsedildiler?" dedi. Aleyhissalatu vesselam (cevap vermeyip) yüzünü çevirdi. [Adam aynı sözü tekrar edince] ikinci sefer yüzünü çevirdi. Sonra adam (saygıyı taşan) bir şey söyledi. Bunun üzerine (aleyhissalatu vesselam): "Bunun komşularını salıverin!" buyurdu. |Ebu Davud, Akdiye 29, (3631)|4916
KAZA (DAVA) VE HÜKÜM BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Hükme Bağladığı Davalar|buharimüslimebu davudtirmizinesai|İbnu'z-Zübeyr|Ensar'dan bir erkek, hurma ağaçlarını suladıkları Harre'nin su arkı yüzünden Zübeyr (ra)'le ihtilafa düşüp Resulullah'ın huzurunda murafaa oldular. Resulullah (ihtilaflarını dinledikten sonra) Zübeyr'e: "Ey Zübeyr (önce) sen sula, suyu sonra da komşuna sal" buyurdular. Ensari bu hükme kızdı ve: "Böyle hükmetmen, o senin halaoğlun olmasındandır!" dedi. Resulullah bu söze çok kızdı, yüzü renk renk oldu ve: "Ey Zübeyr! Önce sen sula, sonra duvara ulaşıncaya kadar da suyu tut!" dedi. Zübeyr dedi ki: "Vallahi öyle zannediyorum ki şu ayet bu hadise ile ilgili olarak indi. (Mealen): "Hayır öyle değil! Rabbine and olsun ki, onlar aralarında kimi oraya kimi buraya çektikleri (kavga ettikleri) şeylerde seni hakem yapıp sonra da verdiğin hükümden yürekleri hiçbir sıkıntı duymadan tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar" (Nisa 65)." |Buhari, Şirb 6, 7, 8, Sulh 12, Tefsir, Nisa 12; Müslim, Fezail 129, (2357); Ebu Davud, Akdiye 31, (3687); Tirmizi, Ahkam 26, (1363); Nesai, Kudat 26, (8, 245)|4917
KAZA (DAVA) VE HÜKÜM BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Hükme Bağladığı Davalar|muvattaebu davudibnu mace|Sa'lebe İbnu Ebi Malik|Kureyş'ten bir adamın Benİ Kureyza'da bir payı vardı. Suyunu paylaştıkları Mehzur ve Müzeynib vadisinin suyu hususunda ihtilafa düşerek Aleyhissalatu vesselam'a müracaat ettiler. Resulullah aralarında: "Su hakkı topuklara kadardır. Üstteki alttakine bundan fazlasına mani olmaz" diye hükmetti. |Muvatta, Akdiye 28, (2, 744); Ebu Davud, Akdiye 31, (3638); İbnu Mace, Ruhun 20, (2481)|4918
KAZA (DAVA) VE HÜKÜM BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Hükme Bağladığı Davalar|muvattaebu davudibnu mace|Haram İbnu Sa'd İbnu Muhaysa|Bera İbnu Azib (ra)'e ait bir at, Ensar'dan bir zatın bahçesine girdi ve zarar meydana getirdi. Resulullah (sav), bunun üzerine: "Mal sahibinin, malını gündüzleyin; hayvan (mevaşi) sahibinin de hayvanını geceleyin muhafaza etmesine hükmetti." |Muvatta, Akdiye 37, (2, 747, 748); Ebu Davud, Büyu 92, (3569, 3670); İbnu Mace, Ahkam 13, (2332)|4919
KAZA (DAVA) VE HÜKÜM BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Hükme Bağladığı Davalar|tirmiziebu davudibnu mace|Rafi İbnu Hadic|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim başkasının tarlasına onların izni olmadan ekim yaparsa, ektiğinde hiçbir hakka sahip olamaz, ona sadece nafakası verilir." |Tirmizi, Ahkam 29, (1366); Ebu Davud, Büyu 33, (3403); İbnu Mace, Ruhun 13, (2466)|4920
KAZA (DAVA) VE HÜKÜM BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Hükme Bağladığı Davalar|ebu davud|Ebu Said|İki kişi, bir hurma ağacının harimi hususunda ihtilaf ederek Resulullah (sav)'a başvurdular. Resulullah (sav) ağacın ölçülmesini emir buyurdular. Yedi veya beş zira' olduğu tesbit edildi. Aleyhissalatu vesselam (harimin) o kadar olmasına hükmetti. |Ebu Davud, Akdiye 31, (3640)|4921
KATL BÖLÜMÜ|Katlden Nehy|buhari|Said İbnu'l-As|Said İbnu'l-As (ra) hazretleri İbnu Ömer (ra)'den naklen anlatıyor: "Resulullah (sav) buyurdular ki: "Mü'min, haram kana bulaşmadıkça dininde genişlik içindedir." Said İbnu'l-As der ki: "İbnu Ömer (ra) (Resulullah'ın sözünden sonra şunu) söylediler: "Kişi, nefsini bulaştırdığı taktirde, kurtuluşu olmayan çok ciddi amellerden biri, haksız yere haram kan dökmesidir." |Buhari, Diyat 1|4922
KATL BÖLÜMÜ|Katlden Nehy|nesai|Muaviye İbnu Ebi Süfyan|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Her günahı Allah'ın mağfiret buyurması muhtemeldir. Ancak bilerek mü'mini öldüren veya kafir olarak ölen kimse hariç..." |Nesai, Tahrim 1, (7,81)|4923
KATL BÖLÜMÜ|Katlden Nehy|nesai|Büreyde|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Mü'minin öldürülmesi, Allah katında dünyanın zevalinden daha büyük (bir hadise)dir." |Nesai, Tahrim 2, (7, 83)|4924
KATL BÖLÜMÜ|Katlden Nehy|tirmizi|Ebu'l-Hakem el-Beceli|Ebu Hüreyre ve Ebu Said (ra)'i dinledim. Resulullah (sav)'ın şöyle söylediğini müzakere ediyorlardı: "Eğer sema ve arz ehli bir mü'minin kanını (haksız yere dökmede) iştirak etselerdi, Allah her ikisini birden cehenneme atardı." |Tirmizi, Diyat 8, (1398)|4925
KATL BÖLÜMÜ|Katlden Nehy|ebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İman, ihanetle öldürmeye bağdır, mü'min ihanet suretiyle öldürülmez." |Ebu Davud, Cihad 169, (2769)|4926
KATL BÖLÜMÜ|Katlden Nehy|buharimüslimtirmizinesai|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) buyurdular ki; "Yeryüzünde haksız yere öldürülen bir insan yoktur ki katilin günahından bir misli Hz. Adem'in ilk oğluna (Kabil'e) gitmemiş olsun. Çünkü o, haksız öldürme yolunu ilk açandır." |Buhari, Diyat 2, Enbiya 1, İ'tisam 15; Müslim, Kasame 27, (1677); Tirmizi, İlm 14, (2675); Nesai, Tahrim 1, (7, 82)|4927
KATL BÖLÜMÜ|Katlden Nehy|nesai|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) buyurdular ki: "(Kıyamet günü) bir adam bir başkasının elinden tutmuş olarak gelir ve: "Ey Rabbim! Bu, beni öldürdü!" der. Aziz ve celil olan Allah da: "Onu niye öldürdün?" diye sorar. Adam: "İzzet senin için olsun diye öldürdüm!" der. Rab Teala: "İzzet benim içindir!" buyurur. Bir başka adam da bir başkasının elinden tutmuş olarak gelir ve: "Ey Rabbim! Bu, beni öldürdü!" der. Aziz ve Celil olan Allah: "Onu niye öldürdün?" diye sorar. Adam: "İzzet falancanın olsun diye öldürdüm!" der. Rab Teala: "İzzet falancanın değildir!" buyurur. Adam (öbürünün) günahıyla döner." |Nesai, Tahrim 2, (7,84)|4928
KATL BÖLÜMÜ|Katlden Nehy|buharimüslimebu davud|Mikdad İbnu'l-Esved|Anlattığına göre şöyle demiştir: "Ey Allah'ın Resulü! Ben küffardan bir adama rastlasam ve aramızda mukatele çıksa. O kılıcıyla vurup elimin birini kesip atsa. Sonra adam (sıkışıp) bana karşı bir ağaca sığınsa ve: "Allah için Müslüman oldum!" dese, bu sözünden sonra ben onu öldürebilir miyim?" Resulullah (sav): "Hayır! Sakın onu öldürme" buyurdu. Ben ısrar ettim: "Ama ey Allah'ın Resulü! O benim bir elimi kesti ve sonra Müslüman olduğunu söyledi" dedim. Resulullah (sav): "Hayır! Sakın onu öldürme, eğer öldürürsen, o adam, sen onu öldürmezden önceki senin makamındadır ve sen de, onun söylediği kelimeyi söylemezden önceki durumunda olursun!" buyurdular." |Buhari, Diyat 1, Megazi 11; Müslim, İman 165, (95); Ebu Davud, Cihad 104, (2644)|4929
KATL BÖLÜMÜ|Katlden Nehy|ebu davud|Harise İbnu Mudarrib|Resulullah (sav), Furat İbnu Hayyan'ın öldürülmesini emretti. Bu adam Ebu Süfyan'ın casusu ve aynı zamanda Ensar'dan bir zatın halifi (müttefiki) idi. Derken o, Ensar'dan müteşekkil bir halkaya uğradı ve: "Ben Müslümanım!" dedi. Bunun üzerine: "Ey Allah'ın Resulü! Furat İbnu Hayyan "Ben Müslümanım" diyor!" denildi. Resulullah (sav) da: "Sizden bir kısım erkekler var. Kendilerini (dilleriyle itiraf ettikleri) imanlarına havale ediyor (söylediklerini tasdik ediyor)uz. İşte onlardan biri de Furat İbnu Hayyan'dır" buyurdular. |Ebu Davud, Cihad 109, (2652)|4930
KATL BÖLÜMÜ|Katlin Mübah Olduğu Yerler|buharimüslimebu davudtirmizinesai|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah'tan başka ilah olmadığına ve benim de Allah'ın Resulü bulunduğuma şehadet eden kimsenin kanı, üç hal dışında helal değildir: Zina yapan dul. Cana can kısas. Dinden çıkıp cemaatten ayrılan." |Buhari, Diyat 6; Müslim, Kasame 25, (1676); Ebu Davud, Hudud 1, (4352); Tirmizi, Diyat 10, (1402); Nesai, Tahrim 5, (7, 90, 91), Kasame 5, (8, 13)|4931
KATL BÖLÜMÜ|Katlin Mübah Olduğu Yerler|nesai|Muharik|Resulullah (sav)'a bir adam gelerek: "Ey Allah'ın Resulü! Bir adam gelip malımı almaya kalkarsa (ne yapayım)?" dedi. "Ona Allah'ı hatırlat!" cevabını verdi. Adam tekrar: "Hatırlamazsa ne yapayım?)" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Etrafındaki Müslümanlardan yardım talep et!" buyurdu. Adam: "Etrafımda hiç Müslüman yoksa ne yapayım?" dedi. "Öyleyse sultandan yardım iste!" buyurdu. Adam: "Sultan benden uzaksa?" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Bir ahiret şehidi oluncaya veya malını koruyuncaya kadar malın için mücadele et!" buyurdular. |Nesai, Tahrim 21, (7,113)|4932
KATL BÖLÜMÜ|Katlin Mübah Olduğu Yerler|tirmizi|Cündüb|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sihirbaza tatbik edilecek hadd cezası kılıçla vurmaktır." |Tirmizi, Hudud 27, (1460)|4933
KATL BÖLÜMÜ|Katlin Mübah Olduğu Yerler|muvatta|Abdurrahman İbnu Sa'd İbnu Zürare|Anlattığına göre, kendisine, Resulullah (sav)'ın zevcelerinden Hz. Hafsa (ra)'nın müdebber kıldığı bir cariyesi, kendisine sihir yaptığı için, sihri sebebiyle öldürmüştür. |Muvatta, Ukul 14, (2,871)|4934
KATL BÖLÜMÜ|Kendini Öldürenin Hükmü|buharimüslimtirmizinesaiebu davud|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim kendisini dağdan atarak intihar ederse o cehennemlik olur. Orada ebedi olarak kendini dağdan atar. Kim zehir içerek intihar ederse, cehennem ateşinin içinde elinde zehir olduğu halde ebedi olarak ondan içer. Kim de kendisine demir saplayarak intihar ederse, cehennemde ebedi olarak o demiri karnına saplar." |Buhari, Tıbb 56; Müslim, İman 175, (109); Tirmizi, Tıbb 7, (2044, 2045); Nesai, Cenaiz 68, (4, 66, 67); Ebu Davud, Tıbb 11, (3872)|4935
KATL BÖLÜMÜ|Kendini Öldürenin Hükmü|buharimüslim|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) ile birlikte Hayber Gazvesi'nde hazır bulunduk. Müslüman olduğunu söyleyen bir adam için de, Efendimiz: "Bu, ateş ekimdendir!" buyurdular. Savaş başlayınca çok şiddetli şekilde savaştı ve yara aldı. Ashabtan bazısı: "Ey Allah'ın Resulü dedi, az önce ateş ehlinden dediğiniz kimse, çok şiddetli şekilde kahramanca savaşta ve de öldü!" dediler. Resulullah (sav), yine: "Cehenneme (gitmiştir)" buyurdular. Bu cevap üzerine Müslümanlardan bazıları nerdeyse şüpheye düşecekti. Askerler bu halde iken, (sav)'a: "O asker henüz ölmemiş, ancak ağır şekilde yaralanmış!" dediler. Gece olunca, adam yaraya dayanamadı. Kılıncının keskin tarafını alıp üzerine yüklendi ve intihar etti. Durum Aleyhisalatu vesselam'a haber verildi. Bunun üzerine: "Allahu ekber!" buyurdular ve devam ettiler: "Şehadet ederim ki, ben Allah'ın kulu ve Resulüyüm!" Sonra Hz. Bilal (ra)'e halk içinde şöyle ilan etmesini emrettiler: "Cennete sadece Müslüman nefisler girecek. Şurası muhakak ki, (İslam'ın lehine olan ameller kişinin imanına delil değildir), Allah bu dini, facir bir kimse ile de güçlendirir." |Buhari, Cihad 182, Megazi 38, Kader 5; Müslim, İman 173, (111)|4936
KATL BÖLÜMÜ|Kendini Öldürenin Hükmü|ebu davud|Cabir İbnu Semüre|Resulullah (sav)'a, intihar eden bir kimse haber verilmişti, "Ben üzerine namaz kılmıyorum!" buyurdular." |Ebu Davud, Cenaiz 61, (3185)|4937
KATL BÖLÜMÜ|Öldürülmesi Caiz Olan Ve Olmayan Hayvanlar|buharimüslimmuvattatirmizinesai|Aişe|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Hayvanlardan beş tanesi vardır ki bunların herbiri fasihtir (zararlıdır). Harem bölgesinde olsun, Hill (denen Harem dışı) bölgesinde olsun bunlar öldürülür: Karga, çaylak, akrep, sıçan, kelb-i akur (yırtıcılar)." [Müslim'in bir rivayetinde Hz. Aişe şöyle demiştir: "Resulullah (sav) beş fasığın hill'de ve Harem'de öldürülmesini emretti." Ebu Davud, Ebu Hüreyre (ra)'den kaydettiği bir rivayetinde, karga yerine "yılan" demiştir.] |Buhari, Bed'u'l-Halk 16, Cezau's-Sayd 7; Müslim, Hacc 66-67, (1198); Muvatta, Hacc 90, (1, 357); Tirmizi, Hacc 21, (837); Nesai, Hacc 113, (5, 208)|4938
KATL BÖLÜMÜ|Öldürülmesi Caiz Olan Ve Olmayan Hayvanlar|buharimüslimnesai|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) ile birlikte Mina'da iken, Velmürselat suresi nazil oldu. Aleyhissalatu vesselam onu okuyordu. Ben onu, kendi ağızlarından öğrendim. Mübarek ağızları henüz surenin rutubetini taşırken, üzerimize bir yılan sıçradı. Aleyhissalatu vesselam: "Öldürün şunu!" buyurdular. Hemen öldürmek üzere atıldık. Fakat yılan önce davranıp kaçtı. Aleyhissalatu vesselam: "Şerrinden korundu, tıpkı siz de onun şerrinden korunduğunuz gibi!" buyurdular. |Buhari, Cezau's-Sayd 7, Bed'ü'l-Halk 14, Tefsir, Mürselat 1; Müslim, Selam 137, (2234); Nesai, Hacc 114, (5, 208, 209)|4939
KATL BÖLÜMÜ|Öldürülmesi Caiz Olan Ve Olmayan Hayvanlar|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizi|İbnu Ömer|Resulullah (sav)'ı minber üzerinde şöyle söylerken dinledim: "Yılanları öldürün. İki çizgili ve ebteri (engerek) de öldürün. Çünkü bunlar, gözleri kapar (kör eder) ve hamilelerde düşük yaparlar." Abdullah İbnu Ömer (ra) der ki: "(Bir gün) ben öldürmek için bir yılan kovalarken, Ebu Lübabe (ra) bana: "Öldürme onu!" diye nida etti. "Resulullah (sav) yılanların öldürülmelerini emir buyurdular!" dedim. O: "Ama daha sonra ev yılanlarının öldürülmelerini yasakladı!" dedi. Bunlar (ömürleri uzun olduğu için) avamir denen ev yılanları idi. |Buhari, Bed'ül-Halk 14, Megazi 11; Müslim, Selam 128, (2233); Muvatta, İsti'zan 31, (2, 975, 976); Ebu Davud, Edeb 174, (5252, 5253, 5254, 5255); Tirmizi, Ahkam 2, (1483)|4940
KATL BÖLÜMÜ|Öldürülmesi Caiz Olan Ve Olmayan Hayvanlar|müslimmuvattaebu davudtirmizi|Ebu 'l-Müseyyeb|(Bir gün) Ebu Said (ra)'in yanına girmiştim, namaz kılıyor buldum. Onu beklemek üzere oturdum. Derken evin bir köşesinde tavanı örten hurma dalları arasında bir kıpırtı gördüm. Oraya bakınca bir yılan olduğunu gördüm. Öldürmek üzere atıldım. Ebu Said oturmam için işaret etti. Tekrar yerime oturdum. Namazdan çıkınca bana evde bir oda gösterdi ve: "Bu odayı görüyor musun?" diye sordu. Ben: "Evet!" deyince devam etti: "Onda, bizden evlenmesi yakın bir genç vardı. Resulullah (sav) ile birlikte Hendek (harbin)e gittik. Genç, gün ortasında ehline uğramak için Aleyhissalatu vesselam'dan izin istiyordu. Bir gün ondan yine izin istedi. Aleyhissalatu vesselam ona: "Silahını beraberinde al, ben Kureyza'dan sana bir zarar gelir diye korkuyorum!" buyurdular. Adam silahını aldı. Ailesine geldi. Hanımı iki kapı arasında ayakta duruyordu. Elindeki mızrağı ile, dürtmek üzere kadına eğildi. Adama kıskançlık gelmişti. Kadın ona: "Mızrağını geri çek! Hele eve gir, beni dışarı çıkaran şeyi bir gör!" dedi. Adam içeri daldı. Bir de ne görsün: Yatağın üzerine çöreklenmiş iri bir yılan! Mızrağıyla ona yöneldi ve yılana sapladı. Sonra çıkıp, süngüyü avluya dikti. Derken yılan üzerine atıldı. Bilemiyoruz, hangisi evvel öldü; yılan mı, genç mi? Resulullah (sav)'a gelip, bu durumu anlattık ve: "Dua edin, Allah ona tekrar hayat versin!" dedik. Aleyhissalatu vesselam: "Arkadaşınız için istiğfar ediverin!" buyurdular. Sonra şu açıklamada bulundular: "Medine'de Müslüman olan cinler var. Onlardan birini görürseniz, kendisine üç gün ihtarda bulunun. Eğer bundan sonra yine de görünürse onu öldürün. Çünkü o bir şeytandır." [Bazı Tirmizi nüshalarında Sayd bölümünde (17. babta) gelmiştir.] |Müslim, Selam 139, (2236); Muvatta, İsti'zan 33, (2, 976, 977); Ebu Davud, Edeb 174, (5256, 5257); Tirmizi, Ahkam 2, (1484)|4941
KATL BÖLÜMÜ|Öldürülmesi Caiz Olan Ve Olmayan Hayvanlar|tirmiziebu davud|İbnu Ebi Leyla|İbnu Ebi Leyla babasından anlatıyor: "Resulullah (sav)'a ev yılanlarından sorulmuştu. Şu cevabı verdi: "Evlerinizde onlardan birini görecek olursanız, ona: "Size Hz. Nuh'un (gemiye sokarken) aldığı söz hakkı için ve de Hz. Süleyman İbnu Davud'un sizden aldığı söz hakkı için bize zarar vermemenizi ve bize görünmemenizi taleb ediyorum" deyin. Eğer tekrar dönerlerse öldürün." |Tirmizi, Ahkam 2, (1485); Ebu Davud, Edeb 174, (5260)|4942
KATL BÖLÜMÜ|Öldürülmesi Caiz Olan Ve Olmayan Hayvanlar|ebu davudnesai|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Yılanların hepsini öldürün. Kim yılan(ın intikam alacağın)dan korkarsa, benden değildir." Bir rivayette şöyle buyrulmuştur: "Gümüş çubuk gibi olan uzun yılan hariç, bütün yılanları öldürün." |Ebu Davud, Edeb 174, (5249, 5261); Nesai, Cihad 48, (6, 51)|4943
KATL BÖLÜMÜ|Öldürülmesi Caiz Olan Ve Olmayan Hayvanlar|ebu davud|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim, yılanı (intikam) arar diye (öldürmez) bırakırsa bizden değildir. Biz onlarla harbettigimiz günden beri onlarla sulh yapmadık." |Ebu Davud, Edeb 174, (5250)|4944
KATL BÖLÜMÜ|Öldürülmesi Caiz Olan Ve Olmayan Hayvanlar|ebu davud|Abbas|Anlattığına göre: "Ey Allah'ın Resulü" demiştir, "biz zemzem kuyusunu temizlemek istiyoruz. Fakat içinde şu küçük yılanlar var." Resulullah (sav), yılanları öldürmesini emretmiştir. |Ebu Davud, Edeb 174, (5251)|4945
KATL BÖLÜMÜ|Öldürülmesi Caiz Olan Ve Olmayan Hayvanlar|buharimüslimnesai|Aişe|Resulullah (sav) keler için fuveysık (fasıkcik) dedi ama, "öldürün!" diye emrettiğini işitmedim. |Buhari, Bed'ü'l-Halk 14, Cezau's-Sayd 7; Müslim, Selam 145, (2239); Nesai, Hacc 115, (5, 209)|4946
KATL BÖLÜMÜ|Öldürülmesi Caiz Olan Ve Olmayan Hayvanlar|müslimebu davud|Sa'd İbnu Ebi Vakkas|Resulullah (sav) kelerin öldürülmesini emretti ve onu füveysika diye isimlendirdi. |Müslim, Selam 144, (2238); Ebu Davud, Edeb 176, (5262)|4947
KATL BÖLÜMÜ|Öldürülmesi Caiz Olan Ve Olmayan Hayvanlar|müslimebu davudtirmizi|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim keleri ilk darbede öldürürse ona yüz sevap yazılır. İkinci vuruşta öldürürse daha az kazanır. Üçüncü vuruşta ise bundan da az sevap kazanır." [Metin Müslim'den alınmadır.] [Bazı Tirmizi tertibinde Sayd bölümünde 13. babta.] |Müslim, Selam 147 (2240); Ebu Davud, Edeb 175, (5263, 5264); Tirmizi, Ahkam 1, (1482)|4948
KATL BÖLÜMÜ|Öldürülmesi Caiz Olan Ve Olmayan Hayvanlar|buharimüslimmuvattatirmizinesai|İbnu Ömer|Resulullah (sav) av veya koyun veya çoban köpeği hariç diğer bütün köpeklerin öldürülmesini emretti." İbnu Ömer (ra)'e: "Ebu Hüreyre, "Veya ekin köpeğini de diyor!" denilmişti, bunun üzerine: "Onun ekini var da ondan!" cevabını verdi ve ilave etti: "Biz Medine ve civarına gider, tek köpek bırakmaz, hepsini öldürürdük. Hatta biz, çölden gelmiş kadına refakat eden arkadaş köpeği bile öldürdük." |Buhari, Bed'ü'l-Halk 14; Müslim, Musakat 45, (1570); Muvatta, İsti'zan 14, (2, 969); Tirmizi, Sayd 4, (1488); Nesai, Sayd 9, (7,184)|4949
KATL BÖLÜMÜ|Öldürülmesi Caiz Olan Ve Olmayan Hayvanlar|rezin|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Köpek besleyen bir aile yoktur ki, her gün rızıklarından iki kırat eksilmemiş olsun. Bundan av veya bekçi veya koyun köpeği hariç (bunları besleyenlerin rızkında eksilme olmaz)." [Bunu Rezin tahriç etti.] |Rezin|4950
KATL BÖLÜMÜ|Öldürülmesi Caiz Olan Ve Olmayan Hayvanlar|ebu davud|İbnu Abbas|Resulullah (sav) dört hayvanın öldürülmesini yasakladı: "Karınca, an, hüdhüd, surad (sarı ve yeşil renkli ağaçkakan kuşu)." |Ebu Davud, Edeb 176, (5267)|4951
KISAS BÖLÜMÜ|Ammden Katletme|ebu davudtirmizi|Ebu Şüreyh|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim haksız yere, amden (bile bile) öldürülürse velisi şu üç şeyden birini tercihte muhayyerdir: Ya kısas ister. Ya affeder. Yahut diyet alır. Eğer dördüncü bir şey istemeye kalkarsa dinden tutun (mani olun)!" Sonra Resulullah (sav), şu ayeti tilavet buyurdu. (Mealen): "Kim bundan sonra tecavüz ederse ona elim bir azab vardır" (Bakara 179). |Ebu Davud, Diyat 3, (4496), 4, (4504); Tirmizi, Diyat 13, (1406)|4952
KISAS BÖLÜMÜ|Ammden Katletme|rezin|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim mü'min bir kimseyi (amden) öldürürse, katil bu sebeple kısas olunur. Kim bu kısasa mani olursa Allah'ın lanet ve gadabı onun üzerine olsun. Allah onun ne farz ve ne nafile hiçbir hayrını kabul etmez." [Rezin tahric etmiştir. Bu manada rivayet Sünenler'in bir kısmında gelmiştir. Ebu Davud, Diyat 17, (4539, 4540, 4541); Nesai, Kasame 29, (8, 40).] |Rezin|4953
KISAS BÖLÜMÜ|Ammden Katletme|ebu davudnesai|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim, aralarında taş atışması veya kamçı veya sopa darbı gibi durumlarda mübhem şekilde öldürülürse (bunun hükmü) hataen öldürme hükmüne tabidir, diyeti de hata diyetidir. Kim bu diyetin yerine getirilmesine mani olursa Allah'ın lanet ve gadabı üzerine olsun. Onun hiçbir farz ve nafile hayrı kabul edilmeyecektir." |Ebu Davud, Diyat 17, (4539, 4540), 28, (4591); Nesai, Kasame 29, (8, 40)|4954
KISAS BÖLÜMÜ|Ammden Katletme|müslimebu davudnesai|Vail İbnu Hucr|Resulullah (sav)'a bir adam geldi, bir başkasını kayışla bağlamış getiriyordu. "Ey Allah'ın Resulü! Bu, kardeşimi öldürdü!" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Doğru mu, kardeşini mi öldürdün?" diye sordu. Getiren adam: "Şayet itiraf etmezse, aleyhine beyyine getirebilirim!" dedi. Öbürü: "Evet kardeşim öldürdüm!" diye itiraf etti. Aleyhissalatu vesselam: "Nasıl öldürdün?" diye sordu. Adam açıkladı: "O ve ben bir ağaçtan yaprak çırpıyorduk, bana küfredip beni kızdırdı, ben de baltayla başına vurup öldürdüm." [Ebu Davud, şu ziyadede bulundu: "Ben onu öldürmeyi düşünmemiştim."] Resulullah (sav): "Kendinden ödeyeceğin bir şeyin var mı?" diye sordu. Adam: "Benim şu elbise ve baltamdan başka bir şeyim yok!" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Ne dersin, kavmin seni satın alır mı (fidyeni öder mi)?" buyurdu. Adam: "Ben kavmim nazarında o kadar kıymetli değilim ki!" dedi. Bunun üzerine (aleyhissalatu vesselam) kayıştan ipi getiren adama attı ve "Al adamını!" buyurdu. Adam onu alıp oradan ayrıldı. Onlar dönünce Aleyhissalatu vesselam: "Eğer onu öldürürse, o da onun mislidir" buyurdular. Adam geri gelip: "Ey Allah'ın Resulü! "Eğer onu öldürürse o da onun mislidir" dediğiniz bana ulaştı. Oysa ben onu sizin emriniz üzerine aldım" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Sen onun hem kendi günahı ve hem de (öldürdüğü) arkadaşının günahıyla dönmesini istemiyor musun?" buyurdu. Adam: "Evet ey Allah'ın Resulü!" deyince Aleyhissalatu vesselam: "Bu iş böyledir!" buyurdu. Bunun üzerine adam kayışı atıp, adamı serbest bıraktı." |Müslim, Kasame 32, (1680); Ebu Davud, Diyat 3, (4999, 4500, 4501); Nesai, Kasame 5, (8,13-18)|4955
KISAS BÖLÜMÜ|Ammden Katletme|tirmiziebu davudnesai|Ebu Hüreyre|Resulullah (sav) zamanında bir adam bir adamı öldürmüştü. Hadise Aleyhissalatu vesselam'a geldi. (Meseleyi tahkikten sonra) katili, maktulün velisine teslim etti. Katil: "Ey Allah'ın Resulü! Ben onu öldürmeyi kasdetmemiştim (kazaen öldürdüm)! " dedi. Aleyhissalatu vesselam veliye: "Eğer bu sözünde sadık ise ve doğruyu söylüyorsa, bu durumda onu öldürdüğün takdirde ateşe gidersin!" buyurdu. Bunun üzerine veli, adamı salıverdi. Adam bir kayışla bağlı idi, kayışım sürüyerek uzaklaştı. Bundan sonra kendisine zu'n-nis'a (kayışlı) adı takıldı." |Tirmizi, Diyat 13, (1407); Ebu Davud, Diyat 3, (4493); Nesai, Kasame 5, (8,13)|4956
KISAS BÖLÜMÜ|Ammden Katletme|tirmizi|Süraka İbnu Malik|Resulullah (sav)'ın, oğlu sebebiyle babaya kısas uyguladığına, fakat oğluna, babası sebebiyle, kısas uygulamadığına şahid oldum. |Tirmizi, Diyat 9,(1399)|4957
KISAS BÖLÜMÜ|Ammden Katletme|ebu davudnesai|Ebu Rimse|Babamla birlikte Resulullah (sav)'a gittik. Resulullah (sav) babama: "Bu, oğlun mu?" diye sordu. Babam: "Ka'be'nin Rabbine yemin olsun oğlum!" dedi. Resulullah tekrar: "Hakikaten mı?" buyurdular. Babam: "Şehadet ederim oğlumdur!" deyince, Resulullah (sav), babamın yemini ve benim babama benzerliğimin fazlalığı sebebiyle tebessüm buyurdular ve sonra: "Bilesin! O senin cinayetinle sorumlu tutulamaz. Sen de onun cinayetinden sorumlu olmazsın" buyurdular ve şu ayeti tilavet ettiler. (Mealen): "Hiçbir günahkar, başkasının günahını yüklenmez" (Enam 164). |Ebu Davud, Diyat 2, (4496); Nesai, Kasame 39, (8, 53)|4958
KISAS BÖLÜMÜ|Ammden Katletme|buharimuvatta|İbnu Ömer|Bir oğlan, hile (suikast) suretiyle öldürülmüştü. Hz. Ömer (ra): "Bunun öldürülmesine San'a ahalisi iştirak etmiş olsaydı, bu tek kişi yüzünden bütün San'a ahalisini öldürürdüm!" dedi. |Buhari, Diyat 21; Muvatta, Ukul 13, (2, 871)|4959
KISAS BÖLÜMÜ|Ammden Katletme|buharimuvatta|İbnu Ömer|Bir başka rivayet: "Dört kişi bir çocuğu öldürmüştü, Hz. Ömer dedi ki..." diye başlar, yukandaki gibi devam eder. |Buhari, Diyat 21; Muvatta, Ukul 13, (2, 871)|4960
KISAS BÖLÜMÜ|Ammden Katletme|muvatta||İmam Malik anlatıyor: Hz. Ömer (ra), tek bir kişi için beş veya yedi kişiyi öldürttü. Bunlar hile ile birini öldürmüşlerdi. Hz. Ömer talimatında şunu da ilave etmişti: "Bu tek kişinin öldürülmesine bütün San'a halkı katılmış olsaydı, hepsinin öldürülmesine hükmederdim." |Muvatta, Ukul 13, (2,871)|4961
KISAS BÖLÜMÜ|Ammden Katletme|ebu davudtirmizinesai|Semüre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim kölesini öldürürse, biz de onu öldürürüz. Kim de kölesini (burnunu, kulağını keserek) sakatlarsa, biz de onun (burnunu, kulağını keserek) sakatlarız." [Nesai'nin rivayetinde şu ziyade var: "Kim kölesini iğdiş ederse, biz de onu iğdiş ederiz."] |Ebu Davud, Diyat 7, (4515 , 4516, 4517, 4518); Tirmizi, Diyat 18, (1414); Nesai, Kasame 9, (8, 21)|4962
KISAS BÖLÜMÜ|Ammden Katletme|buharitirmizinesai|Ebu Cuheyfe|Hz. Ali (ra)'ye: "Ey mü'minlerin emiri! Yanınızda, Kur'an'da bulunmayan yazılı bir şey var mı?" diye sormuştum. Şöyle cevap verdi: "Hayır! Daneyi yar(ıp ondan filizi çıkar)an ve insanı yaratan Zata kasem olsun! Bildiğim şeyler, Allah'ın, Kur'an'da olanı anlamak üzere kişiye verdiği anlayış ve bir de şu sahifede bulunanlardır. "Pekiyi bu sahifede ne var?" dedim. "Diyetle ilgili ahkam), esirlerin hürriyete kavuşturulması (ile ilgili tavsiye ve teşvik), kafir mukabilinde Müslümanın öldürülmeyeceği!" cevabını verdi. |Buhari, Diyat 31, İlm 39, Cihad 171; Tirmizi, Diyat 16, (1412); Nesai, Kasame 12, (8, 23)|4963
KISAS BÖLÜMÜ|Ammden Katletme|ebu davudnesai|Kays İbnu Ubad|Ben ve el-Eşter en-Nehai, Hz. Ali (ra)'nin yanına gittik. Kendisine; "Resulullah (sav), bütün insanlara şamil olmayan hususi bir talimde bulundu mu?" dedik. Bize: "Hayır! Ama şu sahifede bulunanlar var!" dedi ve kılıncının kabzasından bir sahife çıkardı, içerisinde şunlar vardı: "Mü'minlerin kanı eşittir. Onlar kendilerinden başkalarına karşı tek bir el gibidirler. Onlar içlerinden en adilerinin verdiği emana uyarlar. Haberiniz olsun: Mü'min, kafir mukabilinde öldürülmez; ahd (antlaşma) sahibi de anlaşma müddeti esnasında (küfrü sebebiyle) öldürülmez. Kim bir cinayet işlerse sorumluluğu kendine aittir (başkasını ilzam etmez). Kim bir cinayet işler veya caniyi himaye ederse, Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti üzerine olsun!" |Ebu Davud, Diyat 11, (4530); Nesai, Kasame 8, (8,19)|4964
KISAS BÖLÜMÜ|Ammden Katletme|muvatta|Yahya İbnu Said|Mervan, Hz. Muaviye İbnu Ebi Süfyan (ra)'a: "Kendisine bir adamı öldürmüş olan bir deliyi getirdiklerini" yazarak hükmünü sormuştu, şu cevabı aldı: "Onu hapset, kısas yapma, çünkü deliye kısas yoktur." |Muvatta, Ukul 3, (2, 851)|4965
KISAS BÖLÜMÜ|Ammden Katletme|muvatta||İmam Malik'e ulaştığına göre, Mervan, Hz. Muaviye (ra)'ye yazarak: "Kendisine adam öldüren bir sarhoş getirildiğini" bildirir ve hükmünü sorar. Hz. Muaviye: "Onu öldür (kısas uygula)!" cevabını verir. |Muvatta, Ukul 15, (2,872)|4966
KISAS BÖLÜMÜ|Ammden Katletme|ebu davud|Ali|Bir Yahudi kadın Resulullah (sav)'a şetimde bulunuyor, hakaretler ediyordu. Bir adam onu boğarak öldürdü. Resulullah (sav) kadının kanını batıl kıldı. |Ebu Davud, Hudud 2, (4362)|4967
KISAS BÖLÜMÜ|Ammden Katletme|ebu davudnesai|İbnu Abbas|Ama, yani gözleri kör bir zat, ümmü veled olan cariyesini, Resulullah (sav)'a şetmettiği için öldürdü. Resulullah (sav) cariyenin kanını heder addetti." |Ebu Davud, Hudud 2, (4361); Nesai, Tahrim 16, (7,107,108)|4968
KISAS BÖLÜMÜ|Ammden Katletme|nesai|Sa'lebe İbnu Zehdem el-Yerbui|Ensardan bir grup insan gelip: "Ey Allah'ın Resulü! Şunlar Beni Sa'lebe İbnu Yerbu'dur. Cahiliye devrinde falan kimseyi öldürdüler!" dedi. Aleyhissalatu vesselam sesini yükselterek: "Bir kimse diğerinin cinayetinden sorumlu olmaz" buyurdular. |Nesai, Kasame 39, (8, 53)|4969
KISAS BÖLÜMÜ|Ammden Katletme|nesai|Tarık el-Muharibi|"Ey Allah'ın Resulü; Şunlar, cahiliye devrinde falancayı öldüren Beni Sa'lebe kabilesidir. Onlardan intikamımızı alıver!" dedi. Bu söz üzerine (sav), ellerini öylesine kaldırdı ki, koltuk altlarının beyazlığını gördüm. Şöyle diyordu: "Anne çocuğu adına cinayet işlemez (cinayeti kendi adınadır)!" Resulullah bu sözü iki kere tekrar ettiler. |Nesai, Kasame 39, (8, 55)|4970
KISAS BÖLÜMÜ|Ammden Katletme|muvatta|Said İbnu'l-Müseyyeb|Şam ehlinden bir kimse, hanımının yanında bir erkek yakalamıştı. Erkeği de kadını da öldürdü. Muaviye (ra), katil hakkında hüküm vermekte zorluk içinde kaldı. Meseleyi Ali İbnu Ebi Talib'e sorması için Ebu Musa (ra)'ya yazdı. Hz. Ali (ra): "Bu benim diyarımda (İrak'ta) vaki olmayan bir hadisedir, hükmünü bana sizin söylemenizi istiyorum!" dedi. Ebu Musa (ra) da: "Bu hususta sana sormam için bana Muaviye (ra) yazmışta" dedi. Hz. Ali (ra): "Ben Ebu'l-Hasan'ım! Eğer katil dört şahid getiremezse ipiyle (maktul tarafa) verilir (kısas yapılır)" buyurdu. |Muvatta, Akdiye 18, (2,737)|4971
KISAS BÖLÜMÜ|Ammden Katletme|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Enes|Bir Yahudi, gümüş takıları için bir cariyeyi taşla öldürmüştü. Cariye Resulullah (sav)'a getirildi. Henüz canını teslim etmemişti. Kadıncağıza (birkısım isimler sayılarak): "Seni falanca mı öldürdü?" diye soruldu. Başıyla: "Hayır!" diye işaret etti. "Seni falan mı öldürdü?" diye bir başka isim zikredildi. Kadıncağız yine: "Hayır!" manasında başıyla işaret etti. Üçüncü kere sordu. Bu sefer: "Evet!" dedi ve başıyla işaret etti. Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam, adamı (yakalattı, adam suçunu itiraf etti) o da iki taşla öldürdü, başını iki taş arasında ezdi." |Buhari, Diyat 7, 4, 5, 12, 13, Husumat 1, Vesaya 5; Müslim, Kasame 15, (1672); Ebu Davud, Diyat 10, (4527, 4528, 4529), 14, (4538); Tirmizi, Diyat 6, (1394); Nesai, Kasame 11, (8, 22)|4972
KISAS BÖLÜMÜ|Ammden Katletme|ebu davudnesaiibnu mace|Amr İbnu Şuayb (an ebihi an ceddihi)|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim sahte doktorluk yapar ve kendisinden tedavi olunmazsa bu kimse (sebep olacağı neticeyi) tazmin eder." |Ebu Davud, Diyat 25, (4586); Nesai, Kasame 38, (8, 52-53); İbnu Mace, Tıbb 16, (3466)|4973
KISAS BÖLÜMÜ|Ammden Katletme|ebu davud|Ebu Hüreyre|Yahudilerden bir kadın Resulullah (sav)'a zehir katılmış bir koyun hediye etti, Resulullah (sav), (bidayette) kadına dokunmadı." |Ebu Davud, Diyat 6, (4509)|4974
KISAS BÖLÜMÜ|İnsan Uzuvlarıyla İlgili Kısas|buharimüslimtirmizinesai|İmran İbnu Husayn|Bir adam bir adamın elini ısırmıştı. Eli ısırılan, öbürünün ağzından elini (hızla) çekti. Bu yüzden ısıranın iki dişi döküldü. Bunun üzerine ihtilaf edip Resulullah (sav) nezdinde dava açtılar. "Biriniz diğerinin elini erkek deve gibi ısırmaya mı kalktı? Bunun için sana diyet yok!" buyurdular. [Müslim'in bir diğer rivayetinde şu ziyade gelmiştir: "Resulullah (sav): "Bana ne emrediyorsun? Elini ağzına koymasını söyleyeyim de onu boğa gibi dişleyesin öyle mi? Ver elini de ısırsın, sonra çık!" buyurdular."] |Buhari, Diyat 18; Müslim, Kasame 19, (1673); Tirmizi, Diyat 20, (1416); Nesai, Kasame 17, (8, 28, 29)|4975
KISAS BÖLÜMÜ|İnsan Uzuvlarıyla İlgili Kısas|buharimüslimebu davudnesai|Enes İbnu Malik|Halası Rübeyyi', bir genç kızın ön dişini kırmıştı. Ondan affetmesini talep ettiler, kabul etmediler; diyet teklif ettiler, bunu da kabul etmediler. Resulullah (sav)'a gittilerse de, kız tarafı kısas talebinde direndiler. Aleyhissalatu vesselam bunun üzerine kısas emretti. Enes İbnu'n-Nadr: "Rübeyyi'in dişi kırılır mı? Hayır! Seni hak ile gönderen Zat-ı Zülcelal'e yemin olsun, onun dişi kırılmaz!" dedi. Bunun üzerine Resulullah (sav): "Ey Enes! Kısas Allah'ın kitabıdır (emridir)" buyurdular. Bunun üzerine kız tarafı razı olup, affettiler. Aleyhissalatu vesselam (Enes İbnu'n-Nadr'ı takdir ederek): "Allah'ın öyle kulları var ki, (bir iş için) Allah'a yemin etse, Allah onu boş çevirmeyip dilediğini yerine getirerek yemininde hanis kılmaz" buyurdular. |Buhari, Diyat 19, Sulh 8, Tefsir, Bakara 23, Tefsir, Maide 6; Müslim, Kasame 24, (1675); Ebu Davud, Diyat 39, (4595); Nesai, Kasame 16, (8, 27)|4976
KISAS BÖLÜMÜ|İnsan Uzuvlarıyla İlgili Kısas|ebu davudnesai|İmran İbnu Husayn|Fakirlere ait bir oğlan çocuğu, zenginlere ait bir oğlan çocuğunun kulağını kopardı. Oğlanın ailesi Aleyhissalatu vesselam'a gelip: "Ey Allah'ın Resulü! Bizler fakirleriz!" dediler. Resulullah (sav) cani tarafa bir ceza takdir etmedi. |Ebu Davud, Diyat 27, (4590); Nesai, Kasame 14, (8, 26)|4977
KISAS BÖLÜMÜ|İnsan Uzuvlarıyla İlgili Kısas|nesai|İbnu Abbas|Bir adam, cahiliye devrinde yaşamış bir atamıza sövmüştü. (Babam) Abbas (ra) ona bir tokat aşketti. Bunun üzerine adamın yakınları gelerek: "O nasıl tokat aşkettiyse mutlaka biz de ona tokat vuracağız!" dediler ve silahlarını kuşandılar. Bu durum Aleyhissalatu vesselam'a ulaştı. Hemen gelip minbere çıktı ve: "Ey insanlar! Yeryüzü ahalisinden kimin Allah katında en mükerrem olduğunu biliyorsunuz?" buyurdular. Hepsi birlikte: "Siz ey Allah'ın Resulü!" cevabım verdiler. Aleyhissalatu vesselam: "Bilesiniz! Abbas bendendir, ben de ondanım! Ölülerimize sövmeyin, aksi halde dirilerimizi üzersiniz!" buyurdular. Bunun üzerine halk gelip: "Ey Allah'ın Resulü! Senin gadabından Allah'a sığınırız, bizim için mağfiret dileyiverin!" dediler. |Nesai, Kasame 21, (8,33)|4978
KISAS BÖLÜMÜ|Kısasın Yerine Getirilmesi|ebu davudibnu mace|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Öldürme tarzında insanların en ölçülüsü, iman sahipleridir." |Ebu Davud, Cihad 120, (2666); İbnu Mace, Diyat 30, (2681, 2682)|4979
KISAS BÖLÜMÜ|Kısasın Yerine Getirilmesi|buhari|Abdullah İbnu Zeyd el-Ensari|Resulullah (sav) müsle (denen göz çıkarmak, burun, dudak, kulak kesmek, karın deşmek gibi tecavüzler)den, yağmacılıktan men etti. |Buhari, Mezalim 30, Zebaih 25|4980
KISAS BÖLÜMÜ|Kısasın Yerine Getirilmesi|nesai|Ebu Firas|Ebu Firas, Hz. Ömer (ra)'den naklediyor: "Resulullah (sav)'ı gördüm, (başkasının lehine olarak) kendi nefsine kısas uyguluyordu." |Nesai, Kasame 23, (8,34)|4981
KISAS BÖLÜMÜ|Affetme Hakkında|ebu davud|Enes|Resulullah (sav)'a, kendisine her ne zaman kısas bulunan bir dava getirildiğinde, mutlaka her seferinde affetmeyi emrediyor gördüm. |Ebu Davud, Diyat 3, (4497); Nesai, Kasame 27, (8, 37, 38)|4982
KISAS BÖLÜMÜ|Affetme Hakkında|nesai|Büreyde|Bir adam Resulullah (sav)'a bir adam getirip: "Bu adam kardeşimi öldürdü!" diye şikayette bulundu. Resulullah da: "Git sen de onu öldür, tıpkı kardeşini öldürdüğü gibi" buyurdular. Adamcağız şikayetçiye: "Allah'tan kork, beni affet! Çünkü af senin için büyük bir ücrete sebeptir. Senin için de, kardeşin için de kıyamet günü daha hayırlıdır!" dedi. Adam da onu salıverdi. Durum Resulullah (sav)'a haber verildi. Resulullah (onu çağırtıp) sordu. Adam (caninin) kendisine söylediklerini haber verdi. (Ravi devamla) der ki: "[Resulullah (sav)]: "Onu azat et! Aslında onu azat etmen, onun için, kıyamet günü onun sana yapacağından daha hayırlıydı. O gün: "Ey Rabbim diyecek, şuna sor bakalım, beni niye öldürmüştü?" |Nesai, Kasame 6, (8,18)|4983
KISAS BÖLÜMÜ|Affetme Hakkında|ebu davudnesai|Aişe|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Maktulün kısas talep eden velilerine, (katillerden) birini affederek kısastan kaçınmaları gerekir. Kadın dahi olsa, en yakın olan başlasın." |Ebu Davud, Diyat 16, (4538); Nesai, Kasame 29, (8, 39)|4984
KASAME BÖLÜMÜ|Kasame Hakkında|buharinesai|İbnu Abbas|Cahiliye devrinde görülen ilk kasame hadisesi, biz Beni Haşim içinde cereyan etmişti. Beni Haşim'den (Amr İbnu Alkame İbni'l-Muttalib İbni Abdi Menaf adında) bir erkeği, Kureyş'in bir başka koluna mensup (Hıdaş İbnu Abdillah İbni Ebi Kays el-Amiri adında) bir adam ücretle tutmuştu. (Amr) develerle birlikte (ihdasla) yola çıktı. Beni Haşim'den bir kimse ona uğradı. Bu adamın deri çuvallarının ipi kopmuştu. "Bana yardım et, ip ver de şu çuvallarıma bağlayayım, develer ürkmesin!" dedi, o da ona bir ip verdi ve onunla çuvalları bağladı. Konakladıkları vakit bir tanesi hariç bütün develer bağlandı. Onu ücretle tutan patron: "Bu deve niye bağlanmadı?" diye sordu ve efendi hizmetçiye bir sopa fırlattı. Meğerse onun eceli bu değnekte imiş. (Adam yaralanır, fakat daha ölmeden) Yemenli bir zat kendisine uğrar. Yemenliye sorar: "Sen hacc mevsiminde Mekke'de hazır bulunur musun?" Adam: "Bazan bulunurum, bazan bulunmam" der. Yaralı ona: "Benim için bir elçilik yapar mısın?" diye ilave eder. Adam: "Evet yapar (istediğinizi duyururum)" der. Yaralı: "Sen hacc mevsiminde hazır bulunduğun zaman: "Ey Kureyşliler!" diye bağır. Sana "Buyur!" ettikleri vakit: "Ey Haşimoğulları!" de!.. Onlar: "Buyur!" edince Ebu Talib'i sor. Ona: Beni falancanın bir ip sebebiyle öldürdüğünü haber ver!" der. Bunu söyledikten sonra o işçi vefat eder. Onu ücretle tutan patron, (Mekke'ye) dönünce Ebu Talib yanına gelerek (öleni) sorup: "Arkadaşımıza ne oldu?" der. O da: "Hastalandı, (tedavisi için) elimizden geleni yaptık. (Ama maalesef) öldü, defin işini de ben üzerime aldım!" diye cevap verir. Ebu Talib: "O, senin bu alakanı hak etmişti" der. Aradan bir müddet geçer. Sonra ölen ücretlinin vasiyette bulunduğu Yemenli zat hacc mevsiminde gelir ve: "Ey KureyşIiler!" diye seslenir. (Kureyşliler toplanıp): "işte biz Kureyşlileriz!" derler. Bu sefer adam: "Ey Haşimoğulları!" der. Onlar: "işte biz Beni Haşimiz!" derler. Adam bu sefer de: "Ey Ebu Talib!" der. Kendisine: "işte şu Ebu Talib'tir!" derler. Adam: "Bana falan kimse, size bir elçilik (yapmamı, bir haber) tebliğ etmemi söylemişti. O da şu: Onu falan kimse bir ip yüzünden öldürmüş" der. Bunun üzerine Ebu Talib ona gidip: "Bizden üç şeyden birini seç: istersen yüz deve öde, zira sen bizim adamımızı öldürdün. (Bu iddiamızı inkar edecek olursan), dilersen, kavminden elli kişi senin öldürmediğine dair yemin etsinler. Bunlara itiraz edecek olursan, biz de seni onun sebebiyle öldüreceğiz!" der. Adam kavmine gelip durumu haber verir. "Yemin edelim!" derler. Onlardan bir erkeğe nikahlı olup, doğum da yapmış olan Beni Haşimli bir kadın gelip: "Ey Ebu Talib! Benim şu oğlumu o elli kişiden bir adam yerine tutmam, fakat ona (yeminlerinin yaptırıldığı Ka'be rüknü ile Makam-ı İbrahim arasında) yemin ettirilmemesini talep ediyorum!" der. Ebu Talib bu kadının dilediği şekilde hareket eder. Derken onlardan bir başka adam gelir ve: "Ey Ebu Talib! Sen yüz deveye bedel elli kişinin yemin etmesini diledin. Bu durumda her adama iki deve düşüyor. Al şu iki deveyi benim hesabıma kabul et, yeminlerin yapıldığı yerde bana yemin ettirme!" der. Ebu Talib bu iki deveyi kabul eder. Kırk sekiz kişi de gelip yemin ederler. İbnu Abbas (ra) der ki: "Nefsimi kudret eliyle tutan Zat-ı Zülcelal'e yemin olsun, yeminleri üzerinden bir yıl geçmeden o kırk sekiz kişiden hiçbir kımıldayan göz kalmadı (hepsi helak oldu)." |Buhari, Menakıbu'l-Ensar 26; Nesai, Kasame 1, (8,2,4)|4985
KASAME BÖLÜMÜ|Kasame Hakkında|müslimnesai|Ebu Seleme İbnu Abdirrahman ve Süleyman İbnu Yesar|Ebu Seleme İbnu Abdirrahman ve Süleyman İbnu Yesar, Resulullah (sav)'ın bir sahabisinden naklen anlatıyor: "Resulullah (sav), kasameyi cahiliye devrindeki şekliyle takrir edip kabul etti. Hatta, Hayber Yahudileri aleyhine dava ettikleri bir ölü için Ensar'dan bir kısım insanlar arasında kasameye hükmetti." |Müslim, Kasame 8, (1670); Nesai, Kasame 2, (8, 5)|4986
KASAME BÖLÜMÜ|Kasame Hakkında|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|Sehl İbnu Ebi Hasme|Abdullah İbnu Sehl ve Muhayyısa İbnu Mes'ud Hayber'e gittiler. O günlerde Hayber'le sulh yapılmıştı. Onlar (hususi işleri için) birbirlerinden ayrıldılar. Muhayyısa, Abdullah İbnu Sehl'e rastladı; kan revan içindeydi, son nefeslerini verdi. Muhayyısa, arkadaşını orada defnetti ve Medine'ye döndü. Mes'ud'un iki oğlu Muhayyısa ve Huvayyısa, Abdurrahman İbnu Sehl ile birlikte (durumu haber vermek üzere) Resulullah (sav)'ın yanına gittiler. Yaşça hepsinin küçüğü olan Abdurrahman konuşmaya başladı. Resulullah (sav): "Büyüğü büyükle, büyüğü büyükle!" diyerek, müdahele etti. Bunun üzerine o sustu, öbürleri anlattılar. Aleyhissalatu vesselam: "Elli yemin yapıp arkadaşınızın diyetini hak etmek ister misiniz?" buyurdular. Onlar; "Nasıl yemin ederiz, ne şahid olduk, ne de gördük!" dediler. Aleyhissalatu vesselam: "Yahudiler elli yeminle sizi tebrie etsinler mi?" buyurdular. Onlar: "Biz kafir insanlann yeminine nasıl itibar ederiz?" dediler. Resulullah (sav) onların bu halleri üzerine, adamın diyetini kendi nezdinden ödedi. |Buhari, Diyat 22, Sulh 7, Cizye 12, Edeb 89, Ahkam 38; Müslim, Kasame 1, (1669); Muvatta, Kasame 1, (2, 877, 878); Ebu Davud, Diyat 8, 9, (4620, 4521, 4532); Tirmizi, Diyat 23, (1422); Nesai, Kasame 3, (8, 5-12)|4987
KASAME BÖLÜMÜ|Kasame Hakkında|nesai|Amr İbnu Şuayb an ebihi an ceddihi|Muhayyisa'nın küçük oğlu Hayber'in kapısı önünde maktul bulundu. Resulullah (sav): "Öldüren hakkında iki şahid bul, katili sana ipiyle teslim edeyim!" buyurdu. Muhayyısa: "Ey Allah'ın Resulü! Biz nereden iki şahid bulalım? Zira onların kapıları önünde katledildi" dediler. Aleyhissalatu vesselam: "Öyleyse elli kere kasame yemini edersin" buyurdular. Muhayyısa: "Ey Allah'ın Resulü dedi, ben bilmediğim bir kimse hakkında nasıl yemin ederim?" Aleyhissalatu vesselam: "Onlardan elli kasame yemini talep edersin" buyurdular. Muhayyısa: "Ey Allah'ın Resulü! Onlar Yahudidir, biz onlara nasıl yemin teklif ederiz?" dedi. Bunun üzerine ölenin diyetini Aleyhissalatu vesselam onlara (Yahudilere) hükmetti ve yarısıyla onlara yardımda bulundu. |Nesai, Kasame 4, (8,12)|4988
KASAME BÖLÜMÜ|Kasame Hakkında|ebu davud|Amr İbnu Şuayb an ebihi an ceddihi|Tarikinden anlatıldığına göre, "Resulullah (sav), Liyyetü'l-Bahre nam mevkiin kenarında yer alan Bahretu'r-Ruğa'da meskun Beni Nadr İbni Malik kabilesinden bir adamı kasame yoluyla öldür(t)dü ve: "Katil de maktul de kendilerinden!" buyurdu. |Ebu Davud, Diyat 8, (4522)|4989
MUDAREBE BÖLÜMÜ|Mudarebe Hakkında|muvatta|Zeyd İbnu Eşlem|Babasından naklen anlattığına göre, "Ömer İbnu'l-Hattab'ın iki oğlu Abdullah ve Ubeydullah (ra), Irak'a giden bir orduya katılıp sefere çıktılar. Bu seferde, Basra emiri olan Ebu Musa el-Eş'ari (ra)'ye uğradılar. Ebu Musa onlarla merhabalaşıp, kolaylık diledikten sonra: "Size faydası dokunacak bir şey yapabilmeyi ne kadar isterdim!" dedi ve az sonra hatırladı: "Evet evet! Şurada Allah'ın malından mal var. Onu Emirü'l-mü'minin (Hz. Ömer)'e göndermek istiyorum. Ben onu size karz olarak vereyim. Siz onunla Irak mallarından satın alın, sonra da Medine'de satın. Sermayeyi emiru'l-mü'minin'e ödeyin, kar da sizin olsun!" dedi. Abdullah ve Ubeydullah: "Bunu yapmak isteriz" dediler ve yaptılar. Ebu Musa, Hz. Ömer (ra)'e onlardan malı almasını yazdı. Medine'ye geldikleri vakit malı sattılar, kar ettiler. Parayı Hz. Ömer'e verdikleri zaman: "Ebu Musa, her askere size yaptığı gibi borç veriyor mu?" diye sordu. Oğulları, "Hayır!" dediler. Bunun üzerine Hz. Ömer: "Emiru'l-mü'mininin iki oğlu olduğunuz için borç vermiş. (Olmaz böyle şey!) Sermayeyi de, karı da getirin!" diye gürledi. Abdullah sükut etti. Ubeydullah ise: "Ey Emiru'l-mü'minin, bu davranış sana yakışmaz! Eğer bu sermaye noksanlaşsa veya kaybolsa idi, biz tazmin edecektik" dedi. Fakat Hz. Ömer: "Karı da getirin!" diye ısrar etti. Abdullah yine sesini çıkarmadı. Ubeydullah (önceki söylediklerini tekrar ederek) karşılık verdi. Bunun üzerine Hz. Ömer'in meclis arkadaşlarından bir adam: "Ey Emiru'l-mü'minin! Bunu mudarebe saysan!" teklifinde bulundu. Hz. Ömer de: "Evet, onu mudarebe kıldım!" deyip, sermayeyi ve karın yarısını aldı. Abdullah'la Ubeydullah da diğer yarısını aldılar. |Muvatta, Kıraz 1, (2, 687,688)|4990
MUDAREBE BÖLÜMÜ|Mudarebe Hakkında|muvatta|Ala İbnu Abdirrahman|Babası vasıtasıyla dedesi (Yakup el-Medeni)'den naklediyor: "Osman İbnu Affan kendisine, çalıştırması için, mudarebe olarak mal verdi ve kar ikisinin oldu." |Muvatta, Kıraz 2, (2,688)|4991
KISSALAR BÖLÜMÜ|Kıssalar|buhari|İbnu Abbas|Hz. İbrahim beraberinde Hz. İsmail aleyhimasselam ve onu henüz emzirmekte olan annesi olduğu halde ilerledi. Kadının yanında bir de su tulumu vardı. Hz. İbrahim, kadını Beyt'in yanında Devha denen büyük bir ağacın dibine bıraktı. Burası Mescid'in yukarı tarafında ve zemzemin tam üstünde bir nokta idi. O gün Mekke'de kimse yaşamıyordu, orada hiç su da yoktu. İşte Hz. İbrahim anne ve çocuğunu buraya koydu, yanlarına, içerisinde hurma bulunan eski bir azık dağarcığı ile su bulunan bir tuluk bıraktı. Hz. İbrahim aleyhisselam bundan sonra (emr-i İlahi ile) arkasını dönüp (Şam'a gitmek üzere) oradan uzaklaştı. İsmail'in annesi, İbrahim'in peşine düştü (ve ona Keda'da yetişti). "Ey İbrahim, bizi burada, hiçbir insanın hiçbir yoldaşın bulunmadığı bir yerde bırakıp nereye gidiyorsun?" diye seslendi. Bu sözünü birkaç kere tekrarladı. Hz. İbrahim, (emir gereği) ona dönüp bakmadı bile. Anne, tekrar (üçüncü kere) seslendi. "Böyle yapmam sana Allah mı emretti?" dedi. Hz. İbrahim bunun üzerine "Evet!" buyurdu. Kadın: "Öyleyse (Rabbimiz hafizimizdir), bizi burada perişan etmez!" dedi, sonra geri döndü. Hz. İbrahim de yoluna devam etti. Kendisini göremeyecekleri Seniyye (tepesine) gelince Beyt'e yöneldi, ellerini kaldırdı ve şu duaları yaptı: "Ey Rabbimiz! Ailemden bir kısmını, senin hürmetli Beyt'inin yanında, ekinsiz bir vadide yerleştirdim -namazlarını Beyt'inin huzurunda dosdoğru kılsınlar diye-. Ey Rabbimiz! Sen de insanlarda mü'min olanların gönüllerini onlara meylettir ve onları meyvelerle rızıklandır ki, onlar da nimetlerinin kadrini bilip şükretsinler" (İbrahim 37). İsmail'in annesi, çocuğu emziriyor, yanlarındaki sudan içiyordu. Kaptaki su bitince susadı, (sütü de kesildi), çocuğu da susadı (İsmail bu esnada iki yaşında idi). Kadıncağız (susuzluktan) kıvranıp ızdırap çeken çocuğa bakıyordu. Onu bu halde seyretmenin acısına dayanamayarak oradan kalkıp, kendisine en yakın bulduğu Safa tepesine gitti. Üzerine çıktı, birilerini görebilir miyim diye (o gün derin olan) vadiye yönelip etrafa baktı, ama kimseyi göremedi. Safa'dan indi, vadiye ulaştı, entarisinin eteğini topladı. Ciddi bir işi olan bir insanın koşusuyla koşmaya başladı. Vadiyi geçti. Merve tepesine geldi, üzerine çıktı, oradan etrafa baktı, bir kimse görmeye çalıştı. Ama kimseyi göremedi. Bu gidip-gelişi yedi kere yaptı. İşte (hacc esnasında) iki tepe arasında hacıların koşması buradan gelir. Anne, (bu sefer) Merve'ye yaklaşınca bir ses işitti. Kendi kendine: "Sus" dedi ve sese kulağını verdi. O sesi yine işitti. Bunun üzerine: "(Ey ses sahibi!) Sen sesini işittirdin, bir yardımın varsa (gecikme)!" dedi. Derken zemzemin yanında bir melek (tecelli etti). Bu Cebrail'di. Cebrail kadına seslendi: "Sen kimsin?" Kadın: "Ben Hacer'im, İbrahim'in oğlunun annesi..." "İbrahim sizi kime tevkil etti?" "Allah Teala'ya." "Her ihtiyacınızı görecek Zat'a tevkil etmiş." Ayağının ökçesi -veya kanadıyla- yeri eşeliyordu. Nihayet su çıkmaya başladı. Kadın (boşa akmaması için) suyu eliyle havuzluyordu. Bir taraftan da sudan kabına doldurdu. Su ise, kadın aldıkça dipten kaynıyordu. İbnu Abbas (ra) dedi ki: "Allah İsmail'in annesine rahmetini bol kılsın, keşke zemzemi olduğu gibi akar bıraksaydı da avuçlamasaydı. Bu takdirde (zemzem, kuyu değil) akarsu olacaktı." "Kadın sudan içti, çocuğunu da emzirdi. Melek, kadına: "Zayi ve helak oluruz diye korkmayın! Zira, Allah Teala hazretleri'nin burada bir Beyt'i olacak ve bunu da şu çocuk ve babası bina edecek. Allah Teala hazretleri o işin sahiplerini zayi etmez!" dedi. Beyt yerden yüksekti, tıpkı bir tepe gibi. Gelen seller sağını solunu aşındırmıştı. Kadın bu şekilde yaşayıp giderken, oraya Cürhüm'den bir kafile uğradı. Oraya Keda yolundan gelmişlerdi. Mekke'nin aşağısına konakladılar. Derken orada bir kuşun gelip gittiğini gördüler. "Bu kuş su üzerine dönüyor olmalı, (burada su var). Halbuki biz bu vadide su olmadığını biliyoruz!" dediler. Durumu tahkik için, yine de bir veya iki atik adam gönderdiler. Onlar suyu görünce geri dönüp haber verdiler. Cürhümlüler oraya gelip, suyun başında İsmail'in annesini buldular. "Senin yanında konaklamamıza izin verir misin?" dediler. Kadın: "Evet! Ama suda hakkınız olmadığını bilin!" dedi. Onlar da: "Pekala!" dediler. Aleyhissalatu vesselam der ki: "Ünsiyet istediği bir zamanda bu teklif İsmail'in annesine uygun geldi. Onlar da oraya indiler. Sonra geride kalan adamlarına haber saldılar. Onlar da gelip burada konakladılar. Zamanla orada çoğaldılar. Çocuk da büyüdü. Onlardan Arapça'yı öğrendi. Büyüdüğü zaman onlar tarafından en çok sevilen, hoşlanılan bir genç oldu. Buluğa erince, kendilerinden bir kadınla evlendirdiler. Bu sırada İsmail'in annesi vefat etti. Derken Hz. İbrahim aleyhisselam, İsmail'in evlenmesinden sonra oraya gelip, bıraktığı (hanımını ve oğlunu) aradı. İsmail'i bulamadı. Hanımından İsmail'i sordu. Kadın: "Rızkımızı tedarik etmek üzere (avlanmaya) gitti" dedi. Hz. İbrahim, bu sefer geçimlerini, hallerini sordu. Kadın: "Halimiz fena, darlık ve sıkıntı içindeyiz!" diyerek şikayetvari konuştu. Hz. İbrahim: "Kocan gelince, ona benden selam et ve "kapısının eşiğini değiştirmesini" söyle!" dedi. İsmail geldiği zaman, sanki bir şey sezmiş gibiydi: "Eve herhangi bir kimse geldi mi?" diye sordu: Kadın: "Evet şu şu evsafta bir ihtiyar geldi. Senden sordu, ben de haberini verdim, yaşayışımızdan sordu, ben de sıkıntı ve darlık içinde olduğumuzu söyledim" dedi. İsmail: "Sana, bir tavsiyede bulundu mu ?" dedi. Kadın: "Evet! Sana söylememi emretti ve kapının eşiğini değiştirmeni söyledi!" dedi. İsmail: "Bu babamdı. Seninle ayrılmamı bana emretmiş. Haydi artık ailene git!" dedi ve hanımını boşadı. Cürhümlülerden bir başka kadınla evlendi. Hz. İbrahim onlardan yine uzun müddet ayrı kaldı. Bilahare bir kere daha görmeye geldi. Yine İsmail'i evde bulamadı. Hanımının yanına gelip, İsmail'i sordu. Kadın: "Maişetimizi kazanmaya gitti!" dedi. Hz. İbrahim: "Haliniz nasıldır?" dedi, geçimlerinden, durumlarından sordu. Kadın: "İyiyiz, hayır üzereyiz, bolluk içindeyiz" diye Allah'a hamd ve senada bulundu. "Ne yiyorsunuz?" diye sordu. Kadın: "Et yiyoruz!" dedi. "Ne içiyorsunuz?" diye sorunca da: "Su!" dedi. Hz. İbrahim: "Allahım, et ve suyu haklarında mübarek kıl!" diye dua ediverdi." Aleyhissalatu vesselam der ki: "O gün onların hububatı yoktu. Eğer olsaydı Hz. İbrahim, hububatları için de dua ediverirdi." İbnu Abbas der ki: "Bu iki şey (et ve su) Mekke'den başka hiçbir yerde Mekke'deki kadar sıhhata muvafık düşmez (karın sancısı yaparlar). Bu, Hz. İbrahim'in duasının bir bereketi ve neticesidir). (Resulullah (sav) Hz. ibrahim'den anlatmaya devam etti:) "İbrahim (İsmail'in hanımına) dedi ki: "Kocan geldiği zaman, benden ona selam söyle ve kapısının eşiğini sabit tutmasını emret! (Çünkü eşik, evin dirliğidir)." Hz. İsmail gelince (evde babasının kokusunu buldu ve) "Yanınıza bir uğrayan oldu mu?" diye sordu. Kadın: "Evet, bize yaşlı bir adam geldi, kılık kıyafeti düzgundü! " dedi ve (ihtiyar hakkında) bir kısım övgülerden sonra: "Sana bir tavsiyede bulundu mu?" diye sordu. Kadın: "Evet sana selam ediyor, kapının eşiğini sabit tutmanı emrediyor" dedi. Hz. İsmail: "Bu babamdı. Eşik de sensin, seni tutmamı, evliliğimizin devamını emrediyor! (Sen yanımda değerli idin kıymetin şimdi daha da arttı" der ve kadın İsmail'e on erkek evlad doğurur.) Sonra, Hz. İbrahim Allah'ın dilediği bir müddet onlardan ayrı kaldı. Derken bir müddet sonra yanlarına geldi. Bu sırada Hz. İsmail zemzemin yanında Devha ağacının altında kendisine ok yapıyordu. Babasını görünce ayağa kalkıp karşılamaya koştu. Baba-oğul karşılaşınca yaptıklarını yaptılar (kucaklaştılar, el, yüz, göz öpüldü). Sonra Hz. İbrahim: "Ey İsmail! Allah Teala hazretleri bana ciddi bir iş emretti" dedi. İsmail de: "Rabbinin emrettiği şeyi yap!" dedi. Hz. İbrahim: "Bu işte sen yardım edecek misin?" diye sordu. O da: "Evet sana yardım edeceğim!" diye cevap verdi. Bunun üzerine Hz. İbrahim: "Allah Teala hazretleri bana burada bir Beyt yapmamı emretti!" diyerek atrafına nazaran yüksekçe bir tepeyi gösterdi." (İbnu Abbas) dedi ki: "İsmail'le İbrahim işte orada Kabe'nin (daha önceki) temellerini yükselttiler. Hz. İsmail taş getiriyor, Hz. İbrahim de duvarları örüyordu. Bina yükselince, Hz. İsmail, babası için (bugün Makam olarak bilinen) şu taşı getirdi. Yükselen duvarı örerken, Hz. İbrahim (iskele olarak) onun üstüne çıkıyordu. İsmail de ona (aşağıdan) taş veriyordu. Bu esnada onlar: "Ey Rabbimiz (Bu hizmetimizi) bizden kabul buyur! Sen gören ve bilensin!" diyorlardı." İbnu Abbas der ki: "Hz. İsmail ve Hz. İbrahim binayı yaparken (zaman zaman) etrafında dolaşarak: "Ey Rabbimiz (bu hizmetimizi) bizden kabul buyur! Sen işiten ve bilensin!" (Bakara 127) diye dua ediyorlardı." |Buhari, Enbiya 8|4992
KISSALAR BÖLÜMÜ|Kıssalar|müslim|Süheyb|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizden öncekiler arasında bir kral vardı. Onun bir de sihirbazı vardı. Sihirbaz yaşlanınca krala: "Ben artık yaşlandım. Bana bir oğlan çocuğu gönder ve sihir yapmayı öğreteyim!" dedi. Kral da öğretmesi için ona bir oğlan gönderdi. Oğlanın geçtiği yolda bir rahip yaşıyordu. (Bir gün giderken) rahibe uğrayıp onu dinledi, konuşması hoşuna gitti. Artık sihirbaza gittikçe, rahibe uğruyor, yanında (bir müddet) oturup onu dinliyordu. (Bir gün) delikanlıyı sihirbaz, yanına gelince dövdü. Oğlan da durumu rahibe şikayet etti. Rahip ona: "Eğer sihirbazdan (dövecek diye) korkarsan: "Ailem beni oyaladı!" de; ailenden korkacak olursan, "Beni sihirbaz oyaladı" de!" diye tenbihte bulundu. O bu halde (devam eder) iken, insanlara mani olmuş bulunan büyük bir canavara rastladı. (Kendi kendine): "Bugün bileceğim; sihirbaz mı efdal, rahip mi efdal!" diye mırıldandı. Bir taş aldı ve: "Allahım! Eğer rahibin işi, sana sihirbazın işinden daha sevimli ise, şu hayvanı öldur ve insanlar geçsinler!" deyip, taşı fırlattı ve hayvanı öldürdü. İnsanlar yollarına devam ettiler. Delikanlı rahibe gelip durumu anlattı. Rahib ona: "Evet! Bugün sen benden efdalsin (üstünsün)! Görüyorum ki, yüce bir mertebedesin. Sen imtihan geçireceksin, imtihana maruz kalınca sakın benden haber verme!" dedi. Oğlan anadan doğma körleri ve alaca hastalığına yakalananları tedavi eder, insanları başkaca hastalıklardan da kurtarırdı. Onu kralın gözleri kör olan arkadaşı işitti. Birçok hediyeler alarak yanına geldi ve: "Eğer beni tedavi edersen, şunların hepsi senindir" dedi. O da: "Ben kimseyi tedavi etmem, tedavi eden Allah'tır. Eğer Allah'a iman edersen, sana şifa vermesi için dua edeceğim. O da şifa verecek!" dedi. Adam derhal iman etti, Allah da ona şifa verdi. Adam bundan sonra kralın yanına geldi. Eskiden olduğu gibi yine yanına oturdu. Kral: "Gözünü sana kim iade etti?" diye sordu. "Rabbim!" dedi. Kral: "Senin benden başka bir rabbin mi var?" dedi. Adam: "Benim de senin de rabbimiz Allah'tır!" cevabını verdi. Kral onu yakalatıp işkence ettirdi. O kadar ki, (gözünü tedavi eden ve Allah'a iman etmesini sağlayan) oğlanın yerini de gösterdi. Oğlan da oraya getirildi. Kral ona: "Ey oğul! Senin sihrin körlerin gözünü açacak, alaca hastalığını tedavi edecek bir dereceye ulaşmış, neler neler yapıyormuşsun!" dedi. Oğlan: "Ben kimseyi tedavi etmiyorum, şifayı veren Allah'tır!" dedi. Kral onu da tevkif ettirip işkence etmeye başladı. O kadar ki, o da rahibin yerini haber verdi. Bunun üzerine rahip getirildi. Ona: "Dininden dön!" denildi. O bunda direndi. Hemen bir testere getirildi. Başının ortasına konuldu. Ortadan ikiye bölündü ve iki parçası yere düştü. Sonra oğlan getirildi. Ona da: "Dininden dön!" denildi. O da imtina etti. Kral onu da adamlarından bazılarına teslim etti. "Onu falan dağa götürün, tepesine kadar çıkarın. Zirveye ulaştığınız zaman (tekrar dininden dönmesini talep edin); dönerse ne ala, aksi takdirde dağdan aşağı atın!" dedi. Gittiler onu dağa çıkardılar. Oğlan: "Allahım, bunlara karşı, dilediğin şekilde bana kifayet et!" dedi. Bunun üzerine dağ onları salladı ve hepsi de düştüler. Oğlan yürüyerek kralın yanına geldi. Kral: "Arkadaşlarıma ne oldu?" dedi. "Allah, onlara karşı bana kifayet etti" cevabını verdi. Kral onu adamlarından bazılarına teslim etti ve: "Bunu bir gemiye götürün. Denizin ortasına kadar gidin. Dininden dönerse ne ala, değilse onu denize atın!" dedi. Söylendiği şekilde adamları onu götürdü. Oğlan orada: "Allahım, dilediğin şekilde bunlara karşı bana kifayet et!" diye dua etti. Derhal gemileri alabora olarak boğuldular. Çocuk yine yürüyerek hükümdara geldi. Kral: "Arkadaşlarıma ne oldu?" diye sordu. Oğlan: "Allah onlara karşı bana kifayet etti" dedi. Sonra krala: "Benim emrettiğimi yapmadıkça sen beni öldüremeyeceksin!" dedi. Kral: "O nedir?" diye sordu. Oğlan: "İnsanları geniş bir düzlükte toplarsın, beni bir kütüğe asarsın, sadağımdan bir ok alırsın. Sonra oku, yayın ortasına yerleştirir ve: "Oğlanın Rabbinin adıyla" dersin. Sonra oku bana atarsın, işte eğer bunu yaparsan beni öldürürsün!" dedi. Hükümdar, hemen halkı bir düzlükte topladı. Oğlanı bir kütüğe astı. Sadağından bir ok aldı. Oku yayının ortasına yerleştirdi. Sonra: "Oğlanın Rabbinin adıyla!" dedi ve oku fırlattı. Ok çocuğun şakağına isabet etti. Çocuk elini şakağına okun isabet ettiği yere koydu ve Allah'ın rahmetine kavuşup öldü. Halk: "Oğlanın Rabbine iman ettik!" dediler. Halk bu sözü üç kere tekrar etti. Sonra krala gelindi ve: "Ne emredersiniz? Vallahi korktuğunuz başınıza geldi. Halk oğlanın Rabbine iman etti!" denildi. Kral hemen yolların başlarına hendekler kazılmasını emretti. Derhal hendekler kazıldı. İçlerinde ateşler yakıldı. Kral: "Kim dininden dönmezse onu bunlara atın!" diye emir verdi. Yahut hükümdara "Sen at!" diye emir verildi. İstenen derhal yerine getirildi. Bir ara, beraberinde çocuğu olan bir kadın getirildi. Kadın oraya düşmekten çekinmişti, çocuğu: "Anneciğim sabret. Zira sen hak üzeresin!" dedi. |Müslim, Zuhd 73, (3005); Tirmizi, Tefsir, Büruc, (3337)|4993
KISSALAR BÖLÜMÜ|Kıssalar|buharimüslim|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Üç kişi dışında hiç kimse beşikte iken konuşmamıştır. Bunlar: Hz. İsa İbnu Meryem aleyhima's-selam, Cüreyc'in arkadaşı. Cüreyc, kendini ibadete vermiş abid bir kuldu. Bir manastıra çekilmiş orada ibadetle meşguldu. Derken bir gün annesi yanına geldi, o namaz kılıyordu. "Ey Cüreyc! [Yanıma gel, seninle konuşacağım! Ben annenim]" diye seslendi. Cüreyc: "Allahım! Annem ve namazım (hangisini tercih edeyim?)" diye düşündü). Namazına devama karar verdi. Annesi çağırmasını [her defasında üç kere olmak üzere] üç gün tekrarladı. (Cevap alamayınca) üçüncü çağırmanın sonunda: "Allahım, kötü kadınların yüzünü göstermedikçe canını alma!" diye bedduada bulundu. Benİ israil, aralarında Cüreyc ve onun ibadetini konuşuyorlardı. O diyarda güzelliğiyle herkesin dilinde olan zaniye bir kadın vardı. "Dilerseniz ben onu fitneye atarım" dedi. Gidip Cüreyc'e sataştı. Ancak Cüreyc ona iltifat etmedi. Kadın bir çobana gitti. Bu çoban Cüreyc'in manastırı(ın dibi)nde barınak bulmuş birisiydi. Kadın onunla zina yaptı ve hamile kaldı. Çocuğu doğurunca: "Bu çocuk Cüreyc'ten" dedi. Halk (öfkeyle) gelip Cüreyc'i manastırından çıkarıp manastırı yıktılar, [hakaretler ettiler], kendisini de dövmeye başladılar, (linç edeceklerdi). Cüreyc onlara: "Derdiniz ne?" diye sordu. "Şu fahişe ile zina yaptın ve senden bir çocuk doğurdu!" dediler. Cüreyc: "Çocuk nerede, (getirin bana?)"dedi. Halk çocuğu ona getirdi. Cüreyc: "Bırakın beni namazımı kılayım!" dedi. Bıraktılar ve namazını kıldı. Namazı bitince çocuğun yanına gitti, karnına dürttü ve: "Ey çocuk! Baban kim?" diye sordu. Çocuk: "Falanca çoban!" dedi. Bunun üzerine halk Cüreyc'e gelip onu öpüp okşadı ve: "Senin manastırını altından yapacağız!" dedi. Cüreyc ise: "Hayır! Eskiden olduğu gibi kerpiçten yapın!" dedi. Onlar da yaptılar. (Üçüncüsü): Bir zamanlar bir çocuk annesini emiyordu. Oradan şahlanmış bir at üzerinde kılık kıyafeti güzel bir adam geçti. Onu gören kadın: "Allah'ım şu oğlumu bunun gibi yap!" diye dua etti. Çocuk memeyi bırakarak adama doğru yönelip baktı ve: "Allahım beni bunun gibi yapma!" diye dua etti. Sonra tekrar memesine dönüp emmeye başladı." Ebu Hureyre der ki: "Ben Resulullah (sav)'ı, şehadet parmağını ağzına koyup emmeye başlayarak, çocuğun emişini taklid ederken görür gibiyim." (Resulullah anlatmaya devam etti): "(Sonra annenin yanından) bir kalabalık geçti. Ellerinde bir cariye vardı. Onu dövüyorlar ve: "(Seni zani seni!) Zina yaparsın, hırsızlık yaparsın ha!" diyorlardı. Cariye ise: "Allah bana yeter, o ne iyi vekildir!" diyordu. Çocuğun annesi: "Allahım çocuğumu bunun gibi yapma!" dedi. Çocuk yine emmeyi bıraktı, cariyeye baktı ve: "Allahım beni bunun gibi yap!" dedi. İşte burada anne,evlat karşılıklı konuşmaya başladılar: [Anne dedi ki: "Boğazı tıkanasıca! Kıyafeti güzel bir adam geçti. Ben: "Allahım, oğlumu bunun gibi yap" dedim. Sen: "Allahım! Beni bunun gibi yapma!" dedin. Yanımızdan cariyeyi döverek, zina ve hırsızlık yaptığını söyleyerek geçenler oldu. Ben: "Allahım, oğlumu bunun gibi yapma" dedim. Sen ise: "Allahım, beni bunun gibi yap!" dedin."] Oğlu şu cevabı verdi: "Güzel kıyafetli bir adam geçti. Sen: "Allahım, oğlumu bunun gibi yap!" dedin, ben ise: "Allahım beni bunun gibi yapma!" dedim. Yanınızdan bu cariyeyi geçirdiler. Onu hem dövüp hem de: "Zina ettin, hırsızlık ettin!" diyorlardı. Sen: "Allahım, oğlumu bunun gibi yapma! "dedin. Ben ise: "Allahım, beni bunun gibi yap!" dedim. (Sebebini açıklayayım): O atlı adam cebbar zalimin biriydi. Ben de: "Allahım beni böyle yapma!" dedim. "Zina ettin, hırsızlık yaptın!" dedikleri şu zavallı cariye ise ne zina yapmıştı, ne de çalmıştı! Ben de "Alahım beni bunun gibi yap!" dedim." [Metin Müslim'den alınmalıdır.] |Buhari, Enbiya 50, Amel fı's-Salat 7; Müslim, Birr 7, 8, (2550)|4994
KISSALAR BÖLÜMÜ|Kıssalar|buharimüslimebu davud|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizden önce yaşayanlardan üç kişi yola çıktılar. (Akşam olunca) geceleme ihtiyacı onları bir mağaraya sığındırdı ve içine girdiler. Dağdan (kayan) bir taş yuvarlanıp, mağaranın ağzını üzerlerine kapadı. Aralarında: "Bizi bu kayadan, salih amellerinizi şefaatçi kılarak Allah'a yapacağınız dualar kurtarabilir!" dediler. Bunun üzerine birincisi şöyle dedi: "Benim yaşlı, ihtiyar iki ebeveynim vardı. Ben onları çok kollar, akşam olunca onlardan önce ne ailemden ne de hayvanlarımdan hiçbirine yedirip içirmezdim. Bir gün ağaç arama işi beni uzaklara attı. Eve döndüğümde ikisi de uyumuştu. Onlar için sütlerini sağdım. Hala uyumakta idiler. Onlardan önce aileme ve hayvanlarıma yiyecek vermeyi uygun bulmadım, onları uyandırmaya da kıyamadım. Geciktiğim için çocuklar ayaklarımın arasında kıvranıyorlardı. Ben ise süt kapları elimde, onların uyanmalarını bekliyordum. Derken şafak söktü: " Ey Allahım! Bunu senin rızan için yaptığımı biliyorsan, bizim yolumuzu kapayan şu taştan bizi kurtar!" Taş bir miktar açıldı. Ama çıkacakları kadar değildi. İkinci şahıs şöyle dedi: "Ey Allahım! Benim bir amca kızım vardı. Onu herkesten çok seviyordum. Ondan kam almak istedim. Ama bana yüz vermedi. Fakat gün geldi kıtlığa uğradı, bana başvurmak zorunda kaldı. Ona, kendisini bana teslim etmesi mukabilinde yüz yirmi dinar verdim; kabul etti. Arzuma nail olacağım sırada: "Allah'ın mührünü, gayr-ı meşru olarak bozman sana haramdır!" dedi. Ben de ona temasta bulunmaktan kaçındım ve insanlar arasında en çok sevdiğim kimse olduğu halde onu bıraktım, verdiğim altınları da terkettim. Ey Allahım, eğer bunları senin ma-yı şerifin için yapmışsam, bizi bu sıkıntıdan kurtar." Kaya biraz daha açıldı. Ancak onlar çıkabilecek kadar açılmadı. Üçüncü şahıs dedi ki: "Ey Allahım, ben işçiler çalıştırıyordum. Ücretlerini de derhal veriyordum. Ancak bir tanesi [bir farak pirinçten ibaret olan] ücretini almadan gitti. Ben de onun parasını onun adına işletip kar ettirdim. Öyle ki çok malı oldu. Derken (yıllar sonra) çıkageldi ve: "Ey Abdullah! Bana olan borcunu öde!" dedi. Ben de: "Bütün şu gördüğün sığır, davar, deve, köleler senindir. Git bunları al götür!" dedim. Adam: "Ey Abdullah, benimle alay etme!" dedi. Ben tekrar: "Ben kesinlikle seninle alay etmiyorum. Git hepsini al götür!" diye tekrar ettim. Adam hepsini aldı götürdü. "Ey Allahım, eğer bunu senin rızan için yaptıysam, bize şu halden kurtuluş nasip et!" dedi. Kaya açıldı, çıkıp yollarına devam ettiler." |Buhari, Enbiya 50, Büyu 98, İcare 12, Hars 13, Edeb 5; Müslim, Zikr 100, (2743); Ebu Davud, Büyu 29, (3387)|4995
KISSALAR BÖLÜMÜ|Kıssalar|tirmizi|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizden önce yaşayanlar arasında Kifl adında biri vardı. Bildiğinden hiç şaşmazdı. İhtiyaç içinde olduğunu bildiği bir kadına gelerek, altmış dinar verdi. Kadından kam almak üzere teşebbüse geçince kadın, titredi ve ağladı. "Niye ağlıyorsun?" diye sorunca, kadın: "Bu benim hiç yapmadığım (haram) bir amel. Bu günaha beni razı eden de fakrımdır!" dedi. Adam da: "Yani sen şimdi Allah korkusuyla mı ağlıyorsun? Öyleyse, Allah'tan korkmaya ben senden daha layıkım! Haydi git, verdiğim para da senin olsun. Vallahi ben bundan böyle Allah'a hiç asi olmayacağım!" dedi. Adam o gece öldü. Sabah, kapısında şu yazılı idi: "Allah Kifl'i mağfiret etti!" Halk bu duruma şaşırdı kaldı. Allah o devrin peygamberine Kifl'in durumunu vahyen bildirinceye kadar şaşkınlık devam etti." |Tirmizi, Kıyamet 49, (2498)|4996
KISSALAR BÖLÜMÜ|Kıssalar|tirmizi|Ebu Vail|Ebu Vail, Rebia kabilesinden el-Haris İbnu Yezid el-Bekri adında bir adamdan naklen anlatıyor: "Medine'ye gelmiştim, Resulullah (sav)'ın yanına gittim. Mescid, cemaatle dolu idi. Orada dalgalanan siyah bayraklar vardı. Hz. Bilal (ra) kılıcını kuşanmış, Resulullah ()'ın yanında duruyordu. Ben: "Bu insanların derdi ne, (ne oluyor)?" diye sordum. "Resulullah (sav) Amr İbnu'l-As'ı, Rebia'ya doğru göndermek istiyor, (onun hazırlığı var)!" dediler. Ben: "Ad elçisi gibi olmaktan Allah'a sığınırım" dedim. Aleyhissalatu vesselam: "Ad elçisi de nedir?" buyurdular. Ben: "Bunu çok iyi bilen kimseye düştünüz. Ad (kavmi) kıtlığa uğrayınca Kayl'ı kendileri için su aramaya gönderdi. Kayl da, Bekr İbnu Muaviye'ye uğradı. O, buna şarap içirdi ve Mekke'de o sıralarda seslerinin ve tegannisinin güzelliğiyle meşhur Cerade isminde iki cariye de şarkılar söyledi. [Bu suretle bir ay kadar kaldıktan sonra], Mühre (İbnu Haydan kabilesinin) dağına müteveccihen oradan ayrıldı. Dedi ki: "Ey Allahım! Ben sana ne tedavi edeceğim bir hasta, ne de fidyesini ödeyeceğim bir esir için gelmedim. Sen kulunu, sulayıcı olduğun müddetçe sula. Onunla birlikte Bekr İbnu Muaviye'yi de sula. -Böylece kendisine içirdiği şarap için ona teşekür eder." Bunun üzerine onun için üç parça bulut yükseltildi. Biri kızıl, biri beyaz, biri de siyah. Ona: "Bunlardan birini seç!" denildi. O, bunlardan siyah olanını seçti. Ona: "Ad kavminden tek kişiyi bırakmayıp helak edecek bu bulutu toz duman olarak al!" denildi." Bunu söyleyince (sav): "(Onlara) sadece şu -yüzük halkası- miktarında rüzgar gönderildi" buyurdular ve arkasından şu mealdeki ayet-i kerimeyi tilavet ettiler: "Ad (kavminin helak edilmesinde) de (ibret vardır). Hani onların üzerine o kısır rüzgarı göndermiştik. Öyle bir rüzgar ki, her uğradığı şeyi (yerinde) bırakmıyor, mutlaka onu kül gibi savuruyordu" (Zariyat 41-42). |Tirmizi, Tefsir, Zariyat, (3269, 3270)|4997
KISSALAR BÖLÜMÜ|Kıssalar|buharimüslim|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Beni İsrail'den üç kişi vardı: Biri alatenli, biri kel, biri de ama. Allah bunları imtihan etmek istedi. Bu maksadla onlara (insan suretinde) bir melek gönderdi. Melek önce alatenliye geldi. Ve: "En çok neyi seversin?" dedi. Adam: "Güzel bir renk, güzel bir cild, insanları benden tiksindiren halin gitmesini!" dedi. Melek onu meshetti. Derken çirkinliği gitti, güzel bir renk, güzel bir cild sahibi oldu. Melek ona tekrar sordu: "Hangi mala kavuşmayı seversin?" "Deveye!" dedi, adam. Anında ona on aylık hamile bir deve verildi. Melek: "Allah bunları sana mübarek kılsın!" deyip (kayboldu) ve kelin yanına geldi. "En ziyade istediğin şey nedir?" dedi. Adam: "Güzel bir saç ve halkı ikrah ettiren şu halin benden gitmesi" dedi. Melek, keli elleriyle meshetti, adamın keli gitti. Kendisine güzel bir saç verildi. Melek tekrar; "En çok hangi malı seversin?" diye sordu. Adam: "Sığırı!" dedi. Hemen kendisine hamile bir inek verildi. Melek: "Allah bu sığırı sana mübarek kılsın!" diye dua etti ve amanın yanına gitti. Ona da: "En çok neyi seversin?" diye sordu. Adam: "Allah'ın bana gözümü vermesini ve insanları görmeyi!" dedi. Melek onu meshetti ve Allah da gözlerini anında iade etti. Melek ona da: "En çok hangi malı seversin?" diye sordu. Adam: "Koyun!" dedi. Derhal doğurgan bir koyun verildi. "Derken sığır ve deve yavruladılar, koyun da kuzuladı. Çok geçmeden birinin bir vadi doluşu develeri, diğerinin bir vadi doluşu sığırları, öbürünün de bir vadi dolusu koyunları oldu. Sonra melek, alatenliye, onun eski hali ve heyetine bürünmüş olarak geldi ve: "Ben fakir bir kimseyim, yola devam imkanlarım kesildi. Şu anda Allah ve senden başka bana yardım edecek kimse yok! Sana şu güzel rengi, şu güzel cildi ve şu malı veren Allah aşkına bana bir deve vermeni talep ediyorum! Ta ki onunla yoluma devam edebileyim" dedi. Adam: "(Olmaz öyle şey, onda nicelerinin) hakları var!" dedi ve yardım talebini reddetti. Melek de: "Sanki seni tanıyor gibiyim! Sen alatenli, herkesin ikrah ettiği, fakir birisi değil miydin? Allah sana (sıhhat ve mal) verdi" dedi. Ama adam: "(Çok konuştun!) Ben bu malı büyüklerimden tevarüs ettim!" diyerek onu tersledi. Melek de: "Eğer yalancı isen Allah seni eski haline çevirsin!" dedi ve onu bırakarak kel'in yanına geldi. Buna da onun eski halinde kel birisi olarak göründü. Ona da öbürüne söylediklerini söyleyerek yardım talep etti. Bu da önceki gibi talebi reddetti. Melek buna da: "Eğer yalancıysan Allah seni eski haline çevirsin!" deyip, amaya uğradı. Buna da onun eski hali heyeti üzere (yani bir ama olarak) göründü. Buna da: "Ben fakir bir adamım, yolcuyum, yola devam etme imkanı kalmadı. Bugün, evvel Allah sonra senden başka bana yardım edecek yok! Sana gözünü iade eden Allah aşkına senden bir koyun istiyorum; ta ki yolculuğuma devam edebileyim!" dedi. Ama cevaben: "Ben de ama idim. Allah gözümü iade etti, fakirdim (mal verip) zengin etti. İstediğini al, istediğini bırak! Vallahi, bugün Allah adına her ne alırsan, sana zorluk çıkarmayacağım!" dedi. Melek de: "Malın hep senin olsun! Sizler imtihan olundunuz. Senden memnun kalındı ama diğer iki arkadaşına gadap edildi" dedi (ve gözden kayboldu)." |Buhari, Enbiya 50; Müslim, Zühd 10, (2964)|4998
KISSALAR BÖLÜMÜ|Kıssalar|buhari|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) Beni İsrail'den bin dinar borç para isteyen bir kimseden bahsetti. Beni İsrail'den borç talep ettiği kimse: "Bana şahidlerini getir, onların huzurunda vereyim, şahid olsunlar!" dedi. İsteyen ise: "Şahid olarak Allah yeter!" dedi. Öbürü: "Öyleyse bana kefil getir" dedi. Berikisi "Kefil olarak Allah yeter" dedi. Öbürü: "Doğru söyledin!" dedi ve belli bir vade ile parayı ona verdi. Adam deniz yolculuğuna çıktı ve ihtiyacını gördü. Sonra borcunu vadesi içinde ödemek maksadıyla geri dönmek üzere bir gemi aradı, ama bulamadı. Bunun üzerine bir odun parçası alıp içini oydu. Bin dinarı sahibine hitabeden bir mektupla birlikte oyuğa yerleştirdi. Sonra oyuğun ağzını kapayıp düzledi. Sonra da denize getirip: "Ey Allahım, biliyorsun ki, ben falandan bin dinar borç almıştım. Benden şahid istediğinde ben: "Şahid olarak Allah yeter!" demiştim. O da şahid olarak sana razı oldu. Benden kefil isteyince de: "Kefil olarak Allah yeter!" demiştim. O da kefil olarak sana razı olmuştu. Ben ise şimdi, bir gemi bulmak için gayret ettim, ama bulamadım. Şimdi onu sana emanet ediyorum!" dedi ve odun parçasını denize attı ve odun denize gömüldü. Sonra oradan ayrılıp, kendini memleketine götürecek bir gemi aramaya başladı. Borç veren kimse de, parasını getirecek gemiyi beklemeye başladı. Gemi yoktu ama, içinde parası bulunan odun parçasını buldu. Onu ailesine odun yapmak üzere aldı. (Testere ile) parçalayınca parayı ve mektubu buldu. Bir müddet sonra borç alan kimse geldi. Bin dinarla adama uğradı ve: "Malını getirmek için aralıksız gemi aradım. Ancak beni getirenden daha önce gelen bir gemi bulamadım" dedi. Alacaklı: "Sen bana bir şeyler göndermiş miydin?" diye sordu. Öbürü: "Ben sana, daha önce bir gemi bulamadığımı söyledim" dedi. Alacaklı: "Allah Teala hazretleri, senin odun parçası içerisinde gönderdiğin parayı sana bedel ödedi. Bin dinarına kavuşmuş olarak dön" dedi." |Buhari, Kefalet 1, (muallak olarak), Büyu 10 (muallak ve mevsul olarak), İsti'zan 25 (muallak olarak)|4999
KISSALAR BÖLÜMÜ|Kıssalar|buhari|Selman|Hz. İsa ile Hz. Muhammed aleyhimessalatu vesselam arasındaki fetret altı yüz senedir. |Buhari, Menakıbu'l-Ensar 53|5000
KISSALAR BÖLÜMÜ|Kıssalar||İbnu Abbas|İranlıların peygamberi vefat ettiği zaman, İblis, onlara Mecusilik dinini yazdı." [Bu rivayet, elde mütedavil Ebu Davud nüshalarında bulunmamıştır.] ||5001
KISSALAR BÖLÜMÜ|Kıssalar|ebu davud|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Tübba' mel'un mudur bilemiyorum. Keza Uzeyr, peygamber midir onu da bilemiyorum." |Ebu Davud, Sünnet 14, (4674)|5002
KISSALAR BÖLÜMÜ|Kıssalar|buharimüslim|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Eğer Beni İsrail olmasaydı, et kokuşmazdı. Eğer Havva olmasaydı, kadınlar kocalarına hiçbir zaman ihanet etmezdi." |Buhari, Enbiya 1, 25; Müslim, Rada 63, (1470)|5003
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyamet Alametleri|buharimüslimebu davudtirmizi|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Nefsim kudret elinde olan Zat-ı Zülcelal'e yemin ederim! Meryem oğlu İsa'nın, aranıza (bu şeriatle hükmedecek) adaletli bir hakim olarak ineceği, istavrozları kırıp, hınzırları öldüreceği, cizyeyi (Ehl-i Kitap'tan) kaldıracağı vakit yakındır. O zaman, mal öylesine artar ki, kimse onu kabul etmez; tek bir secde, dünya ve içindekilerin tamamından daha hayırlı olur." Sonra Ebu Hureyre der ki: "Dilerseniz şu ayeti okuyun. (Mealen): "Kitap ehlinden hiçbir kimse yoktur ki, ölümünden önce O'nun (İsa'nın) hak peygamber olduğuna iman etmesin. Kıyamet gününde ise İsa onlar aleyhine şahitlik edecektir" (Nisa 159). |Buhari, Büyu 102, Mezalim 31, Enbiya 49; Müslim, İman 242, (155); Ebu Davud, Melahim 14, (4324); Tirmizi, Fiten 54, (2234)|5004
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyamet Alametleri|müslim|Cabir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ümmetimden bir grup, hak için muzaffer şekilde mücadeleye kıyamet gününe kadar devam edecektir. O zaman İsa İbnu Meryem de iner. Bu Müslümanların reisi: "Gel bize namaz kıldır!" der. Fakat Hz. İsa aleyhisselam: "Hayır!" der, "Allah'ın bu ümmete bir ikramı olarak siz birbirinize emirsiniz!" |Müslim, İman 247|5005
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyamet Alametleri|ebu davudtirmizi|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Dünyanın tek günlük ömrü bile kalmış olsa Allah o günü uzatıp, benden bir kimseyi o günde gönderecek." İbnu Mes'ud: "Resulullah yahut da şöyle buyurmuştu der: "...Ehl-i beytimden birisi, ki bu zatın ismi benim ismime uyar, babasının ismi de babamın ismine uyar. Bu zat, yeryüzünü, eskiden cevr ve zulümle dolu olmasının aksine- adalet ve hakkaniyetle doldurur." |Ebu Davud, Mehdi 1, (4282); Tirmizi, Fiten 52, (2231, 2232)|5006
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyamet Alametleri|ebu davud|Ümmü Seleme|Resululah (sav) buyurdular ki: "Mehdi benim zürriyetimden, kızım Fatıma'nın evladlarındandır." |Ebu Davud, Mehdi 1, (4284)|5007
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyamet Alametleri|ebu davud|Ebu İshak|Ali (ra), oğlu Hasan (ra)'a baktı ve: "Bu oğlum, Resulullah (ra)'ın tesmiye buyurduğu üzere Seyyid'dir. Bunun sulbünden peygamberinizin adını taşıyan biri çıkacak. Ahlakı yönüyle peygamberinize benzeyecek; yaratılışı yönüyle ona benzemeyecek" dedi ve sonra da yeryüzünü adaletle dolduracağına dair gelen kıssayı anlattı. |Ebu Davud, Mehdi 1, (4290)|5008
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Deccal Hakkında|müslimebu davudtirmizi|Fatıma Bintu Kays|Şa'bi'nin, Fatıma Bintu Kays (ra)'dan nakline göre Fatıma şöyle anlatmıştır: "Resulullah (sav) buyurdular ki "Temimu'd-Dari Hıristiyan bir kimse idi. Gelip biat etti ve Müslüman oldu. O, benim Mesih Deccal'den anlattığıma uygun olan bir rivayette bulundu. Bana anlattığına göre. Temim, bir gemiye binip denize açılmıştır. Yanında Lahm ve Cüzam kabilelerinden otuz kişi vardı. (Hava şartları iyi olmadığı için) onlarla denizin dalgaları bir ay kadar oynadı. Sonunda güneşin battığı esnada denizde bir adaya yanaştılar. Geminin kayıklarına binerek adaya çıktılar. Derken karşılarına çok tüylü kıllı bir hayvan çıktı. Bunlar, tüylerinin çokluğundan hayvanın baş tarafı neresi, arka tarafı neresi anlayamadılar. (Şaşkın şaşkın): "Sen necisin, neyin nesisin?" dediler. O cevap verdi: "Ben cessaseyim!" "Cessase nedir?" denildi. "Ey cemaat! Şu manastıra kadar gelin! İçinde bir adam var, o sizin haberinize müştaktır!" dedi. O, böylece bir adamdan söz edince, biz onun bir şeytan olmasından korktuk. Hemen koşarak manastıra girdik. İçeride bir adam vardı; hilkatçe gördüklerimizin en irisiydi ve elleri boynuna, dizlerinden topuklarına demirle sıkı şekilde bağlanmıştı. "Vah sana! Kimsin sen?" "Benim haberimi alabilmişsiniz. Şimdi siz kimsiniz, bana söyleyin!" dedi. Arkadaşlarım: "Biz bir grup Arabız. Bir gemideydik, denizin coşkun bir anına rastladık. Dalgalar bizi bir ay oynatıp oyaladı. Sonra şu adaya yaklaştık, sandallara binip adaya çıktık. Tüylü ve çok kıllı bir hayvanla karşılaştık. Tüyünün çokluğundan başı ne taraf, arkası ne taraf anlayamadık. "Vah sana, nesin sen?" dedik. "Ben cessaseyim!" dedi. Biz: "Cessase de ne?" dedik. "Manastırdaki şu adama gelin, o sizin haberinize pek müştaktır!" dedi. Biz de koşarak sana geldik. Biz onun bir şeytan olmadığından emin olmadığımız için korktuk" dedik. Adam: "Bana Beysan hurmalığından haber verin!" dedi. Biz: "Onun neyinden haber soruyorsun ?" dedik. "Ben onun ağacından soruyorum, meyve veriyor mu?" dedi. "Evet!" dedik. "Öyleyse meyve vermeme zamanı yakındır!" dedi. "Bana Taberiya gölünden haber verin!" dedi. "Onun nesinden haber istiyorsun?" dedik. "Onun suyunun çekilmesi yakındır!" dedi. "Bana Zuğer gözesinden haber verin!" dedi. "Sen onun neyinden haber istiyorsun?" dedik. "Gözede su var mıdır? Orada su var mıdır?" dedi. "Evet, onun çok suyu vardır! Sahipleri onun suyu ile ziraat yapıyorlar!" dedik. "Ümmilerin peygamberlerinden bana haber verin. O ne yaptı?" dedi. "O Mekke'den çıkıp Yesrib'e (Medine'ye) yerleşti" dedik. "Araplar O'nunla mukatele etti mi?" dedi. Biz: "Evet!" dedik. "Onlara karşı ne yaptı?" dedi. Biz de, (onu ezmek için) peşine düşen Araplara galebe çaldığını, Arapların kendisine itaat ettiklerini haber verdik. (O da bize): "Bu, onların itaat etmeleri, kendileri için daha hayırlıdır. Ben şimdi size kendimi tanıtayım: Ben Mesih Deccal'im. Çıkış için bana izin verilme zamanı yakındır. O zaman çıkıp yeryüzünde dolaşacağım. Kırk gün içinde uğramadığım karye (köy) kalmayacak. Mekke ile Taybe (Medine) hariç. Bu iki şehir bana haramdır. Onlardan birine her ne vakit girmek istersem, elinde yalın kılıç bir melek beni karşılar, benim oraya girmeme mani olur. Onların her bir geçidinde bir melek vardır, onları korur!"dedi." Sonra Resulullah (sav) çubuğuyla minbere dürterek: "Bu Taybe'dir! Bu Taybe'dir! Bu Taybe'dir! Ben bunu size anlattım değil mı?" buyurdular. Halk da: "Evet!" diye karşılık verdi. Bunun üzerine (sav): "Temimi'd-Dari'nin rivayetinin benim size ondan (Mesih Deccal'dan) Mekke ve Medine'den anlattığıma muvafık düşmesi hoşuma gitti. Bilesiniz o Şam denizinde veya Yemen denizindedir. Hayır doğu tarafındadır. Evet o doğu tarafında zuhur edecektir. O doğu tarafından zuhur edecektir!" buyurdu ve eliyle doğu tarafina işaret etti." |Müslim, Fiten 119, (2942); Ebu Davud, Melahim 16, (4325, 4326); Tirmizi, Fiten 66, (2254)|5009
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Deccal Hakkında|buharimüslim|Ebu Saidi'l-Hudri|Resulullah (sav) bize Deccal üzerine uzun bir hadis rivayet etti. Bize anlattıkları meyanında şöyle de demişti: "Deccal, Medine geçitlerine girmesi kendisine haram kılınmış olarak çıkacak. Derken (Medine civarındaki) bazı ekimsiz yerlere kadar gelir. O gün insanların en hayırlısı olan -Veya en hayırlılarından- bir kimse onun karşısına çıkar ve: "Sen Resulullah (sav)'ın bize haber verdiği Deccal'sin!" der. Oradakiler: "Hayır!" derler. Deccal onu öldürür ve sonra diriltir. Dirilttiği zaman adam. "Allah'a yemin olsun. Senin hakkında hiçbir vakit bugünkünden daha basiretli olmamıştım!" der. Deccal onu tekrar öldüreyim mi di(yerek öldürmek isteye)cek, fakat musallat edilmeyecek." |Buhari, Fiten 27, Fedailu'l-Medine 9; Müslim, Fiten 112, (2938)|5010
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Deccal Hakkında|buharimüslimebu davud|Huzeyfe|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Deccal çıktığı vakit beraberinde su ve ateş vardır. Ancak halkın ateş olarak gördüğü tatlı sudur; halkın su olarak gördüğü ise yakıcı bir ateştir. Sizden kim o güne ererse, halkın ateş olarak gördüğüm düş(meyi kabul et)sin. Çünkü o, tatlı soğuk sudur." |Buhari, Fiten 26, Enbiya 50; Müslim, Fiten 105, (2935); Ebu Davud, Melahim 14, (4315)|5011
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Deccal Hakkında|rezin|Ebu Saidi'l-Hudri|Anlattığına göre, Aleyhissalatu vesselam'a Deccal'den sormuştur. Aleyhissalatu vesselam da şu cevabı vermiştir: "O (Deccal) çıktığı gün (aynen bir insan gibidir) yemek yer. Ben size, onun hakkında, benden önceki peygamberlerden hiçbirinin kendi ümmetine anlatmadığı hususları anlatacağım: Onun sağ gözü meshedilmiştir (görmez), pörtlektir, göz hadakası yoktur, sanki hadakası çevrim içinde bir balgam gibidir. Sol gözü de inciden bir yıldız gibidir. Onun beraberinde sanki cennet ve ateşin birer misli vardır. Ancak hakikatta ateşi cennet, suyu da ateştir. Haberiniz olsun! Onun yanında iki kişi vardır; köy halkını inzar ederler. Bu ikisi köyden çıkınca Deccal'in ashabından ilki oraya girer." [Rezin tahric etmiştir. Hadisin kaynağı yok ise de, hadiste yer alan mefhumların şahidleri Sahiheyn ve diğer kaynaklarda çoğunluk itibariyle gelmiştir.] |Rezin|5012
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Deccal Hakkında|buharimüslim|İbnu Ömer|Resulullah (sav) Veda haccı sırasında (bir ara): "Halk susup dinlesin!" buyurdular. Sonra Allah'a hamd ve senada bulunup, arkadan Mesih ve Deccal'den uzun uzun söz ettiler ve buyurdular ki: "Allah'ın gönderdiği her peygamber, ümmetini onunla inzar etti. Nuh aleyhisselam ümmetini onunla inzar etti, ondan sonra gelen peygamberler de. O, sizin aranızda çıkacak. Onun hali sizden gizli kalmayacak. Rabbinizin tek gözlü olmadığı size kapalı değildir. O ise sağ gözü kör birisidir. Onun gözü sanki (salkımdan) dışa fırlamış bir üzüm danesi gibidir. [İki közünün arasında ke-fe-re yani kafir yazılmış olacaktır. Bunu her müslüman okuyacaktır.] |Buhari, Fiten 27; Müslim, Fiten 100-103, (169-2933)|5013
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|İbnu Sayyad Hakkında|buharimüslimebu davud|Muhammed İbnu'l-Münkedir|Cabir İbnu Abdillah (ra), İbnu Sayyad'ın Deccal olduğu hususunda yemin ederdi. Ben: "Sen Allah'a yemin de ediyorsun ha!" dedim. Bana şu cevabı verdi: "(Nasıl etmeyeyim?) Ömer İbnul-Hattab (ra)'ın, Resulullah (sav)'ın yanında İbnu Sayyad'ın Deccal olduğu hususunda yemin ettiğini işittim. Buna rağmen Aleyhissalatu vesselam kendisini reddetmemişti." |Buhari, İ'tisam 23; Müslim, Fiten 94, (4929); Ebu Davud, Melahim 16, (4331)|5014
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|İbnu Sayyad Hakkında|buharimüslimebu davudtirmizi|İbnu Ömer|Ömer İnu'l-Hattab (ra), Ashab'tan bir grup içerisinde Resulullah (sav)'la birlikte İbnu Sayyad'a doğru gittiler, Onu, Beni Megale şatosunun yanında çocuklarla oynar buldular. O sıralarda buluğa yaklaşmış durumdaydı. İbnu Sayyad, Aleyhissalatu vesselam, eliyle sırtına vuruncaya kadar (onların geldiğini) hissetmedi. Aleyhissalatu vesselam, omuzuna vurup: "Benim Allah'ın resulü olduğuma şehadet ediyor musun?" diye sordu. İbnu Sayyad ona bakıp: "Şehadet ederim ki, sen ümmilerin peygamberisin!" dedi. İbnu Sayyad da Resulullah'a: "Sen, benim Allah'ın resulü olduğuma şehadet eder misin?" dedi. Aleyhissalatu vesselam onu reddetti ve: "Ben Allah'a ve O'nun resullerine iman ettim!" buyurdu ve sonra sordu: "Pekiyi, ne görüyorsun?" "Bana bir doğru sözlü (sadık), bir de yalancı (kazib) gelmektedir" diye cevap verdi. Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam: "Sana bu iş karıştırıldı! (Sidkı kizb; kizbi sidk ile karıştırıyorsun)" buyurdular. Sonra da Aleyhissalatu vesselam ona: "Ben senin için (içimde) bir şey sakladım (bil bakalım!)" dedi. İbnu Sayyad: "O dumandır" diye cevap verdi. Aleyhissalatu vesselam: "Sus! Sen kendi kadrini hiçbir vakit aşamayacaksın!" buyurdular. Bunun üzerine Hz. Ömer (ra): "Ey Allah'ın Resulü! Bana müsaade büyürün şunun boynunu vurayım!" dedi. Aleyhissalatu vesselam da: "Eğer (Deccal) bu ise, sen ona musallat edilecek değilsin, eğer bu Deccal değilse onu öldürmekte sana bir hayır yok!" buyurdular. [Tirmizi, "Ben senin için (içimde) bir şey sakladım (bil bakalım!)" sözünden sonra şu ibareyi ilave etti: "Onun için (içinde) "O halde semanın ap aşikar bir duman getireceği günü gözetle (Habibim)" (Duhan 10) ayetini gizlemişti."] |Buhari, Cenaiz 80, Şehadat 3, Cihad 178, Edeb 97; Müslim, Fiten 85, 96, (2924, 2930); Ebu Davud, Mehahim 16, (4329); Tirmizi, Fiten 63, (2250), 56, (2236)|5015
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|İbnu Sayyad Hakkında|ebu davud|Cabir|İbnu Sayyad, Harre Savaşı sırasında kaybedildi. |Ebu Davud, Melahim 16, (4332)|5016
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyamet Öncesi Fitneler|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ayakkabıları kıldan bir kavimle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Siz, yüzleri kılıflı kalkanlar gibi, gözleri küçük, burunları yassı olan bir kavmle savaşmadıkça kıyamet kopmaz." |Buhari, Cihad 95, 96, Menakıb 25; Müslim, Fiten 62, (2912); Ebu Davud, Melahim 9, (4303, 4304); Tirmizi, Fiten 40, (2216); Nesai, Cihad 42, (6, 45)|5017
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyamet Öncesi Fitneler|müslim|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Rumlar, A'mak ve Dabık nam mahallere inmedikçek kıyamet kopmaz. Onlara karşı Medine'den bir ordu çıkar. Bunlar o gün arz ehlinin en hayırlılarıdır. Bu ordunun askerleri savaşmak üzere saf saf düzen alınca, Rumlar: "Bizden esir edilenlerle aramızdan çekilin de onları öldürelim!" derler. Müslümanlar da: "Hayır! Vallahi sizinle, kardeşlerimizin arasından çekilmeyiz" derler. Bunun üzerine (Müslümanlar) onlarla harb eder. Bunlardan üçte biri inhizama uğrar. Allah ebediyen bunların tevbesini kabul etmez. Üçte biri katledilir, bunlar Allah indinde şehitlerin en faziletlileridir. Üçte biri de muzaffer olur. Bunlar ebediyen fitneye düşmezler. Bunlar İstanbul'u da fethederler. (Fetihten sonra) bunlar, kılıçlarını zeytin ağacına asmış ganimet taksim ederken, şeytan aralarında şöyle bir nida atar: "Mesih Deccal, ailelerinizde sizin yerinizi aldı!" Bunun üzerine, çıkarlar. Ancak bu haber batıldır. Şam'a geldiklerinde (Deccal) çıkar. Bunlar savaş için hazırlık yapıp safları tanzim ederken, namaz için ikamet okunur. Derken İsa İbnu Meryem iner ve onlara gitmek ister. Allah'ın düşmanı, Hz. İsa'yı görünce, tıpkı tuzun suda erimesi gibi, erir de erir. Eğer bırakacak olsa, (kendi kendine) helak oluncaya kadar eriyecekti. Ancak Allah onu kudret eliyle öldürür; öyle ki onlara, harbesindeki kanını gösterir." |Müslim, Fiten 34, (2897)|5018
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyamet Öncesi Fitneler|müslim|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) (bir gün): "Bir tarafı karada bir tarafı da denizde olan bir şehir işittiniz mi?" diye sordular. Oradakiler: "Evet!" deyince, şöyle buyurdular: "İshakoğullarından yetmiş bin kişi bu şehre sefer tertiplemedikçe kıyamet kopmaz. Askerler şehre gelince konaklarlar. Ancak silahla savaşmazlar, tek bir ok dahi atmazlar. "Lailahe illallahu vallahu ekber!" derler. Bunun üzerine şehrin kara tarafı düşer. Sonra askerleri ikinci kere, "Lailahe illallahu vallahu ekber" derler, şehrin diğer tarafı da düşer. Sonra tekrar "Lailahe illallahu vallahu ekber!" derler. Bu sefer onlara (kapılar) açılır. Oradan şehre girerler ve şehrin ganimetini toplarlar. Ganimetleri aralarında taksim ederlerken, yanlarına bir münadi gelip: "Deccal çıktı!" diye bağırır. Askerler her şeyi bırakıp geri dönerler." |Müslim, Fiten 78, (2920)|5019
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyamet Öncesi Fitneler|buharimüslimtirmizi|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Yahudilerle savaşacak ve onları öldüreceksiniz. Öyle ki taş dahi: "Ey Müslüman, işte Yahudi, arkamda (saklandı), gel, öldür onu!" diyecek." |Buhari, Cihad 94, Menakıb 25; Müslim, Fiten 79, (2921); Tirmizi, Fiten 56, (2237)|5020
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyamet Öncesi Fitneler|buharimüslim|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Müslümanlardan iki grup aralarında savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Bunlar aralarında büyük bir savaş yaparlar, fakat davaları birdir." |Buhari, Fiten 24, Menakıb 25, İstitabe 8; Müslim, İman 248, (157), Fiten 17, (157)|5021
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyamet Öncesi Fitneler|tirmizi|Huzeyfe|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Nefsim yed-i kudretinde olan Zat-ı Zülcelal'e yemin olsun! İmamınızı öldürmedikçe, kılıçlarınızı birbirinize kullanmadıkça, dünyanıza şerirleriniz varis olmadıkça kıyamet kopmaz." |Tirmizi, Fiten 9, (2171)|5022
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyamet Öncesi Fitneler|müslim|Ebu Hureyre|Resulullah (sav): "Herc atmadıkça kıyamet kopmaz!" buyurmuşlardı. (Yanındakiler): "Herc nedir ey Allah'ın Resulü?" diye sordular. "Öldürmek! Öldürmek!" buyurdular. |Müslim, Fiten 18, (157)|5023
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyamet Öncesi Fitneler|tirmizi|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kıyamet kopmazdan önce gece karanlığın parçaları gibi fitneler olacak. (O vakit) kişi mümin olarak sabaha erer de kafir olarak akşama kavuşur. Mü'min olarak akşama erer, kafir olarak sabaha kavuşur. Birçok kimseler azıcık bir dünyalık mukabilinde dinlerini satarlar." |Tirmizi, Fiten 30, (2196)|5024
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'dan Sonra Kıyamet Yakındır|buharimüslim|Sehl İbnu Sa'd|Resulullah (sav): "Ben kıyamet şöyle yakın olduğu halde gönderildim!" buyurdular ve şehadet parmağıyla orta parmağını yanyana gösterdiler. |Buhari, Rikak 39, Tefsir, Naziat 1, Talak 25; Müslim, Fiten 132, (2950)|5025
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'dan Sonra Kıyamet Yakındır|tirmizi|Müstevrid İbnu Seddad el-Fihri|Resulullah (sav): "Ben kıyametin kopacağı aynı saatte gönderildim. Ancak, şunun şunu geçmesi gibi ben kıyamet saatini geçip biraz evvel geldim!" buyurdular ve orta parmağı ile şehadet parmağını gösterdiler. |Tirmizi, Fiten 39, (2214)|5026
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyametten Önce Bir Ateşin Çıkması|buharimüslim|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Hicaz bölgesinden bir ateş çıkmadıkça kıyamet kopmaz. Bu ateş Busra'daki develerin boyunlarını aydınlatacaktır." |Buhari, Fiten 24; Müslim, Fiten 42, (2902)|5027
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyametten Önce Bir Ateşin Çıkması|tirmizi|İbnu Ömer|Resulullah (sav): "Kıyametten önce, Hadramevt'ten -veya Hadramevt denizinden- bir ateş çıkacak, insanları toplayacak" buyurmuşlardı. (Orada bulunanlar): "Ey Allah'ın Resulü (o güne ulaşırsak) ne yapmamızı emredersiniz?" diye sordular. "Size Şam('ı yani Suriye'ye gitmenizi) tavsiye ederim" buyurdular. |Tirmizi, Fiten 42, (2218)|5028
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Muasırların Ömrü|müslimtirmizi|Cabir|Ebu'z-Zübeyr, Hz. Cabir (ra)'den naklediyor: "Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bugün doğmuş (canlı olan) hiçbir nefis yoktur ki, yüz sene sonra ölmemiş olsun." (Ravi der ki): "Bununla ömrün kısalması kastedilmiştir." |Müslim, Fezailu's-Sahabe 218, (2538); Tirmizi, Fiten 64, (2251)|5029
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Muasırların Ömrü|müslim|Enes|Bir adam Resulullah (sav)'a: "Kıyamet ne zaman kopacak?" diye sormuştu. Aleyhissalatu vesselam bir müddet sükuttan sonra yanında duran Ezd-i Şenue kabilesine mensup bir çocuğa bakıp: "Bu delikanlı pir-i fani olmadan önce kıyametiniz kopacaktır!" buyurdular. Hz. Enes (ra) der ki: "Çocuk o gün benim akranım idi." |Müslim, Fiten 138, (2953)|5030
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Yalancıların Zuhuru|tirmiziebu davud|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Otuz kadar yalancı deccaller çıkmadıkça kıyamet kopmaz. Bunlardan her biri Allah'ın elçisi olduğunu zanneder." |Tirmizi, Fiten 43, (2219); Ebu Davud, Melahim 16 (4333, 4334, 4335)|5031
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Güneşin Batıdan Doğması|buharimüslimebu davud|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Güneş, battığı yerden doğmadıkça kıyamet kopmaz. Batıdan doğunca, insanlar görür ve hepsi de iman eder. Ancak, daha önce inanmamış veya imanın şevkiyle hayır kazanamamış olan hiç kimseye bu iman fayda sağlamaz." |Buhari, Rikak 39, İstiska 27, Zekat 9; Müslim, İman 248, (157); Ebu Davud, Melahim 12, (4312)|5032
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Güneşin Batıdan Doğması|buharimüslimtirmizi|Ebu Zerr|Güneş battığı sırada Mescid'e girmiştim. Resulullah (sav) bana: "Ey Ebu Zerr!" buyurdular. "Şu (güneş batınca) nereye gidiyor, biliyor musun?" "Allah ve Resulü daha iyi bilir!" dedim. "O, Rabbinden secde etmek için izin istemeye gider. Ona izin verilir ve sanki kendisine şöyle denir: "Git geldiğin yerden tekrar doğ." O da battığı yerden doğar." Sonra (Ebu Zerr dedi ki: Aleyhissalatu vesselam şöyle kıraat etti:... (Yasin 38). (Ebu Zerr ilaveten dedi ki: "Bu İbnu Mes'ud kıraatidir." |Buhari, Tefsir, Ya-sin 1, Bed'u'l-Halk 4, Tevhid 22, 23; Müslim, İman 250, (159); Tirmizi, Tefsir, Ya-sin, (4225)|5033
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyametin Muhtelif Alametleri|tirmizi|Ebu Said|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ruhumu kudret elinde tutan Zat-ı Zülcelal'e yemin olsun ki, vahşi hayvanlar insanlarla konuşmadıkça, kişiye kamçısının ucundaki meşin, ayakkabısının bağı konuşmadıkça, kendisinden sonra ehlinin ne yaptığını dizi haber vermedikçe kıyamet kopmaz." |Tirmizi, Fiten 19, (2182)|5034
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyametin Muhtelif Alametleri|buharimüslim|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Devs kabilesinin kadınlarının kıçları, Zü'l-halasa putunun etrafında titremedikçe kıyamet kopmaz. Zü'l-halasa, Devsiilerin cahiliye devrinde tapındıkları [Tebale'deki] puttur." |Buhari, Fiten 23; Müslim, Fiten 51, (2906)|5035
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyametin Muhtelif Alametleri|tirmizi|Huzeyfe|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İnsanların dünyaca en bahtiyarını adi oğlu adiler teşkil etmedikçe kıyamet kopmaz." |Tirmizi, Fiten 37, (2210)|5036
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyametin Muhtelif Alametleri|müslimtirmizi|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kıyamet Allah Allah diyen bir kimsenin üzerine kopmayacaktır." |Müslim, İman 234, (148); Tirmizi, Fiten 35, (2208)|5037
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyametin Muhtelif Alametleri|buhari|Ebu Hureyre|Resulullah (sav), yanındaki cemaate konuşurken, bir adam gelerek: "(Ey Allah'ın Resulü!) Kıyamet ne zaman kopacak?" dedi. Aleyhissalatu vesselam konuşmasına devam etti, sözlerini bitirdiği vakit: "Sual sahibi nerede?" buyurdular: Adam: "İşte buradayım ey Allah'ın Resulü!" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Emanet zayi edildiği vakit kıyameti bekleyin!" buyurdular. Adam: "Emanet nasıl zayi edilir?" diye sordu. Efendimiz: "İş, ehil olmayana tevdi edildi mi kıyameti bekleyin." buyurdular. |Buhari, İlm 2, Rikak 35|5038
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyametin Muhtelif Alametleri|buharimüslim||Sahiheyn'de gelen bir diğer rivayette: "Kahtan'dan, insanları değneğiyle idare eden bir adam çıkmadıkça kıyamet kopmaz" buyrulmuştur. |Buhari, Fiten 23, Menakıb 7; Müslim, Fiten 60, (2910)|5039
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyametin Muhtelif Alametleri|buharimüslimebu davudtirmizi|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Fırat nehri altın bir dağ üzerinden açılmadıkça kıyamet kopmaz. Onun üzerine insanlar savaşırlar. Yüz kişiden doksan dokuzu öldürülür. Onlardan her biri: "Herhalde savaşı ben kazanacağım" der." |Buhari, Fiten 24; Müslim, Fiten 29, (2894); Ebu Davud, Melahim 13, (4313, 4314); Tirmizi, Cennet 26, (2572, 2573)|5040
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyametin Muhtelif Alametleri|tirmizi|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Zaman yakınlaşmadıkça kıyamet kopmaz. Bu yakınlaşma öyle olur ki, bir yıl bir ay gibi, ay bir hafta gibi, hafta da bir gün gibi, gün saat gibi, saat de bir çıra tutuşması gibi (kısa) olur." |Tirmizi, Zühd 24, (2333)|5041
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyametin Muhtelif Alametleri|müslim|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah Teala hazretleri ipekten daha yumuşak bir rüzgarı Yemen'den gönderir. Bu rüzgar, kalbinde zerre mikter iman bulunan hiç kimseyi hariç tutmadan hepsinin ruhunu kabzeder." |Müslim, İman 185, (117)|5042
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyametin Muhtelif Alametleri|müslim|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav): "Kıyamet sadece şerir insanların üzerine kopacaktır!" buyurdular. |Müslim, Fiten 131, (2949)|5043
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyametin Muhtelif Alametleri|ebu davud|İbnu Zuğb el-Eyadi|Abdullah İbnu Havale el-Ezdi (ra)'nin yanına indim. Bana: "Resulullah (sav) bizi, ganimet alalım diye yaya olarak gönderdi. Biz de döndük ve hiçbir ganimet elde edemedik. Yorgunluğumuzu yüzlerimizden anlayıp aramızda doğrularak: "Ey Allah'ım, onları bana tevkil etme; ben onları üzerime almaktan acizim! Onları kendilerine de tevkil etme, bu işten kendileri de acizdirler. Onları diğer insanlara da tevkil etme kendilerini onlara tercih ederler!" buyurdular. Sonra elini başımın üstüne koydu ve: "Ey İbnu Havale! Hilafetin (Medine'den) Arz-ı Mukaddese'ye (Suriye'ye) indiğini görürsen, bil ki artık zelzeleler, kederler, büyük hadiseler yakındır. O gün kıyamet, insanlara, şu elimin, başına olan yakınlığından daha yakındır" buyurdu. |Ebu Davud, Cihad 37, (2535)|5044
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyametin Muhtelif Alametleri|tirmizi|Enes|İstanbul'un fethi kıyamet anında olacaktır. |Tirmizi, Fiten 25, (2240)|5045
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyametin Muhtelif Alametleri|tirmizi|Ali|Resulullah (sav) (bir gün): "Ümmetim on beş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belanın gelmesi vacib olur" buyurmuşlardı. (Yanındakiler): "Ey Allah'ın Resulü! Bunlar nelerdir?" diye sordular. Aleyhissalatu vesselam saydı: 1- Ganimet (yani milli servet, fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında) tedavül eden bir meta haline gelirse. 2- Emanet (edilen şeyleri emanet alan kimseler, sorumlu ve yetkililer, memurlar) ganimet (malı yerini tutup, yağmalayıp nefislerine helal) kıldıkları zaman. 3- Zekat (ödemeyi ibadet bilmeyip bir angarya ve) ceza telakki ettikleri zaman. 4- Kişi annesinin hukukuna riayet etmeyip, kadınına itaat ettiği; 5- Babasından uzaklaşıp ahbabına yaklaştığı; 6- Mescidlerde (rıza-yı ilahi gözetmeyen husumet, alış-veriş, eğlence ve siyasata vs. müteallik) sesler yükseldiği zaman. 7- Kavme, onların en alçağı (erzel) reis olduğu; 8- (Devlet otoritesinin yetersizliği sebebiyle tedhiş ve zulümle insanları sindiren zorba) kişiye zararı dokunmasın diye hürmet ettiği; 9- İpek (haram bilinmeyip erkekler tarafından) giyildiği; 10- (San'at, bale, konser gibi çeşitli adlar altında; bar, gazino, dansing ve salonlarda ve hatta televizyon ve filim gibi çeşitli vasıtalarla yaygın şekilde) şarkıcı kadınlar ve çalgı aletleri edinildiği; 11- Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip geçenlere (çeşitli ithamlar ve bahanelerle) hakaret ettiği zaman artık kızıl rüzgarı, [(zelzeleyi), yere batışı (hasfı) veya suret değiştirmeyi (meshi) veya gökten taş yağmasını, (hazfı)] bekleyin." |Tirmizi, Fiten 39, (2211)|5046
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyametin Muhtelif Alametleri|müslimebu davud|İbnu Amr İbnu'l-As|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Çıkış itibariyle, kıyamet alametlerinin ilki güneşin battığı yerden doğması, kuşluk vakti insanlara dabbetu'l-arzın çıkmasıdır. Bunlardan hangisi önce çıkarsa, diğeri de onun hemen peşindedir." |Müslim, Fiten 118, (2941); Ebu Davud, Melahim 12, (4310)|5047
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyametin Muhtelif Alametleri|ebu davud|Muaz İbnu Cebel|Resulullah (sav) (birgün): "Beytu'l Makdis'in imarı Yesrib'in harabıdır. Yesrib'in harabı melhamenin (savaşın) çıkmasıdır. Melhame İstanbul'un fethidir, İstanbul'un fethi Deccal'in çıkmasıdır!" buyurdular. Sonra elini (Resulullah), konuşmakta olduğu kimsenin (yani Hz. Muaz'ın) dizine vurdular ve: "Bu söylediğim kesinlikle hakikattir. Tıpkı senin burada oturman hak olduğu gibi" buyurdular." Hz. Muaz burada kendisini kasdetmektedir. [Yani Aleyhissalatu vesselam'ın konuştuğu ve dizine elini vurduğu kimse Muaz İbnu Cebel (ra)'dir.]" |Ebu Davud, Melahim 3, (4294)|5048
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyametin Muhtelif Alametleri|ebu davudibnu mace|Abdullah İbnu Büsr|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Melhame ile Medine'nin fethi arasında altı yıl vardır. Yedinci yılda da Mesih Deccal çıkar." |Ebu Davud, Melahim 4, (4296); İbnu Mace, Fiten 35, (4093)|5049
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyametin Ahvali - Sur'a Üflenmesi Ve Neşr|tirmizi|Ebu Said|Resulullah (sav): "Surun sahibi (İsrafil aleyhisselam), sur denen borusunu ağzına dayamış, yüzünü çevirmiş, kulağını dikmiş, üfleme emrini beklerken ben nasıl tereffühle (dünya nimetlerinden) istifade edebilirim?" buyurmuşlardı. Bu, sanki ashabına çok ağır gelmişti: "Peki biz ne yapalım -veya ne diyelim- ey Allah'ın Resulü?" diye sordular. Onlara: "Hasbünallah ve ni'mel-vekil (Allah bize yeter, o ne güzel vekildir!), Allah'a tevekkül ettik, -belki de "tevekkülümüz Allah'adır!" demişti- deyiniz!" diye emir buyurdular. |Tirmizi, Kıyamet 9, (2433)|5050
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyametin Ahvali - Sur'a Üflenmesi Ve Neşr|ebu davudtirmizi|İbnu Amr İbni'l-As|Resulullah (sav)'a sur'dan sorulmuştu: "Bu, içine üflenen bir boynuzdur!" diye cevap verdi. |Ebu Davud, Sünnet 24, (4742); Tirmizi, Kıyamet 9, (2432)|5051
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyametin Ahvali - Sur'a Üflenmesi Ve Neşr|buharimüslimmuvattaebu davudnesai|Ebu Hureyre|Resulullah (sav): "İki sur arasmda kırk vardır!" buyurmuştur. Bunun üzerine oradakiler: "Ey Ebu Hureyre! Kırk gün mü?" diye sordular. Fakat o: "Birşey diyemem!" cevabını verdi. Tekrar: "Kırk ay mı?" dediler. O yine: "Bir şey diyemem!" cevabını verdi. "Kırk yıl mı?" dediler. O yine: "Bir şey diyemem!" cevabını verdi ve (Resulullah'ın hadisine devam etti.) "Sonra Allah semadan su indirecek ve insanlar yerden sebze biter gibi bitecekler, insanda bir kemik hariç hepsi çürür. Bu çürümeyen, acbu'z-zeneb denen kuyruk sokumu kemiğidir. Kıyamet günü yeniden yaratılış bundan terkib edilecektir." |Buhari, Tefsir, Zümer 3, Amme 1; Müslim, Fiten 141, (2955); Muvatta, Cenaiz 48, (1, 239); Ebu Davud, Sünnet 24, (4743); Nesai, Cenaiz 117, (4, 111)|5052
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyametin Ahvali - Sur'a Üflenmesi Ve Neşr|muvattanesaiibnu mace|Ka'b İbnu Malik|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Mü'minin ruhu, cennet ağacında beslenen bir kuş olur. Yeniden dirilme gününde Allah onu cesedine döndürünceye kadar orada beslenir." |Muvatta, Cenaiz 49, (1, 240); Nesai, Cenaiz 117 (4,108); İbnu Mace, Zühd 32, (4271)|5053
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyametin Ahvali - Sur'a Üflenmesi Ve Neşr|rezin|Ebu Rezin el-Ukayli|"Ey Allah'ın Resulü" dedim, "Allah, mahlukatı nasıl iade eder, (yeniden diriltir)? Bunun dünyadaki örneği nedir?" "Sen dedi, hiç kavminin üzerinde yaşadığı vadiden kurak mevsimde geçmedin mi? Sonra bir kere de her tarafın yemyeşil üğründüğü münbit mevsimde uğramadın mı?" Ben "Elbette!" deyince: "İşte bu, (yeniden) yaratmasına Allah'ın delilidir. Allah, ölüleri de böyle diriltecektir!" buyurdular. [Rezin tahric etmiştir. Bu hadis Ahmed İbnu Hanbel'in Müsned'inde biraz farklı lafızlarla rivayet edilmiştir (4, 11).] |Rezin|5054
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyametin Ahvali - Sur'a Üflenmesi Ve Neşr|buhari|İbnu Abbas|"O boru öttürülünce" (Müddessir 8) ayeti ile ilgili olarak dedi ki: "Bu, surdur. Surede geçen racife, birinci nefha (üfleme), radife de ikinci nefhadır." |Buhari, Rikak 43 (muallak olarak)|5055
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyametin Ahvali - Sur'a Üflenmesi Ve Neşr|ebu davud|Ebu Said|Resulullah (sav) (bir gün bize) Sahib-i Sur'u (İsrafil'i) zikretti ve dedi ki: "Sağında Cibril, solunda da Mikail aleyhimusselam var." [Rezin tahric etmiştir.] |Ebu Davud, Hurufve'l-Kıraat 1, (3999)|5056
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyamet Ahvali - Haşr|buharimüslim|Süheyl İbnu Sa'd|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kıyamet günü insanlar beyaz, bembeyaz, has unun çöreği gibi bir yerde toplanacaklar. Orada hiç kimsenin bir işareti (evi, bağı vs.) olmayacak." |Buhari, Rikak 44; Müslim, Münafıkun 28, (2790)|5057
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyamet Ahvali - Haşr|buharimüslimtirmizinesai|İbnu Abbas|Resulullah (sav): "Sizler Allah'a yalınayak, bedenleriniz çıplak ve kabuklu (sünnet edilmemiş) olarak haşr olunacaksınız!" buyurdular." |Buhari, Rikak 45, Enbiya 8, 44, Tefsir, Maide 14, 15, Tefsir, Enbiya 2; Müslim, Cennet 57, (2860); Tirmizi, Kıyamet 4, (3329); Nesai, Cenaiz 118, (4, 114)|5058
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyamet Ahvali - Haşr|buharimüslimtirmizinesai|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) va'z etmek üzere aramızda doğruldu ve dedi ki: "Ey insanlar! Sizler (kıyamet günü) Allah'ın yanında yalınayak, çıplak ve kabuklu olarak toplanacaksınız. [Sonra şu ayeti okudu:] "İlk yaratışa nasıl başladı isek, üzerimizde hak bir vaad olarak yine onu iade edeceğiz..." (Enbiya 104). Haberiniz olsun! Kıyamet günü mahlukattan ilk giydirilecek İbrahim aleyhisselam'dır. Haberiniz olsun, o gün ümmetimden bazı kimseler getirilir ve sol tarafa alınırlar. Bunun üzerine ben: "Ey Rabbim! Bunlar ashabımdır!" derim. Bana: "Sen bilmiyorsun, bunlar senden sonra neler yaptılar" denilir. Ben salih kul (İsa)'nın dediği gibi diyeceğim: "Ben içlerinde bulunduğum müddetçe üzerlerinde bir kontrolcü idim. Fakat vakta ki sen beni (içlerinden) aldın, üstlerinde nigehban yalnız sen oldun. (Zaten) sen (her zaman) her şeye hakkıyla şahidsin. Eğer kendilerine azab edersen şüphe yok ki onlar senin kullarındır. Eğer onları affedersen mutlak galib ve yegane hüküm ve hikmet sahibi olan da hakikaten sensin sen." [Maide (117-118).] Resulullah (sav) devamla dedi ki: "Bunun üzerine bana: "Onlar, sen aralarından ayrıldığın günden beri, dinden yüz çevirmeye hiç ara vermediler!" denilecek." Bir rivayette şu ziyade var: "Ben: "Rahmetten uzak olsunlar, rahmetten uzak olsunlar!" derim." |Buhari, Rikak 45, Enbiya 8, 44, Tefsir, Maide 14, 15, Tefsir, Enbiya 2; Müslim, Cennet 57, (2860); Tirmizi, Kıyamet 4, (3329); Nesai, Cenaiz 118, (4, 114)|5059
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyamet Ahvali - Haşr|tirmizi|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kıyamet günü insanlar üç sınıf olarak haşrolunurlar: Yayalar sınıfı; Binekliler sınıfı; Yüzü üstü sürünenler sınıfı." Aleyhissalatu vesselam'a soruldu: "Ey Allah'ın Resulü! Bunlar yüzleri üzerine nasıl yürürler?" Şu cevabı verdiler: "Onları ayakları üzerine yürüten Zat-ı Zülcelal, yüzleri üzerine yürütmeye de kadirdir. Ancak bilesiniz, bu yüzleri üstü yürüyenler, önlerine çıkan her engele, her dikene karşı kendilerini yüzleriyle korumaya çalışırlar." |Tirmizi, Tefsir, Beni İsrail (İsra), 3141|5060
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyamet Ahvali - Haşr|buharimüslimnesai|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İnsanlar kıyamet günü üç hal üzere haşrolunurlar: 1) İstekliler, korkanlar, 2) İki kişi bir deve üzerinde olanlar, üç kişi bir deve üzerinde olanlar, dört kişi bir deve üzerinde olanlar, on kişi bir deve üzerinde olanlar. 3) Geri kalanları, ateşe tapanlar. Cehennem, onların kaylüle yaptığı yerde onlarla kaylüle yapar, geceledikleri yerde onlarla birlikte geceler, onların sabahladıkları yerde onlarla sabahlar, onların akşamladıkları yerde onlarla beraber akşamlar." |Buhari, Rikak 48; Müslim, Cennet 59 (2861); Nesai, Cenaiz 118, (4, 115, 116)|5061
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyamet Ahvali - Haşr|buharimüslim|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İnsanlar kıyamet günü öylesine ter akıtırlar ki, bu terler yerin içinde yetmiş zira'lık derinliğe kadar iner ve bu ter (yer üstünde de birikerek insanları konuşamaz hale getirmek üzere ağızlarına) gem vurur ve kulaklarına kadar ulaşır." |Buhari, Rikak 47; Müslim, Cennet 61, (2863)|5062
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyamet Ahvali - Hesap Ve Kullar Arasında Hükmün Verilmesi|buharitirmizi|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kimin üzerinde kardeşine karşı ırz veya başka bir şey sebebiyle hak varsa, dinar ve dirhemin bulunmadığı [kıyamet (ve hesaplaşmanın olacağı)] gün gelmezden önce daha burada iken helalleşsin. Aksi takdirde o gün, salih bir ameli varsa, o zulmü nisbetinde kendinden alınır. Eğer hasenatı yoksa, arkadaşının günahından alınır, kendisine yüklenir." |Buhari, Mezalim 10, Rikak 48; Tirmizi, Kıyamet 2, (2421)|5063
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyamet Ahvali - Hesap Ve Kullar Arasında Hükmün Verilmesi|müslimtirmizi|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kıyamet günü hak sahiplerine haklarını mutlaka eda edeceksiniz. Öyle ki kabış (boynuzsuz) koyun için, boynuzlu koyundan kısas alınacak, taşa (niye bir başka) taş üzerine yüklenip kaldığından; adamın adamı niye yaraladığından sorulacak." (Ebu Hureyre) der ki: "Biz şunu da işitirdik: "Kıyamet günü, kişiyi tanımadığı birisi yakalar ve der ki: "Sen beni hata ve münker işlerken görüyordun, fakat ondan men etmiyordun!" ["Boynuzlu koyun..." tabirinden gerisi Rezin'in ziyadesidir.] |Müslim, Birr 6, (2582); Tirmizi, Kıyamet 2, (2422)|5064
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyamet Ahvali - Hesap Ve Kullar Arasında Hükmün Verilmesi|buharimüslimebu davudtirmizi|Aişe|Resulullah (sav) "Ahirette kimin hesabı münakaşa edilirse, azaba maruz kalacak demektir!" buyurmuşlardı. Ben: "Nasıl olur? Allah Teala hazretleri (mealen): "O vakit kimin kitabı sağ eline verilirse; kolay bir hesabla muhasebe edilecek ve ehline sevinçli olarak dönecek" (İnşikak 7-9) buyurmadı mı, (bu hesap münakaşası değil mi)?" dedim. "Hayır! buyurdular, bu (münakaşa değil) arzdır. Kıyamet günü hesaba çekilen herkes mutlaka helak olmuş demektir!" |Buhari, İlm 35, Tefsir, İnşikak 1, Rikak 49; Müslim, Cennet 80, (2876); Ebu Davud, Cenaiz 3, (3093); Tirmizi, Kıyamet 6, (2428)|5065
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyamet Ahvali - Hesap Ve Kullar Arasında Hükmün Verilmesi|tirmizinesai|Hureys İbnu Kabisa|Medine'ye geldim ve: "Ey Allahım! Bana salih bir arkadaş nasib et!" diye dua ettim. Derken Ebu Hureyre (ra)'nin yanma oturdum. Kendisine: "Ben, Allah'a bana salih bir arkadaş nasip etmesi için dua ettim. Bana, Resulullah'tan işittiğin bir hadis söyle! Olur ki Allah Teala hazretleri ondan faydalanmamı nasib eder!" dedim. Bunun üzerine dedi ki: "Ben, Resulullah (sav)'ın şöyle söylediğini işittim: "Kıyamet günü, kişi amelleri arasında önce namazın hesabını verecek. Bu hesap güzel olursa kurtuluşa erdi demektir. Bu hesap bozuk olursa, hüsrana düştü demektir. Eğer farzında eksiklik çıkarsa Rab Teala hazretleri: "Bakın, kulumun (defterinde yazılmış) nafilesi var mı?" buyurur. Böylece, farzın eksikleri nafile (namazları) ile tamamlanır. Sonra, bu tarzda olmak üzere diğer amelleri hesaptan geçirilir." |Tirmizi, Salat 305, (413); Nesai, Salat 9, (1232)|5066
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyamet Ahvali - Hesap Ve Kullar Arasında Hükmün Verilmesi|muvatta|Yahya İbnu Said|(Ravi der ki) Bana ulaştığına göre, (kıyamet günü), kulun ilk bakılacak ameli namazdır. Eğer namazı kabul edilirse, geri kalan amellerine bakılır. Eğer namazı kabul edilmezse diğer amellerinin hiçbirine bakılmaz. |Muvatta, Kasru's-Salat 89, (1, 173)|5067
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyamet Ahvali - Hesap Ve Kullar Arasında Hükmün Verilmesi|buharimüslimtirmizinesai|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kıyamet günü, insanlar arasında hükmedilecek ilk şey kandır." |Buhari, Diyat 1, Rikak 48; Müslim, Kasame 28, (1678); Tirmizi, Diyat 8, (1396); Nesai, Tahrim 2, (7, 83)|5068
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyamet Ahvali - Hesap Ve Kullar Arasında Hükmün Verilmesi|tirmizi|Ebu Berze|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kıyamet günü, dört şeyden sual edilmedikçe, kulun ayakları [Rabbinin huzurundan] ayrılamaz: Ömrünü nerede harcadığından; Ne amelde bulunduğundan; Malını nerede kazandığından ve nereye harcadığından; Vücudunu nerede çürüttüğünden." |Tirmizi, Kıyamet 1, (2419)|5069
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyamet Ahvali - Hesap Ve Kullar Arasında Hükmün Verilmesi|tirmizi|Ebu Said ve Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kıyamet günü kul (hesap vermek üzere huzur-u ilahiye) getirilir. Allah Teala hazretleri: "Ben sana kulak, göz, mal ve evlat vermedim mi? Sana hayvanları ve ekimi musahhar kılmadım mı? Seni bunlara baş olmak, onlardan istifade etmek üzere serbest bırakmadım mı? Acaba, benimle bugünkü şu karşılaşmanı hiç düşündün mü ?" diye soracak. Kul da: "Hayır" diyecek. Allah Teala hazretleri: "Öyleyse bugün ben de seni unutacağım, tıpkı senin (dünyada) beni unuttuğun gibi!" buyuracak. |Tirmizi, Kıyamet 7, (2430)|5070
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyamet Ahvali - Hesap Ve Kullar Arasında Hükmün Verilmesi|müslim|Ebu Hureyre|(Ashab, Resulullah'a): "Ey Allah'ın Resulü! Kıyamet günü Rabbimizi görecek miyiz?" diye sordular. Aleyhissalatu vesselam: "Bulutsuz bir günde, öğle vaktinde güneşi görme hususunda bir itişip kakışmanız olur mu?" diye sordu. Ashab: "Hayır!" deyince: "Bulutsuz (dolunaylı) gecede ayı görmekte itişip kakışmanız olur mu?" diye tekrar sordu. Ashab yine: "Hayır!" deyince: "Nefsim yed-i kudretinde olan Zat-ı Zülcelal'e yemin olsun, Rabbinizi görme hususunda da hiçbir itişip kakışmanız olmayacak. Tıpkı güneş ve ayı görmede itişip kakışmanız olmadığı gibi. Böylece kul, Rabbiyle karşı karşıya gelecek. Rabb Teala: "Ey filan! Ben sana ikram etmedim mi? Seni efendi yapmadım mı? Sana zevce vermedim mi? Atı, deveyi sana musahhar (hizmetçi) kılmadım mı? Reislik yapmana, ganimet malından dörtte bir almana müsaade etmedim mi ?" diye soracak. Kul: "Evet ey Rabbim!" diyecek. Rab Teala: "Benimle karşılaşacağını hiç düşünmedin mi?" diyecek. Kul bu soruya: "Hayır!" karşılığını verecek. Rab Teala da: "Öyleyse şimdi de ben seni unutuyorum. Tıpkı (dünyada) sen beni unuttuğun gibi!" diyecek. Sonra ikinci kul Allah'ın karşısına çıkar. Rab Teala ona da aynı şeyleri söyler. Sonra üçüncüye de birinciye söylediklerinin aynısını söyler. Kul: "Evet! ey Rabbim!" der. Rab Teala da: "Benimle karşılaşacağını hiç aklından geçirdin mi?" diye sorar. Kul: "Ey Rabbim, sana, kitaplarına ve peygamberlerine inandım. Namaz kıldım, oruç tuttum, sadaka verdim!" der ve elinden geldiğince (Hak Teala hakkında) hayır senada bulunur. Rab Teala: "Bu hususta lehine şehadet edecek biri var mı?" diye soracak. Kul: "Hayır, yok!" diyecek. Rab Teala: "Şimdi senin aleyhine bir şahit gönderilecek!" der. Kul kendi kendine: "Benim aleyhime şahidlik yapacak da kim?" diye içinden düşünür. Kulun ağzı mühürlenir. Uyluğuna: "Haydi konuş!" denir. Uyluğu , eti, kemiği konuşup, onun amelini, haber verirler. Bu, onun kendisi için bir özür aramaması içindir. Bu kimse, Allah'ın gadabına uğrayan münafıktır." |Müslim, Zühd 16, (2968)|5071
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyamet Ahvali - Hesap Ve Kullar Arasında Hükmün Verilmesi|buharimüslimtirmizi|Ebu Hureyre|İbnu'l-Müseyyeb, Ata İbnu Zeyd el-Leysi, Ebu Hureyre (ra)'den naklen anlatıyor: "İnsanlar Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'a: "Ey Allah'ın Resulü! Kıyamet günü Rabbimizi görecek miyiz?" diye sordular. O da: "Siz bulutsuz dolunay gecesinde ayı görmekten şüpheye düşer misiniz?" diye sordu. Onlar; "Hayır! Ey Allah'ın Resulü!" diye cevap verdiler. Aleyhissalatu vesselam: "Bulutsuz bir günde güneşi görmekten şüphe eder misiniz?" diye tekrar sordu. Ashab yine: "Hayır!" cevabım verdiler. Bunun üzerine: "Şunu bilin ki, siz Rabbinizi de böyle göreceksiniz. Kıyamet günü, insanlar haşrolunurlar. (Rab Teala): "Kim (Benden başka) bir şeye tapıyor idiyse ona tabi olsun!" buyurur. Onlardan bir kısmı güneşe, bir kısmı aya, bir kısmı da putlara tabi olurlar. Orada, münafıklarıyla birlikte bu ümmet kalır. Allah onlara [tanımadıkları bir surette] yaklaşır. "Ben sizin Rabbinizim!" buyurur. Oradakiler: "[Senden Allah'a sığınırız] Biz, Rabbimiz bize gelinceye kadar bu yerdeyiz! Rabbimiz gelince biz onu tanırız!" derler. Derken Rableri [onların tanıyacağı surette] gelir. "Ben Rabbinizim!" der. Onlarda: "Sen Rabbimizsin!" derler. Rab Teala onları (cennete) davet eder. Cehennemin üzerine sırat kurulur. Peygamberler arasında, ümmetiyle sırattan ilk geçen ben olurum. O gün peygamberler dışında kimse konuşmaz. Peygamberlerin o günkü kelamı da: "Allahümme sellim, Allahümme sellim (Ey Rahimiz selamet ver, ey Rabbimiz selamet ver!" olacak. Cehennemde, deve dikeninin dikenleri gibi kancalar var. Deve dikeninin dikenlerini gördünüz mü?" diye sordu. Ashab: "Evet!" deyince Aleyhissalatu vesselam devam etti: "İşte o kancalar, tıpkı deve dikeninin dikenleri gibidir. Ancak, onların büyüklüğü ne kadardır, Allah'tan başka kimse bilmez, insanları (kötü) amelleri sebebiyle kapar. İnsanların bir kısmı (kötü) ameli sebebiyle helak olur. Bir kısmı da ateşin içine yıkılır, sonra kurtulur. Allah, ateş ehlinden kurtarmak istediklerine rahmet etmeyi irade edince, ateş ehlinden Allah'a ibadet etmiş olanları, ateşten çıkarmaları için meleklere emreder. Melekler bu kimseleri, secde izleriyle tanırlar. Çünkü Allah Teala hazretleri secde mahallinin yakılmasını ateşe haram etmiştir. Onlar böylece ateşten çıkarlar. Hepsi de ateşten kavrulmuş vaziyettedir. Üzerlerine hayat suyu dökülür. Selin getirdiği milli topraktan habbelerin (filiz açıp) bitmesigibi, suyun değdiği yerler yeniden bitecek. Rab Teala, sonra, kullar arasındaki hükmünü tamamlayacak. Derken cennetle cehennem arasında bir kul kalacak. Bu, cennete girmede cehennemliklerin sonuncusudur. Yüzü cehenneme doğru ilerlerken: "Ey Rabbim! Yüzümü ateş tarafından çevir! Kokusu beni perişan etti, alevi de beni kavurdu" diye yalvaracak. Allah Teala'ya, kendisine dua etmesini dilediği kadar duada bulunacak. Sonra Allah Teala hazretleri: "Ben bu istediğini versem, bundan başkasını da ister misin?" diye soracak. Adam: "izzet ve celaline yemin olsun hayır! Bundan başkasını istemem!" diyecek ve istemeyeceği hususunda Allah'a ahd u misakta bulunacak. (Allah), bunun üzerine yüzünü ateşten çevirecek. Adam yüzüyle cennete yönelince ve onun güzelliğini görünce, Allah'ın dilediği bir müddet susacak. Sonra (dayanamayıp): "Ey Rabbim! Beni cennetin kapısıa yaklaştır!" diyecek. Allah Teala hazretleri: "Sen bana istemiş olduğundan başka bir talepte bulunmayacağına dair ahd u misakta bulunmadın mı? Ey ademoğlu yazık sana! Sen ne dönekmişsin!" diyecek. Adam: "Ey Rabbim! Mahlukatın en bedbahtı ben olmayayım!" diyecek. Rab Teala: "Sana bu istediğin verilse, acaba başka bir şey istemeyecek misin?" der. Adam: "Hayır! İzzetine ve celaline yemin olsun hayır! Başka bir şey istemeyeceğim!" diyecek. Rabbi de onu mazur addedecek. Çünkü o, sabredilemeyecek bir şeyler görmüştür. Adam, Rabbine, istediği ahd u misakta bulunur. (Rabbi de) onu cennetin kapısın yaklaştırır. Kapıya yaklaşıp onun güzelliğini ve içindeki taravet ve süruru görünce, Allah'ın dilediği kadar sesini keser. (Fakat daha fazla dayanamayıp atılır): "Ey Rabbim! Beni cennete koy!" der. Rab Teala: "Ey ademoğlu yazık sana! Sen ne dönekmişsin! Sana verilenlerin dışında bir şey istemeyeceğine dair bana ahd u misak vermedin mi?" diyecek. Adam: "Ey Rabbim! Beni mahlukatın en bedbahtı yapma!" diyecek. Allah onun bu haline gülecek. Sonra ona cennete girmesi için izin verecek ve: "Dile (ne dilersen!)" diyecek. Adam dileyecek. Öyle ki, hiçbir arzusu kalmayacak. Allah yine de: "Şunları şunları da iste!" deyip, istemesi gereken şeyleri zikredecek. Böylece istenecek şeyler bilince Allah Teala hazretleri: "Bütün bunlar, bir misliyle sana verilmiştir!" buyuracak." Ebu Said der ki: "Resulullah (sav)'ın: "Bütün bunlar, on misliyle birlikte sana verilmiştir!" dediğini işittim." |Buhari, Rikak 52, Ezan 129, Tevhid 24; Müslim, İman 299, (182); Tirmizi, Cennet 20, (2560)|5072
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyamet Ahvali - Hesap Ve Kullar Arasında Hükmün Verilmesi|tirmizi|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kıyamet günü insanlar üç kere Allah'a arzedilirler: İlk iki arzedilmede cidal ve özür beyanı vardır. Ama üçüncü arzedilme esnasında ellerde sahifeler uçuşur, kimisi sağ eliyle, kimisi de sol eliyle alır." |Tirmizi, Kıyamet 5, (2427)|5073
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyamet Ahvali - Hesap Ve Kullar Arasında Hükmün Verilmesi|buharimüslim|İbnu Ömer|Bir adam bana: "(Kıyamet günü Allah'ın kişiye hususi) hitabı hakkında ne işittin?" diye sordu. Şu cevabı verdim: "Resulullah (sav)'ın: "Mü'min Rabbine yaklaştırılır. Öyle ki, (Allah onun) üzerine himayesini indirir ve günahlarını itiraf ettirir. Ona sorar: "Şu şu günahlarını biliyor musun?" Mü'min kul, iki kere: "Evet ey Rabbim, biliyorum!" der. Rab Teala da: "Dünyada iken bunları örterek seni teşhir etmemiştim. Bugün de onları senden affediyorum!" buyurur. Sonra ona hasenat defteri verilir. Amma, kafirlere ve münafıklara gelince, bunlarla ilgili olarak, bütün mahlukatın huzurunda: "Bunlar Allah namına yalan söylemişler (böylece büyük bir zulümde bulunmuşlardır). Haberiniz olsun! Allah'ın laneti zalimleredir" diye nida olunur" dediğini işittim." |Buhari, Mezalim 2, Tefsir, Hud 4, Edeb 60, Tevhid 36; Müslim, Tevbe 52, (2768)|5074
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyamet Ahvali - Hesap Ve Kullar Arasında Hükmün Verilmesi|tirmizi|Aişe|Bir adam gelerek: "Ey Allah'ın Resulü! Benim kölelerim var, bana yalan söylüyorlar ve bana ihanet ediyorlar, bana isyan ediyorlar. Ben de onlara şetmediyor ve dövüyorum. Onlar yüzünden (Allah yanında) durumum ne olacak?" diye sordu. Resulullah (sav): "Kıyamet günü onlar, sana olan ihanetleri, isyanları ve yalanları sebebiyle muhasebe olacaktır. Senin onlara verdiğin ceza ise, eğer cezan onların günahları nisbetinde ise, başabaştır; ne lehine ne de aleyhine olur. Eğer onlara verdiğin ceza günahlarından az ise bu senin için bir fazilet olur. Eğer onlara verdiğin ceza günahlarından çok olursa, bu fazla kısım sebebiyle onlar lehine sana kısas yapılır" buyurdular. Bunun üzerine adam huzurdan çekildi, ağlamaya ve dövünmeye başladı. Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam dedi ki: "Sen Allah'ın kitabını okumuyor musun? (Bak ne diyor!) (Mealen): "Biz kıyamet gününe mahsus adalet terazileri koyacağız. Artık hiçbir kimse hiçbir şeyle haksızlığa uğratılmayacaktır. (O şey) bir hardal tanesi kadar bile olsa, onu getiririz (mizana koyarız). Hesapçılar olarak da biz yeteriz" (Enbiya 47). Adam tekrar: "Allah'a yemin olsun, ey Allah'ın Resulü! Ben hem kendim ve hem de onlar için, ayrılmalarından daha hayırlı bir şey göremiyorum. Seni şahid kılıyorum, hepsi hürdür, (azat ettim)" dedi. |Tirmizi, Tefsir, Enbiya, (3163)|5075
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyamet Ahvali - Hesap Ve Kullar Arasında Hükmün Verilmesi|müslim|Enes|Resulullah (sav) (bir gün) güldüler ve: "Neye güldüğümü biliyor musunuz?" buyurdular. Biz: "Allah ve Resulü daha iyi bilir!" dedik. "Kulun Rabbine olan hitabından!" buyurdular ve şöyle devam ettiler: "Kul şöyle der: "Ey Rabbim, sen beni zulümden korumadın mı?" Rab Teala: "Evet korudum" buyurur. Kul da: "Fakat ben bugün, kendime, kendimden başka bir kimsenin şahid olmasını asla istemiyorum" der. Rab Teala: "Bugün sana tek şahid olarak nefsin, çok şahid olarak da kiramen katibin kafidir" buyurur." Resulullah devamla dedi ki: "Ağzına mühür vurulur ve diğer organlarına: "Konuş!" denilir. Onlar adamın amelini haber verirler. Sonra konuşma hususunda serbest bırakılır. Adam organlarına: "Yazıklar olsun size! Buradan defolun! Ben sizin için mücadele etmiştim" der." |Müslim, Zühd 17, (2969)|5076
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyamet Ahvali - Hesap Ve Kullar Arasında Hükmün Verilmesi|tirmizi|İbnu Amr İbni'l-As|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Aziz ve celil olan Allah [kıyamet günü], ümmetimden bir adamı mahlukatın üstünden seçer ve onun için doksan dokuz büyük defter açar. Her defter, gözün alabildiği kadar büyüktür. Rab Teala adama sorar: "Bu defterde yazılı olanlardan bir şey inkar ediyor musun? Muhafız katiplerim (olmadık şeyler yazarak sana) zulmetmişler mi?" Kul: "Ey Rabbim! Hayır! (Hepsi doğrudur!)" der. Rab Teala sorar: "(Bunları yapmada beyan edeceğin) bir özrün var mı?" Kul der: "Hayır! Ey Rabbim!" Aziz ve celil olan Allah: "Evet! Senin bizim yanımızda (makbul, büyük) bir de hasenen var. Bugün sana zulüm yapmayacağız!" buyurur. Hemen bir etiket çıkarılır. Uzerinde "Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden resulallah (şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur ve şehadet ederim ki Muhammed Allah'ın elçisidir)" yazılıdır. Sonra, Rabb Teala der: "Ağırlığını (yani amellerinin ağırlığını) hazırla!" Kul sorar: "Ey Rabbim! Bu defterlerin yanındaki bu etiket de ne?" Rabb Teala der: "Sana zulmedilmeyecek! Hemen defterler Mizan'ın bir kefesine konur, etiket de diğer kefesine. Tartılırlar. Sonunda defterler hafif kalır, etiket ağır basar. Esasen Allah'ın ismi yanında hiçbir şey ağır olamaz." |Tirmizi, İman 17, (2641)|5077
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyamet Ahvali - Hesap Ve Kullar Arasında Hükmün Verilmesi|buharimüslim|Ebu Mes'ud el-Bedri|"Ey Allah'ın Resulü" dendi, "biz cahiliye devrinde yaptıklarımızdan hesaba çekilecek miyiz?" Şu cevabı verdiler: "Müslüman olduktan sonra iyi olana, cahiliye devrinde yaptıklarından sorulmayacaktır. Kötü amel işleyene, hem İslam'daki ameli hem de önceki ameli sebebiyle hesap sorulacaktır." |Buhari, İstitabe 1; Müslim, İman 189, (120)|5078
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kıyamet Ahvali - Hesap Ve Kullar Arasında Hükmün Verilmesi|tirmizi|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir kimseyi (küfür veya günah gibi) bir şeye çağıran hiç kimse yok ki kıyamet günü, o çağırdığı şeyle birlikte tevkif edilmemiş olsun. Mutlaka onunla ayrılmaz şekilde beraberdir. Bir adam bir adamı (bir şeye) davet etmiş olsa dahi!" Sonra şu ayeti okudu, (mealen): "Onları hapsedin, çünkü onlar mes'uldürler" (Saffat 24). |Tirmizi, Tefsir, Saffat, (3226)|5079
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kevser Havzı'nın Mizan'ın Ve Sırat Köprüsü'nün Evsafı|müslimtirmizi|Ebu Zerr|"Ey Allah'ın Resulü" dedim, "Kevser havzının kapları nedir?" Şu cevabı lütfettiler: "Nefsimi kudret elinde tutan Zat-ı Zülcelal'e yemin olsun, onun kapları açık ve karanlık bir gecede gökteki yıldızlardan daha çoktur. Cennetin kaplarından kim içerse artık ömrünün sonuna kadar hiç susamaz. Havzın cennetten çıkan iki oluğu gürül gürül akar. Genişliği uzunluguna denktir. Bu da Amman'dan Eyle'ye olan mesafe kadardır. Suyu sütten daha beyaz, baldan daha tatlıdır." |Müslim, Fezail 36,1 (2300); Tirmizi, Kıyamet 16, (2447)|5080
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kevser Havzı'nın Mizan'ın Ve Sırat Köprüsü'nün Evsafı|tirmizi|Semüre İbnu Cündeb|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Her peygamberin bir havzı vardır. Ümmeti oraya su almaya gelir. Peygamberlerin her biri, hangisinin suya geleni çok diye övünürler. Su almaya gelen ümmeti en çok olan peygamberin ben olacağımı ümid ediyorum." |Tirmizi, Kıyamet 15, (2445)|5081
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kevser Havzı'nın Mizan'ın Ve Sırat Köprüsü'nün Evsafı|tirmizi|Enes|Resulullah (sav)'a "Kevser nedir?" diye sorulmuştu. "Cennette bir nehirdir. Allah onu bana verdi. O, sütten daha beyaz, baldan daha tatlıdır. Onda (nehirde) bir kuş vardır, boynu deve boynuna benzer!" buyurdular. Hz. Ömer atılarak: "Öyleyse o müreffehtir!" dedi. Aleyhissalatu vesselam da: "Onu yiyen, ondan da müreffehtir!" buyurdular. |Tirmizi, Kıyamet 15, (2445)|5082
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kevser Havzı'nın Mizan'ın Ve Sırat Köprüsü'nün Evsafı|buharimüslim|Cündüb|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ben havza ilk geleniniz olacağım!" |Buhari, Rikak 53; Müslim, Fezail 25, (2289)|5083
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kevser Havzı'nın Mizan'ın Ve Sırat Köprüsü'nün Evsafı|buharimüslim|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ben havzın başına sizden önce geleceğim. Bana sizden bazı kimseler yükseltilip (gösterilecek). O kadar ki, eğilsem onları tutarım. Ama hemen geri çekilecekler. "Ey Rabbim! bunlar benim ashabım!" derim. Ama bana: "Senden sonra bunların ne bid'alar yaptıklarını sen bilmezsin!" denilir. Ben de: "Dini benden sonra değiştirenler rahmetten uzak olsun, rahmetten uzak olsun!" derim." |Buhari, Rikak 53, Fiten 1; Müslim, Fezail 32, (2297)|5084
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kevser Havzı'nın Mizan'ın Ve Sırat Köprüsü'nün Evsafı|müslim|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ümmetim havzın başında yanıma gelecek. Ben, tıpkı devesinden başkasının devesini kovan bir kimse gibi, hauzımdan (bazı) insanları kovarım!" Yanındakiler: "Ey Allah'ın Resulü! Bizi tanıyacak mısınız?" dediler. "Evet" buyurdu. "Sizin, başkasında olmayan bir alametiniz olacak. Sizler yanıma alın ve abdest uzuvlarında, abdestin eseri olan bir nurla geleceksiniz. Ancak sizden bir grup benden engellenecek, onlar bana ulaşamayacaklar. Ben: "Ey Rabbim onlar benim ashabım, onlar benim ashabım!" diyeceğim. Ama bir melek bana cevap verip: "Senden sonra onlar ne bid'alar ortaya çıkardılar biliyor musun?" diyecek." [Bir diğer rivayette şöyle buyrulmuştur: "Havuzum Eyle ile Aden arasınaki mesafeden daha geniştir. Onun rengi kardan daha beyaz, baldan daha tatlıdır. Onun maşrabaları yıldızlardan daha çoktur."] |Müslim, Taharet 37, (247)|5085
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kevser Havzı'nın Mizan'ın Ve Sırat Köprüsü'nün Evsafı|ebu davud|Yezid İbnu Erkam|Resulullah buyurdular ki: "Siz (ashabım), havzın başında yanıma gelenlerin yüz bin cüzünden sadece bir cüzünü teşkil edeceksiniz!" Yezid'e: "O gün siz ne kadardınız?" diye soruldu da: "Yedi yüz veya sekiz yüz kadardık!" diye cevap verdi. |Ebu Davud, Sünnet 26, (4746)|5086
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kevser Havzı'nın Mizan'ın Ve Sırat Köprüsü'nün Evsafı|tirmizi|Enes|(Bir gün), "ey Allah'ın Resulü! Kıyamet günü bana şefaat edin!" dedim. "İnşaallah yapacağım!" buyurdular. Ben tekrar: "Sizi nerede arayıp bulayım?" dedim. "Beni ilk aradığın zaman, sırat üzerinde ara!" buyurdular. "Size (orada) rastlayamazsam?" dedim. "Mizan'ın yanında beni ara!" buyurdular. "Orada da size rastlayamazsam?" dedim. "Öyeyse beni havzın yanında ara! Zira ben üç meukinin dışına çıkmam!" buyurdular. |Tirmizi, Kıyamet 10, (2435)|5087
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Kevser Havzı'nın Mizan'ın Ve Sırat Köprüsü'nün Evsafı|ebu davud|Aişe|Ateşi hatırlayıp ağladım. Resulullah (sav): "Niye ağlıyorsun?" diye sordu. "Cehennemi hatırladım da onun için ağladım! Siz, kıyamet günü, ailenizi hatırlayacak mısınız?" dedim. "Üç yerde kimse kimseyi hatırlamaz: Mizan yanında; tartısı ağır mı geldi hafif mi öğreninceye kadar, sahifelerin uçuştuğu zaman; kendi defterini nereye düşecek, öğreninceye kadar: Sağına mı soluna mı; yoksa arkasına mı? Sıratın yanında; cehennemin iki yakası ortasına kurulunca; bunu geçinceye kadar." |Ebu Davud, Sünen 28, (4755)|5088
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Şefaat Hakkında|buharimüslimmuvattatirmizi|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Her peygamberin müstecab (Allah'ın kabul edeceği) bir duası vardır. Her peygamber o duayı yapmada acele etti. Ben ise bu duamı kıyamet gününde, ümmetime şefaat olarak kullanmak üzere sakladım (kullanmayı ahirete bıraktım). Ona inşaallah, ümmetimin şirk koşmadan ölenleri nail olacaktır." |Buhari, Da'avat 1, Tevhid 31; Müslim, İman 334, (198); Muvatta, Kur'an 26, (1, 212); Tirmizi, Daavat 141, (3597)|5089
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Şefaat Hakkında|tirmiziebu davudibnu mace|Cabir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Şefaatim, ümmetimden büyük günah sahipleri içindir." [Tirmizi, şu ziyadeyi kaydeder: "Hz. Cabir (ra) dedi ki: "Kebair (büyük günah) ehli olmayanın şefaate ne ihtiyacı var!"] |Tirmizi, Kıyamet 12, (2437); Ebu Davud, Sünnet 23, (4739); İbnu Mace, Zühd 37, (4310)|5090
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Şefaat Hakkında|buharimüslim|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kıyamet gününde, insanlar birbirlerine girecekler. Hz. Adem aleyhisselam'a gelip: "Evlatlarına şefaat et!" diye talepte bulunacaklar. O ise: "Benim şefaat yetkim yok. Siz İbrahim aleyhisselam'a gidin! Çünkü o Halilullah'tır" diyecek. İnsanlar Hz. İbrahim'e gidecekler. Ancak o da: "Ben yetkili değilim! Ancak Hz. İsa'ya gidin. Çünkü o Ruhullah'tır ve O'nun kelamıdır!" diyecek. Bunun üzerine O'na gidecekler. O da: "Ben buna yetkili değilim. Lakin Muhammed (sav)'e gidin!" diyecek. Böylece bana gelecekler. Ben onlara: "Ben şefaate yetkiliyim!" diyeceğim. Gidip Rabbimin huzuruna çıkmak için izin talep edeceğim. Bana izin verilecek. Önünde durup, Allah'ın ilham edeceği ve şu anda muktedir olamayacağım hamdlerle Allah'a medh u senada bulunacak, sonra da Rabbime secdeye kapanacağım. Rabb Teala: "Ey Muhammed! Başını kaldır! Dilediğini söyle, söylediğine kulak verilecek. Ne arzu ediyorsan iste, talebin yerine gelecektir! Şefaatte bulun, şefaatin kabul edilecektir!" buyuracak. Ben de: "Ey Rabbim! Ümmetimi, ümmetimi istiyorum!" diyeceğim. Rab Teala: "(Çabuk onların yanına) git! Kimlerin kalbinde buğday veya arpa denesi kadar iman varsa onları ateşten çıkar!" diyecek. Ben de gidip bunu yapacağım! Sonra Rabbime dönüp, önceki hamd u senalarla hamd ve senalarda bulunacağım, secdeye kapanacağım. Bana, öncekinin aynısı söylenecek. Ben de: "Ey Rabbim! Ümmetim! Ümmetim!" diyeceğim. Bana yine: "Var, kimlerin kalbinde hardal danesi kadar iman varsa onları da ateşten çıkar!" denilecek. Ben derhal gidip bunu da yapacak ve Rabbimin yanına döneceğim. Önceki yaptığım gibi yapacağım. Bana, evvelki gibi: "Başını kaldır!" denilecek. Ben de kaldırıp: "Ey Rabbim! Ümmetim! Ümmetim!" diyeceğim. Bana yine: "Var, kalbinde hardal danesinden daha az miktarda imanı olanları da ateşten çıkar!" denilecek. Ben gidip bunu da yapacağım. Sonra dördüncü sefer Rabbime dönecek, o hamdlerle hamd u senada bulunacağım, sonra secdeye kapanacağım. Bana: "Ey Muhammedi Başını kaldır ve (dilediğini) söyle, sana kulak verilecektir! Dile, talebin verilecektir! Şefaat et, şefaatin kabul edilecektir!" denilecek. Ben de: "Ey Rabbim! Bana Lailahe illallah diyenlere şefaat etmem için izin ver!" diyeceğim. Rabb Teala: "Bu hususta yetkin yok! -veya: Bu hususta sana izin yok!- Lakin izzetim, celalim, kibriyam ve azametim hakkı için lailahe illallah diyenleri de ateşten çıkaracağım!" buyuracak." |Buhari, Tevhid 36, 19, 37, Tefsir, Bakara 1, Rikak 51; Müslim, İman 322, (193)|5091
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Şefaat Hakkında|buharimüslimtirmizi|Ebu Hureyre|Biz bir davette Resulullah ile beraberdik. Ona sofrada hayvanın ön budu(ndan bir parça) ikram edildi. Bud hoşuna giderdi. Ondan bir parça ısırdı ve: "Ben kıyamet günü ademoğlunun efendisiyim! Acaba bunun neden olduğunu biliyor musunuz? (Açıklayayım): "Allah o gün, öncekileri ve sonrakileri tek bir düzlükle toplar. Bakan onlara bakar, çağıran onları işitir. Güneş onlara yaklaşır. Gam ve sıkıntı, insanların tahammül edemeyecekleri ve takat getiremeyecekleri dereceye ulaşır. Öyle ki insanlar: "içinde bulunduğumuz şu hali görmüyor musunuz, sizlere şefaat edecek birini görmüyor musunuz?" demeye başlarlar. Birbirlerine: "Babanız Adem var!" derler ve ona gelerek: "Ey Adem! Sen insanların babasısın. Allah seni kendi eliyle yarattı, kendi ruhundan sana üfledi. [Bütün isimleri sana öğretti]. Meleklerine senin önünde secde ettirdi. Seni cennete yerleştirdi. [Allah katında itibarın, makamın var.] Rabbin nezdinde bizim için şefaatte bulunmaz mısın? Bizim şu halimizi, başımıza şu geleni görmüyor musun?" derler. Adem aleyhisselam da: "Bugün Rabbim çok öfkelidir, daha önce bu kadar öfkelenmedi. Bundan sonra da böylesine öfkelenmeyecek. (Esasen şefaate benim yüzüm yok, çünkü, cennette iken, Allah) beni o ağaca yaklaşmaktan men etmişti. Ben, bu yasağa asi oldum. [Ben cennette iken işlediğim günah sebebiyle cennetten çıkarıldım. Bugün günahlarım affedilirse bu bana yeter]. Nefsim! Nefsim! Nefsim! Benden başkasına gidin. Nuh aleyhisselam'a gidin!" diyecek. İnsanlar Nuh aleyhisselam'a gelecekler: "Ey Nuh! sen yeryüzü ahalisine gönderilen resullerin ilkisin. Allah seni çok şükreden bir kul (abden şeküra) diye isimlendirdi. İçinde bulunduğumuz şu hali görmüyor musun? Başımıza gelenleri görmüyor musun? Rabbin nezdinde bizim için şefaatte bulunmaz mısın?" diyecekler. Nuh aleyhisselam da şöyle diyecek: "Bugün Rabbim çok öfkelidir. Daha önce hiç bu kadar öfkelenmedi, bundan sonra da böylesine öfkelenmeyecek! Benim bir dua hakkım vardı. Ben onu kavmimin aleyhine (beddua olarak) yaptım. Nefsim! Nefsim! Nefsim! Benden başkasına gidin. İbrahim aleyhisselam'a gidin!" diyecek. İnsanlar İbrahim aleyhisselam'a gelecekler: "Ey İbrahim! Sen Allah'ın peygamberi ve arz ahalisi içinde yegane Halilisin. Bize Rabbin nezdinde şefaat et! İçinde bulunduğumuz şu hali görmüyor musun?" diyecekler. İbrahim aleyhisselam onlara: "Rabbim bugün çok öfkeli. Bundan önce bu kadar öfkelenmemişti, bundan sonra da bu kadar öfkelenmeyecek. (Şefaat etmeye kendimde yüz de bulamıyorum. Çünkü ben) üç kere yalan söyledim!" deyip, bu yalanlarını birer birer sayacak. Sonra sözlerine şöyle devam edecek: "Nefsim! Nefsim! Nefsim! Benden başkasına gidin! Musa aleyhisselam'a gidin!" İnsanlar, Hz. Musa aleyhisselam'a gelecekler ve: "Ey Musa! Sen Allah'ın peygamberisin. Allah seni, risaletiyle ve hususi kelamıyla insanlardan üstün kıldı. Bize Allah nezdinde şefaatte bulun! İçinde bulunduğumuz hali görmüyor musun?" diyecekler. Hz. Musa da: "Bugün Rabbim çok öfkelidir. Daha önce böylesine öfkelenmedi, bundan sonra da böylesine öfkelenmeyecek. (Esasen Rabbim nezdinde şefaate yüzüm de yok. Çünkü) ben, öldürülmesi ile emrolunmadığım bir cana kıydım. [...Bugün ben mağfirete mazhar olursam bu bana yeterlidir.] Nefsim! Nefsim! Nefsim! Benden başkasına gidin! Hz. İsa aleyhisselam'a gidin!" diyecek. İnsanlar Hz. İsa'ya gelecekler ve: "Ey İsa, sen Allah'ın peygamberisin ve Meryem'e attığı bir kelamısın ve kendinden bir ruhsun. Üstelik sen beşikte iken insanlara konuşmuştun. Rabbin nezdinde bize şefaat et! İçinde bulunduğumuz şu hali görmüyor musun?" diyecekler! Hz. İsa aleyhisselam da: "Bugün Rabbim çok öfkeli. Daha önce bu kadar öfkelenmedi, bundan böyle de hiç bu kadar öfkelenmeyecek!" diyecek. -Hz. İsa şahsıyla ilgili bir günah zikretmeksizin- ( Bir başka rivayette): ["Beni, Allah'tan ayrı bir ilah edindiler. Bugün bana mağfiret edilirse bu bana yeter."] Nefsim! Nefsim! Nefsim! Benden başkasına gidin! Muhammed aleyhissalatı vesselam'a gidin!" diyecek. İnsanlar Muhammed (sav)'e gelecekler, bir diğer rivayette: "Bana gelirler!" denmiştir- ve: "Ey Muhammed! Sen Allah'ın peygamberisin, bütün peygamberlerin sonuncususun. Allah senin geçmiş, gelecek bütün günahlarını mağfiret buyurdu. Bize Rabbin nezdinde şefaatte bulun. Şu içinde bulunduğumuz hali görmüyor musun?" diyecekler. Bunun üzerine ben Arş'ın altına gideceğim. Rabbim için secdeye kapanacağım. Derken Allah, benden önce hiç kimseye açmadığı medh u senaları benim için açacak [Ben onlarla Rabbime medh u senalarda bulunacağım]. Sonra: "Ey Muhammed başını kaldır ve iste! (İstediğin) sana verilecek! Şefaat talep et! Şefaatin yerine getirilecek!" denilecek. Ben de başımı kaldıracağım ve: "Ey Rabbim ümmetim! Ey Rabbim ümmetim! Ey Rabbim ümmetim!" diyeceğim. Bunun üzerine: "Ey Muhammed! Ümmetinden, üzerinde hesap olmayanları cennet kapılarından sağdaki kapıdan içeri al! Esasen onlar diğer kapılarda da insanlara ortaktırlar!" denilecek." Resulullah sonra şöyle buyurdular: "Nefsim kudret elinde olan Zat-ı Zülcelal'e yemin olsun. Cennet kapısının kanatlarından iki kanadının arasındaki mesafe Mekke ile Hacer arasındaki veya Mekke ile Busra arasındaki mesafe kadardır." Hz. İbrahim aleyhisselam'ın kıssasıyla ilgili bir rivayette şu ziyade var: [Hz. İbrahim, (insanlar, şefaat etmesi için kendine geldikleri zaman, Allah'a şefaat talebinde bulunmasına mani olan üç günahı olarak yıldızlar hakkında sarfettiği "İşte bu Rabbim" (En'am 76) sözünü, atalarının putları hakkında sarfettiği "Belki de bu (putları kırma) işini onların en büyüğü yapmıştır" (Enbiya 63) sözünü ve bir de: "Ben gerçekten hastayım" (Saffat 89) sözünü zikretti."] |Buhari, Enbiya 3, 8, Tefsir, Beni İsrail 5; Müslim, İman 327, (194); Tirmizi, Kıyamet 11, (2436)|5092
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Şefaat Hakkında|müslim|Yezid İbnu Süheyb el-Fakir|Haricilerin görüşlerinden biri içime işlemişti, haccetmek, sonra da (propaganda yapmak üzere) insanların karşısına çıkmak arzusuya, kalabalık bir grup içerisinde yola çıktık. Medine'ye uğradık. Orada Cabir İbnu Abdillah (ra), insanlara hadis rivayet ediyordu. Bir ara cehennemlikleri zikretti. Ben: "Ey Resulullah'ın arkadaşı! Sen ne konuşuyorsun? Halbuki Allah Teala hazretleri: "(Ey Rabbim!) Ateşe kimi atarsan mutlaka onu rezil rüsvay edersin" (Al-i imran 192); "Ateşten her çıkmak isteyişlerinde oraya geri çevrilirler" (Secde 20) buyurmaktadır" dedim. Hz. Cabir: "Sen Kur'an'ı okuyor musun?" dedi. Ben de: "Evet!" dedim. "Öyleyse onun evvelini oku! Çünkü o, küffar hakkındadır!" dedi ve sonra ilave etti: "Sen, Allah'ın Muhammed (sav)'i dirilteceği makam-ı mahmudu işittin mi?" "Evet!" dedim. Dedi ki: "O, Muhammed (sav)'e mahsus mahmud makamdır. Allah Teala hazretleri o makamın hatırına, cehennemden çıkaracaklarını çıkarır!" (Hz. Cabir) sonra, sırat köprüsünün konuluşunu ve üzerinden insanların geçişini tavsif etti. Biz: "Bu ihtiyarın, Aleyhissalatu vesselam hakkında yalan söyleyeceğini mi zannedersiniz?" dedik ve Haricilikten rücu ettik. Hayır! Vallahi bizden bir kişiden başka, Haricilikte kalan olmadı. |Müslim, İman 320, (191)|5093
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Şefaat Hakkında|müslim|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kıyamet günü, cehennemliklerin, dünyada en müreffeh olanı getirilerek ateşe bir kere batırılacak. Sonra: "Ey ademoglu, denilecek. (Cehennemde) hiç nimet gördün mü? Sana hiç hayır uğradı mı ?" "Hayır! Ey Rabbim, vallahi hayır!" diyecek. Sonra cennetliklerden dünyada en fakir olan getirilecek. O da cennete bir sokulup, çıkarılacak ve kendisine: "Ey ademoglu (cennette) hiç fakirlik gördün mü, hiç sıkıntı çektin mi?" denilecek. Oda: "Hayır! Vallahi ya Rabbi! Başımdan hiç fakirlik geçmedi, hiçbir sıkıntı çekmedim" diyecek." |Müslim, Münafıkun 55, (2807)|5094
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Şefaat Hakkında|buharimüslim|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah Teala hazretleri azabı en hafif olan cehennemliğe: "Eğer dünya her şeyiyle senin olsaydı, şu azabdan kurtulmaya bedel, fidye olarak verir miydin?" diye soracak. Adam: "Evet!" diyecek. Rabb Teala bunun üzerine: "Sen daha Hz. Adem'in sulbünde iken ben senden bundan daha hafifini istemiş: "Bana hiçbir şeyi ortak kılma da seni ateşe sokmayayım, cennete koyayım" demiştim. Sen buna yanaşmadın, şirke girdin" buyuracak." |Buhari, Rikak 51, 49, Enbiya 1; Müslim, Münafikun 51, (2805)|5095
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Şefaat Hakkında|buharimüslim|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cennetlikler cennette, cehennemlikler de cehennemde oldukları zaman ölüm getirilir. Cennetle cehennemin arasına konup orada kesilir. Sonra bir münadi nida eder: "Ey ehl-i cennet! Artık ebediyet var, ölüm yok! Ey ehl-i nar! Artık ebediyet var, ölüm yok! Cennetliklerin süruru bununla daha da artar. Cehennemliklerin de hüznü artar." |Buhari, Rikak 50, 51; Müslim, Cennet 43, (2850)|5096
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Cennet Ve Cehennem|buharimüslimtirmizi|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah Teala hazretleri ferman etti ki: "Ben Azimu'ş-Şan, salih kullarım için gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve insanın hayal ve hatırından hiç geçmeyen nimetler hazırladım." Ebu Hureyre ilaveten dedi ki: "Dilerseniz şu ayet-i kerimeyi okuyun, (Mealen): "Yaptıklarına karşılık Allah katında onlar için göz aydınlığı olacak ne mükafaatların saklandığını kimse bilemez" (Secde 17). |Buhari, Bed'ül-Halk 8, Tefsir Secde 1, Tevhid 35; Müslim, Cennet 2, (2824); Tirmizi, Tefsir, (3195)|5097
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Cennet Ve Cehennem||Sehl İbnu Sa'd|Buhari, bir diğer rivayetinde şu ziyadeyi kaydeder: "Sehl İbnu Sa'd anlatıyor -deyip, hadisin aynısını kaydettikten sonra- der ki: "Muhammed İbnu Ka'b dedi ki: "Onlar Allah için ameli gizli tuttular. Allah da onların sevabını gizli tuttu. Kullar yanına gelince onları nimete boğacak." Hadis, bu muhtevada olarak Buhari'de mevcut değildir. Hakim'in el- Müstedrek'inde mevcuttur (413-414) ||5098
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Cennet Ve Cehennem|tirmizi|Sehl İbnu Sa'd|"Ey Allah'ın Resulü!" dedim, "insanlar neden yaratıldı?" "Sudan!" buyurdular. "Ya cennet?" dedim, "o neden inşa edildi?" "Gümüş tuğladan ve altın tuğladan! Harcı da kokulu misk. Cennetin çakılları inci ve yakuttan, toprağı da za'ferandır. Ona giren nimete mazhar olur, eziyet görmez, ebediyet kazanır, ölümle karşılaşmaz. Elbisesi eskimez, gençliği kaybolmaz." Aleyhissalatu vesselam sözlerine şöyle devam buyurdular: "Üç kişi vardır duaları reddedilmez (mutlaka kabul edilir): Adil imam (devlet başkanı), iftarını yaptığı zaman oruçlu, zulme uğrayanın duası. Allah, (mazlumun) duasını bulutların fevkine çıkarır ve onlara sema kapıları açılır ve Allah Teala hazretleri: "İzzetime yemin olsun! Vakti uzasa da, duanı mutlaka kabul edeceğim!" buyurur." |Tirmizi, Cennet 2, (2528)|5099
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Cennet Ve Cehennem|buharimüslimtirmizi|Ebu Musa|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Gümüşten iki cennet vardır. Kapları ve içinde bulunan diğer şeyleri de gümüştendir. Altından iki cennet vardır, kapları ve içlerinde bulunan diğer eşyaları da hep altındandır. Adn cennetinde, cennetliklerle Rablerini görmeleri arasında Allah'ın veçhindeki ridau'l-kibriyadan (büyüklük perdesinden) başka bir şey yoktur." |Buhari, Tefsir, Rahman 1, 2, Bedu'l-Halk 8, Tevhid 24; Müslim, İman 180, (296); Tirmizi, Cennet 3, (2530)|5100
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Cennet Ve Cehennem|buharimüslimtirmizi|Ebu Musa|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cennette, mü'min için, içi boş tek bir inciden bir çadır vardır. -Bir rivayette- genişliği altmış mildir. Her köşesinde bir refikası bulunur, hiçbiri diğerini görmez, mü'min bunların herbirini dolaşır." |Buhari, Bed'ü'l-Halk 8, Tefsir, Rahman 1, 2, Tevhid 24; Müslim, Cennet 23, (2838); Tirmizi, Cennet 3, (2530)|5101
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Cennet Ve Cehennem|tirmizi|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cennette yüz derece vardır. Her iki derece arasında yüz yıl(lık yürüme mesafesi) vardır." |Tirmizi, Cennet 4, (2531)|5102
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Cennet Ve Cehennem|tirmizi|Ubade İbnu's-Samit|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cennette yüz derece vardır. Her bir derecenin diğer derece ile arası, sema ile arz arası kadar geniştir. Firdevs bunların en yukarıda olanıdır. Cennetin dört nehri buradan çıkar. Bunun üstünde Arş vardır. Allah'tan cennet istediğiniz vakit Firdevs'i isteyin." |Tirmizi, Cennet 4, (2533)|5103
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Cennet Ve Cehennem|tirmizi|Ebu Said|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cennette yüz derece vardır. Bütün alemler bunlardan birinin içinde toplansalar, hepsini de kuşatır, istiab eder." |Tirmizi, Cennet 4, (2534)|5104
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Cennet Ve Cehennem|tirmizi|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cennette bir ağaç vardır ki, binekli bir kimse yüz yıl gölgesinde yürüse onu katedemez. İstersiniz şu ayeti okuyun: "Daimi gölgededirler, çağlayıp duran su başlarındadırlar" (Vakıa 30-31)." |Tirmizi, Tefsir, Vakıa, (3289), Cennet 1, (2528)|5105
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Cennet Ve Cehennem|tirmizi|Ebu Hureyre|Cennette hiçbir ağaç yoktur ki gövdesi, altından olmasın. |Tirmizi, Cennet 1, (2527)|5106
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Cennet Ve Cehennem|buharimüslimtirmizi|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cennette, yay kadar bir yer, güneşin üzerine doğduğu veya battığı şeyden (dünyadan) daha hayırlıdır." [Tirmizi, Hz. Enes'ten şu ziyadede bulunmuştur: "Sizden birinizin yayı kadar veya kamçısı kadar cennetteki bir yer, dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır. Cennet ehlinden bir kadın, arz ehline görünecek olsa, dünya ve içindekileri aydınlatır, arzla sema arasını güzel koku ile doldururdu, onun başörtüsü dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır."] |Buhari, Bed'ül-Halk 8, Tefsir, Vakı'a 1; Müslim, Cennet 6, (2826); Tirmizi, Cennet 1, (2525)|5107
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Cennet Ve Cehennem|tirmizi|Sa'd İbnu Ebi Vakkas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cennette olan şeyden bir tırnağın azalttığı miktar, semavat ve dünya arasında dört ciheti de tezyin etmiş olarak görünürdü. Eğer cennet ehlinden bir adam dünya ehline zuhur etse ve bilezikleri görünse o(nun şavkı) güneşin ziyasını bastırırdı, tıpkı güneşin, yıldızların ziyasını bastırması gibi." |Tirmizi, Cennet 7, (2541)|5108
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Cennet Ve Cehennem|buharimüslim|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sidretü'l-Münteha'ya çıkarıldım. Orada dört nehir gördüm: İki nehir zahirdi, iki nehir de batın. Zahir olan iki nehir Nil ve Fırat nehirleriydi. Batın olanlarda cennetin iki nehri idi." |Buhari, Eşribe 12; Müslim, İman 264, (164)|5109
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Cennet Ve Cehennem|tirmizi|Büreyde|Bir adam Resulullah (sav)'a: "Cennette at var mı?" diye sordu. Aleyhissalatu vesselam da: "Allah Teala hazretleri seni cennete koyduğu takdirde, kızıl yakuttan bir at üzerinde orada dolaşmak isteyecek olsan, o seni istediğin her yere uçuracaktır" buyurdular. Bunun üzerine diğer biri de: "Cennette deve var mı?" diye sordu. Ama buna Aleyhissalatu vesselam öncekine söylediği gibi söylemedi. Şöyle buyurdular: "Eğer Allah seni cennete koyarsa, orada canının her çektiği, gözünün her hoşlandığı şey bulunacaktır." |Tirmizi, Cennet 11, (2546)|5110
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Cennet Ve Cehennem|tirmizi|Ali|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cennette siyah gözlülerin (hurilerin) toplanma yerleri vardır. Orada, benzerini mahlukatın hiç işitmediği güzel bir sesle şarkı okurlar ve şöyle söylerler: "Bizler ebedileriz, hiç ölmeyiz! Bizler nimetlere mazharız, fakr bilmeyiz! Rabbimizdan razıyız, mükedder olmayız! Kendisinin olduğumuz beylerimize ne mutlu!" |Tirmizi, Cennet 24, (2567)|5111
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Cennet Ve Cehennem|müslim|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cennet ehlinin bir çarşısı vardır. Her cuma oraya gelirler. Derken kuzey rüzgarı eser, elbiselerini ve yüzlerini okşar. Bunun tesiriyle hüsün ve cemalleri artar. Böylece ailelerine, daha da güzelleşmiş olarak dönerler. Hanımları: "Vallahi, bizden ayrıldıktan sonra sizin cemal ve güzelliğiniz artmış!" derler. Erkekler de: "Sizler de, Allah'a kasem olsun, bizden sonra çok daha güzelleşmişsiniz!" derler." |Müslim, Cennet 13, (2833)|5112
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Cennet Ve Cehennem|tirmizi|Ali|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cennette bir çarşı vardır. Ancak orada ne alış, ne de satış vardır. Sadece erkek ve kadın suretleri vardır. Erkek bunlardan bir suret arzu ederse o surete girer." |Tirmizi, Cennet 15, (2553)|5113
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Cennet Ve Cehennem|buharimüslimmuvattatirmizi|Ebu Hureyre|Resulullah (sav): "Yaktığınız ateş var ya, bu cehennem ateşinin yetmiş cüzünden bir cüzdür!" buyurmuşta. (Yanındakiler): "Zaten bu ateş, vallahi (asileri cezalandırmaya ahirette) yeterliydi" dediler. Aleyhissalatu vesselam: "Cehennem ateşi öbürüne altmış dokuz kat üstün kılındı. Her bir kat'ın harareti, bunun mislindedir." |Buhari, Bed'ü'l-Halk 10; Müslim, Cennet 29, (2843); Muvatta, Cehennem 1, (2, 994); Tirmizi, Cehennem 7, (2592)|5114
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Cennet Ve Cehennem|tirmizimuvatta|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cehennem ateşi bin yıl yakıldı. Öyle ki kıpkırmızı oldu. Sonra bin yıl daha yakıldı, öyle ki beyazlaştı. Sonra bin yıl daha yakıldı. Şimdi o siyah ve karanlıktır." [Metin Tirmizi'ye aittir.] |Tirmizi, Cehennem 8, (2594); Muvatta, Cehennem 2, (2, 994)|5115
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Cennet Ve Cehennem|tirmizi|Ebu Saidi'l-Hudri|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cehennemi kuşatan surun dört (ayrı) duvarı vardır. Her duvarın kalınlığı kırk yıllık yürüme mesafesi kadardır." |Tirmizi, Cehenmem 4, (2587)|5116
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Cennet Ve Cehennem|tirmizi|Hasan Basri|Utbe İbnu Gazvan (ra), Basra'da minberde (hutbe esnasında) dedi ki: "Resulullah (sav) bize şöyle buyurmuşlardı: "Cehennemin kıyısından büyük bir taş bırakıldı. Bu taş yetmiş yıl aşağı doğru düştü de henüz dibe ulaşmadı." (Utbe İbnu Gazvan, devamla) der ki: "Hz. Ömer (ra): "Ateşi çok zikredip hatırlayın. Zira onun harareti pek şiddetlidir; derinliği çok fazladır, çengelleri demirdendir" buyurdu." |Tirmizi, Cehennem 2, (2578)|5117
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Cennet Ve Cehennem|tirmizi|Ebu Said el-Hudri|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Veyl, cehennemde bir vadidir. Kafir orada, kırk yıl batar da dibine ulaşamaz." |Tirmizi, Tefsir, Enbiya, (3164)|5118
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Cennet Ve Cehennem|tirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Eğer zakkumdan, dünyaya tek damla damlatılacak olsa, bu dünya ehlinin yiyeceklerini ifsad ederdi. Öyleyse, yiyecek ve içeceği zakkumdan cehennemliğin hali ne olur (anlayın)!" |Tirmizi, Cehennem 4, (2588)|5119
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Cennet Ve Cehennem|buharimüslimtirmizi|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cehennem, Rabbine şikayet ederek: "Ey Rabbim! Bir parçam diğer bir parçamı yemektedir" dedi. Bunun üzerine, Allah Teala hazretleri ona, iki nefes almaya izin verdi; Bir nefes kışta, bir nefes de yazda. (Yazdaki nefesi) sizin rastladığınız en şiddetli sıcaktır. (Kıştaki nefesi de) sizin rastladığınız en şiddetli (soğuk olan) zemherirdir." |Buhari, Bed'u'l-halk 10; Müslim, Mescaid 185, (617); Tirmizi, Cehennem 9 (2595)|5120
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Cennet Ve Cehennem|tirmizi|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kıyamet günü, ateşten bir parça, boyun şeklinde uzanır. Bunun, gören iki gözü, işiten iki kulağı, konuşan iki dili vardır. Der ki: "Ben üç takım (insanı cezalandırmak) için vazifelendirildim: Allah'la birlikte bir başka ilaha dua eden kimse, bile bile zulmeden cebbar, tasvirciler." |Tirmizi, Cehennem 1, (2577)|5121
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Cennet Ve Cehennem|müslimtirmizi|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) buyurdular ki: Kıyamet günü cehennem, yetmiş bin yuları olduğu halde getirilir. Her yularında, onu çeken yetmiş bin melek vardır." |Müslim, Cennet 29, (2842); Tirmizi, Cehennem 1, (2576)|5122
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Cennet Ve Cehennem|tirmizi|Mücahid|İbnu Abbas (ra) bana: "Cehennemin genişliği ne kadardır, biliyor musun?" diye sordu. Ben: "Hayır!" deyince: "Doğru, Allah'a yemin olsun, bilemezsin!" dedi ve ilave etti: "Bana Hz. Aişe (ra) dedi ki: Resulullah (sav)'a: "Kıyamet günü arz toptan O'nun bir kabzasıdır (tam tasarrufundadır). Gökler de O'nun sağ eliyle dürülmüşlerdir" (Zümer 67) ayetinden sormuş ve: "Bu sırada insanlar nerede olurlar [ey Allah'ın Resulü]" demiştim. Aleyhissalatu vesselam: "Cehennem köprüsünde!" cevabını verdi." |Tirmizi, Tefsir, Zümer, (3242)|5123
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Cennet Ve Cehennem|ebu davudtirmizinesai|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah Teala hazretleri cenneti yarattığı zaman Cibril aleyhisselam'a: "Git ona bir bak!" buyurdular. O da gidip cennete baktı ve: "[Ey Rabbim!] Senin izzetine yemin olsun, onu işitip de ona girmeyen kalmayacak, herkes ona girecek!" dedi. (Allah Teala hazretleri) cennetin etrafını mekruhlarla çevirdi. Sonra: "Hele git ona bir daha bak!" buyurdu. Cebrail gidip ona bir daha baktı. Sonra da: "Korkarım, ona hiç kimse girmeyecek!" dedi. Cehennemi yaratınca, Cebrail'e: "Git, bir de, şuna bak!" buyurdu. O da gidip ona baktı ve: "İzzetine yemin olsun, işitenlerden kimse ona girmeyecektir!" dedi. Allah Teala hazretleri de onun etrafını şehvetlerle kuşattı. Sonra da: "Git ona bir kere daha bak!" dedi. O da gidip ona baktı. Döndüğü zaman: "İzzetine yemin olsun, tek bir kişi kalmayıp herkesin ona gireceğinden korkuyorum!" dedi." |Ebu Davud, Sünnet 25, (4744); Tirmizi, Cennet 21, (2563); Nesai, Eyman 3, (7, 3)|5124
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Cennet Ve Cehennem||Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cennetin etrafı mekarihle (nefsin hoşlanmadığı şeylerle) sarılmıştır. Cehennemin etrafı da şehevi (nefsin arzuladığı, cazip) şeylerle sarılmıştır." [Sahiheyn'de, Ebu Hureyre'den bu rivayet aynen gelmiştir.] ||5125
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Cennet Ve Cehennem|buharimüslimtirmizi|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cehennem, içerisine asiler atıldıkça: "Daha var mı?" demekten geri durmaz. Bu hal, Rabbu'l-İzze'nin cehennemin üzerine ayağını koyup, iki yakasını dürüp birleştirmesine kadar devam eder. İşte o zaman cehennem: "Yeter, yeter. İzzet ve keremine yemin olsun yeter!" der. Cennette fazlalık devam eder. Allah, ona mahsus yeni bir halk yaratır ve bunları cennetin fazla kısmına yerleştirir." |Buhari, Tefsir, Kaf 1, Eyman 12, Tevhid 7; Müslim, Cennet 37, (2848); Tirmizi, Tefsir, Kaf (3268)|5126
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Cennetlikler Ve Cehennemlikler|buharimüslim|Sehl İbnu Sa'd|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cennet ehli, gurfelerde kalanları seyrederler, tıpkı gökteki yıldızları seyretmeniz gibi." |Buhari, Rikak 51; Müslim, Cennet 10, (2830)|5127
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Cennetlikler Ve Cehennemlikler|buharimüslim|Ebu Said|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cennet ehli gurfelerde kalanları (ehl-i guraf) görürler. Tıpkı, ufukta doğudan batıya giden inci gibi parlak yıldızları gördüğünüz gibi. Aralarındaki fazilet farkı, (gurfe ehlini) böyle yukarıda gösterir." Bunun üzerine Ashab: "Ey Allah'ın Resulü! Bu söylediğiniz, peygamberlerin makamı olmalı, başkaları oraya ulaşamamalı!" dedi. Ancak Aleyhissalatu vesselam: "Hayır! Ruhumu kudret dinde, tutan Zat'a yemin olsun! Gurfelerde kalanlar (peygamberler değiller), Allah'a inanıp peygamberleri tasdik eden kimselerdir" buyurdular. |Buhari, Bed'u'l-Halk 8; Müslim, Cennet 11, (2831)|5128
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Cennetlikler Ve Cehennemlikler|buharimüslimtirmizi|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cennete ilk girecek zümre, dolunay gecesindeki ay suretindedir. Onu takip eden zümre, parlaklık yönüyle gökteki en büyük yıldız gibidir. Cennetlikler bevletmezler, büyük abdest de bozmazlar, tükürmezler, sümkürmezler de. Tarakları altındandır, terleri misktir. Buhurdanları öd ağacından, zevceleri kara gözlü hurilerden olacak. Onlar ataları Adem'in yaratılışı üzere, altmış zira' boyunda tek bir adam suretinde olacaklar." |Buhari, Bed'ü'l-Halk 8, Enbiya 1; Müslim, Cennet 15, (2834); Tirmizi, Cennet 7, (2540)|5129
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Cennetlikler Ve Cehennemlikler|müslimebu davud|Cabir|Resulullah (sav): "Cennet ehli cennette yerler ve içerler. Ancak tükürmezler, küçük ve büyük abdest bozmazlar, sümkürmezler de!" buyurmuştu. Ashab: "Peki yedikleri ne olur?" diye sordular. Aleyhissalatu vesselam: "Geğirmek ve misk sızıntısı gibi ter! Onlara tıpkı nefes ilham olunduğu gibi tesbih ve tahmid ilham olunur." |Müslim, Cennet 18, (3835); Ebu Davud, Sünnet 23, (4741)|5130
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Cennetlikler Ve Cehennemlikler|tirmizi|Ebu Said el-Hudri|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir kimse cennetlik olarak ölünce, büyük veya küçük, yaşı ne olursa olsun, otuz yaşında bir kimse olarak cennete girer ve artık bu yaş ebediyen değişmez. Cehennemlikler için de durum böyledir." |Tirmizi, Cennet 23, (2565)|5131
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Cennetlikler Ve Cehennemlikler|tirmizi|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cennet ehlinin vücudu kılsız, yüzü sakalsız, gözleri sürmelidir, gençlikleri zail olmaz, elbiseleri eskimez." [Tirmizi'nin, bir rivayetinde şu ziyade var: "Cennetliklerin başlarında taçlar vardır. Taçtaki tek bir inci, meşrık ile mağrib arasını aydınlatır."] |Tirmizi, Cennet 8, (2542)|5132
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Cennetlikler Ve Cehennemlikler|tirmizi|Ebu Rezin el-Ukayli|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cennet ehlinin çocuğu olmaz, (orada doğum yoktur)." |Tirmizi, Cennet 23, (2566)|5133
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Cennetlikler Ve Cehennemlikler|tirmizi|Enes|Resulullah (sav): "Mü'mine cennette şu şu kadar (kadınla) cima gücü verilir!" buyurmuşlardı. Kendisine: "Ey Allah'ın Resulü! Buna takat getirebilir mi?" diye soruldu. "Yüz (kişinin) gücü verilir! (Böyle olunca takat getirir!)" buyurdular. |Tirmizi, Cennet 6, (2539)|5134
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Cennetlikler Ve Cehennemlikler|buharimüslim|el-Hudri|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kıyamet günü arz, tek bir çörek olacak. Cebbar (olan Allah Teala hazretleri), onu, cennetliklere azık olarak elinde çevirecektir, tıpkı sizin sefer sırasında çöreğinizi çevirdiğiniz gibi!" Bu sırada bir Yahudi gelerek: "Ey Ebu'l-Kasım! Rahman (olan) Allah seni mübarek kılsın! Kıyamet günü cennet ehlinin (iştah açıcı) ikramı ne olacak haber vereyim mi?" dedi. Efendimiz: "Söyle bakalım!" buyurdular. Adam, tıpkı Aleyhissalatu vesselam'ın söylediği gibi: "Arz, tek bir çörek olur!" dedi. Resulullah (sav) bize baktılar. Sonra azı dişleri görününceye kadar tebessüm buyurdular ve: "Peki cennet ehlinin katıklarını sana haber vereyim mi?" dediler. Adam: "Buyurun!" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Balam ve nun!" buyurdular. Adam: "Bu nedir?" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Öküz ve balıktır. Bunların ciğerlerinin kenarından yetmiş bin kişi yer" buyurdular. |Buhari, Rikak 44; Müslim, Münfikun 30, (2792)|5135
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Cennetlikler Ve Cehennemlikler|tirmizi|el-Hudri|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cennet ehlinden derecesi en düşük olanın seksen bin hizmetçisi, yetmiş iki zevcesi vardır. Onun için inciden, zebercedden ve yakuttan bir çadır kurulur. Bu çadır, Cabiye'den San'a'ya kadar uzanan bir büyüklüktedir." |Tirmizi, Cennet 23, (2565)|5136
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Cennetlikler Ve Cehennemlikler|tirmizi|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cennet ehlinin mertebece en düşük olanı o kimsedir ki: "Bahçelerine, zevcelerine, nimetlerine, hizmetçilerine, koltuklarına bakar. Bunlar bin yıllık yürüme mesafesini doldururlar. Cennetliklerin Allah nezdinde en kıymetli olanları ise, Vech-i İlahiye sabah ve akşam nazar ederler." Resulullah (sav) sonra şu ayeti okudu. (Mealen): "Yüzler vardır, o gün ter ü tazedir, Rablerini görecektir" (Kıyamet 22-23). |Tirmizi, Cennet 17, (2556), Tefsir, Kıyamet (3327)|5137
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Cennetlikler Ve Cehennemlikler|müslimtirmizi|Mugire İbnu Şu'be|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Hz. Musa aleyhisselam Rabbine sordu: "Derece itibariyle cennet ehlinin en düşüğü nasıldır? "Rab Teala buyurdu: "O, cennet ehli cennete dahil edildikten sonra gelecek olan bir adamdır ki kendisine: "Cennete gir!" denilir. Adam; "Ey Rabbim nasıl gireyim. Herkes yerlerine yerleşti, mekanlarını tuttu!" der. Ona şöyle denilir: "Sana dünya meliklerinden birinin mülkü kadar mülk verilmesine razı mısın?" "Rabbim, razıyım!" der. Rab Teala: "Sana bu verilmiştir. Onun misli, onun misli, onun misli, onun misli de." Adam beşincide: "Ey Rabbim razı oldum (yeter)!" der. Rab Teala: "Bu sana verildi, on misli daha verildi. Ayrıca gönlün her ne isterse, gözün neden zevk alırsa, sana hep verilmiştir!" buyurur. Adam: "Rabbim razı oldum (yeter)" der. (Hz. Musa sormaya devam eder): Ta derecesi en üstün olan (nasıldır)?" "İşte irade ettiklerim bunlardı. Onların keramet fidanlarını kendi elimde diktim ve üzerlerine mühür vurdum. Onlara hazırladığımı, ne bir göz görmüş ne bir kulak işitmiştir, hiçbir beşer kalbine de hutur etmemiştir." |Müslim, İman 312, (189); Tirmizi, Tefsir, Secde, (3196)|5138
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Cennetlikler Ve Cehennemlikler|buharimüslimtirmizi|Ebu Said el-Hudri|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah Teala hazretleri cennet ehline: "Ey cennet ahalisi!" diye seslenir. Onlar: "Ey Rabbimiz buyur! Emrine amadeyiz! Hayır senin elindedir!" derler. Rab Teala: "Razı oldunuz mu?" diye sorar. Onlar: "Ey Rabbimiz! Razı olmamak ne haddimize! Sen bize mahlukatından bir başkasına vermediğin nimetler verdin!" Rab Teala: "Ben sizlere bundan daha fazlasını vereyim mi?" der. Onlar: "Bu verdiklerinden daha üstün ne olabilir?" derler. Rab Teala: "Size rızamı helal kıldım. Artık, size ebediyyen gadab etmeyeceğim!" buyururlar." |Buhari, Rikak 51, Tevhid 38; Müslim, Cennet 9, (2829); Tirmizi, Cennet 18, (2558)|5139
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Cennetlikler Ve Cehennemlikler|tirmizi|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bana cennete giren ilk üç kişi arzedildi. Bunlardan biri şehid, biri iffetli olan (ve azla yetinerek) iffetini koruyan, biri de Allah'a ibadetini güzel yapan ve efendilerine hayırhah olan bir köle idi." |Tirmizi, Fezailu'l-Cihad l3, (1642)|5140
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Cennetlikler Ve Cehennemlikler|buharimüslimtirmizi|Harise İbnu Vehb|Resulullah (sav): "Size cennet ehlini haber vereyim mi?" buyurdular. Ashab: "Evet ey Allah'ın Resulü!" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Herbir biçare addedilen zayıf kimsedir. Bu kimse, bir hususta Allah'a yemin etse, Allah onun dilediğini yerine getirerek tebrie eder ve hanis kılmaz" buyurdu ve tekrar sordu: "Size cehennem ehlini haber vereyim mi?" Bunlar kaba, cimri ve kibirli kimselerdir." |Buhari, Tefsir, Nun 1, Edeb 61, Eyman 9; Müslim, Cennet 46, (2853); Tirmizi, Cehennem 13, (2608)|5141
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Cennetlikler Ve Cehennemlikler|ebu davud|Harise İbnu Vehb|Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: "Cennete ne zengin cimri, ne de kaba merhametsiz girer." |Ebu Davud, Edeb 8, (4801)|5142
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Cennetlikler Ve Cehennemlikler|buharimüslimtirmizi|Nu'man İbnu Beşir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cehennemliklerin azab cihetiyle en hafif olanı, ayağında ateşten bir nalın ve nalın bağı olan kimsedir ki, ayağındakiler sebebiyle, tıpkı tencerenin kaynaması gibi, başında dimağı kaynar. Öyle tahammülfersa bir azab duyar ki, azabca insanların en hafifi olduğu halde, kendinden şiddetli azab çeken olmadığını zanneder." |Buhari, Rikak 8; Müslim, İman 363 (213); Tirmizi, Cehennem 12, (2607)|5143
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Cennetlikler Ve Cehennemlikler|müslim|Semüre İbnu Cündeb|Resulullah (sav) buyurdular ki: "(Cehennemlikler derece derecedir.) Bir kısmı vardır, ateş onları topuğuna kadar yakalar, bir kısmı vardır, dizlerine kadar yakalar, bir kısmı vardır kemere kadar yakalar, bir kısmı vardır köprücük kemiğine kadar yakalar." |Müslim, Cennet 33, (2845)|5144
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Cennetlikler Ve Cehennemlikler|tirmizi|Ebu'd-Derda|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cehennem ehline açlık musallat edilir. Bu, içinde bulundukları azaba eşit dereceye ulaşır. Açlığa karşı yardım talep ederler. Onlara besleyici olmayan ve açlığı gidermeyen dari' (denen dikenli bir ot) verilir. Tekrar yiyecek isterler, bu sefer de boğazda tıkanıp kalan bir yiyecekle imdat edilir. (Bu da boğazlarında takılır kalır, ne ileri geçer, en de geri gelir). Derken dünyada iken, bu durumda, bir içecekle takılan lokmaları kaydırdıklarını hatırlarlar ve bir içecek talep ederler. Kendilerine demir kancalar bulunan kaplarda kaynar sular verilir. Bu kaplar, yüzlerine yaklaştırılınca, yüzlerini dağlayıp atar. Su karınlarına girince içlerini param parça eder. Bu sefer de: "Cehennemin bekçilerini çağırın, ola ki azabımızı biraz hafifletir!" derler. Onları çağırırlar. Onlar gelince: "Size peygamberleriniz bu halleri açıklayan haberleri getirmemiş miydi?" derler. Onlar: "Evet getirmişti (ama dinlemedik)" derler. Bunun üzerine, bekçiler: "Siz isteyin durun! Kafirlerin istekleri (burada) boşadır!" derler" (Gafir 50). Cehennemlikler bekçilerden ümidi kesince: "(Cehenneme müvekkel melek) Malik'i çağırın!" derler. (Malik gelince): "Ey Malik (söyle de) Rabbin bizim hakkımızda ölüme hükmetsin!" derler. Malik de onlara: "Hayır! (Siz burada canlı olarak ebedi) kalıcılarsınız!" diye cevap verecek" (Zuhruf 77). (Hadisin ravilerinden) A'meş rahimehullah der ki: "Bana bildirildi ki, cehennemliklerin Malik'e yalvarmaları ile Malik'in onlara verdiği cevap arasında bin yıllık zaman geçecektir. Cehennemlikler, bu sefer aralarında: "Rabbinize dua edin sizin için O'ndan daha hayırlı kimse yok!" diyecekler ve elbirlik şöyle yakaracaklar: "Ey Rabbimiz, bedbahtlığımız bize galebe çalmıştı, biz gerçekten sapıtmış kimselerdik. Ey Rabbimiz bizi bundan çıkar. Eğer (yine) küfre dönersek artık hiç şüphesiz ki zalimlerden oluruz" (Mü'minun 106-107). Rab Teala, onlara: "Cehennemin içine yıkılıp gidin! Bana bir şey söylemeyin!" diyecek" (Mü'minun 108). Resulullah devamla dedi ki: "Bu cevap üzerine, cehennem ehli her çeşit hayırdan ümidlerini keserler; hıçkırmaya, nedamet etmeye, dövünüp yırtınmaya başlarlar." |Tirmizi, Cehennem 5, (2589)|5145
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Cennetlikler Ve Cehennemlikler|tirmizi|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: Cehennemliklerin tepelerine kaynar su dökülür. Bu su, vücudlarının içine nüfuz eder, öyle ki karınlarına kadar ulaşır; içlerinde ne var ne yok, söker atar ve ayaklarını delip, geçer. Bu hadise "Bununla karınlarının içinde ne varsa hepsi ve derileri eritilecektir" (Hacc 20) ayetinde zikri geçen) eritme (es-Sahru) hadisesidir. Sonra (eriyen cesedleri) eski haline iade edilir." |Tirmizi, Cehennem 4, (2586)|5146
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Cennetlikler Ve Cehennemlikler|müslimtirmizi|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kafirin cehennemdeki bir azı dişi Uhud dağı kadardır. Derisinin kalınlığı da üç gecelik yol mesafesidir." |Müslim, Cennet 44, (2851); Tirmizi, Cehennem 3, (2580, 2581, 2582)|5147
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Cennetlikler Ve Cehennemlikler|tirmizi|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kafir, bir iki fersah uzunluğundaki dilini kıyamet günü yerde sürür, (Mevkifte) insanlar onun üzerine basarlar." |Tirmizi, Cehennem 3, (2583)|5148
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Cennetlikler Ve Cehennemlikler|buhari|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kıyamet günü ilk çağırılacak olan, Hz. Adem'dir. Hak Teala hazretleri: "Buyur ey Rabbim, emrindeyim!" der. Rabb Teala: "Zürriyetinden cehenneme gidecekleri ayır!" emreder. Adem: "Ey Rabbim ne miktarını ayırayım?" diye sorar. Rabb Teala: "Her yüzden doksan dokuzunu!" ferman buyurur." (Ashab bu esnada atılıp): "Ey Allah'ın Resulü! Bizden geriye ne kaldı?" derler. Aleyhissalatu vesselam: "Benim ümmetim, diğer ümmetler yanında siyah öküzün başındaki beyaz tüy gibi (az)dır!" buyurdular. |Buhari, Rikak 45|5149
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Cennetlikler Ve Cehennemlikler|buhari|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Hz. İbrahim aleyhisselam, kıyamet günü, babası Azer'i [yüzü] üzerinde bir siyahlık ve toz toprak olduğu halde görür. Babasına: "Ben sana dünyada iken, "Bana asi olma!" demedim mi?" der. Babası ona: "İşte bugün ben artık sana asi olmayacağım!" der. Bunun üzerine İbrahim aleyhisselam: "Ey Rabbim! Sen yeniden diriltme gününde beni rüsvay etmeyeceğini vaadetmiştin. Rahmetten uzak babamın halinden daha rüsvay edici başka ne var?" diye yakarır. Allah Teala hazretleri: "Ben cenneti kafirlere haram kıldım!" cevabında bulunur. Sonra şöyle nida edilir: "Ey İbrahim, ayaklarının altında ne var, biliyor musun?" İbrahim yere bakar ve kana bulanmış bir sırtlan görür. Derhal ayaklarından tutulup ateşe atılır. (İşte bu, İbrahim'in babasıdır, o çirkin surete sokulmuştur)." |Buhari, Enbiya 8, Tefsir, Şuara 1|5150
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Cennetlikler Ve Cehennemlikler|buharimüslimtirmizi|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cennet ve cehennem, aralarında (ihtilaf ederek Allah nezdinde ) dava açtılar. Cehennem: "Ben, mütekebbirler (dünyada büyüklük taslayanlar) ve mütecebbirler (zorbalık yapanlar) için tercih edildim!" diye dövündü. Cennet ise: "[Ey Rabbim!] Bana niçin sadece zayıflar ve (insanlar nazarında) düşük olanlar, (hakir görülenler) girer?" dedi. Allah Teala hazretleri önce cennete hitap etti: "Sen benim rahmetimsin. Kullarımdan dilediklerime rahmetini seninle ulaştıracağım!" Sonra da cehenneme hitap etti: "Sen de benim azabımsın. Kullarımdan dilediğim! seninle azablandıracağım!" (Her ikisine yönelerek): "İkiniz(in de vazifesi var! İkiniz de) dolacaksınız!" buyurdu. Ancak cehennem, bir türlü dolmak bilmedi. Allah Teala da ayağını üzerine bastı. Derken cehennem: "Yeter! yeter!" diye inledi. Bu suretle dolmuş olan cehennemin ağzı birbirine kavuştu. Allah mahlukatından hiçbir ferde asla zulmetmez. Cennete gelince, Allah yeni mahlukat yaratarak onu dolduracaktır." |Buhari, Tefsir, Kaf 1, Tevhid 25; Müslim, Cennet 35, (2846); Tirmizi, Cennet 22, (2564)|5151
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Cennetlikler Ve Cehennemlikler|müslim|Ebu Said|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Hakkıyla cehennemlik olan cehennemlikler var ya, onlar cehennemde ne ölürler ne de yaşarlar. Lakin günahları -yahut hataları denmiştir- sebebiyle ateşe duçar olan bir kısım kimseler vardır ki, ateş onları tamamen öldürür. Yanıp kömür olduktan sonra, kendilerine şefaat edilme izni verilir. Böylece grup grup getirilirler ve cennet nehirlerine dağıtılırlar. Sonra: "Ey cennet ehli! Bunların üzerlerine su dökün" denilir. Bunlar, sel yatağında biten bir ot gibi yeniden biterler." |Müslim, İman 306, (185)|5152
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Cennetlikler Ve Cehennemlikler|buhari|Ebu Said|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Mü'minler cehennemden kurtarılıp, cennetle cehennem arasındaki köprüde bir müddet hapsedilirler. Bu sırada, aralarında dünyada geçmiş olan haksızlıklar kısas edilir. Böylece günahlardan temizlenip paklandıktan sonra cennete girmelerine izin verilir. Nefsimi kudret elinde tutan Zat-ı Zülcelal'e yemin olsun, onlardan herbiri, cennetteki evini, dünyadaki evinden daha iyi bilir." |Buhari, Mezalim 1, Rikak 48|5153
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Cennetlikler Ve Cehennemlikler|buhariebu davudtirmizi|İmran İbnu Husayn|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Muhammed (sav)'in şefaati ile, bir kısım insanlar cehennemden çıkacak, cennete girecektir. Bunlara cehennemlikler denecektir." |Buhari, Rikak 513; Ebu Davud, Sünnet 23, (4740); Tirmizi, Cehennem 10, (2603)|5154
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Cennetlikler Ve Cehennemlikler|tirmizi|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cehenneme giren iki kişinin oradaki bağırtıları şiddetlenecek. Allah Teala hazretleri: "Çıkarın bunları!" buyuracak. Onlara: "Niçin bağırıyorsunuz?" diye soracak. Onlar: "Bize merhamet edesin diye böyle yaptık!" diyecekler. Rab Teala: "Benim size rahmetim, gidip kendinizi ateşe atmanız şeklindedir!" buyuracak. Onlar gidecekler. Biri kendisini ateşe atacak. Allah da ateşi ona soğuk ve selametli kılacak. Diğeri kalkar fakat kendini ateşe atamaz. Allah Teala hazretleri: "Arkadaşının attığı gibi, seni de kendini atmaktan alıkoyan nedir?" diye sorar. Adam: "Ey Rabbim, beni ondan çıkardıktan sonra oraya bir kere daha göndermeyeceğini ümid ediyorum!" der. Allah Teala hazretleri: "Haydi ümidini verdim!" der. İkisi de Allah'ın rahmetiyle cennete sokulurlar." |Tirmizi, Cehennem 10, (2602)|5155
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Cennetlikler Ve Cehennemlikler|müslim|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cennete en son giren kimse, bazan yürür, bazan ağlar. Ateş de arada sırada onu yalar geçer. Cehennemi tamamen geçince dönüp ona bir nazar eder ve: "Senden beni kurtaran Allah münezzehdir! Allah Teala hazretleri, bana evvelin ve ahirinden hiç kimseye vermediği şeyi verdi!" der. Derken ona bir ağaç gösterilir. "Ya Rabbi!" der, "beni şu ağaca yaklaştır da altında gölgeleneyim, suyundan içeyim." Allah Teala hazretleri: "Ey ademoğlu! Dilediğini versem benden başka bir şey istemezsin değil mi?" der. Adam: "Ey Rabbim, ondan başka bir şey istemeyeceğim!" der ve başka bir şey istemeyeceğine dair söz verir. Rabbi de onun özrünü kabul eder. Çünkü o, sabredemeyeceği şeyi görmüştür. Onu ağaca yaklaştırır. Adamcağız, onun gölgesinde gölgelenir, suyundan içer. Sonra adama, evvelkinden daha güzel bir ağaç daha gösterilir. Dayanamayıp: "Ey Rabbim! Beni şuna yaklaştır, gölgesinde gölgeleneyim, suyundan içeyim, artık senden başka bir şey istemeyeceğim!" der. Allah Teala: "Ey ademoğlu! Bana öncekinden başkasını istememeye söz vermemiş miydin? Ben seni yaklaştıracak olsam başka şeyler isteyeceksin!" der. Adam, başka şey istemeyeceği hususunda söz verir. Rabbi de onu mazur görür. Çünkü o, sabredemeyeceği şeyi görmüştür. Adamı ona yaklaştırır. Adam onun gölgesinde gölgelenir, suyundan içer. Sonra ona cennetin kapısının yanında bir ağaç yükseltilir. Bu ağaç diğer ikisinden daha güzeldir. Adam yine: "Ey Rabbim! Beni şuna yaklaştır da gölgesinde gölgeleneyim, suyundan içeyim, senden başka bir şey istemiyorum!" der. Rab Teala: "Ey ademoğlu! Sen, ondan başka bir şey istemeyeceğine dair bana söz vermemiş miydin?" der. Adam: "Evet, Rabbim! Senden, başka bir şey istemeyeceğim!" der. Rabbi onu mazur görür. Çünkü o, sabredemeyeceği bir şey görmüştür. Onu bu ağaca yaklaştırır. Adam ona yaklaştırılınca cennet ehlinin seslerini işitir. (Dayanamayıp): "Ey Rabbim! Beni cennete şok!" der. Rab Teala: "Ey ademoğlu! Beni senden kurtaracak şey nedir! Dünya kadarını ve beraberinde mislini versem razı olur musun!" der. Adam: "Ey Rabbim! Benimle istihza mı ediyorsun? Sen ki Alemlerin Rabbisin!"der." İbnu Mes'ud bu noktada güldü ve: "Niye güldüğümü sormuyor musunuz?" dedi. "Niye güldün söyle!" dediler. "Resulullah (asa) da böyle gülmüştü. "Niye güldünüz?" diye soruldu da: "Rabbülalemin'in, adamın "Sen ki Alemlerin Rabbisin, benimle istihza mı ediyorsun?" demesine gülmesine gülüyorum!" dedi. Allah Teala hazretleri: "Ben seninle istihza etmiyorum. Lakin ben, Azimüşşan dilediğimi yapmaya kadirim!" buyurdular." |Müslim, İman 310, (187)|5156
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Rü'yetullah - Allah'ın Görülmesi|buharimüslimebu davudtirmizi|Cerir İbnu Abdillah|Resulullah (sav) bir dolunay gecesi, aya baktı ve: "Siz şu ayı gördüğünüz gibi, Rabbinizi de böyle perdesiz göreceksiniz ve O'nu görmede bir sıkışıklığa düşmeyeceksiniz (herkes rahatça görecek). Artık, güneşin doğma ve batmasından önce hiç bir namaz hususunda size galebe çalınmamasına gücünüz yeterse bunu yapın (namazları vaktinde kılın, vaktini geçirmeyin)." Cerir der ki: "Resulullah, sonra şu ayeti okudu: "Rabbini güneşin doğmasından ve batmasından önce hamd ile teşbih et!"(Ta-ha 130). |Buhari, Mevakitu's-Salat 6, 26, Tefsir, Kaf 1, Tevhid 24; Müslim, Mesacid 211, (633); Ebu Davud, Sünnet 20, (4729); Tirmizi, Cennet 16, (2S54)|5157
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Rü'yetullah - Allah'ın Görülmesi|müslimtirmizi|Süheyb|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cennetlikler cennete girince Allah Teala hazretleri: "Bir şey daha istiyorsanız söyleyin, onu da ilaveten vereyim!" buyurur. Cennetlikler: "Sen bizim yüzlerimizi ak etmedin mi? Sen bizi cennete koymadın mı? Sen bizi cehennemden kurtarmadın mı (daha ne isteyeceğiz?)" derler. Derken perde açılır. Onlara, yüce Rablerine bakmaktan daha sevimli bir şey verilmemiştir." Süheyb der ki: "Resulullah bu sözlerinden sonra şu ayeti tilavet buyurdular. (Mealen): "İyi iş, güzel amel yapanlara, daha güzel iyilik bir de ziyade vardır" (Yunus 26). |Müslim, İman 297, (181); Tirmizi, Cennet 16, (2555)|5158
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Rü'yetullah - Allah'ın Görülmesi|müslimtirmizi|Ebu Zerr|Resulullah (sav)'a: "Sen Rab Teala'nı hiç gördün mü?" diye sordum. "Nurdur, ben O'nu nasıl görürüm" buyurdular. |Müslim, İman 291, (178); Tirmizi, Tefsir, Necm, (3278)|5159
KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ|Rü'yetullah - Allah'ın Görülmesi|buharimüslimtirmizi|Mesruk|Hz. Aişe (ra)'ye dedim ki: "Ey anneciğim! Muhammed (sav) Rabbini gördü mü?" Bu soru üzerine: "Söylediğin sözden tüylerim ürperdi. Senin üç hatalı sözden haberin yok mu? Kim onları sana söylerse yalan söylemiş olur. Şöyle ki: Kim sana: "Muhammed Rabbini gördü" derse yalan söylemiş olur. (Hz. Aişe bu noktada, sözüne delil olarak) şu ayeti okudu. (Mealen): "Onu gözler idrak edemez, O ise gözleri idrak eder" (En'am 103). Devamla dedi ki: "Kim sana derse ki Muhammed yarın olacak şeyi bilir, yalan söylemiştir. Zira ayet-i kerimede (mealen): "Hiçbir nefis yarın ne kesbedeceğini bilemez" (Lokman 34) buyrulmuştur. Kim sana Muhammed'in vahiyden bir şey gizlediğini söylerse o da yalan söylemiştir. Çünkü ayet-i kerimede (mealen): "Ey Peygamber! Sana Rabbinden her indirileni tebliğ et. Şayet bunu yapmazsan Allah'ın risaletini tebliğ etmiş olmazsın" (Maide 67) buyrulmuştur. Lakin Resulullah (sav) Cibril'i (suret-i asliyesinde) iki sefer görmüştür." |Buhari, Tefsir, Maide 7, Bed'ü'l-Halk 6, Tefsir, Necm 1, Tevhid 4; Müslim, İman, 287, (177); Tirmizi, Tefsir, En'am (3070)|5160
KESB (KAZANÇ) BÖLÜMÜ|Helal Kazanca Teşvik; Haramdan Sakındırma|müslimtirmizi|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) (bir gün) şöyle hitap ettiler: "Ey insanlar! Allah Teala hazretleri tayyibtir, tayyibten başka bir şey kabul etmez. Allah'ın mü'minlere emrettiği şeyler, peygambere emretmiş olduklarının aynısıdır. Nitekim Allah Teala hazretleri (peygamberlere): "Ey Peygamberler, temiz olanlardan yiyin de salih amel işleyin" (Mü'minun 51) emretmiş, mü'minlere de: "Ey iman edenler, size rızık olarak verdiklerimizin temizlerinden yiyin" (Bakara 172) diye emirde bulunmuştur." Sonra seferi uzatıp, saçı başı dağınık, toz-toprak içinde kalan ve elini semaya kaldırıp: "Ey Rabbim, ey Rabbim" diye dua eden bir yolcuyu zıkredip, dedi ki: "Bu yolcunun yediği haram, içtiği haram, giydiği haramdır ve (netice itibariyle) haramla beslenmektedir. Peki böyle bir kimsenin duasına nasıl icabet edilir?" buyurdular. |Müslim, Zekat 65, (1015); Tirmizi, Tefsir, Bakara,(2992)|5161
KESB (KAZANÇ) BÖLÜMÜ|Helal Kazanca Teşvik; Haramdan Sakındırma|buharitirmizi|Havle el-Ensariyye|Resulullah (sav)'ı işittim. Şöyle buyurmuşlardı: "Bir kısım insan vardır, Allah'ın mülkünden haksız bir surette mal elde etmeye girişirler. Halbuki bu, kıyamet günü onlara bir ateştir, başka değil." |Buhari, Hums 7; Tirmizi, Zühd 41, (2375)|5162
KESB (KAZANÇ) BÖLÜMÜ|Helal Kazanca Teşvik; Haramdan Sakındırma|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Nu'man İbnu Beşir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Şurası muhakkak ki, haramlar apaçık bellidir, helaller de apaçık bellidir. Bu ikisi arasında (haram veya helal olduğu) şüpheli olanlar vardır. İnsanlardan çoğu bunları bilmez. Bu durumda, kim şüpheli şeylerden kaçınırsa, dinini de, ırzını da tebrie etmiş olur. Kim de şüpheli şeylere düşerse harama düşmüş olur, tıpkı koruluğun etrafında sürüsünü otlatan çoban gibi ki, her an koruluğa düşebilecek durumdadır. Haberiniz olsun, her melikin bir koruluğu vardır, Allah'ın koruluğu da haramlarıdır. Haberiniz olsun, cesette bir et parçası var ki, eğer o sağlıklı olursa cesedin tamamı sağlıklı olur, eğer o bozulursa, cesedin tamamı bozulur. Haberiniz olsun bu et parçası kalptir." |Buhari, İman 39, Büyu 2; Müslim, Müsakat 107, (1599); Ebu Davud, Büyu 3, (3329, 3330); Tirmizi, Büyu 1, (1205); Nesai, Büyu 2, (7, 241)|5163
KESB (KAZANÇ) BÖLÜMÜ|Helal Kazanca Teşvik; Haramdan Sakındırma|tirmiziibnu mace|Selman el-Farisi ve İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Helal, Allah Teala hazretlerinin kitabında helal kıldığı şeydir. Haram da Allah Teala hazretlerinin kitabında haram kıldığı şeydir. Hakkında sükut ettiği şey ise affedilmiştir. Onun hakkında sual külfetine girmeyiniz." [Rezin tahric etmiştir.] |Tirmizi, Libas 6, (1726); İbnu Mace, Et'ime 60, (3367)|5164
KESB (KAZANÇ) BÖLÜMÜ|Helal Kazanca Teşvik; Haramdan Sakındırma|buhari|Mikdam İbnu Ma'dikerb|Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "(Beni Adem'den) hiç kimse elinin emeğinden daha hayırlı bir taamı asla yememiştir. Allah'ın peygamberi Davud aleyhisselam elinin emeğini yerdi." |Buhari, Büyu 15|5165
KESB (KAZANÇ) BÖLÜMÜ|Helal Kazanca Teşvik; Haramdan Sakındırma|buharinesai|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Öyle bir devir gelecek ki, insanoğlu, aldığı şeyin helalden mi, haramdan mı oduğuna hiç aldırmayacak." [Rezin şu ziyadede bulunmuştur: "Böylelerinin hiç bir duası kabul edilmez."] |Buhari, Büyu 7, 23; Nesai, Büyu 2, (7, 243)|5166
KESB (KAZANÇ) BÖLÜMÜ|Mübah Olan Kazançlar|ebu davudtirmizinesaiibnu mace|Aişe|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Muhakkak ki yediğinizin en temizi kendi kesbinizden olandır. Muhakkak ki evladlarınız da kendi kesbinizdendir." |Ebu Davud, Büyu 79; Tirmizi, Ahkam, 22, (1358); Nesai, Büyu 1, (7, 249); İbnu Mace, Ticarat 1, (2137 ), 64, (2290)|5167
KESB (KAZANÇ) BÖLÜMÜ|Mübah Olan Kazançlar|ebu davud|Sa'd İbnu Ebi Vakkas|Sanki Mudar kabilesine mensup uzun boylu bir kadın ayağa kalkıp: "Ey Allah'ın Resulü! Biz (kadın)lar babalarımız ve evladlarımız ve kocalarımız üzerine yüküz. Onların mallarında emirleri dışında, tasarrufu bize helal olan nedir?" diye sualde bulundu. Aleyhissalatu vesselam: "Size helal olan "taze"dir. Ondan hem yiyin, hem de hediye edin!" buyurdular." Ebu Davud der ki: "Tazeden maksad ekmek, sebze ve taze meyve gibi fazla kalınca bozulan yiyecekleridir." |Ebu Davud, Zekat 44, (1686)|5168
KESB (KAZANÇ) BÖLÜMÜ|Mübah Olan Kazançlar|buharimüslimebu davudnesai|Aişe|Ebu Süfyan'ın karısı Hind, (Bir gün gelerek) "Ey Allah'ın Resulü" dedi. "Ebu Süfyan cimri bir adamdır. Bana ve çocuğuma yetecek miktarda (nafaka) vermiyor. Durumu idare için, onun bilmez tarafından, almam gerekiyor! (Ne yapayım?)" Aleyhissalatu vesselam: "Örfe göre sana ve çocuğuna kifayet edecek miktarda al!" buyurdular." |Buhari, Büyu 95, Mezalim 1, Nafakat 5, 9, 14, Eyman 3, Ahkam 14, 180; Müslim, Akdiye 7, (1714); Ebu Davud, Büyu 81, (3532); Nesai, Kudat 30, (8, 246)|5169
KESB (KAZANÇ) BÖLÜMÜ|Mübah Olan Kazançlar|muvatta|Kasım İbnu Muhammed|Bir adam İbnu Abbas (ra)'a: "Yanımda bir devesi olan bir yetim var. Devesinin sütünden içebilir miyim?" diye sormuştu. İbnu Abbas şu cevabı verdi: "Eğer deve kaybolunca arıyor, katran vesairesini sürerek tedavisini yapıyor, su yalağını onarıyor, sulama gününde suyunu içiriyorsan yavruya zarar vermeden ve memeyi tamamen kurutmadan içebilirsin." |Muvatta, Sıfatu'n-Nebi 33, (2, 934)|5170
KESB (KAZANÇ) BÖLÜMÜ|Mübah Olan Kazançlar|buhari|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Üzerine ücret almada en haklı olduğunuz şey Kitabullah'tır." |Buhari, İcare 16 (muallak olarak kaydetmiştir), Tıbb 34|5171
KESB (KAZANÇ) BÖLÜMÜ|Mübah Olan Kazançlar|rezin|İbnu Abbas|Anlatıldığına göre, kendisine mushaf yazmanın ücreti hakkında sorulmuştu. Şu cevapta bulundu: "Bunda bir beis yok. Onlar, bu işte, ressam durumundadırlar, ellerinin emeğini yemektedirler." [Rezin tahric etmiştir.] |Rezin|5172
KESB (KAZANÇ) BÖLÜMÜ|Mübah Olan Kazançlar|buhari|Aişe|Hz. Ebu Bekr (ra) halife seçildiği zaman: "Kavmim biliyor ki, benim mesleğim ailemin nafakasını te'minden aciz değildir. Ancak şimdi Müslümanların işleriyle meşgulüm. Bu sebeple Ebu Bekr'in ailesi beytü'l-malden yiyecek, o da Müslümanlar için çalışacak" dedi. |Buhari, Büyu 15|5173
KESB (KAZANÇ) BÖLÜMÜ|Mübah Olan Kazançlar|ebu davud|Büreyde|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Biz kimi bir işe tayin eder, bir rızık tahsis edersek, bu tahsis edilenden maada aldığı gulüldür (devlet malından hırsızlıktır)." |Ebu Davud, Haraç 10, (2943)|5174
KESB (KAZANÇ) BÖLÜMÜ|Mübah Olan Kazançlar|ebu davud|Müstevrid İbnu Şeddad|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim bize memur olursa, kendine bir zevce edinsin. Hizmetçisi yoksa bir de hizmetçi edinsin. Meskeni yoksa bir mesken edinsin." Hz. Ebu Bekr (radıyallahu anh) dedi ki: "Resulullah aleyhissalatu vesselamım şöyle buyurdukları bana haber verildi: "Kim bunun dışında bir şey edinirse, bu kimse haindir, hırsızdır." |Ebu Davud, Haraç 10, (2945)|5175
KESB (KAZANÇ) BÖLÜMÜ|Mübah Olan Kazançlar|buharimüslimnesai|Abdullah İbnu Amr es-Sa'di|Hilafeti sırasında Hz. Ömer'in yanına geldim. Hz. Ömer: "Bana haber verildiğine göre, sen Müslümanların işlerinden bir kısmını üzerine almışsın ve sana maaş verilince almaktan kaçınmışsın (doğru mu)?" diye sordu. Ben de: "Evet!" dedim. Bunun üzerine Hz. Ömer: "Bundan maksadın ne?" dedi. Ben de: "Benim atlarım var, kölelerim var (halim vaktim iyidir), hayır üzereyim. Ben maaşımın Müslümanlara sadaka olmasmı istiyorum" dedim. Hz. Ömer: "Hayır! Böyle yapma! Çünkü (bir ara ben de senin gibi düşünmüş), senin arzu ettiğin şeyi arzu etmiştim. Resulullah (sav) bana ihsanda bulunuyordu. Ben de: "Bu parayı ona benden daha çok muhtaç olan birine ver!" diyordum. Hatta bir seferinde (aleyhissalatu vesselam) yine bana mal vermişti. Ben yine: "Bunu, onu benden daha çok muhtaç olan kimseye ver!" demiştim. Aleyhissalatu vesselam: "Onu al, kendi malın yap, sonra tasadduk et! Bu maldan, sen talep etmeden, bekler vaziyeti almadan, gelen olursa onu al. Böyle olmayana gönlünü bağlama!" buyurdular." |Buhari, Ahkam 17; Müslim, Zekat 111, (1045); Nesai, Zekat 94, (5,103)|5176
KESB (KAZANÇ) BÖLÜMÜ|Mübah Olan Kazançlar|ebu davudtirmizi|Vail İbnu Hucr|Resulullah (sav) Hadramevt'te bulunan bir araziyi ikta' etti. O sırada Hz. Muaviye orada emir idi. Kendisine o araziyi bana vermesi için yazdı." |Ebu Davud, Haraç 36, (3058, 3059); Tirmizi, Ahkam 39, (1381)|5177
KESB (KAZANÇ) BÖLÜMÜ|Mübah Olan Kazançlar|ebu davudmuvatta|Kesir İbnu Abdillah İbnu Amr İbni Avf el-Müzeni|Babasından, o da ceddi (ra)'tan anlatıyor: "Resulullah (sav), Bilal İbnu Haris el-Müzeni'ye Kabaliyye madenlerini, yüksekte olanları ve alçakta olanlarıyla, (Necid'de bulunan) Kuds dağında ekine elverişli olan yerlerle birlikte ikta' kıldı. Ancak ona hiçbir Müslümanın hakkını vermedi. (Bu ikta' beratını) ona şöyle yazdı: "Bismillahirrahmanirrahim. Bu Allah'ın Resulü Muhammed'in Bilal İbnu'l-Haris'e verdiği(nin beratı)dır. Ona, el-Kabaliyye mıntıkasının, alçak ve yüksek (yerlerinin) madenlerini vermiştir." [Bir rivayette şu ziyade var: "(Medine'ye dört beridlik mesafede yer alan Zatu'n-Nusub ve (Necd'de yer alan) Kuds mevkiinin ekime elverişli olan kısmını da verdi. Hiçbir Müslümanın hakkını vermedi. (Bu berat metnini Resulullah'ın emriyle, katibi) Übey İbnu Ka'b yazdı."] |Ebu Davud, Haraç 36, (3062, 3063); Muvatta, Zekat 8, (1, 248)|5178
KESB (KAZANÇ) BÖLÜMÜ|Mübah Olan Kazançlar|ebu davud|İbnu Ömer|Resulullah (sav), Zübeyr (ra)'e atının koştuğu yer(e kadar olan mesafeyi) ikta' kıldı. (Şöyle ki): "Zübeyr atı (mecali kesilip) duruncaya kadar koşturdu. At durunca Zübeyr kamçısını attı. [Resulullah (sav):] "Kamçısının ulaştığı yere kadar (o mıntıkayı) ona verin" emrettiler. |Ebu Davud, Harac 36, (3072)|5179
KESB (KAZANÇ) BÖLÜMÜ|Mübah Olan Kazançlar|ebu davud|Amr İbnu Hureys|Resulullah (sav) Medine'de yayını ile bir ev planı çizdi ve: "Sana daha da artırayım mı, artırayım mı?" diye sordu." |Ebu Davud, Harac 36, (3060)|5180
KESB (KAZANÇ) BÖLÜMÜ|Mübah Olan Kazançlar|buharimüslimebu davud|İbnu Abbas|Resulullah (sav) hacamat oldu ve haccama ücretini verdi. Eğer bu (hacamat ücreti) haram olsaydı vermezdi. Ayrıca efendisine konuştu, o da vergisini hafifletti. |Buhari, İcare 18, Büyu 39, Tıbb 9; Müslim, Müsakat 66 (1202); Ebu Davud, Büyu 39, (3423)|5181
KESB (KAZANÇ) BÖLÜMÜ|Mübah Olan Kazançlar|ebu davud||Resulullah (sav)'ın muhacir ashabından bir adamın anlattığına göre, Resulullah (sav) şöyle buyurdular: "Müslümanlar üç şeyde ortaktırlar: Su, ot ve ateş." |Ebu Davud, Büyu 62, (3477)|5182
KESB (KAZANÇ) BÖLÜMÜ|Mübah Olan Kazançlar|ebu davud|Esmer İbnu Mudarris|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir Müslümanm henüz ulaşmadığı (ot, odun, su, gibi) bir şeye önce ulaşan kimse ona sahip olur." Bunun üzerine halk çıkıp, (mubah şeyleri sahiplenmek maksadıyla) birbirleriyle hızlıca işaretleme yarışına girdiler. |Ebu Davud, İmaret 36, (3071)|5183
KESB (KAZANÇ) BÖLÜMÜ|Mekruh Kazançlar|buharimüslimmuvattatirmizinesaiebu davud|Ebu Mes'ud|Resulullah (sav) köpeğin semenini, fahişenin mehrini ve kahinin ücretini yasakladı. |Buhari, Büyu 113, İcare 20, Talak 51, Tıb 46; Müslim, Müsakat 39, 1567; Muvatta, Büyu 68, (2, 656); Tirmizi, Büyu 46, (1276); Nesai, Büyu 91, (7, 309); Ebu Davud, Büyu 68, (4381)|5184
KESB (KAZANÇ) BÖLÜMÜ|Mekruh Kazançlar|buhariebu davud|Ebu Cuheyfe|Resulullah (sav) kan mukabilinde alınan semenden, köpek semeninden, fuhuş kazancından men etti. Dövme yapanı, dövme yaptıranı, faiz yiyeni, faiz yedireni ve musavverleri lanetledi. |Buhari, Büyu 113, 25, Talak, Libas 86, 96; Ebu Davud, Büyu 65, (3483)|5185
KESB (KAZANÇ) BÖLÜMÜ|Mekruh Kazançlar|buhariebu davud|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) cariyenin kesbini nehyetti. [Ebu Davud, Rafi İbnu Hadiç'ten yaptığı rivayette şu ziyadeyi kaydeder: "..Kazancın nereden olduğunu bilinceye kadar..."] |Buhari, İcare 20, Talak 61; Ebu Davud, Büyu 40, (3425)|5186
KESB (KAZANÇ) BÖLÜMÜ|Mekruh Kazançlar|muvatta|Osman|Çocukları kesbe mecbur etmeyin. Siz onları kesbe mecbur ettiğiniz zaman hırsızlık yaparlar. San'at sahibi olmayan cariyeleri de kesbe zorlamayın. Zira siz onları kesbe zorladığınız takdirde ferçleriyle kazanırlar. Onların getireceği paraya karşı istiğna gösterin ki, Allah da sizi müstağni kılsın. Size temiz olan yiyecekler yaraşır. |Muvatta, İsti'zan 42, (2,981)|5187
KESB (KAZANÇ) BÖLÜMÜ|Mekruh Kazançlar|buhari|Aişe|Hz. Ebu Bekr (ra)'in bir kölesi vardı. Bu köle çalışıp kendisine belli bir haraç ödüyordu. Hz. Ebu Bekr onun kazancından yiyordu. Bir gün yine bir şeyler getirdi. Ebu Bekr (ra) bundan da yedi. Ancak kölesi: "Bu yediğin nedir, biliyor musun?" dedi. Hz. Ebu Bekir: "Neymiş o?" deyince köle açıkladı: "Ben cahiliye devrinde kahinlik yapardım. Aslında bu işin ehli de değildim. Bu sebeple (kafadan atıp bir) adam aldatmıştım. (Bugün yolda) bana rastladı ve (kahinliğimden kalma eski) bir borcunu ödedi. Yediğiniz işte bu idi!" Bunun üzerine Ebu Bekr elini boğazına atıp, midesinde her ne varsa kusup çıkardı. |Buhari, Menakıbu'l-Ensar, 26|5188
KESB (KAZANÇ) BÖLÜMÜ|Mekruh Kazançlar|ebu davudnesai|İbnu Abbas|Resulullah (sav) köpeğin semeninden nehiy buyurdular. Eğer (sahibi, öldürülen) köpeğin semenini istemeye gelirse, avucunu toprakla doldurun. (Metin Ebu Davud'a, aittir.) |Ebu Davud, Büyu 68, (3482); Nesai, Büyu 91, (7,309)|5189
KESB (KAZANÇ) BÖLÜMÜ|Mekruh Kazançlar|tirmizi|Ebu Hureyre|Resulullah (sav), av köpeği hariç, köpeğin semenini yasakladı. |Tirmizi, Büyu 50, (1281)|5190
KESB (KAZANÇ) BÖLÜMÜ|Mekruh Kazançlar|ebu davudtirmizi|Cabir|Resulullah (sav) kedinin yenmesini ve semenini yasakladı. |Ebu Davud, Büyu 64, (3480); Tirmizi, Büyu 49, (1280)|5191
KESB (KAZANÇ) BÖLÜMÜ|Mekruh Kazançlar|muvattaebu davudtirmiziibnu mace|İbnu Muhayyısa el-Ensari|Babasından anlattığına göre, babası Muhayyısa haccamın kiralanması hususunda izin istedi. Resulullah onu menetti. Muhayyısa'nın haccam bir azadlısı vardı. Sorup izin istemeye ara vermedi. Sonunda (sav) kendisine: "Onunla deveni ve köleni beşle, (kendin yeme!)" buyurdular. |Muvatta, İsti'zan 28 (2, 970); Ebu Davud, Büyu 28, (3422); Tirmizi, Büyu 47, (1277); İbnu Mace, Ticaraat 10, (2166)|5192
KESB (KAZANÇ) BÖLÜMÜ|Mekruh Kazançlar|ebu davud||Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: "Ben teyzeme bir köle bağışladım ve ben onun teyzem hakkında mübarek olmasını diliyorum. Teyzeme: "Onu haccama teslim etme, kuyumcuya ve kasaba da teslim etme!" dedim." |Ebu Davud, Büyu 49, (3430)|5193
KESB (KAZANÇ) BÖLÜMÜ|Mekruh Kazançlar|tirmizinesai|Enes|Kilab kabilesinden bir adam, Resulullah'a damızlık hayvanın suyundan (para almayı) sordu. Aleyhissalatu vesselam yasakladı. Adam: "Ey Allah'ın Resulü! Biz damızlığı aştırıyoruz da bize ikramda bulunuyorlar!" dedi. Aleyhissalatu vesselam ikramda bulunmaya ruhsat verdi. |Tirmizi, Büyu 46, (1274); Nesai, Büyu 94, (7, 360)|5194
KESB (KAZANÇ) BÖLÜMÜ|Mekruh Kazançlar|ebu davud|el-Hudri|Resulullah (sav) (bir gün bize): "Kusameden sakinin!" buyurdular. Biz: "Kusame de nedir?" dedik. "Bir cemaatin başında bulunan bir kimse (birşey taksim ettiği zaman) berikinin ve ötekinin hisselerinden bir şeyler alır(sa, işte bu aldığı şey kusamedir)." |Ebu Davud, Cihad 179, (2783,2784)|5195
KESB (KAZANÇ) BÖLÜMÜ|Mekruh Kazançlar|ebu davudibnu mace|İbnu Abbas|Bir adam kendisine on dinar borçlu olan bir alacaklısının peşine düştü ve: "Vallahi borcunu ödeyinceye veya bana bir kefil getirinceye kadar arkanı bırakmayacağım!" dedi. Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam o borcu üzerine aldı. Sonra adam, üzerine aldığı miktarı Resulullah (sav)'a getirdi. Aleyhissalatu vesselam adama: "Bu parayı nereden buldun?" diye sordu. Adam: "Madenden!" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Öyleyse bizim buna ihtiyacımız yok! Onda hayır da yok" buyurdu ve borcu ona bedel ödeyiverdi. |Ebu Davud, Büyu 2, (3328); İbnu Mace, Sadakat 9, (2406)|5196
KESB (KAZANÇ) BÖLÜMÜ|Mekruh Kazançlar|buharimüslim|Abdullah İbnu Amr İbni's-Sa'di|Hz. Ömer (ra)'den naklediyor: "Resulullah (sav) bana ihsanda bulunurdu. Ben de: "Siz, bunu benden daha muhtaca verin" diyordum. Aleyhissalatu vesselam da; "Al bunu! Sen beklemez ve istemez olduğun halde sana geleni al! Bu şekilde gelmezse, nefsini peşine takma!" buyurdu." [Bir rivayette şu ziyade gelmiştir: "Bu sebeple İbnu Ömer (ra), ne bir şey isterdi, ne de kendine ihsan edilen bir şeyi reddederdi."] |Buhari, Ahkam 17, Zekat 51; Müslim, Zekat 110, (1045)|5197
KESB (KAZANÇ) BÖLÜMÜ|Mekruh Kazançlar|||Bir diğer rivayette şöyle denmiştir: "Hz. Ömer (ra) beni, zekat (toplama işine) tayin etti. Bu işi tamamlayınca bana ücret verilmesini emretti. Ben: "Ben Allah rızası için çalıştım, ücretim Allah üzerinedir!" dedim. Hz. Ömer: "Sen, sana verileni al. Nitekim ben de Resulullah (sav) zamanında çalışmıştım. Bana ücret verdi. Hatta (ilk seferinde) ben de senin söylediğini söyledim. Bunun üzerine (sav) bana: "Sen istemediğin halde sana birşeyler verilirse, onu al, ye ve tasadduk et!" buyurdular" dedi. ||5198
KESB (KAZANÇ) BÖLÜMÜ|Mekruh Kazançlar|ebu davud|Selim İbnu Mutayr|Babasından naklen anlatıyor: "Bir adamın şöyle söylediğini işittim: "Resulullah (sav)'ın [Veda haccı sırasında hutbede] şöyle söylediğini işittim: "Ey insanlari ihsanları, onlar ihsan kaldığı müddetçe alın! Ne zaman, Kureyş saltanat kavgasına düşer ve ihsan dininizden rüşvet mukabili otursa, o zaman onu bırakın ve almayın!" |Ebu Davud, Haraç 17, (2958,2959)|5199
KESB (KAZANÇ) BÖLÜMÜ|Mekruh Kazançlar|ebu davud|İbnu Abbas|Resululah (sav) iki yarışçının yemeğini nehyetti: Müsabaka ve kumar. |Ebu Davud, Et'ime 7, (3754)|5200
KESB (KAZANÇ) BÖLÜMÜ|Mekruh Kazançlar|ebu davud|Ukbe İbnu Amir|Resulullah (sav)'ın: "Cennete meks sahibi girmeyecektir!" dediğini işittim. |Ebu Davud, Haraç 7, (2937)|5201
YALAN BÖLÜMÜ|Yalanın Ve Yalancının Zemmi|muvatta|Safvan İbnu Süleym|"Ey Allah'ın Resulü!" dedik, "mü'min korkak olur mu?" "Evet!" buyurdular. "Pekiyi cimri olur mu?" dedik, yine: "Evet!" buyurdular. Biz yine: "Pekiyi yalancı olur mu?" diye sorduk. Bu sefer: "Hayır! buyurdular. |Muvatta, Kelam 19, (2, 990)|5202
YALAN BÖLÜMÜ|Yalanın Ve Yalancının Zemmi|muvatta|İbnu Mes'ud|Kul yalan söylemeye ve yalan söyleme niyetini taşımaya devam edince bir an gelir ki, kalbinde önce siyah bir nokta belirir. Sonra bu nokta büyür ve kalbinin tamamı simsiyah olur. Sonunda Allah nezdinde "yalancılar" arasına kaydedilir. |Muvatta, Kelam 18, 2,(990)|5203
YALAN BÖLÜMÜ|Yalanın Ve Yalancının Zemmi|ebu davudtirmizi|Behz İbnu Hakim an ebbihi an ceddihi|Resulullah bururdular ki: "Yazıklar olsun o kimseye ki, insanları güldürmek için konuşur ve yalan söylerler! Yazık ona, yazık ona." |Ebu Davud, Edeb 88, (4990); Tirmizi, Zühd 10, (2316)|5204
YALAN BÖLÜMÜ|Yalanın Ve Yalancının Zemmi|buharimüslimebu davud|Esma|Bir kadın gelerek: "Ey Allah'ın Resulü! Benim bir kumam var. Ona karşı (yalan söyleyerek) kocamın vermediği şeyle karnımı doyurmuş göstersem bana bir mahzur getirir mi?" diye sordu. Aleyhissalatu vesselam: "Verilmeyenle karnını doyurmuş gösterip övünen, tıpkı, iki alan elbisesini giyen gibidir" cevabını verdi. |Buhari, Nikah 106; Müslim, Libas 127, (2130); Ebu Davud, Edeb 91, (4997)|5205
YALAN BÖLÜMÜ|Yalanın Ve Yalancının Zemmi|ebu davud|Abdullah İbnu Amir|Bir gün, Resulullah (sav), evimizde otururken, annem beni çağırdı ve: "Hele bir gel sana ne vereceğim!" dedi. Aleyhissalatu vesselam anneme: "Çocuğa ne vermek istemişim?" diye sordu. "Ona bir hurma vermek istemiştim" deyince, Aleyhissalatu vesselam: "Dikkat et! Eğer ona bir şey vermeyecek olursan üzerine bir yalan yazılacak!" buyurdular. |Ebu Davud, Edeb 88, (4991)|5206
YALAN BÖLÜMÜ|Yalanın Ve Yalancının Zemmi|müslim|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ümmetimin sonunda yalancı deccaller olacak. Onlar, ne sizin ne de atalarınızın hiç işitmediği şeyleri anlatacaklar. Onlardan sakinin!" |Müslim, Mukaddime 6, (6)|5207
YALAN BÖLÜMÜ|Yalanın Ve Yalancının Zemmi|müslim|İbnu Mes'ud|Şeytan insan suretinde temessül eder ve bir cemaate gelerek onlara yalan şeyler söyler. Bir müddet sonra cemaattakiler dağılırlar. Onlardan biri: "Bir adam dinledim, yüzünü de tanırım ama ismini bilmiyorum. Şöyle şöyle söylemişti" diyerek (onun yalanını bilmeden tekrar eder)." |Müslim, Mukaddime (7. hadisin arkasında)|5208
YALAN BÖLÜMÜ|Yalanın Mübah Olduğu Yerler|tirmizi|Esma Bintu Yezid|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ey insanlar! Pervanenin ateşe atılması gibi sizi yalanın peşine düşmeye sevkeden şey nedir? Halbuki, üç yer hariç yalanın her çeşidi ademoğluna haramdır: Bu üç yere gelince: 1) Erkeğin, rızasını sağlamak için hanımına yalanı, 2) Harpte söylenecek yalan. Çünkü harp bir hileden ibarettir. 3) İki Müslümanın arasında sulhu sağlamak kasdiyla söylenen yalan." |Tirmizi, Birr 26, (1940)|5209
YALAN BÖLÜMÜ|Yalanın Mübah Olduğu Yerler|buharimüslimebu davudtirmizi|Ümmü Külsüm Bintu Ukbe|Resulullah (sav)'ı işittim, diyordu ki: "İki kişinin arasını düzelten, hayır söyleyip, hayır tebliğ eden kimse yalancı değildir." |Buhari, Sulh 2; Müslim, Birr 101, (2605); Ebu Davud, Edeb 58, (4921); Tirmizi, Birr 26, (1939)|5210
YALAN BÖLÜMÜ|Yalanın Mübah Olduğu Yerler|muvatta|Safvan İbnu Süleym ez-Zühn|Bir adam: "Ey Allah'ın Resulü! Ben karıma yalan söyleyeyim mi?" demişti. Aleyhissalatu vesselam : "Yalanda hayır yoktur" buyurdular. Adam: "Vaadde bulunmama, lehinde söylememe ne dersiniz?" diye tekrar sordu: Aleyhissalatu vesselam da: "Öyleyse sana bir vebal yok!" buyurdular. |Muvatta, Kelam 18, (2, 990)|5211
YALAN BÖLÜMÜ|Yalanın Mübah Olduğu Yerler|buharimüslimebu davudtirmizi|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İbrahim aleyhisselam sadece üç yalan söylemiştir: Bunlardan ikisi Allah'ın zatıyla ilgili; biri ... sözüdür; diğeri de ... sözüdür. Bir tanesi de zevce-i pakleri Sare Hatun hakkındadır. Hz. İbrahim zalim birinin diyarına (Mısır'a) beraberinde Sare de olduğu halde gelmişti. Sare güzel bir kadındı. Sare'ye: "Bu cebbar herif, bilirse ki sen karımsın, senin için bana galebe çalar. Eğer sana soracak olursa, kızkardeşin olduğunu söyle! Çünkü sen, zaten İslam yönünden kardeşimsin, din kardeşiyiz. Ben yeryüzünde senden ve benden başka bir Müslüman bilmiyorum" dedi. Bunlar zalim kralın memleketine girince, adamlarından biri bunları gördü. Hemen gidip: "Senin memleketine öyle güzel bir kadın girdi ki, sizden başkasının olması münasib değildir" dedi. Kral derhal adamlar gönderip, Sare'yi yanına getirtti. Hz. İbrahim namaza durdu. Sare adamın yanına girince, kral (onu ayakta karşıladı, fakat) elini ona uzatamadı. Eli şiddetli şekilde tutuldu. Sare'ye: "Elimi salması için Allah'a dua et! Sana zarar vermeyeceğim!" dedi. Sare de dediğini yaptı. Ama kral tekrar Sare'ye sataşmak istedi. Eli, öncekinden daha şiddetli tutulup kaldı. Sare'ye aynı şekilde ricada bulundu. O da kabul etti. (Adam normal hale dönünce tekrar) sataşmak istedi. Eli önceki iki seferden daha şiddetli şekilde tutuldu. Sare'ye yine: "Allah'a dua et, elimi salsın, sana zarar vermeyeceğim!" diye rica etti. Sare dua etti, adamın elleri açıldı. Kral kadını getiren adamı çağırdı ve ona: "Sen bana ihsan değil bir şeytan getirmişsin. Bunu diyarımdan çıkar!" dedi. Sare'ye Hacer'i bağış olarak verdi. Sare yürüyerek geldi, İbrahim onu görünce: "Nasılsın, ne haber?" dedi. Sare: "Hayır var! Allah cebbarın elini tuttu ve (bana) bir hadim verdi!" dedi." Hz. Ebu Hureyre (ra) der ki: "Ey sema suyunun oğulları! Bu kadın (Hacer) sizin annenizdir." |Buhari, Enbiya 9, Büyu 100, Hibe 36, Nikah 12, İkrah 6; Müslim, Fezail 154, (2371); Ebu Davud, Talak 16, (2212); Tirmizi, Tefsir, Enbiya, (3165)|5212
YALAN BÖLÜMÜ|Resulullah (sav) Hakkında Yalan|buharimüslimtirmizi|Ali|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Benim hakkımda yalan söylemeyin. Zira benim üzerime yalan uyduran cehenneme girer." |Buhari, İlm 38; Müslim, Mukaddime 1, (1); Tirmizi, İlm 8, (2662)|5213
YALAN BÖLÜMÜ|Resulullah (sav) Hakkında Yalan|buhariebu davud|İbnu'z-Zübeyr|Babama dedim ki: "Ben niye senin Resulullah'tan hadis rivayetini işitmiyorum. Halbuki falan ve falandan çokça işitiyorum?" Bana şu cevabı verdi: "Evet ben, Müslüman olduğum günden beri Aleyhissalatu vesselam'ı hiç terketmedim. Hep beraber olduk. Ancak O'nun şöyle söylediğini de işittim: "Kim bile bile bana yalan nisbet ederse ateşteki yerini hazırlasın." |Buhari, İlm 38; Ebu Davud, İlm 4, (3651)|5214
YALAN BÖLÜMÜ|Resulullah (sav) Hakkında Yalan|buharimüslimtirmizi|Muğire İbnu Şu'be|Resulullah (aleyhissalatu sa) buyurdular ki: "Benim üzerime söylenen yalan, bir başkası üzerine söylenen yalan gibi değildir. Öyleyse kim bile bile bana yalan nisbet ederse cehennemdeki yerini hazırlasın!" |Buhari, Cenaiz 34; Müslim, Mukaddime 4, (4); Tirmizi, İlm 9, (2664)|5215
YALAN BÖLÜMÜ|Resulullah (sav) Hakkında Yalan|müslim|Mücahid|Büşeyr el-Adevi, Hz. İbnu Abbas (ra)'a gelip: "Resulullah (sav) buyurdular ki..." diyerek birşeyler anlatmaya kalktı. Ancak İbnu Abbas onu konuşmaya bırakmadı ve kendisine iltifat etmedi. Büşeyr: "Sözlerimi niye dinlemiyorsunuz? Ben size Resulullah (sav)'dan anlatıyorum, hiç tınmıyorsunuz, niçin?" diye sordu. İbnu Abbas ona şu cevabı verdi: "Biz vaktiyle, bir kimsenin "Resulullah (sav) buyurdular ki" dediğini işitince, gözlerimizi ona çevirip kulaklarımızı da dinlemek üzere uzatıyorduk. Ne zaman ki, insanlar hadis rivayetinde laubalileştiler, biz de onlardan ancak bildiklerimizi almaya başladık." |Müslim, Mukaddime 7, (7)|5216
KİBİR VE UCUB BÖLÜMÜ|Kibir Ve Ucub Hakkında|müslimebu davud|Ebu Said ve Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah Teala hazretleri şöyle dedi: "Büyüklük ridamdır, izzet de izarımdır. Kim bu iki şeyde benimle niza ederse ona azab veririm." |Müslim, Birr 136; Ebu Davud, Libas 29, (4090)|5217
KİBİR VE UCUB BÖLÜMÜ|Kibir Ve Ucub Hakkında|müslimebu davudtirmizi|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav): "Kalbinde zerre miktar kibir bulunan kimse asla cennete girmeyecektir!" buyurmuştu. Bir adam: "Kişi elbisesinin güzel olmasını, ayakkabısının güzel olmasını sever!" dedi. Aleyhissalatu vesselam da: "Allah Teala hazretleri güzeldir, güzelliği sever! Kibir ise hakkın ibtali, insanların tahkiridir" buyurdular. |Müslim, İman 147; Ebu Davud, Edeb 29, (4091); Tirmizi, Birr 61, (1999)|5218
KİBİR VE UCUB BÖLÜMÜ|Kibir Ve Ucub Hakkında|müslimebu davudtirmizi||Bir diğer rivayette: "Kalbinde hardal tanesi kadar iman bulunan bir kimse cehenneme girmez. Kalbinde hardal tanesi kadar kibir bulunan kimse de cennete girmez" buyrulmuştur. |Müslim, İman 147; Ebu Davud, Edeb 29, (4091); Tirmizi, Birr 61, (1999)|5219
KİBİR VE UCUB BÖLÜMÜ|Kibir Ve Ucub Hakkında|ebu davud|Ebu Hureyre|Yakışıklı bir adam Resulullah (sav)'a gelerek: "Ben güzelliği seviyorum. Gördüğünüz gibi bana güzellik de verilmiş. Kimsenin beni, ayakkabı bağı bile olsa bu hususta geçmesinden hoşlanmıyorum. Ey Allah'ın Resulü! Bu (haram olan) kibre girer mi?" diye sordu. Aleyhissalatu vesselam: "Hayır! buyurdular. Ancak kibr, hakkı ibtal, halkı tahkirdir!" |Ebu Davud, Libas 29, (4092)|5220
KİBİR VE UCUB BÖLÜMÜ|Kibir Ve Ucub Hakkında|tirmizi|Amr İbnu Şuayb an ebihi an ceddihi|Resulullah (sav) buyurdular ki: Kıyamet günü, mütekebbirler küçük karıncalar gibi haşrolunurlar. Onları her yönden zillet bürümüştür. Cehennemde Büles denen bir hapishaneye sevkedilirler. Ateşlerin ateşi onları bürür. Cehennem ehlinin irinleri kendilerine içecek olarak verilir. Bu içeceğe tinetu'l-habal denir." |Tirmizi, Kıyamet 48, (2494)|5221
KİBİR VE UCUB BÖLÜMÜ|Kibir Ve Ucub Hakkında|tirmizi|Selemetu'bnu'l-Ekva|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kişi kendisini (halktan büyük görüp) uzak tuta tuta cebbarlar arasına kaydedilir de onların başına gelen musibete duçar olur." |Tirmizi, Birr 61, (2001)|5222
KİBİR VE UCUB BÖLÜMÜ|Kibir Ve Ucub Hakkında|ebu davudtirmizi|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İnsanlar, ya cehennem kömüründen başka bir şey olmayan ölmüş ecdadlarıyla övünmekten vazgeçerler, yahut da Allah katında, burnuyla pislik yuvarlayan mayıs böceğinden daha adi bir dereceye düşerler. Allah Teala hazretleri sizlerden cahiliye kibrini temizledi. Artık o, muttaki bir mü'min yahut bedbaht bir facirdir. İnsanların hepsi Hz. Adem'in evlatlarıdır. Adem ise topraktan yaratılmıştır." |Ebu Davud, Edeb 120, (5116); Tirmizi, Menakıb (3950, 3951)|5223
KİBİR VE UCUB BÖLÜMÜ|Kibir Ve Ucub Hakkında|buharimüslimmuvattatirmizinesaiebu davud|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah, kıyamet günü, büyüklenerek elbisesini sürüyenin yüzüne bakmayacaktır." Bir diğer rivayette: "Elbisesini çalımla sürüyene bakmayacaktır" denmiştir. |Buhari, Libas 1, 2, 5, Fezailu'l-Ashab 5, Edeb 55; Müslim, Libas 42, (2085); Muvatta, Libas 11, (2, 914); Tirmizi, Libas 8, (1730); Nesai, Zinet 102, (8, 206); Ebu Davud, Libas 28, (4086)|5224
KİBİR VE UCUB BÖLÜMÜ|Kibir Ve Ucub Hakkında|ebu davud|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) buyurdular ki: Kim namazda izarını (gömleğini) çalımla yere değecek kadar uzatırsa, Allah onun ne günahını affeder, ne de onu kötü amellere karşı korur." |Ebu Davud, Salat 83, (637)|5225
KİBİR VE UCUB BÖLÜMÜ|Kibir Ve Ucub Hakkında|buharimüslim|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir adam, nefsinin hoşuna giden bir takım elbise içinde saçları da yapılmış olarak giderken yürüme sırasında kibre düşmüştü ki, birden yere battı. Kıyamet kopuncaya kadar orada zorlukla batmaya devam edecek." |Buhari, Libas 5; Müslim, Libas 49, (2088)|5226
KİBİR VE UCUB BÖLÜMÜ|Kibir Ve Ucub Hakkında|ebu davudnesai|Cabir İbnu Atik|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kıskançlıktan bir nevi var ki Allah sever; bir kısmı da var ki Allah onu sevmez. Allah'ın sevdiği kıskançlık, kişinin (mehariminden haram kılınmış bir fiil görmesi ile) şüphe halinde duyduğu kıskançlıktır. Allah'ın sevmediği kıskançlık, şüphe olmadan kıskançlık duymasıdır. Aynı şekilde bir kısım gurur vardır ki Allah hoşlanmaz, bir kısmı da var, Allah hoşlanır. Allah Teala'nın sevdiği gurur, kişinin savaş sırasında ve sadaka verme esnasında nefsine güvenerek duyduğu gururdur. Allah'ın buğzedip sevmediği gurur ise, taşkınlık ve övünme sırasında duyduğu gururdur." |Ebu Davud, Cihad 114, (2659); Nesai, Zekat 66, (5, 78)|5227
KİBİR VE UCUB BÖLÜMÜ|Kibir Ve Ucub Hakkında|tirmizi|Cübeyr İbnu Mut'im|Benim hakkımda "Sende kibr var" diyorsunuz. Ben eşeğe binmiş, (dikişsiz) kumaşı (elbise olarak) sarınmış, keçiyi sağmış birisiyim. Üstelik Resulullah (sav) bana: "Bun(lar)ı yapan kimsede hiçbir kibir bulunmaz" buyurdular. |Tirmizi, Birr 61, (2002)|5228
KEBAİR BÖLÜMÜ|Kebair Hakkında|buharimüslimtirmizi|Ebu Bekre|Resulullah (sav): "Size büyük günahların en büyüğünü haber vereyim mi?" buyurmuş ve bunu üç kere tekrar etmişlerdi. "Evet!" deyince: "Allah'a şirk koşmak, anne ve baba haklarına riayetsizlik, cana kıymak!" buyurdular. Bu sırada dayanmış durumda idi, yere oturup: "Haberiniz olsun! Yalan söz, yalan şahidlik!" dedi ve bunu o kadar tekrar etti ki, "Keşke kesse artık!" temennisinde bulunduk. |Buhari, Şehadat 10, Edeb 6, İstizan 35, İstitabe 1; Müslim, İman 143, (87); Tirmizi, Şehadat 3, (2302)|5229
KEBAİR BÖLÜMÜ|Kebair Hakkında|ebu davudnesai|Ubeyd İbnu Umeyr|Babası (radıyallahu anh)'ndan anlatıyor: "Resulullah (sav)'a bir adam kebairden sormuştu, şöyle cevap verdiler: "Onlar dokuzdur!" buyurdular ve saydılar: "Şirk, sihir, insan öldürmek, faiz yemek, yetim malı yemek, savaştan kaçmak, namuslu kadınlara iftirada bulunmak, anne ve babaya haksızlık, kıbleniz olan Beytu'l-Haram (da masiyet işlemey)i sağlığınız ve ölümünüzde helal addetmek." |Ebu Davud, Vesaya 10, (2875); Nesai, Tahrim 3, (7, 89)|5230
KEBAİR BÖLÜMÜ|Kebair Hakkında|buharimüslimnesaiebu davud|İbnu Mes'ud|Dedim ki: "Ey Allah'ın Resulü! Allah nezdinde en büyük günah hangisidir?" "Seni yaratmış olan Allah'a eş koşmandır!" buyurdular. "Sonra hangisidir?" dedim. "Seninle birlikte yiyecek diye, evladım öldürmendir!" buyurdular. Ben yine: "Sonra hangisidir?" dedim. "Komşunun helalliği ile zina etmendir!" buyurdular. |Buhari, Tefsir, Bakara 3, Furkan 3, Edeb 20, Muharibin 20, Diyat 1, Tevhid 40, 46; Müslim, İman 141, (3181, 3182), Tefsir, Furkan; Nesai, Tahrim 4, (7, 89, 90); Ebu Davud, Talak 50, (2310)|5231
KEBAİR BÖLÜMÜ|Kebair Hakkında|buharimüslimtirmiziebu davud|İbnu Amr İbni'l-As|Resulullah (sav) "Kişinin anne ve babasına sövmesi büyük günahlardandır" buyurmuşlardı. Orada bulunanlar: "Hiç kişi anne ve babasına söver mi?" dediler. "Evet! Kişi, bir başkasının babasına söver, o da babasına söver; annesine söver, o da bunun annesine söver!" buyurdular. |Buhari, Edeb 4; Müslim, İman 146, (90); Tirmizi, Birr 4, (1903); Ebu Davud, Edeb 129, (5141)|5232
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Giyim Ve Kıyafet|ebu davudtirmizi|Muhammed İbnu Rükane|Babası (ra)'ndan anlatıyor: "Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bizimle müşrikler arasındaki fark, kalansuveler üzerindeki sarıklardır." |Ebu Davud, Libas 24, (4078); Tirmizi, Libas 47, (1785)|5233
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Giyim Ve Kıyafet||Ebu'l-Müleyh|Babası (ra)'ndan anlatıyor: "Resulullah (sav): "Sarık sarın da ilminiz ziyadeleşsin!" buyurdular. Ravi devamla der ki: "Hz. Ali (ra) da: "Sarıklar Arapların taçlarıdır" buyurdular. [Hadis, Teysir'de Ebu Davud'a nisbet edilmiş ise de, onda mevcut delildir. Camiu's-Sağir (1,555)'de mevcuttur.] ||5234
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Giyim Ve Kıyafet|tirmizi|İbnu Ömer|Resulullah (sav) başına sarık sardığı zaman, ucunu iki omuzu arasından sarkıtırdı. |Tirmizi, Libas 12, (1736)|5235
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Giyim Ve Kıyafet|ebu davud|Abdurrahman İbnu Avf|Resulullah (sav) bana bir sarık sardı, onu önümden ve arkamdan birkaç parmak sarkıttı. |Ebu Davud, Libas 24, (4079)|5236
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Giyim Ve Kıyafet|müslimebu davudnesai|Amr İbnu Hureys|Resulullah (sav)'ı gördüm, üzerinde siyah bir sarık vardı, iki ucunu omuzunun arasından sarkıtmıştı. |Müslim, Hacc 453, (1359); Ebu Davud, Libas 24, (4077); Nesai, Zinet 109, (8, 211)|5237
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Giyim Ve Kıyafet|tirmizi|Ebu Kebşe el-Enmari|Resulullah (sav)'ın ashabının kalansuveleri geniş idi. |Tirmizi, Libas 40, (1783)|5238
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Giyim Ve Kıyafet|tirmiziebu davud|Esma Bintu Yezid İbni's-Seken|Resulullah (sav)'ın gömleğinin kolu bileğe kadardı. |Tirmizi, Libas 28, (1765); Ebu Davud, Libas 3, (4027)|5239
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Giyim Ve Kıyafet|muvattaebu davudibnu mace|Ala İbn Abdirrahman|Babasından naklediyor: "Ebu Said (ra)'e izar hakkında sordum. Dedi ki: "Tam bilene düştün! Resulullah (sav) şöyle demişti: "Mü'minin izarı bacağın yarısına kadar uzanmalıdır. Burası ile topuklar arasında olmasının da bir günahı yok. Ama topuktan aşağı inen kısım ateştedir. Kim de, gururla izarını (yerde) sürürse kıyamet günü Allah ona (rahmet) nazarı ile bakmaz." [Ebu Davud'un rivayetinde "kıyamet günü" ibaresi mevcut değildir.] |Muvatta, Libas 12, (2, 914, 915); Ebu Davud, Libas 30, (4093); İbnu Mace, Libas 7, (3573)|5240
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Giyim Ve Kıyafet|ebu davud|İbnu Ömer|Resulullah (sav) izar hakkında ne söylemişse o, kamis hakkında da muteberdir. |Ebu Davud, Libas 30, (4095)|5241
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Giyim Ve Kıyafet|buharimüslimebu davudnesai|İbnu Ömer|Resulullah (sav): "Allah, elbisesini kibirle sürüyene bakmaz" buyurmuştur. Hz. Ebu Bekr (ra): "Ey Allah'ın Resulü! İzarım salık durumda, dikkat etmezsem sürünüyor" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Sen, bunu kibirle yapanlardan değilsin!" cevabını verdi." |Buhari, Libas 5, 1, 2, Fezauli Ashab 5, Edeb 55; Müslim, Libas 45, (2085); Ebu Davud, Libas 28, (4085); Nesai, Zinet 102,105, (8, 206)|5242
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Giyim Ve Kıyafet|tirmizinesaiebu davud|İbnu Ömer|Resulullah (sav): "Kim elbisesini gururla yerde sürürse, kıyamet günü Allah ona (rahmet nazarıyla) bakmaz!" buyurmuştu. Ümmü Seleme atılarak: "Öyleyse kadınlar zeyllerini ne yapacaklar?" diye sordu. "Bir karış salarlar!" buyurdu. Ümmü Seleme: "Bu taktirde ayakları açılır!" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Öyleyse bir zira' salsınlar bunu daha da artırmasınlar!" buyurdular. |Tirmizi, Libas 9, (1731); Nesai, Zinet 106, (8, 209); Ebu Davud, Libas 40, (4119)|5243
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Giyim Ve Kıyafet|ebu davud|Cabir|Resulullah (sav)'ı bir örtü ile ihtiba etmiş gördüm. Örtünün saçağı ayaklarının üzerine dökülmüştü." |Ebu Davud, Libas 23, (4075)|5244
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Giyim Ve Kıyafet|ebu davudtirmizinesai|Cabir|Resulullah (sav), samma sarınmasını ve tek bir giysi içerisinde ihtiba oturuşunu yasakladı. |Ebu Davud, Libas 25, (4081); Tirmizi, Edeb 20, (2768); Nesai, Zinet 18, (8, 210)|5245
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Giyim Ve Kıyafet|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|Ebu Hureyre|Resulullah (sav), şu iki çeşit giyinmekten men etti: "Samma sarınması ki bu, üzerinde bir başka giysi olmadığı halde giysisini omuzuna koyup bir yarısını açık bırakması ve namazda iki elini de sarmasıdır. Diğer giyinme de, fercini örtecek kadar olmayan tek giysisi içinde ihtiba tarzında oturmasıdır." |Buhari, Libas 20, 21, Büyu 62, 63, Salat 10, Mevakit 30, 31, Savm 67; Müslim, Büyu 2, (1511); Muvatta, Büyu 76, (2, 666); Ebu Davud, Libas 25, (4080); Tirmizi, Libas 24, (1758); Nesai, Büyu 23, 25 (7, 259-260)|5246
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Giyim Ve Kıyafet|ebu davud|Ümmü Seleme|Cenab-ı Hakkın şu (mealdeki) kavl-i şerifleri indiği zaman, "Ey peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü'minlerin hanımlarına söyle. Evlerinden çıktıklarında dış örtülerini üzerlerine alsınlar."(Ahzab 59) Ensar kadınları başlarında (siyah) örtüden kargalar taşıyor oldukları halde dışarı çıkarlardı. |Ebu Davud, Libas 32, (4101)|5247
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Giyim Ve Kıyafet|ebu davud|Aişe|Esma Bintu Ebi Bekr (ra), üzerinde ince bir elbise olduğu halde Resulullah (sav)'ın huzuruna girmişti. Aleyhissalatu vesselam, ondan yönünü ters istikamete çevirdi ve: "Ey Esma! Kadın hayız yaşına girdi mi ondan sadece şunun ve şunun dışında hiçbir yerinin görünmesi caiz değildir!" dedi ve yüzü ile ellerini işaret etti. |Ebu Davud, Libas 34, (4104)|5248
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Giyim Ve Kıyafet|ebu davud|Dihye el-Kelbi|Resulullah (sav)'a (Mısır'dan), (beyaz renkli ve ince olan) kubati kumaşlar getirilmişti. Bana ondan bir kupon verdi ve: "Bunu ikiye böl, bir parçayı kendine kamis yap, diğerini hanımına ver. Bununla kendine burgu yapsın!" buyurdular. (Ayrılmak üzere Dihye) geri dönünce: "Hanımına söyle, bunun altına bir astar koysun da bedenini vasfetmesin!" buyurdular. |Ebu Davud, Libas 39, (4116)|5249
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Giyim Ve Kıyafet|rezin|İbnu Abbas|Ümmü Seleme (ra), evinde iken de cilbabesini (başörtüsünü) fazilet ümidiyle üzerinden hiç çıkarmazdı." [Rezin tahric etti.] |Rezin|5250
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Giyim Ve Kıyafet|muvatta||İmam Malik rahimehullah'a ulaştığına göre, Abdullah İbnu Ömer'in bir cariyesi vardı. Hz. Ömer onu, hürlerin kıyafetine bürünmüş vaziyette görünce bu davranışını normal karşılamayıp müdahale etti. Kızı Hafsa'nın yanına girip: "Oğlan kardeşinin cariyesini halkın içine karışmış görmedin mi, hürlerin kıyafetine bürünmüş değil mi?" dedi ve Hz. Ömer bu hali hoş karşılamadı. |Muvatta, İsti'zan 44, (2, (981)|5251
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Giyim Ve Kıyafet|müslim|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Biriniz ayakkabı giyince sağdan başlasın, çıkarırken de soldan başlasın [ya ikisini birlikte giysin, ya ikisini birlikte çıkarsın.]" |Müslim, Libas 67, (2097)|5252
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Giyim Ve Kıyafet|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizi||Bir rivayette de: "Sakın kimse tek ayakkabı ile yürümesin, ya ikisini de çıkarsın, yahut ikisini de giyinsin" buyrulmuştur. |Buhari, Libas 39; Müslim, Libas 68, (2097); Muvatta, Libas 14, 15, (2, 916); Ebu Davud, Libas 44, (4139); Tirmizi, Libas 37, (1780)|5253
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Giyim Ve Kıyafet|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Aişe|Resulullah (sav) ayakkabı giymede, başını taramada, temizlikte ve bütün işlerinde sağdan başlamayı severdi. |Buhari, Salat 47, Vudu 31, Et'ime 5, Libas 38, 77; Müslim, Taharet 67, (268); Ebu Davud, Libas 44, (4140); Tirmizi, Salat 428, (608); Nesai, Taharet 90, (1, 78)|5254
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Giyim Ve Kıyafet|tirmiziebu davud|Ebu Hureyre ve Hz. Enes|Resulullah (sav) kişinin ayakta giyinmesini yasakladı. [Bu hadisi Ebu Davud Hz. Cabir (ra)'den rivayet etti] |Tirmizi, Libas 35, (1776, 1777); Ebu Davud, Libas 44, (4135)|5255
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Giyim Ve Kıyafet|ebu davud|İbnu Abbas|Kişi oturduğu zaman, ayakkabılarını çıkarıp (sol) yanına koyması sünnettir. |Ebu Davud, Libas 44, (4138), Salat 89, (648)|5256
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Giyim Ve Kıyafet|müslimebu davud|Cabir|Resulullah (sav), katıldığımız bir gazvede buyurdular ki: "Ayakkabıları çoğaltın. Çünkü kişi ayakkabı giydiği müddetçe binmeye devam eder." |Müslim, Libas 66, (2096); Ebu Davud, Libas 44, (4133)|5257
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Giyim Ve Kıyafet|nesai|İbnu Ömer|Resulullah (sav)'ı sebtiyye ayakkabısı giyerken gördüm. Sebtiyye ayakkabısı, üzerinde hiç tüy bulunmayan ayakkabıdır. Aleyhissalatu vesselam bu ayakkabı içinde abdest alıyordu. Ben bu ayakkabıyı giymeyi severim. |Nesai, Taharet 95, (1, 80), Zinet 67, (7, 186)|5258
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Giyim Ve Kıyafet|buhariebu davudtirmizinesai|Enes|Resulullah (sav)'ın ayakkabısında parmak arasına geçen atkısı vardı. |Buhari, Libas 41; Ebu Davud, Libas 44, (4134); Tirmizi, Libas 33, (1773, 1774); Nesai, Zinet 117, (8,217)|5259
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Giyim Ve Kıyafet|ebu davud|İbnu Ebi Müleyke|Hz. Aişe (ra)'ye: "Kadın (erkeğe mahsus) ayakkabı giyer mi?" diye sorulmuştu: "Resulullah (sav) kadınlardan erkekleşenlere lanet etti!" diye cevap verdi. |Ebu Davud, Libas 31, (4099)|5260
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Giyim Ve Kıyafet|ebu davud|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) kadın elbisesini giyen erkeğe ve erkek elbisesini giyen kadına lanet etti. |Ebu Davud, Libas 31, (4098)|5261
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Giyim Ve Kıyafet|tirmizi|Muaz İbnu Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim muktedir olduğu halde tevazu maksadıyla (Allah için) (kıymetli) elbise giymeyi terkederse, Allah kıyamet günü, onu mahlukatın başları üstüne çağırır ve dilediği iman elbisesini giymekte onu muhayyer bırakır." |Tirmizi, Kıyamet 40, (2483)|5262
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Giyim Ve Kıyafet|ebu davud|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim şöhret elbisesi giyerse Allah ona zillet elbisesi giydirir." Bir rivayette de şöyle denmiştir: "...Kıyamet günü Allah ona onun aynısını giydirir, sonra içinde ateşi tutuşturur." |Ebu Davud, Libas 5, (4029), 4030)|5263
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Giyim Ve Kıyafet|nesai|Ebu'l Ahvas|Babasından naklen diyor ki: "Üzerimde adi bir elbise olduğu halde Resulullah (sav)'ın yanına gelmiştim. Bana: "Senin malın yok mu?" diye sordu. "Evet var!" cevabıma: "Hangi çeşit maldan?" sorusunu yöneltti. "Her çeşit maldan Allah bana vermiştir [deve, sığır, davar, at, köle, hepsinden var]" demem üzerine: "Öyleyse Allah Teala hazretleri sana bir mal verdiği vakit Allah'ın verdiği bu nimetin eseri ve fazileti senin üzerinde görülmelidir!" buyurdular. |Nesai, Zinet 83, (8,196)|5264
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Giyim Ve Kıyafet|ebu davudibnu mace|Muhammed İbnu Yahya İbnu Hibban|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizden biri bolluğa erince iş elbisesinden başka bir de cum'a elbisesi edinirse üzerine (bir vebal) yoktur." |Ebu Davud, Salat 219, (1078); İbnu Mace, İkametu's-Salat 82, (1095)|5265
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Giyim Ve Kıyafet|muvatta|Cabir|Resulullah (sav), bize binek hayvanlarımızı güden bir adamımızı gördü. Üzerinde eskimiş (çizgili) iki parçalı giysi vardı. "Onun bu eskilerden başka giyeceği yok mu?" buyurdular. "Evet var" dedim. "Çamaşır torbasında iki giysisi daha var, ben onları giydirmiştim." "Öyleyse çağır onu da, bunları giysin!" emrettiler. (Çağırdım, emr-i Nebeviyi söyledim, o da onları giyindi. Geri gitmek üzere dönünce, Aleyhissalatu vesselam: "Nesi var (da bu yenileri giymiyor?) Allah boynunu vurasıca! Bu daha hoş değil mi?" buyurdular. Adam bu sözü işitti ve: "Allah yolunda mı (boynum vurulsun) ey Allah'ın Resulü?" dedi. "Evet" buyurdular, "Allah yolunda." Adam Allah yolunda öldürüldü. |Muvatta, Libas 1, (2, 910)|5266
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Giyim Ve Kıyafet|rezin|İbnu Ömer|Resulullah sa) şu iki kıyafeti yasakladı: Çok yüksek kıyafet, çok düşük kıyafet. [Rezin tahriç etmiştir.] |Rezin|5267
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Elbise Çeşitleri|ebu davudtirmizi|Ümmü Seleme|Resulullah (sav)'ın en ziyade sevdiği elbise kamus idi. |Ebu Davud, Libas 3, (4025); Tirmizi, Libas 28, (1762, 1763)|5268
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Elbise Çeşitleri|ebu davudtirmizinesai|Süveyd İbnu Kays|Ben ve Mahrefetu'l-Abdi, Hacer'den bez alıp, Mekke'ye getirdik. Resulullah (sav) [yanımıza] gelip bizimle bir şalvar pazarlık etti ve satın aldı. Fiyatını bize tartıp ödedi. Tartan kimseye de: "Tart (ve ibreyi lehine) kaydır!" emretti. |Ebu Davud, Büyu 7, (3336); Tirmizi, Büyu 66, (1305); Nesai, Büyu 54, (7, 284)|5269
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Elbise Çeşitleri|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Misver İbnu Mahreme|Resulullah (sav), (ashabına) bir kısım kaftanlar taksim etti, fakat (babam) Mahreme'ye hiçbir şey vermedi. Bunun üzerine babam: "Haydi Resulullah (sav)'a gidelim!" dedi ve beraber gittik. Bana: "Gir de Aleyhissalatu vesselam'ı bana çağır!" dedi. Ben de çağırdım. Resulullah üzerinde dağıttığı kaftanlardan biri olduğu halde dışarı çıktı ve "Bunu senin için sakladık!" buyurdu. Sonra Resulullah (sav) babama baktı ve: "Mahreme razı oldu!" buyurdu. |Buhari, Farzu'l-Humus 11, Libas 12; Müslim, Zekat 129, (1058); Ebu Davud, Libas 4, (4028); Tirmizi, Edeb 53, (2819); Nesai, Zinet 100, (7, 205)|5270
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Elbise Çeşitleri|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Enes|Resulullah (sav) en çok, hibere (denen Yemen'de mamul, çubuklu) kumaştan giyinmemizi severdi. |Buhari, Libas 18; Müslim, Libas 32, (2079); Ebu Davud, Libas 15, (4060); Tirmizi, Libas 45, (1788); Nesai, Zinet 95, (8, 203)|5271
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Elbise Çeşitleri|ebu davud|İbnu Abbas|Haruriyye (denen Hariciler) çıktığı zaman Hz. Ali (ra)'nin yanına geldim. Bana: "Şu adamlara bir uğra!" dedi. Ben de mevcut Yemen hullelerinin en güzelini giydim." Ebu Zümeyl der ki: "İbnu Abbas yakışıklı ve gür sesli biriydi." İbnu Abbas der ki: "Harurilerin yanına vardım. Bana: "Hoş geldin ey İbnu Abbas! Bu takımın da ne?" dediler. Ben: "Beni ayıplıyor musunuz? Ben Resulullah (sav) üzerinde mümkün olan en güzel elbiseyi gördüm!" dedim. |Ebu Davud, Libas 8, (4037)|5272
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Elbise Çeşitleri|buhari|Abdülvahid İbnu Eymen|Hz. Aişe'nin yanına girdim. Üzerinde kalın Yemen bezinden yapılmış fiyatı beş dirhem olan bir elbise bulunuyordu. Hz Aişe: "Gözünü cariyeme kaldır da ona bir bak! Zira o şimdi benim giydiğim şu elbiseyi evin içinde giymekten arlanır. Halbuki, Resulullah (sav) zamanında benim o (kaba kumaş)tan bir elbisem vardı. Medine'de zifaf için süslenen her kadın gelip o elbiseyi benden iareten alirdı." |Buhari, Hibe 34|5273
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Elbise Çeşitleri|tirmizi|Muğire İbnu Şu'be|Resulullah (sav)'a üzerinde yünden Şami bir cübbe olduğu halde abdest suyunu döktüm. Cübbenin yenleri dar idi. Elini çıkar(ıp cübbenin yenlerini çemre)mek istedi. Fakat kol dar gelince, (cübbeyi omuzuna atarak) ellerini bedeninin altından çıkardı ve yıkadı. |Tirmizi, Libas 30, (1768,1769)|5274
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Elbiselerin Renkleri|tirmiziebu davud|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Elbiselerden beyaz olanları giyin. Çünkü onlar en hayırlı giyeceklerinizdir. Ölülerinizi de beyazla kefenleyin." |Tirmizi, Cenaiz 18, (994); Ebu Davud, Tıbb 14, (3878)|5275
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Elbiselerin Renkleri|ebu davud|Hilal İbnu Amir|Babasından naklediyor: "Resulullah (sav)'ı Mina'da halka hitap ederken gördüm. Sırtında kırmızı bir bürde vardı ve katırının üzerinde idi. Hz. Ali (ra) de önüne durmuş, Aleyhissalatu vesselam'ın söylediklerini tekrarlıyordu. |Ebu Davud, Libas 21, (4073)|5276
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Elbiselerin Renkleri|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Bera|Resulullah (sav) orta boylu idi. Ben onu kızıl bir hülle içerisinde gördüm. Ben Aleyhissalatu vesselamdan daha güzel bir şeyi hiç görmedim. |Buhari, Libas 35, Menakıb 23; Müslim, Fezail 91, (2337); Ebu Davud, Libas 21, (4072); Tirmizi, Libas 4, (1724); Nesai, Zinet 94, (8, 203)|5277
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Elbiselerin Renkleri|ebu davudtirmizi|İbnu Amr İbni'l-As|Üzerinde kırmızı renkli iki giyecek bulunan bir adam geldi ve Resulullah (sav)'a selam verdi. Ama (aleyhissalatu vesselam) adamın selamını almadı. |Ebu Davud, Libas 20, (4069); Tirmizi, Edeb 45, (2808)|5278
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Elbiselerin Renkleri|ebu davud||Beni Esed'den bir kadın anlatıyor: "Bir gün, Resulullah (sav)'ın zevcelerinden Zeyneb'in yanında idim ve kızıl toprakla onun elbiselerini boyuyorduk. Biz bu işle meşgulken Resulullah Aleyhissalatu vesselam çıkageldi. Ancak kızıl toprağı görünce geri döndü. Zeynep bu hali görünce, Aleyhissalatu vesselam'ın bunu mekruh addettiğini anladı ve derhal elbiselerini yıkadı ve bütün kırmızılığı örttü. Aleyhissalatu vesselam geri döndü ve aniden geldi. (Boyadan) hiçbir şey görmeyince içeri girdi." |Ebu Davud, Libas 20, (4071)|5279
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Elbiselerin Renkleri|ebu davudtirmizi|İmran İbnu Husayn|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ben erguvan (koyu kızıl) renkli şeyin üzerine binmem. Ne sarıya boyanmışı ne de (eteğinin ucuna, yakasına, yenine) ipekli geçirilmiş gömleği giymem. Bilesiniz erkeğin sürünme maddesi kokuludur, renksizdir. Bilesiniz kadının sürünme maddesi renklidir kokusuzdur." |Ebu Davud, Libas, 11, (4048); Tirmizi, Edeb 30, (2789)|5280
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Elbiselerin Renkleri|müslimebu davudnesai|İbnu Amr İbni'l-As|Resulullah (sav) üzerimde sarıya boyanmış iki giysi görmüştü. Derhal: "Bunu giymeni annen mi sana emretti?" diye sordu. Ben: "Bunlan yıkayayım mı, ey Allah'ın Resulü!" dedim. "Hatta yak onları!" buyurdular." [Bir rivayette: "Bu, kafirlerin kıyafetidir, sakın bunları giyme!" buyurdular" denmiştir.] |Müslim, Libas 27, (2077); Ebu Davud, Libas 20, (4066, 4067, 4068); Nesai, Zinet 96, (8, 203, 204)|5281
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Elbiselerin Renkleri|ebu davudtirmizimüslim|Ali|Resulullah (sav), kasiy (yol yol ipek bulunan keten) kumaşla sarıya boyanmış kumaşı yasakladı. |Ebu Davud, Libas 11, (4044); Tirmizi, Libas 5, (1725); Müslim, Libas 29, (2078)|5282
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Elbiselerin Renkleri|ebu davudtirmizinesai|Ebu Remse|Resulullah'ın üzerinde iki yeşil giysi gördüm. |Ebu Davud, Libas 19, (4065); Tirmizi, Edeb 48, (2813); Nesai, Zinet 97, (8, 204), İydeyn 16, (3, 185)|5283
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Elbiselerin Renkleri|buhariebu davud|Ümmü Halid Bintu Halid İbni Said İbni'l-As|Resulullah (sav)'a benekli siyah bir giysi getirilmişti. "Bunu kime giydirmemi uygun bulursunuz?" buyurdular. Herkes susmuştu. "Bana ümmü Halid'i getirin!" emrettiler. Beni yanına götürdüler. Giysiyi elleriyle bana giydirdi ve sonra da: "Üstünde eskit, üstünde eskit!"diye iki sefer tekrarladılar. Siyah kumaşın beneğine bakıyor, eliyle de bana işaret ediyor ve: "Ey Ümmü Halid! Bu senna (güzel), ey Ümmü Halid bu senna!" diyordu. Senna, Habeşistan dilinde güzel demekti. |Buhari, Libas 22, 32, 188, Menakıbu'l-Ensar 37, Edeb 17; Ebu Davud, Libas 1|5284
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|İpek Hakkında|buharimüslimebu davudnesaiibnu mace|Ebu Osman en-Nehdi|Ömer İbnu'l-Hattab (ra), biz Utbe İbnu Ferkad ile Azerbaycan'da iken bize şöyle yazmıştı: "Ey Utbe, (bu mal) ne senin emeğin, ne babanın emeği ne de annenin emeğidir. Öyleyse mü'minleri, evlerinde, kendi evinde doyduğun şeyden doyur. Zevk için yemekten ve şirk ehlinin zinetinden, ipekli giymekten kaçın. Zira Resulullah (sav) şu kadarı hariç ipekli giymekten yasakladı ve Resulullah bize orta ve işaret parmağım kaldırarak birbirine bitiştirdi." |Buhari, Libas 25; Müslim, Libas 12, (2069); Ebu Davud, Libas 10, (4042); Nesai, Zinet 93, (8, 202); İbnu Mace, Libas 18, (3593)|5285
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|İpek Hakkında|ebu davudnesai|Ali|Resulullah (sav) bir miktar ipek alıp sağ avucuna koydu, bir miktar da altın alıp sol eline koydu sonra da: "Şu iki şey ümmetimin erkek kısmına haramdır" buyurdu. [Tirmizi, ve Nesai'de Ebu Musa'dan gelen diğer bir rivayette; "Ümmetimin erkeklerine, ipek elbise ve altın haram kılındı, kadınlarına helal kılındı" buyrulmuştur.] |Ebu Davud, Libas 14, (4057); Nesai, Zinet 40, (8, 160)|5286
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|İpek Hakkında|buharimüslimnesai|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Dünyada ipeği, ahirette nasibi olmayanlar giyer." |Buhari, Libas, 25; Müslim, Libas 6, (2068); Nesai, Zinet 91,(8, 201)|5287
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|İpek Hakkında|buharimüslimnesai|Ebu Ümame|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İpeği dünyada giyen, ahirette giyemez." |Buhari, Libas 25; Müslim, Libas 23, (2075); Nesai, Zinet 91, (8, 200)|5288
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|İpek Hakkında|buharimüslimmuvattaebu davudnesai|İbnu Ömer|(Babam) Ömer (ra) satılmakta olan atlas bir elbise gördü. Onu Resulullah (sav)'a getirip: "Ey Allah'ın Resulü! Bunu satın al da bayramlarda ve taşradan gelen heyetlerin karşılanması sırasında tecemmülen giyin!" dedi. Resulullah (sav): "Bu, (ahirette) nasibi olmayanların giysisidir" buyurdular. Sonra Hz. Ömer, Allah'ın dilediği kadar kaldı. Aleyhissalatu vesselam ona atlastan mamul bir cübbe gönderdi. Ömer gelerek: "Ey Allah'ın Resulü! Siz (ipek hakkında): "Bu, (ahirette) nasibi olmayanların giyeceğidir" demiştiniz. Sonra bana bunu gönderdiniz, (hikmeti nedir?)" dedi. Aleyhissalatu vesselam, buna karşılık: "Bunu, sana bizzat giyesin diye göndermedim. Bilakis, satasın ve parasıyla ihtiyaçlarını göresin diye göndermiştim" buyurdular. |Buhari, Libas 30, Cum'a 7, İydeyn 1, Büyu 40, Hibe 27, 29, Cihad 177, Edeb 9, 66; Müslim, Libas 6, (2068); Muvatta, Libas 18, (2, 917, 918); Ebu Davud, Libas 10, (4040, 4041); Nesai, Zinet 84, 86, 87, (8, 196-198)|5289
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|İpek Hakkında|buharimüslimebu davudnesai|Ali|Resulullah (sav) bana siyera (denen yolyol sarı kalemli dokunmuş ipek) kumaştan bir takım elbise giydirdi. Sonra ben onu giyip çıktım (Resulullah bunu üzerimde görünce bana kızmıştı), öfkesini yüzünde görüyordum. Hemen dönüp, onu hanımlarım arasında başörtüsü yapmaları için taksim ettim." |Buhari, Libas 30, Hibe 27, Nafakat 11; Müslim, Libas 19, (2071); Ebu Davud, Libas 10, (4043); Nesai, Zinet 85, (8, 197)|5290
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|İpek Hakkında|müslim||Müslim'in bir diğer rivayetinde şöyle denmiştir. Dümetu'l-Cendel şefi Ukeydir, Resulullah (sav)'a ipek bir elbise hediye etti. Aleyhissalatu vesselam da onu Hz. Ali (ra)'ye verdi ve: "Bunu Fatımalar arasında taksim et!" buyurdular. |Müslim, Libas 18, (2071)|5291
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|İpek Hakkında|ebu davud|İbnu Abbas|Resulullah (sav) saf ipekten yapılmış elbiseyi yasakladı. Ama alem olarak konan ve kumaşın direzisinde kullanılan ipeğe yasak yoktur. |Ebu Davud, Libas 12, (4055)|5292
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|İpek Hakkında||Enes|Resulullah (sav) Zübeyr İbnu'l-Avvam ve Abdurrahman İbnu Avf (ra) için kendilerindeki uyuz sebebiyle ipekli giymelerine izin verdi. ||5293
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|İpek Hakkında|buharimüslimtirmiziebu davudnesai||Bir rivayette de şöyle denmiştir: "Resulullah (sav)'a (hacc sırasında) bitten şikayet ettiler. Aleyhissalatu vesselam onlara katıldıkları gazveleri sırasında ipek gömlekler giymeye ruhsat tanıdı." |Buhari, Libas 29, Cihad 91; Müslim, Libas 25, (2076); Tirmizi, Libas 2, (1722); Ebu Davud, Libas 13, (4056); Nesai, Zinet 93, (8, 202)|5294
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|İpek Hakkında|müslim|Süveyd İbnu Gafele|Hz. Ömer (ra) el-Cabiye'de halka hitap ederek: "Resulullah (as) iki, üç veya dört parmak yeri hariç, ipek giymeyi yasaklamıştı!" dedi. |Müslim, Libas 12, (2069)|5295
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Yün Hakkında|ebu davud|Aişe|Resulullah (sav)'a siyah bir bürde (hırka) yaptım, bunu giydi, içinde terlediği zaman ondan yün kokusu hissetti. Bunun üzerine o hırkayı çıkarıp attı. Aleyhissalatu vesselam güzel kokudan hoşlanırdı. |Ebu Davud, Libas 22, (4074)|5296
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Yün Hakkında|buharimüslimebu davudtirmizi|Ebu Bürde İbnu Ebi Musa el-Eş'ari|Hz. Aişe (ra)'nın yanına girdim. Bana yamalı bir giysi ve kaba bir izar çıkardı ve "Resulullah (sav) şu iki (parça)nın içinde vefat etti!" dedi. |Buhari, Humus 5, Libas 19; Müslim, Libas 35, (2080); Ebu Davud, Libas 8, (4036); Tirmizi, Libas 10, (1733)|5297
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Yün Hakkında|müslimebu davudtirmizi|Aişe|Resulullah (sav), bir sabah üzerinde, siyah kıldan yapılmış desenli bir giysi olduğu halde çıktı. |Müslim, Libas 36, (2081); Ebu Davud, Libas 6, (4032); Tirmizi, Edeb 49, (2814)|5298
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Yün Hakkında|tirmizi|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Hz. Musa aleyhisselam'ın Rabbi Teala hazretleriyle konuştuğu gün, üzerinde yünden bir şalvar, yünden bir cübbe, yünden bir kisa, yünden küçük bir serpuş (takke) vardı. Ayağında da ölü eşek derisinden mamul bir ayakkabı vardı." |Tirmizi, Libas 10, (1734)|5299
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Minder Ve Yastıklar|buharimüslimebu davudtirmizi|Aişe|Resulullah (sav)'ın minderi deridendi ve içi hurma lifiyle dolu idi. |Buhari, Rikak 17; Müslim, Libas 38, (2082); Ebu Davud, Libas 46, (4146, 4147); Tirmizi, Libas 27, (1762)|5300
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Minder Ve Yastıklar|ebu davudnesaimüslim|Cabir|Resulullah (sav)'a evde (bulunması gereken) yataklar zikredilmişti. Şöyle buyurdular: "Kişinin kendisi için bir yatak, kadın için bir yatak, misafir için bir yatak lazımdır. Dördüncü yatak şeytanadır." |Ebu Davud, Libas 45, (4142); Nesai, Nikah 82, (6,135); Müslim, Libas 41, (2084)|5301
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Minder Ve Yastıklar|ebu davudtirmizi|Cabir İbnu Semüre|Resulullah (sav)'ın bir yastığa solu üzerine yaslandığını gördüm. |Ebu Davud, Libas 45, (4143); Tirmizi, Edeb 23, (2771)|5302
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Minder Ve Yastıklar|ebu davudtirmizinesai|Ebu'l-Melih|Babası (ra)'ndan anlatıyor: "Resulullah (sav) vahşi hayvanların derilerinden yaygı yapılmasını nehyetti." |Ebu Davud, Libas 43, (4132); Tirmizi, Libas 32, (1771); Nesai, Fere' 12, (7, 176)|5303
LİBAS (GİYECEKLER) BÖLÜMÜ|Minder Ve Yastıklar|ebu davud|Utbe İbnu Abdi's-Sülemi|Resulullah (sav)'dan beni giydirmesini talep ettim. Bunun üzerine bana iki parça hayşe (adi keten) bezi giydirdi. Kendimi, bununla arkadaşlarım arasında en iyi giyinmiş gördüm. |Ebu Davud, Libas 6, (4032)|5304
LUKATA (BULUNTULAR) BÖLÜMÜ|Lukata (Buluntular) Hakkında|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizi|Yezid Mevla'l-Münbais|Zeyd İbnu Halid (ra)'i işittim. Diyordu ki: "Resulullah (sav)'a altın veya gümüş buluntu hakkında sorulmuştu. "Kesesini ve bağını belle sonra onu bir yıl ilan et. (Sahibini) bilemezsen, onu harca. O yanında bir emanet olsun. Günün birinde arayanı gelecek olursa, ona ödersin" buyurdu. Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam'a kaybolmuş develerden soruldu. "Kaybolan develerden sana ne? Onları (kendi haline) bırak. Zira sahibi onu buluncaya kadar, ayağında çarığı, sırtında su tulumu vardır. Suya gider, ottan yer" buyurdular. Bu sefer (kaybolmuş) davardan soruldu: "Onları alın. Zira onlar ya senindir, ya (kaybeden) kardeşinindir, ya da kurdundur" buyurdular." |Buhari, İlm 28, Şürb 12, Lukata 2, 3, 4,11, Talak 22, Edeb 75; Müslim, Lukata 1, (1722); Muvatta, Akdiye 46, (2, 757); Ebu Davud, Lukata 1, (1704, 1705, 1706, 1707, 1708); Tirmizi, Ahkam 35, (1372, 1373)|5305
LUKATA (BULUNTULAR) BÖLÜMÜ|Lukata (Buluntular) Hakkında|ebu davudnesai|Amr İbnu Şuayb an ebihi an ceddihi|Resulullah (sav)'a (dalında) asılı meyve hakkında sorulmuştu: "İhtiyaç sahibi, sepetine almaksızın ağzıyla ulaşırsa, kendisine bir vebal gelmez. Ancak kim de, eteğinde (birşeyler) alarak oradan çıkarsa, aldığının iki kat değeriyle borçlanır. Ayrıca (ta'zir nevinden) ceza da yer. Kim de yığın yapıldıktan sonra meyveden çalarsa ve bunun değeri miğfer fiyatını bulursa, eli kesilir" buyurdu. Sonra kendisine lukata (buluntu)dan sorulmuştu: "İşlek yolda bulunmuş olanla, insanların çokça yaşadığı meskun karyede bulunmuş olanı bir yıl boyu ilan et. Eğer sahibi gelirse hemen ver. Eğer gelmezse artık o senin olmuştur. Harabede bulunmuş ise, bununla, maden için humus (beşte bir) vergisi vardır" buyurdular. |Ebu Davud, Lukata 1, (1710, 1711, 1712, 1713); Nesai, Kat'u's-Sarik 11, (8, 84-85)|5306
LUKATA (BULUNTULAR) BÖLÜMÜ|Lukata (Buluntular) Hakkında|ebu davud|Sehl İbnu Sa'd|Ali İbnu Ebi Talib (ra), (bir gün), Hz. Fatıma (ra)'nın yanına girmiş idi. O sırada Hz. Hasan ve Hüseyin ağlamakta idiler. "Niye ağlıyorsunuz?" diye sordu. Hz. Fatıma: "Acıktılar!" dedi. Hz. Ali (bir yiyecek temin etmek üzere) çıktı. Derken yolda bir dinar para buldu. Dönüp Hz. Fatıma'ya gelerek haber verdi. O da: "Falan Yahudiye git, bununla un satın al!" dedi. Ali (ra) ona vardı ve un aldı. Yahudi ona: "Sen, kendini Allah elçisi zanneden şu zatın damadı mısın?" dedi. Hz. Ali'nin "evet"i üzerine: "Dinarını al, un da senin olsun!" dedi. Ali oradan aynlıp, Fatıma (ra)'ya unu ve dinarı getirdi, durumu da anlattı. Hz. Fatıma: "Şimdi de şu falan kasaba git, bize bir dirhemlik et al!" dedi. Hz. Ali gidip, dinarı bir dirhemlik et mukabilinde rehin bıraktı. Eti Hz. Fatıma'ya getirdi. O hamur yaptı , (tencereye) koydu, ekmek pişirdi. Babasına haber gönderdi. Resulullah yanlarına gelince, Hz. Fatıma: "Ey Allah'ın Resulü! (Şu yemeğin) hikayesini size anlatayım da eğer helalse yiyelim, bizimle siz de yiyin. Bunun mahiyeti şöyle şöyledir..." diye anlattı. Aleyhissalatu vesselam: "Allah'ın adıyla yiyin!" buyurdular ve hep beraber ekmekten yediler. Onlar daha yerlerinde iken, bir köle gelip, Allah ve İslam adına dinar bulan var mı?" diye sormaya başladı. Resulullah (sav) onu çağınp (dinarı hakkında) sordu. Köle: "Çarşıda benden düştü!" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Ey Ali! Haydi kasaba git. Ona: "Resulullah (sav) sana "Dinarı bana göndersin, dirhemini ben ödeyeceğim!" diyor de!" emretti. Kasap dinarı gönderdi. Resulullah (sav) onu öleye verdi. |Ebu Davud, Lukata 1, (1714)|5307
LUKATA (BULUNTULAR) BÖLÜMÜ|Lukata (Buluntular) Hakkında|ebu davud|İyaz İbnu Hımar|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim bir buluntu ele geçirirse, buna adalet sahibi birini şahid kılsın, ne filanı terkederek buluntuyu gizlesin, ne de (bir başka yere yollayarak) nazardan kaçırsın. Sahibini buldu mu hemen ona versin. Sahibini bulamazsa (bilsin ki) bu mal Allah'ın malıdır, Allah onu dilediğine verir." |Ebu Davud, Lukata 1, (1709)|5308
LUKATA (BULUNTULAR) BÖLÜMÜ|Lukata (Buluntular) Hakkında|ebu davud|Cabir|Resulullah (sav) değnek, kamçı, ip ve benzeri şeylerde ruhsat tanıdı. Bunları bulan kimse (ilan etmeksizin) onlardan faydalanabilir. |Ebu Davud, Lukata 1, (1717)|5309
LUKATA (BULUNTULAR) BÖLÜMÜ|Lukata (Buluntular) Hakkında|ebu davud|Amiru'ş-Şa'bi|Resulullah (sav) buyurdular ki: Kim, sahibinin beslemekten aciz kalarak bırakıverdiği bir hayvan bulur da, onu alıp ihya edecek olursa o onun olur." |Ebu Davud, Büyu 77, (3524, 3525)|5310
LUKATA (BULUNTULAR) BÖLÜMÜ|Lukata (Buluntular) Hakkında|buharimüslimebu davud|Ebu Hureyre ve Enes|Resulullah (sav) yolda giderken bir hurma tanesine rastlamıştı. "Eğer sadakadan (düşmüş) olacağından korkmasaydım bunu yerdim!" buyurdular. |Buhari, Büyu 4, Lukata 6; Müslim, Zekat 165, (1071); Ebu Davud, Zekat 29, (1651)|5311
LUKATA (BULUNTULAR) BÖLÜMÜ|Lukata (Buluntular) Hakkında|müslimebu davud|Abdurrahman İbnu Osman et-Teymi|Resulullah (sav) hacının lukatasını nehyetti. |Müslim, Lukata 11, (1724); Ebu Davud, Lukata 1, (1719)|5312
LUKATA (BULUNTULAR) BÖLÜMÜ|Lukata (Buluntular) Hakkında|buhari|İbnu Mes'ud|Anlattığına göre: "[Yedi yüz dirheme] bir cariye satın almış ve (borcunu ödemeden) sahibini kaybetmiştir. Bir yıl sahibini arayan İbnu Mes'ud onu bulamaz ve bu parayı, bir dirhem, iki dirhem şeklinde parça parça vermeye başlar ve: "Ey Allahım, bunu falanca adına sadaka kabul et! Eğer adam gelirse sadaka benim adıma olacak, borç da uhdemde kalacak!" der. İbnu Mes'ud der ki: "Sahibini bulamadığınız buluntu hakkında böyle hareket edin!" |Buhari, Talak 22, [Tercümede (bab başlığında) muallak olarak kaydedilmiştir]|5313
LİAN BÖLÜMÜ|Lian Hakkında|buhariebu davudtirmizi|İbnu Abbas|Allah Teala hazretleri'nin (Tebük Seferi'nden geri kalmaları sebebiyle) tevbelerini kabul edip affettiği üç kişiden biri olan Hilal İbnu Ümeyye (ra) geldi. (Anlattığına göre) tarlasından evine yatsı vaktinde dönmüştü. Hanımının yanında bir adam buldu. Manzarayı gözleriyle görmüş, kulaklarıyla işitmişti. Sabah oluncaya kadar adamı ürkütüp telaşlandırmadı. Sabah olunca doğru Resulullah (sav)'ın yanma gitti. "Ey Allah'ın Resulü" dedi, "ben aileme geceleyin dönmüştüm, yanlarında bir adam buldum. Üstelik gözlerimle gördüm, kulaklanmla işittim." Resulullah (sav) getirdiği bu haberden hoşlanmadı, adama karşı sert davrandı. Bunun üzerine: "Kendi hanımlarına zina isnad eden, ancak, kendisinden başka şahidi bulunmayan kimse ise, doğru söylediğine dair Allah adına yemin ederek dört defa şahitlik eder. Beşinci şahitliğinde ise, eğer yalan söylüyorsa Allah'ın lanetinin kendi üzerine olmasını ister. Kadının Allah adına yemin ederek kocasının yalan söylediğine dair dört defa şahidlik etmesi ve beşinci şahitliğinde, eğer kocası doğru söylüyorsa Allah'ın lanetinin kendi üzerine olmasını istemesi, onun hakkındaki cezayı kaldırır" (Nur 6-9) mealindeki ayet nazil oldu. Vahiy hali Resulullah (sav)'ın üzerinden kalkınca: "Ey Hilal, müjde! Allah senin için bir kurtuluş ve kurtuluş yolu gösterdi" buyurdular. Hilal: "Ben Rabbim Teala hazretleri'nden bunu ümid ediyordum!" dedi. Resulullah (sav): "Kadına adam gönderin gelsin!" emretti. Kadın geldi. Ayet-i kerimeyi Resulullah ona okudu, ikisine de meselenin ciddiyetini hatırlattı ve ahiret azabının dünyadaki azabtan daha şidetli olacağını haber verdi. Bunun üzerine Hilal: "Vallahi kadın hakkında doğruyu söyledim!" dedi. Kadın da: "Hayır yalan söyledin!" dedi. Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam: "Aranızda lanetleşin!" emretti. Hilal'e: "Şehadet getir!" dendi. O da doğru söylediğine dair dört kere Allah'a şehadet etti. Beşinci sefer olunca kendisine: "Ey Hilal, Allah'tan kork, zira dünya azabı ahiret azabından pek hafiftir, senin bu yaptığın, üzerine azabı vacib kılmaktadır!" dendi. O yine: "Allah'a yemin olsun, ona iftira ediyorum diye bana celde yapılmadığı gibi, Allah da onun sebebiyle bana azab vermeyecektir!" dedi ve "Eğer yalancı ise, Allah'ın laneti üzerine olsun!" diye beşinci kere şehadette bulundu. Sonra kadına: "Şehadet getir!" dendi. Kadın da: "Hilal yalancıdır" diye dört kere Allah'a şehadette bulundu. Beşinci şehadete sıra gelince, kadına: "Allah'tan kork, zira dünyadaki azab ahiret azabından hafiftir. Bu yaptığın, üzerine azabı vacib kılmaktadır!" dendi. Kadıncağız bir müddet durakladı: Sonra: "Kavmimi, geri kalan zamanlarda rezil rüsvay edemem!" dedi ve beşinci defa: "Hilal doğru söyledi ise Allah'ın gazabı üzerime olsun!" diye şehadette bulundu. Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam aralarını ayırdı. Kadının çocuğunun babasının adıyla çağrılmamasına, kadına zina isnad edilmemesine, çocuğa da veled-i zina denmemesine, kim kadına veya çocuğa böyle bir isnadda bulunacak olursa hadd-i kazfe maruz kalacağına hükmetti. Keza bunlar ne boşanma ne de ölüm sebebiyle ayrılmadıkları için Hilal üzerinde, ne kadın için mesken ne de çocuk için nafaka mesuliyeti olmadığına hükmetti. Aleyhissalatu vesselam: "Eğer kadın kızılımsı, kabaları etsiz, sivri omuzlu, iki kabası sivri, bacakları ince bir çocuk dünyaya getirirse, bu çocuk Hilal'dendir. Eğer esmer, kısa saçı, iri yapılı, iri bacaklı, iri kabalı bir çocuk dünyaya getirirse bu çocuk, zina nisbet edilen şahsa aittir" buyurdular. Gerçekten kadın esmer renkli, kısa saçlı, iri yapılı, iri bacaklı, iri kabalı bir çocuk doğurdu. Aleyhissalatu vesselam: "Eğer (şehadetlerle yapılan) yeminler olmasaydı benimle o kadın arasında mesele olacaktı" buyurdular. [İkrime der ki: "Kadının çocuğu bundan sonra Mudar üzerine emir oldu, tesmiyede babasına nisbet edilmezdi. Hadisi Ebu Davud bu metnin aynısıyla rivayet etti. Kütüb-i Sitte, İbnu Ömer'den bu manada rivayette bulundular."] |Buhari, Talak 28, Şehadat 21, Tefsir, Nur 3; Ebu Davud, Talak 27, (2254, 2255, 2256); Tirmizi, Tefsir Nur, (3178)|5314
LİAN BÖLÜMÜ|Lian Hakkında|nesai|İbnu Abbas|Resulullah (sav) Üveymir el-Aclani ile hanımı arasında lian uyguladı. Hanımı bu sırada hamile idi. |Nesai, Talak 36, (6,171)|5315
LİAN BÖLÜMÜ|Lian Hakkında|nesai|İbnu Abbas|Resulullah (sav), birbirine lianda bulunan iki eşe lianlaşmayı teklif ettiği zaman beşinci yeminde, erkeğe elini ağzının üzerine koymasını emretti ve: "Bu (Allah'ın azabını) gerektiricidir!" buyurdu. |Nesai, Talak 40, (6,175)|5316
LİAN BÖLÜMÜ|Çocuğun İlhakı Ve Neseb İddiası|buharimüslimtirmizinesai|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Çocuk yatağa aittir. Zaniye de mahrumiyet vardır." |Buhari, Hudud 23, Feraiz 18; Müslim, Rada 37, (1458); Tirmizi, Rada 8, (1157); Nesai, Talak 48, (6, 180)|5317
LİAN BÖLÜMÜ|Çocuğun İlhakı Ve Neseb İddiası|buharimüslimmuvattaebu davudnesai|Aişe|Utbe İbnu Ebi Vakkas, kardeşi Sa'd'a: "Zem'a'nın cariyesinden doğan oğlan bendendir, onu sahiplen" diye vasiyet etmişti. Fetih yılında onu Sa'd yakalayıp: "Bu kardeşimin oğludur, kardeşim onu bana vasiyet etmişti!" dedi.Afed İbnu Zem'a da: "O, benim kardeşimdir ve babamın cariyesinin oğludur, onun yatağında doğmuştur!" dedi. Problemin halli için Resulullah (sav)'a koştular. Sa'd (ra): "Ey Allah'ın Resulü! Bu kardeşimin oğludur. Kardeşim onun hakkında bana vasiyette bulundu. Hele onun benzeriiğine de bakın!" dedi. Abd: "O benim kardeşimdir ve babamın cariyesinin oğludur. Babamın yatağında doğdu!" dedi. Resulullah (sav), ondaki benzerliğe baktı Utbe'ye açık bir benzerlik gördü. Sonra: "Bu sana aitir ey Abd İbnu Zem'a. Çocuk yatağa aittir, zani için de mahrumiyet vardır" buyurdu. Sonra da Sevde Bintu Zem'a'ya: "Bunu (kardeşin bilme, ihtiyat et, ona karşı) tesettür et!" emretti. Bu emri, onun Utbe'ye olan benzerliği sebebiyle vermişti. O, kadını Allah'a kavuşuncaya kadar göremedi. Sevde, Resulullah (sav)'ın zevcesi idi. |Buhari, Vesaya 4, Büyu 3,100, Husumat 6, Itk 8, Feraiz 18, 28, Hudud 23, Ahkam 29; Müslim, Rada 36, (1457); Muvatta, Akdiye 20, (2, 739); Ebu Davud, Talak 34, (2273); Nesai, Talak 48, 49, (6,180,181)|5318
LİAN BÖLÜMÜ|Çocuğun İlhakı Ve Neseb İddiası|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Ebu Hureyre|Bir adam Resulullah (sav)'a gelerek: "Ey Allah'ın Resulü! Benim siyah bir çocuğum dünyaya geldi" dedi. Adam, ta'riz yoluyla çocuğu nefyetmeyi teklif ediyordu. Aleyhissalatu vesselam, onun nefyedilmesine ruhsat vermedi. "Senin bir deven var mı?" dedi. Adam: "Evet" deyince: "Bunların renkleri nasıldır?" diye sordu. Adam: "Kırmızı!" dedi. Resulullah tekrar sordu: "Bunlar arasında boz renkli var mı?" "Evet!" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Peki bu nereden (geldi)?" dedi. Adam: "Belki bir damar çekmiştir" deyince, Aleyhissalatu vesselam da: "Senin oğlun da bir damara çekmiştir!" buyurdular. |Buhari, Talak 26, Hudud 41; Müslim, Lian 20, (1500); Ebu Davud, Talak 28, (2260, 2261, 2262); Tirmizi, Vela ve Hibe 4, (2129); Nesai, Talak 46, (6,178,179)|5319
LİAN BÖLÜMÜ|Çocuğun İlhakı Ve Neseb İddiası|ebu davud|Amr İbnu Şuayb an ebihi an ceddihi|Bir adam kalkarak: "Ey Allah'ın Resulü! Falan benim çocuğumdur. Cahiliye devrinde ben annesiyle zina yapmıştım!" dedi. Resulullah (sav) şu cevapta bulundu: "İslam'da (neseb) iddiası yok. Cahiliye işi bitti artık. Çocuk yatağa aittir, zaniye de mahrumiyet vardır!" |Ebu Davud, Talak 34, (2274)|5320
LİAN BÖLÜMÜ|Çocuğun İlhakı Ve Neseb İddiası|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Aişe|Resulullah (sav) (bir gün) yanıma mesrur olarak girdi, yüzünün çizgileri parlıyordu. "Hani, Mücezziz el-Müdlici var ya, az önce, Zeyd İbnu Harise ve Üsame İbnu Zeyd'e baktı da: "Şu ayaklar var ya (aralarında öyle benziyorlar ki) sanki birbirlerinden hasıllar" dedi" buyurdular. |Buhari, Fezailu'l-Ashab 17, Menakıb 23, Feraiz 31; Müslim, Rada 38, (1459); Ebu Davud, Talak 31, (226), 2268; Tirmizi, Vela vel-Hibe 5, (2130); Nesai, Talak 51, (6,184)|5321
LİAN BÖLÜMÜ|Çocuğun İlhakı Ve Neseb İddiası|muvatta|Süleyman İbnu Yesar|Hz. Ömer (ra), İslam döneminde neseb iddiasında bulunanları cahiliye doğumlulara ilhak ediyordu. (Bir gün) iki kişi geldi. Her ikisi de, bir kadının çocuğunun kendisine ait olduğunu iddia ediyordu. Hz. Ömer, bir kaif çağırdı. Kaif adamlara baktı. Sonra: "Her ikisinin de çocukta iştirakleri var!" dedi. Hz. Ömer bu söz üzerine elindeki değneği kaife indirdi ve: "Nereden biliyorsun?" dedi. Sonra kadını çağırıp: "Bana haberini söyle!" emretti. Kadın, iki adamdan birini kastederek: "Şu var ya," dedi "ben ailemin devesini güderken bana gelirdi ve benden ayrılmazdı. O da ben de hamilelik başladı zannettik. Sonra o benden ayrıldı. Arkadan kan aktı (adet gördüm). Sonra da onun yerini diğeri aldı (bana temasta bulundu). Çocuğun hangisinden olduğunu bilmiyorum!" dedi. Kaif bu cevabı işitince tekbir getirdi. Hz. Ömer çocuğa dönerek: " Hangisini dilersen onu vekil kıl!" dedi. |Muvatta, Akdiye 22, (2, 740)|5322
LİAN BÖLÜMÜ|Çocuğun İlhakı Ve Neseb İddiası|buharimüslimebu davud|Ebu Osman en-Nehdi|Sa'd İbnu Ebi Vakkas (ra)'ı dinledim. Demişti ki: "Resulullah (sav) buyurdular ki: "İslam'da bir kimse asıl baba varken bir başkasının babası olduğunu söylerse ve bu iddiasını da o kimsenin babası olmadığını bilerek yaparsa, cennet ona haramdır." |Buhari, Feraiz 29, Megazi 56; Müslim, İman 114, (63); Ebu Davud, Edeb 119, (5113)|5323
LİAN BÖLÜMÜ|Çocuğun İlhakı Ve Neseb İddiası|ebu davudnesai|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) mülaane (lanetleşerek boşanma) ayeti indiği zaman şöyle buyurdular: "Hangi kadın, bir kavme, onlardan olmayanı dahil edecek olarsa, hiç bir hususta Allah'la irtibatı kalmamıştır. Artık Allah onu asla cennete koymayacaktır. Hangi erkek de göre göre evladını inkar ederse, Allah kıyamet günü onunla kendi arasına perde koyar ve herifi öncekilerin ve sonrakilerin önünde rezil rüsvay eder." |Ebu Davud, Talak 29, (2263); Nesai, Talak 47, (6, 179)|5324
LİAN BÖLÜMÜ|Çocuğun İlhakı Ve Neseb İddiası|ebu davud|Amr İbnu Şuayb an ebihi an ceddihi|Resulullah (sav) varisler tarafından babaya nisbeti talep edilip de, (hayatında inkar etmediği için) babanın ölümünden sonra nesebe dahil edilen bu çocuğun o babanın cima yaptığı gün mülkünde bulunan cariyelerden doğmuş olması halinde, varislere ilhak edilmesine; ancak çocuğa, bu ilhaktan önce taksim edilen mirastan herhangi bir payın geçmeyeceğine; fakat taksim edilmeyen mirastan pay alacağına; çocuğun kendisine nisbet edildiği baba, şayet ölmezden önce çocuğun kendisinden olduğunu inkar etmişse, bu çocuğun o babaya ilhak edilemeyeceğine; eğer çocuk mülkünde olmayan bir cariyeden veya kendisiyle zina yaptığı bir hür kadından ise, bu çocuğun da o babaya ilhak edilmeyeceğine ve o babaya varis olamayacağına, -hatta çocuk kendisine nisbet edilen şahsın bizzat kendisi, onun hür veya köle kadından edindiği veled-i zinası olduğunu itiraf etse bile- o çocuğun varis olamayacağına hükmetti. |Ebu Davud, Talak 30, (2265, 2266)|5325
LİAN BÖLÜMÜ|Çocuğun İlhakı Ve Neseb İddiası|ebu davud|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İslam'da cariye ile zina yoktur. Kim cahiliyede cariye ile zina yapmış ise, (bundan hasıl olan çocuk) asabesine (efendisine = cariyenin efendisine) dahil olur. Kim, meşru nikahdan olmayan bir çocuğun kendine ait olduğunu iddia ederse, ona varis olamaz, kendisine de varis olunamaz." |Ebu Davud, Talak 30, (2264)|5326
LİAN BÖLÜMÜ|Çocuğun İlhakı Ve Neseb İddiası|ebu davudnesai|Zeyd İbnu Erkam|Yemen'den bir zat Resulullah (sav)'a gelip: "Üç kişi Hz. Ali'ye gelip, tek bir tuhur zamanı içerisinde cimada bulundukları bir kadından doğan bir çocuk hakkındaki ihtilaflarını arzettiler. Hz. Ali ikisine: "Çocuk şu üçüncüye mübarek olsun!" dedi. Bunun üzerine diğer ikisi feveran ettiler (olmaz böyle hüküm diye çıkıştılar). Hz. Ali bunun üzerine: "Siz, ihtilaflı ortaklarsınız. Ben aranızda kur'a çekeceğim. Kime çıkarsa çocuk onundur. Diğer iki arkadaşına da bir diyetin üçte ikisini ödeyecektir!" dedi ve aralarında kur'a çekti ve çocuk kime çıktı ise ona verdi. (Adamın bu anlattıklarına) Resulullah (sav), azı dişleri -veya kesici dişleri- görülünceye kadar güldü. |Ebu Davud, Talak 32, (2270); Nesai, Talak 50, (6,182, 184)|5327
LİAN BÖLÜMÜ|Çocuğun İlhakı Ve Neseb İddiası|müslimebu davud|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir kimse kendini azad edenlerin izni olmadan bir kavmi veli ittihaz ederse, Allah'ın, meleklerin [ve bütün insanların] laneti üzerine olsun. Allah ondan ne bir farz ne de bir nafile kabul eder." |Müslim, Itk 19, (1508); Ebu Davud,Edeb 119,(5114)|5328
LİAN BÖLÜMÜ|Çocuğun İlhakı Ve Neseb İddiası|ebu davudnesai|Abdulhamid İbnu Ca'fer|Babamın dedem Rafi' İbnu Sinan (ra)'dan anlattığına göre dedem Rafi' Müslüman olmuş, fakat hanımı Müslüman olmamakta direnmiş ve [(iş ayrılma noktasına gelince) kadın Aleyhissalatu vesselam'a, gelerek:] "Kızım benimdir, sütten de kesilmiştir" demiştir. Rafi' de: "Kızım benimdir" demiştir. [Resulullah Rafi'e: "Sen bir köşeye otur!]" kadına da: "Sen de bir köşeye otur!" der. Çocuğu da ikisinin arasına oturtur. Sonra kadına ve erkeğe: "Çocukları kendinize çağırın!" buyurur. Çağırırlar. Çocuk annesine meyleder. Aleyhissalatu vesselam: "Allahım ona doğruyu göster!" diye dua eder. Bunun üzerine kız babasına yönelir. Baba böylece çocuğu alır. |Ebu Davud, Talak 26, (2244); Nesai, Talak 52, (6,185)|5329
LAKİT BÖLÜMÜ|Lakit Hakkında|muvattabuhari|Süneyn Ebu Cemile es-Sülemi|Anlattığına göre, Hz. Ömer (ra) zamanında atılmış bir çocuk bulunmuştur. (Hadiseyi işiten) Ömer yanına gelir ve onu görünce: "Bu işte bir bit yeniği olabilir. Bu yavruyu niye aldın?" der. Süneyn de: "Bunu helake maruz buldum, o yüzden (kurtarmak için) aldım!" der. Ve Hz. Ömer'in tavrından kendisini itham ediyor anlar. Ancak (Ömer'in) arifi: "Ey mü'minlerin emiri, bu salih bir kimsedir" (diyerek lehinde tezkiyede bulunur. Bunun üzerine) Hz. Ömer: "Öyle mi?" der. Arif te'yiden: "Evet!" deyince Hz. Ömer: "Götür onu! O hürdür [velası sanadır] nafakası da bizim üzerimizedir!" der. [Rezin şu ilavede bulunmuştur: "Onun velası da Müslümanlara aittir, ona varis olurlar, hin-i hacette onun diyetini öderler."] |Muvatta, Akdiye 19, (2, 738); Buhari, bu ziyadeyi bir babta bab başlığı olarak senedsiz şekilde kaydetmiştir (Şehadat 16)|5330
OYUN VE EĞLENCE BÖLÜMÜ|Oyun Ve Eğlence Hakkında|ebu davudibnu mace|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) bir güvercinin peşine düşüp onunla eğlenen bir adam görmüştü. "Bir şeytan bir şeytaneyi takip ediyor!" buyurdular. |Ebu Davud, Edeb 65, (4940); İbnu Mace, Edeb 44, (3766)|5331
OYUN VE EĞLENCE BÖLÜMÜ|Oyun Ve Eğlence Hakkında|ebu davudtirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sav) (dövüştürmek için) hayvanların arasını kızıştırmayı yasakladı. |Ebu Davud, Cihad 56, (2562); Tirmizi, Cihad 30, (1708, 1709)|5332
OYUN VE EĞLENCE BÖLÜMÜ|Oyun Ve Eğlence Hakkında|müslimtirmizinesai|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kendisinde ruh olan hiçbir canlıyı (atışlarınıza) hedef ittihaz etmeyin." |Müslim, Sayd 58, (1957); Tirmizi, Sayd 1, (1475); Nesai, Dahaya 41, (7, 238, 239)|5333
OYUN VE EĞLENCE BÖLÜMÜ|Oyun Ve Eğlence Hakkında|nesai|Abdullah İbnu Cafer İbni Ebi Talih|Resulullah (sav), bir keçiyi hedef ittihaz ederek ok atmakta olan bir kalabalığa rastlamıştı. Bu halden hiç hoşlanmadı ve: "Hayvanlara eziyet vermeyin!" buyurdu. |Nesai, Dahaya 42, (7,239)|5334
OYUN VE EĞLENCE BÖLÜMÜ|Oyun Ve Eğlence Hakkında|nesai|Şerid İbnu Süveyd|Kim bir kuşu boş yere sırf eğlence olsun diye öldürürse kıyamet günü, o kuş, sesini yükselterek Allah'a şöyle seslenir: "Ey Rabbim! Falan beni boş yere öldürdü, bir menfaat için öldürmedi." |Nesai, Dahaya 42, (7, 239)|5335
OYUN VE EĞLENCE BÖLÜMÜ|Oyun Ve Eğlence Hakkında|müslim|Cabir|Resulullah (sav) hayvanlardan herhangisi olursa olsun, "sabran" öldürülmesini yasakladı. |Müslim, Sayd 60, (1959)|5336
OYUN VE EĞLENCE BÖLÜMÜ|Oyun Ve Eğlence Hakkında|müslimebu davud|Büreyde|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim tavla oyunu oynarsa elini domuz kanına bulamış gibi olur." |Müslim, Şi'r 10, (2260); Ebu Davud, Edeb 64, (4939)|5337
OYUN VE EĞLENCE BÖLÜMÜ|Oyun Ve Eğlence Hakkında|muvatta|Aişe|Anlattığına göre: [Mahallesinde oturan bir ailede tavla bulunduğu haberi kendisine ulaşır. Bunun üzerine onlara:] "Eğer tavlayı evinizden çıkarmazsanız ben sizi mahallemden çıkaracağım!" diye haber gönderir. Böylece onların tavla bulundurmalarını hoş karşılamadığını ifade eder. |Muvatta, Rü'ya 6, (2, 958)|5338
OYUN VE EĞLENCE BÖLÜMÜ|Oyun Ve Eğlence Hakkında|buharimüslimebu davud|Aişe|Resulullah (sav)'ın yanında bebeklerle oynardım. Arkadaşlarım (da oynamak için) yanıma gelirlerdi. Resulullah (aleyhissalatu vesselam) (eve gelince, utanarak) saklanırlardı. Ama Aleyhissalatu vesselam onları tekrar bana gönderirdi. Beraber oynamaya devam ederdik." |Buhari, Edeb 81; Müslim, Fedailu's-Sahabe 81, (2440); Ebu Davud, Edeb 62, (4931, 4932)|5339
OYUN VE EĞLENCE BÖLÜMÜ|Oyun Ve Eğlence Hakkında|buharimüslimnesai|Ebu Hureyre|Habeşliler, harbeleriyle, Resulullah (sav)'ın yanında oynarken Ömer İbnul-Hattab (ra) içeri girdi. Hemen yere eğilip çakıl alarak onlara fırlattı. Aleyhissalatu vesselam: "Ey Ömer! Bırak onları (oynasınlar). Zira onlar Beni Erfide'dirler" buyurdu. |Buhari, Cihad 79; Müslim, İydeyn 22, (893); Nesai, İydeyn 35, (3, 196)|5340
OYUN VE EĞLENCE BÖLÜMÜ|Oyun Ve Eğlence Hakkında|buharimüslimnesai|Aişe|Ben mescidde oynayan Habeşlileri seyrederken Resulullah (sav)'ın beni ridası ile örttüğünü hatırlıyorum. Bu hal ben seyretmekten usanıncaya kadar devam etti. Benim gibi, genç yaşında bir kızın eğlenceye ne kadar düşkün olacağını varın siz takdir edin. |Buhari, Salat 69, İydeyn 2, 3, 25, Cihad 81, Menakıb 15, Fezailu'l-Ashab 46, Nikah 82, 114; Müslim, İydeyn 18, (892); Nesai, İydeyn 35, (3,195)|5341
OYUN VE EĞLENCE BÖLÜMÜ|Oyun Ve Eğlence Hakkında|nesai|Aişe|Bir bayram günü Sudanlılar, Resulullah (sav)'ın yanına oynayarak geldiler. Aleyhissalatu vesselam beni çağırdı. Resulullah'ın omuzunun üstünden onları seyrediyordum. Kendi arzumla ayrılıncaya kadar bakmaya devam ettim. (Resulullah seyretmemi kesmedi.) |Nesai, İydeyn 34, (3,195)|5342
OYUN VE EĞLENCE BÖLÜMÜ|Oyun Ve Eğlence Hakkında|ebu davud|Enes|Resulullah (sav) Medine'ye (hicretle) geldiği zaman, onun gelişinden sevinç izharı olarak, Habeşliler harbeleriyle oynadılar. |Ebu Davud, Edeb 59, (4923)|5343
LANETLEME VE SÖVME BÖLÜMÜ|Lanetleme Ve Sövme Hakkında|tirmizi|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Mü'min ne ta'n edici, ne lanet edici, ne kaba ve çirkin sözlü, ne de hayasızdır." |Tirmizi, Birr 48, (1978)|5344
LANETLEME VE SÖVME BÖLÜMÜ|Lanetleme Ve Sövme Hakkında|müslimebu davud|Ebu'd-Derda|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Laneti çok yapanlar kıyamet günü şefaatçi olamazlar, şehid de olamazlar." |Müslim, Birr 85, (2598); Ebu Davud, Edeb 53, (4907)|5345
LANETLEME VE SÖVME BÖLÜMÜ|Lanetleme Ve Sövme Hakkında|ebu davudtirmizi|Semüre İbnu Cündüb|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Birbirinize, Allah'ın laneti, Allah'ın gadabı ve cehennem temennisiyle bedduada bulunmayın." |Ebu Davud, Edeb 53, (4906); Tirmizi, Birr 48. (1977)|5346
LANETLEME VE SÖVME BÖLÜMÜ|Lanetleme Ve Sövme Hakkında|müslim|Ebu Hureyre|Resulullah (sav)'a: "Ey Allah'ın Resulü! Müşriklere beddua et, onları lanetle!" denilmişti. Şu cevabı verdi: "Ben rahmet olarak gönderildim, lanetleyici olarak değil!" |Müslim, Birr 87, (2597)|5347
LANETLEME VE SÖVME BÖLÜMÜ|Lanetleme Ve Sövme Hakkında|buhari|Ebu Zerr|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir kimse, diğer bir kimseyi fıskla veya küfürle itham etmesin. Aksi takdirde, itham edilen arkadaşında bunlar yoksa, kelime kendine dönderilir." |Buhari, Edeb 44|5348
LANETLEME VE SÖVME BÖLÜMÜ|Lanetleme Ve Sövme Hakkında|müslimebu davudtirmizi|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sövüşen iki kişinin söyledikleri(nin vebali), mazlum olan tecavüzde bulunmadıkça başlayana aittir." |Müslim, Birr 68, (2587); Ebu Davud, Edeb 47, (4894); Tirmizi, Birr 61, (1982)|5349
LANETLEME VE SÖVME BÖLÜMÜ|Lanetleme Ve Sövme Hakkında|buharimüslimmuvattaebu davud|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah Teala hazretleri şöyle dedi: "Ademoğlu, dehre söverek beni üzüyor. Halbuki ben dehrim. Emir benim elimde. Gece ve gündüzü ben çeviririm." |Buhari, Edeb 101, Tefsir, Casiye 1, Tevhid 35; Müslim, Elfaz 2, (2246); Muvatta, Kelam 3, (2, 984); Ebu Davud, Edeb 181, (5274)|5350
LANETLEME VE SÖVME BÖLÜMÜ|Lanetleme Ve Sövme Hakkında|ebu davudtirmizi|İbnu Abbas|Bir kişinin ridasını rüzgar savurmuştu, tutup rüzgara lanet etti. Resulullah (sav) müdahele buyurdu: "Sakın rüzgara lanette bulunmayın. O memurdur, (Allah'ın emriyle) iş görmektedir. Şunu bilin ki, kim bir şeye haksızlıkla lanet ederse, lanet kendisine döner." |Ebu Davud, Edeb 53, (4908); Tirmizi, Birr 48, (1979)|5351
LANETLEME VE SÖVME BÖLÜMÜ|Lanetleme Ve Sövme Hakkında|ebu davud|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bu rüzgar, Allah'ın rahmetindendir. Rahmeti de, azabı da getirir. Onu görünce, sakın ona sövmeyin. Allah'tan rüzgarın hayr (getirmes)ini dileyin, şer (getirmes)inden Allah'a sığının." |Ebu Davud, Edeb 113, (5097)|5352
LANETLEME VE SÖVME BÖLÜMÜ|Lanetleme Ve Sövme Hakkında|buhariebu davudnesai|Aişe|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ölülere sövmeyin. Çünkü, onlar (sağken hayırdan ve şerden) gönderdiklerine kavuştular." |Buhari, Cenaiz 97, Rikak 42; Ebu Davud, Edeb 50, (4899); Nesai, Cenaiz 51, 52, (4, 52, 53)|5353
LANETLEME VE SÖVME BÖLÜMÜ|Lanetleme Ve Sövme Hakkında|tirmizi|Mugire İbnu Şu'be|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ölüler hakkında kötü konuşmayın, sonra dirileri üzersiniz." |Tirmizi, Birr 51, (1983)|5354
LANETLEME VE SÖVME BÖLÜMÜ|Lanetleme Ve Sövme Hakkında|ebu davudtirmizi|Abdullah İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ölülerinizin iyiliklerini zikredin, kötülüklerini zikretmeyin." |Ebu Davud, Edeb 50, (4900); Tirmizi, Cenaiz 34, (1019)|5355
LANETLEME VE SÖVME BÖLÜMÜ|Lanetleme Ve Sövme Hakkında|müslimebu davud|İmran İbnu Husayn|Resulullah (sav) bir seferdeydi. Ensardan bir kadın devesinin üzerinde giderken yüksek sesle devesine lanet okudu. Bunu işiten Aleyhissalatu vesselam: "Devenin üzerindeki eşyaları alın ve deveyi salıverin, zira artık o lanetlenmiştir" buyurdular. İmran (ra) der ki: "Sanki ben deveyi insanlar arasında yürürken görür gibiyim, kimse ona dokunmuyordu." |Müslim, Birr 80, (2595); Ebu Davud, Cihad 55, (2561)|5356
LANETLEME VE SÖVME BÖLÜMÜ|Lanetleme Ve Sövme Hakkında|ebu davud|Zeyd İbnu Halid|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Horoza sövmeyin! Zira o, namaz için uyandınyor." |Ebu Davud, Edeb 115, (5101)|5357
LANETLEME VE SÖVME BÖLÜMÜ|Lanetleme Ve Sövme Hakkında|müslimnesai|Ebu't-Tufeyl|Ali İbnu Ebi Talib (ra)'e bir adam gelerek: "Resulullah (sav)'ın sana tevdi ettiği sır nedir?" diye sormuştu. Hz. Ali buna öfkelendi ve: "Resulullah (sav), halka gizlediği hiçbir şeyi bana sır olarak vermedi. Şu kadar var ki, bana dört kelime söyledi!" dedi. Adam: "Nedir onlar, söyler misin?" deyince, Hz. Ali: "Allah'tan başkasının adına kesene Allah lanet etsin. Ebeveynine lanet edene Allah lanet etsin. Bid'atçıyı himaye edene Allah lanet etsin. Tarlanın sınır taşlarını değiştirene Allah lanet etsin!" [Rezin, İbnu Abbas'tan şu ziyadede bulundu: "A'mayı yoldan men eden mel'undur. Bir hayvana temasta bulunan mel'undur. Lut kavminin pis işini yapan mel'undur."] |Müslim, Edahi 43, (1978); Nesai, Dahaya 34, (7, 232)|5358
LANETLEME VE SÖVME BÖLÜMÜ|Lanetleme Ve Sövme Hakkında|nesai|Ali|Resulullah (sav) ribayı yiyeni, yedireni, riba akdini yazanı, sadakaya (zekata) mani olanı, dövme yapanı, dövme yaptıranı -hastalık sebebiyle olan hariç- hülle yapanı, hülle yaptıranı lanetledi." |Nesai, Zinet 25, (8,147)|5359
LANETLEME VE SÖVME BÖLÜMÜ|Lanetleme Ve Sövme Hakkında|muvatta|Muhammed İbnu Abdirrahman|Annesi Amra Bintu Abdirrahman'dan naklen anlatıyor: "Resulullah (sav) nebbaş (mezar soyan) erkek ve kadınlara lanet etti." |Muvatta, Cenaiz 44, (1, 238)|5360
LANETLEME VE SÖVME BÖLÜMÜ|Lanetleme Ve Sövme Hakkında|buharimüslim|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allahım, ben senden hulf etmeyeceğin bir ahd talep ediyorum. (Biliyorsun) ben bir beşerim. Hangi mü'mine (hataen) eziyet verir, kırıcı söz sarfeder, lanette bulunur, değnek vurup (canım yakar)sam bu haksızlığı onun hakkında, kıyamet günü bir rahmet, (sevabında) bir artış, sana bir yaklaşma vesilesi kıl." |Buhari, Da'avat 34; Müslim, Birr 90, (2601)|5361
LANETLEME VE SÖVME BÖLÜMÜ|Lanetleme Ve Sövme Hakkında|müslim|Aişe|Resulullah (sav)'ın yanına iki kişi girdi. Resulullah'a bir şeyler söylediler. Fakat ne söylediklerini bilmiyorum. Söyledikleriyle Aleyhissalatu vesselam'ı kızdırmışlardı. Onlara lanet etti, sebbetti (kinci konuştu). Adamlar çıkınca: "Vallahi Ey Allah'ın Resulü! Bunların kazandığı hayrı kim kazanabilir?" dedim. "Bu da ne?" buyurdular. "Onlara lanet ettin, sebbettin" dedim. "Benim Rabbime ne şart koştuğumu bilmiyor musun? Dedim ki: "Allahım, ben bir beşerim. [Beşerin razı olduğu gibi razı olur, beşerin kızdığı gibi kızarım.] Öyleyse mü'minlerden hangisine [hak etmediği halde] lanet edersem, sebbedersem bunu onun hakkında [tabur (günahlarından temizlik vesilesi)], (sevabında) bir artış ve ücret kıl" buyurdular. |Müslim, Birr 88, (2600)|5362
MEV'İZELER BÖLÜMÜ|Mev'izeler Hakkında|müslimtirmizi|Ebu İdris el-Havlani|Ebu İdris el-Havlani, Ebu Zerr (ra)'den anlatıyor: "Resulullah (sav), aziz ve celil olan Rabbinden naklen anlattığına göre, Rabb Teala şöyle buyurmuştur: "Ey kullarım! Ben nefsime zulmü haram ettim, onu sizin aranızda da haram kıldım. Öyleyse birbirinize zulmetmeyin. Ey kullarım! Hidayet verdiklerim dışında hepiniz dall (doğru yoldan sapmışlar)sınız. Öyleyse benden hidayet isteyin de sizi hidayet edeyim! Ey kullarım! Benim yedirdiklerim hariç, hepiniz açlarsınız. Öyleyse benden yiyecek isteyin de size yiyecek vereyim! Ey kullarım! Benim giydirdiklerim hariç hepiniz çıplaklarsınız! Öyleyse benden giyinme talep edin de sizleri giydireyim! Ey kullarım! Sizler gece ve gündüz hata işliyorsunuz. Ben ise bütün günahları affederim. Öyleyse benden mağfiret talep edin de sizleri bağışlayayım. Ey kullarım! Bana zarar verme mevkiine ulaşamazsınız ki bana zarar veresiniz! Bana fayda sağlama mertebesine de ulaşamazsınız ki bana menfaat sağlayasınız. Ey kullarım! Şayet sizlerin öncekileri, sonrakileri; insi olanları, cinni olanları hepsi de sizden en muttaki bir insanın kalbi üzere olsaydınız, bu benim mülkümde hiç bir şeyi zerre miktar artırmazdı. Ey kullarım! Eğer sizin öncekileriniz ve sonrakileriniz, insi olanlarınız, cinni olanlarınız sizden en facir bir kimsenin kalbi üzere olsaydınız, bu benim mülkümden zerre kadar bir eksiklik hasıl etmezdi. Ey kullarım! Eğer sizlerin öncekileri ve sonrakileri, insi olanları, cinni olanları bir düzlükte toplanıp bana talepte bulunsay diniz, ben de her insana istediğini verseydim, bu, benim nezdimde olandan, iğnenin denize batırıldığı zaman hasıl ettiği eksilme kadar bir noksanlık ancak meydana getirirdi. Ey kullarım! Bunlar sizin amelleriniz, onları sizin için sayıyorum. Sonra bunların karşılığını size ödeyeceğim. Öyleyse sizden kim bir hayırla karşılaşırsa Allah'a hamd etsin. Kim de hayır değil de başka bir şey bulursa, kendinden başka bir şeyi levmetmesin (kınamasın, başına geleni kendinden bilsin)." |Müslim, Birr 55, (2577); Tirmizi, Kıyamet 49, (2497)|5363
MEV'İZELER BÖLÜMÜ|Mev'izeler Hakkında|tirmizi|Ubey İbnu Ka'b|Resulullah (sav) gecenin üçte ikisi geçince kalkar ve: "Ey insanlar! Allah'ı zikredin! Allah'ı zikredin! "Sarsıcı" kesinlikle gelecektir; "takipçi" de onun arkasından gelecektir. Ölüm, içindeki (şiddet ve sıkıntılarla gelecek, (öyleyse ahirete hazırlanın!)" derdi. Übey devamla dedi ki: "Ey Allah'ın Resulü dedim, ben sana çok salat oku(mak istiyorum. (Duamda) ne miktarını sana salat u selam yapayım?" "Dilediğin kadar!" buyurdular. "Dörtte bir (yeter mi)?" dedim. "Dilediğin kadar!" buyurdular, "Eğer artırırsan, bu senin için daha hayırlı!" dediler. "Üçte iki(ye ne dersiniz?)" dedim. "Dilediğin kadar!" buyurdular, "Eğer artırırsan, bu senin için daha iyi!" dediler. "(Kendim için dua ettiğim vaktin) tamamını size salat u selam okumaya ayırayım mı?" dedim. "Bu takdirde, (dünyevi ve uhrevi) dilediğin kabul edilir, günahın affedilir!" buyurdular. |Tirmizi, Kıyamet 24, (2459)|5364
MEV'İZELER BÖLÜMÜ|Mev'izeler Hakkında|buharimüslim|Ukbe İbnu Amir|Resulullah (sav) bir gün çıkıp Uhud şehidlerine cenazelere kıldığı namazla namaz kıldı. Sonra minbere geçti: "Ben dedi, sizden önce (havuzun başına) varacağım ve ben size şahidlik yapacağım. Şimdi, şu anda ben, vallahi havzımı görüyorum. Bana arzın hazinelerinin anahtarları verildi. Vallahi ben artık sizin benden sonra şirke düşmenizden korkmuyorum. Fakat sizin dünya hususunda birbirinizle rekabete, çekememezliğe düşmenizden korkuyorum." |Buhari, Rikak 53, 7, Cenaiz 73, Menakıb 25, Megazi 17, 27; Müslim, Fezail 30, (2296)|5365
MEV'İZELER BÖLÜMÜ|Mev'izeler Hakkında|tirmizi|Ebu Kebşe el-Enmari|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Üç şey vardır, (bunların doğruluğu hususunda size) yemin ederim. Ayrıca bir de hadis söyleyeceğim, bunları iyi belleyin: Kişinin malı sadaka sebebiyle eksilmez. Bir kula haksız zulüm yapılır o da sabrederse, Allah onun izzetini (dünya ve ahirette) mutlaka artırır. Bir kul dilenme kapısını açtı mı, onunla birlikte Allah da o zavallıya fakirlik kapısını açar." |Tirmizi, Zühd 17, (2326)|5366
MEV'İZELER BÖLÜMÜ|Mev'izeler Hakkında|tirmiziibnu mace|Ebu Kebşe el-Enmari|Bir rivayette şu ziyade mevcuttur: "Bir kul, Allah rızası için mütevazi olur, alçalırsa Allah onu mutlaka yüceltir. Size bir hadis söyleyeceğim, onu iyi belleyin: "Dünya dört kişi içindir: Bir kul vardır, Allah kendisine mal ve ilim vermiştir de kul, malı hususunda Allah'tan korkmakta, (mal ve ilmi kullanarak) sıla-ı rahm yapmakta, (mal ve ilimde) Allah'ın hakkı olduğunu bilmektedir; işte bu kimse en faziletli bir makamdadır. Bir kul vardır. Allah ona ilim vermiştir, mal vermemiştir, ama iyi niyetlidir ve "Malım olsaydı onu falan kişi gibi (hayırda) harcardım" der. İşte bu kimse niyetindekini yapmış gibi sevaba nail olur, ikisi de eşit şekilde ücrete konar. Bir kul vardır Allah ona mal vermiştir, fakat ilim vermemiştir. Malını cahilane harcar. Malı hususunda Rabbinden korkmaz. (Cimriliği, cahilliği sebebiyle) malıyla sıla-ı rahim yapmaz; malında Allah'ın da hakkı olduğunu hiç düşünmez, işte bu kimse, mertebelerin en düşüğündedir. Bir kul vardır, Allah ona ne ilim ne de mal vermiştir ama: "Eğer malım olsaydı, onunla filan kimsenin yaptıklarını ben de yapardım der. Bu da niyetiyle muamele görür. Niyet ettiği kimsenin vebalini aynen elde eder." |Tirmizi, Zühd 17, (2326); İbnu Mace, Zühd 21, (4228)|5367
MEV'İZELER BÖLÜMÜ|Mev'izeler Hakkında|tirmizi|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kimin arzusu ahiret otursa, Allah onun kalbine zenginliğinden koyar ve işlerini derli toplu kılar, artık dünya ona hakir gelmeye başlar. Kimin hedefi de dünya otursa, Allah iki gözünün arasına (dünyanın) fakirliğini koyar, işlerini de darmadağınık eder. Netice olarak, dünyadan da eline, kendisine takdir edilmiş olandan fazlası geçmez." |Tirmizi, Kıyamet 31, (2467)|5368
MEV'İZELER BÖLÜMÜ|Mev'izeler Hakkında|tirmiziibnu mace|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) dediler ki: "Allah Teala hazretleri şöyle buyurdular: "Ey ademoğlu! Kendini ibadetine ver, gönlünü zenginlikle doldurayım, fakrını kapayayım. Böyle yapmazsan ellerini meşguliyetle doldururum, fakrını da kapamam." |Tirmizi, Kıyamet 31, (2467); İbnu Mace, Zühd 2, (4107)|5369
MEV'İZELER BÖLÜMÜ|Mev'izeler Hakkında|tirmiziibnu mace|Ebu Hureyre|Aleyhissalatu vesselam'a: "Ey Allah'ın Resulü" dedik, senin yanında iken kalplerimiz maneviyatta rikkate gelip inceliyor, dünyaya karşı alakamız kesiliyor ve ahireti sanki görmüş gibi oluyoruz. Yanınızdan ayrılınca ailemizle ünsiyet edip çocuklarımızı kokladık mı, önceki halimizi inkar ediyoruz, bunun sebebi nedir?" Aleyhissalatu vesselam şu cevabı verdi: "Eğer siz, ayrıldıktan sonra da yanımdaki halinizi devam ettirseydiniz, melekler sizi evlerinizde ziyaret eder, yollarda sizinle müsafahada bulunurdu. Eğer siz hiç günah işlemeseydiniz, Allah sizi toptan yokeder, günah işleyip istiğfar edecek yeni bir mahluk yaratır ve onları mağfiret ederdi." |Tirmizi, Cennet 2, (2528); İbnu Mace, Siyam 48, (1752)|5370
MEV'İZELER BÖLÜMÜ|Mev'izeler Hakkında|tirmizi|Şeddad İbnu Evs|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Akıllı kimse, nefsini muhasebe eden ve ölümden sonrası için çalışandır. Aciz de, nefsini hevasının peşine takan ve Allah'tan temennide bulunan kimsedir." |Tirmizi, Kıyamet 26, (2461)|5371
MEV'İZELER BÖLÜMÜ|Mev'izeler Hakkında|tirmizinesai|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Yedi şeyden önce amelde acele edin: Unutturucu fakirliği mi bekliyorsunuz? Tuğyan ettirip azdırıcı zenginliği mi bekliyorsunuz? İfsad edici hastalığı mı bekliyorsunuz? Aklınızı götürecek ihtiyarlığı mı bekliyorsunuz? Ani ölüm mü bekliyorsunuz? Deccali mi bekliyorsunuz. Bu beklenen gaib bir şerdir. Yoksa kıyameti mi bekliyorsunuz? Kıyamet ise hepsinden kötü, hepsinden daha acıdır." |Tirmizi, Zühd 4, (2308); Nesai, Cenaiz 123, (4, 4)|5372
MEV'İZELER BÖLÜMÜ|Mev'izeler Hakkında|rezin|Huzeyfe|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Hamr (sarhoş edici içki), günahın her çeşidinin kaynağıdır. Kadın, şeytanın oltasıdır, dünya seugisi her çeşit hatanın başıdır." [Rezin tahriç etmiştir.] |Rezin|5373
MEV'İZELER BÖLÜMÜ|Mev'izeler Hakkında|buharimüslimnesaimuvatta|İbnu Ömer|Resulullah (sav) (bir bayram namazında kadınlar tarafına geçerek): "Ey kadınlar cemaati! (Allah yolunda) sadakada bulunun, istiğfarı çok yapın. Zira ben siz kadınların cehennemde çoğunluğu teşkil ettiğini gördüm" buyurdular. Dinleyenlerden cesaretli bir kadın: "Niye cehennemliklerin çoğunu kadınlar teşkil ediyor, neyimiz var?" diye sordu. Aleyhissalatu vesselam: "Ağzınızdan kötü söz çıkıyor ve kocalarınıza karşı nankörlük ediyorsunuz. Aklı ve dini eksik olanlar arasında akıl sahibi erkeklere galebe çalan sizden başkasını görmedim!" dedi. O kadın tekrar: "Ey Allah'ın Resulü! Aklı ve dini eksik ne demek?" diye sorunca Aleyhissalatu vesselam açıkladı: "Aklı noksan tabiri, iki kadının şahitliğinin bir erkeğin şahitliğine denk olmasını ifade eder. Dinlerinin eksik olması tabiri de onların (hayız dönemlerinde) günlerce namaz kılmamalarını, Ramazan ayında oruç tutmamalarını ifade eder." |Buhari, Hayz 6, Zekat 44, İman 21, Küsuf 9, Nikah 88; Müslim, Küsuf 17, (907), İman 132, (79); Nesai, Küsuf 17, (3, 147); Muvatta, Küsuf 2, (1, 187)|5374
MEV'İZELER BÖLÜMÜ|Mev'izeler Hakkında|rezin|Ali|Tefekkür edilmeden yapılan kıraatte, (beklenen) hayır yoktur. Fıkıh olmayan ibadette (çok) hayır yoktur. Fakihlerin fakihi, halkı Allah'ın rahmetinden ümitsizliğe düşürmeyen ve Allah'ın mekrinden de emniyete salmayan ve insanları Kur'an'dan başka şeye rağbete sevketmeyen kimsedir." [Rezin tahric etmiştir.] |Rezin|5375
MEV'İZELER BÖLÜMÜ|Mev'izeler Hakkında|muvatta||İmam Malik'e ulaştığına göre, Hz. İsa İbnu Meryem (as) şöyle buyurmuştur: "Allah'ın zikri dışında çok kelam etmeyin, kalpleriniz katılaşır. Çünkü katı kalp Allah'tan uzaktır, fakat bunu bilemezsiniz. Kendiniz efendiler imişçesine insanların günahlarına bakmayın, bilakis, kullar olarak kendi günahlarınıza bakınız. Çünkü insanlar(ın bir kısmı) belaya maruzdur, (bir kısmı) afiyete mazhardır, bela (imtihan) sahiplerine merhamet edin. Mazhar olduğunuz afiyete de hamd edin." |Muvatta, Kelam 8, (2, 986)|5376
MEV'İZELER BÖLÜMÜ|Mev'izeler Hakkında|buhari|Enes|Resulullah (sav) bir gün bize namaz kıldırdı, sonra minbere çıktı, eliyle kıble cihetine işaret etti ve: "Size namaz kıldırdığım andan beri, bana cennet ve cehennem gösterildi. Onlar şu duvarın önünde temessül etmiş vaziyette idiler. Hayırda ve şerde bugünkü kadarını hiç görmedim" buyurdu. |Buhari, Ezan 91, Salat 40, Rikak 18|5377
MEV'İZELER BÖLÜMÜ|Mev'izeler Hakkında|muvatta|Abdullah İbnu Ebi Bekr|Ebu Talha el-Ensari (ra) bahçesinde namaz kılıyordu. Derken (dübsi denen kumruya benzeyen) bir kuş uçtu. Gidip gelmeye, çıktığı yeri aramaya başladı, fakat bulamadı. Bu hal Ebu Talha'nın garibine gitti ve bir müddet gözleriyle kuşu takip etti. Sonra namazına döndü. Ne kadar kıldığını bilemiyordu. Kendi kendine: "Bu malımdan bana fitne arız oldu!" dedi. Resulullah (sav)'a gelerek namazda başına gelen fitneyi anlattı ve "Ey Allah'ın Resulü! Bu (bağım Allah için) sadakadır, onu dilediğine ver!" dedi. |Muvatta, Salat 67, (1, 98)|5378
MÜZARAA (ZİRAİ ORTAKLIK) BÖLÜMÜ|Müzaraanın Cevazı|buharimüslimebu davudtirmizinesai|İbnu Ömer|Resulullah (sav), meyve ve ekinden çıkacak olan bütün mahsulün yarısı karşılığında Hayber'ı (Yahudilere) verdi. Her sene zevcelerine, yüz vask veriyordu. Seksen vask kuru hurma, yirmi vask arpa. Hz. Ömer (ra) başa geçince, Hayber'ı taksim etti ve Resulullah (sav)'ın zevcelerini, kendilerine arazı ve suyu ikta etmek veya her yıl almakta oldukları vaskları tazmin etme arasında muhayyer bıraktı. Onlar bu teklifi benimsemede farklı kararlara vardılar. Bir kısmı arazi ve suyu tercih etti, bir kısmı da vaskları tercih etti. Hz. Aişe ve Hz. Hafsa (ra) arazi ve suyu tercih edenlerdendi." |Buhari, Müzaraa 8, 9, 11, İcare 22, Şirket 11, Şurut 5, Megazi 10; Müslim, Musakat 2,(1551); Ebu Davud, Büyu 35; Tirmizi, Ahkam 41, (1383); Nesai, Müzaraa 46, (7, 53)|5379
MÜZARAA (ZİRAİ ORTAKLIK) BÖLÜMÜ|Müzaraanın Cevazı|müslim|İbnu Ömer|Müslim'in bir rivayetinde şöyle denmiştir: "Resulullah (sav) Hayber hurmalarını ve arazisini kendi emvalleri gibi işleyip meyvesinin yarısını Resulullah'a vermeleri şartıyla Hayberlilere geri verdi." |Müslim, Müsakat 5, (1551)|5380
MÜZARAA (ZİRAİ ORTAKLIK) BÖLÜMÜ|Müzaraanın Cevazı|müslim|İbnu Ömer|Yine Müslim'in bir diğer rivayetinde şöyle denmiştir: "Resulullah (sav) Hayber'i fethettiği zaman, Yahudiler, Resulullah'a müracaat ederek, çalışıp elde edecekleri ekin ve meyve hasılatının yarısını vermek şartıyla kendilerini arazilerinde bırakmasını talep ettiler. Aleyhissalatu vesselam onlara; "Biz sizi, dilediğimiz zamana kadar orada bırakabiliriz" dedi ve kalmalarına müsaade etti. Hayber'in meyve hasılatının yarısı iki hisseye taksim ediliyordu, Resulullah (sav) bu gelirin humusunu (beşte birini) alıyordu." |Müslim, Müsakat 4, (1551)|5381
MÜZARAA (ZİRAİ ORTAKLIK) BÖLÜMÜ|Müzaraanın Cevazı|nesai|İbnu Ömer|Ekim arazileri, Resulullah (sav) zamanında, -tarlaya su alınan dere kenarındaki- ekin, tarla sahibinin olması ve ne kadar olduğunu bilmediğim bir miktarda saman verilmesi karşılığında kiralanırdı. |Nesai, Müzaraa 46, (7, 53)|5382
MÜZARAA (ZİRAİ ORTAKLIK) BÖLÜMÜ|Müzaraanın Cevazı|muvatta||İmam Malik anlatıyor: "Bana ulaştığına göre, Abdurrahman İbnu Avf (ra) bir tarlayı kiraladı. Ölünceye kadar da bu arazi elinde kaldı. Oğlu dedi ki: "Ben bu araziyi uzun müddet babamın elinde kaldığı için bizim malımız sanıyordum. Babam öleceği sırada tarlanın bize ait olmadığını söyledi ve tarlanın kirasından ödenmesi gereken bir miktar borcun altın veya gümüş olarak ödenmesini emretti." |Muvatta, Kirau'l-Arz 4, (2, 712)|5383
MÜZARAA (ZİRAİ ORTAKLIK) BÖLÜMÜ|Müzaraanın Cevazı|buhari|Kays İbnu Müslim|Kays İbnu Müslim, Ebu Ca'fer'den naklen diyor ki: "Medine'de muhacir aileden hiçbiri yoktu ki, üçte veya dörtte bir pay ile ziraatçilik yapmasın. Hz. Ali, Sa'd İbnu Malik, İbnu Mes'ud (ra) da bu çeşitten muzaraa akdi yapmışlarda el-Kasım (İbnu Muhammed) ve Urve'den de benzer rivayet mevcuttur. Rivayette şu ziyade de var: "Ebu Bekr ailesi, Hz. Ömer ailesi, Hz. Osman'ın ailesi, Ali ailesi ve İbnu Şirin ailesi de." |Buhari, Muzaraa 8 (bab başlığı olarak kaydedilmiştir)|5384
MÜZARAA (ZİRAİ ORTAKLIK) BÖLÜMÜ|Müzaraanın Cevazı|buharimüslimebu davudnesai|Rafi İbnu Hadic|Yanıma Züheyr geldi ve bana: "Resulullah (sav) bize faydalı olan bir şeyi yasakladı" dedi. Ben: "Resulullah (sav) her ne söyledi ise, mutlaka haktır!" dedim. "Muhakala'yı (tarla kiralamasını) nasıl yaptığımızı sordu. Ben de: "Biz onu, dörtte bir ve kuru hurma ve arpadan vasklarla ücretlendiriyoruz" dedim, bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam: "Öyle yapmayın! Araziyi ya kendiniz ekin veya ektirin veya (kimseye vermeyip) sahip olun!" buyurdular." Rafi der ki: "Ben de: "(Başüstüne!) dinlemek ve itaat etmek (borcumuzdur!)" dedim." |Buhari, Muzaraa 18, 19; Müslim, Büyu 114, (1548); Ebu Davud, Büyu 32, (3394); Nesai, Muzaraa 45, (7, 44, 49)|5385
MÜZARAA (ZİRAİ ORTAKLIK) BÖLÜMÜ|Müzaraanın Cevazı|buharimüslimmuvattatirmiziebu davudnesai|Rafi İbnu Hadic|Biz ensardan tarlası en çok olan kimseydik ve biz, şu tarla bize, şu tarla onlara (ekenlere) olmak üzere kiraya verirdik. Bazan şu tarla mahsul verirdi, şu tarla vermezdi. Resulullah (sav) bizi bundan yasakladı. Fakat gümüş (mukabili kiralamay)a gelince onu yasaklamadı. |Buhari, Müzaraa, 6, 12, 18, Şurut 7; Müslim, Büyu 106, (1547); Muvatta, Kirau'l-Arz 1, (2, 713); Tirmizi, Ahkam 42, (1384); Ebu Davud, Büyu 31, 32, (3392, 3393, 3395, 3397, 3398, 3399, 4000, 3401, 3402); Nesai, Müzaraa 45, 7, (33-50)|5386
MÜZARAA (ZİRAİ ORTAKLIK) BÖLÜMÜ|Müzaraanın Cevazı|buharimüslimnesai|Cabir|Bizden bazı kimselerin ihtiyaçlarından fazla arazileri vardı. Onlar: "Biz arazimizi üçte bire veya dörtte bire veya yarıya kiraya verelim" dediler. Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam: "Kimin arazisi varsa bizzat eksin veya bir kardeşine bağışlasın; ne ücret mukabili versin ne de kiraya versin!" buyurdular. |Buhari, Müzaraa 18, Hibe 35; Müslim, Büyu 92, (1536); Nesai, Müzaraa 45, (7, 36-38)|5387
MÜZARAA (ZİRAİ ORTAKLIK) BÖLÜMÜ|Müzaraanın Cevazı|buharimüslimnesai|İbnu Abbas|Resulullah (sav) (bir gün) tarlaya uğramıştı, tarlada ekin üğrünüyordu. "Burası kime ait?" buyurdular. Yanındakiler: "Falan kimse kiraya verdi" dediler. Aleyhissalatu vesselam: "Eğer burayı bağışlasaydı, kendisi için bunun üzerinden muayyen bir ücret almasından daha hayırlı olurdu" buyurdular. |Buhari, Müzaraa 9, 18, Hibe 35; Müslim, Büyu 120, (1550); Nesai, Müzaraa 45, (7, 36)|5388
MÜZARAA (ZİRAİ ORTAKLIK) BÖLÜMÜ|Müzaraanın Cevazı|ebu davud|Zeyd İbnu Sabit|Resulullah (sav) muhabereyi yasakladı. Muhabere, tarlayı yarı, üçte bir veya dörtte bir karşılığında almaktır. |Ebu Davud, Büyu 34, (3407)|5389
MÜZARAA (ZİRAİ ORTAKLIK) BÖLÜMÜ|Müzaraanın Cevazı|ebu davud|Cabir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Muhabereyi terketmeyen, Allah ve Resulü ile savaş ilan etsin." |Ebu Davud, Büyu 34, (3406)|5390
MEDH BÖLÜMÜ|Medh Hakkında|ebu davud|Mutarrif İbnu Abdillah|Babası (ra)'ndan naklediyor: "Beni Amir heyetiyle Resulullah (sav)'ın yanına gitmiştik. "Sen bizim efendimizsin!" diye hitap ettik. "Efendi, Allah'tır!" buyurdular. Biz: "Fazilette en ileride olanımız, mertlikte en başta gelenimizsin!" dedik. Bize: "Söylediğinizin hepsi bu veya buna yakın bir söz olsun. Şeytan sizi (mübalağalı medhlerde) koşturmasın buyurdular. |Ebu Davud, Edeb 10,(4806)|5391
MEDH BÖLÜMÜ|Medh Hakkında|buhari|İbnu Abbas|Hz. Ömer (ra)'in şöyle söylediğini işittim: "Resulullah (sav)'ı dinledim diyordu ki: "Hakkımda, Hıristiyanların Meryem oğlu İsa'ya yaptıkları aşırı övgülerde bulunmayın. Şurası muhakkak ki ben bir kulum. Benim için "Allah'ın kulu ve elçisi" deyin." [Teysir, bu hadisi Müslim'de rivayet ettiğine işaret eder. Ancak rivayet Müslim'de mevcut değildir] |Buhari, Enbiya 44|5392
MEDH BÖLÜMÜ|Medh Hakkında|buharimüslimebu davud|Ebu Bekre|Bir adam, Resulullah (sav)'ın yanında bir başkasını medh u sena etmişti. "Yazık sana! Arkadaşının boynunu kestin" buyurdular ve bunu üç kere tekrar ettiler. Sonra da şu açıklamayı yaptılar: "Bir kimse kardeşini illa da övecekse bari: "Falancayı zannederim, ona Allah kafidir. Ben Allah'a karşı kimseyi tezkiye etmem (çünkü Allah herkesi benden iyi bilir). -Ondan (böyle bir fazilet) biliyorsa- falanca şöyle şöyledir" desin." |Buhari, Şehadat 16 , Edeb 54, 95; Müslim, Zühd 65, (3000); Ebu Davud, Edeb 10, (4805)|5393
MEDH BÖLÜMÜ|Medh Hakkında|tirmizi|Ebu Hureyre|Resulullah (sav), meddahların ağzına toprak saçmamızı emretti. |Tirmizi, Zühd 55, (2396)|5394
MİZAH VE ŞAKALAŞMA BÖLÜMÜ|Mizah Ve Şakalaşma Hakkında|tirmizi|Ebu Hureyre|(Ashab'tan bir kısmı): "Ey Allah'ın Resulü! Sen bize şaka yapıyorsun!" demişlerdi. "Şurası muhakkak ki (şaka da olsa) ben sadece hakkı söylerim!" buyurdular. |Tirmizi, Birr 57, (1991)|5395
MİZAH VE ŞAKALAŞMA BÖLÜMÜ|Mizah Ve Şakalaşma Hakkında|tirmiziebu davud|Enes|Bir adam Aleyhissalatu vesselam'a gelerek: "Ey Allah'ın Resulü! Beni bir deveye bindir!" dedi. Aleyhissalatu vesselam da: "Ben seni devenin yavrusuna bindireceğim!" dedi. Adam: "Ey Allah'ın Resulü, ben deve yavrusunu ne yapayım (ona binilmez ki!)" deyince Aleyhissalatu vesselam: "Acaba deveyi deveden başka bir mahluk mu doğurur?" buyurdular. |Tirmizi, Birr 57, (1992); Ebu Davud, Edeb 92, (4998)|5396
MİZAH VE ŞAKALAŞMA BÖLÜMÜ|Mizah Ve Şakalaşma Hakkında|tirmiziebu davud|Enes|Hz. Enes (ra), Resulullah (sav)'ın, kendisine: "Ey Zü'l-üzüneyn (iki kulaklı)" diye hitap ettiğini, bu sözüyle şaka yapmayı kasdettiğini rivayet etmiştir. |Tirmizi, Birr 57, (1993); Ebu Davud, Edeb 92, (2005)|5397
MİZAH VE ŞAKALAŞMA BÖLÜMÜ|Mizah Ve Şakalaşma Hakkında|ebu davud|Useyd İbnu Hudayr|Ensardan mizahçı bir zat vardı. (Bir gün yine) konuşup yanındakileri güldürürken Resulullah (sav) elindeki çubuğu (şaka yollu) adamın böğrüne dürttü. Bunun üzerine adam: "Ey Allah'ın Resulü (canıım yaktınız). Müsaade edin kısas yapayım!" dedi. Aleyhissalatu vesselam da: "Haydi yap!" buyurdu. Adam: "Ama üzerinde gömlek var, benim üzerimde yoktu (kısas tam olması için çıkarmalısınız)!" dedi. Adamın talebi üzerine, Aleyhissalatu vesselam gömleğim kaldı(rıp böğrünü aç)tı. Adam, Resulullah'ı kucaklayıp böğrünü öpmeye başladı ve: "Ben bunu arzu etmiştim ey Allah'ın Resulü!" dedi. |Ebu Davud, Edeb 160, (5224)|5398
MİZAH VE ŞAKALAŞMA BÖLÜMÜ|Mizah Ve Şakalaşma Hakkında|ebu davudtirmizi|Yezid İbnu's-Saib|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizden kimse, ne şaka ne de ciddi olarak kardeşinin değneğini almasın. Kim kardeşinin değneğini almışsa hemen ona geri versin." |Ebu Davud, Edeb 93, (5003); Tirmizi, Fiten 3, (2161)|5399
MİZAH VE ŞAKALAŞMA BÖLÜMÜ|Mizah Ve Şakalaşma Hakkında|ebu davud|İbnu Ebi Leyla|Resulullah (sav)'ın Ashabı radıyallahu anhüm ecmainin bize anlattıklarına göre, onlar bir sefer yürüyüşünde idiler. (Bir konaklama sırasında) içlerinden biri uyurken, arkadaşı gidip ipini alır. Uyanınca ipini bulamayan zat (kaybettim diye) korkar. (Duruma muttali olan) Aleyhissalatu vesselam: "Bir Müslümana bir başka Müslümanı korkutmak helal olmaz!" buyurdular. |Ebu Davud, Edeb 93, (5004)|5400
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Vefatı|buhari|Aişe|Resulullah (sav), kendisini ölüme götüren hastalığa yakalandığı zaman derdi ki: "Ey Aişe! Ben Hayber'de yediğim (zehirli) yemeğin elemini hep hissediyordum. İşte şimdi kalp damarımın kesildiğini hissettiğim anlar geldi." |Buhari, Megazi 83|5401
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Vefatı|buharimüslimtirmizinesai|Aişe|Resulullah (sav)'ın hastalığı ağırlaşıp, ağrıları artınca, benim odamda tedavi edilmesi için diğer zevcelerinden müsaade istedi. Onlar kendisine izin verdiler, iki kişinin arasında çıktı. Bunlardan biri amcası Abbas İbnu Abdilmuttalib idi, bir başkası daha vardı. Ayakları yerde sürünüyordu. Odama girince izdırabı daha da arttı. "Ağızlarındaki bağları açılmamış yedi kırbadan üzerime su dökün, belki (iyileşir), insanlara bir vasiyette bulunurum!" buyurdular. Hz. Hafsa'ya ait bir leğene oturttuk. Sonra bu kırbalardan üzerine su dökmeye başladık. (Bir müddet sonra) "yeterince döktünüz" diye işaret edinceye kadar dökmeye devam ettik. Sonra (iyileşerek) halka çıkıp namaz kıldırdı ve bir hitabede bulundu." |Buhari, Megazi 83, Vudu 45, Ezan 39, 46, 47, 51, 67, 68, 70, Hibe 14, Humus 4, Enbiya 19, Tıbb 21, İ'tisam 5; Müslim, Salat 90, (418); Tirmizi, Cenaiz 8, (978, 979); Nesai, Cenaiz 6, (4, 6, 7)|5402
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Vefatı|buharimüslimtirmizinesai|Ubeydullah İbnu Abdillah|Hz. Aişe (ra)'nin yanına girdim. Ona: "Resulullah (sav)'ın hastalığından bana anlatmaz mısın?" dedim. Anlatmaya başladı: "Elbette! Resulullah (sav) ağırlaştı ve: "Halk namazını kıldı mı?" diye sordu. Biz: "Hayır! Ey Allah'ın Resulü, onlar sizi bekliyorlar!" dedik. Dediğini yaptık, o da yıkandı. Sonra kalkmaya çalıştı, fakat üzerine baygınlık çöktü. Sonra kendine geldi ve tekrar: "Cemaat namaz kıldı m;?" diye sordu. "Hayır! dedik, onlar sizi bekliyorlar ey Allah'ın Resulü!" Tekrar: "Benim için leğene su koyun!" emretti. Hz. Aişe der ki: "Dediğini yaptık, yıkandı. Sonra tekrar kalkmak istedi. Yine üzerine baygınlık çöktü. Sonra ayılınca: "İnsanlar namaz kıldı mı?" diye sordu. "Hayır! dedik, onlar sizi bekliyorlar, ey Allah'ın Resulü!" Aleyhissalatu vesselam: "Benim için leğene su koyun!" dedi ve yıkandı. Sonra kalkmaya yeltendi, yine üzerine baygınlık çöktü, sonra ayıldı. "Halk namazı kıldı mı?" diye sordu. "Hayır, onlar sizi bekliyorlar ey Allah'ın Resulü!" dedik. Hz. Aişe der ki: "Halk mescide çekilmiş, Resulullah (sav)'ı yatsı namazı için bekliyorlardı. Hz. Aişe der ki: "Resulullah (sav) Hz. Ebu Bekr'e adam göndererek halka namaz kıldırmasını söyledi. Elçi gelerek ona: "Resulullah (sav) halka namaz kıldırmanı emrediyor!" dedi. İnce duygulu bir kimse olan Ebu Bekr (ra): "Ey Ömer, halka namazı sen kıldır!" dedi. Hz. Aişe'nin anlattığına göre, Hz. Ömer: "Buna sen daha ziyade hak sahibisin (ehaksın)!" cevabında bulundu. Aişe der ki: "O günlerde namazı Ebu Bekr (ra) kıldırdı. Bilahare Resulullah (sav), kendinde bir hafiflik hissetti. Biri Abbas olmak üzere iki kişinin arasında, öğle namazı için çıktı. O sırada namazı halka Ebu Bekr kıldırıyordu. Ebu Bekr, Resulullah'ın geldiğini görünce, geri çekilmek istedi. Aleyhissalatu vesselam geri çekilme diye işaret buyurdu. Kendisini getirenlere: "Beni yanına oturtun!" dedi. Onlar da Hz. Ebu Bekr'in yanına oturttular. Hz. Ebu Bekr, Resulullah (sav)'ın namazına uyarak namaz kılıyordu. Halk da Hz. Ebu Bekr'in namazına uyarak namazını kılıyordu. Resulullah (sav) oturmuş vaziyette idi." Ubeydullah der ki: "Abdullah İbnu Abbas (ra)'ın yanına girdim ve: "Hz. Aişe (ra)'nin Aleyhissalatu vesselam'ın hastalığı ile ilgili olarak anlattığını size anlatayım mı?" dedim. Bana: "Haydi anlat!"dedi. Ben de bu hususta anlattığını naklettim. Söylediklerimden hiçbir noktayı reddetmedi. Sadece: "(Resulullah'ı mescide) Abbas'la birlikte taşıyan ikinci şahsın ismini verdi mi?" diye sordu. Ben: "Hayır söylemedi" deyince: "O, Ali (ra) idi" dedi. |Buhari, Megazi 83, Vudu 45, Ezan 39, 46, 47, 51, 67, 68, 70, Hibe 14, Humus 4, Enbiya 19, Tıbb 21, İ'tisam 5; Müslim, Salat 90, (418); Tirmizi, Cenaiz 8, (978, 979); Nesai, Cenaiz 6, (4, 6, 7)|5403
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Vefatı|buharimüslimtirmizinesai|Aişe|Bir rivayette Buhari şu ziyadede bulundu: "Resulullah (sav) hastalığı sırasında: "Ben, yarın neredeyim? Ben, yarın neredeyim?" diye sorarak Hz. Aişe'nin yanında kalacağı günü öğrenmek istedi. Zevceleri, dilediği yerde kalma izni verdiler. Hz. Aişe der ki: "Aleyhissalatu vesselam, benim hücremde ve normal olarak bana uğramakta olduğu günde vefat ettiler. Ayrıca Aziz ve Celil olan Allah onun ruh-u şeriflerini kabzettiği vakit, mübarek başları ciğerimle boğazım arasında (göğsümde) (yaslanmış vaziyette) idi. Tükrüğü de tükrüğüme karışmıştı. Aleyhissalatu vesselam'ın hastalığı sırasında birara, (kardeşim) Abdurrahman İbnu Ebi Bekr (ra) içeri girdi, elinde bir misvak vardı, dişlerini misvaklıyordu. Resulullah (sav) o misvağa baktı. "Ver o misvağı bana!" dedim. O da verdi. Dişlerimle kemirip yonttum ve ucunu geverek (yumuşatıp) Aleyhissalatu vesselam'a uzattım. Resulullah, başı göğsüme yaslı vaziyette onunla dişlerini misvakladı." |Buhari, Megazi 83, Vudu 45, Ezan 39, 46, 47, 51, 67, 68, 70, Hibe 14, Humus 4, Enbiya 19, Tıbb 21, İ'tisam 5; Müslim, Salat 90, (418); Tirmizi, Cenaiz 8, (978, 979); Nesai, Cenaiz 6, (4, 6, 7)|5404
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Vefatı|buharimüslimmuvattatirmizi|Aişe|Resulullah (sav), sıhhati yerinde iken şöyle diyordu: "Hiçbir peygamber, cennetteki makamını görmeden kabzedilmez. Bundan sonra hayatı devam ettirilir veya öbür dünyaya gitme hususunda muhayyer bırakılır." Aleyhissalatu vesselam hastalandığı zaman O'nu, (başı) dizimin üstünde baygın vaziyette gördüm. Bir ara kendine geldi. Gözlerini evin tavanına dikti ve sonra: "Ey Allahım Refik-i A'la'da (bulunmayı tercih ederim)" dedi. Bu sözü işitince ben (kendi kendime): "Demek ki (makamı gösterildi) ve bizimle olmayı tercih etmiyor" dedim. Bunun, sıhhatli iken bize söylediği şu hadis olduğunu anladım: ["Hiçbir peygamber cennetteki makamını görmeden kabzedilmez, sonra yaşamaya devam veya öbür dünyaya gitme hususunda muhayyer bırakılır."] Resulullah (sav)'ın telaffuz ettiği son söz: "Allahım, Refik-i A'la'da" cümlesi oldu." (Refik-i A'la: Cennetin en yüksek makamında bulunan peygamberler cemaatidir). |Buhari, Megazi 83, 84, Tefsir, Nisa 13, Marda 19, Da'avat 29, Rikak 41; Müslim, Fezail 87, (2444); Muvatta, Cenaiz 46, (1, 238, 239); Tirmizi, Da'avat 77, (3490)|5405
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Vefatı|buharimüslim|İbnu Abbas|Resulullah (sav) muhtazar (ölmeye yakın) iken evde bir kısım erkekler vardı. Bunlardan biri de Ömer İbnu'l-Hattab (ra) idi. Resulullah (sav): "Gelin, size bir şey (vasiyet) yazayım da bundan sonra dalalete düşmeyin!" buyurdular. Hz. Ömer: "Resulullah (sav)'a izdırap galebe çalmış olmalı. Yanımızda Kur'an var, Allah'ın kitabı sizlere yeterlidir" dedi. Oradakiler aralarında ihtilafa düştü. Kimisi: "Yaklaşın, Resulullah (sav) size vasiyet yazsın!" diyor, kimi de Hz. Ömer (ra)'in sözünü tekrar ediyordu. Gürültü ve ihtilaf artınca, (aleyhissalatu vesselam): "Yanımdan halkın, yanımda münakaşa caiz değildir!" buyurdu. Bunun üzerine İbnu Abbas (ra): "En büyük musibet, Resulullah (sav)'la onun vasiyeti arasına girip engel olmaktır!" diyerek çıktı. |Buhari, Megazi 83, İlm 39, Cihad 176, Cizye 6, İ'tisam 26; Müslim, Vasiyye 22, (1637)|5406
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Vefatı|buharinesaiibnu mace|Enes|Resulullah (sav) muhtazar olduğu (ölüm anlanna geldiği) zaman, sık sık izdıraplar bürümeye başladı. Kerimeleri Hz. Fatıma (ra): "Vay babacığım, ne izdırab çekiyor!" diye yakınmaya hasadı. Aleyhissalatu vesselam: "Bugünden sonra baban izdırab çekmeyecek!" buyurarak onu teselli etmek istedi. Aleyhissalatu vesselam ölünce, Hz, Fatıma: "Vay babacığım! Rabbi, duasına icabet etti! Vay babacığım, gideceği yer Firdevs cennetidir! Vay babacığım, ölümünü Cibril'e haber verdik" diye yas etti. Aleyhissalatu vesselam gömülünce de: "Ey Enes! Resulullah (sav) üzerine toprak atmaya gönlünüz nasıl razı oldu?" diyerek izdırabının azametini dile getirdi. |Buhari, Megazi 83; Nesai, Cenaiz 13, (4, 13); İbnu Mace, Cenaiz 65, (1629)|5407
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Vefatı|buhari|Enes|Resulullah (sav)'ın amcası Hz. Abbas (ra), bir cemaate uğradı. Aralarında Ensar'dan bir grup vardı. Resulullah'ın izdırabı arttığı için ağlıyorlardı. Onlara: "Niye ağlıyorsunuz?" diye sordu. "Resulullah (sav)'la beraberliklerimizi hatırladık" dediler. Bunun üzerine Abbas (ra) Resulullah (sav)'ın yanına girdi (ve Ensar'ın ağlamakta olduğunu) ona haber verdi. Aleyhissalatu vesselam hemen başına boz renkli bir sargı sardı -veya "bir bürdenin kenarını" demişti- ve hücreden çıkıp minbere geçti. Halka hitap etti. Ensarı hayırla yadetti ve onlara iyi muamele edilmesini vasiyet etti. İlaveten dedi ki: "Allah bir kulunu dünya ile yanındaki arasında muhayyer bıraktı, o da Allah'ın yanındakini seçti."Bu söz üzerine Hz. Ebu Bekr ağlamaya başladı ve: "Ey Allah'ın Resulü! Annelerimiz, babalarımız sana feda olsunlar!" dedi. Biz de "Bu ihtiyar adama da ne oluyor ki, Resulullah'ın: "Allah bir kulunu dünya ile yanındaki arasında muhayyer bıraktı, kul da Allah'ın yanındakini tercih etti" sözü üzerine ağlıyor" dedik. Meğer burada muhayyer bırakılan Resulullah'mış. Bunu en iyi bilenimiz de Ebu Bekr (ra) imiş. |Buhari, Salat 80, Fezail 3|5408
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Vefatı|ebu davud|Aişe|Resulullah (sav)'ı yıkamak istedikleri zaman: "Allah'a kasem olsun bilmiyoruz! Ölülerimizi soyduğumuz gibi, Resulullah'ı da elbiselerinden soyacak mıyız, yoksa elbisesi üzerinde olduğu halde mi yıkayacağız?" dediler. Bu şekilde ihtilaf edince, Allah üzerlerine uyku attı. Öyle ki, onlardan herbirinin çenesi göğüslerindeydi. Beyt cihetinden, kim olduğu bilinemeyen bir konuşmacı: "Resulullah (sav)'ı elbisesi üzerinde olduğu halde yıkayın!" diye konuştu. Bunun üzerine kalkıp, kamisi üzerinde olduğu halde yıkadılar. Su, kamisin üzerinden dökülüyordu... Aleyhissalatu vesselam'ın bedenini elleriyle değil, kamisiyle ovuyorlardı." Hz. Aişe sözlerine devamla dedi ki: "Eğer, daha önce yaptığım işi şimdi yapacak olsaydım, Resulullah (sav)'ı kadınlarından başkası yıkamazdı." |Ebu Davud, Cenaiz 32, (3141)|5409
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Vefatı|ebu davud|İbnu Abbas|Resulullah (sav) üç necrani kumaş içerisine kefenlendi: İki parçalı bir hülle, bir de öldüğü sırada üzerinde bulunan kamis." Amiru'ş-Şabi'den kaydedilen bir rivayette İbnu Abbas şu ziyadede bulunur: "Aleyhissalatu vesselam'ı Hz. Ali, Fazl ve Üsame radıyallahu anhüm yıkadı ve bunlar kabrine indirdiler." |Ebu Davud, Cenaiz 34, (3153)|5410
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Vefatı|muvatta||İmam Malik anlatıyor: Bana ulaştığına göre, Resulullah (sav) pazartesi günü vefat etti ve salı günü de defnedildi. Halk namazını (cemaat halinde değil) ferd ferd kıldı, hiç kimse imamlık yapmadı. Bir kısmı: "Minberin yanına defnedilsin" dedi. Bazıları da: "Baki mezarlığına defnedilsin" dedi. Bu (münakaşaya) Hz. Ebu Bekir geldi ve: "Resulullah (sav)'ın "Her peygamber öldüğü yere defnedilir" buyurduğunu işitmiştim" dedi. Bunun üzerine hemen orada mezar kazıldı. Aleyhissalatu vesselam'ı yıkamak istedikleri vakit, gömleğini çıkarmak istediler. Derken: "Gömleği çıkarmayın!" diye bir ses işittiler. Bunun üzerine gömleği üzerinde olduğu halde yıkadılar. |Muvatta, Cenaiz 27, (2, 231)|5411
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Vefatı|tirmizinesaimüslim|İbnu Abbas|Kabrinde Resulullah (sav)'ın altına kırmızı bir kadife kondu. |Tirmizi, Cenaiz 55, (1048); Nesai, Cenaiz 88, (4, 81); Müslim, Cenaiz 91, (967)|5412
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Vefatı|tirmizi|Muhammed İbnu Ali İbni'l-Hüseyin|Resulullah (sav)'ın kabrine lahid yapan Ebu Talha'dır. Aleyhissalatu vesselam'ın altına kadifeyi koyan (Aleyhissalatu vesselam'ın) azadlısı Şükran radıyallahu anh'dır. |Tirmizi, Cenaiz 55, (1047)|5413
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Vefatı|ebu davud|Kasım İbnu Muhammed|(Halam) Hz. Aişe radıyallahu anha'nın evine gidip yanına girdim ve: "Ey anneciğim! Bana Resulullah (sav) ve iki arkadaşının kabirleri(nin örtüsünü) aç da bir göreyim!" dedim. Üç kabri de benin için açıverdi. Bunlar (yer seviyesinden ne) yukarıda ne de aşağıda idiler. Kırmızı arsanın kumlarıyla kumlanmış idi." |Ebu Davud, Cenaiz 72, (3220)|5414
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Vefatı|buhari|İbnu Abbas|Anlattığına göre, Resulullah (sav)'ın kabrini yerden yükseltilmiş olarak görmüştür. |Buhari, Cenaiz 96|5415
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Ölümün Başlangıcı|müslimtirmiziebu davudnesai|Ebu Saidi'l-Hudri|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ölülerinize (ölmek üzere olanlara) Lailahe illallah demeyi telkin edin." |Müslim, Cenaiz 1, 2, (916, 917); Tirmizi, Cenaiz 7, (976); Ebu Davud, Cenaiz 20, (3117); Nesai, Cenaiz 4, (4, 5)|5416
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Ölümün Başlangıcı|ebu davudibnu mace|Ma'kıl İbnu Yesar|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ölülerinize (ölmek üzere olanlara) Ya-sin suresini okuyun." |Ebu Davud, Cenaiz 24, (3121); İbnu Mace, Cenaiz 4, (1448)|5417
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Ölümün Başlangıcı|müslim|Ebu Hureyre|Resulullah (sav): "İnsan öldüğü zaman gözleri nasıl belerip kalıyor, görmez misiniz?" buyurmuştu. Cemaat: "Evet, görüyoruz!" dediler. Bunun üzerine: "işte bu, gözünün, nefsim (çıkan ruhun) takip etme sindendir!" buyurdular. |Müslim, Cenaiz 9, (921)|5418
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Ölümün Başlangıcı|müslimtirmiziebu davudnesai|Ümmü Seleme|Resulullah (sav) Ebu Seleme (ra)'nin yanına girdi. Ebu Seleme'nin gözleri açık kalmıştı, onları kapattı. Sonra: "Ruh kabzedildi mi göz onu takip eder" buyurdu. Ehlinden bazıları feryad u figan koparmıştı. Aleyhissalatu vesselam: "Kendinize kötü temennide bulunmayın, hayır dua edin! Çünkü melekler, söylediklerinize amin derler!" buyurdu. Sonra ilave etti: "Allahım, Ebu Seleme'ye mağfiret buyur! Derecesin! hidayete erenler arasında yükseli. Arkasında kalanlar arasında ona sen halef ol! Ey Alemlerin Rabbi! Ona da bize de mağfiret buyur! Ona kabrini geniş kıl, orada ona nur ver!" |Müslim, Cenaiz 7, (920); Tirmizi, Cenaiz 7, (977); Ebu Davud, Cenaiz 19, 21, (3115, 3118); Nesai, Cenaiz 3, (4, 5)|5419
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Ölümün Başlangıcı|nesai|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir Müslüman muhtasar olduğu (can çekişme anına girdiği) zaman rahmet melekleri, beyaz bir ipekle gelirler ve şöyle derler: "Sen razı ve senden de (Rabbin) razı olarak (şu bedenden) çık. Allah'ın rahmet ve reyhanına ve sana gadabı olmayan Rabbine kavuş." Bunun üzerine ruh, misk kokusunun en güzeli gibi çıkar. Öyle ki melekler onu birbirlerine verirler, ta semanın kapısına kadar onu getirirler ve: "Size arzdan gelen bu koku ne kadar güzel!" derler. Sonra onu mü'minlerin ruhlarına getirirler. Onlar, onun gelmesi sebebiyle sizden birinin kaybettiği şeyinin kendisine geldiği zamanki sevincinden daha çok sevinirler. Ona: "Falanca ne yaptı? Falanca ne yaptı?" diye dünyadakilerden haber) sorarlar. Melekler: "Bırakın onu, onda hala dünyanın tasası var!" derler. Bu gelen (kendisine dünyadan soran ruhlara): "Falan ölmüştü, yanınıza gelmedi mi?" der. Onlar: "O, annesine, Haviye cehennemine götürüldü!" derler. Aleyhissalatu vesselam devamla der ki: "Kafir muhtazar olduğu vakit, azab melekleri mish (denen kıldan kaba bir elbise) ile gelirler ve şöyle derler: "Bu cesedden kendin öfkeli, Allah'ın da öfkesini kazanmış olarak çık ve Allah'ın azabına koş!" Bunun üzerine, cesedden, en kötü bir cife kokusuyla çıkar. Melekler onu arzın kapısına getirirler. Orada: "Bu koku ne de pis!" derler. Sonunda onu kafir ruhların yanına getirirler." |Nesai, Cenaiz 9, (3, 8-9)|5420
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Ölümün Başlangıcı|tirmizinesai|Büreyde|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Mümin alnının teriyle ölür." |Tirmizi, Cenaiz 10, (982); Nesai, Cenaiz 5, (4, 6)|5421
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Ölümün Başlangıcı|ebu davud|Ubeyd İbnu Halid es-Sulemi|Ubeyd İbnu Halid es-Sulemi, Resulullah (sav)'ın ashabından birinden naklen anlatıyor: "Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ani ölüm, kafir için gadab-ı ilahi'nin bir yakalamasıdır, mü'min için de bir rahmettir." |Ebu Davud, Cenaiz 14, (3110)|5422
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Ölüye Ağlama Ve Matem|buharimüslimebu davud|Enes|Resulullah (sav)'a birlikte demirci Ebu Seyf radıyallahu anh'ın yanına girdik. O, Resulullah (sav)'ın oğlu İbrahim'in süt babası idi. Aleyhissalatu vesselam oğlunu aldı, öptü ve kokladı. Daha sonra yanına tekrar girdik, İbrahim can çekişiyordu. Bu manzara karşısında Aleyhissalatu vesselam'ın gözlerinden yaş boşandı. Abdurrahman İbnu Avf radıyallahu anh: "Sen de mi (ağlıyorsun) ey Allah'ın Resulü?" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Ey İbnu Avf! Bu merhamettir!" buyurdu ve ağlamasına devam etti. Sonra şöyle söyledi: "Gözümüz yaş döker, kalbimiz hüzün {-eker, fakat Rabbimizi razı etmeyecek söz sarfetmeyiz. Ey İbrahim! Senin ayrılmandan bizler üzgünüz!" |Buhari, Cenaiz 44; Müslim, Fezail 62, (2315); Ebu Davud, Cenaiz 28, 3126|5423
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Ölüye Ağlama Ve Matem|buharimüslimnesai|Abdullah İbnu Ubeydillah İbni Ebi Müleyke|Hz. Osman İbnu Affan radıyallahu anh'ın Mekke'de bir kızı vefat etti. Cenazesinde bulunmak üzere geldik, İbnu Ömer ve İbnu Abbas (ra) da cenazede hazır oldular. Ben ikisinin arasında oturuyordum. Abdullah İbnu Ömer, tam karşısında bulunan Amr İbnu Osman'a: "Ağlamayı niye yasaklamıyorsun? Zira Resulullah (sav): "Ölü, ehlinin, kendisi üzerine ağlaması sebebiyle azab görür" buyurmuştur!" dedi. Bunun üzerine İbnu Abbas (ra): "Hz. Ömer (ra) bunun bir kısmını söylemişti" dedi ve sonra İbnu Abbas konuşmasına devam ederek anlattı: "Hz. Ömer'le Mekke'den çıktım. el-Beyda nam mevkie geldiğimizde, semüre ağacının gölgesinde bir yolcu gördü. Bana: "Git bak bakalım! Bu yolcu neyin nesi?" dedi. Gittim baktım, meğer Süheyb imiş, gelip haber verdim. "Onu bana çağır!" dedi. Tekrar Süheyb'e dönüp: "Haydi yürü, emr'ül-mü'minine uğra!" dedim. Hz. Ömer (ra) hançerlendiği zaman Hz. Süheyb (ra), ağlayarak girdi. Hem ağlıyor, hem de: "Vay kardeşim, vay arkadaşım!" diyordu. Hz. Ömer: "Ey Süheyb bana mı ağlıyorsun? Aleyhissalatu vesselam: "Ölü, ehlinin kendi üzerine ağlaması sebebiyle azab görür" buyurdu!" dedi. İbnu Abbas (ra) der ki: "Hz. Ömer (ra) öldüğü zaman bunu Hz. Aişe (ra)'ya hatırlatmıştım. Şöyle dedi: "Allah Ömer'e rahmet buyursun! Vallahi Resulullah (sav): "Allah, mü'mine, ehlinin üzerine ağlaması sebebiyle azab verir" demedi. Lakin Resulullah (sav): "Allah, kafirin azabını, ehlinin üzerine ağlamasıyla artırır" buyurdular." Hz. Aişe sözlerine şöyle devam etti: "(Bu meselede) size Kur'an yeter. Orada  "Hiçbir günahkar başkasının günahını yüklenmez." (Fatır 18) buyrulmuştur." Bu söz üzerine İbnu Abbas (ra): "Gerçek şu ki, güldüren de, ağlatan da Allah'tır, (gülmek ve ağlamak fıtri bir şe'niyettir, kişinin bunda dahli yoktur)" dedi. İbnu Müleyke der ki: İbnu Ömer bu konuşmalar karşısında hiçbir şey söylemedi (serdedilen delilleri ikna edici buldu)." |Buhari, Cenaiz 33; Müslim, Cenaiz 22, (928); Nesai, Cenaiz 15, (4, 18, 19)|5424
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Ölüye Ağlama Ve Matem|buharimüslimmuvattatirmizinesai|Aişe|Kendisine, İbnu Ömer (ra)'in "sağ kimsenin üzerine ağlamasıyla ölüye azab edileceğini söylemekte olduğu" haber verilmişti. Şu cevabı verdi: "Allah, Ebu Abdirrahman'ı (İbnu Ömer'i) mağrifet buyursun. Aslında o, yalan söylemiyor, ancak unutmuş veya yanılmış olmalı. Zira Resulullah (sav), (ölmüş) bir Yahudi kadın cenazesine uğramıştı, yakınları onun üzerine ağlıyorlardı. "Bunlar onun üzerine ağlıyorlar. Ona da bu yüzden kabrinde azab ediliyor!" buyurdu." |Buhari, Cenaiz 33; Müslim, Cenaiz 25, (931); Muvatta, Cenaiz 37, (1, 234); Tirmizi, Cenaiz 25, (1004); Nesai, Cenaiz 15, (4, 17)|5425
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Ölüye Ağlama Ve Matem|nesai|Ebu Hureyre|Resulullah (sav)'ın alinden birisi vefat etmişti. Kadınlar, arkasından ağlamak üzere toplandılar. Hz. Ömer (ra) onları bundan men etmek ve geri çevirmek üzere kalktı. Aleyhissalatu vesselam müdahele edip: "Ey Ömer! Bırak onları, çünkü göz ağlayıcıdır, kalp izdıraba maruzdur, (izdırabın yaşandığı) zaman yakındır!" buyurdular. |Nesai, Cenaiz 16, (4,19)|5426
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Ölüye Ağlama Ve Matem|tirmiziebu davudibnu mace|Aişe|Resulullah (sav), ölmüş bulunan Osman İbnu Maz'un'u, gözlerinden yaşlar dökerek öptü. |Tirmizi, Cenaiz 14, (989); Ebu Davud, Cenaiz 40, (3163); İbnu Mace, Cenaiz 7, (1456)|5427
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Ölüye Ağlama Ve Matem|buharimüslim|Enes|Resulullah (sav), Kurralar öldürüldüğü zaman, bir ay boyu kunut okudu. Resulullah (sav)'ın, bir başka şey için bu kadar üzüldüğünÜ hiç görmedim. |Buhari, Cenaiz 41, Vitr 7, Cizye 8, Megazi 38, Da'avat 59; Müslim, Mesacid 29, (677)|5428
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Ölüye Ağlama Ve Matem|müslim|Ümmü Seleme|Ebu Seleme öldüğü zaman şöyle dedim: "Garip adam, diyar-ı gurbette öldü. Ben de onun için öyle bir ağlayacağım ki, herkes ondan bahsetsin." Tam ağlamak için hazırlanmıştım ki, saidden, bana yardım etmek isteyen bir kadın geldi. Resulullah (sav) onunla karşılaştı ve kadına: "Sen, Allah Teala'nın tard ettiği şeytanı tekrar eve sokmak mı istiyorsun?" dediler. Bunun üzerine ben de ağlamaktan vazgeçtim ve ağlamadım. |Müslim, Cenaiz 10, (922)|5429
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Ölüye Ağlama Ve Matem|buharimüslimebu davudnesai|Aişe|Resulullah (sav)'a Zeyd İbnu Harise, Ca'fer İbnu Ebi Talib ve Abdullah İbnu Ravaha (ra)'nın ölüm haberi gelince oturdu. (Halinden) üzüntülü olduğu belliydi. Ben kapı aralığından bakıyordum. Yanına bir adam geldi ve: "Ca'fer'in kadınları!" dedi ve onların ağladıklarını haber verdi. Aleyhissalatu vesselam derhal onları men etmesini emretti. Adam gitti ve sonra geri gelip: "Ben onları yasakladım, fakat onlar sözüme kulak asmadılar" dedi. Aleyhissalatu vesselam ikinci sefer emrederek kadınları bundan nehyetmesini söyledi. Ama o, kadınların yine kulak asmadıklarını haber verdi. Aleyhissalatu vesselam yine: "Yasakla onları!" buyurdu. Adam üçüncü sefer geri geldi ve: "Ey Allah'ın Resulü! Allah'a yemin olsun kadınlar bana -veya bize- galebe çaldılar" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Ağızlanna toprak saç!" emretti. |Buhari, Cenaiz 41, 46, Megazi 44; Müslim, Cenaiz 30, (935); Ebu Davud, Cenaiz 25, (3122); Nesai, Cenaiz 14, (4,15)|5430
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Ölüye Ağlama Ve Matem|muvattaebu davudnesai|Cabir İbnu Atik|Resulullah (sav) Abdullah İbnu Sabit'e geçmiş olsun ziyaretine gelmişti. Onu, (Allah'ın emri) galebe çalmış buldu. Ona seslendi. Fakat cevap alamadı. Bunun üzerine Resulullah (sav) istircada bulundu "İnna lillahi ve inna ileyhi raciun" dedi ve: "(Biz yaşamanı isteriz ama, Allah'ın emri) bize galebe çaldı ey Ebu'r-Rebi!" dedi. Bunun üzerine kadınlar feryad edip ağlamaya başladılar. İbnu Atik (ra) kadınları susturmaya başladı. Ancak Aleyhissalatu vesselam: "Bırak onları ağlasınlar! Vacib olduğu zaman tek ağlayan ağlamayacak" buyurdu. "Vacib olan da ne?" dediler. "Öldüğü zaman (demektir)" dedi. Bunun üzerine kızı: "Allah'a yemin olsun, elimden gelse şehid olmanı isterim. Çünkü sen (cihad için gerekli teçhizatı) hazırladın" dedi. Aleyhissalatu vesselam da: "Allah onun ecrini niyetine göre verdi. Siz aranızda şehid olmayı ne zannedersiniz?" buyurdular. "Allah yolunda ölmek!" dediler. Aleyhissalatu vesselam açıkladı: "Öyleyse ümmetimin şehidleri cidden azdır. Bilesiniz: Taundan ölen şehittir, boğularak ölen şehittir, yeter ki seferi taatte olsun. Zatulcenb'ten ölen şehittir. İshalden ölen şehittir, yanarak ölen şehittir, yıkık altında ölen şehittir, çocuk karnında ölen kadın şehittir." |Muvatta, Cenaiz 36, (1, 233, 234); Ebu Davud, Cenaiz 15, (3111); Nesai, Cenaiz 14, (4, 13, 14)|5431
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Ölüye Ağlama Ve Matem|buharimüslim|İbnu Ömer|Resulullah (sav) Sa'd İbnu Ubade'ye geçmiş olsun ziyaretinde bulundu. (Yanına gelince) onu baygın buldu ve: "Ölmüş olmalı!" dedi. Yanındakiler: "Hayır" deyince, Aleyhissalatu vesselam ağladılar. Resulullah'ın ağladığını gören halk da ağladı. "İşitmiyor musunuz," buyurdular. "Allah Teala hazretleri ne gözyaşı sebebiyle ne de kalbin hüznüyle azab vermez. Ancak şunun sebebiyle azab verir! -ve dilini işaret ettiler- yahut da merhamet eder." |Buhari, Cenaiz 45; Müslim, Cenaiz 12, (924)|5432
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Ölüye Ağlama Ve Matem|buharimüslimtirmizinesai|İbnu Mesud|Resulullah (sav) buyurdular ki: "(Izdırab ve matemi sebebiyle) yanakları yolan, üst başını yırtıp dövün)en, cahiliye duasıyla dua eden bizden değildir." |Buhari, Cenaiz 36, 39, 40, Menakıb 8; Müslim, İman 165, (103); Tirmizi, Cenaiz 22, (999); Nesai, Cenaiz 19, (4, 20)|5433
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Ölüye Ağlama Ve Matem|tirmizi|Ebu Musa|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir kimse ölünce, arkada ağlayanları kalkıp: "Vay benim dağım, vay efendim..." gibi sözler sarfederse, ona iki melek vekil kılınır, melekler ölen kimsenin göğsüne vura vura: "Sen öyle misin?" diye sorarlar." |Tirmizi, Cenaiz 24,(1003)|5434
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Ölüye Ağlama Ve Matem|buhari|Nu'man İbnu Beşir|Abdullah İbnu Ravaha (ra) bayılmıştı. Kızkardeşi Amra ağlamaya başladı: "Vay benim dağım, vay şuyum, vay buyum!" diye sayıp dökerek yakınıyordu. Abdullah ayrıldığı zaman: "Allah'a yemin olsun, o söylediklerini söylerken her defasında bana: "Sen böyle misin?" diye soruldu" dedi. Söylendiğine göre, Abdullah vefat ettiği zaman Amra arkasından ağlamadı. |Buhari, Megazi, 44|5435
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Ölüye Ağlama Ve Matem|tirmizi|Cabir İbnu Abdillah|Resulullah (sav), Abdurrahman İbnu Avf (ra)'ın elinden tuttu, oğlu İbrahim'e gittiler. Aleyhissalatu vesselam oğlunu can çekişir vaziyette buldu. Kucağına aldı ve ağladı. Abdurrahman: "Ağlıyor musun? Ağlamaktan bizi sen men etmedin mi?" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Hayır (ağlamaktan değil), iki ahmak, facir sesten yasakladım: Musibet sırasındaki ses; yüzleri tırmalamak, cepleri yırtmak ve şeytan matemi." |Tirmizi, Cenaiz 25, (1005)|5436
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Ölüye Ağlama Ve Matem|tirmizi|Esma Bintu Yezid İbni's-Seken|Kadınlardan biri dedi ki: "Ey Allah'ın Resulü! Bizim sana asi olmamamız gereken şu maruf (iyi amel) nedir?" Aleyhissalatu vesselam: "Matem yapmayın!" buyurdu. Kadın: "Ey Allah'ın Resulü! Falan sülale(nin kadınları) amcamın (vefatında matemime iştirak edip) yardımcım olmuşlardı. Benim de mukabeleten borcumu ödemem gerek" dedi. Aleyhissalatu vesselam kadına (matem için) izin vermedi. Kadın tekrar tekrar izin istedi. Kadın der ki: "Resulullah, sonunda onlara borcumu ödemem için izin verdi. Onlara olan borcumu ödedikten sonra hiç matem tutmadım, şu ana kadar bir başka mateme de katılmadım. Benim dışında matem tutmaya kadın da kalmadı." |Tirmizi, Tefsir, Mümtehine, (3304)|5437
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Ölüye Ağlama Ve Matem|tirmiziibnu mace|Huzeyfe|Muhtazar (ölüme yakın) olunca: "Ben ölünce, kimse üzerime ezan okumasın, ben bunun, ölüm haberinin duyurulması olmasından korkarım. Zira ben Aleyhissalatu vesselam'ın ölüm haberinden yasakladığını işittim. Öyleyse ben öldüm mü, üzerime namaz kılsınlar. Beni Rabbime (sessizce) taşısınlar" dedi. |Tirmizi, Cenaiz 12, (986); İbnu Mace, Cenaiz 14, (1476)|5438
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Ölüye Ağlama Ve Matem|ebu davud|Ebu Saidi'l-Hudri|Resulullah (sav) matemci kadına da, onu dinleyene de lanet etti. |Ebu Davud, Cenaiz 20, (3128)|5439
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Ölüye Ağlama Ve Matem|buhari|İbnu Ömer|Anlattığına göre, "Abdurrahman (İbnu Ebi Bekr es-Sıddik) (ra)'nın kabri üzerinde bir çadır görmüştü, seslendi: "Ey oğlum! Çadırı mezarın üstünden kaldır. Çünkü onu, (sağken işlediği) ameli gölgelemektedir." |Buhari, Cenaiz 82, (muallak olarak kaydetmiştir)|5440
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Ölüyü Yıkama Ve Kefenleme|buharimüslimebu davudtirmizinesai|İbnu Abbas|Bir adam, Arafat'ta Resulullah ile beraber dururken devesi onu (yere atıp) boynunu kırdı ve adam öldü. Aleyhissalatu vesselam: "Adamı su ve sidr ile gasledin, iki parça bezle kefenleyin, kefene tahnit yapmayın (koku sürmeyin). Başını da örtmeyin. Allah onu kıyamet günü telbiye ederek diriltecektir!" buyurdular. |Buhari, Cenaiz 20, 21, 22, Cezaus's-Sayd 13, 20, 21; Müslim, Hacc 94, (1206); Ebu Davud, Cenaiz 84, (3238, 3239, 3240, 3241); Tirmizi, Hacc 105, 1951); Nesai, Hacc 98, 99, 100, 101, (5, 195-197)|5441
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Ölüyü Yıkama Ve Kefenleme|ebu davud|Leyla Bintu Kaif es-Sakafiyye|Ben Ümmü Gülsüm Binti Resulullah (sav)'ı yıkayan kadınlar arasında idim. Resulullah (sav) da kapının yanında idi. Yanında Umum Gülsüm'ün kefeni vardı, bize parça parça veriyordu, ilk verdiği parça izar idi. Sonra gömleği (dır'), sonra başörtüsünü (hımar) sonra göğüs örtüsünü (milhafe) verdi. Ümmü Gülsüm sonra bir başka giysinin içine konuldu. |Ebu Davud, Cenaiz 36, (3157)|5442
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Ölüyü Yıkama Ve Kefenleme|ebu davud|Ebu Saidi'l-Hudri|Resulullah (sav)'ın: "Ölü, (kıyamet günü), içinde öldüğü elbise ile diriltilecek" dediğini işittim. |Ebu Davud, Cenaiz 18, (3114)|5443
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Ölüyü Yıkama Ve Kefenleme|ebu davud|Ali|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kefen(e fazla ödeme)de ileri gitmeyin. Çünkü çabuk çürütülür." |Ebu Davud, Cenaiz 35, (3154)|5444
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Ölüyü Yıkama Ve Kefenleme|tirmizi|Cabir|Resulullah (sav) Hamza İbnu Abdilmuttalib'i tek parçadan müteşekkil çizgili bir kumaşla kefenledi. |Tirmizi, Cenaiz 20, (997)|5445
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Ölüyü Yıkama Ve Kefenleme|muvatta|Abdullah Amr İbni'l-As|Ölü üç parça ile kefenlenir: Gömlek giydirilir, izar bağlanır, üçüncü giysi olan lifafeye sarılır. Eğer sadece bir kat giysi varsa onunla kefenlenir. |Muvatta, Cenaiz 7, (1, 224)|5446
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Cenazenin Teşyii Ve Taşınması|tirmizi|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim cenazeyi takip eder ve önce üç kere taşırsa (ölen kardeşine karşı olan) borcunu ödemiş olur." |Tirmizi, Cenaiz 50, 1041)|5447
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Cenazenin Teşyii Ve Taşınması|muvattaebu davud|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cenazeyi ne ses (matem), ne de ateşle takip etmeyin." [Bir rivayette şu ziyade var: "Cenazenin önünde yürümeyin."] |Muvatta, Cenaiz 13, (1, 226); Ebu Davud, Cenaiz 46, (3171)|5448
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Cenazenin Teşyii Ve Taşınması|ebu davudtirmizinesai|İbnu Ömer|Resulullah (sav)'ı, Hz. Ömer ve Hz. Ebu Bekir'i cenazenin önünde yürürlerken gördüm. |Ebu Davud, Cenaiz 49, (3179); Tirmizi, Cenaiz 26, (1007, 1008); Nesai, Cenaiz 56, (4, 56)|5449
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Cenazenin Teşyii Ve Taşınması|tirmizi|Enes|Resulullah (sav) cenazenin önünde yürürdü. Hz. Ebu Bekr, Hz. Ömer, Hz. Osman da (önde yürürdü). [Rezin şu ziyadede bulundu: "Siz teşyi ederken cenazenin önünde, arkasında, sağında, solundu ve yakınında yürüyün!" Rezin'in ziyadesini, Buhari muallak olarak zikretmiştir.] |Tirmizi, Cenaiz 26, (1007)|5450
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Cenazenin Teşyii Ve Taşınması|buharimüslimebu davud|Ummü Atiyye|Cenazeyi takipten (biz kadınlar) men edildik ama bunda çok şiddet gösterilmedi. |Buhari, Cenaiz 30; Müslim, Cenaiz 235, (938); Ebu Davud, Cenaiz 44, (3167)|5451
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Cenazenin Teşyii Ve Taşınması|tirmizinesaiebu davud|Muğire|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Binekli, cenazenin ardından yürür, yaya ise dilediği yerden. Çocuğa da namaz kılınır. Anne-babası için mağfiret ve rahmetle dua edilir." |Tirmizi, Cenaiz 42, (1031); Nesai, Cenaiz 55, 56, (4, 55, 56); Ebu Davud, Cenaiz 49, (4180)|5452
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Cenazenin Teşyii Ve Taşınması|tirmiziebu davud|Sevban|Resulullah (sav) bir cenazeye katılmıştı. Birkısım binekliler gördü. "(Binerek cenaze teşyi etmekten) utanmıyor musunuz? Allah'ın melekleri yaya olsunlar da siz hayvanların sırtında olun (olacak şey değil)!" buyurdular. |Tirmizi, Cenaiz 28, (1012); Ebu Davud, Cenaiz 48, (3177)|5453
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Cenazenin Teşyii Ve Taşınması|müslimtirmiziebu davudnesai|Cabir İbnu Semure|Resulullah (sav) Ebu'd-Dahdah'ın cenazesini yayan takip etti. At sırtında geri döndü. |Müslim, Cenaiz 89, (965); Tirmizi, Cenaiz 29, (1014); Ebu Davud, Cenaiz 48, (3178); Nesai, Cenaiz 95, (4, 85, 86)|5454
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Cenazenin Teşyii Ve Taşınması|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cenazede çabuk olun. Eğer salih biri ise, kendisine iyilik yapmış olursunuz. Böyle biri değilse, belayı bir an önce sırtınızdan atmış olursunuz." |Buhari, Cenaiz 52; Müslim, Cenaiz 51, (944); Muvatta, Cenaiz 56, (1, 243); Ebu Davud, Cenaiz 50, (3181); Tirmizi, Cenaiz 30, (1015); Nesai, Cenaiz 44, (4, 42)|5455
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Cenazenin Teşyii Ve Taşınması|ebu davudtirmizi|Ubadetu'bnu's-Samid|Resulullah (sav) cenazeyi takip ettiği vakit, cenaze mezara konuncaya kadar oturmazdı. Bir Yahudi alimi (bir gün) karşısına çıkıp: "Ey Muhammed, biz de böyle yaparız!" dedi. Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam: "Onlara muhalefet edin! Oturun!" emrettiler! |Ebu Davud, Cenaiz, 47, (3176); Tirmizi, Cenaiz, 35, (1020)|5456
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Cenazenin Teşyii Ve Taşınması|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Amr İbnu Rebia|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizden biri bir cenazenin geçtiğini görürse, cenaze ile birlikte yürümese bile, cenazeyi geride bırakıncaya veya cenaze kendisini geride bırakıncaya veya cenaze onu geride bırakmadan, yere konuncaya kadar oturmasın." |Buhari, Cenaiz 47, 48; Müslim, Cenaiz 74, (958); Ebu Davud, Cenaiz 47, (3172); Tirmizi, Cenaiz 51, (1042); Nesai, Cenaiz 45, (4, 44)|5457
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Cenazenin Teşyii Ve Taşınması|nesai|Muhammed İbnu Şirin|Hasan İbnu Ali ve İbnu Abbas (ra) (otururlar iken) bir cenaze geçmişti. Hz. Hasan derhal ayağa kalktı, İbnu Abbas ayağa kalkmadı. Hasan radıyallahu anh: "Resulullah (sav) bir Yahudinin cenazesine ayağa kalkmadı mı?" dedi. Bunun üzerine İbnu Abbas da ayağa kalktı. Cenaze için kalktı, sonra tekrar oturdu. [Bir rivayette: "Ben melekler için, yani cenaze ile birlikte olan melekler için ayağa kalktım" denmiştir.] |Nesai, Cenaiz 47, (4, 46)|5458
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Cenazenin Teşyii Ve Taşınması|nesai|Hasan İbnu Ali|Resulullah (sav) otururken bir Yahudi cenazesi geçiyordu. Yahudi cenazesinin, başından yukarıda olmasını iyi karşılamadı ve ayağa kalktı. |Nesai, Cenaiz 47, (4, 47)|5459
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Defin Ve Defin Şekli|buhariebu davudtirmizinesai|Hişam İbnu Amir|Uhud günü Ensar, Resulullah (sav)'a gelip: "Bize yara ve meşakkat isabet etti, ne emredersiniz (ey Allah'ın Resulü)?" dediler. Aleyhissalatu vesselam da: "Kabirleri genişletin ve derinleştirin. Bir kabre iki-üç kişiyi birden koyun!" buyurdular. "Öyleyse hangisi öne konsun?" denildi. "Kur'an'ı daha çok bilen!" buyurdular. |Buhari, Cenaiz 73, 74, 75, 76, 79, Megazi 26; Ebu Davud, Cenaiz 31, (3138); Tirmizi, Cenaiz 46, (1036); Nesai, Cenaiz 61, (4, 62)|5460
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Defin Ve Defin Şekli|buhariebu davudtirmizinesai|Cabir|Resulullah (sav), Uhud şehidlerini (defin sırasında) her ikisinin (cesedini) bir giysiye koyuyor, sonra da: "Kuran'ı hangisi daha çok almıştı?" diye sorup, onlardan birine işaret edildiği takdirde, onu lahidde öne koyuyordu. Sonra da: "Ben bunlara şahidim!" diyordu. Onları kanlarıyla defnetmelerini emretti. Onlara cenaze namazı kılmadı, onları yıkamadı da. |Buhari, Cenaiz 73, 74, 75, 76, 79, Megazi 26; Ebu Davud, Cenaiz 31, (3138); Tirmizi, Cenaiz 46, (1036); Nesai, Cenaiz 61, (4, 62)|5461
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Defin Ve Defin Şekli|ebu davudtirmizinesai|Cabir|Uhud günü, halam, kabristanımıza gömmek için babamı (Uhud'dan Medine'ye) getirmişti. O sırada, Resulullah (sav)'ın tellali şöyle nida etti: "Ölüleri yerlerine geri götürün!" |Ebu Davud, Cenaiz 42, (3165); Tirmizi, Cihad 37, (1717); Nesai, Cenaiz 83, (4, 79)|5462
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Defin Ve Defin Şekli|ebu davud|İbnu Abbas|Resulullah (sav), Uhud şehidlerinin üzerinden demir(den mamul silah, zırh gibi şeyler)in ve deri(den mamul kan bulaşmamış giyecekler)in çıkarılmasını ve onların elbiseleri ve kanlarıyla gömülmelerini emretti. |Ebu Davud, Cenaiz 31, (3134)|5463
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Defin Ve Defin Şekli|ebu davud|Husayn İbnu Vahvah|Talha İbnu'l-Bera hastalandığı zaman, Resulullah (sav) ona geçmiş olsun ziyaretine geldi. (Yakınlarına:) "Ben onda ölüm alametinin zuhurunu gördüm.(Ölümünü) bana hemen haber verin ve acele davranın. Çünkü, Müslüman bir kimsenin cesedinin ailesi içerisinde hapsedilmesi uygun değildir" buyurdular. |Ebu Davud, Cenaiz 38, (3159)|5464
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Defin Ve Defin Şekli|müslimebu davudnesai|Cabir|Bir gün Resulullah (sav) bir hutbe irad etti. Hutbesinde, ashabından, ölmüş, yetersiz bir kefene sanlıp, geceleyin defnedilmiş bir zatı zikretti. Sonra kişinin, mecbur kalmadıkça geceleyin gömülmesini yasakladı, ta ki üzerine namaz kılınsın. Ve dedi ki: "Biriniz kardeşini kefenledi mi, kefenini güzel yapsın!" |Müslim, Cenaiz 49, (943); Ebu Davud, Cenaiz 34, (3148); Nesai, Cenaiz 37, (4, 33)|5465
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Defin Ve Defin Şekli|tirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sav), geceleyin bir kabre girdi. Kendisine bir kandil yakılmıştı. Uzanmış vaziyetteki cenazeyi kıble cihetinden aldı. (Ölüye): "Muhakkak ki sen çok dua eden, çok Kur'an okuyan (yufka yürekli) bir kimseydin. Allah sana rahmetini bol kılsın!" diye dua etti ve dört kere tekbir getirdi. |Tirmizi, Cenaiz 62, (1057)|5466
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Defin Ve Defin Şekli|buhari|Enes|Resulullah (sav)'ın bir kızının defnine şahid olduk. Bu definde Resulullah kabrin üzerine oturmuştu. Aleyhissalatu vesselamın gözlerinden yaş aktığını gördüm. "Aranızda bu gece günah işlemeyen (cima yapmayan) var mı ?" buyurdular. Ebu Talha radıyallahu anh: "Ey Allah'ın Resulü! Ben varım!" dedi. Aleyhissalatu vesselam da: "Öyleyse kabrine in!" buyurdular. Ravi der ki: "Ebu Talha kabre inip onu defnetti." |Buhari, Cenaiz 72|5467
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Defin Ve Defin Şekli|ebu davudtirmizinesai|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Lahid bize, şakk bizden başkasına aittir." |Ebu Davud, Cenaiz 65, (3208); Tirmizi, Cenaiz 53, (1045); Nesai, Cenaiz 85, (4, 80)|5468
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Defin Ve Defin Şekli|müslimebu davudnesai|Ebu'l-Heyyac el-Esedi|Bana, Hz. Ali radıyallahu anh: "Resulullah (sav)'ın beni göndermiş olduğu şeye ben de seni göndereyim mi?" diye sordu ve Resulullah'ın kendisine: "Haydi git, kırıp dökmedik put, duzlemedik yüksek kabir bırakma!" dediğini anlattı. |Müslim, Cenaiz 93, (969); Ebu Davud, Cenaiz 72, (3218); Nesai, Cenaiz 99, (4, 88, 89)|5469
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Defin Ve Defin Şekli|müslimebu davudtirmizinesai|Cabir|Resulullah (sav) kabrin kireçlenmesini, üzerine bina yapılmasını, üzerine oturulmasını, üzerine yazı yazılmasını ve ayakla basılmasını yasakladı. |Müslim, Cenaiz 94, (970); Ebu Davud, Cenaiz 76, (3225, 3226); Tirmizi, Cenaiz 58, (1052); Nesai, Cenaiz 96, (4, 86, 88)|5470
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Defin Ve Defin Şekli|ebu davud|Muttalib İbnu Ebi Vedaa|Osman İbnu Maz'un öldüğü zaman, cenazesi Medine'den dışarı çıkarıldı ve gömüldü. Osman radıyallahu anh, muhacirlerden Medine'de ilk ölen kimse idi. Resulullah (sav), bir adama Osman için bir kaya [getirerek mezar yerini belli etmesini] emretti. Adam [bir taş aldı, fakat] taşımaya güç yetiremedi. Resulullah (sav) bizzat gidip kollarını sıvadı. -Ravi der ki: "Sanki ben sıvadığı sırada Resulullah'ın kollarının beyazlığını görür gibiyim."- Sonra kayayı getirip Osman'ın baş tarafına koydu ve: "Bununla, kardeşimin kabrini işaretliyorum, ailemden ölenleri bunun yanma gömeceğim" buyurdu. |Ebu Davud, Cenaiz 63, (3206)|5471
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Defin Ve Defin Şekli|tirmizi|Abdullah İbnu Ebi Müleyke|Abdurrahman İbnu Ebi Bekr (ra) Mekke yakınlarında bir yer olan Hubşiyy'de vefat ettiği zaman Mekke'ye taşındı ve orada defnedildi. Hz. Aişe (ra) Mekke'ye gelince Abdurrahman'ın kabrine uğradı ve şu beyitleri okudu: "Biz (Irak Kralı) Cezime'ye uzun zaman (kırk yıl hizmet eden) iki nedimesi (Malik ve Akil) gibiydik. Öyle ki (hakkımızda): "Bunlar ebediyen ayrılmayacaklar" denmişti. Vakta ki, ben ve (kardeşim) Malik uzun beraberlikten sonra ayrılınca, sanki tek gece beraber kalmadık gibi oldu." Hz. Aişe sonra şunları söyledi: "Vallahi ben burada olsaydım, öldüğün yerde defnedilirdin. Eğer ölümüne hazır olsaydım ziyaretine de gelmezdim." |Tirmizi, Cenaiz 60, (1055)|5472
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Defin Ve Defin Şekli|ebu davud|Osman|Resulullah (sav), ölünün defnini tamamlayınca, kabri üzerinde durur ve: "Kardeşiniz için (Allah'tan) mağfiret talep edin, onun için (karşılaşacağı sorgulamada) metanet dileyin. Zira şimdi ona hesap sorulacak!" buyururdu. |Ebu Davud, Cenaiz 73, (3221)|5473
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Defin Ve Defin Şekli|rezin|Ali|Hz. Ali (ra), anlatıldığına göre, bir ölünün defin işini tamamlayınca şöyle derdi: "Allahım, bu kulundur, sana gelmiştir. Sen ise yanına inilenin en hayırlısısın. Ona mağfiret et, onun girdiği yeri (kabri) geniş kıl." [Rezin tahric etmiştir.] |Rezin|5474
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Defin Ve Defin Şekli|buhari|Bureyre|Ravi, anlatıldığına göre, ölünce, kabrinin üzerine iki yaş çubuk konmasını tavsiye etmiştir. |Buhari, Cenaiz 82, (Bab başlığında muallak olarak kaydetmiştir)|5475
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Defin Ve Defin Şekli|buhari|Aişe|Urve tu'bnu'z-Zübeyr, Hz. Aişe (ra)'den naklen anlatıldığına göre, "Urve'nin kardeşi Abdullah İbnu'z-Zübeyr'e Aişe dedi ki: "Beni arkadaşlarımla birlikte defnedin. Resulullah'la birlikte odaya defnetmeyin. Zira ben, O'nunla birlikte tezkiye olunmamdan hoşlanmam." |Buhari, Cenaiz 96, İ'tisam 16|5476
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Kabir Ziyareti|tirmizi|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah kabirleri çok ziyaret eden kadınlara ve kabirlerin üzerine mescidler yapanlara, kandiller takanlara da lanet etsin." |Tirmizi, Cenaiz 61|5477
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Kabir Ziyareti|ebu davudnesai|Abdullah İbnu Amr İbni'l-As|Resulullah (sav)'a birlikte bir ölü defnettik. Defin işi bitince Aleyhissalatu vesselam'la birlikte ölünün (çıktığı evin) kapısının hizasına kadar geldik. Orada gelmekte olan bir kadınla karşılaştık. Zannımca, Aleyhissalatu vesselam onu tanıdı. Bu, Hz. Fatıma (ra) idi. "Evden niye ayrıldın?" diye sordu. "Şu ölünün sahibine geldim. Ölülerine olan merhamet duygularımı onlara ifade ettim. (Allah rahmet etsin dedim) -veya ölüleri sebebiyle onlara taziyede (başsağlığı dileğinde) bulundum-" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Belki sen onlarla birlikte kabirlere kadar vardın!?" dedi. Hz. Fatıma: "Allah korusun! O hususta sizin zikrettiğiniz günahı işittim, (hiç kabre kadar gider miyim!)" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Eğer onlarla kabirlere kadar gitmiş olsaydın..."diyerek ciddi bir tehditte bulundu. [Ravilerden biri, "Küda"dan maksadın kabirler olduğunu zannederim" dedi.] |Ebu Davud, Cenaiz 26, (3123); Nesai, Cenaiz 27, (4, 27)|5478
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Kabir Ziyareti|müslimebu davudtirmizinesai|Büreyde|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ben sizi kabirleri ziyaretten men etmiştim. Artık onları ziyaret edebilirsiniz. Çünkü onlar size ahireti hatırlatır." |Müslim, Cenaiz 106, (977); Ebu Davud, Cenaiz 81, (3235); Tirmizi, Cenaiz 60, (1054); Nesai, Cenaiz 100, (4, 89)|5479
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Kabir Ziyareti|müslimebu davudnesai|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Rabbimden anneme istiğfar talep etmek için izin istedim, fakat bana izin vermedi. Kabrini ziyaret etmem için izin istedim, buna izin verdi." |Müslim, Cenaiz 105, (976); Ebu Davud, Cenaiz 81, (3234); Nesai, Cenaiz 108, (5, 90)|5480
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Kabir Ziyareti|tirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sav), Medine ehlinin mezarlarına uğramıştı. Mezarlara yüzünü çevirerek: "Esselamu aleyküm (selam üzerinize olsun) ey kabir halkı! Allah sizi de bizi de mağfiret buyursun. Sizler bizim seleflerimizsiniz. Biz de arkadan geleceğiz" buyurdular. |Tirmizi, Cenaiz 59, (1053)|5481
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Kabir Ziyareti|ebu davud|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) bir mezarlığa uğramıştı: "Selam üzerinize olsun ey mü'minler cemaatinin mahalle halkı! İnşaallah biz de sizlere kavuşacağız!" buyurdular." [Müslim ve Nesai'de Büreyde'den gelen bir rivayette şu ziyade var: "Allah'tan bizim için de sizin için de afiyet dilerim."] |Ebu Davud, Cenaiz 83, (3237)|5482
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Kabir Ziyareti|müslimebu davudnesai|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Birinizin bir kor üzerine oturup elbisesini oradan da bedenini yakması, kendisi için bir kabrin üzerine oturmaktan daha hayırlıdır." |Müslim, Cenaiz 96, (971); Ebu Davud, Cenaiz 77, (3228); Nesai, Cenaiz 105, (4, 95)|5483
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Kabir Ziyareti|muvatta|Ali|Hz. Ali (ra)'den anlatıldığına göre kabirlere dayanır, üzerlerine yatardı. |Muvatta, Cenaiz 34, (1, 233)|5484
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Kabir Ziyareti|buhari|Osman İbnu Hakim|Harice İbnu Zeyd elimden tutup beni bir kabrin üzerine oturttu ve amcam Zeyd İbnu Sabit (ra)'ten haber verdi. Buna göre, Zeyd şöyle demişti: "Kabir üzerine oturmanın mekruhluğu, onun üzerinde abdest bozanlaradır." |Buhari, Cenaiz 82, (bab başlığında muallak olarak gelmiştir.)|5485
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Taziye Hakkında|tirmizi|Ebu Berze el-Eslemi|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim çocuğunu kaybeden bir anneye taziyede bulunursa cennette ona bir bürde giydirilir." |Tirmizi, Cenaiz 74, (1076)|5486
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Taziye Hakkında|tirmizi|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim (bir belaya) maruz olana taziyede bulunursa, ona öbürünün sevabının bir misli verilir." |Tirmizi, Cenaiz 71, (1073)|5487
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Taziye Hakkında|tirmiziebu davud|Abdullah İbnu Cafer|Ca'ferin ölüm haberi geldiği zaman, Resulullah (sav): "Ca'fer ailesi için yemek yapın! Çünkü onlara, onları meşgul eden (haber) geldi!" buyurdular. |Tirmizi, Cenaiz 21, (998); Ebu Davud, Cenaiz 30, (3132)|5488
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Taziye Hakkında|muvattaebu davud|Aişe|Ölünün kemiğini kırmak, onu diri iken kırmak gibidir. [(Hz. Aişe bu sözüyle) günah cihetiyle demek istemiştir.] |Muvatta, Cenaiz 45, (1, 238); Ebu Davud, Cenaiz 64,(3207)|5489
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Taziye Hakkında|buharimüslimmuvattanesai|Ebu Katade|Bir cenaze geçirilmişti. Resulullah (sav): "Hem o istirahata kavuştu, hem de ondan istirahata kavuşuldu" buyurdular. Bunun üzerine, yanındakiler: "Ey Allah'ın Resulü, "istirahata kavuşan" ve "ondan istirahata kavuşan" kimdir, bu ne demektir?" diye sordular. Şu açıklamayı yaptı: "Mü'min kul (ölünce) dünyanın yorgunluk ve ağrılarından kurtulur. Tacir (ölünce) ondan da kullar, memleket, ağaçlar ve hayvanlar kurtulur." |Buhari, Rikak 42; Müslim, Cenaiz 61, (950); Muvatta, Cenaiz 54, (1, 241, 242); Nesai, Cenaiz 48, 49, (4, 48)|5490
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Taziye Hakkında|nesai|İbnu Amr İbni'l-As|Medine'de doğan bir adam Medine'de ölmüş idi. Resulullah (as) namazını kıldırdı, sonra da: "Keşke doğduğu yerden başka bir yerde ölseydi!" buyurdu. Oradakiler "Niçin?" diye sorunca açıkladı: "Kul doğduğu yerin dışında ölürse, cennette doğduğu yerle eserinin kesildiği (ecelinin geldiği) yerin arası mukayese edilir!" |Nesai, Cenaiz 8 (4,7)|5491
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Ölümden Sonrası Hakkında|tirmizi|Hani Mevla Osman İbnu Affan|Hz. Osman (ra), bir kabrin üzerinde durunca sakalı ıslanıncaya kadar ağlardı. Kendisine: "Cenneti ve cehennemi hatırladığın vakit ağlamıyorsun, fakat kabri hatırlayınca ağlıyorsun!" dediler. Bunun üzerine: "Çünkü Resulullah (sav)'ın şöyle söylediğini işittim: "Kabir, ahiret menzillerinin birinci menzilidir. Kişi ondan kurtulabilirse, ondan sonrakiler daha kolaydır. Ondan kurtulamazsa ondan sonrakiler bundan daha zordur, daha şediddir." Hz. Osman devamla Resulullah (sav)'ın şu sözünü de nakletti: "(Ahiret aleminden gördüğüm) manzaraların hiçbiri kabir kadar korkutucu ve ürkütücü değildi!" [Rezin şu ziyadeyi kaydetti: "Hani der ki: "Hz. Osman (ra)'ın şu beyti inşa ettiğini işittim: "Eğer ondan necat buldunsa, büyük musibetten kurtuldun. Aksi halde senin kurtulacağını hayal etmem."] |Tirmizi, Zühd 5, (2309)|5492
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Ölümden Sonrası Hakkında|tirmizi|Ali|Şu ayet ininceye kadar kabir azabından şüphelenmeye devam etmiştik. (Mealen): "Sayınızın çokluğuyla övünmek sizi oyaladı. Öyle ki, kabirleri ziyaret ettiniz." |Tirmizi, Tefsir, Tekasür, (3352)|5493
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Ölümden Sonrası Hakkında|buharimüslimnesai|Aişe|Hz. Aişe, anlattığına göre, bir Yahudi kadın, yanına girdi. Kabir azabından bahsederek: "Seni kabir azabından Allah korusun!" dedi. Aişe de Resulullah (sav)'a kabir azabından sordu. Aleyhissalatu vesselam: "Evet, kabir azabı haktır. Onlar kabirde azap çekerler, onların azabını hayvanlar işitir!" buyurdu. Hz. Aişe der ki: "Bundan sonra Aleyhissalatu vesselam'ın namaz kılıp da, namazında kabir azabından istiaze etmediğini hiç görmedim." |Buhari, Cenaiz 89; Müslim, Mesacid 123, (584); Nesai, Cenaiz 115, (4, 104, 105)|5494
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Ölümden Sonrası Hakkında|buharimüslimtirmiziebu davudnesai|İbnu Abbas|Resulullah (sav) (bir gün) iki kabre uğradı ve: "(Bunlarda yatanlar) azab çekiyorlar. Azabları da büyük bir günahtan değil" buyurdular. Sonra sözlerine şöyle devam ettiler: "Evet! Biri, nemimede (laf getirip götürmede) bulunurda. Diğeri de idrar sıçrantısına karşı korunmazdı." Aleyhissalatu vesselam sonra yaş bir hurma dalı istedi, ikiye böldü. Birini birinin üzerine dikti, birini de öbürünün üzerine dikti. Sonra da: "Belki bunlar yaş kaldıkça azapları hafifler" buyurdular. |Buhari, Vudu 65, 56, Cenaiz 82, 89, Edeb 46, 49; Müslim, Taharet 111, (292); Tirmizi, Taharet 53, (70); Ebu Davud, Taharet 11, (20, 21); Nesai, Taharet 27, (1, 28-30)|5495
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Ölümden Sonrası Hakkında|buharimüslimmuvattatirmizinesai|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizden biri ölünce, kendisine akşam ve sabah (cennet veya cehennemdeki) yeri arzedilir. Cennet ehlinden ise, (yeri) cennet ehlinin (yeridir), ateş ehlinden ise (yeri) ateş ehlinin (yeridir). Kendisine: "Allah seni kıyamet günü diriltinceye kadar senin yerin işte budur!" denilir." |Buhari, Cenaiz 90, Bed'ül-Halk 8, Rikak 42; Müslim, Cennet 65, (2866); Muvatta, Cenaiz 47, (1, 239); Tirmizi, Cenaiz 70, (1072); Nesai, Cenaiz 116, (4, 107)|5496
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Ölümden Sonrası Hakkında|müslim|Zeyd İbnu Sabit|Resulullah (sav), bizimle birlikte, Beni Neccar'a ait bir bahçede bulunduğu sırada bindiği katır, onu aniden saptırdı, nerdeyse (sırtından yere) atacaktı. Karşımızda beş veya altı kabir vardı. Aleyhissalatu vesselam: "Bu kabirlerin sahiplerini bilen var mı?" buyurdular. Bir adam: "Ben biliyorum!" deyince, (aleyhissalatu vesselam): "Ne zaman öldüler?" dedi. Adam: "Şirk devrinde" deyince Aleyhissalatu vesselam: "Bu ümmet kabirde fitneye maruz kılınacak. Eğer birbirinizi defnetmemenizden korkmasaydım şahsen işitmekte olduğum kabir azabını size de işittirmesi için Allah'a dua ederdim" buyurdular ve sonra şunları söylediler: "Kabir azabından Allah'a sığının!" Oradakiler: "Kabir azabından Allah'a sığınırız!" dediler. Aleyhissalatu vesselam: "Cehennem azabından da Allah'a sığının!" dedi. "Cehennem azabından Allah'a sığınırız" dediler. "Fitnelerin açık ve kapalı olanından Allah'a sığının!" dedi. "Açık ve kapalı her çeşit fitneden Allah'a sığınırız!" dediler. "Deccal'ın fitnesinden Allah'a sığının!" buyurdu. "Deccal'ın fıtnesinden Allah'a sığınırız!" dediler. |Müslim, Cennet 67, (2867)|5497
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Ölümden Sonrası Hakkında|buharimüslimnesai|Ebu Eyyub el-Ensari|Güneş battıktan sonra, Resulullah (sav) çıkmıştı, bir ses işitti: "Bu, kabirlerinde azab çeken Yahudiler(in sesidir)!" buyurdular. |Buhari, Cenaiz 88; Müslim, Cennet 69, (2869); Nesai, Cenaiz 114, (4, 102)|5498
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Ölümden Sonrası Hakkında|müslimnesai|Enes|Resulullah (sav) bir kabirden bir ses işitmişti: "Bu ne zaman öldü? (bileniniz var mı?)" buyurdular. "Cahiliye devrinde!" dediler. Bu cevaba sevindi ve: "Eğer birbirinizi defnetmemenizden korkmasaydım kabir azabını size de işittirmesi için dua ederdim" buyurdular. |Müslim, Cennet 68, (2868); Nesai, Cenaiz 114, (4, 102)|5499
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Ölümden Sonrası Hakkında|buharimüslimebu davudnesaitirmizi|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kul kabrine konulup, yakınları da ondan ayrılınca -ki o, geri dönenlerin ayak seslerini işitir- kendisine iki melek gelir. Onu oturtup: "Muhammed (sav) denen kimse hakkında ne diyordun?" diye sorarlar. Mü'min kimse bu soruya: "Şehadet ederim ki. O, Allah'ın kulu ve elçisidir!" diye cevap verir. Ona: "Cehennemdeki yerine bak! Allah orayı cennette bir mekana tebdil etti" denilir. (Adam bakar) her ikisini de görür. Allah da ona, kabrinden cennete bakan bir pencere açar. Eğer ölen kafir ve münafık ise (meleklerin sorusuna): "(Sorduğunuz zatı) bilmiyorum. Ben de herkesin söylediğini söylüyordum!" diye cevap verir. Kendisine: "Anlamadın ve uymadın!" denilir. Sonra kulaklarının arasına demirden bir sopa ile vurulur. (Sopanın acısıyla) öyle bir çığlık atar ki, onu (insan ve cinlerden ibaret olan) iki ağırlık dışında ona yakın olan bütün (kulak sakileri) işitir." |Buhari, Cenaiz 68, 87; Müslim, Cennet 70, (2870); Ebu Davud, Cenaiz 78, (3231); Nesai, Cenaiz 110, (4, 97, 98); Tirmizi, Cenaiz 70, (1071) (Ebu Hureyre'den)|5500
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Ölümden Sonrası Hakkında|buharimüslimtirmizi|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ölüyü, (mezarcı kadar) üç şey takip eder: Ailesi, malı ve ameli. Bunlardan ikisi geri döner, biri baki kalır: Ailesi ve malı geri döner, ameli kendisiyle baki kalır." |Buhari, Rikak 42; Müslim, Zühd 5, (2960); Tirmizi, Zühd 46, (2380)|5501
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Ölümden Sonrası Hakkında|tirmizi|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ölüp de pişman olmayan yoktur, mutlaka herkes nedamet duyar: İyi yolda olan hayrını daha çok artırmadığı için pişman olur, nedamet duyar. Kötü yolda olan da nefsini kötülükten çekip almadığına pişman olur, nedamet duyar." |Tirmizi, Zühd 59, (2405)|5502
ÖLÜM BÖLÜMÜ|Ölümden Sonrası Hakkında|müslimebu davudtirmizinesai|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir insan ölünce üç kişi hariç herkesin ameli kesilir: Sadaka-i cariyi (bırakan), veya istifade edilen bir ilim (bırakan) veya kendine dua edecek salih evlat (bırakan)." |Müslim, Vasiyyet 14, (1631); Ebu Davud, Vesaya 10, (2880); Tirmizi, Ahkam 36, (1376); Nesai, Vesaya 8, (6, 251)|5503
MESCİDLER BÖLÜMÜ|Mescid İnşa Etmenin Fazileti|buharimüslimtirmizi|Osman|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim Allah'ın rızasını talep ederek bir mescid inşa ederse, Allah ona cennette bir ev inşa eder." Bir diğer rivayette: "...Allah, onun için, cennette bir mislini inşa eder" buyrulmuştur. |Buhari, Salat 65; Müslim, Mesacid 25, (533); Tirmizi, Salat 237, (318)|5504
MESCİDLER BÖLÜMÜ|Mescid İnşa Etmenin Fazileti|ebu davudtirmizi|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ümmetimin ücreti bana arzedilip gösterildi. Öyle ki mescidden çıkarılıp atılan bir çer-çöpün sevabını bile gördüm. Ümmetimin günahı da bana arzedil(ip gösteril)di. Kişiye Kur'an'dan kendine gelen sure veya ayeti unutmasından daha büyük bir günah görmedim." |Ebu Davud, Salat, 16, (461); Tirmizi, Fezailu'l-Kur'an 19, (2917)|5505
MESCİDLER BÖLÜMÜ|Mescidlerin İnşa Edilmesi|buharimüslimebu davudnesai|Enes|Resulullah (sav) Medine'ye geldiği zaman, Medine'nin yüksek kısmında, kendilerine Beni Amr İbni Avf denen bir kabileye indi. Onların yanında ondört gece kaldı. Sonra Beni Neccar'a haber gönderdi. Onlar kılınçlarını kuşanmış olarak geldiler. Ben (şu anda) Resulullah (sav)'ı devesi üzerinde Ebu Bekr'i de terkisinde, Beni Neccar'ın ileri gelenleri etraflarını sarmış olarak görür gibiyim. Aleyhissalatu vesselam, (yükünü) Ebu Eyyub el-Ensari'nin evinin avlusuna indirdi. "Ey Beni Neccar!" buyurdular, "şu bahçenin fiyatında pazarlık edelim!" buyurdu. Onlar: "Hayır! dediler. Vallahi biz senden onun bedelini istemiyoruz, Allah'tan istiyoruz!" Bu arsada hurma ağaçları, müşriklere ait kabirler ve bazı yıkıntılar vardı. Resulullah (sav) hurma ağaçlarının kesilmesini, müşrik kabirlerinin kaldırılmasını, harabelerin de düzlenip arazinin tesviyesini emretti. Hurma kütükleri mescidin kıble tarafına (direkler halinde) dizildiler, kapının iki yanı taşla örüldü. (Bu inşaat devam ederken Müslümanlar) şu beyti terennüm ediyorlardı, Resulullah da onlara katılıyordu: "Ey Rabbimiz, ahiret hayrından başka hayır yok! Öyleyse muhacir ve ensara yardım et!" |Buhari, Salat 48, Fezailu'l-Medine 1, Büyu 41, Vesaya 27, 30, 34, Menakıbu'l-Ensar 46; Müslim, Mesacid 9, (524); Ebu Davud, Salat 12, (453, 454); Nesai, Mesacid 12, (2, 39)|5506
MESCİDLER BÖLÜMÜ|Mescidlerin İnşa Edilmesi|buhariebu davud|Abdullah İbnu Ömer|Mescid, Resulullah Aleyhissalatu vesselam zamanında kerpiçten yapılmıştı. Tavanı hurma dallarıyla örtülmüştü. Direklerini hurma kütükleri teşkil ediyordu. Hz. Ebu Bekr (ra) buna (gerek tezyin ve gerekse tevsi yönüyle) hiçbir ilave getirmedi. Hz. Ömer (ra), (enini boyunu) artırarak mescidi, Resulullah devrindeki tarz üzere [kerpiç ve hurma dallarıyla] yeniden inşa etti. Onu esaslı şekilde Hz. Osman (ra) (hem tezyin hem tevsi yönleriyle) değiştirdi ve pek çok ilavelerde bulundu. Duvarlarını nakışlı taşlarla ve kireçle inşa etti. Direklerini de nakışlanmış taşlardan yaptı. Tavanını da (pek kıymetli olan) sac ağacından yaptı. |Buhari, Salat 62; Ebu Davud, Salat 12, (451)|5507
MESCİDLER BÖLÜMÜ|Mescidlerin İnşa Edilmesi|nesai|Amr İbnu Abese|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim içerisinde Allah(ın adı) zikredilsin diye bir mescid bina ederse, Allah da ona cennette bir ev bina eder." |Nesai, Mesacid 1, (2, 31)|5508
MESCİDLER BÖLÜMÜ|Mescidlerin İnşa Edilmesi|ebu davud|Ebu'l-Velid|İbnu Ömer (ra)'e Mescid(i-Nebevi)deki çakıldan sordum. Dedi ki: "Bir gece yağmura yakalanmıştık. Yerler hep ıslandı. Kişi giysisinin içinde çakıl taşı taşıdı ve onu altına yaydı. Resulullah (sav) namazı tamamlayınca: "Bu (yaptığınız) ne iyi!" buyurdular." |Ebu Davud,Salat 15, (458)|5509
MESCİDLER BÖLÜMÜ|Mescidlerin İnşa Edilmesi|ebu davud|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "(Mesciddeki) çakıllar, kendilerini dışarı çıkaran kimsenin tekrar mescide koyması için Allah'a talebde bulunur." |Ebu Davud, Salat 15, (459)|5510
MESCİDLER BÖLÜMÜ|Mescidlerin İnşa Edilmesi|buharimüslimebu davud|Seleme İbnu'l-Ekva|Minberle duvar arasında bir koyun geçecek kadar aralık vardı. |Buhari, Salat 91, 95; Müslim, Salat 263, (509); Ebu Davud, Salat 222, (1082)|5511
MESCİDLER BÖLÜMÜ|Mescidlerin İnşa Edilmesi|buharimüslimnesai|Enes|Resulullah (sav) mescidin kıble (duvarında) balgam gördü. Bu onun ağrına gitti, kalkıp eliyle kazıdı ve: "Sizden biri namaza halkınca, Rabbine hususi hitapta bulunur veya Rabbi(nin kıblesi) kendisi ile kıblesinin arasındadır. Öyleyse hiç biriniz kıble cihetine tükürmesin, (illa tükürecekse bari) soluna veya ayağının altına tükürsün!" buyurdular. Sonra, (göstermek için) ridasının bir kenarını alıp içine tükürerek elbisesinin kenarını üst üste katladı, sonra da: "Veya şöyle yapsın!" buyurdu [ve tükrüğü katlar arasinda ovdu]. |Buhari, Salat 33, 35, 36, 39, Mevakitu's-Salat 8, el-Amel fı's-Salat 12; Müslim, Mesacid 54, (551); Nesai, Taharet 193, (1, 163), Mesacid 35, (2, 52, 53)|5512
MESCİDLER BÖLÜMÜ|Mescidlerin İnşa Edilmesi|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Mescidde tükrük hatadır, onun kefareti defnedilmesidir." |Buhari, Salat 37; Müslim, Mesacid 55, (552); Ebu Davud, Salat 22, (474, 475, 476); Tirmizi, Salat 401, (572); Nesai, Mesacid 30, (2, 50, 51)|5513
MESCİDLER BÖLÜMÜ|Mescidlerin İnşa Edilmesi|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizi||İbnu Ömer (ra), Resulullah (sav)'ın: "Birinizin hanımı mescide gitmek için izin talep ederse ona mani olmasın (izin versin)" dediğini haber vermişti. Bilal İbnu Abdillah: "Allah'a yemin olsun biz onlara mani olacağız!" dedi. Bunun üzerine Abdullah (ra), ona yaklaşıp öyle hakaretamiz söz sarfetti ki, böylesini hiç işitmedim. Sonra şunu ekledi: "Ben sana Resulullah (sav)'dan haber veriyorum; sen ise durmuş, "Vallahi mani olacağız" diyorsun!" |Buhari, Cum'a 12, Ezan 162, 166, Nikah 116; Müslim, Salat 134, (442); Muvatta, Kıble 12, (1, 197); Ebu Davud, Salat 53, (566, 567, 568); Tirmizi, Salat 400, (570)|5514
MESCİDLER BÖLÜMÜ|Mescidlerin İnşa Edilmesi|ebu davud|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kadının odasındaki namazı holündeki namazından üstündür. Mahda'ındaki namaz ise odasındaki namazından üstündür." |Ebu Davud, Salat 54, (570)|5515
MESCİDLER BÖLÜMÜ|Mescidlerin İnşa Edilmesi|ebu davud|Nafi|Nafi, İbnu Ömer (ra)'den anlatıyor: "Resulullah (sav): "Bu kapıyı kadınlara ayırsak" buyurmuştu. Nafi der ki: "İbnu Ömer (ra), ölünceye kadar o kapıdan hiç girmedi." |Ebu Davud, Salat 54, (571)|5516
MESCİDLER BÖLÜMÜ|Mescidlerin İnşa Edilmesi|müslim|Büreyde|Bir adam mescidde yitiğini ilan etti ve: "Kim kızıl deveyi gördü?" dedi. Bunu işiten Aleyhissalatu vesselam: "Bulamaz ol! Mescidler neye yarayacaksa onun için inşa edilmiştir (gayesinden başka maksadla kullanılamaz)!" buyurdular. |Müslim, Mesacid 80, (569)|5517
MESCİDLER BÖLÜMÜ|Mescidlerin İnşa Edilmesi|ebu davudtirmizinesai|Amr İbnu Şuayb an ebihi an ceddihi|Resulullah (sav) mescidde alış-veriş yapmayı, yitik ilan edilmesini, şiir okunmasını, yasakladı. Keza cuma günü namazdan önce (ilim, vaaz) halkası teşkil edilmesini de yasakladı. |Ebu Davud, Salat 220, (1079); Tirmizi, Salat 240, (322); Nesai, Mesacid 22, 23, (2, 47, 48)|5518
MESCİDLER BÖLÜMÜ|Mescidlerin İnşa Edilmesi|ebu davud|Aişe|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bu evlerin yönünü mescidden çevirin. Zira ben, mescidi ne hayızlı kadına ne de cünüb kimseye helal kılmıyorum." |Ebu Davud, Taharet 93, (232)|5519
MESCİDLER BÖLÜMÜ|Mescidlerin İnşa Edilmesi|ebu davudtirmizi|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Biriniz mescidde iken uyuklayacak olursa, bulunduğu yerden bir başka yere gidip orayı değiştirsin." |Ebu Davud, Salat 239, (1119); Tirmizi, Salat 379, (526)|5520
MESCİDLER BÖLÜMÜ|Mescidlerin İnşa Edilmesi|ebu davudtirmizi|Ka'b İbnu Ucre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Biriniz mescide gidince orada ellerini kenetlemesin, çünkü o namazdadır." |Ebu Davud, Salat 57, (562); Tirmizi, Salat 284, (386)|5521
MESCİDLER BÖLÜMÜ|Mescidlerin İnşa Edilmesi|ebu davudbuhari|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ben mescidlerin yükseltilmesiyle emrolunmadım!" İbnu Abbas (ra) der ki: "Yemin olsun! Sizler mescidlerinizi, Yahudi ve Hıristiyanlar gibi süsleyeceksiniz!" |Ebu Davud, Salat 12, (448); Buhari, Salat 62 (muallak olarak)|5522
MESCİDLER BÖLÜMÜ|Mescidlerin İnşa Edilmesi|ebu davudnesai|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Mescidler hakkında övünme olmadan kıyamet kopmaz." |Ebu Davud, Salat 12, (449); Nesai, Mesacid 2, (2, 32)|5523
MESCİDLER BÖLÜMÜ|Mescidlerin İnşa Edilmesi|nesai|Talk İbnu Ali|Resulullah (sav)'a heyet olarak yola çıktık. Gelip ona biat ettik. Onunla namaz kıldık. Kendisine, memleketimizde Ehl-i Kitaba ait mabedin olduğunu haber verdik. Abdest suyunun fazlasından bize hibede bulunmasını talep ettik. Su getirtip abdest aldı, mazmaza yaptı, sonra bunu bir kaba bizim için döktü. Dedi ki: "Haydi gidin! Memleketinize varınca (o eski) mabedinizi yıkın. Bu suyu onun yerine çileyin, orasını mescid yapın!" Biz: "Ama yerimiz uzak, hararet şiddetlidir. Bu su (buharlaşıp) kurur " dedik. Bize: "Ona bir müdd su ilave edin. O (abdest artığı) öbürünün (ilave edilen suyun) güzelliğini de artırır" buyurdular. Oradan ayrılıp memleketimize geldik. Mabedimizi yıktık. Sonra yerine o suyu çiledik, orayı kendimize mescid yaptık, içerisinde ezan okuduk. Rahibi, Tayylı bir adamdı, ezanı işitince: "Bu, hak bir davettir!" dedi. Sonra dağın sırtındaki sel yataklarından birine yöneldi. Bir daha onu görmedik." |Nesai, Mesacid (2, 38-39)|5524
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın İsmi Ve Nesebi|buhari||Buhari merhum, Aleyhissalatu vesselamın bi'setine (peygamber olarak gönderilişine) tahsis ettiği babta der ki: "O, Allah'ın elçisi Muhammed İbnu Abdillah İbni Abdilmuttalib İbnu Haşim İbni Abdi Menafibnu Kusayy, İbni Kilab İbni Mürre İbni Ka'b İbni Lüeyy İbni Galib İbni Fihr İbni Malik İbni'n-Nadr İbni Kinane İbni Huzeyme İbni Müdrike İbni İlyas İbni Mudar İbni Nizar İbni Maadd İbni Adnan'dır." |Buhari, Menakıbu'l-Ensar 28|5525
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın İsmi Ve Nesebi|müslim|Vaile İbnu'l-Eska'|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah Teala hazretleri, İsmail'in evlatları arasından Kinane'yi seçti, Kinane'den Kureyş'i seçti, Kureyş'ten Beni Haşim'i seçti. Beni Haşim'den de beni seçti." |Müslim, Fezail 1, (2276)|5526
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın İsmi Ve Nesebi|buharimüslimmuvattatirmizi|Cübeyr İbnu Mut'im|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Benim beş ismim var: Ben Muhammed'im, ben Ahmed'im, ben Allah'a benimle küfrü mahvedeceği el-Mahi (mahvedici)yim. Ben Haşir (toplayıcıyım, insanlar benim arkamda haşredilecektir. Ben Akıb (sondan gelen)im, benden sonra peygamber gelmeyecektir." |Buhari, Menakıb 17, Tefsir, Saff 1; Müslim, Fezail 125, (2354); Muvatta, Esmau'n-Nebi 1, (2, 1004); Tirmizi, Edeb 67, (2842)|5527
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın İsmi Ve Nesebi|buharinesai|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah Teala hazretleri, Kureyşlilerin şetmlerini (hakaretamiz sözlerini) ve lanetlerini benden nasıl çevirdiğine hayret etmiyor musunuz? Onlar zemmedilen birine şetmediyorlar, zemmedilen birine lanet okuyorlar, ben ise (Muhammed'im) övülmüşüm." |Buhari, Menakıb 17; Nesai, Talak 25, (6, 159)|5528
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Doğumu Ve Yaşı|tirmizi||Muttalib İbnu Abdillah İbni Kays İbnu Mahreme babası vasıtasıyla ceddinden anlattığına göre ceddi şöyle demiştir: "Ben ve Resulullah (sav) Fil yılında doğduk." |Tirmizi, Menakıb 4, (3623)|5529
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Doğumu Ve Yaşı|buharimüslimtirmizi|Aişe|Resulullah (sav) altmış üç yaşında vefat etmiştir. |Buhari, Menakıb 10; Müslim, Fezail 115, (2349); Tirmizi, Menakıb 28, (3655)|5530
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Doğumu Ve Yaşı||İbnu Abbas|Resulullah (sav) Mekke'de, kendisine vahiy geldiği durumda on üç yıl ikamet etti. Altmış üç yaşında da vefat etti. ||5531
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Doğumu Ve Yaşı|||Bir başka rivayette de şöyle demiştir: "Mekke'de ses işitir ve ışık görür olduğu halde on beş yıl ikamet etti. Bunun yedi yılında ışıktan başka bir şey görmedi, sekiz senesinde vahiy aldı. Medine'de on yıl ikamet etti. Altmış beş yaşında olduğu halde vefat etti. ||5532
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Doğumu Ve Yaşı|buharimüslimtirmizi||Sahiheyn'de gelen bir diğer rivayette şöyle demiştir: "Vahiy Aleyhissalatu vesselam'a kırk yaşında iken indirildi. Bundan sonra on üç yıl kaldı. Sonra hicretle emir olundu. O da Medine'ye hicret etti. Orada on yıl kaldı. Sonra vefat etti Aleyhissalatu vesselam." |Buhari, Megazi 85, Fezailu'l-Kur'an 1; Müslim, Fezail 117, 121, (2351, 2353); Tirmizi, Menakıb 28, (3652, 3653)|5533
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Doğumu Ve Yaşı|müslim|Enes|Resulullah (sav) altmış üç yaşında vefat etti. Hz. Ebu Bekir de altmış üç yaşında vefat etti. Hz. Ömer de altmış üç yaşında vefat etti (ra). |Müslim, Fezail 114, (2348)|5534
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Çocukları|rezin|İbnu Abbas|Kureyşliler, birbirlerine küfrün ve sapıklığın devamını tavsiye ettiler ve aralarında; "Bizim üzerinde olduğumuz şey var ya, bu, o köksüz sürgün (mesabesinde olan Muhammed)in üzerinde olduğu şeyden daha doğrudur!" dediler. Bunun üzerine, Allah Teala hazretleri Kevser suresini inzal buyurdu: "Şüphesiz ki biz sana kevseri verdik. Öyleyse Rabbin için namaz kıl ve kurban kes. Asıl arkası kesik (nesilsiz) olan, sana düşmanlık edenin ta kendisidir" (Kevser 1-3). Bundan sonra Resulullah (sav)'ın beş erkek çocuğu oldu. Dördü Hz. Hatice (ra)'den: Abdullah: Bu en büyükleri idi; Tahir -bunun Abdullah olduğu ve bunların üç tane oldukları da söylenmiştir-; Tayyib, Kasım ve Mariye'den olan İbrahim. Resulullah (sav)'ın dört tane de kızı vardı: Bunlardan Zeyneb, Ebu'l-As İbnu'r-Rebi'in nikahı altında idi. Rukiyye ve Ümmü Gülsüm: Bu ikisi, Ebu Leheb'in oğulları olan Utbe ve Uteybe'nin nikahı altında idiler. "Ebu Leheb'in iki eli kurusun ve kurudu da..." (Tebbet 1-5) vahy-i şerifi nazil olduğu zaman, Ebu Leheb oğullarına onları boşamalarını emretti. Bunun üzerine Hz. Osman önce Rukiyye ile evlendi. Rukiyye onunla birlikte Habeşistan'a hicret etti. Orada Hz. Osman'ın Abdullah adında bir oğlu dünyaya geldi. Hz. Osman ona izafeten (Ebu Abdillah diye) künye almıştı. Sonra Rukiyye (ra) vefat etti. Ondan sonra Hz. Osman Ümmü Gülsüm (ra) ile evlendi. Hz. Fatıma (ra): Bu Hz. Ali (ra)'nin nikahı altında idi. Hz, Ali'nin Fatma'dan Hasan, Hüseyin ve Muhsin adlarında üç erkek çocuğu ile Zeyneb ve Ümmü Gülsüm adlarında iki kız çocuğu dünyaya geldi. Bunlardan Zeyneb, Abdullah İbnu Ca'fer (ra)'in nikahı altında idi. Hz. Ali, Ümmü Gülsüm'ü de Hz. Ömer'e nikahlamıştır. Radıyallahu anhüm ecmain." [Rezin tahric etmiştir.] |Rezin|5535
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Çocukları|müslim|Enes|Resulullah (sav), oğlu İbrahim öldüğü zaman buyurdular ki: "O daha memede iken öldü. Onun cennette iki sütannesi var. Bunlar onun sütunu (iki yıla) tamamlayacaklar. Çünkü o benim oğlumdur." |Müslim, Fezail 63, (2316)|5536
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Sıfatları Ve Ahlakları|tirmizi|Ali|Ali'nin evladlarından Muhammed'in oğlu İbrahim anlatıyor: "Hz. Ali (ra) Resulullah (sav)'ı vasfettiğı zaman şöyle derdi: "Resulu-i Ekrem (sav) efendimiz çok uzun boylu olmadığı gibi, (azaları) birbirine girmiş kısa boylu da değildi, orta boylu bir insandı. Saçları kıvırcık değildi, düz de değildi, dalgalıydı. Şişman değildi, yuvarlak yüzlü de değildi, yanakları uzuncaydı. Rengi kırmızıya çalan, beyazdı. Gözleri siyah ve kirpikleri uzundu, goğsünde göbeğine kadar inen kıldan bir hat vardı. El ve ayaklarının parmakları kalıncaydı. Eklem yerleri ve iki küreğin birleşme yeri olan omurga iri idi. Bir tarafa dönünce (sadece başını çevirmez) bütün vücudunu çevirirdi. Yürüyünce, yamaçtan iniyormuşcasına öne meylederek yürürdü. İki omuzu arasında peygamberlik mührü vardı. O, peygamberlerin mührü (sonuncusu) idi. İnsanlann en iyi kalplisi, en şecaatlisi ve en doğru sözlüsü idi. O ahlakça herkesten yüce, muaşere yönüyle de en geçimlisi idi. Onu aniden gören ondan heybet duyardı; bilerek beraber olan, kalpten severdi. Onu vasfeden şöyle derdi: "Ben ne O'ndan önce, ne de O'ndan sonra O'nun gibisini görmedim." Resul-i Ekrem çabuk konuşmazdı; her işitenin anlayacağı şekilde teker teker konuşurdu." |Tirmizi, Menakıb 19, (3642)|5537
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Sıfatları Ve Ahlakları|buharimüslimebu davudibnu mace|İbnu Abbas|Ehl-i Kitap saçlarını düz salınmaya bırakırlar, müşrikler de ayırırlardı. Resulullah (sav) ise (vahiy yoluyla) emredilmediği hususlarda Ehl-i Kitab'a uygun hareket etmekten hoşlanırdı. Bu sebeple saçını alnından serbest bıraktı. Bilahare (bütün müşrikler Müslüman olduktan sonra) saçlarını (alnından) ayırdı. |Buhari, Libas 70, Menakıb 23, Fezailu'l-Ashab 52; Müslim, Fezail 90, (2336); Ebu Davud, Tereccül 10, (4188); İbnu Mace, Libas 36, (3632)|5538
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Sıfatları Ve Ahlakları|müslim|Enes|Anlattığına göre, "Resulullah (sav)'a saçındaki aklardan sorulunca (Enes) şöyle cevap vermiştir: "Allah O'nu, beyazla çirkinleştirmemiştir." Bir rivayette de şöyle demiştir: "O, kişinin başında ve sakalında bulunan beyazları yolmasını mekruh addederdi. Ve [Enes (ra)]: "Resulullah (sav) saçlarını boyamadı. Beyaz kıl (onda nadirdi ve sadece) alt dudağında, şakaklarında ve başında bir nebzecik vardı" derdi. |Müslim, Fezail 104,105, (2341)|5539
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Sıfatları Ve Ahlakları|buharimüslim|Ebu Cuhayfe|Resulullah (sav)'ı gördüm, sadece alt dudağında yani anfetesinde beyaz gördüm. |Buhari, Menakıb 23; Müslim, Fezail 106, (2342)|5540
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Sıfatları Ve Ahlakları|müslim|Enes|Resulullah (sav)'ı, berber onu tıraş ederken gördüm. Ashabı etrafını çevirmişti. Aleyhissalatu vesselam'ın tek kılının yere düşmesini istemiyorlar, birinin eline düşsün istiyorlardı. |Müslim, Fezail 75, (2325)|5541
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Peygamberlik Mührü Ve Muteferrik Hadisler|müslim|Abdullah İbnu Sercis|Resulullah (sav) ile birlikte ekmek ve et yedim ve: "Ey Allah'ın Resulü! Allah seni mağfiret buyursun!" dedim. Bana: "Seni de!" diye karşılıkta bulundu. Ravi der ki: "(İbnu Sercis'e): "Resulullah sana istiğfarda mı bulundu?" diye soruldu. O: "Evet, "Seni de!" de dedi" diye cevap verdi ve sonra şu ayeti okudu. (Mealen): "Kendi günahın için de, mü'min erkek ve mü'min kadınlar için de Allah'tan af diIe..." (Muhammed 19). İbnu Sercis devamla dedi ki: "Sonra etrafında döndüm, iki omuzu arasında peygamberlik mührünü gördüm. Sol kürek kemiğinin geniş tarafında idi, yumruk gibi ve üzerinde siğiller emsali benler vardı." |Müslim, Fezail 112, (2346)|5542
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Peygamberlik Mührü Ve Muteferrik Hadisler|tirmizi|Cabir İbnu Semüre|Resulullah (sav)'ın peygamberlik mührü, iki omuzu arasında idi. Tıpkı bir güvercin yumurtası büyüklüğünde kırmızı bir yumru (gudde = bez) idi. |Tirmizi, 42, (3647)|5543
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Peygamberlik Mührü Ve Muteferrik Hadisler|tirmizi|Ebu Hureyre|Ben Resulullah (sav)'dan daha güzelini hiç görmedim. Sanki güneş mübarek yüzlerinde yürüyor gibiydi. Yürürken Resulullah (sav)'dan daha hızlı yürüyen kimse de görmedim. Sanki yer O'nun ayağı altında duruluyor gibiydi. Biz O'nunla beraber yürürken kendimizi zorlardık. O ise, aldırmazdı. |Tirmizi, Menakıb 26, (3650)|5544
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Peygamberlik Mührü Ve Muteferrik Hadisler|buharimüslimtirmiziebu davud|Aişe|Resulullah (sav) konuşurken (ağır ağır konuşurdu. Öyle ki) eğer biri çıkıp, kelimeleri saymak istese sayardı. O, sözü sizin gibi peş peşe getirmezdi. |Buhari, Menakıb 23; Müslim, Fezailu's-Sahabe 19, (2493), Zühd 71; Tirmizi, Menakıb 20, (3643); Ebu Davud, İlm 7, (3654, 3655)|5545
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Peygamberlik Mührü Ve Muteferrik Hadisler|tirmizi|Enes|Resulullah (sav), söylediği bellensin diye kelamını üç kere tekrar ederdi. |Tirmizi, Menakıb 21, (3644)|5546
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Peygamberlik Mührü Ve Muteferrik Hadisler|ebu davud|Abdullah İbnu Selam|Resulullah (sav), oturup konuştuğu zaman, (vahiy bekleyerek veya Mele-i A'la'ya iştiyak duyarak) çok sık nazarını semaya çevirirdi. |Ebu Davud, Edeb 21, (4837)|5547
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Peygamberlik Mührü Ve Muteferrik Hadisler|buharimüslimnesai|Enes|(Annem) Ümmü Süleym, Resulullah (sav) için yere bir post serer, O da üzerinde kaylule (öğle uykusu) kestiridi. Aleyhissalatu vesselam uyanınca annem O'nun terini ve kıllarını toplardı. Bunlan bir şişede toplar, sonra onu sürünme maddesine katardı. [Ravi devamla der ki: "Hz. Enes (ra) muhtazar (can çekişme halinde) olunca kefenine sürülecek hanuta bundan katılmasını vasiyet etti."] |Buhari, İsti'zan 41; Müslim, Fezail 84, (2331); Nesai, Zinet 119, (8,218)|5548
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Peygamberlik Mührü Ve Muteferrik Hadisler||Enes|Medine'de bir panik olmuştu. Resulullah (sav), Ebu Talha (ra)'dan el-Mendub denen (ağır yürüyüşlü) atını istiareten aldı ve bindi. Dönüşünde: "Bir şey görmedik. Ancak atı çok hızlı bulduk" buyurdu." ||5549
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Peygamberlik Mührü Ve Muteferrik Hadisler|buharimüslimebu davudtirmizi||Bir başka rivayette şöyle gelmiştir: "Resulullah (sav) insanların en iyisi, en cömerdi ve en şecaatlisi idi. Nitekim bir gece, Medine halkı umumi bir korku yaşamıştı. Halk (korkusunun kaynağı olan) sesin geldiği tarafa yöneldi. Resulullah (sav) ise, herkesten önce o cihete gitmiş, haberi tahkik etmiş ve geri dönmüştü, onları yarı yolda karşıladı. Ebu Talha (ra)'nın çıplak atı üzerinde idi. Boynunda kılıncı asılıydı. Şöyle diyordu: "Korkulacak bir şey yok, korkulacak bir şey yok." Sonra, "Bu atı pek hızlı bulduk" dedi. Halbuki at, ağır yürürdü. |Buhari, Cihad 46, 82; Müslim, Fezail 48, (2307); Ebu Davud, Edeb 87, (4988); Tirmizi, Cihad 14, (1685)|5550
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Peygamberlik Mührü Ve Muteferrik Hadisler|buharimüslimmuvattaebu davud|Aişe|Resulullah (sav) iki iş arasında muhayyer bırakılırsa, mutlaka en kolayını tercih ederdi. Yeter ki bu günah olmasın. Eğer bir iş günah idiyse, günaha karşı insanın en uzak duranı idi. Aleyhissalatu vesselam kendisi için hiç intikam aramadı. Ama Allah'ın bir haramı ihlal edilince o zaman Allah için intikam alirdı. |Buhari, Menakıb 234, Edeb 80, Hudud 10, 42; Müslim, Fezail 77, (2327); Muvatta, Husnü'l-Hulk 2, (2, 903); Ebu Davud, Edeb 5, (4785)|5551
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Peygamberlik Mührü Ve Muteferrik Hadisler|müslim|Cabir İbnu Semüre|Resulullah (sav)'la birlikte ilk namazı kıldım. Sonra Aleyhissalatu vesselam ehline gitti. Onunla ben de çıktım. Onu bir kısım çocuklar karşıladı. Derken onların yanaklarını bir bir okşamaya başladı. Benim yanağımı da okşadı. Elinde bir serinlik ve hoş bir koku hissettim. Elini sanki attar havanından çıkarmış gibiydi. |Müslim, Fezail 80, (2329)|5552
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Peygamberlik Mührü Ve Muteferrik Hadisler|nesai|İbnu Ebi Evfa|Resulullah (sav), zikri çok yapar, lağvı (hoş sözü) de az yapardı, namazı uzatırdı, hutbeyi de kısa yapardı. Dul ve miskinlerle beraber yürümekten ar duymazdı, onları ihtiyaçlarını mutlak yerine getirirdi. |Nesai, Cuma 31, (3, 109)|5553
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Peygamberlik Mührü Ve Muteferrik Hadisler|buhari|Enes|Resulullah (sav)'la birlikte yürüdüm. Üzerinde kenarı sert necrani bir hırka vardı. Ona bir bedevi arkadan yetişerek hırkadan tutup şiddetle çekti. Boynunun derisine baktığımızda şiddetle çekilen hırkanın kenarının zedeleyip iz bıraktığını gördüm. Bedevi: "Ey Muhammed! Yanındaki Allah'ın malından bana da verilmesini emret" dedi. Aleyhissalatu vesselam ona yönelik baktı ve güldü. Sonra da bir ihsanda bulunulmasını emretti. |Buhari, Libas 18, Humus 19, Edeb 68)|5554
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Peygamberlik Mührü Ve Muteferrik Hadisler|müslim|Enes|Resulullah (sav) sabah namazını kılınca, Medine'nin hizmetçileri ellerinde su bulunan kaplar olduğu halde kendisine gelirlerdi. Aleyhissalatu vesselam da hiçbirini ihmal etmeden kaplara elini batırırdı. Bazan sabahları hava soğuk olurdu. Aleyhissalatu vesselam yine de elini suya batırırdı. |Müslim, Fezail 74, (2324)|5555
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Alametleri|tirmizirezin|Ali|Babam anlatmış ve demişti ki: "Kureyş büyüklerinden bir grupla Şam'a gitmiştik; beraberimde Muhammed (sav) de vardı. Yolda bir rahib(in manastırın)a yaklaştık ve yakınına konakladık. Develerimizi çözmüştük ki rahib yanımıza geldi. Daha önceki gelişlerimizde yanımıza hiç uğramamıştı. Aramızda dolaşmaya başladı ve Muhammed'i (bulup) elinden tuttu ve: "Bu alemlerin efendisidir!" dedi. Kureyş büyükleri ona: "Bu söylediğini nereden biliyorsun?" diye sordular. Adam: "Ben onun sıfat ve evsafını bize indirilen kitapta bulmuşum! Nitekim siz yaklaştığınız zaman, O'na secde etmedik ne taş, ne ağaç kaldı, hepsi de secde ettiler. Bu cansız şeyler ancak bir peygambere secde ederler. Ben O'nu ayrıca peygamberlik mührüyle de biliyorum, bu mühür omuz başındaki düz kemiğin baş kısmının aşağısında bulunur, elma büyüklüğündedir" dedi. Sonra bizden ayrıldı, yemek hazırlayıp getirdi. Muhammed o sırada, develeri gözetliyordu. Yanımıza geldiğinde üzerinde ona gölge yapan bir bulut vardı. Yaklaşınca, halkın kendinden önce ağacın gölgesini kaptıklarını gördü. O da güneşte oturdu. Ağacın gölgesi, üzerine meyletti, onlar güneşte kaldılar. Rahib: "Bakın, ağacın gölgesi O'nun üzerine meyletti" dedi. Rahib onların yanında iken, bu çocuğu Allah aşkına Rum (diyarın)a götürmeyin diye ricada bulundu ve: "Eğer O'nu götürürseniz, taşıdığı sıfatlarıyla O'nu tanırlar ve öldürürler" dedi. O, bu hususta Allah'ın adını vererek onlara ricada bulunurken, yan tarafına bir göz attı. Manastırına doğru gelen yedi rum gördü. Onları karşıladı ve: "Niye geldiniz?" dedi. "Rahiplerimiz bize Araplar arasında çıkacak bir peygamberin bu ayda memleketimize doğru gelmekte olduğunu söylediler. (Buralara giriş sağlayan) her yola bir grup insan çıkarıldı. Biz de senin su yoluna gönderildik" dediler. Rahip: "Sizden daha hayırlı birini geride bıraktınız mı?" dedi. Onlar: "O şahsın senin yolunun üzerinde olduğu bize haber verildi!" dediler. Rahip: "Allah'ın icra etmek istediği bir iş hakkında ne dersiniz, insanlardan bunu geri çevirebilecek biri var mı?" diye sordu. Onlar: "Hayır!" dediler. Rahip: "Öyleyse şu kimseye biat edin. Zira bu , gerçek peygamberdir" dedi. Onlar da ona biat ettiler, rahiple birlikte orada kaldılar. Sonra rahip bize döndü, ve: "Allah için söyleyin, bunun velisi kim?" dedi. Beni kastederek: "Şu" dediler. Rahib bana hususi şekilde, geri dönmemiz için ricada bulundu. Ben de O'nu içlerinde, Hz. Ebu Bekr'in gönderdiği, Bilal'in de bulunduğu bir grup kimse ile geri çevirdim. Rahip O'na kek ve zeytinyağından azık koydu." [Bu rivayeti Tirmizi, (Menakıb 5, (3624) Ebu Musa el-Eş'arî (ra)'den tahric etmiştir. Rivayete: "Ebu Talib Şam için yola çıktı..." diye başlar ve yukarıda kaydedildiği şekilde zikreder. Yukarıdaki metni Rezin, Hz. Ali (ra)'nin babasından rivayet olarak, kaydedilen elfazla tahric etmiştir.] |Tirmizi, (Menakıb 5, (3624); Rezin|5557
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Alametleri|buhari|Ata İbnu Yesar|Abdullah İbnu Amr İbni'l-As (ra)'a rastladım ve: "Resulullah (sav)'ın Tevrat'ta zikredilen vasıflarını bana söyle" dedim. Bunun üzerine hemen: "Pekala dedi ve devam etti: Allah'a yemin olsun! O, Kur'an'da geçen bazı sıfatlarıyla Tevrat'ta da mevsuftur (ve şöyle denmiştir): "Ey Peygamber, biz seni insanlara şahid, müjdeleyici ve korkutucu (Ahzab 45) ve ümmiler için de koruyucu olarak gönderdik. Sen benim kulum ve elçimsin. Ben seni mütevekkil diye tesmiye ettim. O, ne katı kalpli, ne de kaba biri değildir. Çarşı pazarda rastgele bağırıp çağırmaz. Kötülüğü kötülükle kaldırmaz, bilakis affeder, bağışlar. Allah, bozulmuş dini onunla tam olarak ikame etmeden onunla kör gözleri, sağır kulakları, paslanmış kalpleri açmadan onun ruhunu kabzetmez." |Buhari, Büyu 50, Tefsir, Feth 3|5558
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Alametleri|tirmizi|Abdullah İbnu Selam|Tevrat'ta Hz. Muhammed (sav)'in sıfatı ve İsa ibnu Meryem'in de O'nunla birlikte defnedileceği yazılıdır. Ebu Mevdud el-Medeni der ki: (Resulullah'ın kabrinin bulunduğu) hücrede bir kabir yeri var." |Tirmizi, Menakıb 3, (3621)|5559
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Alametleri|ebu davud|Ebu Musa|Habeşistan'ın sahibi (kralı) Necaşi merhumu işittim, demişti ki: "Ben şehadet ederim ki Muhammed Allah'ın resulüdür. O, Hz. İsa (as)'nın geleceğini müjdelediği zattır. Eğer ben, şu saltanatın başında olmasaydım ve üzerimdeki insanlarla ilgili yük bulunmasaydı onun ayakkabılarını taşımak üzere yanına giderdim." |Ebu Davud, Cenaiz 62, (3205)|5560
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Alametleri|buharimüslimtirmizi|İbnu Abbas|Bana Ebu Süfyan İbnu Harb anlattı ve dedi ki: "Resulullah (sav) ile aramızda sulh(-u Hudeybiye) olduğu bir sırada Şam'a gitmiştim. Ben orada iken, Herakliyus'a, Resulullah (sav)'dan bir mektup getirildi. Mektubu Dıhyetu'l-Kelbi getirmişti. Onu Busra emirine teslim etti. O da, Rum Kralı Herakliyus'a ulaştırdı. Herakliyus: "Peygamber olduğunu zanneden şu adamın kavminden buralarda birileri var mı?" diye sordu. Ona "evet var!" dediler ve ben bir grup Kureyşliyle birlikte çağırıldım. Yanına girdik. Bizi önüne oturttu. "Ona nesebce en yakın olan kimdir?" dedi. Ben atıldım: "Benim!" dedim. Bunun üzerine beni, arkadaşlarım arkamda kalacak şekilde önüne oturttu. Sonra tercümanını getirtti. "Şunlara söyle, ben şuna, o peygamber olduğunu zanneden kimse hakkında soracağım. Eğer cevaplarında bana yalan söylemeye kalkarsa, onu tekzib etsinler!" dedi. Ebu Süfyan der ki: "Allah'a yemin olsun. Eğer yalanım, aleyhime tesir hasıl eder korkusu olmasaydı, cevaplarım sırasında yalan söylerdim. Sonra Herakliyus, tercümanına: "Sor şuna! O zatın aranızdaki nesebi nasıldır?" dedi. Ben: "O, aramızda asil bir nesebe sahiptir" dedim. O tekrar sordu: "Onun ecdadı arasında kral var mı?" "Yok!" dedim. "Siz onu bu iddiasından önce hiç yalanla itham ettiniz mi?" dedi. Ben: "Hayır!" dedim. "Ona insanların eşraf takımı mı tabi oluyor, zayıflar takımı mı?" dedi. "Zayıflar takımı!" dedim. "Artıyorlar mı azalıyorlar mı?" dedi. Ben: "Eksilmiyorlar, bilakis artıyorlar" dedim. O tekrar sordu: "Dine girdikten sonra hoşnutsuzlukla dininden vazgeçen, irtidad eden oldu mu?" "Hayır!" dedim. "Onunla hiç savaştınız mı?" dedi. Ben: "Evet!" dedim. "Onunla savaşınız nasıl oldu?" dedi. "Harb onunla bizim aramızda münavebeli oldu. O bize karşı kazandı, biz de ona karşı kazandık!" dedim. "Verdiği sözden caydığı oldu mu?" dedi. "Hayır! Ancak, aramızda bir sulh var, bu esnada ne yapacak bilmiyoruz!" dedim. Ebu Süfyan der ki: "Allah'a yemin olsun o konuşmamız esnasında, (aleyhte) bundan başka bir şey söyleme imkanı bulamadım." Herakliyus sormaya devam etti: "Muhammed'den önce bu sözü söyleyen bir başkası var mıydı?" dedi. "Hayır!" dedim. Bunun üzerine tercümanına: "Söyle ona! Ben sana "aranızdaki nesebi" nden sordum, sen onun asaletli biri olduğunu söyledin, işte peygamberler de böyledir, hep kavimleri arasında neseb sahiplerinden gönderilirler. Ben sana "ecdadı içinde kral var mı?" diye sordum "yok!" dedin. Ben de "eğer ecdadı arasında bir kral olsaydı bu ecdadının kraliyetini arayan bir adam" diyecektim. Ben, "O'na tabi olanlar"dan sordum: "Cemiyetin zayıf takımı mı yoksa eşraf kesimi mi?" diye. Sen "zayıflar!" dedin. Peygamberlere tabi olanlar işte bunlardır. Ben sana "bu iddasından önce onu hiç yalanla itham ettiniz mi?" diye sordum, sen "hayır!" dedin. Böylece anladım ki o, ne insanlara ne de Allah'a yalan söyleyecek biri değildir. Ben sana "dine girdikten sonra, hoşnut olmayarak dininden dönen oldu mu?" diye sordum, sen "hayır!" dedin, iman böyledir, onun neşesi kalplere bir girdi mi, bir daha solmaz. Ben senden "onlar artıyorlar mı, eksiliyorlar mı?" diye sordum, sen arttıklarını söyledin, iman işi böyledir, tamamlanıncaya kadar artarlar. Ben sana "onlarla savaştınız mı?" diye sordum, sen savaştığınızı, savaşın aranızda münavebeli cereyan ettiğini, onların size, sizin de onlara galebe çaldığınızı söyledin. Peygamberler de böyledir, imtihandan geçirilir, sonunda akibet onların olur. Ben sana "verdiği sözden döndüğü olur mu?" dedim, sen olmadığını söyledin. Peygamberler de böyledir, sözlerinden dönmezler. Ben, "bu iddayı ondan önce söyleyen oldu mu?" diye sordum. Sen "hayır!" dedin. Ben "Eğer bu sözü ondan önce biri söylemiş olsaydı, 'bu adam, kendinden önce söylenmiş bir sözü tamamlamaya çalışan birisi' diyecektim." Herakliyus sonra: "Size ne emrediyor?" diye tekrar soru sordu. Biz: "Namaz, zekat, sıla-i rahim ve iffet" dedik. Bunun üzerine Herakliyus dedi ki: "Eğer, senin söylediklerin gerçekse, O peygamberdir! Ben onun çıkacağını biliyordum. Ancak sizin aranızdan çıkacağını zannetmiyordum. Eğer, O'na kavuşabileceğimden emin olsam karşılaşmayı çok isterdim. Yanında olsaydım, ayaklarına su dökerdim. O'nun hakimiyeti, ayaklarımın altında olan şu diyarlara kadar uzanacaktır." Sonra Resulullah (sav)'ın mektubunu getirtti ve okuttu. Şöyle diyordu: "Bismillahirrahmanirrahim. Allah'ın elçisi Muhammed'den Rum'un büyüğü Herakliyus'a. Selam hidayete tabi olanlara olsun. Emma ba'd! Seni İslam'a çağırıyorum. İslam'a gir, selameti bul! Allah da ecrini iki kat versin. Yüz çevirirsen, bütün tebeanın günahı üzerine olsun. "Ey Ehl-i Kitap! Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze gelin: Allah'tan başkasına ibadet etmeyelim. Ona hiçbir şeyi ortak koşmayalım, Allah'ı bırakıp da birbirimizi Rabb edinmeyelim. Eğer onlar yüz çevirirse siz deyin ki: "Şahit olun, biz Müslümanlarız" (Al-i İmran 64). Herakliyus, mektubun okunuşunu tamamlayınca, yanında sesler yükseldi ve gürültüler arttı. Bize emretti, çıkarıldık. Ben arkadaşlarıma: "İbnu Ebi Kebşe'nin işi ciddidir. Şu Beni Asfer'in (Rumların) kralı ondan korkuyor!" dedim. Allah İslamı bana nasib edinceye kadar onun galip geleceği inancım taşıdım. Herakliyus, ileri gelen cemaatini hep davet etti, kendine ait sarayların birinde toplandılar. Onlara: "Ey Rum cemaati! Ebedi bir kurtuluşunuz ve şu saltanatınızın bekasına ne dersiniz?" dedi. Bunun üzerine, hep birden vahşi eşekler gibi ürküp kapılara koştular. Ancak hepsini kapatılmış buldular. Herakliyus onları geri çağırdı. "Ben sizin dindeki salabetinizi imtihan ettim. Sizde gördüğüm durum hoşuma gitti!" dedi. Bunun üzerine, ona secde ettiler ve ondan razı oldular." |Buhari, Bed'ü'l-Vahy 1, İman 37, Şehadat 28, Cihad 11, 99, 102, 122, Cizye 13, Tefsir Al-i İmran 4, Edeb 8, İsti'zan 24, Ahkam 40; Müslim, Cihad 73, (1773); Tirmizi, İsti'zan 24, (2718)|5561
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Alametleri|tirmizi|İbnu Abbas|Cinler semaya yükselip, orada vahyi dinliyorlardı. Bir tek kelime işitince, ona doksan dokuz tane de (kendilerinden) ilave ediyorlardı. O tek kelime hak, ilave edilenler batıldı. Resulullah (sav) gönderilince, semadaki yerlerine yükselmeleri şihablarla (göktaşları) önlendi. Bundan önce gökte şihablar (bu kadar çok) atılmazdı. İblis onlara: "Nedir bu? Herhalde mühim bir hadise var!" dedi. Askerlerini gönderdi. Onlar Resulullah (sav)'ı Mekke'de iki dağın arasında namaz kılyor buldular, İblis'e tekrar dönüp gördüklerini haber verdiler. O da: "Arzda meydana gelen hadise işte bu! (Sizin semadan haber almanız bu sebeple engelleniyor)" dedi. |Tirmizi, Tefsir, Cin (3321)|5562
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Vahyin Başlangıcı|buharimüslimtirmizi|Aişe|Resulullah (sav)'a vahiy olarak ilk başlayan şey uykuda gördüğü salih rüyalar idi. Rüyada her ne görürse, sabah aydınlığı gibi aynen vukua geliyordu. (Bu esnada) ona yalnızlık sevdirilmişti. Hira mağarasına çekilip orada, ailesine dönmeksizin birkaç gece tek başına kalıp, tahannüsde bulunuyordu. -Tahannüs ibadette bulunma demektir.- Bu maksadla yanına azık alıyor, azığı tükenince Hz. Hatice (ra)'ye dönüyor, yine aynı şekilde azık alıp tekrar gidiyordu. Bu hal, kendisine Hira mağarasında Hak gelinceye kadar devam etti. Bir gün ona melek gelip: "Oku!" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Ben okuma bilmiyorum!" cevabını verdi. (Aleyhissalatu vesselam hadisenin gerisini şöyle anlatıyor: "Ben okuma bilmiyorum deyince) melek beni tutup kucakladı, takatim kesilinceye kadar sıktı. Sonra bıraktı. Tekrar: "Oku!" dedi. Ben tekrar: "Okuma bilmiyorum!" dedim. Beni ikinci defa kucaklayıp takatim kesilinceye kadar sıktı. Sonra tekrar bıraktı ve "Oku!" dedi. Ben yine: "Okuma bilmiyorum!" dedim. Beni tekrar alıp, üçüncü sefer takatim kesilinceye kadar sıktı. Sonra bıraktı ve: "Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı bir kan pıhtısından yarattı. Oku, Rabbin kerimdir, o kalemle öğretti, insana bilmediğini öğretti" (Alak 1-5) dedi." Resulullah (sav) bu vahiyleri öğrenmiş olarak döndü. Kalbinde bir titreme (bir korku) vardı. Hatice'nin yanına geldi ve: "Beni örtün, beni örtün!" buyurdu. Onu örttüler. Korku gidinceye kadar öyle kaldı. (Sükunete erince) Hz. Hatice (ra)'ye başından geçenleri anlattı ve; "Nefsim hususunda korktum!" dedi. Hz. Hatice de: "Asla korkma! Vallahi Allah seni ebediyen rüsvay etmeyecektir. Zira sen, sıla-i rahimde bulunursun, doğru konuşursun, işini göremeyenlerin yükünü taşırsın. Fakire kazandırırsın, misafire ikram edersin, Hak yolunda zuhur eden hadiseler karşısında (halka) yardım edersin!" dedi. Sonra Hz. Hatice, Aleyhissalatu vesselam'ı alıp Varaka İbnu Nevfel İbnu Esed İbnu Abdi'l-Uzza İbni Kusay'a götürdü. Bu zat, Hz. Hatice'nin amcasının oğlu idi. Cahiliye devrinde Hıristiyan olmuş bir kimseydi. İbranice (okuma) yazma bilirdi. İncil'den, Allah'ın dilediği kadarını İbranice olarak yazmıştı. Gözleri ama olmuş yaşlı bir ihtiyardı. Hz. Hatice kendisine: "Ey amcaoğlu! Kardeşinin oğlunu bir dinle, ne söylüyor!" dedi. Varaka Aleyhissalatu vesselam'a: "Ey kardeşim oğlu! Neler de görüyorsun?" diye sordu. Aleyhissalatu vesselam gördüklerini anlattı. Varaka da O'na: "Bu gördüğün melektir. O, Hz. Musa'ya da inmiştir. Keşke ben genç olsaydım (da sana yardım etseydim); keşke, kavmin seni sürüp çıkardıkları vakit hayatta olsaydım!" dedi. Resulullah (sav): "Onlar beni buradan sürüp çıkaracaklar mı?" diye sordu. Varaka: "Senin getirdiğin gibi bir din getiren hiç kimse yok ki, ona husumet edilmemiş olsun! O gününü görürsem, sana müessir yardımda bulunurum!" dedi. Ancak çok geçmeden Varaka vefat etti ve vahiy de fetrete girdi (kesildi). |Buhari, Bed'ü'l-Vahy, Enbiya 21, Tefsir, Alak Tabir 1; Müslim, İman 252, (160); Tirmizi, Menakıb 13, (3636)|5563
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Vahyin Başlangıcı|buharimüslim|Yahya İbnu Ebi Kesir|Ebu Seleme İbnu Abdirrahman'a Kur'an'dan ilk inenin ne olduğunu sordum. "Ya eyyühe'l-Müddessir (ey örtüsüne bürünmüş)! (suresi)dir!" dedi. Ben; "İyi ama, başkaları ilk inenin İkra' bismi Rabbikellezi halak (süresidir). diyorlar" dedim. Bunun üzerine Ebu Seleme: "Ben bu hususta Hz. Cabir (ra)'e sormuştum. O bana; "Sana, Resulullah Aleyhissalatu vesselam'ın söylediğinden başka bir şey söylemeyeceğim, Aleyhissalatu vesselam: "Bir ay kadar Hira magarasına mücavir oldum (itikafa girdim). Mücaveretimi (itikafımı) tamamlayınca, dağdan indim. Derken bana bir seslenen oldu. Sağıma baktım, hiçbir şey görmedim. Soluma baktım, yine bir şey görmedim. Arkama baktım bir şey görmedim. Derken başımı kaldırdım, bir şey gördüm, ama (bakmaya) dayanamadım. Hemen Hatice'nin yanına geldim: "Beni örtün!" dedim. Derken şu ayetler nazil oldu. (Mealen): "Ey örtüsüne bürünen! Kalk! (insanları ahiretle) korkut! Rabbini büyükle, elbiseni temizle. Pislikten kaçın.." (Müddessir suresi). Bu vahiy namaz farz kılınmazdan önceydi." |Buhari, Bed'ü'l-Vahy, Bed'ül-Halk 6, Tefsir, Müddessir, Tefsir, Alak, Edeh 118; Müslim, İman 257, (161)|5564
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Vahyin Başlangıcı|tirmizi|Ömer|Resulullah (sav)'a vahiy indiği zaman, yüzünün yakınlarında arı uğultusu gibi bir ses işitilirdi. Bir gün, O'na vahiy indirildi. Bir müddet öyle kaldı. Sonra o hal açıldı. O da Mü'minun suresinden ilk on ayeti okudu: "Mü'minler kurtuluşa ermiş, umduklarına kavuşmuşlardır. Onlar namazlarını Allah'tan korkarak, hürmet ve tevazu içinde ve tadil-i erkan ile kılarlar. Onlar dünya ve ahiretlerine faydası dokunmayan her türlü şeyden yüz çevirirler. Onlar nail oldukları her türlü nimetin zekatını aksatmadan verirler. Onlar namuslarını korurlar. Ancak hanımlarına ve cariyelerine karşı müstesna, bunlarla olan yakınlıklarından dolayı kınanmazlar. Kim helal sınırını aşarak bunların ötesine geçmek isterse, işte öyleleri haddini aşmış olanlardır. O mü'minler ki, Allah'a ve kullara karşı olan emanet ve mesuliyetlerini yerine getirirler ve sözlerinde dururlar. Onlar namazlarını devamlı olarak, vaktinde ve şartlarına riayet ederek kılarlar, işte onlar varislerin ta kendileridir. Onlar Firdevs cennetine varis olurlar. Onlar orada ebedi olarak kalacaklardır" (Mü'minun, 1-11). Arkadan dedi ki: "Kim bu on ayeti yerine getirirse cennete girer." Sonra kıbleye yöneldi ve ellerini kaldırıp: "Allahım (hayrımızı) artır, bizi (iyilik yönüyle) noksanlaştırma. Bize ikram et, zillete düşürme. Bize ihsanda bulun, mahrum etme. Bizi tercih et, (düşmanlarımızı) bize tercih etme. Allahım, bizi razı kıl, bizden de razı ol!" buyurdular. |Tirmizi, Tefsir, Mü'minun, (3172)|5565
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Vahyin Başlangıcı|buhari|İbnu Abbas|Resulullah (sav)'a inen en son ayet Riba ayetidir. |Buhari, Bakara 53|5566
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Vahyin Başlangıcı|ebu davudtirmizi|Cabir|Resulullah (sav), hacc mevsiminde vakfe mahallinde kendini hacılara arzediyor: "Beni kavmine götürecek bir kimse yok mu? Kureyş, Rabbimin kelamını tebliğ etmeme mani oldu" diyordu. |Ebu Davud, Sünnet 22, (4734); Tirmizi, Sevabu'l-Kur'an 24, (2926)|5567
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|İsra Hakkında|buharimüslimtirmizinesai|Enes|Enes (ra) Malik İbnu Sa'saa (ra)'dan naklen anlatıyor: "Resulullah (sav) onlara, Mirac'a götürüldüğü geceden anlatarak demiştir ki, "Ben Ka'be'nin avlusundan Hatim kısınında -belki de Hıcr'da demişti- yatıyordum, -bir rivayette şu ziyade var: Uyku ile uyanıklık arasında idim- Derken bana biri geldi, şuradan şuraya kadar (göğsümü) yardı. -Bu sözüyle boğaz çukurundan kıl biten yere kadar olan kısmı kasdetti.- Kalbimi çıkardı. Sonra bana, içerisi imanla [ve hikmetle] dolu, altından bir kap getirildi. Kalbim [çıkarılıp su ve zemzem ile] yıkandı. Sonra içerisi (imanla) doldurulup tekrar yerine kondu. Sonra merkepten büyük katırdan küçük beyaz bir hayvan getirildi. Bu Burak'tı. Ön ayağını gözünün gittiği en son noktaya koyarak yol alıyordu. Ben onun üzerine bindirilmiştim. Böylece Cibril aleyhisselam beni götürdü. Dünya semasına kadar geldik. Kapının açılmasını istedi. "Gelen kim?" denildi. "Cibril!" dedi. "Beraberindeki kim?" denildi. "Muhammed (sav)!" dedi. "O'na Miraç daveti gönderildi mi?" denildi. "Evet!" dedi. "Hoş gelmişler! Bu geliş ne iyi geliştir!" denildi. Derken kapı açıldı. Kapıdan geçince, orada Hz. Adem aleyhiselam'ı gördüm. "Bu babanız Adem'dir! Selam ver O'na!" dendi. Ben de selam verdim. Selamıma mukabele etti. Sonra bana: "Salih evlad hoş gelmiş, salih peygamber hoş gelmiş!" dedi. Sonra Hz. Cebrail beni yükseltti ve ikinci semaya geldik. Kapıyı çaldı. "Bu gelen kim?" denildi. "Ben Cibril'im!" dedi. "Beraberindeki kim?" denildi. "Muhammed!" dedi. "O'na Miraç daveti gönderildi mi?" denildi. "Evet!" dedi. "Hoş gelmişler! Bu geliş ne iyi geliş!" dediler. Derken bize kapı açıldı. İçeri girince, Hz. Yahya ve Hz. İsa aleyhimasselam ile karşılaştım. Onlar teyze oğullarıydı. Hz.Cebrail: "Bunlar Hz. Yahya ve Hz. İsa'dırlar, onlara selam ver!" dedi. Ben de selam verdim. Onlar da selamıma mukabelede bulundular. Sonra: "Hoş geldin salih kardeş, hoş geldin salih peygamber" dediler. Sonra Cebrail beni üçüncü semaya çıkardı. Kapıyı çaldı. "Bu gelen kim ?" denildi. "Cibril'im!" dedi. "Yanındaki kim?" denildi. "Muhammed'dir!" dedi. "O'na Miraç daveti gitti mi?" denildi. "Evet!" dedi. "Hoş gelmişler! Bu geliş ne iyi geliş!" denildi. Kapı bize açıldı. İçeri girince Hz. Yusuf aleyhiselam'la karşılaştık. Cebrail: "Bu Yusuf tur! O'na selam ver!" dedi. Ben de selam verdim. Selamıma mukabele etti. Sonra: "Salih kardeş hoş gelmiş, salih peygamber hoş gelmiş!" dedi. Sonra Cebrail beni dördüncü semaya çıkardı. Kapıyı çaldı. "Bu gelen kim ?" denildi. "Cibril'im!" dedi. "Beraberindeki kim?" denildi. "Muhammed!" dedi. "Ona Miraç davetiyesi indi mi?" denildi. "Evet!" dedi. "Hoş gelmişler! Bu geliş ne iyi geliş!" dediler. Kapı açıldı, içeri girdiğimizde, Hz. İdris aleyhisselam ile karşılaştık. Hz. Cebrail: "Bu İdris'tir, O'na selam ver!" dedi. Ben selam verdim. O da selamma mukabele etti. Sonra bana: "Salih kardeş hoş geldin, salih peygamber hoş geldin!" dedi. Sonra Hz. Cebrail beni yükseltti. Beşinci semaya geldik. Kapıyı çaldı. "Kim bu gelen ?" denildi. "Ben Cibril'im!" dedi. "Beraberindeki kim ?" denildi. "Muhammed!" dedi. "O'na Miraç daveti indirildi mi?" denildi. "Evet!" dedi. "Hoş gelmişler! Bu geliş ne iyi geliş!" denildi. Kapı açıldı, içeri girince, Harun aleyhisselam ile karşılaştık. Cebrail aleyhisselam: "Bu Harun aleyhisselam'dır. O'na selam veri" dedi. Ben selam verdim, o da selamıma mukabelede bulundu ve: "Salih kardeş hoş geldin, salih peygamber hoş geldin!" dedi. Sonra Cebrail beni yükseltti ve altıncı semaya geldik. Kapıyı çaldı. "Bu gelen kim?" denildi. "Ben Cibril!" dedi. "Beraberindeki kim?" denildi. "Muhammed!" dedi. "O'na Miraç daveti indirildi mi?" denildi. "Evet!" dedi. "Hoş gelmişler! Bu geliş ne iyi geliş!" denildi, içeri girince, Hz. İbrahim aleyhisselam ile karşılaştık. Cebrail: "Bu baban İbrahim'dir, O'na selam ver!" dedi. Ben selam verdim. O da selamıma mukabele etti. Sonra: "Salih oğlum hoş geldin, salih peygamber hoş geldin!" dedi. Sonra Sidretü'l-Münteha'ya çıkarıldım. Bunun meyveleri (Yemen'in) hecer testileri gibi iri idi, yaprakları da fil kulakları gibiydi. Cebrail aleyhisselam bana: "İşte bu Sidretü'l-Münteha'dır!" dedi. Burada dört nehir vardır: İkisi batıni nehir, ikisi zahiri nehir. "Bunlar nedir, ey Cibril?" diye sordum. Hz. Cebrail: "Şu iki batıni nehir cennetin iki nehridir. Zahiri olanların biri Nil, diğeri Fırat'tır!" dedi. Sonra bana el-Beytü'l-Ma'mur yükseltildi. Sonra bana bir kapta şarap, bir kapta süt, bir kapta da bal getirildi. Ben süt aldım. Cebrail aleyhisselam: "Bu (aldığın), fıtrat(a uygun olan)dır, sen ve ümmetin bu fıtrat (yaratılış) üzeresiniz!" dedi. Resulullah devamla dedi ki: "Sonra bana, her günde elli vakit olmak üzere namaz farz kılındı. Oradan geri döndüm. Hz. Musa aleyhisselam'a uğradım. Bana: "Ne ile emrolundun?" dedi. "Gece ve gündüzde elli vakit namazla!" dedim. "Ümmetin, her gün elli vakit namaza muktedir olamaz. Vallahi ben, senden önce insanları tecrübe ettim. Beni İsrail'e muamelelerin en şiddetlisini uyguladım (muvaffak olamadım). Sen çabuk Rabbine dön, bunda ümmetine hafifletme talep et!" dedi. Ben de hemen döndüm (hafifletme istedim, Rabbim) benden on vakit namaz indirdi. Musa aleyhisselam'a tekrar uğradım. Yine: "Ne ile emrolundum ?" dedi. "Benden on vakit namazı kaldırdı!" dedim. "Rabbine dön! Ümmetin için daha da azaltmasını iste!" dedi. Ben döndüm. Rabbim benden on vakit daha kaldırdı. Dönüşte yine Musa aleyhisselam'a uğradım. Aynı şeyi söyledi. Ben, beş vakitle emrolunmama kadar bu şekilde Hz. Musa ile Rabbim arasında gidip gelmeye devam ettim. Bu sonuncu defa da Hz. Musa'ya uğradım. Yine: "Ne ile emredildin ?" dedi. "Her gün beş vakit namazla!" dedim. "Senin ümmetin her gün beş vakit namaza da takat getiremez. Rabbine dön, hafifletme talep et!" dedi. "Rabbimden çok istedim. Artık utanıyorum, daha da hafifletmesini isteyemem! Ben beş vakte razıyım. Allah'ın emrine teslim oluyorum!" dedim. Musa aleyhisselam'ı geçer geçmez bir münadi (Allah adına) nida etti: "Farzını kesinleştirdim, kullarımdan hafiflettim de!" [Bir rivayette şu ziyade geldi: "Namazlar (günde) beştir. Ve onlar ellidir de. İndimde hüküm değişmez artık!"] |Buhari, Bed'ü'l-Halk 6, Enbiya 22, 43, Menakıbu'l-Ensar 42; Müslim, İman 264 (164); Tirmizi, Tefsir İnşirah (3343); Nesai, Salat 1, (1, 217-218)|5568
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|İsra Hakkında|nesai||Nesai'nin bir rivayetinde şöyle gelmiştir: "Resulullah (sav), beş vakit namazla gönderilince, Hz. Musa aleyhisselam kendisine: "Rabbine dön! Daha da azaltmasını talep et. Çünkü, Beni İsrail'e iki namaz farz etmişti, onları kılmadılar!" dedi. Bunun üzerine aziz ve celil olan Rabbime tekrar dönüp daha da hafifletmesini istedim. Rabb Teala şu cevabı verdi: "Semavat ve arzı yarattığım zaman ben sana ve ümmetine elli vakit namaz yazmıştım. Öyleyse elli olan beştir. Sen ve ümmetin bunları kılın!" Böylece anladım ki, bu beş vakit namaz Rabbim Teala'dan kesin bir emirdir. Hemen Hz. Musa'ya döndüm. O yine "Dön!" dedi. Fakat ben, artık geri dönmedim." |Nesai, Salat 1, (1, 223-224)|5569
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|İsra Hakkında|buharimüslimtirmizi|Cabir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kureyş beni tekzib ettiği vakit, Hıcr'da doğruldum. Allah Teala hazretleri Beytu'l-Makdis'i bana tecelli ettirdi. Ben onlara onun alametlerini birer birer haber vermeye başladım. Ben Beytu'l-Makdis'e bakıyor hem de haber veriyordum." |Buhari, Menakıbu'l-Ensar 41, Tefsir, İsra 3; Müslim, İman 276, (170); Tirmizi, Tefsir, Beni İsrail, (3132)|5570
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|İsra Hakkında|müslimnesai|Enes|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İsra gecesinde Hz. Musa'ya uğradım. Kırmızı kum tepesinin yanındaki kabrinde namaz kılıyordu." |Müslim, Fezail 164, (2375); Nesai, Kıyamu'l-Leyl 16, (3, 215)|5571
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Gaybdan Haber Vermesi|buharimüslim|Cabir İbnu Semüre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kisra ölünce, ondan sonra başka kisra yoktur. Kayser de öldü mü ondan sonra kayser yoktur. Nefsimi kudret elinde tutan Zat-ı Zülcelal'e yemin olsun, siz her ikisinin de hazinelerini Allah yolunda harcayacaksınız." |Buhari, Menakıb 25, Humus 8, Eyman 3; Müslim, Fiten 77, (2919)|5572
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Gaybdan Haber Vermesi|buhari|Adıyy İbnu Hatim|Ben Resulullah (sav)'ın yanında iken bir adam geldi ve fakirlikten şikayet etti. Derken biri daha gelip, o da yol kesilmesinden şikayet etti. Aleyhissalatu vesselam: "Ey Adiyy," dedi, "sen Hire şehrini gördün mü?" "Hayır görmedim, ancak işittim!" dedim. Bunun üzerine: "Eğer ömrün biraz uzarsa, devesine binen bir kadının Hire'den (tek başına) kalkıp Ka'be'yi tavaf edeceğini mutlaka göreceksin. O bu seyahatini yaparken Allah'tan başka hiçbir şeyden korkmayacak!" Adiyy der ki: "İçimden, kendi kendime, "memlekete dehşet saçan Tayy eşkiyaları nereye gidecek?" dedim. Resulullah sözlerine devam etti; "Eğer ömrün olursa Kisra'nın hazinelerinin de fethedildiğini göreceksin!" Kisra İbnu Hürmüz mü?" diye araya girdim. "Evet İbnu Hürmüz olan Kisra!" buyurdu ve devam etti: "Eğer hayatın uzarsa mutlaka göreceksin: Kişi eli altın veya gümüş parayla dolu olduğu halde bunu tasadduk etmek üzere fakir arayacak fakat kendinden onu kabul edecek bir tek adam bulamayacak. Her biriniz, mutlaka bir gün gelecek aranızda herhangi bir perde, bir tercüman olmaksızın Allah'la karşılaşacaksınız. O zaman Allah Teala hazretleri: "Sana tebliğ getiren bir peygamber göndermedim mi?" diye soracak. Muhatabı: "Evet gönderdin!" diyecek. Rabb Teala: "Ben sana mal vermedim mi, ikram etmedim mi?" diye soracak, kul: "Evet! Ey Rabbim verdin" deyip sağına bakacak, cehennemden başka bir şey görmeyecek, soluna bakacak cehennemden başka bir şey görmeyecek. Adiyy der ki: "Resulullah (sav)'ın şöyle söylediğini işittim: "Bir hurmanın yarısı da olsa onu sadaka olarak vererek ateşten korunun! Kim yarım hurma bulamazsa güzel bir sözle korunsun!" Yine Adiyy (ra) dedi ki: "Ben Hire'den kalkıp, Beytullah'ı tavaf eden ve Allah'tan başka kimseden korkmayan yaşlı kadını gördüm. Kisra İbnu Hürmüz'ün hazinelerini fethedenler arasında ben bizzat bulundum. Eğer sizlerin ömrü uzun olursa mutlaka, Ebu'l-Kasım (sav)'ın şu söylediğini de göreceksiniz: "Kişi, eli altın veya gümüşle dolu olarak çıkacak, onu kendinden (sadaka olarak) kabul edecek adam bulamayacak." |Buhari, Menakıb 25|5573
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Gaybdan Haber Vermesi|müslim|Ebu Zerr|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizler Mısır'ı fethedeceksiniz. Orası (paraya) "kirat" denilen yerdir. Oranın halkına hayır tavsiye edin. Onların bir zimmet, bir de rahim (hakkı) vardır." |Müslim, Fezailu's-Sahabe 226, (2543)|5574
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Gaybdan Haber Vermesi|müslimtirmiziebu davud|Sevban|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah Teala hazretleri yeryüzünü benim için dürüp topladı, ben de doğusunu da batısını da gördüm. Ümmetimin mülkü, bana gösterilen yerlere kadar uzanacaktır. Bana iki hazine verildi: Kırmızı ve beyaz hazineler. Ben Rabbimden, ümmetimi umumi bir kıtlıkla helak etmemesini, ümmetime kendi nefislerinden başka bir düşman musallat edip çoğunluğu helak etmelerine meydan vermemesini talep ettim. Rabbim Teala hazretleri bu isteklerime şöyle cevap verdiler: "Ey Muhammed! Bir hüküm verdim mi artık o geri alınmaz. Ben senin ümmetine "Onları umumi bir kıtlıkla helak etmeyeceğim, kendileri dışında, çoğunu helak edecek bir düşman da musallat etmeyeceğim, hatta yeryüzünün her tarafında bulunanlar, onlar aleyhinde toplansalar da. Ama kendi aralarında birbirlerini helak edecekler." |Müslim, Fiten 19, (2889); Tirmizi, Fiten 14, (2177); Ebu Davud, Fiten 1, (4252)|5575
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Gaybdan Haber Vermesi|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Cabir|Resulullah (sav) bir gün: "Halınız var mı'?" diye sordular. "Bizde halı da nasıl olsun?" dedim. "Şurası muhakkak ki o da olacak!" buyurdular. Nitekim dediği gibi oldu. Gün geldi ben hanımıma (israf ve mekruh addettiğim için): "Şu halını benden bari uzak tut!" diye çıkıştığım vakit: "Resulullah (sav): "Sizlerin de halıları olacak!" dememiş miydi? diye karşılık verdi. |Buhari, Menakıb 25, Nikah 62; Müslim, Libas 39; Ebu Davud, Libas 45, (4145); Tirmizi, Edeb 26, (2775); Nesai, Nikah 83, (6,136)|5576
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Gaybdan Haber Vermesi|ebu davud|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Muhakkak ki, Allah bu ümmet için, her yüz senenin başında, kendisine dini tecdid edecek kimse(ler) gönderecektir." |Ebu Davud, Melahim 1, (4391)|5577
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Gaybdan Haber Vermesi|buharimüslimebu davud|Huzeyfe|Resulullah (sav) aramızda doğrulup, o günden kıyamete kadar olacak her şeyden bahsetti. Onu belleyen belledi ve unutan da unuttu. Şu arkadaşlarım da bunu bilirler. (Resulullah'ın haber verdiği ve fakat) unutmuş olduğum o şeylerden biri vukua gelip görünce, öylesine canlı hatırlıyorum ki, tıpkı, kişinin gördüğü bir şahsın yüzünü, o şahıs kaybolunca hatırlamadığı halde bilahare karşılaşınca hemen tanıyıvermesi gibi. |Buhari, Kader 4; Müslim, Fiten 23, (2891); Ebu Davud, Fiten 1, (4240)|5578
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Gaybdan Haber Vermesi|müslim|Huzeyfe|Resulullah (sav), kıyamete kadar gelecek her şeyi bana haber verdi. Onlardan her ne varsa Aleyhissalatu vesselam'a sordum. Sadece "Medine halkını Medine'den kim çıkaracak?" bunu sormadım. |Müslim, Fiten 24, (2891)|5579
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Gaybdan Haber Vermesi|müslim|Amr İbnu Ahtab el Ensari|Resulullah (sav) bir gün bize sabah namazını kıldırıp minbere çıktı. Öğle vakti girinceye kadar hitap etti. Sonra minberden inip namaz kıldı. Tekrar minbere çıkıp ikindi vakti girinceye kadar bize hitap etti. İnip ikindiyi kıldı, sonra tekrar minbere çıktı, güneş batıncaya kadar bize konuştu. Bu konuşmalarda kıyamet gunüne kadar olacak (hadisatı) bize haber verdi. Bunları en iyi bilenimiz, en belleyişli olanımızdir. |Müslim, Fiten 25, (2892)|5580
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Gaybdan Haber Vermesi|buhari|Ebu Hureyre|Hayber fethedildiği zaman, Resulullah (sav)'a zehir katılmış bir koyun (kızartması) hediye edildi. AJeyhissalatu vesselam: "Yahudilerden burada olanları bana toplayın!" emrettiler ve derhal toplanıp getirildiler. "Size bir şey sorsam doğru söyleyecek misiniz?" buyurdu. Onlar: "Evet!" deyince: "Babanız kimdir?" buyurdu. "Falancadır!" dediler. "Yalan söylediniz, bilakis babanız falandır!" buyurdu. "Doğru söyledin!" dediler. "Önceki gibi bana doğru söyleyecek misiniz?" diye tekrar sordu. "Evet! Zaten biz sana yalan söylesek sen onu anlayacaksın, tıpkı babamız hakkındakini anladığın gibi" dediler. "Cehennem ehli kimdir?" dedi. "Biz orada az kalacağız. Orada bize siz halef olacaksınız!" dediler. "Defolun! Vallahi biz ebediyen size cehennemde halef olmayacağız!" buyurdu. Sonra da: "Size bir şey sorsam bana doğru söyleyecek misiniz?" buyurdu. "Evet!" dediler. "Bu koyuna zehir koydunuz mu, koymadınız wı?"dedi. "Evet, koyduk!" dediler. "Pekiyi bunu niye yaptınız?" buyurdu. "Yalancı (bir peygamber) isen, senden kurtulmayı arzu ettik. Hakiki bir peygamber isen, bu zehir sana asla zarar vermez!" dediler. |Buhari, Cizye 7|5581
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Gaybdan Haber Vermesi|buharinesai|Aişe|Resulullah (sav)'ın hanımlarından bazıları: "Ey Allah'ın Resulü! Hangimiz sana daha çabuk kavuşacak?" diye sordular. O da: "Kolu en uzun olanınız!" diye cevap verdi. Onlar da bir karış alıp kollarını ölçtüler. En uzun kollusu Sevde idi. Bilahare anladık ki, kolunun uzunluğu(ndan murad) sadaka imiş. Zaten o sadaka vermeyi severdi. İlk önce o, Aleyhissalatu vesselam'a kavuşmuştu. |Buhari, Zekat 11; Nesai, Zekat 59, (5, 66, 67)|5582
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Gaybdan Haber Vermesi|müslim|Aişe|Müslim'in diğer bir rivayeti şöyledir: "Bana kavuşmada en çabuğunuz kolu en uzun olanınızdır!" Hz. Aişe devamla der ki: "Kol yönüyle kim daha uzun diye uzunluk ölçüşmesi yaptılar. En uzunumuz Zeyneb [Bintu Cahş] idi. Çünkü o, eliyle çalışır ve kazandığını sadaka olarak fukaraya verirdi." |Müslim, Fezailü's-Sahabe 101, (2452)|5583
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Gaybdan Haber Vermesi|ebu davud|Hilal İbnu Amr|Hz. Ali (ra)'yi dinledim. Demişti ki: "Resulullah (sav) buyurdular ki: "Maveraunnehir'den bir adam çıkacak, ona el-Haris Harras (çiftli) [el-Haris İbnu Harras] denecek. (Ordusunun) önünde Mansur denen bir adam olacak. Bu zat Al-i Muhammed için (malıyla, hazineleriyle, silahıyla zemin) hazırlayacak, hilafeti mümkün kılacaktır. Tıpkı Kureyş'in Resulullah (sav)'a mümkün kıldığı gibi. Ona yardımcı olmak her Müslümana vacib olmuştur -veya ona icabet etmesi vacip olmuştur dedi.-" |Ebu Davud, Mehdi 1, (2452)|5584
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Gaybdan Haber Vermesi|rezin|İbnu Ebi Kesir|Ebu Sehm (ra) dedi ki: "Bana [Medine'de] bir kadın uğramıştı. Böğründen tuttum, sonra saldım. Sabahleyin Aleyhissalatu vesselam halktan biat almaya başladı. Yanına ben de gittim. "Dün kadını tutan değil misin sen?" diye sordular. "Evet! Ama bir daha yapmayacağım ey Allah'ın Resulü!" dedim. Benim biatimi da aldı." [Rezin tahric etmiştir. Hadis, Ahmed İbnu Hanbel'in Müsned'inde mevcuttur (5, 293)] |Rezin|5585
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Cansızların Resulullah (sav)'la Konuşmaları|tirmizi|Ali|Resulullah (sav)'a Mekke'de idim. Beraberce bir tarafına gitmiştik. O'nun karşısına çıkan her ağaç, her dağ O'na selam veriyor ve: "Allah'ın selamı üzerine olsun ey Allah'ın Resulü!" diyordu. |Tirmizi, Menakıb 8, (3630)|5586
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Cansızların Resulullah (sav)'la Konuşmaları|müslimtirmizi|Cabir İbnu Semüre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Mekke'de bir taş var, peygamberlik geldiği zaman günler boyu bana selam verdi, şu anda o taşı biliyorum." |Müslim, Fezail 2, (2277); Tirmizi, Menakıb 7, (3628)|5587
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Cansızların Resulullah (sav)'la Konuşmaları|tirmizi|İbnu Abbas|Bir bedevi gelerek Aleyhissalatu vesselam'a: Senin Allah elçisi olduğunu ne ile bileyim?" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Hurma ağacından şu salkımı çağırmamla. O benim Allah'ın elçisi olduğuma şehadet eder!" dedi ve onu çağırdı. Salkım, ağaçtan inmeye başladı. Resulullah (sav)'ın yanına düştü ve: "Selam senin üzerine olsun ey Allah'ın Resulü!" dedi. Sonra Aleyhissalatu vesselam ona; "Haydi yerine dön!" emrettiler. Salkım, yerine döndü ve eski yerine kaynadı. Bedevi (bu manzara karşısında) Müslüman oldu." |Tirmizi, Menakıb 9, (3632)|5588
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Cansızların Resulullah (sav)'la Konuşmaları|buharimüslim|Ma'n İbnu Abdirrahman|Babam merhumu dinledim. Diyordu ki: "Mesruk'a sordum: "Kur'an dinledikleri gece, cinleri(n geldiğini) Resulullah (sav)'a kim haber verdi?" Bana şu cevabı verdi: "Baban, yani İbnu Mes'ud bana bildirdi ki: "Onların yani cinlerin geldiğini bir ağaç haber verdi." |Buhari, Menakıbu'l-Ensar 32; Müslim, Salat 153, (450)|5589
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Cansızların Resulullah (sav)'la Konuşmaları|tirmizi|Enes|Resulullah (sav) bir hurma kütüğüne dayanarak hitapta bulun(ur)du. (Duyulan ihtiyaç üzerine) ona bir minber yaptılar, onun üzerinde hutbe vermeye başladı. Hurma kütüğü (Aleyhissalatu vesselam'ın kendisini terketmesi üzerine) bir deve inleyişi gibi inleyip ağlamaya başladı. Bunun üzerine Resulullah (sav) minberden inip kütüğü meshedip okşadı. Kütük inlemeyi bırakıp sükunet buldu. |Tirmizi, Menakıb 9, (3631)|5590
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Yiyecek Ve İçeceklerin Artıp Bereketlenmesi|buharimüslimmuvattanesaitirmizi|Enes|Resulullah (sav)'ı ikindi namazının vakti girince gördüm. Halk abdest alacak su arıyordu, bulamadılar. Resulullah (sav)'a abdest suyu getirildi. Hemen elini içine koydu ve halka ondan abdest almalarını emretti. Enes der ki: "Ben suyun parmaklarının altından kaynadığını gördüm. Halk en sonuncuya varıncaya kadar abdestini aldı." |Buhari, Vüdu 32, Menakıb 25; Müslim, Fezail 5, (2279); Muvatta, Taharet 32, (1, 32); Nesai, Taharet 61, (1, 60); Tirmizi, Menakıb 12, (3635)|5591
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Yiyecek Ve İçeceklerin Artıp Bereketlenmesi|buharimüslim|Cabir|Hudeybiye günü, halk usandı, Aleyhissalatu vesselam'a geldiler. Resulullah'ın önünde deriden mamul bir su kabı vardı, abdest aldı. Halk ona doğru sokuldu. Bunun üzerine: "Neyiniz var?" diye sordu. "Yanımızda abdest almaya ve içmeye önünüzdekinden başka suyumuz kalmadı!" dediler. Aleyhissalatu vesselam, derhal ellerini kaba koydu. Derken parmaklarının arasından su kaynamaya başladı, tıpkı gözelerin kaynaması gibiydi. Hepimiz ondan içtik." Hz. Cabir'e: "O gün kaç kişiydiniz?" denildi. "Eğer, biz yüz bin de olsak su yetecekti, ama biz bin beş yüz kişi idik." cevabını verdi. |Buhari, Menakıb 25, Megazi 35, Tefsir Feth 5, Eşribe 31; Müslim, İmaret 67, (1856)|5592
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Yiyecek Ve İçeceklerin Artıp Bereketlenmesi|buhari|Bera|Siz Fetih deyince Mekke'nin fethini anlıyorsunuz. Evet Mekke'nin fethi bir fetihtir. Ancak biz sahabiler, fetih deyince, Hudeybiye günündeki Bey'atu'r-Rıdvan'ı anlardık. Biz o zaman, Aleyhissalatu vesselam'ın yanında bin dört yüz kişi idik. Hudeybiye bir kuyu(nun adı)dır. Biz o kuyunun suyunu tamamen aldık, tek damla bırakmadık. Bu durum Aleyhissalatu vesselam'a ulaşmıştı. Derhal kuyunun yanına geldi, kenarına oturup bir kap su istedi. Elini yıkadı, ağzına su alıp [kuyuya püskürttü] ve dua etti. Sonra suyu kuyuya döktü. ["Onu bir müddet terkedin" dedi.] Biz kuyuyu terkedip biraz uzaklaştık. Az sonra kuyu bize ve bineklerimize yetecek kadar su saldı. |Buhari, Enbiya 25, Megazi, 35|5593
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Yiyecek Ve İçeceklerin Artıp Bereketlenmesi|buharitirmizinesai|İbnu Mes'ud|Biz Resulullah (sav)'ın mucizelerini bereket addederdik, siz ise onları bir korkutma vesilesi sayıyorsunuz. Biz Resulullah (sav)'la birlikte bir seferde bulunuyorduk. Suyumuz azaldı. "Bana (bir parça) artık su arayın!" buyurdular, içerisinde azıcık su bulunan bir kap getirdiler. Aleyhissalatu vesselam elini içine soktu ve: "Haydi temiz, mübarek suya gelin. Bereket Allah Teala hazretlerindendir!" buyurdular. Yemin olsun, suyun parmaklarının arasından kaynadığını gördüm. Vallahi biz, yenmekte olan taamın tesbihini işitirdik. |Buhari, Menakıb 25; Tirmizi, Menakıb 14, (3637); Nesai, Taharet 61, (1, 60)|5594
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Yiyecek Ve İçeceklerin Artıp Bereketlenmesi|müslim|Ebu Hureyre|Biz Resulullah (sav)'la beraber bir seferde idik. Derken bir ara halkın azığı tükendi. Bineklerinden bazısını kesmek istediler. Hz. Ömer (ra), (Aleyhissalatu vesselam'a müracaat ederek): "Ey Allah'ın Resulü! Ben cemaatin geri kalan yiyeceklerini toplasam da sen onlar üzerine - bereketlenmeleri için- dua ediversen daha iyi olur, (bineklerimizi kesmeyiz)!" dedi. Aleyhissalatu vesselam da öyle hareket etti. Buğdayı olan buğdayını, hurması olan hurmasını, (hurma) çekirdeği olan da çekirdeğini getirdi. "Çekirdekle ne yapıyorlardı?" diye sorulunca açıkladı: "Halk onu emiyor, üzerine de su içiyorlardı. Resulullah dua buyurdu, (taam öylesine bereketlendi ki) herkes azık kaplarını yiyecekle doldurdu. Aleyhissalatu vesselam bu ilahi ikram karşısında: "Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur ve ben O'nun resulüyüm. Bu iki kaziyede şüpheyi düşmeden Allah'a kavuşan cennete gidecektir" buyurdu." |Müslim, İman 44, (27)|5595
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Yiyecek Ve İçeceklerin Artıp Bereketlenmesi|buharimüslim|Cabir|Hendek'in kazılması sırasındaydı. Aleyhissalatu vesselam'ın çok acıktığını gördüm. Hanımıma gelerek: "Yanında yiyecek bir şey var mı, Aleyhissalatu vesselam'ı çok acıkmış gördüm" dedim. İçerisinde bir sa' kadar arpa bulunan bir dağarcık çıkardı. Bizim evcilleşmiş bir koyuncuğumuz vardı. Zevcem koyunu kesti, arpayı da öğüttü. Ben işimi bitirinceye kadar o da bitirdi. Koyunu onun çömleğine parçaladım. Sonra Ayhissalatu vesselamın yanına döndüm. Hanımım: "Sakın beni Resulullah (sav)'a karşı mahcup etmeyesin!" dedi. Ben Aleyhissalatu vesselam ve beraberindekilerin yanına geldim ve gizlice: "Ey Allah'ın Resulü! Bir hayvancığımız vardı kestik, evde bulunan bir sa' kadar arpayı da öğüttük. Haydi siz ve beraberinizdekiler bize buyurun!" dedim. Ama Resulullah yüksek sesle: "Ey Hendek halkı! Ca'bir size ziyafet hazırlamış! Haydi buyurun!" diye bağırdı. (Bana da): "Ben gelinceye kadar tencereyi ocaktan indirmeyin, hamurunuzu da ekmek yapmayın!" buyurdular. Ben (eve) geldim. Halktan önce Resulullah (sav) geldi. Ben hanımıma uğramıştım. Bana: "Yaptığını gördün mü, (beni mahcup edeceksin), alacağın olsun" dedi. Ben de: "Senin söylediğini yaptım" dedim. Hemen hamuru çıkardım. Aleyhissalatu vesselam içine tükrüğünden koydu ve bereketle dua etti, sonra tencereye yöneldi, ona da tükrük koyup bereketle dua etti. Sonra zevceme: "Ekmek yapacak bir kadın çağır, seninle ekmek yapsın! Tencereden de kepçeyle al, onu ocaktan indirme!" diye talimat verdi. Gelenler bin kadardı. Allah'a yemin olsun hepsi de (doyuncaya kadar) yedi ve sofradan ayrıldı. Tenceremiz, olduğu gibi kaynıyordu. Hamurumuz ise, ekmek yapılıyor olduğu halde aynen (eksiksiz) duruyordu. |Buhari, Megazi 29, Cihad 188; Müslim, Eşribe 141, (2039)|5596
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Yiyecek Ve İçeceklerin Artıp Bereketlenmesi|tirmizi|Ebu Hureyre|Bir gün, elimde birkaç hurma olduğu halde, Hz. Peygamber (sav)'ın yanına geldim ve: "Ey Allah'ın Resulü, şunlara bereketle bir, dua ediverin!" dedim. Hemen onları biraraya getirip, sonra onların bereketi için bana dua etti. Sonra: "Bunları al, şu erzak kabına koy. Her ne zaman bundan bir şey almak isteyince, elini içine daldır ve al. Sakın, içindekileri döküp dağıtma!" buyurdular. Ben de öyle yaptım. Ben bundan şu şu kadar vask miktarında Allah yolunda tasaddukta bulundum. Ayrıca biz ondan hem kendimiz yedik hem de başkalarına yedirdik. Onu belimden hiç ayırmadım. Bu hal, Hz. Osman'ın şehid edildiği güne kadar devam etti. O zaman koptu. (Rezin şu ilavede bulundu: "Ve düştü, buna çok üzüldüm.)" |Tirmizi, Menakıb (3838)|5597
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Duasının Makbul Olması|buharimüslimnesai|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) Ka'be'nin yanında namaz kılarken, Ebu Cehl ve arkadaşları da orada oturuyordu. Bir gün öncesi bir deve kesilmişti. Ebu Cehl arkadaşlarına: "Falan ailenin kestiği devenin işkembesini kim getirip, secdeye gidince Muhammed'in omuzları arasına bırakacak?" dedi. Oradakilerin en bedbahtı firlayıp, işkembeyi kaptığı gibi, Aleyhissalatu vesselam secdeye kapanınca iki omuzu arasına bıraktı. Buna hepsi güldüler, (keyflerinden) birbirlerinin üzerine eğilmeye başladılar. Ben (biraz uzaklarında) ayakta durmuş onlara bakıyordum. Eğer bir destekcim olsaydı onu sırtından atardım. Resulullah secdede idi, başını kaldırmıyordu. Derken biri kalkıp Hz. Fatıma (ra)'ya haber verdi. O, henüz küçük bir kızcağızdı, geldi, işkembeyi sırtından yere attı. Sonra onlara yönelip, hakaretler savurdu. Aleyhissalatu vesselam namazını tamamlayınca, sesini yükseltti ve hepsine bedduada bulundu. Resulullah dua etti mi üç kere tekrar ederdi, bir şey isteyince de üç kere isterdi. Namazı bitince: "Allah'ım, Kureyş(in helakini) sana havale ediyorum!" dedi ve üç kere tekrar etti. Resulullah'ın sesi kulaklarına gelince onlardan gülme gitti. Duasından korkuya düştüler, [Beddua edince bu onlara çok ağır geldi. Zira onlar bu beldede yapılan duaların kabul edildiğini biliyorlardı.] Sonra Resulullah: "Ey Allah'ım, Ebu Cehl İbnu Hişam'ın, Utbe İbnu Rebia'nın, Şeybt İbnu Rebia'nın, Velid İbnu Utbe'nin, Ümeyye İbnu Halef'in, Utbe İbnu Ebi Muayt'ın helaklerini sana havale ediyorum" dedi. Bir yedinciyi de zikretmişti, aklımda tutamadım. Muhammed'i hak ile gönderen Zat-ı Zülcelal'e yemin olsun, Resulullah'ın ismen zikrettiği bu adamları, Bedir günü hep yerlere serilmiş gördüm. Bunlar, sonra da kuyuya, Bedir kuyusuna sürüklenip atıldılar. |Buhari, Vüdu 69, Salat 109, Cihad 98, Cizye 21, Menakıbu'l-Ensar 29, Megazi 7; Müslim, Cihad 107, (1794); Nesai, Taharet 192, (1, 161)|5598
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Duasının Makbul Olması|buharinesaiebu davud|Cabir İbnu Abdillah|Anlattığına göre, babası öldüğü zaman bir Yahudiye otuz vask borç bıraktı. Hz. Cabir (ra) Yahudiden, bu borcun ödenmesi için biraz müddet talep etti. Ancak Yahudi, te'hir kabul etmedi. Hz. Cabir Aleyhissalatu vesselam'a gelerek, Yahudi nezdinde şefaatçi olmasını talep etti. Resulullah (sav), (bu otuz vasklık) borca bedel bir hurmalığın meyvesini alması için konuştu. Yahudi kabul etmedi. Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam hurmalığa girdi, içerisinde yürüdü. Sonra Cabir (ra)'e "Hurmayı kes, ona borcunu (tamamıyla) öde!" buyurdu. Cabir hurmayı kesti, Yahudiye otuz vask borcunu ödedi. Geriye on yedi vask hurma da arttı: Cabir, durumu haber vermek üzere Resulullah (sav)'a gitti. Aleyhissalatu vesselam ikindiyi kılıyordu. Namazı bitince fazlalığı haber verdi. "Bunu Ömer İbnu'l-Hattab'a haber ver" buyurdular. Ben de gidip ona söyledim. Ömer: "Ben, Resulullah (sav) içinde yürüyünce hurmada bereket hasıl olacağını anlamıştım" dedi. |Buhari, Büyu 51, İstikraz 8, 9, 18, Sulh 13, Vesaya 36, Menakıb 25, Megazi 18; Nesai, Vesaya 4, (6,245, 246); Ebu Davud, Vesaya 17, (2884)|5599
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Duasının Makbul Olması|müslim|Ebu Hureyre|Ben müşrike annemi İslam'a davet ediyordum, fakat hep imtina ediyordu. Bir gün yine davette bulunmuştum, bana Resulullah (sav) hakkında hoşuma gitmeyen sözler işittirdi. Ağlayarak Aleyhissalatu vesselam'a gittim. "Niye ağlıyorsun?" diye sordu. "Ey Allah'ın Resulü" dedim, "annemi İslam'a davet ediyordum, hep bana imtina etti. Bugün de aynı davette bulundum, bu sefer sizin hakkınızda hoşuma gitmeyen sözler sarfetti. Ebu Hureyre'nin annesine hidayet vermesi için Allah'a dua ediverin!" dedim. Bu talebim üzerine Aleyhissalatu vesselam: "Allahım! Ebu Hureyre'nin annesine hidayet et!" buyurdular. Ben, Aleyhissalatu vesselam'ın duasına sevinerek huzurlarından ayrıldım. Anneme geldiğim zaman, kapıya yöneldim. Kapı kapalıydı. Annem ayak seslerimi işitti: "Ebu Hureyre! Yerinde dur (içeri girme)!" diye seslendi. Ben su şırıltılarını işittim, yıkanıyordu. Yıkandı, entarisini giydi, alelacele başörtüsünü koydu ve kapıyı açtı. Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur. Şehadet ederim ki Muhammed Allah'ın elçisidir!" diyordu. Ben hemen Resulullah (sav)'a döndüm. Sevinçten ağlıyordum. "Ey Allah'ın Resulü! Müjde! dedim. Allah senin duanı kabul buyurdu. Ebu Hureyre'nin annesine hidayet nasip etti!" Aleyhissalatu vesselam Allah'a hamdetti ve hayırlı sözler söyledi. |Müslim, Fezailu's-Sahabe 158, (2491)|5600
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Duasının Makbul Olması|tirmizi|Ebu Zeyd İbnu Ahtab|Resulullah (sav) eliyle yüzümü okşadı ve bana dua etti. Urve der ki: "Ben onu yüz yirmi sene kadar yaşadıktan sonra gördüm, yüzünde sayılabilecek kadar sayıda beyaz kıl vardı." |Tirmizi, Menakıb 10, (3633)|5601
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Duasının Makbul Olması|ebu davud|Yezid İbnu Ebi Ubeyd|Ben, Seleme İbnu'l Ekva (ra)'ın bacağında bir darbe izi gördüm. "Bu da ne?" diye sordum. Şu açıklamayı yaptı: "Bana Hayber günü isabet etmişti. Halk: "Seleme isabet aldı" diye bağırdı. Sonra Resulullah'a götürüldüm. O yara üzerine üç kere nefes etti. Şu ana kadar hiç acı duymadım! |Ebu Davud, Tıbb 19, (3894)|5602
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Ezadan Korunması||Ebu Hureyre|(Bir gün) Ebu Cehl: "Muhammed, aranızda, hala yüzünü toprağa sürtüyor mu?" dedi. "Evet" cevabını alınca: "Lat ve Uzza'ya yemin olsun! Onu böyle yaparken görürsem boynuna ayaklarımla basacağım -veya: Ben de O'nun yüzünü yere batıracağım-" dedi. Sonra bir gün, Resulullah (sav) namaz kılarken boynuna basmak üzere yaklaştı. Fakat birdenbire O'nu bırakıp geri döndüğünü ve elleriyle korunduğunu gördüler. "Sana ne oldu?" dediler. "Benimle onun arasında ateşten bir hendek, korkunç bir şey ve birtakım kanatlar var!" cevabını verdi. Resulullah (sav) da; "Eğer bana yaklaşsaydı melekler onu uzuv uzuv kapıp parçalayacaktı!" buyurdu. Bunun üzerine Allah Teala hazretleri şu ayeti inzal buyurdu. (Mealen): "Fakat insan, kendisini ihtiyaçtan uzak görünce azgınlaşır. Dönüş ancak Rabbinedir. Allah'ın kulunu namaz kılmaktan alıkoyanı gördün mü? Gördün mü o kafiri? Eğer o doğru yol üzerinde olsa yahut kötülükten sakınmayı tavsiye etse daha hayırlı olmaz mıydı? Gördün mü o kafiri? Eğer o yalanlayıp haktan yüz çeverirse, Allah'ın kendisini gördüğünü bilmez mi? Andolsun ki, eğer o inkar ve isyanına son vermezse, biz onu alnından yakalayıp cehenneme sürükleriz. Zira o, pek yalancı ve günahkar bir alındır. O kavmini yardıma çağırsın. Biz de zebanileri çağıracağız. Hayır sen ona aldırma, secde et ve Rabbine yaklaş" (Alak 6-19). ||5603
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Ezadan Korunması|buharimüslim|Cabir|Resulullah (sav) ile birlikte Necid istikametine gazveye çıktık. Resulullah'a öğle vakti, sık ağaçlı bir vadide yetiştik. Derken Aleyhissalatu vesselam bir ağacın altına indi. Kılıncını da dallardan birine astı. Askerler vadi içerisinde dağılıp ağaçların gölgelerine sığındılar. Resulullah (sav) (bizi çağırdı. Yanına gelince, anlattı): "Ben uyurken yanıma bir adam geldi, kılıncımı aldı. Derken derhal uyandım. Herif tepemde dikilmişti, elinde de kınından sıyrılmış kılınç vardı. "Seni benden kim kurtarabilir?" dedi. "Allah!" cevabını verdim. Derhal kılıncı kınına soktu. İşte o, şu oturan adamdır?" buyurdular. Aleyhissalatu vesselam (sav) adama dokunmadı. O, kavminin lideri idi. Resulullah (sav) affedince, adamlarının yanına döndü. Ayrılırken; "Allah'a yemin olsun size karşı harb eden bir kavimle beraber olmayacağım!" dedi. |Buhari, Cihad 87, 84, Megazi 31, 32; Müslim, Müsafirin 311, (843)|5604
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'a Sorulanlar|müslim|Sevban|Resulullah (sav)'a Yahudilerden bir alim geldi. "Ey Muhammed, Allah'ın selamı üzerine olsun!" dedi. Bunu der demez adamı öyle bir ittim ki, nerdeyse yere yıkılayazdı. "Beni niye ittin?" dedi. "Niye ey Allah'ın Resulü! demiyorsun?" dedim. "Ben O'nu, ailesinin kendine koyduğu isimle çağırıyorum!" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Ailemin bana koyduğu isim hakikaten Muhammed'dir!" buyurdu. Adam: "Size bir şey sormaya geldim" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Sana söylediğim takdirde işine yarayacak mı?"dedi. Adam: "Kulaklarımla dinlerim!" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Sor!" buyurdular. Adam: "Kıyamet günü, yer ve gökler başka bir yer ve gök olup kılık değiştirdiği zaman, insanlar nerede olacaklar?" dedi. Resulullah: "Köprünün (sıratın) önünde, karanlıkta" buyurdular. Adam: "Köprüyü ilk geçen kim olacak?" dedi. "Muhacirlerin fakirleridir" buyurdu. "Cennete girince onlara ne armağan edilecek?" dedi. "Balık ciğerinin ziyadesi!" buyurdu. "Bunun arkasından ne yiyecekler?" dedi. "Onlara cennetin etrafında atlayan cennet öküzü kesilecek!" buyurdular. "Bunun üstüne ne içecekler?" dedi. "Selsebil denen cennetteki bir gözenin suyundan" buyurdular. Adam; "Doğru söyledin!" dedi ve ilave etti: "Ben sana bir peygamber veya bir veya iki kişiden başka hiç kimsenin bilemeyeceği bir şey sormak için geldim" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Söylediğim takdirde sana faydası olacak mı?" buyurdular. "Kulaklarımla dinlerim" dedi. "Sor!" buyurdular, "Sana çocuktan soracağım" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Erkeğin suyu beyazdır. Kadının suyu ise sarıdır. İkisi birleşir ve erkeğin menisi kadının menisine üstün gelirse Allah'ın izniyle çocuk erkek olur. Kadının menisi erkeğin menisine üstün gelirse çocuk Allah'ın izniyle kız olur" buyurdular. Yahudi: "Vallahi doğru söyledin! Sen gerçekten hak peygambersin" dedi ve ayrıldı. Resulullah (sav): "Bu adam bana soracağını sordu. Ben bunlardan birşey bilmiyordum. Taki ki Allah onları bana bildirdi" buyurdular." |Müslim, Hayz 34, (3l5)|5605
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Müteferrik Mucizeler|buharimüslimtirmizi|İbnu Mes'ud|Ay, Resulullah (sav) zamanında iki parçaya bölündü. Aleyhissalatu vesselam bunun üzerine; "Şahid olun!" buyurdu. |Buhari, Menakıb 27, Menakıbu'l-Ensar 36, Tefsir, Ihterebetu's-Sa'a 36; Müslim, Münafıkun 44, (2800); Tirmizi, Tefsir, Kamer, (3281, 3283)|5606
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Müteferrik Mucizeler|buharimüslimtirmizi|İbnu Mes'ud|Bir diğer rivayette "...Biz Mina'da Resulullah (sav) ile beraberken, ay iki parçaya ayrıldı. Bir parçası dağın arkasında, bir parçası dağın önünde idi. Bize: "Şahid olun!" buyurdu." |Buhari, Menakıb 27, Menakıbu'l-Ensar 36, Tefsir, Ihterebetu's-Sa'a 36; Müslim, Münafıkun 44, (2800); Tirmizi, Tefsir, Kamer, (3281, 3283)|5607
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Müteferrik Mucizeler|buharimüslim|Aişe|"Ey Allah'ın Resulü!" dedim. "Uhud'dan daha kötü bir gün yaşadın mı?" "Senin kavminden neler çektim neler. Onlardan en kötü hal Akabe günü başıma geldi. O zaman kendimi İbnu Abdiyalil İbni Abdi Külal'e arzetmiştim. Teklif ettiğim şeye müsbet cevap vermedi. Ben de üzgün vaziyette yüzümün doğrultusunda yürüdüm. Karnu's-Sedlib nam mevkide kendime gelebildim ve başımı kaldırdım. Baktım ki, bir bulut bana gölge yapıyor. Bir de ne göreyim, bulutun içerisinde Cibril aleyhisselam! Bana bağırdı ve: "Allah Teala hazretleri, kavminin sana neler söylediğini, seni nasıl reddettiğini işitti. Sana dağlar meleğini gönderdi, ta ki kavmin hakkında dilediğini emredesin!" dedi. Bunun üzerine dağlar(a müekkel) melek bana seslenip, selam verdikten sonra: "Ey Muhammedi Allah Teala hazretleri, kavminin sana söylediği sözü işitti. Ben dağlar meleğiyim. Allah beni sana dilediğini emretmen için gönderdi. Öyleyse haydi ne dilersen dile! Eğer üzerlerine iki ahşeb'i kapamamı dilersen kapayayım!" dedi." Aleyhissalatu vesselam: "Hayır! Bilakis, Allah'ın onların sulbünden Allah'a ihlasla ibadet edip hiçbir şeyi ortak koşmayacak kimseler çıkarmasını dilerim" dedi. |Buhari, Bed'ü'l-Halk 6, Tevhid 9; Müslim, Cihad 111, (1795)|5608
PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ|Müteferrik Mucizeler|buharimüslim|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cinlerden bir ifrit, dün akşam, namazımı bozdurmak için üzerime atıldı. Allah ona galebe çalmama imkan verdi. Ben de onu boğazından yakaladım. Hatta onu, mescidin direklerinden birine bağlamayı arzu ettim, ta ki sabah olunca hepiniz onu göresiniz. Ancak, kardeşim Süleyman aleyhisselam'ın şu sözünü hatırladım: "...Ve benden sonra kimseye nasib olmayacak bir mülkü bana ihsan et" (Şad 35). Allah da ne hor ne hakir olarak geri çevirdi." |Buhari, Salat 75, Amel fı's-Salat 10, Bed'ül-Halk 11, Enbiya 40, Tefsir, Sad; Müslim, Mesacid 39, (541)|5609
NİKAH BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Zevceleri|buharimüslimtirmizi|Aişe|Urve merhum, Hz. Aişe (ra)'den şunu nakletmiştir: "Hz. Peygamber (sav) bana dedi ki: "Rüyamda sen bana üç gece gösterildin: Melek seni bana bir ipek parçası icerisinde getirdi ve "Bu senin zevcendir, aç onu!" dedi. Ben de açtım, içindeki sendin. Ben: "Bu rüya Allah katında ise, onu gerçekleştirecektir" dedim." |Buhari, Nikah 9, 35, Tabir 20, 21; Müslim, Fezailu's-Sahabe 79; Tirmizi, Menakıb (3875)|5610
NİKAH BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Zevceleri|buharimüslimebu davudnesai|Aişe|Resulullah (sav), ben altı yaşında iken benimle evlendi. Medine'ye geldik. Beni'l-Haris İbnu'l-Hazrec kabilesine indik. Ben hummaya yakalandım. Saçlarım döküldü, (İyileşince) saçım yine uzadı. Annem Ümmü Ruman, ben arkadaşlarımla salıncakta oynarken, bana geldi, benden ne istediğini bilmeksizin yanına gittim. Elimden tuttu. Evin kapısında beni durdurdu. Evimizde, ensardan bir grup kadın vardı. "Hayırlı, bereketli olsun!", "Uğurlu mübarek olsun!" diye dualar, tebrikler ettiler. Annem beni onlara teslim etti. Onlar kılık-kıyafetime çeki düzen verdiler. Beni, [kuşluk vakti aniden] Resulullah (sav)('ın gelişinden) başka bir şey şaşırtmadı. Annem beni O'na teslim etti. O gün ben dokuz yaşında idim. |Buhari, Nikah 38, 39, 57, 59, 61; Müslim, Nikah 69, (1422); Ebu Davud, Nikah 34, (2121), Edeb 63, (4933, 4934, 4935, 4936, 4937); Nesai, Nikah 29, (6, 82)|5611
NİKAH BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Zevceleri|buharinesai|İbnu Ömer|(Kızkardeşim) Hafsa (ra), Resulullah (sav)'ın Bedir Gazvesi'ne katılan ashabından olup, Medine'de vefat etmiş bulunan Huneys İbnu Huzafe es-Sehmi (ra)'den dul kalınca (babam) Hz. Ömer (ra), (kızkardeşimi evlendirmek için harekete geçerek bazı teşebbüslerde bulunmuştur. Bu teşebbüslerini bana şöyle) anlattı: "Önce Hz. Osman İbnu Affan (ra)'a rastladım. Hafsa'yı ona teklif ettim ve: "Dilersen sana Hafsa Bintu Ömer'i nikahlayayım" dedim. "Hele bir düşüneyim!" dedi. Birkaç gece bekledim. Sonra ona rastladım, teklifi tekrar arzettim. "Şimdilik evlenmemeyi uygun gördüm!" dedi. (Ben bu menfi cevaba kızdım.) Sonra Hz. Ebu Bekr (ra)'e rastladım. Ona da: "Dilersen sana Hafsa Bintu Ömer'i nikahlayayım!" dedim. Hz. Ebu Bekr sustu ve bana hiçbir cevap vermedi. Osman'a kızdığımdan daha çok Ebu Bekr'e kızdım. Birkaç gün aradan geçti. Sonra Hafsa'yı Resulullah (sav) istedi ve O'na nikahlayıp verdim. Sonra bana Hz. Ebu Bekr rastladı ve: "Hafsa'yı bana teklif ettiğin zaman sana hiçbir cevapta bulunmayışımdan dolayı belki de bana kızdın" dedi. Ben de: "Evet kızmıştım!" deyince şu açıklamayı yaptı: "Sen o teklifi yaptığın zaman beni cevap vermemeye sevkeden şey Resulullah (sav)'ın Hafsa'yı zikretmiş olduğunu bilmemdi. Aleyhissalatu vesselam'ın sırrını ifşa etmek istemedim. Eğer Hafsa'yı o terketseydi teklifinizi ben kabul edecektim." |Buhari, Nikah 33, 36, 46 Megazi 11; Nesai, Nikah 30, (6, 83)|5612
NİKAH BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Zevceleri|ebu davudnesai|Ömer İbnu'l-Hattab|Resulullah (sav), Hafsa (ra)'yı boşamıştı, sonra geri döndü. |Ebu Davud, Talak 38, 2283); Nesai, Talak 75, (6, 213)|5613
NİKAH BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Zevceleri|nesai|Ümmü Seleme|İddetim sona erince, Hz. Ebu Bekr (ra) bana (bir elçi göndererek) istetti ve evlenme teklif etti. Ben kabul etmedim. Derken Resulullah (sav), Hz. Ömer (ra)'i göndererek kendisi için Ümmü Seleme'yi istetti. Ümmü Seleme, Ömer'e: "Resulullah'a haber ver. Ben çok kıskanç bir kadınım ayrıca benim çok çocuğum var, bir de velilerimden hiçbiri burada hazır değil!" dedi. O da gidip Resulullah'a aktardı. Aleyhissalatu vesselam, Ömer'e: "Ona dön ve kendisine söyle ki: "Kızkançlığına gelince, senden onu gidermesi için Allah'a dua edeceğim. Çocuklarına gelince, onların himayesi de görülecektir. Velilerin meselesine gelince, onlardan hazır veya gaib hiç biri bu evliliği yadırgamayacak" buyurdular. Bunun üzerine Ümmü Seleme oğluna: "Ey Ömer! Kalk! Resulullah'la beni nikahla" dedi. O da nikahladı. |Nesai, Nikah 28, (6, 81)|5614
NİKAH BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Zevceleri|müslimnesai|Enes|Zeyneb'in iddeti tamamlanınca, Resulullah (sav), Zeyd (ra)'e: "Git onu bana (kendinden) iste" dedi. Zeyd gitti, Zeyneb'e geldiği zaman hamurunu yoğuruyordu. Zeyd der ki: "Onu gördüğüm zaman içimde bir zorluk hissettim, ona bakamaz hale geldim. Sırtımı ona çevirerek, geri geri yaklaştım ve: "Ey Zeyneb! Beni Resulullah (sav) gönderdi. Seni istiyor" dedim. Zeyneb: "(Ben (istihare yoluyla) Rabbimle istişare etmeden bir şey yapacak durumda değilim!" dedi ve kalkıp mescide gitti. Derken Resulullah'a vahiy geldi. Aleyhissalatu vesselam kalkıp izin almadan Zeyneb'in evine girdi. Zeyd der ki: Gündüzün ilerlemesiyle Resulullah (sav)'ın bize ekmek ve et yedirdiğini gördük. Yemekten sonra halk çıkmış, bazı kimseler evde kalmış sohbet ediyordu. Resulullah (sav) da çıktı, peşinden ben de çıktım. Hanımlarının hücrelerine birer birer uğrayıp selam vermeye başladı. Onlar: "Ey Allah'ın Resulü (yeni) hanımını nasıl buldun?" diyorlardı. Hz. Enes (ra) der ki: "Bilemiyorum, halk çıktı!" diye ben mi haber verdim, başkası mı haber verdi. Aleyhissalatu vesselam gelip evine girdi. Ben de beraber girmek istedim. Benimle kendi arasına perde çekti. Örtünme ayeti nazil oldu. Halk, kendilerine verilen öğütten derslerini aldı: "Ey iman edenler! Yemek için davet olunmadan Peygamber'in evine girip de orada yemek vaktini beklemeyin. Davet edildiğinizde ise girin, fakat yemeğinizi yedikten sonra sohbete dalmadan dağılın. Bu hareketiniz Peygamer'e eziyet verir. O da size bunu açıklamaktan sıkılır. Allah ise hakkı açıklamaktan çekinmez" (Ahzab 53). |Müslim, Nikah 87, (1428); Nesai, Nikah 26 (6, 79)|5615
NİKAH BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Zevceleri|ebu davudnesai|Ümmü Habibe|Kendisi, Ubeydillah İbnu Cahş'ın nikahı altında idi. Habeşistan'da kocası ölünce, Necaşi merhum, onu Resulullah (sav)'a, nikahlayıp dört bin dirhem mehir verdi. Onu Şürahbil İbnu Hasene ile birlikte Aleyhissalatu vesselam'a gönderdi. Resulullah (sav) kabul etti. |Ebu Davud, Nikah 29, (2107, 2108); Nesai, Nikah 66, (6, 119)|5616
NİKAH BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Zevceleri|buharimüslimebu davudnesai|Enes|Resulullah (sav) Hayber'e geldi. Allah kaleyi fethetmeyi müyesser kılınca, kendisine Safiyye Bintu Huyey İbni Ahtab'ın güzelliğinden bahsedildi. Safiyye'nin kocası savaş sırasında öldürülmüştü. Kadın daha yeni evlenmişti. Aleyhissalatu vesselam, ganimetten pay olarak kendisine onu seçti. Oradan Safiyye ile birlikte çıktılar. Revha nam mevkiye geldiler. Aleyhissalatu vesselam orada gerdek yaptı. Sonra küçük bir yaygı içerisinde has (denen hurma, yağ ve keş'ten mamul bir yemek) hazırladı. Sonra bana: "Etrafındakileri çağır!" buyurdu. Bu, Resulullah (sav)'ın Safıyye için verdiği düğün yemeği idi. Sonra oradan Medine'ye hareket ettik. Resulullah (sav) Safiyye için, bineğinin terkisine bir örtü seriyordu. Sonra devesinin yanıda çömelip dizini dayadı. Safiyye (ra), dizine basarak deveye bindi. |Buhari, Salat 12, Ezan 6, Salatu'l-Havf 6, Cihad 102, 130, Menakıb 27, Megazi 38; Müslim, Nikah 464, (1367); Ebu Davud, Haraç ve'l-İmaret 21, (2996, 2997, 2998); Nesai, Nikah 79, (6, 131-134)|5617
NİKAH BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Zevceleri|ebu davud|Aişe|Beni'l-Mustalik'ten Cüveyriye Bintu'l-Haris, Sabit İbnu Kays İbni Şemmas (ra)'ın hissesine düşmüştü [esaretten kurtulmak için mukatebe anlaşması yapti]. O, çok güzel bir kadındı, gözde onun için bir hisse vardı (gören göz haz duyardı). Mukatebe bedelini ödemede yardım talep etmek üzere Resulullah (sav)'a geldi. Hz. Aişe devamla der ki: "Cüveyriye kapıda durduğu vakit onu görünce durumu hoşuma gitmedi (Resulullah'ın onu beğenip evlenmeye kalkacağından koktum). Resulullah (sav)'ın da benim onda gördüğüm (güzelliği) göreceğini derhal anladım. "Ey Allah'ın Resulü dedi. Ben Haris'in kızı Cüveyriye'yim. Durumum size meçhul değil. Ben Sabit İbnu Kays'ın hissesine düştüm. Fakat hürriyetime kavuşmak için onunla mukatebe yaptım. Size, mukatebe (bedelini ödemem)de yardım istemek üzere geldim. Resulullah: "Sana ondan daha hayırlısını söylesem ne dersin?" buyurdular. Cüveyriye: "O nedir?" dedi. "Senin yerine mukatebe ücretini ödeyeyim ve seni zevce olarak alayım?" buyurdular. Cüveyriye de: "Kabul ediyorum!" dedi. [Bunun üzerine. Sabit İbnu Kays'a adam göndererek Cüveyriye'yi ondan talep etti. Sabit: "O senindir, ey Allah'ın Resulü! Annem babam sana feda olsun!" dedi. Aleyhissalatu vesselam mukatebe ücretini hemen ödedi. Cüveyriye'yi azad edip evlendi. Halk, Resulullah (sav)'ın Cüveyriye ile evlendiğini işitince ellerindeki esirleri salip azad ettiler ve "Bunlar Resulullah (sav)'ın artık akrabalarıdır (esir olarak tutulamazlar)!" dediler. Hz. Aişe devamla der ki: "Kavmine ondan daha hayırlı bir kadın görmedik; onun sebebiyle Beni Mustalik'ten yüz aile halkı azad olundu." |Ebu Davud, Itk 2, (3931)|5618
NİKAH BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Zevceleri|buharinesai|Aişe|İbnetu'l-Cevn, Aleyhissalatu vesselam'ın yanına girince: "Senden Allah'a sığınırım!" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Gerçekten büyüğe sığındın. Ailene dön!" buyurdular. |Buhari, Talak 3; Nesai, Talakl 4, (6, 150)|5619
NİKAH BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Zevceleri||Aişe|Anlattığına göre, "Ümmü Şerik, Aleyhissalatu vesselam'a nefsini hibe edenlerdendir." [Teysir, hadisin kaynağını Nesai olarak gösterir ise de, Nesai'nin el-Mücteba olarak meşhur olan Sünen'inde mevcut değildir, es-Sünenü'l-Kübra'sında olabilir.] ||5620
NİKAH BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Zevceleri|buharinesai|Sabit|Ben Hz. Enes (ra)'in yanında idim. Onun yanında bir kızı vardı. Enes dedi ki: "Resulullah (sav)'a bir kadın gelerek nefsini ona arzetti ve: "Ey Allah'ın Resulü! Senin bana ihtiyacın var mı?" dedi. Bunun üzerine Enes'in kızı: "Bu kadının hayası ne kadar az! Ne ayıp, ne ayıp!" dedi. Enes: "Hayır, o senden daha hayırlı! Resulullah'a rağbet ve arzu duydu ve nefsini ona arzetti" buyurdu." |Buhari, Nikah 32, Edeb 79; Nesai, Nikah 25, (6, 78-79)|5621
NİKAH BÖLÜMÜ|Resulullah (sav)'ın Zevceleri|müslim|Cabir|Hz. Ebu Bekr (ra) gelip (Hz. Peygamber'in huzuruna girmek için) izin istedi. Kapıda oturmuş bekleyen insanlar vardı. Onlara izin verilmemişti. Hz. Ebu Bekr'e izin verildi, o da girdi. Girince, Aleyhissalatu vesselamı etrafında zevceleri toplamış olduğu halde sessiz oturuyor buldu. Derken Hz. Ömer de izin istedi, ona da aynı halde iken izin verdi. Hz. Ebu Bekr "Ben Resulullah (sav)'ı güldürecek bir şey söyleyeceğim!"dedi ve sordu: "Ey Allah'ın Resulü! Harice'nin kızı benden nafaka istese ben de kalkıp boğazını kessem ne dersiniz?" dedi. Resulullah (sav) güldü ve: "Şu etrafında gördüklerinin hepsi benden nafaka istiyorlar!" dedi. Ömer, hemen kalkıp boğazını kesmek üzere Hafsa'ya yöneldi. Hz. Ebu Bekr de kalkıp boğazını kesmek üzere Aişe'ye yöneldi. Her ikisi de: "Demek siz Resulullah'tan onda olmayan şeyi istiyorsunuz ha!" diyordu. Onlar: "Allah'a yemin olsun! Biz ondan asla olmayan şeyi istemiyoruz!" dediler. Sonra Resulullah (sav) onlardan bir ay ayrı durdu. Arkadan şu ayet nazil oldu. (Mealen); "Ey Peygamber! Hanımlarına de ki: "Eğer dünya hayatını ve zevkini istiyorsanız, gelin boşanma bedelini verip sizi güzellikle serbest bırakayım. Eğer Allah'ı, Resulü'nü ve ahiret yurdunu istiyorsanız, şüphesiz ki, sizden iyilik yapan ve iyi kullukta bulunanlar için Allah pek büyük bir mükafaat hazırlamıştır" (Ahzab 28-29). Hz. Cabir devamla der ki: "Bunun üzerine Resulullah (sav) Hz. Aişe (ra)'den başlayarak şöyle dedi: "Ben sana bir husus arzedeceğim. Cevap vermede acele etmemeni dilerim, ebeveyninle de istişare ettikten sonra cevap ver." "O husus nedir ey Allah'ın Resulü?" diye Aişe sorunca, Aleyhissalatu vesselam ayeti tilavet buyurdu. Bunun üzerine Hz. Aişe hemen: "Yani sizi tercih meselesinde mi ailemle istişare edeceğim? Asla! Ben Allah'ı ve Resulü'nü ve ahiret yurdunu tercih ediyorum. Senden ricam, kadınlarından hiçbirine benim şu söylediğimi haber vermemendir!" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Onlardan biri sormaya görsün, ben hemen cevap veririm. Zira Allah; beni zorlaştırıcı ve şaşırtıcı olarak değil, öğretici ve kolaylaştırıcı olarak gönderdi!" buyurdular. |Müslim, Talak 29, (1478)|5622
NİKAH BÖLÜMÜ|Evlenmeye Teşvik Ve Tergib|ebu davudnesai|Ma'kıl İbnu Yesar|Resulullah (sav)'a bir adam gelerek: "Ben (evlenmek üzere) asaletli ve güzel bir kadın buldum. Ancak kısırdır, çocuk doğurmuyor. Onunla evleneyim mi?" diye sordu. Aleyhissalatu vesselam: "Hayır evlenme!" buyurdular. Sonra adam ikinci sefer geldi, yine aynı cevabı aldı. Adam üçüncü sefer de gelince: "(Ey insanlar!) Vedud (çok seven) ve velud (çok doğuran) olanla evlenin. Zira ben (kıyamet günü) diğer ümmetlere karşı çokluğunuzla övüneceğim" buyurdular. |Ebu Davud, Nikah 4, (2050); Nesai, Nikah 11, (6, 65-66)|5623
NİKAH BÖLÜMÜ|Evlenmeye Teşvik Ve Tergib|müslimnesai|Abdullah İbnu Amr İbni'l-As|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Dünya bir meta'dır. Dünya metaının en hayırlısı saliha kadındır." |Müslim, Rada 64, (1467); Nesai, Nikah 15, (6, 69)|5624
NİKAH BÖLÜMÜ|Evlenmeye Teşvik Ve Tergib|rezin|İbnu Ebi Necih|Resulullah (sav): "Kadını olmayan erkek miskindir, miskindir!" buyurmuşlardır. Yanındakiler: "Çokça malı olsa da mı?" dediler. "Evet çokça malı olsa dar buyurdular. Sözlerine devamla: "Kocası olmayan kadın da miskinedir miskinedir!" buyurdular. Yanındakiler: "Çokça malı olsa da mı?" dediler. Aleyhissalatu vesselam: "Evet kadının çok malı olsa da!" buyurdular." [Rezin tahric etti.] |Rezin|5625
NİKAH BÖLÜMÜ|Evlenmeye Teşvik Ve Tergib|buharimüslimebu davudnesai|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kadın dört hasleti için nikahlanır: Malı için, haseb ve nesebi için, güzelliği için, dini için. Sen dindarı seç de huzur bul." |Buhari, Nikah 15; Müslim, Rada 53, (1466); Ebu Davud, Nikah 2, (2047); Nesai, Nikah 13, (6, 68)|5626
NİKAH BÖLÜMÜ|Evlenmeye Teşvik Ve Tergib|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Cabir|Evlendiğim zaman Resulullah (sav) bana: "Nasıl biriyle evlendin (dulla mı bakire ile mi?)" diye sordular. Bir dul aldım!" dedim. "Niye bakire değil? O senin sen de onunla mülatefe ederdiniz!" buyurdular. |Buhari, Nikah 10; Müslim, Rada 54, (715); Ebu Davud, Nikah 3, (2048); Tirmizi, Nikah 4, 13 (1086, 1100); Nesai, Nikah 6, 10 (6, 61-65)|5627
NİKAH BÖLÜMÜ|Evlenmeye Teşvik Ve Tergib|müslimebu davudtirmizi|Cabir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Şurası muhakkak ki kadın, şeytan suretinde gelir, şeytan suretinde gider. Biriniz bir kadında hoşuna giden bir husus görürse, hemen hanımına gelsin; zira bu, nefsinde uyananı giderir." |Müslim, Nikah 9, (1403); Ebu Davud, Nikah 44, (2151); Tirmizi, Nikah 9, (1158)|5628
NİKAH BÖLÜMÜ|Kız İsteme; Nikah Duasi Ve Nazar|buharimüslimmuvattaebu davudnesaitirmizi|İbnu Ömer|Resulullah (sav), kişiyi, kardeşi bir kızı isteme sırasında o kıza talip olmaktan nehyetti, "Ne zaman isteyen vazgeçer veya kendine izin verirse o takdirde talib olabilir" buyurdu. |Buhari, Nikah 45; Müslim, Nikah 49-66, (1412-1414); Muvatta, Nikah 1, (2, 523); Ebu Davud, Nikah 18, (2081); Nesai, Nikah 19, (6, 71); Tirmizi, Nikah 38, (1134)|5629
NİKAH BÖLÜMÜ|Kız İsteme; Nikah Duasi Ve Nazar|ebu davudtirmizinesai|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) bize hacet duasını öğretti. Şöyleydi: "Hamd Allah'a mahsustur. O'ndan yardım dileriz, O'ndan af talep ederiz, nefsimizin şerlerinden, amellerimizin kötülerinden O'na sığınırız. Allah kime hidayet verirse onu saptıracak yoktur. Allah kimi de saptırmışsa, onu da hidayete erdirecek yoktur. Allah'tan başka ilah olmadığına şehadet ederim. Muhammed'in O'nun kulu ve resulü olduğuna da şehadet ederim. Ey iman edenler, adını zikrederek birbirinize talepte bulunduğunuz Allah'tan ve aranızdaki akrabalık bağını koparmaktan korkun! Şurası muhakkak ki Allah üzerinizde murakıbtır" (Nisa 1). "Ey iman edenler! Allah'tan hakkıyla korkun. Sakın ha Müslümanlar olmaktan başka şekilde ölmeyin" (Al-i İmran 102). "Ey iman edenler Allah' tan korkun ve sağlam bir söz söyleyin. Ta ki Allah sizin işlerinizi salaha çıkarsın ve günahlarınızı da affetsin. Kim Allah ve Resulü'ne itaat ederse büyük bir kurtuluşa ermiş olur." (Ahzab, 70-71). |Ebu Davud, Nikah 33, (2118); Tirmizi, Nikah 16, (1105); Nesai, Cum'a 24, (3, 105)|5630
NİKAH BÖLÜMÜ|Kız İsteme; Nikah Duasi Ve Nazar|tirmiziebu davud|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "İçerisinde teşehhüd bulunmayan bir dua, kesilmiş el gibidir." |Tirmizi, Nikah 16, (1106); Ebu Davud, Edeb 22 (4841)|5631
NİKAH BÖLÜMÜ|Kız İsteme; Nikah Duasi Ve Nazar|ebu davud||Beni Suleym'den bir adam anlatmıştır; "Resulullah (sav)'dan Ümame Bintu Abdilmuttalib (ra)'i istedim, onu bana teşehhüd okumadan nikahladı." |Ebu Davud, Nikah 30, (2l20)|5632
NİKAH BÖLÜMÜ|Kız İsteme; Nikah Duasi Ve Nazar|ebu davud|Cabir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Biriniz bir kadının talibi olunca, onun kendini evlenmeye davet eden yerini görmeye muktedirse, onu hemen yapsın." |Ebu Davud, Nikah 19, (2082)|5633
NİKAH BÖLÜMÜ|Kız İsteme; Nikah Duasi Ve Nazar|müslimnesai|Ebu Hureyre|Adamın biri ensardan bir kadınla evlenmişti. Resulullah (sav): "Kadına baktın mı?" diye sordu. Adam: "Hayır" deyince: "Git, kadına bak. Çünkü ensarın gözlerinde bir şey vardır!" buyurdular. |Müslim, Nikah 74, (1424); Nesai, Nikah 23, (6, 77)|5634
NİKAH BÖLÜMÜ|Kız İsteme; Nikah Duasi Ve Nazar|tirmizinesai|Mugire|Anlattığına göre, o bir kadın istemiştir. Resulullah (sav) kendisine: "Ona bak! Zira bakman, aranızdaki uyum için daha muvafıktır!" buyurdular." |Tirmizi, Nikah 5, (1087); Nesai, Nikah 17, (6, 69)|5635
NİKAH BÖLÜMÜ|Nikah Adabı|tirmizi|Aişe|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Nikahı ilan edin, onu mescidlerde yapın. Uzerine de def vurun." |Tirmizi, Nikah 6, (1089)|5636
NİKAH BÖLÜMÜ|Nikah Adabı|buhari|Aişe|Bir kadını, ensardan bir erkekle evlendirmiştik. Resulullah (sav): "Ey Aişe! Eğlenceniz yok mu? Zira ensar eğlenceyi sever" buyurdular. |Buhari, Nikah 63|5637
NİKAH BÖLÜMÜ|Nikah Adabı|tirmizinesai|Muhammed İbnu Hatıb el-Cumahi|Resulullah (sav) buyurdular ki: "[Nikah'da] haramla helali ayıran fark, def ve sestir." |Tirmizi, Nikah 6, (1088); Nesai, Nikah 72, (6, 127, 128)|5638
NİKAH BÖLÜMÜ|Nikah Adabı|ebu davud|Amr İbnu Şuayb an ebihi an ceddihi|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Biriniz bir kadınla evlenir veya bir köle satın alırsa şöyle dua etsin: "Allahım, ben bunun hayırlı olmasını ve hayırlı bir yaratılış üzere olmasını diliyorum. Onun şerrinden ve şerli bir tabiat üzere olmasından sana sığınıyorum. Eğer bir deve satın alırsa, eliyle hörgücünün üstünden tutup aynı şeyi söylesin." |Ebu Davud, Nikah 46, (2160)|5639
NİKAH BÖLÜMÜ|Nikah Adabı|muvatta|Zeyd İbnu Eşlem|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Biriniz bir kadınla evlenir veya bir hizmetçi (köle) satın alırsa, perçeminden tutup ona bereketle dua etsin. Bir deve satın alınca hörgücünün tepesinden tutup, şeytan-ı racime karşı Allah'a istiazede bulunsun." |Muvatta, Nikah 52, (2, 547)|5640
NİKAH BÖLÜMÜ|Nikah Adabı|ebu davudtirmizi|Ebu Hureyre|Resulullah (sav), evlenen bir kimseyi şöyle tebrik ederdi: "Allah sana (evliliği) mübarek kılsın, üzerine bereket indirsin, ikinizin arasını hayırda birleştirsin." |Ebu Davud, Nikah 37, (21,30); Tirmizi, Nikah 7, (1091)|5641
NİKAH BÖLÜMÜ|Nikah Adabı|nesai||Hasan(-ı Basri) anlatıyor: "Akil İbnu Ebi Talib (ra), Beni Cüşem'den bir kadınla evlenmişti. Onu: "Kaynaşma ve oğullar" dileyerek tebrik ettiler. Fakat o: "Resulullah (sav)'ın kullandığı tabirlerle dua edin: "Allah size (evliliği) mübarek etsin ve size bereket versin" deyin!" dedi. |Nesai, Nikah 73, (6,128)|5642
NİKAH BÖLÜMÜ|Nikah Adabı|müslimtirmizinesai|Aişe|Resulullah (sav) benimle Şevval'de nikah yapmıştı. Şevval'de gerdek yaptı. Yanında hangi kadını benden daha bahtlı idi?" [Urve der ki: "Hz. Aişe (ra)] yakınlarından olan kadınları Şevval ayında gerdeğe sokmayı müstehab addederdi." |Müslim, Nikah 73, (1423); Tirmizi, Nikah 9, (1093); Nesai, Nikah 77, (6, 130)|5643
NİKAH BÖLÜMÜ|Nikah Adabı|buharimüslimebu davudtirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizden kim hanımına temas etmek isteyince: "Allah'ın adıyla! Allahım, bizi şeytandan uzak tut ve şeytanı da bize vereceğin nasipten uzak tut!" dese, sonra da Allah bu temastan onlara bir evlad nasip etse, şeytan ona ebediyen zarar vermez." |Buhari, Bed'ü'l-Halk 11; Müslim, Nikah 116, (1434); Ebu Davud, Nikah 46, (2161); Tirmizi, Nikah 8, (1092)|5644
NİKAH BÖLÜMÜ|Nikah Akdi|buharimüslim|İbnu Mes'ud|Biz Resulullah (sav) ile birlikte gazveye çıkmıştık. Beraberimizde kadın yoktu. "Husyelerimizi aldırmayalım mı?" diye sorduk. Bizi bundan yasakladı, sonra da muvakkat istifade hususunda bize ruhsat tanıdı. Herhangi birimiz, bir elbise mukabilinde kadınla, bir müddet için nikah yapıyorduk." |Buhari, Tefsir, Maide 9, Nikah 6, 8; Müslim, Nikah 38, (1404)|5645
NİKAH BÖLÜMÜ|Nikah Akdi|buharimüslim|Seleme İbnu'l-Ekva|Resulullah (sav) Evtas Gazvesi yılında mut'aya ruhsat verdi, sonra da onu yasakladı. |Buhari, Nikah 31 (ta'lik olarak); Müslim, Nikah 18, (1405)|5646
NİKAH BÖLÜMÜ|Nikah Akdi|tirmizi|İbnu Abbas|İslam'ın evvelinde mut'a vardı. Kişi, hakkında bilgisi olmayan (tanımadığı) bir beldeye gelince, oradan yerli bir kadınla, orada kalacağını tahmin ettiği müddet miktarınca nikah yapardı. Kadın, böylece onun eşyasını muhafaza eder, gerekli işlerini görürdü. Bu hal: "Onlar namuslarını korurlar. Ancak "hanımlarına" ve "cariyelerine" karşı müstesna, bunlarla olan yakınlıklarından dolayı kınanmazlar" (Mü'minun 6) mealindeki ayet nazil oluncaya kadar devam etti. (Bu ayet gelince mut'a haram ilan edildi.)" İbnu Abbas (ra) der ki: "Bu ikisi dışındaki bütün fercler (cinsi tatmin yolları) haramdır." |Tirmizi, Nikah 28, (1122)|5647
NİKAH BÖLÜMÜ|Nikah Akdi|buharimüslimmuvattatirmizinesai|Muhammed İbnu'l-Hanefiyye|Hz. Ali, İbnu Abbas (ra)'a dedi ki: "Resulullah (sav) Hayber Gazvesi günü, kadınlarla mut'ayı, ehli eşek etlerinin yenmesini haram kıldı." |Buhari, Megazi 38, Nikah 31, Zebaih 28, Hiyel 3; Müslim, Nikah 29, (1407); Muvatta, Nikah 41, (2, 542); Tirmizi, Nikah 28, (1121); Nesai, Nikah 71, (6, 125, 126)|5648
NİKAH BÖLÜMÜ|Nikah Akdi|müslim|Cabir|Resulullah (sav) ve Hz. Ebu Bekr (ra) zamanında bir avuç hurma ve un mukabilinde birkaç gün boyu devam eden mut'a nikahı yapardık. Bu hal, Hz. Ömer (ra)'in Amr İbnu Hureys hadisesi vesilesiyle mut'ayı yasaklamasına kadar devam etti. |Müslim, Nikah 16, (1405)|5649
NİKAH BÖLÜMÜ|Nikah Akdi|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|İbnu Ömer|Resulullah (sav) sigar nikahını yasakladı. Bu, kişinin kızını veya kızkardeşini, karşılığında kızını veya kızkardeşini almak üzere bir erkeğe vermesi, aralarında mehir ödemeyi kaldırmalarıdır. |Buhari, Nikah 28, Hiyel 3; Müslim, Nikah 57, (1415); Muvatta, Nikah 24, (2, 535); Ebu Davud, Nikah 15, (2074); Tirmizi, Nikah 29, (1124); Nesai, Nikah 60, 61, (6, 111, 112)|5650
NİKAH BÖLÜMÜ|Nikah Akdi|buhariebu davud|Urve|Hz. Aişe (ra) bana anlattı ki: Cahiliye devrinde dört çeşit nikah mevcuttu: Bunlardan biri, bugün (dinimizin meşru kıldığı ve) herkesçe tatbik edilen nikahtır: Kişi kişiden kızını veya velisi bulunduğu kızı ister, mehrini verir, sonra onunla evlenir. Diğer bir nikah çeşidi şöyleydi: Kişi, hanımı hayızdan temizlenince; "Falancaya git, ondan hamilelik talep et" der ve hanımını ona gönderirdi. Kadının o yabancı erkekten hamile kaldığı anlaşılıncaya kadar, kocası ondan uzak durur, temasta bulunmazdı. O adamdan hamileliği açıklık kazanınca, zevcesi dilerse onunla zevciyat muamelelerine başlardı. Bu nikah çeşidine asaletli bir evlat elde etmek için başvurulurdu. İşte bu nikaha nikahu'l-istihza denirdi. Diğer bir nikah çeşidi şöyleydi: On kişiden az bir grup toplanır, bir kadının yanına girerler ve hepsi de ona temasta bulunurdu. Kadın hamile kalıp doğum yaparsa, doğumdan birkaç gün sonra, kadın onlara haber salar, hepsini çağırırdı. Hiçbiri bu davete icabet etmekten kaçınamaz, kadının yanına gelirdi. Kadın onlara: "Hadisenizi hatırlamış olmalısınız. İşte şimdi doğum yaptım. Ey falan çocuk senindir" der, çocuğu bunlardan dilediğine nisbet ederdi. Adamın buna itiraz etmeye hakkı yoktu. Diğer dördüncü nikah çeşidi şöyleydi: Çok sayıda insan toplanıp bir kadının yanına girerlerdi. Kadın gelenlerden hiçbirine itiraz edemezdi. Bu kadınlar fahişe idi. Kapılarının üzerine bayraklar dikerlerdi. Bu kadınlarla temas arzu eden herkes bunların yanına girebilirdı. Bunlardan biri hamile kaldığı takdirde, çocuğunu doğurduğu zaman, o adamlar kadının yanında toplanırlar ve kaifler çağırırlardı. Kaifler bu çocuğun, onlardan hangisine ait olduğunu söylerse nesebini ona dahil ederlerdi. Çocuk da ona nisbet edilir, onun çocuğu diye çağrılırdı. O kimse bunu reddedemezdi. Muhammed (sav) hak ile gönderilince, bütün cahiliye nikahlarını yasakladı, sadece insanların bugün tatbik etmekte olduğu nikahı bıraktı. |Buhari, Nikah 36; Ebu Davud, Talak 33, (3272)|5651
NİKAH BÖLÜMÜ|Veliler Ve Şahidler|ebu davudtirmizi|Aişe|Resulullah (sav): "Hangi kadın velisinin izni olmaksızın nikahlanırsa onun nikahı batıldır!" buyurdular ve bunu üç kere tekrar ettiler. Devamla: "Eğer kocası zifaf yaptıysa, kadının fercinden helal addetmiş olması sebebiyle mehir kadınındır. Eğer (veliler) ihtilafa düşerlerse, sultan, velisi olmayanların velisidir." |Ebu Davud, Nikah 20, (2083); Tirmizi, Nikah 14, (ll02)|5652
NİKAH BÖLÜMÜ|Veliler Ve Şahidler|tirmiziebu davud|Ebu Musa|Resulullah (sav): "Velisiz nikah yoktur!" dedi. |Tirmizi, Nikah 14, (1101); Ebu Davud, Nikah 20, (2085)|5653
NİKAH BÖLÜMÜ|Veliler Ve Şahidler|ebu davudtirmizinesai|Semüre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Hangi kadını, (seviyesi eşit) iki veli (iki ayrı şahsa) nikahlamışsa, kadın o iki veliden önce davranana aittir. Kim iki kişiye bir şey satmışsa, o satılan şey birinci kimseye aittir." |Ebu Davud, Nikah 22, (2088); Tirmizi, Nikah 19, (1110); Nesai, Büyu 96, (7, 314)|5654
NİKAH BÖLÜMÜ|Veliler Ve Şahidler|ebu davudtirmizi|Cabir|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Hangi köle, efendilerinin izni olmadan evlenirse zanidir." |Ebu Davud, Nikah 17, (2078); Tirmizi, Nikah 20, (1111, 1112)|5655
NİKAH BÖLÜMÜ|Veliler Ve Şahidler|müslimmuvattatirmiziebu davudnesai|İbnu Abbas|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Dul nefsine velisinden ehaktır. Bakireden nefsi hususunda izin alınır, onun izni sükutudur." |Müslim, Nikah 66, (1421); Muvatta, Nikah 4, (2, 524); Tirmizi, Nikah 12, (1108); Ebu Davud, Nikah 26, (2098); Nesai, Nikah 31, 32, (6, 84)|5656
NİKAH BÖLÜMÜ|Veliler Ve Şahidler|buharimüslimtirmiziebu davudnesai|Ebu Hureyre|Resulullah (sav): "Dul kadın kendisiyle istişare edilmeden nikahlanamaz, bakire de izni sorulmadan nikahlanamaz" buyurmuşlardı. Ashabı sordu: "Ey Allah'ın Resulü! Onun izni nasıl olur?" "Sükut etmesiyle!" buyurdular. |Buhari, Nikah 41, Hiyel 3; Müslim, Nikah 64, (1419); Tirmizi, Nikah 17, 18, (1107, 1109); Ebu Davud, Nikah 24, (2092, 2093); Nesai, Nikah 33, (6, 85)|5657
NİKAH BÖLÜMÜ|Veliler Ve Şahidler|ebu davud|İbnu Abbas|Bakire bir kız, Resulullah (sav)'a gelerek, kendisi istemediği halde, babasının evlendirdiğini söyledi. Resulullah (sav), (bu nikahı) kabul edip etmemede kızı muhayyer bıraktı. |Ebu Davud, Nikah 25, (2096)|5658
NİKAH BÖLÜMÜ|Veliler Ve Şahidler|nesaiibnu mace|Aişe|Bir genç kız Resulullah (sav)'a gelerek: "Babam beni kendisinin oğluna nikahladı, ta ki benimle onun alçaklığını gidersin. Ama ben istemiyorum" dedi. Aleyhissalatu vesselam, babasına adam göndererek getirtti ve evlenme işini kıza bıraktı. Bunun üzerine kız: "Ey Allah'ın Resulü! Ben şimdi, babamın yaptığına izin verdim. Esasen ben kadınlara bu meselede babalara (icbar) yetkisi olmadığını göstermek istedim!" dedi. |Nesai, Nikah 36, (6, 87); İbnu Mace, Nikah 12, (1874)|5659
NİKAH BÖLÜMÜ|Veliler Ve Şahidler|ebu davud|İbnu Ömer|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kızları hakkında kadınlarla istişare edin!" |Ebu Davud, Nikah 24, (2095)|5660
NİKAH BÖLÜMÜ|Veliler Ve Şahidler|tirmizi|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Dini ve ahlakı sizi memnun eden birisi kız talep ederse onu evlendirin. Böyle yapmazsanız, yeryüzünde fitne ve geniş bir fesad çıkar." |Tirmizi, Nikah 3, (1084)|5661
NİKAH BÖLÜMÜ|Veliler Ve Şahidler|ebu davud|Ebu Hureyre|Ebu Hind, Resulullah'ı bıngıldak kısmından hacamat etmişti. Aleyhissalatu vesselam: "Ey Beni Beyaza, Ebu Hind'i evlendirin, onunla evlenin!" buyurdu ve şunu ilave etti: "Eğer tedavi için başvurduğunuz şeylerin birinde hayır varsa bu hacamattır." |Ebu Davud, Nikah 27, (2102)|5662
NİKAH BÖLÜMÜ|Veliler Ve Şahidler|nesai|Büreyde|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Dünya ehlinin değer verdiği, peşinden koştuğu şey maldır." |Nesai, Nikah 9, (6,64)|5663
NİKAH BÖLÜMÜ|Veliler Ve Şahidler|buharinesaiebu davud|Aişe|Ebu Huzeyfe İbnu Utbe İbni Rebia İbni Abdi Şems (ra) -ki bu zat Bedir Gazvesi'ne katılmıştı- Salim'i evlat edinmiş ve kardeşinin kızı Hind Bintu'l-Velid İbni Utbe İbni Rebia ile evlendirmişti. Salim ise, ensardan bir kadının azadlısı idi. Nitekim, Resulullah (sav) da Zeyd (ra)'i evlat edinmişti. Cahiliye devrinde kim bir adam evlat edinirse, halk bu adamı evlat edinen kimseye nisbet ederek çağırırdı. O, ayrıca yeni babasına varis de olurdu. Bu tatbikat Rab Teala'nın şu kavl-i şerifleri nazil oluncaya kadar devam etti. (Mealen); "Onları kendi babalarına nisbet edin. Allah katında doğru olan budur. Eğer babalarının kim oldugunu bilmiyorsanız, zaten onlar sizin din kardeşleriniz ve dostlarınızdır..." (Ahzab 5). |Buhari, Nikah 15, Megazi 11; Nesai, Nikah 8, (6, 63-64); Ebu Davud, Nikah 10, (2061)|5664
NİKAH BÖLÜMÜ|Veliler Ve Şahidler|ebu davud|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Celde ile cezalandırılmış zani kimse ancak kendisi gibi biriyle evlenebilir." |Ebu Davud, Nikah 5, (2052)|5665
NİKAH BÖLÜMÜ|Müebbed Haramlık|buhari|İbnu Abbas|İbnu Abbas (ra), "Nesebten yedi, sıhriyetten de yedi kişi haram edilmiştir" demiş ve şu ayeti okumuştur. (Mealen): "Size şu kadınları nikahlamak haram kılındı: Anneleriniz, kızlarınız, kızkardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşlerinizin kızları, kızkardeşlerinizin kızları, sizi emzirmiş olan süt anneleriniz, süt kardeşleriniz, hanımlarınızın anneleri, aranızdan zifaf geçmiş olan kadınlarınızdan doğan üvey kızlarınız. Eğer zifaf geçmemişse onların kızlarını nikahlamakta size günah yoktur. Öz oğullarınızın hanımlarını nikahlamanız ve iki kızkardeşi birden nikahınız altına almanız da size haram kılındı.." (Nisa 23) |Buhari, Nikah 24|5666
NİKAH BÖLÜMÜ|Müebbed Haramlık|tirmizi|Amr İbnu Şuayb an ebihi an ceddihi|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir erkek bir kadınla nikah yapar ve temasta bulunursa, artık o kadının kızını nikahlaması ona helal olmaz. Eğer kadına temas etmemişse kızını nikahlayabilir. Bir erkek bir kadını nikahlarsa, kadına temas etmiş olsa da olmasa da kadının annesiyle artık nikahlanamaz." |Tirmizi, Nikah 25, (1117)|5667
NİKAH BÖLÜMÜ|Müebbed Haramlık|rezin|Ali|Kadınların anneleri, kızla olan nikah akdine vaty (temas ) inzimam etmedikçe haram olmaz. Anneye duhul (temas ) olmadıkça da kız haram olmaz." [Hadisin kaynağı Teysir'de sehven Tirmizi olarak zikredilmiştir. Camiu'l-Usul'de Rezin'in ilavesi olduğu belirtilmiştir] |Rezin|5668
NİKAH BÖLÜMÜ|Müebbed Haramlık|tirmizi|Ali|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Aziz ve Celil olan Allah, nesebten haram ettiğini sütten de haram etti." |Tirmizi, Rada 1, (1146)|5669
NİKAH BÖLÜMÜ|Müebbed Haramlık|buharimüslimmuvattatirmiziebu davudnesai|Aişe|Ebu'l-Kuays'ın kardeşi Eflah, örtünmeyi emreden ayet indikten sonra yanıma girmek için izin istedi. Ben: "Allah'a yemin olsun, Resulullah (sav)'dan izin istemedikçe ben ona izni vermeyeceğim! Çünkü onun kardeşi Ebu'l-Kuays beni emziren kimse değildir, beni Ebu'l-Kuays'ın hanımı emzirdi! " dedim. Derken yanıma Aleyhissalatu vesselam girdiler. "Ey Allah'ın Resulü" dedim, Ebu'l-Kuays'ın kardeşi Eflah yanıma girmek için izin istedi. Ben sizden sormadıkça izin vermekten imtina ettim!" dedim. Resulullah (sav): "Amcana izin vermekten seni alıkoyan sebep ne?" buyurdular. Ben: "Ey Allah'ın Resulü!" dedim. Beni emziren erkek değil. Beni onun hanımı emzirdi" dedim. Resulullah yine: "Sen onun girmesine izin ver. Zira o senin amcandır, Allah iyiliğini versin" buyurdular. (Urve devamla der ki): "İşe bu sebeple Hz. Aişe (ra): "Neseb sebebiyle haram kıldıklarınızı emme sebebiyle de haram kılın!" derdi." |Buhari, Humus 4, Şehadat 7, Nikah 20; Müslim, Rada 2, (1444); Muvatta, Rada 2, (2, 601, 602); Tirmizi, Rada 1, (1147); Ebu Davud, Nikah 7, (2055); Nesai, Nikah 49, (6, 99)|5670
NİKAH BÖLÜMÜ|Müebbed Haramlık|müslimnesai|Ali|Ben: "Ey Allah'ın Resulü! Siz niye bizi bırakıp da Kureyş'e rağbet gösteriyorsunuz?" demiştim. Bana: "Yanınızda rağbet göstereceğim bir (kadın) var mı?" dedi. Ben: "Elbette, Hamza'nın kızı var!" dedim. Bunun üzerine: "O bana helal olmaz. Çünkü o, benim süt kardeşimin kızıdır" buyurdular. |Müslim, Rada 11, (1446); Nesai, Nikah 50, (6 , 99)|5671
NİKAH BÖLÜMÜ|Müebbed Haramlık|buharimüslimebu davudnesai|Aişe|Yanımda oturan bir erkek olduğu halde, Resulullah (sav) odama girdi. Bu hal, ona bir hayli ağır geldi [ve rengi değişti], öfkesini yüzünden okudum. Bunun üzerine: "Ey Allah'ın Resulü! Bu benim süt kardeşimdir!" dedim. "Siz kadınlar süt kardeşlerinizi iyi düşünün! Çünkü süt kardeşliği, açlıktan dolayı hasıl olur!" buyurdular. |Buhari, Nikah 21, Şehadat 1; Müslim, Rada 32, (1455); Ebu Davud, Nikah 9, (2058); Nesai, Nikah 51, (6, 102)|5672
NİKAH BÖLÜMÜ|Müebbed Haramlık|müslimtirmiziebu davudnesai|Aişe|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir veya iki emme ile (süt kardeşliği) haramlığı hasıl olmaz." |Müslim, Rada 17, (1450); Tirmizi, Rada 3, (1150); Ebu Davud, Nikah 19, (2063); Nesai, Nikah 51, (6, 201)|5673
NİKAH BÖLÜMÜ|Müebbed Haramlık|nesai|Katade|İbrahim en-Nehai'ye yazarak emme (rada') hakkında sordum. Bana: "Şureyh bize Hz. Ali ve İbnu Mes'ud (ra)'un, "Emmenin azı da çoğu da haramı sabit kılar" dediklerini yazdı." Ebu'ş-Şa'şa el-Muharibi ise: "Hz. Aişe (ra)'den: "Resulullah'ın: "Bir iki emme harama sebep olmaz" dediğini rivayet etmiştir" dedi." |Nesai, Nikah 51, (6, l02)|5674
NİKAH BÖLÜMÜ|Müebbed Haramlık|müslimmuvattaebu davudtirmizinesai|Aişe|Kur'an olarak inenler meyanında "Malum on emme ile haram sabit olur" ayeti de vardı. Sonra (Rab Teala) onları, malum beş emme ile neshetti. Bu (beş emme) ayetleri, Kur'an'ın okunan ayetleri arasında iken Aleyhissalatu vesselam vefat etti. |Müslim, Rada 24, (1452); Muvatta, Rada 17, (2, 608); Ebu Davud, Nikah 11, (2062); Tirmizi, Rada 3, (1150); Nesai, Nikah 51, (6, 100)|5675
NİKAH BÖLÜMÜ|Müebbed Haramlık|muvatta|İbnu Abbas|İki yıl içerisindeki emme tek bir emmeden ibaret olsa bu, (evlenmeyi) haram kılar. |Muvatta, Rada 4, (2, 602)|5676
NİKAH BÖLÜMÜ|Müebbed Haramlık|muvatta|Abdullah İbnu Dinar|Bir adam İbnu Ömer (ra)'e büyüğün emmesinden sormuştu. Şu cevabı verdi: "Bir adam Ömer (ra)'e gelip: "Benim, kendisine temasta bulunduğum bir cariyem vardı. Hanımım bunu önlemeye azmetti ve cariyeyi emzirdi ve bana da: "Sakın ha! Vallahi ben cariyeni emzirdim!" dedi. (Şimdi ne yapmalıyım?" diye) sordu. Babam Ömer ona şöyle cevap verdi: "Hanımım çatlat: Git cariyene temasta bulun. Çünkü (harama sebep olan) emme küçüklükte olan emmedir." |Muvatta, Rada 13, (2, 606)|5677
NİKAH BÖLÜMÜ|Müebbed Haramlık|muvattaebu davud|Yahya İbnu Said|Bir adam gelerek Ebu Musa (ra) hazretlerine şöyle bir soru sordu: "Ben hanımımın memesinden bir miktar süt emdim ve bu mideme kadar ulaştı. (Hanım bana haram mı oldu?)" Ebu Musa: "Ben hanımının sana haram olmasından başka bir şey görmüyorum!" dedi. Orada İbnu Mes'ud da vardır. Araya girip: "Adama verdiğin fetvaya bak!" dedi. O da: "Pekiyi, sen ne diyorsun?" dedi. İbnu Mes'ud: "İki yaş içerisinde olan emme için haram vardır!" buyurdu. Bunun üzerine Ebu Musa (ra): "Şu alim, aranızda olduğu müddetçe bana bir şey sormayın!" dedi. |Muvatta, Rada 14, (2, 607); Ebu Davud, Nikah 213, (2059, 2060)|5678
NİKAH BÖLÜMÜ|Müebbed Haramlık|tirmizi|Ümmü Seleme|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Evlenmeyi haram kılan emme, çocuk memede iken, barsağı yoracak kadar olan emmedir. Bu da, sütten kesmenin şer'i müddetinden önce olmalıdır." |Tirmizi, Rada 5, (1152)|5679
NİKAH BÖLÜMÜ|Müebbed Haramlık|buharitirmiziebu davudnesai|Ukhe İbnu'l-Haris|Anlattığına göre, Ukbe, Ebu İhab İbnu Aziz'in kızı [Ümmü Yahya] ile evlenmişti. Kendisine [siyah] bir kadın gelerek: "Ben Ukbe'yi ve onun evlendiği kızı emzirmiştim!" dedi. Ukbe kadına: "Ben senin onu (gerçekten) emzirdiğini bilmiyorum. Bana (daha önce) söylemedin de!" dedi. [Ebu İhab ailesine gidip sordu. Onlar bilmediklerini söylediler. Ukbe bunun üzerine] bineğine atlayarak Resulullah (sav)'ı görmek üzere Medine'ye gitti. Aleyhissalatu vesselam: "(Süt kardeşi olduğunuz) söylendikten sonra nasıl beraberliğiniz devam eder? [Onu derhal bırak!]" buyurdular. Ukbe hemen hanımından ayrıldı. Kadın da başka koca ile nikah yaptı. |Buhari, Şehadat 4, 13, 14, İlm 26, Büyu 3, Nikah 23; Tirmizi, Rada 4, (1151); Ebu Davud, Akdiye 18, (3603, 3604); Nesai, Nikah 57, (6, 109)|5680
NİKAH BÖLÜMÜ|Müebbed Haramlık|muvattatirmizi|İbnu Abbas|Anlattığına göre; kendisine, iki hanımı olan bir adamdan sorulmuş, "Bu adamın hanımlarından biri bir kızı, diğeri de bir oğlanı emzirmiştir. Acaba, bu kızla oğlan birbirlerine helal olur mu?" denmiştir. İbnu Abbas: "Hayır, çünkü erkeğin suyu birdir!" demiştir. |Muvatta, Rada 5, (2, 602, 603); Tirmizi, Rada 2, (1149)|5681
NİKAH BÖLÜMÜ|Müebbed Haramlık|ebu davudtirmizinesai|Haccac İbnu Haccac|Haccac İbnu Haccac, babası (ra)'tan anlatıyor: "Ey Allah'ın Resulü" dedim, "benden emmenin üzerimde kalan hakkını giderecek olan şey (kefaret) nedir?" "Erkek veya kadın bir köle (azadı)dır!" buyurdular." |Ebu Davud, Nikah 12, (2064); Tirmizi, Rada 6, (1153); Nesai, Nikah 56, (6, 108)|5682
NİKAH BÖLÜMÜ|Müebbed Haram Gerektirmeyen Durumlar|ebu davudtirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sav) hala ile teyzenin veya hala ile halanın aynı adamın nikahında birleştirilmesini mekruh addetti." [Bir rivayette: "Resulullah (sav), kadının halası veya teyzesi üzerine nikahlanmasını yasakladı" denmiştir.] |Ebu Davud, Nikah 13, (2067); Tirmizi, Nikah 30, (1125)|5683
NİKAH BÖLÜMÜ|Müebbed Haram Gerektirmeyen Durumlar|buharinesai|Şa'bi|Hz. Cabir (ra)'i dinledim, "Resulullah (sav) kadının halası veya teyzesi üzerine nikahlanmasını yasakladı" demişti. |Buhari, Nikah 27; Nesai, Nikah 48, (6,98)|5684
NİKAH BÖLÜMÜ|Müebbed Haram Gerektirmeyen Durumlar|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) kadının halası üzerine, kadının teyzesi üzerine nikahlanmasını yasakladı." Ravi devamla dedi ki: "Biz, kadının babasının teyzesini de aynı makamda görürüz." |Buhari, Nikah 27; Müslim, Nikah 37, (1408); Muvatta, Nikah 20, (2, 532); Ebu Davud, Nikah 13, (2065, 2066); Tirmizi, Nikah 30, (1126); Nesai, Nikah 47-48, (6, 96-98)|5685
NİKAH BÖLÜMÜ|Müebbed Haram Gerektirmeyen Durumlar|ebu davudtirmizi|Dahhak İbnu Firuz|Babasından naklen diyor ki: "Ey Allah'ın Resulü," dedim. "Ben Müslüman olduğum zaman nikahımda iki kızkardeş vardı (ne yapalım?)" "Onlardan dilediğin birini boşa!" emrettiler." |Ebu Davud, Talak 25, (2245); Tirmizi, Nikah 34, (1129)|5686
NİKAH BÖLÜMÜ|Müebbed Haram Gerektirmeyen Durumlar|muvatta|Kabisa İbnu Züeyb|Hz. Osman (ra)'a bir adam: "Köle olan iki kızkardeş, bir kişinin nikahı altında birleştirilebilir mi?" diye sordu. Hz. Osman: "Onların bu şekilde nikahlanmasını bir ayet helal, bir ayet de haram kıldı. Ben ise, böyle bir şeyi yapmayı sevmem!" dedi. Adam Hz. Osman'ın yanından çıktı. Resulullah (sav)'ın ashabından bir kimseye rastladı. Bu meseleyi ona da sordu. O da; "Bana gelince, yetki benim elimde olsa, bunu yapan birini bulduğum takdirde ona mutlaka ibaretamiz bir ceza veririm!" dedi. İbnu Şihab rahimehullah: "Bu cevabı veren zatın Ali İbnu Ebi Talib (ra) olduğunu zannediyorum" dedi. İmam Malik: "Böyle bir sözü Zübeyr (ra)'in söylediği bana ulaştı" demiştir. |Muvatta, Nikah 34,(6, 538-539)|5687
NİKAH BÖLÜMÜ|Müebbed Haram Gerektirmeyen Durumlar|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|Aişe|Bir adam hanımını üç talakla boşadı. Kadınla bir başka adam evlendi, ancak bu adam da kadını temasdan önce boşadı. (Kadın tekrar önceki kocasına dönmek istemişti.) Resulullah (sav)'a bu hususta soruldu. "Hayır! İkincisi kadının balcığından tatmadıkça önceki tadamaz!" buyurdular. |Buhari, Libas 6, Şehadat 3, Talak 4, 7, 37, Edeb 68; Müslim, Nikah 115, (1433); Muvatta, Nikah 18, (2, 531); Ebu Davud, Talak 49, (2309); Tirmizi, Nikah 26, (1118); Nesai, Talak 9, 10, (6, 146, 147)|5688
NİKAH BÖLÜMÜ|Müebbed Haram Gerektirmeyen Durumlar|muvatta|Zübeyr İbnu Abdirrahman İbnü'z-Zübeyr el-Kurazi|Rifaa İbnu Simval, Resulullah (sav) zamanında, hanımını üç talakla boşadı. Ondan sonra kadın Abdurrahman İbnu'z-Zübeyr'le evlendi. Abdurrahman, kadına temaşa muktedir olmadığı için, ondan yüz çevirdi ve ayrıldılar. Kadını boşamış olan eski kocası Rifaa kadınla yeniden nikahlanmak istedi. Arzusunu Resulullah'a açtı. Aleyhissalatu vesselam Rifaa'ya onunla evlenmesini yasakladı. "Kadın balcığı tadıncaya kadar, sana helal olmaz!" buyurdu. |Muvatta, Nikah 17, (2,531)|5689
NİKAH BÖLÜMÜ|Müebbed Haram Gerektirmeyen Durumlar|muvatta|Zeyd İbnu Sabit|Anlattığına göre, kendisi bir cariyeyi üç kere boşayıp sonra satın alan bir adam hakkında "Bu cariye, bir başka kocaya varmadıkça ona helal olmaz" diyordu. |Muvatta, Nikah 30, (2, 537)|5690
NİKAH BÖLÜMÜ|Müebbed Haram Gerektirmeyen Durumlar|muvatta|İbnu Muhammed İbni İlyas|İbnu Abbas, Ebu Hureyre ve İbnu'l-As (ra)'dan kocası tarafından duhulden (temastan) önce üç talakla boşanan bakire kız (bu ilk kocası ile yeniden nikah yapmak istese nasıl olur? diye) soruldu. Hepsi de: "Bir başka zevce ile evlenmedikçe eskisine helal olmaz!" dediler. |Muvatta, Talak 37, (2, 570)|5691
NİKAH BÖLÜMÜ|Müebbed Haram Gerektirmeyen Durumlar|tirmiziebu davudnesai||Hz. Ali, Hz. Cabir ve Hz. İbnu Mes'ud (ra), Resulullah (sav)'ın "hülle yapana da hülle yaptırana da lanet ettiğini" anlattılar. |Tirmizi, Nikah 27, (1119, 1120); Ebu Davud, Nikah 16, (2076, 2077); Nesai, Talak 13, (6, 149)|5692
NİKAH BÖLÜMÜ|Müebbed Haram Gerektirmeyen Durumlar|buharimüslimebu davudtirmizi|Misver İbnu Mahreme|Hz. Ali (ra) nikahı altında Fatıma (ra) olduğu halde Ebu Cehl'in kızına talib oldu. Bunu işiten Hz. Fatıma, Resulullah (sav)'a gelerek: "Kavmin, kızları için senin hiç gadablanmayacağını zannediyor. İşte Ali, Ebu Cehl'in kızıyla evlenecek!" dedi. Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam kalktı, minbere çıkti, şehadet getirdi ve şu hitabede bulundu: "Emma ba'd! Ben Ebu'l-As İbnu'r-Rebi'e (kızımı) nikahladım. Bana konuştu ve doğruyu söyledi [vadetti ve vaadini tuttu. Şurası muhakkak ki ben helal olanı haram kılmıyorum, haramı da helal kılmıyorum]. Fatıma benden bir parçadır. Onu üzen beni de üzer. Allah'a yemin olsun Resulullah (sav)'ın kızı Allah düşmanının kızıyla ebediyyen bir araya gelmeyecektir!" Ravi der ki: "Ali istemekten vazgeçti." |Buhari, Fezailu'l-Ashab 16, 12, 29, Cum'a 29, Humus 5, Nikah 109, Talak 13; Müslim, Fezailu's-Sahabe 96, (2449); Ebu Davud, Nikah 13, (2071); Tirmizi, Menakıb, (3866)|5693
NİKAH BÖLÜMÜ|Müebbed Haram Gerektirmeyen Durumlar|buharimüslimebu davudtirmizi||Bir diğer rivayette şöyle gelmiştir: "Resulullah (sav)'ın minberde şöyle söylediğini işittim: "Beni Hişam İbnu'l-Mugire ailesi, kızlarını Ali İbnu Ebi Talib'le evlendirmek için benden izin istiyor. Ben izin vermedim, vermiyorum ve vermeyeceğim! Ancak, Ebu Talib'in oğlu kızımı boşayıp, kızlarını almak isterse o başka! Şunu iyi bilin, Fatıma benden bir parçadır. Onu üzen beni de üzer, ona eziyet olan bana da eziyet olur." |Buhari, Fezailu'l-Ashab 16, 12, 29, Cum'a 29, Humus 5, Nikah 109, Talak 13; Müslim, Fezailu's-Sahabe 96, (2449); Ebu Davud, Nikah 13, (2071); Tirmizi, Menakıb, (3866)|5694
NİKAH BÖLÜMÜ|Müebbed Haram Gerektirmeyen Durumlar|muvatta|İbnu Şihab|Abdullah İbnu Amir, Hz. Osman (ra)'a bir cariye hediye etti. Bu cariyeyi Basra'da satın almıştı ve onun kocası da vardı. Osman: "Ben ona yaklaşmam, onun kocası var!" dedi. Bunun üzerine İbnu Amir, kocasını razı etti ve cariyeden ayırdı. |Muvatta, Büyu 7, (2, 617)|5695
NİKAH BÖLÜMÜ|Müebbed Haram Gerektirmeyen Durumlar|muvatta||İmam Malik'e ulaştığına göre, "İbnu Abbas ve İbnu Ömer (ra)'e, nikahı altında hür bir kadın olduğu halde bunun üzerine bir cariye nikahlamak isteyen bir adam hakkında soruldu. Bunlar, adamın ikisini cemetmesini mekruh addettiler." |Muvatta, Nikah 31, (2,536)|5696
NİKAH BÖLÜMÜ|Nikahı Fesheden Ve Feshetmeyen Şeyler|muvatta|İbnu'l-Müseyyeb|Hz. Ömer (ra) dedi ki: "Kim, kendisinde delilik veya cüzzam veya baras (alaten) bulunan biriyle evlenir ve temasta da bulunursa, mehir tamamiyle kadının olur. Ancak bu, kadının velisi üzerinde erkeğe bir borç olur." |Muvatta, Nikah 9, (2, 526)|5697
NİKAH BÖLÜMÜ|Nikahı Fesheden Ve Feshetmeyen Şeyler|muvatta|İbnu'l-Müseyyeb|Hz. Ömer (ra) buyurdular ki: "Bir kadın kocasını kaybeder, nerede olduğunu da bilemezse dört yıl bekler, sonra dört ay on gün oturur, sonra nikahı (başkasına) helal olur." |Muvatta, Talak 52, (2, 575)|5698
NİKAH BÖLÜMÜ|Nikahı Fesheden Ve Feshetmeyen Şeyler|ebu davud|İbnu'l-Müseyyeb|Nadre İbnu'l-Ektem denen ensardan bir zattan naklen kaydettiğine göre, demiştir ki: "Ben bakire bildiğim bir kadınla evlendim, gerdeğe girince hamile olduğunu gördüm. (Durumu Resulullah'a arzettiğim vakit) Aleyhissalatu vesselam: "Fercinden istifaden sebebiyle mehir onundur, çocuk da sana köledir" buyurdu ve aramızı ayırdı, ilaveten: "Çocuğu doğurunca had uygulayın!" emretti. |Ebu Davud, Nikah 38, (2131, 2132)|5699
NİKAH BÖLÜMÜ|Nikahı Fesheden Ve Feshetmeyen Şeyler|buhari|İbnu Abbas|Bir Hıristiyan kadın, bir zımminin nikahı altında iken, kocasından bir müddet önce Müslüman olsa, artık kocasına haram olur. |Buhari, Talak 20|5700
NİKAH BÖLÜMÜ|Nikahı Fesheden Ve Feshetmeyen Şeyler|ebu davudtirmizi|İbnu Abbas|Bir adam önce kendisi Müslüman olup geldi, sonra da hanımı Müslüman olup geldi. Kocası: "Ey Allah'ın Resulü! Hanımım da benimle birlikte Müslüman olmuştu!" dedi. Aleyhissalatu vesselam, hanımını kendisine iade etti." |Ebu Davud, Talak 23, (2238); Tirmizi, Nikah 43, (1144)|5701
NİKAH BÖLÜMÜ|Nikahı Fesheden Ve Feshetmeyen Şeyler|ebu davudibnu mace|İbnu Abbas|Bir kadın, Müslüman oldu ve (yeni bir erkekle) evlendi. Bunun üzerine (eski) kocası Resulullah (sav)'a gelerek: "Ey Allah'ın Resulü! Ben de Müslüman olmuştum. Hanımım Müslüman olduğumu da biliyor" dedi. Aleyhissalatu vesselam, kadını ikinci kocasından ayırıp eski kocasına iade etti. |Ebu Davud, Talak 23, (2239); İbnu Mace, Nikah 60, (2008)|5702
NİKAH BÖLÜMÜ|Nikahı Fesheden Ve Feshetmeyen Şeyler|ebu davudtirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sav) kızı Zeyneb'i Ebu'l-As İbnu'r-Rebi'e, altı yıl sonra eski nikahı ile geri verdi (ne nikah, ne mehir) hiçbir şeyi yenilemedi. |Ebu Davud, Talak 24, (2240); Tirmizi, Nikah 43, (1143)|5703
NİKAH BÖLÜMÜ|Nikahı Fesheden Ve Feshetmeyen Şeyler|tirmiziibnu mace|Amr İbnu Şuayb an ebihi an ceddihi|Resulullah (sav) (kızı) Zeyneb (ra)'i kocası (Ebu'l-As'a) yeni bir mehirle iade etti. |Tirmizi, Nikah 43, (1142); İbnu Mace, Nikah 60, (2010)|5704
NİKAH BÖLÜMÜ|Nikahı Fesheden Ve Feshetmeyen Şeyler|muvatta|İbnu Şihab|Resulullah (sav) zamanında, bir kısım kadınlar, kendi yurtlarında Müslüman oldular. Bunlar hicret de etmediler. Bunlar İslam'a girdikleri zaman kocaları kafir idiler. Bunlardan biri Velid İbnu'l-Mugire'nin kızıydı. Bu kadın Safvan İbnu Ümeyye'nin nikahı altında idi. Bu hanım Fetih günü Müslüman olmuş, kocası Safvan da İslam'dan kaçmıştı. Aleyhissalatu vesselam peşinden amcasının oğlu Vehb İbnu Umeyr'i, kendisine bir eman alameti olarak şahsi ridasıyla birlikte gönderdi. [Resulullah onu İslam'a çağırıyor ve yanına gelmeye davet ediyordu: (Gelince bakacak), İslam hoşuna giderse kabul edecekti, gitmezse kendisine iki ay müsaade edecekti. Safvan, Aleyhissalatu vesselam'ın yanına ridasıyla birlikte gelince, yüksek sesle [halkın arasında] bağırarak: "Ey Muhammed! İşte Vehb İbnu Umeyr! Senin fidanı bana getirdi ve senin beni yanına davet ettiğini, İslam hoşuma giderse kabul edeceğimi, gitmezse bana iki ay mühlet tanıyacağım söyledi" dedi. Resulullah (sav) kalkıp: "Ey Ebu Vehb (devenden) in!" buyurdu. Fakat o: "Hayır, vallahi, meseleyi benim için açıklığa kavuşturmadıkça inmem!" dedi. Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam: "Sana, daha fazla, dört ay mühlet tanıyorum" buyurdular. Sonra Resulullah Havazin tarafına Huneyn Seferi'ne çıktı. (Sefer hazırlığı sırasında) Safvan'a adam göndererek çağırtıp, emaneten silah ve başka harp malzemesi vermesini talep etti. Safvan: "Zorla mı, gönül rızasıyla mı istiyorsun?" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Gönül rızasıyla!" buyurdu. Safvan [yanında bulunan] silah vs.yi iane olarak verdi. Sonra Safvan kafir olduğu halde Resulullah (sav)'la birlikte döndü. Huneyn Gazvesi'ne, Taifin fethine katıldı. Bu esnada henüz kafirdi. Ama hanımı Müslüman olmuştu. Aleyhissalatu vesselam aralarını ayırmadı. Bu hal Safvan (ra)'ın Müslüman oluşuna kadar devam etti. Müslüman olduktan sonra hanımı eski nikahıyla onun yanında kaldı. Safvan ile hanımının Müslüman oluşu arasında iki ay kadar bir zaman mevcuttur. |Muvatta, Nikah 44, (2, 543, 544)|5705
NİKAH BÖLÜMÜ|Nikahı Fesheden Ve Feshetmeyen Şeyler|muvatta|İbnu Ömer|İbnu Ömer (ra), bir kölenin nikahı altında bulunan bir cariye, hürriyetine kavuşacak olursa, (bu azadlıktan sonra) kendisine kocası temas etmedikçe (bu evliliğe devam edip etmemede) muhayyer olduğunu söylerdi. |Muvatta, Talak 26, (2, 562)|5706
NİKAH BÖLÜMÜ|Nikahı Fesheden Ve Feshetmeyen Şeyler|muvatta||İmam Malik rahimehullah'a ulaştığına göre, Hz. Ömer -veya Hz. Osman- (ra), bir erkeği "hürüm" diye nefsiyle aldatıp evlenen ve birçok çocuk doğuran cariye hakkında "adam, çocukların, köle emsalleriyle fidyelerini öder" diye hükmetmiştir. İmam Malik, "Bu kıymet, nazarında en adildir" demiştir. [Rezin tahric etmiştir.] |Muvatta, Akdiye 23, (2, 741)|5707
NİKAH BÖLÜMÜ|Kadınlar Arasında Adalet|ebu davudtirmizinesai|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kimin iki hanımı olur ve aralarında adaletli davranmazsa kıyamet günü (vücudunun) yarısı düşük olarak gelir." [Diğer bir rivayette "Bir tarafı eğri (mefluç) olarak "denmiştir.] |Ebu Davud, Nikah 39, (2133); Tirmizi, Nikah 42, (1141); Nesai, İşterü'n-Nisa 2, (7, 63)|5708
NİKAH BÖLÜMÜ|Kadınlar Arasında Adalet|ebu davudtirmizinesai|Aişe|Resulullah (sav) gece taksiminde adalete riayet eder ve derdi ki: "Ey Allahım! Bu taksim benim iktidarımda olanla yaptığım bir taksimdir. Senin muktedir olup benim muktedir olmadığım şeyden dolayı beni levmetme!" Benim muktedir olmadığım dediği şeyle kalbi kastederdi. |Ebu Davud, Nikah 39, (2134); Tirmizi, Nikah 42, (1140); Nesai, İşretü'n-Nisa 2, (7, 64)|5709
NİKAH BÖLÜMÜ|Kadınlar Arasında Adalet|buharimüslim|Aişe|Sevde Bintu Zem'a (ra), gününü Aişe'ye hibe etti. Böylece Resulullah (sav) Aişe'ye iki gün ayırıyordu. Bir kendi günü, bir de Sevde'nin günü. |Buhari, Nikah 98; Müslim, Rada 47, (1463)|5710
NİKAH BÖLÜMÜ|Kadınlar Arasında Adalet|ebu davud|Aişe|Resulullah (sav) hastalandığı zaman kadınlarını çağırdı, yanında toplandık. "Ben sizleri teker teker dolaşacak durumda değilim. Uygun görürseniz Aişe'nin yanında kalmama müsaade edin, orada kalayım" buyurdular. Kadınlar da kendisine izin verdiler. |Ebu Davud, Nikah 39, (2137)|5711
NİKAH BÖLÜMÜ|Kadınlar Arasında Adalet|müslim|Enes|Resulullah (sav)'ın yanında dokuz hanım vardı. Kadınlara uğrama işini sıraya koyunca, birinci kadına ikinci bir uğrayışı dokuz gün sonra oluyordu. Kadınlar, her akşam, Resulullah'ın o gün geleceği odada toplanıyorlardı. (Bir gün) toplanma akşam, yeri Hz. Aişe'nin odasıydı. Zeyneb gelmişti. Resulullah ona elini uzattı. Hz. Aişe: "Bu Zeyneb'tir, (bilmiyor musun)?" dedi. Resulullah (sav) da elini geri çekti. Derken Hz. Aişe ile Hz. Zeyneb birbirlerine çıkıştılar. Karşılıklı çekişme birbirlerinin yüzüne toprak atmaya kadar gitti. (Bu esnada mescidde) ikamet getirildi. Bu sırada Hz. Ebu Bekir geçiyordu, onların seslerini işitti. "Ey Allah'ın Resulü! Çık ve şunların ağızlarına toprak saç!" dedi. Aleyhissalatu vesselam çıktı. |Müslim, Rada 46, (1462)|5712
NİKAH BÖLÜMÜ|Kadınlar Arasında Adalet|buharinesai|Enes|Resulullah (sav), hanımlarına gece ve gündüzleyin aynı saatlerde ziyarette bulunurdu. Onlar on bir tane idiler. Enes'e: "Buna takat getirebiliyor muydu?" denmişti. O: "Biz ona otuz kişinin gücü verildiğini konuşurduk" diye cevap verdi. |Buhari, Gusl 12; Nesai, Nikah 1, (6, 53, 54)|5713
NİKAH BÖLÜMÜ|Kadınlar Arasında Adalet|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizi|Enes|Bakire, dul üzerine nikahlanırsa, bakirenin yanında yedi gün kahnması, sonra taksimat yapılarak sıraya konması, dul nikahlandığı zaman, yanında üç gün kalıp sonra taksimat yapılıp sıraya konması sünnettir. |Buhari, Nikah 100, 101; Müslim, Rada 44, (1461); Muvatta, Rada 15, (2, 530); Ebu Davud, Nikah 35, (2124); Tirmizi, Nikah 41, (1139)|5714
NİKAH BÖLÜMÜ|Kadınlar Arasında Adalet|ebu davud|Enes|Resulullah (sav) Safiyye (ra)'yi aldığı zaman yanında üç gece ikamet etti. Safiyye dul idi. |Ebu Davud, Nikah 35, (2123)|5715
NİKAH BÖLÜMÜ|Kadınlar Arasında Adalet|müslimmuvattaebu davud|Ümmü Seleme|Ebu Bekr İbnu Abdirrahman, Ümmü Seleme (ra)'den anlatıyor: "Resulullah (sav) benimle evlendiği zaman, yanımda üç gün ikamet etti ve dedi ki: "Sana ehlinden bir tahkir sözkonusu değil. Dilersen senin yanında yedi gün ikamet ederim. Ancak seninle yedi gün kalırsam diğer hanımlarımın yanında da yedi gün kalırım." |Müslim, Rada 41, (1460); Muvatta, Nikah 14, (2, 529); Ebu Davud, Nikah 35, (2122)|5716
NİKAH BÖLÜMÜ|Azl Ve Gayle Hakkında|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|Ebu Said|Resulullah (sav)'la birlikte Beni'l-Müstalik Gazvesi'ne çıktık. Arap esirlerinden çokça esir ele geçirdik. Kadınlara karşı arzu duyduk. Çünkü üzerimizde bekarlık şiddet kesbetmişti. Hep azil yapmak istiyorduk ve: "Aramızda Resulullah (sav) varken, ona sormadan azil yapmak olur mu?" dedik ve sorduk. "Hayır!" buyurdular. "Bunu yapmamanız gerekir. Kıyametc kadar geleceği takdir edilen her canlı mutlaka yaratılacaktır (siz tedbirinizle önüne geçemezsiniz)." |Buhari, Nikah 96, Büyu 109, Itk 13, Megazi 32, Kader 4, Tevhid 18; Müslim, Nikah 125, (1438); Muvatta, Talak 95; Ebu Davud, Nikah 49, (2171); Tirmizi, Nikah 40, (1138); Nesai, Nikah 55 (6, 107)|5717
NİKAH BÖLÜMÜ|Azl Ve Gayle Hakkında|ebu davudibnu mace|Esma Bintu Yezid İbnu's-Seken|Resulullah (sav)'ın: "Çocuklarınızı gizlice öldürmeyin. Çünkü gayl, biniciye [atının üzerinde] ulaşır ve atından aşağı atar" dediğini işittim. |Ebu Davud, Tıbb 16, (3881); İbnu Mace, Nikah 61, (2012)|5718
NİKAH BÖLÜMÜ|Azl Ve Gayle Hakkında|buharimüslim|Aişe|Eğer bir kadın kocasının geçimsizliğinden veya kendisinden yüz çevirmesinden korkarsa, bazı fedakarlıklarla sulh olup aralarını düzeltmelerinde onlar için bir günah yoktur. Sulh ise daha hayırlıdır..." (Nisa 128) ayeti hakkında dedi ki: "Bu ayet, şöyle bir kadın hakkında inmiştir: "Bir erkeğin nikahı altındadır, ancak erkek onunla beraberliği fazla istememektedir, onu boşayıp bir başkasıyla evlenmeyi arzulamaktadır. Ona kadın: "Beni boşama, yanında tut, ama dilersen bir başkasıyla da evlen. Sen bana infak ve gece ayırma hususunda serbestsin" der. İşte ayette geçen şu meal bu manayadır: "Bazı fedakarlıklarla sulh olup aralarını düzeltmelerinde onlar için bir günah yoktur. Sulh ise daha hayırlıdır." |Buhari, Sulh 4, Mezalim 11, Tefsir, Nisa 23, Nikah 95; Müslim, Tefsir 14, (3021)|5719
NİKAH BÖLÜMÜ|Nikah Mevzuuna Giren Muhtelif Meseleler|tirmizi|Ömer|Bir adam bir kadınla evlenir, nikah sırasında kadını kendi memleketinden dışarı çıkarmama şartını kabul ederse, bilahare kadın razı olmadıkça, onu dışarı çıkaramaz. |Tirmizi, Nikah 31, (1127)|5720
NİKAH BÖLÜMÜ|Nikah Mevzuuna Giren Muhtelif Meseleler|tirmizi|Ali|Anlatıldığına göre, bu meseleden (nikahta koşulan şarta uyma meselesinden) sorulmuştur da şu cevabı vermiştir: "Allah Teala hazretlerinin şartı kadının koştuğu şarttan da, onun şartını kabul edenden de önce gelir." |Tirmizi, Nikah 31 (1127)|5721
NİKAH BÖLÜMÜ|Nikah Mevzuuna Giren Muhtelif Meseleler|ebu davudnesai|İbnu Abbas|Bir adam Resulullah (sav)'a gelerek: "Ey Allah'ın Resulü! Hanımım değen eli reddetmiyor!" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Onu uzaklaştır!" emretti. Adam: "Nefsimin ona takılmasından korkuyorum" deyince: "Öyleyse ondan faidelen" buyurdular. |Ebu Davud, Nikah 4, (2049); Nesai, Nikah 12, (6, 67)|5722
NİKAH BÖLÜMÜ|Nikah Mevzuuna Giren Muhtelif Meseleler|ebu davudtirmizibuhari|İbnu Mes'ud|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kadın kadına [bir örtünün altında] mübaşeret etmemelidir, onu tutup kocasına vasfeder de adam görmüş gibi olur." |Ebu Davud, Nikah 44, (2150); Tirmizi, Edeb 38, (2793); Buhari, Nikah 118)|5723
NİKAH BÖLÜMÜ|Nikah Mevzuuna Giren Muhtelif Meseleler|nesai|Ata İbnu Yesar|Resulullah (sav) Hz. Fatıma (ra)'ya çehiz olarak kadife bir örtü, bir su kabı ve içerisi izhirle doldurulmuş bir minder verdi. |Nesai,Nikah 81, (6, 135)|5724
NİKAH BÖLÜMÜ|Nikah Mevzuuna Giren Muhtelif Meseleler|buharinesai|Ebu Hureyre|"Ey Allah'ın Resulü" dedim, "ben genç bir insanım, günahtan korkuyorum, evlenecek maddi imkan da bulamıyorum, hadımlaşmayayım mı?" dedim. Aleyhissalatu vesselam bana cevap vermedi. Ben bir müddet sonra aynı şeyi tekrar söyledim. Yine cevap vermedi. Sonra: "Ey Ebu Hureyre! buyurdu. Senin karşılaşacağın şey hususunda artık kalem kurumuştur. Bu durumda ister hadımlaş ister bırak." |Buhari, Nikah 8; Nesai, Nikah 4, (6, 59)|5725
NİKAH BÖLÜMÜ|Nikah Mevzuuna Giren Muhtelif Meseleler|buharimüslim|Ma'mer|Süfyan-ı Sevri merhum (bir gün) bana: "Ailesinin bir yıllık -veya yarı yıllık- yiyeceğini cemeden kimse hakkında bir şey işittin mi?" diye sormuştu. O anda ne söyleyeceğim aklıma gelmedi. Ama sonradan İbnu Şihab'ın bize tahdis ettiği bir hadisi hatırladım. Hadis İbnu Şihab'a Malik İbnu Evs'ten, ona Hz. Ömer (ra)'den gelmişti. Hadiste Aleyhissalatu vesselam'ın, Beni'n-Nadir hurmalığını satıp ailesi için bir yıllık yiyeceklerini ayırdığı belirtilmekte idi. [Rezin tahric etti] |Buhari, Nafakat 3; Müslim, Cihad 49, (1757)|5726
NEZİR (ADAK) BÖLÜMÜ|Nezirden Nehy|buharimüslimebu davudnesai|Said İbnu'l-Haris|İbnu Ömer (ra)'i şöyle söyler işittim: "Siz nezr etmekten yasaklanmadınız mı? Resulullah (sav) demişti ki: "Nezir, olacak bir şeyi ne öne alır ne de geriye bıraktırır. Ancak onanla cimriden mal çıkarılmış olur." |Buhari, Kader 6, Eyman 26; Müslim, Nezr 3, (1639); Ebu Davud, Eyman 26, (3287); Nesai, Eyman 24, (7, 15, 16)|5727
NEZİR (ADAK) BÖLÜMÜ|Nezirden Nehy|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Ebu Hureyre|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Nezir, ademoğluna, Allah'ın kendisine takdir etmediği hiçbir şeyi yakınlaştırmaz. Ancak nezir, kadere muvafık olur. Nezir sayesinde, cimrinin kendi arzusu ile çıkarmak istemediği, cimriden çıkarılır." |Buhari, Kader 6, Eyman 26; Müslim, Eyman 7, (1640); Ebu Davud, Eyman 26, (3288); Tirmizi, Nüzur 10, (1538); Nesai, Eyman 25, (7, 16)|5728
NEZİR (ADAK) BÖLÜMÜ|Taate Yönelik Nezir|buharimuvattaebu davudtirmizinesaiibnu mace|Aişe|Resulullah (sav)'ın şöyle söylediğini işittim: "Kim Allah'a itaat etmeye nezrederse hemen itaat etsin. Kim de Allah'a isyan etmeye nezrederse, sakın isyan etmesin." |Buhari, Eyman 28; Muvatta, Nüzur 8, (2, 476); Ebu Davud, Eyman 22, (3289); Tirmizi, Nüzur 2, (1526); Nesai, Eyman 28, (7, 17); İbnu Mace, Kefarat 16, (2126)|5729
NEZİR (ADAK) BÖLÜMÜ|Taate Yönelik Nezir|müslim|İbnu Abbas|Bir kadın hastalanmıştı. Şöyle bir nezirde bulundu: "Allah Teala hazretleri bana şifa verirse, buradan gidip Mescid-i Aksa'da namaz kılacağım." Sonra kadın iyileşmişti. Hemen yol hazırlığı yaptı. Hz. Meymune (ra)'ye geldi, selam verip kararını anlattı. Meymune, kadına: "Hele otur, hazırladığını (burada) ye, Resulullah (sav)'ın mescidinde namaz kıl. Zira ben O'nun şöyle söylediğini işittim: "Şu mescidimde kılınan bir namaz, Ka'be Mescidi hariç bütün mescidlerde kılınan bir namazdan daha hayırlıdır." |Müslim, Hacc 510, (1396)|5730
NEZİR (ADAK) BÖLÜMÜ|Taate Yönelik Nezir|ebu davud|Cabir|Fetih günü bir adam kalkıp: "Ey Allah'ın Resulü" dedi, "Ben aziz ve celil olan Allah'a nezirde bulundum ve dedim ki: "Eğer Mekke'nin fethini sana müyesser ederse, Beytu'l-Makdis'te iki rekat namaz kılacağım." Resulullah (sav) adama: "Sen şurada kıl!" cevabında bulundu. Adam talebini tekrar etti. "Sen şurada kıl" buyurdu. Adam bir kere daha tekrar edince: "Öyleyse sen bilirsin" buyurdular. |Ebu Davud, Eyman 24, (3305)|5731
NEZİR (ADAK) BÖLÜMÜ|Taate Yönelik Nezir|buharimüslim|Hakim İbnu Ebi Hürre el-Eslemi|Anlattığına göre, İbnu Ömer (ra)'in -önceden belirttiği bir günde oruç tutmaya nezreden bir kimsenin, nezrettiği o günü, Kurban veya Ramazan bayramlarına rastladığı takdirde, nezrini yerine getirip getirmeyeceği hususunda- şöyle dediğini işitmiştir: "Resulullah (sav)'da sizin için güzel örnek vardır. O, ne Kurban ne de Ramazan bayramlarında oruç tutmamıştır. Üstelik o günlerde oruç tutmayı uygun da görmemiştir." Soru sahibi sorusunu tekrar edince İbnu Ömer: "Resulullah (sav) nezre uymayı emretmiştir, iki bayram gününde oruç tutmayı da nehyetmiştir" demiştir. Soru sahibi sorusunu yine tekrar edince eski cevabına ilavede bulunmamıştır. |Buhari, Eyman 32, Savm 67; Müslim, Siyam 142, (1139)|5732
NEZİR (ADAK) BÖLÜMÜ|Taate Yönelik Nezir|buharimuvattaebu davud|İbnu Abbas|Resulullah (sav) hutbe verirken, güneşte ayakta duran bir adam gördü. Bunun niye orada durduğunu sordu. "Bu Ebu İsrail'dir, güneşte durarak oruç tutmaya, yiyip içmemeye, gölgede oturmamaya ve konuşmamaya nezretmiştir!" dediler. Aleyhissalatu vesselam: "Ona söyleyin! Gölgelensin ve konuşsun, ancak orucunu tamamlasın" buyurdular. |Buhari, Eyman 31; Muvatta, Eyman 6, 2, 475); Ebu Davud, Eyman 23, (3300)|5733
NEZİR (ADAK) BÖLÜMÜ|Taate Yönelik Nezir|buharimüslimebu davudtirmizinesai|İbnu Ömer|(Babam) Ömer (ra) (bir gün) dedi ki: "Ey Allah'ın Resulü! Ben cahiliye devrinde bir gün itikat yapmayı nezretmiştim. -Bir rivayette Mescid-i Haram'da bir gece denmiştir.- [Bunu ifa etmem gerekir mi?]" Resulullah (sav): "Nezrini yerine getir!" buyurdular. |Buhari, İ'tikaf 5, 15, 16, Humus 19, Megazi 54, Eyman 29; Müslim, Eyman 27, (1656); Ebu Davud, Eyman 32, (3325); Tirmizi, Eyman 11, (1539); Nesai, Eyman 36, (7, 21 22)|5734
NEZİR (ADAK) BÖLÜMÜ|Taate Yönelik Nezir|buharimüslimebu davudnesai|Ukbe İbnu Amir|Kızkardeşim, Beytullah'a yalın ayak yürüyerek gitmeye nezretmişti. Bu hususta Resulullah'a sormamı talep etti. Ben de sordum. Aleyhissalatu vesselam: "Yürüsün ve binsin!" buyurdular. |Buhari, Cezau's-Sayd 27; Müslim, Nezr 11, (1644); Ebu Davud, Eyman 23, (3293, 3294, 3299); Nesai, Eyman 32, (7, 19)|5735
NEZİR (ADAK) BÖLÜMÜ|Taate Yönelik Nezir|tirmizi|Ukbe İbnu Amir|Tirmizi'nin rivayetinde şu ziyade vardır: "...ayağı çıplak ve başı da örtüsüz olarak Resulullah: "[Allah, kızkardeşinin meşakkati sebebiyle bir şey yapacak değildir.] Ona emredin, başını örtsün, hayvanına binsin, (kefaret olarak) üç gün oruç tutsun" buyurdu. |Tirmizi, Nuzür 16, (1544)|5736
NEZİR (ADAK) BÖLÜMÜ|Taate Yönelik Nezir|ebu davud|İbnu Abbas|Ukbe'nin kızkardeşi, yürüyerek hacc yapmaya nezretmişti. Ukbe onun bu işi yaya olarak yapamayacağını Resulullah (sav)'a söyledi. Aleyhissalatu vesselam: "Allah, kızkardeşinin yayan yürümesinden müstağnidir. Binsin ve bir deve kurban etsin!" buyurdular. [Bir rivayette: "Allah, kızkardeşinin Beytullah'a yayan yürümesi sebebiyle bir şey yapacak değildir" buyrulmuştur. |Ebu Davud, Eyman 23, (3295, 3296, 3297)|5737
NEZİR (ADAK) BÖLÜMÜ|Taate Yönelik Nezir|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Enes|Resulullah (sav), iki oğlunun omuzlarına ardılmış olarak yürümekte olan bir ihtiyar görmüştü. "Bunun derdi ne de böyle yürüyor" diye sordu. "Yürümeye nezretmiş!" dediler. "Şurası muhakkak ki, Allah bu biçarenin kendine eziyet etmesinden müstağnidir" buyurdular ve hayvanına binmesini emrettiler. |Buhari, Eyman 31, Sayd 27; Müslim, Nüzur 9, (1642); Ebu Davud, Eyman 23, (3301); Tirmizi, Nüzur 9, (1537); Nesai, Eyman 42, (7, 30)|5738
NEZİR (ADAK) BÖLÜMÜ|Taate Yönelik Nezir|muvatta|Aişe|Kim "malım Ka'be yolunda feda olsun!" diye nezrederse, ona yemin kefareti gerekir. Kim de bağışlayacağı malı tayin edip belirlerse, o malı çıkarması gerekir, hatta bu mal üçte bir den fazla bile olsa. [Bu hadisin "...yemin kefareti gerektirir" ibaresine kadar olan kısmını, Muvatta'da İmam Malik tahric etmiştir. Geri kalan kısmım ise Rezin tahric etmiştir.] |Muvatta, Nüzur 17, (2, 48l)|5739
NEZİR (ADAK) BÖLÜMÜ|Taate Yönelik Nezir|muvatta||İmam Malik'ten rivayete göre, kendisine, "malım Allah yolunda sadakadır" diyen kimse hakkında sorulmuştu, şu cevabı verdi: "Üçte birini sadaka yapar. Zira, Aleyhissalatu vesselam, Ebu Lübabe (ra): "Günah işlemiş bulunduğum kavmimin yurdunu terkedip, sana mücavir olacağım. Malımı da Allah ve Resulü'ne tasadduk edeceğim" dediği vakit: "Bu maldan üçte birinin bağışı sana kifayet eder" demişti." |Muvatta, Nüzur 16, (2, 481)|5740
NEZİR (ADAK) BÖLÜMÜ|Taate Yönelik Nezir|ebu davud|Amr İbnu Şuayb an ebihi an ceddihi|Bir kadın (gelerek): "Ey Allah'ın Resulü! Ben senin yanibaşında def çalmaya nezrettim!" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Nezrini yerine getir!" buyurdular. |Ebu Davud, Eyman 27, (3315)|5741
NEZİR (ADAK) BÖLÜMÜ|Taate Yönelik Nezir|rezin|Amr İbnu Şuayb an ebihi an ceddihi|Rezin şu ziyadeyi kaydetti: "Kadın dedi ki: "Ey Allah'ın Resulü! Çıktığın gazveden sağ-salim ganimetle dönersen sana (zafer alameti olarak) def çalıvereceğim diye nezrettim!" Resulullah (sav) bu talep üzerine: "Eğer nezretti isen haydi nezrini yerine getir, yoksa böyle bir şey yapma!" buyurdular." [Rezin'in ziyadesi İbnu Hibban'ın Sahih'inde geçmektedir (6, 286-287).] |Rezin|5742
NEZİR (ADAK) BÖLÜMÜ|Taate Yönelik Nezir|ebu davud|Sabit İbnu'd-Dahhak|Bir adam, Resulullah (sav)'a: "Ben şu şu yerde bir kurban kesmeye nezrettim!" dedi. Zikrettiği yer cahiliye insanlarının kurban kestikleri bir yerdi. Aleyhissalatu vesselam: "Orada, kendisine ibadet edilen cahiliye putlarından biri var mı?" diye sordu. Adam: "Hayır!" deyince: "Pekiyi orada, onların bayramlarından bir bayram kutlanıyor mu?" diye sordu. Adam yine "hayır!" deyince; "Öyleyse nezrini yerine getir!" emrettiler. |Ebu Davud, Eyman 27, (3313)|5743
NEZİR (ADAK) BÖLÜMÜ|Ma'siyetle İlgili Nezir|ebu davudtirmizinesai|Aişe|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ma'siyette (günan şeylerde) nezir yoktur. Bunun kefareti de yemin kefaretidir." |Ebu Davud, Eyman 23, (3292); Tirmizi, Nüzur 1, (1524); Nesai, Eyman 41, (7, 26)|5744
NEZİR (ADAK) BÖLÜMÜ|Ma'siyetle İlgili Nezir|ebu davud|İbnu Amr İbnu'l-As|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ancak, kendisiyle Allah Teala hazretlerinin rızası talep edilen şeylerde nezir vardır. Sıla-ı rahmi koparma üzerine de yemin yoktur." |Ebu Davud, Eyman 15, (3273, 3274)|5745
NEZİR (ADAK) BÖLÜMÜ|Ma'siyetle İlgili Nezir|nesaimüslimebu davud|İmran İbnu Husayn|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ne bir masiyette ne de insanoğlunun malik olmadığı bir şeyde nezir yoktur." |Nesai, Eyman 14, (7, 28); Müslim, Nezr 8, (1641); Ebu Davud, Eyman 28, (3316)|5746
NEZİR (ADAK) BÖLÜMÜ|Ma'siyetle İlgili Nezir|muvatta|Yahya İbnu Said|Kasım İbnu Muhammed'in şöyle söylediğini işittim: "İbnu Abbas (ra)'a bir kadın gelip: "Ben oğlumu kurban etmeye nezrettim! (Ne dersin?)" dedi. İbnu Abbas ona: "Oğlunu kesme, yeminine karşı keffarette bulun!" diye cevap verdi. Bu cevap karşısında orada bulunan yaşlı bir zat: "Bu nezirde nasıl keffaret olur?" dedi. İbnu Abbas açıkladı: "Allah Teala hazretleri Kur'an-ı Kerim'de: "Hanımlarına zıhar yapanlarınız bilsin ki, bu sözleriyle hanımları onların anneleri olmuş olmaz. Gerçekten onlar çirkin ve asılsız bir söz söylüyorlar..." (Mücadele 2) buyurmuş, sonra da gördüğün gibi, bu zıharda bulunanlara keffaret takdir etmiştir." |Muvatta, Nüzur 7, (2, 476)|5747
NEZİR (ADAK) BÖLÜMÜ|Ma'siyetle İlgili Nezir|rezin|Muhammed İbnu Münteşir|Bir adam, Allah, düşmanından kurtardığı takdirde kendisini kurban etmeye nezretmişti. Durumu gelip İbnu Abbas (ra)'a sordu. O da, hizmetçisi Mesruk'a sormasını söyledi. Adam ona sorunca, Mesruk: "Sen kendini kurban etme. Çünkü, eğer mü'min biriysen, mü'min bir canı öldürmüş olacaksın; yok eğer kafirsen, cehenneme gitmede acelecilik etmiş olacaksın. En iyisi, bir koç satın al, bunu Müslümanlar için kes. Çünkü İshak aleyhisselam senden daha hayırlıdır. O bir koç ile fidyelendi" diye cevap verdi. Adam bu cevabı İbnu Abbas (ra)'a haber verdi. Bunun üzerine: "Sana, ben de böyle fetva vermeyi düşünmüştüm!" dedi. [Rezin tahric etmiştir.] |Rezin|5748
NEZİR (ADAK) BÖLÜMÜ|Ma'siyetle İlgili Nezir|müslimebu davudtirmizi|Ukbe İbnu Amir|Resulullah (sav) buyurmuştur ki: "Nezir keffareti, başka bir şey zikredilmemişse yemin keffaretidir." |Müslim, Nüzur 13, (1645); Ebu Davud, Eyman 31, (3323); Tirmizi, Nüzur 4, (1528)|5749
NEZİR (ADAK) BÖLÜMÜ|Ma'siyetle İlgili Nezir|nesai|İmran İbnu Husayn|Resulullah (sav) buyurdular ki: "Nezir iki çeşittir: Kimin nezri Allah'a taatla ilgiliyse bu nezir Allah içindir. Bunda vefa gerekir. Kimin nezri de Allah'a masiyetle ilgili ise işte bu nezir şeytan içindir, bunda vefa yoktur. Böyle bir nezirde bulunan kimse, nezri için, yeminde olduğu gibi keffarette bulunur." |Nesai, Eyman 41, (7, 28, 29)|5750
NİYET VE İHLAS BÖLÜMÜ|Niyet Ve İhlas Hakkında|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Ömer|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Ameller niyetlere göredir. Herkese niyet ettiği şey vardır. Öyleyse kimin hicreti Allah'a ve Resulüne ise, onun hicreti Allah ve Resulünedir. Kimin hicreti de elde edeceği bir dünyalığa veya nikahlanacağı bir kadına ise, onun hicreti de o hicret ettiği şeyedir." |Buhari, Bed'ü'l-Vahy 1, Itk 6, Menakıbu'l-Ensar 45, Nikah 5, Eyman 23, Hiyel 1; Müslim, İmaret 155, (1907); Ebu Davud, Talak 11, (2201); Tirmizi, Fedailu'l-Cihad 16, (1647); Nesai, Taharet 60, (1, 59, 60)|5751
NİYET VE İHLAS BÖLÜMÜ|Niyet Ve İhlas Hakkında|buharimüslim|İbnu Ömer|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Allah bir kavme azap indirdi mi, o azab, kavmin içinde bulunan herkese isabet eder. Sonra, (kıyamet gününde) herkes niyetlerine [ve amellerine] göre diriltilirler." |Buhari, Fiten 19; Müslim, Sıfatu'l-Cenne 84, (2879)|5752
NİYET VE İHLAS BÖLÜMÜ|Niyet Ve İhlas Hakkında|rezin|İbnu Abbas|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Kim kırk sabah Allah'a ihlaslı olursa, kalbinden lisanına hikmet çeşmeleri akmaya başlar." [Rezin tahric etmiştir. Hadis Hılyetu'l-Evliya'da Ebu Eyyüb el-Ensari'den merfu olarak kaydedilmiştir, (5, 189); keza hadisi Camiu's-Sagir'de de bulmaktayız (Feyzu'l-Kadir 6, 43)] |Rezin|5753
NASİHAT VE MEŞVERET BÖLÜMÜ|Nasihat Ve Meşveret Hakkında|müslimebu davudnesai|Temimu'd-Dari|Resulullah (sa): "Din nasihatten (hayırhahlıktan) ibarettir!" demişti. Biz sorduk: "Ey Allah'ın Resulü! Kimin için hayırhah olmaktır?" "Allah için, Allah'ın kitabı için. Resulü için ve Müslümanların imamları ve hepsi için!" buyurdular. |Müslim, İman 95, (55); Ebu Davud, Edeb 67, (4944); Nesai, Bey'at 31, (7, 156)|5754
NASİHAT VE MEŞVERET BÖLÜMÜ|Nasihat Ve Meşveret Hakkında|ebu davud|Ebu Hureyre|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Kime ilme müstenid olmayan bir fetva verilmişse, bunun günahı ona fetva verene aittir. Kim, bir kardeşine, gerçeğin başka olduğunu bile hile, farklı bir irşadda bulunursa ona ihanet etmiş olur." |Ebu Davud, İlm 8, (3657)|5755
NASİHAT VE MEŞVERET BÖLÜMÜ|Nasihat Ve Meşveret Hakkında|tirmiziebu davudibnu mace|Ümmü Seleme ve Ebu Hureyre|Resulullah (sa) buyurdular ki: 'Müsteşar mü'temendir." |Tirmizi, Edeb 57, (2823, 2824), Zühd 39, (2370); Ebu Davud, Edeb 123, (5128); İbnu Mace, Edeb 37, (3745)|5756
UYUMA VE UYANMA BÖLÜMÜ|Uyuma Ve Uyanma Hakkında|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|Abbad İbnu Temim|Abbad İbnu Temim'in amcasından naklettiğine göre, "amcası, Resulullah (sa)'ı mescidde, ayaklarndan birini diğerinin üzerine koymuş vaziyette sırtüstü yatarken görmüştür." [İmam Malik şu ziyadeyi kaydetmiştir: "İbnu'l-Müseyyeb'ten bana ulaştığına göre Hz. Ömer ve Osman (ra) da böyle yaparlardı"] |Buhari, Salat 85, İsti'zan 44; Müslim, Libas 75, (2100); Muvatta, Kasru's-Salat 87, (1, 173); Ebu Davud, Edeb 36, (4866); Tirmizi, Edeb 19, (2766); Nesai, Mesacid 28, (2, 50)|5757
UYUMA VE UYANMA BÖLÜMÜ|Uyuma Ve Uyanma Hakkında|müslimebu davudtirmizi|Cabir|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Biriniz sırtüstü uzanıp, sonra da ayak ayak üstüne atmasın." |Müslim, Libas 74, (2099); Ebu Davud, Edeb 36, (4865); Tirmizi, Edeb 20, (2767, 2768)|5758
UYUMA VE UYANMA BÖLÜMÜ|Uyuma Ve Uyanma Hakkında|tirmizi|Ebu Hureyre|Resulullah (sa) karnı üzerine yatmış bir adam görmüştü; hemen müdahale edip: "Bu Allah Teala hazretlerinin sevmediği bir yatıştır!" buyurdular. |Tirmizi, Edeb 21, (2769)|5759
UYUMA VE UYANMA BÖLÜMÜ|Uyuma Ve Uyanma Hakkında|tirmizi|Cabir|Resulullah (sa), kişinin korkuluğu olmayan damda uyumasını nehyetti. |Tirmizi, Edeb 82, (2858)|5760
UYUMA VE UYANMA BÖLÜMÜ|Uyuma Ve Uyanma Hakkında|ebu davud||Ümmü Seleme ailesinden biri rivayet etmiştir: "Resulullah (sa)'ın yatağı, insanın kabrine konduğu şekildeydi, mescid de baş tarafındaydı." |Ebu Davud, Edeb 106, (5044)|5761
UYUMA VE UYANMA BÖLÜMÜ|Uyuma Ve Uyanma Hakkında|ebu davud|İbnu Abbas|Resulullah (sa) geceleyin kalktı, kaza-yı hacette bulundu. Yani bevletti. Arkadan ellerini ve yüzünü yıkadı. Sonra, tekrar uyudu. |Ebu Davud, Edeb 105, (5043)|5762
UYUMA VE UYANMA BÖLÜMÜ|Uyuma Ve Uyanma Hakkında|buhari|İbnu Ömer|"Resulullah (sa)'ı Kabe'nin avlusunda gördüm, elleriyle şöyle ihtiba edip oturmuştu" dedi ve ihtiba oturuşunu (göstererek) tarif etti. Bu kurfusa idi. |Buhari, İsti'zan 34|5763
UYUMA VE UYANMA BÖLÜMÜ|Uyuma Ve Uyanma Hakkında|rezin|Aişe|Anlattığına göre, "Kişinin (namazda) elini boş böğrüne koymasını mekruh addederdi ve: "Bunu Yahudiler yapar" derdi." [Rezin tahric etmiştir. Ancak Buhari bunu bir bab başlığında muallak olarak kaydetmiştir (Buhari, Enbiya 50)] |Rezin|5764
NİFAK BÖLÜMÜ|Nifak Hakkında|buharimüslimebu davudtirmizinesai|İbnu Amr İbni'l-As|Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Dört haslet vardır; kimde bu hasletler bulunursa o kimse halis münafıktır. Kimde de bunlardan biri bulunursa, onu bırakıncaya kadar kendinde nifaktan bir haslet var demektir: Emanet edilince hıyanet eder, konuşunca yalan söyler, söz verince sözünde durmaz, husumet edince haddi aşar." |Buhari, İman 24, Mezalim 17, Cizye 17; Müslim, İman 106, (58); Ebu Davud, Sünnet 16, (4688); Tirmizi, İman 14, (2634); Nesai, İman 20, (8, 116)|5765
NİFAK BÖLÜMÜ|Nifak Hakkında|buhari|Huzeyfe|Nifak, Resulullah (sa) devrinde vardı. Şimdi ise, imandan sonra küfür vardır. |Buhari, Fiten 21|5766
NİFAK BÖLÜMÜ|Nifak Hakkında|buhari|Esved|Hz. Abdullah İbnu Mes'ud (ra)'un ders halkasında idik. Huzeyfe (ra) geldi ve yanımızda durup bize selam verdi: "Nifak, sizden hayırlı bir kavme indirildi" dedi. Esved de (hayretle): "Sübhanallah, Aziz ve Celil olan Allah: "Münafıklar cehennemin en aşağı derecesindedir" (Nisa 145) buyuruyor" dedi. Bunun üzerine Abdullah tebessüm etti. Huzeyfe de mescidin bir kenarına oturdu. Derken Abdullah kalktı ve arkadaşları da dağıldılar. Huzeyfe beni çağırmak için bana bir çakıl attı, yanına geldim. Bana: "Abdullah'ın gülmesi tuhafıma gitti, halbuki o benim söylediğimi bilen birisi. Yemin olsun nifak, siz (tabiiler)den daha hayırlı bir kavme indirildi. Onlar (nifaktan) sonra tevbe ettiler. Allah da tövbelerim kabul etti" dedi. |Buhari, Tefsir, Nisa 25|5767
NİFAK BÖLÜMÜ|Nifak Hakkında|buhari|İbnu Ebi Müleyke|Resulullah (sa)'ın ashabından olup da Bedir Gazvesi'ne katılanlardan otuz kadarına yetiştim. Hepsi de kendi hesabına nifaktan korkuyorlar ve dinlerinde fitneye düşmekten kendilerini emniyette hissetmiyorlardı. |Buhari, İman 36 (Bab başlığında kaydetti)|5768
YILDIZLAR BÖLÜMÜ|Yıldızlar Hakkında|rezin|İbnu Abbas|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Kim, Allah'ın zikrettiğinin gayrısı için yıldızlar ilminden bir bab iktibas ederse sihirden bir şu'be iktibas etmiş olur. Müneccim kahindir; kahin sihirbazdır, sihirbaz da kafirdir."[Rezin tahric etmiştir.] |Rezin|5769
YILDIZLAR BÖLÜMÜ|Yıldızlar Hakkında|ebu davud|İbnu Abbas|Bir diğer rivayette şöyle gelmiştir: "Kim yıldızlarla ilgili bir ilim iktibas etmişse sihirden bir şu'be iktibas etmiş demektir. (Yıldız ilmi) arttıkça (sihir ilmi de) artar." |Ebu Davud, Tıbb 22, (3905)|5770
YILDIZLAR BÖLÜMÜ|Yıldızlar Hakkında|buharimüslimebu davudnesai|Zeyd İbnu Halid|Resulullah (sa) Hudeybiye'de, bize geceleyin yağan yağmurun peşinden sabah namazı kıldırmıştı. Namazı bitirince cemaatın önüne geçti ve: "Rabbiniz ne dedi biliyor musunuz?" buyurdu. Cemaat: "Allah ve Resulü bilir!" dediler. "Allah Teala hazretleri: "Kullarımdan bir kısmı bana mü'min, bir kısmı da kafir olarak sabahladı. "Allah'ın fazlı ve rahmetiyle bize yağmur yağdırıldı" diyen bana mü'min, yıldızları da inkar edici olarak sabahladı. Kim de: "Falanca falanca yıldız sayesinde bize yağmur yağdırıldı" dediyse o da bana kafir, yıldıza mü'min olarak sabaha erdi" dedi!" buyurdular. |Buhari, Ezan 156, İstiska 28, Megazi 35, Tevhid 35; Müslim, İman 125, (71), Muvatta, İstiska 4, (1, 192); Ebu Davud, Tıbb 22, (3906); Nesai, İstiska 16, (3, 165)|5771
YILDIZLAR BÖLÜMÜ|Yıldızlar Hakkında|nesai|Ebu Said|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Eğer Allah Teala hazretleri, kullarından yağmuru beş yıl tutup sonra gönderecek olsa, insanlardan bir grubu kafir olur ve: "Micdeh yıldızı sebebiyle yağmura kavuştuk!" derdi." |Nesai, İstiska 16, (3, 165)|5772
YILDIZLAR BÖLÜMÜ|Yıldızlar Hakkında|||Katade rahimehullah demiştir ki: "Allah bu yıldızları üç şey için yaratmıştır: Onları semanın zineti kıldı, (semaya yükselip haber toplayan) şeytanlara atılacak taşlar kıldı, kendileriyle istikamet tayin edilen alametler kıldı. Kim yıldızlar hakkında başka yorumlar yapmaya kalkarsa hata eder ve nasibini zayi eder, kendisini ilgilendirmeyen ve bilgisi olmayan hatta bilmekte peygamberler ve meleklerin bile acze düştükleri bir hususta kendini külfete sokar." ||5773
HİCRETLER BÖLÜMÜ|Hicret Hakkında|buharimüslim|Bera İbnu'l-Azib|Hz. Ebu Bekr (ra), evinde babama uğradı. Ondan bir semer satın aldı. (Babam) Azib'e: "Benimle oğlunu gönder, onu evime kadar götürüversin!" dedi. Babam bana: Haydi onu götürüver!" dedi. Ben de götürüverdim. Babam onunla beraber çıktı, bedelini alacaktı. Babam, Ebu Bekr'e: "Ey Ebu Bekr! Resulullah (sa)'la (hicret ettiğin) gece ne yaptınız?" diye sordu. "Evet o gece yürüdük. Ertesi günü de öğle vaktine kadar yürüdük. Yolumuz tenha idi, hiç kimseye rastlamadık. Önümüze uzun bir kaya çıktı. Kayanın henüz güneşin değmediği bir gölgesi vardı. Yanına konakladık. Ben kayanın yanına geldim. Resulullah (sa)'ın, duldasından uyuması için elimle bir yeri düzledim. Sonra ortaya bir post yayıp: "Ey Allah'ın Resulü! (Siz biraz istirahat buyurup şurada) uyuyun, ben etrafmızı gözetlerim!" dedim. Derken yatıp uyudu, ben de çıkıp etrafını gözetlemeye başladım. Kayaya doğru sürüsüyle gelmekte olan bir çobanla karşılaştım. O da bizim gibi gölgeye sığınmak istiyordu. "Sen kimlerdensin ey delikanlı?" diye sordum. Medine veya Mekke' den bir adama aitti. Ben tekrar: "Koyununda süt var mı?" dedim. "Evet!" dedi. "Sağar mısın?" dedim. "Tabii" dedi ve sağmak üzere bir koyun yakaladı. "Memede kıl, toz-toprak çer-çöp olabilir, bunları bir çırp!" dedim. Dediğimi yaptı, beraberindeki bir kaba bir miktar süt sağdı. Benim de yanımda Resulullah (sa) için taşıdığım bir kap vardı. İçmede, abdestte onu kullanırdı. (Sütü kendi kabıma aktararak) aleyhis­salatu vesselamın yanına geldim. Uyuyordu. Uyandırmak istemedim. Uyanıncaya kadar yanında durdum. Süte biraz su kattım, dibi serinledi. "Ey Allah'ın Resulü, buyurun için!" dedim. O içti ben de memnun ol­dum. Sonra: "Yola koyulma vakti gelmedi mi?" dedi. "Evet!" dedim. Güneşin zevalinden sonra hareket ettik. Peşimize Süraka İbnu Malik İbni Cu'şem düştü. Biz sert bir arazide yürüyorduk. "Ey Allah'ın Resulü, bize yaklaştı!" dedim. "Üzülme! Allah bizimledir!" buyurdu. Aleyhissalatu vesselam, Süraka'ya beddua etti. Derhal atının ön ayağı karnına kadar yere saplandı. Süraka: "Anladım ki, siz bana ilendiniz. Ne olur benim için dua edin. Allah için ben de takipçileri sizden geri çevireceğim!" dedi. Aleyhissalatu ves­selam dua ediverdi, adam kurtuldu ve geri döndü. Yol boyu her kime rastladı ise: "Ben size bedel burada gereken (aramayı) yaptım (kimse yok)!" dedi. Böylece her kime rastladı ise geri çevirdi. Hülasa, bize verdiği sözü tuttu." |Buhari, Menakıbu'l-Ensar 45, Lukata 11, Menakıb 25, Eşribe 12; Müslim, Zühd 75, (2009)|5775
HİCRETLER BÖLÜMÜ|Hicret Hakkında|buharimüslimtirmizi|Ebu Bekr|Biz mağarada iken müşriklerin ayaklarını görüyordum. Onlar bu sırada başlarımızın üstünde idiler. "Ey Allah'ın Resulü" dedim, "onlar ayaklarının aşağısına bir bakacak olsa bizi mutlaka görürler!" dedim. Bunun üzerine: "Ey Ebu Bekr!" buyurdular, "üçüncüleri Allah olan iki kişi hakkında ne zannediyorsun?" |Buhari, Fezailu'l-Ashab 2, Menakıb 45, Tefsir, Beraet 1; Müslim, Fezailu's-Sahabe 1, (2381); Tirmizi, Tefsir, Tevbe, (3095)|5776
HİCRETLER BÖLÜMÜ|Hicret Hakkında|nesai|Abdullah İbnu Sa'di|Resulullah (sa)'ın yanına bir heyet olarak geldik. Ben: "Ey Allah'ın Resulü! Muhakkak ki ben, arkamda, artık hicretin sona erdiğini zanneden bir kavim bıraktım" dedim. Aleyhissalatu vesselam: "Küffarla kıtal edildiği müddetçe, hicret sona ermeyecektir!" buyurdu. |Nesai, Bey'at 15, (7, 146)|5777
HİCRETLER BÖLÜMÜ|Hicret Hakkında|nesai|Ya'la İbnu Ümeyye|Fetih günü babam Ümeyye'yi getirip: "Ey Allah'ın Resulü! Babamla hicret şartı üzere bey'at yap!" dedim. Ama O: "Onunla cihad etme şartı üzerine bey'at yaparım, artık hicret sona ermiştir" cevabını verdi. |Nesai, Bey'at 15, (7,145)|5778
HİCRETLER BÖLÜMÜ|Hicret Hakkında|buhari|Sehl İbnu Sa'd|(Sahabiler İslami takvimin başlangıcını tesbit ederken) ne Resulullah (sa)'ın bi'set zamanına ne de vefat zamanına itibar etmediler. Fa­kat Medine'ye gelişine itibar ettiler. |Buhari, Menakıbu'l-Ensar 48|5779
HEDYE BÖLÜMÜ|Hediye Hakkında|tirmizi|Ebu Hureyre|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Hediyeleşin, zira hediye, kalpteki kuşkuları giderir. Komşu kadın, komşusu kadından gelen (hediyeyi) hakir görmesin, bir koyun paçası parçası olsa bile." |Tirmizi, Vela ve'l-Hibe 6, (2131)|5780
HEDYE BÖLÜMÜ|Hediye Hakkında|buhariebu davudtirmizi|Aişe|Resulullah (sa), hediyeyi kabul eder, ona karşılıkta bulunurdu. |Buhari, Hibe 11; Ebu Davud, Büyu 87, (3536); Tirmizi, Birr 34, (1954)|5781
HEDYE BÖLÜMÜ|Hediye Hakkında|tirmizi|Enes|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Bana bir koyunun inciği kadar ayağı hediye edilse kabul ederim, böyle bir yemeği yemeye çağrılsam icabet ederim." |Tirmizi, Ahkam 10, (1338)|5782
HEDYE BÖLÜMÜ|Hediye Hakkında|tirmizi|Ali|Kisra, Resulullah (sa)'a, bazı şeyler hediye etti. Aleyhissalatu vesselam ondan bu hediyeleri kabul etti. Diğer krallar da ona hediyede bulundu­lar, o da onlardan bunu kabul etti. |Tirmizi, Siyer 23, (1576)|5783
HEDYE BÖLÜMÜ|Hediye Hakkında|ebu davudtirmizi|İyaz İbnu Himar|Resulullah (sa)'a bir hediyede bulunmuştum. Bana: "Müslüman mı oldun?" diye sordu. "Hayır!" dedim. "Ben müşriklerin hediyesini almaktan menolundum!" buyurdular (ve hediyemi almadılar). |Ebu Davud, Haraç 35, (3057); Tirmizi, Siyer 24, (1577)|5784
HEDYE BÖLÜMÜ|Hediye Hakkında|tirmiziebu davudnesai|Ebu Hureyre|Bir bedevi Resulullah (sa)'a, genç bir deve hediye etti. Resulullah (sa) ona makubil altı genç deve verdi. Bedevi, memnun kalmadı. Bu hal, Aleyhissalatu vesselam'a ulaştı. Allaha hamd ü senadan sonra: "Falan kimse bana bir deve hediye etti. Ben ona mukabil altı deve verdim. Buna rağmen memnun olmamış. [Allah'a] yemin olsun, [şu gün­den sonra Muhacirler], Kureyşliler, Ensariler, Sakifliler veya Devsliler dışında kimseden hediye almamaya azmettim." buyurdular. |Tirmizi, Menakıb, (3940, 3941); Ebu Davud, Büyu 82, (3537); Nesai, Umra 5, (6, 280)|5785
HEDYE BÖLÜMÜ|Hediye Hakkında|ebu davud|Ebu Ümame|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Kim bir kimse için şefaatçi olur, o da bu şefaatine karşı bir hediyede bulunursa hediyeyi kabul ettiği taktirde, riba kapılarından büyük bir kapıya girmiş olur." |Ebu Davud, Büyu 84, (3541)|5786
HEDYE BÖLÜMÜ|Hediye Hakkında|ebu davud|Ubade İbnu's-Samit|Ben ehl-i suffadan bir kısım insanlara yazı ve Kur'an'ı öğretmiştim. Onlardan bir adam bana bir yay hediye etti. Ben de: "(Bu yay) benim için (büyük) bir mal değil, onunla Allah yolunda atış yaparım, gidip Resulullah (sa)'a soracağım" dedim. Gidip sordum: "Ey Allah'ın Resulü!" dedim, "kendilerine yazı ve Kur'an öğrettiğim kim­selerden biri bana bir yay hediye etti. Bu benim için bir mal da değil. Ben onunla Allah yolunda atış yaparım!" dedim. Aleyhissalatu vesselam bana: "Eğer ateşten bir takı takınmayı seversen kabul et!" diye cevap ver­di. |Ebu Davud, Büyu 37, (3417)|5787
HİBE BÖLÜMÜ|Hibe Hakkında|ebu davudtirmizinesaiibnu mace|İbnu Abbas ve İbnu Ömer|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Bir kimse bir atiyyede bulunur veya bir hibede bulunursa, sonradan atiyye ve hibesinden rücu etmesi ona helal olmaz, sadece baba çocuğuna yaptığı bağıştan dönebilir." |Ebu Davud, Büyu 83, (3539); Tirmizi, Büyu 52, (1299); Nesai, Hibe 2, (6, 265); İbnu Mace, Hibe 2, (2377)|5788
HİBE BÖLÜMÜ|Hibe Hakkında|ebu davudtirmizinesaiibnu mace||Bir rivayette: "Atiyye veya hibesinden dönen, kusmuğuna dönen köpek gibidir" denmiştir. |Ebu Davud, Büyu 83, (3539); Tirmizi, Büyu 52, (1299); Nesai, Hibe 2, (6, 265); İbnu Mace, Hibe 2, (2377)|5789
HİBE BÖLÜMÜ|Hibe Hakkında|buharimüslimebu davudtirmizinesai|İbnu Abbas|İbnu Abbas (ra)'dan merfu olarak şu hadis kaydedilmiştir: "Kusmuğuna rücu eden köpek gibi hibesinden dönen kimsenin kötü örneği bize yakışmaz." |Buhari, Hibe 14, 30, Hiyel 14; Müslim, Hibat 5 , (1622); Ebu Davud, Büyu 83, (3538); Tirmizi, Büyu 62, (1298); Nesai, Hibe 2, (6, 265)|5790
HİBE BÖLÜMÜ|Hibe Hakkında|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|Nu'man İbnu Beşir|Anlattığına göre, "babası onu (Nu'man'ı) Resulullah (sa)'a getirmiş ve: "Ey Allah'ın Resulü! Ben bu oğluma bir köle bağışladım! [Sen bu bağışıma şahid ol]" demiştir. Aleyhissalatu vesselam: "Her çocuğuna böyle bir bağışta bulundun mu?" diye sormuş, babası "hayır!" deyince: "Öyleyse bağışından dön!" emretmiştir. |Buhari, Hibe 2, 11, Şehadat 9; Müslim, Hibat 9, (1623); Muvatta, Akdiye 39, (2, 751); Ebu Davud, Büyu 85, (3542, 3543, 3544, 3545); Tirmizi, Ahkam 30, (1367); Nesai, Nahl 1, (6, 558-261)|5791
HİBE BÖLÜMÜ|Hibe Hakkında|ebu davud|İbnu Amr İbni'l-As|Resulullah (sa) Mekke'yi fethettiği zaman şu hitabede bulundu: "Bilesiniz! Kocasının izni olmadan bir kadının (kocasının malından) bağışta bulunması caiz değildir." |Ebu Davud, Büyu 86, (3546, 3547)|5792
HİBE BÖLÜMÜ|Hibe Hakkında|ebu davud|İbnu Amr İbni'l-As|Bir başka rivayette de şöyle gelmiştir: "Kocasının nikahında olduğu müddetçe, bir kadına malından hibede bulunması caiz değildir." |Ebu Davud, Büyu 86, (3546, 3547)|5793
VASİYET BÖLÜMÜ|Vasiyet Hakkında|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizinesai|İbnu Ömer|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Hakkında vasiyet edebileceği bir malı bulunan Müslüman kimsenin, vasiyeti yanında yazılı olmaksızın iki gece geçirmeye hakkı yoktur." |Buhari, Vesaya 1; Müslim, Vasiyyet 4, (1627); Muvatta, Vasiyyet 1, (2, 761); Ebu Davud, Vesaya 1, (2863); Tirmizi, Cenaiz 5, (974); Nesai, Vesaya 1, (6, 238, 239)|5794
VASİYET BÖLÜMÜ|Vasiyet Hakkında|ebu davud|İbnu Abbas|"Ölen, mal bırakmışsa ebeveyn ve akrabalarına vasiyette bulunsun..." (Bakara 180) ayeti hakkında demiştir ki: "Miras ayeti neshedinceye kadar vasiyet bu şekilde vacib idi." |Ebu Davud, Vesaya 5, (2869)|5795
VASİYET BÖLÜMÜ|Vasiyet Hakkında|buharimüslimebu davudnesai|Ebu Hureyre|Resulullah (sa)'a: "Hangi sadaka efdaldir?" diye sorulmuştu: "Sağlıklı ve fakirlikten korkup, zenginliğe ümit bağladığın, mala karşı cimri olduğun halde tasadduk etmen! Bu şekilde tasadduku, can boğazına gelip de falana şu kadar, feşmekana bu kadar diyeceğin zamana kadar devam ettir. O sırada (yaptığın tasaddukun sana bir faydası yok­tur, çünkü malın, artık) zaten birilerinin olmuştur." |Buhari, Vesaya 7, Zekat 11; Müslim, Zekat 92, (1032); Ebu Davud, Vesaya 3, (2865); Nesai, Vesaya 1, (6, 237)|5796
VASİYET BÖLÜMÜ|Vasiyet Hakkında|buharimüslimmuvattatirmiziebu davudnesai|Sa'd İbnu Ebi Vakkas|Resulullah (sa) Veda Haccı senesinde, bende şiddet peyda eden bir ağrı sebebiyle yatmakta olduğum hastalığım için bana geçmiş olsun ziyaretine geldi. "Ey Allah'ın Resulü" dedim, "gördüğünüz gibi ağrım çok şiddetlendi. Ben mal mülk sahibi bir kimseyim. Bana varis olacak tek kızımdan baş­ka kimsem yok. Malımın üçte ikisini tasadduk etmek istiyorum!" dedim. Hemen "Hayır, olmaz!" buyurdular. "Yarısı?" dedim. Yine "olmaz!" buyurdular. "Üçte biri?" dedim. "Üçte birini mi? Üçte bir de çok. Senin varislerini zenginler olarak bırakman, halka ihtiyaçlarını açan fakirler olarak bırakmandan daha hayırlıdır. Sen aziz ve celil olan Allah'ın rızasını arayarak her ne harcarsan -hatta bu, hanımının ağzına koyduğun bir lokma bile olsa- mutlaka onun sebebiyle mükafaatlanacaksın" buyurdular. Ben: "Ey Allah'ın Resulü" dedim. "Ben arkadaşlarımdan sonra burada kala­cak mıyım?" dedim. "Eğer geri kalır, kendisiyle Allah'ın rızasını düşündüğün bir amel ya­pacak olursan bu ameller sebebiyle mutlaka derecen artacak, merteben yükselecektir. Şunu da söyleyeyim. Sen daha yaşayacaksın. Öyle ki Allah seninle bir kısım kavimlere hayır ulaştıracak, diğer bir kısımlarına da şer" buyurdular. Resulullah (sa) sonra şöyle dua ettiler: "Allahım! Ashabımın hicretini tamama erdir. Onları gerisin geri (başarısızlıkla) çevirme!" Ve sözlerini [Hicret evi olan] Mekke'de ölmüş olan Sa'd İbnu Havle hakkında sarfettikleri "Lakin zavallı, Sa'd İbnu Havle'dir!" mersiyesiyle tamamladılar. |Buhari, Cenaiz 37, Vasaya 2, 3, Fezai-lu'l-Ashab 49, Megazi 77, Nafakat 1, Marza 13, 16, 43, Feraiz 6; Müslim, Vesaya 5, (1628); Muvatta, 4, (2, 763); Tirmizi, 6, (975); Ebu Davud, Vesaya 2, (2864); Nesai, Vesaya 3, (6, 241, 243)|5797
VASİYET BÖLÜMÜ|Vasiyet Hakkında|tirmizinesai|Amr İbnu Hatice|Resulullah (sa) devesinin üzerinde hitabede bulundu. Ben deve­nin boynunun altında idim. Deve durmadan geviş getiriyor, hayvanın salyası omuzlarımın arasında akıyordu. İşte bu esnada Aleyhissalatu vesselam'ın şu sözünü işittim: "Allah Teala hazretleri her hak sahibine hakkını verdi. Bu sebeple varis­lerden biri lehine vasiyet yoktur." |Tirmizi, Vesaya 5, (2122); Nesai, Vesaya 5, (6, 247)|5798
VASİYET BÖLÜMÜ|Vasiyet Hakkında|buharimüslimtirmizinesai|Talha İbnu Musarrıf|İbnu Ebi Evfa (ra)'ya: "Resulullah vasiyette bulundu mu?" diye sordum. "Hayır" dedi. Ben tekrar: "Öyleyse, kendi vasiyette bulunmaksızın halka nasıl vasiyeti farz kı­lar veya emreder?" dedim. "Kitabullah'ı vasiyet etti!" diye cevap verdi. |Buhari, Vesaya 1, Megazi 83, Fezailu'l-Kur'an 18; Müslim, Vasiyet 16, (1634); Tirmizi, Vesaya 4, (2120); Nesai, 2 (6,240)|5799
VASİYET BÖLÜMÜ|Vasiyet Hakkında|buharimüslimnesai|Esved İbnu Yezid|Hz. Aişe (ra)'nin yanında, Hz. Ali'nin Resulullah (sa)'ın vasisi olduğunu söylemişlerdi: "Resulullah ona ne zaman vasiyette bulundu? Öleceği sırada o be­nim göğsüme yaslanmış vaziyette idi, bir leğen getirtti. Kucağımda bükülmüştü, öldüğünü bile hissetmedim. Öyleyse ona ne zaman vasiyet etti" diye itiraz etti. |Buhari, Vesaya 1, Megazi 83; Müslim, Vasiyyet 19, (1636); Nesai, Vesaya 2,(6,240)|5800
VASİYET BÖLÜMÜ|Vasiyet Hakkında|ebu davud|Amr İbnu Şuayb an ebihi an ceddihi|As İbnu Vail es Sehmi [kendi adına] yüz kölenin azad edilmesini vasiyet etti. Oğlu Hişam, ona bedel, elli tanesini azad etti. Oğlu Amr da ona bedel geri kalan elliyi azad etmek istedi ve: "Hele Resulullah (sa)'a bir sorayım!" dedi, ona gelip: "Ey Allah'ın Resulü! Babam, kendi adına, yüz köle azad edilmesini vasiyet etmişti. Hişam onun adına elli köle azat etti! Benim üzerime de elli tanesi kaldı. Onun adına ben azad edebilir miyim?" dedim. Aleyhlesalatu vesselam, bana: "Eğer o Müslüman idiyse, ona bedel azad etseniz veya ona bedel sadaka verseniz veya ona bedel hacc yapıverseniz bu ona ulaşırdı" buyurdular. |Ebu Davud, Vesaya 16, (2883)|5801
VASİYET BÖLÜMÜ|Vasiyet Hakkında|ebu davudnesai|Ebu Zerr|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Ey Ebu Zerr! Ben seni zayıf bir kimse görüyorum. Ben kendim için sevdiğimi senin için de aynen severim. Öyleyse iki kişi üzerine emir olmayasın, yetim malına da velilik yapmayasın." |Ebu Davud, Vesaya 4, (2868); Nesai, Vesaya 10, (6, 255)|5802
VASİYET BÖLÜMÜ|Vasiyet Hakkında|ebu davudnesai|Amr İbn Şuayb an ebihi an ceddihi|Bir adam Aleyhissalatu uesselam'a gelerek: "Ben fakirim, hiçbir şeyim yok, üstelik bir de yetimim var!" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Yetimin malından ye! Ancak bunu yaparken ne israfa kaç, ne aceleci ol, ne de kendine mal et" buyurdular. |Ebu Davud, Vesaya 8, (2872); Nesai, Vesaya 11, (6, 256)|5803
VASİYET BÖLÜMÜ|Vasiyet Hakkında|ebu davud|Ali|Resulullah (sa)'dan iki şey öğrendim: "İhtilamdan sonra yetimlik kalmaz, geceye kadar gün boyu sessiz durmak yoktur." |Ebu Davud, Vesaya 9, (2873)|5804
VAAD BÖLÜMÜ|Vaad Hakkında|ebu davud|Abdullah İbnu Ebi'l-Hamsa|Resulullah (sa)'a daha bi'set (peygamberlik) gelmez­den önce bir şey satın almıştım. O alış-verişten ona hala bir miktar (borç) bakiyesi kalmıştı. Ben o kalanı, kendisine yerinde vermeyi vaadettim. Ama bunu unuttum. Üç gün geçtikten sonra hatırladım, geldiğimde o hala (sözleştiğimiz) yerindeydi. "Ey genç, bana meşakkat verdin, ben üç gündür burada seni bekliyo­rum!" buyurdular. |Ebu Davud, Edeb 90, (4996)|5805
VAAD BÖLÜMÜ|Vaad Hakkında||Cabir|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Bahreyn'in sadaka malı geldi mi sana şöyle şöyle (avuç avuç) vereceğim" dedi ve üç kere eliyle gösterdi. Bahreyn'in malı gelmezden önce Aleyhissalatu vesselam vefat etti. Mal Hz. Ebu Bekr'e gelince, bir münadi ile halka şöyle ilanda bulundu: "Kime Resulullah'ın bir vaadi veya bir borcu var idiyse bana gelsin!" Cabir der ki: "Ben hemen Hz. Ebu Bekr (ra)'e gittim ve Resulullah (sa)'ın "Bahreyn'in sadaka malı geldi mi ben sana şöyle şöyle vereceğim" deyip üç kere iki eliyle işaret yaptığını söyledim. Bunun üzerine Hz. Ebu Bekr bana derhal verdi. Cabir der ki: "Bundan sonra da Ebu Bekr'e rastladım ve yine istedim. Ama bu sefer vermedi. Sonra tekrar ona geldim, yine vermedi, sonra üçüncü sefer geldim yine vermedi. Ben de: "Sana bir geldim vermedin, sonra bir daha geldim yine vermedin, bir kere daha geldim yine vermedin. Ya bana verirsin, ya da seni bana karşı cimri bileceğim" dedim. Bunun üzerine: "Bana karşı cimri bileceğim mi dedin? Cimrilikten daha kötü hangi hastalık var?" dedi ve bunu üç kere tekrar etti ve devam etti: "Ben seni reddettiğim her defasında (içimden) sana vermek istedim" dedi. (Bana bir avuç avuçlayıp verdi) ||5806
VAAD BÖLÜMÜ|Vaad Hakkında|buharimüslim|Muhammed İbnu Ali|Cabir İbnu Abdillah'ı din­ledim. Diyordu ki: "Hz. Ebu Bekr'e geldim. Ebu Bekr bana [birkaç avuç avuçlayıp ver­dikten sonra] "Şunları bir say!" dedi. Ben de saydım. Hepsi beş yüz taneydi. Hz. Ebu Bekr: "Bunun iki mislini al!" dedi." |Buhari, Hibe 18, Kefalet 3, Şehadat 28, Humus 17; Müslim, Fezail 60, (2314)|5807
VEKALET BÖLÜMÜ|Vekalet Hakkında|ebu davudtirmizi|Hakim İbnu Hizam|Anlattığına göre, "Resulullah (sa), kendisine bir dinar vererek kur­banlık bir koç almaya gönderdi. Çarşıdan bir dinara bir kurbanlık satın aldı. Ancak onu (beriye gelince) iki dinara sattı. Geri dönüp bir dinara bir koç satın aldı. Böylece Resulullah (sa)'a bir dinar ve bir koçla geldi. Resulullah dinarı tasadduk etti. Hakim'e de bu ticaretinde mübarek kılması için Allah'a dua etti." |Ebu Davud, Büyu 28, (3386); Tirmizi, Büyu 34, (1257)|5808
VAKIF BÖLÜMÜ|Vakıf Hakkında|buharimüslimebu davudtirmizinesaiibnu mace|İbnu Ömer|Hz. Ömer (ra) Hayber'de (ganimetten) bir arazi sahibi oldu. (Bunu tasadduk etmesini emreden bir rüyayı üst üste üç gün görmesi üzerine) Resulullah (sa)'a, gelerek: "Ey Allah'ın Resulü! Ben Hayber'de bir tarlaya sahip oldum. Şimdiye kadar yanımda böylesine değerli bir arazim hiç olmadı. Bu tarla için bana ne emir buyurursunuz?" diye sordu. Aleyhissalatu vesselam: "Dilersen onun aslını (Allah için) hapset ve [gelirini] tasadduk et!" buyurdular. Bunu üzerine Hz. Ömer (ra) araziyi tasadduk etti ve aslının satılamayacağını ve satın alınamayacağını, varis olunamayacağını, hibe edilemeyeceğini söyledi. Ravi der ki: "Ömer bu araziyi fakirlere, akrabalara, kölelere, Allah yolunda harcamalara ve yolculara bağışladı -Bir rivayette misafirlere de denmiştir-. Onun işlerini üzerine alanın ondan maruf üzere yemesinde veya bir dostuna yedirmesinde bir beis yoktur, yeter ki, malı kendine sermaye yapmasın." |Buhari, Şurut 19, Vesaya 28, İman 33; Müslim, Vasiyyet 15, (1632); Ebu Davud, Vesaya 13, (2878); Tirmizi, Ahkam 36, (1375); Nesai, Ahbas 1, (6, 230); İbnu Mace, Sadakat 4, (2396)|5809
VAKIF BÖLÜMÜ|Vakıf Hakkında|ebu davud|Yahya İbnu Said|Abdulhamid İbnu Abdillah (İbni Abdillah) İbni Ömer İbnil-Hattab (ra), Hz. Ömer'in sadaka (kıldığı arazinin vakfiyesini) bana istinsah ediverdi. Şöyle yazılıydı: "Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla. Bu, Allah'ın kulu Ömer'in Semğ (nam arazi) hakkında yazdığı (vakfiyename)dir." Burada (Ravi Yahya İbnu Said) Hz. Ömer'le ilgili haberinde Nafi'in İbnu Ömer'den naklettiğinin benzerini anlattı ve: "Bir malı kendinin kılmaksızın" dedi. Yine o vakfiyenamede şu da vardı: "(Mütevellinin ihtiyacından sonra) onun mahsulünden her ne artarsa, bu, (sayılan diğer ödeme mahallerinden başka) dilenciler ve yoksullar içindir." Devamla der ki: "Kıssayı aynen nakletti ve dedi ki: "Semğ'in velisi dilerse, oranın mahsulünden ödeyerek köle satın alıp, arazinin işlenmesinde kullanır. Bunu Muaykib yazdı, Abdullah İbnul-Erkam şahid oldu." Bismillahirrahmanirrahim: Bu, Allah'ın kulu mü'minlerin emiri Ömer'in vasiyetidir. Eğer ona (Ömer'e) bir şey olursa (yani Ömer ölürse), Semğ, Sırma İbnu'l-Ekva ve orada(ki işleri yürütmek üzere) bulunan köle, Hayber'de bulunan yüz hisse ve orada bulunan köle, Vadi(l-Kura) da Muhammed (sa)'in bana taam olarak verdiği yüz (vask)ın idaresi, yaşadığı müddetçe Hafsa'ya aittir. (Hafsa'dan) sonra onun idaresi Hafsa'nın ailesinden re'y sahibi birine aittir, o şartla ki bu emval satılmaz, satın alınmaz. (Mütevelli, ihtiyaçtan artan mahsul) dilenci, muhtaç ve akrabalardan münasib gördüklerine infak eder. (Bu vakfın idaresini üzerine alan mütevellinin) bundan yemesinde, yedirmesinde veya o paradan köle satın almasında bir mahzur yoktur." |Ebu Davud, Vesaya 13, (2879)|5810
YEMİN BÖLÜMÜ|Yemin Kelimesi Ve Kendisiyle Yemin Edilenler|ebu davud|İbnu Abbas|Resulullah (sa) yemin teklif ettiği bir kimseye şöyle söyledi: "Haydi! Kendinden başka ilah olmayan Allah'a kasem ederek o kimsenin yani iddia sahibinin sende hiçbir şeyi olmadığına yemin et!" |Ebu Davud, Akdiye 24, (3620)|5811
YEMİN BÖLÜMÜ|Yemin Kelimesi Ve Kendisiyle Yemin Edilenler|buhari|İbnu Ömer|Resulullah (sa)'ın yaptığı yeminlerin çoğu şöyleydi: "Kalpleri çeviren Zat'a yemin olsun, hayır!" |Buhari, Eyman 3, Kader 14, Tevhid 11; Muvatta, Nuzur 14; Ebu Davud, Eyman 16, (3263); Tirmizi, Nüzür 12, (1540); Nesai, Eyman 2, (7, 2, 3)|5812
YEMİN BÖLÜMÜ|Yemin Kelimesi Ve Kendisiyle Yemin Edilenler|ebu davudibnu mace|Ebu Said|Resulullah (sa) yeminde mübalağa edince: "Hayır! Ebu'l-Kasım'ın nefsini elinde tutan Zat-ı Zülcelal'e yemin olsun ki..." derdi. |Ebu Davud, Eyman 12, (3264); İbnu Mace, Kefarat 1, (2090)|5813
YEMİN BÖLÜMÜ|Yemin Kelimesi Ve Kendisiyle Yemin Edilenler|ebu davud|Ebu Hureyre|Yemin ettiği zaman Resulullah (sa)'ın yemini: "Hayır! Allah'a istiğfar ederim ki..." şeklindeydi. |Ebu Davud, Eyman 12, (326S)|5814
YEMİN BÖLÜMÜ|Yemin Kelimesi Ve Kendisiyle Yemin Edilenler|nesai|Katile Bintu Sayfi|Resulullah (sa)'a bir Yahudi uğradı ve: "Siz Müslümanlar Allah'a benzerler koşuyor ve sirke düşüyorsunuz ve diyorsunuz ki: "Allah istedi ben de istedim." Yine diyorsunuz ki: "Ka'be'ye yemin olsun!" Bunun üzerine Resulullah (sa) Ashab'a, yemin etmek istedikleri zaman "Ka'be'nin Rabbına kasem olsun!" demelerine ve: "Allah istedi sonra da ben istedim" demelerini emretti. |Nesai, Eyman 9, (7,6)|5815
YEMİN BÖLÜMÜ|Kendisiyle Yemin Edilmesi Yasak Olanlar|buharimüslimebu davudtirmizinesai|İbnu Ömer|Resulullah (sa), Hz. Ömer (ra)'in, babasını zikrederek yemin ettiğini işitmişti: "Allah Teala hazretleri, sizleri babanızı zikrederek yemin etmekten nehyetti. Öyleyse kim yemin edecekse Allah'a yemin etsin veya sussun" buyurdu. |Buhari, Eyman 4; Müslim, Eyman 1, (1646); Ebu Davud, Eyman 5, (3250); Tirmizi, Eyman 8, (1534); Nesai, Eyman 5, (7, 4, 5)|5816
YEMİN BÖLÜMÜ|Kendisiyle Yemin Edilmesi Yasak Olanlar|ebu davud|Büreyde|Resulullah (sa) buyurdular ki: Kim emanetle yemin ederse bizden değildir!" |Ebu Davud, Eyman 6, (3253)|5817
YEMİN BÖLÜMÜ|Kendisiyle Yemin Edilmesi Yasak Olanlar|buhari|İbrahim Nehai|Biz çocukken, (büyüklerimiz) bizi şehadet ve ahd ile yemin etmekten menederlerdi. |Buhari, Eyman 10|5818
YEMİN BÖLÜMÜ|Kendisiyle Yemin Edilmesi Yasak Olanlar|ebu davudnesai|Büreyde|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Kim yemin eder ve "...islam'dan beri olayım!" derse, eğer sözünde yalancı ise, dediği gibi olur, yalancı değil de gerçeği söylemişse İslam'a salim olarak dönemeyecektir." |Ebu Davud, Eyman 9, (3258); Nesai, Eyman 8, (7, 6)|5819
YEMİN BÖLÜMÜ|Yalan Yemin|ebu davud|İmran İbnu Husayn|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Kim, (mahkeme gereği, yapması icabeden) bir yeminde yalan yere yemin ederse bu yemini sebbebiyle cehennemdeki yerini hazırlamış olur." |Ebu Davud, Eyman 1, (3242)|5820
YEMİN BÖLÜMÜ|Yalan Yemin|buharimüslimebu davudtirmizi|İbnu Mes'ud|Resulullah; "Kim Müslüman bir kimsenin malı hakkında yalan yere yemin ederse, (Kıyamet günü) Allah'la karşılaştığında O'nu kendisine karşı gadablanmış bulur!" buyurdular. Sonra Resulullah (sa), bu sözlerini tasdik eden ayetleri Allah Teala'nın kitabından okudular: "(Ahirzaman peygamberine iman hususunda) Allah'a verdikleri ahdi ve ettikleri yemini, az bir dünya malı karşilığında değiştirenlere gelince, onların ahirette hiçbir nasibi yoktur. Kıyamet gününde Allah onlara ne bir hitapta bulunur, ne rahmetiyle nazar eder ve ne de onları temize çıkarır. Onların hakkı pek acı bir azabtır" (Al-i İmran 77). |Buhari, Eyman 17; Müslim, İman 234, (138); Ebu Davud, Eyman 2, (3243); Tirmizi, Tefsir, Al-i İmran, (2999)|5821
YEMİN BÖLÜMÜ|Yalan Yemin|müslimmuvattanesai|İyas İbnu Sa'lebe el-Harisi|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Kim Müslüman bir kimsenin hakkını, yemini ile ele geçirirse artık onun için cehennem vacib olmuştur. Allah Teala ona cenneti de mutlaka haram kılmıştır." "Ey Allah'ın Resulü! Az bir şey olsa da mı?" diye sormuşlardı. "Misvak ağacından bir çubuk bile olsa!" cevabını verdi. |Müslim, İman, 218, (137); Muvatta, Akdiye 11, ( 2, 727); Nesai, Kada 29, (8, 246)|5822
YEMİN BÖLÜMÜ|Yemin Yeri|muvattaebu davudibnu mace|Cabir|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Şu minberimin yanında kim günaha sebep olan bir yemin ederse, hatta bu, yeşil bir misvak çubuğu için dahi olsa, mutlaka cehennemdeki yerini hazırlamış olur." |Muvatta, Akdiye 10, (2, 727); Ebu Davud, Eyman 3, (3246); İbnu Mace, Ahkam 9, (2325)|5823
YEMİN BÖLÜMÜ|Yeminde İstisna|muvattaebu davudtirmizinesaiibnu mace|İbnu Ömer|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Kim yemin eder ve "inşaallah" derse istisna yapmış olur. Dilerse rücu eder, dilerse hanis olması mevzubahis olmadan terkeder." |Muvatta, Eyman 10, (2, 477); Ebu Davud, Eyman 11, (3261, 3262); Tirmizi, Eyman 7, (1531); Nesai, Eyman 18, 39, (7, 12, 25); İbnu Mace, Kefarat 6, (2105- 2106)|5824
YEMİN BÖLÜMÜ|Yeminde İstisna|buharimüslimnesai|Ebu Hureyre|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Süleyman aleyhisselam (bir gün): "Bugün, kesinlikle doksan kadınıma uğrayacağım. Hepsi de Allah yolunca cihad edecek bir yiğit doğuracak!" dedi. Arkadaşı (veya melek) ona: "İnşaallah de bari!" uyarısında bulundu. Ama Hz. Süleyman inşaallah demedi. Söylediği gibi, o gün, bütün hanımlarına uğradı. Kadınlardan sadece biri hamile kaldı. O da yarım insan doğurdu." "Resulullah (sa) sözüne devamla: "Nefsimi elinde tutan Zat'a yemin olsun! Eğer Süleyman aleyhisselam "İnşaallah" demiş olsaydı hepsi de Allah yolunda atlı olarak cihad eden çocuklara sahip olacaktı" buyurdu. |Buhari, Enbiya 40, Eyman 3; Müslim, Eyman 23, (1654); Nesai, Eyman 39, 40, (7, 25)|5825
YEMİN BÖLÜMÜ|Yemini Bozmak|müslimmuvattatirmizi|Ebu Hureyre|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Kim bir şey hususunda yemin eder, sonra da hilafını daha hayırlı görürse, derhal kefaret vererek yemininden vazgeçsin ve yemin ettiği husustan daha hayırlı olanı yapsin." |Müslim, Eyman 12, (1650); Muvatta, Eyman 11, (2, 478); Tirmizi, Eyman 6, (1530)|5826
YEMİN BÖLÜMÜ|Yemini Bozmak|buharimüslimebu davudnesai|Ebu Musa|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Ben, Allah'a yemin ederek söylüyorum: İnşaallah, herhangi bir şeye yemin edilince, yeminin aksini yapmayı daha hayırlı görecek olsam, yeminimi kefaretler, hayırlı gördüğüm şeyi yaparım." |Buhari, Eyman 14; Müslim, Eyman 10, (1649); Ebu Davud, Eyman 17, (3276); Nesai, Eyman 15, (7, 9, 10), Sayd 33, (7, 206)|5827
YEMİN BÖLÜMÜ|Yemini Bozmak|buhari|Aişe|Hz. Ebu Bekr radıyallahu anh, aziz ve celil olan Rabbimiz yemin kefaretini indirinceye kadar yaptığı yeminlerinde hiç hanis olmadı. Ayet inince dedi ki: "Artık, bir yemin edip, sonra aksini yapmanın daha hayırlı olduğunu görecek olsam, (yeminim yerini bulsun diye direnmem) derhal daha hayırlı gördüğüm hususu yapar, yeminim için de kefaret öderim." |Buhari, Eyman 1|5828
YEMİN BÖLÜMÜ|Yemin Hakkında Müteferrik Hadisler|müslimebu davudtirmizi|Ebu Hureyre|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Yemin, yemin isteyenin niyetine göredir" [Bir diğer rivayette: "Senin yeminin arkadaşının seni kendisiyle tasdik ettiği şeye göredir" denmiştir.] |Müslim, Eyman 21, (1653); Ebu Davud, Eyman 8, (3255); Tirmizi, Ahkam 19, (1354)|5829
YEMİN BÖLÜMÜ|Yemin Hakkında Müteferrik Hadisler|buharimuvattaebu davud|Aişe|Şu ayet kişinin kullandığı "Vallahi hayır!" "Billahi evet!" gibi sözler sebebiyle nazil olmuştur. (Mealen): "Allah yeminlerinizde kasıtsız olarak yanılmanızdan dolayı sizi mes'ul tutmaz, fakat ettiğiniz yeminleri bozmanızdan dolayı sizi mesul tutar. Bozulan bir yeminin kefareti ise..." (Maide 89). |Buhari, Eyman 14; Muvatta, Eyman 9, (2, 477); Ebu Davud, Eyman 28, (3254)|5830
YEMİN BÖLÜMÜ|Yemin Hakkında Müteferrik Hadisler|ebu davudibnu mace|Süveyd İbnu Hanzala|Resulullah (sa)'a gitmek üzere yola çıkmıştık. Beraberimizde Vail İbnu Hucr radıyallahu anh da vardı. Yolda onu, bir düşmanı yakaladı. Herkesi yemin etmeye zorladılar. Ben, "o, kardeşimdir" diye yemin ettim. Bunun üzerine onu serbest bıraktılar. Resulullah'a gelince olup biteni anlattım. "(Önümüzü kesen) grup herkesi yemine zorladı, ben de onun kardeşim olduğuna yemin ettim" dedim. "Doğru söylemişsin, Müslüman Müslümanın kardeşidir!" buyurdular. |Ebu Davud, Eyman 8, (3256); İbnu Mace, Keffarat 14, (2119)|5831
YEMİN BÖLÜMÜ|Yemin Hakkında Müteferrik Hadisler|ebu davud|İbnu Abbas|İki kişi Resulullah (sa)'ın huzurunda murafaa olundular. Resulullah (sa) müddeiden (davacıdan) beyyine (delil, şahid) talep etti. Adamın beyyinesi yoktu. Bunun üzerine davalıdan yemin talep etti. O, kendisinden başka ilah bulunmayan Allah'a kasem etti. Resulullah (sa) "Hayır, sen (iddia edileni) yaptın. Velakin Lailahe illallah sözündeki ihlas sebebiyle mağfiret olundun!" buyurdu. |Ebu Davud, Eyman 16, (3275)|5832
YEMİN BÖLÜMÜ|Yemin Hakkında Müteferrik Hadisler|buharimüslim|Ebu Hureyre|Resulullah (sa): "Biz öne geçecek sonuncularız!" buyurdular. Keza: "Birinizin ailesine karşı yaptığı yemininde inadlaşması, Allah nazarında Rab Teala'nın farz kıldığı kefareti ödemesinden daha ağır bir günahtır!" buyurdu. |Buhari, Eyman 1; Müslim, Eyman 26, (1655)|5833
YEMİN BÖLÜMÜ|Yemin Hakkında Müteferrik Hadisler|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Ebu Hureyre|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Sizden kim yemin eder ve yemininde: "Lat ve Uzza'ya kasem olsun!" derse hemen "Lailahe illallah!" desin. Kim de arkadaşına: "Gel seninle kumar oynayalım" derse hemen (birşeyler) tasadduk etsin!" |Buhari, Eyman 5, Tefsir, Necm, Edeb 74, İsti'zan 52; Müslim, Eyman 5, (1647); Ebu Davud, Eyman 4, (3247); Tirmizi, Nüzur 17, (1545); Nesai, Eyman 11, (7, 7)|5834
YEMİN BÖLÜMÜ|Yemin Hakkında Müteferrik Hadisler|nesai|Sa'd İbnu Ebi Vakkas|Bir grup kimse, bazı şeyleri tezekkür ediyorduk. Ben o sırada cahiliyeden yakın zamanda çıkmıştım. "Lat ve Uzza'ya kasem olsun!" diyerek yemin ediverdim. Arkadaşlarım bana: "Söylediğin şey ne fena! Çirkin bir söz ettin!" dediler. Ben hemen Aleyhissalatu vesselam'a gelip durumu anlattım: "Allah'tan başka ilah yoktur, o tektir, şeriksizdir. Arz ve semanın mülkü O'na aittir. Bütün hamdler de O'nadır, O her şeye kadirdir!" de! Sol tarafına üç kere üfle. Taşlanmış şeytandan Allah'a sığın, sonra bir daha (bu çeşit yemine) dönme!" buyurdular. |Nesai, Eyman 12, (7,7-8)|5835
İlaveler Bölümü|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|rezin|İbnu Abbas|Ben Resulullah (sa)'ın terkisinde idim. Bana şu nasihatta bulundu: "Yavrum! Allah'a karşı (emir ve yasaklarına uyarak edebini) koru, Allah da seni (dünya ve ahirette) korusun! Allah'ı(n üzerindeki hukukunu) koru ki O'nu karşında (dünya ve ahiretin fenalıklarına karşı hami) bulasın -veya önünde demişti-. Bollukta Allah'ı tanı ki, darlıkta da O, seni tanısın. (Dünya ve ahiretle ilgili) bir şey isteyince Allah'tan iste. Yardım talep edeceksen Allah'tan yardım dile. Zira kullar, Allah'ın yazmadığı bir hususta sana faydalı olmak için biraraya gelseler, bu faydayı yapmaya muktedir olamazlar. Allah'ın yazmadığı bir zararı sana vermek için biraraya gelseler, buna da muktedir olamazlar. Kalemlerin mürekkebi kurudu ve sayfalar dürüldü. Sen, yakini bir imanla, tam bir rıza ile Allah için çalışmaya muktedir olabilirsen çalış; şayet buna muktedir olamazsan, hoşuna gitmeyen şeyde sabırda çok hayır var. Şunu da bil ki Nusret(i İlahi) sabırla birlikte gelir, kurtuluş da sıkıntıyla gelir, zorlukta da kolaylık vardır, bir zorluk iki kolaylığa asla galebe çalamayacaktır." [Rezin bu eifazla tahric etmiştir. Tirmizi'de muhtasar olarak kaydedilmiştir. Sıfatu'l-Kıyamet 60, (3518)] |Rezin|5836
İlaveler Bölümü|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|tirmiziibnu mace|Ebu Hureyre|Bir gün, Resulullah (sa) ashabına: "Şu kelimeleri kim [benden] alıp onlarla amel edecek ve onlarla amel edecek olana öğretecek?" buyurdular. Ben hemen atılıp: "Ben! Ey Allah'ın Resulü!" dedim. Aleyhissalatu vesselam elimden tuttu ve beş şey saydı: Haramlardan sakın, Allah'ın en abid kulu ol! Allah'ın sana ayırdığına razı ol, insanların en zengini ol! Komşuna ihsanda bulun, mü'min ol. Kendin için istediğini başkaları için de iste, Müslüman ol! Fazla gülme. Çünkü fazla gülmek kalbi öldürür." |Tirmizi, Zühd 2, (2306); İbnu Mace, Zühd 24, (4217)|5837
İlaveler Bölümü|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|rezin|Ebu Hureyre|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Rabbim bana dokuz şey emretti: Gizli halde de aleni halde de Allah'tan korkma(mı), Öfke ve rıza halinde de adaletli söz (söylememi), Fakirlikte de zenginlikte de iktisad (yapmamı), Benden kopana da sıla-ı rahm yapmamı, Beni mahrum edene de vermemi, Bana zulmedeni affetmemi, Susma halimin tefekkür olmasını, Konuşma halimin zikir olmasını, Bakışımın da ibret olmasını, Ma'rufu (doğru ve güzel olanı) emretmemi." [Rezin tahriç etmiştir.] |Rezin|5838
İlaveler Bölümü|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|rezin|Ali|Resulullah (sa)'ın kılıncının kabzasında şu ibareyi bulduk: "Sana zulmedeni affet. Sana küsene git, sana kötülük yapana iyilik yap! Aleyhine de olsa hakkı söyle!" [Rezin tahriç etmiştir.] |Rezin|5839
İlaveler Bölümü|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|rezin|Zeydu'l-Hayr|Ey Allah'ın Resulü dedim, Allah'ın rızasını arzu eden kimselere ve Allah'ın rızasını arzu etmeyen kimselere Allah'ın koyduğu alamet nedir, bana haber verin!" Cevaben: "Ey Zeyd, sen nasıl sabahladın?" diye sordu. "Hayrı ve hayır ehlini seviyorum: Eğer hayır yapmaya muktedirsem yapmaya koşuyorum. Eğer yapamaz, kaçırırsam bu sebeple üzülüyorum ve onu yapmaya şevkim daha da artıyor! " dedim. Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam: "İşte bu söylediklerin Allah'ın rızasını arayanlara Allah'ın koyduğu alamettir. Eğer Allah senin başka bir şey olmanı isteseydi, seni ona hazırlardı" buyurdular." [Hadisi Rezin tahriç etmiştir.] |Rezin|5840
İlaveler Bölümü|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|muvattaebu davud|İbnu Abbas|Resulullah (sa) buyurdular ki: "İtidal (orta yol üzere olmak), teenni(li davranmak), hal ve gidişi iyi olmak peygamberliğin yirmi dört cüzünden bir cüzdür." |Muvatta, Şi'r 17 (2, 954, 955); Ebu Davud, Edeb 2, (4776)|5841
İlaveler Bölümü|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|tirmizi|Ebu Eyyüb|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Dört şey vardır, bunlar geçmiş peygamberlerin sünnetlerindendir: Haya, koku sürünme, evlenme, misvak kullanma." |Tirmizi, Nikah 1, (1080)|5842
İlaveler Bölümü|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|tirmizi|Abdulmüheymin İbnu Abbas|Abdulmüheymin İbnu Abbas İbni Sehl İbni Sa'd es-Saidi, babası tarikiyle dedesinden naklediyor: "Resulullah (sa) buyurdular ki: "Teenni, Allah Teala'dandır, acele de şeytandan." |Tirmizi, Birr 66, (2013)|5843
İlaveler Bölümü|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|tirmizimüslim|İbnu Abbas|Resulullah (sa) Eşeccü Abdi'l-Kays'a dedi ki: "Muhakkak ki sende Allah ve Resulü'nün sevdiği iki haslet var; hilm ve teenni." |Tirmizi, Birr 66, (2012); Müslim, İman 25, (17)|5844
İlaveler Bölümü|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|ebu davud||Ebu Davud merhum, Abdul-Kays heyetinde dahil olan Zari'den naklettiği ve uzunca bir kıssanın da bulunduğu rivayetinde şu ziyadeye yer verir: "Resulullah (sa) kendisine bunları söyleyince o (Eşecc): "Allah ve Resulü'nün sevdiği iki haslet üzere beni yaratan Allah'a hamd olsun!" dedi." |Ebu Davud, Edeb 161, (5225)|5845
İlaveler Bölümü|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|ebu davud|Sa'd İbnu Ebi Vakkas|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Teenni, ahiretle ilgili olanlar dışında her amelde güzeldir." |Ebu Davud, Edeb 11, (4810)|5846
İlaveler Bölümü|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|nesaiebu davud|İbnu Ömer|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Kim Allah adına sığınma talebinde bulunursa ona sığınma verin, kim Allah adına isterse ona verin, kim sizi davet ederse ona icabet edin, kim size bir iyilik yaparsa karşılıkta bulunun, şayet verecek bir şey bulamazsanız kendinizi, ona karşılığını vermiş görünceye kadar dua edin." |Nesai, Zekat 72, (5, 82); Ebu Davud, Zekat 38, (1672)|5847
İlaveler Bölümü|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|müslimebu davud|Cabir|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Sakın sizden kimse Allah hakkında hüsnüzanda bulunmadan son nefesini vermesin." |Müslim, Cennet 81, (2877); Ebu Davud, Cenaiz 17, (3113)|5848
İlaveler Bölümü|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|buharimüslimtirmizi|Ebu Hureyre|Resulullah şöyle buyurmuştur: "Allah Teala hazretleri şöyle buyurdu: "Ben, kulumun benim hakkımdaki zannına göreyimdir." Müslim ve Tirmizi'nin rivayetinde şu ziyade vardır: "O bana dua edince ben onunlayım." |Buhari, Tevhid 35; Müslim, Zikr 1, (2675); Tirmizi, Zühd 51, (2389)|5849
İlaveler Bölümü|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|tirmiziebu davud|Ebu Hureyre|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Allah Teala hakkında hüsnüzan, güzel ibadettendir." |Tirmizi, Daavat 146, (3604); Ebu Davud, Edeb 89, (4993)|5850
İlaveler Bölümü|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|tirmizi|Ebu Zerr|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Her nerede olursan ol Allah'tan ittika et ve kötülüğün arkasından iyilik yap, bu onu yok eder. İnsanlara iyi ahlakla muamele et." |Tirmizi, Birr 55,(1988)|5851
İlaveler Bölümü|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|tirmizi|Ebu Hureyre|Resulullah (sa)'dan ateşe insanları en çok atan şeyin ne olduğu soruldu: "Ağız ve ferc!" buyurdular. En ziyade neyin insanları cennete soktuğundan sordular: "Allah'a takva ve güzel ahlak!" buyurdular. |Tirmizi, Birr 62, (2005)|5852
İlaveler Bölümü|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|rezin|Enes|Resulullah (sa)'a. soruldu: "Mü'minlerden hangisi efdal (en faziletli)dir?" "Ahlakça en güzelleridir!" cevabını verdi. Tekrar soruldu: "Pekiyi, mü'minlerden hangisi en akıllıdır? "Ölümü en çok zikreden ve kendilerine gelmezden önce onun için en iyi hazırlığı yapanlardır, işte akıllılar bunlardır." [Rezin tahric etmiştir (İbnu Mace, Zühd 31, (4269)] |Rezin|5853
İlaveler Bölümü|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|tirmizi|Semüre|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Haseb maldır, kerem takvadır." |Tirmizi, Tefsir, Hucurat, (3268)|5854
İlaveler Bölümü|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|tirmizi|Ebu Bekre|Resulullah (sa)'a "Hangi insan daha hayırlıdır?" diye sorulmuştu: "Ömrü uzun, ameli de güzel olandır" buyurdular. "Öyleyse insanların kötüsü kimdir?" diye soruldu: "Ömrü uzun, ameli kötü olandır!" buyurdular. |Tirmizi, Zühd 22, (2331)|5855
İlaveler Bölümü|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|tirmizi|Ebu Hureyre|Resulullah (sa) (bir gün): "Size en hayırlınız ve en şerlinizin kim olduğunu haber vermiyeyim mi?" buyurdular ve bunu üç kere tekrar ettiler. Cemaat: "Evet, haber veriniz!" dedi. "En hayırlınız, kendisinden hayır umulan ve şerri dokunmayacağı hususunda emin olunandır; en şerliniz de kendisinden hayır ümit edilmeyen ve şerrinden de emin olunmayan kimsedir." |Tirmizi, Fiten, 76, (2264)|5856
İlaveler Bölümü|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|tirmizi|İbnu Amr İbni'l-As|Resulullah (sa) buyurdular ki: "İki haslet vardır, bunlar kimde bulunursa Allah onu şükredici ve sabrediciler arasına kaydeder: 1- Diyanette kendinden üstün olana bakıp, ona uymak. 2- Dünyalıkta kendinden aşağı olana bakıp, Allah'ın kendine vermiş olduğu üstünlüğe hamdetmek. İşte böyle olan kimseyi Allah şükredici ve sabredici olarak yazar. Kim de diyanette kendinden aşağı olana bakar, dünyalıkta da kendinden üstün olana bakar ve elde edemediğine üzülürse Allah onu şükredici ve sabredici olarak yazmaz." |Tirmizi, Kıyamet 59, (2514)|5857
İlaveler Bölümü|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|tirmizi|Ukbe İbnu Amir|(Bir gün): "Ey Allah'ın Resulü! Kurtuluşumuz nasıl olacak?" diye sormuştum, şöyle cevap verdiler: "Dilini tut, evini genişlet, günahlarına da ağla!" |Tirmizi, Zühd 61, (2408)|5858
İlaveler Bölümü|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|muvatta||İmam Malik anlatıyor: "Bana ulaştığına göre, Lokman Hekim'e: "Sende gördüğümüz bu (meziyetin mahiyeti) nedir?" diye sormuşlardı. [Bununla onun faziletlerini kastetmişlerdi]. Şu cevabı verdi: "Doğru sözlülük, emaneti yerine getirmek, beni ilgilendirmeyen şeyi terketmek." [Bir rivayette şu ziyade gelmiştir: "Vaadime vefakarlık etmek."] |Muvatta, Kelam 17, (2, 990)|5859
İlaveler Bölümü|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|tirmizi|İbnu Mes'ud|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Kendisi ateşe haram edilen ve kendisine de ateşin haram kılındığı kimseyi size haber vermeyeyim mi? Ateş, (halka) her yakın olana, yumuşak huylu ve insanlara kolaylık gösterene haram kılınmıştır." |Tirmizi, Kıyamet 46, (2490)|5860
İlaveler Bölümü|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|tirmizi|Sevban|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Kim şu üç şeyden beri olarak ölürse cennete girer: Kibir, Gulül, Borç" |Tirmizi, Siyer 21, (1572,1573)|5861
İlaveler Bölümü|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|tirmizi|Hudri|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Halim olan zelle sahibidir, hakim olan tecrübe sahibidir." |Tirmizi, Birr 86, (2034)|5862
İlaveler Bölümü|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|tirmizi|Huzeyfe|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Sakın sizden kimse kararsız olup da: "Ben insanlarla beraberim, eğer insanlar iyilik yaparsa ben de iyilik yaparım, kötülük yaparsa ben de kötülük yaparım" demesin. Aksine, nefsinizi sabit tutun, halk iyilik yaptı mı siz de iyilik yapın, kötülük yaparsa zulme yer vermeyin." |Tirmizi, Birr 63, (2008)|5863
İlaveler Bölümü|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|tirmizi|Huzeyfe|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Bir mü'minin nefsini alçaltıp zelil kılması muvafık değildir." Orada bulunanlar: "Kişi nefsini nasıl zelil kılar?" dediler. "Takat getiremeyeceği belaya karşı kendini ileri sürer!" buyurdular. |Tirmizi, Fiten 67, (2265)|5864
İlaveler Bölümü|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|tirmizi|Muaviye|Anlattığına göre, Hz. Aişe (ra)'ye: "Bana bir mektupla vasiyetini yaz, fakat çok şey yazma!" diye bir mektup yolladı. Hz. Aişe de cevaben şöyle yazdı: "Selam üzerine olsun! Emma ba'd: Ben Resulullah (sa)'ın: "Kim halkın öfkesini dinlemeden Allah'ın rızasını ararsa insanların sıkıntısına karşı Allah kifayet eder. Kim de Allah'ın öfkesini dinlemeden halkın rızasını ararsa, Allah onu insanlara havale eder" dediğini işittim, selam üzerine olsun!" |Tirmizi, Zühd 65, (2416)|5865
İlaveler Bölümü|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|ebu davudtirmizi|Ebu Hureyre|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Mü'min saftır, kerimdir. Facir, hilekardır, içimdir (alçaktır)." |Ebu Davud, Edeb 6, (4790); Tirmizi, Birr 41, (1966)|5866
İlaveler Bölümü|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|buharimüslimebu davud|Ebu Hureyre|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Mü'min, bir (yılanın) deliğinden iki defa sokulmaz." |Buhari, Edeb 83; Müslim, Zühd 63, (2998); Ebu Davud, Edeb 34, (4862)|5867
İlaveler Bölümü|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|tirmizi|Ebu Hureyre|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Ramazan girip çıktığı halde günahları affedilmemiş olan insanın burnu sürtülsün. Anne ve babasına veya bunlardan birine yetişip de onlar sayesinde cennete girmeyen kimsenin de burnu sürtülsün. Ben yanında zikredildigim zaman bana salat okumayan kimsesinin de burnu sürtülsün!" |Tirmizi, Daavat 110, (3539)|5868
İlaveler Bölümü|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|müslimebu davud|Enes|Bir adam: "Ey Allah'ın Resulü babam nerededir?" diye sormuştu. "Cehennemde!" buyurdular. Adam (gitmek üzere) geri dönünce, Aleyhissalatu vesselam adamı çağırdı ve: "Muhakkak ki, benim babam da senin baban da ateşteler!" buyurdu. |Müslim, İman 347, (203); Ebu Davud, Sünnet 18, (4718)|5869
İlaveler Bölümü|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|buharimüslimnesai|Ebu Hureyre|Resulullah (sa) buyurdular ki: "İsa aleyhisselam hırsızlık yapan bir adam görmüştü: "Hırsızlık mı yaptın?" dedi. Adam: "Asla! Kendisinden başka ilah olmayan Zat'a yemin olsun" diye cevap verince Hz. İsa: "Allah'a inandım, gözlerimi tekzib ettim!" dedi." |Buhari, Enbiya 48; Müslim, Fezail 149, (2368); Nesai, Kudat 36, (8, 249)|5870
İlaveler Bölümü|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|rezin||İmam Malik anlatıyor: "Bana ulaştığına göre, bir adam İbnu'z-Zübeyr (ra)'e şöyle yazdı: "Haberiniz olsun: Takva ehlinin, birkısım alametleri vardır ki, bunlar sayesinde kendileri bilinebilir, onlar da bunları bilirler: Şöyle ki müttaki: (İhtilaf halinde) verilen hükme razı olur, Nimetlere şükreder, Belaya sabreder, Dilinden doğru çıkar, Vaadine ve ahdine vefa gösterir, Kur'an'ın ahkamını kendine yol yapar. İmam, çarşılardan bir çarşı (gibi)dir, hak ehlinden ise, ehl-i hak, hak (yükünü) ona yıkar; batıl ehlinden ise, batıl ehli de batıl (yükün)ü ona yıkar." [Rezin tahric etmiştir.] |Rezin|5871
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|buharimüslimebu davudnesai|Ebu Hureyre|Resulullah (sa) şöyle buyurdular: "Üç kişi vardır ki, Allah kıyamet gününde onlarla ne konuşur, ne onlara nazar eder, ne de onları günahlarından arındırır, onlara elim bir azab vardır: 1-Sahrada, fazla suyu bulunduğu halde ondan yolcuya vermeyen kimse, kıyamet günü Allah onun karşısına çıkıp: "Bugün ben de senden fazlımı (lütfumu) esirgiyorum, tıpkı senin (dünyada iken) kendi elinin eseri olmayan şeyin fazlasını esirgediğin gibi" der. 2-İkindi vaktinden sonra, bir mal satıp müşterisisine Allah Teala'nın adını zikrederek bunu şu şu fiyatla almıştım diye yalandan yemin ederek, muhatabını inandıran ve bu suretle malını satan kimse. 3-Sırf dünyevi bir menfaat için bir imama biat eden kimse; öyle ki, dünyalıktan istediklerini verirse biatında sadıktır, vermezse sadık değildir." |Buhari, Şirb 2, Hiyel 12; Müslim, İman 173, (108); Ebu Davud, Büyu 62, (3474, 3475); Nesai, Büyu 6, (7, 247)|5872
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|müslimebu davudtirmizinesai|Ebu Zerr|Resulullah (sa): "Üç işi vardır, kıyamet gününde Allah onlara ne konuşur ne nazar eder ne de günahlardan arındırır, onlar için elim bir azab vardır!" buyurdu ve bunu üç kere de tekrar etti. Ben: "Ey Allah'ın Resulü! Öyleyse onlar büyük zarar ve hüsrana uğramışlardır. Kimdir bunlar?" dedim. Şöyle saydılar: "(Elbisesini kibirle, yerlere kadar salıp) süründüren, yaptığı iyiliği başa kakan, malını yalan yeminlerle reklam eden kimseler." |Müslim, İman 171, (106); Ebu Davud, Libas 28, (4087, 4088); Tirmizi, Büyu 5, (1211); Nesai, Büyu 5, (7, 245)|5873
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|müslimnesai|Ebu Hureyre|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Üç kişi vardır, kıyamet günü Allah Teala hazretleri onlara konuşmaz, nazar etmez, günahlardan da arındırmaz, onlara elim bir azab vardır: 1-Zina eden yaşlı, 2-Yalan söyleyen devlet reisi, 3-Büyüklenen fakir." |Müslim, İman 172, (107); Nesai, Zekat 77, (5, 86)|5874
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|nesai|İbnu Ömer|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Üç kişi vardır, kıyamet günü Allah onlara nazar etmez: Anne ve babasının hukukuna riayet etmeyen kimse, erkekleşen kadın ve deyyus kimse." |Nesai, Zekat 69, (5, 80)|5875
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|nesai||Yine Nesai'nin bir rivayetinde Resulullah şöyle buyurmuştur; "Üç kişi vardır, cennete girmeyecektir: Anne babasının hukukuna riayet etmeyen kimse; içki düşkünü olan kimse; verdiğini başa kakan kimse." |Nesai, Zekat 69, (5, 81)|5876
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|buhari|Ebu Hureyre|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Allah Teala hazretleri dedi: "Üç kişi vardır, kıyamet günü ben onların hasmıyım: "Benim adıma (yemin) edip sonra gadreden kimse, hür bir kimseyi satıp parasını yiyen kimse, bir işçiyi ücretle tutup çalıştırdığı halde, ücretini vermeyen kimse." |Buhari, Büyu 106|5877
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|buharitirmizi|Sehl İbnu Sa'd|Resulullah (sa) buyurdular ki: Kim bana çeneleri ile bacakları arasındaki şeyler hususunda garanti verirse, ben de ona cennet hususunda garanti veririm." |Buhari, Rikak 23, Hudud 19; Tirmizi, Zühd 61, (2410)|5878
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|rezin|Ebu Berze el-Eslemi|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Sizin hakkınızda en ziyade korktuğum şey, zenginlik hırsı ile karınlarınızın ve ferçlerinizin şehvetleri bir de fitnelerin şaşırtmalarıdır." [Rezin tahric etmiştir. (Hadis Ahmed İbnu Hanbel'in Müsned'inde gelmiştir. 4, 420, 423] |Rezin|5879
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|buharimüslimebu davudtirmizinesai|Ebu Hureyre|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Zani bir kimse, zina yaptığı sırada mü'min olarak zina yapmaz, hırsız da çaldığı sırada mü'min olarak hırsızlık yapmaz, içkici, içki içtiği sırada mü'min olduğu halde içki içmez; insanların, onun yüzünden gözlerini kendine kaldıracakları kadar nazarlarında kıymetli olan bir şeyi mü'min olarak yağmalamaz." |Buhari, Mezalim 30, Eşribe 1, Hudud 1, 20; Müslim, İman 100, (57); Ebu Davud, Sünnet 16, (4689); Tirmizi, İman 11, (2627); Nesai, Sarık 1, (8, 64)|5880
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|ebu davudtirmizi|Ebu Hureyre|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Kişi zina edince iman ondan çıkar ve başının üstünde bir bulut gibi muallak durur. Zinadan çıkınca iman adama geri döner." [Tirmizi, şu ziyadede bulunmuştur: "Ebu Cafer el-Bakır Muhammed İbnu Ali'nin: "Bunda imandan çıkıp İslam'a geçiş vardır" dediği rivayet edilmiştir."] |Ebu Davud, Sünnet 16, (4690); Tirmizi, İman 11, (2627)|5881
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|buharimüslim|Cündüb|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Kim (başkalarının kusurlarını teşhir edip herkese) duyurursa, Allah da (onun kusurlarını) duyurur. Kim de riya yaparsa Allah da onun riyasını ortaya çıkarır." |Buhari, Rikak 36; Müslim, Zühd 48, (2987)|5882
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|tirmizi|Ebu Saidi'l-Hudri|Resulullah (sa) buyurdular ki: "İnsanlara merhametli olmayana Allah Teala merhamet etmez." |Tirmizi, Birr 16, (1923)|5883
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|müslim|Cabir İbnu Abdillah el-Ensari|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Zulümden kaçının. Zira zulüm, kıyamet günü karanlıklar olacaktır. Cimrilikten de kaçının, zira cimrilik, sizden öncekileri helak etmiş, onları birbirlerinin kanlarını dökmeye, haramlarını helal addetmeye sevketmiştir." |Müslim, Birr 56, (2578)|5884
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|ebu davud|İbnu Ömer|Resulullah (sa) buyurdular ki: "İnsanda bulunan en şerli şey aşırı cimrilik ve şiddetli korkudur." |Ebu Davud, 22, (2511)|5885
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|tirmizi|Ebu Bekre|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Mu'mine zarar veren veya hile yapan mel'undur." |Tirmizi, Birr 27, (1942)|5886
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|tirmizi|Ebu Sırma|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Kim mü'mine zarar verirse Allah da onu zarara uğratır. Kim de mü'mine meşakkat verirse, Allah da ona meşakkat verir." |Tirmizi, Birr 27, (1941)|5887
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|buhari|Ebu Temime|Arkadaşları kendisine "Resulullah (sa) size çok şeyler söyledi, öyleyse bize de bir tavsiyede bulunun!" demişlerdi. "İnsanın ilk (çürüyüp) kokacak olan yeri karnıdır. Öyleyse, kim, karnına temiz olandan başka bir şey girdirmeyebilirse mutlaka bunu yapsın!" tavsiyesinde bulundu. |Buhari, Ahkam 9|5888
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|ebu davudtirmizi|Ebu Bekre|Resulullah (sa) buyurdular ki: "İşleyene daha dünyada cezası çarçabuk gelmeye en layık günah zulüm ve sıla-ı rahmin koparılmasıdır, bu cezanın dünyada gelmesi, ahiretteki cezaya kefaret değildir." |Ebu Davud, Edeb 51, (4902); Tirmizi, Kıyamet 58, (2513)|5889
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|ebu davud|İyaz İbnu Hımar|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Allah Teala hazretleri, bana: "Mütevazi olun, öyle ki, kimse kimseye zulmetmesin, kimse kimseye karşı böbürlenmesin" diye vahyetti. |Ebu Davud, Edeb 48, (4895)|5890
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|tirmizi|Ebu Bekr|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Cehennem, bozguncu, cimri ve başa kakıcı her insana yakındır." [Bir rivayette de şöyle buyrulmuştur. "Cennete ne bozguncu, ne cimri, ne de başa kakıcı giremez."] |Tirmizi, Birr 41, (1964)|5891
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|nesai|İbnu Amr İbni'l-As|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Yiyiniz, tasadduk ediniz, giyiniz. Fakat bunları yaparken israfa ve tekebbüre kaçmayınız." [Hadisi Buhari, bab başlığında kaydetmiştir (Libas 1)] |Nesai, Zekat 66, (5, 79)|5892
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|ebu davud|İbnu Abbas|"Ey Allah'ın Resulü" dendi, "herbirimiz içinde, (bazan öylesine çirkin) bir şeyin arız olduğunu görür ki, bunu söylemektense o şeyin bir kor parçası olup (kendisini) yakması ona daha sevimli gelmektedir!" Resulullah (sa) bu söze şöyle mukabelede bulundu: "Allahuekber, Allahuekber, [Allahuekber!] Şeytanın hilesini vesveseye çeviren Allah'a hamd olsun!" |Ebu Davud, Edeb 118, (5112)|5893
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|ebu davud|Ebu Zümeyl|İbnu Abbas (ra)'a (bir gün): "İçimde duyduğum bu (fena) şeyler de ne?" diye sormuştum. Bana: "Ne hissediyorsun ki?" dedi. Ben: "Vallahi (onlar çok fena!) dilime alamam!" dedim. "Şekk nevinden bir şey mi?" dedi ve güldü. Sonra açıkladı: "Bu (çeşit vesveseler)den hiç kimse kurtulamaz. Nitekim Allah Teala hazretleri (Resulüne) şu ayeti inzal buyurmuştur. (Mealen): "Eğer sana indirdiğimiz (kitapta anlatılan bu kıssalar) hakkında bir şüphen varsa, senden evvel indirilmiş olanları okuyanlara sor. Andolsun ki, sana Rabbinden hak (olan kitap) gelmiştir, sakın şüphe edenlerden olma!" (Yunus 94). İbnu Abbas bana dedi ki: "Eğer içinde herhangi bir vesvese bulursan şöyle de: "O (Allah), hem evveldir, hem ahirdir, hem zahirdir, hem batındır. O herşeyi bilendir" (Hadid 3). |Ebu Davud, Edeb 118, (5110)|5894
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|buhariebu davudtirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Kim görmediği halde rüya görme iddiasına kalkarsa (kıyamet günü) arpa daneciğine düğüm atması teklif edilir. Kim de kendisinden hoşlanmadıkları halde, bir grubun konuşmasını dinleme gayretine düşerse kıyamet günü kulağına erimiş kurşun dökülür. Kim bir sureti tasvir ederse (kıyamet günü) azaba uğrar ve bu yaptığına ruh üflemesi emredilir, ama üfleyemez." |Buhari, Ta'bir 45; Ebu Davud, Edeb 96, (5024); Tirmizi, Rü'ya 8, (2284)|5895
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|buhari|Vasile İbnu'l-Eska'|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Şurası muhakkak ki, en büyük yalanlardan biri, kişinin kendisini babasından başka birisine nisbet etmesi veya görmediği bir şeyi gözlerinin gördüğünü iddia etmesi, yahut da Resulullah (sa)'ın söylemediği bir şeyi O'na söyletmesidir." |Buhari, Menakıb 5|5896
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|buharimüslimtirmiziebu davudnesai|Ebu Kılabe|Sabit İbnu Dahhak radıyallahu anh anlatmıştı: "Resulullah (sa) buyurdular ki: "Kim, bile bile, yalan yere İslam'dan başka bir din ile yemin ederse, bu kimse dediği gibidir. Kim kendisini bir şeyle öldürüp (intihar ederse) kıyamet günü. o şeyle azab verilir. Kişinin gücü dışında olan bir şey üzerine yaptığı nezir muteber değildir. Mü'mine lanet etmek onu öldürmek gibidir. Bir mü'mine küfür nisbet etmek onu öldürmek gibidir. Kim kendisini bir şeyle keserse kıyamet günü onunla kesilir. Kim malını çok göstermek için yalan bir iddiada bulunursa, Allah onun azlığını artırır." |Buhari, Eyman 7, Cenaiz 84, Edeb 44, 73; Müslim, İman 176, (110); Tirmizi, İman 16, (2638); Ebu Davud, İman 9, (3257); Nesai, Eyman 7, (7, 5, 6)|5897
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|muvatta|İbnu Abbas|Bir kavimde gulül (denen devlet malından hırsızlık) zuhur ederse, Allah o kavmin kalplerine korku atar. Bir kavim içinde zina yayılırsa orada ölümler artar. Bir kavim, ölçü ve tartılarda (hile yaparak) miktarı azaltırsa Allah ondan rızkı keser. Bir kavmin (mahkemelerinde) haksız yere hükümler verilirse, o kavimde mutlaka kan yaygınlaşır. Bir kavm ahdinden dönüp gadre yer verirse, Allah onlara mutlaka düşmanlarını musallat eder." |Muvatta, Cihad 26, (2, 460)|5898
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|buhari|İbnu Abbas|Resulullah (sa) buyurdular ki: "İnsanlar arasında Allah'ın en çok buğzettiği üç kişi vardır: 1-Harem'de sapıtıp haktan ayrılan, 2-İslam'a girdiği halde cahiliye sünnetini arayan, 3-Haksız yere, kanını dökmek için bir adamdan kan talep eden." |Buhari, Diyat 9|5899
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|buharimüslim|Muğire İbnu Şu'be|Anlattığına göre, Hz. Muaviye radıyallahu anh kendisine: "Resulullah (sa)'dan işittiğin bir şeyi bana yaz" diye mektup yazmıştır. O da Hz. Muaviye'ye şunu yazmıştır: "Resulullah (sa)'ın şöyle söylediğini işittim: "Allah Teala hazretleri, sizin için üç şeyi mekruh addetti: 1-Dedikodu, 2-Malın ziyanı, 3-Çok sual!.." |Buhari, Zekat 53, Edeb 6; Müslim, Akdiye 35, (539)|5900
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|buhari|Enes|Siz bir kısım ameller işliyorsunuz ki, onlar sizin nazarınızda kıldan daha ince (daha ehemmiyetsiz)dir. Halbuki biz onları, Resulullah zamanında helake atıcılardan addederdik." |Buhari, Rikak 32|5901
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|tirmizi|Vasile İbnu'l-Eska|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Kardeşine karşı şamata yapma. Allah ona afiyet sana da belayı verir." |Tirmizi, Kıyamet 55, (2508)|5902
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|ebu davud|Ebu'd Derda|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Bir şeye karşı sevgin seni kör ve sağır eder (de onun eksiklerini görmez, kusurlarını işitmez olursun." |Ebu Davud, Edeb 125, (5130)|5903
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|ebu davud|Enes|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Şeytan insanoğlunda, kanın cereyanı gibi cereyan eder." |Ebu Davud, Sünnet 18, (47819)|5904
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|muvatta||İmam Malik rahimehullah'a ulaştığına göre, "Ümmü Seleme (ra), Efendimiz'den sormuştur: "Ey Allah'ın Resulü! Aramızda salihler mevcut iken bizler helak mi olacağız?" Aleyhissalatu vesselam: "Evet," buyurmuşlardır, "pislik (zina) artarsa!" |Muvatta, Kelam 22, (2,991)|5905
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|ebu davud|Ebu Hureyre|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Hanımını kocasına karşı, köleyi efendisine karşı ayartan bizden değildir!" |Ebu Davud, Talak 1, (2175), Edeb 135, (5170)|5906
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler|rezin|Ebu Hureyre|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Size şerlilerinizi haber vereyim mi? Onlar, tek başlarına yiyenler, kölelerini dövenler, yardımı esirgeyenlerdir." [Rezin tahriç etmiştir.] |Rezin|5907
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Dilin Afetleri|tirmizi|Ebu Saidi'l-Hudri|Resulullah (sa)'dan anlatıyor: "Ademoğlu sabaha erdi mi, bütün azaları, dile temenna edip: "Bizim hakkımızda Allah'tan kork. Zira biz sana tabiyiz. Sen istikamette olursan biz de istikamette oluruz, sen sapıtırsan biz de sapıtırız" derler." |Tirmizi, Zühd 61, (2409)|5908
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Dilin Afetleri|tirmizi|Sufyan İbnu Abdillah|"Ey Allah'ın Resulü" dedim, "uyacağım bir amel tavsiye et bana!" Şu cevabı verdi: "Rabbim Allah'tır de, sonra doğru ol!" "Ey Allah'ın Resulü" dedim tekrar, "Benim hakkımda en çok korktuğunuz şey nedir?" Eliyle dilini tutup sonra: "İşte şu!" buyurdu. |Tirmizi, Zuhd 61, (2412)|5909
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Dilin Afetleri|tirmizi|Ebu Hureyre|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Allah'a ve ahiret gününe inanan kimse ya hayır konuşsun ya da sussun." [Tirmizi'nin İbnu Ömer (ra)'den yaptığı diğer bir rivayette, Resulullah: "Kim susarsa kurtulur" buyurmuştur.] |Tirmizi, Kıyamet 51, (2502)|5910
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Dilin Afetleri|tirmizimuvatta|Ali İbnu'l-Huseyn|Ali İbnu'l-Huseyn, Ebu Hureyre (ra)'den naklediyor: "Resulullah (sa) buyurdular ki: "Kişinin malayani şeyleri terki İslam'ının güzelliğinden ileri gelir." |Tirmizi, Zühd 11, (2318, 2319); Muvatta, Husnu'l-Hulk 3, (2, 903)|5911
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Dilin Afetleri|tirmizi|Enes|Bir adam ölmüştü, diğer biri, Resulullah (sa)'ın işiteceği şekilde onun için şöyle söyledi: "Cennet mübarek olsun!" Resulullah (sa) sordu: "Nereden biliyorsun? Belki de o malayani konuştu veya kendisini zengin kılmayacak bir miktarda cimrilik etti!" |Tirmizi, Zuhd 11, (2217)|5912
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Dilin Afetleri|buharimüslimmuvattatirmizi|Ebu Hureyre|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Kul (bazan), Allah'ın rızasına uygun olan bir kelamı, ehemmiyet vermeksizin sarfeder de Allah onun sebebiyle cennetteki derecesini yükseltir. Yine kul (bazan) Allah'ın hoşnutsuzluğuna sebep olan bir kelimeyi ehemmiyet vermeksizin sarfeder de Allah, o sebeple onu cehennemde yetmiş yıllık aşağıya atar." |Buhari, Rikak 23; Müslim, Zühd 49, (2988); Muvatta, 4, (985); Tirmizi, Zühd 10, (2315)|5913
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Dilin Afetleri|buhari|Kays İbnu Ebi Hazım|Hz. Ebu Bekr (ra), Zeyneb adında Ahmesli bir kadının yanına girmişti. Onun için hiç konuşmadığını gördü: "Nesi var, niye konuşmuyor?" diye sordu. Oradakiler: "Hiç konuşmadan hacc yapıyor!" dediler. Hz. Ebu Bekr kadına: "Konuş. Zira bu yaptığın helal değil, bu cahiliye işidir" dedi. Kadın da konuşmaya başladı. Önce: "Sen kimsin?" diye sordu. Hz. Ebu Bekir: "Muhacirlerden biriyim!" dedi. "Hangi muhacirlerdensin?" "Kureyş'ten." "Kureyş'ten kimlerdensin." "Oo! Sen çok soru sordun! Ben Ebu Bekr'im." "Allah'ın cahiliyeden sonra bize lütfettiği bu güzel din üzerine ne kadar baki kalacağız?" "İmamlarınız müstakim (doğru yolda) olduğu müddetçe bakisiniz." "İmamlar ne demek?" "Kavmindeki reisler ve eşraflar var ya, halka emrederler, halk da onlara itaat eder?" "Evet!" "İşte onlar imamlardır." |Buhari, Menakıbu-l Ensar 26|5914
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Dilin Afetleri|ebu davud|Büreyre|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Münafığa "efendi" demeyin. Zira eğer o, seyyid olursa Allah'ı kızdırırsınız." |Ebu Davud, Edeb 83, (4977)|5915
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Dilin Afetleri|tirmizi|Ümmü Habibe|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Ademoğlunun, emr-i bi'l-ma'ruf veya nehy-i ani'l-münker veya Allah Teala hazretlerine zikir hariç bütün sözleri lehine değil, aleyhinedir." |Tirmizi, Zühd 63, (2414)|5916
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Dilin Afetleri|tirmizi|İbnu Amr İbni'l As|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Allah Teala hazretleri, insanlardan, sığırların dilleriyle toplamaları gibi, dilleriyle toplayan belagat sahiplerine buğzeder." |Tirmizi, Edeb 82, (2857)|5917
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Dilin Afetleri|ebu davud|Ebu Hureyre|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Kim, insanların kalbini çelmek için kelamın kullanılışını öğrenirse, Allah kıyamet günü, ondan ne farz ne nafile hiçbir ibadetini kabul etmez!" |Ebu Davud, Edeb 94, (5006)|5918
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Dilin Afetleri|müslimebu davud|İbnu Mesud|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Kelamda ileri gidenler helak oldular! Kelamda ileri gidenler helak oldular! Kelamda ileri gidenler helak oldular!" |Müslim, İlm 7, (2670); Ebu Davud, Sünnet 6, (4609)|5919
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Dilin Afetleri|buharimuvattaebu davudtirmizi|İbnu Ömer|Meşrık cihetinden iki adam geldi ve bir hitabede bulundular. Onların beyanlarındaki güzellik herkesin hoşuna gitti. Bunun üzerine Resulullah (sa): "Beyanda mutlaka bir sihir var!" buyurdular. |Buhari, Tıbb 51; Muvatta, Kelam 7, (2, 986); Ebu Davud, Edeb 94, (5007); Tirmizi, Birr 81, (2029)|5920
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Dilin Afetleri|ebu davud|Ebu Ümame|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Ben, haklı bile olsa münakaşayı terkeden kimseye cennetin kenarında bir köşkü garanti ediyorum. Şaka bile olsa yalanı terkedene de cennetin ortasında bir köşkü, ahlakı güzel olana da cennetin en üstünde bir köşkü garanti ediyorum." |Ebu Davud, Edeb 7, (4800)|5921
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Dilin Afetleri|tirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Sana günah olarak, husumeti devam ettirmen yeterlidir (çünkü bu, gıybete kapı açar)." |Tirmizi, Birr 58, (1995)|5922
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Dilin Afetleri|ebu davudnesai|Ebu Bekre|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Sizden kimse: "Ramazan'ın tamamında (namaza) kalktım, tamamında orucumu tuttum" demesin." [Hadisi Ebu Bekre'den rivayet eden Hasan Basri der ki): "Bilemiyorum, Aleyhissalatu vesselam bu sözüyle kişinin nefsini tezkiye etmiş olmasını mı mekruh addetti veya "uyumak da lazım yatmak da" mı de(mek iste)di?"] |Ebu Davud, Savm 47, (2415); Nesai, Sıyam 6, (4, 130)|5923
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Dilin Afetleri|buharimüslimebu davud|Sehl İbnu Hanif|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Sakın biriniz: "Nefsim pis oldu!" demesin, aksine: "Nefsim kötü oldu" desin." |Buhari, Edeb 100; Müslim, Elfaz 17, (2251); Ebu Davud, Edeb 84, (4978)|5924
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Dilin Afetleri|muvatta||İmam Malik'e Yahya İbnu Said'den ulaştığına göre "Hz. İsa yolda bir domuza rastlar. Ona: "Selametle yoldan çekil!" der. Yanında bulunanlar: "Bunu şu domuz için mi söylüyorsun.?" diye sorarlar. (O ise domuz kelimesini diliyle telaffuz etmekten çekindiğini ifade eder ve): "Ben, dilimin çirkin şeyi söylemeye alışmasından korkuyorum!" cevabını verir." |Muvatta, Kelam 4, (2, 985)|5925
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Dilin Afetleri|ebu davud|Aişe|Resulullah (sa) bir adamdan kendisine menfi bir söz ulaştığı vakit: "Falan niye böyle söylemiş?" demezdi. Fakat: "İnsanlara ne oluyor da şöyle şöyle söylüyorlar?" derdi. |Ebu Davud, Edeb 6, (4788)|5926
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Dilin Afetleri|tirmizi|İbnu Ömer|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Allah'ın zikri dışında kelamı çok yapmayın. Zira, Allah'ın zikri dışında çok kelam, kalbe kasvet (katılık) verir. Şunu bilin ki, insanların Allah'a en uzak olanı kalbi katı olanlardır." |Tirmizi, Zühd 62, (2413)|5927
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Dilin Afetleri|müslim|Ebu Malik el-Eş'ari|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Ümmetimde dört şey vardır, cahiliye işlerindendir, bunları terketmeyeceklerdir: 1-Haseble iftihar, 2-Nesebi sebebiyle insanlara ta'n, 3-Yıldızlardan yağmur bekleme, 4-(Ölenin ardından) matem!" Resulullah sözlerine şöyle devam etti: "Matemci kadın, şayet tevbe etmeden ölecek olursa, kıyamet günü üzerinde katrandan bir elbise, uyuzlu bir gömlek olduğu halde (kabrinden) kaldırılır." |Müslim, Cenaiz 9, (934)|5928
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Dilin Afetleri|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizi|Aişe|Bir adam, Resulullah (sa)'ın huzuruna girmek için izin istemişti. Aleyhissalatu vesselam: "Bir aşiretin kardeşi ne kötü!" buyurdu. Ama adam girince ona iyi davrandı, yumuşak sözle hitap etti. Adam gidince: "Ey Allah'ın Resulü! Adamın sesini işitince şöyle şöyle söyledin. Sonra yüzüne karşı mültefit oldun, iyi davrandın" dedim. Şu cevabı verdi: "Ey Aişe! Beni ne zaman kaba buldun? Kıyamet günü, Allah Teala hazretlerinin yanında mevkice insanların en kötüsü, kabalığından korkarak halkın kendini terkettiği kimsedir." |Buhari, Edeb 38, 48; Müslim, Birr 73, (2591); Muvatta, Hüsnü'l-Hulk 4, (2, 903, 904); Ebu Davud, Edeb 6, (4791, 4792, 4793); Tirmizi, Birr 59, (1997)|5929
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Dilin Afetleri|müslimebu davudnesai|İbnu Hatim|Resulullah (sa)'ın yanında bir adam bir hitabede bulundu ve dedi ki: "Kim Allah ve Resulü'ne itaat ederse doğru yolu bulmuştur, kim de o ikisine isyan ederse doğru yoldan sapmıştır." Resulullah (sa): "Sen ne kötü hatipsin. Şöyle söyle: "...Kim Allah ve Resulüne isyan ederse..." buyurdular. |Müslim, Cum'a 48, (870); Ebu Davud, Edeb 85, (4981), Salat 229, (1099); Nesai, Nikah 40, (6, 90)|5930
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Dilin Afetleri|ebu davud|Huzeyfe|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Allah'ın istediği ve falanın istediği" demeyin, lakin şöyle deyin: "Allah'ın istediği , sonra da falanın istediği." |Ebu Davud, Edeb 84, (4980)|5931
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Dilin Afetleri|müslimmuvattaebu davud|Ebu Hureyre|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Bir kimsenin "İnsanlar helak oldu!" dediğini duyarsanız, bilin ki o, kendisi, herkesten çok helak olandır." |Müslim, Birr 139, (2623); Muvatta, Kelam 2, (2, 989); Ebu Davud, Edeb 85, (4983)|5932
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Dilin Afetleri|buharimüslim|Ebu Hureyre|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Ümmetimin hepsi affa mazhar olacaktır, günahı aleni işleyenler hariç. Kişinin geceleyin işlediği kötü bir ameli Allah örtmüştür. Ama, sabah olunca o: "Ey falan, bu gece ben şu şu işleri yaptım!" der. Böylece o, geceleyin Allah kendini örtmüş olduğu halde, sabahleyin, üzerindeki Allah'ın örtüsünü açar. İşte bu, günah, aleni işlemenin bir çeşididir." |Buhari, Edeb 60; Müslim, Zühd 52, (2990)|5933
Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler|Dilin Afetleri|ebu davud|Avf İbn Malik|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Halka kıssa (mevize, nasihat) anlatma işini emir veya (emirin tayin edeceği) memur veya tekebbür sahibi yapar." |Ebu Davud, İlm 13, (3665)|5934
MUHTELİF NEV'E GİREN HADİSLER|Muhtelif Nev'de Hadisler|tirmizi|Ebu Saidil-Hudri|Bir gün Resulullah (sa) bize ikindi namazı kıldırdı. Sonra bir hutbede bulundu. Bu hutbede, kıyamet vaktine kadar olacak her şeyi bize haber verdi. Bunu belleyen belledi, unutan unuttu. Söyledikleri arasında şu da vardı: "Dünya caziptir, tatlıdır. Allah sizi buraya halife olarak göndermiştir, nasıl amel edeceğinize bakmaktadır. Aman uyanık olun! Dünyadan hacının, kadından hacının. Aman uyanık olun! Kimseyi, insanların korkusu, bildiği bir hakikati söylemekten alıkoymasın!" Ravi der ki: "(Bunu söyleyince) Ebu Said merhum ağladı. Sonra sözlerine devam etti: "Vallahi öyle şeyler gördük ki, korktuk. Resulullah'ın söyledikleri arasında şu da vardı: Haberiniz olsun! Kıyamet günü, her bir vefasız için vefasızlığı nisbetinde bir bayrak dikilecektir. Baş imamın (devlet reisinin) vefasızlığından daha büyük bir vefasızlık olmayacaktır. Onun bayrağı kıçının yanına dikilir." O günkü bellediklerimiz meyanında şu da vardı: Haberiniz olsun! İnsanoğlu çok çeşitli tabakalar halinde yaratılmıştır: Kimisi vardır, mü'min olarak doğar, mümin olarak yaşar, kafir olarak ölür. Kimisi vardır, kafir olarak doğar, kafir olarak yaşar, mü'min olarak ölür. Kimisi vardır, kafir olarak doğar, kafir olarak yaşar, kafir olarak ölür. Haberiniz olsun kimisi vardır yavaş öfkelenir, (öfkesinden) çabuk döner; kimisi vardır çabuk öfkelenir, çabuk döner; kimisi vardır, yavaş öfkelenir, yavaş döner. İşte bunlar birbirlerini dengeler. Haberiniz olsun onlardan bir kısmı vardır; çabuk döner, çabuk kızar. Bilesiniz bunların en hayırlısı ağır öfkelenen, çabuk dönendir; en erlileri de çabuk öfkelenip yavaş dönendir. İnsanlardan borcunu iyi ödeyen, (başkasındaki alacağını) iyi talep eden vardır. Kimisi de kötü öder, iyi talep eder; kimi de kötü talep eder, iyi öder, bunlar birbirlerini dengeler. Bilesiniz bir kısmı vardır kötü öder, kötü talep eder. Bilesiniz bunların en hayırlısı iyi ödeyen, iyi talep edendir; en kötüleri de kötü ödeyen, kötü talep edendir. Bilesiniz! Öfke ademoğlunun kalbinde bir kordur. Gözlerinin kızarmasını, avurtlarının şişmesini görmüyor musunuz! Kim, öfkeden bir başlangıç hissederse, yere yaslansın, (öfkesi geçinceye kadar öyle kalsın)." Ebu Said dedi ki: "Biz (bu sırada) gündüzün aydınlığı devam ediyor mu diye güneşe bakmaya başladık. Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam: "Haberiniz olsun! Dünyanın ömründen geçmiş kısmına nisbeten geri kalan kısmı, şu gününüzden geçen kısma nazaran geri kalan kısmına nisbeti gibidir." |Tirmizi, Fiten 26, (2192)|5935
MUHTELİF NEV'E GİREN HADİSLER|Muhtelif Nev'de Hadisler|müslim|İyaz İbnu Hımar|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Rabbim, bugün bana öğrettiği şeylerden bilmediklerinizi size öğretmemi emretti. (Ve buyurdu ki): "Benim bir kula verdiğim bir mal helaldir. Ben bütün kullarımı hanif (=Müslüman, hakka taraftar) olarak yarattım. Ancak şeytanlar onlara gelip, (fıtri) dinlerinden alıp götürdüler, kendilerine helal kıldığım şeyleri haram kıldılar. Kendisine bir güç vermediğim şeyi bana şirk koşmalarını emrettiler." Allah Teala hazretleri arz ehline baktı ve Ehl-i Kitap'tan bir kısmı hariç onların Arap, acem hepsine öfkelendi ve dedi ki: "Ben seni imtihan etmek ve seninle de (başkasını) imtihan etmek üzere gönderdim. Sana, suyun yıkayıp (yok edemeyeceği) bir kitap gönderdim. Ta ki sen onu uyurken de uyanıkken de okuyasın!" Allah Teala hazretleri bana, Kureyş'i ateşe vermemi (onlarla savaşmamı) emretti. Ben: "Ey Rabbim, bu durumda onlar başımı yararlar ve bir ekmek parçısına çevirirler!" dedim. "Öyleyse, seni çıkardıkları gibi sen de onları (Mekke'den) çıkar! Onlara karşı gazada bulun da biz de sana yardım edelim; infakta bulun biz de sana infak edelim. Sen bir ordu gönder, biz de sana onun beş misli (yardımcı melek ordusu) gönderelim. Sana itaat edenlerle birlik ol, asikre karşı savaş!" buyurdu. Cennetlikler üç kısımdır: 1-Kuvvet sahibi, adaletli, sadaka veren ve muvaffak olanlar. 2-Bütün yakınlarına ve Müslümanlara karşı merhametli ve yumuşak kalpli olanlar. 3-İffetli, namuslu ve çoluk çocuk sahibi olanlar." Resulullah devamla dedi ki: "Cehennem ehli de beş kısımdır: 1-Aklı olmayan zayıflar. Bunlar, aranızda tabi olarak bulunurlar, hiçbir ehle ve mala tabi değildirler. 2-Tamahkarlığını izhar etmeyen hain kişiler. Böylesi, bir kapıyı çalsa mutlaka ihanet eder. 3-Akşam, sabah her fırsatta malın ve ehlin hususunda seni aldatan adamlar. 4-Cimrilik ve yalanı da zikretti. 5-Bir de kötü huylu kaba sözlü insan." Resulullah devamla buyudular ki: "Allah Teala hazretleri, bana mutevazi olmanızı emretti. Öyle ki, hiç kimse hiç kimseye karşı böbürlenmesin, hiç kimse hiç kimseye karşı tecavüzde bulunmasın." |Müslim, Cennet 63, (2865)|5936
MUHTELİF NEV'E GİREN HADİSLER|Muhtelif Nev'de Hadisler|tirmiziebu davud|Ebu Ümame|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Allah Teala hazretleri her hak sahibine hakkını verdi. Öyleyse varis lehine vasiyet yoktur. Çocuk yatağa aittir, Zani için mahrumiyet vardır. Gerçek hesapları Allah'a aittir. Kim kendisini babasından başkasına nisbet eder veya hakiki velisinden başkasını veli gösterirse, kıyamet gününe kadar Allah'ın, laneti üzerine olsun." Resulullah devamla dedi ki: "Kadın, kocasının evinden onun izni olmadan (başkasına) infak edemez!" Kendisine: "Ey Allah'ın Resulü! Yiyecek de mi?" denildi. "Bu, mallarınızın en kıymetlisidir!" buyurdular. Sonra sözlerine şöyle devam ettiler: "Ariyet (olarak alınan sahibine) ödenir. Minha (olarak alınan sahibine) geri verilir. Borç ödenir, kefil olan borçlu sayılır." |Tirmizi, Vesaya 5, (2121); Ebu Davud, Büyu 90, (3665)|5937
MUHTELİF NEV'E GİREN HADİSLER|Muhtelif Nev'de Hadisler|buharimüslimebu davudmuvatta|Ebu Hureyre|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Üzümü kerm diye isimlendirmeyin. "Vay şu dehrin mahrumiyet hüsranına!" diye kahırlı söz söylemeyin. Zira Allah'ın kendisi dehrdir." |Buhari, Edeb 101; Müslim, Elfaz 516, (2246, 2247); Ebu Davud, Edeb 81, (4974); Muvatta, Kelam 3, (2, 984)|5938
MUHTELİF NEV'E GİREN HADİSLER|Muhtelif Nev'de Hadisler|müslim|Vail İbnu Hucr|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Kerm demeyin, fakat ıneb ve habele (asma) deyin." |Müslim, Elfaz 12, (2248)|5939
MUHTELİF NEV'E GİREN HADİSLER|Muhtelif Nev'de Hadisler|ebu davud|Abdullah İbnu Habeşi|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Kim bir sidre ağacını keserse, Allah onun başını cehenneme uzatır." [(Bu hadis hakkında kendisine sorulunca) Ebu Davud şu cevabı vermiştir: "Bu hadis muhtasardır. Manası şudur: "Kırda bayırda yolcuların ve hayvanların gölgesinden istifade ettikleri bir sidre ağacını, o ağaçta herhangi bir hak sahibi olmayan bir kimse, haksız olarak keserse Allah onun başını cehenneme uzatır" demektir."] |Ebu Davud, Edeb 171, (5239)|5940
MUHTELİF NEV'E GİREN HADİSLER|Muhtelif Nev'de Hadisler|ebu davud|Hasan İbnu İbrahim|Hişam İbnu Urve'ye sidre ağacının kesilmesi hakkında (caiz mi, değil mi diye) sordum. Bu sırada Urve'nin kasrına dayalı vaziyette idi, şöyle cevap verdi: "Şu kapıları, kapı kanatlarını hep görmüyor musun? Bunların hepsi Urve'nin sidre ağacındandır. Urve onu tarlasından kesmiş ve: "Bunda bir beis yok!" demişti." [Bir başka rivayete göre, Hişam, soru sahibi Hasan İbnu İbrahim'e cevabında şöyle devam etmiştir: "Ey Iraklı! Bu (yasak hikayesi, senin getirdiğin bir bid'adır." Hasan İbnu İbrahim, Hişam'a: "Hayır bid'a sizin canibinizden geldi. Ben Mekke'de şöyle söyleyeni işittim: "Allah sidre ağacını kesen kimseye lanet etsin!" |Ebu Davud, Edeb 171, (5241)|5941
MUHTELİF NEV'E GİREN HADİSLER|Muhtelif Nev'de Hadisler|müslimebu davudtirmizi|Cabir|Yanlarında yüzü dağlanarak en vurulmuş bir merkep olduğu halde Resulullah (sa)'a uğrayanlar oldu: "Bunu böyle enleyenlere Allah lanet etsin!" buyurdular ve yüze vurmaktan ve yüze enlemekten nehyettiler. |Müslim, Libas 106, (2116); Ebu Davud, Cihad 56, (2564); Tirmizi, Cihad 30, (1710)|5942
MUHTELİF NEV'E GİREN HADİSLER|Muhtelif Nev'de Hadisler|müslim|İbnu Abbas|Resulullah (sa), yüzünden enlenmiş bir merkeb görmüştü, bunu uygun bulmadığını belirtti ve: "Allah'a yemin olsun! (Ben olsaydım) eni bu hayvanın yüzünün en uzak noktasına vururdum!" buyurdu. Sonra emir verdi, kendi merkebinin sağrılarına en vuruldu. Böylece sağrıları ilk dağlayıp (en vuran) Aleyhissalatu vesselam oldu. |Müslim, Libas 108, (2118)|5943
MUHTELİF NEV'E GİREN HADİSLER|Muhtelif Nev'de Hadisler|buharimüslimebu davud|Enes|Abdullah İbnu Ebi Talha'yı, tahnik ediversin diye Resulullah (sa)'a götürdüm. Onu elinde en vurma şişi olduğu halde zekat develerini enlerken buldum." |Buhari, Libas 22, Zekat 69, Zebaih 35; Müslim, Libas 112, (2119); Ebu Davud, Cihad 57, (2563)|5944
MUHTELİF NEV'E GİREN HADİSLER|Muhtelif Nev'de Hadisler|buharimüslimmuvattaebu davudtirmizi|Cabir|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Karanlık çöktüğü zaman çocuklarınızı dışarı salmayın. Çünkü şeytanlar bu esnada her tarafa yayılırlar. Yatsı vaktinden bir müddet geçince, onları serbest bırakın. Kapını kapa, Allah'ın ismini zikret. Kandilini söndür, Allah'ın ismini zikret. Yemek kabının ağzını kapa ve Allah'ın ismini zikret, (kapayacak birşey bulamadığın takdirde [çubuk gibi] herhangi bir şeyi üzerine uzatıp koymak suretiyle de olsa (bunu yap)! Zira şeytan, kapalı kapıyı açamaz. Kandilleri söndürün, zira fasıkçık (fare), olur ki, fitili çeker de ev halkını yakar." |Buhari, Bed'ü'l-Halk 11, 14, Eşribe 22, İsti'zan 49, 50; Müslim, Eşribe 96, (2012); Muvatta, Sıfatu'n-Nebi 21, (2, 928, 929); Ebu Davud, Eşribe 22, (3731, 3732, 3733, 3734); Tirmizi, Et'ime 15, (1813)|5945
MUHTELİF NEV'E GİREN HADİSLER|Muhtelif Nev'de Hadisler|ebu davud|İbnu Abbas|Bir fare gelerek çektiği bir fitili Resulullah (sa)'ın önüne, üzerinde oturmakta olduğu hasır minderin üstüne bırakıp gitti. Fitil, hasırdan bir dirhem kadar bir yer yaktı. Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam: "Uyuyacağınız zaman kandillerinizi söndürün. Zira şeytan, böylelerine rehberlik edip böylesi işler yaptırarak sizi yakar" buyurdular. |Ebu Davud, Edeb 173, (6247)|5946
MUHTELİF NEV'E GİREN HADİSLER|Muhtelif Nev'de Hadisler|buharimüslim|Ebu Musa|Medine'de bir ev, geceleyin aile halkı içinde olduğu halde yandı. Durumları Aleyhissalatu vesselam'a haber verilmişti: "Bu ateş var ya! Sizin düşmanınızdır. Uyuduğunuz zaman onu söndürün de size zarar vermesin." buyurdular. |Buhari, İsti'zan; Müslim, Eşribe 101, (2016)|5947
MUHTELİF NEV'E GİREN HADİSLER|Muhtelif Nev'de Hadisler|ebu davud|Ali İbnu Ömer İbni Ali İbni'l Hüseyin İbni Ali|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Ayaklar çekildikten sonra (evlerden dışarı) çıkmayı azaltın. Çünkü Allah Teala hazretlerinin birkısım hayvanatı vardır, bu saatten sonra (yuvalarından çıkıp) ortalığa yayılırlar." |Ebu Davud, Edeb 115, (5103)|5948
MUHTELİF NEV'E GİREN HADİSLER|Muhtelif Nev'de Hadisler|müslim|Rafi İbnu Hadic|Resulullah (sa) Medine'ye geldiğinde Medineliler hurma telkih ediyorlardı: "Ne yapıyorsunuz?" diye onlara sordu. Medineliler: "Bu, eskiden beri yapmakta olduğumuz bir şey!" deyip (açıkladılar). Aleyhissalatu vesselam da: "Eğer bunu yapmasanız belki de sizin için daha iyi olur!" buyurdular. Bunun üzerine Medineliler o işi bıraktılar. Hurma ağaçları (o yıl çağla) döktü (ve meyve tutmadı). Durum Aleyhissalatu vesselam'a haber verilince şöyle buyurdular: "Bilin ki, ben bir beşerim. Size dininizle ilgili bir emirde bulunursam onu derhal alın. Eğer kendi re'yime dayanan bir şey emredersem, bilin ki ben bir insanım!" |Müslim, Fezail 140, (2362)|5949
MUHTELİF NEV'E GİREN HADİSLER|Muhtelif Nev'de Hadisler|buharimüslimebu davudtirmizi|Ebu Hureyre|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Horozların öttüğünü işittiğiniz vakit, Allah'tan lütuf ve ikramını talep edin. Zira onlar bir melek görmüştür. Merkebin anırmasını işittiğiniz zaman şeytandan Allah'a sığının. Çünkü o da bir şeytan görmüştür." |Buhari, Bed'ü'l-halk 15; Müslim, Zikr 82, (2729); Ebu Davud, Edeb 115, (5102); Tirmizi, Da'avat 58, (3455)|5950
MUHTELİF NEV'E GİREN HADİSLER|Muhtelif Nev'de Hadisler||Cabir|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Geceleyin köpeklerin havlamasını ve merkeplerin anırmasını işittiğiniz zaman, şeytandan Allah'a sığının. Çünkü onlar, sizlerin görmediklerinizi görürler." ||5951
MUHTELİF NEV'E GİREN HADİSLER|Muhtelif Nev'de Hadisler|ebu davud|İbnu Ömer|Resulullah (sa) buyurdular ki: "İyne usulüyle alış-verişte bulunur, sığırların peşine düşer, ziraate razı olur ve cihadı da terkederseniz, Allah size öyle bir zillet verir ki, dininize tekrar rücu etmedikçe o zilleti kaldırmaz." |Ebu Davud, Büyu 56, (3462)|5952
MUHTELİF NEV'E GİREN HADİSLER|Muhtelif Nev'de Hadisler|buhari|Ebu Ümame|Resulullah (sa)'ın saban ve diğer bir ziraat aleti görünce: "Bunun girdiği bir eve, Allah mutlaka zillet de sokar" dediğini işittim. |Buhari, Hars 2|5953
MUHTELİF NEV'E GİREN HADİSLER|Muhtelif Nev'de Hadisler|müslimtirmizi|Enes|Resulullah (sa) Kisra'ya ve Necaşi'ye -bu Necaşi, üzerine cenaze namazı kıldığı Necaşi değildir- ve bütün inatçı cebbarlara, onları aziz ve celil olan Allah'a davet eden mektuplar yazdı. |Müslim, Cihad 75, (1774); Tirmizi, İsti'zan 23, (2717)|5954
MUHTELİF NEV'E GİREN HADİSLER|Muhtelif Nev'de Hadisler|buhari|İbnu Abbas|Resulullah (sa) Kisra'ya mektubunu göndermişti. Kisra, mektubu okuyunca yırttı. Aleyhissalatu vesselam da "paramparça olmaları için" beddua etti. |Buhari, İlm 7|5955
MUHTELİF NEV'E GİREN HADİSLER|Muhtelif Nev'de Hadisler|buharimüslim|Üsame İbnu Zeyd|Resulullah (sa), üzerinde semer bulunan bir merkebe bindi, altında Fedek kadifesi vardı. Üsameyi de arkasına aldı. Beni'l-Haris İbnu'l-Hazrec'te oturan Sa'd İbnu Ubade (ra)'ye, Bedir Savaşı'ndan önce geçmiş olsun ziyaretine gitti. Beraberce giderken, aralarında Abdullah İbnu Ubey İbnu Selül'ün de bulunduğu bir cemaate rastladılar, oturuyorlardı. Abdullah İbnu Ubey o sırada henüz Müslüman olmamıştı. Cemaatte Müslümanlar, müşrikler, putperest olanlar, Yahudiler, Müslümanlar karışık vaziyette idi. Bu cemaatte Abdullah İbnu Ravaha (ra) da vardı. Onlara Resulullah'ın bindiği merkebin kaldırdığı toz isabet edince, Abdullah İbnu Ubey burnunu örtüsüyle sarıp: "Bizi toz içinde bırakma!" diye homurdandı. Resulullah (sa) cemaate selam verip durdu. Merkepten inip onları Allah'a davet etti, onlara Kur'an okudu. Abdullah İbnu Ubey, Aleyhissalatu vesselam'a: "Be adam! Bundan daha güzel birşey yok. Eğer söylediğin hak ise, bizim cemaatimizi rahatsız etme, evine dön! Kim sana gelirse ona anlat!" dedi. Bunun üzerine Abdullah İbnu Ravaha da: "Evet ey Allah'ın Resulü! Sen bizim toplantılarımıza gel! Zira biz bunu istiyoruz!" dedi. Bundan sonra Müslümanlar, müşrikler ve Yahudiler aralarında atıştılar. Nerdeyse birbirleriyle kapışacaklardı. Resulullah (sa) onları yatıştırmak için gayret sarfetti ve sustular. Resulullah da bineğine atlayarak yoluna devam etti ve Sa'd İbnu Ebi Vakkas'ın yanına gelip evine girdi. Aleyhissalatu vesselam ona: "Ey Sa'd! Ebu Hubab'ın ne dediğini işittin mi?" dedi. Ebu Hubab'la Abdullah İbnu Ubey'i kastediyordu. "Şöyle şöyle söyledi" buyurdu. Sa'd İbnu Ubade: "Ey Allah'ın Resulü! Onu affet, Sana Kitab'ı gönderen Zat-ı Zülcelal'e kasem olsun, Allah'ın sana indirdiği Hak geldiği zaman, bu beldenin ahalisi, ona taç giydirmeye, sarık sarmaya ittifak etmişlerdi. Allah Teala hazretleri sana verdiği bu hakikatla onun başa geçmesini engelleyince, bu onun boğazına takıldı. İşte, şahid olduğun densizliği ona yaptıran da budur!" dedi. (Bu açıklama üzerine) Resulullah onu bağışladı. Resulullah (sa) ve ashabı, müşrikleri ve Ehl-i Kitabı Allah'ın emrettiği üzere bağışlıyorlar, onların eza ve cefalarına sabrediyorlardı. Allah Teala hazretleri şöyle buyurmuştu: "Muhakkak siz, malınızda ve canınızda imtihan olunacaksınız ve sizden önce kendilerine kitap verilmiş olanlardan ve Allah'a ortak koşanlardan pek çok incitici sözler işiteceksiniz. Eğer sabreder ve takvaya sarılırsanız, işte bu, uğrunda azim ve sebat edilmeye değer işlerdendir" (Al-i İmran 186). Rab Teala bir başka ayet-i kerimede de şöyle buyurmuştur: "Kitap ehlinden çoğu, imanınızdan sonra sizi tekrar inkara döndürmek isterler. Bu, kendilerine hak iyice belli olduktan sonra nefislerinde duydukları kıskançlık yüzündendir. Allah'ın emri gelinceye kadar onlara aldırış etmeyin ve onları kınamayın. Muhakkak ki, Allah her şeye hakkıyla kadirdir" (Bakara 109). Resulullah (sa), Allah'ın buradaki emrini afla te'vil ediyordu. Bu hal Allah'ın onlarla (savaşa) izin vermesine kadar devam etti. (İzin gelince) Aleyhissalatu vesselam Bedir Gazvesi'ni yaptı. (Bu savaşta) Allah Teala hazretleri Kureyş'in ileri gelenlerinin canlarını aldı. Aleyhissalatu vesselam ve ashabı zafer ve ganimet elde ederek ve Kureyş'in ileri gelenlerini de esir alarak döndüler. Abdullah İbnu Ubey İbni Selül ve beraberindeki putperest müşrikler: "Bu (islam) hadisesinin artık talihi döndü!" dediler. Resulullah (sa)'a islam üzere biat ettiler ve Müslüman oldular. |Buhari, Cihad 127, Tefsir, Al-i İmran 15, Marda 15, Libas 98, Edeb 115, İsti'zan 20; Müslim, Cihad 116, (1798)|5956
MUHTELİF NEV'E GİREN HADİSLER|Muhtelif Nev'de Hadisler|ebu davudnesai|Halid İbnu Ma'dan|Muaviye İbnu Ebi Süfyan (ra)'a (hilafeti esnasında) Mikdam İbnu Ma'dikerb, Amr İbnu'l-Esved ve Kınnesrin ahalisinden Beni Esedli bir adam bir heyet halinde geldiler. Hz. Muaviye, Mikdam'a: "Hasan İbnu Ali (ra)'nin vefat ettiğini biliyor musun?"dedi. Haberi işiten Mikdam "İnna lillah ve inna ileyhi raciun!" diyerek (üzüntüsünü ifade etti.) Ona falan (Muaviye): "Bunu bir musibet mi addediyorsun?" dedi. Mikdam: "Niye musibet addetmiyeyim? Resulullah (sa) onu kucağına almış "Bu bendendir. Hüseyin ise Ali (ra)'dendir!" buyurmuştu dedi. Beni Esed'den olan adam da (Hz. Muaviye'ye yaranmak için, Hz. Hasan'ın ölümünü bir fitnenin sönmesine teşbihen): "Allah bir ateşi söndürdü!" diye söze karıştı. Mikdam: "Bugün ben, seni kızdırmaya ve hoşlanmadığın şeyleri sana duyurmaya devam edeceğim!" dedi. Sonra şöyle seslendi: "Ey Muaviye! Eğer doğru söylersem beni tasdik et, yalan söylersem beni tekzib et!" Hz. Muaviye (ra): "Pekala öyle yapacağım" dedi. Mikdam: "Allah aşkına söyle! Resulullah (sa)'ın altın takınmayı yasakladığını işittin mi?" dedi. Hz. Muaviye: "Evet!" dedi. Mikdam: "Allah aşkına söyle! Resulullah'ın ipek giymeyi yasakladığını biliyor musun?" diye sordu. Hz. Muaviye: "Evet biliyorum!" dedi. Mikdam tekrar sordu: "Allah aşkına söyle! Resulullah (sa)'ın vahşi hayvan derisini giymeyi, üzerlerine binmeyi yasakladığını biliyor musun?" Muaviye yine: "Evet biliyorum!" diye cevapladı. Hz. Muaviye'nin bu sözü üzerine Mikdam dedi ki: "Allah'a kasem olsun ey Muaviye, bütün bunları ben senin evinde gördüm." Hz. Muaviye şu cevabı verdi: "Ey Mikdam, anladım ki senin elinden bana kurtuluş yok (söylediklerinin hepsi doğru)!" Halid (İbnu Velid) der ki: "Hz. Muaviye, Mikdam (ra)'a diğer iki arkadaşına (Amr İbnu'l-Esved ve Esedli adam) nazaran daha çok ihsan ve atada bulunulmasını emretti. Ayrıca (Mikdam'ın) oğluna (beytü'l-malden) iki yüz (dirhem) tahsisatta bulundu. Mikdam ise (Hz. Muaviye'nin verdiği) ihsanları arkadaşlarına dağıttı. Esedli ise aldıklarından kimseye birşey vermedi. Bu durum Hz. Muaviye'ye ulaşınca: "Mikdam kerem sahibi cömert birisidir. Elini açmıştır. Esedli adam ise malik olduğu şeyi iyi tutan birisidir" dedi. |Ebu Davud, Libas 43, (4131); Nesai, Fere' ve'l-Atire 12, (7,176)|5957
MUHTELİF NEV'E GİREN HADİSLER|Muhtelif Nev'de Hadisler|ebu davud|Abdullah İbnu Amr el-Huzai|Abdullah İbnu Amr el-Huzai, babası (ra)'ndan naklediyor: "Resulullah (sa), Fetih'ten sonra beni çağırdı ve benimle, Mekke'ye Ebu Süfyan'a, Kureyşliler arasında dağıtması için, biraz mal göndermek istedi. Bana: "Kendine bir arkadaş ara!" buyurdu. Derken bana Amr İbnu Umeyye ed-Damri geldi ve: "Duydum ki, sen Mekke'ye gidecekmişsin ve yanına bir arkadaş arıyormuşsun!" dedi. "Evet!" dedim. "Ben sana arkadaşım!" dedi. Ben hemen Resulullah (sa)'a gelip: "Kendime bir arkadaş buldum!" dedim. "Kim?" buyurdular. "Amr ibnu Ümeyye'dir!" dedim. "O, kaVminin yöresine gelince ona karşı müteyakkız ol! Çünkü evvel adam şöyle demiş: "Bekri arkadaşına güvenme!" buyurdular! Derken yola çıktık. Ebva'ya kadar geldik. Amr: "Benim, kavmimle bir işim var. Beni burada biraz beklemeNİ arzu ediyorum!" dedi. Ben de: "işin rastgelsin!" dedim. Ayrılınca, Resulullah (sa)'ın sözünü hatırlayıp devemi hızlandırdım. (Ebva'dan) çıkıp deveyi hızlı yürümeye zorladım. Ezafir'e gelince, Amr'ın bir grup adamla karşımdan geldiğini gördüm. Devemi daha da hızlandırdım ve onu geçtim. Kendine hedef olmaktan kurtulduğumu anlamıştı, yanındakiler geri döndü. Amr (tek başına) bana yetişti ve: "Kavmimle bir işim vardı! (İşimi görüp bitirdim)" dedi. Ben de: "Pekala!" dedim. Yolumuza devam edip Mekke'ye geldik. Ben emanet malı Ebu Süfyan (ra)'a teslim ettim." [Hadisin senedi zayıftır] |Ebu Davud, Edeb 34, (4861)|5958
MUHTELİF NEV'E GİREN HADİSLER|Muhtelif Nev'de Hadisler|buharimüslim|Hemmam İbnu Münebbih|Ebu Hureyre (ra) bize pekçok hadis söylemişti. (Bir defasında) şöyle dedi: "Resulullah (sa) buyurdular ki: "Sizden önce yaşayanlardan bir adam bir kimseden bir akar satın aldı. Bu akarı satın alan kimse, orada, içinde altın bulunan bir küp buldu. Satana gelip: "Altınını al! Ben senden akarı satın aldım, altını satın almadım!" dedi. Satan da: "Ben sana araziyi içinde bulunan herşeyiyle birlikte sattım!" dedi. (Anlaşamayınca) bir adamı hakem tayin ettiler. Adam (onları dinledikten sonra): "Sizin çocuklarınız var mı?" dedi. Onlardan biri: "Oğlum var", diğeri de "kızım var!" dedi. Hakem: "Oğlanla kızı evlendirin! Bu paradan ikisi için harcayın ve tasaddukta bulunun" dedi. |Buhari, Enbiya 50; Müslim, Akdiye 21, (1721)|5959
MUHTELİF NEV'E GİREN HADİSLER|Muhtelif Nev'de Hadisler|buharimüslimtirmizi|İbnu Ömer|Resulullah (sa) buyurdular ki: "İnsanları, içinde binmeye mahsus tek hayvan olmayan yüz develik bir sürü gibi bulursun." |Buhari, Rikak, 35; Müslim, Fedailu's-Sahabe 232, (2547); Tirmizi, Emsal 7, (2876)|5960
MUHTELİF NEV'E GİREN HADİSLER|Muhtelif Nev'de Hadisler|müslim|Cabir|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Mürar yoluna kim çıkacak? Gerçekten ondan, günah olarak, Beni İsrail'den affedilen kadar günah affedilecek!" Oraya ilk çıkan Beni Hazrec'ten bizim süvarimiz oldu. Sonra herkes peşpeşe oraya geldi. Aleyhissalatu vesselam: "Kızıl devenin sahibi [olan bedevi] hariç hepiniz mağfirete erddiniz" buyurdular. Biz adamın yanına gelip: "Gel! sana da Resulullah istiğfarda bulunuversin!" dedik. O ise bir yitiğini arıyordu. "Yitiğimi bulmam, benim için, arkadaşınızın istiğfarından hayırlıdır!" dedi. |Müslim, Münafık 12, (2880)|5961
MUHTELİF NEV'E GİREN HADİSLER|Muhtelif Nev'de Hadisler|ebu davud|İbnu Mes'ud|Resulullah (sa) buyurdular ki: "İslam'ın değirmeni otuz beş veya otuz altı veya otuz yedi (yıl) döner. Eğer, (dini terkederek kendilerini) helak ederlerse, daha önce helak olanların yolunu tutmuş olurlar. Dinleri ayakta kalırsa, onlar için yetmiş yıl ayakta kalır!" Ben dedim ki: "(Bu yetmiş yıllık müddet) zikri geçen (otuz beş yıllık müddet)ten sonra mı başlayacak, yoksa geçen kısım buna dahil mi?" "Mezkur müddet buna dahildir!" buyurdular. |Ebu Davud, Fiteni, (4264)|5962
MUHTELİF NEV'E GİREN HADİSLER|Muhtelif Nev'de Hadisler|ebu davud|Sa'd İbnu Ebi Vakkas|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Ümid ederim ki Allah, ümmetimi Rabbinin nezdinde yarım gün te'hirden aciz kılmayacaktır." Sa'd'a: "Yarım gün ne kadardır?" diye sorulmuştu. "Beş yüz yıl" diye cevap verdi. |Ebu Davud, Mehalim 18, (4350)|5963
MUHTELİF NEV'E GİREN HADİSLER|Muhtelif Nev'de Hadisler|rezin|İsa İbnu Vakid|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Yüz seksen (hicri) yılı gelmiş olsaydı, ümmetime bekarlık ve dağların başlarında ruhbanlığı helal kılardım." [Rezin tahric etmiştir.] |Rezin|5964
MUHTELİF NEV'E GİREN HADİSLER|Muhtelif Nev'de Hadisler|buharimüslim|Ümmü Seleme|Resulullah (sa) fareye fuveysika der ve şunu ilave ederdi: "Ben bunu meshe uğramışlardan biliyorum. Çünkü o, kendisine (içmesi için) deve sütü konulsa onu içmez. Ama koyun sütü verilse onu içer." [Rezin tahriç etmiştir. Buhari'de kaydedilmiştir (Bed'ü'l-Halk 15; Müslim, Zühd 62, (2997)] |Buhari, Bed'ü'l-Halk 15; Müslim, Zühd 62, (2997)|5965
MUHTELİF NEV'E GİREN HADİSLER|Muhtelif Nev'de Hadisler|müslim|İbnu Mes'ud|Ey Allah'ın Resulü! Maymun ve domuzlar Allah Teala'nın mesh ettiği insanlardan mı?" diye sorulmuştu. Şu cevabı verdi: "Allah Teala hazretleri bir kavmi helak etti mi ona nesil (devam) vermez. Maymun ve domuzlar daha önce de vardı." |Müslim, Kader 33, (2663)|5966
MUHTELİF NEV'E GİREN HADİSLER|Muhtelif Nev'de Hadisler|ebu davud|Aişe|Resulullah (sa) (bir gün): "Aranızda muğarribler görüldü mü?" diye sordu. Ben: "Muğarribler de ne?" dedim. "Onlar kendilerine cinlerin iştirak ettikleri kimselerdir!" buyurdular. |Ebu Davud, Edeb 116, (5107)|5967
MUHTELİF NEV'E GİREN HADİSLER|Muhtelif Nev'de Hadisler|ebu davudtirmizinesai|İbnu Abbas|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Badiyede (kırda, sahrada, köyde) yaşayan kabalaşır, av peşinden koşan gaflete düşer. Sultanın kapısına gelen fitneye düşer. Kişi sultana yakınlığı artırdığı nisbette Allah'tan uzaklaşır." |Ebu Davud, Sayd 4, (2859, 5860); Tirmizi, Fiten 69, (2257); Nesai, Sayd 24, (7, 195)|5968
MUHTELİF NEV'E GİREN HADİSLER|Muhtelif Nev'de Hadisler|müslim|Ebu Hureyre|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Ömrün biraz uzarsa ellerinde sığır kuyruğu gibi birşeyler taşıyan birtakım insanları çok geçmeden göreceksin. Onlar Allah'ın gadabına uğrayarak sabaha ererler, Allah'ın nefretine uğrayarak akşama ererler." Resulullah bir başka rivayette de: "Ateş ehlinden iki sınıf vardır, henüz onları görmedim: Yanlarında sığır kuyruğu gibi birşeyler taşıyıp onu insanlara vuran insanlar; giyinmiş, çıplak kadınlar ki bunlar Allah'a taatten dışarı çıkmışlardır. Bunlar, başkalarını da baştan çıkarırlar. Başları deve hörgücü gibidir. Bu kadınlar cennete girmek şöyle dursun, kokusunu dahi almazlar. Halbuki onun kokusu şu şu kadar uzak mesafeden duyulur" buyurdular. |Müslim, Cennet 53, (2857), 52, (2128)|5969
MUHTELİF NEV'E GİREN HADİSLER|Muhtelif Nev'de Hadisler|ebu davud|Semüre İbnu Cündüb|Resulullah (sa) derinin iki parmak arasında dilinmesini yasakladı. |Ebu Davud, Cihad 74|5970
MUHTELİF NEV'E GİREN HADİSLER|Muhtelif Nev'de Hadisler|ebu davud|Aişe|Ben Resulullah'ın kimseyi dinden başka bir şeye nisbet ettiğini görmedim. |Ebu Davud, Edeb 86, (4987)|5971
MUHTELİF NEV'E GİREN HADİSLER|Muhtelif Nev'de Hadisler|buhari|İbnu Abbas|Resulullah (sa) (namazda) emrolunduğu yerde açıktan okudu, emrolunduğu yerde sükut etti (gizli okudu). "Ve senin Rabbin unutkan değildir" (Meryem 64); "Andolsun ki, Allah'ın Resulü'nde sizin için (her hususta) güzel bir örnek vardır" (Ahzab 21). |Buhari, Ezan 105|5972
MUHTELİF NEV'E GİREN HADİSLER|Muhtelif Nev'de Hadisler|buhariebu davud|Ebu Hureyre|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Ben size (kendiliğinden) ne bir şey veriyor, ne de sizi bir şeyden menediyorum. Ben sadece bir memurum (Allah'ın emrine göre veriyorum)." Bir rivayette de şöyle demiştir: "Ben (sadece, emre uygun şekilde) taksim ediyicim, emredildiğim yere koyarım." |Buhari, Humus 7; Ebu Davud, Haraç 13, (2949)|5973
MUHTELİF NEV'E GİREN HADİSLER|Muhtelif Nev'de Hadisler|tirmizinesai|İbnu Abbas|Resulullah (sa) (Allah'ın emir ve yasaklarını tebliğ eden) memur bir kul idi. Bize (Al-i Beytine) insanlardan ayrı olarak üç şey dışında hiçbir tefrikte bulunmadı. O üç şey de şunlardır: Abdesti mükemmel yapmamızı emretti. Sadaka yemememizi emretti. Merkebi at üzerine aşırmamamızı emretti." |Tirmizi, Cihad 23, (1701); Nesai, Taharet 106, (1, 89)|5974
MUHTELİF NEV'E GİREN HADİSLER|Muhtelif Nev'de Hadisler|ebu davud|Abdullah İbnu Amr İbni'l-As|Resulullah (sa) bize (bazan) sabah oluncaya kadar Beni İsrail kıssası anlatırdı. Anlatma işini farz namaz için kalkınca bırakırdı. |Ebu Davud, İlm 11, (3663)|5975
MUHTELİF NEV'E GİREN HADİSLER|Muhtelif Nev'de Hadisler|ebu davud|Alkame İbnu Abdillah|Resulullah (sa) Müslümanlar arasında (tedavülü) caiz olan sikke (dökülmüş paraların) bir kusur olmadan kırılmasını yasakladı. |Ebu Davud, Büyu 50, (3449)|5976
MUHTELİF NEV'E GİREN HADİSLER|Muhtelif Nev'de Hadisler|tirmizi|Enes|Bir adam Resulullah (sa)'a gelerek: "Hayvanımı bağlayarak mı yoksa serbest bırakarak mı Allah'a tevekkül edeyim?" diye sormuştu. Ona: "Bağla ve tevekkül et!" buyurdu. |Tirmizi, Kıyamet 61, (2519)|5977
MUHTELİF NEV'E GİREN HADİSLER|Muhtelif Nev'de Hadisler|ebu davud|İbrahim Nehai|Dahhak İbnu Kays, Mesruk'u işçi olarak kullanmak istemişti. Umare tu'bnu Ukbe ona: "Hz. Osman (ra)'ın katillerinden baki kalmış bir adamı isti'mal mi edeceksin?" dedi. Mesruk rahimehullah da ona: "Abdullah İbnu Mes'ud (ra) bana rivayet etti: "Resulullah (sa) baban Utbe'yi öldürmek istediği zaman, (baban); "Çocuklara kim hami olacak?" dedi. Aleyhissalatu vesselam da; "Ateş" buyurdular. Senin için Resulullah'ın (münasib görüp) razı olduğuna ben de razıyım!" dedi. |Ebu Davud, Cihad 128, (2686)|5978
MUHTELİF NEV'E GİREN HADİSLER|Muhtelif Nev'de Hadisler|buhari|Huzeyfe|Necran'ın iki sahibi Seyyid ve Akib, Resulullah (sa)'a geldiler. Onunla mülaane yapmak istiyorlardı. Bunlardan biri arkadaşına: "Bunu yapma! Eğer (Muhammed gerçek) bir peygamberse ve bize lanette bulunursa biz bir daha felah bulamadığımız gibi, bizden sonra gelecek nesiller de iflah olmazlar!" dedi. Resulullah'a gelip: "Biz sana istediğini vereceğiz, bizimle emin birini gönder. Bizimle emin olmayanı gönderme!" dediler. Aleyhissalatu vesselam: "Ben sizinle gerçekten hakkıyla emin bir adam göndereceğim" buyurdu. Bunun üzerine Resulullah'ın ashabı (bu övülen şahıs olabilmek için) ona yaklaştı. Aleyhissalatu vesselam: "Ey Ebu Ubeyde İbnu'l-Cerrah, sen kalk!" emretti. Ebu Ubeyde kalkınca, Resulullah (sa): "İşte şu, bu ümmetin eminidir!" buyurdular. |Buhari, Fedailu'l-Ashab 21, Megazi 72, İcazetu Haberi'l-Vahid 1|5979
MUHTELİF NEV'E GİREN HADİSLER|Muhtelif Nev'de Hadisler|ebu davud|Ebu Hureyre|Resulullah (sa) buyurdular ki: "Şeytanlar için develer vardır. Şeytanlar için evler vardır. Şeytanlara ait develere gelince, ben, onları gördüm. (Şöyle ki): Biriniz, yedeğinde, iyi beslediği seçkin develerle (yola) çıkar, bunlardan hiçbirine binmez. Yol esnasında yürümekten kesilmiş (bir din) kardeşine rastlar, devesine onu da almaz (işte bu develer şeytana aittir, çünkü gösteriş ve tefahur için beslenmiştir). Şeytana ait evlere gelince, onların, (müreffeh) inşalar tarafından (seyahata çıkınca kullanılan ve) ipeklerle örtülmüş kafeslerden (hevdeç) başkası olmadığını zannediyorum." |Ebu Davud, Cihad 62, (2568)|5980
MUHTELİF NEV'E GİREN HADİSLER|Muhtelif Nev'de Hadisler|müslim|Ebu Hureyre|Resulullah (sa) buyurdular ki: "(Kıtlık) senesi, yağmurun yağmadığı (sene) değildir. Asıl kıtlık senesi, yağmur bol bol yağdığı halde yerin hiç birşey bitirmediği senedir." |Müslim, Fiten 44, (2904)|5981
MUHTELİF NEV'E GİREN HADİSLER|Muhtelif Nev'de Hadisler|tirmizi|Abdillah İbni'ş-Şihhir|Mutarraf İbnu Abdillah İbni'ş-Şihhir, babasından naklen diyor ki: "Resulullah (sa) buyurdular ki: "Ademoğlunun misali, yanibaşında doksan dokuz tane (öldürücü) belanın bulunmasına benzer. Bu belalardan kurtulmuş olsa bile, sonunda ölünceye kadar çekeceği düşkünlük hali yakalayacaktır." |Tirmizi, Kader 14, (2151)|5982
MUHTELİF NEV'E GİREN HADİSLER|Muhtelif Nev'de Hadisler|buharitirmizi|İbnu Abbas|Resulullah (sa) buyurdular ki: "İki (büyük) nimet vardır, insanların çoğu onlar hususunda aldanmıştır: Sıhhat. Ve boş vakit!" |Buhari, Rikak 1; Tirmizi, Zühd 1, (2305)|5983
MUHTELİF NEV'E GİREN HADİSLER|Muhtelif Nev'de Hadisler|buharimüslim|İbnu Abbas|Müseylime-i Kezzab, Resulullah (sa) zamanında [Medine'ye] geldi ve: "Eğer Muhammed bu işi (hilafeti) kendinden sonra bana bırakırsa ben ona tabi olurum" demeye başladı. Sonra kavminden kalabalık bir cemaatle Medine'ye geldi. Resulullah (sa) da Sabit İbnu Kays İbni Şemmas ile birlikte ona uğradı. Bu sırada Aleyhissalatu vesselam'ın elinde bir dal parçası vardı. Arkadaşlarının arasında oturmakta olan Müseylime'ye yaklaştı ve: "Sen benden şu parçayı istemiş olsan dahi bunu sana vermem! Sen, Allah'ın senin hakkındaki emrini asla tecavüz edemeyeceksin. (Şayet bana itaatten) yüz çevirecek olursan Allah mutlaka senin hakkından gelecektir. Öyle zannediyorum ki, sen hakkında bana ne gösterilmiş ise, o gösterilmiş olan kimsesin! [işte Sabit, bana bedel sana cevap verecek!" buyurup, oradan ayrıldı.] İbnu Abbas der ki: "Ben, Resulullah (sa)'ın: "öyle zannediyorum ki, sen hakkında bana ne gösterilmiş ise, o gösterilmiş olan kimsesin" sözü ile neyi kastettiğini sordum. Ebu Hureyre (ra) bana şu hususu haber verdi: "Resulullah (sa) buyurmuştu ki: "Ben bir gün rüyamda, elimde iki altın bilezik gördüm. Yine rüyamda onlara fazla bir ilgi göstermiştim. Allah Teala hazretleri: "Onlara üfle!" diye vahyetti, ben de üfledim, derken uçup gittiler. Ben bunları, benden sonra çıkacak iki yalancı ile yorumladım."[Ravi, Ubeydullah der ki]: "Bunlardan biri, San'a'nın sahibi el-Anesi, diğeri de Yemame'nin sahibi Müseylime'dir." |Buhari, Menakıb 25, Megazi 70, 71, Tevhid 29; Müslim, Rü'ya 21, (2273)|5984
MUHTELİF NEV'E GİREN HADİSLER|Muhtelif Nev'de Hadisler|ebu davud|Seleme İbnu Nuaym|Seleme İbnu Nuaym İbnu Mes'ud el-Eşcai, babası (ra)'ndan anlatıyor: "Resulullah (sa)'ın, Müseylime'nin kendisine yazdığı mektubu okuyunca, mektubu getiren iki elçiye şöyle söylediğini işitmiştir: "Bu yazdığı meselede siz ne diyorsunuz?" Elçiler: "Biz de onun söylediğini söyleriz!" dediler. Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam: "Eğer elçileri öldürmemek kaide olmasaydı boyunlarınızı muhakkak uçururdum!" buyurdular. |Ebu Davud, Cihad 166, (2761)|5985
MUHTELİF NEV'E GİREN HADİSLER|Muhtelif Nev'de Hadisler|ebu davud|İbnu Amr İbni'l-As|Resulullah (sa) beraberindekilerle Taife giderken bir kabre uğrayınca şunu söylemişti: "Bu kabir, Ebu Riğal'in kabridir. Şu Harem mıntıkası sebebiyle (kavmine gelen musibetten) masun kalmıştı. (Harem'den harice) çıkınca kavmini çarpan bela onu da burada yakaladı ve buraya defnedildi. Söylediğimin delili, altından bir dalın beraberinde gömülmüş olmasıdır. Eğer kabri açacak olsanız, onu bulup çıkarırsınız!" Bunun üzerine halk, alelacele orayı kazıp mezkur altın dalı çıkardı. |Ebu Davud, Haraç 41, (3088)|5986
MUHTELİF NEV'E GİREN HADİSLER|Muhtelif Nev'de Hadisler|ebu davudibnu mace|Ali İbnu Ebi Talib|Resulullah (sa)'ın son sözü: "Namaz! Namaz! Sağ ellerinizin sahip olduğu (köleler) hakkında Allah'tan korkun!" olmuştu. |Ebu Davud, Edeb 133, (5156); İbnu Mace, Vesaya 1, (2698)|5987
